Issuu on Google+

ÇIKARTAN Kosmopolis Rotterdam www.kosmopolisrotterdam.nl

.nl.de.tr/ turkishconnections

haziran 2010 sayı 2

bİr ülkede İkamet edİp, Çalışmak, başka ülkelerde İse akrabaları zİyaret etmek, tatİl yapmak ve eĞlenmek.

nurdan Erbuğ Erdem tali Boğa spermi branşında Hemen yurtdışında

mustafa tazeoğlu Made in Marxloh

.nl.de.tr/turkishconnections

Nurdan Erbuğ boğa spermi ticareti yapıyor, kendisi Türkiye’nin ikinci büyük ithalatçısı. Kısa zamandan beri inek ve koyun klonlamak için Amerika ve Hollanda’dan embriyo ve hormon ithal ediyor. İşinden dolayı Nurdan kendini Hollanda’da yurdundaymış gibi hissetmiş ve şu anda o kadar çok arkadaşı varmış ki tüm ülkeyi bir kuruş harcamadan dolaşabildiğini gururla anlatıyor.

Mustafa Tazeoğlu Duisburg’da doğup, Fransa ile İspanya’da öğrenim görmüş. Kendini yaratıcı ve sosyal projelerde bir girişimci olarak görüyor. ‘Mediabunker’ adlı mekanda Mustafa bir grup genç ile Made in Marxloh projesini tasarlamış. Bu proje Almanya Duisburg’da bulunan geri kalmış Marxloh mahallesini tekrar düzeltmeye yönelik birkaç plan içeriyor.

otto snoek fotoğrafları

➔ sayı 11

Avrupa’dan gelen Your World öğrenci değişim programına katılan öğrencilere ev sahipliği yapmış. Erdem Tali Erasmus üniversitesinde kamu yönetimi bölümünü okuyor. Hollanda ve Avrupa’nın diğer yerlerindeki toplumsal ve siyasi tartışmalara ilgi duyuyor. Zamanı olduğunda Belçika ve Almanya’ya konser ve etkinliklere gidiyor.

➔ sayı 12

➔ sayı 30

11 haziran – 20 haziran .nl.de.tr/turkishconnections Türk çevrelerini bir ek değer olarak gören 13 kişiyi tanıtıyor. Sadece iş yaparken, tiyatro veya müzik yaparken ya da yönetirken değil, hobilerinde ya da temas kurarken de.


portre

S2

.nl.de.tr/ turkishconnections

İstanbul hepinizi ağırlıyor Binlerce yıllık tarihi ile İstanbul, birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve  topraklarında barındırdığı bu zengin kültür birikimini bugüne dek korumuş bir kenttir. İstanbul; kültürel zenginliği, sanatsal, ekonomik ve stratejik önemiyle her zaman dikkatle izlenen dev bir metropoldür.   İstanbul da ki bu birikimlerin birçoğunu sınırları içinde itina ile koruyarak, kendi kültür yansımalarının yanı sıra, dünya kültürlerini de bir araya getirerek önemli bir koordinasyon unsuru oluşturan yer ise İstanbul un çekim merkezi Beyoğludur. 1857 de İlk modern belediyenin Beyoğlu’nda kurulması, bölgenin tarihsel gelişimi, demografik yapısı ve batılılaşma sürecinin de başlangıcıdır.

Rotterdam teşekkür ediyor Her geçen gün daha çok insan için ülke, kültür, toplum, şehir ve ev artık bir arada bulunmamaktadır. Bu durum İstanbul ve Rotterdam’ın bir çok sakinleri için de geçerlidir. Büyük şehirsel gelişmedeki bu duruma süperçeşitlilik de denmektedir ve eski ile yeni arasında, yerel ile küresel arasında ve Rotterdam ile İstanbul arasında geçmişte, bugünde ve

Osmanlı’nın başkenti İstanbul’un en kozmopolit semti olan Beyoğlu, tarihi boyunca siyasi, ekonomik ve kültürel dönüşümün odaklarından biri olmuştur. Tarihin değişkenlikleri arasında, bölgeye verilen imtiyazlar ile bölgeye yerleşen farklı kültür, din ve milliyete mensup insanlar Beyoğlu’nun gelişim sürecini belirleyen en önemli bileşenlerdendir. Bu yerleşik nüfus ile de önemli bir kültür mozaiği oluştmuştur. Beyoğlu Belediyesi olarak, yüklendiğimiz bu birikimleri paylaşmak, yeni değerler katmak,, tüm dünya ya el uzatarak tanımadıklarımızı tanımak ve onlara kültürel değerlerimizi aktarırken, Türkiye adına da Türk kültürünü, Türk sanatını, Türk sanatçılarını sınırlar ötesine taşıyarak önemli bir misyonu da yerine getirmektedir.

gelecekte var olan ve var olacak olan bağların birbirleri ile bağlantılarının bir ifadesidir. Türkiye ve Hollanda arasındaki ilişkilerin uzun bir geçmişi vardır. Tam dört yüzyıl boyunca bu kültürler birbirleri ile buluşmaktadırlar. Ticaret ile başlayan ilişkimiz geçen yüzyılın 70li ve 80li yıllarında Türk erkeklerinin Hollanda’ya yapmış oldukları iş gücü göçü ile iyice hızlanmıştır.

Bugün burada sizleri ağırlamak ve 2010 a girerken dostluklarımızı pekiştirerek ortak projeler gerçekleştirme arzusundayız. 2009 temmuz ayında başlattığımız ‘’kültürler arası sanat dialogları’’ projemiz ile bugüne kadar birçok ülke ve sanatçılarını Beyoğlun da misafir ettik. Sizleri, kültürlerinizi, farklı sanat disiplinleri ile Türk toplumuna tanıtmaktayız. 11/20 Haziran 2010 tarihleri arasında ‘’Kültürlerarası sanat dialogları günleri’’ ile de aynı anda birçok ülkeyi, sanatçıyı ve kültürü yine Beyoğlunda misafir etmekteyiz. Beyoğlu Belediyesi olarak hep birlikte çıkacağımız bu yolda, ‘’Kültürlerarası Sanat Dialogları’’ projeleri ile Uluslararası platformlara önemli köprüler kurulacaktır. Saygılarımla, Ahmet Misbah Demircan

lan yeni alanlardır. Bu gelişmeler için İstanbul bizim için bir ilham kaynağıdır ve mevcut olan kültürel diyalogda özel bir ortağımızdır. Rotterdam ise böyle bir ortaklığa sahip olduğu için kendini çok şanslı saymaktadır. Ahmed Aboutaleb Rotterdam Belediye Başkanı

Bu günlerde ise her iki ülkenin sanatçı ve sanat kurumları arasında gün geçtikte daha fazla bağ kurulmaktadır. Moda, tiyatro, müzik ve yeni medya ise giderek daha çok değiş tokuş yapı-

Nurdan güzel sanatlar akademisine gitmek istedi. Babasının ısrarı üzerine ise Boğaziçi üniversitesinde elektrik mühendisliği okudu. Bu onun yurtdışına açılmasını sağladı.

Hollanda’ya yeni geldiğinde iş arkadaşlarının iş yerine bisikletle gelmeleri onu şaşırtmış. Şimdi ise kendisi de öyle yapıyor.

Nurdan Erbuğ

Atilla Hancı

Seyahat ve göç ailenin özünde varmış. Aysun iş icabı Almanya’daki ikamet yerinden sık sık Türkiye’ye seyahat ediyor. Son seyahat hedefi, oğlu on sekiz yaşında olduğunda, ailesinin kökeninin bulunduğu yer olan küçük bir Rus cumhuriyeti olan Tuva’ya dönmek. Aysun Yontar

Altı yaşındaki kızı küçük bir Türk çocuğu gibi büyütülüyormuş. Yinede biraz Hollandaca anlıyormuş. Ayrıca her yıl ‘Sinterklaas’ (Noel baba) evlerine uğruyormuş. Tülin Arsal

Erdem ailesinden Kürtçe ve Türkçe öğrenmiş. Hollandacanın yanı sıra İngilizce, biraz Almanca ve Fransızcayı da sonradan öğrenmiş. İspanyolca kursunu düşünüyor, belki bu da faydalıdır. Ayrıca Çince de olabilir. Erdem Tali

“İstanbul harika bir yer. Hollanda’daki kız arkadaşlarımın daha kısıtlı bir yaşamları var. Çalışıp, eve gidiyorlar. Burada çok güzel mekanlar var. Ve gece hayatı bir harika!” Semiha Ünal

,,Çok kültürlü bir süpermarketi işletirken çok iyi dikkat etmek gerekiyor.” Özgür Topuz


turkishconnections

portre

.nl.de.tr/

.nl.de.tr/turkishconnections Otto Snoek fotoğrafları. .nl.de.tr/turkishconnections dizisinde Hollanda, Almanya ve Türkiye’de öğrenci, yönetici, işadamı ve sanatçıları tanıtıyor. Hepsinin paylaştığı bir göç geçmişi ile transkültürel ve uluslararası bir çevresi var. Portresi sunulan kişiler kendilerini hem anavatanlarındaki insanlar hem de yerleşim ülkesindeki insanlara karşı yakın hissediyorlar. Ama bunun yanı sıra yine başka kültür ve ülkelerden gelen kişilerle de bin bir türlü ilişkileri var. İnternet, cep telefonları ve skype sayesinde de bütün bu temasları gerçekten sürdürebiliyorlar. Sadakat ve tabiiyet soruları en fazla Türkiye – Hollanda ya da Hollanda – Almanya futbol maçlarında ortaya çıkıyor. .nl.de.tr/turkishconnections Türk çevrelerini bir ek değer olarak gören 13 kişiyi tanıtıyor. Sadece iş yaparken, tiyatro yaparken ya da yönetirken değil, hobilerinde ya da temas kurarken de. Anlattıkları hikayeler metropole özgü ve sınır aşıcı olup, günümüzdeki gerçeklerin doğal bir parçası. Otto Snoek hikayeleri bu şekilde tanıtıyor: olağan, tanıdık ve esprili.

