Issuu on Google+

H. FIRAT S›n›f d›fl› bir çal›flma ve mücadele içinde, s›n›fla birleflme süreci d›fl›nda ve s›n›f›n ileri unsurlar›ndan beslenmeyen bir örgütsel geliflme süreci içinde “sa¤lam ve nitelikli bir Bolflevik çekirdek” yarat›labilece¤ine inanabilmek için, Leninizmden kopmak, Bolflevizmin s›n›f özünü ve temelini unutmak, Bolflevizmin tarihi konusunda da tümden bilgisiz olmak gerekir. ‹nan›lmas› güç böylesine bir garipli¤e, halkç›l›¤›n yaratt›¤› ideolojik bulan›kl›k ile dar bir kadro örgütünün faflizme karfl› direniflte gösterdi¤i kararl› militan tutumun yaratt›¤› “pratik do¤rulanma” yan›lsamas› yolaçabilmifltir. Böyleleri bilmelilerdi ki, tarih henüz s›n›f d›fl›, s›n›fa dayanmayan ve s›n›f içinde sa¤lam kökleri olmayan “sa¤lam ve nitelikli bir Bolflevik çekirdek” örne¤i kaydetmedi. Böyle yan›lsamalar›n kayna¤›, küçük insan gruplar›n›n mücadelesi ile s›n›flar mücadelesini; s›n›fd›fl› dar bir kadro örgütü ile s›n›f›n en ileri, en sa¤lam, en nitelikli ö¤elerinden oluflan, organik olarak s›n›f›n bir parças›, onun örgütlenmesinin en üst düzeyi olan devrimci s›n›f partisini birbirine kar›flt›rmak olabilir ancak. Bu bak›fl›n gerisinde, sosyalizmi s›n›f temelinden koparan ve sosyalist hareketin, s›n›f hareketiyle tarihsel buluflmas›n› gerçeklefltiremedi¤i sürece, ne “sa¤lam” ve ne de “nitelikli” olabilece¤i temel gerçe¤ini gözden kaç›ran halkç›-idealist düflünüfl tarz› yatabilir ancak...

Partileflme Süreci-2

Polemikler: Devrimci Proletarya'ya Yan›t

E

K

S

E

N

Y

A

Y

I

N

C

I

L

I

K


H. FIRAT

Partileflme Süreci-2

Polemikler: Devrimci Proletarya'ya Yan›t

EKSEN

YAYINCILIK EKSEN Bas›m Yay›n Ltd. fiti Laleli Caddesi, No: 52/5 Aksaray/‹stanbul Tel: (212) 638 28 83 Fax: (212) 517 39 49


Bask› Tarihi: Ocak 1998 Bask›:

ISBN ISBN

H. FIRAT

Partileflme Süreci-2

Polemikler: Devrimci Proletarya'ya Yan›t


‹Ç‹NDEK‹LER 7

Sunufl

9

Popülizm ve Sosyalizm

27

T‹KB’nin Kötü S›nav›

57

Devrimci Proletarya’ya Yan›t

59

I. BÖLÜM S›n›f Hareketi De¤erlendirmeleri

97

II. BÖLÜM Demokrasi Mücadelesi Sorunlar›

139

III. BÖLÜM Partileflme Sürecinin Sorunlar›-1

173

IV. BÖLÜM Partileflme Sürecinin Sorunlar›-2

205

V. BÖLÜM Partileflme Sürecinin Sorunlar›-3

245

VI. BÖLÜM Taktik Müdahalenin Sorunlar›

275

Parti, Sosyalizm ve S›n›f Hareketi

277

Herfley Parti ‹çin!

282

Parti, Sosyalizm ve S›n›f Hareketi

289

Sol Hareket, Sosyalizm ve S›n›f Hareketi


SUNUfi

Elinizdeki kitab›n as›l kapsam› yaklafl›k iki y›l önce (ilk bölüm 15 Kas›m ‘95 tarihi tafl›maktad›r) gerçekleflen zorunlu bir yan›ttan oluflmaktad›r. K›z›l Bayrak’ta dizi yaz› olarak yay›nlanan bu yan›t›n tam metni flimdi okura kitap olarak sunulmaktad›r. Kitab›n girifline ve sonuna Ekim’de baflyaz› olarak yay›nlanan ve Yan›t’›n ele ald›¤› sorunlarla do¤rudan ba¤lant›l› baflka baz› yaz›lar da konulmufltur. Okur bunlar› tart›flman›n girifl ve sonuç bölümleri olarak da de¤erlendirebilir. Yan›t’ta ele al›nan konular kuflkusuz yaln›zca partileflme sürecinin sorunlar›ndan oluflmuyor. Fakat tart›flman›n a¤›rl›kl› kapsam›n› bu sorunlar oluflturdu¤u için kitap Partileflme Süreci serisi içinde yay›nlan›yor. Kitap incelendi¤inde, yan›t kapsam›na giren sorunlar d›fl›nda kalan temel programatik ve taktik sorunlar üzerine 7


ayr› bir elefltiriden s›k s›k sözedildi¤i görülecektir. Bu kapsamda bir elefltiri o gün için gerekli görülmüfltü. Buna uygun bir planlama ve haz›rl›k içine de girilmiflti. Fakat bu elefltiri çeflitli nedenlerle o dönem yap›lamad›. Gelinen yerde ise kendi içinde bu tür bir çaba art›k anlaml› ve gerekli olmaktan ç›km›flt›r. Komünist hareket partinin kurulufl kongresini toplama aflamas›ndad›r ve program sorunlar› üzerine daha genel, do¤al olarak da çok daha verimli ve yararl› bir çaban›n içerisindedir. Bu çaba flu veya bu grubun özel elefltirisini en az›ndan bugün için ayr› bir ihtiyaç olmaktan büyük ölçüde ç›karm›flt›r. Yay›nc›lar taraf›ndan gerçeklefltirilen tashih ve öteki teknik kusurlar›n giderilmesi d›fl›nda yazar› taraf›ndan orijinal metin üzerinde herhangi bir de¤ifliklik yap›lmam›flt›r. Yaln›zca orijinal yay›n s›ras›nda kaleme al›nan, fakat o zaman kullan›lmayan bir ara bölüm burada ilgili metne eklenmifltir. (Elinizdeki kitab›n 217223. sayfalar›). Orijinal metinde yeralan ekler kitaba da oldu¤u gibi konulmufltur. Zira zaman›nda okurun ek olarak yay›nlanan bu metinlerden do¤rudan yararlanabilme olana¤› gözetilerek davran›lm›flt›r. Bu durumda ek metinlerin burada kullan›lmamas› baz› boflluklar yaratacakt› ki, bundan kaç›n›lm›flt›r. Partileflme sürecinin sorunlar›n› ele al›fl, bir siyasal ak›m›n ideolojik-s›n›fsal kavray›fl›n›n, dolay›s›yla da gerçek siyasal kimli¤inin dolays›z bir göstergesi say›lmal›d›r. Kitapta tart›fl›lan sorunlar, fazla yer tutmayan özel durumlar d›fl›nda, Türkiye devrimci hareketinin tümünü bu aç›dan dolays›z olarak ilgilendirmektedir. Okur bunu burada girifl ve sonuç bölümü niyetine yay›nlanan metinler üzerinden de kolayl›kla görebilir. 2 Ocak ‘98

Popülizm ve sosyalizm


Popülizm ve sosyalizm

I Marksist teorinin özünü, modern burjuva toplumunun y›k›c›s› ve yeni sosyalist toplumun kurucusu olarak, proletaryan›n tarihsel rolünün a盤a ç›kar›lmas› ve aç›klanmas› oluflturmaktad›r. Dünya tarihi içinde kapitalist üretim iliflkilerinin (dolay›s›yla modern s›-n›f iliflkilerinin) az geliflmifllik aflamas›n›n bir ürünü olan ütopik sosyalizmden, sanayi devrimi sonras›n›n bir ürünü olan bilim-sel sosyalizme geçifli iflaretleyen temel fikir de budur. Bir baflka ifadeyle, Marx’›n, modern burjuva toplumuna egemen s›n›f ilifl-kilerinin bilimsel tahlili yoluyla, proletaryan›n bu toplumdaki özel konumu ve tarihsel rolüne iliflkin olarak ulaflt›¤› bu sonuç saye-sindedir ki, sosyalizm bir ütopya olmaktan ç›km›fl, s›n›f özü ve eksenine dayal› bir bilim haline gelmifltir. Zira bu sayededir ki, insanl›k tarihinin bu modern aflamas›nda, Lenin’in deyimiyle, “ta-rihsel hareketin materyalist 11


temeli” a盤a ç›kar›lm›fl; böylece sosyalizm, kendi tafl›y›c›s› olma yetene¤ine sahip biricik s›n›f olan modern proletarya flahs›nda, gerçek maddi-toplumsal taban›na oturtulmufltur. Ayn› yerde Lenin, “bizdeki popülizme benzeyen” diye tan›mlad›¤› 19. yüzy›l›n ütopik küçük-burjuva sosyalist ak›m-lar›n›n ortak özelli¤inin, “tarihsel hareketin materyalist temelini anlamamak, kapitalist toplumdaki s›n›flardan her birinin rolünü ve önemini” yerli yerine oturtamamak oldu¤unu söylemektedir. Çok flükür ki bizdeki popülizmde durum bu kadar vahim de¤ildir. Ütopyac› sosyalizme bir geri dönüfl ifadesi say›lmas› gereken “ideolojik önderlik” tezi bir yana b›rak›ld›ktan sonra, bu ‘70’lerin ortas› oluyor, hemen tüm devrimci ak›mlar genel teorik flemalar›nda proletaryan›n tarihsel rolünü yerli yerine oturtma baflar›s› gösterdiler. Baflka türlü de olamazd›; zira tümü de bilimsel sosyalizm taban› üzerinde durduklar›n› söylüyorlard› ve buna ilifl-kin teorik bilgileri flemay› baflka türlü kurmalar›n› olanaks›z k›l›-yordu. Program› olanlar›n programlar›nda, olmayanlar› ise devrim stratejilerinde, proletarya hep bafl yeri tutuyordu. O devrimin “biricik öncüsü”ydü ve demokratik devrimden kesintisiz olarak sosyalizme geçiflin “biricik güvencesi”ydi. Türkiye’nin kapitalist geliflmifllik düzeyi konusunda nesnel gerçe¤e daha yak›n duran ak›mlar, devrimin bu biricik öncüsünü, ayn› zamanda devrimin temel toplumsal güçlerinden biri, do¤al olarak en önemlisi say›-yorlard›. Dahas› var. Proletaryan›n teori plan›ndaki bu onurlan-d›r›l›fl›, hiç de yaln›zca programlarla ve devrim stratejisine ilifl-kin flemalarla s›n›rl› kalm›yordu. Bir de iflin örgüt ve dolay›s›yla tüzük boyutu vard›. Oldu¤u kadar›yla tüm tüzüklerde, tüzü¤ün olmad›¤› durumlarda ise örgüt sorununa ya da parti infla süreçleri-ne iliflkin genel görüfllerde, proletarya yine ayn› kuvvetle onurland›r›l›yordu. Hatta daha da fazlas›yla. Zira ne de olsa devrim kufl-kusuz proletarya önderli¤inde fakat ancak müttefiklerle birlikte bir sonuca ba¤lanabilirdi. Dolay›s›yla genel karakteri itibar›yla bir “halk” devrimiydi. Oysa örgüt ya da parti, ancak proletarya-ya özgü, demek oluyor ki “proleter” s›n›f karakterli 12

bir oluflum olabilirdi. Özetle, istisnalar› olsa da, genelde teorik cephede durum, hiç de¤ilse konumuzu oluflturan sorun çerçevesinde, oldukça iyi görünüyordu. Proletarya gerek devrim gerekse örgüt stratejisinde haketti¤i yeri fazlas›yla bulmufltu. Gelgelelim gerçek dünyada ifllerin baflka türlü seyretti¤ini de biliyoruz. Teori dünyas›nda bafl köfleye oturtulan iflçi s›n›f›, gerçek dünyada ve en iyi durumda, halk s›n›f ve tabakalar›ndan herhangi biri olarak kal›yordu. Ne siyasal çal›flma ve mücadelenin ve ne de örgütsel geliflmenin ana ekseniydi. Buna iliflkin stratejik belirlemelerin, siyasal ve örgütsel taktikler ve yönelimler plan›n-da herhangi bir de¤eri ya da somut anlam› yoktu. Daha da ötesi, buna uygun taktik ve pratik yönelimler “sapma” bile say›labili-yordu. Teori plan›nda devrimin öncüsü ve temel dayana¤› olarak al›nan ve sosyalizmin biricik güvencesi say›lan bir s›n›f, pratik planda her türden politik reformizmin üredi¤i bir alan olarak alg›lanabiliyordu. (Bunun tam da, teoride iflçi s›n›f›na bafl köfleyi verenlerin pratikte onu revizyonistlere, reformistlere ve sendika bürokratlar›na b›rakmalar›ndan kaynaklanan bir durum oldu¤u görülmüyordu bile.) Uzatm›yoruz; zira bu, y›llard›r tart›fl›lan ve art›k çok iyi bili-nen bir öyküdür. Bu öykünün akibeti de iyi biliniyor. Teoride ona bafl köfleyi ay›r›p da pratikte iflçi s›n›f›n› unutanlar ya da çok çok herhangi bir s›n›f gibi ele alanlar, sonuçta genel halk hareketinin iktidar perspektifinden ve öncü kimlikten yoksun birer küçük-burjuva demokratik kolu olmaktan öteye gidemediler. Do-¤al olarak, ortaya ç›kard›klar› örgüt ya da partiler de küçük-burju-va ruhuna, yap›s›na, taban›na ve elbette çizgisine sahip örgüt ve partiler olabildiler ancak. Böyle yap›lar›n karfl›-devrim sonras› akibeti ise, görülmemifl kolayl›kta ve fliddette bir küçük-burjuva parçalanma ve da¤›lma ile karakterize olan bir tasfiye süreci oldu. Engels, Lenin’in “s›n›f-d›fl› sosyalizmin ve s›n›f-d›fl› siyasetin” bir ifadesi olarak tan›mlad›¤› ütopik küçük-burjuva 13


sosyalizmi hakk›nda, flunlar› yazm›flt›: “Kapitalist üretimin olgunluktan uzak-l›¤›na, s›n›flar›n durumunun olgunluktan uzakl›¤›na, teorilerin ol-gunluktan uzakl›¤› yan›t verdi.” (Anti-Dühring) Elbette burada sorun genel insanl›k tarihi yönünden konuyor ve sanayi devrimini önceleyen bir tarihsel aflama ile onun sonraki ony›llara etkisi sözkonusu ediliyor. Ama yine de, bu materyalist bak›fl›n, ‘70’ler Türkiye’sinin küçük-burjuva sosyalizmini anlamak bak›m›ndan belli bir ifllevi var. Fakat yaln›zca son tahlilde ve bunu da; “s›n›flar›n durumunun olgunluktan u-zakl›¤›”ndan çok, s›n›f hareketinin politik olgunluktan uzakl›¤› ve o gün için bu aç›dan daha ileri durumda olan küçük-burjuva hareketin gölgesinde kalmas› maddi olgusu çerçevesinde anla-mak ve ele almak kayd›yla. Kald› ki, hiç de¤ilse proletaryan›n tarihsel rolü ile devrim ve örgüt stratejisi içindeki genel yeri aç›s›ndan ele al›nd›¤›nda, bizde devrimci ak›mlar, daha ‘70’lerin ortas›ndan itibaren, dün-ya tarihi içinde olgunlaflm›fl bir teoriye sahiptiler. Teorinin buna iliflkin temelleri Marx taraf›ndan konulmakla ve Lenin taraf›n-dan gelifltirilmekle kalmam›fl, üstelik Ekim Devrimi’yle (20. yüzy›l›n bu en ileri tarihsel prati¤i içinde) en ileri düzeyde ka-n›tlanm›flt› da. Modern toplumdaki özel yeri nedeniyledir ki, marksistler, Rusya gibi son derece geri bir ülkede, bir köylü ve küçük-burjuvalar ülkesinde, devrim ve parti stratejilerinin bir gere-¤i olarak proletaryay› pratik çabalar›n›n merkezine koymufllar, bu sayededir ki, devrimi zafere ulaflt›rmay› ve onu sosyalizmle taçland›rmay› baflarabilmifllerdir. Genel teori ve tarih cephesinde durum bu oldu¤una göre ve ‘70’lerin devrimci hareketi de bu teorik ve tarihsel miras›n ›fl›¤›n-da iflçi s›n›f›n› devrim ve örgüt stratejilerinin bafl köflesine oturt-tu¤una göre, nas›l olmufltu da tümüyle farkl› bir prati¤in girdab›nda bulmufltu kendisini? Teori ile pratik aras›ndaki bu derin uçurum nas›l oluflmufltu? Bu sorunun yan›t› organik bütünlü¤ü içinde çok çeflitli yönler içermektedir. Biz flimdilik bir yönünün alt›n› çiziyoruz: Hep 14

vurgulad›¤›m›z gibi, kendili¤indencilik geleneksel hareketimizin en temel karakteristiklerinden biridir. Soyut planda yap›lm›fl aç›k stratejik belirlemelere ra¤men taktik planda, gündelik çal›flma ve yönelimde bunlar anlam›n› kolayca yitirebiliyorsa, yerini dönem-sel cereyanlar›n yaratt›¤› girdaba kap›lmaya b›rakabiliyorsa, burada tam bir kendili¤indencilik vard›r. Taktik yönelimlerini ve çabala-r›n› stratejik önceliklerin ›fl›¤›nda, onlar›n gerekleri do¤rultusunda saptayamamak, bunun yerine olaylar›n ak›nt›s›na kap›lmak, kendili¤indencili¤in en tipik görünümlerinden biridir. Bu, teori ile pratik aras›ndaki ba¤› kopararak, oportünizmin bu kopuklukta ifadesini bulan en berbat bir türüne de kap›y› aralar. Geleneksel hareket yaln›zca ‘80 öncesi geçmifliyle de¤il, bu geçmifli aflamad›¤› içindir ki, yeni dönem prati¤i ile de bunun en aç›k örneklerini sergilemektedir. Bir baflka kendili¤indenci sürüklenifl olan ‘87 sonras›n›n “s›n›f yönelimi” modas›ndan son bir y›ld›r “semt yönelimi” modas›na dön geri eden geleneksel hareketin bu durumunu, burada tart›flt›¤›m›z konu çerçevesinde, bir sonraki say›da ele alaca¤›z.

