Issuu on Google+

SAYFA

2

YIL 3

SAYI 124

www.haber56gazetesi.com

Aile içi Stres ve Çocuk Aile ortamı, yaşayan bir organizmaya benzetilebilir. Nasıl ki kişinin bir organı hasta olduğunda bütün vücudu etkilenirse aynı şekilde aile üyelerinden birinin bedensel veya ruhsal bir sorun yaşaması aile bireylerinin psikolojisini etkileyecektir. Stres etkenlerinden sözetmek gerekirse; Aileden birinin ölümü, aile bireylerinden birinin ölümcül bir hastalığa yakalanması, aileden birinin zeka özürlü veya sakat olması, iflas, ailenin aşırı borcu olması, taşınma, ayrılık, boşanma, göç, ekonomik zorluklar, yoksulluk, kalabalık aile ortamı, bedensel hastalıklar, tabii afetler, cinsel ya

da fiziksel istismar, ebeveynlerdeki madde bağımlılığı, çocuğa yeterli ilgi ve sevginin verilmemesi, çocuğun sağlık bakımının yapılamaması, çocuktaki zeka sorunlarına paralel olmayan ondan aşırı beklenti içinde olma, aile içi güvensizlik ortamı, aile içi kavga gürültü, işsizlik, yeni bir kardeşin doğumu, sosyal çevrenin aileyi dışlaması, suça bulaşma ve sabıkalı olma, ikinci evlilik, kuma gelmesi, kan davası, yeni bir iş, iş yeri stresinin fazlalığı, aşırı iş yoğunluğu, işsiz kalma korkusu, anne babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğa uygulanan aşırı kontrol, okur yazar olmama, okuldaki şiddet olayları, okul sorunları, eğitim sistemi ile ilgili sorunlar , vb. Stres etkenleri sonucunda, bazı psikolojik sorunların oluşması olağandır. Anne babada gelişebilecek sorunlar; Depresyon, panik atak, psikosomatik rahatsızlıklar; baş ağrısı, sindirim sorunları,saç dökülmesi gibi, hayata karşı isteksizlik, kişisel bakımda azalma, iş motivasyonunda düşme, aileye ilgide azalma, uyku ve iştah değişiklikleri, konsantrasyon düşüklüğü, çabuk sinirlenme, tahammülsüzlük, yalnızlığa eğilim, sosyal çevrelerde uyumsuzluk, halsizlik, yorgunluk, madde bağımlılığına eğilim, vb. Anne babadaki bu değişikliklerin, ailede yaşayan diğer bireylere ve elbette ki çocuklara

07 ŞUBAT 2012

olumsuz etkileri olacaktır. Çocuklarda görülen belirtiler ise; Okul başarısında düşme, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, sosyal aktivitelere karşı ilgisizlik, özgüvende azalma, tahammülsüzlük, çabuk sinirlenme, fazla uyuma veya uykusuzluk, iştahta artma veya azalma, olayları olumsuz değerlendirme , yalnızlığa eğilim, alınganlıkta artış, hayal dünyasında yaşama, aileye karşı gelme, madde kullanımına eğilim, her şeyden çabuk sıkılma, sevdiklerinin başına bir şey gelecek korkusu, içe çekilme ve sessiz olmayı tercih etme, okula gitmek istememe, konuşmaya ve etkileşime isteksizlik, öfke patlamaları, aşırı hareketlilik görülebilir. Çocuklarda oluşabilecek psikiyatrik durumlar ise; Depresyon, sosyal fobi, gelişimsel yönden gerileme, travma sonrası stres bozukluğu, altını ıslatma ve kirletme, tik bozuklukları, kekeleme, konuşma bozuklukları, davranış değişiklikleri, bağlanma bozukluğu, dissosiatif bozukluklar, kaygı bozuklukları, uyku bozuklukları vb. gibi sorunlardır. Bu tür durumlar söz konusu olduğunda, zaman geçirmeden psikolojik tedaviye başlanmalıdır.

SAĞLIKLI YAŞAM Baş Ağrısı Bir İlaçla Geçer Demeyin! Yoğun, stresli, koşuşturmalı hayatta baş ağrısından yakınmayan kaldı mı? Hemen hemen herkesin ortak derdi baş ağrıları. Çoğu kez çaresiz kaldığımız bu ağrılara karşı yapabildiğimiz tek şey ilaç kullanmak. Ancak uzmanlar ağrıyı kesmek için alınan avuç avuç ilacın, azaltmak şöyle dursun ağrıyı daha da tetiklediğini söylemektedir.

