Issuu on Google+

Egemen olmasýn uþak olsun Güney Osetya’ya Gürcistan’ýn, saldýrýsýna Rusya’nýn yanýtý sert oldu. ABD ve NATO savaþ gemilerinin Montrö Sözleþmesi’ni ihlal ederek Karadeniz’e geçiþine izin veren Türkiye, emperyalizme baðýmlýlýðýn bedelini sýkýþarak ödüyor. 8-9

‘Gericiliðin aklanmasýna izin vermeyeceðiz’

Olimpiyatlarda kim kazandý? Kapitalizm, çevremizde ne varsa kirletiyor. Olimpiyatlara da tüm insani deðerleri ve zevkleri kâr gözlüðü ile gören sermayenin kiri düþtü.

Yurtsever Cepheli Emekçi Kadýnlar’ýn Tekbir Giyim patronu hakkýnda yaptýðý suç duyurusu Savcýlýk tarafýndan reddedildi. Emekçi kadýnlar karara itiraz etti. 10

15

Türkiye iþçi sýnýfýn a selâm! Meydanlarda ha sretimizi haykýranlara, topraða, kitaba, iþe hasretimize, hasretimize, ayyýl dýzý esir bayraðýmýza . Düþmaný yenece k iþçi sýnýfýmýza se lâm! Paranýn padiþah lýðýný, karanlýðýný yoba zýn ve yabancýnýn ro ketini yenecek iþçi sýnýfýna selâm ! Türkiye iþçi sýnýfýn a selâm! Selâm yaratana !

Eylül 2008

Gündem “Yeni Türkiye Cumhuriyeti.” CIA Türkiye Masasý Þefi Graham E. Fuller’in Türkçe’ye de çevrilen kitabýnýn adý. Fuller yeni cumhuriyete, kitapta da andýðý, alýntýlar yaptýðý Baþbakan Tayyip Erdoðan’ýn dýþ politika danýþmaný Ahmet Davudoðlu’na mal olan “Yeni Osmanlýcýlýk” üzerinden anlam yüklüyor. Fuller’in tezi, ABD’nin, fazla hýrpaladýðý Ortadoðu ve Orta Asya’da daha “yumuþak” iliþkiler geliþtirebilmesi için taþeronluk yapmak üzere “yenilenmiþ” Türkiye diye özetlenebilir. Emperyalist merkezlerde masa üstlerini süsleyen raporlarda pek çok “Yeni Türkiye” tasarýmý var. Bir bölümü zaman zaman “korku bombasý” olarak kullanýlan bu çalýþmalarýn hangisi “esas” senaryodur bilmek mümkün deðil. Ama bunun bir önemi de yok. Çünkü hepsi bir noktada ortaklaþýyor. Kimi Fuller örneðinde olduðu gibi ABD adýna bölgede daha “iþlevsel” bir Türkiye peþinde kimi miadýný tamamen doldurduðu kanaatiyle kaç parça olmalý arayýþýnda. Ama özünde baþka bir çaðýn ürünü olduðuna kesin gözüyle bakýlan bu Türkiye Cumhuriyeti’ni her tür fazlalýðýndan kurtarmak, hafifletmek, küçültmek ve bir an önce “dönüþtürmek” gerektiðinde herkes hemfikir. Dönüþümün doðrultusu için çok uzaklara bakmaya ihtiyaç yok. Hemen Türkiye’nin etrafý Gürcistan’dan Afganistan’a Irak’tan Pakistan’a çeþitli örneklerle dolu. Türkiye’de bir emekçi cumhuriyetine açýlma ihtimali olan tüm kapýlarý duvara çevirmeyi hedefleyen bir dönüþümle karþý karþýyayýz. Bu süreç, Türkiye için birini atlattýðýnda boðazýna kadar bir baþkasýna batmaktan kurtulamadýðý bir krizler dünyasý anlamýna geliyor. Gürcistan’ýn Güney Osetya’ya saldýrmasý ile birlikte sadece bölge için deðil Türkiye için de yeni bir kriz kapýsý açýlmýþ oldu. Türkiye’nin emperyalizmle iliþkilerinin nasýl çýkmaz bir yol olduðu bir kez daha tüm çýplaklýðýyla gözler önüne serildi. Ýçeride Amerikan darbesinin ürünü “büyük uzlaþma” ile derin bir nefes alan düzen aktörlerinin ciðerlerine hava yerine serin Boðaz sularý doldu. Türkiye burjuvazisi bir yanda Rusya diðer yanda ABD kucaðýnda Montrö’yü buldu. Türkiye, Rusya doðalgaz vanalarýný kapattýðý anda neredeyse elektrik ihtiyacýnýn yarýsýný karþýlayamayacak, fabrikalarý duracak bir ülke. Rusya, enerji haricinde de Türkiye’nin en fazla ticaret yaptýðý ülke. Kafkaslarda birbirine düþman edilen halklar Türkiye için bir “dýþ” mesele deðil. Türkiye’de Kafkaslardakinden çok daha fazla Gürcü, Çerkes ve Abhaz yaþýyor. Üstelik Gürcüler de dahil olmak üzere hiçbirinin kalbi ABD ile birlikte atmýyor. Bunlara bir de birlikte kapýdan kovulduðu zannedilen ABD karþýtlýðýnýn bölgedeki geliþmelerle bacadan girdiðini de eklemek gerekiyor.

Sayý 81

Aylýk Emekçi Gazetesi

12 Eylül sürüyor Ülkemizi felaketin eþiðine getiren 12 Eylül

12 Eylül, Cumhuriyetin tasfiyesinin

faþist darbesi, Özal, Demirel, Çiller ve Mesut zeminini hazýrladý. AKP, tasfiyeyi Yýlmaz’la sürdü, Tayyip’le devam ediyor.

tamamlýyor.

Aradan 28 yýl geçti. Ancak 12 Eylül Anayasa’sýyla, ekonomisiyle, siyasetiyle hala güncel. Sermaye ve her anlamda alan açýlan emperyalizm emekçilere saldýrmaya devam ediyor.

olan üniversiteler, YÖK ile kýskaca alýndý. Bilim, sermaye ve emperyalizm için üretildikçe üniversiteler içten içe çürüdü. Gericilik toplumun her yanýna kök saldý. 12 Eylül’ün generalleri kürsülerden ayetler okudu. Dinin siyasal alanla arasýndaki mesafe daraltýldý. Din siyasal alanýn daha fazla içine girdi. Tarikat örgütlenmeleri ile gericilik yaygýn hale geldi.

Emekçiler örgütsüzleþti. Gücü birlikteliði olan emekçi sýnýflar, örgütsüzleþtikçe saldýrýlara yanýt veremedi, çaresizliði kabullenmeye zorlandý. Siyasal gericilik ve faþist terör dalgasý ile hak arayanlar teslim alýnmaya çalýþýldý. Türkiye’de sað güçlendi, sol zayýfladý. Sað siyasetle milliyetçilik ülkemizin üzerine gericilikle birlikte kapkara bir bulut gibi çöktü. Milliyetçilik ve gericilik emperyalist siyasetin ana temasý oldu. Sola ve solculara karþý topyekün bir mücadele baþlatýldý. Binlerce devrimci cezaevlerinde inanýlmaz iþkencelere maruz kaldý. Canlarýndan oldu. Sol partiler, dernekler, sendikalar kapatýlýrken, camilerin sayýsý arttý. ABD Türkiye’ye diz çöktürdü. Türkiye burjuvazisinin korkaklýðý emperyalizme tam boy teslim olmasý, baðýmsýzlýðýn, ulusal egemenliðin tamamen teslim edilmesi ile

sonuçlandý. ABD, “bizim çocuklar” dediði TSK için darbeden sonra “baþardýlar” mesajýný geçti. ABD baþarmýþtý. Ayaklarý üzerinde duramayan Türkiye’ye diz çöktürdü. Baþýna çuval geçirdi. Þimdi ipi elinde istediði yere çekiþtiriyor. Piyasa tanrýsý iþbaþýna geçti. Önce bankerlerle baþladýlar emekçi halkýn cebinden para hortumlamaya sonra bankalar kapladý ortalýðý. Sokak aralarýnda banka þubeleri peydah oldu. Kredilerle, kartlarla emekçileri ve geleceklerini teslim aldýlar. Üniversiteler karanlýðýn yüzü haline geldi. Toplumsal yaþamýn ilerletici unsurlarýndan

Bireysel kurtuluþ çözüm oldu. Dayanýþma, hak ve çýkarlarýn ortak savunusu fikri de faþist darbeden nasibini aldý. Her alanda bireysellik ön plana çýktý. Yalnýzca kendini düþünenlerin sayýsý arttýkça hep birlikte kaybedildi. Kültürel yozlaþma toplumu çürüttü. 12 Eylül yoz toplum istiyordu. Pop müzik, sayýsý artan televizyon kanallarý, gazeteler kültürsüzlüðü pompaladý. Düþün-ce üretimi, siyaset magazinleþtirildi. Her köþe baþýnda porno izlenen meyhanelerin, kumarhanelerin sayýsýnýn artmasýna izin verildi. Beyinleri esir alan gericilikle birlikte yozlaþma katlanarak arttý. Yozlaþtýrdýkça çürüttü.

12 Eylül’le baþlayan ABD

diler. ABD ve NATO savaþ

darbesi sürüyor. Bölgede,

gemileri Boðazlar’dan ge-

savaþlar, ABD iþgali bitmi-

çerek

yor. “Çanakkale geçilmez”,

yýðýnak yapýyor. Ne gerek

“Tek bir çakýl taþý vermeyiz”

var sormaya! Türkiye Cum-

diye diye ülkeyi ABD'nin ve

huriyeti tarihinde olmadýðý

AB'nin uþaðý haline getir-

kadar aþaðýlanýyor.

Kafkaslara

askeri

12 Eylül’ün faþist generallerini koruyorlar Ergenekon ile darbecilerin yargýlandýðýný düþünmemizi istediler. Hangi darbeciler? Elleri yetiyorsa, Marmaris’teki darbeci generali yargýlasýnlar. Güçleri yetiyorsa ABD ile iliþkileri kessinler. Nefesleri yetiyorsa, ezan okumayý býrakýp Avrupa Birliði’ne çek git desinler. Bunlarý yapabilirler mi? Yapamazlar. Ýþleri güçleri 12 Eylül’den aldýklarý mirasý devam ettirmeye çalýþmak. AKP, sermaye, TSK ve emperyalizmin

çýkar ortaklýðý ülkemizi kiþiliksizleþtirdi. Ya çýkarlarý farklý olan emekçi halk? Emekçilerin iktidarý için çalýþanlar? Nefeslerini patlatanlar? Ne yazýk, liberalleþen bölümü Ergenekon davasýnýn albenisine kapýldý. Ne yazýk, bu davanýn her þeyi iyi ve güzel hale getireceðine, demokrasinin yerleþeceðine inandý. Buna inanmayanlarý ise faþistliðin binbir çeþidi ile suçlarken bir yandan MHP’yi akladý. Liberallerin su dövdüðünü

söyleyemeyiz. Emperyalizmin yönelimlerine su taþýdýlar. Þimdi ise kendi içlerinde dövünmeye baþladýlar. Dava Ekim’de baþlayacak. Baþýndan beri davanýn kendisinin deðil, sürecin önemli olduðunu söyledik. Süreç baþýndan beri söylediðimiz gibi, solu ve emekçileri teslim almak istiyor. Bu sürece emekçilerin çýkarlarý için taþ koyan yurtseverler, baðýmsýz ve onurlu bir ülke inþa edecekleri yolun taþlarýný diziyor.

24 Ocak kararlarý devam ediyor 1980, ülkemizde iki önemli tarihle anýlýyor. 24 Ocak ve 12 Eylül. Her iki tarihte gerçekleþenler ülkemiz siyasi hayatýnýn belirleyenleri olma özelliðini taþýyor. 24 Ocak kararlarýný uygulamaya koyan 12 Eylül faþist yönetimi bugüne kadar gelen ekonomik ve siyasal geliþmelerin ilk adýmlarýný attý. Nasýl mý? Ýstikrar tedbirleri adýyla halka tanýtýlan 24 Ocak kararlarý dünü de bugünü de açýklýyor. Devalüasyon yapýlarak, günlük kur uygulamasýna gidildi. ABD dolarý bir anda 47TL’den 70 TL’ye çýkarýldý. KÝT ürünlerine yüzde 300-400’leri bulan zamlar yapýldý. Temel tüketim maddelerinden olan çay, þeker gibi ürünlerden devletin katkýsý kaldýrýldý. Böylece serbest piyasa ekonomisinin en önemli kuralý uygulamaya sokulmuþ oldu. Devletin ekonomideki belirleyiciliði tamamen dýþ dinamiklere býrakýldý. Dýþ ticaret serbestleþtirildi. Ýthal ürünler ülkemize girmeye baþlarken, ülkemiz üretimden, hizmet alanýndan uzaklaþtý. Ýthal ürünler market raflarýnda yer almaya baþladý. Türkiye’nin daha baðýmlý hale getirilmesinde en önemli adýmlardan biri atýlmýþ oldu. Devletin ekonomideki payýný küçülten önlemler alýndý. Özel sektörle rekabet edemediði iddia edilen devlet üretimden, hizmetten çekilmeye baþladý. Özelleþtirmelerle devletin sýrtýnda kambur olduðu söylenen kamu kuruluþlarý bir bir satýldý. Eðitime ve saðlýða ayrýlan pay azaltýldý. Devletin parasýz olarak sunmasý gereken eðitim ve saðlýk paralý hale getirildi. Yabancý sermaye yatýrýmlarý teþvik edildi ve sermaye hareketleri serbest býrakýldý. Ekonominin motor gücü kamu üretimden çekildi, alan yabancý sermayeye terk edildi. Vergi muafiyeti, bedava arsa kullanýmý, ucuz elektrik, su gibi teþvikler getirildi. En önemlisi yabancý sermayenin gelmesini teþvik etmek için iþçilik ücretleri ucuzlatýldý. Ülkemize para giriþ çýkýþý kolaylaþtýrýldý. Para hep yüksek tutulan faize geldi. Faizi emekçiler ödedi. Gübre, enerji, ulaþtýrma dýþýnda sübvansiyonlar kaldýrýldý. Devletin üretimi teþvik etmek için uyguladýðý kaynak aktarma politikasý devlet kurumlarý için uygulanmazken, sermaye için büyük paralar aktarýldý. Tarým ürünlerini destekleme alýmlarý sýnýrlandýrýldý. Öncesinde devlet, çay, fýndýk, tütün, þeker pancarý alýmlarý gerçekleþtirirken, bu kararla doðrudan tarýmýn tasfiyesinin ilk adýmlarý atýlmýþ oldu. Devlet bu alanlardaki üretimden çekildi. Üretim yapýlan fabrikalar özelleþtirildi.


2

HÝZMET ÝÞÇÝLERÝ

Eylül 2008

ÝSKÝ iþçileri, Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi gerçeðini anlattý

‘Çalýþan, iþ yapan iþçilere ceza veriliyor’

ÝSKÝ, Büyükþehir’in en büyük þirketlerinden biri

Yerel seçimler yaklaþýyor. Büyük birer þirkete, hatta büyükþehir belediyeleri düþünüldüðünde holdinge dönüþen belediyeler, halkýn gözünü boyamaya dönük faaliyetlerine hýz verdi. Belediyelerde çalýþan iþçilerin sorunlarý ise çýð gibi büyüyor. Ýki ÝSKÝ iþçisi ile çalýþma koþullarýný konuþtuk. Aþina olduðumuz aðýr sömürü koþullarýndan fazlasýný, AKP gerçeðini anlattý iþçi arkadaþlarýmýz. Çok çalýþtýrýldýklarýndan söz etmelerini beklerken ÝSKÝ yönetiminin kadrolu iþçilere çalýþmayý yasakladýðýný söylediler! Nasýl mý? Yanýtý için... Öncelikle çalýþtýðýnýz kurumu bize tanýtabilir misiniz? Hüseyin: 21 yýldýr ÝSKÝ’de çalýþýyorum. ÝSKÝ, Büyükþehir’e baðlý 17 müdürlükten bir tanesi. Büyükþehir’in altýn yumurtlayan tavuðu da diyebiliriz. 5 bin 100 iþçi ve 2 bin civarýnda memur çalýþýyor. Kemal: Ben 15 senelik ÝSKÝ iþçisiyim. ÝSKÝ, yapý itibariyle çok daðýnýk bir kurum. Toplamda 25-30 depo var. Her depoda 4-5 kiþi çalýþýyor. Genelde vardiyalý olarak çalýþýyoruz ve diðer iþçilerle bir araya gelemiyoruz. Belediyeye baðlý þirketlerde çalýþma koþullarý için neler söyleyebilirsiniz? Sendika örgütlenmesi ne durumda? Kýsacasý belediyelerde iþçiler ne durumda? Kemal: ÝSKÝ’de iþçi statüsündeki herkes Tes-Ýþ Sendikasý’nda örgütlü. Tamamen sarý sendikacýlýk hakim. Ama yine de kamu kurumlarýnda çalýþmak ve sendikalý olmak bir avantaj. Çoðu iþçi bu nedenle “daha ne isteyebiliriz ki?” diye düþünüyor. Ama hak gasplarý bize de yansýmaya baþladý. Mesela cumartesi-pazar günleri iþ günü olarak sayýlmýyordu ve izin günleri 5 gün üzerinden hesaplanýyordu. Artýk cumartesiyi de iþ günü olarak saymaya baþladýlar. Böylece izin günlerimiz gasp edilmeye baþlandý. Þu anda var olan çalýþma koþullarý yöneticilerin elini çok güçlendirdi. Yeni yasal deðiþiklikler de bunun cabasý. Kanunsuz bir þekilde iþten çýkarýlan arkadaþlarýmýz mahkeme kararýyla geri dönüyorlar fakat iþveren kötü niyet tazminatý verip bu kiþileri tekrar iþe almayabiliyor. Hüseyin: Çalýþma koþullarý açýsýndan, diðer müdürlüklerde var mý bilemiyorum ama ÝSKÝ’de bir gariplik söz konusu. Kadrolu ÝSKÝ iþçisine çalýþmak yasak. Çalýþan veya iþ yapan arkadaþlara ceza veriliyor. Birçoðumuz kalifiye usta, ama iþ yapmalarýna izin verilmiyor. Önemli olan taþeronlarýn iþ yapmasý. Sendika yönetiminin ise, ben bu kurumda çalýþmaya baþladýðým günden beri, deðiþtiðini görmedim. Babadan oðula geçen bir saltanat gibi. Diðer bir gerileme ise ÝSKÝ tarihinde ilk defa sözleþmeli personel uygulamasý baþlatýldý.

Az önce “Önemli olan taþeronlarýn iþ yapmasý” dediniz. Taþeronlaþma hangi düzeyde? Hüseyin: Ýþlerin neredeyse tamamýný taþeronlara veriyorlar. Taþeron firmalar arasýnda da büyükten küçüðe doðru bir hiyerarþi var. Biri alýyor, diðerine veriyor. Aracý ve tepedeki firmalar elini iþe sürmeden çok büyük kârlar elde ediyorlar. Kemal: ÝSKÝ’de taþeron firmalar genelde yandaþlardan seçiliyor. Zaten yolsuzluklarýn çoðu da bu firmalar üzerinden oluyor. Kanalizasyon kapaðýný yapmadýklarý için bir küçük kýzýn ölümüne neden olan firmaya tekrar ihale verilebiliyor. Çünkü iþi almasý için firmanýn kapasitesi, güvenilirliði ve geçmiþi önemli deðil. Peki taþeron firmalardaki iþçilerin çalýþma koþullarý nasýl? Hüseyin: Taþeron iþçilerin çalýþma þartlarý berbat. Günde en az 12-13 saat çalýþýyorlar. Barýnma ve yaþam koþullarý çok kötü. Aslýnda Tuzla tersanelerinden bir farký yok. Bu iþçiler seçilirken siyasi çevre belirleyici oluyor. Baþýna bir kaza gelse dahi þikayetçi olmuyorlar. Çünkü iþveren ile ya bir akrabalýk baðý ya da siyasi baðý var. Ýþten çýkartýldýklarýnda tazminat vermemek için her yýl girdiçýktý yapýyorlar. Daðýnýklýk ve az önce anlattýðým nedenlerden dolayý örgütlenmek ve sendikalaþmak akýllarýndan geçmiyor. Kadrolaþma ne düzeye gelmiþ durumda? Hüseyin: Kadrolaþmanýn artýk tamamlandýðýný söyleyebiliriz. Refah Partisi dönemini de sayarsak 3 dönemdir iktidardalar. 1994’ten bu yana artan bir gericileþme söz konusu. Mevcut iþçilerin 4 bine yakýný ‘94’ten sonra iþe alýndý. Çok çeþitli kadrolaþma taktikleri izliyorlar. Örneðin ilk önce küçük çevre belediyelerde iþe alýyorlar, sonra bunlarý çeþitli kadrolara yerleþtiriyorlar. Kemal: Büyükþehir’e baðlý bütün birimlerde sarýkla, cüppeyle, türbanla çalýþan sayýsý her geçen gün artýyor. Siyasi olarak baðlý olduðu bir patrona karþý çýkmak þöyle dursun, minnet duygusuyla nerdeyse tapýnýyorlar. Her türlü deðerlendirme siyasi görüþe göre yapýlýyor. Ýþçi de olsa þef de olsa kendi yandaþlarýnýn yanlýþlarýna ses çýkarmýyorlar veya göstermelik cezalarla geçiþtiriyorlar. Tüm bunlar belediye iþçilerinin profilini nasýl etkiledi? Kemal: Bugünkü iþçiler “çok þükürcü”. Bu yüzden örgütlenmede zorlanýyoruz. Ýþçiler mücadele etmiyor, daha doðrusu etmek istemiyor, kazanýlmýþ haklar elden gidiyor fakat kimse ses çýkarmýyor. “Biz ne yapabiliriz ki” diye soruyorlar. Hüseyin: Birbirlerine güvenmiyorlar, mesai için birbirlerini kesebilecek, terfi etmek için birbirinin ayaðýný kaydýrabilecek bir profil var ortada. Ýþçiler arasýnda hiçbir bað yok ve zaten var olan sendikanýn da böyle bir derdi yok. Çok fazla bölünmüþ durumdayýz. Kemal: Doðru. Ýþçi-memur olarak zaten bölünmüþ durumdayýz, bu yetmiyor iþçileri siyasi olarak bölüyorlar, etnik yapýsýna göre bölüyorlar. Ayrýca örgütlü olmaya dönük güven de azalmýþ durumda. Diðer yandan þu anda iþçi arkadaþlarýmýzýn birçoðu kredi kartlarýna tutsak olmuþ durumda. Birinden çekip öbürünü kapatýyorlar, Hüseyin: Boðaz’dan Amerikan gemileri geçiyor ama kimsenin haberi yok. Kendilerinden baþka bir

þey düþünmüyorlar. Bir kesim ise müteahhitle ortak iþler yaparak köþeyi dönme peþinde. Kýsa bir süre önce ÝETT iþçileri iþ yavaþlatma eylemi yaptýlar. Oradaki durumdan haberdar mýsýnýz? Hüseyin: ÝETT iþçileri Hak-Ýþ’e baðlý Hizmet-Ýþ’e geçtikten sonra kayýplarý çok oldu. Detaylarýný bilmiyorum ama kendi söylediklerine göre bir önceki sözleþmede 29 baþlýkta kayýplarý olmuþ. Son dönemde AKP sendikalara da müdahale ediyor. Bunu büyük ölçüde Hak-Ýþ eliyle yapýyorlar. ÝSKÝ’de de böyle bir gündem var mý? Hüseyin: Su ve enerji iþ kolunda Hak-Ýþ’in yetkili sendikasý olmadýðý için biz Türk-Ýþ’teyiz. Olsa hemen bir yolunu bulup devredecekler. Belediye-Ýþ bir süre önce biraz sancýlý da olsa grev kararýný astý. Bu konudaki yorumlarýnýz? Hüseyin: Þu an belediyeler içerisinde Belediye-Ýþ biraz siyasal duruyor. Bunun sebeplerinden bir tanesi eski iþçi profili halen hakim durumda. Bazý yerlerde greve çýkacaklarýný duyurdular ama halk hissetmeyecek bu grevi. Belediye-Ýþ’liler greve çýkacak ama iþler durmayacak. 1995 grevinden sonra belediyeler de bir daha ayný duruma düþmemek için çok ciddi önlemler aldý. Taþeronlarýn çalýþmasý bir þekilde engellenmeli. Yoksa grev etkisiz kalýr. 1995 grevini ve 1989 bahar eylemlerini kuvvetli kýlan bu etkiydi. Yine de belediyeler iþçilerinin yaþadýðý gerileme ortamýnda grev kararýný olumlu buluyorum. Son alarak söyleyecekleriniz neler? Kemal: Örgütlenmek en büyük gereklilik. Ama ilk önce iþçilerin birlik olmasýný saðlamak gerekiyor. Yozlaþmaya, yolsuzluklara, yaðmaya ve hak gasplarýna karþý durmak için örgütlenmemiz gerekir. Hüseyin: Þu anda var olan durum iþçilerin siyasal olmamasýndan kaynaklý. Söylediklerimizi kabul ediyorlar ama korktuklarýndan sadece hak veriyorlar. Ýþçilerin arasýndaki bölünmüþlüðü ve daðýnýklýðý gidermek için örgütlülüðü zorlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacýmýz var. Onun için tüm arkadaþlarýmýzý yozlaþmaya ve hak gasplarýna karþý mücadele etmeye inatla davet edeceðiz. Baþka þansýmýz yok ki! Düne kadar TEKEL ve SEKA iþçileri de ÝSKÝ iþçileri gibi düþünüyorlardý. Ama birçoðu iþsiz kaldý. Dolayýsýyla ÝSKÝ iþçisinin ayný duruma düþmeyeceðinin garantisi yok.

GÜNDEM

Eylül 2008

Belediye iþçileri bin parça

DÝSK Ýzmir Mitingi 13 Eylül’de

12 Eylülcü AKP’ye karþý Ýzmir’deyiz

12 Eylül’e ve AKP’ye karþý ortak bir irade oluþturulmasý, içinden geçtiðimiz bu günlerde büyük önem taþýyor. AKP’nin 12 Eylül rejiminin çocuðu olduðunu anlatmak gerekiyor.

Belediyelerde þirketler ve taþeronlara dayalý AKP örgütlenmesi, iþçilerin örgütsüzlüðünün temel nedeni. Sendikalar da bu süreçte ya çaresiz kalýyor ya da belediye yönetimlerine koltuk deðnekliði yapýyor.

Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi’ne baðlý 23 þirket bulunuyor ve hizmetlerin büyük bölümü bu þirketler tarafýndan gerçekleþtiriliyor. Ancak bu þirketler de iþleri deðiþik taþeronlara yaptýrýyor. Bunlar da hesaba katýldýðýnda büyük bir holding kadar “iþtiraki” bulunan Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi’nde ve þirketlerde çalýþan iþçi sayýsý 40 bine yaklaþýyor. Taþeronlar da dahil edildiðinde çalýþan sayýsýnýn 100 bini geçtiði tahmin ediliyor. Büyükþehir Belediyesi’nin 2008 yýlý bütçesi yaklaþýk 16 milyar lira ve pek çok ülkenin devlet bütçesinden daha büyük. Þirketleþme ve taþeronlara dayalý yapý ile bu muazzam kaynaðýn talan edilmesi için uygun mekanizmalar yaratýlýrken ayný zamanda iþçiler bölünmüþ ve örgütlenmelerinin, mücadele etmelerinin önüne de geçilmiþ oluyor. Bu tabloya hem mali kaynaklar hem de iþçi sayýlarý ile Ýstanbul’daki ilçe belediyelerini de eklemek gerekiyor. AKP örgütlü, iþçiler örgütsüz Belediye iþçilerinin bugün içinde bulunduklarý durum da taþeronlaþtýrma eliyle gerçekleþtirilen bölünmenin acý sonuçlarýný sergiliyor. AKP’nin bu konudaki tek aracý taþeronlaþtýrma deðil, arka bahçesi haline getirdiði sendikalarý da hesaba katmak gerekiyor.

Türk-Ýþ’e baðlý Belediye-Ýþ Sendikasý’nýn Ýstanbul’daki belediyelerde yürüttüðü sözleþme süreci, sendikalarýn içine düþtüðü acizliðin yanýnda iþçilerin bölünmüþlüðünün de boyutlarýný gözler önüne serdi. Yürürlüðü 1 Mart 2008 tarihinde olan Belediye toplu iþ sözleþmelerinde, uyuþmazlýðýn ardýndan Aðustos ayýnda grev sürecine gelinmiþti. Ýstanbul Büyükþehir Belelediyesi’ne baðlý Müdürlükler olan Park Bahçeler, Yol Bakým, Mezatlar, Zabýta, iþtirak þirketleri olan Ýston, Ýsfalt, Ýsbak, Kültür AÞ ve Belbim AÞ ile birçok ilçe belediyesini kapsayan sözleþme süreci yaklaþýk 10 bin iþçiyi kapsýyor.