II 12 Eylül yenilgisi temelde küçük-burjuva devrimcili¤inin yenilgisiydi. Kolay yenilginin, bu yenilginin görülmemifl ölçüde bir parçalanma ve da¤›lmaya, devrimden ve örgütten kaç›fla dönüflmesinin gerisinde, bu toplumsal-siyasal kimlik vard›. Sorun yaln›zca bu kimli¤in tafl›y›c›s› olan bafll›ca siyasal ak›m-lar›n akibeti ile s›n›rl› de¤ildir. Fakat bununla kopmaz bir bütünlük oluflturan küçük-burjuva katmanlardan oluflan sosyal tabanla da ilgilidir. Komünistlerin elefltirilerinde say›s›z kez yinelendi¤i gibi, bu kimlik bu toplumsal tabanda yeflermifl, onun politik yans›ma-s›ndan baflka bir fley olmam›flt›r. Yükselifl döneminde yaflam orta-m› ve güç kayna¤› olmufl küçük-burjuva katmanlar, toplumsal özellikleri bak›m›ndan karfl›-devrim dönemine dayan›ks›zl›klar› ölçüsünde, 12 Eylül sonras›nda 15


görülmemifl h›zda bir parçalanma ve da¤›lman›n da etkeni oldular. Yeniden toparlanma dönemine girildi¤inde, bu olgu, devrimci hareketin önemli bir kesimi için yüzeysel bir biçimde de olsa, irdelenip ideolojik sonuçlar›na götürülmese de, iyi-kötü hissedilen bir pratik ders durumundayd›. Yenilginin bu yüzeysel dersi ile küçük-burjuva kesimlerdeki y›lg›nl›k ve durgunluk olgusu, ayn› dönemde iflçi s›n›f› hareketindeki geliflmeyle de birleflince, dikkat-ler nihayet, o güne dek yaln›zca teorik flemalar›n gözdesi olarak kalm›fl iflçi s›n›f›na pratik olarak da yöneldi. Elbette istisnalar da vard›. Ama sol hareketin büyük bir bölümü, yeniden toparlan-ma çabalar›n›, s›n›fa yönelik bir çal›flma içinde gerçeklefltirme yolunu tuttu. S›n›fa bu pratik ilgi, sürece paralel bir biçimde, etkilerini ideolojik formülasyonlarda, politik vurgularda, parti infla süreçlerinin tan›m›nda vb. göstermeye bafllad›. Fakat bu geliflme, geçmifl küçük-burjuva ideolojik ve örgütsel kimli¤in aç›k bir sorgulanmas›na, onunla hesaplaflmaya dönüflmedi¤i ölçüde, gerçek bir ilerlemeye de yolaçmad›. Yaflanan geliflmenin esas› eski kim-lik temelinde yeni bir toplumsal alana yönelifl olarak kald›. Bir baflka toplumsal ortamda flekillenmifl eski ideolojikpolitik ve kültürel kimlik ile bu yeni toplumsal alan›n uyuflmazl›¤›n›n yaratt›¤› problemleri bir yana b›rakal›m. Bu yeni yöneliflin önemli konjonktürel güçlükleri de vard›. Bir kere bu bir ilk toparlanma dönemiydi. Güçler, olanaklar, örgütsel haz›rl›k, geliflen s›n›f ha-reketine geçtik ciddi bir ilk müdahaleden, onunla fiziki bir ilk temasa bile yetmiyordu. Öte yandan, s›n›f öncülerine güven verme ve s›n›f içinde güçlenme hiç de kolay bir ifl de¤ildi. ‹flçi s›n›f› bu aç›dan ne ö¤rencilere, ne de ‘80 öncesinin küçük-burjuva katmanlar›na benziyordu. Bu, h›zl› ve kolay güç toplamaya faz-las›yla al›flm›fl, bunu bir kültür haline getirmifl geleneksel ak›mlar için, onlar›n sabr›n› ve solu¤unu zorlayan bir baflka temel önemde güçlüktü. Tüm bu etkenlerin (güçlüklerin) yaratt›¤› birleflik etki, “s›n›f yönelimi” coflkusunu çok geçmeden k›rmaya bafllad›. 16

Buna bir de s›n›f hareketinin yaflad›¤› tempolu yükseliflin ‘91 bafl›nda k›r›lmas› ve sonraki y›llarda afl›lamayan bir t›kan›kl›¤a girmesi de eklenince, yeni dönemin “s›n›f yönelimi” modas› iyice tavsa-maya bafllad›. Gözler baflka aray›fllara yöneldiyse de, alternatif bir toplumsal hareketlili¤in yoklu¤u koflullar›nda s›n›fa ilgi herfleye ra¤men sürdü. (Yaflad›¤› canl›l›¤a ve yaratt›¤› ilgiye ra¤men, kamu çal›flanlar› bu aç›dan alternatif bir alan de¤ildi). Kald› ki, gerek baz›lar› aylar boyu gündeme oturan yerel direnifllerle ve gerekse de zaman zaman yapt›¤› toplu ç›k›fllarla, iflçi s›n›f›, her fleye ra¤-men bu ilgiyi hala da en çok hakeden s›n›ft›. Dolay›s›yla iflçiler, bir çok geleneksel grup için a¤›rl›kl› bir ilgi ve çal›flma alan› olmay› iyi-kötü sürdürdüler. *** 1995 bafl›nda toplanan EK‹M 3. Genel Konferans›, bu olgu-dan hareketle, mevcut durum ve bunun ortaya ç›kard›¤› yeni ayr›m çizgisi üzerine afla¤›daki tespiti yapt›: “Kuflkusuz bugün, daha do¤rusu son 7 y›ldan beridir, iflçi s›n›f› içindeki çal›flmaya özel bir a¤›rl›k vermek, devrimci saflarda önemli bir pratik ayr›m çizgisi olmaktan ç›km›flt›r art›k. Zira s›-n›f çal›flmas›, gelinen yerde, küçük-burjuva devrimci demokratik kimlikle özdeflleflmifl bir iki istisna d›fl›nda, komünist olmak id-dias›ndaki tüm sol gruplar›n ortak prati¤idir. Bugün “s›n›f yöneli-mi” bir ayr›m çizgisi olmak bir yana, sözü edilen istisnalar d›fl›n-da hemen tüm gruplar› kesen ortak bir payda durumundad›r. 12 Eylül yenilgisi, küçük-burjuva y›¤›nlar› saran politik pasiflik ve nihayet ‘80’lerin ikinci yar›s›nda iflçi s›n›f› hareketindeki belir-gin öne ç›k›fl, popülist ideolojiye bu alanda büyük bir darbe vurdu ve bu sorunu kavray›flta olmasa da pratikte kendili¤inden çözdü. “Bugünün ayr›m çizgisi, s›n›fa hangi ideolojik çizgi ve pers-pektiflerle gidilece¤i, s›n›f hareketine hangi temel ve taktik po-litikalarla müdahale edilece¤i sorununda odaklaflmaktad›r. Do-lay›s›yla, sol harekette iflçi s›n›f›na yönelifl fleklindeki 17


genel e¤i-lim, bugün ideolojik ayr›m çizgilerine apayr› bir önem kazand›r-m›flt›r.” (Siyasal ve Örgütsel De¤erlendirmeler, Eksen Yay›nc›l›k, s.20-21) Ne var ki, EK‹M 3. Genel Konferans›n›n kendisini önceleyen dönemin gerçekli¤ini do¤ru bir biçimde özetleyen bu de-¤erlendirmesi, bugün baz› yönleriyle geçerlili¤ini yitirmifl bu-lunmaktad›r. Zira tam da ayn› dönemde patlak veren Gazi Di-renifli’nin devrimci hareket üzerindeki etkisi, yukar›daki de¤er-lendirmenin baz› yönlerini eskitmifltir. Bu de¤erlendirmede, “s›n›f yönelimi” küçük-burjuva demokratik kimlikle özdeflleflmifl bir iki istisna hariç, “hemen tüm gruplar› kesen ortak bir payda duru-mundad›r” deniliyor. Oysa Gazi Direnifli, zaten köksüz ve i¤reti olan “s›n›f yönelimi” modas›n›, bir dizi baflka grup için de belirgin bir biçimde sona erdirdi. Onun yerini son bir y›ld›r sürekli kuvvet kazanan “semt yönelimi” modas› ald›. Bugün bir tek EK‹M hariç, solun devrimci kanad›nda yeralan irili-ufakl› hemen tüm gruplar, yeniden geçmiflte kendilerini yeflerten ve besleyen sosyal ortama yönelmifl bulunuyorlar. Ö¤ren-ci hareketindeki son geliflmelerin art›raca¤› heveslerle, eski sosyal yaflam alan›n›n bir baflka halkas›na daha ulafl›lm›fl olacakt›r. Geri-ye geçmiflten farkl› olarak taflran›n kent ve kasabalar› kal›yor. Olaylar bugünkü geliflme yönünü sürdürürse, büyük kentlerdeki hareketlili¤in etkileri çok geçmeden buralara yans›yacakt›r. Dev-rimci örgütler için geçmiflin o verimli sosyal geliflme ortam› da, farkl› alan ve katmanlar›yla, böylece tamamlanm›fl olacakt›r. Ya iflçi s›n›f›? Ya devrimin öncü ve temel kuvveti say›lan toplumun bu en önemli toplumsal gücü? Ya marksist-leninist te-oriye göre parti örgütlenmesinin ekseni olmas› gereken bu biricik toplumsal s›n›f? O, bir kez daha, revizyonistlere ve reformistlere mi b›rak›l›yor? Son bir y›l›n ikinci yar›s›n› belirgin biçimde kap-layan iflçi hareketlili¤ine geleneksel devrimci gruplar›n ilgisizli¤i bunun böyle oldu¤unu ve olaca¤›n› flimdiden göstermektedir. Bu-gün s›n›f üzerine politika yapmak pratikte reformist ak›mlara terk-edilmifl durumda. Geçmiflte T‹P, TS‹P 18

ve TKP’ye b›rak›lan alan, bu revizyonist partilerin yaratt›¤› bofllu¤u bugün doldurmaya çal›-flan ‹P ve EP türü reformist ak›mlara b›rak›l›yor. Bugünün geçmiflten tek önemli fark›, geleneksel hareketin sa¤lam bir ideolojik elefltirisini yapm›fl ve popülizm deneyiminden temel önemde dersler ç›karm›fl bir komünist hareketin varl›¤›d›r. Son bir y›l göstermifltir ki, Türkiye devrimci hareketinin yeni dönemdeki en büyük kazan›m› olan bu hareket, EK‹M, dev-rimci cephede cereyana gö¤üs gerebilme ve s›n›f eksenli bir geliflme çizgisinde ›srar edebilme yetene¤ine sahip tek devrimci örgüttür. *** Komünistlerin yapt›¤› tespitlerden bir k›sm›n› eskiten gelifl-meler, buna ra¤men, ne ilke ne de pratik bak›m›ndan, onlar için bir sürpriz oluflturmad›lar. ‹lke bak›m›ndan sürpriz de¤ildirler; zira biz geleneksel hareketteki s›n›f yönelimi modas›n›n köksüz-lü¤üne en bafl›ndan itibaren iflaret ettik. Zaman içinde bunu sürekli olarak vurgulad›k. Bunun, küçükburjuva katmanlara durgunluk hakimken, s›n›f hareketinin canl› bir geliflme yaflamas›n›n yaratt›¤› bir yeni kendili¤indenci sürüklenifl oldu¤unu hep söyledik. Ge-leneksel hareketin temel bir karakteristi¤i olan kendili¤indencili¤in kendini flimdi de s›n›f hareketi seline kap›larak gösterdi¤ine hep iflaret ettik. Dahas›, s›n›f hareketindeki ilk ciddi k›r›lman›n (‘91 sonras›) somut etkilerinin (modan›n h›z kesmesi ve yeni aray›fl-lar) tahlili temelinde bunu daha somut bir biçimde ortaya koyduk. (Bkz. Solda Tasfiyecili¤in Yeni Dönemi) Geçmiflleriyle aç›kça hesaplaflamayanlar onu aflamazlar. Ye-ni cereyanlar›n bas›nc› alt›nda yüzeyde yaflanan tüm sözde de-¤iflimlere ra¤men, derinlerde geçmiflin an›lar›, önyarg›lar›, al›fl-kanl›klar› kaç›n›lmaz olarak yaflamay› sürdürür. Bu nedenle de, koflullardaki de¤iflmelerin (‘80 öncesine benzer koflullar›n çok küçük ölçekte dahi olsa bir yeniden belirmesinin) ard›ndan, geçmiflin önyarg›lar›na, anlay›fl ve pratiklerine yeniden dönmek çok fazla güçlük tafl›maz. 19


Bizim soruna bak›fl›m›z buydu. Dolay›s›yla semtlerdeki bir ilk hareketlenmenin dikkatleri s›n›ftan h›zla ay›rmas›, bizim için ilke bak›m›ndan herhangi bir sürpriz oluflturmamaktad›r. Bu geliflme bizim için pratik bak›mdan da bir sürpriz oluflturmad›. Bizzat EK‹M 3. Genel Konferans›, Gazi direniflinin sars›c› etkisini do¤ru de¤erlendirerek, böyle bir geliflmeye önden iflaret etti: “Gazi Direnifli ile bafllayan geliflmeler, büyük kentlerin yoksul tabakalar›n›n hareketlendi¤i bir döneme girdi¤imizi kesinlefltirdi ve ilk belirtiler, geleneksel devrimci gruplar›n bu hareketlilik içinde az ya da çok güç kazanma olana¤› bulaca¤›n› gösteriyor” (Siyasal ve Örgütsel De¤erlendirmeler, s.55) Ayn› de¤erlendirmede, bunun ortaya ç›kard›¤› yeni sorunlara ve görev-lere de yeterli aç›kl›kta iflaret edildi. Komünistler geleneksel hareketteki bu yeni e¤ilimi ad›m ad›m izlediler ve yolaçt›¤› geliflmeleri olumlu ve olumsuz yönleriyle yine erken bir tarihte ortaya koydular. Ekim, Gazi Direniflinden iki ay sonra kaleme ald›¤› “Geliflen Kitle Hareketinin ‹mkanlar› ve Sorunlar›” (say›:122, 1 Haziran 1995) bafll›kl› baflyaz›s›nda, pratik veriler ›fl›¤›nda art›k kesinleflen bu yeni durumu de¤er-lendirdi. Üç temel tespit yapt› ve bunlardan sonuçlar ç›kard›. Bu tespitlerden ilki, semtlerdeki huzursuzluklar›n ve geliflen mücadelelerin kuvvetli bir toplumsal mant›¤› oldu¤u ve geleneksel devrimci gruplar›n “buradaki devrimci toplumsal di-namiklerden beslenerek” devrimci siyasal mücadelede kendi rol-lerini oynayacaklar› üzerineydi. Bu zaaf olmak bir yana, genel devrimci siyasal mücadele için çok önemli bir kazan›m da olacak-t›. Dolay›s›yla komünistler, bu geliflmeyi politik bak›mdan tümüyle olumlayarak destekleyeceklerdi. ‹kinci tespit, semt prati¤ine bu dönüflün, beraberinde, “geç-miflin an›lar›na ve ideolojik önyarg›lar›”na bir dönüflü de kaç›n›lmaz olarak getirece¤i, bunun ise halkç›-demokratizme yeniden kuvvet kazand›raca¤› gerçe¤i üzerineydi. Bu ise, komünistlerin önüne, bu ideolojik cereyana gö¤üs germe, halkç›-demokratik ön yarg›lar›n “sosyalizm ad›na” yeniden 20

meflrulaflt›r›lmas›na karfl› etkili bir ideolojik mücadele yürütme görevi koymaktayd›. Üçüncü tespit ise, bu yeni geliflme karfl›s›nda komünistler için çok daha ayr› ve acil bir önem kazanan politik-pratik görevlere iliflkin oldu. Yeni geliflmeleri de gözeterek; komünistler, “e-zilenlerin öncüsü ve devrimci siyasal mücadelenin gerçek sürük-leyicisi olma yetene¤ine sahip biricik s›n›f›n, iflçi s›n›f›n›n, kendi devrimci enerjisini ortaya koymas›n› kolaylaflt›racak bir çal›flma-y› flimdi çok daha enerjik ve inatç› bir biçimde sürdürmek“ zo-rundayd›lar.