Kaç Çeşit Baş Ağrısı Vardır? Baş ağrısı baş bölgesindeki adale, eklemler, sinirler, beyin zarı, damarsal yapılar gibi birçok ağrıya duyarlı yapılardan kaynaklanan bir problemdir. Baş ağrısının farklı çeşitleri var. Bazı baş ağrıları akut bir şekilde gelişiyor ve hemen müdahale gerektiriyor. Bazıları ise kronik baş ağrısı kategorisine giriyor. Farklı kronik baş ağrıları için için özel klinik bir tanımlamalar vardır. Bu anlamda baş ağrısı primer baş ağrısı ve başka bir rahatsızlğa bağlı olarak seyreden sekonder baş ağrısı olarak ayrılabilir. Primer baş ağrılarından kronik baş ağrıları içinde, baş bölgesi adalelerinin tutulumu ile birlikte seyreden veya bağımsız olan gerilim tipi baş ağrıları, migren, küme baş ağrıları, servikojenik baş ağrıları sayılabilir. Sekonder baş ağrıları olarak travma sonrası baş ağrıları, sinus baş ağrısı, kafaiçi basıncın artması ya da azalmasına bağlı ağrılar, kafa içi tümörler sayılabilir. Baş Ağrısı Türleri Baş ağrısının birçok türü vardır. Bunu iki ana başlık altında toplayabilirz: Akut Baş Ağrıları:Akut baş ağrısı herhangi bir hastalığın oluşturduğu durum olarak tanımlanıyor. Kafa içinde çok ciddi ve hemen önlem alınması gereken tümör anevrizma gibi bazı önemli sorunlar içerebiliyor. Aynı zamanda gribal enfeksiyon, göz, kulak veya dişlerle ilgili sorunlar da akut baş ağrılarına yol açabilir. Kronik Baş Ağrıları: Uzun süreli tekrarlayan ağrılar olarak tanımlanıyor. Baş, boyun, adale ve eklem ağrılarından kaynaklanan ağrılar, aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrıları bu tanıma giriyor.

Peki Ne Zaman Akut Ne Zaman Kronik Ağrıdan Söz Ediliyor? Sık tekrarlayan ve yıllardır süren ağrılar kroniktir. Ancak kişi hayatında ilk kez daha önce görmediği türde şiddetli bir baş ağrısı ile karşılaşıyorsa bu çok önemlidir. Hasta 50 yaşın üzerinde ise ve daha önce hiç belirtmediği halde baş ağrısı yakınmalarından bahsediyorsa bu da bir alarmdır.Oysa çocukluk çağı ya da erken erişkin dönem pek çok primer kronik baş ağrısı rahatsızlığının başlangıç dönemidir. Bunun dışında baş ağrısının tansiyon artışı ile bazı ateşli hastalıklarla veya ense sertliği çift görme gibi bulgularla seyretmesi hastanın baş ağrısı dışında kanser gibi bir hastalığının olması, bir kafa travması sonrası baş ağrısı gelişmesi gibi durumlar dikkat edilmesi ve bir nörolog ya da beyin cerrahı tarafından izlenmesi gerekmektedir. Bunların dışında bazı özel tipte rahatsızlıkları saymazsak, kronik primer baş ağrılarının bir çoğu için bugün dünyada gelişen eğilim, bu ağrıların sadece nörologlar tarafından değil aile hekimleri ve dahiliyeciler tarafından düzenli olarak takip ve tedavi edilebileceği yönündedir.

Her Ağrı Migren Değil! Migreni diğer baş ağrılarından ayıran en önemli özellik yarım baş tutmasıdır. Ama ağrı şiddetlendiğinde tüm başa yayılması söz konusudur. Zonklayıcı olması, ağrıyla birlikte bulantı, kusma, ışık ve gürültü rahatsızlığının da olması tanıyı kuvvetlendirir. Kişi sessiz bir yere kapanmak, uyumak ister. Gerilim tipi baş ağrısında ise kişi "Kafamı mengeneyle sıkıştırıyorlar" tarzı bir açıklama yapar. Migrenin aksine gerilim başağrısında hastalar günlük aktivitelerini sürdürebilir. Gerilim baş ağrısında genellikle bulantı, kusma gibi belirtilere rastlanmaz. Her ne kadar şiddetlendiğinde bulgular karışabiliyorsa da, bu iki sık rastlanan baş ağrısı tipi arasındaki fark oldukça kesin hatlarla birbirinden ayrılabilir.

NE DEMİŞLER?

KAYISI A, B, C ve P vitamini açısından zengin bir meyve olan kayısı aynı zamanda bol miktarda demir içerir. Ayrıca magnezyum, kalsiyum, fosfor, kükürt, bakır, krom ve manganez mineralleri açısından da zengindir. Kayısının Faydaları: Kayısı besleyici ve iştah açıcıdır. Bol miktarda demir içerdiğinden kansızlığa iyi gelir. Vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Başta akciğer ve cilt kanseri olmak üzere kansere karşı koruyucudur. Vücuda kuvvet verir. Bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderir. Özellikle gelişme çağındaki çocuklara faydalıdır. Raşitizm gibi gelişme bozukluklarını önler. Hastaların iyileşmesini hızlandırır. Sinirleri sakinleştirir ve uyku verir. Migrene karşı da iyi gelir. Ayrıca cildi besler, nemlendirir ve yumuşatır. Kayısı Nasıl Kullanılır? Kayısı kuru ya da taze olarak yenebileceği gibi reçeli ve kompostosu da yapılabilir. Ayrıca, Kayısı çekirdeği yağ elde etmek için kullanılır. Kayısının yaprakları da kullanılır. Kayısı kompostosu idrar söktürür ve kabızlığı giderir. Kuru kayısı A, B ve C vitaminleri ve potasyum minerali açısında oldukça zengindir. Kayısının yemeklerden sonra yenmesi hazmı kolaylaştırmasını sağlar. Bunların dışında, kayısı cilt bakımı için maske yapılarak yüze sürülebilir.


SAYFA 2