Kolofon Fotoğraflar: Otto Snoek Metinler: Steven Adolf ve Jessica Lutz Grafik tasarım: Studio Beige

Fotoğraflarla bir çağ portresini tanımak sanattır. Otto Snoek’ın fotoğrafçı olarak özelliği büyük şehirlerdeki hızlı değişen gerçekler için hassas duyarlılığıdır. “Sosyal eleştiri ile anlayış arasındaki sınırı araştırıyorum” diyor kendisi. “Büyük şehirdeki modern yaşam şeklinin vaatleri ile hayal kırıklıkları arasındaki sınırı.”Snoek Hollanda, Avrupa ve dışında da fotoğraf çekiyor. Keskin bir ışıkta ve kendi damgası belirgin olarak tanınacak şekilde şehirdeki gerçekleri kayıt ediyor: günlük yaşamdaki olağandışı şeyleri bulmayı başarıyor. Kosmopolis Rotterdam’ın talebi üzerine .nl.de.tr/turkishconnections dizisinde günümüzdeki transkültürel gelişmeleri görüntülüyor. Bu baskı itina ile derlenmiştir. I˙çeriğe dayanarak herhangi bir hak talep edilemez. Bu eserin hiç bir bölümü önceden Kosmopolis Rotterdam’ dan yazılı izin alınmaksızın baskı, fotokopi, mikrofilm veya başka yollarla çoğaltılamaz ve/veya yayınlanamaz. Değişiklik yapma hakkı saklıdır

www.kosmopolisrotterdam.nl | tel: 0031 10 417 74 22

Otto Snoek, Kosmopolis Rotterdam’ın talebi üzerine ikili kültür arasındaki gelişmeleri nl.de. tr/turkishconnections dizisi ile su yüzüne çıkartıyor.

Demir, Nurdan Erbuğ, Atilla Hancı, Ergül Kaygun, Nabiye Müjde, Mehmet Salpar, Erdem Tali, Mustafa Tazeoğlu, Özgür Topuz, Semiha Ünal, Aysun Yontar.

Aynı isimle gerçekleştirilen sergi için aşağıdaki kişilere özel teşekkürlerimizi sunuyoruz: Tülin Arsal, Ahmet Aslan, Mesut

Ayrıca aşağıdaki kişilere de teşekkür ederiz: Mustafa Avkıran (Garajistanbul), Tayfun Demir (Duisburg

Belediyesi), Martin Greve (CodArts), Beste Gürsü (Beyoğlu Belediyesi’nin sanat danışmanı), Ahmet Misbah Demircan (Beyoğlu Belediye Başkanı), Olaf Reifegerste (Duisburg Belediyesi), Vecdi Sayar (İstanbul 2010), Roeleke Seinstra (İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu), Dineke Stam (Cultuur & Co),

Daniël Stork (İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu), Walter Ziegler (immeo=wohnen Duisburg), Beyoğlu Belediyesi, Rotterdam Sanat ve Kültür hizmeti. © Kosmopolis Rotterdam 2010

S3


portre

S6

Tülin Arsal kendini tanıtıyor: “Ben tasavvufla ilgileniyorum, mistik bir tarikatın müridiyim. Şimdiden söyleyeyim.” Dresuarın üzerinde açık bir Kuran duruyor. “Kuran’a sık sık bakmak iyiymiş” diye açıklıyor. Açık bir mutfak dolabında bir paket ‘hagelslag’ (çikolata tanecikleri) duruyor. Eşi ve çocuğu ile birlikte yaşadığı İstanbul’da Haliç Balat mahallesindeki konutunun kapısının önünde ise motoru duruyor. Kendisini dünya vatandaşı olarak tanımlıyor. “Az önce ‘De Wereld Draait Door’ (Dünya Dönmeye Devam Ediyor) adlı Hollanda televizyon programını izliyordum, ama kendimi artık pek Hollandalı gibi hissetmiyorum. Tam Türk gibi de hissetmiyorum” diye ekliyor. Türk bir babası ve Hollandalı bir annesi olan Rotterdam doğumlu Tülin daima eğlenmeyi seven genç bir kızmış. Hala dans etmeyi seviyormuş. Aile Roosendaal’da kalırken, kar-

.nl.de.tr/ turkishconnections

naval kutlamayı öğrenmiş. Amsterdam’da Roxy adlı diskotek en sevdiği mekanmış. O zamanlar hostes olarak Martinair şirketinde çalışıp, tüm dünyayı gezmiş. “Güzel bir dönemdi, ama hayatım o kadar düzensizdi ki, bunu sürdürmek imkansızdı.” 1986 yılında Ege kıyısında Kuşadası’nda au ¸ pair olarak çalışmış. Bu temelli göç etmek için gelecekteki adımının tohumu olmuş. “Martinair şirketinden ayrılırken kendi kendime Amsterdam’da kalmak ya da Hollanda’dan göç etmek arasında seçim yapmak istedim.” 26 yaşındaymış ve Türkiye’yi seçmiş. İlk yıl seyahat rehberliği yapmış. Sonra İstanbul’da beş yıldızlı bir otelde personel yöneticisi olmuş. Bu işte yaklaşık on altı yıl çalışmış. Bir yıl önce otel personeli için bir iş ve işçi bulma bürosu ve tamir ustaları arama hizmeti açmış. 2003 yılında evlenmiş, iki yıl sonra da kızı doğmuş. Eşi aracılığıyla tasavvufla tanışmış. Tamamen yeni bir başlangıç gibi his-

,,Modern kişilerin de ibadet etmesi mümkün.”

Tülin Arsal Tasavvuf, motor ve "hagelslag" sediyorum, diyor Tülin. İslam ve modernlik ona göre birbirine zıt değilmiş. Buzdolabının üzeri sevdiklerinin fotoğraflarıyla dolu. “Tapmak yasak, ama Kuran’ın hiçbir yerinde fotoğrafın yasak olduğu yazmıyor” diyor. Üstelik “Fotoğrafımın ibadet ederken çekilmesini isterim. Bunu sadece şapkalı erkeklerin değil, modern kişilerin de yapabildiğini göstermek istiyorum” diyor. İbadet etmek için kıyafetlerinin üzerine siyah bir entari giyiyor. İnancının sevgi hakkında olduğunu söylüyor. “Özellikle Avrupa ve Amerika’da İslam yanlış bir şekilde açıklanıyor.” Ona göre siyasetçiler Müslümanları ürkütücü gösteriyormuş. Wilders’e sinirleniyormuş. “Onun gibi insanlardan dolayı Hollanda’da yabancı olmak sorun oldu” diyor. Mutlu olduğunu söylüyor. Eşiyle olan ilişkisi hayatını değiştirmiş. “Futbolu çok seviyo-

rum. Hollanda’dayken tam bir Feijenoord fanatiğiydim. Burada da Galatasaray için yıllık abonmanım vardı. Ama eşim futbolu hiç sevmediği için artık gitmiyorum. Bunu aştım artık.” Altı yaşındaki kızı küçük bir Türk çocuğu gibi büyütülüyormuş. Yinede biraz Hollandaca anlıyormuş. Ayrıca her yıl ‘Sinterklaas’ (Noel baba) evlerine uğruyormuş.

“Futbolu çok seviyorum. Hollanda’dayken tam bir Feijenoord fanatiğiydim.”


turkishconnections

portre

.nl.de.tr/

S7

Özgür topuz Dünya çapında alışveriş

Camlı çalışma odasından Özgür Topuz süpermarketini iyi görebiliyor. Güney Rotterdam’da Groene Hilledijk’te bulunan marketinin adı Dünya. Topuz bu adın Hollandacada ne anlama geldiğini açıklıyor. “Bunun hoş bir isim olduğunu düşündüm. Dünya gelecek demek.” “Dünyanın tüm ürünleri bir çatı altında. Bu çevredeki insanlar bu şekilde alışveriş yapmak istiyor” diyor Özgür. Eskiden insanların ilk önce Türk manavına, devamında helal et satan kasaba, sonra ise Türk ekmeği için fırına ve bunun yanı sıra geri kalan ürünler için süpermarkete gitmeleri gerekiyormuş. Bu ürünlerin hepsi marketinde bulunuyormuş.

