Page 1

EVYAP SABUN, YAĞ, GLİSERİN SANAYİ VE TİCARET A.Ş.’NİN İÇ İLETİŞİM YAYINIDIR EYLÜL 2013 SAYI: 32

Activex’in yeni reklam yüzü

Zahide Yetiş


Editörden Değerli Evyap Dostlarımız, Yılın üçüncü Evyap Dünyası ile sizlerle birlikteyiz… Bu sayıda “Gündem” konusu olarak yeni yapılanma içine giren İnsan Kaynakları Departmanı’nı ele aldık. İnsan Kaynakları ve Endüstriyel İlişkiler Grup Başkanı, İcra Kurulu Üyesi Bekir Kural, İK Müdürü Bekir Arıcak ve İK ekibiyle röportajlar yaptık. Onlardan İK’nın yeni yapılanmasını ve faaliyetlerini öğrendik. “Liman” sayfasında bu kez Evyapport’un çalışanları için faaliyete geçirdiği DENİZYILDIZI Sosyal Sorumluluk ve Etkinlik Kulübü’nün açılışı ile EFQM Mükemmellik Modeli kapsamında “Mükemmellikte Yetkinlik”te 4 yıldız almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ve tek liman olması haberini paylaşıyoruz. Evyap çalışanlarına yer verdiğimiz “Bizden” sayfasında, 32 yıldır Evyap’ta çalışan ve Yatırımlar Teknik Satınalma Müdürü olarak Malezya’da görev yapmaya başlayan Mehmet Serteser, Evyap Balkan Bölgesi Sorumlu Müdürü Dusan Vukovic ve Evyap Tuzla Krem Üretim Bölümü’ndeki AISA makinesi çalışanlarına yer verdik. Bu sayının “Bayilerimiz” sayfasında, Evyap’ın Erzurum, Erzincan, Kars ve Ardahan distribütörlüğünü yürüten Akın Gıda Dağıtım Nakliyat San. Tic. Ltd. Şti. Sahibi Rıfat Akın ile şirketin faaliyetlerini konuştuk. Ayrıca Evpaş Karadeniz Bölge Müdürü İsmail Yücel ve Bölge Satış Şefi İsmail Özdaş ile görüştük. “Tedarikçilerimiz” sayfasında Evyap’a bebek bezi için SAP (Süper Emici Polimer) malzemesini tedarik eden LG Chem firmasının Türkiye Genel Müdürü Ho Suek Kim ile röportaj yaptık. Kim, LG Chem’in Türkiye’deki faaliyetlerinden, hedeflerinden ve Evyap ile olan ilişkilerinden söz etti. “Söyleşi” sayfamızda, sizleri, vücuttaki hormon ve enzim düzeylerinin salınım periyoduna göre bir beslenme şekli sunan metabolic balance® ile tanıştırıyoruz. Metabolic balance® Türkiye Temsilcisi Dr. Onur Yozbatıran ile kişiye özel olan bu beslenme şeklinin detaylarını konuştuk. Dergimizin bu sayısında uzun zamandır yer vermediğimiz “Forum” bölümü için Evyap çalışanlarından, çocukluk dönemi bayram hatıraları ve bugünün bayramlarıyla ilgili görüşlerini dinledik. “Evyap’tan Haberler” bölümünde, Tuzla Aerosol Üretim Tesisi ve Sabunlaşma & Enerji Üretim Tesisi’nin temel atma töreninin yanı sıra, Evyap’ın 86. Kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlediği piknik organizasyonuna geniş yer ayırdık. Pikniğe katılan Evyap çalışanlarıyla kısa röportajlar yaptık. Ayazağa Sabun Üretim Bölümü Makine Operatörü Ayşe Öztürk Kanca ile “Çat Kapı” bölümü için görüştük. Kanca, Evyap’a başlama hikâyesini, şirketteki sorumluluklarını ve 18 yıldır Evyap’ta edindiği tecrübeleri paylaştı. “Markalarımız” sayfasında ise bu kez çok keyifli bir röportaj sizleri bekliyor. Geçen sayıda dergimizin sayfalarında ünlü sunucu Zahide Yetiş’in, Activex’in reklam yüzü olduğunu duyurmuştuk. Bu sayıda da kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajda, Yetiş’in televizyonculuğa nasıl başladığını, Doktorum programında yaşadığı tecrübeyi, yeni projelerini ve Activex reklam filmiyle ilgili izlenimlerini bulabilirsiniz. Ayrıca “Markalarımız” sayfasında, Evyap’ta yeni çalışmaya başlayan Dijital Pazarlama Müdürü Çağan Çağlar ile gerçekleştirdiğimiz röportaja, Beren Saat’li Duru Perfume kampanyasıyla ilgili bilgilere ve gerçekleştirilen tanıtım çalışmalarına da yer verdik. Dergimizin yeni sayısında yine sizlerle hayatın içinden konuları da paylaştık. “Kitap” sayfasında Feray Alpay ile “Markadaş” isimli kitabı üzerine röportaj yaptık. Alpay’dan, marka, halkla ilişkiler, pazarlama iletişimi ve sosyal medya ile ilgili önemli bilgiler öğrendik. “Bakım” sayfasında bu kez kadınlarla ilgili bakım tüyoları yerine, ilk kez erkeklerin bakımıyla ilgili bir yazı hazırladık. Erkek bakımının ayrılmaz parçası olan tıraş olmanın püf noktaları, tıraş sonrası bakım ve cilt bakımı gibi konuları ele aldık. İstanbul Laboratuvarları Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Muhittin Diler’den “Sağlık” sayfamız için check-up ile ilgili bilgi aldık. Dr. Diler, herkesin yılda bir kez mutlaka check-up yaptırması gerektiğini söyledi ve check-up yaptırmanın yararlarıyla ilgili detaylı bilgi verdi. Dünyanın en büyük bilim adamı olarak nitelendirilen Albert Einstein, “Tarih” sayfamızın konuğu oldu. “Sinema” sayfasında bu kez çocuk, yaşlı demeden hepimizin keyifle izlediği komedi filmlere yer verdik. “Teknoloji” sayfamızda büyük teknoloji şirketlerinin Ar-Ge merkezi olan Silikon Vadisi’ni, “Araştırma” sayfalarımızda ise çocukların yaş grubuna göre okuması gereken kitap türlerini, sonbaharı sağlıklı geçirmek için yapılması gerekenleri ve sağlıklı atıştırmalıklar olan kuruyemişlerin yararlarını ele aldık. Tüm Evyap ailesi adına Kurban Bayramınızı kutlar, sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir bayram geçirmenizi dileriz. Evyap Dünyası Yayın Kurulu

EVYAP DÜNYASI EVYAP SABUN, YAĞ, GLİSERİN SANAYİ VE TİCARET A.Ş. Adına Sahibi: Gül YILDIZ Ayazağa Mah. Kemerburgaz Cad. No:1 34396 ŞİŞLİ-İSTANBUL

Yayın Koordinatörü: Aylin TARHAN Editör: Demet ŞEKER AKGÜNEŞ Grafik Tasarım: Kadir KAYMAKÇI

Yayın Kurulu: Mustafa ARIN Meltem SUBAŞI

Katkıda bulunanlar: Doğu KENDİGELEN, Celal KENÇ

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Aylin VELİOĞLU ÇELİK Ayazağa Mah. Kemerburgaz Cad. No: 1 34396 ŞİŞLİ-İSTANBUL

Yapım: KONAK MEDYA Selahattin Pınar Cad. Cemal Sahir Sok. Polat İş Merkezi No: 29 Kat: 4-5 D: 45 Mecidiyeköy / İstanbul Tel: 0 212 216 97 00 Web: www.konakmedya.com

Baskı ve Cilt: BİLNET MATBAACILIK Biltur Basım Yayın ve Hizmet A.Ş. Yukarı Dudullu Organize Sanayi Bölgesi 1. Cad. No: 16 ÜMRANİYE / İSTANBUL Tel: 444 44 03 Yönetim Adresi: EVYAP SABUN, YAĞ, GLİSERİN SANAYİ VE TİCARET A.Ş. Ayazağa Mah. Kemerburgaz Cad. No:1 34396 ŞİŞLİ-İSTANBUL Tel: 0212 289 23 00 Web: www.evyap.com.tr Yayın Türü: Süreli Yerel Yayın Baskı Tarihi: EYLÜL 2013

1


İçindekiler Gündem “Değişim rüzgârından İK Departmanı da etkilendi” 4

Bayilerimiz Erzurumlular kişisel bakım için en çok krem tüketiyor 12

Bizden “Balkanlarda bölgesel varlığımızı pekiştirmeye çalışıyoruz” 22

Forum Evyaplılar dünün ve bugünün bayramlarını anlatıyor 30

2

Liman Evyapport, 4 yıldızla “Kurumsal Mükemmellik” yolculuğuna başladı 10

Bizden “Malezya, Evyap’ın sabun üretiminde bir milat olacak” 16

Evyap’tan Haberler Evyap 86. kuruluş yıldönümünü coşkuyla kutladı! 24

Markalarımız “Activex’in reklamında yer almam beni çok mutlu etti” 36


Markalarımız Beren Saat’li Duru Perfume Duş Jeli reklam kampanyası hız kesmeden devam ediyor 40

Söyleşi Metabolic balance® ile kişiye özel beslenme 48

Çat Kapı “Sabun kokusu bana iyi geliyor” 60

Sağlık “Ateş bacayı sarmadan check-up yaptırın” 68

Markalarımız Tüketiciye yakın olmanın yolu dijitalden de geçiyor 46

Tedarikçilerimiz “Türkiye’ye yılda 50 bin ton ürün satıyoruz” 54

Kitap “Satın alma kararı duygusal sebeplerle verilir” 64

Tarih 19 Araştırma 34 Eğitim 52 Araştırma 56 Tüketici Köşesi 58 Nostalji 59 Gezi 62

Teknoloji 67 Araştırma 72 Bakım 74 Lezzet 76 Tarih 78 Sinema 79 Ajanda 80 Summary 82

3


Gündem İnsan Kaynakları ve Endüstriyel İlişkiler Grup Başkanı, İcra Kurulu Üyesi Bekir Kural:

“Değişim rüzgârından İK Departmanı da etkilendi” İnsan Kaynakları ve Endüstriyel İlişkiler Grup Başkanı, İcra Kurulu Üyesi Bekir Kural

“Evyap’ın başarısının temelinde, en değerli varlığı olan çalışanları yer alır. Bu amaçla, çalışanlarımızın kendilerini gerçekleştirebilecekleri bir işletme olmanın yanı sıra, tercih edilen işveren konumuna ulaşmayı hedefliyoruz. İşe alım görüşmeleri sırasında adaylara anlattığımız Evyap, istisnasız herkeste inanılmaz bir heyecan ve saygı uyandırıyor. Evde yaşarken o evin artılarını yeterince görmediğimiz ve öne çıkartmadığımız gibi, işyerimizde de aynı tutum içindeyiz sanıyorum. Ben İK Grup Başkanı olarak, içinden geçtiğimiz değişim sürecinin herkeste aynı heyecan ve etkiyi yarattığını maalesef gözlemleyemiyorum. Bunu söylerken iğneyi kendimize batırmadan da edemeyeceğim. Daha çok iletişim, daha çok bilgi paylaşımı ve ortak hedeflere daha odaklı yönelim, sanırım bizi istediğimiz sonuçlara ulaştırmakta başarının anahtarı olacaktır. Mehmed Evyap tarafından ‘3+1’ olarak tanımlanan stratejimizin 3’ü iş, 1’i ise insanımızla ilgili. İş tarafındaki stratejilerimizi gerçekleştirebilmek amacıyla, performans odaklı bir kurum kültürü yaratmak üzere yola çıktık. Ekip arkadaşlarımızı seçerken; müşteri odaklılık, güleryüzlü ve duygusal zekâsı yüksek olma, iş ve süreç bilgisine sahip olma, aradığımız nitelikler oldu. İnsan Kaynakları Departmanımızı, temelde çalışanlarımızı “iç müşteri” olarak görecekleri bir yapıya göre organize ettik. İK iş ortaklığı kavramı, dünyada pek çok işletme tarafından kullanılmaktadır. Burada amaç, müşteriye yakın olmak, işi ve gereklerini iyi anlamak ve işin başarıya ulaşması için gerekli insan kaynağı desteğini verebilmektir. Büyüme hamlesi içinde olan Evyap’ta, artık hepimizin yakından gözlemlediği

4


değişim rüzgârı, doğal olarak İnsan Kaynakları Departmanımızı da etkiledi. İnsan Kaynakları Departmanını, fonksiyonel ve işlevsel olarak 2 ayrı başlıkta topladık. Fonksiyonel tarafta, sistem kurulumunu, geliştirilmesini ve uygulanmasını (ücret, menfaat ve performans yönetimi ile kariyer ve gelişim yönetimi) hedefledik. Ekip arkadaşlarımdan Toygun Mavinil ve Arzu Arslan, bu alanlarda katkıda bulunuyorlar. İşlevsel tarafta ise, İK iş ortaklarını aramıza kattık. Tüm Evyap departmanlarını, deneyimleri ve becerileri doğrultusunda, Özlem Karaman ve Emre Tümkaya’ya paylaştırdık. Osman Gürbüz, başta işe alım olmak üzere tüm İK ekibine ihtiyacı olan her alanda destek veriyor, Hande Akgün ise tüm departmanın asistanlığını sürdürmenin yanı sıra, İK süreçlerinin bir bölümünün takip ve idaresini yürütüyor. İK Müdürümüz Bekir Arıcak’ın aramıza katılmasıyla birlikte, uzun müzakerelerle oluşturduğumuz bu yapı, henüz 1,5 yılını doldurmadan, bu kez uluslararası inisiyatif ön plana çıkmaya başladı. Malezya yatırımımız, Rusya ve Ukrayna’da “Route to Market” projeleri, Mısır yatırımımızın genişletilme düşüncesi, büyüme potansiyeli olan ülkelerde tüketiciye ve dağıtımcılara daha yakın olma gereğiyle, mevcut yapımızı uluslararası yapıya dönüştürmek, İK iş önceliklerimiz arasında ön sıralarda yerini aldı. Malezya’da Lily Kuang, Rusya’da Nadia Serova, Mısır’da Moatasem Taha, İK Müdürlerimiz olarak organizasyonlarımıza katıldılar. Mevcut sistemlerimizin ve iş yapma kültürümüzün, bu yeni ülkelere aktarılması ve Uluslararası Evyap işleyişinin hayata geçirilmesinin gerekliliğiyle, hummalı bir çalışma içine girmiş bulunuyoruz. Daha önce sadece Türkiye düşünülerek ve Türkçe olarak yapılandırılmış tüm İK süreçlerini, 2014 sonuna kadar aynı mükemmeliyette tüm bu ülkelere de aktarabilmeyi hedefliyoruz. İnsan Kaynakları Departmanı da, bu beklentileri karşılayabilmek üzere yakın bir gelecekte yeniden organize olacaktır.

2013 yılında, geçtiğimiz yıl uygulamaya aldığımız ücret ve performans sistemlerinin tutundurulması ve geliştirilmesi, yetkinliklerin belirlenmesi, eğitimlere hız verilmesi ve faaliyette bulunduğumuz tüm ülkelerde organizasyonel eksiklerin tamamlanması, uluslararası organizasyona geçiş hazırlıkları, İK’nın en önemli gündem maddelerini oluşturuyor. Bu doğrultuda Satış Akademisi’ni hayata geçirdik, iç eğitmenlerimizi belirledik, onları eğittik, şimdi bu arkadaşlarımız aracılığıyla eğitimlerimizi tüm Satış kadrolarımıza ulaştırma gayreti içindeyiz. Ağustos ayı sonunda Satınalma Akademisi’nin lansmanını yaptık. Nisan 2014’e kadar yoğun bir eğitim çalışmasıyla bu alanda da yetkinliklerimizi geliştireceğimiz inancındayız. Yıl bitmeden Tedarik Zinciri Akademisi’ni de başlatmayı amaçlıyoruz. Akademilerin açılış toplantılarında hep vurguladığım üzere, tüm çalışanlarımızın ‘işimizi nasıl daha iyi yaparız?’ kaygısını duymalarını, bu kaygıyla rekabette şirketimizi diğerlerinin önüne taşımalarını bekliyoruz. Akademiler, her zaman yaptığımız işe farklı bakış açısı getirmesi, alternatif analiz ve çözüm araçları kazandırması ve bu kaygının gerçeğe dönüşmesi için önemli bir araç olacaktır. 2013 yılı içinde yurtiçi ve yurtdışı tüm yönetim kadromuzu Değerlendirme Merkezi’ne tabi tuttuk. Buradan elde edeceğimiz çıktılar, Evyap genelinde iş yapma kültürümüzde olan eksikleri görmemize ve bunları gidermeye odaklanmamıza yardımcı olacaktır. Değerlendirme Merkezi’ne katılan herkesin alacağı birebir geribildirim de, yöneticilerimizin kendileriyle ilgili farkındalıklarını arttırmaya yardımcı olacaktır. Önceliklerimiz arasında performans yönetim sisteminin bilgisayar ortamına taşınarak entegre edilmesi projesi var. Bu projeyi Bilgi Sistemleri ile birlikte yönetiyoruz. Aynı zamanda performans sistemi sonrasında ortaya çıkan verileri terfi, transfer ya da gelişim süreçlerinde kullanabilmek adına kişisel gelişim planı, yetenek yönetimi, düşük performanslı çalışan yönetim süreci gibi eğitim sistemi ile bağlayabileceğimiz entegre sistemler kurmaya çalışıyoruz.

Gelecek yıldan başlayarak eğitimler, 4 ana başlık altında, her yılın şirket stratejik hedeflerine bağlı olarak tasarlanacak. Eğitimler sonrasında kişilerin gelişimlerini, yetenek ve beceri havuzlarında takip etmeyi planlıyoruz. Bu projelerin hayata geçmesiyle birlikte, çalışanlara daha yakın olabileceğimizi ve çalışanlarımızın sistemli gelişimini sağlayacağımızı düşünüyoruz. İşe alım konusunda süreçlerimizi standardize etme yolunda farklı projelerimiz devam ederken, işe alım kanallarımızı çeşitlendirmek adına Ağustos itibarıyla, LinkedIn Recruiter veri tabanını da kullanarak daha farklı profillerdeki adaylara da ulaşmaya başladık. LinkedIn sisteminin kullanımı aynı zamanda marka bilinirliliğimizi arttırma yönünde de önemli katkılar sağlayacaktır. Buna ek olarak işe alım sonrası süreçlerin geliştirilmesi adına, hızla büyüyen yapımızda yeni işe başlayan çalışanlarımızın, Evyap kurum kültürüne hızlı adaptasyonunu sağlamak için ‘Buddy’ sistemini hayata geçirdik. ‘Buddy’ sistemi, işe her yeni başlayan arkadaşımıza çalıştığı departmanda, süreçlerde ve sorularında yardımcı olacak, onların adaptasyonunu hızlandıracak daha tecrübeli bir çalışanın atanmasıdır. Oryantasyon süreçlerimizi de yeniden yapılandırarak daha verimli bir süreç tasarladık, her ayın 2. haftası saha satış oryantasyonumuzu, üçüncü haftası ise sınıf içi oryantasyon ve fabrika ziyaretlerimizi gerçekleştirerek, çalışanın ilk ayında kapsamlı bir Evyap algısı edinmesini sağlamaya çalışıyoruz. İç işe alım sisteminin tasarımını tamamladık. Yıl bitmeden başlayacağımız bu sisteme göre boş pozisyonlara dışarıdan olduğu gibi, içeriden de arayış içinde olacağız. Evyap yetenek yönetimini, Mısır, Malezya, Rusya, Ukrayna ve Türkiye’deki büyümesiyle doğru orantıda gerçekleştirmek için, içeride doğru rotasyon ve kariyer planları yapmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bu büyüklük içinde bir çalışan olmanın sorumluluğu da, kişinin kendi kariyerinden sorumlu olduğunu unutmaması ve gelişim adına talepkâr olmasından geçiyor.”

5


Gündem İnsan Kaynakları Müdürü Bekir Arıcak:

“Yeni yapılanma sürecinde çok önemli projeleri hayata geçiriyoruz” “1981 Gaziantep doğumluyum. Kocaeli Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden 2002’de mezun oldum. 2003 yılında İnsan Kaynakları kariyerime başladım ve 2012’nin Haziran ayından beri Evyap İnsan Kaynakları Müdürü olarak görev yapıyorum. İnsan Kaynakları Müdürlüğü olarak, Evyap’ın gitmekte olduğu yer, ihtiyaçlarımız ve 3+1 stratejisine bakarak yeni dönemde stratejimizi; ‘Evyap İnsan Kaynakları güler yüzlü, hızlı, yakın ve sürekli iletişim halinde, en modern insan kaynakları uygulamalarını kurarak ve geliştirerek, hizmet sunar’ olarak belirledik. Bu stratejiyi hayata geçirmek üzere de önce masaüstü bilgisayarlarımızı laptoplara çevirip, ardından mevcut arkadaşlarımız ve aramıza yeni katılan arkadaşlarımızla İnsan Kaynakları İş Ortaklığı yapısına geçerek mobil çalışmaya başladık.

Akademisi, Satınalma Akademisi ve Tedarik Zinciri Akademisi’ni bu yıl başlatıyoruz. Ekibimizden Özlem Karaman, Emre Tümkaya ve Arzu Arslan arkadaşlarımız bu süreçlerde çalışıyorlar. Buradaki amaç, performans sistemi ve akademiler ile ortaya çıkan verileri terfi, transfer ve düşük performanslı çalışan sürecinde kullanılabilecek entegre bir insan kaynakları sistemine ulaşmaktır.

İnsan Kaynakları Müdürü Bekir Arıcak

Bir arkadaşımız haftanın 4 günü Tuzla’da bir arkadaşımız da haftanın 4 günü Kozyatağı’nda çalışmaya başladı. İş birimlerinin ihtiyaçlarını karşılarken performans kriterlerimizi kontrol etmeye başladık. Örneğin işe alım ortalama süremiz, 100 günün üzerindeydi, yeni ekiple bunu 50 günün altına indirmeyi başardık ve halen bu konuda ciddi fırsatımız var. Çalışanların içinde çok daha fazla yer almak istiyoruz, daha fazla dinleyen, daha fazla yanıt veren bir hale gelmek için masalarımızdan kalkıp insanların değer ürettikleri yerlerde olmalıyız. Diğer taraftan da altyapıda yapmamız gereken çok önemli projelerimiz var. Bu projelerin yılsonuna kadar meyvelerini toplamayı amaçlıyoruz. 3 yıllık iş planımızda odak noktalarımız; ücretlendirme sistemlerinin,

6

performans&kariyer sistemlerinin ve öğrenme&gelişim sistemlerinin kurularak tamamlanmasını sağlarken, daha fazla insana dokunan bir noktaya gelmek. Bu yılki önceliğimiz, etkin performans değerlendirmesinin şirket kültürüne yansımasını sağlayacak altyapıyı oluşturmak. Bu konuyla ilgili online performans yönetim sisteminin entegre edilmesi projesi üzerine Emre Tümkaya’nın proje yönetimiyle, Toygun Mavinil, Arzu Arslan ve Bilgi Sistemleri’nden Gamze Cem birlikte çalışıyorlar. Portalımızın değişimi için de yine bu arkadaşlarımızın yanı sıra Hande Akgün ile birlikte çalışıyoruz. Eğitimler, her yılın şirket stratejik hedeflerine bağlı olarak tasarlanacak, bunları Akademiler adı altında toplamayı amaçlıyoruz. Fonksiyonel Akademilerden Satış

İşe alım konusunda, süreçlerimizi standarda oturtma yolunda farklı projelerimiz devam ederken, işe alım kanallarımızı çeşitlendirmek adına bu ay itibarıyla LinkedIn Recruiter veri tabanını da kullanarak daha farklı profillerdeki adaylara da ulaşmaya başladık. LinkedIn sisteminin kullanımı aynı zamanda marka bilinirliliğini arttırma yönünde katkılar sağlayacaktır. Buna ek olarak işe alım sonrası süreçlerin geliştirilmesi adına, hızla büyüyen yapımızda yeni işe başlayan çalışanlarımızın, Evyap kurum kültürüne hızlı adaptasyonunu sağlamak için Buddy sistemini hayata geçirdik. Oryantasyon süreçlerimizi de yeniden yapılandırarak daha efektif bir süreç tasarladık, her ayın ikinci haftası saha satış oryantasyonumuzu, üçüncü haftası ise sınıf içi oryantasyon ve fabrika ziyaretlerimizi gerçekleştirerek çalışanların ilk ayında kapsamlı bir Evyap algısı edinmesini sağlamaya çalışıyoruz. İnsan Kaynakları’nın düzenli sistemlerle, gelişimlerini sağlayan ve takip eden sistemlerle çalışan, doğru ödüllendirme yapan şirketler, hem çalışan memnuniyetini arttırarak keyifli bir çalışma ortamı oluşturuyor hem de doğrudan şirketin gelişimini ve daha ileriye gitmesini sağlıyor.”


Kıdemli İnsan Kaynakları Uzmanı Toygun Mavinil:

“İK bilgi sistemleri uygulamalarından ve yönetmeliklerden sorumluyum” “1976 İstanbul doğumluyum. FMV Özel Işık Lisesi ve Marmara Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldum. Tekstil sektöründe finans bölümünde 4 yıl, teknoloji-iletişim sektöründe satın alma ve kanal satış bölümlerinde 5 yıl, uluslararası nakliyat sektöründe 1 yıl, organizasyon sektöründe proje yönetimi alanında 1 yıl görev yaptıktan sonra, Nestlé’de 5 yıl İK alanında çalıştım. 2012’nin Aralık ayında Evyap’ta Kıdemli İnsan Kaynakları Uzmanı olarak göreve başladım. Sorumlu olduğum alanlar; Ücretlendirme ve Yan Haklar, İK Bilgi Sistemleri Uygulamaları, Yönetmelikler ve İK uygulamalarının yalınlaştırılmasıdır.”

Kıdemli İşe Alım Uzmanı Osman Gürbüz:

“Tüm birimlerde işe alım süreçlerine destek veriyorum” “1985 İstanbul doğumluyum. Kocaeli Üniversitesi İşletme bölümünden sonra, Marmara Üniversitesi SBE Mobbing (İşyerinde Psikolojik Taciz) yüksek lisansını tamamladım. İş hayatıma üniversite son sınıfta TAB Grubu’nda (Burger King, Sbarro, Popeyes ve Arbys) İnsan Kaynakları Elemanı olarak başlayıp, sırasıyla Unilever Türkiye (HR Transformission Project) Expat Management & Workforce IR/ER, Rixos Hotels İstanbul İnsan Kaynakları Sorumlusu, Abdi İbrahim İlaç ve Henkel’de de Recruitment & Training Resp. olarak çalıştım. Evyap’ta tüm birimlerde İşe Alım süreçlerine destek veriyorum.”

İnsan Kaynakları Uzman Yardımcısı Arzu Arslan:

“Eğitim ve gelişim projelerinden sorumluyum” “1987 Uşak doğumluyum. Marmara Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra Bern Üniversitesi’nde dil eğitimine katıldım. İş hayatıma Keynote Speakers Agency isimli eğitim ve danışmanlık şirketinde başladım. 2012 Şubat ayından beri Evyap’ta çalışıyorum. Şu an Evyap’ta Eğitim ve Gelişim Projelerinden Sorumlu olarak çalışıyorum.”

İnsan Kaynakları İş Ortağı Özlem Karaman:

“Satış, Pazarlama ve İş Geliştirme birimlerinden sorumluyum” “1984 İstanbul doğumluyum. Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü, ardından Londra’da West Minister College bünyesinde İnsan Kaynakları Yönetimi alanında yüksek lisansımı tamamladım. İş hayatına öğrencilik yıllarında Inter Partner Assistance şirketinde çalışarak başladım. Sonrasında Erel Teknoloji şirketinde 1 yıl satış deneyimi kazandım, yurtdışı deneyimimin ardından İK alanına geçtim. Sırasıyla Profil International ve Adecco Danışmanlık bünyesinde İşe Alım Danışmanı olarak çalıştım. Şu anda Evyap’ta Satış, Pazarlama ve İş Geliştirme Birimlerinden Sorumlu İnsan Kaynakları İş Ortağı olarak görev yapıyorum.”

İnsan Kaynakları İş Ortağı Emre Tümkaya::

“Satış, Pazarlama ve İş Geliştirme dışındaki birimlerden sorumluyum” “1983 İskenderun doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi Fransızca-İngilizce Mütercim Tercümanlık mezunuyum. İş hayatıma üniversite yıllarımda satışla başlayıp sırasıyla; Unilever Türkiye (HR Transformission Project), Recruitment, FULL Gas İnsan Kaynakları Yetkilisi, Nortel Networks Netaş Telekomünikasyon İnsan Kaynakları Sorumlusu olarak devam ettim. Evyap’ta Satış, Pazarlama ve İş Geliştirme birimleri dışındaki birimlerinden sorumlu İnsan Kaynakları İş Ortağı olarak görev yapıyorum.”

Yönetici Asistanı Hande Akgün:

“Bekir Kural’ın ve İK’nın asistanlığını yapıyorum” “1985 İstanbul doğumluyum. Anadolu Üniversitesi İşletme bölümü son sınıf öğrencisiyim. Bilge Adam Bilgi Teknolojileri Akademisi’nde MCSE eğitimini tamamladım. Microsoft/Sistem Mühendisi sertifikasına sahibim. 2005 yılında Koç Bilgi Grubu/ Biletix bünyesinde iş hayatına başladım. Sonrasında kariyerime Wall Street Institute Dil Okulları’nda Öğrenci İşleri Şefi, Pepsico (Pepsi/Frito Lay) ve IT Yardım Masası Koordinatörü olarak devam ettim. 2013 yılı Şubat ayından beri de Evyap’ta Bekir Kural’ın ve Departmanın asistanlığını yapıyorum. Evyap’ta tüm kullanıcıların kurumsal hat ve telefon cihazlarından, kartvizitlerinin tedarik edilmesinden ve portal sürecinden sorumluyum.”

7


Gündem

Soldan sağa: Özlem Karaman, Emre Tümkaya, Arzu Aslan, Bekir Arıcak, Bekir Kural, Osman Gürbüz, Toygun Mavinil, Hande Akgün

“İşe alımlarda en iyi sonuçlar için çalışıyoruz” Evyap Mısır İnsan Kaynakları Yöneticisi Moatasem Taha: “1984 doğumluyum. İngilizce Ticaret bölümünde lisans yaptım. Daha sonra Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nden İK diploması aldım. İnsan Kaynakları alanındaki kariyerime 2004 yılında Kraft Foods Mısır’da başladım. Evyap Mısır’a 2013’ün Ağustos ayında katıldım. Bizim işimiz birebir insanlarla... Evyap Mısır’daki çalışanlar farklı kültür ve geçmişlere sahip oldukları ve herbirinin ihtiyaçları farklı olduğu için onları anlamaya çalışıyorum. Kimi zaman zorluklarla karşılaşıyor ve büyük heyecanlar yaşıyorum. Evyap İK departmanında, merkez ofis ve tesislerde farklı kademelerden yaklaşık 500 çalışana hizmet veren, 12 profesyonel İK çalışanı görev yapıyor. İK departmanı, diğer departmanlarla işbirliği temelinde yapılandırıldı. İşe alımlarda şirketin en iyi sonuçları elde etmesine yardımcı olmak için; karar alabilme, sonuç odaklı inovasyon yaratabilme, kapsamlı bir kültür oluşturma, başkalarını motive etme ve onlara ilham verme, dürüst olma yetkinliklerini arıyoruz. Evyap Mısır’da 4 Türk çalışanı bulunuyor. Evyap gibi bir şirketin İK departmanı olarak şu sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyoruz: Tüm departmanlar ile işbirliği halinde olmak, sektördeki en iyi yetenekleri seçmek, tüm çalışanlara doğru ve yeterli sayıda gelişim aracı ve çözüm sunmak, yönetimin çalışanlarla ilgili doğru kararlar almasına yardımcı olmak, çalışanlara adil tazminat ve yan haklar sunmak, çeşitli ödül ve takdir araçları tasarlamak ve bunları ön plana çıkarmak, mevcut çalışanları elde tutmak ve çalışanlara, yüksek performans sergilemelerine yardımcı olacak iyi bir çalışma ortamı sağlamak. Evyap Mısır’da insan kaynakları dönüşümünü başlatmak için Bekir Arıcak’ın desteğini beklediğimizi belirtmek isterim.”

8


“Daha fazla yerel yeteneği şirketimize kazandırmayı amaçlıyoruz” Evyap Malezya İnsan Kaynakları Müdürü Lily Kuang: “Glasgow Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans yaptım. Bugüne kadar farklı sektörlerdeki yerel ve çok uluslu şirketlerde görev aldım. Evyap Malezya’ya 2013 yılının Ocak ayında İnsan Kaynakları Müdürü olarak katıldım. İnsan kaynakları, birçok şirket için önemli bir yatırımdır. Doğru beceri, yetenek ve güdü yetilerine sahip, yeterli sayıda personeli istihdam etmek, tüm şirketlerin başarısı açısından kritiktir. Bu nedenle İK politikasının oluşturulmasının yanı sıra işe alım ve personel seçimi, her zaman en temel önceliklerim oldu. Diğer önemli bir görevim de, farklı kültür ve deneyimlere sahip Malezya ekibimizi yönetmektir. Evyap Malezya’daki İK uygulamalarının amacı, şirketin insan sermayesine yaptığı yatırımın getirisini en üst düzeye çıkarmak ve bu sayede finansal riskleri en aza indirmektir. Evyap Malezya İK Departmanı ayrıca, sonsuza dek yaşayacak mükemmel bir organizasyon kurmayı hedefliyor. İşe alım sürecimizi, adaylarla kurduğumuz yüz yüze iletişim, medya ilanları ve işçi bulma kurumları üzerinden yürütüyoruz. Bir sonraki adım, üniversite kampuslarındaki genç yetenekleri keşfetmektir. Evyap Malezya, çeşitli kültürleri bünyesinde barındıran bir kurum olduğu için personel seçim kriterlerinden birisi, adayın mükemmel bir iletişim becerisine sahip olmasıdır. Teknik beceri de seçim sürecindeki diğer önemli kriterdir. Evyap Malezya çalışanlarının yüzde 85’i yerel halktan, yüzde 8’i Türk, geri kalanı da farklı ülkelerdendir. Evyap’ı Malezya’yı başarılı bir şirket haline getirmek için amacımız, uzun vadeli istikrarı elde etmek üzere daha fazla yerel yeteneği şirketimize kazandırmaktır. Hızla gelişen ve değişen Evyap Malezya’da, İK Departmanı’nın motive edici ve dinleyici rolünü üstlenmesi çok önemlidir.”

“Her şirketin temel hazinesi çalışanlarıdır” Evyap Rusya İnsan Kaynakları Müdürü Nadejda Serova: “Novgorod Devlet Üniversitesi, Yönetim ve Ekonomi Bölümü’nden yüksek şeref derecesiyle mezun oldum. Ayrıca Hogskoleni Telemark isimli Norveç İşletme Okulu’nda lisans yaptım. Evyap Rusya’ya 3 ay önce İnsan Kaynakları Müdürü olarak katıldım. Evyap Rusya, Rusya’daki dağıtım ağını yeniden inşa ederek hızlı bir şekilde büyümeyi amaçlıyor. Moskova’daki temsilcilik ofisinde hâlihazırda 9 kişi çalışıyor. Beklentimiz, önümüzdeki birkaç yılda bu ofisi yaklaşık 300 kişinin çalıştığı bir işletme haline getirmek. Bu durumda İK Müdürü olarak benim görevim, şirketin yönetim ekibi için güvenilir bir İK iş ortağı olmak ve yeni kurumsal yapının geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Şirketimizin kurumsal varlığı kurulur kurulmaz, Evyap şirketinin İK politikasıyla uyumlu bir İK politikası geliştirecek ve bu politikayı hayata geçireceğiz. Şirketimizin; dürüstlük, güçlü sorumluluk duygusu, müşteri odaklılık gibi değerleri, işe alımlarda aradığımız kriterler oluyor. Moskova’daki işgücü piyasası son derece zorlu ve rekabetçi. İş talepleri, iş tekliflerinden çok fazla. Bu durum, çalışanların işyerlerini hızla değiştirip daha iyi koşullar sunan şirketler arama eğilimleri nedeniyle daha da kötü bir hal alıyor. Rusya’daki ortalama çalışma süresi 2-3 yılı geçmiyor. Bu nedenle bağlılık ve olgunluk da seçim kriterlerimiz arasında bulunuyor. Yerel çapta bir işletmeyi temelden kurmak için adayların yüksek düzeyde motivasyon, enerji, esneklik ve uyum yeteneği gibi bazı ek özelliklere sahip olması gerekiyor. ‘Her şirketin temel hazinesi çalışanlarıdır’ diyebilirim. Nitekim İnsan Kaynakları ekibinin rolü, her şirket için son derece kritiktir, şunu özellikle belirtmem gerekir ki, bir şirketin başarısı yüzde 90 oranında etkin insan kaynakları yönetimine dayanır.”

9


Liman

Evyapport, 4 yıldızla “Kurumsal Mükemmellik” yolculuğuna başladı Kurumsallık yönünde yaptığı çalışmalarla sektörde öncü olan Evyapport, Kalder yetkililerinin EFQM Mükemmellik Modeli’ni esas alarak yaptıkları değerlendirme sonucunda, “Mükemmellikte Yetkinlik”te 4 yıldız almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ve tek liman oldu. Evyapport, 2010 yılında başladığı kalite yolculuğunun ilk adımı olan TS ISO EN 9001, TS EN ISO 14001, OHSAS 18001, TSE ISO 10002 Belgelerini almaya hak kazandıktan ve paralel olarak gerçekleştirdiği Sürdürülebilir Süreç Yönetimi Pruva Projesi’nin ardından, “Kurumsal Performans Yönetimi Balanced ScoreCard” ile süren çalışmalarını, EFQM (European Foundation for Quality Management) Mükemmellik Modeli’ni benimseyerek taçlandırdı. Kurumsallık yönünde yaptığı çalışmalarla sektöründe öncü olan ve ilklere imza atan Evyapport, Kurumsal Mükemmellik çalışmalarına, “Ulusal Kalite Hareketi İyi Niyet Bildirgesi”ni imzalayarak başlamış oldu. Yapılan çalışmalarda EFQM Mükemmellik Modeli’nin 8 temel kavramının, Evyapport’un benimsediği ana ilkelerle örtüştüğü görüldü. Bu kavramlar: “Dengeli Sonuçlar Gerçekleştirme”, “Müşteriler için Değer Katma”, “Vizyoner, Esin Veren ve Bütünsel Liderlik”, “Süreçlerle Yönetme”, “Çalışanlarla Başarma”, “Yaratıcılık ve Yenileşimi Besleme”, “İşbirlikleri Oluşturma”, “Sürdürülebilir bir Gelecek için Sorumluluk Alma”dır. Evyapport, Kurumsal Mükemmelliğe ulaşmak için öncelikle 2-3 Mayıs 2013 tarihlerinde Kalder’den (Türkiye Kalite

Derneği) model eğitimi aldı. Eğitim sonrasında Evyapport’un modelin neresinde olduğunu görmek, kuvvetli ve iyileştirmeye açık alanlarını belirlemek için faaliyetlerini ve iş sonuçlarını EFQM Mükemmellik Modeli’ni esas alarak, kapsamlı, sistematik ve düzenli olarak gözden geçirmek amacıyla Kalder’den dış değerlendirme talep edildi. 11-13 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilen dış değerlendirme öncesinde, EFQM Mükemmellik Modeli’ne göre çalışanların katılımıyla hazırlanan ve Evyapport’un yaptığı çalışmaların aktarıldığı “Evyapport Mükemmellik Yolculuğu” kitapçığı oluşturuldu. Kitapçıkta, Evyapport’un son 4 yıllık veriler ışığında; Liderlik, Strateji, Çalışanlar, İşbirlikleri ve Kaynaklar, Süreçler, Ürünler ve Hizmetler ile Performans Sonuçlarından (Müşterilerle, Çalışanlarla, Toplumla ve Temel) söz edildi. Yapılan çalışmalar sonucunda Mayıs 2013’te kitapçık hazır hale getirildi. Haziran 2013’te Kalder tarafından gerçekleştirilen dış değerlendirme, EFQM Mükemmellik Modeli kapsamında ve

10

RADAR değerlendirme yöntemine göre yapıldı. Kalder yetkililerinin 3 günde gerçekleştirdiği değerlendirmenin sonuncunda Evyapport, 400-450 puan arasında bir puan alarak, “Mükemmellikte Yetkinlik”te 4 yıldız almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ve tek liman oldu. Değerlendirme sonucunda Kalder yetkilileri, Evyapport’un farklılık yaratan bir firma olduğunu da özellikle belirttiler. Mükemmellik yolculuğuna bu şekilde güzel bir başlangıç yapmak, Evyapport için sevindirici bir haber oldu. Sektörün “Mükemmellik” anlamında öncüsü olma yolundaki çalışmalar bundan sonra da sürdürülecek. Kalder tarafından yapılan dış değerlendirme sonucunda şu görüş dile getirildi:

“Evyapport’un 2010 yılından itibaren kapsamlı bir değişim sürecine girdiği gözlenmiştir. Bilgi teknolojilerinin etkili bir şekilde kullanılması, birçok alanda yönetim sistemlerinin hayata geçirilmesi ve müşteri odaklılık kavramının içselleştirilmesinin, kuruluşa, sektörde fark yaratan bir nitelik kazandırdığı görülmüştür. Son yıllarda iş hacmindeki sürekli artış, bu atılımın iş sonuçlarına da yansıdığının bir göstergesi olarak algılanmıştır. Kuruluşta kurumsallaşmanın iyileştirilmesi doğrultusunda bir istek ve çabanın bulunduğu gözlenmiştir. Bu bağlamda, EFQM Mükemmellik Modeli’nin bir yönetim aracı olarak kullanılması, bir teşhis aracı ve rehber olarak söz konusu sürece hız kazandırabilecek, verimlilik ve etkililiğini arttıracaktır.”


Evyapport, DENİZYILDIZI Sosyal Sorumluluk ve Etkinlik Kulübü ile parlıyor Evyapport bünyesinde, çalışanların yararlanabilecekleri DENİZYILDIZI Sosyal Sorumluluk ve Etkinlik Kulübü kuruldu. Kulüpte Evyapport çalışanları, sosyal sorumluluktan geziye, sanattan spora kadar çeşitli alanlarda aktivitelere katılabilecek ve bireysel gelişimlerini destekleyebilecekler.

Evyapport, 2013 yılı kurum hedeflerinden biri olan DENİZYILDIZI Sosyal Sorumluluk ve Etkinlik Kulübü’nün açılışını yaptı. 29 Ağustos 2013 tarihinde DENİZYILDIZI Sosyal Kulübü’nün önünde Yönetim Komitesi, Kulüp Başkanları, Kulüp Üyeleri ve çalışanların katılımıyla açılış kokteyli gerçekleştirildi. DENİZYILDIZI, gerçekleştireceği sosyal sorumluluk projeleri, gezi, kültür-sanat ve eğlence turları, spor faaliyetleri, çekilecek fotoğrafları ve çizilecek resimleri ile EVYAPPORT çalışanları ve sürdürülebilir bir gelecek için çalışmaya başlıyor. DENİZYILDIZI ile tüm personelin aktivitelerde bulunabileceği, iletişimini kuvvetlendirebileceği, bireysel gelişimine, aynı zamanda sosyal sorumluluk projeleri içinde yer alarak topluma katkı sağlayabileceği bir ortam oluşturmak amaçlanıyor.

Evyapport’un genç, dinamik ve kolay adapte olan yapısının katkılarıyla, DENİZYILDIZI’nın kuruluş çalışmalarına başlandı. Çalışanların görüşleri alınarak Sosyal Sorumluluk ve Etkinlik Kulübünün ismi DENİZYILDIZI olarak belirlendi. Ardından DENİZYILDIZI için logo çalışması yapıldı. Kulüpte gerçekleştirilecek aktivitelere ışık tutması açısından, çalışanların sosyal hayatları, bugüne kadar yaptıkları ve yapmak istedikleri aktivitelerle ilgili bir araştırma yapıldı. Araştırma sonucuna göre aktiviteler gruplandırıldı ve “Sosyal Sorumluluk”, “Gezi-Sanat-KültürEğlence”, “Spor” ve “Fotoğrafçılık&Resim” olmak üzere 4 farklı kategori oluşturuldu. 4 farklı kategoride gönüllülük esaslı çalışacak olan DENİZYILDIZI’nın kulüp üyelerini belirlemek için bir duyuru yapıldı.

Ardından her üye DENİZYILDIZI çatısı altında bulunan 4 farklı kulüpten, çalışmak istediği kulübü belirledi ve her üyenin oy kullanmasıyla kulüplerin başkanları seçildi. Yapılan seçimler sonucunda İlay Kışlacıklıoğlu Sosyal Sorumluluk Kulübü, Enes Şahin Gezi-Sanat-Kültür-Eğlence Kulübü, Özgür Dağlı Spor Kulübü ve Anıl Ozan Akalın Fotoğrafçılık& Resim Kulübü Başkanları oldu. DENİZYILDIZI Sosyal Sorumluluk ve Etkinlik Kulübü için üyelerin çalışmaları sırasında kullanabilecekleri ortak bir çalışma alanı da oluşturuldu. Sosyal Kulüp odasının dış cephesinde, denizcilik figürleri ile süslemeler yapıldı. İç mekân düzenlemesinde ise kütüphane, pano gibi tamamlayıcı eşyalara yer verildi. Kulübün duvarları, bundan sonraki süreçte gerçekleştirilecek aktivitelerin fotoğraflarıyla süslenecek.

11


Bayilerimiz

Erzurumlular kişisel bakım için en çok krem tüketiyor Evyap’ın Erzurum, Erzincan, Kars ve Ardahan distribütörlüğünü yürüten Akın Gıda Dağıtım Nakliyat San. Tic. Ltd. Şti. Sahibi Rıfat Akın, “Erzurum’da soğuk iklim koşulları nedeniyle, krem grubunda yılın 10 ayında aktif satış yapabiliyoruz. Bu grupta Türkiye’de pazar lideri olan bir şirketle çalışmak bizim için bir avantajdır” diyor. gibi, kurumsallaşma anlamında da çok ciddi fayda gördük. Böyle güzel bir şirketle iş ortağı olduğumuz, birlikte çalıştığımız ve hemşehri olduğumuz için çok mutluyuz” diyor.