III Ekim’in 5 A¤ustos Dersleri bafll›kl› baflyaz›s›n›n son bölümün-de flu de¤erlendirme yer almaktayd›: “Son olarak, 5 A¤ustos’un ›fl›¤›nda geleneksel devrimci grup-lar›n durumu var. Denebilir ki, yaln›zca Türk-‹fl eylem takvimi de¤il, fakat son zamanlar›n yerel iflçi direniflleri de, bu gruplar›n gitgide s›n›ftan uzaklaflt›klar›na tan›kl›k etmektedir. Semt olayla-r›nda hareketlenen ve belirli kitle eylemlerine güç y›¤mak için özel bir çaba gösteren bu gruplar, iflçi eylemlerinden dikkat çeke-cek ölçüde uzak durabilmektedirler. Semt yoksullar›na do¤al ya-k›nl›k ile s›n›f hareketinden bu do¤al uzaklaflma, s›n›f hareketine müdahaledeki bu do¤al yeteneksizlik ve isteksizlik, son bir y›l›n kitle hareketlili¤i sürecinde izlenegelen bu e¤ilim, geleneksel hareketin ideolojikkültürel dokusu ve toplumsal kimli¤i hakk›nda son derece ö¤retici pratik aç›kl›klar sunmaktad›r.” (Say›:128, 1 Eylül 1995) Bu olguyu özel bir tarzda vurgulaman›n gerisinde, ayn› za-manda, semt yönelimi modas›na iliflkin olarak ileri sürülen, kitle hareketlili¤ine devrimci müdahaleden geri durmamak biçimindeki gerekçenin tutars›zl›¤›na iflaret etmek kayg›s› da vard›r. Sorun gerçekten kitle mücadelelerine devrimci müdahaleyse e¤er, bu ayn› tutum neden iflçi s›n›f›n›n A¤ustosEkim dönemini kapsa-yan büyük eylem dalgas› karfl›s›nda gösterilmemifltir? Neden uzun süreli yerel direnifllere gerekli 21


devrimci müdahaleler için az-çok ciddi bir çaba harcanmam›flt›r? ‹leri sürülen gerekçenin tutars›zl›¤›n› görmek için bu sorular›n sorulmas› bile yeterlidir. Fakat dahas› var. Bu tür bir k›yaslama yaln›zca eflit ilgiyi hak eden çal›flma alanlar› sözkonusu olmas› durumunda bir anlam tafl›r. Oysa burada k›yaslanan iflçi s›n›f› ile semt katmanlar›d›r. Bu durumda eflit bir ilgiden sözedebilmek ise, marksist kavray›fl yitirilmedikçe mümkün de¤ildir. Zira sözkonusu olan; toplumun temel s›n›f iliflkileri içerisinde tuttuklar› yer ve kuflkusuz bu nesnel temel üzerinde, devrimci siyasal mücadelede oynayabilecekleri roller k›yaslanmaz ölçüde farkl› olan toplumsal kategorilerdir. ‹l-kinde sözkonusu olan, toplumun iki temel s›n›f›ndan birini olufl-turan ve siyasal mücadelede ezilenler cephesine öncülük etme yetene¤ine sahip bulunan biricik toplumsal s›n›ft›r. Oysa ikinci-sinde, do¤ru bir rotaya ve istikrarl› bir mücadele çizgisine ancak bu s›n›f›n devrimci siyasal önderli¤i koflullar›nda kavuflabilecek olan heterojen ve flekilsiz toplumsal katmanlard›r. Bu fark› ay›rdedememenin temelinde yatan ve geleneksel hareketin temel karakteristiklerinden ikisini oluflturan popülizm ve kendili¤indencilik, birbirlerine yak›ndan ba¤l›d›rlar ve birbirle-rini sürekli beslemektedirler. Popülizm, kapitalist toplumdaki ezilen ve sömürülen s›n›f ve tabakalardan her birinin önemini ve rolünü, soyut teorik flema-larda olmasa bile gerçek siyasal yaflamda yerli yerine oturtamama-da ifadesini bulur. Daha aç›k bir ifadeyle bu, iflçi s›n›f›n›n modern burjuva toplumdaki kendine özgü konumu ve bu çerçevede fle-killenen benzersiz devrimci rolü konusunda aç›k bir kavray›fltan yoksunluk anlam›na gelir. Sosyal ve kültürel bak›mdan alabildi¤i-ne heterojen ve karmafl›k bir kitle oluflturan semt katmanlar›na afl›r› ilgi ile iflçi s›n›f› hareketine belirgin ilgisizlik, bu tür bir kavray›fls›zl›¤›n güncel pratik bir yans›mas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Kendili¤indencilik ise, en genel planda, olaylar›n ard›ndan sürüklenmeyi anlat›r. Fakat geleneksel ak›mlar taraf›ndan bu, 22

genellikle önde giden kitlelerin arkas›nda kalmak olarak, en dar biçimiyle ve tekyanl› olarak anlafl›l›r. Böyle anlafl›l›nca da, örne¤in semtlerde hareketlenen yoksul kitlelerin önüne düflmeyi baflaranlar, bunu baflarm›fl olmakla siyasal mücadelede öncü bir rol oynad›k-lar›na ciddi ciddi inan›rlar. Gerçekte ise kendili¤indenci bir sürük-lenifl içinde olduklar›n›n fark›nda bile olmazlar. Oysa kendili¤indencili¤in en ay›rdedici özelli¤i, tam da teorik perspektiflerin ürünü olan stratejik do¤rultuyu ve öncelikleri dö-nemsel olaylar›n ve geliflmelerin bas›nc› alt›nda yitirmek, gündelik geliflmelerin girdab›na kap›lmak, içinde bo¤ulmakt›r. E¤er zaten ezilen ve sömürülen s›n›f ve tabakalar içinde iflçi s›n›f›n›n tuttu¤u çok özel yer konusunda sa¤lam, derinlemesine özümsenmifl bir kavray›fl›n›z yoksa, s›n›f çal›flmas›ndaki pratik güçlükler ile semt çal›flmas›n›n kolayl›klar› birarada sizi h›zla ve kolayca bir baflka pratik geliflme rotas›na sokar. Böylece stratejik do¤rultunun ve önceliklerin pratikte hiçbir de¤eri kalmaz. Bunlar ka¤›t üstünde soyut do¤rular olmaktan öteye bir anlam tafl›maz olurlar. *** Gazi Direnifli ve onu izleyen geliflmeler, büyük kent varofllar›nda yaflayan yoksul katmanlardaki hoflnutsuzlu¤u ve mücadele enerjisini somut olarak gösterdi. Daha çok Kürt ve Alevi semtler için geçerli olsa da, bu olgunun ve geliflmenin devrimci siyasal mücadele için tafl›d›¤› önem herhangi bir tart›flma gerek-tirmez. Gazi Direniflinin sars›c› etkisinin yan›s›ra, son iki y›l›n 1 May›s gösterilerinin kitleselli¤i ile bu gösterilere egemen devrim-ci hava, bu potansiyelin güncel rolüne ve önemine ayr›ca ›fl›k tutmaktad›r. Peki bu potansiyelin ve onun ürünü geliflmelerin öne ç›kard›¤› en önemli, en öncelikli görevler nelerdir? Bu soruya somut olarak verilmifl bulunan pratik yan›tlar, popülizm ile sosyalizm aras›ndaki ilkesel ve taktik ayr›mlara bir kez daha önemli aç›kl›klar sa¤-lam›flt›r. Popülizmi bir kimlik haline getirenler, yeni hareketlilik alan›n› ayn› zamanda verimli bir 23


geliflme alan› olarak da görerek, h›zla bu zeminde mevzilenme yoluna gitmifllerdir. Oysa sosyalizmin temsilcileri olarak komünistler, yaln›zca temel teorik gerçeklerden hareketle de¤il, ayn› zamanda Türkiye’nin ‘80 öncesi tüm devrimci siyasal deneyimini de gözeterek, stratejik önceliklerinin pratik gereklerinde ›srar etmifllerdir. Stratejik önceliklerin pratik gerekleri her zaman için marksist takti¤in temel hareket noktalar›ndan biridir. Devrimci siyasal mücadelede öncü rolü oynama yetene¤ine sahip biricik s›n›f iflçi s›n›f›ysa e¤er; modern s›n›f iliflkilerinin egemen oldu¤u toplu-mumuzda iktidar hedefine dayal› bir mücadele ancak bu s›n›f ekseninde verilebilecekse; ve nihayet, yaln›zca kent yoksullar›n›n de¤il, genel olarak toplumun tüm ezilen ve sömürülen s›n›f ve tabakalar›n›n mücadele birikimi ancak bu s›n›f ekseninde tutarl› bir rotaya sokulabilecek ve iktidar hedefine yöneltilebilecekse, bu durumda, kent yoksullar›ndaki bir hareketlenmenin yapaca¤› en uyar›c› etki, dikkatleri devrimci s›n›f önderli¤inin yarat›lmas›n-da daha çok yo¤unlaflt›rmak, s›n›f hareketinin politik ve örgütsel geliflmesine yönelik görevlere daha etkin ve daha enerjik bir biçimde sar›lmakt›r. Bu koflullarda s›n›f hareketinin devrimci geliflme ihtiyac›, kendinden öte, geliflmekte olan kitle hareketinin temel bir ihtiyac› durumundad›r. Toplumsal mücadelede s›n›f ön-cülü¤ü kavram›n›n gerçekten bir anlam›, bir pratik de¤eri varsa e¤er, sorun baflka türlü kavranamaz ve konulamaz. Elbette s›n›f öncülü¤ü olmadan da çeflitli toplumsal katmanlar›n mücadeleleri geliflme seyrini sürdürecektir. Fakat böyle bir mücadeleden istikrarl› bir seyir ve iktidar hedefine yönelik kal›c› sonuçlar beklemek her türlü dayanaktan yoksundur. Modern s›-n›f iliflkilerinin egemen oldu¤u bir toplumda, ezilenler cephesinde iktidar olma gücüne ve yetene¤ine sahip bulunan, dolay›s›yla da bu do¤rultudaki bir mücadelenin toplumsal dayana¤› olabilecek olan biricik toplumsal güç iflçi s›n›f›d›r. Kapitalist bir ülkede iflçi s›n›f›n› eksen almayan herhangi bir iktidar mücadelesi iddias› her türlü ciddiyetten yoksun bofl bir safsatad›r. Nisan ‘96 24

Gerçekler inatç›d›r!


T‹KB’nin kötü s›nav›

Gerçekler inatç›d›r!

“Elinizdeki 106. say›s›yla, Ekim, 1987 Ekim’inde bafllayan illegal yay›n yaflam›n›n 7 y›l›n› geride b›rakarak 8. y›l›na bafllam›fl oluyor. Bunun ideolojik ve örgütsel anlam› Ekim’in 100. say›s›na iliflkin baflyaz›da ele al›nm›fl bulundu¤u için burada bir yineleme gereksizdir. fiu kadar›n› ekleyelim ki, Ekim kendi türünde bugün Türkiye’de art›k tek yay›n organ›d›r. Bir baflka örne¤i yoktur. Bu, hala varl›¤›n› sürdüren baflka baz› illegal yay›n organlar›n› görmezlikten geldi¤imiz anlam›na gelmiyor. Fakat bunlar giderek can çekifliyor. Çoktand›r ikinci s›n›f yay›n konumuna düflürül-müfl bulunan ve adeta bir “yük” gibi ele al›nan bu bir kaç örnek, yay›n periyodu seyreltilerek ve düzensizlefltirilerek, yay›n kalitesi kayg›s› ise tümden bir yana b›rak›larak, gitgide tasfiye ediliyorlar. Bu konuda geçmiflten gelen ve örgütsel perspektiflere ba¤lanan “ilkesel” angajmanlar olmasayd›, bu tasfiye belki çoktan tamam-lanm›fl 27


bile olurdu. Dikkate de¤er olan nokta, bu tasfiyede polis bask›s›n›n gö¤üslenemeyen güçlükleri belli bir rol oynasa bile, bunun hiç de as›l neden olmad›¤›d›r. As›l neden, ideolojik ve örgütsel tasfiyecili¤in yay›n alan›nda da kaç›n›lmaz sonuçlar›n› ortaya koymas›d›r.” Bu de¤erlendirme Ekim’in bir y›l önceki 1 Ekim 1994 tarihli say›s›nda yerald›. T‹KB merkez yay›n organ› OrakÇekiç’in bunu izleyen 86. say›s› ise ancak Mart 1995’de yay›nlanabildi. Bu say›-da yeralan “Orak-Çekiç’in Önemi ve Sorumluluklar›m›z” bafll›kl› baflyaz›, yukar›daki de¤erlendirmeden duyulan rahats›zl›¤› en ka-ba bir biçimde d›fla vuruyor. Üç sayfal›k bu baflyaz›n›n neredeyse yar›s› EK‹M’e hakaretlere ayr›lm›fl. Kaleme alanlar›n dünkü düzeylerinde bugün ortaya ç›kan de¤iflim konusunda bizim için hayli ayd›nlat›c› olan bu bölümü ekte oldu¤u gibi yay›nl›yoruz. Elefltiri ad› alt›nda yap›sal zay›fl›klar›n› a盤a vuranlara karfl› al›nacak en iyi tavr›n bu oldu¤una inan›yoruz. “Düzeylerindeki de¤iflim” diyoruz; zira düne kadar bizim için T‹KB, ideolojik tart›flma ve çat›flmalarda, elefltirinin ideolojik özün-deki sertli¤i belli bir üslup düzeyiyle birlefltirmeyi baflarabilen nadir siyasal hareketlerden biriydi. Onlar bu konuda öylesine has-sas görünüyorlard› ki, örne¤in daha bir kaç y›l öncesinde ve bir vesileyle, kulland›¤› belli ifadelerden dolay› Seçenek dergisine flu son derece sert tepkiyi gösterebiliyorlard›: “(Seçenek) Öncelik-le, sa¤ oportünist görüfllerine yöneltti¤imiz elefltiriler karfl›s›n-da ‘bofl laf’, ‘uyan›k pozlar› tak›nmak’, ‘bir hayli cesur’ vb. gibi ayaktak›m›na özgü bir jargon kullanmak seviyesizli¤ine düflmüfl-tür.” (Kesintisiz Devrim ve Oportünizm, s.84) Okur Seçenek’in T‹KB’ye karfl› kulland›¤› ifadeleri T‹KB’nin EK‹M’e karfl› kulland›¤› ifadelerle karfl›laflt›rmal›d›r. Seçenek’in hayli masum kalan deyimleri “ayaktak›m›na özgü” bir “sevi-yesizlik” örne¤i ise e¤er, T‹KB’nin EK‹M’e karfl› kulland›¤› dil neyin örne¤idir acaba? Bu sorunun yan›t›n› aç›kta b›rak›yoruz. 28

T‹KB bu üslubu genellikle EK‹M’e karfl› kullan›yor ve bu davran›fl› çok yeni de say›lmaz. Görünüfle göre burada bir çeliflki var. Ekteki yaz›da bizi çok küçümsüyor görünenler, hatta hatta “bir hiç” yerine koyanlar, nedense sayfalar›nda (ço¤u kez de bafl-yaz›lar›nda) aç›k ya da örtülü bir biçimde s›k s›k bize yer vermeden edemiyorlar. Ve bizimle tart›flt›klar› her durumda, özgüven ve sükunetlerini, dillerine hakim olamayacak ölçüde hep kaybediyorlar. Bu görünürdeki çeliflki, sak›n EK‹M’in nesnel varl›¤›n›n T‹KB’nin ideolojik ve örgütsel yetersizliklerine tutulmufl bir ayna olmas› gibi bir rahats›z edici gerçeklikten kaynaklan›yor olmas›n! Aç›k olgular ve oportünist sanc›lar Spekülasyon temelsiz, dayanaktan yoksun, kan›tlanamayan iddia demektir. Oysa Ekim’in girifl bölümüne aktard›¤›m›z de¤er-lendirmesi, ç›plak gözle görülebilen apaç›k bir tabloya dayand›-r›lm›flt›r. Bu tabloyu, geçmiflte illegal yay›n alan›nda belli bir iddia ve pratik sahibi olan üç siyasal hareketin yukar›daki sat›rla-r›n kaleme al›nd›¤› tarihteki durumu üzerinden örnekleyece¤iz. TDKP’den bafll›yoruz. 1987’de girdi¤i yeniden toparlanma sürecini illegal bir yay›n organ› eksenine oturtmak konusunda “ilkesel” düzeyde aç›k bir iddia tafl›yan bu hareket, Devrimin Se-si’nin yay›n periyodunu 15 güne indirerek bu iddias›na ayr› bir ciddiyet kazand›rm›fl göründü. 1990 May›s’›na ait temel bir bel-gede, bunu “ilkesel” bir sorun olarak ele ald›¤›n› döne döne vur-gulayarak flunlar› söyledi: “Partimizin örgütlenme çizgisinin temeli-ni oluflturan ‘illegal bas›n çevresinde örgütlenme’ politikas›, ... partimizin tüm di¤er ‘devrimci’ gruplardan niteliksel ayr›l›¤›n›n ve marksist-leninist örgütsel temelinin bir göstergesidir.” Bu ayn› iddiay› 1992 tarihli TDKP Röportaj›’nda ayn› kibirli hava ile tekrarlayan bu yeni dönem liberalleri, gerçekte tam da 29


bu sözleri ettikleri s›rada, legalizme boylu boyunca uzanm›fl du-rumdayd›lar. “Merkez Yay›n Organ›” altbafll›¤› tafl›yan ve legalist aç›l›mlara paralel olarak gitgide bir “yük” olarak görülmeye bafl-lanan Devrimin Sesi, sayfa say›s› düflürülerek ve yay›n periyodu fiilen ayl›k hale getirilerek h›zla geri plana itildi. 1994 Eylül’ünde, yani Ekim’in yukar›daki de¤erlendirmeyi yapt›¤› günlerde, yay›n periyodu art›k resmen de ayl›k hale getirildi. Ne var ki, büyük bir samimiyetsizlikle, bunun geçici oldu¤u, k›sa zamanda yeniden eski periyoda dönülece¤i de iddia edildi (Devrimin Sesi, say›:180, Eylül ‘94). Gerçekte ise bu, Devrimin Sesi’nin fiili tasfiyesinde yeni bir ad›md›. Oysa ayn› dönemde legal haftal›k dergi aksamadan ç›-k›yordu ve günlü¤e geçifl haz›rl›klar› yap›l›yordu. Bugünkü dur-um ise ortadad›r. TDKP neredeyse tamamen legale ç›kmak üzeredir. Ve tam da böyle bir s›rada, Devrimin Sesi’nin son sa-y›s›nda (say›:192, Eylül 1995) yeni bir müjde verilmektedir. Buna göre, “yeni ifllev”inden dolay› Devrimin Sesi art›k daha az sayfay-la (son say›s› 12 sayfa) yay›nlanacak, da¤›t›m› da “daha dar ve s›n›rl› olacakt›r”. Bu yeni durumda, “dergiyi çeflitli olanaklarla ço¤altmak” ve da¤›tmak iflinin art›k büyük ölçüde “okurlar”a ait bir görev oldu¤u da münasip bir dille eklenmektedir. Sonuç? Sonuç, ifllev de¤iflikli¤i ad› alt›nda “MYO”nun fiili tasfiyesidir. Bu ifl henüz resmen de yap›lm›yorsa, bu tam da, geç-miflin o hala etkisi süren “ilkesel” angajmanlar›ndan dolay›d›r. Fakat bu liberal baylar›n bu tür “ilke”lerin yükünden kurtulmada son y›llarda sergiledikleri maharetler düflünüldü¤ünde, çok geç-meden (muhtemelen legal partinin hemen ertesinde) bu iflin resmen de sonuçland›r›laca¤›ndan kuflku duyulmamal›d›r. Bu sonuç, tam da bir y›l önce Ekim’de söylendi¤i gibi, “ide-olojik ve örgütsel tasfiyecili¤in yay›n alan›nda da kaç›n›lmaz so-nuçlar›n› ortaya koymas›d›r”. Bir baflka örnek, bugünkü MLKP’nin dünkü öncellerinden olan TKP-ML Hareketi’nin ayn› alanda izledi¤i tutumdur. TDKP’den farkl› olarak bu hareket, yeni dönemde kendini illegal yay›n faaliyeti alan›nda “ilkesel” vurgularla ba¤lamad›. TDKP 30