Ancak taþeronlaþtýrmanýn boyutlarý, iþçilerin hak alma mücadelesini etkisiz kýlýyor. Taþeron þirketlerin çokluðu, taþeron iþçilerin sayýca artmasý, farklý ilçe belediyelerinde ve diðer þirketlerde çalýþan iþçilerin birbirinden koparýlmýþ olmasý, grev silahýný da etkisizleþtiriyor. Belediye-Ýþ Sendikasý’nýn 28 Aðustos’da grev uygulama kararýný açýkladýðý Zeytinburnu Belediyesi’nde çalýþan yaklaþýk bin iþçinin yalnýzca 150’sinin kadrolu ve sendikalý, diðerlerinin farklý farklý þirketlerde çalýþan taþeron iþçiler olmasý vehameti ortaya koyuyor. Bu durum diðer tüm ilçe belediyelerinde, iþtirak þirketlerinde ve müdürlüklerde de geçerli.

‘Montrö ihlali ile suç iþleniyor’ Yurtsever Hukukçular, ABD ve NATO savaþ gemilerinin Boðazlar’dan geçerek Karadeniz’e çýkýþlarýnýn takipçisi olmaya devam edeceklerini ve Montrö Boðazlar Sözleþmesi’nin açýkça ihlali anlamýna gelen son geçiþlere izin veren AKP hükümeti ve devlet görevlileri hakkýnda gerekli hukuki yollara da baþvurma kararlýlýklarýný ifade ederek 22 Aðustos 2008 günü basýn açýklamasý yaptý. Basýn açýklamasýnýn tam metnini yayýnlýyoruz: AKP ülkemizi savaþa sürüklüyor AKP hükümeti NATO’ya baðlý Alman ve Ýspanyol savaþ gemilerinin geçiþine izin verip, Amerikan savaþ gemilerinin geçiþine de izin vereceðini duyurarak Türkiye’nin egemenlik haklarýný düzenleyen ana sözleþmelerden biri olan Montrö Boðazlar Sözleþmesi’ni kendi elleriyle ihlal etmiþtir. Hem Boðazlardan 21 Aðustos Perþembe günü geçen NATO savaþ gemileri hem de geçeceði söylenen Amerikan savaþ gemileri Montrö

Boðazlar Sözleþmesi’nde insani yardýmlarda görevlendirilebilecek gemilere iliþkin 8 bin tonluk sýnýrlamanýn çok üzerinde büyüklüklere sahiptir. Yardýmlarýn savaþ gemileri ile yapýlmasýndaki ýsrar, “insani yardým”ýn bir bahane olduðunu açýk olarak göstermektedir. Yaþananlarsa Birinci Dünya Savaþý’nda Boðazlardan geçiþine izin verilen Goeben ve Breslau gemilerini hatýrlatmaktadýr. Türkiye, ABD kuyruðunda, komþularýyla bir savaþa adým adým yaklaþtýrýlmaktadýr. AKP’nin izlediði ve sadece Amerikan çýkarlarýna yarar saðlayan politikalar Türkiye’yi açýkça saldýrgan bir ülke konumuna getirmektedir. Bugün ABD’nin ve NATO’nun Karadeniz’e yerleþmesine imkan saðlayan AKP hükümeti yarýn Ýran’a yapýlacak olasý bir saldýrýda da ABD politikalarýnýn uygulayýcýsý olacaðýný göstermektedir. Türkiye’nin, saldýrgan devletlerin masasýnda yer kapmak için bütün bu suçlara ortak olmasý, savaþ bataðýna çekilerek sonu belirsiz bir kirli oyu-

nun piyonu durumuna düþmesi asla kabul edilemez. Yurtsever Hukukçular, halkýmýzý emperyalizme karþý mücadeleye çaðýrýrken AKP hükümetini son bir kez uyarmaktadýr; suç iþliyorsunuz! Türkiye’nin egemenliðini ve baðýmsýzlýðýný ayaklar altýna alan, Türkiye’yi komþularýna karþý saldýrgan bir ülke haline getiren Amerikan iþbirlikçisi politikalar terk edilmelidir. ABD ve NATO’nun saldýrganlýðýnýn bir parçasý olmaktan derhal vazgeçmelidir. Yurtsever Cepheli Hukukçular

AKP baðýmlýlýðý programlaþtýrýyor

Teþekkür ediyoruz. Cemil Çiçek iþbirlikçiliklerini ballandýrarak anlatýyor

Belediye iþçileri eylemde

3

Dýþ politika baþlýðý olma özelliðini yitiren Avrupa Birliði ülkemizin iç politik geliþmelerinde önemli bir odak artýk. Abisi ABD’nin sözünden dýþarýya çýkmayan, her durumda ABD’ye biat eden Avrupa Birliði önce ipleri geriyormuþ gibi davranýyor ancak ABD’nin attýðý adýmlarýn sýký takipçisi olarak onun izinden yürümeye devam ediyor. Irak’ýn iþgalinde önce mýrýldanarak karþý çýkmýþ, sonrasýnda ise AB ülkelerinin askerleri de Irak’ta iþgal güçleri içerisinde yer almýþtý. Þimdi sýrada Kafkaslar var. Gürcistan’ýn kravat yiyen Baþkaný AB Dönem

sözcüsü Fransa’dan Rusya’yý durdurmalarýný dilenirken uþaðý olduðu ABD’nin de baþka bir düþüncesi olmadýðý açýk seçik bir biçimde belirgindi. Süreç Kafkaslarda ýsýnýrken AKP, Þubat 2008’de Avrupa Birliði’nin hazýrladýðý Katýlým Ortaklýðý Belgesi’nin gereklerini yerine getireceði üçüncü Ulusal Programý hazýrladýðýný açýkladý. Hazýrlanan Ulusal Program, üyelik için Türkiye’nin Avrupa Birliði’nin isteklerini yerine getireceðinin belgelendiði, baðýmlýlýk programlarýndan yenisi olma özelliðini taþýyor. Bugüne kadar Avrupa Birliði ile

oluþturulan müktesabat çalýþmalarýnýn daha da hýzlanmasý gündemde. Avrupa Birliði ile mesafe açmýþ gibi görünen AKP, kapatma davasýnda Avrupa Birliði’nin tam desteðini almakla kalmamýþ, eðer AKP kapatýlýrsa Türkiye’nin AB yolculuðunun biteceði “tehdidi” ile rahata ermiþti. Kapatma davasýnýn sonuçlanmasý ile birlikte, AKP aldýðý “takdir”in gereðini Ulusal Programý hazýrlayarak yerine getiriyor. Üçüncü Ulusal Program’ýn gerekleri için, Ekim ayýnda Meclis’in açýlmasýyla birlikte çalýþmalara baþlanmasý öngörülüyor. Ulusal Program’a göre 4 yýlda 131 yasal düzenleme, 342 tüzük ve yönetmelik deðiþikliði ve 33 fasýlla ilgili 473 düzenleme yapýlmasý öngörülüyor. 400 sayfadan oluþan programda Anayasa deðiþiklikleri de bulunuyor. Böylece, Anayasa tartýþmalarýnýn baðlanacaðý yerin, Avrupa Birliði olduðu “resmiyet” kazanmýþ oluyor. Çok kapsamlý deðerlendirmeler yaptýklarýný iddia eden iþbirlikçi AKP hükümetinin sözcüsü Cemil Çiçek, Ulusal Program’la Türkiye’nin önümüzdeki 4 yýlýný baðlamýþ olduðunu ifade ediyor. Üçüncü Ulusal Program üretimden tüketime, saðlýktan eðitime, tarýmdan sanayiye, enerjiden çevreye, adaletten güvenliðe, günlük yaþamýn her alanýnda Avrupa Birliði’ne tam baðýmlýlýk getiriyor.

Devrimci Ýþçi Sendikalarý Konfederasyonu (DÝSK), geçtiðimiz ay 12 Eylül faþist darbesinin 28. yýlýnda Ýzmir’de bir miting gerçekleþtireceðini duyurmuþtu. 12 Eylül’ün hemen ardýndan kapatýlan ve faaliyetlerine 13 yýl ara vermek zorunda kalan DÝSK’in Ýzmir’de gerçekleþtireceði bu miting, Türkiye’nin içinden geçtiði siyasi kesit açýsýndan da ayrý bir önem taþýyor.

Ergenekon davasý ile yaratýlmaya çalýþýlan darbecilik-demokrasicilik ayrýmýnda DÝSK, liberal ve gerici güruh tarafýndan AKP’yi aklama operasyonunun mezesi haline getirilmeye çalýþýlmýþtý. DÝSK, Ergenekon operasyonlarýnda AKP’yi desteklemesi yönünde sürekli çekiþtirildi. 13 Eylül Ýzmir Mitingi bu açýdan AKP’nin 12 Eylül rejiminin devamý olduðunun emekçiler nezdinde deþifre edilmesi için bir fýrsat olacak. DÝSK, Ýzmir Valiliði’ne yaptýðý miting baþvurusunun ardýndan yaptýðý açýklamada bu konunun altýný çizerek, AKP hükümetinin ekonomide ve siyasette 12 Eylül rejimini sürdürdüðünü ifade etti. 12 Eylül askeri darbesine, AKP’in emek düþmaný politikalarýna ve her türlü demokrasi dýþý arayýþa karþý tepkisini bu mitingle göstereceðini ifade eden DÝSK, tüm emekçileri ve emek güçlerini mitinge katýlmaya çaðýrdý. Türkiye Komünist Partisi ve Yurtsever Cephe de tüm örgütlerine yaptýðý çaðrý ile mitinge katýlýmý örgütlüyor. Miting 13 Eylül Cumartesi günü saat 14:30’da Ýzmir Gündoðdu Meydaný’nda gerçekleþtirilecek.

Dýþ politikada ‘baðýmlýlýk’ açmazý Kafkaslardaki gerginlikte Rusya’nýn son hamlesi Güney Osetya ve Abhazya’yý tanýmak oldu. Fiilen zaten Gürcistan’dan “baðýmsýz” durumda olan iki bölge bir süre önce baðýmsýzlýklarýný ilan etmiþlerdi. Rusya’nýn iki yeni devleti tanýma kararý sonrasýnda Kafkaslar ve Karadeniz’in bütünündeki gerginlik yeni bir boyut kazanýrken, Türk dýþ politikasý da büyük bir açmazla karþý karþýya. Rus Devlet Baþkaný Medvedev’in iki devletin Gürcistan’dan kopuþuna uluslararasý meþruiyet kazandýrmak için onayladýðý kararýn, uluslararasý politikada ciddi bir kamplaþmaya neden olmasý bekleniyor. ABD ve diðer batýlý ülkeler Rusya’nýn hamlesine sert tepkiler verdi. Almanya gibi Rusya politikasýnda daha hassas olan ülkelerin de, Kafkaslarda ABD ve

NATO ile birlikte ortak hareket etme eðilimi geliþtirdikleri ve bu durumun NATO üyesi Türkiye’nin yaþadýðý sýkýþmayý iyice artýrdýðý görülüyor. AKP hükümetinin Rusya’nýn son adýmý karþýsýndaki tepkisizliði de bölgedeki “manevra” yeteneðinin zayýfladýðýný gösteriyor. Rusya, yapýlan açýklamalar ve Dýþiþleri Bakaný Lavrov’un ziyareti ile Türkiye üzerindeki basýncý daha da artýrýyor. Rusya Genelkurmay Baþkan Yardýmcýsý General Nogovitsýn, “Karadeniz savaþ gemisi kaynýyor. Montrö Antlaþmasý’na göre azami süre olan 21 günün dolmasýný bekliyoruz. NATO gemileri Karadeniz’den çýkmazsa, bunun sorumlusu Türkiye olur” derken Lavrov’un da bu konuyu gündeme getirmesi bekleniyor.

Hepimiz 88 yaþýndayýz. Türkiye Komünist Partisi 10 Eylül’de 88. kuruluþ yýldönümünü yapacaðý etkinliklerle kutluyor.

Ýstanbul: Bostancý Gösteri Merkezi-Bostancý / saat:19.30 Ankara: TMMOB Ýnþaat Mühendisleri Odasý Teoman Öztürk Salonu-Kýzýlay / saat: 18.30 Ýzmir: Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi -Varyant-Konak / saat: 19.30


4

DÜNYADAN

Eylül 2008

Gerçekçi ol imkansýzý iste

Venezuela, Bolivya ve Ekvador’da emekçiler kazanýyor

Correa, Chavez ve Morales, ülkelerini yeniden inþa ediyorlar

Dünyanýn farklý köþelerinde emekçi halk, sermayenin azgýn saldýrýsý karþýsýnda hak kayýplarýna uðrarken; bu saldýrýlara bir süredir tek baþýna kafa tutan Küba’ya artýk Venezuela, Bolivya ve Ekvador da eþlik ediyor. “Gerçekçi ol, imkansýzý iste” diyen Che’ye kulak verenler, felaketin eþiðinde ya da felaketin tam ortasýnda yeni bir ülke inþa ediyorlar. Venezuela millileþtiriyor 1998 yýlýnda Chavez’in iktidara geldiði Venezuela’da halkýn yarýdan fazlasý yoksulluk sýnýrýnýn altýndaydý. 23 milyonluk ülkede iþsizlik yüzde 17 iken çalýþan çocuk sayýsý bir milyondu. Okulu býrakan çocuk sayýsý 600 bine yaklaþýrken, okuyan çocuklarýn yarýsýna yakýný orta öðrenimini tamamlama þansýna sahip deðildi. Chavez’in iktidara gelmesinden kýsa bir süre sonra bir milyonun üzerinde Venezuelalýya okuma yazma öðretil-

di, binlerce gence ilkokulu tamamlama ve ortaokula gitme imkaný tanýndý, her yaþtan insana üniversite kapýlarý açýldý. Venezuela ‘90’lý yýllarda saðlýk alanýnda özelleþtirmelere maruz kalmýþtý. Saðlýk harcamalarýnýn yarýya yakýnýnda kesintiye gidilirken, emekçilerin önemli bir kýsmý en temel saðlýk hizmetlerini alamaz hale gelmiþti. Yaþam beklentisi nüfusun çoðunluðunu oluþturan yoksullarda ortalama 58 yýl iken zenginlerde 78,1 yýldý. Chavez’in iktidarýnda ise saðlýk alanýnda özelleþtirme yasaklanarak tüm saðlýk hizmetleri parasýz hale getirildi. Venezuela’da eskiden 0-6 yaþ arasý çocuklarýn yarýsý yetersiz beslenme sorunu yaþarken, bugün uygulanan gýda programý sayesinde yaklaþýk 12 milyon kiþi yeterli gýda alabilir hale geldi. Kýrsal kesimlerde sulamanýn ve tarým kimyasallarýnýn geliþtirilmesine, genetik iyileþtir-

DÜNYA’DAN KISA KISA... Güney Koreli sendikacýlara özgürlük Güney Kore Sendikalar Konfederasyonu’nun (KCTU) zamlara ve özelleþtirmelere karþý uzun süredir yürüttüðü kitlesel eylem ve grevlere yönelik Güney Kore hükümeti saldýrýya geçti. Onlarca sendikacýnýn tutuklandýðý, sendika binalarýnýn basýldýðý Güney Kore’ye yönelik tepkiler ise artýyor. Sendikacýlarýn serbest býrakýlmasý için uluslararasý çapta bir kampanya baþlatýldý. DÝSK yaptýðý açýklama ile sendikacýlarýn serbest býrakýlmasýný ve sendikalar üzerindeki baskýlarýn durdurulmasýný istedi.

Aðýr çalýþma koþullarýna karþý eylem Brüksel’de bulunan uluslararasý Zaventem Havaalaný’nýnda yer hizmetlerinde çalýþan iþçiler, kötü ve aðýr iþ koþullarýndan yakýnarak iþ gücü takviyesi istemiyle iþ býraktýlar. Yolcu bagajlarý, yolcularýn uçaklara taþýnmasý ve alanýn çeþitli hizmetlerinden sorumlu Aviapartner isimli þirketin iþçileri tarafýndan aðýr çalýþma koþullarýna karþý baþlatýlan greve ayný hizmetlerde bulunan Flightcare þirketine baðlý çalýþan iþçiler de katýldýlar. Grevin etkisi nedeniyle havaalaný yönetimi hýzlýca eylemci iþçilerle görüþmelere baþladý.

Saðlýk emekçileri eylemde Sri Lanka hükümetinin ülke halký açýsýndan büyük riskler içeren Özel Kan Bankasý’na dair yasa önerisi, ülkedeki tüm saðlýk çalýþanlarýnýn katýlýmý ile protesto edildi. Medyanýn yasa taslaðý hakkýnda yanlýþ bilgiler verdiði vurgulanarak 10 bin kadar bildiri daðýtýldý. Zimbabve’de de doktorlar yüksek enflasyon karþýsýnda deðer kaybeden Zimbabve dolarý yerine maaþlarýnýn baþka bir para birimi üzerinden verilmesi talebi ile greve gitti.

Latin Amerika gýda için birleþti Venezuela tarafýndan kurulan Petrocaribe inisiyatifi Havana’da gerçekleþtirilen tarým konulu toplantýsýnda, bölgesel bir gýda ürünleri þirketinin kurulmasý kararýný aldý. Venezula’nýn Amerika için Bolivarcý Alternatif (ALBA) adlý entegrasyon inisiyatifine baðlý olarak kurulacak Alba Foods adlý þirket, üye ülkelerde faaliyet gösterecek. Ayrýca Venezuela, acil gýda projelerini desteklemek amacýyla 18 Petrocaribe üyesi ülkenin her biri için 2 milyon dolar baðýþta bulunacak.

meye, hayvancýlýða ve üreticilere desteðe aðýrlýk verilmeye baþlandý. Venezuela ekonomisi son dört yýldýr sürekli büyüyor ve iþ imkanlarý ve asgari ücret de artýyor. 2007 bütçesinde 53,6 milyar dolarlýk toplam harcamalarýn yaklaþýk 19,5 milyar dolarý saðlýk ve eðitim harcamalarý, iþçi ödemeleri, para yardýmý ve emekli ikramiyelerine ayrýldý. Chavez “özelleþtirilmiþ her þey millileþtirilecek” dedi. Millileþtirme programýnda petrol, çimento, çelik, elektrik ve telekomünikasyon gibi sektörler yer alýyor. Özel bankalarýn sanayiye düþük fiyatlarla mali destek vermesi de benimsendi. Son olarak gerçek deðerinin çok üzerinde 1,3 milyar dolar tazminat talep eden Meksikalý çimento üreticisi Cemex SAB’ýn faaliyetleri durduruldu. Fransa’nýn Lafarge ve Ýsviçre’nin Holcim þirketleri ise hükümetle millileþtirme konusunda anlaþmaya vardý. Ekvador’da emekçilere anayasal güvence 2006 sonunda iktidara gelen Correa’nýn temel siyasi söylemi, halka yönelik gelir artýrýcý politikalarla yeni bir kurucu meclis oluþturulmasý ve yapýlacak anayasayla bu politikalarýn güvenceye alýnmasýydý. Ýlk icraatý yüzde 35’i topraksýz olan yoksul köylülere yönelik yeni bir reform tasarýsý hazýrlamak oldu. 771 milyon dolarlýk bir dýþ borcu devralan yeni hükümet hemen IMF’ye olan tüm borçlarýný ödeyerek

IMF ile iliþkisini kesti. ABD ile yapýlmasý planlanan Serbest Ticaret Anlaþmasý (FTA) reddedildi. Enerji sektöründeki politikalar ise yabancý petrol þirketlerinin kamulaþtýrýlmasýna ve imtiyazlý maden arama izinlerinin feshedilmesine dayanýyor. Sosyal kalkýnma için 2,5 milyon dolarlýk devlet yatýrýmý planlandý. Bu kapsamda; okul gereksinimlerinin ücretsiz olarak daðýtýlmasý, okullara beslenme programý uygulanmasý ve okul kayýt ücretlerinin kaldýrýlmasý, 60 bin adet konut kredisi verilmesi, çiftçilere ürün alým garantisi, küçük esnafa mikro krediler verilmesi yer alýyor. Ayrýca üretimi teþvik edecek ve istihdama güvence getirecek anayasal maddeler de gündemde. Ekvador yapmak istediklerine hýz kazandýrmak üzere anayasa referandumuna hazýrlanýyor. Bolivya’da halk sosyal devletle kazanýyor Evo Morales’in önderliðindeki Sosyalizme Doðru Hareketi (MAS) su ve doðal kaynaklarýn özelleþtirilmesine karþý güçlü bir muhalefetin oluþtuðu bir süreçte, 2006 yýlýnda iktidara geldi. Morales ilk olarak hidrokarbon kaynaklarýnýn kamulaþtýrýlmasýna yönelik bir kararnameyi yürürlüðe koydu. Ardýndan “Bolivya Kurucu Meclisi”ni açtý ve yerli halka daha fazla yetki verecek bir anayasanýn yazýmýna giriþti. Doðalgaz ve diðer hidrokarbon

kaynaklarýna yönelik yeni düzenlemelerle ülkenin gelirleri 200 milyon dolardan 2 milyar dolara ulaþtý. Ülkenin dýþ ticaret hacmi yüzde 80 geniþlerken elde edilen kaynaklar, sosyal projelerde kullanýldý. Bu kapsamda öðrencilerin okula devamýný saðlamak için eðitim, devlet tarafýndan desteklenirken Venezuela ve Küba’nýn desteðiyle okuma yazma seferberliði gerçekleþtirildi. Seferberlik kapsamýnda 327 belediyenin 109’unda okuma yazma bilmeyen kalmadý. “Mucize operasyonu” ile 187 bin görme kusurlu kiþi tedavi edildi. Kýrsal bölgelerde 900 týbbi klinik kuruldu. “Onur Emeklilik Planý” düzenlemesiyle 60 yaþýn üstündeki her Bolivyalýya emeklilik maaþý baðlandý. 2008 yýlýnda emekli aylýklarýnýn yaklaþýk yüzde 33 oranýnda artmasý hedefleniyor. Yoksul halkýn ve kýrsal kesimde yaþayanlara konut edindirilmesi kapsamýnda beþ yýl içinde 100 bin konutun tamamlanmasý öngörülüyor.

Avrupa Birliði’nde iþçiler kaybediyor

1929’da ABD’de baþlayýp dünyaya yayýlan büyük ekonomik bunalýmýn etkileri, 1930’lardan itibaren kapitalist ülkelerin devlet eliyle kalkýnma modeline ve iktisat alanýnda “Keynesyen” olarak bilinen, iç pazarda genel talebi ve tüketimi artýrmaya dönük korunmacý iktisadi politikalara yönelmesine neden olmuþtu. Bu nedenle, özellikle savaþ sonrasý dönemden 70’li yýllarýn baþlarýnda patlayan krize kadar, kalkýnmanýn motor gücü devlet harcamalarý oldu. Bu arada, devlete ait sanayi iþletmelerinden elde edilen ucuz girdi ve yine devlet bankalarý tarafýndan saðlanan düþük faizli krediler, özel sermayenin de istikrarlý bir biçimde büyümesini, kâr oranlarýnýn yükselmesini saðladý. Ayrýca, Sovyetler Birliði’nin varlýðý ve Doðu Avrupa’daki sosyalist ülkelerde bulunan eþitlikçi uygulamalardan Avrupalý iþçilerin yoksun kalmalarý halinde olasý bir devrimci yükseliþe tahammülü olmayan kapitalist Avrupa, emekçilerin haklý taleplerini kabul etmek zorunda kaldý. Avrupa’da sosyal devlet olgusu, sosyalizm tehdidine karþý cevap olarak geliþti. Avrupa’da iþçi sýnýfýnýn gerek sendikal, gerek siyasal anlamda örgütlülük düzeyinin yüksek olmasý, bu dönemde

süresinin 32 aydan 12 aya düþürülmesi, iþsizlik ödeneði miktarýnýn azaltýlmasý, emeklilik yaþýnýn yükseltilmesi, emekli aylýklarýnýn azaltýlmasý gibi uygulamalarý sosyal yardýmlarýn önemli derecede düþmesi izledi. Parasýz üniversite hakký bu düzenlemelerle Alman emekçilerinin elinden alýndý.

Avrupa’da iþçiler hak kayýplarýna karþý eylemde

uygulanan sosyal devlet uygulamalarýnýn en önemli nedenlerinden biridir. Sosyalizm çözüldü, saldýrý hýzlandý Neo-liberal iktisatçýlar, 1970’lerde yaþanan ekonomik krizin sorumluluðunu sosyal devlet ve refah politikasýna yükleyerek sosyal devlet uygulamalarýna karþý büyük bir karalama kampanyasý baþlattý. Liberallere göre, devletin istihdama yönelik kamucu politikalar uygulamasý, enflasyonun ve ekonomideki daralmanýn temel sebebiydi. Ýngiltere’de Margaret Thatcher’ýn baþbakan olduðu döneme denk gelen bu süreçte özelleþtirme uygulamalarýna hýz verilerek Ýngiliz iþçi sýnýfýnýn saðlýk ve eðitim baþta olmak üzere birçok hakký gasp edilmeye baþlandý. Devletin küçülmesi iktisadi düþüncesine dayanarak Avrupa ülkelerinde hýzlý bir özelleþtirme dalgasý yayýldý. Avrupa Birliði’nin sosyal devlet modeli konusundaki en ileri ülkesi olan Ýsveç’te bile 2000’li yýllarýn baþýnda okullarda verilen bedava öðle yemeði uygulamasý kaldýrýldý. Avrupa’nýn merkez ülkesi sayýlan Almanya’da ise sosyal demokrat bir hükümet iktidardayken Alman iþçilerinin tüm mücadelelerine raðmen, “Hartz Yasasý” adý verilen düzenlemeler saðlýk ve eðitimde büyük hak kayýplarý yaþanmasýna neden oldu. Devletin saðlýk muayeneleri için ödediði miktarlarda azalma, ilaç ödeneði, ölüm paralarý, dul ve yetim aylýklarýnýn azaltýlmasý ve kaldýrýlmasý, iþsizlik ödeneðinin

Eylül 2008

Parayý veren, düdüðün iyisini çalar!

Okullar açýlýrken! Yetkililer, velilerden hiçbir þekilde para alýnmayacak derken, ayaklarýný yerden kaldýrarak konuþuyor, yalan söylüyorlar. Devletin ve okullarýn eli velilerin cebinde!

Morales halkýyla birlikte

Sosyal Avrupa çöküyor

Avrupa Birliði’nde emekçilere yönelik saldýrýlar artýyor. Özelleþtirmeler ve hizmetlerin piyasalaþtýrýlmasý devletin etki alanýný daralttýkça, emekçiler kaybetmeye devam ediyor.

KAMU EMEKÇÝLERÝ

Almanya’da iþçiler Hartz yasasýna karþý sokakta

Ýngiltere’de, iþsizlik parasý prim ödemesinden ayrýldý ve 6 aya düþürüldü. Yeni çalýþma yasasýyla kamu hizmetleri ve eðitim sistemi özelleþtirildi. Okul harçlarý önemli oranda arttý. Emekliler, emekli sandýðýna ek ödeme yapmak zorunda býrakýldý. Fransa’da ise gençlerin iþ güvencelerini ortadan kaldýracak olan yasa tasarýsý, üniversite iþgalleri ve grevlerle geri çektirildi. Fransýz sermayesi sosyal güvenlik reformu saldýrýsýný Fransýz öðrencilerinin ve iþçilerinin birlikte verdikleri kararlý mücadeleyle kaybetmiþ görünüyor. 2008’den itibaren emeklilik kesintisi artarken, emekliler ek prim ödemek zorunda býrakýlýyor. Gözlük, diþ, kulaklýk vb. tedaviler artýk devlet tarafýndan karþýlanmadýðý gibi tedavi ücretleri de artýrýldý. Hayatý felç eden bir genel greve raðmen Yunanistan Meclisi tarafýndan Yunan halkýnýn emeklilik hakkýný kullanmasýný neredeyse bir hayal haline getiren yasa kabul edildi. Avrupa Birliði çapýnda yürüyen bir saldýrý olan sosyal güvenlik reformu iþçi sýnýfýnýn tarihsel mücadeleleriyle kazandýðý haklarýnýn gaspý anlamýna gelirken; eðitim, saðlýk gibi alanlardan devletin çekilmesiyle iþçi sýnýfý daha da yoksul hale geliyor.

“Baba-anne okullar açýlýyor” bir ailenin duyabileceði en güzel cümlelerden biridir. Çocuðu geleceðini þekillendirecek eðitimine baþlayacaktýr. Ancak gerçekten böyle mi? Emeði ile hayatta kalmaya çalýþan, yaþam mücadelesi veren velileri çocuklarýndan köþe bucak kaçýran bir süreç baþlamaktadýr. Herkese parasý kadar eðitim, herkese parasý kadar saðlýk, parasý kadar yaþam sloganýný benimseyen kapitalist sistem emekçi çocuklarýna okul kapýlarýný kapatýyor. Para dostu halk düþmaný AKP, okullarý OKUL AÞ’ye, müdürleri iþletme sahibine, öðrencileri müþteriye dönüþtürdü. Kayýt parasý almayacaklarý yalanýný söylemeye devam ediyorlar. Bu, ciðer emanet edilen kedinin, ciðeri yemeyeceðini

söylemesi kadar komiktir, inandýrýcý deðildir. Gerçek de deðildir. AKP parasýz ders kitaplarý daðýtarak emekçileri kandýrmaya devam ediyor. Kitaplarý basanlarýn, daðýtanlarýn cebine milyarlarý aktarýrken, okullara kaynak aktarýlmýyor. Ancak çoðu veli için okul katký payý, kayýt, temizlik, kaynak kitap parasý vermesinin bedava daðýtýlan ders kitaplarý yanýnda bir önemi kalmýyor. Daðýtýlan ders kitaplarý ise çocuklara yanlýþ bilgiler vermekle kalmýyor, gericileþtiriyor. Aileler “biz okuyamadýk bari çocuðumuz okusun. O da bizim gibi sürünmesin, okusun kendini kurtarsýn” derken, kurtarýlmasý gerekenin kendi yaþamlarý olduðunu gözardý ediyor.