Akın Gıda Dağıtım Nakliyat San. Tic. Ltd. Şti. Sahibi Rıfat Akın

Erzurum’da 1978 yılında ticaret hayatına başlayan Akın Ticaret, bugün Akın Gıda Dağıtım Nakliyat San. Tic. Ltd. Şti. olarak faaliyetlerini yürütüyor. Ağırlıklı olarak gıda distribütörlüğü alanında faaliyet gösteren Akın Gıda, Doğu Anadolu Bölgesi’nin tamamına yakınına hizmet veriyor. Doruk Gıda San. Tic. Ltd. Şti. şirketi ise bakliyat işleme ve paketleme alanlarında faaliyet gösteriyor. Şirket, şeker işleme ve paketleme markası, Oymak Bakliyat & Şeker ile bölgenin tanınan markaları arasında yer alıyor.

12

Akın Gıda’nın Sahibi Rıfat Akın, ticarette önceliklerinin dürüstlük olduğunu ve satış ekiplerine de sürekli bunun eğitimini verdiklerini, dürüst ve şeffaf olabilmeyi öğrettiklerini söylüyor. 2007’den beri Evyap’ın distribütörlüğünü yaptıklarını belirten Akın, Erzurum, Erzincan, Kars ve Ardahan illerindeki 600 noktaya doğrudan Evyap ürünlerini ulaştırdıklarını ifade ediyor. Akın, “Evyap ailesiyle tanışmak, şirketimiz için dönüm noktalarından biriydi diyebilirim. Öyle ki, Eyvap ile şirketimiz ticarette çok önemli bir ivme kazandığı

Öncelikle kısaca sizi tanıyalım? İş hayatına nasıl atıldınız? 1956 yılında Erzurum’un Tortum Serdarlı beldesinde dünyaya geldim. İş hayatına 1970’li yıllarda Serdarlı beldesindeki baba tezgahında başladım. Babamızın bize bıraktığı en önemli miras olan ve ticaretin de altın kuralı olan dürüstlük ve samimiyetle, 1978 yılında Erzurum’da ilk işyerimiz Akın Ticaret ile faaliyete başladık. O dönemlerde gıdayla birlikte hırdavat çeşitleri de bulundurarak, şehrin en çok çeşide sahip tedarikçisi konumuna gelmeyi başardık. İlerleyen dönemlerde Erzurum’un o dönemlerde ticaret merkezi olarak bilinen Toptancılar Sitesi’ne taşındık. Bu işyerimiz, belki de ticarette dönüm noktamızdı. Çok güzel ve başarılı işler yaparak işimizi sürekli büyütmeyi başardık. Ticaretimiz büyüdükçe işyerimizin bir bölümünü 1993 yılında Bursa’ya taşıdık. Amacımız, Erzurum’daki gibi bir depo kurmaktı. Ancak Bursa’da nasibimiz perakende sektörüne yönelmek oldu. Merkezi İhsaniye’de bulunan zincir mağazalarımızın sayısını her geçen gün arttırarak, mağazalarımızı Bursa’da değerli bir marka haline getirmeyi başardık. Şirketinizin faaliyetleri neler? Hangi şehirlerde faaliyet gösteriyorsunuz? Bayiliklerinizle ilgili bilgi verir misiniz? Şirketimizin ana faaliyet konusu gıda distribütörlüğüdür. Çalıştığımız firmalar;


Evyap, Barilla Gıda, Söke Değirmencilik, Nobel, Acemoğlu, Küçükbay, Lila Kağıt, Özelif, Gesaş, ABC Deterjandır. Erzincan, Bayburt, Iğdır, Kars ve Ardahan illeri ve ilçeleri başta olmak üzere, Doğu Anadolu’nun tamamına yakınına dağıtım yapıyoruz. Bu faaliyetlerimizin dışında değişen ticaret şartlarına ayak uydurabilmek ve iş hacmimizi geliştirmek için 2004 yılında Erzurum Organize Sanayi Bölgesi’nde 6 bin m2’lik alan üzerine üretim ve depo olarak iki bölümden oluşan tesisimizi kurduk. Toplamda 4 bin m2 kapalı alana sahip depomuz ile 400 m2’lik 3 katlı ofisimizi kurarak, kendi markamız olan “Oymak” ile bakliyat paketleme ve şeker üretimi yapmaya başladık. Bölgemizde çok ciddi bir marka konumuna gelmeyi başardık. Müşterileriniz kimlerden oluşuyor? Müşteri kitlemizi market, süpermarket, toptan, yarı toptan, hırdavatçı ve kozmetikçiler oluşturuyor. Ekibiniz kaç kişiden oluşuyor? Görev dağılımlarıyla ilgili bilgi verir misiniz? Satış ekibimiz 1 satış müdürü ve 6 satış personelinden oluşuyor. Ayrıca diğer bölümlerde 3 muhasebe elemanı ve sorumlusu, idari bina personeli, şoförler, sevkiyatçılar ve depo çalışanları olmak üzere toplam 37 personelle çalışıyoruz. Şirketinizin satış prensipleri neler? Satışta nelere dikkat ediyorsunuz? Ticarette önceliğimiz dürüstlüktür. Satış ekibimize sürekli bunun eğitimini vererek ilk önce dürüst ve şeffaf olabilmeyi öğretiyoruz. Bunun hem şirketimize hem de şahsi olarak onlara faydası olacağını anlatıyoruz. Bir diğer satış prensibimiz de, sattığımız ürünü zamanında ve hasarsız olarak müşteriye teslim etmek ve sonra da nihai tüketiciye ulaştırana kadar ürünümüzün arkasında durmak ki, bu da şirketimizin çok önemsediği bir konudur. Evyap’la nasıl çalışmaya başladınız? Çok kıymetli Evyap ailesiyle tanıştık, ticari hayatımızı 2007 yılından itibaren birlikte devam ettirdik ve halen de gururla devam ettiriyoruz. Evyap ailesiyle tanışmak, şirketimiz için dönüm noktalarından biriydi diyebilirim. Öyle ki, Eyvap ile şirketimiz

ticarette çok önemli bir ivme kazandığı gibi, kurumsallaşma anlamında da çok ciddi fayda gördük. Bu anlamda da Evyap, ayrıca değer verdiğimiz bir şirkettir. Böyle güzel bir şirketle iş ortağı olduğumuz, birlikte çalıştığımız ve hemşehri olduğumuz için çok mutluyuz. Evyap ile tanıştıktan kısa bir süre sonra Erzurum 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan şirketimize ait bakliyat paketleme ve şeker üretim tesislerimizin de bulunduğu ana depomuzun yanına, bir yönetim binası da ekleyerek faaliyetlerimizi yürütmeye devam ediyoruz. Evyap bayisi olmayı neden tercih ettiniz? Öncelikle Evyap’ı, tüm Türkiye’ye mâl olmuş bir değer olarak görüyoruz. Evyap bayisi olmayı prestij kabul ediyoruz. Böyle bir şirketin kurucularının Erzurum’dan çıkması bizi ayrıca gururlandırıyor. Bünyemizde birçok ciddi distribütörlerimiz var, Evyap bunların içinde çok özel gördüklerimiz arasında yer alıyor. Evyap, her zaman distribütörlerini birer iş ortağı olarak görüyor ve ona göre hareket ediyor. Bu da Evyap’ı bizim için çok özel yapan nedenlerden birisi. Evyap ürünlerinin satış ve dağıtımını hangi şehirlerde, nerelere ve kaç kanala ulaştırıyorsunuz? Evyap ürünlerini Erzurum, Erzincan, Kars ve Ardahan illeriyle, bu illerin ilçelerindeki yaklaşık 600 noktaya ulaştırıyoruz. Erzurum soğuk iklim kuşağında yer alan bir şehir. Erzurum’da daha çok tercih edilen Evyap ürünleriyle ilgili bilgi verir misiniz? Erzurum’da soğuk iklim koşulları nedeniyle, krem grubunda yılın 10 ayında aktif satış yapabiliyoruz. Bu nedenle de en çok tercih edilen ürün grubunun krem

olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu grupta Türkiye’de pazar lideri olan bir şirketle çalışmak bizim için bir avantajdır. Evpaş Karadeniz Bölge Müdürlüğü’yle aranızda nasıl bir çalışma sistemi var? Bölge Müdürlüğü’yle aramızdaki koordinasyonu Bölge Satış Şefimiz İsmail Özdaş sağlıyor. Evyap hedefleri doğrultusunda aylık aktivite planlarını ekibimizle paylaşıyor ve organize olarak çalışmaları yürütüyoruz.

Hizmet verdiğiniz sektörün Erzurum’daki durumundan söz eder misiniz? Sektörün gelişimini ülke genelinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Son yıllarda değişen ticaret şartlarından bölgemizin fazlasıyla etkilendiği kanaatindeyiz. Ulusal zincirlerin en yoğun olduğu illerin en başında Erzurum geliyor. Pastadaki payları her geçen gün büyüyen bu zincir mağazalar, elbette ki eski günleri aratır oldu. Fakat şirket olarak gerekli tedbirlerimizi alarak çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Evyap bayisi olarak 2013 yılı nasıl geçiyor? 2013 hedefleriniz, planlarınız neler? 2013 yılı, beklentilerimize göre çok daha iyi geçiyor. Satış anlamında hiçbir problem yaşamamakla birlikte, ümit ettiğimiz kârlılıklara ulaştığımızı söyleyemeyiz. Fakat genel bir değerlendirme yapacak olursak, bu yılın umduğumuzdan iyi gittiğini söyleyebiliriz.

13


Bizden

Evpaş Karadeniz, Türkiye’nin yüzde 10,6’sına hizmet veriyor Evpaş Karadeniz Bölge Müdürü İsmail Yücel, Karadenizli tüketicilerin Evyap ürünlerini varyant isimleriyle satın aldıklarını ve memnuniyetlerini dile getirdiklerini söylüyor: “Evyap’ın bir aile şirketi olmasından mutluluk duyduklarını, uluslararası rakipleriyle üst düzeyde rekabet etmesinden memnun olduklarını samimi dille ifade ediyorlar.” Evpaş Karadeniz Bölge Müdürlüğü, Karadeniz sahil hattı, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da toplam 17 ilde Evyap ürünlerinin dağıtımını gerçekleştiriyor. Bölgede Evpaş personeli olarak, 2 satış elemanı ve 4 bölge şefi, 18 BEST (Bayi Evyap Satış Temsilcisi) ve 27 satış destek çalışanı bulunuyor. Evpaş Karadeniz Bölge Müdürü İsmail Yücel, Türkiye nüfusunun yüzde 10,6’sına hizmet verdiklerini söylüyor. Karadeniz Bölge’de ürünlerin yaygın bir dağıtımı olduğunu belirten Yücel, bölgede son 5 yılda yerel satış noktalarının satış oranlarının ciddi oranda azaldığı, buna karşılık ulusal satış noktalarının satışlarının arttığı bilgisini veriyor. Yücel, Evpaş satış prensibiyle ilgili olarak ise: “Şirketimizin vizyonu satış sürecinin her anını müşterilerimize yansıtmak ve çözüm odaklı hizmet sunmak üzerine kuruludur” diyor. Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Ne kadar zamandır Evyap’ta görev yapıyorsunuz? 1968 İstanbul doğumluyum. 1994’te Evpaş’ta işe başlayana kadar çeşitli sektörlerde satış alanında çalıştım. Evpaş’ta Trakya, İzmit ve Adapazarı bölgelerinde satış temsilcilik görevlerinde bulundum. Daha sonra İstanbul Bölge Satış Şefliği ve Bölge Müdür Yardımcılığı yaptım. 2000’de Antalya Bölge Müdürlüğü’ne atandım. 2010’un Ocak ayından beri Karadeniz Bölge Müdürü olarak görev yapıyorum. Halen görevime Samsun’da devam ediyorum. Evpaş Karadeniz Bölge Satış Müdürü olarak görev ve sorumluluklarınız neler? Görev yaptığımız bölgede ürünlerimizin

14

Evpaş Karadeniz Bölge Müdürü İsmail Yücel

ücra noktalara kadar dağıtmaya çalışıyoruz. Karadeniz sahil hattında Sinop’tan Gürcistan sınırına kadar, Orta Anadolu’da Çorum’dan Ardahan’a kadar ve Doğu Anadolu’da Erzurum dahil toplam 17 il bize bağlı. Bölgede bayi, nokta ilişkilerini en üst düzeyde tutabilmenin gayreti içindeyiz. Bunu sağlamaya çalışırken de Evpaş prensiplerinden ve çalışma şartlarından taviz vermeden, bizden istenen hedeflere ulaşmaya çalışıyoruz. Karadeniz Bölge Müdürlüğü olarak kaç kişilik ekibiniz var? Aranızda nasıl bir görev dağılımı söz konusu? Evpaş personeli olarak 1 bölge müdürü, 2 satış yönetmeni ve 4 satış şefi toplam 7 kişi görev yapıyoruz. Ayrıca 18 BEST ve 27 satış destek çalışanımız bulunuyor.

dağılımını sağlamak, şirket hedeflerini bizden istenen büyüme hedeflerine göre gerçekleştirebilmek, kârlılık, dağılım ve müşteri ilişkileri gibi konularda merkezin hedeflediği rakama ulaşabilmek, rakiplerin faaliyetlerini takip etmek ve ilgili kişileri bilgilendirmek olarak sorumluluklarımı özetleyebilirim. Görev alanınızda hangi şehirler yer alıyor? Bu şehirlerde ne tür faaliyetlerde bulunuyorsunuz? Bölge ofisimiz Samsun’da bulunuyor. Türkiye nüfusunun yüzde 10,6’sına hizmet vermeye çalışıyoruz. Ayrıca Karadeniz en fazla göç veren bölge. Coğrafi olarak dağınık yapıda ve bazı illerde kırsal nüfus, merkez nüfuslardan daha fazla. Bu durum dağılım konusunda bizi zorlasa da, elimizden geldiği kadar ürünlerimizi en

Evyap bayileriyle aranızda nasıl bir işbirliği ve iletişim var? Çalışma sisteminizden söz eder misiniz? Bayilerimizle aramızdaki iletişim ve işbirliği, müşteri-şirket ilişkisinin ötesinde, onları ticari bir ortak ve büyük ailemizin bir parçası olarak görmemiz şeklinde gerçekleşiyor. Aylık olarak merkezden gelen uygulamalar ve hedeflerimiz çerçevesinde, bölgedeki ekibimle aylık planlama toplantıları


yapıyoruz. Ekibim ise, bu planlama sonucunda sorumlu bulundukları bayi ekibiyle toplantı yapıyor, bayilerimize o ayın siparişlerini veriyor ve bu siparişlerin müşterilerimize satışını gerçekleştiriyor. Satış destek ekibimiz aracılığıyla, ürünleri tüketicilerimize ulaştırarak bir müşteri memnuniyeti sağlama üzerine kurulu çalışma sistemimiz bulunuyor. Bunun yanında bölgemizde bulunan 7 bayimizi ayda en az birer kez ziyaret ediyoruz. Diğer Bölge Müdürlükleri ile koordinasyon halinde misiniz? Onlarla bilgi alışverişinde bulunuyor musunuz? Gerek telefon konuşmalarında, gerekse elektronik posta yoluyla diğer bölge müdürlükleriyle, pazardaki rakiplerimizin yaptığı çalışmalar ve kendi bölgelerimizde yaptığımız yaratıcı, satış arttırıcı ve örnek çalışmalarla ilgili bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Evpaş olarak satış prensip ve ilkeleriniz neler? Bölge olarak satış prensiplerimiz; şirketimizin vizyonu satış sürecinin her anını müşterilerimize yansıtmak ve çözüm odaklı hizmet sunmak üzerine kuruludur. Karadeniz Bölgesi’nde Evyap ürünleri hangi kanallarda, kaç noktada satılıyor? Ulusal ve yerel satış noktalarının bölgedeki durumuyla ilgili bilgi verir misiniz? Ürünlerimizi büyük yerel marketler, toptancılar, kozmetik müşterileri, hırdavatçılar, bakkallar, marketler ve eczane kanallarından oluşan yaklaşık 4 bin noktaya fatura kesiyorum. Bölgemizde son 5 yıl içinde yerel satış noktalarının ağırlığı ve satış oranları ciddi oranda azaldı. Buna karşılık ulusal satış noktalarının sayısı ve satış oranları hızla artıyor. Karadeniz Bölgesi’ni hızlı tüketim ürünleri sektörü açısından değerlendirir misiniz? Bölge ile ilgili sizden sektör değerlendirmesi alabilir miyiz? Bölgemizde köy ve kasaba nüfusu, şehir nüfusundan daha fazla. Bu nedenle bizim için ve pazardaki diğer firmalar için önemli olan, sürekli yatırım yapılan, şirket kârlılıklarını etkileyen ve lüks sayılabilecek, duş jeli, antibakteriyel ürünler, renkli kozmetik ürünleri gibi ürünlerin satışının yapılmasıdır. Bu tür ürünlerin satışını hedeflerimiz çerçevesinde bölgemizde

gerçekleştiriyoruz, ancak diğer şirketler için satışlar henüz istenilen seviyelerde değil. Bunun bizler için bir fırsat olduğu ve bölgemizde daha çok gidilecek yolumuzun olduğu düşüncesindeyiz. Sorumlu olduğunuz bölgede Evyap ürünlerine halkın ilgisi ve beğenisiyle ilgili gözlemleriniz neler? Halk bir aile şirketi olarak Evyap ve ürünleriyle ilgili neler düşünüyor? Bölgemizde ürünlerimize, tüketicilerimizin ilgisi ve beğenisi üst düzeyde. Tüketicilerimiz ürünlerimizi varyantların isimleriyle satın alıyor ve memnuniyetlerini dile getiriyorlar. Bu tüketici davranış

şeklinden yola çıkarak, ürün reklamlarımızın müşterilerimizde olumlu bir algı oluşturduğunu düşünüyoruz. Marketlerde tüketicilerimizle yaptığımız sohbetlerde, onlara işlerimizi geliştirmek adına yurtiçi ve yurtdışında yaptığımız çalışmalarla ilgili bilgi veriyoruz. Tüketicilerimizden olumlu geri dönüşler alıyoruz. Evyap’ın bir aile şirketi olmasından mutluluk duyduklarını, aile şirketinin vizyonundan taviz vermeden, kurumsal ve profesyonel bir anlayışla yönetilerek, uluslararası rakipleriyle üst düzeyde rekabet etmesinden memnun olduklarını samimi dille ifade ediyorlar. Karadeniz Bölge Müdürlüğü olarak 2013 hedefleriniz nelerdi? Hedeflerinize ne ölçüde ulaştınız? Bundan sonrası için planlarınız neler? İddialı büyüme hedeflerimizin olduğu ve rekabetin üst düzeyde gerçekleştiği 2013 yılında, 2012’ye göre daha fazla noktaya hizmet götürmeyi, şirketimizin büyümesine önemli ölçüde katkıda bulunan ve kârlılığımızı arttıran antibakteriyel ürünlerde bölgedeki liderliğimizi koruyup, en yakın rakibimizle aramızı biraz daha açmayı amaçladık. Bölge olarak yılın yarısını geride bıraktığımızı düşünürsek, 2013 hedeflerimizi gerçekleştirebileceğimizi söyleyebiliriz.

Evpaş Karadeniz Bölge Satış Şefi İsmail Özdaş:

“Evyap, Erzurumlunun medar-ı iftiharıdır” “1974 yılında Erzurum’da doğdum. Eğitim hayatımı Erzurum’da tamamladım. 2000 yılında Aromel’de göreve başladım ve 2006’da Evyap’ın Aromel’i satın almasından sonra görevime 2011 yılına kadar devam ettim. 2011 yılından beri de Evpaş Karadeniz Bölge Satış Şefi olarak görevimi sürdürüyorum. Satış Şefi olarak hedeflerimizin gerçekleştirilmesi, Erzurum, Erzincan, Kars ve Ardahan illerinde satış düzeninin sağlanması, bölgede ürünlerimizin en iyi pazar payına ulaşması için tüm satış noktalarıyla koordinasyonu sağlıyorum. Ayrıca bayi yöneticileri ve satış ekipleriyle düzenli toplantılar yaparak, ürün satış ve bulunurluk stratejilerimizi onlara anlatıyorum, tüm bölgedeki satış noktalarında Evyap ürünlerinin bulunurluğunu arttırmak için çalışıyorum. Bölge Müdürümüz ile aylık düzenli toplantılarda, bölge hedeflerimizin gerçekleşmesi ve dağıtımı sağlamak için bir araya geliyor, aktivite ve aksiyon planlarını hazırlıyoruz. Satış Şefi olarak çalışmaktan onur duyduğum şirketimde, bugün olduğu gibi ileride de alacağım sorumluluklar doğrultusunda, Evyap bayrağını dalganlandırmaya devam etmek, rekabette şirketimin kârlılık hedefleri paralelinde yol almak ve geleceğe şirketimle beraber sağlam adımlar atmak, bölgemde Evyap ürünlerinin pazar payını korumak ve yukarılara taşımak hedefindeyim. Bölgemizde, her gün biraz daha bilinçlenen halkımızın, satış noktalarından üreticisini sorarak ve öğrenerek ürünleri aldığını gözlemliyoruz. Evyap çalışanları olarak bizim de en büyük mutluluğumuz, tüketicinin mutluluğudur. Halkımız Evyap’la yaşamı seviyor. Erzurum’un bağrından çıkıp global dünyada yer alan Evyap, Erzurumlunun medar-ı iftiharı olmaya devam ediyor ve gelecekte de edecek. Evyap’la halkımız daha temiz olmaya, daha güzel kokmaya devam edecek.”

15


Bizden

“Malezya, Evyap’ın sabun üretiminde bir milat olacak” Yıllarca Evyap’ta görev alan Mehmet Serteser, Yatırımlar Teknik Satınalma Müdürü olarak Malezya’da görev yapmaya başladı. Serteser, “Şirketimizin Malezya’daki atağı, uluslararası ortamda daha geniş bir alanda faaliyet göstermesini sağlayacak ve Evyap’ın diğer çok uluslu kuruluşlardan hiçbir farkının olmadığını ispat edecektir. Şirketimizin, yakın gelecekte benzer ataklarını sürdüreceğine inanıyorum” diyor. Evyap’ta 32 yıldır görev yapan Mehmet Serteser, bugüne kadar pek çok görevde bulunarak şirkete önemli katkılarda bulundu. İlk olarak İthalat Memuru olarak göreve başladı. Ardından Fabrika Müdürlüğü yaptı. Ağırlıklı olarak yurtdışından hammadde, makine ve teçhizat temini için çalıştı. Yatırımlar Teknik Satınalma Müdürlüğü görevini yürütürken, şirketin aldığı yatırım kararlarını hayata geçirdi. Evyap Ayazağa’da yeni yatırımlarda ve Tuzla fabrikalarının yapımı aşamasında önemli görevlerde bulundu. Serteser, bugün tecrübelerini Evyap Malezya’da paylaşıyor.

Yatırımlar Teknik Satınalma Müdürü Mehmet Serteser

16

Üretim tesislerinin kuruluşuna destek veren Serteser, yatırım öncesinde gözlem yapmak için Malezya’ya giden ekibin başında yer alıyor. Serteser, “Gözlemlerimiz, mevcut bilgilerimizi pekiştirdi ve seyahatten dönerken arkadaşlarıma, bu seyahatin Evyap’ın sabun üretiminde bir milat olacağını söyledim. Seyahatimizin bulguları, Şirket Yönetim Kurulu tarafından uzun süre incelendi ve sonunda Güneydoğu Asya’da, yani Malezya’da bir fabrika yapılmasına karar verildi” diyor. Malezya’da kurulmakta olan oleo-kimya ve sabun fabrikası için proses ekipmanları, makineler ve teçhizatların alımlarıyla, bina ve tesislerin yaptırılmasından sorumlu olan Serteser, fabrikada üretim denemelerine 2014’ün Mart-Nisan aylarında başlanacağı bilgisini veriyor. Malezya tecrübesini sorduğumuz Serteser, “Bence bir çalışan için yatırımın adresi çok önemli değil. Önemli olan, yatırımın doğruluğu ve isabetidir. Yatırım, meyvelerini vermeye başladığı zaman herkes daha mutlu olacaktır” diyor.


Evyap yolculuğunuz nasıl başladı? Bugüne kadar Evyap’ta hangi görevlerde bulundunuz? Bir gazete ilanını değerlendirerek 11 Ağustos 1981’de, 34 yaşındayken Evyap’ta çalışmaya başladım. Evyap’ta 32 yıldır çalışıyorum. Şirketin önceki adresi Silahtarağa’dan bugünkü Ayazağa fabrikasına taşınmaya başlamasıyla birlikte göreve başladım. A. Fikret Evyap’la mülakat yaptıktan sonra İthalat Memuru olarak işe alındım. Yurtdışından getirilen bütün malzemelerin yönetilmesinden sorumlu oldum. 1982-1984 yılları arasında Fabrika Müdürlüğü görevini yürüttüm. Aynı dönemlerde ilk ihracat ürününün işlemlerini organize ettim. Sonraki dönemlerde 10 yıldan uzun bir zaman A. Fikret Evyap’la, hammadde alımları, M. Fethi Evyap’la makine ve teçhizat alımları için çalıştım. Satış ve Mali İşler hariç, hemen her bölümde hizmetlerim oldu. Bina yapımları, yurtdışı tedarik maddeleri, makine ve teçhizat alımlarından, fiziki olarak hizmete sunulmasına kadar bütün aşamalardan sorumluydum. O zamanlar ithalat işi bir avuç insanın elindeydi, ekonomi çok kötüydü ve yasaklarla dolu bir ülke yönetiminin içinde ithalat gerçekten çok zor bir işti. İthalat, bir meslek görünümündeydi, paranız olduğu halde resmî olarak paranızı dövize çevirip transfer yapabilmeniz ve ithalatı gerçekleştirmeniz için günlerce Merkez Bankası’nın kapılarını aşındırmanız gerekirdi. Yani çalışacaksınız, üreteceksiniz, dünya şirketleriyle yarışacaksınız, ama önünüz kapalı olduğu için gidemiyorsunuz.

Evyap’ta Yatırımlar Teknik Satınalma Bölümü’nde neler yaptınız? Görev ve sorumluluklarınız nelerdi? Evyap, 1980’li yılların başlarından itibaren sabun üretimi üzerinde büyük ilerlemeler kaydetti. Geleneksel üretim tekniğiyle birlikte modern üretim teknolojilerine yatırım yaptı ve bunları hayata geçirdi. Bu sistem üretim kapasitesini katlayarak arttırdı. Modern ve hızlı üretim teknolojisi, beraberinde yüksek değerli “finishing” hatlarını, bunlar da dolaylı olarak bina yatırımlarını hızlandırdı. 1990’lı yılların ikinci yarısında Sabun Üretim tesis yatırımları zirveye ulaştı ve üretimimiz 1000 ton/gün bitmiş ürüne, yani dünyada eşi olmayan bir kapasiteye ulaştı. Görevim, şirketin kararını verdiği yatırımları, düşünceden uygulamaya dönüştürmek oldu.

1980’li yılların başında, Kozmetik Bölümümüz, Arko Cilt Kremi ve Arko Tıraş Kremi’nden ibaretti. Şirket kurucularının ufku açık görüşleri ve dünyadaki olup bitenleri takip edip değişime uyum göstermeleriyle, Kozmetik Bölümü’nün kurulmasına karar verildi ve yıllar içinde Ayazağa fabrikası yetmemeye başladı. Kozmetik, teknolojisi gereği, daha hassas ve daha fazla dikkat gerektiren bir yapıdadır. Sonuçta Kozmetik Bölümü, hak ettiği, yeni ve modern Tuzla Tesisleri’ne kavuşturuldu. Tuzla binasının tamamlanması gereğinden fazla zamanımızı aldı. Çünkü bina yatırımı aşamasında, bebek bezi üretimiyle ilgili yatırım süreci ön sırayı aldı. Bugün 12 hatta doğru koşan, gurur verici bir yapıya sahip, çok temiz ve modern bir bebek bezi fabrikamız var.

Evyap Malezya’da çalışmaya başlamanız nasıl oldu? Ne zamandan beri Malezya’dasınız? Evyap Malezya ile ilgili çalışmalara 2008’in Ekim ayında başlandı. Güldal Atilla, Şehriban Cakovalı ve Oğuzhan Serbest’le birlikte Güneydoğu Asya’ya bu amaçla ilk seyahatimizi yaptık. Bu seyahatle şirkete, geleneksel hayvansal yağ sabunculuğuna ilave olarak, bitkisel baz içeren sabun üretimi özelliğini kazandırmayı amaçladık. Bu bölgedeki “sabun bazı” üretiminin çığ gibi büyümekte olduğunu görüyorduk. Evyap da, bundan geri durmamalıydı. Gözlemlerimiz, mevcut bilgilerimizi pekiştirdi ve seyahatten dönerken arkadaşlarıma, bu seyahatin Evyap’ın sabun üretiminde bir milat olacağını söyledim. Seyahatimizin bulguları, Şirket Yönetim Kurulu tarafından uzun süre incelendi ve sonunda Güneydoğu Asya’da,

yani Malezya’da bir fabrika yapılmasına karar verildi. 2011’in Haziran’ında 123 bin 500 m2’lik ilk arazimizi aldık. 2011’in Kasım’ında da 101 bin 500 m2’lik ikinci arsa alındı. Toplam 225 bin m2 arazi üzerinde hemen kuruluş çalışmalarına başladık. Bütün bu çalışmalar yapıldığından beri Malezya’da bulunuyorum.

Malezya’daki görev ve sorumluluklarınızdan söz eder misiniz? Nelerin satın alımlarını gerçekleştiriyorsunuz? Malezya’da yapılacak üretim tesislerinin kuruluşuna destek olmam için görevlendirildim. Arsa alımından başlayarak, hedef ürünlerin üretilip, ticari amaçlı olarak sevk edilmesine kadar her aşamasında, ekip arkadaşlarımla birlikte görevli ve sorumlu oldum. Malezya’da bir oleo-kimya ürün fabrikasıyla bir sabun fabrikası kuruluyor. Bu ürünlerin üretimini sağlayan bütün proses ekipmanları, makineleri ve teçhizatlarının alımları, bunların işletileceği bina ve tesislerin yaptırılması, yerleştirilmesi hizmetlerinin yürütülmesi esas görevim oldu.

2013 yılı ve önümüzdeki yılla ilgili Malezya fabrikasına yönelik yapmayı planladığınız hedefleriniz neler? Önünüzde nasıl bir iş planı var? 2013 yılı, ekipman, makine ve tesis alımları, imalat aşamalarının takibi, sevk edilmesi, binalarının hazırlanması ve yerleştirilmeleriyle yoğun olarak geçiyor. 2013’ün Temmuz sonu itibarıyla, yaklaşık 130 milyon dolarlık yatırım bütçemizin yüzde 80’lik bölümü için iş bağlantıları yapıldı ve kısmî olarak tamamlandı. Geri kalan kısmının önümüzdeki bir ay içinde tamamlanması hedefleniyor. 2014’ün MartNisan ayları içinde üretim denemelerine

17


Bizden

başlanmasını ümit ediyoruz. 150 bin ton/ yıl sabun+50 bin ton/yıl oleo-kimya ürünleri hedeflendi. Kurulu kapasitemiz 280 bin ton/yıl ürün seviyesindedir.

Evyap Malezya fabrikasının bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün gelinen noktayla ilgili neler söylemek istersiniz? Coğrafi olarak yatırım yerimiz, tropikal bir bölgenin tam ortasında bulunuyor ve özellikle geçtiğimiz Kasım-Aralık ve Ocak aylarının muson yağışları oldukça ağır geçti, bu ayların neredeyse yarısından daha az sürede çalışabildik. Malezya fabrikası için konulan hedeflere ulaşmak adına gecikilen süreyi telafi etmeye çalışıyoruz.

Evyap Malezya fabrikası tamamlandığında gerek Malezya halkına, gerekse Evyap’a ne gibi katkıları olacağını düşünüyorsunuz? Malezya fabrikası işletmeye alındığında, gerek Malezya halkına, gerekse şirketimiz mensuplarına daha geniş bir çalışma alanı oluşturacak ve daha çok sayıda çalışana iş imkânı tanıyacaktır. Malezya’da gelişen iş hayatı, ülkenin yakınındaki 7-8 ülkeye daha iş imkânı sağlıyor. Ülkede, Japonya ve Kore hariç, hemen her ülkeden çalışan insanlar bulunuyor. Bu, çok geniş bir mozaik. Şirketimizin Malezya’daki atağı, uluslararası ortamda daha geniş bir alanda faaliyet göstermesini sağlayacak ve Evyap’ın diğer çok uluslu kuruluşlardan hiçbir farkının olmadığını ispat edecektir. Şirketimizin, yakın gelecekte benzer ataklarını sürdüreceğine inanıyorum.

2 yıllık Malezya deneyiminizle ilgili neler söylemek istersiniz? Malezya’ya gitmek size ne gibi tecrübeler kazandırdı? Bence bir çalışan için yatırımın adresi çok önemli değil. Önemli olan, yatırımın doğruluğu ve isabetidir. Yatırım, meyvelerini vermeye başladığı zaman herkes

18

mutlu olacaktır. Malezya’ya gelir gelmez ilk olarak, bu ülkeye gelişimizin çok gecikmiş olduğunu gözlemledim. Evyap’ın bu ve benzeri yatırımları yapma tecrübesi zaten var, Malezya’da da bunun devamı getiriliyor. Malezya’da zamanın en iyi şekilde planlanması gerektiği konusundaki tecrübemi bir kez daha pekiştirmiş oldum.

Türkiye dışında başka bir ülkede yaşamak ve çalışmak sizin açınızdan nasıl? Farklı bir ülkeye alışmak sizin için zor oldu mu? Bizimle gözlemlerinizi paylaşır mısınız? Gayet tabii ki insanın ailesinin yanında olmaması bir hasret odağı oluyor. Alışageldiğiniz iş arkadaşlarınızdan ve yörenizden uzakta olmanız bir burukluk yaratıyor. Ancak, günümüzün modern iletişim imkânları bu durumu nispeten azaltıyor. Türkiye ile olan 5-6 saatlik zaman farkı, çalışmaya ayırdığım süreyi çok daha uzatıyor ve bu da çevreye uyumu kolaylaştırıyor. Malezya’ya alışmam çok zor olmadı, kardeş Malezya halkı çok nazik ve sevecen. İşyerimizde pek çok Hint ve Çin asıllı çalışma arkadaşlarım var. Hepsinin de bende ayrı yerleri oldu, çok saygılı insanlar, beni de çok seviyorlar. Bu projeye katkılarından dolayı hepsine çok teşekkür ediyorum. Malezya’da yalnızca üşümeyi unuttum, çünkü hava yağışlı da, kuru da olsa hep aynı sıcaklıkta oluyor.

İş disiplini ve çalışma şekli açısından Malezya’yı nasıl değerlendirirsiniz? Türkiye ile Malezya arasında bu açıdan farklılıklar neler? Malezya’da çalışma hayatı oturmuş durumda. Türkiye’den farklı alışkanlıkları var, örf ve adetlere oldukça bağlılar. Ancak şirket aidiyet duygusu konusunda, Türk çalışanın hasletleri biraz daha farklı. Birkaç istisna dışında disiplinli bir çalışma temposu var. Ancak onlar için her şeyin başı eğitim.

Uzun yıllar Evyap’ta çalışmanızı neye bağlıyorsunuz? Her şeyin başı karşılıklı sevgi, saygı ve güvenilirlik. Çalışan insan, hizmetini pazarlar. Eğer bu hizmet kaliteli, doğru ve süreklilik gösteriyorsa, ona olan talep de süreklilik gösterir. Çalışma hayatımın en başından itibaren, her aşama kaydettikten sonra, “Daha neyi yapabilirim?” şeklinde düşündüm. Hizmette hiçbir zaman sınır tanımadım. Herhangi bir işi en iyi yapmayı öğrendim (ama tabii ki ne kadar yapabildiğim biraz yoruma bağlı) ya da hep bu yolda oldum. Bunun için de Evyap’ta uzun yıllardır çalıştığımı düşünüyorum. Sırası gelmişken, genç arkadaşlarıma ve iş hayatına yeni başlayan kardeşlerime seslenmek istiyorum: Bir işe atanmışsanız, bu gerçekten sizin için bir şanstır. Bunu çok iyi değerlendirin. Kendinizi o iş için mutlaka eğitin, eğitim bütün hayatınızın başlangıç noktasıdır. Sabırlı ve azimli olun. O işi, mutlaka başarılı olarak yapmayı aklınıza koyun ve asla pes etmeyin. Bir işte uzmanlaşın, bu sizin kıymetinizi arttıracaktır. Sonraki aşamalar için kendinizi hazırlayın ve akıllı, mantıklı olmak için mutlaka risk alın. Her işinizin muhasebesini yapın ve doğrulayın, hatalarınızı tespit edin ve asla tekrarlamayın. Çalışma hayatınızda gerek olmadıkça işyeri değiştirmeyin. Başarılar diliyorum.


Tarih

Türkiye Cumhuriyeti’nin 90. kuruluş yıldönümü kutlu olsun 29 Ekim 1923... Büyük Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılı. Bu yıl Cumhuriyet’in 90. yıldönümünü coşkuyla kutlayacağız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan ve dış-iç düşmanlara karşı verilen savaşın başarıyla sonuçlanması sonucunda gerçekleşti. “Tek bir egemenlik var, o da milli egemenliktir. Milletin egemenliğini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesiyle ülkenin pek çok ilinde kongreler düzenleyen Mustafa Kemal Paşa, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde topladı. Meclis, Mustafa Kemal Paşa’yı “Meclis Başkanı” seçti ve Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Düşman kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin ardından Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlandı ve Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı. Padişah Vahdettin, “vatan haini” ilan edildi ve yurdu terk etti. 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri, Lozan Barış Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşmayla yeni bir devletin temelleri atıldı, ancak devletin yönetim

biçimi henüz belirlenmedi. İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos 1923’te ilk toplantısını yaptı ve 13 Ekim’de Ankara başkent ilan edildi. Bu dönemde bir hükümet buhranı yaşandı. Başbakan Fethi Okyar’a karşı Meclis’te muhalefet oluşması üzerine Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa’nın dışında kabinenin istifasına karar verdi ve bu karar 27 Ekim 1923’te uygulandı. Ancak yeni kabine kurulamıyordu. Bu gelişmeler üzerine Cumhuriyeti ilan ederek işi kökünden çözmeye karar veren Mustafa Kemal Paşa, 28 Ekim gecesi Çankaya’da İsmet Paşa ve bazı kişileri toplantıya çağırdı ve onlara “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyerek kararını açıkladı. Ardından İsmet Paşa ile birlikte Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar.

Ve Cumhuriyet ilan ediliyor... 29 Ekim 1923’te saat 10.00’da Parti grubunda yapılan toplantıda Mustafa Kemal Paşa, hükümet buhranının mevcut sistemden kaynaklandığını dile getirdi ve bunun çözümü için değişiklik önergesini okuttu: “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir. Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Türkiye Devleti, Hükümetin inkisam ettiği

idare şubelerini İcra Vekilleri (Bakanlar Kurulu) vasıtasıyla idare eder.” Bu önerge, Parti toplantısında tartışıldı. Büyük Millet Meclisi’nin aynı akşam yaptığı toplantıdan sonra 20.30’da “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri arasında Cumhuriyet ilan edildi ve yeni Türk Devleti’nin adı konuldu: Türkiye Cumhuriyeti... Hemen arkasından da Mustafa Kemal Paşa oy birliğiyle Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhuriyet’in ilk Başbakanı da İsmet Paşa oldu. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra kürsüye gelen Mustafa Kemal, “Son yıllarda Ulusumuzun fiili olarak gösterdiği kabiliyet ve istidat, kendi hakkında kötü düşüncede bulunanların ne kadar tedkikten uzak görünüşe önem veren insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Ulusumuz kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir... Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır” şeklinde bir konuşma yaptı. Cumhuriyet’in ilanını halk, sevinç ve coşkuyla kutladı. Aynı gece bu ilan atılan 101 pare topla kutlandı. 2 Şubat 1925’te düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerildi. Bu teklif, Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelendi ve 19 Nisan’da TBMM tarafından kabul edildi. 628 Sayılı Kanun ile 29 Ekim, 1925’ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bugünü en büyük bayram olarak nitelendirdi.

19


Bizden

Evyap Tuzla Krem Üretim, ABL ve PBL tüpler üretiyor İcra Kurulu Başkanı’na bağlı olan Evyap Tuzla Krem Üretim Bölümü’ndeki 5 AISA makinesinde, ABL (Alüminyum Bariyerli Lamine) ve PBL (Plastik Bariyerli Lamine) tüpler üretiliyor. Her makinede 1 kişinin çalıştığı bölümde, diş macunu ve tıraş kremi için üretim yapılıyor.

“1 dakikada ortalama 80 adet tüp üretiyoruz” Üretim Müdür Yardımcısı Hakkı Güner: “ODTÜ Kimya Mühendisliği’nden mezunum. 2008’in Ekim ayında Evyap’ta SAP projesinde çalışmaya başladım. 2010’da SAP hayata geçtikten sonra Tuzla’ya Üretim Müdür Yardımcısı olarak atandım. Yaklaşık 1 yıl Likit Üretim’de görev aldım, daha sonra Krem Üretim’e geçtim. Krem Üretim’de 5 adet AISA makinemiz var. Bu makinelerde diş macunu, tıraş kremi ve tıraş sonrası krem gibi ürünlerin, ABL (Alüminyum Bariyerli Lamine), PBL (Plastik Bariyerli Lamine) tüplerini üretiyoruz. Makinelerden 4’ü tamamen lamine tüp üretiyor, 1 tanesi ise hem lamine hem de plastik tüp üretiyor. 1 makineyi şu an için daha çok plastik tüp üretiminde kullanıyoruz. Meyveli kremlerde PBL tüpler, diş macunları, tıraş kremleri ve tüy dökücüler için ise ABL tüpler tercih ediliyor. Makineler yüksek verimli oldukları ve sorunsuz çalıştıkları için her makinede 1 çalışanımız bulunuyor. Boş ve baskısız lamineleri alıyoruz, bunları baskıya gönderiyoruz, kesilmiş ve baskısı yapılmış olarak bize geliyor. Ardından makinelerimiz bunların kesilmiş 2 kenarını kaynaklıyor, daha sonra omuz kısmı ve membran kısmını yapıştırıyor ambalajın kapağını kapatıyor. Tüp içi boş olarak, doluma hazır şekilde üretiliyor ve üretim tamamlandıktan sonra kolilere otomatik olarak dolduruluyor. Kaynakların doğru olabilmesi için makinelerin bulunduğu ortamda 24 derece sıcaklığın sabit olması ve ortamın neminin düşük olması gerekiyor. İlk AISA makinesi 2003’te Ayazağa’da üretime başladı. Daha sonra diğer makineler alındı ve 2007’de Tuzla’ya taşındı. AISA makinelerinin 4’ü dakikada 80 adet üretim yapıyor, diğer 1 makine ise dakikada 100 adet ABL tüp, 80 adet de PBL tüp üretim kapasitesine sahip. ABL tüpler, ürünün içine oksijen girmesini, esansın uçmasını engeller. Yani ürünü koruyucu olarak muhafaza eder. Tüp üretimi sırasında bizim için en önemli kriter, omuz ve yan kaynakların doğru olması, yani patlak olmamasıdır. İkinci kriterimiz de, omuzdaki kaynakların düzgün görünmesidir. Bugüne kadar Evyap’ta SAP, POLEN ve GMP projelerinde bulundum. Bu projelerde kendime hep bir şeyler kattım. Bunu yaparken Evyap’a da bir şeyler katmış oldum. Evyap’ın gelecekte daha güçlü bir firma olacağına inanıyorum. Bu güçlü firmanın içinde ben de bulunmak istiyorum. Evliyim, ikiz çocuklarım var.”

20


“12 yıldır aynı heyecanla çalışıyorum” Üretim Personeli Ali Taşkın: “1975 Malatya doğumluyum. 2001’de ilk işyerim olan Evyap’ta çalışmaya başladım. 2004’ten beri lamine tüp işinde makine operatörlüğü yapıyorum. Ürünün kalitesine bakmak, laminenin giriş çıkış sevkiyatını ve gelen ürünü kontrol etmek, kaliteli ürünün müşteriye ulaşmasını sağlamaktan sorumluyum. Bir ürünün göze hitap etmesi gerekiyor. Ayrıca hijyene çok önem veriyoruz. “Evyap’ta kalite ve düzeni öğrendim” Üretim Personeli Hüsnüye Kına Karataş: “1980 Erzincan doğumluyum. 1997’den beri Evyap’tayım. Bir arkadaşım aracılığıyla şirkete başvurdum. 12 yıl Ayazağa’da Sabun Üretim’de çalıştım. 5 yıldır da Tuzla’dayım. Evyap’ta çalışmayı seviyorum. Makine operatörü olarak makineyle ilgili bütün sorumluluklar bana ait. Bobinin iç ve dış yüzeyinin temizliğine, baskı bozukluğu olup olmadığına ve kapağın sıkılığına bakıyorum.

“İşten eve içim rahat gidiyor ve mutlu oluyorum” Üretim Personeli Şükrü Korkut: “1982’de Nevşehir’de doğdum. Askerden geldikten sonra 2007’de Evyap Tuzla’da çalışmaya başladım. İleriye yönelik bir iş olarak gördüğüm için Evyap’ta çalışmak istedim. Evyap’ta çalışan eniştem sayesinde Evyap’ın iyi bir firma olduğunu biliyordum. Evyap’ta çalışmaktan gayet memnunum. AISA makinelerinde operatör olarak çalışıyorum. Lamine tüp üretiyoruz. İyi ve kaliteli ürün

Lamine tüp üretimine ilk başladığımızda bir tane makinemiz vardı, makinede 4 kişi çalışıyordu. Otomasyona geçtikten sonra insan gücüne ihtiyaç azaldı ve robotla çalışmaya başladık. Çalışma ortamımızda herkes birbirine saygılı. Her şey saygıyla başlıyor, saygı olursa sevgi de oluyor. Bir işi ne kadar çok severseniz o işte o kadar başarılı olursunuz. 12 yıldır Evyap’tayım ama dün işe girmişim gibi aynı heyecanla çalışıyorum. Uzun yıllar daha Evyap’ta çalışmak isterim. Evliyim, bir oğlum var. İş dışında masa tenisi ve bilardo oynamayı seviyorum.” Evyap’ta bir aile olmayı öğrendim. Ustalarımız birer baba, çalışma arkadaşlarımız da kardeş oluyor. Evyap’ta ayrıca titiz ve düzenli çalışmayı, en önemlisi kalite ve düzeni öğrendim. 2 yıl sonra emekliliği hak edeceğim. Evyap’tan emekli olmak istiyorum. Makinelerin sayısı arttıkça biz çalışanların işi daha çok kolaylaştı. Eskiden her şeyi bilek gücüyle yapıyorduk, şimdi yükümüz yarıya indi diyebilirim. Zamanın çok hızlı geçtiğini görüyorum. Evyap’ın bundan sonra da hızlı büyümesini, gelişmesini temenni ediyor, tüm aileye sağlık ve huzur diliyorum. Evliyim, 1,5 yaşında kızım var.” üretmek için çalışıyoruz. Ben ne kadar kaliteli çalışırsam, ürün de o kadar kaliteli üretilir. Kendi hayatım gibi başkalarının hayatını da düşünmek zorundayım. Burada birlik ve beraberlik içinde çalışıyoruz. Herkes ürüne ve kaliteye odaklanıyor. Dayanışma olduğu sürece başarı olur. Evyap her yönden bana göre çok iyi. İşimi çok severek yapıyorum. En azından eve içim rahat gidiyorum. Bu da beni mutlu ediyor. Gün geçtikçe Evyap’ta yenilikler ve makine sayısı artıyor. Evyap hızlı bir değişim içinde. Evliyim, 5 yaşında oğlum var. İş dışında oğlumla zaman geçiriyorum.”