Herkes buraya gelebilir. Müşteriler Hollanda ürünlerinin yanı sıra kendi ülkesinin ürünleri için de gelebilir. Türk müşterileri burada Ülker bisküvileri, Yayla yoğurdu, Rize çayı ve Koç sucukları alıyor. Yugoslavlar et ezmesi ve Vegata baharatı için geliyor. Polonyalılar ve Bulgarlar ise Lech birası veya Lutenitza domates püresi alıyor. “Çok kültürlü bir süpermarketi işletirken çok iyi dikkat etmek gerekiyor” diyor Özgür. Müşterilerinin yaklaşık yüzde yetmişinin kökeni farklı. Özgür çevreye kimlerin geldiğine dikkat edip, söz konusu kişilerin ithalatçılarıyla temasa geçiyor ve en çok satılan ürünleri süpermarketine getiriyor. Kendisi şu an otuz beş yaşında, Güney Rotterdam’da doğup, büyümüş. Altı yıl önce Bas van der Heijden adlı süpermarketin market menajeri olarak kendi işyerini kurmak için bir fırsat elde etmiş. Şu anda ise ikinci bir Dünya Binnenweg’te kapılarını açıyor. Baba Topuz 1966 yılında Yozgat’a yakın bir köyden Hollanda’ya Pernis’te bulunan Shell şirketinde çalışmaya gelmiş. Özgür okula giderken, sınıftaki tek yabancıymış. Devamında göç-

menler gelmeye başlamış. Özgür geçtiğimiz yıllarda mahallede çok şeyin olumlu yönde değiştiğini, fakat sosyal ortamın azaldığını düşünüyor. “Polis memurları katılaştı. Devlet daha az anlayışlı davranıyor. Türkiye’de daha sosyal bir ortam var.” Bazen göç etmeyi hayal ediyormuş. Türkiye’de bir şirket kurmak aklına yatıyormuş.

muşlar. “En büyük oğluma kendini ne hissediyorsun diye sorarsanız, Türküm der. Her yıl Türkiye’ye tatile gidiyorlar ve Türkiye’yi çok seviyorlar. Ancak çocukların geleceği tabii ki yine de burada.”

Sadece marketinde değil, her açıdan çokkültürlü bir ortama olumlu bakıyor. “Hoş oluyor” diyor Özgür. Çeşitli müzik gösterilerini dinlemek için Dünya festivaline zevkle gidiyormuş. Ancak Hollanda’da oluşan olumsuz havadan endişe duyuyormuş. Fakat sokakta bu durumu fark etmiyormuş. “Müşterim olan Rotterdam’lı ninecikler sabahın erken saatlerinde markete geldiklerinde ‘hey şef’ diye çağırıyorlar. Beni seviyorlar. ” Özgür birden çok kültürde yaşadığını anlatıyor. Türkiye’de ailesinin köyünde olduğunda, kendini Türk olarak hissediyormuş. Ancak Türkiye’de Hollandalı bir aileyle karşılaşıp, Hollandaca konuştuğunda, Hollandalı aile onu Hollandalı zannetmiş. Türk dış görünümünü gördüklerinde ise “nesin?” diye sor-

Türk müşterileri burada Ülker bisküvileri, Yayla yoğurdu, Rize çayı ve Koç sucukları alıyor. Yugoslavlar et ezmesi ve Vegata baharatı için geliyor. Polonyalılar ve Bulgarlar ise Lech birası veya Lutenitza domates püresi alıyor.


portre

S8

.nl.de.tr/ turkishconnections

Aysun Yontar Seyahat etmek kanında var “Ich habe nicht verstehen. Können Sie dass noch einmal sagen?” Anlamadım. Bir daha tekrarlayabilir misiniz? Wiesbaden şehrinin devlet tiyatrosunun prova salonunda oyuncu Aysun Yontar Türk bir anne rolünü oynuyor. Konsantrasyonlu şekilde Almanya’da bir Türk anne ve Türkiye’de bir Alman anne hakkındaki ‘Türkiye-Almanya 0-0’ adlı tiyatro oyunun metnini okuyor. Birkaç ay sonra oyun, iki dilli olarak hem Almanya hem de Türkiye’de sahnelenecek. Aysun 16 yıldır Köln’de oturuyor. Kabareden modern tiyatro oyununa kadar değişik prodüksiyonlarda oynadı. 1996 yılında işsizlik, bağımlılık veya suç işleme sorunlarıyla

alakaları olan çocuklar ve yetişkinler için terapi amaçlı tiyatro projelerine başladı. “Daha iyi gözlemlemeyi ve dolayısıyla da insanları daha iyi anlamayı öğrendim’’, diyor. Sonra bir oğlu oldu ve tiyatroyu bırakarak kendini oğlunu yetiştirmeye verdi. ‘TürkiyeAlmanya 0-0’ ile ilk defa yine sahnede yer alıyor. Son zamanlar Aysun ‘İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’ etkinliğinin hazırlığı için Almanya’daki ikamet yerinden sık sık Türkiye’ye seyahat ediyor. Seyahat ve göç ailenin özünde var. Anneannesi ve dedesi ikinci dünya savaşından sonra Bulgaristan’daki komünist rejimden kaçıp göç etmiş. Aile Türkiye’nin kuzeydoğusuna yerleşmiş; Aysun ise İstanbul’da büyümüş. ,,Ama ailem gibi ben de bir gün buradan başka bir yere

gitmem gerektiğini hissettim.’’ İlk büyük seyahati Almanya’ya olmuş. Sonra gezgin turist olarak Türk sahillerinde motosikletli bir Alman’a rastlamış. İstanbul’da birlikte yaşamaya başlamışlar ve sonra Wuppertal şehrine gitmişler. Aysun tiyatro hayatına başlamış ve tüm Avrupa’da sahneye çıkmaya başlamış. Aysun bir şeyden çok emin: son seyahat hedefi ailesinin kökeninin bulunduğu yer olan küçük bir Rus cumhuriyeti olan Tuva’ya dönmek. Eskiden büyük annesi Tuva hakkında aile hikayeleri anlattığında Aysun onun dizinin dibinde dinliyormuş. O günden beri Tuva gönlünden hiç çıkmamış. Bundan dolayı Aysun özünde bir dizi kültür taşıyor. Türk tarafından, kendisinin söylediğine göre duygusallığı, bedenselliği, yani insanlara dokunma eğilimini almış. Ve belki de idareli para harcama konusunda zorlanmasını da. Ve peki Alman etkisi?

Aysun’un fazla düşünmesine gerek yok. “Almanya sayesinde düzenli bir kişi oldum ve işime gitmek için zamanında kalkıyorum’’ diyerek gülüyor. Ancak Almanya’nın onun daha yalnız kalmasına neden olduğunu düşünüyor. Aysun arkadaşlarını özlüyor. Beş yaşındaki oğlu Alman olacak, o konuda tereddüdü yok.”Ancak ona, burada öğrenemeyeceği, anneannem ve dedemden çok şeyler öğreteceğim’’, diyor Aysun. Seyahat etmenin, oğlunun da kanında olduğunu düşünüyor. Bu yaz yedi hafta İstanbul’da ailesinin yanında kalmış ve onu tekrar eve götürmekte çok zorlanmış. İleride on sekiz yaşında olduğunda kendi seçebilir: ya annesiyle Sibirya’ya ya da dünyada kendi istediği bir yere. “Çünkü o benim gibi. Bir gün o da gitmek isteyecek.’’

Aysun bir Bulgar göçmen ailenin kızı olarak İstanbul’da büyümüş ...Almanya’da bir Türk anne ve Türkiye’de bir Alman anne... ve uzun yıllardır Almanya’da oturuyor.


turkishconnections

portre

.nl.de.tr/

S9

mehmet salpar Ben hemen uyum sağlardım

Mehmet Salpar tablolarına Hollanda değirmenleri konu alıyor. Orada hiç yaşamadığı halde düşünceleri her gün sınırları aşıp, Hollanda’nın dümdüz arazilerine uzanıyormuş. ,,Hollanda ile yatıp, Hollanda ile kalkıyor’’, diyor eşi Melek. ,,Çok seviyor.’’ Madurodam güzel, Amsterdam sokaklarındaki müzikten hoşlanıyor. Ancak en güzeli belki de Keukenhof, diyor Mehmet, bir ustanın gözüyle. Renkleri ve tasarımı. ,,İlkbaharda bir cennet. Her şey çok temiz ve düzenli.’’ Hollanda sevgisi 1980 yılında ilk defa tatile gittiğinde başlamış. Seksenli yıllarda defalarca geri gelmiş. İstanbul’da tüm gece dans ettiği Michael Jackson’un konserini anlatırken gözlerinin içi parlıyor. Ertesi sabah yeni eşiyle uzun bir Avrupa seyahati yapmak için yola çıkmış. Bu seyahat onları tekrar Hollanda’ya taşımış. Bu 1987 yılındaymış. Sonra seyahatler bitmiş, çünkü ,,evli olduğun zaman, özgürlük bitiyor’’ diyor kendisi. İstanbul’daki eczanelerinden dolayı bir türlü seyahat edememişler.

Hollanda uzakta olan bir rüya kalmış. Resim yapmak hayatında önemli bir yer alıyormuş. Resim sergileri onun dünya, başka insanlar ve kültürlerle temas kurmasına vesile oluyormuş. ,,Birkaç yıl önce bir Amerikalı, Beyoğlu’ndaki sergimde bir tablo satın aldı. Bu şimdi Florida’da asılı. Böyle bir şey beni duygulandırıyor. Her tanıştığım insan beni biraz daha mutlu ediyor.’’ Amatör resim çalışmalarında Hollanda önemli bir yer alıyormuş. Yıllar boyunca Hollanda değirmenlerinin çok tablosunu yaptı. Tutkusu 1990 yılında Hollanda Başkonsolosunun ilk sergisinin açılışına gelmesini sağlamış. O günden itibaren İstanbul’da Hollanda Başkonsolosluğunun davetiye listesinde bulunup, daima kraliçenin doğum günü kutlamalarına katılıyormuş. 2005 yılında, kent yenilenmesi dolayısıyla eczaneyi kapatmak zorunda kalıp Mehmet’in zorunlu olarak emekliye ayrılması sonucunda, yıllar sonra ilk defa tekrar Amsterdam’a uçmuş. Sırayla değirmen tablolarını gösterirken ,,Hollanda’da bir sergi açmayı hayal ediyorum. Ressamlar derne-

,,Hollanda’da bir sergi açmayı hayal ediyorum.”