Pos cihazlarý demirbaþ oldu Okullar açýlýrken iki veli ile görüþtük. Özlem, çocuðunu bu yýl okula kaydettirmiþ, Sibel’in çocuðu ise bu yýl 3. sýnýfa gidiyor. Okullar açýlýyor. Kayýt yaptýrýrken okullar neler istiyor? Özlem: Biz önce Haziran ayýnda kayýt yaptýrdýk. Baðýþ adý altýnda kayýt için 150 YTL, kýrtasiye okul malzemesi harcamasý olarak 50 YTL istiyorlar. Yalnýzca okulun istediði kýyafetleri alabilmek için 400 YTL harcama yapmamýz isteniyor. Sibel: Ben çocuðumu okula kayýt ettirdiðimde çok büyük paralar istemiþlerdi. Okul, baðýþ adý altýnda 1000 YTL istiyordu. Bunun yanýnda da okula katký payý olarak 500 YTL’yi taksitlendirmek istediler. Okula ödenen katký payý nasýl isteniyor? Ödenememesi durumunda nelerle karþýlaþýlýyor? Özlem: Okula girdiðinizde sizi okul aile birliði karþýlýyor. Aldýðýnýz kýrtasiye malzemelerini oraya teslim ediyorsunuz. Size ne kadar baðýþ yapabileceðiniz soruluyor. Baðýþ miktarýnýn yanýnda dosya, fotokopi kaðýdý gibi kýrtasiye malzemeleri de istiyorlar. Sadece kayýt yaptýrabilmek için bizden 200 YTL para istediler. Baðýþ vermeden kayýt odasýna geçemiyorsunuz. Sibel: Çok hoþ karþýlandýk. Önünüzde bir kayýt formu var ve güler yüzle “istediðiniz miktarda baðýþ yapabilirsiniz” deniyor. “Ýster yapýn ister yapmayýn ama sonuçta çocuðunuzun iyiliði için yapýn” diyorlar. Eðer katký payýný vermezseniz okulda çocuðunuz iyi bir öðretmenin olduðu sýnýfa düþemiyor. Tecrübesiz öðretmene veriliyor. Veliler de bundan etkilenip elinden

Dershanelerde çalýþma koþullarýnýn oldukça yoðun olduðunu biliyoruz. Çalýþma saatlerinin giderek esnekleþmesi ve iþ güvenliðinin yetersiz olmasý üzerine neler söyleyeceksiniz? Devletin eðitimden elini çekmeye baþlamasýyla birlikte iþsiz öðretmenlerin sayýsý giderek artmaya baþladý. Öðretmenler, özel sektör için kâr kapýsý haline getirilen özel okul ve dershanelerde çalýþmaya zorunlu hale getirildi. Öðrenci ve velinin müþteri olarak kabul edildiði sistem burada daha belirgin. Her þey, “kâr” ve müþteri memnuniyeti üzerine kurulu. Kýsacasý “Ayný gemideyiz, unutma!” masalýný burada da anlatýyorlar. Böylece sonu gelmeyen iþ saatleri, öðretmenlik dýþýnda kimi büro iþleri ve hatta bazý kurumlarda öðrenci bulunmasý ve ikna edilmesine kadar varabiliyor iþ.

Okul deðil lüks konaklama tesisi

Milli Eðitim Bakanlýðý son dönemde gerçekleþtirdiði öðretmen atamalarýnda sözleþmeli öðretmen alýmý yapýyor. Atamalarda kadrolu alýnanlarýn oraný çok düþük. Dershanelerde çalýþan öðretmenlerin de bir yandan KPSS sýnavýna girerek kamuya geçmek istemeleri söz konusu. Ancak artýk kamuda da iþ güvencesi giderek ortadan kalkýyor... Evet, týpký özel okul ve dershanelerdeki gibi bir hal aldý kamuda çalýþan öðretmen arkadaþlarýmýzýn durumu. Eðitimi hizmet alanýndan çýkarýp sektör haline getiren bu anlayýþ öðretmeni de onun maliyetini arttýran bir kalem olarak görüyor ve bu iþi en ucuz yoldan halletmeye çalýþýyor. Bizde yaþanan süreç orada da yaþanmaya baþladý ya da baþlayacak. Okullar týpký bir ticarethane gibi iþleyecek ve öðretmenler de buna hizmet edecek, etmeyen olursa iþinden olmakla korkutulacak. Örneðin bir arkadaþýmýz 5 yýldýr

Eðitimin içeriði konusunda bir gözleminiz var mý? Çocuklarýnýzýn iyi bir eðitim aldýðýný/alacaðýný düþünüyor musunuz? Özlem: Elbette gözlemlerim var. Paranýz kadar eðitim alabiliyorsunuz. Maddi imkanlarýnýz yetersizse öðretmen bulamýyorsunuz. Kent merkezinin dýþýnda varoþ okullarýnda eðitim-öðretim malzemelerine ulaþýlamýyor. Sosyal etkinliklere drama, folklor, spor etkinliklerine çocuklar katýlamýyor. Bazý okullarda ders saatleri içerisinde öðrenciyi eve gönderip okul aidatýný getirmesini istedikleri-

ni duydum. Aidatýný ödemeyen çocuklarýn ikinci sýnýf vatandaþ muamelesi gördüðünü de çokça duydum. Sibel: Direkt olarak hayýr diyebilirim. Müdür sizi tehdit ediyor ve “ödemeleri yapmazsanýz öðretmen tecrübesiz ve kötü olur” diyor. Her þey artýk para ile ölçülüyor. Bakýn daha birinci sýnýfta iken etüdler açýlýyor. Hem para tuzaðý hem de at yarýþýna hazýrlanýyor çocuklar. En iyi öðretmen bile etüd açma peþinde. “Gönderirseniz iyi olur ama siz bilirsiniz” deniyor. “Neden gerekli eðitimi siz vermiyorsunuz” diye sormak gerekiyor. Mevcut eðitim sisteminden memnun musunuz? Çocuðunuzun nasýl bir eðitim sisteminde okumasýný isterdiniz? Özlem: Bu ülkede yaþayan herkesin eðitim öðretim kurumlarýnda eþit imkanlarla eðitim almalarý gerektiðini düþünüyorum. Bakanlýk eðer her okula öðrenci sayýsýný baz alarak bütçe ayýrýrsa, paralý eðitime son verilirse eðitimin daha nitelikli olabileceðini düþünüyorum. Bu ülkede yaþýyor olmasý her þeye ulaþabiliyor kýlmalý insanlarý. Yani eðitim yaþadýðý semtle, gelir düzeyiyle ilintili olmamalý. Her vatandaþýn, bu ülkede yaþayan her insanýn ayný haklara, imkanlara ulaþabiliyor olmasý gerekiyor bence. Ne kadar paranýz varsa o kadar iyi eðitim alýyorsunuz. Sibel: Söylediklerine bire bir katýlýyorum. Ben çocuðumun sorgulayan, yaratýcý bir çocuk olarak eðitim görebileceði bir sistem olsun isterdim. Ama maalesef bu þu anda zor görünüyor. Teþekkür ederiz.

Her þey satýlýk, eðitim de

Tabii, tüm bunlar yapýlýrken yoðun bir baský da söz konusu. Özellikle yeni mezun öðretmenler çalýþtýðý için iþleri daha kolaylaþýyor. Yýllýk sözleþme yapýlýyor ve her yýl tekrar iþ aramak zorunda kalýyorsunuz. Bu da öðretmenleri, dershane patronlarýnýn dediklerini yapma noktasýnda çaresiz býrakýyor. Meslekte deneyimliyseniz iþ sizin için daha zor aslýnda. Birkaç yýl içinde ne kadar iyi olsanýz da sizden vazgeçebiliyorlar. Çünkü siz maliyeti artýrýyorsunuz ve size her istediklerini yaptýrmak biraz daha zor olduðundan yerinize yeni mezun birini tercih ediyorlar.

gelen ne ise vermeye çalýþýyor. Benim çocuðum Nihat Iþýk Ýlköðretim Okulu’nda. Okul Kadýköy’de. Ve burada oturan kapýcý çocuklarýna ve fakir çocuklara -ki parasýz diyebilirsiniz- yönelik olarak özel sýnýf açtýlar. Daha tecrübesiz öðretmenleri atadýlar. Yani baðýþ yapanlarýn çocuklarý ile arasýna ayrým koydular. Test ve hikaye kitaplarý almamýzý istiyorlar. Hikaye kitaplarýnýn içeriði aðýrlýklý olarak din, cin-periler ile dolu. Onun dýþýnda Milli Eðitim ödenek vermesi gerekirken her þeyi velilerden topluyorlar. Sýralarýn deðiþtirilmesi, depreme yönelik olarak güçlendirme çalýþmalarý vb. aklýnýza gelebilecek her þey için para isteniyor. Katký parasýnýn bankaya yatýrýlmasýný ve dekontunun öðretmene verilmesini istiyorlar. Okulun maaþlý mali müþaviri var ve okula gidince pos makinesi ile karþýlaþýyorsunuz. “Ödemelerinizi kredi kartýndan da yapabilirsiniz” diyorlar. Okulda sene sonunda katký parasý vermeyen çocuklarýn ve velilerinin isimlerini giriþe konulan bir pano ile deþifre ettiler.

Eðitim ‘yaðma Hüseyin Çelik’in böreði’

Paralý eðitim öðretmenleri köleleþtiriyor Dershanelerde öðretmenler çok aðýr koþullarda çalýþýyor. Paralý eðitim yalnýzca velilere ve öðrencilere yeni yükler getirmedi. Aðýr yüklerden birini de öðretmenler taþýyor. Dershane öðretmenlerinin çalýþma koþullarý ve dershaneler hakkýnda öðretmenlerle yaptýðýmýz görüþmeyi yayýnlýyoruz:

5

Öðretmenler için kadrolu olmak artý bir hayal

ücretli, KPSS’de barajý aþamadýðýndan atanamýyor. Ayrýca, okulundaki 40 öðretmenden sadece 10’u kadroluymuþ. Durum yakýn bir zamanda sanýrým her yerde ayný hale getirilecek. Tabii biz bir þeyleri deðiþtiremezsek. Bazý dershanelerin tarikat ya da cemaat baðlantýlý olduðu yýllardýr dillendiriliyor, yazýlýyor, çiziliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz. Tarikat ve cemaatlerin uzun yýllardýr bu alanda çalýþmalarý var. Ancak bu dönemin bunlarýn önünü açtýðý kesin. Toplumun gericileþmesine önemli katkýlarda bulunuyorlar. Ýnsanlara ulaþmanýn ve toplumda meþru bir zemin kazanmanýn yolu olarak bu alaný çok iyi kullandýlar. Tabi ki kendilerini ayakta tutacak mali kaynaðýn önemli bir kýsmýný da buradan elde ettiler. Sektör haline gelen bu alanýn çok büyük bir kýsmý cemaat ve tarikat baðlantýlý. Bir þekilde bu adamlarla temas ediyorsunuz. Özel sektörde çalýþan öðretmenlerin büyük kýsmý bu þekilde baðlantýsý olan kurumlarda çalýþýr durumda. Çünkü seçenek yok denecek kadar az. Yaþanýlan türlü sýkýntýlarýn yanýna bir de buralardaki dini baský da eklenebiliyor. Teþekkür ederiz.

AKP iktidarýnda, teþvik uygulamalarýyla, vergi muafiyetleriyle özel okul ve dershanelere büyük fýrsatlar yaratýldý. Sermaye açýsýndan, eðitim kârlý bir sektör haline getirildi. Halk mý? Yoksul halkýn çocuklarý mý? “Ben zenginleri severim” diyen zihniyetin devamý iktidardaysa, ne önemi var halkýn. Sermayeye ve gericiliðe hizmette sýnýr tanýmayan AKP iktidarý, “durmak yok yola devam” sloganýnýn gereklerini yerine getirmeye devam ediyor. Bir yandan devlet okullarýný satarken diðer yandan da eðitimin piyasalaþtýrýlmasýnda hýz kesmeden yoluna devam ediyor. Gelmiþ geçmiþ Milli Eðitim Bakanlarý içinde “en gerici ve en kalitesiz bakan” unvanýný hak eden Bakan Hüseyin Çelik, AKP iktidarýnýn daha ilk günlerinde önceliklerinin yüzde 3 olan özel okul oranýný yüzde 10-20’lere çýkarmayý hedeflediklerini açýklamýþtý. AKP’nin iktidara geldiði 2002’den günümüze kadar özel okul sayýsýnda yaklaþýk yüzde 100’lük artýþ gerçekleþti.

AKP, yine ayný dönemde, yaptýðý yasal düzenlemelerle dershane sektörüne kaynak yarattýðý gibi, uygulamaya soktuðu yeni sýnav sistemiyle dershanelere öðrenci akýþýný hýzlandýrdý. 6, 7 ve 8. sýnýflarda uygulanmaya baþlayan SBS ile, dershane ve

dershaneye giden öðrenci sayýsýnda patlamaya neden oldu.

Özel öðretim kurumlarý için yeni fýrsatlar yaratýlýrken, devlet okullarý hükümetin sýrtýnda büyük bir yük olarak görüldü. Ýþletmeye dönüþtürülen okullar þirketlere, mafyaya, tarikatlara teslim edildi. AKP’ye göre, bu uygulamalarla eðitimin kalitesi artmýþ, Avrupa standartlarýna ulaþýlmýþtý. Oysa görünen gerçek, paralýlaþtýrma ve özelleþtirme uygulamalarý ile eðitimde zaten olmayan fýrsat eþitliðinin bütünüyle yok edilmesi oldu. Emekçilerin, yoksullarýn çocuklarýnýn iyi eðitim görme hakký tümüyle ortadan kaldýrýldý. AKP iktidarýnýn, eðitimi piyasanýn acýmasýz kurallarýna teslim eden uygulamalarýna karþý, iþbirlikçiliðe, piyasacýlýða ve gericiliðe karþý, eðitim emekçilerinin, öðrencilerin ve velilerin mücadelesini ortaklaþtýrmak ve bu gücü örgütlü bir dinamizme çevirmekten baþka çýkar yol yoktur.


6

GÜNCEL

CAN PAZARI Ýþçi hakkýný bilmezse, sonucuna katlanýr “Ýþçiler eðitimsiz” “Verdiðimiz baret, maske ve güvenlik halatlarýný kullanmýyorlar” “Bana bir þey olmaz zihniyeti kazalarýn nedeni” Bu ve benzeri ifadelerden artýk býkmadýnýz mý? Örgütlü ve bilinçli iþçiler býktý, iþçinin yanýnda olan iþ güvenliði uzmanlarý da mühendisler de býktý. Býkmak yetmiyor, bunlarý söyleyenlere tumturaklý bir küfür edip, iþçi saðlýðý ve iþ güvenliðinin aslýnda çok baþka bir þey olduðunu söylemek ve bunda ýsrar etmek gerekiyor. Geçtiðimiz günlerde Yargýtay’ýn iþ kazalarýyla ilgili aldýðý bir karar çoðu iþyerinde yaþanan ölümlerin iþçilerin “tecrübesizliðinden” kaynaklanmadýðýný açýkça ifade ediyordu. Daha önce de Yargýtay defalarca benzer þekilde karar vermiþti. Hukuki kararlarda durum çoðu kez iþçilerin lehine sonuçlanýyor. Deðiþtire deðiþtire patronlarýn iþine yarar hale getirilen yasa, tüzük ve yönetmelikler bile iþçi saðlýðý ve iþ güvenliði konusunda patronlarýn sorumluluklarýnýn ne kadar fazla olduðuna iþaret ediyor. Yargýtay’ýn son kararýnda, eskimiþ ve hayati risk doðurabilecek iþ araçlarýyla meydana gelecek kazalarda, patronun sorumlu olacaðý karar altýna alýnýyor. Yargýtay 21. Hukuk Dairesi, aldýðý bu kararla, dikkatleri iþ kazalarýnda patronlarýn sorumluluðuna çekiyor. Yargýtay kararýnda, yerel mahkemenin dikkate aldýðý bilirkiþi raporunun, kazanýn meydana gelmesinde iþçinin “dikkatsizliði”ne iþaret etmesinin ve iþçiyi “fazla” kusurlu bulmasýnýn dayanaksýz olduðu ifade ediliyor. Bu karardan hareketle þunlarýn altýný çizelim: 1. Sayýsýz yargý kararý açýkça þunu söylemektedir: Eðer bir tezgahýn, aletin vs. teknolojik olarak daha güvenlisi varsa ve patron onu pahalý ve benzeri nedenlerle kullanmýyorsa kusurludur. Yasa, tüzük ve yönetmelikler bu konuda açýkça “iþverenler teknolojinin getirdiði ilerlemelerden yararlanmak zorundadýr” demektedir. 2. Ýþyerinde gerekli önlemler alýnmadýysa, iþçilere kiþisel koruyucu versin vermesin patron kusurludur. Ýskeleyi güvenli kurmak, kýrýk bozuk merdivenleri deðiþtirmek, onarmak, elektrikle ilgili önlemleri almak için kablolarý yenileriyle deðiþtirmek, elektrik aletlerini yenilemek, bakýmýný yapmak, düþme tehlikesine karþý korkuluklarý yerleþtirmek, kaygan yüzeyleri temizletmek ve daha onlarca önlem. Bunlarýn hepsini yerine getirmek sadece ve sadece patronun sorumluluðundadýr. Bunlarý yapmadan, kiþisel koruyucu verse bile yine kusurludur. 3. Tüm bu önlemleri almak da yeterli deðildir. Bu önlemlerin alýnýp alýnmadýðýný denetlemek de patronun sorumluluðundadýr. Bunun için mutlaka iþin uzmaný teknik bir personeli çalýþtýrmak zorundadýr. 4. Özellikle aðýr ve tehlikeli iþlerde 8 saatten fazla çalýþtýrýlma, 18 yaþýndan küçüklerin ve kadýnlarýn çalýþtýrýlmasý yasaktýr. Çünkü bu gibi iþlerde belli bir süreden sonra dikkat daðýlýr, iþ kazasý riski artar. 5. Patronlar, sadece iþ kazalarý deðil, meslek hastalýklarýna karþý da önlemler almak zorundadýr. Asbest, zehirli kimyasallar ve gazlarýn kullanýmý için alýnmasý gereken geniþ önlemler vardýr. (Pek çok ülkede yasaklanan asbest, Türkiye’de hâlâ yasaklanmamýþtýr.) 6. Tüm bunlarý yaptýktan sonra, kiþisel koruyucu vermek gerekmektedir. 7. Ancak tüm bunlar yerine getirildikten sonra eðitim eksikliðinden söz edilebilir. Ýþçilerin eðitilmesi de patronlarýn sorumluluðundadýr. 8. Saydýðýmýz 7 madde patronlar tarafýndan yerine getirildikten sonra artýk iþçinin dikkatli ve tedbirli davranmasýndan söz edilebilir. Ayrýca Yargýtay 21. Hukuk Dairesi, benzer pek çok kararda olduðu gibi “iþçinin tecrübeli oluþu veya dikkatli çalýþtýðý takdirde iþ güvenliði önlemlerinin alýnmasýnýn gerekmeyeceði gibi bir düþünce kabul edilemez” demektedir. Bu saydýðýmýz 8 madde çoðaltýlabilir, ama iþi anlamak için yeterlidir. Yargý kararlarý ve bilimsel çalýþmalar çok net þunu söylüyor: Ýþ kazalarý ve meslek hastalýklarýnýn suçlusu patronlardýr. Yurtsever Cephe Ýþçi Birliði de þunu söylüyor: Hukuku uygulatmak için örgütlü ve güçlü olmak gerekmektedir. Bilim ve hukuk ne derse desin, eðer örgütlü ve güçlü deðilsen suçlu olan her zaman sensin!

Eylül 2008

Tuzla tersanelerinde yaþananlarýn adý katliam

Kum torbasý yerine kobay iþçi Tersane iþçilerinin hayatýnýn bir kum torbasý kadar deðeri yok onlarýn gözünde. Patronuyla, baþbakaný ve bakanýyla, valisiyle ve emniyet müdürüyle, hepsi birer iþçi düþmaný. Hepsi suçlu, hepsi yüzsüz. yaralanýyor. Böylece test sonuçlanmýþ oluyor: “Filika güvenli deðil.” Bunun adý kaza mýdýr? Yoksa ihmal mi? Eðitimsizlik olabilir mi? Ne dersiniz? Yanýtlar hemen gelmeye baþlýyor: Gemi Ýnþa Sanayicileri Birliði’nin (GÝSBÝR) Baþkaný Murat Bayrak, olayý “test aþamasýnda yaþanan teknik bir sorun” olarak deðerlendiriyor. Ýstanbul Valisi Muammer Güler olay yerinde basýn mensuplarýnýn sorularýna “testin Gisan Tersanesi önünde yapýlan basýn açýklamasýnýn kum torbalarý ile yapýlmasý ardýndan Yurtsever Cephe üyeleri üzerinde suçlularýn gerektiðini sizden duyuyoismi bulunan kum torbalarýný tersanenin önüne býraktý rum” yanýtýný veriyor. AKP’nin Çalýþma Bakaný Tarih 11 Aðustos 2008. Gisan Faruk Çelik Bursa’da bir kebapçýnýn Tersanesi’nde yapýmý süren bir geminin açýlýþýnda ilk deðerlendirmelerini yapýyor filikasýnýn suya güvenli inip inemeyeceði ve “Tuzla tersanelerinde Bakanlýðý ile kontrol ediliyor. Filika 19 kiþilik. Test ilgili hallolmasý gereken bir þeyin sýrasýnda saðlýklý sonuç alabilmek için 19 olmadýðýný, kendisinin ilk günden itibaren kiþinin aðýrlýðýna denk düþecek bir yük üzerine düþenleri eksiksiz yerine aranýyor. Genelde kum torbalarý burada getirdiðini” söylüyor. iþe yarýyor ancak, testi “gerçekçi” yapOlayýn yatýþmasýný beklemesinden mak istediklerinden olsa gerek tam 16 olsa gerek günler sonra gazetecilerin iþçi filikanýn içine dolduruluyor. Filika karþýsýna çýkan GÝSAN’ýn patronu yukarýdan suya býrakýlýyor. Saða sola Mehmet Oyar, önce “kum torbasý falan çarparak suya iniyor. Suda ters dönüyor. bilmiyorum, deneme kum torbasý ile Ýçi su doluyor. 3 iþçi bu testte boðularak olmaz” diyor ve ekliyor: “Filikanýn testi hayatýný kaybediyor. Diðerleri de

yapýlmasaydý ve gemi denizde fýrtýnaya yakalansaydý o zaman filikaya binen 19 kiþinin hepsi ölürdü.” Ne kadar kolay deðil mi? Sýradan bir durum. Bir taraftan da sýradanlaþan, iþçi ölümlerinin yanýnda sorumlularýnýn arsýzlaþmasý, yüzsüzleþmesi. Kol kola girmiþ bir koro var karþýmýzda; valisiyle, bakanýyla, patronuyla ve örgütleriyle. Hepsinin açýklamalarý ayný þeyi söylüyor; “büyütülecek bi þey yok. Kazadýr olur.” Ama gerçekte bu açýklamalar bir baþka þeyi daha gösteriyor: Hepsi suçlu, hepsi sorumlu. Tersanede yaþanan ölümleri artýk iþ cinayeti olarak adlandýrmak mümkün deðil. Adlý adýnca bir katliam yaþanýyor. Suçlular ise ellerini kollarýný sallaya sallaya dolaþýyor, koltuklarýnda oturuyor, kârlarýna kâr katmaya devam ediyor. Peki nereye kadar? Tersane iþçileri hayatta kalmak için örgütlenecek, birliðini saðlayacak, AKP’nin emekçiye düþman politikalarýnýn karþýsýna dikilecek, tersaneler için son sözü olan devletleþtirmeyi söyleyecek, o vakit iþçi ve emekçilere karþý sergilenen yüzsüzlük ve arsýzlýk sýradan bir þey olmaktan çýkacak. O vakit bir kum torbasý kadar deðeri olmayanlar patronlar ve onlarýn temsilcileri olacak.

Baþbakan’ýn methiyeler düzdüðü tersane kapatýldý

Yurtsever Cephe Ýþçi Birliði’nden suç duyurusu

Koç Grubu’nun tersanesi RMK, yapýlan teftiþler sonucu 1 ay kapatma cezasý aldý. Tersanede, kimyasal parlayýcý va patlayýcý maddelerin açýkta bulunduðu, parlama ve patlamaya zemin oluþturduðu, elektrik kablolarýnýn çarpmaya yol açma riskinin olduðu, korkuluk bulunmamasý nedeniyle düþme tehlikesinin bulunduðu, kýzaðýn altýnda yer alan yemekhanenin tavanýnýn çökme riski taþýdýðý belirlendi. RMK, tersane cinayetlerinin gündeme oturduðu günden bu yana örnek tersane olarak gösteriliyordu. Askeri gemi ve süper yat üretiminde yoðunlaþan tersanede yapýlan bir törene katýlan Tayyip Erdoðan, tersanenin bölgede güvenlik ve üretim açýsýndan örnek olduðunu ifade etmiþ, ayný törende Rahmi Koç, “14 ayda bir tanker inþa eder hale geldik, hedefimiz bunu 12,5 aya çekmektir” diyerek gururlanmýþtý. Örnek gösterilen tersanenin güvenlik önlemlerinin bu derece pervasýz olmasý Tuzla tersanelerindeki durumun boyutlarýný gözler önüne seriyor.

Yurtsever Cephe Ýþçi Birliði filika testi sýrasýnda öldürülen 3 iþçi için suç duyurusunda bulundu. Tuzla Adliyesi’nde yapýlan suç duyurusunda, tersane patronlarýnýn kasten adam öldürme ve çalýþma hürriyeti ihlali suçlarýný iþlediði ve ölümlerin gerçekleþtiði tersane Gisan AÞ, denetçi firma Bureau Veritas Türkiye, gemi sahibi firma Galata Denizcilik AÞ ve filika vinç sisteminin üretici firmasý Gürdesan Ltd. Þti’nin ölümlerden sorumlu olduðu ifade edildi. Suç duyurusunda, AKP’nin de sorumlu olduðu belirtildi. Tuzla tersanelerinde iþ cinayetlerinin sayýsýnýn 104’e ulaþtýðý ve bu cinayetlerin 61’inin AKP iktidarýnda gerçekleþtiði söylenirken, AKP’nin suça ortaklýðý dava dilekçesinde þu sözlerle yer aldý: “Tuzla tersaneleri, AKP’nin uyguladýðý çalýþma ve sosyal güvenlik politikalarý ile artan taþeronlaþma ve uzun çalýþma saatleri, düþük ücretler ve ucuz iþgücü olarak yeterli eðitim, bilgi ve tecrübeye sahip olmayan iþçi çalýþtýrma gibi derin sömürü mekanizmalarýnýn sonucunu yaþamaktadýr.”

Tersanelerde iþçiler ölürken

Ruhunu yatta dinlendiren patronlar Abromoviç’i, Ýngiltere Premier liginde milyar dolarlýk takým Chelsea’nin büyük baþkaný olarak tanýyoruz. Serveti hakkýnda farklý spekülasyonlar var ancak “araþtýrmacýlar” Rusya’nýn bu en zengin adamýnýn nakdinin 22 milyar dolar olduðunu yazýyorlar. Abromoviç, Sovyetler Birliði’nin çözülüþle birlikte nasýl talan edildiðinin de canlý bir örneði. Rusya’da ona Yeltsin’in prensi diyorlardý. Yeltsin’in devlet baþkanlýðý sýrasýnda özelleþtirilen petrol kuyularýný alarak büyüyen Abromoviç, kýsa sürede Sovyet Birliði’nin tüm zenginliklerini eline geçiren “bir avuç” yeni zengin listesine dahil oldu. Abromoviç, Sovyet Rusya’ya emperyalizmin intikamý oldu. Tuzla’da Gisan Tersanesi’nde üç iþçinin daha filika testinde katledildiði günden kýsa bir süre önce Abromoviç’in ikinci lüks yatýnýn sipariþini yine Türkiye’de bir tersaneye verdiði haberleri basýnda yer aldý. Abromoviç, deðerinin 600 milyon dolar olduðu ifade edilen ve ilkinin de ayný tersanede üretildiði yatýný, 1990’lý yýllarda OHAL Valiliði, ardýndan üç dönem Emniyet Genel Müdürlüðü yapmýþ Necati Bilican’ýn oðlunun sahibi olduðu Ada Marine Tersanesi’nde yaptýrýyormuþ.

Abromoviç ve Rahmi Koç servetlerini ölen iþçilere borçlular

Sadece Abromoviç deðil yat meraklýsý. Türkiye’de de patronlar lüks zevklerinden asla vazgeçmiyorlar. Ýþte birkaç örnek: l Rahmi KOÇ: Nazenin-V adlý teknesiyle dünya turu yaptý. l Mustafa KOÇ: Beyzade’nin Caressa K adlý 36,70 metrelik teknesi var. l Ýnan KIRAÇ: Vehbi Koç’un damadý. Boðaz trafiði yerine yatý tercih ediyor. l Halit NARÝN: 12 Eylül olduðunda þimdi gülme sýrasý bizde diyen tekstil patronu. Koç’larýn olur da onun olmaz mý? Yat, gençlik yýllarýndan beri tutkusu. l Ýhsan KALKAVAN: Armatör. 10

metrelik teknesi ile geçtiðimiz yýllarda dünya turuna çýktý. l Ömer SABANCI: Yatýný yeni yaptýrdý. l Adnan POLAT: Polat Holding’in patronu. Bodrum’da kendisine 38 metre uzunluðunda lüks bir tekne yaptýrýyor. l Ali AÐAOÐLU: TOKÝ müteahhiti. Havadaki ve karadaki lüks tutkusunu þimdi de yeni yaptýrdýðý yatla denize taþýdý. Patronlarýn arsýzlýðý bu olsa gerek. Ýþçiler ölecek, onlar ruhlarýný yatlarda dinlendirecek.