kendi tutumunu bir bak›ma kendi geçmifl (‘80 öncesi) olumsuz deneyimine dayand›r›yordu. Oysa TKP-ML Hareketi’nin yeni dönemdeki en belirgin davran›fl›, ‘80 öncesinin TDKP-Halk›n Kurtuluflu deneyimini yeni koflullarda tekrarlamak hevesinden baflka bir fley de¤ildi. Liberal bir çürüme sürecindeki TDKP’yi “komünist” görecek kadar çarp›k bir sa¤ oportünist bak›flaç›s›na sahip olan bu hareket, ifle daha bafl›ndan legal bir yay›n organ›yla bafllad›. Bununla birlikte a¤›r aksak da olsa illegal yay›n organ›n› (‹leri) ç›karmay› sürdürdü. Ayl›k görünen fakat fiilen 2-3 ayda bir düzensiz olarak ç›kan ‹leri dergisinin periyodu, 1993 fiubat’›nda resmen de iki ayl›k hale getirildi. Bu gerekçelendirilirken de, adet oldu¤u üzere, “Türkiye gibi faflist ve gerici diktatörlü¤ün hüküm sürdü¤ü bir ülkede her koflul alt›nda illegal yay›n organ›n› sürdür-mek” gerekti¤i bir kez daha vurguland›. Ard›ndan ise, bu alandaki tutum de¤iflikli¤inin her zamanki ortak oportünist mazereti haline gelmifl bulunan “ifllev de¤iflikli¤i” gerekçesi ileri sürüldü. “Hare-ket” “her ikisi de afla¤›-yukar› ayn› içerikte ve ayn› iflleve sahip iki yay›n organ› lüksüne sahip” de¤ildi. “Hareketimizin yay›n organlar› çal›flmas›na ay›rabildi¤i gücü olabildi¤ince ekonomik bir biçimde kullanmas›” gerekiyordu. Bu nedenle de, “Hareket MK, belli bir süredir devam eden yay›n politikas› tart›flmalar› ›fl›¤›n-da ‹LER‹’nin bundan böyle öncelikle örgütsel sorunlara a¤›rl›k veren bir organa dönüfltürülmesi”ne karar vermiflti. (‹leri, say›: 102-103, fiubat ‘93) Bu ‹leri’nin bir siyasal organ olarak tasfiyesi demekti. Her yeni ad›m ve de¤iflikli¤in “baz› zorluklar›, tedirginlikleri, hatta yanl›fl anlamalar›” getirebilece¤inin fark›nda oldu¤unu da belirten baflyaz›, konuyu flu ferahlat›c› cümleyle ba¤l›yordu: “Ama hareke-timiz bu tür sorunlar› aflabilecek marksist-leninist olgunlu¤a faz-las›yla sahiptir”. Bunca kar›fl›k ve s›k›nt›l› söz yerine birazc›k daha yürekli olunsayd›, haftal›k bir legal gazeteye haz›rland›¤›m›z ve faaliyetimizi bu eksene oturttu¤umuz bir s›rada, illegal bir yay›n›n “yük”ünü art›k daha fazla çekemeyiz de denebilirdi. 31


Bugünkü MLKP’de durumun farkl› olmad›¤›n›, birleflmenin getirdi¤i biricik de¤iflikli¤in yeni bir isimden ibaret oldu¤unu ek-lemek bile gereksizdir. Son örne¤imiz, flimdiki muhatab›m›z olan T‹KB’nin kendisidir. Anlams›z tart›flmalara ve çok kolay e¤ilim duyuldu¤unu gördü-¤ümüz demagojiye mahal vermemek için flunu peflinen belirtelim ki, biz T‹KB’yi hiçbir biçimde öteki iki siyasal hareketle, TDKP bir yana, MLKP ile bile ayn› platformda ele alm›yoruz. T‹KB bu ülkede tasfiyecili¤e karfl› uzun y›llard›r ideolojik ve örgütsel planda direnç göstermifl bir harekettir ve bugün hala, bu alanda EK‹M’in yan›s›ra an›labilecek tek harekettir. Biz T‹KB’nin bu konumuna her zaman de¤er verdik ve kendi cephemizden tas-fiyecili¤e karfl› onunla fiili bir dayan›flma içinde olduk. Ne var ki, EK‹M’in her zaman vurgulad›¤› gibi, geleneksel platformdan ileriye ç›kamayanlar›n, halen bulunduklar› yerden daha geriye düflmeyeceklerinin de hiçbir güvencesi yoktur. Bunun son örne¤i bizzat T‹KB’nin kendisidir. Onun son zamanlardaki evrimi bu yönde hofl olmayan iflaretleri ço¤altmaktad›r. T‹KB’nin prati¤inde hofl olmayan geliflmelerin en dikkat çekici olan›, flimdi tart›flmakta oldu¤umuz illegal yay›n ve onunla ba¤lant›l› örgütlenme ve çal›flma tarz› sorunlar›d›r. T‹KB’nin geçmiflte son derece önemli gördü¤ü bu alanda bir süredir bu denli kolay bir biçimde hatal› bir prati¤e yönelmesini biz bafl›n-dan itibaren kayg›yla izledik. Durumu yeni bir çal›flma alan›na (aç›k alana) geçiflteki geçici bir zorlanma sayd›k, telafi edilmesini umduk. Fakat bugün aradan dört y›l geçmifltir. Durum de¤iflmek bir yana, gitgide daha da kötüleflmektedir. Ve en kötüsü, T‹KB bir yandan durumdan rahats›z görünür, tedbir alma görevini önüne koyarken, öte yandan EK‹M’e yöneltti¤i h›rç›n sald›r›lar içinde ileri sürdü¤ü argümanlarla, durumu adeta meflrulaflt›rma yoluna gitmektedir. Yeni dönemde T‹KB’de illegal yay›n sorununu ele al›fl ve uygulama nas›l seyretmifltir, önce k›saca bunu görelim. ‹ki say›l›k bir ara yay›n say›lmazsa (1987 yaz›), dört y›l› 32

aflk›n bir aradan sonra, Orak-Çekiç 1989 Temmuz’unda yeniden yay›nlanmaya bafllad›. Bu say›da (say›: 63) yeralan, “Yeniden Yay›n Yaflam›na Bafllarken Orak-Çekiç’in Dünü, Bugünkü Görevleri” bafll›kl› uzun baflyaz›, T‹KB’nin illegal yay›n yaflam›ndaki geçmifl olumlu deneyimini özetliyor, yeni dönemde bunu sürdürme kararl›l›¤› vurgulan›yordu. Yaz›n›n hemen giriflinde Türkiye sol hareketinin 1989’daki durumu hakk›nda flunlar söyleniyordu: “Sanki 12 Eylül rejiminin sald›r›lar› sonucu k›sa sürede çökertilen örgütsel yap›lar ile, 1974 sonras›nda legal dergiler etraf›nda örgütlenme aras›nda bir ba¤ yokmufl gibi, ayn› süreç yeniden taklit edilmeye çal›fl›l›yor.” (Tas-fiyecili¤in Son On Y›l›, s.8) Geçmiflin tekrarlanan legalist prati¤inin bu teflhisi ve eleflti-risi tüm yaz› boyunca sürüyor. Yaz›n›n bir yerinde OÇ deneyiminin “en önemli derslerinden biri” flöyle özetleniyor: “Özellikle flunu belirtelim ki, bizim OÇ deneyimimizden ç›-kard›¤›m›z en önemli derslerden biri; Türkiye gibi en iyi zaman-lar›nda bile demokratik özgürlüklerin son derece k›s›tl› oldu¤u, bunlar›n her an s›k›yönetim ilanlar› ve adeta periyodikleflmifl ordu darbeleriyle ask›ya al›nabildi¤i bir ülkede illegal bir örgütün in-flas›nda böyle bir gazeteye her zaman gereksinim vard›r. ‹ster silahl› devrim yükselsin, ister karfl›-devrim yükselsin illegal gaze-teden vazgeçilmemelidir. Kuflkusuz legal gazeteler en genifl y›¤›n-lara ulaflmada daha büyük avantajlara sahiptirler ve bu yüzden yasal olanaklar koflullara uygun olarak kullan›lmal›d›r. Fakat, bu ülkemizin koflullar›n› ve s›n›f mücadelesinin sertleflece¤i ileriki günleri unutmak ve karfl›s›na konmak pahas›na olmamal›d›r.” (s.13-14) Biz, yaln›zca olumlu bir pratik deneyimin derslerini içerdi¤i için de¤il, fakat bizim için çok daha önemli olarak, legal yay›n eksenli tasfiyecili¤e karfl› kesin bir tutumun örne¤i olmas›ndan dolay› da, bu uzun de¤erlendirmeye Ekim’in tam befl sayfas›n› ay›rmakta tereddüt etmedik. (Bkz. say›: 25, s.30-34) T‹KB legal yay›n eksenli tasfiyecili¤e karfl› elefltirilerini de¤iflik vesilelerle yineledi. 1991 ilkbahar›nda toplanan T‹KB 33


II. Konferans›, Konferans Raporu’nun IV. Bölümünde (Yasal Olanak-lardan Devrimci Bir Tarzda Yararlanmay› Ö¤renmek Zorunday›z); geçmifl deneyimler ›fl›¤›nda, bir kez daha legalizmi ve bunun yay›n alan›na yans›mas›n› dikkate de¤er vurgularla elefltirdi. Gelgelelim T‹KB’nin tutum ve prati¤inde dikkat çekici de-¤iflim de bu konferans›n hemen ard›ndan yafland›. Elbette yanl›fl olan legal alanda bir dizi aç›l›m›n gündeme getirilmesi de¤ildi. Fakat bunun, tam da, illegal yay›n› h›zla geri plana iterek ve gide gide onu ifllevsizlefltirerek yap›lmas›yd›. T‹KB, h›rç›nca tepkiler içinde ucuz demagojiye sapmak yerine, sükunetle dönüp geriye bakarsa e¤er, legal yay›n›n ç›k›fl›yla birlikte illegal yay›n›n bir yana itildi¤ini bütün aç›kl›¤› ile görecektir. T‹KB, tüm deneyimine ve aç›k belirlemelerine ra¤men, legal yay›n alan›na geçti¤i andan itibaren, hiç de¤ilse pratikte, legali illegalin yerine ikame etmifl, bu konuda gelenekselleflmifl zaaf› oldu¤u gibi tekrarlam›flt›r. Olgulara bakal›m. T‹KB II. Konferans›, Orak-Çekiç’in Temmuz 1991 tarihli 78. say›s›nda aç›kland›. O güne kadar OÇ, zaman zaman ayl›k olsa bile, daha çok iki ayl›k periyodlar halinde ç›k›yordu. Bunu izleyen 79. say› Eylül ‘91’de, onu izleyen 80. say› ise Aral›k 91’de ç›kt›. Legal yay›n tam bu s›rada, Kas›m ‘91’de devreye girdi. Bu andan itibaren 81. say› May›s ‘92’de, yani 5 ay sonra, 82. say› fiubat ‘93’te, yani tam 9 ay sonra ç›kabildi. 83. say› 6 ay sonra (A¤ustos ‘93), 84. say› 5 ay sonra (Ocak ‘94), 85. say› 5 ay sonra (Haziran ‘94) ve EK‹M’e küfreden 86. say› ise tam 10 ay sonra (Mart ‘95) yay›nlanabildi. Bu tablo net bir biçimde gösteriyor ki, legal yay›n›n ç›k›fl› illegal yay›n› fiilen tasfiye etmifltir. Yaflanan hiç de k›sa süreli bir aksama ya da “düzensizlik” de¤ildir. Polis rejimi koflullar›nda illegal bir yay›n organ›n›n zaman zaman aksamalar ve kesintiler yaflamas› son derece do¤ald›r. Fakat yukar›daki tablo tam› tam›na dört y›la aittir. 1991 Eylül’ü ile 1995 34

Eylül’ü aras›nda OÇ toplam 9 say› ç›km›flt›r. Yani ortalama 6 ayda bir! T‹KB, kendi deyimiyle, “ak›llar›na esince illegal yay›n ç›karan” örgütlerden biri durumuna düflürmüfltür kendini. Ne pahas›na? Legal yay›nlar› düzenli ç›karmak pahas›na! Evet, tablonun öte yüzünde, tam da bu ayn› dört y›l içinde, ilkin 15 günlük düzenli periyodlarla politik yay›n ve sonra 10 günlük dü-zenli periyodlarla “iflçi gazetesi” vard›r. Tablonun bu iki yüzünün birarada sundu¤u manzara son derece rahats›z edicidir. Oysa T‹KB II. Konferans›, legal aç›l›mlardan sözederken, “yasad›fl› bir temelde örgütlenme ve gizli çal›flmay› her durum ve koflulda esas alma”y› temel bir ayr›m çizgisi olarak tan›ml›yor ve ekliyordu: “‘Yasalc›l›k’› ilke olarak benimsedi¤ini zaten sak-lamayan tümüyle çürümüfl revizyonistlerin d›fl›nda kalan ‘ya-salc›lar’a soracak olursan›z e¤er, bu temel ilkeden kendilerinin de sapmad›¤›n› iddia ederler. Ama herfleyin ölçüsü olan prati¤e bakt›¤›n›z zaman, bunlar›n bütün veya esas a¤›rl›¤› yasal alanlara verdiklerini görürsünüz.” Buna örnekler verilirken de, aynen flunlar söyleniyordu: “Yer-alt› ile yerüstü aras›ndaki s›n›rlar belirsizdir ve birbirlerinden yal›t›lm›fl olmas› gereken bu iki kesim çeflitli biçimlerde fiilen içiçe geçmifl durumdad›r. Hem içerik hem de biçim olarak belli bir düzey tutturabilmifl ve düzenli bir yeralt› bas›n›na sahip de¤ilken, yasal dergi ve yay›n tutkunudurlar.” (T‹KB II. Konferans› Belgeleri, s.122) T‹KB, dört y›l önce söylenen bu sözlerin ›fl›¤›nda dönüp kendi dört y›ll›k prati¤ine bakmal›, ortadaki tabloyu yüreklilikle de¤er-lendirmelidir. Oportünizmin en ay›rdedici özelli¤i, söz ve eylem aras›ndaki tutars›zl›kt›r. Bu arkadafllar komünistlere uluorta “opor-tünizm” yaftas› asacaklar›na, dört y›l önceki sözleri ile dört y›ll›k pratikleri aras›ndaki bafldöndürücü uçuruma flöyle bir bakarlarsa, bu yaftay› yanl›fl adrese ilifltirmeye çal›flt›klar›n› görmekte çok fazla zorlanmayacaklard›r. “Ciddi zaaf”lar ciddi tahliller gerektirir 35