ğindeki arkadaşlarım hep bana gülüyorlar. Üye olduğum yıl, derneğin Amsterdam’da ortak bir sergisi açılmış. Ben geç kalmıştım’’ diyor. 

kolay olurdu. Ayrıca Hollanda’ya hemen uyum sağlardım. Hem de kendi kuşağımdaki Türklerden daha iyi. Onlar kendilerini evlerine kapatıyorlar.’’

Heerlen şehrindeki yakın arkadaşı olan bir Türk ile evli ressam Jef Clement, sergi konusunda yardımcı olacakmış, ancak erken yaşta vefat etmiş. Jef aracılığıyla Hollanda’da çok arkadaş edinmiş. ,,Halen Hollanda’da Jeff’in anısına bir sergi açmak istiyorum. Burada 29 sergim oldu. Sadece kendi gayretlerim sayesinde. Bununla gurur duyuyorum. Hollanda’da promosyon yapan kuruluşlar var. Orada yaşasaydım daha

İstanbul’da Hollanda Başkonsolosluğunun davetiye listesinde bulunuyor.


portre

S10

Hollanda’da en hoşuna giden şey bisikletmiş. Fırsatları olduğunda Atilla Hancı ve eşi Kop van Zuid beldesindeki evlerinden çıkarak günlük gezi için bisiklet sürüyorlar. Den Haag veya Delft şehrine doğru. “Harika bir şey, istediğin yere gidebiliyorsun. İnekler veya değirmenler görebiliyorsun. Tüm o güzel bisiklet yolları” diyor Atilla. Atilla’nın proje koordinatörü olarak çalıştığı uluslararası aktarma şirketi Maersk’in Maas nehrinin yanındaki şirket binasının yüksekliğinden manzarayı seyrediyoruz. Atilla bir expat, yani geçici olarak dış ülkede görevlendirilen bir eleman: uluslararası iş pazarında fırsatını yakalamak için ülkesini terk etmiş, iyi bir eğitimi olan bir Türk genci. Üniversite öğrenimi ve besin işleme endüstrisindeki çalışmışlığından sonra deniz nakliyesi piyasasına girmiş. Önce iki yıl Maerks için Hamburg’ta çalışmış olup, şimdi de Rotterdam’da bulunuyor. Atilla Çanakkaleli, yani İstanbul’un yaklaşık 300 kilometre güneybatısında, Marmara ve Ege

.nl.de.tr/ turkishconnections

denizi kıyısında bir şehir. Neredeyse hiç hemşerisini tanımayıp, uluslararası eğilimli bir yaşam biçimi var. Arkadaş çevresi daha çok Hollandalı iş arkadaşlarından oluşuyor. Konuşulan dil iş yerinde de konuşulan dil olan İngilizce. Hollandacayı anlıyor, ancak Hollandacayı sınırlı derecede konuşuyor ve bunu daha iyi öğrenmek istiyor. Atilla Hollanda’nın yaşamak için hoş bir ülke olduğunu söylüyor. İnsanlar iyi ve yardımsever. Kendisi ise genç ve eğitimli: yani avantaj karşılıklı. Hollanda, yabancı sahip oldukları bilgilerle kökenli gençlerin de olumlu bir katkı sağlayabileceklerini ka-

bullenmesi gerekiyor. Ancak Hollanda’ya gelişi sorunsuz geçmemiş. Hollanda Göç ve Vatandaşlık Dairesi çalışma izninin verilmesinde bir hata yapmış. Bu da doğru belgelerin verilmesinin gecikmesine neden olmuş. Bu hoş bir duygu değildi diye belirtiyor Atilla. Bilhassa iş yerinde. ,,Böyle bir uluslararası çaplı bir şirkette yüzde yüz katılım sağlamak istiyor insan”. Hollanda’ya geldiğinde bunu bilhassa yeni bir fırsat olarak görmüş. Uluslararası bir şirkette çalışıyor olman durumunda, başka bir yabancı ülkeye tayin olman imkanlar dahilindedir. Ancak ona kalsa, evlendiğinden beri artık başka bir ülkeye tayin edilmeyi tercih etmiyor. “Ben burada mutluyum. Yalnız hava şartları biraz düşündürüyor” diye gülüyor Atilla.

bir ortak noktaları olmaları gerekiyor. Buna İngilizce Common ground diyorlar. “Bu benim için karşılıklı saygı ve belirli kuralların paylaşımı anlamına geliyor. Yani bir ülkeyi anlaman gerekiyor. Ve senin kendi yaşam tarzınla uyumlu olması gerekir. Türkiye’yle fazla büyük bir fark olsaydı, burada da kendimi huzurlu hissetmezdim.’’ Bisiklet kullanmak bunun uzantısında gelen bir olay onun için. Hollanda’ya yeni geldiğinde iş arkadaşlarının iş yerine bisikletle gelmeleri onu şaşırtmış. Şimdi ise kendisi de öyle yapıyor.

İnsanların ve kültürlerin gittikçe daha fazla sınır aştığı bir dünyada bir topluma uyum sağlamak ona göre mantıklı. Bilhassa Hollanda’da kalacak olursa. Bu onun için Hollanda’da yaşayan tüm yabancıların birden Hollandalı olması gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak çevrelerindeki insanlarla

,,Böyle bir uluslararası çaplı bir şirkette yüzde yüz katılım sağla- Türkiye’yle fazla büyük bir fark olsaydı, burada da kendimi huzurlu hissetmezdim.’’ mak istiyor insan”.


turkishconnections

portre

.nl.de.tr/

S11

nurdan erbuğ Boğa spermi branşında uluslararası iş kadını

Nurdan Erbuğ yüzünde bir tebessümle ,,sperm ˘ satıyorum.’’ diyor. Nurdan boğa spermi branşında Türkiye’nin ikinci büyük ithalatçısı. Ayrıca kısa zamandan beri inek ve koyun klonlamak için embriyo ve hormon da ithal ediyor. Ürünlerinin çoğunu Hollanda’da ve Amerika’da bulunan şirketlerden alıyor. Devamında ürünlerini alacak olan üniversite ve çiftlikleri dolaşıyor. Amerika’ya uçtuğunda KLM şirketini tercih ediyor. Nedeni ise bu şirketin Schiphol havalimanına ara iniş yapması. “Çünkü dünyanın en iyi kahvesi Hollanda’da yapılıyor” diye belirtiyor Nurdan. Akdeniz kıyılarında yetiştiği kasaba ona kısa zamanda dar geldi. Güzel sanatlar akademisine gitmek istedi. Babasının ısrarı üzerine ise Boğaziçi üniversitesinde elektrik mühendisliği okudu. Bu onun yurtdışına açılmasını sağladı. ,,Kaderim Hollanda’ya bağlı” diyor Nurdan. İlk önce Hollanda’dan inek ihracat eden bir süt şirketinde çalıştı. İngilizce bildiğinden,

Nurdan kısa bir zaman içerisinde irtibatı sağlayan kişi oldu. Böylece DAF otobüs ve kamyonlarının ithalatına başladı. Ancak daha önce işbirliği yaptığı Hollanda hayvancılık firması, onların temsilciliğini yapmak isteyip istemediğini sordu. “Tam o sıra deli dana hastalığı çıktı” diye anımsıyor Nurdan. “Nurdan o halde neden sperm işine girmiyorsun?” demişler. İlk sperm serin şekilde muhafaza edilmesi için içi nitrojen dolu büyük bir fıçıda gelmiş. Bununla birlikte veterinerlik kurumuna gitmek için tüm şehri dolaşmak zorunda kalmış. Fıçı sallandıkça içinden duman çıkmış. Nurdan gülerek “Bir polis memuru beni durdurdu ve arka koltukta bir bomba olduğunu sandı. Bunun sperm olduğunu söylediğimde, ağzı açık kalıp benim gitmeme müsaade etti” diyor. Türk rakipleri kadın olarak bu işi bir yıldan daha fazla yapamayacağını düşünmüş. Ancak o işe sarıldı ve bir daha bırakmadı. Hollandalı iş arkadaşları ona ‘bulldog’ diyor. “Bu bir iltifat galiba” diyor Nurdan. En sadık çalışanının kendisini dolandırdığını ve bir distribütörün gönderilen değerli spermleri

çaldığını keşfetmesinden sonra uluslararası temasları onu batmaktan kurtardı. Başlangıçta sustu ve Hollandalı ortaklarına mahcup olmamak için bunu anlatmadı. “Onların bu Türkler güvenilir değil diye düşünmelerini istemiyordum”. İflası önlemek için borca girdi. Ancak 2000 yılında ciddi bir hastalık geçirip çalışamaz olduğunda, her şeyi anlatmak zorunda kaldı. Hollandalılar niye daha önce haber vermedi diye kızmışlar. “Haklıydılar”, diyor Nurdan şimdi. Artık şirketi yine tıkır tıkır işliyor. Deneyimlerinden ders çıkardı. Artık daha objektif oluyor, hata yapmaktan utanmıyor ve her şeyi kendi başına çözmeye çalışmıyor.

Ve çok daha açık sözlü oldu. “Yani biraz Hollandalılaştım” diyor Nurdan. Yıllar geçtikçe Hollanda’da kendini yurdundaymış gibi hissetmeye başladı. Artık üç Hollandalı çocuğun manevi annesi olduğunu ve tek kuruş harcamadan tüm ülkeyi gezebilecek kadar arkadaşlarının olduğunu anlatıyor gururla. “Ama tabii ki bunu yapmıyorum”, diye de ekliyor aceleyle.