21


Bizden

“Balkanlarda bölgesel varlığımızı pekiştirmeye çalışıyoruz” Evyap Balkan Bölgesi Sorumlu Müdürü Dusan Vukovic, Evyap ürünlerinin son derece kaliteli olduğunu, pazarda tüm üreticiler ve yerel oyuncularla rekabet edildiğini söylüyor ve ekliyor: “Bulunduğumuz noktada rekabeti sürdürmek ve piyasada adım adım daha iyi bir konuma yükselmek için sabırlı davranmak durumundayız.” 1 yıldır Evyap Balkan Bölgesi Sorumlu Müdürü Dusan Vukovic, Evyap ürünlerinin Balkan ülkelerindeki bölgesel varlığını pekiştirmek için çalışıyor. Vukovic Arnavutluk, Sırbistan ve Bosna Hersek’ten sorumlu olduğu gibi, Hırvatistan ve Slovenya pazarlarına girmek için çalışmalar yürütüyor. Vukovic, Evyap Balkanlar olarak 2013 hedeflerini şöyle özetliyor: “Mevcut ülkelerde lider konumunu muhafaza etmek ve yeni piyasalara girmeye çalışmak, Adriyatik Bölgesi’nde temsilcilik ofisi açmak ve bölgede şirket adına iyi bir gelecek yaratmak.” İşi gereği sürekli seyahat halinde olduğunu ve çeşitli ülkelerde birden fazla görev icra etmeye çalıştığını belirten Vukovic, bu çalışma şeklinin, düzenli ve dikkatli olmayı ve sorumluluğu altındaki ülkelere yönelik tüm gereksinimleri karşılayabilmek için iyi bir yönetici olmayı gerektirdiğini dile getiriyor.

Evyap Balkan Bölgesi Sorumlu Müdürü Dusan Vukovic

22

Öncelikle bize biraz kendinizden söz eder misiniz? Kariyer hayatınızda bugüne kadar ne gibi tecrübeler edindiniz? Geçmişte Yugoslavya’nın, şimdi ise Sırbistan’ın başkenti olan Belgrat’ta doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Belgrat’ta okudum. Daha sonra, Belgrat Teknik Üniversitesi’nden master derecesiyle mezun oldum. Profesyonel kariyerimi çok uluslu şirketlerde yoğun bir şekilde geçirdiğim 17 yıl boyunca kendimi birçok yönden geliştirdim. Bana göre en güçlü kişisel ve profesyonel özelliklerim, hedef odaklı olmam ve insan yönetimi süreçlerini başarıyla yönetebilmemdir. Profesyonel kariyerimdeki temel amacım, deneyimlerimi başkalarıyla paylaşmak, yeni


fırsatlar yakalamak ve ekibimle birlikte daha iyi sonuçlar elde etmektir. Satışçı olarak çalışmaya başladığım ilk şirkette, Ülke Müdürlüğü konumuna kadar yükseldim. Kariyerim boyunca, çok uluslu şirketlerde önemli eğitimlere katılma ve tecrübe kazanma fırsatına sahip oldum. Bu durum, bir yandan somut bir bilgi tabanı oluşturmamı ve değerli deneyimler kazanmamı sağlarken, diğer yandan politika ve prosedürlerin, performans standartlarının, düzenli ve şeffaf geri dönüşlerin ve ekip yönetiminin önemini öğrenmeme yardımcı oldu.

Evyap’ta ne zaman ve nasıl çalışmaya başladınız? Beni Evyap yönetimine, daha önce görev yaptığım Efes Meşrubat Grubu’ndaki eski yöneticim önerdi. Evyap’ta 2012 yılının Ağustos ayında Balkan Bölgesi Sorumlu Müdürü olarak çalışmaya başladım. Evyap’taki görev ve sorumluluklarınızdan söz eder misiniz? Balkan Bölgesi Sorumlu Müdürü olarak yükümlülükleriniz nelerdir? Evyap’taki temel sorumluluklarım; Evyap ürünlerinin Balkan ülkelerindeki bölgesel

Ticari faaliyetler, kurumsal gelişim ve belirli bazı piyasalara yönelik kurumsal bütçelerden sorumluydum. Üzerinde anlaşmaya varılan üretim hacimleri ve finansal hedeflerin gerçekleşmesini ve şirketin yasa ve yönetmeliklere uyum göstermesini sağladım. Özelleştirme süreçlerine de katılmış biri olarak, çeşitli Bakanlıklar ve karar vericilerle görüşme fırsatım oldu. Birçok ülkede görev yapmış Ticari Birim Müdürü olarak, açık iletişim kurma, yetkilendirme ve ekip içi motivasyonun değerini bilen birisiyim. Sınırlar arası ve bölümler arası ilişkilerin önemi ve avantajlarının farkındayım, her bir çalışandan ve her bir ekipten tam performans sağlamak için yapılması gerekenleri biliyorum. Çalıştığım şirketlerde her zaman genel hedeflere odaklandım, ancak aynı zamanda eğitim, koçluk, deneyim paylaşma ve gerçek ekip ruhunun geliştirilmesine yönelik yerel bir anlayış oluşturmanın ve yerel düzeyde çalışan ekiplerin ihtiyaçlarının önemini fark ettim. Bölgesel genişleme ekibinin bir üyesi olarak, değerlendirme merkezlerinin kuruluşundan mülakat yapmaya, işe almaya, eğitim ve denetlemeye kadar, tam bir kurum kültürü oluşturmak konusuna odaklanmış durumdayım.

üyesi) gibi yeni pazarlara da girmeye çalışıyoruz. Çalışma sisteminizle ilgili bilgi verir misiniz? Sürekli seyahat ediyorum ve çeşitli ülkelerde birden fazla görev icra etmeye çalışıyorum. Bu çalışma şekli, son derece düzenli ve dikkatli olmanızı ve sorumluluğunuz altındaki ülkelere yönelik tüm gereksinimleri karşılayabilmek için iyi bir yönetici olmanızı gerektiriyor. Evyap Balkanlar’ın 2013 yılı hedefleri neler? Mevcut ülkelerde lider konumunu muhafaza etmek ve yeni piyasalara girmeye çalışmak, Adriyatik Bölgesi’nde temsilcilik ofisi açmak ve bölgede şirket adına iyi bir gelecek yaratmak hedeflerimiz arasında yer alıyor. Evyap ve Evyap markalarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz? Evyap ürünleri uygun fiyatlı ve son derece kaliteli. Ancak pazar son derece dağınık ve pazarda dünyadaki tüm üreticiler ve yerel oyuncularla rekabet ediyorsunuz. Bulunduğumuz noktada, rekabeti sürdürmek ve piyasada adım adım daha iyi bir konuma yükselmek için sabırlı davranmak durumundayız. Gelecekte de marka bilinilirliğini arttırmamız gerekiyor. Evyap gibi bir Türk şirketinde çalışmak size ne gibi deneyimler kazandırdı? Gelecek için kariyer hedefleriniz neler? Daha önce çalışmadığım farklı piyasalardan profesyonellerle tanışma fırsatı bulmak, benim için büyük bir deneyim oluyor. Bu, ayrıca distribütör kanallarının geliştirilmesi açısından da son derece iyi bir fırsat ve deneyim. Kariyer hedefim, Evyap ürünlerinin bölgede iyi bir konum elde etmesini sağlamak ve yeni pazarlar oluşturmaktır.

varlığını pekiştirmek, distribütör kanallarını eğitmek, takip etmek ve Evyap ürünlerinin Adriyatik Bölgesi’ndeki marka bilinirliğini arttırmak üzere önerilerde bulunmak veya Pazarlama Birimi ile birlikte çeşitli pazarlama faaliyetleri organize etmektir. Balkanlar’da hangi ülkelerden sorumlusunuz? Arnavutluk, Sırbistan ve Bosna Hersek benim sorumluluğum altında. Ayrıca Hırvatistan ve Slovenya (bu ülkeler AB

Türkiye ve İstanbul’u hiç ziyaret ettiniz mi? Türkiye’de nereleri gezip gördünüz? Türkiye’ye birçok kez geldim. Türkiye’ye ilk olarak 9 yaşındayken, annem ve babamla birlikte seyahat ettim. Ayrıca babam, Türk Havayolları’nda pilotluk yaptığı için ailemle birlikte birkaç ay İstanbul’da da kaldım. İş dışında hobileriniz var mı? Basketbol ve squash oynamayı seviyorum.

23


Evyap’tan haberler

Evyap 86. kuruluş yıldönümünü coşkuyla kutladı! Evyap, 86. kuruluş yıldönümünü büyük bir piknik organizasyonuyla kutladı. 4 bine yakın Evyap çalışanı ve ailesinin katıldığı organizasyonda, çocuklar ve yetişkinler için çeşitli oyun ve yarışmalar düzenlendi. Çalışanlar, birbirleri ve aileleriyle tanışma ve keyifli zaman geçirme imkânı buldular.

24


Geçen yıl ilki düzenlenen piknik organizasyonu bu yıl Evyap’ın 86. kuruluş yıldönümü dolayısıyla ikinci kez düzenlendi. Evyap çalışanları ve ailelerinden oluşan 3 bin 850 kişinin katıldığı piknikte, çeşitli yarışmalar ve oyunlar gerçekleştirildi. Piknik, 30 Haziran Pazar günü Event Garden Bahçeköy’de yeşillikler içinde büyük bir tesiste yapıldı. Piknik organizasyonu için tüm katılımcılar, daha önceden belirlenen güzergâhlardan servislerle alındı. Katılımcıların piknik alanına gelmesinin ardından saat 09.00 itibarıyla müzik yayını ve kahvaltı başladı. Kahvaltının ardından çeşitli yarışmalar ve aktiviteler yapıldı. Piknik boyunca 5 kişiden oluşan çocuk animasyon ekibi çocuklar için yarışmalar, oyunlar ve dans etkinlikleri düzenlediler. Yüz boyayan animatör, çocukların yüzlerine eğlenceli boyamalar yaparken, palyaçolar çocuklara balonlar ve çeşitli hediyeler dağıttılar. Piknikte yetişkin katılımcılar için de çok sayıda oyun ve yarışma düzenlendi. Halat çekme, çuval yarışı, büyük ayak, yürüyen yol, dengeli şapkalar, sumo güreşi, tavla turnuvası, survivor oyunları gerçekleştirildi, sihirli sandalye, aileler yarışıyor ve yetenek sizsiniz yarışmaları yapıldı. Yarışmaların ve oyunların sonucunda katılımcılara 160 adet hediye verildi. Ayrıca piknik katılımcılarına dağıtılan davetiyelerde bulunan numaralarla hediye çekilişi yapıldı. Çekiliş sonucunda kazanan 13 aileye büyük hediyeler sunuldu. Ayrıca hem çocuklar hem de yetişkinler DJ‘in çaldığı müzikle keyifli anlar yaşadılar. Piknikte sabah kahvaltısı ve öğle yemeğinin yanında, içecek servisi gün boyu devam etti. Ayrıca Türk kahvesi, patlamış mısır ve pamuk şeker ikramlarıyla, hem çocuk hem de yetişkin katılımcılar keyifli anlar yaşadılar. Evyap’ın kuruluş yıldönümünün piknik organizasyonuyla kutlanması ve bu etkinliğin geleneksel hale gelmesi, çalışanların eğlenceli zaman geçirmesine ve birbirleriyle kaynaşmasına katkıda bulunuyor. Bu da Evyap çalışanlarının motivasyonunu arttırıyor ve her yıl piknik organizasyonunu hevesle beklemelerini sağlıyor. Önümüzdeki yıl Evyap’ın 87. kuruluş yıldönümünü hep birlikte kutlamak dileğiyle. Nice yıllara Evyap...

25


Evyap’tan haberler organizasyon bundan sonra da yine başarılarla ve birlikteliklerle devam eder. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” İK İşe Alım Sorumlusu Osman Gürbüz:

“Piknik çok güzel organize edildi”

İK ve Endüstriyel İlişkiler Direktörü Aylin Velioğlu Çelik:

“2 aydır Evyap’ta çalışıyorum. Piknik gerçekten çok güzel organize edildi. Yeri gelmişken emeği geçenlere teşekkür

“Amacımız herkese bir parça mutluluk verebilmek” “Evyap’ın geleneksel hale gelen ikinci pikniği için bir aradayız. Piknikte kaynaşmayı, uzun bir yılın yorgunluğunu atmayı ve ailelerimizle bir arada olmayı amaçladık. Güneşle birlikte keyifli zaman geçiriyoruz. Yaklaşık 4 bin üzerinde davetli bekliyorduk, bu sayıya yaklaştık. Piknikte Kozmetik, Sabun Üretim, Aerosol, Depo, Lojistik, İK, Satış ve Pazarlama gibi çeşitli bölümlerden arkadaşlarımızla bir aradayız. Arkadaşlarımızla bol yiyecek, eğlence ve oyun dolu keyifli bir zaman dilimi geçireceğiz. Ben de piknikte bir yönetici olarak değil, Evyap’ın bir ferdi olarak ekibimizle mutlu zaman geçirmeyi istiyorum. Çalışanlarımıza iletmek istediğimiz mesajı bugün verdiğimizi düşünüyorum. Biz kocaman bir aileyiz. Hem çalışanlarımızla hem gruba dışarıdan hizmet veren iş ortaklarımızla hem de ailelerimizle birlikte hepimiz aynı hayal, aynı umut, aynı sabun ve parfüm için çalışıyoruz. Amacımız, herkese bir parça mutluluk verebilmek. Bunu başarabiliyorsak, ne mutlu bize...”

ederim. Gerçekten piknikte çok güzel bir ortam var. Umarım bu organizasyon, rutin bir şekilde her yıl, en az bu kadar eğlenceli bir şekilde devam eder.” Tuzla Kozmetik Depo Çalışanı Selim Karagöz:

“Piknik çalışanların kaynaşmasını sağlıyor” “Piknik gibi organizasyonların amacı çalışanların kaynaşması, dayanışması ve birbirleriyle yakınlaşmasını sağlamaktır.

Tuzla Güvenlik ve Sosyal Hizmetler Şefi Mehmet Erkan:

“Yoğun iş temposuna mola verdik” Piknikte hepsinin gerçekleştiğini söyleyebilirim. Daha önce göremediğimiz arkadaşlarımızı görme ve tanıma imkanımız oldu. Ayrıca birbirimizin aileleriyle de kaynaşıyoruz.” Evyap Ayazağa Güvenlik ve Sosyal Hizmetler Şefi Ferhat Yamaç:

İK Müdürü Bekir Arıcak:

“Bu atmosfer bizim için çok değerli” “Yaklaşık 1 yıldır Evyap’ta çalışıyorum. Geçen yılki pikniğe de katılma fırsatım olmuştu. Hep birlikte olduğumuz böyle bir atmosferin olması bizler için çok değerli. Piknikte çok eğleniyoruz. Umarım

26

oldukça ve eğlendikçe biz de mutlu oluyoruz. Umarım geleneksel olarak bu pikniğimiz devam eder, her yıl insanlar mutlu olur ve bir araya gelir. Evyap aile ruhunu, çalışanlarının birlikteliğini ve gücünü her yıl pikniklerde sergileriz. Evyap çok büyük bir aile. Pikniğe Ayazağa ve Tuzla çalışanları katılıyor. Bu tesislerde çalışan arkadaşlarımız birbirleriyle tanışıyorlar. Aynı hedefe koşan çalışanlar birbirleriyle nerede, hangi işleri yaptıklarını, işlerinin zorluklarını ya da kolay noktalarını paylaşıyorlar. Bu arada ailelerin de bir araya gelmesi onlara daha büyük keyif veriyor. Herkes birbirinin ailesiyle tanışıyor, çocuklar birbirleriyle kaynaşıyorlar. Böylece işyerindeki ailemizden daha büyük bir aile haline geliyoruz, daha sosyal bir aile oluyoruz. Bu da her yönden bize motivasyon olarak katkı sağlıyor. Tüm arkadaşlarıma bu motivasyonla daha verimli bir yıl geçirmelerini diliyorum. Bu bizim için çok önemli.”

“Piknik çalışanların motivasyonuna katkı sağlıyor” “Geçen yılki piknik organizasyonuna da hem katılmıştım hem de organizasyonun içinde yer almıştım. Bu yıl da organizasyon gayet iyi. Sabah hava şartları konusunda endişemiz vardı. Ama onu da atlattık. Arkadaşlarımız memnun, onlar memnun

“Geçen yıl da piknik organizasyonuna katılmıştım. Bu yıl da ne mutlu bize ki hep beraberiz. Piknik çok iyi geçiyor. Yoğun katılım da var. İnsanlar gönüllerince eğleniyorlar. Piknik insanlara yoğun iş temposu arasında mola verme gibi bir katkı sağlıyor. Motivasyon kaynaklı faydası da oluyor. Sonrasında da tabii ki üretimde verimi arttırıyor. Devamını bekliyoruz.”


Endüstriyel İlişkiler Müdürü Ahmet Tuna:

“Çalışanların mutluluğuna katkıda bulunmayı amaçladık” “11 yıldır Evyap’ta çalışıyorum. Geçen yıl ilkini düzenlediğimiz ve geleneksel hale gelmesini istediğimiz ikinci pikniğimizi gerçekleştiriyoruz. Geçen yıl ilk olduğu için bu yıla göre daha az katılım vardı. Az

Tek Gıda-İş Sendikası İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanı Arslan Kirin:

“Piknikte büyük bir aileyiz mesajı veriliyor”

dediğime bakmayın, 3 bin kişi katılmıştı. Bu yıl 4 bin kişiye yaklaştık. Organizasyon sayesinde çalışanlarımız bir araya gelerek aileleriyle birlikte eğleniyorlar, sosyalleşmiş oluyorlar. Şirketle olan bağları, iş dışında da sosyal aktivitelerle güçlenmiş oluyor. Bizim de amacımız, çalışanların mutluluğuna katkıda bulunmak. Aynı şekilde işveren de çalışanların motivasyon ve bağlılığını arttırmayı amaçlıyor.” Tuzla Kozmetik Üretim Müdür Yardımcısı İbrahim Hakkı Güner:

“Sendika olarak işverenimizin piknik etkinliğine üyelerimizle birlikte olmak için şube yönetimi olarak katıldık. Piknikte sadece üyelerimizi değil, çocuklarıyla birlikte ailelerini de görmüş oluyoruz. Organizasyon son derece güzel. İnsanlar eğlenerek yılın stresini atıyorlar. Evyap gibi aile şirketinde, çalışanlar ailenin bir bireyi olarak görülüyor, birlik ve beraberlik içinde olmak için bu tür etkinlikler yapılıyor. Her şeyden önce çalışanlara aileleriyle birlikte ‘büyük bir aileyiz’ mesajı veriliyor. Çalışanlarına ve üyelerimize böyle bir imkânı sağladığı için her şeyden önce işverene, yönetime teşekkür ediyoruz.” Muhasebe Sorumlusu Nilay Köksal:

“Piknikte tanışma fırsatı bulduk”

“Organizasyon her yıl daha iyiye gidiyor” “Geçen yıl da pikniğe katılmıştım. Organizasyon her yıl daha iyiye gidiyor. Devam etmesini diliyorum. Çünkü insanların farklı ortamlarda da bir araya gelmesini ve kaynaşmasını sağlıyor. Evyap için de faydalı olduğunu düşünüyorum. Birlik, beraberlik her zaman için önemlidir. Etkinlikler çalışanların birbirlerini anlamalarını, farklı ortamlarda birbirlerini görmelerini sağlar.”

arkadaşlarımızla görüşmüş oluyoruz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. 18 yıldır Evyap’ta çalışıyorum ve Evyap ailesinin bir üyesi olduğum için gurur duyuyorum.” Tuzla Tesisleri Yatırımlar Grubu Çalışanı Ayşegül Enli:

“Çok eğlenceli ve dolu bir organizasyon”

“Bu yıl ilk kez pikniğe katılıyorum. Geçen yıl arkadaşlarım çok eğlendiklerini söylediler. Ben de merak edip katılmak istedim. Gerçekten de çok güzel bir organizasyon. Çok eğlenceli ve dolu dolu geçiyor. Çalıştığımız ortamda birbirimizi tanıyoruz, ama ailelerle tanışma ve kaynaşma imkanımız olmuyor. Piknikle bunu gerçekleştirmiş olduk. İnşallah bu organizasyonların devamı olur, bizim başarımızla daha da ileriye gider.” Temizlik Görevlisi Nurgül Budak:

“Geçen yılki pikniğe yıllık izinde olduğum için katılamamıştım. Bu yılki organizasyon gayet iyi gidiyor. Çok memnun kaldım. Diğer birimlerden arkadaşlarımızla paylaşımlarımız oluyor. Normalde sadece telefonda konuşuyoruz. Ayazağa ve Tuzla’daki arkadaşlarımız da katıldığı için birbirimizi tanıma imkânı bulduk.”

“Harika ve güzel bir organizasyon” “Geçen yılki pikniğe de katıldım. Çok hoşnut kalmıştım. Bu yıl da çok harika, güzel bir organizasyon gerçekleştiriliyor. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da çok memnunum. Ortam güzel, her şey çok güzel.”

Sabun Üretim Personeli Seffan Aksoy:

“Etkinliği çok iyi buluyorum” “Evyap’ta 1997’de Kozmetik Üretim’de çalışmaya başladım. Şu anda Sabun Üretim bölümünde çalışıyorum. Evyap’ın piknik etkinliğini çok iyi buluyorum. Ailemizle birlikte katılıyoruz. Bunun yanında

27


Evyap’tan haberler

Yeni bir Pusula Toplantısı daha gerçekleştirildi Toplantısı’nın bir yenisi daha düzenlendi. 4 ayda bir gerçekleştirilen toplantı bu kez 5 Eylül Perşembe günü İstanbul Swiss Otel’de gerçekleşti. Tüm gün süren toplantıya Evyap İcra Kurulu Üyeleri, yöneticileri, Malezya’dan video konferansla toplantıya bağlanan İcra Kurulu Başkanı Mehmed Evyap ve Evyap Malezya’dan çalışanları katıldı. Açılış konuşmasını İnsan Kaynakları Departmanı’ndan Özlem Karaman’ın yaptığı Pusula Toplantısı’nda, ilk sunumu Bütçe ve Maliyet Müdürü Umut Özcan gerçekleştirdi. Finansal verilerin yer aldığı sunumda bütçe, giderler, satışların hedef çalışmaları ve kârlılık analizleri paylaşıldı. Bilgi Sistemleri ve Süreç Yönetim Müdürü Fulya Bıçak Muştu, 2013 yılında yapılan projelerden ve iyileştirmelerden söz etti, 22 projeden 6’sının bittiğini dile getirdi. Zincir Mağazalar Ulusal Satış Müdürü Bilge Gürsoy, sunumunda Evpaş iş sonuçlarını paylaştı. Bu yıl Satış Akademisi eğitimlerini hayata geçirdiklerini, 11 kişilik satış eğitmeninin, 117 kişiye eğitim vererek Satış ekiplerini güçlendirdiklerini ifade eden Gürsoy, “Satış Destek ekiplerine el bilgisayarları verilerek anlık veri alınabilecek. Bu gelişmelerin iş sonuçlarına olumlu yönde katkı sağlayacağını umuyoruz” dedi. Kontratlı Üretim Genel Müdür Yardımcısı Füsun Erkal, kontratlı üretim olarak 2013 yılında hayata geçirdikleri projelerden ve çalışma şekillerinden söz etti. Erkal’ın ardından Uluslararası Satış Direktörü Cem Aktan, 2013 YTD finansallarını paylaştı. Rusya ve Ukrayna’da yeniden yapılanma projesinin devam ettiğini söyleyen Aktan, bu yıl distribütör değişikliklerinin olduğu bilgisini verdi. Daha

28

sonra Pazarlama Direktörleri Burç Üstün ve Meltem Heper Yıldırım sunum yaptı. Üstün, Pazarlama Departmanı hedefleri ve Nielsen raporlarında çıkan marka konumlandırmalarıyla ilgili bilgileri verdi. Sürdürülebilir pazar payına ulaşmak için güçlü markalar yaratmanın önemini aktaran Heper Yıldırım, bu yolda çalışmalarını devam ettireceklerini söyledi ve ekledi: “Stratejik öncelikler, sonuç takibi gibi konulara odaklanmamız gerekiyor.”

Departmanlardaki yapılanma süreci ve hedefler paylaşıldı Müşteri Hizmetleri Müdürü Şevki Güney, sektördeki trendleri anlatırken, “2013’te Öğrendiklerimiz” ve “Bu yılki Performansımız” başlıklı sunumları yaptı. Ar-Ge Grup Başkanı Martin Rudolph, departmanında yürütülen yeniden yapılanma çalışmalarını paylaştı. Ayrıca yeni çalışma arkadaşlarını ve yeniden yapılanmayla ortaya çıkan departman organizasyon şemasını tanıttı. Rudolph’un

ardından kürsüye çıkan İnsan Kaynakları ve Endüstriyel İlişkiler Grup Başkanı Bekir Kural, İK yapılan projelerini anlattı. Yapılan bireysel görüşmelerin değerlendirme kriterlerini anlatan Kural, “Liderlik gelişim programının şirkete ve bireylere sağlayacağı katkının önemi büyük” dedi. Toplantıda “Bir Fikrim Var” Komitesi’ndeki başkanlık bayrağını Şevki Güney devraldı. Activex ile ilgili öneriler sunan Aytaç Demirci ödüle layık görüldü. Pusula Toplantısı’na konuşmacı olarak YFA Derneği’nden Sinan Yamaç ve ekibi katıldı. Sinan Yamaç yaptığı sunumda, “Hayalleriniz olmadan olmaz. Şirket içi insan zenginliği, içgörü çok önemli. Bülbül ile gezen güle, ördek ile gezen göle gider. İyi liderler başkalarının göremediklerini görürler” dedi. Yamaç’tan sonra söz alan Satınalma Müdürü Mert Sevinç, sunumunda yenidünya düzeniyle üretici ilişkilerini anlattı. Ülkelerle ilgili bilgi veren, yeni trendler, doların durumu gibi konulara değinen Sevinç, 2013’te ziyaret ettikleri tesisleri ve önümüzdeki dönemde planlanan yenilikleri paylaştı. Sevinç’in ardından konuşma yapan Kalite Kontrol Müdürü Şule Küçükoğlu, organizasyondan, süreçlerdeki yeniliklerden ve alınan Kalite Güvence Sertifikaları’ndan söz ederken, Muhasebe Müdürü Burhan Sontay 2013’te tamamlanan ve hedeflenen işleri anlattı. Malezya fabrikasının güncel durumunu anlatan Malezya Yatırım Proje Koordinatorü Müge Şekerci’nin ardından, İş Geliştirme Direktörü Kherim Khonur sunumunu yaptı. Toplantı, İcra Kurulu Başkanı Mehmed Evyap’ın Malezya’dan yaptığı video konferansla son buldu.


Aerosol, Sabunlaşma & Enerji Üretim Tesisleri’nin temeli atıldı Tuzla Aerosol Üretim Tesisi ve Sabunlaşma & Enerji Üretim Tesisi’nin temeli 4 Temmuz 2013’te atıldı. Kurban kesilen törene, Evyap Onursal Başkanı A. Fikret Evyap, Evyap Yönetim Kurulu Başkanı M. Fethi Evyap, Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Evyap ve Evyap yöneticileri katıldı. Temeli atılan Sabunlaşma & Enerji Üretim Tesisi’nin, 2013 yılı sonuna kadar temel, çelik konstrüksiyon ve dış cephe kaplama işlerinin tamamlanması planlanıyor. Üretimle ilgili makine ve teçhizat montajlarının 2014 yılı Mayıs-Haziran ayında tamamlanması öngörülüyor. Rafine, Kaynatma, SCN, Gliserin, Enerji Üretim bölümlerinden oluşacak olan tesis, 3 bin 500 m2’lik alana sahip olacak. Üretim ve depolama ihtiyacını karşılayacak olan Aerosol Üretim Tesisi’nin, temel, çelik konstrüksiyon ve dış cephe kaplama işlerinin 2014 yılı Ocak ayı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor. 13 bin 500 m2’lik tesisin üretim, depolama, makine ve teçhizatlarının montajı ise 2104 yılı Haziran-Temmuz ayı itibarıyla tamamlanarak üretime başlanacak.

Evyaplılar geleneksel iftar yemeğinde buluştu Her yıl olduğu gibi bu yıl da Evyap çalışanlarına yönelik olarak geleneksel iftar yemeği düzenlendi. Evyapport’ta 11 Temmuz Perşembe, Ayazağa’da 23 Temmuz Salı ve Tuzla’da 24 Temmuz Çarşamba günü geleneksel iftar yemeği gerçekleştirildi. Yemeğe tüm Evyap çalışanları ve yöneticileri katıldı.

29


Forum

Evyaplılar dünün ve bugünün bayramlarını anlatıyor Yeni kıyafetlerimizi büyük bir hevesle giydiğimiz, şeker ve harçlık topladığımız, çocukluk dönemimizin coşkulu bayramlarını hepimiz hatırlarız. Öyle ki bugün, “Nerede o eski bayramlar?” diye o günlere özlem duyanlarımız çoktur. Kurban Bayramı öncesinde Evyap çalışanlarıyla, eski bayramları ve günümüz bayramlarını konuştuk. Okuyunca siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız...

30


“Bayramları aynı çocukluk heyecanıyla yaşıyorum” Evyapport Sıvı Operasyon Müdürü Yaşar Öztürk: “1977 Erzurum doğumluyum. 2002 yılı başında iş hayatıma başladığım Evyap’ta; ilk olarak Sabun & Gliserin Üretim Departmanı’nda görev aldım. 2003 yılında Evyap Mısır’da Üretim & Planlama Müdürlüğü görevini üstlendim ve bu görevi 2007 yılına kadar sürdürdüm. 2007 yılından beri çalıştığım Evyapport’ta Sıvı Operasyon Müdürü olarak görev yapıyorum. Bayramlar genciyle, yaşlısıyla, küçüğüyle, büyüğüyle herkesin kucaklaştığı günlerdir. Bayramların tüm Müslüman camiası için mutluluk, huzur ve paylaşım adına ortak bir dil oluşturduğuna inanıyorum. Çocukken yaşadığımız bayramların yeri farklıdır. Asıl bayramlar o zaman yaşanıyordu bence. O zamanlar çok farklı bir heyecanla babamla birlikte bayramlık giysilerimizi alırdık. Arife gününden o giysileri özenle hazırlar, yeni ayakkabılarımı başucuma koyardım. O heyecan çocukken beni dünyaya sahip olmuşçasına sevindirirdi. Normalde erken kalkmak zor gelirdi. Ama bayram namazına annem ve babam kaldırmadan heyecanla uyanırdım. Bir bayram arifesinde babamla aldığım spor ayakkabılarımı, bayram namazına giderken büyük bir heves ve heyecanla giymiştim. Bayram namazı çıkışında spor ayakkabılarımın yerinde olmadığını gördüğümde, tam bir hayal kırıklığı yaşamış ve hüngür hüngür ağlamıştım. Tabii ki o bayram benim için hiç iyi geçmemişti. Bayramları, çocuk yaşlarda nasıl heyecanla yaşıyorsam, bugün de aynı heyecanla yaşadığımı söyleyebilirim. Evyap’ta çalışanlarımız ve yöneticilerimiz birbirleriyle sevgi ve saygı çerçevesinde bayramlaşırlar. Bu seviyedeki iletişimin, iyi bir ekip olmaya katkı sağladığını ve çok sağlıklı sonuçlar doğurduğunu düşünüyorum. Tüm Evyap ailesinin, değerli yöneticilerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın Mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum.”

“Bayramlar aile kavramının önemini ortaya koyuyor” Yerel Marketler İş Geliştirme Müdürü Ertürk Uygur: “1970 yılında Ardahan’da doğdum. Anadolu Üniversitesi İşletme bölümü mezunuyum. Evpaş-Evyap A.Ş.’de 1995 yılında Satış Temsilcisi olarak göreve başladım. Uzun bir dönem ulusal satış mağazalarında çeşitli pozisyonlarda çalıştım. Halen Yerel Marketler İş Geliştirme Müdürü olarak görev yapıyorum. Bayram, sevgi demek. İnsanların küskünlüklerini, kırgınlıklarını yok eden ve onları bir araya getiren, saygıyla her dönem daha da çok pekiştirilen bir duygu. Bayramlar aile kavramının çok daha önemli olduğunu düşündüğüm zamanlardır. Çocukluğum Ardahan’ın merkez köylerinden birisinde geçti. Kalabalık bir ailenin çok sayıdaki torunlarından biriyim. Bayram sabahına, bayram namazı sonrası büyüklerin ellerini öperek başlardık. Sonrasında Arife Günü’nden hazırlıkları yapılan yemekleri yerdik. Bir uçtan bir uca bütün köyle ikramlar eşliğinde bayramlaşılırdı. Biz çocukların ellerindeki poşetler bayram şekerleriyle dolardı. Bayramlarda acılar da paylaşılırdı, akraba, eş, dost ziyaretleri yapılarak onlara destek olunurdu. Oğlum Emir ile geçirdiğim ilk bayramı unutamıyorum. 1 yaşındayken aldığımız minik kıyafetlerin içinde bayramlaştığımız an çok özeldi. Bugünkü bayramlar daha çok tatil atmosferi içinde geçiyor. Yaşadığımız mekânlardan uzaklaşmak için bayramları bahane eder hale geldik. Evyap’ta kurum kültürümüzün yansıyan yüzüyle bayramlara çok önem verilir. Şirket bünyesindeki çalışma arkadaşlarımızla ve farklı departmanlardaki arkadaşlarımızla bayramlaşırız. Bayram öncesinde Satış ekibi olarak, bayramın olmazsa olmazı limon kolonyası satışlarının artması için hedef doğrultusunda kolonya sevkiyatını planlayıp, marketlerin raflarında ve teşhirlerinde kolonyaya yer vermesi için yoğun mesai harcarız. Değerli Evyap ailesinin, yöneticilerimin ve mesai arkadaşlarımın Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor ve bayramın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

31


Forum “Annem ve babamla birlikte geçirdiğim bayramları özlüyorum” Muhasebe Müdürü Burhan Sontay: “1974 Yozgat doğumluyum. İstanbul Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisansını tamamladım. 1990 yılında çalışmaya başladığım Evyap Mali İşler bölümünde Muhasebe, Maliyet, Vergi, Finans, Bütçe ve Teşvik başta olmak üzere çeşitli konularda tecrübe edindim. Şu an Evyap’ta Muhasebe Müdürü olarak görev yapıyorum. Bayram, sahip olduğumuz değerleri unutmamamızı sağlıyor. Her ne kadar gündelik hayatın koşuşturmacası içinde bayramları birer tatil fırsatı olarak değerlendirmeye çalışsak da, yine de insanların sevdiklerini böyle zamanlarda ziyaret etmesi ve hep birlikte geçirilen zaman, bayramın güzelliğini yansıtıyor. Bizim çocukluk zamanımızda bayram hazırlıkları bir hafta önceden başlar, bayram temizliği yapılır, topluca yenilecek akşam yemekleri için alışveriş yapılırdı. Bayramın ilk günü öncelikle aile içinde bayramlaşılır ve güzel bir kahvaltı yapılırdı. Bayramlarda arkadaşlarımızla birlikte büyüklerimizi ziyaret eder, bahşiş ve şeker toplardık. O zamanlar bayramlar daha heyecanlı ve güzeldi ya da biz artık yetişkin olduğumuz için o heyecanı aynı şekilde hissedemiyoruz. En çok neyi özlüyorsunuz diye sorarsanız, annem ve babamla birlikte geçirdiğim bayramları özlediğimi söyleyebilirim. Bugün bayramlarda yine bayramın ilk günü aile içinde bayramlaşıyoruz ve ardından büyüklerimiz, akrabalarımız ve komşularımızla görüşüyoruz. Bayramların en güzeli yanı, belki de aynı zamanda herkesin birlikte olabilmesidir. Bu yıl Kurban Bayramı’nda ilk günlerimizi bayramlaşarak geçirdikten sonra, geri kalan zamanı ailemle birlikte değerlendireceğim. Evyap’ta bayramın ilk günü bir bayramlaşma programı düzenlenir ve tüm çalışanlar davet edilir. Bayram öncesinde çalışma arkadaşlarımızla bayramlaşarak birbirimize iyi dileklerimizi sunuyoruz. Bu vesileyle, tüm Evyap çalışanlarının Kurban Bayramı’nı kutlar, keyifli ve güzel bir bayram geçirmelerini dilerim.”

Sabun Üretim Personeli Mümine Akgül:

“Eski bayramlar bir başkaydı” “1974 Konya/Bozkır doğumluyum. 1995 yılından beri Evyap’ta çalışıyorum. Çocukluğumda geçirdiğim bayramları hiç unutamıyorum. O dönemde bayramlar daha bir heyecanlıydı. İçimiz kıpır kıpır olurdu. Topladığımız şekerleri torbaya doldurur, eve gidince de onları sayardık. Dedim ya bir başkaydı bayramlar... Unutamadığım bir anımı yakın zamanda Konya’da yaşadım. Yaşlı bir teyze evinin kapısında oturuyordu. Biz de onu görünce elini öpmek için yanına gittik. Çocukları onu ziyarete gelmemiş. Bizi görünce çok mutlu oldu, ‘Dünyalar benim oldu’ dedi. Oradan ayrıldıktan sonra hepimiz ağladık. Yanılmıyorsam bayramın ne demek olduğunu o teyze bize çok iyi anlattı. Evyap’ta da bayram ayrı bir güzel oluyor. Bayram öncesinde amirlerimiz hepimizle konuşur ve bayramlaşır, küçük olanlar el öperek büyüklerinden harçlık alır. Ben de daha önce aldım.”

Raportör Özge Kant:

“Aklımız çocukken geçirdiğimiz bayramlarda kaldı” “1987 İstanbul doğumluyum, 2007 Temmuz ayında girdiğim Evyap’ta yaklaşık 2 yıl makine operatörlüğü yaptım, 4 yıldır da raportörlük görevini sürdürüyorum. Bayramlar ailelerin bir araya gelerek mutluluğu, sevgiyi ve saygıyı paylaştığı özel günlerdir. Çocukken bayramlar daha bir heyecanla beklenirdi, yeni kıyafetlerin giyilecek olması, şeker ve harçlık toplayacak olmak heyecan verirdi. Bayram sabahı ilk yaptığımız şey babamın camiden gelmesini bekleyip kabir ziyaretlerine gitmek olurdu, sonrasında ziyaretlerden bulduğum her fırsatta da şeker toplamaya giderdim. Belki büyüdük ama, aklımız hep o çocukken geçirdiğimiz bayramlarda kaldı. Büyüdükçe şeker toplamanın yerini şeker dağıtmak alıyor, nitekim değişen hiçbir zaman bayramlar olmuyor aslında, değişen sadece insanlar. Tüm Evyap ailesinin ve mesai arkadaşlarımın Kurban Bayramını en içten dileklerimle kutluyor, bayramın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

Sabun Üretim Personeli Uğur Aydemir:

“Bayramlar, umutla beklenen çok özel günlerdir” “1981 İstanbul doğumluyum. 2003 yılından beri Evyap’ta çalışıyorum. Bayramlar bana göre, büyüklerimizin hatırlanmayı, el öptürmeyi hasret dolu gözlerle beklediği, kırgın olanların da sevdiklerinin gönüllerini almak için umutla bekledikleri çok özel günlerdir. Çocukken bayramlarda her çocuğun yaptığı gibi aile büyüklerimizin elini öper ve onlardan bayram harçlığı beklerdik. Bu yıl Kurban Bayramı’nda aile ziyaretlerini ve iş yoğunluğunu üzerimden atabilmek için güzel bir tatil yapmayı planlıyorum. Evyap ailesine ve çalışma arkadaşlarıma nice umut dolu bayramlar diliyorum.”

32


Sabun Üretim Personeli Emine Bayram:

“Bize bahşedilen bir mükâfattır” “1979 Trabzon doğumluyum. 18 yıldır Evyap’ta çalışıyorum. Bayram benim için umut ve ödüldür. Bayramlar, yüce Rabbimin biz kullarına sunduğu bazı sınama ve zorlukların sonucunda, mutlu olmak ve bu mutluluğu yakınlarımızla paylaşmak için bizlere bahşettiği bir mükâfattır. Bence bayramlar, insanların sevdikleriyle bir araya gelmesi, gönül bağlarını kuvvetlendirmesi, kısaca mutlu olması için çok büyük bir şanstır. Yarınların insanlara ne sakladığını kimse bilemez. Ama öyle günler olur ki hayatımızda, insanı tatlı bir telaş, heyecan ve umut dolu bir bekleyiş sarar. Bayramlar da bizi mutlu eden günlerdir. Çocukluğum Trabzon’da geçti. Öyle her bayram, bayramlığım olmazdı. Şeker ve para gibi heveslerim de yoktu. Genellikle babaannemle yaylaya giderdik. Babaannem, arife günü ellerime kına yakardı ve beraber bayram şenliklerine giderdik. Yaylada çok eğlenirdik. Her şeye rağmen o bayramları özlüyorum. Çünkü her şey çocukken başka bir güzel oluyor. Bayram umuttur. Umudunuzun hiç bitmemesi dileğiyle, herkese sevgi dolu, hayırlı bayramlar diliyorum!”

Sabun Üretim Personeli Mete Yiğit:

“Bayramlar, insanların kaynaşmasını, küslerin barışmasını sağlar” “1980, İstanbul doğumluyum. 2006 yılından bu yana Evyap’ta çalışıyorum. Bayramlar, Rabbimizin bize verdiği en büyük nimetlerden birisidir. Şüphesiz bayramların bizlere olan en büyük katkısı, insanların bir araya gelip kaynaşmasını, dargınların ve küslerin barışmasını sağlamasıdır. Çocukken bayram sabahlarında namaza gider, sonra da akrabalarımızı ve komşularımızı ziyaret ederdim. Bayram günlerindeki birlik ve beraberlik şimdikinden daha fazlaydı. Bugünkü bayramlar da yine ailemle birlikte çok keyifli geçiyor. Evyap’ta da bayram öncesinde mesai arkadaşlarımızla toplu olarak bayramlaşıyoruz. Kurban Bayramı’nda memleketime gidip, aile büyüklerimi ziyaret etmek ve bayramı en güzel şekilde geçirmek istiyorum. Rabbim Evyap ailesiyle bizi nice bayramlara eriştirsin. Her şey herkesin gönlünce olsun.”

Sabun Üretim Makine Operatörü Mustafa Köse:

“Çocuklar olmadan bayramların tadı olmaz” “1971, Giresun doğumluyum. 20 yıldır Evyap Sabun Üretim’de makine operatörü olarak çalışıyorum. Bayram deyince ilk olarak aklıma çocuklar geliyor. Onlar olmadan bayramların tadı olmaz. Ancak günümüzde maalesef insanlar bayramları tatil olarak görüp değerlendiriyorlar. Çocukken bayram sabahlarında ailece bayramlaşırdık, sonra aile büyüklerimizi ziyaret ederdik. Kurban Bayramları’nda da memlekete gidip kurbanımızı keserdik. Bugün de yine bayramlarda ailemizle bayramlaşıyor, ardından büyüklerimizi ziyaret ediyoruz. Bu Kurban Bayramı’nda yine memlekete gitmek, ailem, annem ve babamla birlikte kurbanımı orada kesmek istiyorum. Evyap’ta fabrika bayram tatiline girmeden önce yöneticilerimiz ve iş arkadaşlarımızla bayramlaşıyoruz. Bayram sabahı da bayram namazımızı Evyap Camisi’nde kılıyor, sonrasında da yemekhanede hep beraber kahvaltı yapıyoruz. Ramazan ve Kurban Bayramı’nı doya doya yaşayalım. Hayırlı ve bereketli bayramlar dileğiyle...”

Sabun Üretim Makine Operatörü Hacer Aydın:

“Kurban Bayramı bereketiyle, bolluğuyla gelsin” “1976 İstanbul doğumluyum. 14 yıldır Evyap’ta makine operatörü olarak çalışıyorum. İslam geleneğindeki başlıca iki bayramımız olan Ramazan ve Kurban; yorulmanın, emek vermenin, erdemli ve ahlâklı bir hayat için terlemenin sonucunda, gayeye ulaşmanın verdiği mutluluğu anlatır. Çocukluğumda bayram günlerinde bütün aile bir arada olurduk. Bayramlaşır, beraber kahvaltı yapar, büyüklerimizi ziyaret eder, sonra da arkadaşlarla beraber şeker toplardık. Bugünkü bayramlarımızda da bayram sabahı eşim namazdan geldikten sonra annemlerle bayramlaşırız. Hep birlikte kahvaltı yaparız. Kurban Bayramı’nda da memlekete gidip eşimin ailesiyle beraber bayramı geçirmeyi düşünüyoruz. Alemlerin rabbi yüce Allah’a şükürler olsun. Kurban Bayramı bereketiyle, bolluğuyla gelsin. Tüm insanlık için hayırlara vesile olsun. Tüm Evyap ailesinin ve çalışma arkadaşlarımın bayramını kutlar, mutu, huzurlu ve sağlıklı bir bayram geçirmelerini temenni ederim.”