GÜNCEL

Eylül 2008

7

Savulun AKP’den demokrasi geliyor

Demokrasi mi sermaye diktatörlüðü mü ABD’ci, AB’ci, AKP’ci, iþbirlikçi, piyasacý, gerici koro hep birlikte “demokrasi”den söz ediyorsa þayet, bela geliyorum demez. Tetikte durmak gerekir. Ýþçi sýnýfý demokrasiden ne bekler? AKP’cisinden, AB’cisine kadar, cümle iþbirlikçilerin, besleme liberallerin, sol adýna ahkam kesen akil mütefekkirlerin yýrtýnýrcasýna savunup halkýmýza sunduklarý “demokrasi”den iþçilerin payýna ne düþer? Bu sorularýn karþýlýðýný bulmak için demokrasi kavramýný, ilk olarak tarihle iliþkilendirerek ele almak gerekir. Ýkinci olarak da demokrasinin sýnýfsal niteliði, hangi sýnýfýn deðirmenine su taþýdýðý üzerine kafa yormak gerekir. Bu yazýnýn sýnýrlarý düþünüldüðünde, demokrasi tarihini Antik Yunan’dan günümüze uzanan bir zaman diliminde ele almak mümkün deðil. Ancak siyasal gücün tanrý adýna tekleþmiþ bir otorite tarafýndan temsil edilmesine karþý yýllarca sürdürülen mücadelelerle, halkýn siyasal süreçlerde söz sahibi olmasýnýn önü açýldý. Burjuva demokratik devrimlerinin yükseldiði 18. ve 19. yüzyýllarda bu kazaným bir toplumsal ilerlemeyi ifade ediyordu. Kapitalizmin toplumsal olarak yerleþiklik kazanmasý için, burjuvazinin bu tür bir ilericilik misyonunu yerine getirmesi gerekiyordu. Bu koþullar, iþçi sýnýfý mücadelesi için de olanaklar sunmaktaydý. Ýþçi sýnýfý bu dönemde burjuva

demokrasilerinin sýnýrlarýný zorlayarak önemli siyasal, demokratik ve ekonomik kazanýmlar elde etti. Ancak, sermayenin iktidarýnda demokrasi asýl olarak sermaye sýnýfýna hizmet eden bir iþlevi yerine getirmekteydi. Geldik bugüne… 20. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan sonra, sermaye sýnýfý, kendi sýnýf çýkarlarýndan yola çýkarak, demokrasinin sýnýrlarýný, iþçi sýnýfý açýsýndan olabildiðince daralttý. Son kertede günümüzde, burjuvazi “demokrasi”yi sermayenin diktatörlüðünü koruyan bir iþlevle sýnýrlandýrdý. Halk kitleleri açýsýndan demokrasinin toplumsal ve siyasal yaný törpülendi ve “birey” olmanýn, yalnýzlaþmanýn ve apolitizmin bir unsuru haline dönüþtürüldü. Bugün, AKP ve yardakçýlarý, AB’ci, Soros’cu sol kökenli liberaller, hançerlerini yýrtarak sýklýkla “demokrasi”den dem vuruyorlarsa, iþçi sýnýfý buradan kendisine hayýrlý bir þey düþmeyeceðinin ayýrdýna varmalý. Hatta bu durumda, þapkasýný önüne koyup, “yeni bir kazýk atmaya mý çalýþýyor bize patronlar?” diye yüz kere deðil, bin kere düþünmeli. Bu açýdan bakýldýðýnda AKP’nin demokrasisi, sermayenin diktatörlüðünün pekiþtirilmesinden baþka bir þey deðildir.

AKP emekçilere ölüm sunuyor AKP ve AB’nin demokrasisinden emekçinin payýna “ýslanmak” düþüyor

Sermaye diktatörlüðü, bugün ülkemizde iþbirlikçilik, piyasacýlýk ve gericilik olarak kendini ifade etmektedir. “Demokrasi” adýna, AKP kollamacýlýðý yapan liberaller sürüsü, demokrasiye deðil, sermaye diktatörlüðüne hizmet yarýþý içindedir. AB’den “demokrasi” lutfu uman aymazlara da hatýrlatmak gerek: AB demokrasisi iþçi sýnýfýna, “esnek çalýþmayý” armaðan etmiþtir. AB demokrasisi iþçi sýnýfýna, patronlarý üretim dýþý harcamalardan kurtarmak için, “mezarda emekliliði”, “kýdem tazminatý”ný kaldýrmayý, “paran kadar saðlýk, paran kadar eðitim”i armaðan etmiþtir. Yetmez mi? Hep bir aðýzdan “durmak yok, yola devam!” diye haykýran iþbirlikçi, piyasacý, gerici koroya karþý iþçi sýnýfý “biz bu yolun sonunu biliyoruz ve geçit vermeyeceðiz!” iradesiyle yanýt vermelidir. Siyasal ve toplumsal süreçlerde, kararlarda, iþçi sýnýfýnýn olmadýðý “demokrasi” yutturmacanýzý alýn baþýnýza çalýn demenin zamaný gelmedi mi?

AKP durmuyor, yola devam ediyor

Zam yaðmuru sürüyor Bulduðu her fýrsatta emekçi halktan yana olduklarýný söyleyen Baþbakan Tayyip Erdoðan, arka arkaya zam emirleri veriyor. Halka kazýk atmayý politikalarýnýn temeline yerleþtirmiþ AKP, ona oy veren emekçilere artýk gerçek yüzünü göstermekten çekinmiyor. likte kullandýðý elektriðe bir önceki yýla göre toplam yüzde 50 fazla ödeme yapmak zorunda kalacak. Üstelik, elektrikte bundan böyle, “maliyetler” faturaya doðrudan yansýtýlacak. Yani bu yýl yapýlan zamlar daha iþin baþlangýcý. Doðalgazda ise 1 Aðustos’tan itibaren yapýlan zamla, farklý tarifelerde yüzde 16,619,9 oranlarý arasýnda Doðalgaz ve elektriðe yapýlan zamlar gýda maddelerine de fiyat artýþlarý oldu. yansýyor. AKP, Özal’a rahmet okutuyor Bilindiði gibi Türkiye’de elektrik enerjisinin IMF ile yola devam tartýþmalarý süreyarýsý doðalgaz vasýtasýyla üretiliyor. Bu dursun, hükümet iþbaþý yaptýðýndan beri da þu anlama geliyor; doðalgazda AKP IMF’nin direktifleriyle patron yanlýsý iþçi hükümetinin getirdiði “otomatik fiyatdüþmaný politikalarýný tam gaz uygulalandýrma” ile birlikte yapýlan zamlar, maya devam ediyor. Bu politikalarýn doðrudan elektrik zamlarýný da tetikleyebaþýnda ise “zamlar” var. Zamlar, cek. Sonbahar aylarýndan itibaren emekçiden alýp patronlara vermenin en emekçileri, zincirleme zam yaðmuru bekbasit yoludur. liyor. 22 Temmuz genel seçimlerine kadar Gýda ürünlerinde de tefeciler ve gerek oy kaygýsý gerek de ekonomide spekülatörler bulduklarý her fýrsatý deðerenflasyonun düþük gösterilmesi üzelendiriyorlar. Baþta pirinç ve ekmek rinden baþarý edebiyatý yapabilmesi için, olmak üzere pek çok gýda ürününün fiyatý zamlar ertelenmiþti. Seçimlerin hemen yaz baþýnda arttý. ardýndan hayat pahalýlýðý artýk resmi istaSöz konusu zam kararlarýnýn, tistiklerde de kendini göstermeye Türkiye’de siyasetin en gerilimli olduðu baþladý. AKP hükümetinin arka arkaya dönemde alýnmýþ olmasý ise son derece ilan ettiði zamlarla beraber, zaten çok zor dikkat çekici. Bu durum bir gerçeði de durumda olan emekçiler açýsýndan hayat ortaya koyuyor. AKP iki eli kanda da tam bir kâbus halini almaya baþladý. olsa, patronlara çalýþmaya devam ediyor. Zamlarýn peþ peþe geldiði 2008 yýlýnda, halk en büyük kazýðý elektrikte yedi. Enflasyonun resmisi de gerçeði de Temmuz ayýnda yayýmlanan son tarife fitýrmanýyor yatlarýna göre elektriðe yüzde 26 zam Ülkemizde herkes, resmi enflasyon yapýldý. Son düzenleme, faturalara Ekim rakamlarý ile emekçi halkýn mutfak ayýnda yansýyacak. Halk, sonbaharla birenflasyonunun bir olmadýðýný bilir.

Enflasyon hesaplamasýnda uygulanan yöntem nedeniyle, olduðundan düþük çýkan enflasyon rakamlarý da 2008 yýlýnda artmaya baþladý. Üretici fiyatlarý enflasyonu yýllýk bazda yüzde 20’ye dayandý. Bu durum, enflasyonun artmaya devam edeceðini gösteriyor. Daha düþük çýkan tüketici fiyatlarý da bu seyirden etkilenecek. Yapýlan hesaplamalar, dar gelirlilerin karþý karþýya olduðu gerçek enflasyonun, resmi rakamlarýn en az iki katý olduðunu gösteriyor. Þimdi verilecek bir karar var: Zam yaðmurundan korunmak için þemsiye mi edinilecek, yenecek kazýklardan kazýk mý beðenilecek? Yoksa AKP’nin hesabý mý kesilecek?

AKP geçtiðimiz ay 7 yaþýna girdi. Bu 7 yýllýk zamanda AKP sadece, emperyalistlere tam boy teslimiyet politikalarý ile ülkemizin baðýmsýzlýðýna, uyguladýðý ekonomi politikalarýyla iþimize, çýkardýðý yasalarla kazanýlmýþ haklarýmýza, her gün bir yenisini duymaya alýþtýðýmýz zam haberleriyle ekmeðimize göz dikmekle kalmadý, bu süre içinde ülkemizi ucuz bir can pazarýna da dönüþtürdü. Geçtiðimiz ay Tuzla’da yaþanan filika kazasý ve ardýndan yaþananlar bunun son örneði oldu. Bu kaza ile birlikte 104’e ulaþan Tuzla’daki ölümler için AKP’li hiçbir yetkili yine parmaðýný bile kýmýldatmadý. AKP insana düþman yüzünü sadece Tuzla’da sergilemiyor. 2004’te meydana gelen ve 44 kiþinin ölümüne neden olan hýzlý tren kazasýnda býrakýn Ulaþtýrma Bakaný’nýn istifasýný, TCDD Genel Müdürü dahi hiç birþey olmamýþ gibi koltuðunda oturmaya devam edebildi. Aðustos ayýnda Ankara’nýn en önemli hastanelerinden birinde, bir ay içinde tam 49 bebeðin ölmesi Saðlýk Bakanlýðý’ný harekete geçirmeye yetmedi. Konya’da yýkýlan kuran kursunun altýnda kalarak hayatýný kaybeden 18 çocuðun ardýndan þikayetçi olmayan aileleri dahil kimse sesini çýkarmadý. Çünkü “kadercilik” AKP’li Milli Eðitim Bakaný’nýn da bakýþ açýsýydý. Antalya’da son yýllarýn en büyük orman yangýný yaþandý. 10 bin hektarýn üzerinde birinci sýnýf orman arazisi kül oldu. Yangýnda iki kiþi hayatýný kaybetti. Orman Bakaný büyük bir felaketin önlendiðini söylerken, Orman Genel Müdür Yardýmcýsý kenelerden kurtulduklarýný söyleyebildi. Kene demiþken; Aðustos ayýnda Ordu, Sakarya ve Sivas’ta 5 kiþi kene ýsýrmasý sonucu hayatýný kaybetti. Saðlýk Bakanlýðý’ndan “pantalonlarýnýzýn paçasýný çoraplarýnýzýn içine sokun” açýklamasý dýþýnda bir açýklama gelmedi. Küçükçekmece’de bir kamyonun kapalý kasasýnýn içinde havasýzlýktan boðulmuþ 14 mültecinin cesedi bulundu. Ýstanbul Güngören’de çöp tenekesinde patlayan bomba ile 18 kiþi hayatýný kaybetti. Yanlýþ böbreði alýnan hasta, katarakt ameliyatý olmasý gerekirken rahmi alýnan kadýn... Listeyi uzatmak mümkün. AKP, benzer tüm örneklerdeki tutumu ile insan hayatýný gün geçtikçe biraz daha önemsizleþtiriyor. Ýnsan hayatýnýn bu kadar “ucuz” olduðu, yanýnda çalýþan iþ arkadaþýnýn, yakýnlarýnýn, hatta çocuðunun ölümüne bile ses çýkarmayan bir toplumun yaratýlmasýnda düzenin yol almaya devam ettiði görülüyor. Oysa ki bugün emekçilerin ihtiyacý olan þey kendine düþman AKP ile hesaplaþmak için harekete geçmekten baþka birþey deðil. Bu nedenle, AKP’ye karþý mücadele yaþamsaldýr. Bu nedenle, emekçiler AKP’nin karþýsýna dikilmelidir.

ÝÞÇÝNÝN GÜNDEMÝ Hükümet kendi çalýp kendi oynuyor AKP hükümeti ile yetkili kamu emekçileri sendikalarý arasýnda gerçekleþtirilen toplu görüþme süreci, 15 Aðustos’ta baþladý. Türkiye Kamu-Sen’in 7, Memur-Sen’in 3 ve KESK’in 1 yetkili sendikayla temsil edildiði görüþmelerin ilk turunda KESK, toplu sözleþme talebiyle görüþmelerden çekildi. Kamu emekçilerinin her türlü özlük haklarý ve ücret düzenlemelerinin görüþüldüðü toplantýlardan bir sürpriz çýkmasý beklenmiyor. Hükümet, masaya açlýk sýnýrýný 255 YTL olarak sundu ve pazarlýðý olabilecek en düþük seviyeden baþlattý. Görüþmelerin Aðustos sonuna kadar tamamlanmasý planlanýyor.

Fýndýk iþçilerine eziyet sürüyor Yurtsever Cephe Genel Meclisi toplanýyor Yurtsever Cephe Genel Meclisi, 12 Ekim 2008 tarihinde toplanýyor. Yurtsever Cephe Yönetim Kurulu ile birlikte mevcut Yurtsever Cephe örgütleri temsilcileri, Üniversite Konseyleri Derneði, Barýþ Derneði ve Nazým Hikmet Kültür Merkezi temsilcilerinin katýlacaðý Genel Meclis toplantýsý Ankara’da gerçekleþtirilecek. Toplantýnýn gündemi Eylül ayý içerisinde yayýnlanacak bir genelge ile ilgili örgütlere ve Yurtsever Cephe üyelerine iletilecek.

Ordu’da önceki yýllarda olduðu gibi bu sene de fýndýk toplamaya giden Kürt iþçilerine kente girerken çok sayýda zorluk çýkartýldý. Daha önce kentte valilik yapan ve meslek deneyimini 12 Eylül döneminde edinen Kemal Yazýcýoðlu ile baþlayan bu uygulamalar, yeni Vali Ali Kaban tarafýndan da sürdürülüyor. Kürt tarým iþçileri, yine kente keyfi biçimde sokulmayarak yol kenarýnda ve taþ üzerinde yatmak zorunda býrakýldýlar.

Basýn emekçileri ATV-Sabah’ý eylemle protesto etti Türkiye Gazeteciler Sendikasý (TGS), 11 Aðustos günü Ýstanbul Balmumcu’daki ATV-Sabah binasý önünde oturma eylemi yaptý. ATV-Sabah Gazetesi çalýþanlarýna, patron tarafýndan sendikadan istifa etmeleri yönünde baský yapýldýðý gerekçesiyle gerçekleþtirilen eyleme, çok sayýda sendika ve emek örgütü de destek verdi. AKP’ye yakýnlýðýyla bilinen Çalýk Grubu’nun sahibi olduðu ATV-Sabah Gazetesi’nde baskýlarýn, devam eden toplu sözleþme sürecinde arttýðý belirtiliyor. Basýn ve medya çalýþanlarýna sendikadan istifa etmemeleri halinde, iþten çýkartýlacaklarý tehdidi yapýlýyor.


8

GÜNDEM

Eylül 2008

GÜNDEM

Eylül 2008

9

Emperyalizm fiziken de ruhen de ‘küçük’ ülkeler istiyor

Egemen olmasýn uþak olsun Emperyalistler, Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýndan sonra ‘egemenlik’ kavramýnýn geçerliliðini yitirdiðini ilan etti. Sadece Ýran, Rusya gibi direnç odaklarý deðil, Pakistan ve Türkiye gibi ‘sadýk’ müttefikler de dönüþtürülmesi, bu doðrultuda gerekiyorsa ‘küçültülmesi’ gereken ülkeler arasýnda yer alýyor. 7 Aðustos 2008: Gürcistan, Güney Osetya’ya saldýrdý. 22 Aðustos 2008: ABD donanmasýna ait iki gemi Çanakkale ve Ýstanbul Boðazlarý’ný geçerek Karadeniz’e girdi. Güney Osetya’ya dönük saldýrýya sert bir þekilde tepki veren Rusya’yý “suçlu”, Gürcistan’ý ise “maðdur” ilan etmek konusunda Batý medyasý da, onun kuyruðundan ayrýlmayan ülkemiz medyasý da büyük çaba harcadý. Ancak geliþmelere tarih ve “sýnýf” bilgisiyle bakanlarýn ilk günlerde söylediklerinin gerçekleþmesi için sadece 15 gün geçmesi gerekti. Gürcistan’ýn yýllardýr Rusya’nýn Barýþ Gücü bulundurarak garantörlük yaptýðý Güney Osetya’ya, bu saldýrýnýn Rusya’ya saldýrý anlamýna geleceðini bile bile, üstelik Rusya’nýn askeri gücü karþýsýnda komik sayýlabilecek bir donanýmla saldýrmasý Saakaþvili yönetiminin “kendi baþýna” aldýðý bir karar olamazdý. Nitekim Rusya’nýn müdahalesine dönük tepkiler ve hemen ardýndan NATO ülkeleri ve ABD’ye ait savaþ gemilerinin Türkiye’nin Montrö Sözleþmesi’nin ihlaline göz yummasýyla Karadeniz’e

Türkiye’deki Kafkasyalýlar Gürcistan’ý protesto etti

Saakaþvili’nin “cesareti”nin kaynaðý ABD

sokulmasý esas niyeti ortaya koydu. Daha önce Rusya’nýn direnci nedeniyle sekteye uðrayan süreci tersine çevirmek için saðlam bir hamle söz konusuydu. Gürcistan ve Ukrayna’nýn NATO “þemsiyesi”ne ihtiyacý dünya kamuoyuna gösterilecek, NATO’nun Karadeniz’de güç bulundurmasýnýn meþruiyeti tesis edilecek ve bunlarla birlikte Rusya’ya dönük emperyalist kuþatma daha da artýrýlacak. Saakaþvili: Kravatýný çiðneyen ABD beslemesi Kafkaslar, Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýndan sonra kaþýnan etnik farklýlýklarýn sonucu olarak sürekli kaynayan ve yer yer çatýþmalara sahne olan bir bölge haline geldi. Halklarýn kardeþçe, birarada yaþamasýný saðlayan sosyalizm yerini eþitsizlik ve düþmanlýk üreten kapitalizme býraktý. Hazar enerji havzasý, emperyalist güçlerin bu bölgeye dönük iþtahýnýn önemli nedenlerinden biri. Rusya ve Ýran’ýn enerji kaynaklarýndan aldýklarý gücü sýnýrlandýrmak ve kendi denetimlerini artýrmak için bir yandan bölgedeki

gerginlikler sürekli kaþýnýrken; diðer yandan da bir “ele geçirme” süreci iþliyor. Gürcistan ve Ukrayna’da hükümetler, gerçekleþtirilen turuncu devrimlerle dikte edilenleri yerine getiren emperyalist merkezlere baðýmlý kukla yönetimlere dönüþtürüldü. Gürcistan, petrol ve doðalgaz rezervine sahip deðil ve bölgedeki en yoksul ülkelerden biri. Ancak hem enerji kaynaklarýnýn geçiþ noktasýnda olmasý hem de Rusya ile arasýnda Abhazya ve Güney Osetya gibi “kaþýnabilir” ihtilaflar bulunmasý üzerinden “deðer” taþýyan bir ülke. Hem Güney Osetya’ya saldýrý kararýyla hem de medyaya yansýyan kravatýný çiðneyen görüntüleriyle akýl saðlýðý konusunda ciddi þüpheler uyandýran Saakaþvili, devlet baþkanlýðý koltuðuna Vaþington tarafýndan ABD’den getirilerek oturtuldu. ABD’de doktora yapan Saakaþvili bazý kaynaklara göre bu dönemde özel bir ilgiye mazhar oldu. Amerikancýlýðý konusunda hiçbir þüphe bulunmayan Gürcistan Devlet Baþkaný’nýn kiþisel arýzalarý bir yana, son kararýný ABD’den baðýmsýz almadýðý çok açýk. Nitekim Amerikan Merkezi Haber Alma Teþkilatý’nýn (CIA) eski siyasi analisti Bill Christison bile “Gürcistan’ýn, Güney Osetya’ya saldýrmak için Vaþington tarafýndan fiilen cesaretlendirilmiþ ve yeþil ýþýk almýþ olmasý yüksek bir ihtimal” dedi. Gürcistan’ýn Güney Osetya’ya dönük saldýrýsý emperyalizmin bölgeye dönük planlarýný ortaya koymakla kalmadý. Ayný zamanda hangi

Yalanlar-Gerçekler

Saakaþvili iktidarýnýn bölgedeki en önemli destekçilerinden biri Türkiye oldu

Yalan 1: Rusya, Gürcistan’ýn toprak bütünlüðüne saldýrdý. Gürcistan, sýnýrlarý içinde bulunan Güney Osetya’daki “ayrýlýkçý” hareketlere dönük bir operasyon gerçekleþtirdi. Rusya, buna tahammül edemedi ve önce Güney Osetya, ardýndan da Gori baþta olmak üzere Gürcistan topraklarýný iþgal etti. Gerçek 1: Rusya ve Gürcistan arasýnda bulunan Güney Osetya ve Abhazya, özel bir statüye sahip. SSCB döneminde Gürcistan yöne-

timine baðlý olan, ancak Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýnýn ardýndan Moskova’ya baðlanmak isteyen bu iki bölge, 1991 yýlýnda yaþanan çatýþmalardan sonra Rusya garantörlüðü koþuluyla Tiflis’e baðlandý. 1992 yýlýnda imzalanan uluslararasý bir anlaþma ile Rusya bu bölgede “Barýþ Gücü” bulunduruyordu. Gürcistan’ýn Güney Osetya’ya doðrudan saldýrýsý, kendi topraklarýnda bir müdahale deðil, bu anlaþmanýn ihlali ve uluslararasý güce saldýrý niteliði taþýyor.

Yalan 2: Rusya, baþkent Tiflis de dahil olmak üzere Gürcü kentlerini vurdu, sivilleri öldürdü. Gerçek 2: Gürcistan’ýn Güney Osetya’ya gerçekleþtirdiði saldýrýnýn bilançosu binlerce ölü. 80 bin nüfuslu Güney Osetya’nýn baþkenti Þinvali saldýrýnýn ilk hedefiydi. 30 bin nüfuslu kentte, saldýrýlarýn ardýndan 2 bini aþkýn insan öldü. Rusya, Gürcistan’a verdiði yanýtta aðýrlýklý olarak askeri hedefleri gözetti, hem Güney Osetya’da hem de Gürcistan’da askeri üsleri vurdu. Tiflis’e saldýrý iddiasý ise kentteki havaalanýnýn askeri bölümüne dönük operasyondan ibaretti. Yalan 3: Baþbakan Tayyip Erdoðan’ýn yaptýðý Kafkas Paktý önerisi ile Rusya, Gürcistan ve Azerbaycan liderleriyle gerçekleþtirdiði görüþmelerle Türkiye, bölgede inisiyatif aldý, arabulucu görevi üstlendi. Gerçek 3: Rus yetkililerin açýklamalarýnda ve Rus basýnýnda çýkan haberlerde Gürcistan’ýn “cesaret” aldýðý ülkeler arasýnda Türkiye de yer aldý. Rusya Baþbakaný Vladimir Putin, Erdoðan ile ilk günlerde görüþmeyi kabul etmedi. Daha sonra gerçekleþen görüþme ise Fransa Cumhurbaþkaný Sarkozy’nin bölgeyi ziyaretinin ve Gürcistan’ýn Rusya’nýn koþullarýný kabul etmesinin ardýndan gerçekleþti.

ülkelerin bu saldýrganlýðý desteklediðini ve emperyalist ülkelerin yanýnda saf tuttuðunu da açýkça gösterdi. Bu listenin baþýnda yer alan ülkelerden biri de Baþbakan Tayyip Erdoðan’ýn Kafkas Paktý önerisi ve göstermelik görüþme trafiðine raðmen, Türkiye oldu. Türkiye’den tam teþekküllü askeri destek Gürcistan’ýn askeri gücü Rusya karþýsýnda yetersiz olmakla birlikte bu küçük Kafkas ülkesi, son yýllarda özellikle ABD ve Türkiye’nin desteðiyle askeri donanýmýný muazzam bir þekilde artýrdý. Moskova’nýn karþý çýkmasýna raðmen yýllardýr Gürcistan, özellikle Türk Silahlý

Kuvvetleri’nin (TSK) yakýn markajýnda NATO üyeliðine hazýrlanýyor. TSK bir yandan Gürcü ordusunu eðitirken diðer yandan da 50 milyon dolarlýk askeri malzemeyi hibe olarak Gürcistan’a sevk etti. Sadece öncesinde deðil, Gürcistan’ýn Güney Osetya’ya saldýrmasýnýn ardýndan da çeþitli devlet yetkilileri tarafýndan yapýlan açýklamalar, büyük medyanýn savaþý veriþ biçimi ve son olarak Boðazlarýn Montrö Sözleþmesi’ne aykýrý bir biçimde ABD ve NATO savaþ gemilerine açýlmasý, Türkiye’yi yönetenlerin ülkeyi emperyalist güçlerin peþinde bir savaþa sürüklemek konusundaki niyetini ortaya koydu.

Sosyalizm gitti barýþ bitti Türkiye Cumhuriyeti Baþbakaný Recep Tayyip Erdoðan, bölgedeki tüm ülkeleri kapsayan “Kafkas ittifaký” önerisi yaptý. ABD’nin bu önerinin neresinde durduðu tartýþmalý, ancak Vaþington’dan gelen açýklamalar, bilgilerinin ve ilgilerinin olmadýðý yönündeydi. Bakü-TiflisCeyhan boru hattý bölge halklarýnýn kardeþliðini ortadan kaldýrmak üzere döþenirken baþrollerden birini üstlenen, Gürcistan askerlerinin eðitimi ve her tür silah desteði konusunda ABD taþeronluðu yapan, Boðazlarý NATO ve ABD gemilerinin geçiþine açan Türkiye’nin bölge halklarýna “kardeþlik” getirecek bir “ittifak” önerisi yapmasý ne yazýk ki kimse tarafýndan inandýrýcý bulunmadý. 70 yýlý aþkýn bir süre ayný ülkenin içinde kardeþçe, barýþ içinde yaþayan Kafkas halklarý Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýndan sonra hýzla birbirine düþman oldu. Emperyalist

merkezlerin kaþýmasýnýn yanýna baþta Rusya olmak üzere bölgede yeni ortaya çýkan ülkelerin kendi kapitalizm serüvenleri ve bunun yarattýðý çýkar çatýþmalarý da eklendi. Sovyet mirasýný reddeden, yeni zenginleri eliyle bölgede Rus milliyetçiliðini dayatan bir hiyerarþi kurmaya çalýþan Rusya’nýn katkýsý tartýþmasýz olsa da Balkanlarda, Irak baþta olmak üzere Ortadoðu’da ve Afganistan’da olduðu gibi Kafkaslarda da her an patlamaya hazýr bir dizi gerilim ve çatýþmanýn arkasýndaki güç ABD baþta olmak üzere emperyalizm. Kafkaslardaki gerilim Gürcüler, Osetler, Abhazlar ve Ruslardan ibaret deðil. Azeriler, Ermeniler, Çeçenler, Ýnguþlar ve daha pek çoklarý... Kimi ülkeler arasýnda kimi de bir ülkenin kendi içinde patlama potansiyeline sahip onlarca sorun var.

AKP’sinden CHP’sine TSK’sýndan TÜSÝAD’ýna düzenin tüm siyasi aktörleri bir kez daha ABD’nin arkasýnda saf tuttu. Boðazlar Montrö Sözleþmesi ihlal edilerek ABD ve NATO gemilerinin geçiþine ‘uzlaþý’ ile açýldý.