Amerika’ya uçtuğunda KLM şirketini tercih ediyor.“Çünkü dünya- Hollandalı iş arkadaşları ona ‘bulldog’ diyor. nın en iyi kahvesi Hollanda’da yapılıyor” diye belirtiyor Nurdan.


portre

S12

Erdem Tali, toplumla ve politikayla ilgilenmek tam ona göre olduğunu söylüyor. Ve bu böyle olunca tabii ki 2009 Avrupa Gençlik Başkenti olarak Rotterdam’da Your World projesi kapsamında çalışmalara katılmak çok güzel. Kendisi Fusion adlı gençlik çalışma grubu ile birlikte yabancı davetliler için ev sahipliği yapıyor. ,,Lüksemburg, Belçika, Fransa, İtalya, İngiltere ve Almanya’dan altmış öğrenci ve genç’’, diyor. ,,Bilgilendirme akşamları ve tartışma programları organize ediyoruz. Ayrıca eğlence partileri de düzenliyoruz tabii. Biz şehrin çokkültürlü tarafını gösteriyoruz.’’ Erdem Erasmus üniversitesinde kamu yönetimi bölümünden mezun olacak. H- binasının altıncı katından güneşli bir sonbahar öğlesinin ışığında Van Brienenoordbrug adlı köprü, Rotterdam Zuid ve Feyenoord görünüyor.

.nl.de.tr/ turkishconnections

İkamet ettiği mahalle o tarafta. Feyenoord belediyesinin gençlik kurulunda yer alıyor ve Bloemhof sakinler birliğinde aktif bir rolü var. Tartışmak ve çevrede faaliyet göstermek Erdem için olağan bir şey. Uluslararası temaslar bunun uzantısında gelen bir şey. Geçen yıl Fransa’nın Lille şehri ile öğrenci değişim programına katılamamış. Ancak önümüzdeki yıl gerçekleşecek olan öğrenci değişim programı ajandaya şimdiden işlenmiş durumda. İtalya olmasını umuyor. Daha önce bir kere oraya gitmiş, yolculuk esnasında bir hafta sonunu orada geçirmiş. ,,Harika bir manzara, muhteşem şehirler. Orada daha uzun kalıp, gezmek istiyorum.’’ ,,Hollanda’dan hemen yurtdışına çıkabiliyorsun, güzel olan bu’’ diyor Erdem. Örneğin Belçika’da Mechelen şehrinde bir˘hafta sonu alışveriş yapmak. Köln ve Düsburg şehirlerinde müzik konserleri için Almanya’ya gitmek. Favorileri olan Kürt türkücüsü Aynur Doğan ve grup Munzur’un konserleri. Bonn ve Duisburg şehrinde Avrupa Dersim festivali. Avrupa’nın her tarafından Anadolu kültürüyle ilgilenen binlerce ziyaretçi bu etkinliğe geliyor. Alman seçimlerini yakından takip etmiş olup, Avrupa’nın Brüksel’de yaptıklarını izleyip, Hollanda’daki gelişmeleri o çerçeve içine yerleştirmeye çalışıyor. Tunceli ilinin bir köyü olan Nazimiye’de doğmuş. Babası ilk önce işçi olarak Almanya’ya gidip, daha sonra da Rotterdam’a yerleşmiş.

,,Hollanda’dan hemen yurtdışına çıkabiliyorsun, güzel olan bu’’  

Erdem Tali Hemen yurtdışında Toplam sekiz kardeşin en küçüğü olan Erdem ailesiyle birlikte daha sonra Hollanda’ya gelmiş. Erdem’in yanı sıra iki abisi ve bir ablası da üniversiteye gitmiş. Üniversitede asistan olarak ödenek alıp, iş bulması zor olan kişilerin hangi şekilde tekrar bir iş bulabileceklerini araştıran bir büroda çalışıyor. Erdem, gelecekte sınırların gittikçe kalkacağını düşünüyor. Diller önemli. Ailesinden Kürtçe ve Türkçe öğrenmiş. Hollandacanın yanı sıra İngilizce, biraz Almanca ve Fransızcayı da sonradan öğrenmiş. İspanyolca kursunu düşünüyor, belki bu da faydalıdır. Ayrıca Çince de olabilir. Arkadaş çevresindeki kişilerin kökenleri farklıymış. ,,Yaşadığın yere ait olmak gerekir.’’ Çeşitlilik Rotterdam’ın önemli bir özelliğiymiş. Köken pek önemli değilmiş. ,,Önemli olan kendi norm ve değerlerindir. Saygıyı

kendin kazanman. Ve aynen kendine davranılmasını istediğin gibi başkasına da davranman. Kürt olarak kendi dilimi konuşabilmem. Hollandalı olarak da kendi fikrimi açıklamak için özgür olmam. Bir dünya vatandaşı için işte bunlar önemlidir.’’

Avrupa’nın Brüksel’de yaptıklarını izleyip, Hollanda’daki gelişmeleri o çerçeve içine yerleştirmeye çalışıyor.


turkishconnections

Mesut Demir Con amore seyahat etmek Crooswijkse weg’de yerleşik Doppio adlı İtalyan kafenin ön cephesindeki plastik dondurma külahı soğuk rüzgarda görselliğini yitirmiş şekilde asılı duruyor. Sezon bitmek üzere, kısa süre sonra Mesut Demir birkaç aylığına kapılarını kilitleyip, tatile çıkacak. İçeride büyük bir fotoğraf asılı: Roma, ellili yıllarda bir grup İtalyan erkeği Amerikalı bir kadının arkasından bakıyor. ,,Bunu ilk defa Avustralya’yı gezerken Sidney’de görmüştüm’’, diyor Mesut. Yedi ay boyunca günde on iki saat, haftanın yedi günü, kendine ait iki İtalyan dondurma salonunda çalışıyor. Ancak kış aylarında Mesut yeni ülkeleri keşfetmek için geziyor. Bu yıl Vietnam, Laos ve Kamboçya. Sonra

Japonya’ya doğru. Bilinmeyen ülkeler, yeni kültürler, yeni ilişkiler. ,,Küçük çocukken Trans-Sibirya Ekspresiyle seyahat etmeyi hayal ediyordum. Çoğu insan bunu gerçekleştiremiyor. Ben bu gibi rüyaları gerçekleştirebiliyorum. Bu bir ayrıcalıktır’’, diyor Mesut.

Ticari ekonomi eğitimiyle anne babası onun daha çok banka müdürü olmasını istiyormuş. Ancak öğrenciyken Beursplein meydanındaki espresso kahve barında yaptığı işinden memnun kalmış. Beş yıl önce Doppio kafesini devralmış ve şu anda Rotterdam Noord bölgesinde ikinci bir kafe işletiyor. Kendi dondurmasını yapıp, dondurma arabalarını kiraya veriyor. Sezonun sonunda seyahat başlayacakmış. Özgürlük duygusu, başka insanlar ve kültürleri görme isteği. Mesut Avustralya, Malezya, Küba, İsrail ve Filistin’e gitmiş. Arabayla İspanya, Portekiz ve Fas’a gitmiş. Fas’a gitmeye her zaman meraklıymış. Bu anne babasının üst komşusu Latifa teyzeden kaynaklanıyormuş. Onun yanında kaldığında her zaman kuskus yapıyormuş. Bu aynı sıcaklığı Kasablanka’nın güneyinde bulmuş. ,,Safi, Marakeş, Essaouira: o renkler ve kokular. Marakeş’teki portakallar ve maymunlar ile Djemma-el-Fna meydanındaki sokak tiyatrosu, muhteşem.’’ Bu bakış açısını genişletiyormuş. Seyahat ederken dondurma için yeni tatlar, kokular ve fikirler buluyormuş. Bu istek belki de babasından kaynaklanıyor. Babası kardeşleriyle Anadolu’nun küçük bir köyünden bilinmeyen Kuzey Avrupa’ya gitmiş. Bu da bir macera. Yirmi yaşına kadar Mesut her yaz anne babasıyla Anadolu’ya ve Antalya kıyılarına gidiyormuş. Ancak bu yetmemiş. İtalya ilk büyük seyahat aşkıymış.

portre

.nl.de.tr/

S13

Neredeyse gidip, oraya yerleşecekmiş. ,,O sıcaklık bana hiç yabancı gelmiyor’’, diyor. Şu an Asya ve Afrika’ya ilgi duyuyormuş. Gelecek yıl için Güney Afrika listedeymiş. Sonra Zimbabwe, Tanzanya ve Kenya. Belki de Çin. Ayrıca İzlanda ve İskandinavya. Kardeşiyle birlikte Kutup Işıklarını gidip görmek istiyormuş. ,,Aurora Borealis muazzam olmalı.’’ Temelli göç mü? İtalya’da çiftçi olmak veya Avustralya’da bir kahvehane açmak mı? Hayır; Hollanda onun çıkış noktası, Rotterdam ise evi. ,,9/11’den sonra Müslümanlara karşı bakış” ve toplumun katılaşmasına rağmen. Essaouira’da küçük bir ev olabilir. Kim bilir, orada bir dondurma salonu olabilir. ,,Süt, şeker ve su; dondurma yapmak için bu içerikler her yerde bulunur. Ve tabii ki con amore. Ancak bunu kendim beraberimde götürürüm.’’