Sabun Üretim Personeli Selma Ay:

“Çocukken bayram öncesinde heyecandan uyuyamazdım” “1981 Erzurum doğumluyum. 1996 yılından beri Evyap’ta çalışıyorum. Bayramların, sevdiklerimizle birlik ve beraberliğin bütünleştiği günler olduğunu düşünüyorum. Çocukken bayramlar daha anlamlı, daha coşkuluydu. İçim içime sığmazdı. Bayramdan önceki gece heyecandan uyuyamazdım. Öyle ya da böyle bir şekilde, bir bayramlığımız olurdu ve onu giymenin heyecanı sarardı içimizi. Bence o dönemlerde bayramlarda, tam bir bayram havası eserdi. Şimdi daha rutin, yapılması gerekenler yapılıyor ve insanlar zorla görevlerini ifa ediyor gibi geliyor bana. Geçmişteki bayramlara dair kırmızı kurdeleli ayakkabılarımı unutmadım. O ayakkabıların benim olmalarını çok istemiştim, ama olmamıştı. Bugünkü bayramlarımız, bayram ziyaretleri ve sevgi, saygı çerçevesinde geçiyor. Evyap’ta da her yıl olduğu gibi bayram öncesi kısa bir bayramlaşma gerçekleştiriyoruz. Evyap ailesinin, değerli yöneticilerimizin ve tüm mesai arkadaşlarımın geçmiş, gelecek tüm bayramlarını tebrik eder, güzelliklerin iç içe olduğu barış dolu bir dünya dilerim.”

33


Araştırma

Sonbaharda sağlıklı olmanın yolları Sonbaharın gelmesiyle birlikte hastalıklar da baş gösteriyor. Soğuk algınlığından kaynaklanan hastalıklar bu dönemde sık görülüyor. Hastalıklardan korunmak için vitamin ve mineral deposu meyve ve sebzeleri tüketmek, mevsimine uygun giyinmek ve hastalarla temastan kaçınmak gerekiyor. depolanarak vücuttaki yağ miktarını arttırmasına ve kilo alımına yol açar. Bunun önüne geçmek için vitamin takviyesiyle birlikte düzenli egzersiz yapmak gerekir. Bu aylarda vücut, depoladığı vitamin ve direnç arttırıcı maddeleri tükettiğinden, bol taze meyve ve sebze yenilmesinde fayda vardır.

Sonbahar hastalıkları

Yazın sıcak ve güneşli günlerinden yoksun kaldığımız bugünlerde sonbahar kapımızı çaldı. Sonbahar denilince akla ilk olarak, dökülen yapraklar, yağan yağmurlar gelse de, bu mevsimde hastalıklara yakalanabileceğimizi de unutmamamız gerekiyor. Sonbahar hastalıklarının çoğu enfeksiyon hastalıkları, yani mikrobik hastalıklardır. Sonbaharda havaların bir anda soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ortamlarda yaşamın artması ve okulların açılmasıyla birlikte soğuk algınlığının bulaşıcı etkisi baş gösteriyor. Yaz mevsiminden sonbahara geçilmesiyle birlikte, güneş ışınlarından daha az yararlanıyoruz. Cildimiz soğuğa karşı kuruyor, enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilimimiz artıyor. Burun ve ağız içini kaplayan mukoza denilen dokuların kuruması ve koruyucu işlevini yerine

34

getirememesinden dolayı mikroplar vücudumuza daha kolay giriyor. Sıcakların azalmasıyla birlikte beslenme alışkanlığımız da değişiyor. Yazın daha hafif yemekler yerken, havaların soğumasıyla birlikte daha ağır yemekler tüketmeye başlarız. Ayrıca yaz mevsimindeki kadar hareketli olmayız, yürüyüşlerimiz azalır ve metabolizmamız bütün bunlardan kötü yönde etkilenir. Vücudumuzun normal şartlarda ısı ve mevsim değişimlerine uyum sağlayabilmesi için 2-4 hafta gibi bir süreye ihtiyacı vardır. Ancak günümüzde yumuşak mevsim geçişleri küresel ısınma nedeniyle mümkün olmadığı için bu durum pek de mümkün görülmüyor. Güneşin kendini az gösterdiği ve sıcaklığın düştüğü sonbahar mevsiminde, insan metabolizması ısı ve enerjiyi korumak amacıyla yavaşlar. Bu yavaşlama, besinlerin

Havaların aniden ısınıp soğumasıyla ortaya çıkan ısı değişimleri, vücudun adaptasyonunu zorlaştırdığı gibi savunma sistemini de zayıflatır. Vücudumuz hassaslaştığı için hastalıkların bulaşması da kolaylaşır. Bu nedenle sonbaharda sık sık enfeksiyon hastalıkları görülür. Bu hastalıklar; soğuk algınlığı, grip, nezle, bademcik iltihabı, farenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit ve zatürredir. Sonbaharda sık görülen soğuk algınlığı, nezle ve grip virüslerinden kaynaklanan mikrobik hastalıklardan kaynaklanır. Belirtileri; halsizlik, ateş, boğazda yanma ve burun akmasıdır. Bademcik iltihabı, farenjit gibi hastalıklarda ise, şiddetli ateş, ses kısıklığı ve boğaz ağrısı görülür. Sinüzitin tipik belirtileri, baş ağrısı ve burun tıkanıklığıdır. Bronşit ve zatürrede ise, öksürükle birlikte balgam, nefes darlığı ve göğüs ağrıları görülür. Ayrıca bu mevsimde, ilkbahar mevsiminde olduğu kadar olmasa da, alerjik reaksiyonlara rastlanabilir. Alerji, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve hapşırık belirtileriyle ortaya çıkabilir. Alerjik reaksiyonların nezle ve gripten farkı; ateş ve halsizlik gibi semptomların görülmemesidir. Virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar, antibiyotik kullanmadan da iyileşir. Biraz dinlenme, bol sıvı alımı ve vitamin takviyesiyle iyileşmek mümkündür. Hastalık 2-3 günde


geriliyorsa, antibiyotik kullanımı gerekmez. Bakterilere bağlı enfeksiyonlarda ise antibiyotik gerekebilir. Bu enfeksiyonlar en sık çocuklarda görülür. Yaşlılar, diyabet ve astım gibi kronik hastalığı olanlar risk grubunu oluştururlar. Erişkinlerde ise aşırı yorgunluk, stres, beslenme düzensizliği ve soğuğa maruz kalma gibi durumlarda hasta olma olasılığı artar.

Kalkan görevi gören besinler Sonbaharda artan virüs ya da bakteri kaynaklı hastalıklardan korunmak için iyi beslenmek, vitamin desteği almak, düzenli uyumak, spor yapmak ve mevsim şartlarına uygun giyinmek gerekir. Çikolata, helva, lokum, şerbetli tatlılar, incir ve üzüm gibi şeker oranı yüksek gıdaların tüketimi, kısa vadede enerjiyi yükseltse de, uzun vadede yorgunluk yapacağından bu mevsimde dikkatli tüketilmelidir. Bu tür gıdalar kan şekerini hızlı yükseltir ve hızlı düşürür. Bunlar yerine kan şekerini kontrollü yükselten bulgur, kuru baklagiller, kepekli pirinç ve ekşi meyveler gibi besinler tercih edilebilir. Yağda kızarmış yiyecekler de mideyi yoracağından, pişirme yöntemi olarak haşlama ya da fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Bunlarla birlikte sonbaharda, açık havada deniz kenarında ya da ormanda gün ışığıyla birlikte yapacağınız 1 saatlik yürüyüş, seratonin hormonunun

(mutluluk) salgılanmasını sağlayarak, size mutluluk verir. Sonbaharda özellikle tüketilmesi tavsiye edilen, kalkan görevi gören besinler vardır: • Elma, bağışıklık sistemini güçlendirir, B3 ve E vitaminleriyle, potasyum ve bol miktarda pektin içerir. • Bağışıklık sistemini güçlendiren, grip ve soğuk algınlığından koruyan meyvelerin başında gelen portakal, içerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü de azaltır. • Üzüm, A ve C vitaminleriyle demir ve potasyum minerallerini içerir. Bu sayede vücudun daha dirençli olmasını sağlar. • Narda bol miktarda C vitamini bulunur. Demir ve potasyum açısından da zengin olan narın bolca tüketilmesi, bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden virüslere karşı koruma sağlar. • Ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah olan vişnede, A vitamini ve potasyum bulunur. Vişne suyu ateşi düşürüp, susuzluğu giderir. • Proteinler vücudumuzun yapıtaşı olduğundan sonbahar aylarında bağışıklık sisteminin güçlenmesinde büyük rol oynarlar. Depo edilemediğinden, her gün bitkisel ve hayvansal gıdaları tüketmek gerekir.

• Omega 3 yağ asitlerini içeren balık, balık yağı, fındık ve ceviz ile omega 9 içerikli zeytinyağı ve fındık yağı gibi sıvı yağlar bağışıklık sistemini olumlu etkilediği için tüketilmelidir. • Çinko eksikliği enfeksiyonlara karşı zayıflığı da beraberinde getirir. Çinko kaynakları kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri ile karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinler, süt, peynir ve kuru baklagiller tüketilmelidir.

Sonbaharı hastalıklara yakalanmadan geçirmek için: • A, C ve E vitaminlerince zengin olan brokoli, lahana, enginar, ıspanak, havuç, maydanoz, sarımsak gibi sebzelerle, bol miktarda meyve tüketin. • Fındık, badem, ceviz, fıstık gibi E vitamini yönünden zengin kuruyemişler tüketin. • Güçlü bağışıklığın bir diğer vazgeçilmezi probiyotiklerdir. Yoğurt ve kefir gibi probiyotikler, bağırsaklar için yararlı bakterileri artırarak, hastalığa engel olur. • Vücuda güç ve enerji veren pekmezi her gün tüketin. • Kahve ve kola gibi kafein içeren içeceklerin kullanımını azaltın, günde 10-12 bardak su için. • Evlerinizi ve işyerlerinizi sık sık havalandırın. Böylece hava yoluyla hastalıkların bulaşmasını önleyebilirsiniz. • Mevsime uygun kıyafetler tercih edin, ne çok ince, ne de çok kalın giyinin. • Özellikle Eylül-Ekim döneminde grip aşısı yaptırın. • Soğuk algınlığı yaşayan kişilerle solunum yolu temasından kaçının. Onların eşyalarını kullanmayın. • Hasta olunduğunda maske kullanmak, hapşırırken ağzı ve burnu mendille kapatmak ve evde istirahat etmek, hastalığın başkalarına bulaşmasını engeller. • Ellerinizi sık sık yıkayarak mikroplara karşı kendinizi koruyabilirsiniz.

35


Markalarımız

“Activex’in reklamında yer almam beni çok mutlu etti” Activex’in reklam yüzü olan televizyon sunucusu Zahide Yetiş; yeni Activex reklam filminin çok net, anlaşılır ve halka ulaşan güzel bir tanıtım olduğunu söylüyor. İzleyicilerden çok iyi tepkiler aldığını belirten Yetiş, “Bütün Evyap ailesini kucaklıyorum ve onlara teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir işbirliği ve keyifli bir çalışma oldu” diyor.

Zahide Yetiş

36

Ünlü televizyon sunucusu Zahide Yetiş, çocukken TRT’de belgesel seslendirerek başladığı televizyonculuğu, bir daha hiç bırakmadı, bugünlere kadar başarıyla sürdürdü. Uzun yıllar TRT’de ve özel kanallarda çok sayıda program sundu. Yetiş’i, Kanal D’deki “Doktorum” programındaki başarılı sunumuyla 4 sezondur izliyorduk. Bu sezon, yepyeni bir kadın programında kendisini izleme şansımız olacak.

konuştuk. İçten ve keyifli sohbet için kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Tüm bu çalışmalarının yanı sıra Yetiş, daha önce dergimizde duyurduğumuz gibi Activex’in reklam yüzü oldu. Yetiş, Activex reklam filmiyle ilgili kendisine teklif geldiğinde çok mutlu olduğunu söylüyor. “Activex’in gücünü biliyorum, çünkü reklamlarında oynamadan önce de Activex’i kullanıyordum” diyen Yetiş, günlük hayatında el hijyenine çok önem verdiğinin altını çiziyor. Yetiş, Activex’in antibakteriyel bir ürün olması ve koruyucu özelliğinin çok güçlü olmasının büyük bir avantaj olduğunu dile getiriyor. Reklam filmi çekimlerinin çok başarılı geçtiğini ifade eden Yetiş, herkesin canla başla ve keyifle çalıştığını vurguluyor.

Televizyonculuk hayatınıza, çocukken TRT’de belgesel seslendirmesi yaparak başlamışsınız. Televizyonculuğa başlama hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız? Yolunuz televizyonculukla nasıl kesişti? Herkesin hayatında aslında hikâyeler var ve o hikâyeler sizi bir yerlere sürüklüyor. Siz fark ederseniz bazen hikâyeye yön veriyorsunuz, fark etmezseniz gerçekten hikâye olarak kalıyor. Ben aslında ilk kez ilkokulda tiyatro yaparak sahneye çıktım ve alkışı da ilk o zaman duydum. Anladım ki bu, benim keyif alabileceğim, muhteşem bir yaşam gücüymüş. İlkokulda bunu fark ettim. Sonrasında hayatın hikâyesinin içinde kendimi buldum. Babamın teknoloji merakıyla birlikte, sürekli kameralarla büyüdüm. Fatih Koleji’ne başladığım günden, mezun olduğum güne kadar sosyal hayatın içinde oldum. Bu, çok büyük bir keyifti.

Yetiş ile Activex reklam filminin yanı sıra, televizyonculuğa başlama hikâyesi, hayat felsefesi, Doktorum programı, sağlık ve hijyene yaklaşımı gibi pek çok konuyu

Viyana doğumlusunuz. Lise eğitiminizi İzmir’de tamamlamışsınız. Viyana’da kaç yıl yaşadınız, Türkiye’ye ne zaman döndünüz? Viyana’dan küçükken ayrıldım ve Türkiye’ye yerleştim. Okul hayatım hep İzmir’de geçti. Dünyanın dört bir yanına gittim. Viyana’da doğsam bile Türkiye ve özellikle de İzmir vazgeçilmezimdir. İş hayatı nedeniyle bugün İstanbul’dayım.


Aslında hayatın en hoş yol ayrımlarından birisi lisede oluşuyor. Bu nedenle lisede okuyan öğrenciler, röportajın bu kısmını dikkatli okusunlar. Ne olacağınız aşağı yukarı lise yıllarında belli oluyor. Bazen para kaygısıyla, bazen anne ve babanızın isteğiyle farklı meslekleri seçebiliyorsunuz, ama her insanın “olmak istiyorum” dediği şeyler lisede mutlaka karşısına çıkıyor. Benim de karşıma televizyonculuk çıktı. Neredeyse lisede televizyonculuğa başladım. TRT’de belgeseller seslendirdim, dublaj yaptım. TRT ile başlayan bir öğrenme ve eğitim sürecim oldu. 10 yılı aşkın süre TRT’de çalıştım. Sonra TV 8 ve Kanal D için televizyon programları yaptım. Kısacası, hayat bir şekilde yolunuzu bulmanızı kolaylaştırıyor. En azından benim öyle oldu. Bugüne kadar pek çok televizyon programı sundunuz. Belirli bir çizginiz var. Bu çizginizi ve tarzınızı korumayı nasıl başardınız? Böyle bir çizgim varsa ne güzel… Bunun için özel bir şey yapmıyorum doğrusu. Ben neysem oyum. Televizyonda oynayamazsınız. İzleyiciler o kadar akıllılar ki, hemen siz olmadığınızı, doğal olmadığınızı fark ederler. Bu nedenle ekranda neyseniz osunuzdur.

İyi ve keyifli bir şeyler sunabiliyorsam ve bunlar izleniyorsa, ne mutlu bana. Bu tarz, muhtemelen TRT eğitimimden kaynaklanıyordur. Çünkü orada çok keyifli ve özel bir eğitim aldım. Orada olmaktan ve çalışmaktan çok da mutlu oldum. Biraz bundan, biraz da konuşma tarzımın ciddi olmasından kaynaklanıyordur. Her sabah erkenden kalkar ve başucunuzdaki “hayat düsturum” dediğiniz sözü okuyormuşsunuz. Bu söz sizin hayata bakışınızı özetliyor sanıyorum. Bu hayat düsturunun yaşamınızda nasıl bir yeri var, yaşamınıza neler katıyor? O söz, kendi telefonuma yazdığım bir nottur: “Asla tekrarı yaşanmayacak yepyeni bir gün başlıyor, sana verilenlere şükret, istediklerin için dua et.” Bu, benim hayat düsturum. Yepyeni bir güne başlarken çok şey isteyebilirsiniz, dileyebilirsiniz. Başınıza geleceklerden haberdar olmadan, mutlu ya da mutsuz uyanabilirsiniz. Ama insan olmanın getirdiği kaygılarınız, mutluluklarınız, hüzünleriniz, kısacası her şey sabah uyandığınız andan itibaren sizi gelir bulur. İşte ben sabahları telefonuma yazdığım bu yazıyı okuyarak, dua ederek ve şükrederek güne çok daha iyi hazırlanıyorum. En azından

alarmı kapatırken her gün o yazının orada olduğunu biliyorum.

“Doktorum programı Türkiye’de çığır açtı” Doktorum programıyla ilgili teklif geldiğinde mutlu olmuşsunuz. Programı sunmaya nasıl başladınız? Program, ben dahil olmadan 1,5 ay önce başlamıştı. Araba 200 km ile giderken sürücü değiştirir misiniz? Doktorum programı bunu yaptı. Benimle birlikte canlı yayına geçti, izlenme oranları çok yükseldi. Bundan çok mutlu oldum. Halkla doktorlar arasında geçirgen oldum. Konuları halkın anlayacağı hale getirip, onların merak ettikleri soruları sorarak programı yönlendirmeye çalıştım. 4 sezon programı sundum. Çok da iyi geri dönüşler aldım. Program, benim bebeğim oldu. Gurur duyduğum işlerden birisi oldu. Keyif aldığım sözlerden birisini bolca duymamı sağladı: “Allah senden razı olsun kızım.” Bu nedenle benim için çok güzel ve televizyonculuk tarihime altın harflerle yazdığım bir iş oldu. Ama benim yaptığım her iş benim için özeldir. TRT’de yaptığım yarışmalar, gençlik programları, bilgisayar gelişim programları ve kadın programları, hepsi aynı şekilde özel.

37


Markalarımız Sağlık programı sunmak sizin açınızdan ne gibi farklılıkları oldu? Farklı ve zor, çünkü söylediğiniz her şeyi izleyicinin can kulağıyla dinlediği ve derdine derman olmak için televizyonu açıp beklediği bir programa dönüştüğü için zor. Kaliteli, düzgün pek çok insanla tanıştım ki, onların çoğu doktordu, profesördü. Bu kadar doktor tanıyan başka kimse var mıdır bilmiyorum, bu benim için çok büyük bir şans. Farklılığı ve özelliği onlardan aldığım bilgileri depolamış olmak, hem kendi hayatım için hem sevdiklerim için. Yani bana bu bakımda mesleki anlamda ve yaşam anlamında çok şey kattı. Bundan sonra yapacağım işler için de, iyi bir yaşamı kolaylaştıran ve keyiflendiren unsur oldu. Bir sağlık programı sunmanın sizin açınızdan ne gibi farklılıkları var? Bir televizyoncu olarak zaten her gün konuğunuz ve konuyla ilgili ders çalışmanız, bilgilenmeniz gerekir. Profesyonellik bunu gerektirir. Ben işime, gelen konuğuma çok saygı duyan birisiyim. Bu nedenle misafirimizi en iyi şekilde ağırlamak ve ona doğru soruları sormak için çok çalışırım. Zaten 4 yıl aynı programı sunduğum için bir süre sonra bazı bilgileri benimseyebiliyor ve kavrayabiliyorum. Ayrıca ailemden ya da yakın çevremden birisi sağlık sorunu

38

yaşadığında da elimden geleni yapan birisiyim. Farkında olmadan onlarla birlikte öğreniyorsunuz. Herkesin çevresinde mutlaka kalp hastası, romatizması, migreni olan vardır. Bu nedenle de hayat bizi hazırlıyor. Çok şükür kendi sağlığımla ilgili bugüne kadar bir sorun yaşamadım. Ama kadın olmanın getirdiği bazı zorlukları daha net öğrenmiş oldum. Bu nedenle hayatıma daha fazla dikkat ediyorum. Doktorum programı, ülkemizde alanında ilk ve tek program. Programın gerek programcılık anlamında, gerekse izleyenler açısından ne gibi yararları olduğunu, hangi eksikleri kapattığını düşünüyorsunuz? Bence Doktorum programı, Türkiye’de bir çığır açtı. Televizyonculukta, “öncesi” ve “sonrası” denilecek kadar ciddi bir başlangıç oldu. İnsanlar kendi hastalıkları ve dertleriyle ilgili bilgi sahibi değilken, Doktorum programı bunların çok net ve anlaşılır şekilde, örneklerle anlatıldığı özel bir proje oldu. Partnerimle birlikte ona hayat verdik. Eğlendirirerek halkı bilgilendiren çok özel bir programı sunduk. İzleyecilerimizden gelen tepkiler bizi her zaman çok mutlu etti. Programa bu sezon da devam edecek misiniz? Program devam ediyor, ama ben programdan ayrıldım. Yepyeni bir projeye başlıyorum. Yine kadınlarla

ilgili neşeli, keyifli, onların mutlu olabilecekleri, öğrenebilecekleri ve fazlaca eğlenebilecekleri bir kadın kuşağı programı yapacağım. Doktorum, 4 sezondur devam eden, çok güzel giden, ama biraz daha devam edersem, beni çok fazla içine alacak bir işti. Bu nedenle bu sezon bambaşka bir Zahide Yetiş göreceksiniz. Bambaşka dediğime bakmayın, ben her zaman, her yerde ayınıyım. Sadece program farklı. 10 parmağında 10 marifet olan birisi olarak “Dinle Hayat Sana Fısıldıyor” isimli bir de kitap yazdınız. Biraz da kitabınızdan söz eder misiniz? Kitap, beni çok heyecanlandıran bir projeydi. Çocukluğumdan beri günlük tutarım. Yıllardır yazdığım yazılar vardı. Onlardan edindiğim bilgiler, hikâyeler, heyecanlar, keyifler ve gözyaşlarını içeren, kısacası hayatın içinden fısıltılarla dolu bir kitap. Kadın-erkek ilişkilerini, boşanan çiftleri, onların çocuklarını ve ikinci evlilikleri anlatıyorum. Hayatın damıttığı ve bana aktardığı keyifli bilgileri, ben de kitapta sevenlerime aktardım.

“Çok keyifli ve başarılı bir çalışma oldu” Gelelim Activex’e… Activex’in reklam filminde yer almanız nasıl oldu? İzlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Evyap, çok başarılı ve büyük bir firma. Evyap’ın projesiyle ilgili bana teklif gelmesi ve projede yer almam beni çok mutlu etti. Normalde ben temizlikle ilgili takıntıları olan bir insanım. Çünkü sağlıklı olmanın, temiz olmaktan geçtiğini biliyorum. Activex’in gücünü de biliyorum, çünkü reklamlarında oynamadan önce de Activex kullanıyordum. Mikropları en kolay alabildiğimiz yer ellerimizdir. Her şeye ellerimizle dokunuruz. Üstelik bunu çocuklarımız daha sık yaparlar. Ellerimizi, ağzımıza götürme durumumuz da olabiliyor. Bu noktada el hijyenine benim gibi önem veren birisi için, Activex’in antibakteriyel bir ürün olması ve koruyucu özelliğinin çok güçlü olması büyük bir avantaj. Eskiden sosyal medyada beni takip edenler bana kitabımın fotoğraflarını gönderirlerdi, şimdi ise Twitter ve Facebook’tan elimde Activex olan fotoğraflarımı paylaşıyorlar. Bu da enteresan. Bu güvene layık olmak


çok güzel. Ürünün kaliteli olması, işimi daha çok kolaylaştırıyor. Bütün Evyap ailesini kucaklıyorum ve onlara teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir işbirliği ve keyifli bir çalışma oldu. Reklam filmi çekimleri sizin için nasıl geçti? Çekimler çok keyifli ve başarılıydı. Herkes arı gibi, canla başla ve çok eğlenerek çalıştı. Mustafa Emre, inanılmaz derecede başarılı bir yönetmen, aynı zamanda dünya tatlısı bir insan. Sohbetine doyum olmayan birisi. Böyle bir yönetmenle çalışmak bir reklam yüzü için çok büyük avantaj. Aramızda karşılıklı iletişimin ve anlayışın olması muhteşem bir duyguydu, kendisiyle ilk çalışmamız olmasına rağmen, bunu sonuna kadar bize yaşattı. Çekimlerin bir bölümünü dışarıda ve çok soğuk bir ortamda gerçekleştirdik. Ben kendimi bıraktım, ekibin üşüdüğünü gördükçe üşüdüm. Ama çalışmalarımızın sonucunu ilk reklam filminde görmüş olduk. Çok net, anlaşılır ve halka ulaşan güzel bir reklam oldu. Benim için en keyifli kısmı ise, hiçbir ön hazırlık olmadan, Evyap’ın bir toplantısı için yaptığım anonstu. Bu, bütün ekip tarafından alkışla karşılanan ve büyük keyif aldığım bir anonstu. Orada olmanızı gerçekten dilerdim, o heyecanı bizimle paylaşmanızı isterdim. Artık final yapmak üzereyken o anonsu çekmiştik. Orada da Evyap ailesiyle olmaktan mutluluk duyduğumu söyledim. Sadece ben değil, aslında orada görünmeyen, set işçisi, ışıkçısı ve sesçisine kadar herkes canla

başla çalıştı ve ortaya iyi bir iş çıktı. İkinci reklam filminin yayına girecek olması da, beni ayrıca heyecanlandırıyor. Sinemaya gitmeye bayılırım. Reklam filminde izleyicilerimiz, sinemada mısır yiyen bir çiftle karşılacak. Sağlıkla ilgili olan bir konuda sizin tercih edilmeniz tesadüf olmasa gerek… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Reklamda sizin yer almanız insanlara daha fazla güven verecek midir? İzleyicilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz? İnsanlar bana müthiş bir güven duyuyorlar, o güvene layık olmaya çalışmak da benim boynumun borcudur. İzleyiciler bana,

“Doğru bir şey yapıyorsunuz” dercesine, kendilerinin de Activex kullandıklarını söylüyorlar. Zaten el hijyeni konusundaki hassasiyetimi her yerde söylüyorum. İnsanların bana tepkisi çok olumlu oldu. Ekranda Doktorum programı dışında beni reklamda görmek, sanıyorum insanları mutlu etti. Bu nedenle çok güzel tepkiler aldım. Temizlikle ilgili takıntılarınızın olduğunu söylediniz. Günlük hayatınızda gerek hijyen, gerekse sağlık açısından nelere dikkat ediyorsunuz? En çok ellerimi yıkamaya dikkat ediyorum. Bunun dışında yeni aldığım kıyafetleri mutlaka yıkar, ütüler ve öyle giyerim. Ütünün de, yani sıcağın da en azından belli başlı bazı mikropları öldürdüğünü biliyorum. Bunun dışında sağlığıma da dikkat ediyorum. İçki ve sigara içmem. Zamanında uyurum, kötü alışkanlıklarım yoktur, spor yaparım. Bu, zaten bir hayat düsturu. Eğer siz sağlığınıza dikkat ediyorsanız, bunun içinde temizlik de, hijyen de vardır. Bu arada benim bir de köpeğim var. Hayvan sahibi olmak, hijyen koşullarına uymadığınız anlamına gelmiyor. Aşıları yaptırıldığı sürece, sağlığınız için tehdit oluşturmuyorlar. Ama yine de benim için en önemli hijyen kuralı, her zaman ve her yerde el yıkamadır.

39


Markalarımız

Beren Saat’li Duru Perfume Duş Jeli reklam kampanyası hız kesmeden devam ediyor TV’lerde uzun süredir yayımlanan Beren Saat’li Duru Perfume Duş Jeli reklam kampanyası dikkat çekmeye devam ediyor. Kampanya çeşitli saha ve outdoor aktiviteleri ile destekleniyor. Beren Saat’li Duru Perfume duş jeli reklam kampanyası tüm hızıyla devam ediyor. TV reklamının yanı sıra, çeşitli saha aktiviteleriyle de tanıtım çalışmaları devam ediyor. Parfümeri zincirleri ve ulusal zincir mağazalarda yürütülen saha aktiviteleri, saha giydirmeleri ve POP kullanımı, satış

Soldan sağa: Ali Erdem Bula, Başar Karaca

40

destek aktiviteleri ve ürün üstü kampanya görseli kullanımıyla gerçekleştiriliyor. Ayrıca Türkiye çapında satış noktası alanları ve giydirmelerine başlandı. Yaya ve araç trafiğinin yoğun olduğu alanlardaki raketler, billboardlar ve mega boardlar kampanya görselleriyle giydirildi.

Duru Marka Müdürü Başar Karaca, TV reklamlarının yüzde 90 oranında erişim sağladığı, son 3 ay boyunca 1 tüketicinin en az 3 kere reklamı izlediği bilgisini veriyor. Reklam filmini en az 1 kere izleyenlerin oranının yüzde 95 olduğunu belirten Karaca, “Kampanyamızı duymayan


Kampanyayla ilgili tanıtım çalışmalarını İstanbul ve Türkiye genelinde nerelerde yapıyorsunuz? Kaç noktada duyuruyorsunuz? A.E.B.: Kampanyamızın başlangıcından itibaren ulusal parfümeri zinciri olan Watsons, Gratis ve Rossman’da çok etkili şekilde mağaza görsel giydirmelerini hazırladık. Bunların bir kısmı önümüzdeki aylarda da bu mağazalarda bulunmaya devam edecek. Aslında nokta nokta saymamıza gerek yok, saha giydirmelerini organize bir zincirde uyguladığımız zaman, tüm Türkiye’ye kampanyamızın saha uygulamaları yayılmış oluyor. Örneğin, sadece Gratis ve Watsons, ülke genelinde yaklaşık 200’ün üzerinde mağazaya tekabül ediyor. Bunların yanında tüm Türkiye’de etkili yerel noktalarda görsellerimizle yer aldığımızı göz önünde bulundurduğumuzda, nokta sayımızın oldukça fazla olduğunu söyleyebiliriz.

kesim olduğunu söylemek zor” diyor. Duru Kıdemli Marka Müdürü Ali Erdem Bula, kampanyanın başarısından söz ediyor ve daha önce Duru’yu tercih etmeyenlerin markaya daha sıcak baktığını ve duş jelini denemeye karar verdiğini dile getiriyor. Öncelikle Beren Saat reklam kampanyası nasıl gidiyor? Evyap tüketicilerinden ne tür geri dönüşler alıyorsunuz? Ali Erdem Bula (A.E.B.): Kampanyamızın geri dönüşlerini almaya başladık diyebiliriz, satışlarımıza ve özellikle hedeflediğimiz duş jeli pazar payı artışımızda belirgin etkilerini görmeye başladık. Tüketicilerden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Tüketicilerimiz, reklam filmimizin, kişisel bakım kategorisinde öne çıkan etkili bir reklam filmi olduğunu ve ünlümüzün de Duru markamızla çok iyi uyum sağlayarak Duru marka imajımızda belirgin bir artış yarattığını belirtiyorlar. Reklam filmimizin gösterim sıklığını belirgin şekilde arttırarak erişimimizi de arttırdık. Böylece kampanyamızın başlangıcı olan Haziran ayından bugüne, toplam Türkiye hedef kitlemizin yüzde 88’ine reklamımızı, en az 3 kere izletmiş durumdayız. Bugüne kadar Beren Saat kampanyasıyla ilgili ne tür saha çalışmaları ve aktiviteler yaptınız? Başar Karaca (B.K.): Kampanyamızın başlangıcıyla birlikte saha aktivitelerinde başlıca 3 kolda ilerledik. Bunlar, saha giydirmeleri ve POP kullanımı, satış destek aktiviteleri ve ürün üstü kampanya görseli kullanımıydı. Mağaza içi aktivitelerimizde ve görsel kullanımlarımızda, Ticari Pazarlama birimimizin destek ve fikirlerinden faydalandık.

Saha aktivitelerimize ilk olarak etkili olabileceğimiz kanallarda başladık. Bunlar, parfümeri zincirleri ve ulusal zincir mağazalardı. Buralarda güvenlik sensörleri, gondollar, kategori duvarı bölümleri ve ilgili mecraları satın aldıktan sonra buraları kampanyamızın görselleriyle donattık. Daha sonra Türkiye çapında giydirmelere başlayarak bölgelerimizin, lokal olarak etkili olabilecek alanları almaları için onlara bütçe desteği sağladık. Türkiye çapında satış noktası alanları ve giydirmelerine başladık. Bunun yanı sıra, yaya ve araç trafiğinin yoğun olduğu alanlardaki raketleri, billboardları ve mega boardları giydirdik. Tüm bunlara ek olarak raflarda kampanya etkisini önemli ölçüde arttıran POP ve ürün üzerinde kullanılan boyunluk, etiket ve display materyallerini kullandık. Migros, Real gibi ulusal zincirlerde değerli satış noktalarını alarak, buralara kampanya görsellerimizi ve ürünlerimizi yerleştirdik. Ek olarak kampanya görsellerimizle tasarlanmış stantları hazırladık. Ticari Pazarlama ekibimiz, etkili perakende mağazalarında bu stantlarla birlikte satış destek aktiviteleri düzenledi.

Kampanyamız paralelinde Migros’larda, üzerinde Beren Saat kampanya görsellerimizin olduğu ambalaj ve etiketlerle Eylül ve Ekim aylarında temalı

kampanyalarda yer alacağız. POP ve ürün üstü kampanya boyunluk ve etiketlerine devam ediyoruz. İlk parti çalışmalarımızı saha ekibi kullandı ve çalışmalarımıza yoğun talep geldi. Tüm bunların yanı sıra bölge satış ekiplerimiz, kendi lokal kaynaklarını kullandıkları görsel giydirme çalışmalarına Ekim ayı sonuna kadar devam edecekler. Ayrıca Duru duş jelini, tüketicilere denetme ve kullandırma konusunda çok etkili olacağına inandığımız, kampanya görsellerimizin üzerinde yer alan numunelerimizin dağıtım

41


Markalarımız için kampanyamızın sinerjisini tüm Duru ürünlerimizin tabanına yayarak da markamızı destekliyoruz. Duru reklam kampanyasında herkesin çok sevdiği, hayran olduğu bir oyuncunun yer almasının gerek Duru, gerekse Evyap tüketicileri açısından ne gibi yararları ve avantajları olduğunu düşünüyorsunuz? A.E.B.: Duru kullanan tüketicilerimizin, kullandıkları ürünler ve tercih ettikleri markayla gururlandıklarını ve markalarını daha sıcak ve samimi olarak kişileştirdiklerini görüyoruz. Daha önce bizi tercih etmeyenlerin ise markamıza daha sıcak baktığını ve duş jelimizi denemeye karar verdiğini görüyoruz. Böyle etkili ve geniş bir bilinirlik sağlayan bir markanın arkasındaki gücün de Evyap olduğunu bilmek ya da araştırıp bunu öğrenmek, tüketicilerde Evyap’ın vizyonu ve yaklaşımına hayranlık ve takdir duymasını sağlıyor.

aktivitelerine “door to door” ve perakende noktalarında devam edeceğiz. Saha çalışmalarında ne tür görsel malzemelerden, hangi boyutlarda yararlanıyorsunuz? A.E.B.: Satış noktalarında aslında şu ana kadar, bu iş için uygun olan ve tüketici üzerinde satın alma etkisi yaratabilecek görsel malzemeleri raflarda kullandık ve kampanya boyunca da kullanmaya devam edeceğiz. Bu görsel malzemeler; posterler, raf kartları, raf ayıraçları, wobblerlar, karton ve ahşap stantlar, gondol giydirmeleriyle palet etekleridir. Ürün üzerinde ise boyunluklar, etiket ve duş jellerimize özel tasarladığımız ve kapaklarına geçirerek sergilediğimiz görsel malzemelerimiz arasında yer alıyor. Ürün üzeri giydirmelerde, şu ana kadar bu kategoride hiçbir rakipte görülemeyecek bir çeşitliliğe, etkiye ve orijinalliğe sahibiz.

42

Bu tasarımların bazılarına patent almamız bile gerekebilir. 50 ml hacmindeki duş jeli numunelerimizi kutuya koyarak, bunların üzerlerinde kampanyamızı anlatan bir mecra yaratmayı başardık. Numune dağıtımlarımızda da bu şekilde görsel bir alanla tüketicilere ulaşmayı başaracağız. Tanıtım çalışmalarının kampanyayı duyurmada ne gibi olumlu etkileri oluyor? Kampanyadan haberdar olan ve olmayan kişileri ne yönde etkiliyor? B.K.: TV reklamlarımızın etkisi üzerine son yaptığımız ölçümlere göre, reklamlarımız yüzde 90 oranında erişim sağladı, son 3 ay boyunca 1 tüketiciye en az 3 kere reklamımızı izletmiş bulunuyoruz. Reklam filmimizi en az 1 kere izleyenlerin oranı ise yüzde 95’ler oranında. Aslında kampanyamızı duymayan kesim olduğunu söylemek zor. Reklam filmimizin etkisi, saha ve ürün üzeri görsellerle birleşerek rafta ürünlerimize büyük destek sağlıyor. Kampanya görsellerimizi sadece duş jellerimizde değil, tüm diğer Duru ürünlerimizin üzerinde de sergileyebilecek şekilde tasarladığımız ve kullandığımız

Reklam kampanyasının bundan sonraki ayağı için neler düşünüyorsunuz? Yurtdışında neler yapacaksınız? B.K.: Bundan sonrası için reklam filmimizin, özellikle dijital medyada ve sinemalarda gösterimlerini sağlayarak kampanyamızın etkisini arttırmaya devam edeceğiz. Bunun yanı sıra dijital medyadaki kampanyalarımız, sosyal medya uygulamalarımız ve PR çalışmalarımızla kampanyamıza devam edeceğiz. Beren Saat ile kampanya projesine hazırlanırken, özellikle faaliyetler yürüttüğümüz ülkelerde de, ünlü oyuncunun bilinirliğini ve

kazandığı sempatiyi de göz önünde bulundurmuştuk. Bunun sonucu olarak, yurtdışı reklam kampanyamızın, buradaki iş hacmimize ve satışlarımıza da katkısı fark edilebilir yönde olacaktır.


43


Markalarımız

Tüketiciye yakın olmanın yolu dijitalden de geçiyor Evyap Dijital Pazarlama Müdürü Çağan Çağlar, Arko Men hedef kitlesi arasındaki 6,5 milyon kişiyle Facebook’ta iletişime geçtiklerini söylüyor. Arko Men Facebook sayfasının 300 bin, bu sene açtıkları Arko Nem’in 40 bin ve Emotion’un ise 50 bin fana ulaştığını belirten Çağlar, “tüketiciye yakın olma” hedefini dijital alanda da gerçekleştirmeye çalıştıklarını söylüyor. Çağan Çağlar, altı aydır Evyap’ta Dijital Pazarlama Müdürü olarak çalışıyor. İnternet sektöründe 13 yıllık deneyimi olan Çağlar, 360 derece dijital pazarlama etkileşimi ve online&ofline medya entegrasyonu konularında uzman. Çağlar, Evyap’ta dijital pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesinden sorumlu. Ürünleri, pazarda hedeflenen müşteri profilini ve online reklam yatırımlarını inceleyerek çalışmalarına başladığını belirten Çağlar, “Evyap’ı ve gelecek hedeflerini öğrendikçe, hedeflerimi büyüterek çalışmaya devam ediyorum”

diyor. 2013 hedeflerini sorduğumuz Çağlar, bu yıl online pazarlama stratejilerini kurmayı ve sahip oldukları değerleri gözden geçirmeyi hedeflediklerini ifade ediyor. Öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz? 1976 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Okuduğum anabilim dalı Maliye. Hep bankacı olacağımı düşünmüştüm, ama üniversitede okurken yaptığım bir banka stajında edindiğim kısa deneyim, kendime yeni bir yön çizmem gerektiğini fark

ettirdi. Böylece yolum pazarlama ve dijital ile kesişti. İnternet sektöründe 13 yıllık bir deneyime sahibim. Yayıncı, ajans ve müşteri tarafının her üçünü de birden gören nadir insanlardan biriyim. Bu deneyim, gerek işin kendisine, gerekse insan ilişkilerine farklı açılardan bakmamı sağlıyor. Deneyimlerimi alaylı olarak kazanırken, 2008 yılında tekrar okula döndüm ve Yeditepe Üniversitesi Bütünleşik Pazarlama İletişimi Yönetimi yüksek lisans programını tamamladım. Ardından da aynı programda yüksek lisans öğrencilerine, “Yeni Ekonomi ve Pazarlama İletişimi”, “Pazarlama İletişiminde Yeni Eğilimler” ve “Sosyal Mobilite” derslerini verdim. Zaman zaman çeşitli üniversite, dernek ve sertifika eğitimlerinde de eğitim vermeye devam ediyorum. Ana uzmanlık konum, 360 derece dijital pazarlama etkileşimi ve online&ofline medya entegrasyonu. Evyap’ta çalışmaya ne zaman ve nasıl başladınız? 2013 yılı, hayatıma büyük değişiklikler getirdi. Bunlardan ilki Evyap. Ahmet Durul hocamın referansı ile tanışarak, Nisan 2013’te Evyap Pazarlama ekibine katıldım. Hemen akabinde de Mayıs ayında dünya evine girdim. Bu röportajı yaparken de Evyap’ta ilk 6 ayımı dolduruyorum.

Evyap Dijital Pazarlama Müdürü Çağan Çağlar

46

Evyap’taki görev ve sorumluluklarınızdan söz eder misiniz? Evyap’ta dijital pazarlama faaliyetlerinden sorumluyum. Markalarımızın dijital stratejilerinden global web sitesi projemize, İnsan Kaynakları’nın online projelerinden yurtdışı pazarlardaki online fırsatlara kadar


stratejiler uygulamak geliyor. Sadece reklam vermenin çok ötesinde, hedef kitlesiyle markanın sahip olduğu alanlarda uzun soluklu, bilgilendirici, öğretici, zaman zaman da eğlendirici bir dille, markalı içerik sunmak ön plana çıkıyor. Bunu iyi yapabilen markalar, hedef kitlenin algısında farklılaşıyor, akılda kalıyor ve uzun dönemde bunu yaptığında ise “love brands” haline geliyor.

birçok konuda görev alıyor, farklı birimlere destek veriyorum. İşe öncelikle marka ekiplerimizle ürünlerimizi, hedeflerimizi ve pazarda hedeflediğimiz müşteri profillerini öğrenerek başladım. Halihazırda sahip olduğumuz web sitesi, sosyal medya profilleri ve online reklam yatırımlarını inceleyerek çalışmalarıma devam ettim. Evyap’ı ve gelecek hedeflerini öğrendikçe, hedeflerimi büyüterek çalışmaya devam ediyorum. Dijital pazarlama alanında Evyap’ta şu anda ne tür projeleri yürütüyorsunuz, hedefleriniz neler? 2013’te öncelikli hedefimiz, online pazarlama stratejilerimizi kurmak ve sahip olduğumuz değerleri gözden geçirmek. Tüketiciye yakın olma hedefimizde, en büyük görevlerden birinin “online”da olduğunu biliyor ve hedeflerimizi bu doğrultuda belirliyoruz. Yaptığımız işlerden örnekler vermek isterim. Online alandaki en büyük markamız Arko Men. Facebook

sayfamız 300 bin fana ulaştı. Bu 300 bin fana yönelik içerik stratejileri geliştiriyor, fanlarımızın sosyal medyada markamız hakkında olumlu konuşmasını sağlıyoruz. Ama işimiz bu kadarla sınırlı değil. 300 bin kişiye erişmek güzel, ama biz reklam yatırımımızla erişimimizi arttırıyor, marka bilinirliğimize de katkıda bulunuyoruz. Ağustos ayında Arko Men hedef kitlesi arasındaki 6,5 milyon kişiyle Facebook’ta iletişime geçtik, onların markamızla etkileşimini sağladık. 2013 yılının bir başka projesi ise, Duru&Beren Saat işbirliğini dijital platformlara taşımak olacak. Beren Saat’in Duru reklamında görünen canlı, doğal ve içten halini, Duru hedef kitlesi ile bir araya getirecek bir proje hedefliyoruz. Arko Nem, Activex ve Emotion da, bu yıl online’da etkili olmaya başlayan markalarımız arasında yer alıyor. Bahar aylarında birbiri ardına açtığımız Facebook sayfalarımız ile Arko Nem’de 40 bin, Emotion’da 50 bin fana ulaştık. Arko Nem sayfamızın yönetimini bu yaz 3 ünlü kişiye (Alışveriş

Cini, Ayça Şen ve iconjane) bıraktık, kullanıcılarımızla daha sıcak iletişim kurduk. Sonbahar döneminde Activex sayfasında, Zahide Yetiş’in bakterilerle mücadelesinde Activex’in 7 etkisinden nasıl yararlandığını, eğlenceli bir yolla anlatacağız. Dijital pazarlamada başarılı olmak için neler yapmak, neleri ön plana çıkartmak gerekiyor? Aslında dijital pazarlamanın, diğer pazarlama modellerinden bir farkı yok. Markanın tek bir hedef kitlesi, yaratıcı fikri ve vermek istediği mesaj söz konusu. İşte bu hedeflere ulaşırken de her bir pazarlama aracının öncelikleri, mecranın/ platformun güçlü yanlarına ve özelliklerine göre değişebiliyor. Başarılı olmanın en kısa ve doğru yolu; markanın hedef kitlesini iyi tanımak, iletişimde rakiplerle ayrışırken yaratıcı fikri nasıl uygulayacağımızı net ortaya koyabilmek ve stratejiyi uzun dönemli olarak planlayarak hayata geçirebilmek. Genelde markaların en çok zorlandığı konuların başında “dijital içerik” yaratmak ve günlük/dönemsel

Günümüzde dijital pazar giderek büyüyor. Dijital pazarlamanın bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonraki süreçte nasıl gelişmeler yaşanacak? Dijital, sadece bir platform ya da medya değil, hayatın ta kendisi. Yakınsama (convergence) kavramı son birkaç yıldır sıkça kullanılıyor, bunun etkilerini farklı şekillerde görüyoruz. Bilgiye erişimimiz, medyayı tüketme şeklimiz çok değişti. Gazete yıllar içinde önce online versiyona, sonrasında ise sosyal medyaya, özellikle Twitter’a yenik düştü. Dünyanın en büyük yayın kuruluşlarından NY Times’ın yakın bir gelecekte baskısının yapılmayacağı, sadece online ve mobil platformlarda yayınlanacağı belirtiliyor. Hepimizin ev ödevlerini yaparken yardım aldığı Britannica, sadece online’da yayın yapma kararı aldı ve ücretsiz yayınlanan Wikipedia’ya karşı verdiği savaşta her gün kan kaybediyor. Bugün Türkiye’de 35 milyondan fazla insanın online erişimi söz konusu. Bu büyüklük online medyayı, sadece etkileşim değil, aynı zamanda bir erişim mecrası haline de getiriyor. Ölçülebilir olması en büyük gücü, ama halen televizyon, kişi başı erişim maliyetinde en avantajlı mecra olmaya devam ettiği için online’ın medyada aldığı pay yüzde 18 seviyelerinde kalıyor. Oysa unutmamak lazım ki, radyonun 50 milyon kişiye erişimi 38 yıl sürerken, televizyonun 13, internetin ise sadece 4 yılını almış. Söz konusu rakam 200 milyon kişiye yükseldiğinde ise Facebook bu sayıya bir yıldan az sürede ulaşmış. Özetle, hayat her zamankinden çok daha hızlı akıyor, bizim de bu hıza yetişmek için her zamankinden farklı şekilde çalışmamız, öğrenmemiz ve hayatımızı sürdürmemiz gerekiyor. Amacımız hep aynı: “Tüketiciye yakın olmak.”