Tart›flmakta oldu¤umuz 86. say›da yapmaya çal›flt›klar› da asl›nda bir bak›ma budur. Fakat bizzat EK‹M’in devrimci uyar›la-r› ve bas›nc› alt›nda yapmak zorunda kald›klar› bu ifli, tutup EK‹M’e yönelik karalama ve hakaretlerle birlefltirmeyi marifet say›yorlar. Herhalde böylece tam dört y›ld›r içine düfltükleri kaba ve tehlikeli bir zaaf› bir ölçüde gözlerden gizleyebileceklerini, bir parça mazur gösterebileceklerini umuyorlar. Bu öylesine bir gericiliktir ki, EK‹M’in devrimci tutumunu ve prati¤ini karalayay›m derken, gerçekte bir dizi tasfiyeci argüman› da utangaçca savunmak durumuna düflürüyorlar kendilerini. fiafl›rmamak gerekir buna; devrimci bir tutum ve çaban›n karfl›s›na ç›kanlar›n kaç›n›lmaz olarak düflecekleri bir durumdur bu. Bugüne kadar cepheden EK‹M’in karfl›s›na ç›kan herkesin ortak akibeti de bu olmufltur. ‹llegal yay›n alan›nda içine düfltükleri vahim duruma y›llarca seyirci kalanlar, EK‹M’in devrimci bir sorumluluk ve sükunetle yap›lm›fl uyar›lar›n›n ard›ndan gelen ilk say›lar›nda nihayet, “Orak-Çekiç’in Önemi ve Sorumluluklar›m›z” bafll›kl› bir baflyaz› kaleme almak zorunda kal›yorlar. Olgular apaç›k oldu¤u için de içine düfltükleri durumu reddedemiyorlar: “OÇ uzunca bir süredir düzensiz ve seyrek ç›k›yor. Hakl› baz› nedenleri de olsa, yeralt› örgütlenmesini esas ve temel alan komünist bir örgüt için bu cid-di bir zaaft›r.” Devrimci ciddiyet, “ciddi bir zaaf”tan sözedildi¤i her durumda, dönüp bunun nedenlerini ve ortaya ç›kt›¤› koflullar› tahlil edip ortaya koymay› gerektirir. Bu arkadafllar ise devrimcilere yak›flan bu biricik tutum yerine, oportünizmin bu gibi durumlardaki tipik davran›fl biçimlerine s›¤›n›yorlar. Bin dereden su getirerek bu kadar kaba bir zaaf› mazur göstermeye çal›fl›yorlar. Bunun bir yolu EK‹M’in bu alandaki olumlu tutum ve prati¤ini karalamak ise, bir öteki yolu da, yaflanan zaaf› “teorik, siyasal ve örgütsel” alanda yaflanan geliflme “at›l›m›”n›n adeta bir “yan ürünü”, kaç›n›lmas› biraz güç bir bedeli gibi göstermeye çal›flmakt›r. “Ciddi bir zaaf”tan 36

sözedip de ard›ndan böyle davrananlar›n, bu ayn› zaaf› hala da sürdürmelerine biz bu nedenle fazlaca flafl›rm›yoruz. Gerçek nedeniyle birlikte kavranamayan bir zaaf›n afl›lmas› mümkün de¤ildir. Bu arkadafllar zannediyorlar ki, “bu ciddi bir zaaft›r”, bu alanda “盤›r açm›fl bir örgüte yak›flmaz”, “ba¤›fllanabilecek bir durum de¤ildir bu”, yasad›fl› yay›n “önemlidir”, “vazgeçilmezdir”, “OÇ’yi yeniden düzenli bir periyoda oturtmak” gereklidir vb. vb. sözler etmek, bir zaaf›n anlafl›lmas› ve afl›lmas› için yeterlidir. Hiç de yeterli olmad›¤›n› aradan geçen zaman›n göstermifl olmas›-n› bir yana b›rakal›m. Bu tutum, aç›k olgular karfl›s›nda bir gerçe-¤i teslim etme ile, bir zaaf› olufltu¤u koflullar içinde kavrama, nedenlerini tahlil etme ve aflmay› birbirine kar›flt›rmak demektir. T‹KB içine düfltü¤ü ve y›llarca rahats›z olmadan sürdürdü¤ü zaaf›n gerçek nedenlerini hala da anlayabilmifl de¤ildir. Bu nedenledir ki, iç ve d›fl bas›nç karfl›s›nda, hiç de¤ilse bugünden sonra belli bir düzen içinde illegal yay›n› yeniden sürdürmeye kalksa bile, bu çok da anlaml› olmayacakt›r. Komünistlere karfl› uluorta tek-rarlay›p durduklar› o “biçimci ve mekanik yaklafl›m”›n iyi bir örne¤i, as›l tam da bu durumda ç›kacakt›r karfl›m›za. *** Ekim’in sayfalar› daha fazlas›na olanak vermedi¤i için T‹KB’-nin içine düfltü¤ü “çok ciddi zaaf”›n gerçek nedenlerine burada ancak k›saca de¤inebiliriz. ‹llegal yay›n alan›nda “盤›r açm›fl” olmakla övünen bu ar-kadafllar, öyle anlafl›l›yor ki, böyle bir yay›n›n gerçek ifllevi konusunda hala da yeterli bir aç›kl›¤a sahip de¤ildirler. Ya da moda e¤ilim olan “yasal yay›n tutkunlu¤u”, onlar›n bu alandaki geçmifl kavray›fllar›nda bugün çok ciddi gedikler açm›fl, önemli boflluklar yaratm›flt›r. Bunu daha yak›ndan görelim. Yasal yay›n›n devreye girmesinin “OÇ’in niteli¤inde de belli bir farkl›laflmay› getirdi”¤ini söyleyen sözkonusu baflyaz› flöyle devam ediyor: “Propaganda yaz›lar›na (da) yer vermeyi sürdürmekle birlikte, OÇ art›k 37


a¤›rl›kl› olarak, örgütlenme ve çal›flma tarz›na iliflkin sorunlar›n ele al›nd›¤›, çeflitli bölge ve alan çal›flmalar›na iliflkin deneylerin aktar›ld›¤›, daha çok kadro ve taraftarlar›m›za yönelik merkezi örgütsel bir organ halini ald›.” Yaz›n›n “OÇ’yi yeniden düzenli bir periyoda oturtmak karar›”n› aç›klayan paragraf›, bu ayn› fikri yeniden tekrarl›yor. Kolayca görülebilece¤i gibi bu, TKP-ML Hareketi’nin daha önce sözü edilen gerekçesinin bir benzeridir. Buna göre, legal politik bir yay›n›n ç›kt›¤› koflullarda, illegal bir politik yay›n ge-reksiz ve “lükstür”. Bu, illegal bir yay›n ihtiyac›n›n gerçek nedeni ve ifllevini anlayamamakt›r. ‹llegal bir politik yay›n organ›, tüm öteki neden-ler yan›nda, temelde ve en baflta illegal örgüt/parti gerçe¤i ile s›k› s›k›ya ba¤lant›l›d›r. ‹llegal bir politik yay›n organ›, illegal olan bir örgütün/partinin sadece kendi “kadrolar› ve taraftarlar›” önünde de¤il, fakat çok daha önemli olarak, kamuoyu ve kitleler önünde dosdo¤ru konuflabilmesi için vazgeçilmez bir dolays›z kürsüdür. Hiçbir legal yay›n organ› bu ifllevi yerine getiremez. Ya da sözkonusu illegal örgüt/ parti, kendi ciddiyetini zedelemek istemedi¤i sürece, bunu legal yay›nlar›n k›s›tl› ve dolayl› bo¤uk diline b›rakamaz. Yaflad›fl› bir örgütün/partinin Merkez Yay›n Organ›, yaln›zca “bütün politik ve örgütsel faaliyetin yolgöstericisi, yönlendiricisi, bu çerçevede biçimlenen merkezi önderli¤in kürsüsü” de¤il; fakat ayn› zamanda, örgütün/partinin “temel ve taktik konulardaki gö-rüfl ve politikalar›n›n, hedef ve görevlerinin dolays›z ve ba¤lay›-c› tafl›y›c›s›”d›r da. S›n›f, y›¤›nlar ve kamuoyu önünde, örgütün/partinin “sesi ve kürsüsüdür”. (Bkz. * Komünistlerin bu bak›flaç›s›ndaki net konumlar› ve buna uygun bir uygulamadaki hassasiyetleri konusunda bir fikir edinmek isteyenler, Ekim’in zaman zaman örgütsel a¤›rl›kl› bir yay›n orga-n› görünümü kazanmas›na iliflkin olarak 3. Genel Konferans›m›z-da yap›lm›fl de¤erlendirmelere ve tutanaklarda yeralan elefltirilere bakabilirler. 38

Ekim, say›: 49, Ekim ‘91)* ‹llegal bir örgütün/partinin bu ifllevi yerine getirebilecek bir merkez yay›n organ› da ancak illegal olabilir. Ama siz e¤er bunun legal bir politik gazete ya da popüler bir “iflçi gazetesi” üzerinden de pekala yap›labilece¤ine inanm›flsan›z, elbetteki böyle yay›nlar›n devreye girdi¤i andan itibaren illegal alan› bofllamaya bafllars›n›z. Bu gerçekten size art›k “ekonomik” olmayan bir uygulama, bir “lüks” gibi görünmeye bafllar. Hele bir de illegal bir yay›n›n say›-s›z zorlu¤u ve aman vermeyen bir faflist polis rejiminin sürekli bask›s› sözkonusuysa, kolaya e¤ilim duyman›z› besleyen böyle bir nesnel bas›nç da varsa, “lüks” olmaktan öteye ayn› zamanda riski a¤›r bir “yük” olarak da görünmeye bafllar. Bu durumda, “örgütsel ifllev”le s›n›rland›r›lm›fl bir illegal yay›n organ› da ancak, baz› örgütsel sorunlar›n, belgelerin ve raporlar›n birikti¤i zaman dilimlerinin ard›ndan yay›nlanabilecektir. Bu bazen 5 ayda bir, bazen 6 ayda bir, hatta hatta bazen de 10 ayda bir olabilir! Dahas› var. Örgüt ya da parti ad›na illegal bir yay›n kürsüsünden kamuoyuna ve y›¤›nlara dosdo¤ru seslenmekten vazgeçti¤iniz bir noktada, bu beraberinde bildiri, pul ve afifl gibi illegal araçlardan da önemli ölçüde “feragat” etmeyi getirir. Bu ifli de yine çok büyük ölçüde legal politik yay›n ya da “iflçi ga-zetesi” ad›na yapmak yoluna gidersiniz. ‹llegal pul, bildiri vb. araçlar› ise, çok çok örgütün kurulu��� y›ldönümlerinde ya da örgüt flehitlerini anma vesileleriyle kullanmak kal›r geriye. Böyle bir aç›k niyetle yola ç›kmam›fl olsan›z bile, sonuçta bir de bakars›n›z ki, faaliyetin esas a¤›rl›¤› kendili¤inden “legal yay›n eksenine” kaym›flt›r. Elbette bu beraberinde kaç›n›lmaz baflka baz› sonuçlar› da getirecektir. Getirdikleri yaln›zca pratik sonuçlar da olmayacak-t›r. Gide gide buna uygun bir e¤ilimi de seslendirmeye, aç›k ya da utangaç bir biçimde içine girdi¤iniz bu yeni durumu savun-maya da bafllars›n›z. Bu bizi T‹KB’nin düfltü¤ü zaaf›n ikinci temel nedenine getiriyor. Komünistlere yönelik bir sald›r› hezeyan› içinde aynen flunlar söylenebiliyor: “O çok böbürlendikleri yasad›fl› 39


yay›nlar›n›n ele ald›¤› konular ve içerik aç›s›ndan yasal yay›nlardan herhangi bir fark› yoktur. Bu durumda neden yeralt›ndad›rlar, yay›nlar›n neresi yasad›fl›d›r, anlamak zordur.” Bu sözler, bu sözlerin gerisindeki mant›k, oldu¤u gibi Perin-çekler’e aittir. Ufku burjuva legalitesini aflmayanlar, T‹KB de için-de yeralt›n› temel alan tüm devrimci örgütlere sald›r›rlarken, s›k s›k sorunu böyle koyabilmektedirler. Yaz›k ki T‹KB, EK‹M’in devrimci konumunu karalama çabas› içinde, temel bir politik-örgütsel sorunu, bununla ba¤lant›l› bir çal›flma tarz› ve buna uygun araçlar sorununu, dar ve biçimsel bir “yasal”l›k ölçüsüne vura-bilmifltir. ‹deolojik bak›flaç›s›n› yitirerek bir hukukçu kafas› ile konuflabilmifltir. Fakat tam da bu yolla, kendi zaaf›n›n bir baflka temel nedenini de a盤a vurmufltur. “Yay›nlar›n›n neresi yasa d›fl›d›r?”! T‹KB’nin bu sorusu, “legal yay›n tutkunlu¤u”nun kendine uygun tasfiyeci düflünüfl biçimleri yaratmas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Böyle düflünebilenler, tekrarl›yoruz, yar›n illegal yay›n faaliyetini yeniden düzene koysalar bile, bunu as›l olarak dünkü “ilkesel” angajmanlar›ndan, bu çer-çevede kendilerine yöneltilen iç ve d›fl bas›nçtan dolay› yapm›fl olacaklard›r. Böyleleri, karfl›-devrim yasal alan› kaba zor yoluyla tümüyle kapatmak gücü bulamad›¤› sürece, yeniden yay›nlanacak bir illegal yay›n› sürekli k›lmak iradesi de gösteremeyeceklerdir. “Modern yeralt› matbaas›”n›n bafl›na gelecek muhtemel bir yeni kazan›n ard›ndan, yeniden 6-9 ayl›k periyodlara döneceklerdir. “Yay›nlar›n›n neresi yasad›fl›d›r?” Bu soru öylesine budalacad›r ki, biz onu neresinden yan›tlayaca¤›m›z› bile kestiremiyoruz. Bir sözü bir örgüt ya da parti ad›na dosdo¤ru söylemek, bir ça¤r›y› do¤rudan bir parti ad›na yapmak, bir tutumu dosdo¤ru bir ihtilalci örgüt ad›na savunmak ile, tüm bunlar› legal bir politik yay›n ya da popüler bir “iflçi gazetesi” ad›na ve onun bo¤uk diliyle yapmak gerçekten ayn› fley midir? Ayn› fley oldu¤una ve ayn› sonuçlar› yarataca¤›na inananlar, popülist “hareket” gelene¤inin yasal “dergicilik” kulvar›na girdiklerini de böylece itiraf etmifl olurlar. Anlafl›ld›¤› kadar›yla bu arkadafllar Ekim’de ifllenen 40

konular ve yaz›lan yaz›lar›n pekala legal yay›nlarda da ele al›nabilece¤ini bize anlatmaya çal›fl›yorlar. Biz bu konuda onlara tümüyle kat›l›yoruz. Dahas› biz legal bas›nda bugün ele al›namayacak herhangi bir konu oldu¤unu da sanm›yoruz. Fakat ard›ndan bir soru da biz soruyoruz. Siz legal bas›nda, “iflçi gazetesi”nde herhangi bir söze “T‹KB olarak biz”, ya da “örgütümüz T‹KB” diye bafllayabiliyor musunuz? ‹flçiler, emekçiler, devrimciler önünde bir hareket, bir örgüt ad›na dosdo¤ru konuflabiliyor musunuz? Böyle konuflabilmek çok mu önemli dedi¤iniz bir noktada, bu, size bir fleyler anlatmaya kalkmak için art›k biraz geç oldu¤unu gösterir yaln›zca. ‹llegal bir örgüt ya da parti sesini, tutumunu, ça¤r›s›n› ka-muoyuna ve kitlelere sürekli ve dosdo¤ru duyurabilecek bir özgür kürsüye sahip olmak yerine, hep “dergimize posta yoluyla gelen” türünden gülünçlüklere s›¤›n›yor ve bununla yetiniyorsa, böyle bir “illegal” devrimci örgüte/partiye ancak ac›mayla bak›labilir. Söyledi¤imiz her söz “yasad›fl›” oldu¤u halde, biz onun bugünün Türkiye’sinde “yasal” alandan da söylenebilece¤ini çok kimseden iyi biliyoruz. Hemen akla gelebilece¤i gibi, biz bundan hiç de yaln›zca yasal yay›nlar›n dolayl› dilini kastetmiyoruz. Tersine, illegal bir örgüt ad›na söylediklerimizin büyük bir bölümünü, bugün legal olarak yay›nlamay› da baflarm›fl bir örgüt olarak konufluyoruz. Yeni dönemde bu ülkede yasad›fl› bir örgüt ad›na ve yasad›fl› bir yay›n organ›nda yay›nlanm›fl yaz›lar› yasal alanda ilk kitaplaflt›ranlar bizler olduk. (Bu konuda çok kimseye de örnek olduk!) Ayn› flekilde örgüt konferanslar›m›z›n belgeleri bir yana, tart›flma tutanaklar› bile “yasal” olarak yay›nlanabildi. ‹ç yaz›flmalar›m›z “yasal” olarak kitaplaflt›r›ld›. E¤er hala “yasal” olarak yay›nlamad›¤›m›z bir k›s›m “yasad›fl›” yaz› ve belgelerimiz varsa, bu ya bizim buna henüz vakit bulamamam›zdan ya da bunlar›n yeni bir bask›s›n› anlaml› bulmamam›zdan dolay›d›r. Yoksa mev-cut “yasal” engeller buna olanak vermedi¤inden de¤il. Devrimci bir kararl›l›k gösterildi¤i sürece, bugünün 41


Türkiye’sinde “yasal” olarak yay›nlanamayacak hiçbir söz, “legal” yay›nlarda savu-nulamayacak hiçbir pratik yoktur. Buna T‹KB’nin ciddi ciddi illegal siyasal faaliyet kapsam›nda sayd›¤› “say›s›z yasad›fl› militan gös-teri, bombalama, cezaland›rma, kamulaflt›rma vb. eylemler” de dahildir. Bunun kan›t›n› görebilmek için dünkü Devrimci Sol ile bugünkü DHKP-C’nin legal yay›nlar›na bakmak yeterlidir. Peki bu durumda T‹KB dönüp bize bir daha flu ancak Perin-çekler‘in a¤z›na yak›flabilen soruyu sorabilecek midir, do¤rusu merak ediyoruz: “Bu durumda neden yeralt›ndad›rlar, yay›nlar›n neresi yasad›fl›d›r, anlamak zordur”. Siz e¤er bunu anlamakta gerçekten zorlanmaya bafllad›ysan›z, bu durumda, “ne teoride ne de pratikte yasalc› oportünist bir kayma” içinde de¤iliz derken o kadar da rahat olmay›n›z. Devrimciler “yasalc› oportünist kay-ma”lar› bile bile yaflamazlar, genellikle önce pratikte ad›m ad›m yaflarlar, sonra da yaflad›klar›n› rasyonalize etmeye bafllarlar. Öylesine ki, ancak oportünist yasalc›lar›n, Perinçekler‘in a¤z›na yak›flabilecek sorular› ciddi ciddi devrimcilere sormak flaflk›nl›¤› (gafleti!) gösterirler: “Bu durumda neden yeralt›ndad›rlar?”! Sonuç olarak, söyleneceklerin “yasal” olarak da söylenebilme-si olana¤› ve gecikmifl prati¤i, T‹KB’nin illegal yay›n›n› tasfiye etmesinin bir baflka temel nedeni olabilmifltir. Fakat elbette sorun hiç de illegal bir örgüt ad›na özgür bir kürsüye sahip olmaktan ibaret de¤ildir. Sorun, ayn› zamanda, ihtilalci bir örgüt ve çal›flma tarz› anlay›fl›na ve prati¤ine uygun düflen araçlara sahip olabilmek, kitlelerle iliflkileri bu tür araçlar üzerinden de gelifltirebilmek, kadrolar› bu tür bir faaliyet içinde flekillendirebilmektir de. Ne iyi ki bunu bize, kaleme ald›¤› yaz›daki tek anlaml› bölümde, bizzat Orak-Çekiç’in kendisi de söylemektedir: “Yasad›fl› yay›n faaliyeti, yasa-d›fl› bir devrimci örgütlenmenin temel araçlar›ndan biridir. Yaln›zca s›n›rlanmam›fl bir propaganda ve ajitasyon özgürlü¤üne sahip olmak aç›s›ndan de¤il; kadro ve ta-raftarlar›n, devrimci yeralt› mücadelesinin ruhuyla ve 42