Seyahat ederken dondurma için yeni tatlar, kokular ve fikirler Ticari ekonomi eğitimiyle anne babası onun daha çok banka müdürü olmasını istiyormuş. buluyormuş.


portre

S18

.nl.de.tr/ turkishconnections

nabiye müjde Türkiye’den Hollanda’ya ve tekrar geri dönüş

,,Ik ,,Haftada beş gün eve yardımcı geliyor, yemek yapıyor ve çocuklara bakıyor. Hollanda’ya hiç geri dönmek istemem,’’ diyor Nabiye Müjde. Hizmetçi bir fincan çay getiriyor ve kendi yapmış olduğu patates kurabiyelerini ikram ediyor. Yine de Nabiye Hollanda olmadan yapamıyormuş. Her yıl gerçekleştirdiği ziyaretten İstanbul’a geri döndüğünde, valizi kahvaltılık kek, üzümlü yuvarlak küçük ekmekler ve meyan kökü şekerlemeleri ile dolu oluyormuş. Daha da önemlisi, on altı yıl önce Hollanda Başkonsolosluğunda iş bulmasaymış, Hollanda’ya çoktan geri dönmüş olacağını düşünüyor. Nabiye “sadece konsolosluktaki Hollanda kültürü sayesinde buraya yerleşebildim” diyor. Türkiye Adana’dan Zaandam’a geldiğinde Nabiye dört yaşındaymış. Babası orada birkaç yıldır marangoz olarak çalışıyormuş. Beş kız ve bir oğlandan oluşan aileye Hollanda en iyi imkânları sunuyormuş. Nabiye’nin babası artık Adana’ya dönmüş. Nabiye’nin annesi, kız kardeşleri ve erkek kardeşi halen

Hollanda’da yaşıyormuş. İstanbul’a taşınmadan önce babası gibi Zaandam belediyesinde çalışıyormuş. “İyi bir iş bulmuştum, güzel bir ev, bir arabam vardı. Bir gün kız kardeşimle birlikte İstiklal Caddesinde yürürken Hollanda konsolosluğunun yanından geçtiğimde birden orada bir yıl çalışmak istediğimi söyledim. Bir maceraya atılmak istiyordum.” Türkiye’deki ilk yılı memurlarla, banka memurlarıyla, bir şey ayarlaması gereken herkesle kavga ederek geçmiş. “Hollanda’da müşteri her zaman haklıdır. Burada ise kendileri haklı.” Aslında halen kendini yurdundaymış gibi hissetmiyormuş. “Burada ne kadar Hollandalılaştığımı anladım, oysa ki Hollanda’dayken kendimi her zaman Türk hissediyordum. Bazen, keşke babam Adana’da kalmış olsaydı diye düşünüyorum. O durumda şimdi ne güzel beş çocuklu basit bir köylü kadını olurdum.” Şu anda ise 7 ve 9 yaşında iki kızı var. Onlarla gurur duyuyormuş. Türk bakışına göre Nabiye biraz geç anne olmuş. Bunun için de kendini genç nesle daha yakın hissediyormuş. Ancak bu durumda da Hollanda kökeni sürtüşmelere yol açıyormuş.

“Disiplinli olduğumdan, arkadaşlarım beni çocuklarımı sevmiyorum diye suçluyor. Onlar dördüncü dondurmaya hayır diyemiyorlar. Ayrıca çocukları her yere götürülüyor. Ben kızlarımla gece saat 11’e kadar misafirlikte çay içip, sohbet etmem.” Türk arkadaşlarıyla sorun yaşadığında, Hollanda’da yetişmiş başka kader yoldaşı Türklerle temasa geçip, onlarla dertleşiyormuş. Onlarla gerçekten bir bağ hissediyormuş. Nabiye kısa süredir ailesiyle birlikte Atakent’te oturuyor. Atakent yüksek binaların bulunduğu ve Edirne’ye giden bir otoyolun geçtiği muazzam, yeni yapılmış bir mahalle.

Bu mahallenin tüm İstanbul’un kişi başına en çok çocuk yuvası bulunan bir mahalle olduğunu gururla belirtiyor. Bununla birlikte burada çok çalışan kadın oturuyormuş. Bu Nabiye’yi ferahlatıyormuş. “İstanbul’da kimse kimseyle merhabalaşmıyor. Ancak burada sitede kişiler birbirleriyle merhabalaşıyor. Başkalarına kapıyı tutuyorlar. Buraya taşındığımda, hele nihayet kendimi Hollanda’da hissediyorum dedim.”

Her yıl gerçekleştirdiği ziyaretten İstanbul’a geri döndüğünde, valizi kahvaltılık kek, üzümlü yuvarlak küçük ekmekler ve meyan kökü şekerlemeleri ile dolu oluyormuş.


turkishconnections

portre

.nl.de.tr/

S19

ahmet aslan Avrupa harmonisi ve Doğu ritmi

İstanbul’da az konser vermesine rağmen, İstanbul sokaklarında hayranları tarafından sık sık ilgi görüyor. Aslında Ahmet Aslan İstanbulu sevmiyor. Kendini Mainz ya da Köln’de evde hissediyor. “Burası çok gürültülü ve bunaltıcı. Ayrıca siyasi açıdan da hür değil” diyor Ahmet. Ancak siyasi konular içeren cdleri burada yayınlanıyor. Dünya konuları Ahmet’i ilgilendiriyor. Ahmet Tunceli’nin veya Türkiye’nin 1938 yılında büyük bir ayaklanmayı sona erdirmesinden önceki adıyla Dersim’in Hozat ilçesinden bir Kürt. Son 20 yıldır Dersim, Türk askerleri tarafından baskı altında tutulmaya çalışılan bir direniş ocağı. Ahmet İstanbul konservatuarına gidiyordu, ancak Kürt olarak Türkiye’den ayrılmak istiyordu. Uzaktan bir akrabası onu Almanya’ya davet etti. İlticacı olarak başvurdu ve başvurusu kabul edildi. Leipzig’te konservatuarın gitar bölümünde Flamenko ustası olan Paco Peňa’dan ders aldı. Dersim’i ziyaretinden yeni döndükten sonra İstanbul’da üstü açık bir kafede “Şu anda

kendimi bir Avrupalı hissediyorum” diyor. Dersim’e 12 yıl bir aradan sonra ilk gidişiydi. “Çok tuhaf bir duygu. Dersim değişmiş. Ben de değiştim.

Ayrıca hüzün ve derin keder üzerine. “Acı yaşamadan insan, insan olamaz” diyor. Ve “Sevgi hasrettir. Hedefe ulaşıldığında sevgi biter.”

Kendimi bilginin olduğu yerde evde hissediyorum. Şu anda en çok bağlılık duyduğum yer okulum”. Okulum şu anda Rotterdam’da. Ahmet 2008 yılından beri Codarts konservatuarında eğitim alıyor. Derin sesine bağlama veya gitarla eşlik ediyor ve Anadolu’dan türküler dile getiriyor. Hem Türkçe hem de Kürtçe söylediği türküleri çoğu kez bilinmeyen, harap edilen bir yurda duyulan hasret üzerine.

Ahmet müziğini ciddiye alıyor. Memleketinin türküleri ve 1938 yılını yaşayan kişilerin hikayelerinden ilham alıyor. Alevi Kürtlerin dili olan Zazacayı müziğiyle kurtarmak istiyor. “Pop müziği değil, kalıcı müzik yapmak istiyorum. Sadece gerçek konserlere çıkıyorum, düğün veya barlara değil. Ayrıca video kliplerinden hoşlanmıyorum. Bu bazen zor oluyor”. Bazen müziğinde Flamenko ezgileri yer alıyor. Ayrıca Batı enstrümanlarını da kullanıyor. Ancak Rotterdam’da okula saz öğrenimi için kayıtlı.

Uzaktan bir akrabası onu Almanya’ya davet etti. İlticacı olarak başvurdu ve başvurusu kabul edildi.

klasik gitarın bir birleşimi olan yeni bir enstrüman geliştiriyor. Bu Ahmet’in kaynaşımına bir ödüldür.

Dersim’e çok az gittiğinden bir kayıp olarak hissediyor. “Ancak bunu bir kazanç olarak da görebilirsin. Avrupa’da harmoni ve teknik öğrendim. Bizim Doğu kültürümüzde ritim ön planda. Bu iki husus bir araya getirildiğinde, harika bir ürün ortaya çıkıyor”. Codarts’daki anadal hocası Alman hoca Martin Greve. Diğer hocası Kemal Dinç ile birlikte ise saz ve

“Pop müziği değil, kalıcı müzik yapmak istiyorum.


portre

S24

Kolay kolay boş duran bir kadın değil. Ergül Kaygun, yetiştiği şehir olan Düsburg’da geçtiğimiz günlerde abisi ve yengesi ile birlikte bir takı dükkanı açtı. Gümüş takılar İstanbul’da yapılıyor. Ergül bunu ithal edip, uluslararası bir müşteri kitlesine satıyor. Engels adli kafede bir fincan kahve içerken Ergül “Takılar hoş süs eşyaları ve kişiler takıları zevk için alıyor. Mahallelerdeki ağır işten sonra bu bana pozitif enerji veriyor” diyor. Boynunda tasarımını kendi yaptığı cam incilerden yapılmış bir kolye bulunuyor. Düsburg’taki eski mahallesi olan Marxloh’un git gide kötüleştiğini Rotterdam’dan izledi. Marxloh birçok göçmenin bulunduğu sorunlu bir semt olmuştu. Esnaf Marxloh’u terk etmişti. Ancak aniden şansını denemek isteyen Türk girişicimler ortaya çıktı. Giyim üzerine dükkanlar açtılar. Birçok gelinlik mağazaları:

.nl.de.tr/ turkishconnections

tasarımı Türkiye’de yapılmış genelde şatafatlı, ama pahalı olmayan kaliteli kıyafetler. Bu durum Marxloh ve hatta Düsburg’tan taşan büyük bir başarı getirdi. Müşteriler gelinlik ve damatlık almak için Hollanda’dan ve Belçika’dan gelmeye başladı. Ergül, bu mağazaların yanında bir takı dükkanı çok harika olur diye düşündü. Ayrıca bu keyifliydi. Marxloh yeniden canlandı. Ergül kenar mahalle gibi olan bir mahalleyi kalkındırmanın zor olduğunu biliyor. Dahili yöneticilik yapıp, projeler yürütüyor ve belediye ile şirketlere danışmanlık yapıyor. Şirketi Güney Rotterdam’da De Peperklip adlı apartman binasını kurtardı. Apartman sakinler arası ve kurumlar ile olan sorunları çözmek için bir bina yöneticisi fikrini hayata geçirdiler. Bu fikir Schiphol havalimanından İstanbul’a giderken oluştu. “Böyle bir havalimanında her şey sorunsuz işliyor. Oradaki durumu alan yöneticisi gözetiyor ve valizlerin tıkır tıkır banttan gelmesini sağlıyor.” Böylece iş ortağı olan Ton Huiskens’te büyük apartmanlar ve sorunlu semtler için de bir alan yöneticisi atama fikri oluştu. Harika semtler olması gereken sorunlu semtler: Ergül çoğu zaman yanlışlar yapıldığını görüyor. Yaratıcı fikirler parçalanıp, yok ediliyor. Örneğin sorunlu semtlerdeki gençler için iş imkanı sunmak gibi. Ergül “Bunun ticari olduğunu söylediler” diye belirtiyor. “Ancak

Ergül Kaygun Kişiliği ulusal sınırları aşmış en iyi gelişme ve eşit duruma gelme yöntemi alın teriyle kazandığın parayla olanıdır.” Ergül bu konuda kendi yaşamından deneyimli. 1967 yılında üç yaşında Türkiye’nin doğusunda bulunan bir köyden Düsburg’a yerleşti. Ruhr bölgesinde Thyssen çelik fabrikalarında işçi olarak çalışan babasının peşinden geldi. On dokuz yaşında Hollanda’da evlendi. Bir çocuğu oldu, ama yine de Leiden üniversitesinde Almanca dil ve edebiyat eğitimine devam etti. Memur oldu ve devamında kendi şirketlerini kurdu. Hollanda’yı benimsiyor, ancak adını söylediğinde kişilerin ona farklı davrandıkları halen dikkatini çekiyor. Ne zaman ülkesine döneceği soruluyor. “Kendim umursamıyorum, ancak burada doğup, büyümüş olan oğlum beni burada istemiyorlar

diyor. Bu kafa karıştırıcı bir olay. Oğlum mali sektörde çalışıyor. Ankara ve İstanbul’da böyle bir yeteneği kucakla karşılarlar.” Ergül kişiliğinin ulusal sınırları aştığını belirtiyor. Erkek ve kız kardeşleri Duisburg’ta ve Frankfurt’ta oturuyor. Anne babası ise İstanbul’a döndü. Kendisi Almanya’ya çok gidip, geliyor. Türkiye’ye yılda en az üç defa gidiyor. “Bilhassa ben ben olduğumu hissediyorum. Hollandalı, Türk, Alman mı? Bunun hem içindeyim hem de aşıyorum. Bu çok güzel.”

“Ancak en iyi gelişme ve eşit duruma gelme yöntemi alın teriyle Gümüş takılar İstanbul’da yapılıyor. Ergül bunu ithal edip, kazandığın parayla olanıdır.” uluslararası bir müşteri kitlesine satıyor.  


turkishconnections

Semiha ünal Vizesiz Avrupa’ya gitmek

Lahey’e o kadar hasret duymuş ki annesi yıllarca kızını evde tutmak için pasaportunu saklamış. En sonunda pes edip, evlenmiş, çocukları olmuş ve çalışmaya başlamış. Bu arada üniversiteden mezun olup, Business Administration bölümünde master yaparak İngilizce eğitimini de tamamlamış.

portre

.nl.de.tr/

S25

veya Equinox adlı spor ve alış veriş merkezi olan ultra modern bir mahalle. Bu uluslararası isimler Semiha’nın kulağına melodi gibi geliyor, ancak Hollanda onun için ilk sırada. ,,Pasaportum olmasa da, Hollanda benden kaçamaz.’’ Oğulları tatillerde yanında kalıyormuş. Büyük oğlu birkaç ay Amerika’da okumuş. Bu güzel bir şey, çünkü çocuklarının uluslararası bir bakış açılarının olmasını istiyormuş. Hollandaca konuşmuyorlarmış. ,,Ancak ‘gezellig’ kelimesinin ne anlama geldiğini biliyorlar.’’

Lahey’de doğup, yetişmiş olan Semiha on sekiz yaşında Maerlant Lisesinde lise sonu sınavlarından sonra hayatının şokunu yaşamış; anne babası Eskişehir’e geri dönüş yapmaya karar vermişlerdi. Lahey’den İç Anadolu’da muhafazakar bir şehir olan Eskişehir’e gitmek pek çekici bir perspektif

Hollanda kökeni onu çekmeye devam etmiş. Ancak Hollanda pasaportu yokmuş. Biraz gücenerek ,,Hollanda bana emek verdi, orada okula gittim ve Hollanda kültürünü aldım. Ancak Hollanda benim için yasak, ya da beş yıl gidip orada yaşamalıyım’’, diyor. Okulda öğrenmiş olduğu mükemmel İngilizcesi onun kurtuluşu olmuş. Bir devlet şirketinde yükselerek menajer pozisyonuna gelmiş. Bu ona on yıl sonra vizesiz Avrupa’ya seyahat edebileceği özel bir pasaport elde ettirmiş. İki oğlu yeterince büyüdükten sonra istediği yine de gerçekleşmiş. Eşinden ayrılarak Hollanda’ya gitmek üzere uçağa atlamış. Bir call center’de işe alınmış. Ancak orada onu İstanbul şubesinde menajer olarak görmek istemişler. Bu nedenle tekrar geri dönmüş. İş çevresi Hollanda kökenli Türklerle dolu olduğundan kendini çok rahat hissediyormuş. Ayrıca İstanbul metropol olmanın faydalarını sunuyormuş. ,,Bu harika bir şey. Hollanda’daki kız arkadaşlarımın daha kısıtlı bir yaşamları var. Çalışıp, eve gidiyorlar. Burada çok güzel mekanlar var. Ve gece hayatı bir harika!’’ Semiha şehrin Asya bölümünde oturuyor: High Park, Andromeda, South Side,

23 yıldır Hollanda’da yaşamadığı konuşmasından kesinlikle anlaşılmıyor.

İş çevresi Hollanda kökenli Türklerle dolu olduğundan kendini çok rahat hissediyormuş.

Zorlanmadan ve güler yüzle Semiha Ünal İstanbul’daki Palais de Hollande Hollanda Başkonsolosluğunun partisinde sırayla Hollanda iş adamlarıyla konuşuyor. 23 yıldır Hollanda’da yaşamadığı konuşmasından kesinlikle anlaşılmıyor. Hollanda ile Türk şirketleri arasında aracılık yapan bir şirket kurmuş olup, Hollanda Derneğinin yönetiminde görev alıyor. Semiha kültürler arasında rahat hareket ediyor.

değil. Tek olumlu tarafı orada artık yabancı olmayacağız, diye düşünmüş. Ancak hayal kırıklığına uğramış. ,,Buradaki insanların kendilerini etiketlemeleri beni şoke etmişti, siyasi veya etnik, her türlü kategoriler vardı. Yanlış bir partiye üye diye kız arkadaşım için uyarılıyordum. Her zaman Türk olarak bir millet olduğumuzu zannediyordum.’’


portre

S30

.nl.de.tr/ turkishconnections

mustafa tazeoğlu Made in Marxloh Mustafa Tazeoğlu’nun yine bir fikri var ve bunun hakkında bir makineli silahın tarama hızıyla anlatmaya başlıyor. Örneğin Düsburg’da yaşadığı Marxloh semtindeki belediyeye ait olup boş duran konut ve işyerlerini göz önüne al. Tüm konutlarda mahalle çocuklarına 100 saat ek ders verme karşılığında mahalle sosyal görevlilerinin kalmasına müsaade edilse nasıl olur. Mustafa derhal yüksek sesle bir hesap yapıyor: maddi açıdan mümkün olmalı. Bir an önce belediyeye gidip bu önerisini sunacak. Mustafa’nın inisiyatifçilerinden biri olduğu projenin adı ‘Made in Marxloh’. İkinci Dünya Savaşından kalma bir yer üstü sığınak olan sözde Mediabunker’den bir grup genç, daha önce işsizlik, uyuşturucu ve suç alemiyle bilinen Marxloh için bir dizi medya projesi tasarladı. Mustafa mahalleye tekrar onur

kazandıran sloganı “Ben Türk değilim, ben Alman değilim, ben Marxloh’luyum’ diye tekrarlıyor. Mediabunker bunun kartpostallarını bastırdı, videolar çekti ve semte yine yaşam katacak birçok fikirler üretti. Marxloh bir başarı tablosu oldu. “Yıllar önce sokaklar kahvehaneler ve işsiz güçsüz adamlarla doluydu. Kendi semtinde flört edemeyen genç bayanlar Marxlohda bulusuyorlardı”, diye anlatıyor Mustafa. “Ancak artık Marxloh tüm bölgede kaliteli ve ucuz giyimiyle nam yaptı. Bilhassa gelin modası çok başarılı. Daha önce flört ettikleri semtde bugün gelinliklerini satin aliyorlar.

bir mahalleydi, ancak Mustafa lise eğitimi yaptı ve Calais’den öğrencilerle değişim programına katıldı. Devamında DüsburgEssen Üniversitesinde ve İspanya’da Alfonso X Üniversitesinde iktisat okudu. Bu öğrenimini hiçbir zaman bitirmedi, ama dil bilgisinden ve iktisat deneyiminden dolayı yirmi yaşlarında üniversite öğrencileri arasında adeta Olimpiyatlar olan İstanbul’daki Üniversiade’de ön büro yöneticiliği yaptı. Orada ‘gerçek’ Türkçeyi öğrendi. “Daha önceleri Türkiye’de tatildeyken kızlar ‘ne tatlı, ne dediğini anlamadım ama Türkçeye benziyor’ diyorlardı.”