47


Söyleşi

Metabolic balance ile kişiye özel beslenme ®

Diyet ve sağlıklı beslenmeyle ilgili bütün bildiklerinizi unutun. Ara öğünler, light ürünler, tatlandırıcılar... Metabolic balance®, kan tahlili sonucuna göre kişiye özel bir beslenme programı sunuyor. Metabolic balance® Türkiye Temsilcisi Dr. Onur Yozbatıran, “Metabolic balance®, vücuttaki hormon ve enzim düzeylerinin salınım periyoduna göre bir beslenme şekli sunuyor. Bu da vücudun ihtiyacı” diyor. Yiyeceğimiz gıdaları doğru seçmemiz, sağlığımızı korumamız açısından çok önemli. Vücudumuz için gerekli olan besinleri tüketmememiz, metabolizma dengesizliğine ve hormon yetersizliğine neden oluyor. Vücudumuzun ihtiyacı olan protein, bitkisel yağ, vitamin ve mineralleri içermeyen, basit karbonhidratlarla beslendiğimiz zaman, vücudumuzda insülin hormonu üretimi artıyor. Bunun sonucunda da metabolizmamız, hormonlarımız ve sağlığımız zarar görüyor. 2002 yılında Alman Doktor Wolf Eckhart Funfack tarafından geliştirilen ve bugün dünyada 35’ten fazla ülkede uygulanan metabolic balance® programı, vücuttaki insülin direncini kırmayı amaçlıyor. Program, insülin hormonunun dengelenmesini sağlayarak, daha geç acıkmayı, yağ yakımının artmasını, tansiyon ve kolesterolü dengede tutmayı sağlıyor.

Metabolic balance® Türkiye Temsilcisi Dr. Onur Yozbatıran

48

Metabolic balance®, yapılan detaylı kan tahlili sonucunda vücudun ihtiyaçlarını belirleyerek ona göre beslenme programı oluşturmaya dayanıyor. Programda, hastalara 3 ana öğün tüketmeleri, ara öğün tüketmemeleri öneriliyor. İç Hastalıkları Uzmanı ve metabolic balance® Türkiye Temsilcisi Dr. Onur Yozbatıran bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Danışanlarımızın sık sık yemek yemesini istemiyoruz. Çünkü metabolic balance®’taki beslenme programı yemek yedikten kısa süre sonra şekerin düşüp acıkmanın gerçekleşeceği bir program değil.” Dr. Yozbatıran, insülin hormonunun yenilen yemeğin ardından 5


saatte normale döndüğünü, bu nedenle de öğünler arasında 5 saatin olması gerektiğini dile getiriyor. Programın bir diğer özelliği de gıdaların belirli bir sıralamada tüketilmesi... Buna göre yemeğe proteinle başlanması, insülin hormonunu hızla arttıran şekerli gıdalarla kesinlikle başlanmaması gerekiyor. Metabolic balance®’ın bir diyet programı olmadığını belirten Dr. Yozbatıran, hayat boyu uygulanabilecek, vücudun ihtiyacı olan yeni bir beslenme programı olduğunu ifade ediyor. Dr. Yozbatıran, normal diyetten farklı olarak metabolic balance®’ın kalori hesabı ve light ya da tatlandırıcı ürünler içermediğinin altını çiziyor.

daha önce başarılı sonuçlara ulaştığımız hastaların referansıyla bize geliyorlar. Çünkü biz bu işe ticari olarak bakıp reklam yapmak istemiyoruz. Zaten Metabolic Balance Enstitüsü de buna izin vermiyor. Amacımız koruyucu hekimlik yapmak. Metabolic balance® programının temeli nedir? Bu, metabolik sendrom hastalığının ilaçsız çözümü amacıyla geliştirilen bir program. Metabolik sendrom, vücuttaki insülin direncinin neden olduğu tip 2 şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve kilo problemlerini kapsar. Metabolic balance®, vücuttaki insülin direncini kırmayı amaçlayan bir program. Öncelikle hastaya detaylı bir

Metabolic balance® nedir? Bu yöntemi kim geliştirdi? Metabolic balance®, adı üzerinde metabolizmayı dengeleyen, kilo düzenleyici bir metabolizma programıdır. 2002 yılında Alman Doktor Wolf Eckhart Funfack tarafından geliştirildi. Programın arkasında Metabolic Balance Enstitüsü ve büyük bir ekip var. Biz de Metropol Doctors olarak onlara bağlı çalışıyoruz. Şu anda dünyada 35’ten fazla ülkede bu program uygulanıyor. Programı uygulamanın koşulları neler? Programı uygulamak için eğitim almak gerekiyor. Eğitimimi, Metabolic Balance Enstitüsü’nden Dr. Wolf Eckhart Funfack’tan aldım. Bu eğitimi almanız için tıp doktoru olmanız gerekiyor. Ayrıca Türkiye’de diyetisyenlerin bu eğitimi almasına izin verilmiyor. 1 haftalık eğitimi aldıktan sonra bir sertifikasyon programına katılıyorsunuz. Bunun dışında 6 ayda bir mutlaka 2 günlük eğitim ve seminerler düzenleniyor. Bütün bu prosedürleri yerine getirerek bu sistemi uygulamaya hak kazanıyorsunuz. Türkiye’de metabolic balance®’ı uygulayan sizin dışınızda kaç uzman var? Program 2009’da Türkiye’de uygulanmaya başladı. Ben de bu tarihten sonra eğitime başladım. Türkiye’de her bölgede belli temsilcilerin bulunmasına çalışılıyor. Örneğin ben, Beşiktaş, Maslak, Sarıyer ve Levent bölgesinde programı uygulayan tek kişiyim. İstanbul’daki sayımız bir elin beş parmağını geçmez. Hastalarımız hep

kan tetkiki yapıyoruz. Kişinin vücuttaki enzim ve hormon düzeylerini tespit ediyoruz. Testlerle, karaciğeri ve böbreği nasıl çalışıyor, pankreas ve tirodin çalışmasında bir sorun var mı?, şeker ve kolesterol sorunu var mı? gibi soruların yanıtını arıyoruz. Kan testiyle öncelikle kişinin vücudunun çalışma sistemini belirliyoruz ve vücudunda eksik olan ya da fazla olan metaboliklerin olup olmadığını tespit ediyoruz. Kalsiyumu, sodyumu, potasyomu ya da demirinin ne düzeyde olduğunu tespit ediyoruz ve vücudunun ihtiyacına göre tüketeceği gıdaları seçiyoruz. Gıdaları tüketme sırası bile bizim için önemli. Çünkü ağzımızdan giren ilk gıda neyse, kana ilk o karışıyor. Bu nedenle hastalarımızın kan şekerinin yavaş

yükselmesini sağlamayı amaçlıyoruz. Açken şekerli bir gıda yenildiğinde çok çabuk doyarsınız, ama çok da çabuk acıkırsınız. Şekerli bir gıda yediğiniz zaman şekeriniz çok hızlı şekilde yükselir. Şekeriniz yükseldiği anda beyniniz bunu algılar, pankreasa sinyal gönderir ve kan şekerinin düşürülmesi için insülin salınır. Ani insülin salınımı sonucunda da şekeriniz hızla düşer. Hastalarımıza şekerli gıdalarla yemeğe başlamamalarını öneriyoruz. Sizin için önerdiğimiz gıdalarla yemek yemeye başlarsanız, kan şekerinizin yavaş yükselmesini sağlarsınız. İnsülin hormonunun tek görevi, şekeri düşürmek değildir. İnsülin hormonu, vücutta yağ yapımını arttırır, yağın yakılmasını azaltır, damarlarda kontraksiyon meydana getirerek damar sertliğine ve tansiyonun yükselmesine, kolesterol oluşumunu arttırarak kolesterol yüksekliğine neden olur, bunun sonunda da yaşlanma süreci hızlanır. Vücutta yaşlanmayı hızlandıran 2 hormon vardır: İnsülin ve kortizol hormonu. İnsülin hormonunu sadece beslenmemizi düzenleyerek dengeleyebiliriz. Böylece vücudumuza doğal bir anti-aging uygulamış oluruz. Yani hücrelerin yaşlanmasını engelleriz. Metabolic balance®, insülin hormonunun dengelenmesini sağlayarak, daha geç acıkmayı, yağ yakımının artmasını, tansiyon ve kolesterolü dengede tutmayı sağlar. Kolesterol, vücutta olmazsa olmaz bir maddedir. Birçok hücrenin, hormonun ve vitaminin yapımı için kolesterole ihtiyacımız var. Kolesterolün sadece yüzde 25’lik kısmını gıdalarla alırız, kalan yüzde 75’lik kısmını ise insülin hormonu sayesinde vücut karaciğerde üretir. Vücut, kolesterolü sadece kolesterollü gıdalardan sağlamaz. Aldığımız her şekerli gıdayı vücut kolesterole dönüştürebilir. Kolesterol oluşumu hücrede birçok döngüden sonra gerçekleşir, en sonunda bir enzim aracılığıyla alınan şekerli gıdalar yağ asidine, yani kolesterole dönüşür. O enzimi aktif hale getiren hormon da insülindir. Kullanılan kolesterol ilaçları, bu enzimi yavaşlatarak kolesterol oluşumunu engeller. Ama biz metabolic balance® uygulayarak, sadece doğru beslenerek, insülini aşağıya çekiyor

49


Söyleşi ve kolesterol ilacının görevini yerine getirmiş oluyoruz. Ancak vücudumuza aldığımız şekerli gıdaların, meyve dahi olsa, vücut bir gramını dahi dışarı atamıyor, insülin hormonu sayesinde kolesterole dönüştürüp depo ediyor. Beslenmede sıralama önemli dediniz. Örnek verir misiniz? Olmazsa olmaz prensiplerimizden birisi, yemeklere proteinle başlamaktır. Protein, her zaman kan şekerimizin daha yavaş yükselmesini sağlar. Örneğin sabah kahvaltısına, yumurta ya da peynir gibi proteinli gıdalarla başlamak gerekir. Program ne kadar zamanda uygulanıyor? Programımız en az 2 ay sürüyor. Obezite hastalarında 4-6 ay da sürebiliyor. Aslında biz bu dönemi bir öğrenme süreci olarak görüyoruz. Çünkü 2 ayda her şey yoluna girecek diye değerlendirmemek gerekiyor. 2 ay boyunca her hafta danışmanlarımızı görüyor ve onlara yeni beslenme programını öğretiyoruz. 2 ay sonunda söylediğimiz prensiplere uyarak programı uygulamaya devam edebiliyorlar. Hastalarımız bize her geldiklerinde onlara farklı bir program hazırlamıyoruz. Ayrıca onlara, “Şu kadar zamanda, şu kadar kilo vermeniz gerekiyor” da demiyoruz. Çünkü bu, bir diyet değil, hayat boyu uygulanabilecek, vücudun ihtiyacı olan yeni bir beslenme programı. Peki bu 2 aylık sürede ortalama kaç kilo veriliyor? Kilo verme oranı kişiye göre değişiyor. Ama genel olarak gördüğümüz şu ki, ilk hafta dışında ortalama 1-1,5 kilo veriliyor. 2 ayda 8-10 kilo kaybediliyor. Bu da tamamen yağdan kaybediliyor. Çünkü biz danışanımıza her öğünde dengeli bir beslenme programı veriyoruz. Bu, bir yağ yakım programı. Metabolic balance® programı nasıl uygulanıyor? Program, ara öğünlerden olmadan 3 öğün beslenmeyi kapsıyor. Danışanlarımızın sık sık yemek yemesini istemiyoruz. Çünkü metabolic balance®’taki beslenme programı yemek yedikten kısa süre sonra şekerin düşüp acıkmanın gerçekleşeceği bir program değil. Bu nedenle de ara öğün vermiyoruz. İnsülin hormonu alınan bir gıdaya cevap olarak salındıktan

50

5 saat sonra normale dönüyor. Yani vücudumuzun yeni bir gıdayı sindirebilir hale gelmesi için en az 5 saatlik bir süreye ihtiyaç var. Danışanlarımızdan, öğünlerini 5 saat arayla tüketmelerini ve öğün aralarında asla bir şey yememelerini istiyoruz. Ama öğün arasında içine şeker ya da tatlandırıcı koymadan çay ve kahve tüketebilirler. Bir diğer prensibimiz de akşam 21.00’dan sonra yemek yememek. Günde 1 elma yeme zorunluluğumuz var. Meyvenin mutlaka yemekten hemen sonra tüketilmesini istiyoruz. Çünkü aç karna yenilen bir meyve, hemen şekeri yükseltir, oysa yemek sonrasında yenilen meyvenin şeker emilimi yavaş olur. Beslenme programınızda her türlü gıda yer alıyor mu? Tabii ki. Biz asla, “Şu gıdayı yemeyin” demiyoruz. Ancak kan tahlillerinden çıkan sonuca göre danışanlarımızın gıdalarını seçiyoruz ki, öncelikle yetersiz olan değerler yükselsin. Örneğin, kişinin demiri ya da kalsiyumu düşükse, onu arttırmaya yönelik gıdalar tüketmesini öneriyoruz. Vücutta bu sistem oturuncaya kadar danışanımızın söylediğimiz gıdalara riayet etmesinde fayda var. Ancak sisteme alışıldıktan sonra danışanımız, aklına gelen gıdayı bu program dahilinde tüketebilir. Tatlı tüketilebiliyor mu? İlk birkaç haftada tatlı tüketilmiyor. Karbonhidratı, ekmek ve meyveden temin

etmelerini sağlıyoruz. Ama sonrasında kararında olmak kaydıyla tatlı tüketilebiliyor. Metabolic balance® herkese uygulanabiliyor mu? 8 yaşından itibaren herkese uygulanabiliyor. Sadece karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlara, emzirenlere ve hamilelere uygulamıyoruz. Çünkü bu bir yağ yakım programı. Bugüne kadar programın, bebeğe zararı olabileceği tespit edilmedi, ama çalışmalar halen devam ediyor. Bu nedenle risk almak istemiyoruz. Zaten emzirmek başlı başına kilo kaybına neden oluyor. “Emzirmeyi kestikten sonra bize gelin, yardımcı olalım” diyoruz. Karaciğer ve böbrek sorunu olanları yormak istemiyoruz. Programı anlattıktan sonra bize uyamayacağını, programı uygulayamayacağını söyleyen hastalar da olabiliyor. “Bu bir diyet değil” dediniz. Peki metabolic balance®’ın diyetten farkları neler? Metabolic balance®’ın, normal diyetten en büyük farkı, bir kalori hesabı içermemesidir. Bunun yanında ara öğünün olmaması, 3 öğün yenilmesi de diyetten farklıdır. Bizim programımızda light ya da diyet ürünler yer almaz. Tüketmenizi istediğimiz süt, yoğurt ve peynir normal yağlıdır. Bunun yanında tatlandırıcı ve farklı çaylar da kullanmıyoruz. Metabolic balance®, tamamen vücuttaki hormon ve enzim düzeylerinin salınım periyoduna göre bir beslenme şekli sunuyor. Bu da vücudun ihtiyacı. Çünkü


yanlış beslenerek vücudu yıpratmanın önüne geçiyor, doğru beslenmeyi sağlıyoruz. Kişi hedeflediği kiloya ulaştıktan sonra, sadece birkaç prensibe dikkat ederek kilosunu koruyabilir. Sadece günde 3 öğün yemek yemesi, yediği gıdaların sırasına dikkat etmesi ve akşam 21.00’dan sonra yememesi yeterli olur. Programı uygulayan kişilerin sağlığında ne gibi değişimler oluyor? Hastalarınızdan ne tür geri dönüşler alıyorsunuz? Kan değerlerinde sorun gördüğümüz hastalarımızın testini programın sonuna doğru yeniliyoruz. Böylece onlar da kan değerlerinin düzeldiğini görüyorlar. Hastalarımız programa başladıktan 10 gün sonra kendilerini daha enerjik hissetmeye başladıklarını söylüyorlar. Dış görünümlerinde ciddi farklılıklar oluyor. Örneğin, ciltlerinde ciddi bir canlanma görülüyor. Vücutta yorgunluğa, dengesiz salgılanan insülin hormonu neden oluyor. Metabolic balance® ile insülin hormonunu dengelediğimizde bu durum ortadan kalkıyor. Hastalarınızın profiliyle ilgili bilgi verir misiniz? Hastalarımızın çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Her ne kadar programımız metabolik sendromun ilaçsız tedavisi olsa da, hastalarımızın tamamına yakını kiloyla ilgili problemleri nedeniyle bize

başvuruyorlar. Ancak bunun dışında kilolu olmayanlar da, sadece metabolizmalarının düzenlenmesi için programı uygulamak istiyorlar. Kilo problemi olmayanlara da dengeli beslenmeyi öğretiyoruz. Böylece ileride vücutlarında oluşabilecek sorunların önüne geçmiş oluyorlar. Tip 2 şeker hastalığı ve kolesterol yüksekliğinden de korunuyorlar. Metabolic balance®’ın başarı oranı nedir? Söylediklerimizi uygulayan hastalarımızın hiçbirisinde başarısızlık yaşamadık. Bize başvuranların çoğu bugüne kadar pek çok diyetisyene gitmiş ve sonuç alamamış kişilerden oluşuyor. Bu kişiler duydukları şeyleri olmazsa olmaz bir kural olarak görüyorlar. Örneğin, sabahları ballı limonlu su içtiklerini söylüyorlar. Bu gibi alışkanlıkların önüne geçemediğimiz oluyor. Oysa biz aç karna vücuda şekerli bir gıdanın girmesini istemiyoruz. Limonlu suyun yağları yaktığını düşünüyorlar. Çünkü vücuttaki yağı tabakta biriken bir yağ olarak görüp üzerine limon sıkınca yağın temizleneceğini zannediyorlar. Vücuttaki yağlar, yağ hücrelerinden, yani yağ dokularından oluşuyor. Yağların ortadan kalkması için enerji olarak kullanılıp yakılması gerekiyor. Bu yakılmayı spor yaparak sağlayamıyoruz. Çünkü spor yaparken öncelikle karbonhidrat, yani şeker depoları yakılır. Vücuttaki

mevcut karbonhidrat tükendiği zaman vücut yağ yakmaya geçer. Vücudun bir molekül karbonhidratı, yani şekeri enerjiye dönüştürmek için bir oksijene ihtiyacı varken, bir molekül yağı enerjiye dönüştürmek için iki oksijene ihtiyacı var. Gece uykuda ise durum farklıdır. Gece uykuda vücudun kullandığı enerjinin tamamına yakını yağdır. Çünkü büyüme hormonu gece uykuda salgılanır. Bu da yağ yakımını sağlayarak vücuda bazal metabolizma için enerji sağlar. Bu enerjinin sağlanması için vücutta insülin hormonunun çok olmaması gerekiyor. İnsülin fazlaysa büyüme hormonunun salgılanması da durur, böylece yaşlanma süreci de başlar. Çocukların vücutlarında büyüme çağında insülin hormonu fazlaysa, büyüme hormonu durduğu için boy uzaması da durur. Metabolic balance® sistemiyle beslenen bir çocuğun boyunun uzaması daha hızlı olur. Çünkü büyüme hormonu dengeli salgılanır. Metabolic balance®’ta sporun yeri nedir? Programa yeni başladıkları zaman hastaların spor yapmasını istemiyoruz. Ama programa başladıktan 14 gün sonra mutlaka spor yapıyorlar. Gece uykuda da vücudumuz yağ yakar. Bu nedenle de hastalarımıza düzenli uyumalarını tavsiye ediyoruz. Başarılı olan hastalarınızdan yaşanmış hikayeleri bizimle paylaşır mısınız? Bir bankanın üst düzey yöneticisi olan bir hastam vardı. Kendisine bize gelmeden önce şeker hastalığı teşhisi konulmuş ve hem şeker hapı hem de insülin kullanmaya başlamış. Bu hastam programa başladıktan çok kısa süre sonra insülini ve şeker haplarını bıraktı. 2 ayda 15 kilo verdi ve spor yapmaya da başladı. Şu anda gayet sağlıklı. Arada bir gelmeye devam ediyor. Fındık, ceviz gibi atıştırmalıkları da yemekten sonra mı veriyorsunuz? “Yemeklerin haricinde şunları yiyebilirsiniz” demiyoruz, sadece neler yiyebileceklerini söylüyoruz. Çıkacak sonuçlara göre bunları da verebiliyoruz. Danışmanımıza her öğünde ekmeğini, sebzesini, proteinini ve meyvesini veriyoruz. Bu tek tip bir beslenme değil. Vücudun ihtiyacı olan karbonhidrat, yağ ve vitaminler alınmış oluyor.

51


Eğitim Geleneksel Mürüvvet Evyap Okulları Ödül Töreni’nde öğrenciler ödüllendirildi

Özel Mürüvvet Evyap Okulları bünyesinde bulunan ilköğretim, ortaöğretim, kolej ve fen lisesi okullarının öğrencilerine, yıl içinde katıldıkları ilçe, il, ulusal ve uluslararası yarışmalarda aldıkları derecelere ve başarılara göre çeşitli ödül ve plaketler verildi. Özel Mürüvvet Evyap Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Selime Evyap, Evyap Sabun Malezya Genel Müdürü Tanuj Roy, okul idarecileri, öğretmen, veli ve öğrencilerin katılımlarıyla gerçekleştirilen tören, Özel Mürüvvet Evyap Okulları Müdürü Ersin Sayar’ın konuşmasıyla başladı. Okul orkestrasının gerçekleştirdiği konserin ardından ödüllerin verilmesine geçildi. Törende, Evyap Sabun Malezya Genel Müdürü Tanuj Roy kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında çalıştığı kurumun eğitim alanındaki bu adımının elde ettiği başarılarına şahit olmaktan duyduğu hayranlığı dile getiren Roy, öğrencilere ödüllerini takdim ederken onları tebrik etti ve başarılarının devam etmesi yönündeki iyi niyet dileklerini iletti. Coşku ve gururla gerçekleşen ödül töreni konfeti gösterileriyle sona erdi.

52


Özel Mürüvvet Evyap Koleji 2. mezuniyet törenini düzenledi Bu yıl 2. mezunlarını veren Özel Mürüvvet Evyap Koleji, görkemli bir törenle öğrencilerine veda etti. Özel Mürüvvet Evyap Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Selime Evyap’ın da katıldığı törende, bu yılın mezunlarına unutamayacakları ve hayatlarının her anında özlemle anacakları bir mezuniyet gecesi düzenlendi. Öğrencilerin zaman tüneli içindeki görüntülerinin yer aldığı sinevizyon gösterisiyle başlayan törende, duygusal anlar yaşandı. Bitirmenin son olmadığının, aslında yeni yaşam ve tecrübelerin başlangıcı olduğunun vurgulandığı gecede, başarılarından dolayı kendilerine takdim edilen plaketlerini ailelerinin elinden alan öğrenciler, gecenin ilerleyen anlarında ders zilinin çalmasıyla Evyap Koleji’ndeki son derslerini de yaptılar. Dereceye giren öğrencilerin ödüllendirilmesi ve okul birincisi Zeynep Aybikem Sağlam’ın adının yazılı olduğu plaketi kütüğe çakmasının ardından her biri bir ışık olan öğrenciler, dileklerini balonlarla gökyüzüne yolladılar.

Özel Mürüvvet Evyap Ortaokulu 3. kez mezun verdi Özel Mürüvvet Evyap Ortaokulu 2012-2013 eğitim-öğretim yılı sonunda 3. kez mezun vermenin mutluluğunu yaşadı. Ortaokul mezunu olan öğrenciler, teknolojiyi etkin şekilde kullanan, kendi kültürünü yaşayan ve yaşatan aynı zamanda farklı kültürleri tanıyan, toplumsal ve evrensel değerlere sahip çıkan bireyler olarak yetiştirildiler. Öğrencileri çağdaş, bir o kadar da geleneklerini, göreneklerini bilen ve yaşatan, pozitif düşünceye sahip, iletişimi güçlü gençler olarak görmek, Özel Mürüvvet Evyap Ortaokulu’na büyük gurur yaşattı. Mezun olan öğrencilerin, geleceğini burada başlatarak yeni hayatlarına özgüveni yüksek gençler olarak başlamalarının verdiği sevinçle okul müdürü, öğretmenler, öğrenciler ve 8. sınıf velilerinin katılımıyla mezuniyet töreni düzenlendi. Coşkuyla kutlanan törenin ardından öğrenciler uğurlandı.

53


Tedarikçilerimiz

“Türkiye’ye yılda 50 bin ton ürün satıyoruz” Ağırlıklı olarak petrokimya sektöründe faaliyet gösteren LG Chem Ltd., kimyasal tabanlı lityum pil üreten tek tedarikçi olma özelliğine sahip. Şirket, Evyap’a bebek bezi için SAP (Süper Emici Polimer) malzemesini tedarik ediyor. Şirketin Türkiye Genel Müdürü Ho Suek Kim, Türkiye’ye yılda yaklaşık 50 bin ton ürün sattıklarını ve yılda 200 milyon dolar ciro elde ettiklerini söylüyor. Merkezi Kore’de bulunan LG Chem Ltd. şirketinin İstanbul’daki bürosu, şirketin pazarlama iştiraki olarak hizmet veriyor. Şirket, ağırlıklı olarak petrokimya sektöründe faaliyet göstermekle birlikte, pil, elektronik malzemeler ve IT ürünlerinin de üretimini gerçekleştiriyor. 16 ülkede faaliyet gösteren şirketin, dünyanın dört bir yanında 100’den fazla çeşit ürün üreten 100’den fazla üretim tesisi bulunuyor. LG Chem Ltd. Türkiye Genel Müdürü Ho Suek Kim, ana görevinin şirketin ürünlerini Türkiye’ye ithal etmek, bu ürünleri alıcılara tanıtmak ve satmak olduğunu söylüyor.

unvanını 1995 yılında LG Chem Ltd. olarak değiştirdik. Yüksek kaliteli petrokimya ürünleri, son teknoloji IT ürünleri, elektronik malzemeler ve pil gibi çeşitli sektörlerden müşterilerimizin küresel bir çözüm ortağı olmak için 60 yıldır çalışıyoruz.

Kim, dünyada 3 Ar-Ge merkezleri olduğunu, Ar-Ge kapasitesini arttırmak için çalışmalar yürüttüklerini ve SAP (Süper Emici Polimer) teknolojisini geliştirdiklerini dile getiriyor: “Sıvıların emiliminin gerekli olduğu birçok üründe bu teknolojiyi kullanıyoruz. SAP teknolojisini kendimiz geliştirdiğimiz için bu konuda şu anda pazar lideriyiz.” LG Chem şirketi, 2011’den beri Evyap’a hizmet veriyor. Şirket, Evyap’a SAP (Süper Emici Polimer) malzemesini tedarik ediyor. LG Chem ne zaman kuruldu? LG Chem Ltd. 1947 yılında, Lucky Chemical Industrial Corporation adı altında kuruldu. Şirketin

54

LG Chem Ltd. Türkiye Genel Müdürü Ho Suek Kim

Hangi ülkelerde faaliyet gösteriyorsunuz? Merkez ve ofisleriniz nerelerde bulunuyor? LG Chem olarak toplam 16 ülkede faaliyet gösteriyoruz. Bu ülkeler; Kore, Çin, Hong Kong, Tayvan, Hindistan, Vietnam, Tayland, Endonezya, Singapur, Japonya, ABD, Brezilya, Almanya, Polonya, Türkiye ve Rusya. Bu 16 ülkede, toplam 24 üretim tesisi, 6 pazarlama iştiraki, 7 temsilcilik ofisi ve 3 Ar-Ge merkezimiz bulunuyor. Bunun yanı sıra dünyanın dört bir yanında, 100’den fazla çeşit ürün üreten 100’den fazla üretim tesisine sahibiz. Şirketimizin merkezi Kore’de. Temsilcilik ofisimiz, Avrupa ve Asya arasında bir köprü görevi gören Türkiye’de, yani İstanbul’dadır. LG Chem’in İstanbul’daki bürosu, daha önce bir temsilcilik ofisiydi. Bu yıl ise şirketin pazarlama iştiraklerinden biri haline geldi. Üretim faaliyetlerinizle ilgili bilgi verir misiniz? Hangi ürünleri üretiyorsunuz? Ürünler hangi alanlarda kullanılıyor? LG Chem’in ana ürünleri, petrokimya ürünleridir. Size şaşırtıcı gelebilir ancak petrokimya ürünlerini günlük hayatımızın neredeyse tüm alanlarında kullanıyoruz. Petrokimyasal maddeler ayrıca tüm sanayi sektörlerinin temelini oluşturan kilit malzemelerdir. Petrokimya sanayisi, geçmişte temel bir kimya


ulaşabilmek için Müşteri Gereksinimlerini Gözetleme Sistemi gibi programlar hazırladık. Ayrıca yenilikçi teknolojileri, herkesin kullanımına sunabilmek için Ar-Ge merkezlerimizde çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Bu sayede müşteri güvenini arttırıyor, müşterilerimizle uzun süreli ortaklıklar kuruyor ve toplum için faydalı, yenilikçi ürünler geliştiriyoruz. Tüm bu çalışmaların ana hedefi, müşterilerimiz ve dünyanın geri kalanıyla birlikte büyüyen küresel bir şirket olabilmektir.

sanayisi olarak kabul edilirdi, ancak sektör IT ve nano gibi teknolojiler sayesinde gelişimini sürdürüyor. Tüm bunlara ek olarak hem Kore’de hem de diğer ülkelerde pil sektöründe lider pozisyonda bulunuyoruz. Çünkü lityum pil tedarikçileri arasında, kimyasal tabanlı piller üreten tek tedarikçiyiz. Türkiye pazarındaki faaliyetlerinizle ilgili bilgi verir misiniz? Benim ana görevim, LG Chem şirketinin ürünlerini Türkiye’ye ithal etmek, bu ürünleri alıcılara tanıtmak ve satmak. Şirket olarak çok çeşitli ürünleri pazara sunuyoruz. Türkiye piyasasında yılda yaklaşık 50 bin ton ürün satıyor ve yılda 200 milyon dolar ciro elde ediyoruz. Teknolojiden nasıl yararlanıyorsunuz? Üretim alanında hangi teknolojileri kullanıyorsunuz? Teknoloji kullanımı, üretilen ürüne göre değişir. Çünkü her üründe farklı teknolojiler kullanılıyor. SAP (Super Absorbent Polymer-Süper Emici Polimer) teknolojisini geliştirdik. Sıvıların emiliminin gerekli olduğu birçok üründe bu teknolojiyi kullanıyoruz. SAP teknolojisini kendimiz geliştirdiğimiz için bu konuda şu anda pazar lideriyiz. Ar-Ge ve inovasyonla ilgili ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz? LG Chem’in Kore, Japonya ve ABD’de, toplam 3 Ar-Ge merkezi bulunuyor.

Araştırma alanında yaklaşık 2 bin kişilik bir ekibe sahip. Şirketin araştırma faaliyetleri 4 ana gruba ayrılıyor: Kurumsal Ar-Ge, IT&Elektronik Malzemeler, Pil ve Petrokimya&Polimerler. Müşterilerimizin ihtiyaçlarına yanıt vermek ve dünyanın daha iyi bir yer olmasına katkıda bulunmak için çözüm faaliyetlerine odaklanıyoruz. Ar-Ge kapasitemizi arttırmaya yönelik yaptığımız yatırımlar ve kaynak teknolojileriyle çevre dostu ve yüksek performanslı malzeme geliştirmede uzun yıllara dayanan tecrübemiz, faaliyetlerimizi destekleyen temel unsurlardır. Kaç kişilik bir ekibiniz var? İstanbul ofisinde toplam 8 kişi çalışıyor. Bu kişilerden 3’ü Koreli, 5’i Türk. Buradaki ana işimiz satış. Bu nedenle 5 kişi Satış, geriye kalan çalışanlar ise Yönetim Departmanı’nda çalışıyorlar. LG Chem olarak global hedefleriniz neler? Bu hedeflere ulaşabilmek için hangi faaliyetlerde bulunuyorsunuz? Yenilikçi malzeme ve çözümler sunan LG Chem’in hedefi, müşterileriyle birlikte büyüyerek “küresel bir lider” olmaktır. Bu hedefe ulaşabilmek için müşterilerimize daha farklı çözümler sunmak üzere ürünlerimiz, hizmetlerimiz ve bilgi birikimimizi bir araya getiren “Çözüm Ortağı” konseptini geliştirdik. Bu konsept, LG Chem’in benzersiz, “müşteri değeri” tanımını ifade ediyor. Hedeflerimize

LG Chem olarak 2 etik değere sahipsiniz: “Müşteriler için katma değer yaratmak” ve “İnsan onuruna saygı göstermek”. Bu değerlerinizden söz eder misiniz? Bu değerleri hayata geçirmek ve korumak için neler yapıyorsunuz? LG Chem, bu değerlere “LG Yolu” adını veriyor. LG Yolu, LG çalışanlarının düşünce ve eylemlerine kılavuzluk eden eşsiz bir yönetim felsefesidir. Müşteriler için “değer üretme ve insan odaklı yönetim” anlayışının önemini bilen LG Chem, “1 Numara LG” hedefine ulaşmak istiyor. “1 Numara LG”, müşterilerinin güven duyduğu, yatırımcılara cazip gelen ve rakipleri tarafından zorlu, ancak saygın bir referans şirket olarak görülen, prestijli bir pazar lideri olmak anlamını taşıyor. “LG Yolu”; eğitim, işe yeni başlayan çalışanlar, deneyimli çalışanlar ve ekip liderlerine LG’nin temel değerlerinin anlatıldığı liderlik kursları şeklinde gerçekleşir. Bu çalışmanın diğer bir kolu da, temel değerlerimizi yansıtacak kurumsal bir kültür yaratmak için tüm çalışanlarımızın “LG Yolu Kılavuz Kitabı”nı okumasını sağlamaktır. Ne zamandan beri Evyap’la çalışıyorsunuz? Sizin açınızdan Evyap gibi bir Türk şirketiyle çalışmak nasıl bir duygu? 2011 yılından beri Evyap’la çalışıyoruz. Evyap’ın üretimini yaptığı bebek bezi için SAP (Süper Emici Polimer) malzemesini tedarik ediyoruz. Evyap gibi büyük bir şirketle çalışmaktan mutluluk duyuyorum. Türkler, cana yakın ve birçok açıdan Korelilere benziyorlar. Koreliler, uzun yıllara dayanan dostluk ve ticari ilişkiler nedeniyle, Türkiye’yi “kardeş ülke” olarak görüyorlar. Müşterilerimize daha iyi ürünler sunmak adına Türkler ile birlikte çalışmaya devam etmek isteriz.

55


Araştırma

Çocuklar ve en iyi dostları kitapları Çocuklar için kitap okumak çok önemli. Peki ama hangi yaş grubunda, hangi tür kitapların okunması gerekiyor? Çocuğun yaşına ve ilgi alanına uygun, içeriği ve dili yalın olan kitapları tercih etmekte yarar var. Kitaplar, çocukların hayal gücünü geliştiren önemli unsurlardandır. Çocukların zihinsel ve dil gelişimini olumlu yönde etkiler, öğrenme isteğini ve merak duygusunu artırır. Kitaplar çocukların, bilgi ihtiyacının yanında, ruhunu besleme ihtiyacını da karşılar. Okuma alışkanlığının temeli, 0-6 yaş arasında evde aileyle atılır ve okulda bu alışkanlık devam ettirilir. Ebeveynlerin evde gazete ve kitap okuması, akşamları çocuğa uyurken masal ve hikaye okunması, çocuğun beynine olumlu sinyalleri gönderir ve bu durum çocuğun okuma alışkanlığının başlangıcı olarak kabul edilir. Anne ve babanın çocuğa örnek olması, her zaman yasak ve öğütlerden daha etkilidir. Erken yaşta okuma alışkanlığının kazanılması çocukların, kelime hazinesini geliştirir ve düşünme yeteneğini arttırır. Ayrıca çocukların yaratıcı zekası artar, böylece okul başarısı, dinleme ve konuşma yeteneği de daha fazla gelişir. Çocuklar okudukları kitapta kendisine yakın hissettiği karakterle özdeşleşir. Bazen okuduğu olayları yaşadıklarına benzetir, bazen de onun gibi yaşamaya özenir. Bu açıdan bakıldığında, kitap kahramanının ona örnek olabilecek nitelikte özelliklere sahip olması gerekir. Davranış bozukluğu gözlenen çocuklarda, iyi karakter özellikleriyle yazılmış bir kitap, bazen öğretilmiş davranışlardan çok daha fazla olumlu davranışa yönlendirebilir.

Korku yerine, mizah içeren kitaplar Kitap türü seçilirken, çocuğun ilgi alanına faydalı olabilecek kitaplar tercih edilmelidir. Çocuğa duygusal açıdan zarar verecek türler yerine, onu maceradan maceraya

56


sürükleyecek kitaplarla, kitap okuma anı eğlenceye dönüştürülebilir. Çocuklar okudukları kitapları hayal dünyasında yaşadıklarından, kitabın türü çok önemlidir. Korku ve gerilim içeren kitaplar okuyan çocuklar, tıpkı bu türün filmlerinde olduğu gibi kısa süre sonra korku ve kaygı belirtilerini göstermeye başlıyor. Yalnız kalamama, karanlıktan korkma, hayvanlara yaklaşamama, tırnak yeme, gerçek dışı olayların varlığına inanma ve alt ıslatma gibi olumsuz birçok davranışlar görülebiliyor. Mizah içeren öykü kitapları, karikatür ya da eğlenceli dergiler okuyan çocuklar ise, pozitif bakış açısıyla birlikte, girişken olma özelliği ediniyorlar. Okumayı sevmeyen ya da okuma hızı düşük olan çocuklar, mizah içerikli kitapları okuduklarında, konsantrasyon yeteneği kazanabileceklerinden okuma alışkanlıkları da gelişir. En nitelikli kitapları seçebilmek ve okumaya teşvik edebilmek için bazı unsurlara dikkat etmek gerekiyor. Öykünün iyi yazılmış olması ne kadar önemliyse, çocuk kitaplarında resmin de iyi ifade edilmiş olması o kadar önemlidir. Yazıdaki duygunun tam anlamıyla ifade edilebilmesi için öykü ve resimler bir bütün oluşturmalıdır. Resimler, renkli de, siyah-

Çocuklar için kitap önerileri: • Pıtırcık Serisi • Pippi Serisi • Sihirbaz Oz • Charlie’nin Çikolata Fabrikası • Pal Sokağı Çocukları • Küçük Hafiyeler • Martı • Şimdiki Çocuklar Harika • Konserve Kutusundan Çıkan Çocuk

yüklü olduğu eski kahramanlardan da yararlanılmalıdır (Dede Korkut hikâyelerindeki kahramanlar, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Karacaoğlan, Yunus Emre, Keloğlan gibi). • Mizah duygusuna yer verilmelidir. • Kitabın içeriği, çocuğun güven, sevgi, iyilik, güzellik, cesaret, hoşgörü, sorumluluk gibi duygularının gelişmesine yardımcı olmalıdır. • Konular hareketli bir biçimde işlenmeli, olay hızla gelişmelidir. Uzun betimlemeler ve ruh çözümlemeleri sıkıcı olacağından kaçınılmalıdır. • Ana düşüncesi belirsiz ve değişik yorumlara açık yapıtlar, çocuklarda ikilem ve yanlış anlamalara neden olacağından, kitabın ana düşüncesinin açık ve net olması sağlanmalıdır. beyaz da olabilir. Çocukların anlamakta zorluk çekmemesi için yabancı dilden Türkçeye iyi çevrilmiş olması, Türkçe yazarların kitaplarında da Türkçenin iyi kullanılması gerekiyor.

Hangi yaşta, hangi kitaplar?

Kitabın dili ve içeriği nasıl olmalı?

0-6 yaş (okul öncesi) dönemi: Ninni, öykü, resimli kitap, şiir, masal, destan, bilmece ve fıkralar bu dönem çocukları için uygun olan türlerdir. Bu yaştaki çocukların eğilimlerinde cinsiyetler arasında fark yoktur.

Çocukların okuyacakları kitapların gerek içerik, gerekse yazı dili açısından bazı özelliklere sahip olması gerekir. Bunları şöyle özetleyebiliriz: • Dil ve anlatım yalın ve kavramlar açık olmalıdır. Ağdalı olmayan bir dil tercih edilmelidir. • Anlatımlarda çocukların yaş ve yaşam düzeylerine uygun kavramlar kullanılmalıdır. • İlk sınıflarda uzun tümce ve paragraflardan kaçınılmalıdır. • Türk Dil Kurumu’nun yazım kuralları ve noktalama işaretlerine uygun olmalıdır. • Soyut sözcüklerden çok çocuğa tarif edilebilecek somut sözcükler tercih edilmeli. • Argo sözcükler kullanılmamalıdır. • Konular ilgi çekici biçimde sunulmalı, eğlendirici ve düşündürücü olmalıdır. • Kitapta yenilikçi, yaratıcı, eleştirici, özgür düşünceli insanlar model olarak sunulmalıdır. • Yurt, ulus sevgisi ve ulusal değerler işlenmelidir. • Kitaplarda yeni kahramanlar yaratılabileceği gibi, kültürel genlerimizin

Çocukluk dönemine göre okunması gereken kitap türleri farklılık gösterir. Dönemlerine göre kitap türleri:

7-9 yaş dönemi: Okulöncesi dönemin devamı olan bu dönem, kız çocuklarında bir yıl daha uzun sürebilir. Bu dönem çocukları daha çok masaldan hoşlanırlar. Bu dönem çocuklarının kitapları resimli olmalıdır. Kahramanları çocuk olan, hayvan olan öyküler, tatil ve doğa öyküleri, efsaneler, destanlar ve fıkralar okutulabilir. 10-12 yaş dönemi: Bu yaş grubu çocuklarında gerçeğe yönelme başlar. Cinsiyetler arasında fark vardır. Kız çocukları için, ev/okul yaşamı, yararlı bilgiler içeren, şiir kitapları, duygusal kitaplar, kadın-erkek yaşamını anlatan kitaplar ilgi çekici olabilir. Erkek çocukları için ise, serüven kitapları, gezi kitapları, öyküleştirilmiş tarih ve kahramanlık konulu kitaplar, öyküleştirilmiş fen ve doğa konulu kitaplar tercih edilebilir. Ayrıca mizah, biyografi ve polisiye kitapları da bu dönem hem kız hem de erkek çocuklarının sevebileceği kitap türleri arasında yer alır.

57


Tüketici köşesi

Tüketicilerimize kulak verdik Dergimizin bu sayısında da değerli tüketicilerimizden gelen görüşlere yer veriyoruz. Tüketicilerimizden birisi yeni Duru Perfume serisinin Lilyum varyantını muazzam bulduğunu dile getirirken, başka bir tüketicimiz Duru Türk Hamamı’nın doğallığı ve saflığı için teşekkürlerini iletiyor. kreminiz çok işe yarıyor. İnternette de fenomen gibi oldu. Yalnız gliserinli kremin böğürtlen kokulu olanını da çıkarmanız mümkün mü? Gliserinli kreminiz bizim kurtarıcımız oldu. Teşekkürler Arko Nem. Esma Eltuğral

Evyap ailesi! Benim evimde kocaman yeriniz var. Bebek bezi, hijyenik ürünler ve sabunlarınızdan çok memnunum. Başarılarınızın devamını diliyorum. Hayat sizinle kolay, sizinle güzel. Fulya Eldem

Dün Duru Perfume Lilyum duş jelini satın aldım. O nasıl muazzam bir ürün? Çok hoş, misk-i amber gibi kokuyor. İnanılmaz, harikulade bir ürün. Neredeyse dişlerimi de onunla fırçalayacağım. Kimler ki, o ürünün tüketiciye ulaşmasını sağlamış ise sonsuz teşekkür ediyorum. Biz ailece alıştık, yalnız o ürünü kullanıyoruz, her fırsatta da tavsiye ediyoruz. Bolca kullandığımız bu ürünlerın ekonomik paketleri var mıdır? Örneğin, 5 kiloluk duş jeli var mı? Varsa nereden tedarik edebiliriz? Çağlar Gürsay Duru Perfume Duş Jeli serisinde bulunan Lilyum duş jeli çok güzel kokuyor. Kokusu çok kalıcı. Neden sıvı el sabunu olarak da üretilmiyor? Dilvin Kandemir Evybaby’nin yeni bezi harika. Hem kremli hem de konforlu. Teşekkürler Evybaby. Zümrüt Beyaz

58

Arko Nem Güneş Bakım Cotton24 Complex güneş sonrası nemlendirici losyonu (yoğurt özlü, e vitaminli, ışıltılı) kullandım. Bu muhteşem ürün için Evyap’a teşekkür ediyor ve ürünü daha fazla satış noktasında bulabilmeyi ümit ediyorum. Kokusu, vücutta bıraktığı ışıltı, verdiği pürüzsüzlük hissi ve uzun süre kalıcılığı gibi nedenlerle sadece yaz mevsiminde değil, kışın da keyifle kullanılabilecek bir ürün. Ancak bulmakta zorluk çekiyorum. Züleyha Abdülbakioğlu Evyap olarak sizin internet sitenizi incelemek istedim ve açıkçası gerçekten çok sevindim. Neden diye sorarsanız, bu kadar ürün çeşidinizin olması çok güzel. Şahsen ben her daim Türk ürünlerini satın almaya çalışan, ithal olanlarından da mümkün olduğu kadar kaçınmaya çalışan birisiyim. Siz gerek sunduğunuz ürün çeşidi ve gerekse ürünlerinizin kalitesi nedeniyle tüm ihtiyaçlarıma çok muhteşem bir şekilde destek veriyorsunuz. Size en içten teşekkürlerimi sunmak istiyorum. M. Ali Türedi Öncelikle ürünlerinizden son derece memnun olduğumu belirtmek isterim. İktiyoz hastasıyım, Arko Nem gliserinli

Arko Krem el kreminizi eskiden beri kulanıyorum. Çok memnunum, teşekkürler. Şevkiye Ekiz Duru Pirinalı sabununuzu çok beğeniyorum. Bu ürünü tekli üretmenizi rica ediyorum. Cihat Kayacı Duru Türk Hamamı sabunu kelimenin tam anlamıyla “harika”. Bu saflık, bu doğallık için sizlere teşekkür etmek istedim. Keşke bu doğal kokunun, şampuanı ve vücut jeli de olsa... Gaye Barışkan


Nostalji

Tarihi Çifteler Konağı hatırası İcra Kurulu Başkanı Mehmed Evyap ve Evpaş yöneticileri, geleneksel Evpaş Bölge iftar yemeği vesilesiyle 17 Temmuz 2013’te Erzurum’da idi. A. Fikret Evyap ve Nimet Evyap’ın doğduğu ev olan Tarihi Çifteler Konağı da ziyaret edildi. Dış cephesi yenilenen Konağın, tarihi güzelliğini halen koruduğu gözlendi.