polise karfl› mücadele sanat›nda e¤itimi, onun militan al›flkanl›k ve refleksle-riyle donan›m› aç›s›ndan da yaflamsal bir öneme sahiptir. Bu ifllevlerinden ötürü her dönemde vazgeçilmez bir silaht›r. Türkiye gibi yasal olanaklar›n zaten i¤reti ve k›s›tl› oldu¤u bir ülkede, bu silah›n etkili bir tarzda kullan›m› ilkesel bir tutumdur. Üste-lik günümüz koflullar›nda, iflçi s›n›f› ve emekçi kitlelerin öncü unsurlar›nda dahi yeralt›na, onun araç ve sembollerine karfl› fobi ölçüsünde bir korku ve çekingenli¤in varoldu¤u gözönüne ge-tirilecek olursa, yasad›fl› bir yay›n, kitlelerin devrimci e¤itimi aç›s›ndan da özel bir anlam ve önem kazanm›fl demektir.” Demek ki sorun hiç de yaz› metinlerinin “yasal” olarak yay›n-lan›p yay›nlanamayacaklar› meselesi de¤ilmifl. Bir paragraf üstte baz› fleyleri anlamakta güçlük çekenlerin bir kaç paragraf altta bu do¤rular› bu denli yal›n ifade etmelerini de, do¤rusu biz anla-makta güçlük çekiyoruz. Eklektizmin de kaba bir “oportünizm” türü oldu¤unu yoksa bilmiyorlar m› bu arkadafllar? “Anlamak zor-dur” diye karfl›layaca¤›m›z baflka güçlükler de var burada. Sorunu bu kadar aç›k ortaya koyanlar›n, dört y›l gibi uzun bir süre bo-yunca, siyasal faaliyetlerini yasal yay›n eksenli olarak sürdürmeleri nas›l mümkün olabilmifltir, bizim için bunu da “anlamak zordur”. Anlama zorluklar›m›z bununla da bitmiyor. E¤er illegal bir yay›n yukar›da söylenen nedenlerle gerekliyse, “daha çok kadro ve taraftarlara” yönelik olacak “merkezi bir örgütsel organ”la bu ne ölçüde baflar›labilecektir, bizim için bunu da “anlamak zordur”. Devamla, madem illegal bir yay›n organ›n›n kendine özgü ifllevi konusunda bu denli aç›ks›n›z, T‹KB sözkonusu oldu¤unda ancak illegal yay›n organ›n› bofllamak s›n›rlar› içinde anlafl›labilecek bir elefltiriyi sükunetle karfl›lamak ve ondan ö¤renmek varken, neden sapt›r›p kötünün kötüsü bir polemi¤e konu etmekten anlams›z yararlar umuyorsunuz? Bildi¤iniz do¤rular› gözeten bir pratik ye-rine yanl›fl›n ifadesi bir prati¤i bu kadar uzun süre yaflayabilmifl olman›n gerçek nedenleri üzerine düflünmek varken, neden küfürlü bir “oportünizm” yaftas›n› 43


baflkalar›na asarak iflin içinden s›yr›lma-ya çal›fl›yorsunuz? Baflkalar› hiç de¤ilse bildikleri do¤rularda iyi kötü ›srar etmifllerdir. Siz “oportünizm” denilen fleyin ayn› zaman-da bilinen aç›k do¤rulara ra¤men, apaç›k kaba yanl›fllar› (üstelik y›llarca!) uygulamak demek oldu¤unu gerçekten bilmiyor musunuz? Kuflkusuz burada as›l sorun, tam da, bilinen do¤rular›n gerçekte ne denli sindirilip içsellefltirildi¤i ile ilgilidir. “Ne teoride ne de pratikte yasalc› oportünist bir kayma” içinde olmad›klar› konusunda bizi temin edenler, bunu flöyle gerekçelendiriyorlar: “Örgütümüzün bütün omurgas› hala yeralt›ndad›r. Yasal alandaki faaliyetler de dahil her fley, her bak›mdan yeralt›na tabidir.” Bu sözlerdeki samimiyetten biz herhangi bir kuflku duymuyoruz. T‹KB’nin bizzat uzun y›llar›n prati¤i içinde edinilmifl bir illegalite kültürüne ve al›flkanl›¤›na sahip oldu¤una da içtenlikle inan›yoruz. Fakat bu sorunu yine de çözmüyor. Sorun niyetlerle ilgili de¤ildir. Sorun belli bir örgüt anlay›fl› ve çal›flma tarz›n› gerçek-lefltirebilecek araç ve mekanizmalara sahip olmakla ilgilidir. Bun-lar elbette yay›n araçlar›na indirgenemez. Fakat düzenli illegal bir politik yay›n›n burada çok temel bir araç oldu¤undan da kuflku duyulamaz. Süreli politik yay›nlar her zaman bir faaliyette eksen rolü oynarlar. Çok fley onlar›n bas›m›, da¤›t›m›, kullan›m›, kitlelere ulaflt›r›lmas› ekseninde flekillenir. Bir örgütün iliflki biçimleri, çal›flma tarz›, illegalite kültürü, yaratt›¤› ve yarataca¤› kadro tipi, bu temel sorundan ayr› ele al›namaz. T‹KB, ‘80 sonras›n›n koflullar›na uyum sa¤layamayarak h›zla çöken örgütlerin, ‘80 ön-cesinde legal yay›n ekseninde flekillendi¤ini, bu kolay çöküflte bunun temel bir rol oynad›¤›n› y›llarca tekrarlay›p durmad› m›? Bizzat Orak-Çekiç, tam da tart›flt›¤›m›z bu ayn› yaz›n›n giriflinde; “Örgütümüzün, 12 Eylül gibi azg›n beyaz terör dalgas›n› gö¤üs-leyebilmesinde, OÇ’nin yay›n ve da¤›t›m›n›n kadro ve taraftar-lar›m›za afl›lad›¤› militan devrimci yeralt› ruhu, yasad›fl› mücadele konusunda kazand›rd›¤› deneyim ve ustal›¤›n 44

belirleyici bir pay› oldu”, demiyor mu? Peki bütün bu paha biçilmez geçmifl deneyimlerin ›fl›¤›nda ele al›nd›¤›nda, dört y›ld›r önce legal politik gazete ve sonra da popüler “iflçi gazetesi” eksenine kayd›r›lan bir siyasal faaliyet ne anlama gelir acaba? “‹flçi gazetesi” ilk say›lar›n›n birinde yaln›zca bir hafta içinde 70’e yak›n “okur”unun militan gazete sat›fllar› esnas›nda polis taraf›ndan gözalt›na al›nd›¤›n› (dolay›s›yla “iflçi gazetesi okuru” olarak fifllendi¤ini!) yaz›yordu. Kadro ve taraftar iliflkilerinin alabildi¤ine dar oldu¤u, henüz kitlelerle çev-relenemedi¤i bir dönemde, bu tür bir pratik ve bu gibi sonuçlar ne anlama geliyor acaba? ‘80 öncesinin legal yay›n eksenli olumsuz pratikleri hakk›nda y›llarca olur-olmaz konuflan, bundan kendisi için cömertçe paye-ler ç›karan T‹KB bu sorular›n yan›tlar› üzerinde flu son y›llarda hiç düflünmüfl müdür acaba? Dahas› var. 19741980 dönemi Tür-kiye’de boydan boya bir devrimci yükselifl dönemiydi. Örgütler binler, onbinler, yüzbinlerce kiflilik kitle desteklerine sahiptiler ve onlar taraf›ndan çevrelenmifllerdi. Hem yasal boflluklar bugün-le k›yaslanamaz ölçüde fazlayd› ve hem de devrimci kitle hareketi fiilen nispeten genifl bir kullan›labilir özgürlükler alan› yaratm›flt›. Devlet mekanizmas› büyük zaafiyetler içindeydi. Polis iç bö-lünmeler yafl›yordu, siyasal polis etkin biçimde çal›flam›yordu. Devlet kitle hareketine ve devrimci harekete bugünkü türden bir keyfi ve s›n›rs›z terör uygulayam›yordu. Devrimci kitle hareketinin elveriflli ortam›nda, her türlü yap›sal zaafa ra¤men, devrimci hareketin büyük bir bölümüne devrimci fikirler ve de¤erler egemendi. Örne¤in bugünün yayg›n tasfiyeci ortam›nda güçlü bir destek bulabilen “legal parti”yi o gün ancak en kaba revizyonistler savunabiliyorlard›, ki tekrar ediyoruz, o günkü özgürlükler bugünle k›yaslanamaz ölçüde daha genifl oldu¤u halde. Oysa bugün, içinde bulundu¤umuz yeni dönemde durum nedir? Her fleyden önce, iflçi s›n›f› ve emekçilerdeki yayg›n ha-reketlili¤e ra¤men ne devrimci bir yükselifl, ne devrimci bir kitle hareketi sözkonusudur. Devrimci örgütler çok büyük 45


ölçüde kitlelerden kopuktur ve yüzlerle, en güçlüsü için zarzor binlerle ifade edilebilecek bir kitle deste¤i sözkonusudur. ‘80 öncesinde hareket halindeki kitlelerin önünde devrimciler vard›, bugün ara-da çok ciddi bir mesafe var. Devrimciler eylem içindeki kitlelere kenardan ulaflmaya çal›fl›yorlar ve pek de baflar›l› olam›yorlar. Fakat en önemlisi, zaafiyet içindeki faflist devlet ayg›t› gö-rülmemifl ölçüde tahkim edildi, toplumsal harekete karfl› iç birli¤i pekifltirildi ve Kürdistan’daki kirli savafl sayesinde bir özel savafl ayg›t› haline getirildi. Siyasal polis etkin bir biçimde çal›flmakta, devrimci örgütlere her f›rsatta darbe vurulmaya çal›fl›lmaktad›r. Ve nihayet, dünün devrimci hareketi, bugün çok büyük ölçü-de çürüyüp reformculaflt› ve sa¤lad›¤› etki ile devrimci fikirlerde ve moral de¤erlerde önemli tahribatlar yaratt›. Ortal›¤a dolu dizgin bir tasfiyecilik egemen ve bunun en can al›c› alan› da legal yay›n eksenli çal›flma ve örgütlenmedir. 1974-80 dönemi ile bugünkü koflullar›n özet çizgileri bir arada ele al›nd›¤›nda ve k›yasland›¤›nda, ortaya ç›kan sonuçlar nelerdir? 1974-80 döneminde legal yay›n eksenli faaliyet kaba bir legalizmin ifadesi ve sonraki kolay tasfiyenin temel bir nedeniyse e¤er, bugünün son derece elveriflsiz ortam›nda ayn› prati¤in üstelik daha c›l›z bir biçimi neyin ifadesidir ve ne sonuçlara yolaçacakt›r. T‹KB bu sorular üzerinde hiç düflünüyor mu acaba? Ç›k›fl›yla birlikte OÇ’yi fiilen tasfiye olmak zorunda b›rakan legal politik yay›n›n birinci y›l›nda, aynen flunlar söyleniyordu: “Örgütsel geliflmemiz ve özellikle kitleselleflme aç›s›ndan büyük önem tafl›yan yasal yay›n silah›n› önümüzdeki dönem daha etkin kullana(ca¤›z)”. “Leninist bir yay›n organ›n›n, bir propaganda ve ajitasyon arac› oldu¤u ölçüde bir örgütlenme arac› oldu¤u da bilinir.” Ayn› yaz›n›n sonunuda, tüm örgüte, “gruplar halinde s›k s›k elden sat›fl” ça¤r›s› da yap›lmaktad›r. (Bkz. Yasal Yay›n Organ› ile ‹liflkilerimiz Üzerine, Orak-Çekiç, say›:82, fiubat ‘92) 46

Legal yay›n araçlar› sorunu böyle ele al›n›yor, böyle “biliniyor”sa e¤er, 1974-80 dönemi, günümüzle hiçbir biçimde k›yaslanamaz kolayl›klar›n bulundu¤u ve devrimci yükselifl içinde-ki kitle hareketinin devrimci örgütleri sarmalad›¤› bir dönem hakk›nda bilinenlerin, legal alan “aç›l›m”lar› öncesine kadar hep tekrarlanan elefltirilerin ne anlam› kal›yor? Bu bak›fl Tasfiyecili¤in Son On Y›l›’n›n girifl makalesinin ya da örne¤in T‹KB II. Konferans Belgeleri’nin konuya iliflkin IV. bölümünde söylenenlerin tekzibi de¤ilse nedir? Düflünün ki, ayn› say›da, fiilen 6 ayl›k periyodlara geçen illegal yay›n hakk›nda, ondaki aksamalar ya da onun legal yay›na paralel fakat kendi ifllevine uygun bir tarzda kullan›m› hakk›nda, tek bir kelime söylenmiyor! Oysa daha bir-iki y›l öncesinde, bu ayn› arkadafllar, “Devrim Karfl›-devrim Çat›flmas› ve Tasfiyeci Dalgalanmalar” gibi anlaml› bir bafll›k alt›nda, aynen flunlar› söyleyebiliyorlard›: “Legal kanallar›n biraz aç›lmaya bafllamas›yla bir çok örgüt hemen tüm varl›¤›yla buna yönelmifltir. Legal dergiler, örgütlenmelerin yine en temel ö¤esi olarak görülmektedir.” (Orak-Çekiç, say›: 70, May›s ‘90, baflyaz›) Bu basit do¤rular neden bu kadar kolay unutuluyor? Y›llarca kendini yeralt›yla s›n›rlayanlar bir parça a盤a ç›k›nca, neden bu kez tersinden bir savrulufla bu kadar kolay düflebiliyorlar? Legal yay›n eksenli faaliyet ve örgütlenme fikri, daha sonra daha cüretli biçimde ifllenmeye baflland› OÇ sayfalar›nda. “‹flçi Gazetesi” haz›rl›¤›n› ele alan A¤ustos 1993 tarihli yaz›n›n (OÇ, say›: 83) IV. bölümü buna ayr›ld›. “4-10 kiflilik gruplar” halinde ve “‹flçi Gazetesi Dostlar›” ad› alt›nda hareket edecek örgütlenme modelleri önerildi. Bunu izleyen 89. say›da (Ocak 1994) “Yeni Bölgelere Aç›lmak” bafll›¤› alt›nda, bu aç›l›m›n önemli ölçüde “legal kitle yay›n organlar›n›n sa¤lad›¤›, genifllemekte olan potansiyel iliflki a¤›” üzerinden baflar›laca¤› aç›k aç›k yaz›ld›. Nihayet OÇ’nin son say›s›nda ise, sevinç ve gururla flunlar ilan edildi: “S›n›fa yönelimimiz genel bir vurgu olmaktan çoktan ç›km›flt›r. ‹flçi gazetesi gibi, kurultay 47


gibi güçlü kanallara sahibiz”. (Say›: 87, Eylül ‘95) Bunlar› yaln›zca örnekler olarak verdi¤imizi hat›rlatmaya gerek yok herhalde. T‹KB neredeyse dört y›ld›r bu tür fikirler iflliyor ve buna uygun bir pratik çal›flma yürütüyor. Geriye ne kal›yor? Yan›t›n› ekteki hakaret metninden okuyabilirsiniz: “... say›s›z yasad›fl› militan gösteri, bombalama, cezaland›rma, kamulaflt›rma vb. eylemler”! T‹KB’nin yasad›fl› “siyasal faaliyet” ve mücadele ad› alt›nda, ciddi ciddi bir k›sm› teknik düzeyde yan ve özel ifller olan bu tür etkinlikleri s›ralamas›, olsa olsa, onun da siyasal mücadele ve faaliyete geleneksel küçük-burjuva “sol” örgütlerin kafa yap›s›y-la bakt›¤›n› gösterir. Ve do¤rusu, kendisinin geleneksel küçük-burjuva devrimci hareketin d›fl›nda ayr› bir yere sahip bulundu¤u iddias› karfl›s›nda, gerçekte durumun ne oldu¤unu de¤erlendire-bilmek için, bu tür aç›klamalar dikkate de¤er bir kan›t oluflturur. Geriye bir de, “s›k s›k yenilen” operasyonlar ve “a盤a ç›ka-r›lan iki modern yeralt› matbaas›” kal›yor ki, söylemek zorunday›z, bu kadar› art›k bir çocuklaflmay› anlat›r! Bu arkadafllar operasyon yiyen ve “modern matbaalar›” a盤a ç›kar›lan tek hareketin herhalde yaln›zca kendileri oldu¤unu Afifllerimiz ve pullar›m›z her zaman sokaklar› süslemeye devam etti. Merkezi ve mahalli bildirilerimiz hiç kesilmedi. Çocukça spekülasyonlarla bunu “yurtd›fl›”na borçlu oldu¤umuzu sananlar, belli bir do¤ru yolda ›srar kararl›l›¤›n›n harekete geçirdi¤i devrim-ci yarat›c› enerjiye yabanc› olduklar›n› ya da bunu bugün art›k yitirdiklerini sergilemifl olurlar yaln›zca. ‹lk matbaam›z›n bir operasyon sonucu bofla ç›kmas›ndan 9-10 gün sonra ikinci “modern matbaa”m›z çal›fl›r vaziyetteydi! T‹KB’nin bugünkü akl› bunu alabiliyor mu? Önemli olan matbaa kapt›rmak de¤il, en h›zl› bir biçimde yenisini kurmak iradesini gösterebilmek ya da yede¤ini önceden haz›rlamakt›r ki, bu yaln›zca örgütsel beceriyle de¤il, fakat çok daha önemli olarak, ideolojik ve örgütsel perspektiflerle ilgilidir. 48