Amerikancýlýk tutkalýný emekçilerin direnci çözer Amerikancýlýk düzen güçleri için bir kez daha tutkal vazifesi gördü. Kafkaslarda ABD kuyrukçuluðu yapanlar emekçilerin direncini hesaba katmýyor. Sermaye cephesi Kafkaslarda yaþanan savaþta, “büyük uzlaþma” ile uyumlu bir þekilde tavýr aldý. Türban tartýþmalarý, Ergenekon soruþturmasý, AKP’ye kapatma davasý gibi baþlýklarla ilerleyen, Türkiye’nin daha Amerikancý, piyasacý ve gerici bir dönüþüme tabi tutulmasý amacýný taþýyan, AKP ve TSK baþta olmak üzere düzen içi güçler arasýnda önemli gerilimler yaratan süreçte, geçtiðimiz ay “büyük uzlaþma”ya varýlmýþtý. Kafkaslardaki savaþ sadece tüm düzen güçlerinin ortak tavýr almasý ile deðil bu tavrýn içeriði ile de “büyük uzlaþma”nýn ruhuna uydu. Yargýlananlarýn kimliklerinden ve isnat edilen suçlarýn bir bölümünün gerçekliðinden baðýmsýz olarak Ergenekon davasý ile asýl olarak hedef tahtasýna yerleþtirilen yurtseverlik oldu. Ergenekon’un kökenini Deniz Gezmiþlere, Türkiye’nin ilerici ve yurtsever birikimine dayandýrma çabasý, ABD’ye ve AB’ye karþý direnç geliþtirmenin suç ilan edilmesi, emekçi düþmaný AKP’den “demokrasi þampiyonu” imal edilmeye

çalýþýlmasý, emekçilere, aydýnlara yönelik pek çok suçun failinin, MHP’liler baþta olmak üzere korunmasý, AKP kuyrukçuluðu darbe karþýtlýðý olarak sunulurken Marmaris paþasýnýn resim yapmaya devam etmesi... Amerikan darbesi ile varýlan “büyük uzlaþma”, Kafkaslardaki savaþta alýnan tavra da birebir yansýdý. Türkiye egemen sýnýfý, iktidarýndan ana muhalefet partisine, TSK’sýndan TÜSÝAD’ýna Amerikancýlýðýný gösterme fýrsatý buldu. Kafkaslarda alýnan tavýr, ayný zamanda Türkiye’nin ABD ve diðer emperyalist güçlerin peþinden bölgede bir savaþa ortak olmasýna dönük bir onay anlamýna da geliyor. Türkiye emekçilerini, ayný zamanda kendi içinde de barýndýrdýðý, kardeþ halklarla karþý karþýya getirecek çok tehlikeli bir sürece büyük bir rahatlýkla girildi. Türkiye toplumunda özellikle Ergenekon davasý ile yaratýlan travmaya, baðýmlýlýk ve iþbirlikçiliðe dönük reflekslerin törpülenmiþ olmasýna duyulan güven bu rahatlýðýn kaynaðý oldu. Büyük uzlaþma, dýþ politikada bir büyük savaþýn parçasý olma sonucunu doðururken içeride de kapsamlý bir saldýrý programý kapýda. AB’ye üyelik süreci çerçevesinde hazýrlanan 3. Ulusal Program adý verilen “Ýhanet Programý”, Anayasa deðiþikliði baþta olmak üzere 400’ün üzerinde yasada deðiþiklik hedefliyor. Türkiye’nin daha baðýmlý hale getirilmesine ve her manada bölünüp, parçalanmasýna hizmet edecek bu deðiþikliklere de ABD güdümünde bölgesel bir savaþýn parçasý olmaya da ancak emekçilerin birlikte, örgütlü mücadelesi engel olabilir.

Medya, NATO standartlarýnda ‘yazýyor’ Gürcistan’ýn Güney Osetya’ya saldýrýsýnýn yol açtýðý savaþýn sorumluluðunu Rusya’ya atmak isteyen emperyalist ülkelere basýnlarý da düzmece haberlerle yardýmcý oldu. Rus tanklarýnýn Gürcistan’ýn baþkenti Tiflis’i iþgal etmekte olduðu haberi ajanslara düþtüðünde aslýnda tanklar tam ters istikametteki bir karakola gidiyordu. ABD’nin ünlü televizyon kanalý CNN, Gürcistan’ýn Güney Osetya’nýn baþkenti Þinvali’yi iþgal ederken yaptýklarýný Rusya’nýn Gori’de gerçekleþtirdiði “yýkým” olarak verdi. Ancak Batý basýný çarpýtmalarla yetinmedi, yaratýcýlýk sergileyip tamamen kurmaca haber de üretti. Ýngiliz haber ajansý Reuters geçtiði fotoðraflarla gerçek bir skandala imza attý. Birbirinden tamamen farklý mekanlarda çekilmiþ

üç ayrý fotoðraftan ikisinde yerde ayný “ölü” yatarken, üçüncüsünde de ayný kiþi farklý kýyafetle “canlý” görülüyor. Söz konusu fotoðraflarda deðiþik kýyafetlerle görülen kiþinin Tiflis tiyatrosunda çalýþan bir oyuncu olduðu iddialarý da ortaya atýldý. Hürriyet’ten masrafsýz katký: “Hayali” konuþma Hürriyet gazetesi, ilk günden itibaren Rusya’yý saldýrgan olarak göstermek konusunda “amiral gemisi” olarak misyon üstlendi. Bununla da yetinmedi, Rusya’nýn Türkiye için de ne büyük “tehdit” olduðunu göstermek, emperyalist ülkeler yanlýsý bir kamuoyu oluþturmak için de elinden geleni yaptý. 14 Aðustos’ta Gori’deki Rus askerlerini gösteren bir fotoðrafýn yanýna gazetede normal zamanda

görülmeyen bir büyüklükte yazýlan spotta þu ifadeler yer alýyordu:

“Yaðmacý Rus askeri: Yaðmaladýðý BMW’yi süren bir Rus askeriyle, Gürcü birasý içen meslektaþý þöyle konuþuyor: - Ne isterseniz alýn. Hepsi bedava. - Bir dahaki sefere Türkiye’yi istila edelim. Oralar güzel.”

Yurtseverler iþgal gemilerine karþý nöbetteydi 21 ve 22 Aðustos tarihlerinde ABD ve NATO gemileri Boðazlardan geçerken TKP ve Yurtsever Cephe üyeleri Dolmabahçe’de eylemdeydi. Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Yurtsever Cephe, Dolmabahçe’de 21 ve 22 Aðustos tarihlerinde gerçekleþtirdiði eylemlerle ABD donanmasýna baðlý savaþ gemilerinin Karadeniz’e açýlmak için Boðazlardan geçiþ yapacak olmasýný protesto etti. 21 Aðustos tarihinde Almanya ve Ýspanyol donanmalarýna ait iki NATO gemisinin boðazlardan geçiþini Dolmabahçe’de protesto eden Türkiye Komünist Partisi üyeleri ve Yurtsever Cepheliler, 22 Aðustos’ta

Amerikan Goeben ve Breslau’larý protesto edildi

da Boðazlardan Gürcistan’a geçiþ yapacaðý bilinen ABD gemileri için nöbet tuttu. 21 Aðustos’ta gerçekleþtirilen eylemde bir basýn açýklamasý yapan TKP Merkez Komite üyesi Mehmet Kuzulugil, gemilerin, Almanya ve Ýspanya kapitalizminin “onursuzluðunu” taþýdýðýný belirtti ve bu ülkelerin Boðaz’dan geçen gemileriyle, ABD’nin Afganistan ve

“AKP demokrasisi”ne pabuç býrakmayan yurtseverler iþgal gemilerini layýk olduklarý gibi karþýlamak konusunda da uyanýktý

Irak’taki iþgallerinin yaný sýra þimdi de Kafkaslara dönük saldýrganlýðýna taþeronluk yapmak için yola çýktýklarýný açýkladý. Ýlk Dünya Savaþý sýrasýnda Alman Goben ve Breslau gemilerinin boðazlardan geçiþine izin veren Osmanlý’yý “þerefsiz” konumuna getiren emperyalizmin, kendini boðazlarda tekrar gösterdiðine dikkat çeken Kuzulugil, 22 Aðustos’ta “Amerikan Goben ve Breslau”larýnýn da boðazlardan geçiþiyle, Kafkaslarýn NATO tarafýndan iþgalinde Türkiye ve bölge halklarý için yeni bir perde açýlacaðýný vurguladý. 22 Aðustos’ta sabah saatlerinden itibaren Dolmabahçe’de toplanmaya baþlayan TKP’liler ve Yurtsever Cepheliler, ABD gemilerinin Türkiye Boðazlarýndan anlaþmalara aykýrý olarak geçiþine karþý seslerini yükseltti. Basýn açýklamasýnýn yapýldýðý sýrada Rumelihisarý’nda bir araya gelen bazý TKP’liler de hisarýn burçlarýndan dev “Yankee Go Home” pankartýný sallandýrdýlar. Amerikan donanmasýna baðlý USS McFaul adlý, füze destroyerý Dolmabahçe önüne geldiðinde “Kahrolsun ABD emperyalizmi” sloganlarý atan kalabalýða vatandaþlardan çok sayýda katýlan olduðu gözlendi.


10

Eylül 2008

‘Gericiliðin aklanmasýna izin vermeyeceðiz ‘ Yurtsever Cepheli Emekçi Kadýnlarýn, Tekbir Giyim patronu hakkýndaki takipsizlik kararýna iliþkin deðerlendirmeleri: Nisan ayýnda arka arkaya gelen haberlerle gericiliðin gerçek yüzüne þahit olduk. Önce parasýna para katmakla meþgul Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman, kadýnlarý aþaðýlayýcý beyanlarda bulundu ve üç kadýnla evli olduðunu hiç utanmadan ilan etti. Ardýndan Vakit gazetesi yazarý Hüseyin Üzmez 14 yaþýnda bir kýz çocuðuna tecavüzden tutuklandý ve yine ayný hafta Topkapý Sarayý Kutsal Emanetler Bölümü hafýzý S.E. çocuk istismarýndan tutuklandý. Kadýnlara ve çocuklarýmýza yönelik gerici sapkýnlýklara dair haberler yayýnlanýr yayýnlanmaz 28 Nisan 2008 tarihinde Yurtsever Cepheli Emekçi Kadýnlar Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman hakkýnda Bakýrköy Cumhuriyet Savcýlýðý’na suç duyurusunda bulundu. 12 Haziran 2008 tarihinde Bakýrköy Cumhuriyet Savcýlýðý’nýn, suç duyurusu hakkýnda “kovuþturmaya yer olmadýðýna” dair verdiði karar, 1 Aðustos 2008 tarihinde tarafýmýza teblið edildi. Ýtiraz ediyoruz Kararýn gerekli araþtýrma ve soruþturmalar yapýlmaksýzýn verildiðini düþünüyoruz. l Takipsizlik kararý, þikayet dilekçemizle birlikte sunmuþ olduðumuz gazete haberleri ve diðer deliller deðerlendirilmeden, salt Karaduman’ýn beyanlarý olduðu gibi kabul edilerek oluþturulmuþtur. Karaduman, savcýlýkta vermiþ olduðu ifadede gazete röportajlarýnýn aksine imam nikahý yapmadýðýný, sadece 3 kadýnla evli olduðunu beyan etmiþtir. Savcýlýk, sadece bu beyaný dikkate alarak soruþturmayý devam ettirmemiþtir.

Savcýlýk, “tek eþlilik mümkün olsaydý, umumhaneler, kerhaneler olmazdý” sözlerini de dikkate almayarak bir skandala da imza atmýþtýr. Bu sözün kendisi bile anayasanýn 10. maddesindeki eþitlik ilkesini zedeler niteliktedir. Karaduman tarafýndan kadýnlarýn, erkeklerin bakým ve yardýmlarý olmadan yaþayamadýklarý da söylenmiþ olup alýnan karar ile bu bakýþ desteklenmiþtir. l Kadýnlar, erkeklerin salt cinsel fantezilerinin nesnesi olarak resmedilmiþ olup cinsiyet farklýðýna dayanarak aþaðýlanmaktadýr. Kadýnlar, “sahipsiz” kalmalarý durumunda “fuhuþ vb” yollara baþvuran varlýklar olarak gösterilmiþtir. Bu, kadýna hakaret etmektir ve suçtur. l Çok eþlilik dinin bir gereði olarak gösterilerek, kanunlara uymama tahrik edilmiþtir. Karaduman dikkate alýnmayan röportajýnda, gücü olan her erkeðin bunu yapmasý gerektiðini de eklemiþtir. l Verilen karar anayasaya aykýrý olduðu kadar Türkiye’nin de taraf olduðu BM Kadýnlara Karþý Ayrýmcýlýðýn Ortadan Kaldýrýlmasý l

Sözleþmesi’ne (CEDAW) de aykýrýdýr. Bu sözleþmeye istinaden devlet, kadýnlara karþý ayrýmcýlýðý bünyesinde barýndýran yasalarý kaldýrmakla kalmayacak ayný zamanda toplumsal ve kültürel alanlardaki ayrýmcýlýklarý da tasfiye edecektir. l Karaduman’ýn “üç kadýnla evliyim” demesine raðmen dini nikah yapmadýðý gerekçesiyle aklanmaya çalýþýlmasý, bizlerle açýkça alay edildiðini göstermektedir. Gazetede çýkan röportajýnda “dinime göre birden fazla evlilik yapmak günah deðil” diyen bir kiþinin bu üç evliliði neye göre yapmýþ olduðu ortadayken bunu görmezden gelmek kabul edilebilir bir durum deðildir. Cepheli Emekçi Yurtsever Kadýnlar bu skandalýn peþini býrakmamaya kararlý. Bu konuda ilk adým olarak 14 Aðustos 2008 günü gerçekleþtirilen suç duyurusuna karþý takipsizlik kararýnýn kaldýrýlmasýna iliþkin itiraz edildi. Bizler kendimizin, kýzlarýmýzýn geleceðini, kadýný aþaðý bir varlýk, bir köle, bir cariye olarak görenlere teslim etmeyeceðiz.

Yarýn çok geç olmadan gülüm Hepimizin yüreði daðlandý haberleri izlerken. O binanýn altýnda kalan minnacýk çocuklarýmýzýn ezik bedenlerini þaþkýn ve ürkek bakýþlarla izledik. “Yaþanan sadece bir trajedi deðildir, düpedüz cinayettir” dedik. Konya’nýn Balcýlar Beldesi’nde izinsiz kuran kursu olarak kullanýlan kýz öðrenci yurdu, 1 Aðustos 2008 günü sabaha karþý gaz kaçaðýnýn yol açtýðý patlamada çöktü. Süleymancýlar cemaati kuruluþu olarak bilinen Balcýlar Kurs ve Okul Talebelerine Yardým Derneði’ne baðlý 45 kiþilik Boðaziçi Özel Öðrenci Yurdu’nda sabah namazý için uyanan kýzlardan 17’si ve kurs öðretmeni göçük altýnda kalarak yaþamýný yitirdi.

Çocuklarýmýzý gericilerin elinden kurtarmak boynumuzun borcu

Öfkelendirici sonuçlar; 1. Bütün ailelerin televizyon röportajlarýnda defalarca dile getirmiþ olmasýna raðmen kazaya iliþkin yapýlan araþtýrmada komisyon “Çöken yurt binasýnda kuran kursu verildiðine dair herhangi bir bilgi ve belge tespit edilememiþtir” açýklamasý yaptý. 2. Kursun yöneticileri daha çocuklar enkaz altýndan çýkarýl-

Horozlar, tavuklar

Bazý geliþmeler 7-8 yaþýnda ufacýk kýz çocuklarýnýn neden kapatýlmaya çalýþýldýðý çok daha net ortaya çýkarýyor. Çünkü gerici zihniyette “çocuk” kavramý yok. Oyun ve okul çaðýndaki çocuklarýmýz sapýklýðýn dinle meþruiyet kazandýrýlmaya çalýþýlmasýna kurban ediliyor. Bu satýrlarda Hüseyin Üzmez’in yazýlma Hüseyin Üzmez 26 yýl hapis istemiyle sebebi iþte tam da budur. Bu yargýlanýyor vaka, kaný-psikolojisi bozuk birinin sadece bir kýz çocuðu Yýlmaz, “Peygamber Efendimiz de, üzerinde yarattýðý tahribat nedeniyle Ayþe anamýz 9 yaþýndayken evlenönemli deðildir. Gericiliðin kadýna, miþti. Kýzýmýn evlenmesine ilk çocuða, insana saldýrýsýnýn çarpýcý zamanlar karþýydým ama sonradan bir örneðidir. normal karþýladým” dedi. Hüseyin Üzmez; l 28 Þubat sürecinde medl 1952 yýlýnda henüz bir lise yatik Müslüm Gündüz-Fadime Þahin öðrencisiyken Malatya’yý ziyaret skandalý kendi evinde gerçekleþti. eden yazar Ahmet Emin Yalman’ý l 14 yaþýnda bir kýz çocuðuna ateþ ederek aðýr yaraladý. “Ölmediðidefalarca tecavüz etti. Savcýlýk iddini duyunca dünya baþýma yýkýldý. anamede, Üzmez’in “Beden ve ruh Çýkar yarým býraktýðým iþi tamamsaðlýðýný bozacak þekilde zincirleme larým” diyen Üzmez öldürmeye cinsel saldýrý suçunu iþlediði”ni teþebbüsten 10 yýl hapis yattý. söyledi. 72 yaþýndaki Vakit Gazetesi l Kendisinden 50 yaþ küçük yazarýnýn 26 yýl hapis istemiyle Ayþe Yýlmaz ile evlendi. Bu evliliðe yargýlanmasý devam ediyor. önce karþý çýkan baba Mustafa

Milli Gazete 7 Aðustos 2008 tarihinde “erkeðin hanýmýndaki haklarý” baþlýðýnda çok da þaþýrtýcý olmayan traji-komik bir yazý yayýnladý. Özetlenecek olursa yazý genel hatlarýyla; l Kocalar kadýnlarýn (karýlarýnýn) sahibi ve reisidir l Kadýn sadece kocasýnýn razý geldiði yerlere ve izin verdiði ölçüde gidebilir l Kocasý için kendi namusunu korumalýdýr l Kadýn, kocasýna hizmet ve itaat etmelidir l Evde tek söz sahibi kocadýr l Bu haller kendisinde bulunan kadýnlar güzel ve iffetlidir gibi yalnýzca kadýný deðil, insanlýðý da aþaðýlayan ifadelerle dolu. Haþaa bir kadýn fotoðrafýna yer vermeyen hele ki bir erkekle yan yana getiremeyen gazete estetik ve okunabilirlik kaygýlarýný gözeterek, bu yazýyý renklendirmek için resimsiz býrakmamýþ ve bu aile sayfasýnda koca bir horoz ile, minik bir tavuðun fotoðraflarýný koyma yüzsüzlüðünü göstermiþ.

Kaçak kuran kurslarýna yönelik ceza AKP tarafýndan indirildi. 2004’te hazýrlanan yeni TCK’da kanuna aykýrý eðitim kurumlarý açanlara ve buralarda öðretmenlik yapanlara 1 yýldan 3 yýla kadar hapis cezasý verileceði ifadesi yer alýyordu.

Ancak AKP, yeni TCK henüz yürürlüðe girmeden, “Kanuna aykýrý eðitim kurumu açma ve burada öðretmenlik yapmanýn cezasý 3 aydan 1 yýla kadar hapisle cezalandýrýlýr” þeklinde deðiþtirdi.

Tarikatlar maddi çýkar ortaklýðý

Emekçi kadýnlar gericiliðe karþý mücadelede ön saflarda

mamýþken, kazadan 5 saat sonra Ýngilizce kursu talebiyle yeni baþvurularýný yaptý. 3. Süleymancýlar tarikatýnýn sadece Konya beldelerinde 89 öðrenci yurdu var. Saðýr sultan duydu, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý duymadý. Bu sayý il merkezi ve bazý ilçelerdeki öðrenci yurtlarýyla 110’a ulaþýyor ve kurslarýn tamamý kaçak. Beldede Diyanet’e baðlý sadece bir kurs bulunuyor. Konya’da diðer tarikatlarla birlikte 400’e yakýn kaçak kurs faaliyetleOyun çaðýndaki çocuklarýmýzýn aklýna, rine devam ediyor. 4. Cenaze törenine tek bir yüreðine, canýna kasdeden yobazlar kadýn katýlmadý, katýlamadý. cih ettikleri aktivite baþlýðý olarak da 5. Ailelerin hiçbiri kurs için karþýmýza çýkýyor. Bu vebali çok þikayette bulunmadý. büyük olan aktivite, sadece çocuklarýn geleceklerini deðil ülkenin Onlar oyun oynamalý geleceðini de karartmaya gebe. ama nasýl? Konya’daki gibi kurslara giden kýz Çocuklarýmýz küçük yaþlardan çocuklarýmýz yarýn týpký anneleri gibi itibaren dinci gericiliðin ellerine tesevlatlarýnýn trajedilerine sessiz lim ediliyor. 2007 yýlýnýn yaz tatilinde gözyaþý dökmek zorunda kalacak bir kayýtlý 1 milyon 436 bin 168 öðrenci kuþaðýn temsilcisi olacaklar. Dinkuran kurslarýna gitmiþ. Oyun iman uðruna evlendirilecek, hayatpeþinde arkadaþlarýyla koþturacak, larý karartýlacak. parkta bahçede oynayacak çocukÝyi de bütün bunlarý yazmak, okularýmýz sabahýn 03:30’unda namaz mak, bilmek ne iþe yarýyor? Bilmek için uykusundan kaldýrýlýyor. Türkiye yetmiyor. Sadece bilmek, insana acý Ýstatistik Kurumu verilerine göre verir ve umudunu kýrar. Ancak bugün ülkemizde 5-14 yaþ arasýnda yaþanan bunca fütursuzluða bir de 12 milyon 848 bin çocuk var. Yaz umutsuzluðu eklemek büyük bir tatillerinde özellikle emekçi çocukhezeyandýr bu güzel ülke için. Daha larý için kendilerini geliþtirebilecekçok ah etmemek, felaketimiz olup leri ya da boþ zamanlarýný geçireaðlamamak için kollarý sývama vakti bilecekleri herhangi bir aktivite yok. gelmiþtir. Çocuklarýn parklarý bile yok. ÝstanYarýn çok geç olmadan gülüm… bul’da bile 368 park var ve bunlarýn sadece 80 tanesi çocuk parký. Bu durumda kuran kurslarý ailelerin ter-

Eylül 2008

Üzmez bizi üzmez, sadece midemizi bulandýrýr

Kaçak kuran kurslarýný AKP koruyor

Günümüzdeki tarikatlara ve cemaatlere bakýldýðýnda, bunlarý bir çýrpýda tasnif etmek mümkün deðil. Hangisinin tarikat, kol, cemaat ya da siyasi hareket olduðu belirsizliðini korurken belirgin olan tek þey, sermayeye, maddi ve siyasi çýkara dayanmalarý. Bu tarikatlar içinde en zengin olaný, en popüler olma özelliði taþýyor. Nakþibendilik, Türk siyasi hayatýnýn en etkili tarikatlarýndan biri olma özelliðini taþýyor. Turgut Özal dahil pek çok tanýnmýþ politikacý da bu tarikatýn üyeleri arasýnda. Tarikat, özellikle 12 Eylül 1980 sonrasý meþruiyet kazandý. Nakþilikten çýkan ve ayrý bir tarikat olup olmadýðý tartýþýlan ve Nakþi Saidi Nursi tarafýndan kurulan Nurculuk, bugün Fethullah Gülen ekolüyle devam ediyor. Nakþibendiler, Süleymancýlar cemaatine de analýk yapmýþ. Cemaatin bugünkü lideri ANAP döneminde bakandý, kardeþi Mehmet Denizolgun ise AKP milletvekili. 1946 yýlýnda CHP’nin din öðretimine iliþkin yasaðý kaldýrmasýnýn ardýndan ülkenin dört bir yanýnda kuran kurslarý patladý. Bu tarikat kýsa süre içinde açtýðý

Tarikatlar hem aklý hem emeði sömürüyor

kurslarla patlama yaptý. Tarikatýn kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’ýn yazdýðý “Yepyeni Usul ve tertiple Kuran Harf ve Harekeleri” adlý kitap kýsa süre içinde 2 milyon adet sattý. Süleymancýlar, hem kuran kurslarý hem de kurslarýn yanýnda açýlan öðrenci yurtlarýný tek çatý altýnda topladý. Kurs ve Okullara Yardým Dernekleri Federasyonu adýyla yasal olarak örgütlenmelerini gerçekleþtirdi. Iþýkçýlýk, adýný kurucusu Hilmi Iþýk’tan aldý. Bu tarikatin kökeni de Nakþibendilere dayanýyor. Ýhlas Holding ile çok hýzlý büyüyen tarikat, Türkiye Gazetesi ve TGRT televizyonunu açtý. Tarikat, Ýhlas Finans’a el koyulmasýnýn ardýndan güç kaybetti.

Anasýzlýk, babasýzlýk, ille de parasýzlýk Bu da oldu sonunda: Yeni doðan bebeðini sattý. Týbben “açlýk nedeniyle ölüm” olarak adlandýrýlan bebek ölümlerinden sonra, annelerin “en azýndan öldü ve bizim sefaletimizi yaþamayacak” demelerinden sonra bu da oldu. AKP, insanlarýn yalnýzca hayat standardýný deðil psikolojilerini de bozuyor. Medyaya yansýyan dramlarýn ardý arkasý kesilmiyor. Türkiye’nin zengin kentlerinden biri olarak bilinen Denizli’de iþsiz, parasýz ve çaresiz bir aile, bebeðini sattý. Denizli’de hurdacýlýk yaparak geçimini saðlayan aile, kira ve bakkal borçlarýný ödeyebilmek için 8 aylýk bebeklerine 1.500 YTL fiyat biçti.

Irak’ta çocuk olmak çok zor

Ýmamlar, nikah kýyma yetkisi istiyor

gayelerini ortaya koymaktadýr. Geçtiðimiz günlerde Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman hakkýnda kovuþturmaya yer olmadýðýna dair savcýlýk kararý da bu tür gerici taleplerin dillendirilmesine zemin hazýrlamýþtý.

Hade hade hadeeeee

Hukuk ve Kadýn

Allahýma hamdolsun. 16 senedir televizyon programý yapýyorum. Bu süre içersinde bildiðiniz gibi on binlerce kadýn ile görüþtüm, onlarýn dertlerini dinledim. Onlarýn þikayet ve dertlerini dinlerken gördüm ki temel problem kadýnýn ekonomik özgürlüðünün olmamasý…" AKP yeni istihdam paketiyle kadýnlarý daha fazla çalýþma hayatýna sokacaðýna dair bizleri kandýrmaya çalýþadursun Seda Sayan sorunu çoktan çözmüþ görünüyor. Seda Sayan Marketing yeni giriþimci kadýnlar üretmeye niyetli. 16 senedir kadýnlarýn trajedileri üzerinden prim yapan Sayan, yakýn tarihlerde yapýlan bir anket sonrasý “ülkenin en güvenilir” insaný seçildi. Gün Seda Sayan için, primlerin uluslararasý ticarete dökülme günüdür.

Evlilikte mal rejimleri

Vicdanýmýzý sömürerek kazandýklarýn yetmedi mi?

Dilber’in ölümü 17 yaþýnda imam nikahýyla evlendirilen ve evlendikten 5 ay sonra þakaðýndan tabancayla vurulmuþ halde bulunan Dilber Özer’in davasý sonuçlandý. Özer ailesinin avukatlarýndan Yalçýndað’ýn, “Yüzde yüz namus cinayeti olduðu belli” dediði davadan beraat kararý çýktý. Çok sýk þahit olduðumuz bu cinayetlerde yargýnýn, suçu caydýrýcý hiçbir karara imza atmamýþ olmasý, yasal düzlemde yapýlan kadýna yönelik maddelerdeki iyileþtirmelerin göstermelik olduðunu ve sadece AKP’nin ve yargýnýn Dilber zorunlu evliliðin zorunlu gülüþünden tam bir þovu olduðunu gösteriyor. 5 ay sonra infaz edildi

‘Bedenlerini anonim kullanýma peþkeþ çekenlere açýk kadýn denir’ 14 Aðustos 2008 tarihli Milli Gazete’de Mevlüt Özcan, köþesinde evde kalmýþ türbanlý kýzlara nasihat veriyor: ‘Türbanlý olduðumuz için evde kalýyoruz’ görüþü son zamanlarda çok fazla dillendirilmeye baþlandý. Böylesi bir kafa ile genç kýzlar yapmadýk kepazelik býrakmazlar. Soyunur dökünürler. Bedenlerini anonim kullanýma peþkeþ çekerler. Böylece açýlýp saçýlmakla kaybetmiþlerdir bir. Ýkincisi, kendilerini teþhire maruz býrakmakla kaybetmiþlerdir. Görünen odur ki, tesettürsüzlük evliliðin önünde en büyük engeldir. Çünkü, tabiatý bozulmamýþ her genç, eþinin bedeninin kendisine ait olmasýný istiyor. Anonim kullanýma tahammül edemiyor. Böyle olunca da evlenmiyor. Özcan, yazýsýna tesettüre girmemiþ bekar kadýnlarýn fuhuþa sürüklendikleri, cinsel hastalýklara ve boþanmalara sebebiyet verdiklerini söyleyerek devam ediyor.

“Kur’ân’ýn tesettür emrine muhalefet eden devlet çöker, millet yýkýlýr, fertler de sapýklýðýn gayyasýna düþer. Allah (CC) devletimizi, milletimizi ve hepimizi böylesi felâketlerden bir an evvel korusun ve kurtarsýn..." Tamamý insanlýða hakaretten oluþan yazý, gericiliðin insanlara neler söylettirebildiðinin sapkýn örneklerinden birini oluþturuyor.