59


Çat kapı

“Sabun kokusu bana iyi geliyor” Evyap Dünyası Dergisi için bu kez Kanca çiftinin evine konuk olduk. 18 yıldır Evyap’ta çalışan Ayazağa Sabun Üretim Bölümü Personeli Ayşe Öztürk Kanca, “Sabun kokusu bana iyi geliyor. Sabah uyandığım zaman hemen işe gitmek istiyorum. İzinli olduğumda sıkılıyorum, arkadaşlarımı özlüyorum. Makinelerin sesi bile bana hoş geliyor” diyor. Ayşe Öztürk Kanca, 1996’dan beri Evyap’ta çalışıyor. Bugün Ayazağa Sabun Üretim Bölümü’nde çalışan Kanca, üretilen ürünler doğrudan tüketiciye ulaştığı için sorumluluklarının çok büyük olduğunu söylüyor. Kanca, “En ufak bir hata olmaması gerekiyor. Zaten ben şahsım adına hata kabul etmiyorum. Bir hata gördüğüm zaman üzülüyorum, vicdanım sızlıyor” diyor. Evyap’ın hızla geliştiğini ve bundan sonra da gelişimin devam edeceğini belirten Kanca, Evyap’ta çalışmaktan gurur duyduğunu ifade ediyor. Evyap’ın güven veren bir şirket olduğunu belirten Kanca, Evyap çatısı altında büyük bir ailenin oluştuğunu ve çalışanların da bu ailenin birer fertleri olduğunu vurguluyor. Kanca çok güzel bir çalışma ortamlarının olduğunu, çalışma arkadaşlarının iyi ve kötü günde birbirlerinin yanında olduklarını dile getiriyor: “Arkadaşlarım Evyap taşınırken Tuzla’ya gidecekler, ben de onlarla birlikte gitmek istiyorum. ‘Ailemiz bölünmesin’ diyorum. Evyap, beni bırakmadığı sürece ben Evyap’ı bırakmak istemiyorum.” Kanca, 1978 Karabük doğumlu olan ve Organik Kimya’da taşeron olarak çalışan eşi Necmettin Bey ile 17 Ocak 2008’de evlenmiş. 28 Ağustos 2008’de de kızları Zehra Naz dünyaya gelmiş. Ayşe Hanım, kızlarının çok kıskanç ve hassas bir çocuk olduğunu, anne ve babasını herkesten kıskandığını söylüyor. Ayşe Hanım bu nedenle de kızının kardeş istemediğini de dile getiriyor. Necmettin Bey, Ayşe Hanım’ın eşi bulunmaz bir insan olduğunu söylüyor ve hafta sonları ev işlerinde

60

kendisine yardımcı olduğunu dile getiriyor. Bir Pazar sabahı evlerinin kapısını bize açan misafirperver Kanca ailesine teşekkürlerimizi iletiyor ve mutluluklarının bir ömür devam etmesini diliyoruz. Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? 1980 Giresun doğumluyum. Ailemle birlikte 14 yaşımdayken İstanbul’a taşındık. Okumak istiyordum, ama Giresun’da okuyamadım. Kendi çabalarımla dışarıdan eğitimime devam ettim. Ortaokulu bitirdim, şimdi liseye devam ediyorum. İlk olarak 1995’te Hacı Şakir’in fabrikasında

çalışmaya başladım. 1,5 yıl çalıştıktan sonra emekli bir albayla tanıştım. Kendisi bana Evyap’ı anlattı. Ben de Evyap’a iş başvurusunda bulundum, ancak yaşım küçük olduğu için işe alınmadım. 1 yıl sonra tekrar başvurdum ve 1996’da Evyap’ta işe başladım. O günden beri de çalışmaya devam ediyorum ve işimi çok seviyorum. Bugüne kadar Evyap’ta nerelerde çalıştınız? Bugünkü göreviniz nedir? Bugüne kadar hep Sabun Üretim’de çalıştım. Daha önce ambalaj makineleriyle Kanca ailesi


ilgileniyordum. Ürünün her şeyinden A’dan Z’ye sorumluyuz. Makineyi her gün bizden önceki vardiyadan devralırız. Makinenin arızası olup olmadığına bakarız. Çalıştığımız ürünün ambalajını, kalitesini, şarjını kontrol ederiz. Ürün doğrudan tüketiciye ulaştığı için sorumluluklarımız çok büyük. En ufak bir hata olmaması gerekiyor. Zaten ben şahsım adına hata kabul etmiyorum. Bir hata gördüğüm zaman üzülüyorum, vicdanım sızlıyor. Çünkü olmaması gerekiyor. Ekip olarak hepimiz üzerimize düşen görevi yapmaya çalışıyoruz. Evyap’ta uzun yıllar çalışmayı neye bağlıyorsunuz? Evyap, insana güven veren bir şirket. Patronlarımız bize güven veriyor, biz de onlara güven veriyoruz. İşinize ve kendinize saygı duyduğunuz takdirde, uzun süre bir işyerinde çalışabilirsiniz. Evyap çatısı altında büyük bir aile oluşmuş. Hepimiz bu ailenin fertleriyiz. Bütün bu manevi duygular beni işe bağlıyor. Bir de ben sabunu çok seviyorum. Sabun kokusu bana iyi geliyor. Sabah uyandığım zaman hemen işe gitmek istiyorum. İzinli olduğumda sıkılıyorum, “Bir an önce iznim bitse de, işe gitsem” diye düşünüyorum. Arkadaşlarımı özlüyorum. Makinelerin sesi bile bana hoş geliyor, onu bile özlüyorum. 18 yıldır Evyap’a çok alıştım. Burada çalışmadan önce herkesin Evyap’ı övdüğünü duyuyordum. Çalışmaya başladıktan sonra söylediklerinin doğru olduğunu gördüm. 18 yıldır Evyap’ta ne gibi değişimlere tanıklık ettiniz? İşe başladığım ilk yıllarda çalışan sayısı çoktu. Çünkü teknoloji bugünkü gibi gelişmemişti. Ama 2000 yılından sonra üretimde en son teknolojiler kullanılmaya başlandı. Bir makinede 28 kişinin çalıştığı günleri hatırlıyorum. Teknoloji sayesinde 10, hatta 4 kişiyle işleri yürütebiliyoruz. Sabuna el değmeden üretiyoruz. Daha önce kolileme ve paketleme yapıyor, beden gücüyle çalışıyorduk. Ama şimdi teknoloji harikası makinelerle çalışıyoruz. Ayrıca ürün çeşidi arttı. Fabrikaya ilk girdiğimde ağırlıklı olarak katı sabun üretiliyordu. Fabrika hızla gelişti ve gelişmeye de devam ediyor. İnanıyorum ki daha da gelişecektir. Evyaplı olmayı seviyorum, Evyap’ta çalışmaktan gurur duyuyorum.

Ayşe Öztürk Kanca

ağabeyimizi hiç unutmuyorum. Onu çok severdim. Bana, “Kızım” derdi. Makinenin nasıl çalıştığını ve Evyap’a güven duymam gerektiğini o bana anlattı. Emekli olup Evyap’tan ayrılınca çok üzüldüm. Arada bir kendisiyle görüşüyoruz. Evyap’ta tanışıp evlenen arkadaşlarımız oluyor, onları görünce çok mutlu oluyorum. Ayın personeli seçilen arkadaşlarımız oluyor. Ben de iki kez seçildim. Benim için büyük mutluluk. Eşinizle nasıl tanıştınız? Ne zaman evlendiniz? Eşimle, Evyap’ta çalışan eşimin eniştesi aracılığıyla tanıştık. Kendisi, eşimi hep benimle tanıştırmak istiyordu. Böylece 31 Mart 2007’de tanıştık. İyi ki de tanıştırmış. 17 Ocak 2008’de evlendik.

Evyap’ın bir aile olduğunu söylediniz. Burada nasıl bir çalışma ortamı var? Çok güzel bir çalışma ortamımız var. Hepimiz birbirimizle dost olduk. Gerçekten bir aileyiz. İyi ve kötü günde birbirimizin yanında olmaya gayret ediyoruz. Birbirimize her zaman sahip çıkıyor, destek oluyoruz. Zaten arkadaşlarımın hepsi Evyap çalışanlarından oluşuyor. Arkadaşlarım Evyap taşınırken Tuzla’ya gidecekler, ben de onlarla birlikte gitmek istiyorum. “Ailemiz bölünmesin” diyorum. Evyap, beni bırakmadığı sürece ben Evyap’ı bırakmak istemiyorum. Peki öğrencilik nasıl gidiyor? İşle birlikte yürütmek zor olmuyor mu? Öğrencilik gayet iyi gidiyor. Derslerime internetten daha çok sınavda çıkabilecek sorulara çalışıyorum. Bunun dışında ders çalışmaya çok zamanım olmuyor. Ama Evyap, eğitime önem verdiği için sınav dönemlerinde izin alıp ders çalışabiliyorum. En büyük hayalim üniversite sınavlarına girmek. En azından sınava girmeyi, o heyecanı tatmayı istiyorum. Bunca yıldır mutlaka Evyap ile ilgili biriktirdiğiniz anılarınız vardır... Olmaz mı? Pek çok anımız var. Evyap’tan emekli olup giden Cemal Güneş

Kızınız ne zaman doğdu? Kızınızla birlikte hayatınızda neler değişti? 28 Ağustos 2009’da kızımız Zehra Naz doğdu. Kızım, hayatımızda çok şey değiştirdi. Bir anda evin neşesi, mutluluğu oldu. Onu hastanede ilk kucağıma aldığım anı unutmam mümkün değil. İnsanlar bazı şeyleri anne olunca daha iyi anlıyorlar. Kızım çok kıskanç ve kırılgan bir çocuk. Babasıyla beni herkesten kıskanıyor. Kardeşi olmasını da istemiyor. En büyük isteğim kızımın doktor olması. Onu okutmak için elimden geleni yapacağım. Ailecek boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz? Hobiniz var mı? Pazar sabahları ilk önce kim uyanırsa, kahvaltıyı o hazırlıyor. Bir Pazar eşim hazırlarsa, diğer Pazar ben hazırlıyorum. Kahvaltıdan sonra kızımızla zaman geçiriyor, onu gezdiriyoruz. Bunun dışında teknolojiyi takip etmeyi seviyorum, yeni çıkan ürünlerle ilgileniyorum. İnternetten gördüğüm teknolojik ürünleri araştırıyorum. Ayrıca belgesel izlemeyi de çok seviyorum. Sevdiğim şeylerden birisi de martılara simit atmak. Hafta sonları vapurla Kadıköy’e gidiyor, martılara simit atıyoruz. Son olarak Evyap ailesine iletmek istediğiniz bir mesaj var mı? Evyap ailesine çok teşekkür ediyorum. Patronlarımızı çok seviyorum ve özlüyorum. Onları birer baba gibi görüyorum. Fabrikaya bizleri görmeye daha sık gelirlerse çok sevinirim.

61


Gezi

Doğayla baş başa tatil rotaları Ülkemiz doğayla iç içe tatil yapmak isteyenlere sayısız alternatif sunuyor. Karadeniz’de Rize-Çamlıhemşin, Samsun-Kızılırmak Deltası, Artvin-Maçahel Köyü, KarabükEskipazar, Akdeniz’de Fethiye-Faralya Köyü ve Kabak Koyu, Antalya-Çıralı bizim buraya sığdırabildiğimiz birkaç rota.

Samsun-Kızılırmak

Herkesin ayrı bir tatil zevki vardır. Kimisi deniz, kum, güneş üçlüsünü arar, kimisi kültür turunu tercih eder, kimisi ise doğayla iç içe olmaktan hoşlanır. Birbirinden güzel tatil beldelerinin bulunduğu ülkemizde, keşfedilmeyi bekleyen ve doğa harikası olan çok sayıda cennet var. Türkiye’de yeşille iç içe olmanın birinci adresi Karadeniz. Bölgenin en fazla yeşil olan ili Rize, yerli ve yabancı turistlere her mevsim çok sayıda alternatif sunuyor. Rize’nin yaylalarını duymayanımız yoktur. Bu yaylalara bizler de dergimizin daha önceki sayılarında yer vermiştik. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi, tıpkı yaylaları gibi görülmeye değer güzelliktedir. Yüzde 80’i ormanla kaplı, dağınık ve tepelik alanlardan oluşan Çamlıhemşin’de düz alanlar hemen hemen yok gibidir. Çamlıhemşin, Rize’nin denize sınırı olmayan ilçelerinden biridir. İlçenin güneyi, yükseklikleri 2000-4000 metreyi bulan Kaçkar Dağları ile çevrilidir. Kaçkar Dağları üzerinde jeomorfolojik olaylar sonucu oluşan birçok irili ufaklı krater gölleri vardır. Çamlıhemşin, merkezinden geçen Fırtına Deresi’nden dolayı “Fırtına Vadisi” olarak da anılır. Fırtına Vadisi’nde tatil yapmak isteyenler, buradaki bungalov denilen ahşap evlerde kalabilir, Kaçkar Dağları’nın arasında oksijen depolayabilirler. Çamlıhemşin’deki bir diğer adres de Gito Yaylası... Doğu Karadeniz’de en güzel manzaraya sahip

62

yaylalardan biri olarak gösterilen Gito’dan açık havalarda hem Fırtına Vadisi’ni hem de Kaçkarların görkemli manzarasını izlemek mümkün. Yaylada kamp kurabilir, trekking yapabilir, foto safariye katılabilir, hatta başta kuş olmak üzere çeşitli hayvan türlerini de gözlemleyebilirsiniz. Gito Yaylası’nı her yıl ziyaret edenler arasında çok sayıda dağcı ve fotoğraf sanatçısı da yer alıyor.

Muhteşem doğasıyla Kızılırmak Deltası Karadeniz’deki bir diğer doğa tatili alternatifi de Samsun’un Bafra ilçesinde denizle buluşan, Türkiye topraklarından doğup denize dökülen en büyük ırmak olan Kızılırmak ve çevresidir. Kızılırmak’ın denizle

buluştuğu bölgede verimli topraklarıyla bilinen ve Bafra Ovası’nı oluşturan Kızılırmak Deltası yer alır. Samsun’un önemli turizm noktalarından birisi olan deltanın büyük bölümü Milli Park statüsünde korunuyor. Büyük bir arazi olan delta, irili ufaklı gölleri ve ormanlarıyla çok sayıda hayvan türüne ev sahipliği yapar. Kızılırmak Deltası’nın el değmemiş doğasında zaman geçirmek isteyenler balık avlayabilir, kamp kurabilir, muhteşem doğada eşsiz fotoğraflar çekebilir, kano ve bisikletle tur yapabilirler. Kızılırmak Deltası’nda herhangi bir konaklama tesisi bulunmuyor. Ancak Samsun’daki otellerden birisinde kalıp rahatlıkla deltayı görme ve orada zaman geçirme şansını yakalayabilirsiniz.

Artvin-Maçahel


Yeşilin tüm tonlarıyla Artvin Maçahel Artvin’in ilçesi Borçka’ya bağlı olan, doğal güzellikleriyle ünlü 6 köyden oluşan Maçahel yöresi, doğa tatili için mutlaka görülmesi gereken saklı güzellikler arasında yer alıyor. Maçahel’deki her köyün kendi yaylası bulunuyor. Burada görülebilecek güzelliklerin başında Borçka Karagöl geliyor. Yazın kenarında binbir çiçekler bulunan göl, bir heyelan sonucunda oluşmuş. Gölün birkaç kilometre ilerisinde bulunan bir alanda taşların üzerindeki ağaçların köklerini iri kaya bloklarına sararak yaşama tutunması mutlaka görülmesi gereken bir doğa olayı... Gölün biraz ilerisinde Maçahel Geçidi yer alıyor. Bu geçitten itibaren yeşilin tüm tonlarını görmek mümkün. Maçahel’de görülebilecek güzelliklerden birisi de Maral Şelalesidir. Şelalenin seyir terasında odun ateşinde haşlanan mısırı ve demlenen çayı tatmanızı tavsiye ederiz. Ayrıca şelalede yüzme imkanına sahipsiniz. Beyazsu Yaylası ve Yıldız Gölü de Maçahel’de ziyaret edebileceğiniz güzellikler arasında yer alıyor.

Ormanlar ve yaylalar bölgesi Eskipazar Karadeniz’in bir başka doğal güzelliği de Karabük’ün Eskipazar ilçesidir. Tarihi olduğu kadar pek çok doğal güzelliğe sahip olan Eskipazar, Batı Karadeniz’de yer almasına rağmen coğrafi konumu nedeniyle, kendine özgü bir iklime ve bunun yarattığı benzersiz bir bitki örtüsüne sahip. Eskipazar’a tam bir sükunet hakim. Bu nedenle kalabalıktan uzak bir doğa tatili yapmak isteyenler için Eskipazar çok uygun bir yer. BoluKöroğlu Dağları, dört mevsim yemyeşil görüntüsüyle Eskipazar’ın en yüksek tepesi olan Hodulca Tepesi’ne kadar uzanıyor. Yaylaların bulunduğu alanda iki tane de gölet bulunuyor. Eskipazar, bir ormanlar ve yaylalar bölgesi aslında... Belen, Alan, Kuyucak, Soğucak, Eğriova Yalakkuz Yaylaları, Çetiören mesire alanı ve Pamukkale görünümündeki Akkaya Termal Kaynağı ilçenin görülmeye değer güzellikleri arasında yer alıyor. Çetiören Orman Dinlenme Alanı’nın çevresindeki ormanlık alanda doğayla baş başa yürüyüş yapabilirsiniz. Ayrıca bir diğer doğa yürüyüş alanı da Adiller Göletleri...

Antalya-Çıralı

Buradan ulaşabileceğiniz Soğucak Yaylası, Eskipazar’ı seyredebileceğiniz muhteşem bir panoramaya sahip. Eskipazar’da Belediye’nin Sosyal Tesisleri dışında konaklama alternatifi yok. Bunun dışında Çetiören Orman Dinlenme Alanı ve Adiller Göletlerinde kamp yapabilirsiniz.

Faralya Köyü ve eşsiz Kabak Koyu Harika bir doğası olsun, ama bunun yanında da masmavi denizi de olsun diyenler için Fethiye’deki Faralya Köyü’nü tavsiye ederiz. Faralya, Fethiye’nin gizli kalmış güzelliklerinin bulunduğu bir köy. Köyün bulunduğu bölgede tarihi Roma ve Likya kalıntılarına, Kelebekler Vadisi’ne ve çeşitli doğal zenginliklere ulaşmak mümkün. Faralya Köyü’nde doğayla iç içe olan bir ekolojik çiftlikte ya da taş evde konaklayabilirsiniz. Ayrıca Faralya Köyü’ne gelip Kabak Koyu’nu görmemek olmaz. Sessiz, sakin bir tatil geçirmek isteyenler için uygun bir yer Kabak Koyu... Koy, Ölüdeniz’den güney istikametine doğru ilerleyen Likya Yolu’nun durak noktalarından biri. Nefis bir manzaraya sahip. 1000 metre yüksekliğindeki kireçtaşından oluşan girintili çıkıntılı ve geniş boğaz, küçük bir plajla sonlanıyor. Bu doğa harikası yerde yaşayanlar zeytin yetiştiriyor, bal üretiyor ve tarlalarda yetiştirdikleri buğdaydan yufka ekmek yapıyorlar. Burada Akdeniz’in bütün bitki örtüsünü görmek mümkün. Ayrıca yaban keçisi, Akdeniz foku, Caretta Caretta ve kaplan kelebeği gibi pek çok hayvan kendisine yaşamak için burayı seçmiş.

Kabak Koyu’na gelip bu güzelliklerin hepsini ve daha fazlasını görebilirsiniz. Koyda kamp kurabilir ya da ahşap evlerde kalabilirsiniz.

Saklı cennet: Çıralı Akdeniz’e gelmişken bir doğa harikası olan Antalya Çıralı’ya uğramamak olmaz. Tarihi ve doğal zenginliği koruma altına alınan Çıralı’da, Olimpos Antik Kenti’nin bulunduğu vadi ve onun denize açıldığı kumsal Arkeolojik SİT Alanı içinde yer alıyor. Çıralı, sessiz, sakin ve tarihin doğayla bütünleştiği bir yer. Çıralı’da her mevsim değişen, yenilenen ağaçları, çiçekleri ve bitkilerin yanı sıra, nesli tükenmeye başlayan kuşları da görmek mümkün. Nesli dünya çapında tehlike altında olan Caretta’ların üreme alanlarından birisi de Çıralı sahilleridir. Çıralı’da bir jeep kiralayarak safariye çıkabilirsiniz. Çıralı ayrıca ismine yakışır şekilde “Saklı cennet” olarak da anılır. Çıralı aynı zamanda Akdeniz’in en temiz sahillerinden birisine sahiptir. Çıralı’da yapılaşmanın çok az olması da yöreye ayrı bir güzellik katar. Burada en yüksek bina 3 katlıdır. Çıralı’dan 3 km geride yer alan Ulupınar Köyü ve Şelalesi’ni de görmenizi tavsiye ederiz. Köyde çınar ağaçlarıyla kaplı gürül gürül akan sular içindeki restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca buradaki balık çiftliklerini de görebilir, leziz balıkların tadına bakmanın yanında, balık avlayabilirsiniz. Çıralı’daki yaylalarda da yürüyüş yapabilirsiniz. Çıralı’da birçok butik otel, pansiyon ve ağaç evlerde konaklayabilirsiniz.

63


Kitap

“Satın alma kararı duygusal sebeplerle verilir” “Markadaş” kitabının yazarı Feray Alpay, “Titanik olayı, bize göre bir facia, ama ıstakozlara göre bir kurtuluş. Titanik’te yüzlerce insan öldü. Ama gemi buz dağına çarptığı sırada muhtemelen mutfakta haşlanmayı bekleyen ıstakozlar vardı. Çarpmanın etkisiyle ıstakozlar serbest kaldı, buzlu suya kavuştu. Satın alma ilişkilerine de, hayata da biraz bu gözle bakmamız gerekir” diyor. Promedia Halkla İlişkiler Şirketinin Kurucu Ortağı, Genel Müdürü ve aynı zamanda ekonomi gazetesi yazarı olan Feray Alpay, “Markadaş” isimli kitabında, marka, halkla ilişkiler, pazarlama iletişimi ve sosyal medya konularına değiniyor. Yıllardır yazdığı gazete yazılarını kitapta bir araya getiren Alpay, yalın, anlaşılır ve esprili bir dille günümüzdeki marka ve pazarlama iletişimi kavramlarını ele alıyor. Markadaş kitabı üzerine röportaj yaptığımız Alpay, insanlarla şirketler ya da markalar arasındaki ilişkinin duygularla oluştuğunu, duygular aracılığıyla algının inşa edildiğini ve bunun sonunda da satın alma kararının verildiğini söylüyor. Alpay, satın alma kararının yüzde 85-90 oranında duygusal sebeplerle oluştuğunu ve şirketlerin de bu doğrultuda ulaşmak istedikleri kitlenin algısına bakıp ona göre çalışmalarını yürütmesi gerektiğini belirtiyor. Tüketicilerin duygularına hitap eden markaların ve şirketlerin başarılı olduğunu dile getiren Alpay, bu noktada ritüellerden yararlanıp tüketicinin geçmişe götürülebileceğini ifade ediyor. Alpay, markaların tüketici bağlılığını sürdürebilmek için sürekli olarak değişen şartlara ve duygulara hitap etmesi gerektiğinin de altını çiziyor: “Marka sadakati, kültürel bir birliktelik ve paylaşım gerektirir. Bir tüketicinin o markaya sadık olabilmesi için o markayla bir şeyleri paylaşması gerekir.” Markadaş kitabını yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Uzun yıllardır halkla ilişkiler ve pazarlama iletişimi üzerine yazılar yazıyorum. Önceleri

64

Feray Alpay

sektörde edindiğim bilgileri dergilerde yazarak paylaşmaya başladım. Daha sonra günlük bir ekonomi gazetesinde yazmaya devam ettim. 3 yıldır her hafta yazıyorum. Aslında pazarlama iletişimi ve halkla ilişkiler son derece sığ konular. Ancak derine indiğim zaman yazılmamış çok şey olduğunu fark ettim. Konuyla ilgili sıkıcı ve akademik dille yazılan pek çok makale ve istatistik bilgi olduğunu gördüm. Kaynak bulmakta ciddi zorluk çektim.

Aslında pazarlama, hayatın her alanında var, sokaktaki herkesi ilgilendiren bir konu. Hepimiz alışveriş yapıyoruz ve tüketiciyiz. Kendi kendime, “Neden herkese ulaşan, herkesin anlayacağı üslupta bilgiler yazılmasın?” diye soruyordum. Bu düşünceyle yazılarıma başladım. Baktım ki insanlar anlıyorlar, yazmaya devam ettim. Bunu anlatırken örneklerden, fıkralardan, hikayelerden yararlanınca konunun daha akılda kalıcı hale geldiğini gördüm. Okuyucu kitlemi, okuma yazma bilen, çevresini takip etmeye başlamış 12 yaşındaki çocuklar olarak belirledim. Beni onlar anlarsa, herkes anlar diye düşündüm ve bildiklerimi anlaşılır bir dille aktarmaya çalıştım. İşte gazetedeki yazılarımı da buradan yola çıkarak yazdım ve yazılarımı bir kitapta toplama kararı aldım. Kitabın ismi ne anlama geliyor? İsmini nasıl buldunuz? Halkla ilişkiler sektöründe çalıştığım için sürekli aklımda markalar vardır. Marka öyle bir şeydir ki, sizin isminizdir, sizin yerinizi belirler ve sizi anlatır. Akılda kalır olması gerekir. “Markadaş” kelimesi, insanların günümüzde aynı marka etrafında paylaşımlarda bulunduğu anlamına gelir. İnsanlar artık kendilerini markalarla, tükettikleriyle konumlandırıyorlar. Dolayısıyla markadaşlık kavramı kendiliğinden oluşmaya başlıyor. Örneğin, yolda arabanızın aynısını gördüğünüz zaman ona bir sempatiyle bakarsınız. Sizinle aynı arabayı kullanan kişiyi merak edersiniz, arabanın içine bakarsınız. Bu bir markadaşlıktır.


Ritüel yaratan marka başarılı olur Kitabınızda “rakibin algısını yönetmek” kavramından söz ediyorsunuz. Rekabetin yoğun olduğu günümüzde şirketler bunu nasıl başarabilirler? Halkla ilişkiler sektörü, “algılama yönetimi” üzerine kurulmuş bir sektördür. Ben hayatta her şeyin algılama üzerine kurulduğuna inanıyorum. Örneğin, yolda yürürken bir köpek gördüğünüzde, sizi ısıracağını düşünüyorsunuz ve hemen yolunuzu değiştiriyorsunuz. Ancak bir başkası köpek gördüğünde onu sevmeye başlıyor ve köpek onu ısırmıyor. Peki neden siz köpeği tehdit olarak algılıyorsunuz? Çünkü geçmişte yaşadığınız deneyimler sizi etkiliyor ve önyargılarınız oluşuyor. Köpek gördüğünüz zaman onu tehdit olarak algılıyorsunuz. Köpekle aranızdaki ilişki duygulara, bu duygular da algılara dayanıyor. İnsanlar arasındaki, hatta insanlarla şirketler arasındaki ilişkiyi de duygular ve algılar belirliyor. Peki şirketlerin algılaması nasıl oluşuyor? İnsanlarla şirketler ya da markalar arasındaki ilişkiler önce duygularla oluşuyor, bu duyguların oluşması da o şirketle ya da ürünle ilgili duyduklarınıza bağlıdır. Bunun üzerine de bir algı inşa ediliyor, bu da sizin satın alma kararınızı etkiliyor. Satın alma kararı, tamamen duygusal bir karardır. Satın alma kararının yüzde 85-90 oranında duygusal sebeplerle oluştuğunu biliyoruz. Modern tıp ve beyin görüntüleme cihazları bunu bize gösteriyor. Buradan yola çıkarak şirketlerin, ulaşmak istedikleri kitlenin algısına bakıp, ona göre çalışmalarını yürütmesi gerekir. Ancak maalesef bazı şirketler daha nasıl algılanmak istediklerine karar verebilmiş değiller. Çünkü çoğu şirket bir kişi tarafından yönetilmiyor ve şirkette bu konuyu düşünecek kimse olmuyor. Yönetim Kurulu toplantılarında her şey konuşuluyor, ancak “Biz nasıl algılanmalıyız?” diye düşünülmüyor. Aslında satıştan önce bu konu üzerinde çalışmaları gerekiyor. Nasıl algılanmak istediğine karar veren şirketler algıları yönetebiliyor ve başarılı oluyor.

Kitapta başarı için bir diğer faktörün ritüel yaratmak olduğunu söylüyorsunuz. Türk şirketleri nasıl ritüeller yaratmalı? Ritüel yaratmak, pazarlama iletişiminde önemli bir konu. Çünkü insanlar alışkanlıklarına, milli, dini ve kültürel ritüellerine bağlıdırlar. Ritüeller, özetle, sürekli yapmaktan memnuniyet duyduğumuz ve bir parçası olmaktan zevk aldığımız eylemlerdir. Örneğin, Japonların çay ritüelleri vardır. Hayatı yavaşlatmak gerektiğini anlatırlar. Bizim için onu izlemek anlamsız olabilir. Şirketler de bulundukları bölgeye göre ritüele yaklaşımlarını geliştirmek zorundadır. Hem global dünya şirketi olup hem de bulunduğu bölgeye göre kendini şekillendiren şirketler çok daha başarılı oluyor. Örneğin, Afrika’ya ihracat yapan bir şirket, o ülkenin talebine göre ürün üretir ya da mevcut ürününü revize eder. O ürünün pazarlamasını geliştirmek için de o ülkelerdeki ritüelleri kullanır. Tüketiciler de ritüellerin farkındadırlar. Örneğin, herkes Ramazan ayı geldiği zaman gıda ürünleriyle ilgili reklamların artacağını iyi bilir ve bunu kabul

eder. Özellikle yeni bir ürün piyasaya sunulurken ritüellerin kullanılması çok yaygındır. Geleneksel ve kültürel öğelerle zenginleştirilmiş ürünler her zaman iş yapar. Örneğin, Antalya’da 5 yıldızlı bir otelde, Türk motifleriyle, kıyafetleriyle dolaşan insanlar gördüm. Bunu yaparak bir ritüeli canlandırmaya çalıştılar. İnsanlar her zaman ileriye doğru bakar, ama geçmişe özlem duyarlar. Her zaman geçmişin daha iyi olduğunu düşünürüz. Şirketler de bunu kullanmayı seviyor. Kendilerini mümkün olduğu kadar iyi anlatabilen ve doğru konumlandıran şirketler, tüketicilere ulaşmada iyi sonuçlar elde eder. Ritüelleri ön plana çıkaran şirketler, tüketicilerin duygularına daha iyi hitap etmiş oluyor değil mi? Kesinlikle. Ritüellerle, karşınızdaki kişinin geçmişine ulaşmaya çalışıyorsunuz. Eğer onu yakalarsanız ürününüzü satarsınız. Örneğin, çocuk küçükken hamama gidip Türk hamamı kültürünü görmüşse ve siz ona Türk Hamamı sabunuyla ulaşıyorsanız, doğrudan onun geçmişine iniyorsunuz demektir. İnsanlara 40 yıl önceki kokuyu hatırlatabiliyorsanız, mutlaka satış yaparsınız. Çünkü insanların koku hafızası çok zengindir, geriye gidebilir. Geleneksel motifler ya da alışkanlık haline gelmiş eylemlerimizi hatırlatmak gibi ritüeller, şirketler tarafından her zaman kullanılır. Çünkü doğrudan duyguya hitap eder.

Marka sadakati paylaşım gerektirir Markadaş’ta tüketicilerin bağımlı oldukları markaları şartlar değiştiği zaman terk edebildiğini söylüyorsunuz. Bu durumda markaların sürekliliği sağlamak için ne yapması gerekir? Marka bağlılığı, herkesin konuştuğu bir konudur. Markalar, “Sadece benim ürünümü tüketsin, başka bir ürün tüketmesin” diye düşünür. Ancak kimseyi zorla bağlı ya da bağımlı yapamazsınız. Markaların, o bağımlığı ve bağlılığı sürdürebilmek için sürekli olarak değişen şartlara ve duygulara hitap etmesi gerekiyor. Yeni nesil popüler kültüre bağlı. Örneğin, 20 yıl sonra bugün kullanılan jakuzi tozunun ortadan kalkacağını düşünerek,

65


Kitap tüketicilere bunu çağrıştıracak ürünler sunmanız gerekir. Piyasa sürekli değiştiği için ürünlerin de değişmesi gerekiyor. Çünkü talepler değişiyor. Örneğin, ileride belki duş jeli yerine başka ürünler kullanılacak. İnsanlar, eskiden duş jeli kullandıklarını hatırlayacaklar ve duş jeli gördükleri zaman almak isteyecekler. Marka sadakati, kültürel bir birliktelik ve paylaşım gerektirir. Bir tüketicinin o markaya sadık olabilmesi için o markayla bir şeyleri paylaşması gerekir. O markayı konumlandırırken kendisine yakın hissetmesi ve kendisindeki değişikliklere o markanın da cevap vermesi önemlidir. Tüketicilerin talepleri değiştiği gibi geliri de değişir. Tüketicinin bağlılığını oluşturmak çok zor. Çünkü tüketici tedirgindir, anında tercihini değiştirebilir. Kitabın kapağında, “Titanik’teki Istakozun Perspektifinden” diye bir ibare var. Bununla neyi anlatmak istediniz? Bu perspektiften nasıl yola çıktınız? Herkes hayata farklı perspektiften bakmayı bilmeli. Çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değil. Titanik’teki ıstakozun perspektifi bir örnek... Titanik olayı, bize göre bir facia, ama ıstakozlara göre bir kurtuluş. Titanik’te yüzlerce insan öldü. Ama gemi buz dağına çarptığı sırada muhtemelen mutfakta haşlanmayı bekleyen ıstakozlar vardı. Çarpmanın etkisiyle ıstakozlar serbest kaldı, buzlu suya kavuştu. Satın alma ilişkilerine de, hayata da biraz bu gözle bakmamız gerekir. 15 yıl önce yaşadığınız ve kötü olduğunu düşündüğünüz bir olayın, siz olmanıza katkı sağladığını görebiliyorsunuz. Neyin iyi, neyin kötü olduğuna siz değil, zaman karar veriyor. Aynı şekilde üreticinin de, tüketicinin de farklı bakış açılarını görmesi gerekiyor. Ondan sonra birbirleriyle iletişim kurduklarında başarılı oluyorlar. Örneğin, tüketici, üreticinin nasıl ürettiğini düşünmediği zaman beklentisi çok üst düzeyde olabiliyor. Ya da üretici, tüketicinin ürünü alırken ödediği parayı nasıl kazandığını umursamadığı zaman uzun soluklu işbirlikleri olmuyor. Üretim-tüketim konusunda sıkıntılı bir dönemdeyiz. Çünkü marka bağımlılığı

66

çok ciddi boyutlara ulaştı. Titanik’teki örneği verirken, hepimiz hem üretici hem de tüketiciyiz, yani aslında hem ıstakoz hem de yolcuyuz diye düşündüm. Eskiden insanlar mesleklerine ve ürettiklerine göre bir statü elde ediyorlardı. İşte değişim burada gerçekleşti. Artık insanlar ürettiklerine göre değil, tükettiklerine göre toplumda yer edinmeye başladılar. Hepimiz bunun farkındayız. Biz de ister istemez tüketme eğiliminde bulunuyoruz. Burada da marka gündeme geliyor ve markalı ürünleri tercih ediyoruz. Bu değişimin dışında kalmamız mümkün değil. Bu gidişatın farkında olmak tüketici olarak çok önemli. “Titanik’teki Istakozun Perspektifinden” derken, aslında vermek istediğim mesaj buydu. Yani sokaktaki Vatandaşımız bunun farkında değil. Tükettikleriyle toplumda yer almak için zorlandığının farkına varması gerekiyor.

Tüketici odaklı olma dönemi bitti Bütün bu yaşadığımız değişimde sosyal medyanın da etkisi var. Kitapta söz ettiğiniz gibi eskiden üreticiden tüketiciye bir tanıtım söz konusuydu. Artık tüketiciden tüketiciye reklam yapılmaya başlandı. Bu noktada markalar sosyal medyada iyi konuşulmak için neler yapmalı? Markalar ya da şirketler, hedef kitlelerini iyi anlamak ve onların ne düşündüklerini bilmek durumundalar. 1950’li yıllarda pazarlama anlayışı üretici odaklıydı. Ne üretilirse satın alınırdı. 70’li, 80’li yılların global pazarlama anlayışı ise tüketici odaklıydı. Çünkü o yıllarda rekabet arttı, üreticiler, tüketicilerine ulaşıp taleplerine göre mal üretmeye başladılar. 2010’dan sonra ise dünyadaki değişimler ve sosyal medya, tüketici odaklı olmayı ortadan kaldırdı. Üreticiyle tüketici arasındaki sınırlar kalkmaya başladı. Bu durum, önümüzdeki yıllarda daha da karmaşıklaşarak devam edecek. Dolayısıyla bugün, “Tüketici odaklı bir şirketim” deme şansınız yok. “Ben tüketicinin bir parçasıyım, ben tüketicinin içindeyim, tüketici de aynı şekilde şirketimin bir parçası” demeniz gerekiyor. Bunun farkında olan şirketlerin ileride çok büyük şansı olacağını düşünüyorum.

Günümüzde tüketiciden tüketiciye pazarlama kavramı ortaya çıktı. Bir şey üretiyorsanız ve satmak istiyorsanız, tüketicinin değerlerine ulaşmanız gerekiyor. Sadakat duygusu da işte böyle oluşuyor. İnsanlar kendilerinin ve markaların dünyaya bakış açısına göre satın alma kararını veriyorlar. Örneğin, günümüzde mobilyaların parçaları alınıyor ve tüketiciler tarafından evde monte ediliyor. Buradan da üretici ile tüketicinin iç içe geçtiğini anlayabiliriz. Bütün bunlar dünyanın çok küçülmesinden, globalleşmesinden ve sosyal medyadan kaynaklanıyor. Bunun farkında olan şirketler, bundan sonra pazarlama mesajlarını ve yatırımlarını oluştururken, artık tüketici odaklı değil, tüketiciyi merkezlerine alarak, hareket etmek zorunda. Peki pazarlama mesajlarının oluşturulmasında cinsiyet farklılığının etkisi nedir? Markalar mesajlarını kadınlara ve erkeklere göre nasıl oluşturabilir? Kadınlar alışveriş yaparken detaya bakıyorlar. Tamamen duygulara yönelik hareket ediyorlar. Komşusundan, arkadaşından duydukları ve dizilerde gördükleri şeylere bakıyorlar. Erkekler ise daha yüzeysel ve ihtiyaca yönelik alışveriş yapıyorlar. Gömleğe ihtiyacı varsa, gidip bir mağazadan alıyor ve başka şeylere bakmıyor. Çünkü ilgi alanı farklı. Ama araba alıyorsa her şeyini inceliyor. Markete gittiğimde genellikle erkeklerin, raflarda en kolay ulaşabilecekleri ürünleri tercih ettiklerini görüyorum. Bu nedenle satın alma alışkanlıkları çok farklı. Bu, bakış açısından ve yaratılıştan kaynaklanıyor. En büyük sorun da pazarlama mesajlarının oluşturulmasında ortaya çıkıyor. Mesaj oluştururken en önemli nokta, karşıdaki kişinin ilgi alanını belirlemek. Öyle bir mesaj olmalı ki, karşıdaki o mesajı aldığında kendi ilgi alanıyla ilişkilendirsin. Peki erkeklerle kadınlar arasında ortak ilgi alanı var mıdır? Tabii ki ortak bir ilgi alanı vardır. Herkesin en büyük ilgi alanı kendisidir. Eğer verdiğiniz mesaj kendisiyle ilgiliyse, mutlaka ilgilenecektir. Bu da işin sırrıdır. Burada cinsiyet, yaş ve gelir seviyesi gibi faktörler ortadan kalkıyor.


Teknoloji

Dünyanın teknoloji merkezi: Silikon Vadisi ABD’nin teknoloji üreten Silikon Vadisi, büyük teknoloji şirketlerinin Ar-Ge merkezi olmasının yanında, dev şirketlerin çıkış yeri olarak da biliniyor. Bugün Silikon Vadisi’nin öncü şirketlerinden olan HP’nin temelleri Vadi’de atıldı. Silikon Vadisi, orijinal adıyla “Silicon Valley”, ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yer alan ve büyük teknoloji şirketlerine ev sahipliği yapan bir teknoloji vadisidir. Silikon Vadisi’nin kuruluşu 1950’li yıllara dayanıyor. Amerikalı akademisyenlerin bilgi ve Ar-Ge deneyimlerini ekonomik değer haline getirip pazara sunma amacıyla Silikon Vadisi’nin temelleri atıldı. Silikon Vadisi, bir başka deyişle teknopark, kısa sürede tüm dünyayı teknoloji aracılığıyla birbirine bağladı. Bu nedenle de bilgi yönetimi ve bilgi teknolojisinin birleşimi denildiğinde ilk olarak akla Silikon Vadisi geliyor. Bu vadi ile ileri teknolojiyi kullanan şirketlerin oluşumunu ve büyümesini desteklemek, teknolojik gelişimini sağlamak, üniversitesanayi işbirliğini üst düzeye çıkarmak, ülkelerin teknolojik düzeyini yükselterek uluslararası rekabet gücünü arttırmak ve ekonominin gelişimine katkıda bulunmak amaçlanıyor. Aralarında Türk şirketlerinin de bulunduğu birçok büyük şirketin Ar-Ge merkezleri Silikon Vadisi’nde bulunuyor. “Silikon” ismi, yarı iletken teknolojiler üzerine araştırma geliştirme yapılmasından kaynaklanıyor. Silikon Vadisi’ni, ABD’de teknoloji devlerinin, üniversite ve araştırma kuruluşlarıyla bir araya geldiği bir “tasarım ve mühendislik şehri” olarak da tanımlayabiliriz. Silikon Vadisi’nde yüksek

teknolojiler kullanılarak çeşitli teknolojik ürünler üretiliyor, Ar-Ge faaliyetleri yürütülüyor. Örneğin, Google’un da Silikon Vadisi’nde ofisi bulunuyor.

Silikon Vadisi’nden doğan şirketler Ayrıca Silikon Vadisi, birçok ünlü şirketin merkezi ya da çıkış yeri olma özelliğine sahip. Bunlara örnek olarak; Intel, Cisco, Google, HP, Apple, Microsoft, Oracle, nVidia, ATI, Facebook,Twitter ve Mozilla’yı verebiliriz. Stanford Üniversitesi Profesörü Frederick Terman’ın, Bill Hewlett ve Dave Packard isimli iki öğrencisinin fikirlerine ve icatlarına yatırım yapıyordu. Terman’ın bu öğrencileri, Silikon Vadisi’nin öncü teknoloji şirketi olan Hewlett-Packard’ı (HP) kurdular. Microsoft’un İngiltere Cambridge’deki araştırma laboratuarı (MSR Cambridge), 1997’den beri ileri teknolojiler üzerine çalışıyor. MSR kadrosunda, Avrupa’nın en iyi araştırmacılarını barındırıyor. Önceleri küçük ölçeklerde yapılan yatırımlar Microsoft’un katılımıyla birlikte arttı. Başlangıçta 3 kişiyle başlayan yatırım, bugün 13 Avrupa ülkesinden 60’tan fazla araştırmacının çalıştığı bir laboratuar haline geldi.

Silikon Vadisi’nde Ar-Ge faaliyetleri ağırlıklı olarak elektronik alanında yoğunlaşıyor. Bilgisayarlarda kullanılan devrelerin neredeyse tamamı 1990’lı yılların sonuna kadar bu vadide tasarlandı. Silikon Vadisi’nde üretilen çipler, bilgisayar ve elektronik cihazların gelişim sürecinin ana elemanlarıdır. Silikon Vadisi, ABD’de San Jose ile San Francisco arasındaki bölgeye yayılmış durumdadır ve bünyesinde 6 bin ileri teknoloji şirketi bulunur. Vadinin bir yanında Stanford Üniversitesi, diğer yanında California Üniversitesi vardır. Zaman içinde Silikon Vadisi’ndeki tasarım merkezleri özellikle Hindistan, Tayland, Malezya ve Singapur gibi Uzakdoğu ülkelerinin yanında Avrupa’ya da kaymaya başladı.

Silikon Vadisi İstanbul’da Son aylarda Silikon Vadisi’nin bir benzerinin İstanbul’da kurulması kararı alındı. Çalışmalara başlanan proje “Bilişim Vadisi” adıyla Gebze Muallimköy’de hayata geçirilecek. Proje kapsamında en az 4 bin dekar büyüklüğe sahip olacak alanda firmalara yer tahsis edilmesi ve özel teşvikler verilmesi planlanıyor. Ayrıca vadinin içinden hızlı tren ve şehir içi tren hattı geçecek. Vadide, ofis ve Ar-Ge bölümlerinin yer aldığı birkaç katlı binalar inşa edilecek. Çalışmaları Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen Bilişim Vadisi’ne yönelik çalışmalara Ulaştırma, Kalkınma ve Çevre Bakanlıkları ile TÜBİTAK, YÖK, KOSGEB, TOBB ve Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı da destek verecek. Özellikle Yatırım Ajansı, vadinin yurtdışında tanıtımı ve yatırımcı çekilmesi çalışmalarını yürütecek.