san›yorlar. Bu bir yana, ayn› akibeti “son y›llarda” çok say›da örgütün yan›s›ra, örne¤in liberal bir çürüme içindeki TDKP de yaflad›¤›na göre, soruyoruz, bu TDKP pay›na bir fley mi anlat›yor? Buna illa bir yan›t isteniyorsa, o ancak flu olabilir: Bu akibetin yaflanmas›nda, bir dizi baflka faktörün yan›nda, legal yay›n eksenli faaliyetin de çok temel bir rolü vard›r. T‹KB’nin, ayn› say›da sözü edilen “merkezi düzeyde a¤›r bir darbe yedi¤i Haziran oper-asyonu”na bir de bu gözle bakmas›, yine ayn› yaz› içinde anlatt›¤› “Çukuroval› eflkiyan›n hikayesi” üzerinde bir de bu aç›dan döne döne düflünmesi gerekmez mi?* * Bu çocukça tart›flmaya flunu da eklemeden geçemeyiz. Ekim’in yay›n› boyunca biri a盤a, ikisi bofla ç›kar›lan üç “modern matbaa” da biz kaybettik. Ama 130 say›l›k yay›n›m›z hiç aksamad›. Özetle, tüm siyasal faaliyetin yasal yay›n ekseninde ele al›nd›¤›, onun karakterine uygun düflen iliflki biçimleri ve me-kanizmalara ba¤land›¤›, bunun kaç›n›lmaz olarak kendine uygun bir çal›flma tarz› ve kadro tipi yaratt›¤› bir durumda, “yasal alan-daki faaliyetler de dahil her fley, her bak›mdan yeralt›na tabidir” iddias›, her türlü dayanaktan yoksundur. Bu olsa olsa, politik yönlendirme ve karar mekanizmalar› bak›m›ndan bir anlam tafl›r ki, bunun ise tart›flt›¤›m›z sorunla hiçbir alakas› yoktur. Bu gözle bakt›¤›n›zda, ‘80 öncesi dönemin örgütlerinde hiçbir kusur bulma olana¤› bulamazs›n. Ki yineliyoruz, o dönem, o dönemin lehine olmak anlam›nda, yaflad›¤›m›z dönemle hiçbir bak›mdan k›yas-lanamaz. Geriye son bir nokta kal›yor. fiu sözler “ciddi zaaf”›n kav-rand›¤›n›n de¤il, tersine üstünün örtülmeye çal›fl›ld›¤›n›n bir gös-tergesinden baflka bir fley de¤ildir: “Zaten yasal alana ç›k›fl›m›z, yeralt› örgütlenmemizin güçlendirilmesi ve sa¤lamlaflt›r›lmas›n-dan sonra, kontrollü ve kademeli bir flekilde gündeme gelmifl ve yine onun güçlendirilmesine hizmet edecek bir anlay›fl ve tarzda sürdürülmektedir. Yasal olanaklar›n 49


kullan›m›ndaki militanl›k da bunun göstergelerinden biridir.” ‹ddia edilenin aksine, son belirtilen nokta hiçbir fley gös-termemektedir. Zira T‹KB geçmiflten gelen güçlü militan ge-lenekleri olan bir harekettir ve onun bunu yasal çal›flma alan›nda da halihaz›rda sürdürüyor olmas›, bu aç›dan flafl›rt›c› olmad›¤› gibi, illegalite-legalite iliflkisinin bugün için do¤ru kuruldu¤una da herhangi bir kan›t oluflturmaz. Bu iliflkinin do¤ru kuruldu¤unun, yasal aç›l›mlar›n illegalitede zaafiyet yaratmak bir yana, tersine onu güçlendirdi¤inin en iyi kan›t›, legal yay›n aç›l›m›na paralel olarak, illegal yay›n ve onun eksenindeki faaliyetin sürdürülebilmesi olabilirdi. En kritik s›nav buydu ve T‹KB bu s›nav› geçememifltir. Bu, T‹KB’nin geçmifl illegal yay›n faaliyetindeki baflar›s›n›n anlam›n› da gölgelemifltir. Bu faaliyetin gerisindeki kavray›fl› tart›flmal› hale getirmifltir. T‹KB geçmiflte kendini yaln›zca illegal yay›na ba¤l›yor ve buna afl›r› bir vurgu yap›yordu. Bunun sa¤lam ve bütünsel bir kavray›fla oturdu¤unu bu durumda ve bu aflamada pratik olarak s›namak henüz olanakl› de¤ildi. Oysa legal yay›na ad›m›n› atar atmaz illegal yay›n› bir yana b›rakmas›, bu kavray›fl ve iradeden yoksunlu¤unu somut olarak göstermifltir. Tek yanl› bu sa¤ savrulufl, kendini önceleyen uygulaman›n da “sol” sekter bir tek yanl›l›¤›n ifadesi oldu¤unu ortaya koymufltur. Zira dünkü illegalite fetiflizmi, bugün kaba bir “legal yay›n tutkunlu¤u” halini alabilmifltir. Dört y›l sürdürülebilen ve halen de sürdürülen bir “ciddi zaaf›”, bir baflka türlü kavraman›n olana¤› yoktur. Merkezi düzeyde yenilen darbeye ra¤men * Siyasal mücadele sahnesine ç›kt›¤›ndan beri EK‹M geçmiflin küçük-burjuva kültürüne ve olumsuz de¤erlerine her alanda tutum alm›flt›r. “Böbürlenme” bizim ruhumuza ayk›r›d›r. Orak-Çekiç “böbürlenme”ye en tazesinden örnekler mi görmek istiyor, dönüp ayn› say›s›n›n Tarih Önünde Sorumluyuz bafll›kl› kapak yaz›s›na bakmal›d›r. Biz bu türden böbürlenmelere okurken bile katlanam›yoruz, de¤il ki bunlar› bizzat yaflamak! 50

legal “iflçi gazetesi” tek say› aksamam›flt›r. Oysa ayn› irade, ayn› kararl›l›k, hiç de illegal yay›n için gösterilmemifltir. Bu iki farkl› tutum tümüyle sorunun ele al›n›fl›yla, soruna dair kavray›flla ilgilidir. T‹KB’nin geçmifl prati¤i ve birikiminin yay›n alan›ndaki zaafiyete ra¤men ona önemli avantajlar sa¤lad›¤› bir gerçektir. Ama bunun hiç de s›n›rs›z bir “rezerv” olmad›¤› da bir baflka gerçektir. T‹KB canl› bir organizmaysa e¤er, zaman içinde de¤iflime u¤rayabilece¤inden kuflku duymamal›d›r. Ayn› flekilde, seçilen tarz›n, kullan›lan araçlar›n, uygulanan yöntemlerin bu de¤iflime kendi yönünü ve renklerini verece¤inden de kuflku duyulmamal›d›r. Yine ne iyi ki, T‹KB kötü yaz›s›n›n biricik anlaml› sözlerini (ilk paragraf›n› yukar›ya aktarm›flt›k), her fleye ra¤men bunun bir parça fark›nda oldu¤unu gösterir biçimde ba¤l›yor: “Bizim özgülümüzde bu önemi (illegal bir yay›n›n öneminiEkim) art›ran iki etken daha vard›r: Birincisi, yasal olanaklar› yo¤un bir tarzda kullanmaya yönelmenin ba¤r›nda tafl›d›¤› yasalc› düflünce ve ruh halinin güçlenmesi tehlikesi; ikincisi ise; yasad›fl› örgütlenme ve faaliyet konusunda yeterince deneyim sahibi ol-mayan genç kadro ve kadro adaylar›m›z›n say›s›ndaki art›flt›r.” Bu sözlerin devam›nda ciddi “tehlike” uyar›lar› yap›l›yor ve “iki kat dikkatli ve titiz olma” gere¤i vurgulan›yor. Ne var ki, tüm bunlar›n sindirilmifl bir kavray›fl›n ifadesi oldu¤unun biricik göstergesi, sözü edilen “ciddi zaaf”›n bir an önce geride b›rak›lma-s› olacakt›r ancak. Biz de o zaman, “Ekim kendi türünde bugün Türkiye’de art›k tek yay›n organ›d›r” gibi bir “böbürlenme”nin* yükünden kurtulmufl olman›n sevincini ve mutlulu¤unu yaflayaca-¤›z. Komünistlerin gerçek içtenli¤i ile bunu istiyoruz ve bunu bekliyoruz. Ekim: Bir tutarl›l›k örne¤i Komünistler siyasal mücadele sahnesine, yeni bir illegal örgütlenmeyi flekillendirme hedefi ile illegal yay›n organ›n› bu 51


do¤rultuda etkili bir silah olarak kullanma gere¤i aras›ndaki s›-k› iliflki konusunda aç›k bir tutumla ç›kt›lar. Ekim’in 1. say›s›n›n (Ekim 1987) baflyaz›s›n›n son bölümü, bu aç›k tercihi gerek-çelendirir. ‹flin pratik cephesinden bak›ld›¤›nda, bu bizim için bü-yük zorluklarla dolu bir yoldu. Ortada örgüt, kadro, taraftar, alt-yap›, isim vb. haz›r hiçbir fleyimiz yoktu. Bu durumda böyle bir tercih, kendimizi daha do¤ru dürüst duyuramadan yok olup git-mek gibi bir riski göze almak anlam›na da geliyordu. Fakat bizimki pratik de¤il, devrimci hareketin geçmifl deneyiminin somut irdelenmesine de dayanan ideolojik-politik bir tercihti. Biz, ihtilalci bir örgütlenmenin temellerini oturtmak, kadrolar›n› yaratmak, çal›flma tarz›n› tutturmak, devrimcilerin ve kitlelerin karfl›s›na dosdo¤ru bir örgüt ad›na ç›kmak, onun ad›na dosdo¤ru konuflmak istiyorduk ve illegal bir yay›n kürsüsü tüm bunlar için zorunlu bir araçt›. Ekim, bu alandaki perspektifini s›k s›k yineledi ve bunu tas-fiyeci legalizme karfl› bir mücadele ile birlefltirdi. Örne¤in 6. sa-y›s›nda (Mart 1988) “Legalizm Cereyan› ve ‹llegalite” bafll›kl› yaz›s›nda, sol hareketin legal yay›n eksenli yeniden toparlanma prati¤ini, ‘70’li y›llar›n deneyimi ›fl›¤›nda irdeleyip elefltirdi. (Dev-rimci Harekette Reformist E¤ilim, Eksen Yay›nc›l›k, s.16-24) 14. say›s›nda (Kas›m 1988) ayn› tercihi de¤iflik aç›lardan irdelerken de flunlar söylendi: “D›flar›dan bakan ve bizi yeterince tan›mayan birine, eski, ad› ve kimli¤i ile yerleflmifl gruplar›n ve sözde partilerin bile legal yay›nlarla bafllarlarken ya da dikkati ve a¤›rl›¤› buna kay-d›r›rlarken, EK‹M gibi yeni bir hareketin illegal yay›nla bafllamas› ve uzun süre bununla yetinmesi flafl›rt›c› ve cüretkar görünebilir. Bizim seçimimiz bir bak›ma gerçekten cüretkard›r. Güç ve etkinlikte daha yavafl ve daha s›n›rl› bir geliflmeyi göze alman›n ifadesidir. Burada bir ‘feragat’ ve ‘fedakarl›k’ var elbet; fakat herhalde sebebsiz ve bofluna de¤ildir. Seçimimiz budalal›¤›n ya da flovalyece bir tutumun de¤il, fakat belli 52

bir de¤erlendirme ve kavray›fl›n ürünü, sonucu ve gere¤idir.” (...) “Bizim ideolojik flekillenmemizde Türkiye devrimci hareketinin son 30 y›ll›k deneyimini çeflitli yönleriyle de¤erlendirmek özel bir rol oynam›flt›r. Biz, ‘legale hücum’un, legal yay›n eksenli sözde illegal örgüt prati¤inin sonuçlar› konusunda yeterince a盤›z...” “Bugünün Türkiye’sinde illegal yay›n›n, tüm gerçekleri ve devrimci ç›k›fl yolunu, y›¤›nlar önünde her türlü yasal kayg› ve s›n›rlamadan uzak, dosdo¤ru ve bütün aç›kl›¤›yla ortaya koymadaki üstünlü¤ü tart›fl›lamaz. Bu yönüyle illegal yay›n bütünüyle özgür bir propaganda-ajitasyon platformudur. Fakat özellikle yenilgi sonras›n›n olumsuz sonuçlar›yla, devrimci hareketin örgütsüzlü¤ü ve da¤›n›kl›¤› ile karakterize olan bugünün Türkiye’sinde, illegal yay›n, esas olarak, toparlanma ve örgütlenme faaliyetinin biçimi ve karakteri aç›s›ndan üstünlük tafl›r. Sorun illegal bir örgütlenme ve faaliyet temeli yaratabilmekte ve legal araç, biçim ve yöntemleri buna tabi k›labilmektedir. Sürekli güçlendirilen bir illegal siyasal organ ve onun besledi¤i çok çeflitli di¤er illegal yay›nlar d›fl›nda, bunun baflkaca bir arac› yoktur. ‹llegal, ihtilalci, polisin sald›r›lar›na dayan›kl›, her zaman ve her koflul alt›nda yaflayan ve mücadelesini sürdüren bir örgüt yaratmak isteyenin, illegal yay›n faaliyetini eksen almas› zorunludur. Bunda mesafe katetti¤i ölçüde, yay›n da dahil legal olanaklar› sa¤l›kl› bir biçimde, üstelik çok daha etkili ve yararl› bir tarzda kullanabilir.” Tercihimizin dayand›¤› perspektif bu denli netti de, sorun bununla bitmiyordu. Gerek genel koflullar gerekse kendi öznel koflullar›m›z büyük güçlüklerle doluydu. Buna sola egemen tasfiye-ci atmosferin a¤›rl›¤› da binince, tüm bunlar birarada, içimizdeki zay›f unsurlar›n bu net perspektifi ve prati¤i hayata geçirme iradesini felce u¤rat›yor, legalist e¤ilimleri besliyor, bir an önce legal bir yay›n organ›n› illegalin yerine geçirme iste¤ini bizzat bizim kendi saflar›m›zda ortaya ç›kar›yordu. Üstelik de bir k›s›m “yöneticiler” düzeyinde! Dolay›s›yla, 53


EK‹M’in illegal yay›n organ› eksenine dayal› perspektif ve prati¤i, zorlu ve inatç› bir iç mücade-le de gerektirmifltir. Bu süreçlerin bilgisini ve de¤erlendirmelerini merak edenler, bu konuda EK‹M Ola¤anüstü Konferans›’n›n cö-mertçe özel ayr›nt›lara kadar inen tutanaklar›na bakabilirler. (Dev-rimci Politika ve Örgütlenme Sorunlar›, Eksen Yay›nc›l›k) 1991-93 y›llar› solda yeni bir tasfiyeci dalga dönemiydi. Bu dalga EK‹M’in saflar›nda da yank›land› ve ona iki de¤erli y›l› kaybettirdi. Bu olmasayd› e¤er, MYO olarak Ekim’in sa¤lam bir biçimde oturtulmas› ve dolay›s›yla legal bir politik yay›n›n da devreye sokulmas›, bizim için nispeten gecikmifl bir ad›m olmaktan ç›kacakt›. Tasfiyecili¤in ard›ndan, yay›n periyodu 15 tasfiyesinin güne indirildihemen ve bask› da¤›t›mEkim’in a¤›n›n oturtulmas› için daha profesyonelce tedbirler al›nmaya baflland›. Perspektif ve uygulaman›n örgüt bütününde yerleflti¤ine kanaat getirildi¤i andan itibaren de legal yay›n gündeme al›nd›. Bu bizim için yaln›zca temel önemde yeni bir ad›m de¤il, fakat ayn› zamanda yeni bir zorlu s›navd› da. S›nav› yeni alanda de¤il, fakat yeni alana ç›kt›¤›m›z bir s›rada, tam da eski alanda verecektik. Ekim, 6 yay›n y›l›n› geride b›rak›rken kaleme ald›¤› de¤erlen-dirmede, bu kritik s›nav› flöyle tan›mlad›: “fiimdi yeni bir s›navla karfl› karfl›yay›z. Ekim flimdi yeni bir s›nava haz›rlan›yor. Türkiye devrimci hareketinin flimdiye kadarki prati¤inde de¤iflmeyen bir kural var. Her legal siyasal yay›n giriflimi, varsa e¤er illegal olan›n›n tasfiye edilmesiyle sonuçlanm›flt›r. En iyi durumda, illegal olan ifllevini yitirmifl, göstermelik hale gelmifl, yasak savmak kabilinden ç›kar›lm›flt›r. Komünistler bugün art›k ‘illegal bir siyasal yay›n organ›n›n hiçbir biçimde zay›flatmaks›z›n ya da ikinci plana düflürmeksizin legal bir yay›n›n nas›l ç›kart›labilece¤ini’ (MK ‹ç Yaz›flmalar›, A¤ustos ‘93) göstermek sorumlulu¤u ile yüzyüzedirler. Bir Merkez Yay›n Organ› olarak Ekim, zay›flamak bir yana, gerek içerik 54

gerekse de biçim olarak daha kaliteli bir yay›n çizgisine oturmak, yeri doldurulamaz olan ifllevini güçlenerek sürdürmek sorumlulu¤uyla yüzyüzedir. “‹deolojik-politik perspektiflerine tutarl›l›kla ba¤l› kald›klar› sürece, önlerine ç›kacak güçlükler ve omuzlar›na binecek yeni yükler ne olursa olsun, komünistler bu s›navdan da baflar›yla ç›-kacaklard›r. Bundan kuflku duyulmamal›d›r.” Legal yay›na geçiflimizden bu yana yaklafl›k bir buçuk y›l geçti. Hiç de¤ilse bu süre içinde, EK‹M Türkiye’de geleneksel davran›fl tarz›n› k›rm›fl, baflar›lamayan› baflarm›fl, sözünü etti¤i s›navdan yüz ak›yla ç›km›flt›r. T‹KB bundan sevinç duyaca¤›na, devrimci olman›n gücü ve rahatl›¤›yla bu baflar›l› deneyimden ö¤renece¤ine, kalk›p onu karalamak yoluna gidebiliyor. Bu rastlant› m›d›r? Hiç sanm›yo-ruz! Bunun gerisinde apaç›k bir s›n›f kültürü durmaktad›r. Herfleye ra¤men, bunun iyice sindirilmifl, bir kal›c› kimli¤e dönüfltürülmüfl olmamas›n› biz yine de umut etmek istiyoruz. Ekim ‘95 Orijinal yay›nda yeralan ek metin:

T‹KB’nin düzeyi bu mudur?