Geçen yazýmýzda bahsettiðimiz farklý iki karardan boþanma halinde eþler arasýndaki mal paylaþýmýna iliþkin olan kararý sevinçle karþýlamýþ olmamýzýn en önemli nedeni, eski Medeni Kanunun mal rejimlerine iliþkin gerici düzenlemesine raðmen yargýnýn kadýnýn ev içindeki emeðinin bir deðerinin olduðunu kabul etmesidir. Mal rejimi, evliliðin, boþanma, iptal, ölüm gibi nedenlerle sona ermesinde taraflarýn sahip olduklarý mallarý nasýl paylaþtýracaklarý konusunda yaptýklarý sözleþme biçimidir. 01.01.2002 tarihinden itibaren yeni Medeni Kanuna göre eþler arasýnda edinilmiþ mallara katýlma rejimi uygulamasý asýldýr. Kadýnlarýn, kamuoyunun ve hukukçularýn artan baskýsý sonucunda 1926 yýlýnda kabul edilen eski Medeni Kanun 2002 yýlýnda deðiþtirildi, “mal ayrýlýðý” uygulamasýna da son verildi. Ancak son anda yapýlan eklemeyle eþler, yeni Medeni Kanun’un dolayýsý ile yeni mal rejimlerinin kabul edildiði tarih olan 1 Ocak 2002’ye kadar geçen süre için eski rejime, ondan sonra edindikleri mallar için yeni rejime tâbi olacak. Yani bu mal rejimi, mevcut evlilikler içinde 1 Ocak 2002’ye kadar edinilmiþ mallarý kapsamýyor. Kanunlarý ve yargý kararlarýný takip ederken ilerici unsurlara sahip çýkýp gerici, ataerkil sömürü sisteminin düzenlemelerinin de deðiþtirilmesi için mücadele etmek gerekmektedir. Tabii bunun için de haklarýmýzýn neler olduðunu ve aslýnda neler olmasý gerektiðini bilmemiz gerekmektedir. Þimdi uygulamada olan Medeni Kanun’a göre 2002 yýlýndan sonra evlenen eþlerin boþanmalarý halinde “evlilikten itibaren” ve “karþýlýðý verilerek” elde edilen bütün mallar eþlerin ortak malý sayýlacak ve eþler arasýnda eþit bir þekilde paylaþýlacaktýr. Edinilmiþ mallara katýlma rejiminde ön plana çýkan unsur kuþkusuz “emektir". Eþler evlendikten sonra emekleriyle kazandýklarý mallara eþit þekilde sahip olacaklardýr. Bu durumda da alýnan ev, araba, tarla her ne olursa olsun kimin adýna kayýtlý olduðuna bakýlmadan boþanma ile eþler arasýnda eþit bir þekilde paylaþýlacak. Evlilik süresi boyunca vermiþ olduðumuz emeðe sahip çýkmak adýna boþanma halinde nelerin “edinilmiþ mal” nelerin “kiþisel mal” sayýldýðýný bilmemiz gerekiyor. Zira eþlerin þahsýna ait mallar paylaþýmda dikkate alýnmayacaktýr. Edinilmiþ mallar kýsaca þunlardan oluþmaktadýr: 1. Eþlerin çalýþmasý karþýlýðý alýnan para, mal veya eþya (maaþ) 2. Sosyal güvenlik kuruluþlarýnýn veya yardým amacýyla kurulan sandýk ve benzerlerinin yaptýðý ödemeler (emekli ikramiyesi) 3. Çalýþma gücünün kaybý nedeniyle ödenen tazminatlar 4. Kiþisel mallarýn geliri (miras kalan dairenin geliri) 5. Edinilmiþ mallarýn yerine geçen deðerler (örneðin, daha önce alýnmýþ arabanýn sonradan bir dükkanla takas edilmesi sonucu alýnan dükkan) Eþler arasýnda yukarda sayýlan mallar, edinilmiþ mallar sayýlýp boþanma halinde paylaþýma tabi tutulurken aþaðýda sayacaðýmýz mallar ise kiþisel mallar sayýlacak ve paylaþýmda dikkate alýnmayacaktýr: 1. Eþlerin kiþisel kullanýmýnda olan mallar (örneðin, takýlar, makyaj malzemeleri, erkeklerin kol düðmeleri, taraflarýn giyecekleri gibi) 2. Evlenmeden önce eþlerin sahip olduklarý mallar 3. Taraflarýn emek vermeden sahip olduklarý mallar (baðýþ, miras gibi) 4. Manevi tazminat alacaklarý 5. Kiþisel mallarýn yerine geçen mallar (örneðin evlenmeden önce sahip olunan veya miras yolu ile gelen bir evi satýp yerine yenisinin alýnmasý gibi) 6. Taraflarýn aralarýnda “kiþisel mal” olarak kabul edileceðini kararlaþtýrdýklarý mallardýr.

Bebek ölümleri devam ediyor

Bir bu eksikti AKP zihniyetinin son cürretkar ataðý Memur-Sen’e baðlý DiyanetSen eliyle geldi. Yedinci toplu görüþme öncesinde, hükümetten dini nikah yasaðýnýn kaldýrýlmasýný ve nüfus memuruna, gemi kaptanýna tanýnan nikah kýyma yetkisinin müftülere de tanýnmasýný talep etmeyi planlayan Diyanet-Sen gericileþen Türkiye’de imam nikahýný ve beraberinde çok eþliliði meþrulaþtýrma yönünde çalýþma yürütmeyi kendine görev edinmiþ anlaþýlan. Laik bir devletle baðdaþmayacak böyle bir yetki talep etmenin tek bir amacý olabilir; dini kurallarýn hayatýn her alanýnda daha da güçlenmesini saðlamak. Müftülerin bu yöndeki talebi kadýlýk müessesesini tekrar canlandýrma

11

Irak Ýnsan Haklarý Bakanlýðý raporuna göre Irak’ta þu an ABD güçlerinin kontrolündeki cezaevlerinde 338, Irak hükümetine baðlý cezaevlerinde 669 olmak üzere toplam 1007 çocuk yatýyor. New York merkezli Ýnsan Haklarý Ýzleme Örgütü’nün (HRW) Mayýs ayýnda yayýnladýðý rapora göre, ABD güçlerinin kontrol ettiði Baðdat’taki Cropper Kampý ve Basra’daki Bucca Kampý’nda çocuklarýn çok aðýr koþullarda yaþamaya zorlandýðý, çocuklar için avukat bulunmadýðý, cezaevlerinin haftalýk ve aylýk denetimlerden muaf tutulduðu ve çocuklarýn aileleriyle görüþtürülmediði belirtildi.

A r a þ t ý r m a Hastanesi’nde yeni doðan ölümlerinde enfeksiyona baðlý artýþ olduðunu duyuran basýn açýklamasý ile konu kamuoyunun gündemine yerleþti. Hastane yetkilileri Ankara Tabip Odasý’na ölümlerin hastane enfeksiyZekai Tahir Burak Doðum Hastanesi bebek ölümleriyle onundan kaynaklangündeme geldi madýðýný, hastanelerinde tadilat Ankara Tabip Odasý Baþkaný Prof. olmasý nedeni ile sýkýntýlar Dr. Gülriz Ersöz’ün Zekai Tahir Burak yaþandýðýný, personel, özellikle Doðum Hastanesi’nde yaþanan hemþire sayýsýnda yetersizlik bebek ölümleri ile ilgili görüþü þöyle: olduðunu bildirmiþ ve bu konularda Ýl 2 Aðustos’ta Saðlýk ve Sosyal Saðlýk Müdürlüðü’nden destek Hizmet Emekçileri Sendikasý’nýn istendiðini, Ankara çevresinden (SES) duyurduðu Dr. Zekai Tahir hastanelerine sevk edilen prematüre Burak Kadýn Saðlýðý Eðitim ve bebek sayýsýnýn da fazla olduðunu,

bunlarýn Ankara’daki altyapýsý uygun diðer hastanelere yönlendirilmesi gerektiðini belirtmiþtir. Ankara Tabip Odasý, Türk Tabipleri Birliði’nin talebiyle de bir bilimsel kurul oluþturdu. Amaç ilk aþamada kamuoyuna yansýyan olayla ilgili bilgi alma, ziyaret ve mümkün olan en kýsa sürede kamuoyuna bilgi verme, ikinci ve üçüncü aþamalarda yeni doðan ünitelerine yönelik bütünlüklü bir durum saptamasý yapma, yeni doðan ünitelerindeki kayýplarýn gerekçelerini tartýþma ve yeni doðan ünitelerinin sorunlarýnýn çözümü için öneriler sunmaktý. Ancak Saðlýk Bakanlýðý tarafýndan olayýn incelendiði öne sürülerek hastaneden istenen bilgiler verilmedi ve ziyaret talebimiz kabul edilmedi. Ancak dolaylý elde edilen verilerden anlaþýlan, hastanede enfeksiyon salgýný olduðu idi. Nitekim basýndan

izlediðimiz kadarý ile Saðlýk Bakanlýðý’nýn raporu da enfeksiyonu doðruladý. Raporu talep ettik ancak rapor bize ulaþtýrýlmadý. Bilim kurulumuz ise çalýþmanýn ikinci ve üçüncü basamaklarýný sürdürüyor. Konunun uzmanlarý bilim insanlarý tarafýndan yapýlan bu çalýþmanýn önemli olduðunu ve dikkate alýnmasý gerektiðini düþünüyorum. Daha önce de benzeri olaylar yaþanmýþ, TTB 3 yýl kadar önce yine ayný konu ile ilgili rapor hazýrlamýþtý. Yaþanan son olay uyarýlarýn dikkate alýnmadýðýný, gerçekçi, sistemli ve köklü çözümler ve politikalar üretilmediðini göstermektedir. Olay, niceliðe endeksli saðlýk hizmeti sunma anlayýþýndan performansa, hizmet ve eðitim hastanesi tanýmý ile ayrýmýndaki yetersizliðe kadar saðlýkta dönüþüm programýnýn birçok yönü ile yeniden tartýþmayý gerektirmektedir.


12

Eylül 2008

'Emperyalist saldýrganlýða karþý barýþ mücadelesini yükseltelim…' Barýþ Derneði'nin Dünya Barýþ Günü dolayýsýyla yayýnladýðý bildirge: Bugün 1 Eylül, Dünya Barýþ Günü. Ýnsanlýk, kalýcý ve adil barýþýn halen çok uzaðýnda. Savaþýn coðrafyasý geniþliyor. Savaþ örgütü NATO geniþliyor. Emperyalist saldýrganlýk birçok coðrafyada sýnýr tanýmadan yol alýyor. Afganistan'ýn, Irak ve Filistin'in iþgali ile somutlanan emperyalist saldýrganlýk artarak sürüyor. Ýnsani deðerlerimiz her gün ayaklar altýna alýnýyor. Propaganda bombardýmanýyla aklýmýzý kirletmeye devam

ediyorlar. Emperyalizmin ve iþbirlikçilerinin "savaþ kýþkýrtýcýsý" tutumlarý, neredeyse diplomasinin sýradan bir aracý haline geldi. Günümüzde emperyalizmin savaþçý politikalarýna karþý, adil ve kalýcý barýþ için verilecek mücadelenin yakýcýlýðý bir kat daha artmýþtýr. AKP hükümeti, Cumhuriyet tarihinde belki de hiç olmadýðý kadar, iþbirlikçi bir dýþ politika anlayýþýyla savaþ coðrafyasýnýn geniþlemesine çanak tutmaktadýr. Kafkaslarda patlak veren savaþ, emperyalistlerin imalatýdýr. Emperyalizm,

Edebiyat ve Kadýn

Modern Türk þiirinde kadýn imgesi Bu yazýda modern Türk þiirinde kadýnlarýn yansýtýlma biçimlerine ve tasvirlerine bakýp, ortaya çýkan imgeleri ve stereotipleri incelemeye çalýþacaðýz. Toplumsal reformlarla beraber Türkiye Cumhuriyeti’nde bir modernizasyon süreci baþlatýlmýþtýr. Þiir alanýnda bu modernizasyon, Divan þiirinin þiir için artýk bir model olamayacaðý anlamýna gelmektedir. (Gerçi Ahmet Haþim (1884-1933) ve Yahya Kemal Beyatlý (1884-1958) gibi þairler þiirlerini hâlâ aruz ölçüsüne baðlý olarak yazmaktadýrlar.) Ancak hece vezniyle yazýlan halk þiiri, modern Türk þiiri için bir çýkýþ noktasý olarak keþfedilmiþtir. Kronolojik olarak modern Türk þiirini dört ana akýma ayýrabiliriz. Cumhuriyetin ilk yýllarýnda þiirin ana temasý “milli” konulardan oluþup, hece ölçüsüyle yazan Faruk Nafiz Çamlýbel (1898-1973), Necip Fasýl Kýsakürek (1905-1983), Orhan Seyfi Orhon (1890-1972) ve Ahmet Hamdi Tanpýnar (1909-1980) gibi þairleri kapsamaktaydý. Hece þairlerinin özellikleri Ataol Behramoðlu’nun sözleriyle “konuþulan Türkçe ve hece vezniyle kiþisel, ulusal, toplumsal konularý iþlerken, genellikle romantik, lirik bir yaklaþým içinde olmuþlardýr. Aþk, gurbet, yalnýzlýk, ölüm temalarý hece þiirinin baþlýca temalarýdýr. Öte yandan, romantik bir halkçýlýk ve yurtseverlik de hece þiirinin temel bir özelliðidir." (A. Behramoðlu, Büyük Türk Þiiri Antolojisi, s.10) Bu akýmdan sonra Nâzým Hikmet’in baþlattýðý toplumcu gerçekçi þiir, 1940’larda Orhan Veli’nin baþýný çektiði Garip þiir akýmý, 1950’lerde ise Ýkinci Yeni þiir akýmýný görmekteyiz. Bu þiir akýmlarý içinde yer almayýp farklý bir yöne doðru evrilen þairler de -Fazýl Hüsnü Daðlarca, Atilla Ýlhan, Gülten Akýn ve Can Yücel örneðinde olduðu gibi- vardýr. “Hececiler” olarak da bilinen “milli þiir”in en önemli kadýn imgeleri arasýnda “anne”yi görmekteyiz. Orhan Seyfi Orhon’nun þiirlerinde (1890-1972) anne, “þiirsel Ben”i teselli edip ona sevgi ve huzur verir ("Senden umuyorum teselli yine!/Bugün þefkatine, muhabbetine/[…]Belki eskisinden daha muhtacým!"). Anne “lirik Ben”in ihtiyacý olduðunda onun hep yanýndadýr ve onu sonsuza kadar sevecek olan tek kadýndýr. Öte yandan “sevgili” tipolojisi -bu þiir akýmýnda baþka bir kadýn imgesi- “lirik Ben”i sevgisizlikle tehdit eden acýmasýz bir kadýn tipidir. Faruk Nafiz Çamlýbel’in (1898-1973) þiirinde ise sevgili, vatanla özdeþleþtirilir (“Vatanýmsýn, býrakmam/Ellerin kucaðýna!”). Þiiri ve sanatý, direniþin ve mücadelenin bir aracý olarak gören toplumcu þairlerin kadýn imgelerine gelince, buradaki kadýnlar bir yanda “yoldaþ” ve “kýz kardeþler”, diðer yanda “eþ” ve acý çeken annelerden oluþur. Serbest nazýmýn ilk þairi Nâzým Hikmet, Türk þiirini hem içerik hem de biçem olarak devrimcileþtirmiþtir. “Kuvâyi Milliye” destanýnda kadýnlar cepheye kaðnýlarla mermi taþýyýp emperyalizme karþý mücadelenin içinde yer alýrlar. Yine bu destanýnda þair, Anadolu kadýnýnýn durumuna parmak basar: “Ve kadýnlar/bizim kadýnlarýmýz:/korkunç ve mübarek elleri/ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle/anamýz, avradýmýz, yârimiz/ve sanki hiç yaþamamýþ gibi ölen/ve soframýzdaki yeri/öküzümüzden sonra gelen/”. Nâzým Hikmet baþka þiirlerinde de kadýnlarýn toplumsal ve kültürel konumlarýný eleþtirmiþtir. Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday ile 1940’larýn baþlangýcýnda ortaya çýkan Garip akýmýnýn hedefi þiirde bütün kurallarý ve uyaðý yýkýp anlaþýlýr bir dille kitleler için yazmaktý. Günlük hayattan ve kitlelerin mizah anlayýþýndan yola çýkan Garip þairleri konuþma diliyle yazarlar. Bununla beraber, belli cinsiyetçi stereotipi ve modelleri özellikle de Orhan Veli’nin kadýnlarý öncelikle “yosma” olarak tasvir ettiði þiirlerinde görmekteyiz. “Söz” þiirinde kadýn, sevgili ve dost olarak cesur olmaya ve komþularýn dedikodularýna aldýrmamaya çaðrýlýr. “Dedikodu” þiirinde “lirik Ben”in sevgililerin sayýsý belli deðildir. “Sere serpe” þiirinde ise kadýn bedeni cinsel bir obje olarak tasvir edilir. Bununla beraber daha sonra toplumcu konulara da yönelen Garip þairlerinden Melih Cevdet Anday’ýn Sovyet ajanlýðý iddiasýyla 19 Haziran 1953’te idam edilen Rosenberg çifti için yazdýðý “Aný” þiiri hatýrlamaya deðerdir: bir çift güvercin havalansa/yanýk yanýk koksa karanfi/deðil bu anýlacak þey deðil/apansýz geliyor aklýma. Ýkinci Yeni þiir akýmýnýn kahramaný/anti-kahramaný genelde büyük kentte yaþayan yabancýlaþmýþ bir bireydir. Bu akým içinde Cemal Süreya (1931-1990) cinsel aþký odak noktasý yapmasýyla bir istisna oluþturur. Genelde “sevgili” olarak tasvir edilen kadýn, Cemal Süreya’nýn þiirinde cinselliðin anahtar motifidir. Sonuç olarak þiire ve edebiyata kadýnlar genelde anne, kýzkardeþ/bacý, eþ, sevgili olarak esin kaynaðý olmuþtur. Öte yandan þair kadýnlarýn þiirlerinde, kadýn olan “lirik Ben” toplumsal-eleþtirel konularýn yanýnda doða, sevgi, yalnýzlýk, özlem gibi konularý da iþleyip kadýnýn tarihten ve þiirden dýþlanmýþlýðýný, þiirdeki cinsiyetçi varoluþunu, aile gibi toplumsal kurumlarý sorgularlar.

Ortadoðu'dan sonra Kafkaslarý da kan ve barut fýçýsýna çevirmenin yollarýný adým adým örmüþtür. Bölgede yeni sýcak çatýþmalarýn yaþanmasý an meselesidir ve Türkiye'nin bunun dýþýnda kalmasý mümkün görünmüyor. AKP'nin "önemli açýlým" diye yutturmaya kalktýðý "Kafkas Paktý" soytarýlýðýnýn arkasýndaki tarafsýzlýk veya taraflarý uzlaþtýrma çabasý kocaman bir yalandýr. AKP "daha fazla" demektedir. Daha fazla Amerikancýlýk, daha fazla kan, daha fazla gözyaþý. AKP'nin dýþ politika anlayýþý budur. ABD bastýrmýþ ve AKP uluslararasý sözleþme niteliði taþýyan Montrö Sözleþmesi'nin delinmesine göz yummuþtur. AKP, Gürcistan'a "insani yardým" kýlýfý altýnda, NATO'nun Karadeniz'e daha fazla

yerleþmesine aracýlýk ederek, bölge barýþý açýsýndan çok tehlikeli bir dönemin açýlmasýna hizmet etmiþtir. Önümüzdeki günlerde Montrö Sözleþmesi'nin, ABD'nin baþýnýn tuttuðu bir masada, ameliyata yatýrýlmasý uzak bir olasýlýk deðildir. Bu olasýlýk bölge güvenliði kadar ülkemizin güvenliði için de büyük bir tehlikedir. Bugün, emperyalizmin ve AKP türünden iþbirlikçilerinin bölge halklarýna yönelik kýþkýrtýcý politikalarýna karþý mücadele etmek, barýþ mücadelesinin en üst sýrasýna yazýlmalýdýr. Eðer, bizler, ülkemizin geleceði için mücadele ediyorsak, bu onursuzluða ortak olmayacaksak, AKP'nin kiþiliksiz politikalarýna karþý sesimizi yükselteceðiz. Emperyalist yayýlmacýlýða ve iþgale bin bir kýlýf

altýnda ortak olmanýn, "stratejik baþarý" olarak yutturulduðu bir ülkede, emekçi halkýmýzýn barýþ ve kardeþlik içinde yaþama þansý yoktur. Öyleyse, ülkemizde ve bölgemizde kalýcý barýþ için, AKP'ye karþý mücadele edeceðiz, AKP politikalarýna karþý gücümüzü birleþtireceðiz. Kalýcý barýþ için mücadele, girdiði her yere ölüm ve acý getiren emperyalizme karþý mücadeleden baðýmsýz düþünülemez. Öyleyse, savaþsýz, sömürüsüz ve insanlýðýn barýþ içinde yaþadýðý bir dünya için, emperyalizme karþý örgütleneceðiz. Geleceðimizi kazanmanýn biricik yolu, ülkemizin ve bölge halklarýnýn baþýna bela olan emperyalistlerin ve iþbirlikçilerinin defedilmelerinden geçiyor. Barýþ Derneði

13

Eylül 2008

Cumhuriyetin tasfiyesi eve kapatýyor Piyasalaþma, emperyalizmle iþbirlikçilik, gericilik kadýnlarý mücadeleye çaðýrýyor.

Savaþ kadýnlarý ve çocuklarý vuruyor 1990’larda Sovyetler Birliði’nin çözülmesiyle savaþlar, emperyalistlerin yönlendirmesiyle milliyetçi bir karakter kazandý. Yýllar boyunca bir arada kardeþçe yaþayan halklarýn birbirlerine karþý giriþtikleri acýmasýz savaþlarda birbirlerini kestiklerini, yaktýklarýný, yýktýklarýný ve bundan en fazla etkilenenin kadýnlar ve çocuklar olduðunu gördük. Bosna-Hersek’te yaþananlar bunun en önemli örneklerinden biridir. Bosna’da sürdürülen savaþta silahlarýn dýþýnda 20 binden fazla kadýn sistematik olarak tecavüze uðramýþ ve bu tecavüz kadýnlarýn üzerinde silahtan daha fazla yaþamsal etkiye sahip olmuþtur. Savaþlarda kadýnlarýn yaþadýðý sorunlar bunlarla bitmiyor. Kurulan mülteci kamplarýnda kalan kadýnlar çocuklarýna bakmak ve hayatta kalmak için açlýk ve hastalýkla karþý karþýya kalýyor. Barýþ gücünde yer alan askerlerin ilaç ve yemek karþýlýðýnda kadýnlarý fuhuþa zorladýklarý ve uluslararasý kadýn ticaretine peþkeþ çektikleri defalarca kanýtlandý. Afganistan’ý iþgal eden ABD ve desteklediði güçler, tecavüz silahýný kul-

lanmaya devam etmekle kalmadýlar kaçýrdýklarý kadýnlarý ve çocuklarý porno sektörüne sattýlar. Özgürlük getireceðini söyleyen ABD’nin, recm edilerek öldürülen kadýnlara atýlan taþlarýn boyutunu küçültmekten öteye gitmediði ise hafýzalarýmýzdadýr. Yaný baþýmýzda süren Irak iþgalinde de benzer uygulamalar devam ediyor. Ýþgalde ülkeyi Anneler kaybettikleri çocuklarý için eylem yapýyor parçalayan ve yýkan ABD, Irak’a nikah” yöntemiyle bedenlerini satmaya kadýn ticaretini, tecavüzü ve þiddeti de zorlanýyor. Bu nikahý kýyan imamlarýn ve getirdi. Öyle ki, cezaevlerindeki Iraklý buna izin veren otellerin bu konuda tam kadýnlara tecavüz etmek, ABD askerþirketleþmeye gittiðini de not etmek lerinin iþgal eðlencesi haline geldi. gerekiyor. Tecavüze uðrayan kadýnlarýn çoðu da Irak’lý kadýnlar gerici örgütlenmelerserbest býrakýlýr býrakýlmaz aileleri den de nasiplerini almýþ. Kadýnlar hem tarafýndan infaz edildi. tarikatlarýn etkisiyle hem de kendilerini Bugün Irak’ta kadýnlar saðlýk hizmeti, korumak için hýzla kapanýyorlar. Týpký su, yemek gibi temel ihtiyaçlardan Bosna’daki kadýnlar gibi. Özellikle iþgal mahrum kalmalarýndan dolayý, açlýk ve altýndaki güneyden baþlayarak, Þii bölhastalýklarla boðuþuyor. Çalýþmalarýna gesinde üniversiteye giden kadýnlar izin verilmiyor. Ýzin verilse bile çalýþacak kapanmalarý için ciddi baskýlar görüyor fabrika, iþyeri kalmadýðý için çocuklarýnýn ve zaman zaman saldýrýlara uðruyor. karýnlarýný doyurabilmek adýna “geçici

‘Ayakta ölmek, dizlerinizin üzerinde yaþamaktan daha iyidir’

Baskýnýn, sömürünün, istilalarýn olduðu yerlerde direniþler de olmuþtur ve olmaya da devam edecektir. Bunun için tarihe bakmak yeterlidir. Ýspanya Ýç Savaþý, Ýkinci Dünya Savaþý, Vietnam Savaþý, ulusal baðýmsýzlýk savaþlarý, en son Irak’taki savaþ ve direnen kadýnlar.... Direnen kadýnlarýn tarihini daha da gerilere götürebiliriz. 19. yüzyýlda Ýngiltere’de, iþçi kadýnlarýn gerçekleþtirdikleri büyük direniþ, dünya halklarýna 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar gününü armaðan etmiþtir. 1930’lu yýllar komünist partilerin bütün dikkatlerini faþizmle mücadeleye çevirdikleri, bu nedenle Komintern’in birleþik halk cephesi politikalarýný gündemine aldýðý yýllardýr. 1930’lu yýllar faþizmin Avrupa’yý kasýp kavurduðu yýllardýr. Ýkinci Dünya Savaþý’nda faþizme karþý mücadele eden yurtseverlerin, komünistlerin, sosyalistlerin önemli bir kesimini kadýnlar oluþturuyordu. Ýspanya’nýn faþist generali Franco’ya karþý gerçekleþen direniþi ve direniþin ön saflarýnda yer alan Ýspanyol Komünist Partisi lideri Dolores Ýbaruri burada anýlmaya deðerdir. Ýspanya Komünist Partisi lideri olan Ýbaruri’nin radyodan, meydanlardaki hoparlörlerden duyulan sesi, kitlesel mitinglerde yaptýðý konuþmalar, direniþin sürmesinin en önemli nedenlerinden biri olmuþtur. O, “demokratik Ýspanya’nýn terör cehennemine ve iþkencehaneye” çevril-mesine karþý her kadýn, erkek ve çocuðu faþistlerin baþkente yönelik saldýrýlarýna karþý barikat kurmaya çaðýrdý. “Ayakta ölmek, dizlerinizin üzerinde yaþamaktan daha iyidir." Ve “korkak karýsý olmaktansa, yiðit dulu olmak yeðdir” sözleri direniþin sloganý olmuþtur. En meþhur konuþmalarýndan birinde o, kadýnlarý, baþka silah bulamazlar ise mutfak býçaðý veya benzer silahlar ile savaþmaya çaðýrmýþ, hatta kaynar sularýn bile Madrid’e saldýrýlarý püskürtmek için kullanýlabileceði konusunda teþvik etmiþtir. Ýbaruri’nin lideri olduðu Savaþa ve Faþizme Karþý Uluslararasý Kadýn Komitesi, komünist kadýnlarýn gazetesi

olan Mujeres De Madrid (Madrid’in Kadýnlarý) ve Companera’yý (Yoldaþ) yayýnlamýþtýr. Direniþi canlý tutmak için 100 binden fazla kadýn anti-faþist komitelerde yer almýþtýr. Direniþin sürmesi için yaþamsal öneme sahip bütün iþler kadýnlar tarafýndan yapýlmýþtýr. Barikatlarýn yapýmýndan, siperlerin kazýlmasýnda, ortak aþevleri ve çamaþýrhanelerin örgütlenmesinde, ilkyardým istasyonlarýnýn kurulmasýnda hep kadýnlar çalýþmýþlardýr. Madrid kadýnlar tarafýndan yönetilen bir þehir haline gelmiþtir. Fabrikalarda, telefon santrallerinde, okullarda çalýþanlar, erzak daðýtýmýný gerçekleþtirenler, ordu mensuplarýnýn okuma-yazma öðrenmesi için açýlan 2 bin okulda ders verenler hep kadýnlardýr. Hitler faþizmine karþý örgütlenen komünist ve yurtsever direniþi içerisinde yer alan önemli bir kesim yine kadýnlardý. Burada “Schulze-Boysen/Harnack Örgütü”ne, Gestapo’nun “Kýzýl Orkestra” olarak adlandýrdýðý direniþ grubuna bakýyoruz. “Kýzýl Orkestra” heterojen bir yapýya sahiptir -ki bu þüphesiz halk cephesi düþüncesine yaslanmaktadýr. Ne var ki, sosyal kökenlerinin heterojenliði, politik hedeflerinde homojen olmalarýný engellemez. “Kýzýl Orkestra”nýn ön-cülerinden Harro Schulze-Boysen, Sovyetler Birliði’nin desteklenmesini savunur; çünkü “ilk iþçi devletinin ayakta kalmasý, kendi ülkesinde köklü bir deðiþimin gerçekleþmesi için ön koþuldu”. “Kýzýl Orkestra” hedefini Hitler Almanyasý’na karþý savaþmakla sýnýrlamýyordu, ayný zamanda sosyalist hedefler doðrultusunda çalýþýyordu. Onlarý bir araya getiren unsur halk cephesi düþüncesi olmuþtu. Nitekim bu direniþte komünistler, sendikacýlar, sosyal demokratlar, partisizler, ateistler, dindar insanlar, kadýn, erkek, genç, yaþlý, iþçi, bilim insanlarý, öðretmenler, sanatçýlar, memur ve esnaf, asker ve subaylar faþizme karþý birlik oluþturmuþtu. Schulze-Boysen/Harnack örgütü 1938/39’da KPD ve farklý demokratik ve

ilerici anti-faþist direniþ gruplarýnýn birleþmesiyle oluþmuþtu. Schulze-Boysen/Harnack direniþ örgütünün direniþ biçimi ve yöntemi çok yönlü olup, sürekliliði olan MarksistLeninist eðitimi, faþist rejime ve savaþ politikasýna karþý ajitasyonu, muhalif güçleri birleþtirmek hedefiyle anti-faþist yayýnýn yaygýnlaþtýrýlmasýný, tutsak antifaþistlerin ailelerine maddi ve manevi destek saðlamayý, yabancý köle iþçileri ve savaþ tutsaklarýyla birlikte eylemler yapmayý, savaþ sanayisinde sabotajlar düzenlemeyi ve Sovyetler Birliði’ne Hitler’in saldýrý planlarý üzerine bilgi ulaþtýrmayý kapsamaktaydý. Alman Demiryollarý’nda çalýþan anti-faþistler örneðin sadece askeri araçlarýn nakliyatý ve hedef yerleri hakkýnda bilgi toplamazlar, ayný zamanda trenlerin gecikmesini ya da Nazilerin nakliyat planlarýný alt üst etmesiyle sonuçlanan yanlýþ yollara yönlendirilmesini saðlarlar. Fabrikalarda ise direniþçi iþçiler “yavaþçalýþ-hareketi”ni örgütlerler. Ve ülkemiz.. Ýkinci Dünya Savaþýnýn bittiði ve ülkemizin NATO’ya girmesi karþýlýðý Kore’ye asker gönderilmesine karþý çýkan Barýþsevenler Derneði’nin kurucusu ve baþkaný Behice Boran. Derneðin kurulduðu 1950 yýlýnda Kore’ye TBMM’ye danýþmadan asker gönderen Adnan Menderes hükümetinin bu kararýna karþý çýkan bir telgraf gönderdiði için yargýlanýp 15 yýl hapse mahkum edilen, barýþ mücadelesinin unutulmaz öncüsü Behice Boran. Türkiye’nin kendi yasalarýna ve uluslararasý hukuka aykýrý olmasýna raðmen ABD’li generallerin emrinde Kore’ye ölüme gönderilen yüzlerce gencin kaný pahasýna NATO’ya alýndýðý ve 58 yýl sonra AKP iktidarýnda sýnýr ötesi harekâtýn konuþulduðu, Kafkaslarda týrmandýrýlan savaþýn içerisine sokma planýna karþý barýþ mücadelesi hâlâ sürüyor. Bugün barýþ emperyalist saldýrganlýða karþý mücadele etmeden asla korunamayacaktýr.