67


Sağlık

“Ateş bacayı sarmadan check-up yaptırın” İstanbul Laboratuvarları Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Muhittin Diler, “Check-up, ateş bacayı sarmadan, henüz küçük bir alevken hastalığı tespit edip, üzerine su dökerek onu söndürmektir” diyor. İnsanların check-up yaptırmadıklarını belirten Dr. Diler, check-up ile beyinden bağırsaklara kadar bütün organların incelendiğini ve bu organlarla ilgili hastalıkların tespit edildiğini dile getiriyor. Sağlık, hepimiz için çok önemli. Sağlığımız yerinde olmadığı zaman, yaşama sevincimiz azalıyor, yaşamamızın bir anlamı kalmıyor. Çoğunlukla hasta olduğumuz zaman sağlıklı günlerimizin kıymetini anlıyoruz. Oysa sağlıklıyken bunun kıymetini bilmemiz, vücudumuzun bir yerlerinde gizli kalma ihtimali olan hastalıklarımızı tespit etmemiz gerekiyor. Bunu nasıl yapabiliriz? Elbette ki check-up ile... İstanbul Laboratuvarları Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı ve Şirket Hissedarı Dr. Muhittin Diler, “İnsanlar, olası hastalıkları erken evresinde tespit etmek ve bu yönde tedavi olmak için check-up yaptırmalılar” diyor. Dr. Diler, genel sağlık kontrolü olan checkup’ı 20 yaşından sonra mutlaka yılda 1 kez, 1-20 yaş arasında ise 1 kez yaptırmak gerektiğinin altını çiziyor. Gelişmiş ülkelerdeki nüfusun yüzde 70’inin check-up yaptırdığını söyleyen Dr. Diler, ülkemizde ise bu oranın yüzde 15’lerde olduğunu vurguluyor. Dr. Diler, “İnsanlar, arabalarının periyodik muayenesini yaptırıyorlar, ama iş kendilerine gelince check-up yaptırmıyorlar, hep erteliyorlar. Bu nedenle de bir süre sonra, bıçak kemiğe dayanıyor ve sıkıntılar başlıyor” diyor. İstanbul Laboratuvarları, İstanbul’da Mecidiyeköy ve Kadıköy’de 2 şubesiyle hizmet veren bir kuruluş. İstanbul Laboratuvarları’nın özellikle yaşlılar ve çalışanlar için evde ya da işyerinde verdiği check-up hizmeti de bulunuyor. Dr. Diler, 1 yıldır İstanbul Laboratuvarları’nda görev yapmakla birlikte, öncesinde yıllarca

68

İstanbul Laboratuvarları Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Muhittin Diler


askeriyede görev almış. Gümüşsuyu Askeri Hastanesi ve Girne Askeri Hastanesi gibi hastanelerde görev yaptıktan sonra, özel kurumlarda çalışmaya başlamış. Dr. Diler’den check-up ile ilgili pek çok bilgi öğrendik. Check-up nedir? Ne amaçla yapılır? Check-up, genel sağlık kontrolüdür. Sağlıklı görünen, gözle görülür, elle tutulur bir hastalığı olmayan insanlarda, şeker ya da kanser gibi bazı hastalıkların başlangıç aşamasında olup olmadığını test etmek amacıyla yapılır. Yani checkup, ateş bacayı sarmadan, henüz küçük bir alevken hastalığı tespit edip, üzerine su dökerek onu söndürmektir. Ancak insanlar check-up yaptırmıyorlar. Bu nedenle hastalıkları ilerliyor, check-up sonucunda bir de bakıyoruz ki kanserin 3. evresine gelinmiş. Bunu hastalara söylediğimizde ise psikolojik bir yıkım oluyor, ailelerde büyük bir sıkıntı oluşuyor. Çünkü kanser, maddi ve manevi bir yıkımdır. Kaç yaşından itibaren, yılda kaç kez check-up yaptırmak gerekir? 1-20 yaş arasında 1 kez check-up yaptırılmasını öneriyoruz. 20 yaşından sonra ise her yıl mutlaka 1 kez check-up yaptırmak gerekiyor. 40 yaşından sonra hastalık riski arttığı için check-up’a daha fazla önem verilmeli. 1 yaşındaki bir çocuğa neden check-up yaptırılır? Çocuğun organlarına bakılıyor. Her organı normal mi?, vücutta fazla gelişmiş ya da az gelişmiş bir yapı var mı? diye bakıyoruz. Çünkü doğuştan bilinmeyen anomellere rastlanabiliyor. 50 yaşına gelip de checkup sonucunda doğuştan tek böbrekle yaşadığını öğrenenler oluyor. Bunun örneklerini çok görüyoruz. “Bir böbreğiniz yok” deyince şok oluyorlar. Buna “doğuştan gelişmemiş böbrek” diyoruz. Check-up yaptırmanın yararları nelerdir? Neden check-up yaptırmalıyız? Check-up’ın sayamayacağımız kadar yararı var. Bunu yaşanan olaylarla anlatayım. Örneğin, bir kız çocuğunun rahminde küçük bir kist saptandı. Ailesi tedirgin oldu ve bunun nedenleri araştırıldı. Oysaki biz bu kistin kendiliğinden, hormonlar

düzene girince geçeceğini saptadık. Buna benzer şekilde check-up ile gizli, uyuyan böbrek taşlarını da tespit edebiliyoruz. Kanala düşmedikçe böbrek taşları ağrı yapmaz. Bunlara “sessiz taş” denilir. Bu gibi durumlarda check-up’ta tespit ettiğimizde sancıya neden olmadan hemen taşı alıyoruz. Örneğin, büyük abdestte kan tespit edebiliyoruz. Check-up yardımıyla bu kanın kolon kanserinden mi yoksa hemoroitten mi kaynaklandığını teşhis edebiliyoruz. Kısacası check-up ile beyinden bağırsaklara kadar bütün organları görüyor ve bu organlarla ilgili olası hastalıkları teşhis edebiliyoruz. İnsanlar, olası hastalıkları erken evresinde tespit etmek ve bu yönde tedavi olmak için check-up yaptırmalılar. İstanbul Laboratuvarları’nın check-up paketinde ne tür testler var? Check-up paketleri, kadın, erkek ve çocuk olarak 3 gruba ayrılıyor. Bunlar da kendi içinde temel check-up, daha gelişmiş orta check-up ve VİP check-up dediğimiz her şeyi kapsayan geniş kapsamlı checkup’lar olarak gruplandırılıyor. Erkekler ve kadınlara uyguladığımız testler farklılık gösterebiliyor. Örneğin, erkeklerde mutlaka prostata bakılıyor, kadınlarda da memede oluşabilecek kistler için mutlaka ultrason çekiliyor. Örneğin, bir kadın kilo veremediğini söylüyor. Bu kişinin

tiroit hormonlarına bakıyoruz ve testler sonunda bu hormonun vücudunda yetersiz olduğunu tespit ediyoruz. Metabolizması çalışmıyor, yediğini yakamıyor. Bunu checkup ile ortaya çıkarabiliyoruz. Kadınlarda mutlaka hormonlara bakıyoruz. Basit bir ilaçla hormonları düzene sokuyoruz. Gizli şeker çıktığında da ilaçla kontrol altına alabiliyoruz. Hastalık çok aksetmeden, küçük bir müdahale ile tedavi edilebiliyor. Vücut zaten kendi kendini onaran bir yapı, biz de ona check-up ile küçücük bir yardımda bulunuyoruz. Daha önce de söylediğim gibi, beyinden bağırsaklara kadar, kalp, böbrek, safra kesesi ve pankreas gibi her türlü organla ilgili testlerimiz var. Organ olarak kanda bulamayacağımız hiçbir şey yok. Teknoloji ilerledikçe inanılmaz testler çıkıyor. Örneğin, York Testi ile kişinin hangi gıdalara karşı hassasiyetinin olduğu kanından tespit ediliyor. Diyelim ki, bir çocuğun ev tozuna karşı alerjisi olduğunu tespit ediyoruz. Çocuğun ebeveynine, “Evinizde çok fazla halı bulundurmayın, çocuğu tozun olduğu ortamdan uzaklaştırın” diyoruz. Artık aileler eskisinden daha bilinçliler. Evlerde anti alerjik elektrik süpürgeleri kullanılıyor. Ben diyorum ki, yeter ki adını koyalım. Teşhis varsa tedavi kolay, teşhis olmazsa tedavi çok zor.

69


Sağlık Test sonuçları ne kadar sürede alınıyor? Şeker ve kolesterol gibi hastalıkları araştıran temel check-up’ın sonucunu ertesi gün veriyoruz. Ama VİP ile bütün organlara bakıldığı için 3-4 gün içinde sonuçlar veriliyor. Yurtdışına gönderdiğimiz bazı testler de var. Maliyeti çok yükseldiği için Türkiye’de yapılmıyor. Örneğin, bir anne çocuğunun okulda eroin kullanıp kullanmadığını öğrenmek istiyor. Bu gibi testler ülkemizde yapılırsa maliyetli oluyor. Yurtdışında daha uygun yaptırabiliyoruz. Ancak her testi yurtdışına gönderemezsiniz. O laboratuvarın güvenilirliği uluslararası olarak kanıtlanmış olmalı. Biz de akredite

laboratuvarıyız. Yani belirli testleri yurtdışına gönderebiliyoruz, laboratuvarımızın doğru sonuçlar verdiğine dair yurtdışından bize belge geliyor. Aksi halde herhangi bir laboratuvara testleri gönderip altına imzanızı atamazsınız. İstanbul Laboratuvarları’nın en önemli özelliği her türlü testi yapabilmesidir. Check-up’ta ne tür hastalıklar teşhis ediliyor? Check-up’ta şeker, kanser, tiroit ve hormonel bozukluklar ortaya çıkabilir. Beyinde küçük bir anevrizma ya da kalpte ritim bozukluğu tespit edilebilir. Dopler’le damarın yapısını görüyor, beyni

inceliyoruz. Bu sayede damarlarda tıkanıklık olması durumunda bunu görebiliyoruz. Mesanedeki sıkıntıyı tespit edebiliyoruz. Bağırsaklardaki parazitlere kadar ortaya çıkarabiliyoruz. Yani bütün hastalıkları tespit edebiliyoruz diyebiliriz. Ülkemizde check-up yaptırma alışkanlığı var mı? Yurtdışında durum nedir? Gelişmiş ülkelerde sağlığa daha çok bütçe ayrılıyor. Bu ülkelerdeki nüfusun yüzde 70’i check-up yaptırıyor. Ülkemizde ise bu oran yüzde 15’lerde. İnsanlar, arabalarının periyodik muayenesini yaptırıyorlar, ama iş kendilerine gelince check-up yaptırmıyorlar, hep erteliyorlar. Bu nedenle de bir süre sonra, bıçak kemiğe dayanıyor ve sıkıntılar başlıyor. Check-up sonucunda kanser olduğunu öğrenince, depresyona giriyor, “Parayı nereden bulacağım?, nasıl iyileşeceğim?, çocuğum ne olacak?” diye düşünmeye başlıyor. Check-up, önleyici tıptır. Hastalığı ne kadar önce yakalarsak, bu hem aileler hem de devlet için maddimanevi kazanç olur. Check-up konusunda ülkemizde bilinçlenme arttıkça, herkesin yılda bir kez check-up yaptıracağını düşünüyorum. Gidişat bu yönde. Peki biz neden bu konuda bilinçli değiliz? Bu konuyu gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda ve radyolarda olabildiğince anlatmak gerekiyor. İnsanlar check-up’ın yararlarını öğrendikçe yaptıracaklardır. Check-up yaptırıp sonuçlarını alanlar, bunu çevrelerindeki insanlarla paylaşacaklar. İnsanlar da böylece kendi aralarında konuşmaya başlayacaklar. Gündemi bu tür önemli konularla meşgul etmemiz gerekiyor. “Her işin başı sağlık” diyoruz, ama uygulamaya geldiğimiz zaman sağlık ikinci planda kalıyor. Sağlık gerçekten çok önemli. Sağlığınızı kaybettiğiniz zaman hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. İşe gitmeye keyfiniz olmuyor, seyahatin, sohbet etmenin bile anlamı kalmıyor. İnsanlar sağlığın kıymetini bilmiyorlar, hasta oldukları zaman anlıyorlar. İstatistiki olarak her yıl ülkemizde check-up yaptıranların sayısı artıyor. Ama artış hızı yeterli mi? Tabii ki değil. Daha fazla bilinçlenmemiz gerekiyor. Biraz da maddiyat önemli. Buna bütçe ayırmak insanlar için zor olabiliyor. Check-up’ı bazı sigorta firmaları kapsam dışında bırakıyor. Ancak bazı özel sigortalar

70


işyerinden kendilerini alıyor, laboratuvara getiriyoruz ve testleri yaptırdıktan sonra geri gönderiyoruz. İnsanlar bu hizmetten çok mutlu oluyorlar, memnun kalıyorlar. “Verilen hizmetin bedeli yok” diyorlar. İstanbul gibi trafiğin yoğun olduğu bir şehirde bu hizmet, insanlara büyük kolaylık sağlıyor. Bu hizmeti alan insanların sayısı her geçen yıl artıyor. İnsanlar birbirilerinden duyuyorlar. Büyük ya da küçük şirketler de çalışanları için bu hizmeti tercih edebilirler. Bu hizmeti sadece siz mi veriyorsunuz? Bu hizmeti veren ilk laboratuvarlardan birisiyiz. Bu da bize zamanda avantaj kazandırıyor. Şu anda bu hizmeti veren başka laboratuvarlar da var.

primi biraz yüksek tutup check-up’ı da içine alıyor. Bir firma bunu yapınca, diğerleri de yapmaya başlıyor. Böylece gittikçe checkup yaptıranların sayısı artacak. Şu anda SGK check-up’ı ödemiyor. Check-up’ın maliyeti ne kadar? Laboratuvarın ciddi, güvenilir bir laboratuvar olması, doğru sonuç vermesi önemli. Çünkü sonucun altına imzamızı atıyoruz. Bir kişiye “Kansersiniz, şeker hastasısınız” demek kolay değil. Güvenilir bir laboratuvara check-up yaptırmanın maliyeti en az 150 TL’dir. Laboratuvar masrafları nedeniyle bunu hastaya 250 TL olarak yansıtabilirsiniz. VIP dediğimiz check-up’ın maliyeti ise 500 TL’ye kadar çıkar. Evde ya da işyerinde check-up hizmeti veriyorsunuz. Bu hizmetinizden söz eder misiniz? Bu tür check-up’ı çoğunlukla, laboratuvara gelemeyecek durumda olan yaşlı kişilere ya da çok yoğun çalışanlar kişilere yapıyoruz. Çünkü bir laboratuvara gitmek, testleri yaptırmak, sonuçları almak için en az 2-3 gün harcamak gerekiyor. Bir de bazı testlerin ön hazırlığı var. Akşam 8’den sonra bir şey yememeniz gerekiyor. Bunları söylediğiniz zaman insanlar, “Mümkünse siz işyerine gelip kanımı alın” diyorlar. Biz de bir elemanımızı gönderiyoruz, son derece steril şekilde evdeki ya da işyerindeki kişinin kanını

alıyoruz. Sonuçlar çıktıktan sonra kişi isterse sonuçları kendisine mail atıyoruz, isterse adresine gönderiyoruz, isterse de laboratuvara geldiği zaman sonuçlarının değerlendirmesini yapıyoruz. Evde ya da işyerinde daha çok temel check-up yaptırılabiliyor. Ama daha ayrıntılı checkup yaptırmak isteyenleri ise, evden ya da

Ucuz check-up kampanyaları oluyor. İnsanlar bunlara ne kadar güvenmeli? Bu checkup’larda eksik testler mi oluyor? Öncelikle güvenilir laboratuvar bulmak lazım. Laboratuvarın geçmişine bakacaksınız, çıkan sonuçlardan genel memnuniyet nasıl diye araştıracaksınız. Hiçbir laboratuvara bir şey söylemek istemiyorum, ama farklı örnekleri de görebiliyoruz. Sağlıkta maliyetten kaçmamak gerekiyor. Aksi halde içinize sinmeyebilir. Kişi, sonuçlarının yanlış yapıldığını, sonucun doğru olmadığını öğrenebiliyor. Bizim mesleğimiz nankördür. 100 kişiden 1 kişide böyle bir sorun yaşarsanız, sizin için hiç iyi olmaz. Çünkü o kişi laboratuvarınızı herkese anlatacaktır. Bu nedenle bizim sıfır hata yapmamız gerekiyor. Bunu yapan laboratuvarlar ayakta kalıyor. Teknoloji hızla gelişiyor. İlerleyen yıllarda check-up konusunda neler gelişebilir? Şu anda aklımıza gelmeyecek pek çok yeni teknoloji geliştirilebilir. Ben bu işin uzmanıyım. Ben bile çıkan yeni bir teknolojiye bakıp, “Bu da mı çıkmış?” diyorum. İleride check-up’ların daha farklı yapılacağını düşünüyorum. Bir makineye gireceğiz, vücudumuza bir şey bağlayacaklar ve vücudumuzun tamamını görecekler. Bu işin sonu budur. Her organa kolayca bakılacak, belki kişiye bir kamera yutturulacak, o kamera vücutta dolaşacak ve organlarla ilgili rapor verecek. Bu noktaya ne zaman geliriz bilmiyorum. Belki 20-30 yıl sonra olabilir.

71


Araştırma

Sağlıklı atıştırmalıklarla sağlığınızı arttırın Sağlıklı atıştırmalık olarak adlandırdığımız kuruyemişler, hayatımıza lezzet katan, kültürümüzde de önemli yeri olan yiyeceklerdir. Çekirdek eşliğinde yaptığımız aile sohbetleri, kına gecelerinde konuklara sunduğumuz kuruyemişler, tatlılarla birlikte ikram ettiğimiz fındıklar, fıstıklar... Kısacası hayatımızın ayrılmaz lezzetli bir parçasıdır kuruyemişler. Hepimizin çok sevdiği sağlıklı atıştırmalıklar, yani kuruyemişler, alternatif beslenme ve lezzetli ara öğün denildiğinde ilk olarak akla gelir. Hem lezzetli hem de besleyici olan kuruyemişlerin sağlığa pek çok yararı var. Ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişler, düzenli ve dozunda tüketildiklerinde kan kolesterolü seviyesini düşürmeye yardımcı olur. İçeriğinde bulunan çoklu doymamış yağ asitleri de, damar sağlığının korunmasını sağlar. Günde ortalama 40 gram kuruyemiş tüketmenin, kolesterolü düşürücü etkisi olduğu ispatlanmıştır. Ülkemizde de bol miktarda yetişen ceviz, ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, antioksidan ve E vitamini açısından zengin

72

olduğu için sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazı. Günde yaklaşık bir avuç tüketilen ceviz, kalp hastalığı, meme kanseri ve osteoporoz riskini azaltıyor. İçeriğinde bulunan omega-3 yağ asidinin tümör gelişimini yavaşlattığı biliniyor. Protein içeriği yüksek olan kuruyemişler, içeriğinde bulunan lif sayesinde bağırsak hareketlerini düzenleme özelliğine sahip. Kuruyemişler, kalsiyum içerdikleri için kemik ve eklem sağlığını olumlu etkiler. Ayrıca kuruyemişler, bitkisel kaynaklı demirin, üzüm ve pekmezden sonra en önemli kaynağı olduğu için anemi tedavisinde de kullanılır. Sodyum içeriği

düşük olan kuruyemişler, ekstra tuz eklenmedikçe tansiyon hastaları tarafından da rahatlıkla tüketilebilir. Sağlıklı atıştırmalık olarak gün içinde ceviz, badem, incir, kayısı gibi kuruyemişlerin tüketilmesi; hem yorgunluğu gideriyor hem açlık kaynaklı kan şekerinin düşmesini engelliyor hem de metabolizmayı çalıştırarak zinde bir gün geçirilmesini sağlıyor.

Sağlıklı atıştırmalıklar kilo aldırır mı? Kuruyemişlerden özellikle, fındık, ceviz, badem, fıstık gibi yağlı tohum olanları, yüksek oranda yağ içerir. Yağlı tohum denilen bu çerezlerin, 100 gramı ortalama 560-610 kkal enerji verir. Kilo sorunu olmayanlar günde 8-10 fındık, 6-8 fıstık ya da 1-2 cevizi rahatlıkla tüketebilirler. Kilo kontrolünü sağlamaya çalışanlarda ise yağ tüketimi ayarlanarak kuruyemiş tüketilmelidir. Kuruyemişler uygun koşullarda saklanmazlarsa çabuk bozulur. Küflenmeyi önlemek için kabuklu kuruyemişleri sakladığımız yerin nemi yüzde 60, kuruyemişlerin nem oranı ise yüzde 5’ten fazla olmamalıdır. Kuruyemişi kısa sürede tüketilecek miktarda satın almaya, kuruyemişin TSE belgeli olmasına ve son kullanma tarihine dikkat edilmelidir. Küf gelişimi yemişlerin üretildiği bahçede başlar ve hasat, yetersiz veya yeterli olmayan kurutma koşulları nedeniyle küf oluşumu gelişir, depolama ve taşıma sırasında ise küf büyüyebilir. Bu nedenle fındık, ceviz ya da badem alırken üzerinde herhangi bir bozulma, küflenme ve beyazlaşma olmadığına dikkat etmek gerekir.


kansızlığa engel olur. Böbreklerde taş oluşumu riskini azaltır. Kuru incir: İçinde bulunan B1, B2 vitaminleri ve fosfor, potasyum gibi mineraller sayesinde hücrelerin yenilenmesine yardımcı olur. Kansere karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir. Kemik hastalıkları ve gelişim bozukluklarında olumlu etkileri gözlenmiştir. Kuru üzüm: Üzümün içeriğindeki, demir, kalsiyum ve potasyum mineralleri, kemik gelişimiyle birlikte kansızlığa, halsizliğe iyi gelir ve ishali tedavi edecek özelliği vardır. Ayrıca üzüm enerji verir.

Kuruyemiş çeşitleri ve yararları Badem: Yeni kan hücrelerinin oluşmasına yardımcı olur, organların düzenli çalışmasını sağlar. Böbrek ve idrar yolları iltihabını iyileştirir. Günde 42 gr badem veya fındık tüketmek kalp hastalığı riskini azaltır. Baş ağrısını hafifletir. Badem, Siirt’te ve Ege Bölgesi’nde özellikle Datça’da yetişir. Ceviz: Beynin yüzde 60’ı omega-3 yağ asitlerinden oluşur ve bu nedenle de ceviz, beyin gıdası olarak bilinir. Ceviz tüketmek, Alzheimer’ı önlemeye yardımcı olur. İyi bir antioksidan kaynağı olduğundan kanserle savaşır. Her gün ceviz yemek, kalp sağlığını korur. Cevizin içerdiği fosfor ve kalsiyum zihni rahatlatır, yorgunluğu giderir ve kemikleri güçlendirir. Fındık: Omega-3 kaynağı olan fındık, kalp ve damar dostudur. Omega-3 sayesinde kan pıhtılaşmasını ve damar sertliğini önler, tansiyonu düşürmeye yardımcıdır. E vitamini bakımından zengin bir antioksidan kaynağıdır. B5, B6, B9 vitaminlerini içerir. İçeriğinde bulunan D vitaminiyle, kırmızı kan hücrelerinin yapımında rol alır ve cilt yaralarının iyileşmesine katkı sağlar. Ülkemizde Giresun ve Ordu-Bulancak’ta yetişir. Yer fıstığı: B1 ve B3 vitaminlerini içerir. Kanın pıhtılaşması, kas gücü ve sinir iletimi

için gerekli olan kalsiyum mineralini içerir. Silifke, Anamur ve Osmaniye’de yetişir. Antep fıstığı: Günlük 10-12 adet tüketilen iç antepfıstığı, vücudun günlük yağ ihtiyacını karşılar. 100 gram antepfıstığı vücudun günlük protein, B1 vitamini ve fosfor ihtiyacını da karşılar. Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatır ve öksürüğü hafifletir. Gaziantep ve Siirt’te yetişir. Kaju: Çinko içerdiği için gribe karşı koruyucudur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. 100 gramında 6,43 mg demir minerali bulunur. Kabak çekirdeği: Böbrekleri güçlendirir ve idrar yolunda oluşan hastalıkları gidermeye yardımcıdır. Trakya Bölgesi ve Edirne’de yetişiyor. Ay çekirdeği: Kolesterolü düşüren ay çekirdeği, damar sertliğini de giderir. İdrar söktürür. Solunum sistemi hastalıklarında iyileştirici özelliği bulunur. Kayseri ve Erzurum’da yetişir. Kuru kayısı: İçerdiği yüksek potasyum sayesinde, tüm kasların ve sinirlerin iyi çalışmasını sağlar. Yüksek lifle sindirim sorunlarına iyi gelir, başta bağırsak kanseri olmak üzere kanserden koruyucu etkisi bulunur. Kan yapıcı özelliği sayesinde

Beyaz leblebi: Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır. Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır. Anne sütünü arttırır.

Kültürümüzde kuruyemişin yeri: • Çekirdekler, parklara dinlenmeye gidenler için vazgeçilmez bir yiyecek maddesidir. Öyle ki, parkla çekirdek bütünleşmiş, çekirdek olmadan parkta oturmanın mümkün olmadığı inancı yaygınlaşmıştır. • Açıkhava sinemaları ve kapalı sinemalar da kuruyemişin en çok tüketildiği ortamlardır. Sahil kenarlarındaki çay bahçelerinde yine kuruyemişler yaygın olarak tüketilir. • Köylerde bayramlar, kuruyemişlerle ayrı bir renk kazanır. Eskiden şekerin çok yaygın olmadığı zamanlarda gerek köylerimizde, gerekse kasabalarda çocuklara, konuklara avuç avuç kuruyemiş ikram edilirdi. • Düğünlerde, kına gecelerinde de kuruyemiş tüketilir. • Kırsal kesimde, köylerimizde uzun kış gecelerinin tadı kuruyemişle çıkarılır. Konuklar kuruyemişlerle ağırlanır. • Kuruyemişler tatlılarda ve şekerlemelerde lezzet sağlayıcı olarak da kullanılır. Fıstıklı, cevizli baklavalar, üzümlü kekler, badem ezmesi, fıstık ezmesi, badem şekeri, aşure gibi. • Bunların dışında özellikle kışın komposto yapmak için kurutulan meyveler, erik, kayısı, zerdali, vişne, elma da kuruyemişlerle birlikte tüketilir.

73


Bakım

Erkek kişisel bakımında püf noktalar Erkeklerin kişisel bakımında tıraş ve tıraş sonrası çok önemli... Erkeklerin ciltlerini tıraşa hazırlamaları ve sonrasında da nemlendirici ürün kullanmaları gerekiyor. Bunun yanında günde 2 kez ciltlerini temizlemeyi ve nemlendirmeyi de ihmal etmemeliler. • Ilık suyla durulanan cilde, tıraş kremi, tıraş jeli ya da tıraş köpüğü iyice yayılarak masaj yapılır. • Kılların yönüne göre tıraşın yapılmasına özen gösterilmelidir. Tıraş olunacak jiletin temiz olmasına da dikkat etmek gerekir. • Çene ve boynun en son tıraş edilmesi gerekir. Böylece su ve köpük, sakalların en sert olduğu bu bölgeleri yumuşatmak için cilt üzerinde daha uzun süre kalır. • Tıraş işlemi bittikten sonra cildin soğuk su ile durulanması gerekir. Soğuk su, cildin açılan gözeneklerini kapatarak, doğal dengesini tekrar bulmasını sağlar. • Son olarak yumuşak bir havluyla cildin nemi hafifçe alınır.

Tıraş sonrası bakım şart!

Bakım, eskiden sadece kadınlarla özdeşleşen bir kavramdı. Oysa günümüzde erkekler de kişisel bakımlarına özen gösteriyorlar. Buna yönelik olarak da her geçen gün erkek kişisel bakım ürünlerinin çeşidi ve sayısı artıyor. Erkek kişisel bakımı deyince kuşkusuz ilk olarak akla tıraş geliyor. Tıraşa hazırlık, tıraş ve tıraş sonrası, erkeklerin kişisel bakımında çok önemli bir yere sahip. Sakal tıraşı, sakalların yanı sıra, ölü deri tabakasının da atılmasını sağlar. Bu nedenle tıraş aslında bir çeşit peeling görevi görür. Ancak cilt, tıraştan

74

dolayı hassaslaştığı için tıraş sonrası cilt bakımını ihmal etmemek gerekir. Bunun yanında tıraşın peeling işlevi görmesi için doğru tıraş olmak da son derece önemlidir. Doğru tıraş olmak için dikkat edilmesi gerekenleri sıralayacak olursak: • Tıraşa başlamadan önce yüzün ılık suyla yıkanması gerekir. Bu işlem tıraşa ön hazırlıktır. Sakalı yumuşatır ve cildin gözeneklerini açarak sakalların kolay kesilmesini sağlar.

Tıraş, cildi kurutur ve yıpratır. Bu nedenle tıraş sonrasında mutlaka cilde bakım yapmak gerekir. Bunun için tıraş sonrası tıraş kolonyasının kullanılması hem hijyeni sağlar hem de cildi ferahlatır. Cilt tipine göre uygulanacak tıraş sonrası ürünler de cildi nemlendirir ve besler. Ancak cildin ihtiyacı olan bakımı karşılamak için cilt tipine uygun ürünlerin tercih edilmesi gerekir. Normal bir cilde sahip olanların çok asitli olmayan bir tıraş köpüğü ve tıraş sonrası ürünlerini kullanmasında yarar var. Sivilceye yatkın cildi olanların ise antibakteriyel madde içeren tıraş köpüğünü tercih etmesi gerekir. Enfeksiyonlu ciltler için ise antiseptik içeren tıraş köpüğü ve tıraş sonrası ürününün kullanılmasında yarar var.


Nemlendirici losyonlar, tıraş sırasında oluşabilecek jilet yaralarına yatıştırıcı olarak da iyi gelir. Jilet yaralarının nedeni kılların çıkış yönüne doğru kesilmemesinden kaynaklanır. Ayrıca tıraş sırasında çok keskin bir jilet ya da körelmiş bir jilet kullanılarak da cilde zarar verilebilir. Körelmiş jilet kullanmaktan kaçınmak gerekir. Çünkü bu jiletle tıraş olurken cilde uygulanan baskıyı ölçmek zordur, bu da kesiklere neden olabilir. Körelmiş jilet kullanmak, sakalları ıslatmadan tıraş olmak ve kılların çıkış yönüne doğru tıraş olmamak kıl dönmelerine de neden olur. Bunun için doğru jileti tercih etmek, tıraş öncesi jileti yıkamak ve sakalları ıslatmak gerekir.

Erkek cildi daha kalın ve yağlıdır Erkeklerin ciltleri, kadınlarınkinden farklıdır. Erkeklerin hormonların etkisiyle saçları ve sakalları kadınlara göre daha kalın çıkar. Ayrıca erkeklerde yağ bezi, kadınlara göre sayıca daha fazladır. Erkeklerde cildin dokusu kabadır ve üst cilt tabakası kadınlardan daha kalındır. Erkek cildi, daha sıkı yapısı nedeniyle, kadın cildine göre daha fazla korunur. Kolajen (cildin yapı taşı, yaşlanmayı önleyen doğal bir aminoasit) salgısı erkek cildinde daha fazladır. Derinin kalın, kolajenin fazla olması, erkeklerde cilt yaşlanmasının daha geç başlamasını sağlar. Deride incelme, çizgilerde belirginleşme 40-50’li yaşlarda kendini belli eder. Ancak güneşe maruz kalma, güneş koruyucu kullanımına önem verilmemesi, dış faktör kökenli yaşlanmanın erkeklerde daha belirgin olmasına neden olur. Bu nedenle de erkeklerde derin kırışıklar daha belirgindir.

Temizleyici ve nemlendirici kullanımı Erkek kişisel bakımı tabii ki tıraştan ibaret değildir. Erkeklerde cilt bakımının temel öğeleri cilt temizliği, nemlendiriciler ve güneş koruyuculardan oluşur. Erkeklerin tıpkı kadınlar gibi günde 2 kez yüzlerini temizlemeleri gerekir. Böylece ciltteki yağ ve kir artıkları bu şekilde ciltten uzaklaştırılır. Cilt tipine göre temizleme sütü ya da jeller tercih edilir. Yumuşak bir temizleyici madde olan temizleme sütleri, çok hassas ve tahriş olmuş ciltlerde kullanılmalıdır. Temizleme jelleri ise, daha yağlı ciltleri tazeler ve zorlamadan derinlemesine temizlik sağlar. Cildin temizlenmesinin ardından ihtiyacı olan nemi sağlamaya yönelik olarak günlük bakım kremleri kullanılmalıdır. Bu kremler, cildi nemlendirirken cildin esnekliğini de korur. Erkeklerin güneş koruyuculu nemlendirici krem tercih etmeleri, güneş kaynaklı yaşlanmadan etkilenmelerini de önlemiş olur. Ayrıca düzenli uyku da cildin yaşlanmasını önler. Sigara ve alkol tüketiminin olmaması, düzenli beslenme ve spor da cildin yaşlanmasının gecikmesinde etkilidir. Sigara tüketimi ciltte sorunlara neden olur. Ciltteki ince kan damarları daralarak, bir taraftan dokunun oksijenle beslenmesi, diğer taraftan metabolizmanın oluşturduğu zararlı maddelerin taşınması zorlaşır. Cilt, iyi beslenemez ve atık maddelerden kolayca kurtulamaz. Bunun sonucunda da, incelmiş, mat ve elastikiyetini kaybetmiş bir cilt ortaya çıkar. Sigara tüketenler bu durumun çözümü için cildi serbest radikallerden koruyan E vitamini ve alkol içermeyen nemlendiriciler kullanmalıdırlar.

Erkeklerin cilt yapısı kadınlara göre daha fazla yağ tabakası içerdiği için erkeklerde sık sık sivilce sorunu yaşanabilir. Sivilce tedavisinde dıştan uygulanan ve ağızdan alınan ilaçlar yararlı olur. Sivilceden kaynaklanan izlerin engellenmesi açısından tedavinin mümkün olduğunca erken başlanması ve sivilcelerin kesinlikle sıkılmaması gerekir. Sivilce izlerinin tedavisinde peeling ve lazer işlemleri kullanılır. Erkekler için sadece yüz bakımı değil, vücut bakımı da önemlidir. Vücut ürünleri olarak ter kokusuna neden olan bakteri oluşumunu önleyen deodorant ya da stick tercih edilebilir. Kurumaya meyilli cildi olan erkeklerin duştan sonra vücutlarına nemlendiricili vücut losyonu kullanmalarında yarar vardır.

Cilt bakımıyla ilgili dikkat edilecekler: • Cildinizin kurumaması için günde 2 litre su için. • Cildin elastikiyetini korumak için sigara içmeyin. • Aşırı güneşlenmeyin. • Cilt sağlığınız için düzenli uyumaya özen gösterin. • Cildinizi her gün nemlendirin. Ayrıca tıraş sonrası nemlendirici ve cildi rahatlatıcı ürünleri kullanın. • Cildinizin yaşlanmasını geciktirmek için C vitamini ve meyve asidi içeren kremleri tercih edin. • Cildinizin tahriş olmasını önlemek için tıraş bıçağınızı sık sık yenileyin. • Sivilcelerinizi bilinçsizce sıkmayın.

75


Lezzet

Mantının adı, pastırmanın tadı Mantı ve pastırmanın ana vatanı olan Kayseri, zengin mutfağında birbirinden leziz yemekleri barındırıyor. Unlu ve etli yemeklerden leziz çorbalara, böreklerden tatlılara kadar Kayseri mutfağında denenecek çok sayıda lezzet var. doldurulduktan sonra karenin köşeleri birbiri üzerine yapıştırılır. Ardından, yapışan köşeleri orta yerde sıkıştırılarak birleştirilir. Kayseri mantısı hazırlandıktan sonra iki şekilde pişirilir. Bir başka özelliği ise diğer mantılardan farklı olarak kıvamının daha sulu olmasıdır. Bunun için mantının kaynatıldığı suya, salça ve yağ önceden konularak mantıyla birlikte pişmesi sağlanır. Servis yapılırken suyuyla birlikte yapılır.

İç Anadolu’nun Orta Kızılırmak bölümünün en büyük şehri olan Kayseri, Erciyes Dağı’nın kuzey eteğine kuruludur. Kayseri’nin zengin bir mutfak kültürü vardır. Yöresel lezzetler herhangi bir değişime uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Kayseri mutfağı ağırlıklı olarak unlu ve etli yemeklerden oluşur. Benzersiz olan ve Kayseri ile özdeşleşen lezzetlerden birisi hepimizin bildiği gibi mantıdır. Kayseri’de çok sayıda mantı çeşidi pişirilir. Bunlar arasında en bilineni etli mantıdır. Paşa, şebit, çerkez, piravu, yağ, tepsi ve börek çorbası mantısı da diğer bilinen mantılardır. Çerkez mantısı, diğer adıyla su mantısı, patatesli malzemeyle doldurulur. Piravu mantısı ise sivribiber, beyazpeynir ve soğanlı bir iç malzemeyle hazırlanır. Her ikisi de sarımsaklı yoğurtsuz yenilir. İç malzemesi kıyma ve maydanoz olan paşa mantısı, muska şeklinde katlanıp

76

fırında pişirilir. Yağ mantısı, adı üzerinde yağda kızartılarak hazırlanır. Börek çorbası da bir mantı çeşididir. Kayseri mantısı gibi hazırlanan mantılar sıvıyağ, salça, haşlanmış yeşil mercimek ve kırmızı biberli suda pişirilir. Sofraların baş tacı olan ve her evde hazırlanan mantı, ayrıca ziyafetlerde ve düğünlerde özel olarak pişirilir. Eskiden anneler oğullarına kız beğenirlerken mantıyı nasıl yaptığına bakarlarmış. Gelin adayı kaşığın içine ne kadar mantı sığdırırsa (yaklaşık 40 tane) o kadar marifetli sayılırmış. Günümüzde de kısmen bu gelenek sürüyor.

Neden Kayseri mantısı Kayseri mantısının diğer etli mantılardan en önemli farkı, büküm şekli ve boyutunun küçük olmasıdır. Kayseri mantısı bohça biçiminde şekillendirilir. Bu nedenle yufkası tam kare olarak kesilir ve içi

Kökleri Çin’e uzanan ve Orta Asya Türkleri tarafından Anadolu’ya getirildiği düşünülen mantı, kelime olarak da ÇinKore kökenli “mantou”dan geliyor. Orta Asya’da 13. yüzyıldan beri bilinen mantı, 15. yüzyıl Osmanlı mutfağının da en gözde yemeklerinden biriymiş. Fatih Sultan Mehmed için haftanın beş günü mantı pişirilirken, 16. yüzyılsa 2. Beyazıt döneminde de Topkapı Sarayı’nın sonbahar yemekleri listesinde yer alırmış. Ancak mantı Osmanlı mutfağında nohut gibi bakliyat eklenerek buharda pişirilirmiş.

Pastırma diyarı Pastırma ve sucuk da Kayseri ile özdeşleşen lezzetlerin başında geliyor. Kayseri ekonomisinde pastırma ve sucuğun önemli bir yeri vardır. Ülkemizin birçok yerinde sucuk yapılmakla birlikte, pastırma kendine has tekniği olması nedeniyle Kayseri’de üretilir ve ülke geneline dağıtılır. Pastırma yapımında büyükbaş hayvan eti tercih ediliyor. Etler öncelikle tuzlanıyor. Daha sonra etler bol suda yıkanıyor ve çengellere asılarak 10-15 gün kurumaya bırakılıyor. Etler alımsı bir renk aldığında çengelden indirilerek bir gün cenderede bekletiliyor ve ertesi gün çemene yatırılıyor. Çemenlenen pastırma 4-5 gün içinde kuruyor ve yemeye hazır hale geliyor. Pastırmaya, etin büyükbaş hayvandan temin edilen yerine göre “arka sırt, dilme, eğrice, kuşgömü,


şekerpare” gibi çeşitli isimler verilir. Kesilen bir hayvanın ancak yüzde 40’ı pastırma için kullanılabilir. Pastırma lapa etten imal edilebildiği için geriye kalan etle sucuk yapılır. Bu etler de, kıyma makinelerinde çekilip baharatla zenginleştirilerek yine belli bir yöntemle sucuk haline getirilir. Kayseri’de özellikle sucuk evlerde de yapılır. Pastırmanın ilk olarak Orta Asya’daki Hun Türkleri tarafından yapıldığı bilinir. Orta Asya’dan batıya akın eden Türk Hun süvarilerinin, atlarının üzerindeki çantalarda tuzlu ve kuru et konservesini taşıdıkları söylenir. Anadolu’ya gelerek yerleşen Oğuz Türklerinin de pastırmacılığı bulmasıyla birlikte, pastırma günümüze kadar ulaşan en önemli damak tatlarından biri oldu. Kayseri’de de pastırmacılık, Orta Asya’dan gelen Türklerle başladı ve zamanla gelişti. Ünlü Gezgin Evliya Çelebi Seyahatname isimli eserinde 17. yüzyılda Kayseri’den

Kayseri mantısı Malzemeler: Hamuru için; 1 adet yumurta, 3 su bardağı un, 1 kahve fincanı su, tuz, karabiber Sosu için: 1 çorba kaşığı salça, 2 çorba kalığı tereyağı, 4-5 diş sarımsak, yarım kg. yoğurt ve kırmızıbiber İçi için: 250 gr. yağsız kıyma, 1 orta boy soğan, yarım demet maydanoz, tuz, karabiber Hazırlanışı: Hamur yoğuracağımız kaba unu alalım. Ortasını açıp yumurtayı, tuzu ve suyu ekleyerek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yoğurun. Hamurdan yumurta büyüklüğünde bezeler kopartıp üzerlerine nemli bez örterek 20 dakika dinlendirin. Bir kabın içine doğranmış soğanı, maydanozu, tuzu, karabiberi ve kıymayı koyun. Bezeleri unlanmış bir zeminde açın. Açılan yufkaları 1 cm’lik kareler halinde kesin. Karelerin ortasına kıymalı harcı koyarak dört köşesini üst üste birleştirin. Bir tencereye su koyup kaynatarak içine sıvı yağ ve tuz koyun. Mantıları kaynar suyun içine atın ve yumuşayana kadar haşlayın. Mantılar piştikten sonra delikli kepçeyle servis tabağına alın. Bir tavada tereyağını eriterek salçayı, dövülmüş sarımsakları ve kırmızıbiberi karıştırıp kavurun. Mantıların kaynama suyundan 2-3 kaşığı sosa karıştırıp kaynatın. Salçanın üzerine sarımsaklı yoğurdu ve salçalı sosu gezdirerek servis yapın.

şu şekilde söz ediyor: “Makulat ve imalâtı has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve miskli et sucuğu bir tarafta yoktur.” Bu bilgilerden de anlaşıldığı üzere Kayseri’de 17. yüzyılda pastırma imalatı vardı ve pastırmanın ünü yaygındı.

Kayseri’nin yöresel yemekleri Kayseri’de halk arasında en çok tüketilen yöresel lezzetlere gelirsek... “Asmakarna” isimli yiyecekten, kesme çorba, makarna ve erişte yapılır. Leğenlerde yoğrulan hamur, katı kıvama geldikten sonra yufka haline getirilip çok ince doğranır. Hamura yerine göre yumurta da konur. Kesme çorba, makarna ve erişte kesildikten sonra kurutulur. Asmakarna, yaz sonu ya da sonbaharda hazırlanır. Bu da kadınlar arasında dayanışmayla yapılan bir iştir. Yağ, salça ve kıyma konulup pişirilirken, baharatla, özellikle naneyle zenginleştirilen çorba çok lezzetlidir. Makarna da mantıya benzer yöntemle pişirilir. Kaynayan suya atılarak haşlanan eriştenin piştikten sonra suyu süzülür, üzerine tereyağı ve salça karışımı dökülerek tüketilir. Su böreği, kuru börek, tandır böreği, kıymalı yağlama ve katmer de Kayseri’nin en çok tüketilen unlu yiyeceklerindendir. Kayseri sofrasında ekmek başköşeyi işgal eder ve çok tüketilir. Evde bazlama denilen ve sac üzerinde pişirilen yöresel ekmek yapılır. Güveç Kayseri’nin en gözde yemekleri arasında yer alır. Toprak güveçlerde özellikle yaz aylarında yapılır. Yemeğin ana malzemesini, patlıcan, domates, biber,

sarımsak ve et oluşturur. Yemeğe patates ilave edildiği de olur. Arabaşı ise, hem yapılması hem de yenmesi marifet isteyen bir yemektir. Tavuklu çorba ve hamurdan oluşur. Yemeğin en önemli adabı, kaşığa büyük parça halinde hamur almak ve bunu çorbaya batırırken içine düşürmemek ve hamurları çiğnemeden yutmaktır. Tavuk etli çorbası oldukça fazla biberlidir, limon sıkılarak tüketilir ve genellikle gecenin geç saatlerinde yenilir. Bir diğer yöresel yemek olan pehli, aynı zamanda koyunun boyun kısmından bel kemiğine ve kaburgasına kadar verilen ismin adıdır. Pehli için yağlı koyun eti tercih edilir ve özellikle bağdaki davetlerde pişirilir. Üzümlü gerdan yemeği ise, buğday, gerdan eti, küçük kuru üzüm

ve salçayla hazırlanır. Kayseri mutfağı, otlar konusunda da zengin bir kültüre sahip. Yağlı ağaç, boğa dikeni, kangal, engir (taze asma sürgünleri), kuzukulağı, yemlik, madımak, kursalık, çıtlık (hindibağ), efelik, su teresi, yarpuz, kuşburnu, alıçtan lezzetli yemekler yapılır. Toga çorbası, katıklı aş, bulgur çorbası ve börek aşı çorbası yörenin çorbaları arasında yer alır. Oklava baklavası, açma baklava, kamış baklava, güllü baklava, fincan ağzı, nevzine, im helvası, dut pekmezi, aside, incir dolması Kayseri sofralarını süsleyen tatlılardır.