Amsterdam’a da tekrar çok sayıda sınır ötesi seyahatler yapmakta. Mustafa’da bir fikir daha oluşuyor. Marxloh’da birçok Türk kadını, aynen büyükannesinde olduğu gibi, genç yaşta dul kalmakta. Mustafa’nın o kadar hayran kaldığı yatak örtüsünü büyükannesi yapmıştı. Marxloh dullarının el işi dantelleri: bunlarla bir şey yapılabilmeli. Dijital üretim teknikleri ve çağdaş tekstil tasarımı ile bunlardan güzel bir ürün yapılabilir. “Kendi kökenine ait el işleri. Bunlardan hem bir şeyler öğrenebilir hem de dullarımıza yardım edebiliriz. Güzel bir proje.”

Sınır ötesi edindiği tüm deneyimler ona kendi mahallesine yaratıcılıkla bakmasını öğretti. Delikanlı çağlarında Marxloh’lu olduğunu söylediğinde kendisine tuhaf bakıldığını fark etmişti. Bu değişebilmeliydi. Günümüzde ‘Made in Marxloh’ projesinin başarısı hakkında konuşabilmek için Belçika ve Fransa’ya olduğu gibi Arnhem ve

Mustafa kendini yaratıcı ve sosyal projeler branşında pazarlama girişimcisi olarak tanımlamakta. Altmışlı yıllarda çelik fabrikalarında çalışmak için Almanya’ya gelen bir Türk göçmenin torunu olarak büyüdü. Çocukluk yaşlarında Marxloh geri kalmış

,,Tüm konutlarda mahalle çocuklarına 100 saat ek ders verme karşılığında mahalle sosyal görevlilerinin kalmasına müsaade edilse nasıl olur.”


turkishconnections

Yedi ay boyunca günde on iki saat, haftanın yedi günü, kendine ait iki İtalyan dondurma salonunda çalışıyor. Ancak kış aylarında Mesut yeni ülkeleri keşfetmek için geziyor. ,,Küçük çocukken Trans-Sibirya Ekspresiyle seyahat etmeyi hayal ediyordum.” Mesut Demir

,,Kendimi bilginin olduğu yerde evde hissediyorum. Şu anda en çok bağlılık duyduğum yer okulum”. Okulum şu anda Rotterdam’da. Ahmet 2008 yılından beri Codarts konservatuarında eğitim alıyor. Ahmet Aslan

“Burada ne kadar Hollandalılaştığımı anladım, oysa ki Hollanda’dayken kendimi her zaman Türk hissediyordum. Bazen, keşke babam Adana’da kalmış olsaydı diye düşünüyorum. O durumda şimdi ne güzel beş çocuklu basit bir köylü kadını olurdum.” Nabiye Müjde

portre

.nl.de.tr/

S31

İstanbul 2010’da Rotterdam‘dan uluslararası üst düzey tiyatro ve -dans Rotterdam’ın resmi kardeş şehri olan İstanbul 2010’da Avrupa Kültür Başkentidir.  Zaten uzun bir süredir Rotterdam ve İstanbul – her ikisi de önemli liman şehri ve kıtalara açılan kapı olmalarından dolayı ekonomik ve kültürel alanlarda yoğun ilişkiler sürdürmektedirler. İstanbul’un 2010’da Avrupa Kültür Başkentliği boyunca Rotterdam şehri İstanbul ile olan özel ilişkisini vurgulamaya devam edecektir. Bu sebepten dolayı,  İstanbul’da 3-7 Kasım arası sunulacak olan, özel sahne sanatları programı olan Rotterdam Portreleri geliştirilmiştir ve  Rotterdam’ın en dikkat çekici dans ve tiyatro grupları bu programda yer alacaklardır.  Ayrıca Rotterdam ve İstanbul’un hem kültürel hem de ekonomik alanlarının buluşup, ortak geleceklerini tartışabilecekleri birkaç ek faaliyetler de organize edilecektir. İstanbul ve Rotterdam’dan kültürler arası yaşlılar ile özel bir akşam da dahil olan bütün program, Ağustos 2010’da takdim edilecektir ama aşağıda Rotterdam Portreleri programının dikkat çeken kısımlarını bulacaksınız. Yeni bilgiler Rotterdamse Schouwburg web sitesi: www.rotterdamseschouwburg.nl  adresinde yayınlanacaktır.

Conny Janssen Danst (Conny Janssen Daans Ediyor) Çöp  ve Glass Conny Janssen Danst 1992 yılından beri Hollanda’nın en önde gelen modern dans topluluklarından bir tanesidir. Sanat yönetmeni Conny Janssen’in çalışmaları özellikle şaşırtıcı çeşitliliği, dansçılarının fiziksel gücü ve son derece teatral performansları ile tanınmaktadır. Çöp ve Glass’da  Conny Janssen sekiz dansçı ve sekiz çello müzisyeni ile modern dans ve Philip Glass’ın  müziği arasındaki heyecan verici bir etkileşimin arayışındadır. “Glass’ın müziğinin virtüoz, hassas ve tutkulu canlı icrası gösteri için büyük bir değerdir.” (AD / Rotterdam Dagblad)

Ro Theater (Ro Tiyatrosu) Yanmak Ro Tiyatrosu Rotterdam şehrinin topluluğudur. Şehrin fikirler için sıçrama tahtası oluşu ve çevre ile var olan doğrudan bağlantı uluslararası çevrelerde de başarı yakalayan gösterilere zemin hazırlamaktadır. Topluluk klasik repertuvar, yeni çalışmalar ve aile gösterilerinin yanında  şehir projeleri ve yerel tiyatro projeleri geliştirmektedir. Yanmak tiyatro oyunu sanat yönetmeni Alize Zandwijk tarafından yönetilmektedir. “Yanmak içinde Yunan trajedisinden esintiler bulunan sert ve ham ama aynı zamanda bilgelik, umut ve sevgi dolu güzel bestelenmiş şiirsel bir masaldır.” (De Telegraaf)

Üretim Evi Rotterdam Rosto Turansureishon içinde Üretim Evi Rotterdam çeşitli bir karışımdan oluşan tiyatro yeteneğine Rotterdam Schouwburg (Rotterdam Tiyatrosu) kanatları altında yeni eserler geliştirme imkanı sağlamaktadır. Bu yetenekler burada  kendi sınırlarını keşfedip, zorlarlar ve kişisel bir imza geliştirmek için çalışırlar. Üretim Evi Rotterdam tarafından rejisör Joachim Robbrecht’a Lost in Translation (Bir Konuşabilse) filminin bir parodisi yaptırılmıştır. Sofia Coppola’nın filminde iki kişi kaybolmaktadırlar: hem Tokyo’da, hem de kendi hayatlarında. Robbrecht Rotterdam’ı mekan olarak seçtiği bu efsane filmin parodisini sunmaktadır. Ama onun Japon karakterleri kaybolmamaktadırlar, sadece garip ve bilinmeyeni aramaktadırlar.

,,Birkaç yıl önce bir Amerikalı, Beyoğlu’ndaki sergimde bir tablo satın aldı. Bu şimdi Florida’da asılı. Böyle bir şey beni duygulandırıyor.” Mehmet Salpar

Duisburg’ta yaşayan Mustafa Tazeoğlu dil bilgisinden ve iktisat deneyiminden dolayı yirmi yaşlarında üniversite öğrencileri arasında adeta Olimpiyatlar olan İstanbul’daki Üniversiade’de ön büro yöneticiliği yaptı. Orada ‘gerçek’ Türkçeyi öğrendi. “Daha önceleri Türkiye’de tatildeyken kızlar ‘ne tatlı, ne dediğini anlamadım ama Türkçeye benziyor’ diyorlardı.” Mustafa Tazeoğlu

Ergül kişiliğinin ulusal sınırları aştığını belirtiyor. Erkek ve kız kardeşleri Duisburg’ta ve Frankfurt’ta oturuyor. Anne babası ise İstanbul’a döndü. Kendisi Almanya’ya çok gidip, geliyor. Türkiye’ye yılda en az üç defa gidiyor. Ergül Kaygun

3-7 Kasım arası sunulacak olan program hakkında daha fazla bilgilenmek isteyen: websayfa: www.garajistanbul.org e-posta: info@garajistanbul.org telefon: 0 212 244 44 99


Fotoğraf sergisi 20 haziran’a kadar Taksim meydanında (cumhuriyet sanat galerisi önünde) herkese açıktır.

.nl.de.tr/turkishconnections, Otto Snoek sunuyor: Türk çevrelerini bir ek değer olarak gören 13 kişiyi tanıtıyor. Sadece iş yaparken, tiyatro veya müzik yaparken ya da yönetirken değil, hobilerinde ya da temas kurarken de.


TurkishConnection