Cumhuriyetin kazanýmlarýndan vazgeçen Türkiye kapitalizmi gericileþtikçe, baðýmlý hale geldikçe çarþafa soktuðu kadýnlarýn sayýsý da hýzlýca arttý. Gericiliðin bedeli kadýnlarýn evlerine kapanmasý oldu. Sermayenin ucuz iþgücü olarak gördüðü kadýnlarýn çalýþabilmesinin ön koþulu doðurmamak oldu. Sosyal yaþamýn vazgeçilmez parçasý olan, çocuk bakýmýnýn devlet eliyle gerçekleþtirilmemesi kadýnlarýn evlerine baðlanmasýna toplumsal çürümenin parçasý olmalarýna neden oldu. Tarikatlar, gerici siyasetin örgütlenmesi için kadýnlarý ve evleri kullandý. Kadýnlar eve kapandýkça siyasetin gerici parçasýnýn öznesi oldular. Gericiliðin þiddetini en fazla hisseden kesim olan kadýnlar gericiliði yaymak için çalýþtýrýldý. Hem gericiliði örgütlediler hem de haklarýný teslim ettiler. Buna razý oldular. Ýtaat etmek en fazla kadýnlara layýk görüldü. Korunacak varlýklar olarak görülen kadýnlar kapatýldý. Çarþafa, türbana dolandýkça da sesleri kesildi. Oysa Cumhuriyetin kazanýmlarýndan en çok kadýnlar kazanmýþtý. Cumhuriyet, 85 yýllýk tarihi boyunca kadýnlar adýna çarklarý ileri döndüre-

ceðine hýzla geriye doðru dönüþünü saðladý. Cumhuriyet, kadýnlara 1930'da yerel seçimlerde, 1934'te ise genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkýný kazandýrmýþtý. Kadýn milletvekilleri mecliste yer aldý, alýyor. Kadýnlarýn mecliste daha fazla temsil edilmesi önemli midir? Tek baþýna kadýn olmak yeterli midir? Bu sorulara burjuva kadýn örgütleri evet yanýtýný veriyor. Bu konuda seçim dönemlerinde kampanyalar düzenlemeye baþladý. Ancak, kadýn milletvekillerinin mecliste sayýsýnýn artmasý, emekçilerin haklarýnýn savunulacaðý anlamýna gelmediði gibi, gericiliðe karþý duruþu da saðlamýyor. 2007 yýlýnda yapýlan genel seçimlerde milletvekili seçilen kadýn sayýsýnýn artmasý, meclisteki kadýn oranýnýn yükselmesi kadýnlarýn geleceklerinin güvence altýna alýnmasý için hiçbir yeterli güvenceyi oluþturmuyor. AKP'li kadýn milletvekili Edibe Sözen'in okullara ibadethane açýlmasý için yasa taslaðý hazýrladýðýný hatýrlamamýz gerekiyor. Kadýn ve Aileden Sorumlu Devlet Bakaný olan Nimet Çubukçu'nun töre cinayeti, kadýna ve çocuða yönelik þiddet vakalarý karþýsýnda kýlýný kýpýr-

datmamasýna, hatta örtbas etme çabasýna karþý Yurtsever Cepheli Emekçi Kadýnlarýn istifa çaðrýsýný hatýrlamamýz gerekiyor. Kadýnlarýn eþit ve özgür yurttaþlar olmasý sýnýf eþitsizlikleri ortadan kalktýðý zeminde olanaklý hale gelecektir. TÜSÝAD Baþkaný Arzuhan Doðan Yalçýndað ile töre denilerek katledilen Güldünya ne kadar eþit yurttaþlar olabildiler? Erkekler adýna utanmazca çokeþliliðin artýk yüksek sesle savunanlar bugün meclistekilerden güç alýyor. Meclis'te kadýn bakanlar gericilerin sesinin yükselmesini saðlýyor. Kadýnlarýn iþgücüne katýlým oraný her dönem sorun olarak sunuldu. Bu yolla kadýnlar daha ucuza ve daha güvencesiz çalýþmaya ikna edildi. Ülkemizde 1990 yýlýnda yüzde 34 olan kadýnlarýn iþgücüne katýlým oraný gerici AKP hükümeti ile 2007 yýlýnda yüzde 25'lere düþtü. Kentlerde ise kadýnlarýn iþgücüne katýlým oraný ortalamanýn daha da altýnda kalýyor. Bu durumda kadýnlarýn sosyal güvenceli olarak çalýþmalarýný beklemek de mümkün deðil. Ýstihdam edilen her 100 kadýndan 71'i bir sosyal güvenlik kurumuna kayýtlý olmaksýzýn çalýþýrken, bunlarýn da yüzde 68'ini ücretsiz aile iþçisi olarak çalýþan kadýnlar oluþturuyor. Kadýn iþçiler yoðunluklu olarak sosyal güvencesi olmayan enformel sektörlere kayýyor ve düþük statülügelirli iþlerde çalýþmak zorunda kalýyor. Bu sektördeki iþ alanlarýndan bazýlarý özellikle "kadýnlar için uygun alanlar" olarak kabul görüyor. Ülkemizde dört kadýndan biri okuma yazma bilmiyor. Eðitim olanaðýna sahip olabilmenin ilk koþulu para ise, kadýnlar için baþka koþullarýn da saðlanmasý gerekiyor. Ülkemizin batýsý ile doðusu arasýndaki kadýnlarýn okuryazarlýk oranýnýn farklý olmasý da bir diðer gerçeði ifade ediyor. "Baba beni okula gönder" kampanyasý ile kýz çocuklarýnýn

okuryazarlýðýný artýrma çabasý yeterli olmuyor. Eðitimin ticarileþtirilmesinin sonucu emekçi çocuklarýna okul kapýlarýnýn kapatýlmasý olurken, kýz çocuklarý bu kapýlarýn ardýnda daha fazla yýðýlýyor. Kadýnlar tarafýndan da gizlenmesine raðmen Türkiye'de aile içi þiddet gizlenemez boyutlara gelmiþ durumda. 2006 yýlýnda þiddete maruz kalan kadýn sayýsý 2005 yýlýna göre yüzde 76 oranýnda artmýþ. 2007 verilerine göre, l 220 kiþi töre ve namus cinayetlerine kurban edilirken son beþ yýlda toplam sayý bini aþmýþ durumda. Resmi kayýtlarda son bir yýlda gayrimeþru iliþki nedeniyle 94, cinsel taciz nedeniyle 71, tecavüz nedeniyle 17 kiþinin öldürüldüðü belirtiliyor. l Töre ve namus cinayetleri en çok Ýstanbul, Ankara, Ýzmir, Bursa, Diyarbakýr ve Antalya'da iþleniyor. l Bu tür cinayetlerin sayýsý 2006 yýlýna göre iki kat artan Ýstanbul'da her hafta en az bir kiþi töre ve namus cinayetine kurban gidiyor. l Faillerin ve maðdurlarýn sayýsý, eðitim seviyesi düþtükçe artýyor.

Sonuç olarak, diðer tüm kapitalist ülkelerde olduðu gibi Türkiye'de de kadýnlar, ek baský ve sömürü biçimlerine maruz kalýyor. Sermaye düzeni, kendi egemenliðini sürekemek lileþtirmek ve ücretli sömürüsünü yoðunlaþtýrmak için diðer toplumsal eþitsizlikler gibi kadýn-erkek eþitsizliðini de koruyor ve kullanýyor. Bunu ortadan kaldýrmanýn yolu, sermaye düzeninin ortadan kaldýrýlmasýndan geçiyor. Eþitsizliðin ortadan kalkmasý kadýnlarýn yaþamlarýný sürdürebilmesinin ve sorunlarýnýn ortadan kalkmasýnýn ön koþulu haline geliyor. Tarihsel açýdan baktýðýmýzda bir ilerleme olan Cumhuriyetin kazanýmlarý, bu topraklarda yaþayan kadýnlar için de büyük bir ilerlemedir, aydýnlanmadýr. Cumhuriyetin kazanýmlarýna sahip çýkmak ise bugün yalnýzca emekçilerin gündemindedir. Bugünden daha ilerisi ancak emekçilerin elleriyle kurulacaktýr.

Sahiplenmek ama titizlenmek Cumhuriyet ile birlikte kadýnlarýn toplumsal yaþama katýlýmýnda önemli bir dönüþüm yaþandý. Ancak ayný anda bu süreç Türkiye kapitalizmi açýsýndan hep bir “vitrin” iþlevi de taþýdý. Cumhuriyet’in bu alandaki kazanýmlarýna sahip çýkarken tereddüde yer yok. Ama titizlik, tartýþma ve sorgulamayý elden býrakmadan. Cumhuriyet'in kazanýmlarýna sahip çýkmaktan söz edenler hem saðdan hem de soldan eleþtiriliyor. AKP iktidarýnýn peþinde "demokrasicilik" oynayan liberaller tarafýndan darbecilikle suçlanýrken yaþanan süreci anlamamak konusunda direnen kimi solcular tarafýndan da sermaye iktidarýna sahip çýkmakla itham ediliyorlar. Yönetim biçiminin sermaye diktatörlüðü olduðu açýk ancak Türkiye Cumhuriyeti, sermaye sýnýfýnýn iktidarýnýn ifade ettiklerinden daha fazlasýný taþýyor. Bu tarihsel bir gerçek. Türkiye'de sermaye iktidarý tesis edilir ve korunurken oluþan çerçeve, ülkenin ölçeði, sýnýflar mücadelesinin özgün dinamikleri, ideolojik/siyasi harita, toplumsal hayatýn örgütlenmesi emekçiler açýsýndan "kazaným" anlamýna gelen pek çok unsuru beraberinde getirdi. Osmanlý'dan Cumhuriyet'e "tebadan yurttaþa" bir dönüþüm yaþanýrken kadýn-erkek iliþkilerinde de önemli deðiþiklikler gerçekleþti. "Kadýn haklarý" baþlýðýna sýkýþtýrýlamayacak bu deðiþikliklerin bir bölümü geliþen kapitalizmin ortaya çýkardýðý ihtiyaçlarýn ürünü "bahþedilen" haklar olarak

düþünülebilir. Seçme ve seçilme hakký, iþgücüne katýlma bu baðlamda ilk akla gelenler. Bir de bu topraklarýn özgün toplumsal formasyonunun sonucu olarak önem kazanan kýyafet kanunu, eðitim birliði ile elde edilen kazanýmlar var. Her birinin amacýndan baðýmsýz, sadece kadýnlar açýsýndan deðil insanlýk için ileri adýmlar olduðu kesin. Sýnýfsal farklarý örten bir konum tarif ettiði için "yurttaþ" üzerinde tartýþma yürütülebilir bir kavram. Ama baþka her þey bir yana yurttaþ, "genel oy hakký"ný ifade eden, bu vesileyle de eþitlik olgusunu çaðrýþtýran bir kavram. Elbette sermaye düzeninin bu kavrama

yüklediði anlamý, yanýlsamalarý, milliyetçilik benzeri salgýlarý bolca barýndýrdýðýný hatýrlarken, yurttaþ olmanýn alternatifi olarak cemaat, tarikat üyeliðinin sunulduðunu da unutmamak gerekiyor. Kadýnlarýn toplumsal yaþama katýlýmý ve eþitsizliklerin önündeki önemli engellerden bir bölümünün temizlenmesi de bu zemine yerleþtirilmeli. Daha ileriye taþýnmadýðýnda, gerçek anlamda eþitlik peþinde koþulmadýðýnda kazanýmlarýn kadük kalmasý, içinin zaman içerisinde egemen sýnýflarýn deðiþen ihtiyaçlarýna göre yeniden ve yeniden doldurulmasý da kaçýnýlmaz. Tam da bu nedenle "Cumhuriyet'in kazanýmlarý"ndan söz edip emekçilerden vebalý gibi kaçanlarýn da katkýsýyla Türkiye'nin gericileþtirilmesinin en önemli ayaklarýndan biri emekçi kadýnlar oldu. Emekçi kadýnlar, elbette en küçük kazanýmýn bile takipçisi olmalý. Ama bunlarý korumanýn yolunun daha fazlasýný istemekten geçtiðini bilerek.


14

KÜLTÜR - SANAT

Eylül 2008

SPOR

Eylül 2008

Tek dünya tek rüya

Aman ‘popüler olsun, bizim olsun’ deyip geçmeyin

Uyarmak için, uyanmak için, mücadele edin Çok da kolay deðildir, “Halk bunu beðeniyor, biz ne yapalým” diyenlere, “Halký ve beðenisini deðiþtirelim” demek. Ýlk baþta, içinde bir açmaz var gibi; halktan uzakta kalýnca onu deðiþtirmek mümkün mü sahi? Ýkisinin arasýndaki mesafe ne kadar olmalý peki; bir adým, iki adým, yumruk mesafesi... elde cetvel ya da metre hesap mý etmeli? Ya da bir baþka soru: Halký ve beðenisini deðiþtirmek derken; hangisi, diðerini öncelemeli? Kafa karýþtýrýcý sorular deðil mi? Oysa, Latincesiyle “populus”un, yani “halk”ýn, Fransýzcasýyla “populaire", yani “halka ait", “halka uygun” beðenilerini dönüþtürmede, bir mesafe ve öncelik/sonralýk sorunu yoktur belki. Halký dönüþtürürken, onun için popüler olaný da dönüþtürerek yol alabiliriz sanki. Siyasal müdahaleyle kültürel canlanma iç içe geliþip birbirini beslemez mi?

Sinan Çetin’in elinden çýkanlar zehir saçýyor

Diyelim iç içe geliþmediler, mesafe iyice açýldý ve siyaset on adým önde gitti; kültürel alanda “verili durum”u kabul etmek mi gerekli? “Sokaktaki vatandaþ”la arayý açmamak için popüler olaný kabul edip öyle devam etmek, daha mý iyi? O zaman kendimize niye devrimci diyoruz ki!.. Popüler olaný eleþtirmeyeceksek, kendimizi ve ileri düþüncelerimizi/ürünlerimizi popüler hale

getirmeyeceksek, beðenilerimizi geliþtirmeyeceksek, kendimizi ve çevremizdekileri duygusal bir eðitimden geçirmeyeceksek, algýlarýmýzý “açmak” için çok daha fazla çaba sarf etmeyeceksek, kültürel yozlaþmaya karþý alternatifler üretmeyeceksek, bu alternatifleri yayýp geliþtirmeyeceksek, “dayatýlanlar”a karþý yeniyi göstermek için her yolu denemeyeceksek, çürüyüp gidenlerin karþýsýnda dimdik dikilmeyeceksek… diye uzayýp gidebilir bu devrimcilik ya da “devrimci kültür” sorgulamamýz. En iyisi çok uzatmadan, iþimizi yapalým, iþimize bakalým. Uyaralým, uyanalým. Daha iyisi, Dr. Hikmet Kývýlcýmlý’nýn dediði gibi, “Uyanmak için uyaralým, uyarmak için uyanalým". Yoksa bu düzenin bizi uyutmak için ortalýða saçýp durduðu afyonlardan, magazin kültüründen, pop müziðinden, pop-star yarýþmalarýndan, Tarkan’ýn beleþ halk konserlerinden, Sezen’in son albümlerinden, Fener’in son transferlerinden, Müslüm babanýn Gülhane resitalinden ya da daha “entelektüel” olmasý için Murathan Mungan þiirlerine Müslüm baba yorumlarýnýn döþenmesinden vb. kafamýzý kaldýrýp, nasýl mücadele edeceðiz ki? Peki bunlar yeni mi çýktý? Zaten hep “orada” deðil miydiler? Öyleydiler elbette. Her dönem kendi popüler çizgisinde küçük rötüþlar yaptý yine de. Adý üstünde pop-corn gibi bir þey, hýzla yiyip tüketebilelim ki, sýra “yenileri”ne gelsin. Peki, özellikle son yýllarda deðiþen bir þey var mý popüler alanda? Yaðý, tuzu daha mý az pop-cornlarýn? Amerikanlaþma, hamburgerleþme, yobazlaþma, çürüyüp kokuþma anlamýnda daha mý bir “batýyor” popüler ciciler? Sanki öyle gibiler. Osmanlý tipi “teba” arzularýnýn azdýðý, yani her þeye boyun eðmiþ,

önüne her konaný þükrederek kabul eden “imanlý tüketiciler”in ortalýðý kapladýðý bir dönemde, örneðin popüler þarkýlar da eskisine göre daha mý alýklaþtýrýcý oluyor, ne? Toplumsal dokuda gericiliðin rolü arttýkça deðiþiyor bir þeyler ama en popüler olana bakýldýðýnda, öyle çok büyük ayrýmlar da yok tabii ki. Etek boylarý biraz daha uzun o kadar! Ezan okunurken, müziðin sesini kýsanlarýn sayýsýnda bir artýþ da var. Ama ezan bitince, zýrýltý ayný zýrýltý! Elbette bir de þöyle bir boyutu var: Magazinleþme ve cývýklýk bir uçta, bunun ahlaki bozuculuðunu ve yozluðunu gösterip imana sýðýnma çaðrýlarý diðer uçta, sýkýþtýrýyor popüler kültür girdabýna kapýlmýþ insanlarý. Oysa ikisini de üreten ayný “prodüktör”ün alt þirketleri. Gericilik ve piyasacýlýk hep birbirini besleye besleye büyümedi mi? Bunun dýþýnda “bilinçli toplum” yerine “afyonlanmýþ cemaat”i geçirmeye çalýþan AKP’nin popu da, popüler müziði ve kültürü de diðerlerinden çok farklý deðil aslýnda. Kenan Paþa da de böyle yapardý! Bir yandan patlayan pornografi, diðer yanda hýzla pýtrak veren imam hatipler; seç dilediðini, uyu uyuyabildiðin kadar. Sonrasýnda Özal da var. Takunyalý liberalizmin piri, özel otomobiline atlayýp, gaza basýp, hoppidi zoppidi pop parçalarý dinlemenin prototipi deðil mi? Yazýk, “bas gaza, bas gaza” diyen þarkýlar, onun göçüp gitmesinden ancak on beþ yýl sonra tam anlamýyla popüler olabildi. Ayrýmlar ve etek boylarý demiþtik, deðil mi? Osman Yaðmurdereli’nin prodüktörlüðünde çekilen video clip’lerle Sinan Çetin’inkiler arasýnda derin ayrýmlar, uzun yýrtmaçlar bulunabilir mi? Her iki tezgahtan da çýkan “pop müzik görselleri”nin, ayný çürümeyi temsil ettiðini bilmeyecek kadar saf olabilir miyiz sahi?

Sora sora sona geldiðimize göre, bir de öbür uca bakalým hadi: Halkýn beðenisini hiç umursamadan, kendi bildiðimizi okuyarak, yüksek beðeni alanýmýzda, kendi ayrýcalýklarýmýzla, seçkin algýmýzla... halký küçümsemek deðil tabii ki kastettiðimiz. Daha önce söylediðimizi tekrar edelim mi; “Popüler olana bütünüyle küsmek olmaz, popüler olaný eleþtirip sorgulamadan kabul etmek hiç olmaz." Bu iki tuzaða düþmeden, yetkin ürünler vererek mücadele etmek dýþýnda baþka bir þansýmýz var mý sahi?

Popüler kültür dedikleri (*) Burada üç temel nitelik; hýz, güç ve gösteriþtir. Hazýr, kolay ve çabuk tüketilebilen, günlük hayatýn kültürü olarak popüler kültür, “özgür bireyler”i, bu üç temel niteliðe uygun olarak “kültür sahibi” kýlar. Hýz, düþünmemenin, düþünceyi dumura uðratmanýn aracýdýr. En bilinen örneði, Popçu Serdar Ortaç müzikte çürümenin en önemli temsicilerinden biri sinema sanatýnda görüntülerin üst üste bindirilmesiyle Algýlarý ve duyularý inþa eden bir düþüncesizliðin harekete geçirilmeegemen kültürden ve onun kendisini sidir. Popüler sinemasal anlatýlarýn popülerleþtirmesinden söz ediyoruz. temel yapýsýný çatan Hollywood “Manipüle edilmiþ beðeni", çocuk estetiði, “dakikada kaç ‘shot’ ya da beyniyle baþlayan bir inþaattýr. sahne çekildiðini” temel kriter olarak Nedenlerden ve analitik düþünceden alan bir “hýz estetiði”ne sahiptir. uzaklaþmak, sonuçlarý sorgulamaHýzla birbirine eklenen “shot”lardan mak ve kütleselleþmek bu yapýnýn oluþan kurgu, yalnýzca “aksiyon filmharçlarý, televizyondan ve günlük leri”nde deðil, bir bütün olarak hayatýn içinden akýp giden görüntüyarattýðý estetikte düþünceye zaman leri ise tuðlalarýdýr. Amaç, edilgenbýrakýlmamasýný, hýzla akýp giden leþmiþ, pasifleþmiþ, atomlaþmýþ, görüntülerle hoþça vakit geçirilmesigünlük hayatýn içine fýrlatýlýp atýlmýþ, ni hedeflemektedir. Düþüncenin “böyle gelmiþ böyle gider” düþüncekimyasýný bozan, görüntülere kapýlýp sine mahkum býrakýlmýþ, hazcý ve birgiden aklýn kolay imajlarla, izlenimeyci tüketiciler yetiþtirmektir. Bu lerle yetinmesini saðlayan, yaratüketici için kültürel ürünlerin belli týcýlýðý ve sistemli düþünme yetebir format ve standarda, daha neðini zedeleyen bir estetiktir bu. doðrusu hap formüllere ve sýradanOysa sanatsal üretimde zamanýn lýða sahip olmasý gerekir.

kullanýmý, hem düþünceye fýrsat býrakan, düþünceye sevk eden, hem de düþle düþüncenin buluþtuðu zihinsel bir uzamda, farklý bir anlamda zamanýn dýþýna çýkaran, ayaklarý yerden kesen bir özellik arz etmelidir. Popüler olan “fast-food” gibidir, hýzla tüketmek, daha doðrusu týkýnmak, doygunluða ulaþtýktan sonra da hýzla yeniden acýkýp bir kez daha tüketmek gerekir. Hýz, kültürün “duyarlý hale getirme” iþlevini ortadan kaldýrýr. Ayný iþlevi körelten diðer iki nitelik güç ve gösteriþtir; sanatsal etkinliklere sýzmakla kalmamakta, günlük hayatý kuþatan tüm kültürel edimlere sinmektedir. Televizyonun hýzla akan görüntüleri, yalnýzca filmleriyle deðil, ayný zamanda dizileri, yarýþma programlarý, haberleri ve benzerleriyle güç, gösteriþ ve paranýn peþindedir. Birbirine diþ bileyen rakip tribünlerdeki “seyiriler”den, deðiþen pop þarkýsý sözleriyle eðlenen “gençler”e, otomobilinin þoför koltuðunda günde birkaç saat boyunca diðer þoförlere karþý hýrslanan “birey”e, eskisi gibi mektup yazmak yerine kýsa mesaj servisiyle iþini halleden “þehirli”ye; dostluktan, dayanýþmadan, paylaþmadan, ortaklaþmadan, sohbetten, eþitlikten, baðýmsýz ve yaratýcý bir kiþilik geliþtirme anlamýnda özgür-

Sezen Aksu 1980’den sonra Aysel Gürel’le aptallaþtýrmada yeni bir çýðýr açtý

lükten bahsetmenin anlamý nedir? Tren kompartýmanýnda yolculuk ederken okuyabileceði kitap ya da geliþtirebileceði sohbet yerine, 4 çarpý 4’lük tankýmsý otomobilinde rakiplerini ezmeyi tercih etmektedir. Tercihlerini maddi olarak bu yönde yapamayanlarýn ise özendirilmesi yetmektedir. (*) Ali Mert, “Omurgayý Çakmak / Türkiye’de Aydýnýn ‘Omurga Sorunu’ Üzerine 30 Deneme” içinde, s. 59-60, Gelenek Yayýnlarý, Ocak 2002

Olimpiyatlarda kim kazandý

Seçtiklerimiz

Kapitalizm, çevremizde ne varsa kirletiyor. Olimpiyatlara da tüm insani deðerleri ve zevkleri para-kâr gözlüðü ile gören sermayenin ve kapitalizmin kiri düþtü.