77


Tarih

En büyük bilim adamı “Einstein” Dünyanın en büyük bilim adamı olarak nitelendirilen Albert Einstein, fizik alanındaki çalışmalarıyla çığır açtı. 1921 Nobel Fizik Ödülü’nün sahibi olan Einstein, buluşlarının yanında, herkesi gülümseten ünlü fotoğrafı ve farklı saç modeliyle de popüler kültüre ilham kaynağı olan belki de tek bilim adamı... izafiyet kuramını ve Newton’un çekim yasalarından yararlanarak kendi teorisini oluşturdu. Matematiksel hesaplamalar ve denklemlerle oluşturduğu kuramları sonradan deneysel olarak defalarca doğrulandı. E=mc2 denklemi ile formüle ettiği kütle-enerji eşdeğerliği, yıldızların nasıl enerji oluşturduğuna açıklama getirdi ve nükleer teknolojinin önünü açtı. Einstein, ömrünün büyük bir kısmını bütün kuramları birleştiren bir birleşik alan kuramı yaratmaya çalışarak geçirdi. 1920’den 1946 yılına kadar Leiden Üniversitesi’nde üstün profesörlük unvanıyla çalışmalarını sürdüren Einstein’ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi.

“Ben atomu iyi bir şey için keşfettim, insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar” sözünün sahibi Albert Einstein, insanlığa kazandırdığı buluşlarıyla, 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelendiriliyor. 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm şehrinde dünyaya gelen Yahudi asıllı Almanyalı fizikçi, görecelik kuramını geliştirdi, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji (evren bilimi) dallarında önemli başarılar elde ederek bu bilimlere büyük katkılar sağladı. Kuramsal fiziğe katkılarından dolayı ve fotoelektrik olayına (bir kaynaktan yayılan ışık veya daha yüksek enerjili elektromanyetik dalganın bir madde yüzeyine düşmesi sonucu maddeden elektron yayılması olayı) yaptığı açıklamadan dolayı “1921 Nobel Fizik Ödülü”ne layık görüldü. Einstein’ın babası, küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi ve annesi ise eğitimli bir ev hanımıydı. Einstein, konuşmaya

Popüler kültürde Einstein Einstein, pek çok popüler kültür ürünü için ilham kaynağı oldu. Einstein 72. yaş gününde, defalarca kameralara gülümsedikten sonra bir fotoğrafta dilini çıkardı. Bu fotoğraf Einstein’ın en ünlü fotoğraflarından biri oldu. 2009’da orijinal fotoğraf açık arttırmada satıldı ve Einstein’ın en pahalı fotoğrafı oldu. Einstein’ın ismi, dahileri tanımlamak için kullanılan bir kelimeye de dönüştü. Einstein’ın ayrıca kurgu eserlerde çılgın bilim adamı tipleri için de bir model olduğunu söyleyebiliriz. Farklı saç modeli abartılı şekilde taklit edildi.

78

Einstein’dan Atatürk’e mektup yaşıtlarından geç başladı, ancak normal bir çocukluk dönemi geçirdi. 1880 yılında ailesiyle birlikte Almanya’dan Münih’e taşınan Einstein, 1884 yılında eğitimi için özel derslere, 1885 yılında da keman derslerine başladı. Aynı yıl içinde Münih’te bir Katolik okulunda eğitimine devam etti. Babası Einstein’ın elektrik mühendisi olmasını istiyordu, ancak o 1896’da matematik-fizik öğretmeni olmak için “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü”ne gitmeye başladı. 1900 yılında okuldan mezun olduktan sonra 1901’de İsviçre vatandaşlığına başvurdu ve kabul edildi. İsviçre’nin başkenti Bern’de matematik ve fizik dersleri verdi. Einstein, akademik kariyerine İsviçre Patent Ofisi’nde teknik asistan olarak başladı. 1903 yılında Mileva Maric ile evlenen Einstein, 1905 yılında Zürih Üniversitesi’nde doktor unvanını aldı. 1909 yılında Zürih Üniversitesi’nde profesör olarak çalışmaya başladı. Einstein, 1915 yılında genel

Einstein, Almanya’da 1933 yılında Nasyonal Sosyalist Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından yasalar nedeniyle çalışmalarına izin verilmeyen 40 bilim adamı adına, Atatürk’e bir mektup yazarak onların Türkiye’de çalışmalarına devam etmeleri için izin istedi. Atatürk bu isteği kabul ederek bilim adamlarına İstanbul Üniversitesi’nde çalışma olanağı sağladı. 1945 yılında Princeton Üniversitesi’nden emekli olan Einstein, 1948 yılında Brendeis Üniversitesi’nin komitesinde görev aldı. Ünlü fizikçi, 18 Nisan 1955 yılında iç kanamadan dolayı yaşamını yitirdi. Ölümünden sonra otopsisini yapan Dr. Thomas Stoltz Harvey, Einstein’ın beynindeki anormalliği fark etti ve Einstein’ın parietal lobunun (matematik ve görsel yetenekle ilgili becerilerinin geliştiği bölge) normal insanlarınkinden yüzde 15 daha büyük olduğunu ifade etti. Ayrıca Einstein’ın beyninin normal insanlardan yüzde 73 daha kıvrımlı olduğunu gözlemledi.


Sinema

Güldüren ve eğlendiren komedi İzlerken en çok güldüğümüz ve eğlendiğimiz film türlerinden birisidir komedi filmler... Türk sinema tarihinin komedi filmleri arasında Hababam Sınıfı’nın ayrı bir yeri vardır. Çocuk, yaşlı demeden hepimizin keyifle izlediği bu film serisini, pek çok kez izlememize rağmen sıkılmıyoruz.

Türk sinema tarihinde komedi filmleri deyince ilk olarak “Hababam Sınıfı” akla gelir. Rıfat Ilgaz’ın aynı isimli mizah kitabından sinemaya uyarlanan serinin ilk filmi, 1974’te Ertem Eğilmez tarafından

Komedi filmlerinin türleri vardır. Bu türlerden birisi olan absürt komedide, karşı tarafın gülüp eğlenmesine aldırmadan, hareketler veya sözlerle anlamsız olaylardan mizah üretmeye çalışan bir türdür. Bu türün Türk sinemasındaki

en iyi örnekleri, Arabesk ve Fasulye’dir. Komedi ve aksiyonunun bir arada bolca bulunduğu bu tür filmler aksiyon komedidir. Komedi korku türü de iki ana unsuru birlikte işler. Bu türün en bilinen örneği Kötü Ruh (Evil Dead) filmidir. Sihir, doğaüstü ya da mitolojik kavramların komedi için kullanıldığı film türü fantastik komedidir. Bu türün en iyi örneklerinden birisi 2000 yapımı Şaşkın (Bedazzled) isimli filmdir. Komedi filmlerinin bir diğer türü de bilimkurgu komedidir. Siyah Giyen Adamlar (Men in Black), Geleceğe Dönüş (Back To The Future) ve Hayalet Avcıları (Ghostbusters) filmleridir.

Hababam Sınıfı Askerde

Felekten Bir Gece (The Hangover)

Kutsal Damacana

Yeşilçam klasiklerinden birisi olan Hababam Sınıfı serisinin yeni jenerasyon filmlerinden olan “Hababam Sınıfı Askerde” filminde, Mehmet Ali Erbil, Halit Akçatepe, Mehmet Ali Alabora, Şafak Sezer, Cengiz Küçükayvaz, Peker Açıkalın, Hülya Avşar gibi çok sayıda ünlü isim rol alıyor. Yıllardır sınıfta kalarak kocaman adamlar haline gelen Hababam Sınıfı öğrencilerinin mezun olmaya hiç niyetleri yoktur. Okulun bir numaralı müdürü olan Deli Bedri, öğrencileri askere göndermeye karar verir. Hababam Sınıfı ekip olarak asker olur. Fakat onların askerde adam olmaları beklenirken, ortaya gerçek bir Hababam ruhu çıkar.

Filmde arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekarlığa veda partisi vermek için Las Vegas’a giden dört arkadaş, sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan altı aylık bir bebek ile uyanırlar. Ayrıca damat ortada yoktur. Bir gece öncesine dair hiçbir şey hatırlamayan üç arkadaş, ipuçlarını takip ederek işlerin nerede kontrolden çıktığını bulmak zorundadırlar. En önemlisi de damadı bularak zamanında Los Angeles’a düğününe yetiştirmeleri gerekir. Bradley Cooper, Ed Helms ve Zach Galifianakis’in oynadığı film, 2009 yapımıdır.

Komedi korku türündeki Kutsal Damacana filmi 2007 yapımı, Şafak Sezer’in başrol oynadığı filmdir. Hayatını gemilerde tayfalık yapıp geçiren Fikret, İstanbul’a yerleşir. Saf arkadaşı Asım’la bir gün karşılarına çıkacak olan o büyük fırsatı umut ederek yuvarlanıp giderler. Yaşadığı semtteki kilisesinin papazı Artin’in, Vatikan’a gitmesini fırsat bilen Fikret ve Asım’ın karşısına bir gün gerçekten hiç beklenmedik bir iş gelir. Fikret’i kilisenin papazı sanıp başlarına gelen sihirli bir olayın çözümü için bu sahte papazın çaresine başvuran bir aile vardır. Fikret, karşısına çıkacak olan büyük sürprizden haberdar değildir.

Hepimizin büyük bir keyifle izlediği komedi filmler, temel vurguyu mizah üzerine yapan filmlerdir. Bu tarz filmlerde genel olarak mutlu son vardır. Komedi filmleri daha çok izleyiciyi eğlendirmeyi amaçlar. Bunu yaparken de gerçek yaşamda karşılaşılan olayları abartarak anlatma şeklini seçer. Komedi filmler, diğer tarzdaki filmlerin aksine odak noktasında popüler oyuncunun olduğu filmlerdir. Dünyanın ilk komedi filmi 1895 yapımı olan “Sulayan Sulayıcı”dır. Yönetmenliğini Louis Lumière’in yaptığı filmin oyuncuları; François Clerc ve Benoît Duval’dir.

çekildi. 6 filmi olan seride, İnek Şaban, Güdük Necmi, Tulum Hayri gibi pek çok efsane olmuş karakterler yer alır. Hababam Sınıfı Merhaba (2003), Hababam Sınıfı Askerde (2004), Hababam Sınıfı Üç Buçuk (2005) filmleri, serinin günümüzde çekilen yeni nesil versiyonlarıdır.

79


Ajanda Yerçekimi SİNEMA Neill Blomkamp Yerçekimi (Gravity) filminde, ünlü oyuncu Sandra Bullock ilk uzay görevini yapan zeki tıp mühendisi rolünü, George Clooney ise son görevine çıkan tecrübeli astronot Matt Kowalsky rolünü canlandırıyor. Başlangıçta gayet normal görünen görevde, felaketlerin birbiri ardına gelmesiyle birlikte uzay gemisi harap olur, Bullock ve Clooney yalnız kalırlar. Birbirlerinden başka dayanacak kimseleri olmayan ikili, uzayın derinliklerinde kaybolurlar. Yaşanan derin sessizlik, onlara dünyayla bütün ilişkilerinin kesildiğini ve kurtulma şanslarının bittiğini söylerken, korkuları paniğe dönüşünce oksijenlerini de tüketirler. Eve dönmek için yolu nasıl bulacaklarını düşünmeye başlarlar. Bilim kurgu ve gerilim türü olan filmin yönetmenliğini Alfonso Cuaron üstleniyor. Film, 25 Ekim 2013 tarihinde vizyona giriyor.

Hakan Gerçek TİYATRO Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu Yıllardır kapalı gişe oynayan Van Gogh oyunundan mektupları oyuncu Hakan Gerçek, barkovizyon halinde ressamın eserleriyle birlikte gösterime sunuyor. Paris’te yaşayan piyanist Emre Can Karayel’in seçtiği melodilerle birlikte bir ilke imza atan Gerçek, tek kişilik oyunda Van Gogh’un yaşamının başlangıcından intiharına kadar olan süreci tüm acıları, aşkları ve sevinçleriyle anlatıyor. Oyun sırasında sahneye Van Gogh’un yaklaşık 40 resmi yansıtılarak, belki de onu hiç tanımayan izleyiciler de aydınlatılmış oluyor. “Van Gogh’tan Theo’ya Melodilerle Mektuplar” oyunu, Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu’nda 2013-2014 sezonu etkinlikleri kapsamında 20 Ekim 2013 Pazar günü gösterilecek. Ayrıca oyun tüm sezon boyunca Tiyatro Gerçek’te sahne alacak.

Hükümet Kadın DVD Sermiyan Midyat 8 çocuklu Midyatlı sıradan bir kadın olan Xate’nin komşularından tek farkı, kocasının Midyat Belediye Başkanı olmasıdır. Kocasının ölümü üzerine Xate Belediye Başkanı olur. Çocuklarının kendi aralarındaki çocukça rekabeti Midyat halkına kahkahalar attıran maceralara neden olur. Ama hiçbir şey Xate’yi yolundan döndüremez. Hükümet gibi kadın Xate, işleri elinin hamuruyla çözmenin yolunu her seferinde bulur. Midyat’ta henüz kimse farkında olmasa da sadece onun için değil, tüm ülke için hayat eskisi gibi değildir. Filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Sermiyan Midyat, aynı zamanda filmin oyuncularından biri. Demet Akbağ, 7 oğlu ve bir kızıyla kendini Belediye Başkanı olarak bulan Xate karakterini canlandırıyor.

80

Şebnem Ferah KONSER Açıkhava Tiyatrosu Şebnem Ferah “Od” albümünün çıkmasıyla birlikte uzun bir aranın ardından 4 Ekim’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda dinleyicileriyle buluşuyor. Konserde Şebnem Ferah’a yıllardır birlikte aynı sahneyi paylaştığı Ozan Tügen (klavye), Metin Türkcan (gitar), Buket Doran (basgitar), Aykan İlkan (davul) ve Ceren Tügen (vokal) eşlik ediyor. Albümün çıkış şarkısı “Birileri Var”dı. Albümdeki 10 şarkıdan 9’unun söz ve müziği sanatçıya ait. Konserde Şebnem Ferah’ın yeni şarkılarını dinleyebilirsiniz.


KİTAP-DVD-SİNEMA-MÜZİK-ETKİNLİK

Dönüş KİTAP Ayşe Kulin Kitabın kahramanı Derya’nın, tam da hayatının yoluna girdiğini sandığı günlerde, önce annesinden gelen bir haber, ardından eski bir şapka kutusunda bulduğu mektuplarla hayatı alt üst olur. Derya’nın, iki yıldır saklanan gerçekleri bir tokat gibi öğrenmesi, onu dünyanın bir megakentinden ötekine savurur, kaderi onu sarı bir sonbahar günü, açılıp açılmayacağını bile bilemediği bir demir kapının önüne kadar taşır. Genç kız, acaba gizem dolu bu perdenin ardına geçebilecek midir? Öğreneceklerini kabul edebilecek, kabul etse bile sindirebilecek midir? Ayşe Kulin’in Dönüş romanı, aldatmanın, aldatılmanın, affetmenin acıtan gerçeklerini ortaya koyuyor.

Yakın Menzil SERGİ İstanbul Modern İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, Türkiye’de güncel fotoğrafa odaklanan “Yakın Menzil” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, İstanbul Modern Fotoğraf Danışma Kurulu tarafından seçilen 18 sanatçıyı bir araya getiriyor. Basılı fotoğrafın yanında, video ve enstalasyon gibi farklı sunumlara yer veren sergide, sanatçılar fotoğraf çekmek için uzakları keşfetmek yerine kendi yaşantılarına ve temas ettiği durumlara odaklanıyorlar. Belgesel fotoğrafın tarafsız olma iddiasından ve kurgulanmış sahnelerden uzak, bireysel anlatının izini süren çalışmalarda, sanatçının yaşamı, yakın çevresi, anıları, özenle tutulan bir günlük gibi fotoğrafla şekil buluyor. Sergiyi 27 Ekim tarihine kadar izleyebilirsiniz.

Aysel Gürel ALBÜM Ayselim Türk pop müziğinin ünlü yaratıcısı Aysel Gürel’in yazdığı şarkılar, günümüzün popüler sound’uyla yeniden hayat buldu. Albümde, Sezen Aksu’dan Tarkan’a, Ajda Pekkan’dan Sertab Erener’e, Levent Yüksel’den Aşkın Nur Yengi’ye kadar pek çok ünlü sanatçı Aysel Gürel’in şarkılarını seslendiriyor. Prodüktörlüğünü Murat Yıldırım’ın, yapımcılığını DMC’nin üstlendiği albümde aranjör olarak Taşkın Sabah, Demir Demirkan, Mustafa Ceceli, Levent Yüksel, Fahir Atakoğlu, Ozan Çolakoğlu gibi değerli isimler yer alıyor. Sır, Firuze, Ünzile, Yolun Başında, Sevda, Sultan Süleyman albümdeki şarkılardan bazıları...

81


Summary

4

Head of Human Resources and Industrial Relations Group, Executive Committee Member, Mr. Bekir Kural:

“HR Department was also affected by the Wind of Change’’ “At the heart of the success of Evyap, there are employees which are the most valuable assets of the company’’. For that purpose, we are aiming to be an entity where our employees can realize themselves and to reach a level of preferred employer. Evyap we are introducing to the candidates during the recruitment interviews causes tremendous excitement and respect. I think, as we don’t see the strengths of the house sufficiently when we are at home and we don’t bring them to the fore, we have the same attitude here in our workplace. As Head of HR Group, I unfortunately can not observe the same excitement and influence on everybody caused by the change process we are going through. When telling that I can’t help but do a self-criticism. I believe that more communication, more information sharing and orientation mode focused on the common objectives will be the key to the success in achieving the desired results. Our strategy was defined by Mehmed Evyap as ‘’3+1’’ and here 3 is related to the business and 1 is related to the human. We started our journey in order to create a corporate culture based on the performance with the purpose of realizing our strategies in business. When we were selecting our team-mates, the required qualifications were customer orientation, good-humor, high emotional intelligence and knowledge of business and process. We have organized our Human Resources Department according to a structure where they see our employees as ‘’internal customers’’ basically. Concept of HR business partnership is used by many entities in the world. The wind of

82

In 2013, maintaining and developing the wage and performance systems that we put into practice last year, determining the competencies, accelerating the trainings and completing the organizational deficiencies in all counties we operate in and getting prepared for the transformation to the international organization comprise the most important agenda items of HR. In this direction, we accomplished Sales Academy, determined internal trainers, we trained them and we are in an effort to bring out trainings to all Sales force through those associates.

change that can now be observed by everybody in Evyap intending to grow, has also affected our Human Resources Department. We have divided the Human Resources Department into 2 as functional and operational. On the functional side, we have targeted the establishment, development and implementation of the system (wages, interest and performance management and career and development management). Our investment in Malaysia, ‘’Route to Market’’ projects in Russia and Ukraine, thinking of expanding the investment in Egypt, transforming out existing structure into an international structure with the purpose of being closer to the consumers and distributors in the countries with growing potential are amongst our business priorities as HR. Lily Kuang in Malaysia, Nadia Serova in Russia and Moatasem Taha in Egypt joined our organization as HR Managers. We make tremendous endeavour in order to transfer our current systems and business culture to those new countries and actualize the International Evyap operations.

Starting from the last year, trainings will be designed under 4 main topics depending on the strategic targets of the company each year. We plan to monitor the developments of the people via the talent and skill pools after the trainings. We believe that we will be closer with the employees and we maintain systematic development for the employees once these projects are put into practice. Our varying projects for standardization of the processes regarding the recruitment are still ongoing and we managed to reach the candidates in different profiles by using the database of LinkedIn Recruiter as of August in order to diversify our recruitment channels. Usage of LinkedIn system will make important contributions to increasing our brand recognition as well. We designed a more productive process by reconfiguring our orientation processes, we are trying to make the employee have a comprehensive Evyap perception in his/ her first month by realizing field sales orientation at the 2nd week of each month and intraclass orientation and factory visits at the 3rd week of each month.


Bekir Arıcak, the Manager of Human Resources:

“We implement crucial projects within the framework of restructuring”

6

team, Özlem Karaman, Emre Tümkaya and Arzu Arslan work on these processes. Our objective is to make the data obtained through Academies in the performance system, with respect to personal development plans which can be used in promotion, transfer or development processes, and to develop a human resources system integrated within the low-performance employees management process.

“I was born in 1981 in Gaziantep. I graduated from Kocaeli University department of Industrial Engineering in 2002. I started to begin my Human Resources career in 2003. As of 2012 June, I serve as Evyap’s Manager of Human Resources. As the Human Resources Department, we formulated our strategy for the new era as ‘Evyap’s Human Resources Department implements and develops state-of-the-art human resources practices and offers services with a merry attitude, pace, and close and continuous communication’ in line with the direction of Evyap, our requirements, and the 3 + 1 strategy. In order to implement this strategy, first of all we switched from desktop computers to laptops, and then we adopted a mobile mode of work within the Human Resources Business Partnership structure, with our existing colleagues and new members.

the year. Our business plan for the next 3 years focus on being able to get in touch with more people, while completing the establishment of payroll systems, performance & career systems, and learning & development systems.

A member of our team began to spend 4 days a week at Tuzla, whilst another began to work 4 days a week at Kozyatagi. We began to check our performance criteria while providing for the requirements of business units. For instance, our recruitment process averaged over 100 days. We managed to cut it back to less than 50 with the new team. We still have unfulfilled opportunities in this respect. We wish to be with the employees at all times. In order to be a more open and responsive department, we need to be away from our desks; we need to be at places where people create values. On the other hand, there are crucial projects we have to implement in the infrastructure side of the business. We aim to gather the fruits of these projects at the end of

Our priority for this year is creating an infrastructure that ensures the reflection of an efficient performance assessment into the company culture. In this respect, the project for the integration of the relevant online performance management system is on track under Emre Tümkaya’s project management, with the efforts of Toygun Mavinil, Arzu Arslan and Gamze Cem from information technologies. This team is also working on transforming our portal, with the help of Hande Akgün. The trainings will be designed in line with the company’s strategic targets for each year. We plan to create an umbrella structure of Academies for all trainings. The Sales Academy, Procurement Academy and Supply Chain Academy among the functional academies will begin operations this year. In our

Our varying projects for standardization of the processes regarding the recruitment are still ongoing and we managed to reach the candidates in different profiles by using the database of LinkedIn Recruiter as of this month in order to diversify our recruitment channels. The Use of LinkedIn system will make important contributions to increasing our brand recognition as well. In addition, with a view to improving post-recruitment processes, we implemented the Buddy system to ensure quick adaptation of new hires to Evyap’s corporate culture in the fastgrowth environment. We designed a more productive process by reconfiguring our orientation processes, we are trying to make the employee have a comprehensive Evyap perception in his/her first month by realizing field sales orientation at the second week of each month and intraclass orientation and factory visits at the third week of each month. The companies which implement consistent systems to ensure and monitor the development of Human Resources, not only create a joyful work environment by maximizing employee satisfaction, but also reinforce directly the development and progress of the company.”

83


Summary

8

“We try to achieve the best results in recruitment” Moatasem Taha, Evyap Egypt Human Resources Director: “I started to work with Evyap since August 2013. I would say about my duties and responsibilities are that it is full of challenges and excitement as when you are working in people and for people you have to be cautious as they are from different cultures, backgrounds and have different needs. HR in Evyap structured as 12 HR professionals serving around 500 employees from different levels in the Head office and the plant. The HR structured in the frame of business partnership. People working in Evyap should have the following competencies in order to help the company to achieve the best (decision making, Innovation driving for results, creating an inclusive culture, motivating and inspiring others, acting with Integrity). Human resource department in a company like Evyap should help in the following: Business partner for all departments, select the best calibers in the market, providing the right and the adequate development tools and solutions for all employees, helping the management to take the right decisions related to people, provide people with fair compensation and benefits, design and promote reward and recognition tools, retain employees and provide them with good working environment that help them to perform well.”

“Basic treasure of every company is their employees” Nadejda Serova, Evyap Russia Human Resources Manager: “I joined Evyap Russia 3 months ago as Human Resources Manager. Company’s aim is to fully rebuild its distribution in Russia which will lead to extensive growth of the business. Currently the Moscow representative office consists of 9 people with expectations to grow an organization to about 300 people within the next couple of years. So HRM role is to become reliable HR business partner for the management team who support in development of new organizational structure: to attract, adopt and retain key people and talents able to make the company a successful one. For this purpose HRM should develop an employer value proposition and attractive but effective reward package. In my view to be effective employer in Russia with pretty challenging business environment we should more focus on attracting local talents and/or people who has long-term experience of doing business in Russia. I absolutely sure we don’t need to have any special policy regarding this, as the main criteria should be professionalism and skills set rather than a nationality. Evyap is indeed multinational company who should gain from the diversity. I wouldn’t open a truth to you if I’d say that the main treasure of every company is People. Thus, role of human resources team is very critical for every company.”

“We aim to bring more local talents in our company” Lily Kuang, Evyap Malaysia Human Resources Manager: “I joined Evyap Malaysia in January 2013 as Human Resources Manager. Human resources department is a substantial investment for most companies. Having the right number of employees with the right mix of skills, abilities and drives are critical to the success of any company. Thus, besides setting up the HR Department and HR Policy, recruitment and selection have been my top priority. My other important role is to engage Malaysia’s team which consists of diversity who brought with them different cultures and experiences. Employment market in Johor state of Malaysia is very competitive, firstly due to its aggressive development and secondly, the brain drain/migration of talent to neighboring countries. Being a new brand in Malaysia, Evyap Malaysia first is to introduce the brand to the market and build confidence in the market by stretching the success story of Evyap. Our recruitment process is a mixture of direct interaction of face to face with candidates, media advertisement and through recruitment agencies. Currently, there is 85% local employee and 15% non local employee which 8% are Turkish. To make Evyap a successful employer in Malaysia, the aim is to attract more local talents for long term suitability.”

84


Evyapport, started its journey of “Corporate Excellence” with 4 stars

10

As the sector’s leader thanks to its efforts aimed at institutionalism, Evyapport became the first and only port in Turkey that was entitled to 4 stars in “Competence in Excellence” as a result of an evaluation made by Kalder officials based on EFQM Model of Excellence. Following its accreditation with TS ISO EN 9001, TS EN ISO 14001, OHSAS 18001, TSE ISO 10002 certificates as the first step of its journey of quality it started in 2010, and the Sustainable Process Management Bow Project which it carried out in parallel to these efforts, Evyapport crowned its efforts that continued with “Corporate Performance Management Balanced Score Card”, with its adoption of EFQM Corporate Excellence Model. As the pioneer of its sector which has undersigned many novelties, Evyapport started its efforts for Corporate Excellence by signing the “Memorandum of Understanding for National Quality Initiative”. The study conducted in line with this initiative revealed that 8 major concepts of the EFQM Model of Excellence match the main principles adopted by Evyapport. These concepts are “Maintaining Balanced Scores”, “Adding Value for Customers”, “Leadership with Vision, Inspiration and

Integrity”, “Managing with Processes”, “Succeeding through the talent of people”, “Encouraging Creativity and Innovation”, “Establishing Collaborations”, “Taking Responsibility for a Sustainable Future”. In order to attain Corporate Excellence, Evyaport, at first, received a modeltraining from Kalder-Turkish Quality Society between 2-3 May 2013. Following this training, with the goal of evaluating its operations and business results in a comprehensive, systematic and organized manner based on the EFQM Model of Excellence in order to see where Evyapport falls in the model, to see its strengths and weaknesses and to determine the areas that need improvement, an external evaluation was requested from Kalder. Prior to the external evaluation that was carried out between 11-13 June 2013,

the “Evyapport Journey of Excellence” booklet which was prepared with contributions of the employees based on EFQM Model of Excellence and which outlines the works carried out by Evyapport, was created. The booklet outlines, based on the data for the last 4 years, company’s performance in the areas of Leadership, Strategy, Employees, Cooperation and Resources, Processes, Products and Services as well as performance results (with the employees, society and basic). The booklet was finalized on May 2013. The external evaluation made by Kalder in June 2013, was carried out in line with EFQM (European Foundation for Quality Management) Model of Excellence and RADAR evaluation method. As a result of the evaluation conducted by Kalder officials in 3 days, Evyapport received a score between 400-450 and became the first and only port in Turkey that was entitled to 4 stars in “Competence in Excellence”. As a result of the evaluation, Kalder officials also emphasized that Evyapport stands out as a company that makes a difference in the sector. Making such a good start in the journey for excellence has been good news for Evyapport. Efforts for becoming the pioneer of the sector with regard to “excellence” will continue in the future as well.

85


Summary

11

Evyapport shines with DENİZYILDIZI Social Responsibility and Event Club DENİZYILDIZI Social Responsibility and Event Club is established within Evyapport for the employees. In the club, Evyapport employees may join various activities from social responsibility to travel, from art to sports and may support their individual developments. Evyapport opened DENİZYILDIZI Social Responsibility and Event Club that is one of the corporate targets in 2013. On August 29, 2013, opening cocktail was given in front of DENİZYILDIZI Social Club with the participation of Executive Committee, Club Presidents, Club Members and the employees. DENİZYILDIZI starts to serve for a sustainable future and EVYAPPORT employees with the social responsibility projects, travel, culture-art and entertainment tours, sports activities, the photos to be taken and the pictures to be drawn. It’s aimed through DENİZYILDIZI to create an environment where all employees can join in activities, strengthen their communication and make contribution to their individual developments and the public by participating in social responsibility projects as well. Establishment works of DENİZYILDIZI were initiated with the contributions of young, dynamic and adaptable structure of

86

Evyapport. As a result of the investigation made amongst the employees, the name of Social Responsibility and Event Club was determined as DENİZYILDIZI. Then, logo study was conducted for DENİZYILDIZI. A research was made regarding the activities that the employees have done so far or want to do in the future and regarding their social lives in order to light the way for the activities to be organized in the club. As a result of the research, activities are grouped and 4 different categories are created as ‘’Social Responsibility’’, ‘’TravelArt-Culture-Entertainment’’, ‘’Sports’’ and ‘’Photography&Picture’’.

An announcement was made to determine the club member of DENİZYILDIZI who will work voluntarily in 4 different categories. Then each member has selected the club amongst 4 different clubs under the roof of DENİZYILDIZI and club presidents were elected via the votes of each member. As a result of the elections, İlay Kışlacıklıoğlu became the president of Social Responsibility Club, Enes Şahin became the president of Travel-Art-Culture-Entertainment Club, Özgür Dağlı became the president of Sports Club and Anıl Ozan became the president of Photography&Picture Club. A common working area was also established for the members to use during their studies in DENİZYILDIZI Social Responsibility and Event Club. The exterior wall of the Social Club was flourished with maritime symbols. Supplementary furnitures like library, boards were used indoor. The walls will be decorated with the photographs of the activities held during the upcoming days.


Evyap Celebrated Its 86th Foundation Anniversary with Joy!

24

86th anniversary of Evyap’s foundation was celebrated in a huge picnic event. In the event attended by nearly 4 thousand Evyap employees and their families, various games and contests were held for children and adults. The employees had the chance to meet with and have a joyful time among their colleagues and their families. backgammon tournament and spider games were held. Magic chair, families’ quest, and you’ve got talent contests were organized. 160 pieces of gifts were handed to participants in the end of the games and contests. Moreover, a gift lottery was held over the numbers stated on the invitations of the participants. Big prizes were given to 13 families who won the lottery.

This year, 86th anniversary of Evyap’s foundation was celebrated in a second picnic, the first of which was organized last year. In the picnic attended by 3,850 of Evyap employees and their families, various contests and games were held. The picnic took place on Sunday, June 30, in Event Garden Bahçeköy, a large facility in the midst of green. All those to attend were shuttled over predetermined routes. Following the arrival of the participants, music broadcast and

breakfast service began as of 09:00. After the breakfast, various contests and activities were held. Throughout the picnic, a child animation team of 5 ran contests, games, and dance activities for children. As the face painter draw funny shapes on children’s faces, clowns gave away balloons and various gifts for children. Adults were not forgotten as well, and many games and contests were organized for them. Tug of war, sack race, bigfoot, speedwalk, balanced hats, sumo wrestling,

In addition to the breakfast and lunch, drinks were served throughout the day. Furthermore, Turkish coffee, pop-corn and candy floss were offered to provide joyful moments for both children and adult participants. The celebration of Evyap’s foundation anniversary in a picnic, which is set to become a tradition, contributes to the provision of a happy time and socialization of the employees. This helps to increase the motivation of Evyap employees, who are now looking forward to next year’s picnic. We are also looking forward to 87th foundation anniversary celebrations of Evyap. Happy birthday Evyap...

87


Summary

16

“Malaysia will be a milestone in soap production for Evyap” Having worked in Evyap for many years, Mehmet Serteser says “Our company’s move in Malaysia will allow it to expand its range of operations at the international level and serve to prove that Evyap is no different than any of its international competitors. I am fully confident that our company will continue to make such successful moves in the near future as well”. equipment, and machinery, construction of the buildings and facilities where they would be used and installation of these equipment and machinery in the facilities.

Having served Evyap for 32 years, Mehmet Serteser made significant contributions to the company by working in different positions. He started his career as an Import Official and later on served as Factory Manager. He mainly worked on procurement of raw materials, machinery and equipment from abroad. As the company’s Technical Procurement Manager for new investments, he realized the investment decisions of the company. He took part in the new investment projects at Evyap Ayazağa and in the construction of Tuzla factories. Today, Serteser shares its experience in Evyap Malaysia. How did you start working at Evyap Malaysia? Since when have you been in Malaysia? The works for Evyap Malaysia were started in October 2008. That year, I made my first trip to Southeast Asia for this purpose with Güldal Atilla, Şehriban Cakovalı and Oğuzhan Serbest. Our goal with this trip was to provide our company with the capability to produce the plant-based soap products in addition to animal oil based soap production. We had seen that “soap base” production in the region was growing rapidly and we thought Evyap shouldn’t lag behind. Our observations reinforced our existing knowledge and on our way back from that trip, I told my friends that the trip would be a milestone in Evyap’s soap production. The findings of

88

our trip were thoroughly examined by our Board and eventually the Board decided to establish a factory in Malaysia. Can you please tell us about your duties and responsibilities in Malaysia? I was appointed with the task of assisting the establishment of the production facilities in Malaysia. Together with my colleagues, I was responsible for every phase of the project ranging from buying the factory land, to production of final products and their distribution via the trade network. An oleo-chemical product factory and a soap factory were being established in Malaysia. So my main responsibilities included the procurement of all process

What are your targets to accomplish regarding the Malaysian factory in 2013 and 2014? What does your business plan comprise? In 2013, we are mainly busy with procurement of equipment, machinery and facilities; following up production, delivery of products, preparation of the buildings and installation of equipment. As of the end of July 2013, we’ve made business connections for 80% of our investment budget of 130 million USD and the investments have been completed partially. We’re planning to complete the remaining within the next month. We’re hoping to start test production during March and April 2014. Our targets are 150 thousand tons /year soap +50 thousand ton/year oleo-chemical products. Our established capacity is over 280 thousand tons/year. How do you evaluate the current performance of Evyap Malaysia factory? What would you like to say about the progress until now? Geographically speaking, our location is right in the middle of tropical zone and there were heavy Munson rains during November, December and January and we could operate during only half of that period. To meet our targets, we’re working hard to make up for that delay.


“We sell 50 thousand tons of products in Turkey”

54

Operating mostly in the petrochemicals industry, LG Chem Ltd. is the only supplier of chemical lithium batteries. The firm is one of Evyap’s suppliers. General Manager of LG Chem Turkey, Ho Suek Kim, states that each year they sell approximately 50 thousand tons of products to Turkey, and generate annual sales of 200 million Dollars. products are everywhere around our daily lives. Furthermore, petrochemicals are key materials that lay the foundation for all industries. The petrochemical industry used to be regarded as a basic chemical industry but now it is being advanced gradually with the field of high-tech highfunctional industries such as IT and NANO technology. Furthermore, LG Chem is unique in the battery field because it is the only chemical based company amid lithium battery suppliers. LG Chem is in the leading position both inside and outside of Korea in the battery field.

Istanbul office of LG Chem Ltd., with its headquarters in Korea, serves as the marketing subsidiary of the parent company. The firm operates mostly in the petrochemicals business, yet is also engaged in the production of batteries, electronics, and IT products. Operating in 16 countries, the firm has more than 100 production plants all over the world, producing more than 100 varieties of products. LG Chem Turkey’s General Manager Ho Suek Kim, state that their primary task is to import the firm’s products into Turkey, introduce and sell these products to buyers. When was LG Chem founded? What are your targets? LG Chem Ltd., founded in 1947. We begun under the name of Lucky Chemical Industrial Corporation, but have renamed as LG Chem Ltd., in 1995. We have been endeavoured to be a Global Solution Partner for our customers in various fields of industries such as high quality petrochemical materials, cutting edge IT & electronic materials and batteries for over 60 years. In which countries do you operate? Where are your representative offices located? LG Chem has operated business in 16 countries (Korea, China, Hong Kong, Taiwan, India, Vietnam, Thailand, Indonesia, Singapore, Japan, USA, Brazil, Germany, Poland, Turkey and Russia). Headquartered in Korea, we operate 24 production plants,

6 marketing subsidiaries, 7 representative offices and 3 R&D centers in total. My representative office is located in Istanbul, Turkey, the bridge across Europe and Asia. LG Chem in Istanbul was the representative office before but has become one of the marketing subsidiaries this year. Could you give information about your production activities? What do you manufacture? In which areas are your products used? LG Chem’s main products are petrochemical products. It might be unfamiliar at first but petrochemical

What are your global targets as LG Chem? Which activities are you engaged in, in order to achieve these targets? LG Chem’s target is ‘To be a global leader’ with customers by providing innovative materials and solutions. In order to achieve it we have the idea of Solution Partner which combines products, knowledge and services to provide more differentiated value, or solutions, to customers, which expresses LG Chem’s unique definition of customer value. Programme such as Customer Requirement Care System exists to reach out goal and also R&D centres to make innovative technology possible. In this way, we strengthen customer trust and build long-term partnerships with our customers and develop innovative materials which are both beneficial for human and society to become a global company that grows with its customers and the world.

89


Summary

22

“We are trying to reinforce our regional presence in the Balkans” Working for 1 year as Evyap’s Responsible Director for Balkans, Dusan Vukovic works hard to reinforce Evyap products’ regional presence in the countries of the Balkans. Vukovic is not only responsible for Albania, Serbia and Bosnia Herzegovina markets, but also is trying to enter to Croatia and Slovenia markets as well. Vukovic summarizes Evyap Balkans’ objectives for year 2013 as follows: “To retain leadership in existing markets, and to try to enter into new markets. To open representation offices in the Adriatic region, and to carve a better future for the company, in the region.”

multinational companies which helped me to build a solid knowledge base and valuable experience while learning the importance of policies and procedures, performance standards, regular and honest feedback and team management. I have been responsible for business ,organizational development and budgets for various markets ensuring deadlines and agreed cycle volume and financial targets were achieved while ensuring adherence the legal and regulatory framework. Being involved in privatization processes I was exposed to negotiation with various ministries and decision makers.

Could you tell us a little bit out yourself? I was born in Belgrade at that time capitol city of ex-Yugoslavia and now capitol city of Serbia. I finished elementary school and Gymnasium in Belgrade. Then i was in Army at that time this was obligatory for all men’s to spend minimum 12 month. After that I start to study Technical university in Belgrade and I finished Master degree in Belgrade university. For the past seventeen years of my extensive professional career in multinational companies (8 countries) I developed myself in many different directions, and I believe that one of my strongest personal and professional characteristics are very strong goal-orientation and people management. My prime professional challenge is to share my experience, acquire new opportunities and together with my team achieve better results.

How and When did you start to work at Evyap? I was recommended by my ex superior from Efes beverage group to Evyap management. I have started to work for Evyap in August 2012 on position Regional Manager Evyap Adriatic region.

Starting as a merchandiser I grew within the organization to the position of Country Manager .Throughout my career I had the opportunity to get valuable training and hands-on experience in top class

90

Could you tell us about your responsibilities at Evyap? What are your obligations as a Regional Manager Evyap Balkan’s company? My responsibility is to develop regional presence of Evyap products in Balkan countries, to educate ,monitor distributor channels, to propose and organize marketing activities together with marketing department in order to create brand awareness of Evyap product’s in Adriatic region. Which countries do you responsible for the Balkans? I am responsible for Albania, Serbia and Bosnia, also i try to penetrate in new markets such as Croatia and Slovenia (this countries are in EU) What do you think about Evyap and Evyap’s brands? Good quality products with reasonable price ,but market is very fragmented and there are present all the world’s manufacturers as well as local players We need to be ready to play in these position and to be patient to create from step by step better position in the market. How well are Evyap brands known and used in Balkans? Can you tell us about the position of Evyap in the market? My opinion is that brand awareness should be developed by certain activities in the future. What sort of experience does working at a Turkish company, such as Evyap, bring you? What are you learning at Evyap? İt is great experience for me to have opportunity to meet people from different markets which I didn’t have in the past. It’s also very good experience in developing of distributor channels.


Beren Saat’s secret of vitality:

43

Duru Perfume Shower Gel team, putting in real efforts while enjoying ourselves. Within the framework of the campaign, we first had the photo shoots with Nihat Odabaşı. Then we completed the advertisement videos in two days on the set. However, there will be other parts of the campaign, with many more surprises to come.”

Beren Saat, the new advertisement face of Duru, which is one of the most widely recognized personal hygiene brands of Turkey, shared the secret of her success in acting: “Acting is my most important passion, providing a direction for all my life. I work on a very busy schedule, as one dedicated to her profession; I often need to freshen up in order to feel alive. The more lively and well-cared I am, the more successfully I perform in my acting career. For me, the best way of freshening up is to take a shower. Freshening up, feeling awake and alive thanks to the flow of the water and the nice scent of the shower gel make showers an irreplaceable habit. In every shower I take, I use Duru Perfume shower gel, for it offers me all these feelings of vitality and joy. Regardless of your lifestyle and profession, I recommend you light up your spirits first, and then your life; good things will then come on your way.” Were you excited about the offer by Duru, one of the most widely recognized personal hygiene brands of Turkey? “For as long as I can remember, Duru brand is in my life. I used this brand in the past, and when I received Duru’s offer for an advertisement video, I accepted the offer without hesitation. It is most exciting to couple my name with Duru brand.” How do you consider the project process? “I am most excited to be the new advertisement face of Duru. I believe we shot an advertisement video reflecting the freshness of Duru, with a really positive

What does Duru brand remind you in your daily life? “As you are probably aware, we actors and actresses work at a substantial tempo in the set. The way we start the day is reflected directly on our energy and motivation in the set, for the rest of the day. That is why we consider what we eat and what we drink important, and exert diligence on our lifestyle and the products we use. The more lively and well-cared I am, the more successfully I perform in my acting career. For me, the best way of freshening up is to take a shower. Freshening up, feeling awake and alive thanks to the flow of the water and the nice scent of the shower gel make showers an irreplaceable habit. The feeling of renewal on your skin and the lovely scent after the shower are particularly important for us as women. That is why I use Duru Perfume shower gel in every shower I take.” What would be your recommendations for women working on a busy schedule just like you, and how do you cope with the hectic work day? “First of all, I am careful with nutrition, and I take the time to exercise. But perhaps most important of all, I love the life, and I laugh heartily. Regardless of your lifestyle and profession, I recommend you light up your spirits first, and then your life; good things will then come on your way.”

91


Summary

36

“I was very pleased to participate in Activex commercials” cleaning. As I know that being healthy starts with being clean. I know the power of Activex, because I was using Activex products before acting in the commercial film. Our hands are the organs that we receive the microorganisms in an easiest way. For someone who give importance to the hand hygiene like me, it is a very big advantage that Activex is an antibacterial product and have a powerful protective feature. Before, the ones following me on social media was sending me the pictures of my book, now they share my pictures with Actives on twitter and facebook. This is also interesting. It is very good to deserve this trust. The quality of the product makes my work easier. I embrace the entire Evyap family and thank them. It was a pleasant collaboration and a beautiful work.

Famous television presenter Zahide Yetiş became the new face of Activex commercial films as we announced in our journal before. Mrs. Yetiş says that she felt very happy when she received the offer regarding the commercial film. Mrs. Yetiş stated that ‘’I know the power of Activex, because I was using Activex products before acting in the commercial film’’ and underlined that she gives importance to hand hygiene in her daily life. Mrs. Yetis says that it is a very big advantage that Activex is an antibacterial product and have a powerful protective feature. Can you share your story of beginning broadcasting with us? In fact everybody has stories in their own lives and those stories lead you to somewhere. If you notice, sometimes you shape the story and if you fail to do that, it remains as a real story. I got on the stage in primary school for the first time and that was when I heard the applause for the first time. I understood that it was a magnificent life power that I can really enjoy. I recognized this in the primary school. I was grown with cameras as my father was interested in technology. I almost began broadcasting in high school. I dubbed documentaries for TRT. I had a learning and training period began with TRT. I had worked for over 10 years in TRT. Then, I prepared TV shows for TV8 and Kanal D. In short, life makes easy for you to find your way. At least, that was what happened to me. How did you start presenting Doktorum? The show began 1,5 months before I involved. Do you change the driver when the car is at 200 km speed? That was what Doktorum made. It went online

92

streaming with me and ratings began to increase. I was very happy of that situation. I became conductive between the doctors and the public. I tried to make the issues understandable for the public and direct the show by asking the questions they wondered about. I have presented the show for 4 years. And I also received very good feedbacks. The show became my baby. It became one of the works that I’m proud of. It made me hear one of the wordings that I enjoy: ‘’May god bless you my daughter.’’ Therefore, it was a beautiful work that I wrote in gold letters in my history in television. How did you participate in the commercial film of Activex? Evyap is a very successful and big company. It made me very happy to receive an offer regarding the project of Evyap and subsequently participate in the project. I am a person having obsessions regarding

What was the commercial film shooting like for you? The shooting was very pleasant and successful. Everybody worked as a bee, with heart and soul and by having so much fun. Mustafa Emre is a fabulously successful director and the sweetest person in the world. He is someone to talk with for hours. Working with such a director is a very big advantage for a commercial face. It was a tremendous feeling to have a mutual understanding and interaction, although it was the first time that we worked with him, he made us sense that feeling all the way. We made a part of shooting outside and in a very cold environment. I let myself go and I felt cold as I saw the team was feeling cold. Thus, we have seen the achievement of our efforts in the first commercial film. It was a very clear, comprehensible and beautiful commercial film that meets the public.


Evyap Dünyası Dergisi sayı 32  

Evyap Dünyası Dergisi sayı 32

Evyap Dünyası Dergisi sayı 32  

Evyap Dünyası Dergisi sayı 32

Advertisement