Panel 31 Aðustos 2008 Pazar 17.00 / NHKM Bahçe Barýþ Derneði tarafýndan 1 Eylül Dünya Barýþ Günü programý çerçevesinde düzenleniyor. “Türkiye’deki Yabancý Askeri Üsler ve Türkiye’nin Silahlanma Harcamalarý” Konuþmacýlar: l Murat Papuç, Emekli Subay, Yazar, Barýþ Derneði Yönetim Kurulu Üyesi l Gökhan Aðýrbaþ, Avukat, Yurtsever Cepheli Hukukçular Üyesi l Barýþ Derneði Ankara Þube Silahlanma Ýzleme Komisyonu

Tarkan þýkýdým þýkýdým oynarken çürütüyor

15

Konserler Erdal Erzincan 16 Eylül 2008 Salý 21:00 NHKM / Bahçe Anadolu’nun sunduðu deðerleri baðlamasýyla ustalýkla icra etmeye devam eden Erdal Erzincan, Nâzým’ýn Bahçesine ilk kez konuk oluyor. Baðlamayla tanýþmasýný usta-çýrak geleneðine dayandýran Erzincan, gençlerden oluþan 25 kiþilik bir baðlama orkestrasýyla bu geleneðin sürmesi için çalýþmalarýna devam ediyor. Gündoðarken 27 Eylül 2008 Cumartesi 21:00 NHKM/ Bahçe

“Hayat Bu", Gündoðarken’le uzun bir aradan sonra tekrar buluþmamýza vesile olan Gökhan ve Burhan Þeþen’in birlikte var ettikleri yeni albümleri... Sahnemizde görmeyi alýþkanlýk edindiðimiz deðerli müzisyen dostlarýyla birlikte hepimizi çok keyifli bir konser bekliyor. Bu sene de yaza hep birlikte, Nâzým’ýn Bahçesinde “hoþçakal” diyelim... Tiyatro Ferhangi Þeyler 19 Eylül 2008 Cuma 21:00 NHKM / Bahçe

Dünya çapýnda milyonlarca sporseverin büyük bir merakla beklediði 2008 Pekin Olimpiyat Oyunlarý Aðustos ayý içerisinde düzenlendi. Sportif baþarýlar ve atletlerin performansý kadar, görkemli açýlýþ töreni ve eksiksiz organizasyonuyla da beðeni toplayan oyunlar, birçok sporsevere heyecan dolu anlar yaþattý. En yükseðe zýplayan, en uzaða fýrlatan, en aðýrý kaldýran, en hýzlý koþan atletler bu olimpiyatlarda da unutulmazlar arasýna girdi. Michael Phelps, Usain Bolt, Elena Isinbaeva, Kenenisa Bekele gibi sporcular olimpiyatlarda sporseverlerin büyük beðeniyle izlediði sporcular oldular. Üstün performanslarýnýn ve yeteneklerinin getirilerini cömertçe kullanan bu sporcular, belki de olimpiyatlarýn ve dünya sporunun en büyük gereksinimi olan heyecaný fazlasýyla yarattýlar. Her tür soruna ve kirlenmeye raðmen, sporseverleri ekranlarý baþýna kilitleyen de bu heyecan oldu. Ancak unutulmaz anlarla hafýzalara kazýnan sportif baþarýlar, sporun dünya çapýnda geldiði noktayý ve kapitalizmin sporda yarattýðý tahribatý gizleyemedi. Kuþkusuz bu sorunlarýn kökeninde, esas olarak, sporun endüstrileþmesi ve sportif baþarýlarýn madalya sayýsýna göre belirlenmesi yatýyor. Madalya sayýsýnýn sporcular, menajerler, kulüpler, yöneticiler, sponsorlar ve televizyonlar tarafýndan paraya tahvil edilecek bir

Phelps, sponsor rekoru da kýrdý

unsur olarak görülmesi ise sorunu daha da aðýrlaþtýrýyor. Yaklaþýk bir ay boyunca heyecanla izlediðimiz olimpiyat oyunlarý, sadece izleyicilerine eþsiz bir spor zevki yaþatmakla kalmadý, ayný zamanda sporun kapitalizmin elinde ne hallere düþürüldüðünün de açýk örneklerini sergiledi. Bu açýdan baktýðýmýzda dikkat çekici ilk nokta, Batý medyasýnýn açýlýþ töreninin öncesinden baþlayarak Çin karþýtý propagandaya hýz vermesiydi. Sporcularýn ne kadar zor koþullarda çalýþtýrýldýklarýndan tutun da organizasyon görevlilerinin çektiði “eziyetlere” kadar birçok haber, Batý medyasý tarafýndan art arda duyuruldu. Bu propagandanýn sadece Çin’le ve Çin’in organizasyon becerisiyle ilgili olduðunu düþünmek ise fazla iyimserlik olacaktýr. Çünkü Batý medyasýnýn Çin haberlerinin ardýnda,

Beynelmilel 12 Eylül 2008 Cuma 21:00 / NHKM / Bahçe Adres: Bahariye Cd. Ali Suavi Sk. (Sanatkârlar Sk.) No: 07 Kadýköy Telefon: 0216 414 22 39

Sýrýkla atlamada madalya kazanan Isinbaeva, sosyalizmin yarattýðý altyapýnýn yetiþtirdiði sporculardan biri. Sovyetler Birliði uzunca bir süre olimpiyatlara katýlmadý ve sporda kapitalist rekabete karþý çýktý.

kazanmakla kalmayýp, sponsoru Speedo’ya da 3,6 milyon dolar kazandýrdý. 20 yýl önce profesyonel sporcularýn da olimpiyatlara katýlmasýna izin verildiðinden beri, kapitalizmin sporcular ve oyunlar konusundaki iþtahý daha da kabardý. Hali hazýrda Visa, Speedo, Omega, At&T Wireless, Rosetta Stone, Puresports, Ann Harbor, Hilton gibi markalarla sponsorluk anlaþmasý bulunan Phelps, Olimpiyatlarda kazandýðý 8 madalyadan sonra birçok baþka uluslararasý þirketin yeni hedefi oldu. Spor dünyasýnýn giderek yýldýzlar ve sýradanlar biçiminde ayrýþmasý ve sporcular arasýndaki eþitsizliðin hýzla büyümesi kapitalizmin spora dayattýðý endüstri mantýðýnýn kaçýnýlmaz sonucuydu. Dolayýsýyla bu olimpiyatlar, asýl hedefin yarýþmak deðil madalya kazanmak ve sportif baþarýlarý paraya çevrilmek olduðunu bir kere daha gösterdi.

Türkiye’nin olimpiyat karnesi

Nal topladýk

Bas parayý eðitim al, saðlýk hizmeti al. Bas parayý sporcu al, madalya al. Yalnýz Türkiye deðil, dünyadaki tüm kapitalist ülkelerde sistem böyle iþliyor. Onlarca devþirmeye kucak dolusu para verildi. Sonuç, toz yuttuk; nal topladýk. Neyse, “önümüzdeki olimpiyatlara bakalým!” demezler mi bir de.

Ferhan Þensoy’un 7 Mart 1987’den beri aralýksýz oynadýðý tek kiþilik gösterisi. Gündelik herhangi olaylarýn ‘Ferhanca’ bir mizah penceresinden deðerlendirilmesi. Her yaz konuðumuz olan Ferhan Þensoy’u, Nâzým’ýn Bahçesi’ne sonbahar düþmeden seyre davetlisiniz. Film gösterimleri Yol (1981, 114 dk.) 9 Eylül 2008 Salý 19:30 NHKM /Bahçe Yýlmaz Güney’e saygýyla…

iflah olmaz bir sosyalizm düþmanlýðý yatmaktadýr. Çin’e ve Çin’in olimpiyat karnesine yönelik haberler, esas olarak, sosyalizmin ve sosyalist toplumun gözden düþürülmesine yöneliktir. Her ne kadar Çin rejiminin sosyalist karakteri son derece tartýþmalý olsa da, sosyalizmin hayaleti bile Batý medyasý için yeterince ürkütücü oldu. Kapitalizmin medyasý, sosyalizme saldýrma vesilesini olimpiyatlarýn Çin’de gerçekleþtirilmesini bulmaktan bile çekinmedi. Olimpiyat oyunlarý gibi milyonlarca insan tarafýndan büyük merakla izlenen organizasyonlar, elbette kapitalist piyasa mantýðý açýsýndan büyük bir nimet olarak deðerlendirilecekti. Özellikle yayýn haklarýndan yeterli kârý saðlamak için yarýþa giren medya tekelleri, olimpiyat oyunlarýný en fazla kârý elde etmek için büyük bir pazara

dönüþtürdüler. Bu amaçla müsabakalarýn saatleri bile deðiþtirildi. Geleneksel olarak oyunlarýn oynandýðý ülkenin yerel saatine göre ayarlanan müsabakalar, bu sefer Amerikan medya devi NBC’nin yayýn akýþýna uyduruldu. Bu nedenle, dünya çapýnda birçok sporsever oyunlarý izlemekte sýkýntý yaþarken, garip saatlerde yarýþmak zorunda kalan atletler de üst düzey performans saðlamakta zorlandýlar. Birçok favori atletin sürpriz biçimde baþarýsýz olmasýnýn nedenlerinden biri de, performanslarý açýsýndan en uygun saatlerde deðil, NBC’nin istediði saatlerde yarýþmak zorunda olmalarýydý. Zira yayýn haklarý için 3,5 milyar dolar ödeyen Amerikan NBC televizyonu, Olimpiyat Organizasyon Komitesi’ne baský yaparak, Amerikalý yüzücü Phelps’in yarýþlarýnýn Amerika’daki “prime time” saatlerine denk getirilmesini saðladý. Phelps’in baþarýlarýyla birlikte, NBC’nin kazandýðý yükse rating, kanalýn sahiplerini oldukça mutlu etmiþ olsa gerek. Sporun giderek endüstrileþmesi ve sportif baþarýlarýn paraya tahvil edilmesi gibi olgular bu Olimpiyatlara da damgasýný vurdu. Mitolojik çaðlarda tanrýsal payelerle ödüllendirilen sporcularý anýmsatýr biçimde, baþarýya ulaþan ve madalya kazanan sporcular büyük kazançlar saðladýlar. Amerikalý yüzücü Phelps, sadece ulaþýlmasý zor bir rekora imza atmakla kalmadý, ayný zamanda yýllýk 30 milyon dolar gibi bir kazanca da sahip oldu. Üstelik Phelps kendisi

Onur Þipal de diðerleri gibi elendi

Türkiyeli sporseverler açýsýndan bu olimpiyatlarýn en açýk biçimde gösterdiði þey Türkiye’de artýk spordan söz etmenin mümkün olmadýðýdýr. Spora ayrýlan kaynaklarýn neredeyse tümü futbola akýtýlmakta ve spor deyince sadece futbol anlaþýlmaktadýr. Ancak ne gariptir ki, bu kadar yatýrým yapýlan ve diðer sporlara yer býrakmayan futbolda, Türkiye olimpiyatlara katýl-

ma hakký kazanamamýþtýr. Bu kadar önemsenen bir spor dalýnda dahi olimpiyat elemelerinde baþarýlý olamayan bir ülkede artýk spordan söz etmek mümkün deðildir. Benzer bir durum “ata sporumuz” güreþ için de geçerlidir. Büyük umutlar baðladýðýmýz birçok atlet, kendi dallarýnda beklenen baþarýya ulaþamadý, birçoðu finallere dahi katýlma hakký elde edemedi. Madalyonun diðer yüzünde ise, hiçbir altyapý ve sporcu yetiþtirme programýna sahip olmadan, para karþýlýðýnda devþirilen sporculara bel baðlanmasý vardýr. Holdingler ya da Gençlik ve Spor Genel Müdürlüðü tarafýndan büyük paralar yatýrýlan bu sporcular, ülkenin sportif alandaki itibarýný yükseltmek amacýyla devþirilmektedir. Ancak bu devþirme sporcular herhangi bir altyapý çalýþmasý olmadýðý için gelecek nesillere örnek teþkil etmemekte ve böylece sporda kalýcý baþarýlar elde edilmesi imkansýzlaþmaktadýr. Ayrýca, devþirme sporcular bu iþi para karþýlýðý yaptýklarý için her an baþka bir ülke adýna yarýþmalarý ya da yeni bir milli formaya transfer olmalarý da mümkündür. Bu durumda da ülke çapýnda sportif baþarýlarý

kalýcýlaþtýrmak zorlaþmaktadýr. Devþirme sporcular konusunda bir diðer sorun da, spordan sorumlu yöneticilerin kolay yoldan itibar kazanma çabalarýdýr. Hiçbir uzun soluklu programa, sporcu yetiþtirmeye, spora kaynak ayýrýp yatýrým yapmaya gerek kalmadan, para karþýlýðý sporcu transfer ederek sporda ne kadar baþarýlý olduklarýný kanýtlamaya çalýþan yöneticiler, sporcu yerine zihniyet devþirmeyi ise akýl edememektedirler. Çünkü kurulu düzen, belki de en çok yöneticilerin iþine gelmektedir. Sporun mevcut yönetim biçiminde büyük kârlarla nemalanmakla kalmayan yöneticiler, ayný zamanda sporcular üzerinde siyasal nüfuz kurmakta ve gerici-faþizan-apolitik sporcu kuþaklarý yaratmaktadýrlar. Dünya çapýnda her tür organizasyona federasyon kaynaklarýyla katýlýp, en lüks koþullarda keyif çatmalarý ise iþin sefa kýsmýdýr. Elbette binlerce insanýn beklediði sportif baþarýlar bu koþullar altýnda kazanýlamazdý. Türkiye’nin bu olimpiyatlardan ciddi bir baþarýyla dönemeyeceði ise, oyunlar baþla-

Nurcan Taylan elenmesine sakatlýðýnýn neden olduðunu söyledi

madan çok daha önce bilinmekteydi. Dolayýsýyla kimsenin Pekin’e dair büyük umutlarý olmadýðý söylenebilir. Birçok sporcunun sakat olduðu halde Pekin’e götürülmesini baþka biçimde açýklamak mümkün deðildir. Mümkün olan tek þey, AKP’nin federasyon yetkililerinden mafyacý menajerlerine kadar herkesin, ceplerini parayla doldurmalarý ve Pekin sokaklarýnýn tadýný çýkarmalarýydý. Kýsacasý, olimpiyatlar bizim için iyi geçmemiþ sayýlabilir, ancak bazýlarý için muhteþem bir olimpiyat olduðu kesindir. Pekin, olimpiyatlara

Sezar Akgül’de minderden kalkamadý

“tek dünya tek rüya” sloganýyla baþlamýþtý. Ancak görünen o ki, kapitalizmin dünyasý da rüyasý da kârdýr, paradýr, sömürüdür. Sporun ihtiyaç duyduðu dünyayý yaratmak ve rüyayý gerçeðe dönüþtürmek ise sosyalizmle mümkündür. Batý medyasýnýn ve kapitalizmin uþaklarýnýn sosyalizmi karalamak için yürüttükleri kampanyalar, gerçek sporseverleri kolay kolay kandýramayacaktýr. Çünkü sporun insancýl koþullarda geliþebilmesi ancak tek dünya ve tek rüya ile mümkündür. O dünya ve o rüya ise sosyalizmdir.


Cumhuriyet’in kazanýmlarýna sahip çýkmamak

Bir daha düþünün

Ülkemiz iþbirlikçiler ve gericiler eliyle adým adým çözülüyor, tasfiye ediliyor. Onlarca yýlýn ürünü olan kazanýmlar çoktan gözden çýkartýldý. Bir ülke elden giderken emekçiler ne yapmalý sorusunu tartýþýyoruz uzunca bir süredir. Bu tartýþmalarýn ortasýnda bir zamanlar yaný baþýmýzda yer alan Sovyetler Birliði’nden çözüldükten sonra elde ne kaldýðýný hatýrlamak zorunlu hale geliyor. Gürcistan, Güney Osetya’ya saldýrýyor; ABD’nin planlarýný bilen Rusya cevap veriyor. Azerbaycan ordusu NATO’nun polisi olarak Türkiye’nin yardýmýyla eðitiliyor, savaþlara hazýrlanýyor. Türkmenistan ve Kazakistan’ýn enerji kaynaklarý emperyalist ülkelerin iþtahýný kabartýyor, emperyalist provokasyonlarda sýranýn ne zaman kendilerine geleceðini bekliyor. Afganistan bir devlet olarak deðil bir uyuþturucu laboratuarý olarak görülüyor. Türkiye’nin ise ne zaman ve nasýl bir komployla bölgedeki savaþlara aktif bir þekilde dahil olacaðý tartýþýlýyor. Bundan çok deðil, 15-20 yýl önce, yukarýdaki satýrlar yazýlsaydý, yazana aklýný kaçýrmýþ gözüyle bakýlýrdý. Bahsedilen coðrafyada emperyalist komplolar eksik deðildi kuþkusuz

ama baþka ve güzel þeyler akla gelirdi: Barýþ içinde yaþayan halklar, emeðinin hakkýný alan insanlar, eþitlik ve kardeþliðin egemen olduðu bir ülke, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliði. Sosyalist sistemde saðlýk, eðitim, barýnma gibi olanaklarýn büyük bir bölümü ücretsiz ya da çok az bir ücret ile elde edilebiliyordu. Çoðu durumda bu tür haklar anayasal güvence altýna alýnmýþtý. Örneðin saðlýk konusu anayasada “SSCB halký, hastalýk, sakatlýk olsun tüm yaþamý boyunca saðlýklarýnýn korunmasý hakkýna sahiptir” diye maddeleþtiriliyordu. Sovyetler Birliði kuruluþunda ve sonrasýnda baþý dik bir ülke olarak yaþadý. Bunun en önemli altyapýsýný ülkenin her yerine yayýlan büyük

ölçekli sanayi kuruluþlarý saðladý. Yukarýda bahsedilen sosyal haklarýn sürdürülebilmesi için gerekli deðerleri üreten, ülkenin baðýmsýzlýðýnýn koruyucusu ve birçok durumda farklý coðrafyalarda emperyalist planlarýn bozucusu olmuþ Kýzýl Ordu’sunu ayakta ve önde tutan, farklý halklardan iþçileri yan yana getirip örgütlenmesine imkan tanýyan hep bu büyük sanayi kuruluþlarýydý. Sosyalizm yok, yaðma var Sosyalizm hiç kuþku yok ki yaþayan ve kendini sürekli yenileyip geliþtiren bir sistem olmak zorunday-dý. Ýçeride ve dýþarýda birçok soruna yanýt verilememesiyle Sovyetler Birliði 1980’lerle beraber bir çözülüþ sürecine girdi. Çözülüþ durdurulabilirdi, ama bunu yapabilecek tek güç

Haklar giderken halklar kalýr mý? Sovyetler Birliði öncesinde Çarlýk Rusya’sý “halklar hapishanesi” olarak adlandýrýlýrdý. Sosyalizm farklý milliyetlerden halklarýn ortak bir çýkar etrafýnda ve emek ekseninde birarada kardeþçe yaþabileceklerini müjdelemiþ ve sonrasýnda uygulanan politikalarla canlý bir þekilde ispatlamýþtý. Emperyalistler ise her zaman parçalanmýþ halklardan, bölünmüþ devletlerden yana oldular. Ýstenilen, barýþ içinde kardeþçe yaþamaktansa düþmanlýklarla örülmüþ bir rekabetle birbirlerine düþen halklardý. Bölünmüþ halklarýn ve devletlerin yutulup hazmedilmesi çok daha kolaydý veya kontrol etmek için bölmek zorunda olduklarýný biliyorlardý. Sosyalist devletin otoritesi ortadan kaybolurken etnik ve milliyetçi söylemlerle “baðýmsýzlýklarýný” ilan eden devletçiklerle beraber parçalanma süreci tamamlanmýþ oldu. Ama bilinen bir baþka þey daha vardý, sosyalist devletin otoritesi giderken emperyalizmin otoritesinin bölgede kurulmasý gerekiyordu. Emperyalist þirketlerin küçülen

Türkiye Komünist Partisi tarafýndan hazýrlanan “2008 yýlýnda Türkiye Cumhuriyeti Felaketin Eþiðinde” baþlýklý broþür, içinden geçilen süreci büyük bir açýklýk ve cesaretle tarif ediyor. Sovyetler Birliði’nin emekçileri, ülkelerine ve kazanýmlarýna sahip çýkmamalarýnýn acý faturasýný haklarýný kaybederek, bölünerek, düþmanlaþarak ödediler, ödemeye devam ediyorlar. Ýki ülke, geçmiþin Sovyetler Birliði ve günümüz

ülkelere dönük baþlattýðý talan operasyonu bu otoritenin altyapýsýný oluþturuyordu ama bununla yetinilemezdi. Çok geçmeden, “turuncu devrimler” adý altýnda, artýk tortu olarak görülen ve ilk zamanlarda emperyalist aðabeyleri için çokça iþler baþaran eski kadrolardan kurtulma operasyonlarý gerçekleþti. Gelen yeni kadrolarýn hepsinin ortak politikasý “uygar dünya”yla iþbirliðine önem vermek, ülkelerinin talan edilmesinde zorluk çýkartan eski sistemden bütünüyle kurtulmaktý. Örne��in bugünlerde adýný çokça duyduðumuz Kafkaslarýn karýþtýrýcýsý Mihail Saakaþvili tüm beceriksizliðine raðmen böyle bir süreçte öne çýkarak Gürcistan Devlet Baþkaný olabildi. Siyasi otoritenin saðlanmasýnda en önemli araçlardan biri hiç kuþku yok Avrupa Birliði (AB) oldu. Letonya, Litvanya, Estonya gibi Sovyetler Birliði zamanýnýn Avrupa’daki önemli ülkeleri, AB üyelik süreciyle hýzlý bir þekilde siyasi ve ekonomik yapýlarý deðiþtirilerek ve teslim alýnarak ülke olmaktan çýkartýldýlar; yeni görevleri baþta Rusya olmak üzere eski

sosyalist ülkelere karþý karakol olmaktý. Avrupa Birliði’nin iþinin birlik saðlamaktan çok bölmek olduðu bir kez daha tescillendi. En önemli problemin yani askeri denetimin saðlanmasýnda ise hiç eskimeyen bir araç yeniden yapýlandýrýldý. Kuruluþundan bu yana halklarýn katili NATO bir kez daha bu iþ için görevlendirildi. Emperyalist odaklar, “Sovyetler gitti NATO gereksizleþti” tartýþmalarýna gülerek NATO’ya doðuya doðru geniþleme “emri” verdi. Ülke ordularýnýn NATO standartlarýna kavuþturulmasý denilen sihirli kavramýn anlamý, ordularýn çözülmesi, emperyalizmin askeri hiyerarþisine baðlý hale getirilmesi, silah envanterlerinin modernleþtirilmesi yani bolca silah satýlmasý ve eðitilmesiydi. Türkiye’yi yönetenler bu kutsal ittifakta da kendilerine yardýmcý roller bulmakta gecikmedi. Emperyalistler Azerbaycan ve Gürcistan’a silah satarken Türk Ordusu bu ülkelerin subaylarýný eðitmek için görevlendirildi. Afganistan açýk bir NATO iþgaline uðrarken Türkiye “barýþ gücü” olarak iþgale ortak oldu.

olan iþçi sýnýfý sosyalizmin kazanýmlarýný koruma refleksini yitirmiþti. Ülkesini koruyamayan iþçi sýnýfý, ülkesiyle beraber kazanýmlarýnýn ve haklarýnýn nasýl Sovyet halklarý 70 yýl kardeþçe yaþadýktan sonra elinden alýnacaðýný sonraki kapitalizmle birlikte sadece yoksullukla deðil kan on yýllarda çok acý bir þek- ve gözyaþý ile de tanýþtý ilde tecrübe edecekti. 1990’lar Sovyet halklarýnýn anlatan Gayri Safi Milli Hasýla parçalandýðý, yoksulluk ve eþitsizlikrakamlarýnýn 1990 ve 1995 arasýnda lerin yükseldiði yýllar olarak tarihe yüzde 50 azaldýðýný açýklýyordu. Bu, geçti. kapitalizmde kriz ve çöküþ Emperyalistlerin ve patronlarýn bu denildiðinde ilk akla gelen 1930’larýn yýllarda anayasalarýnda tek bir Büyük Depresyon’unda ABD’nin madde vardý. Ýþçilerin sosyalist karþýlaþtýðý yýkýmý kat kat aþan bir cumhuriyeti tüm kazanýmlarýyla orandý. beraber tasfiye edilecekti. Bilinen anlamýyla bir savaþ olmaIMF ve Dünya Bankasý izlenecek masýna raðmen ve iç savaþlardaki ekonomi politikalarýný belirledi. kayýplarý da aþan bir þekilde ülke Baþýndan beri emperyalistlerin nüfusu azalmaya baþladý. 1990’da sosyalizme saldýrý aracý olarak kurerkekler için 64 kadýnlar için 74 olan duðu NATO, doðuya doðru ortalama yaþam süreleri sýrasýyla 57 geniþleme süreci ile Sovyetler ve 71’e geriledi. Genç nüfus içinde Birliði’nden ayrýlan ülkeleri denetim intihar, dünya ortalamalarýnýn kat kat altýna almak için yeniden yapýüstüne çýkan bir ölüm sebebi olmaya landýrýldý. Emperyalist þirketler ve baþladý. Organize suç örgütlerinin bankalar yýllar içinde yaratýlmýþ tüm yaygýnlýklarý ve iþledikleri cinayetler deðerleri talan etmek için bölgeye “yaþamýn gerçekleri” olarak kabul akýn etti. görmeye baþladý. Sosyalist devletin tasfiye süreci Yoksullaþma ayný zamanda eþisizyýkým kelimesiyle eþ anlamlýydý. Önce liklerin artmasý demekti. Emperyalist özel mülkiyetin önündeki engeller ülkelerin saldýrýsý, ülke içerisindeki kaldýrýldý. IMF ve Dünya Bankasý karþý devrimcilerle beraber sürdü. En politikalarý çerçevesinde korkunç bir önemli þey, çözülme sürecini garanti özelleþtirme dönemi baþladý, kamuya altýna alacak bir burjuva sýnýfýnýn ait mallar satýldý, ücretler hýzlý bir yaratýlmasýydý. Sovyet emekçilerinin þekilde düþürüldü, sanayisizleþtirme yýllar içinde yarattýðý deðerlerin yaðpolitikalarý etkin bir þekilde kulmalanmasý burjuvazinin ilk birikimi lanýlarak ülkelerin kendi kendilerine için bulunmaz bir kaynak oldu. yetmelerinin altyapýsý ortadan Onbinlerce iþçinin çalýþtýðý, ülke kaldýrýldý. Ülkesini koruyamayan iþçi ekonomisinin temel belirleyicisi sýnýfý kitlesel iþsizliðin ne olduðunu, sanayi yapýlarý, sonradan oligarklar sosyal hizmetlerin ve sosyal devletin olarak tanýmlanan yeni yetme kapine kadar hýzlý bir þekilde ortadan talistlere haraç mezat devredilmeye kaldýrýlabileceðini görmeye baþladý. baþlandý. Haraç mezat olmak zorunSovyetler Birliði çözülmeden önce daydý çünkü bu kuruluþlar normal halkýn sadece yüzde 1,5’inin yoksulyollardan özelleþtirilemeyecek kadar luk sýnýrý altýnda olduðu tahmin büyük ve deðerli yapýlardý. Özelleþedilirken, takvimler 1993’ü göstertirmenin halka karþý patronlar için diðinde halkýn yüzde 40’ýndan fazlasý yapýldýðý bir kez daha doðrulandý. Bir mutlak yoksulluk içine düþmüþtü. çete olarak deðil bu tür mekanizBeþ yýl daha geçtiðinde ise istatistikmalarla bir sýnýf olarak örgütlenen ler milli gelirin toplamda yüzde 15 mafya, halkýn kabusu oldu. Temel daha azaldýðýný anlatýyordu. tüketim malzemeleri karaborsada ABD Kongresi bile yaptýðý araþtýryüksek fiyatlarla satýlmaya baþlandý, malarda gerçekleri saptýramýyor ve petrol ve çelik gibi deðerli madenler kabaca bir ülkenin toplam üretimini yasadýþý yollarla yurtdýþýna satýldý.

Eþikte bekleyen felaketi kovmak için Türkiyesi, birçok açýdan farklý ülkeler ve tarih ancak bir yere kadar karþýlaþtýrýlmalarýna izin veriyor. Ama tarihimize yön vermek ve eþikte bekleyen felaketi kapýdan kovmak için nelere sahip çýkacaðýmýzý nelere karþý çýkacaðýmýzý bu tarihten öðrenebiliyoruz. “Cumhuriyetin kazanýmlarýný savunmak ise, bugün, sosyalizmin gündemindedir. Tasfiye edilmekte olan 1923, ancak sosyalist devrimci bir silkiniþ ile yeniden tarihsel deðer kazanabilir. Emperyalizme karþý olup bugünkü sömürü düzenini korumak... Dinci gericiliðin yaþamýn her alanýna egemen olmaya baþlamasýndan rahatsýz olup aydýnlanma kavgasýný burjuva modernizminin

korkak ve ikiyüzlü hesaplarýna teslim etmek... Bütün bu yaklaþýmlar bir demagoji deðilse eðer, geçmiþte kalmýþ, sahiplerini trajik bir sona taþýmýþtýr. Kapitalizm Türkiye Cumhuriyeti’ni felaketin eþiðine getirmiþtir. Türkiye’nin ekonomisi, siyaseti, ordusu, yeraltý ve yerüstü zenginlikleri, kültürü teslim alýnmýþtýr. Emperyalist barbarlýðýn marifeti bölgesel savaþlar kapýmýzý çalmaktadýr. Bölünme, parçalanma, daha kötüsü Türkler ve Kürtler arasýnda bir iç savaþ olasýlýk dahilindedir. Türkiye’de cumhuriyet fikri iþbirlikçilerden, dincilerden, liberal mandacýlardan, faþistlerden, bir bütün olarak burjuva sýnýfýndan kurtarýlmalýdýr.

Onlar ‘cumhuriyet’ yükünden kurtulmadan, Türkiye onlardan kurtulmalýdýr. Abartýlý mý? Kýsa bir gezintiye çýkalým, Türkiye’nin gerçeklerine kabaca göz atalým. Çizdiðimiz tablonun eksiði çok, fazlasý yoktur. Evet, Türkiye bir felaketin eþiðindedir. Türkiye’yi bu felaketten kurtaracak biricik güç emekçi halkýmýzdýr. Yaklaþan felaketin boyutlarý ürkütücü, ülkeyi felakete sürükleyen güçler acýmasýzdýr. Buna karþýn, biliyoruz ki, baþaramayacaklar. Mücadele edersek... Biz baþarýrýz!” (2008 yýlýnda Türkiye Cumhuriyeti Felaketin Eþiðinde, TKP broþürü)

Sahibi: Zehra Güner Akad Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ekim Orhan Ýsmi Adres: Osmanaða Mahallesi Nihal Sokak No: 4 Kadýköy - Ýstanbul Tel: (0216) 449 63 69 web sitesi: www.yurtsevercephe.org e-posta: bilgi@yurtsevercephe.org

Aylýk Emekçi Gazetesi

Baský: MMP BASKI TESÝSLERÝ San. 1. Bulvarý, 4. Bölge 10. Cad. No: 186 Hadýmköy - Ýstanbul

Fiyat: 2 YTL


Yurtsever 81, Eylül 2008