Bu yap›lan elefltiri midir? “(...) OÇ uzunca bir süredir düzensiz ve seyrek ç›k›yor. Hakl› baz› nedenleri de olsa, yeralt› örgütlenmesini esas ve temel alan komünist bir örgüt için bu ciddi bir zaaft›r. Sürekli, düzenli ve nitelikli bir devrimci yeralt› bas›n›n›n örgütlenmesi konusunda Türkiye devrimci hareketi içinde bir anlamda 盤›r açm›fl bir örgüte yak›flmayan, üstelik örgütsel geliflimimiz aç›s›ndan her dönemde oynad›¤› rol ve önem ortadayken ba¤›fllanabilecek bir durum de¤ildir bu. Devrimci bir yeralt› örgütlenmesine sahip olup olmamay›, 55


düzenli olarak ç›kan yasad›fl› bir yay›na sahip olup olmamaya indirgeyen biçimci baz› oportünistlerin iddia veya imalar›n›n aksine, OÇ’nin yay›n›ndaki düzensizlik ve seyrelme, yasalc›l›k felcine tutulmam›zdan ileri gelmiyor. Teorik, siyasal ve örgütsel bak›mlardan yapt›¤›m›z at›l›m›n bir parças› olarak yasal olanaklardan yararlanma konusunda, bu arada yasal yay›n alan›nda peflpefle att›¤›m›z ad›mlar›n, yeralt› yay›nlar›m›z›n aksamas›nda kuflkusuz belli bir pay› olmufltur. Fakat bu ne teoride ne de pratikte yasalc› oportünist bir kayman›n sonucu ve ifadesidir. Örgütümüzün bütün omurgas› hala yeralt›ndad›r. Yasal alandaki faaliyetler de dahil her fley, her bak›mdan yeralt›na tabidir. Onun s›k› denetimi ve yönlendirmesi alt›nda yürütülmektedir. Zaten yasal alana ç›k›fl›m›z, yeralt› örgüt-lenmemizin güçlendirilmesi ve sa¤lamlaflt›r›lmas›ndan sonra, kontrollü ve kademeli bir flekilde gündeme gelmifl ve yine onun güçlendirilmesine hizmet edecek bir anlay›fl ve tarzda sürdürülmektedir. Yasal olanaklar›n kullan›m›ndaki militanl›k da bu-nun göstergelerinden biridir. Türkçe’de bir söz vard›r: “Elin a¤›z› torba de¤ildir ki bü-zesin” denir. Ad› üzerinde oportünizm, küçücük bir f›rsat ve bahane buldu¤unda -gerçi bulamasa da yarat›r- dedikodu da yapacakt›r, spekülasyonlara da baflvuracakt›r. As›l olarak yurt-d›fl›nda mevzilenmeye dayal› bir yeralt› ve mücadele (!) anla-y›fl›na sahip oldu¤u halde “devrimci yeralt›n›n tek temsilcisi” pozlar›nda böbürlenecektir, vb, vb. Bilmesine olanak olmayanlar› görmesini elbette bekleyemezsiniz. Ama gözünün önünde olup bitenlerin anlam›n› olsun kavramas›n› da beklememelisiniz. Son y›llarda de¤iflik illerde yeralt› örgütlenmemize yönelik olarak giriflilen polis operasyonlar›; say›s›z yasad›fl› militan gösteri, bombalama, cezaland›rma, kamulaflt›rma, vb. eylemleri; yer-alt›nda aç›lan “parti okullar›”; bizim hesab›m›za elbetteki birer “baflar›s›zl›k” ama öte yandan kavgan›n içindeki her devrimci örgütün bafl›na gelebilecek türden “baflar›s›zl›k” örne¤i olarak de¤iflik tarihlerde a盤a ç›kar›lan iki modern yeralt› matbaas› gibi 56olgular›n üzerinde düflünmez o. Çünkü hem bunlar›n ço¤unun yabanc›s›d›r, hem de “T‹KB yasalc›lafl›yor” fleklinde spekülasyon ve dedikodulara ihtiyac› vard›r.

Devrimci Proletarya'ya Yan›t


I. BÖLÜM Komünistlerin kuyrukçu liberalizme ideolojik sald›r›s›: S›n›f Hareketi De¤erlendirmeleri Sessiz etkiler ve seslendirilen tepkiler

EK‹M 3. Genel Konferans› Bildirisi’nde flu de¤erlendirme yer almaktad›r: “Geleneksel devrimci hareketin 12 Eylül sonras›nda reformizme kayan kesimleri, program plan›nda ‘burjuva toplumun tam demokratikleflmesi’ çizgisine oturdular. Aç›k ya da legal bir ‘iflçi partisi’ yaratmak ya da buna dönüflmek, bu reformist çizginin zorunlu örgütsel uzant›s› oldu. Taktik çizgide ise bu ak›mlar s›-n›f hareketinin bugünkü gerili¤ini politika düzeyine ç›kard›lar ve buradan giderek s›n›f hareketi içinde güç olmaya çal›flt›lar. S›n›f hareketinin bugünkü darl›¤› alt kademe sendika bürokratla-r›n›n solcu sendikac›l›k manevralar›na uygun düfltü¤ü ölçüde, geleneksel hareketin reformculaflan kesimleri ile bu alt kademe sendika yöneticilerinin buluflmas› da kolaylaflmakta, liberal sol iflçi politikac›l›¤›na dayal› bir ‘aç›k iflçi partisi’ için daha uygun bir zemin oluflmaktad›r.” (Siyasal ve Örgütsel 59


De¤erlendirmeler, Eksen Yay›nc›l›k, s.21) Komünistlerin ‘94 sonbahar›nda yeni reformist ak›ma yönelt-ti¤i elefltirilerin önemli bir bölümü, 20 Temmuz Dersleri ve Libe-ral Demokratizmin Politik Platformu ad› alt›nda kitaplaflt›r›ld›. Bu ak›m›n as›l oda¤›n› oluflturan ve yaflad›¤› liberal çürümeyi bir “aç›k iflçi partisi”ne dönüflerek noktalamak üzere olan TDKP’-nin o aflamadaki durumunu temel çizgileriyle ele alan de¤er-lendirme ise, yak›nda Demokratizmi Savunman›n S›n›rlar› içinde ayr› bir kitap olarak yay›nlanacak. * Zamanlamas›ndaki isabetlilik bir yana, bu, kitle hareketinin zorlanma noktalar› ve yeni ayak ba¤lar› üzerine aç›k bir de¤erlendirmeye dayal› bir elefltiriydi. S›n›f Hareketinin Engelleri ma-kalesi ve onu izleyen bir dizi de¤inmenin ard›ndan, tam da bu yeni elefltirinin bafllad›¤› günlerde, Ekim, “Reformist Kuflatma” bafll›kl› bir baflyaz› yay›nlad›. (Say›: 105, 15 Eylül 1994). Bu baflyaz›da, düzenin y›¤›nlar› dizginlemek, tepkilerini sapt›rmak, kontrol alt›nda tutmak için uygulad›¤› çok yönlü kuflatman›n reformist halkas› ele al›n›yor ve bunun kitle hareketindeki dev-rimcileflmeyi engelleyen çok kritik yönüne iflaret ediliyordu: “Kuflku yok ki bugünün genel kuflatma ortam›nda üzerinde as›l durulmas› gereken de bu özel alan, yani reformizmdir. Basit bir evrensel gerçekten dolay› bu böyledir. Her toplumda ve her zaman, düzen, y›¤›nlar›n nispeten ileri kesimlerini, her çeflidiyle reformizmi en etkin biçimde kullanarak flu veya bu ölçüde diz-ginlemeyi ve kontrol alt›nda tutmay› baflarabilmifltir. Oysa y›¤›n-lar›n nispeten ileri kesimleri, toplumda ileriye do¤ru bir hare-ketlenmenin, devrimci y›¤›n hareketindeki yol aç›c› bir geliflmenin potansiyel motorudur. Y›¤›nlar›n en ileri kesimlerindeki bir hare-ketlenme, onlar›n ortaya koyabilecekleri her ciddi etkinlik, daha genifl ve * Sözü edilen de¤erlendirme Liberal Demokratizmin Politik Platformu kitab›n›n geniflletilmifl ikinci bask›s›nda ek bölüm halin-de yay›nland›. (Eksen Yay›nc›l›k, s.91-130) 60

daha geri kesimlerin sars›lmas›nda, uyanmas›nda ve gi-derek hareketlenmesinde temelli bir rol oynar. Y›¤›n hareketinin geliflme diyalekti¤inin bir temel özelli¤idir bu. “Oysa bugün, bugünün Türkiye’sinde, tam da bu en ileri ke-sim, her renkten reformizmin yo¤un bir kuflatmas› alt›ndad›r. ‹lk akla gelen sosyal-demokrasidir ki, bizim as›l dikkat çekmek iste-di¤imiz hiç de bugün art›k y›¤›nlar›n ilgisini çekecek ciddi bir reformist etkinli¤i gösterme gücü bulamayan bu kesim de¤ildir.” Burjuva reformizminin ötesinde yeralan ve elbetteki onun et-ki alan›ndan beslenen daha incelikli reformizm türleri oldu¤unu söyleyen ve bunu örnekleyen yaz›, flöyle devam ediyor: “Kaba burjuva reformizmi y›¤›nlar›n ileriye, sola aç›k daha genifl kesim-lerini dizginleme rolü oynarken, ‘sosyalist’ ya da ‘devrimci’ k›l›kl› olanlar bu sola aç›k kitlenin en ileri kesimlerini düzen içi bir bak›fla ve davran›fla mahkum ederler. Bunun do¤rudan ya da son tahlilde gerçekleflmesinin sorunun esas› bak›m›ndan bir önemi yoktur. ... Sonuç, kitlelerin en ileri, mücadeleye istekli kesimlerini geriye çekmek, düzen kanallar›nda bo¤ulmaya mahkum perspek-tiflerle kötürümlefltirmektir.” Komünistlerin elefltirisi, yeni liberal ak›m›n s›n›f hareketi için-de güç olmaya çal›flan temsilcisi TDKP üzerinde, kullanmay› sür-dürdü¤ü teorik söylem nedeniyle en sinsi ve en tehlikeli bu sos-yal-reformist odak üzerinde odaklaflt›. fiubeler Platformu üzerin-den alt kademe sendika bürokratlar› hakk›nda yayd›¤› ve baz› devrimci çevrelere de bulaflt›rd›¤› hayaller bunu özellikle gerek-tiriyordu. Elefltirinin fiubeler Platformu’nun 20 Temmuz’da ser-giledi¤i utanç verici tutumun hemen ard›ndan gündeme gelmesi de bundan dolay› idi. Sonuç olarak bu, yeni reformizme karfl› tam zaman›nda gün-deme getirilmifl bir ideolojik sald›r›yd›. Bu nedenledir ki, siyasal mücadelenin ve s›n›f hareketinin taktik sorunlar› üzerinden gün-deme gelen, fakat sorunu teorik-programatik bir temele ve tarihsel bir çerçeveye dayal› olarak sunan bu elefltiri, devrimci saflarda, özellikle kadrolar aras›nda gerekli 61


ilgiyi gördü ve sempatiyle kar-fl›land›. Yeni reformizmin oda¤› durumunda olan ve s›n›f hareke-ti içinde u¤ursuz bir yeni role soyunmufl bulunan TDKP önderli-¤inde ise, do¤al olarak büyük bir rahats›zl›¤a yol açt›. Y›llard›r “suskunluk fesad›” ile marksist-leninist elefltiriyi bo¤may› uman-lar, bu kez, üstelik daha elefltiri sürüyor iken, en a¤›r küfür ve hakaretlerle harekete geçtiler. TDKP Merkez Yay›n Organ› bir yandan küfür ve hakaretler ya¤d›r›rken, öte yandan ise, elefltiri-nin programatik temele dayal› özünden kaçamad›¤› içindir ki, “demokrasi mücadelesi” sorunu üzerinden kendine Lenin’den yaln›zca cahilliklerini sergileyen dayanaklar bulma yoluna gitti. Elefltirinin devrimci gruplar üzerindeki etkisi ise önemli ölçüde gözetilen amaca uygun oldu. Elbette kimse bu elefltiriyle aç›k bir dayan›flma yoluna gitmedi. Böyle bir fley beklemek, geleneksel devrimci harekete egemen kültür koflullar›nda, olmad›k beklentiler içinde olmak demek olurdu. Bizim için önemli olan elefltirinin içten içe etkisiydi ki, bunun ise ilk iflaretleri daha tart›flma sürüyorken görülmeye bafllad›. 20 Temmuz’un ard›ndan herhangi bir de¤erlendirme yapmad›klar› gibi, fiubeler Platformu ve onlar›n liberal kuyrukçular› hakk›nda da tek kelime etmeyi ak›llar›na getirmeyenler, bu sorunu çok geçmeden baflyaz›lar›na konu etmeye bafllad›lar ve elefltiri sayfas›n› nihayet açt›lar. Po-pülaritesinin cazibesine kap›larak “‹fl-Ekmek-Özgürlük!” slogan› ve platformunun “onur”unu TDKP ile paylaflmaya pek hevesli olan ve bunu fiubeler Platformu konusunda kaba hayallerle bir-lefltiren baflka baz›lar›, çok geçmeden bu hevesi sessizce terkettiler. Daha genel planda ise, TDKP’nin alt kademe sendika bürokra-sisinin politik temsilcisi olmaya soyundu¤u ve bu temelde iflçi s›n›f› mücadelesi önünde yeni bir barikat oluflturdu¤u düflüncesi, yayg›n bir kabul görmeye bafllad›. TDKP’yi yeni liberaller olarak nitelememizi, onun platformunu “liberal demokratizm” olarak tan›mlamam›z› ve s›n›f hareketi karfl›s›nda oynad›klar› rol bak›-m›ndan onu ‹P ile ayn› kategoride ele almam›z›, bafllang›çta muhakkak ki 62

çok “erken” ve “afl›r›” bulanlar, bir süre sonra ve özellikle ‹flçi Kurultay› prati¤i sonras›nda, bunu çok aç›k, herkes-çe “malum”, zaten bilinen bir olgu saymaya bafllad›lar, vb. Ne var ki tüm bu olumlu “taktik” etkilere ra¤men, bizim elefltirimizin tam da bu ayn› devrimci çevrelerde “stratejik” nitelik-te bir rahats›zl›¤a yolaçt›¤› da kuflkusuzdu. Bunun nedenini anla-mak için Liberal Demokratizmin Politik Platformu bafll›kl› befl bölümlük elefltirinin iki ana bölümünün bafll›klar›n› burada an›m-satmak bile yeterlidir: “Sermaye ‹ktidar› ve Demokrasi Mücade-lesi” (3. Bölüm) ve “Geleneksel Hareketin Ayr›lmaz Üçlüsü: Demokratizm, Kendili¤indecilik ve Tasfiyecilik” (5. Bölüm). Bunlardan ilki, sermaye iktidar› koflullar›nda, demokrasi müca-delesini devrim stratejisinin ana ekseni yapman›n kaç›n›lmaz ola-rak üretece¤i reformizmi ve onun bir boyutu olarak da kendili¤in-dencili¤i, geleneksel hareketin ortak teorik ve programatik bak›fl üzerinden ele al›yor ve bunun bugün için TDKP’de olgunlaflan meyvelerini sergiliyordu. ‹kincisi ise, geleneksel hareketin ge-nelinde, kendili¤indencili¤in ve tasfiyecili¤in demokratizmden köklenen temellerine iflaret ediyordu. Bu ikisine, kitaplaflt›r›lm›fl elefltirinin Ekler bölümünde yay›nlanan ve Lenin’in demokrasi mücadelesi üzerine söylediklerinden kendi demokratizmlerine kan›tlar bulma çabas›n›n dayanaks›zl›¤›n› sergileyen, “Cehalet Ka-n›t De¤ildir” makalesini de ekleyebiliriz. Bu temellere oturan bir elefltirinin geleneksel ak›ma mensup devrimci gruplarda belli rahats›zl›klara yol açmas›, bizim için fla-fl›rt›c› olmak bir yana, elefltirinin genel planda amaçlanan çerçe-vede alg›land›¤›n›n bir göstergesi olarak, tersine sevindirici bile olurdu. Dayanamay›p bu rahats›zl›¤› a盤a vuranlardan ise iki fley beklenebilirdi. ‹lkin, s›n›f hareketinin sorunlar› üzerinden sosyal reformizmi hedef alan bir devrimci elefltiriyle taktik bir dayan›flma içinde olmay› ihmal etmeyecek bir devrimci sorumluluk ve so¤uk-kanl›l›k. Ve ikinci olarak, elefltirinin oturtuldu¤u stratejik çerçe-veyi kendi platformlar›ndan hedef alan, gerçeklere dayal› aç›k bir 63


ideolojik elefltiri. Aylar boyu süren bir elefltiriyi sessizce izledikten (ve bu ara-da ondan ayn› sessizlikle yararland›ktan) sonra, bu rahats›zl›¤› nihayet en kaba bir biçimde a盤a vuranlar, fakat sözünü etti¤i-miz ikiyönlü davran›fl tarz›n›n her ikisinde de s›n›fta kalanlar, T‹KB çizgisindeki yay›nlar oldular. Buna geçmeden önce bunu önceleyen sürece k›saca göz atal›m. Popüler “iflçi gazetesi”, 20 Temmuz’u önceleyen say›s›nda, her zamanki “ruhlu” ve fliirsel manfletlerinden birini atm›flt›: “fiim-di söz bizim, flimdi söz militan eylemin! GENEL GREV, GENEL D‹REN‹fi”. Oysa eylemi izleyen say›s›nda, konuyu üst manflet yapmak gere¤i bile duymam›fl, “Düflmana geri ad›m att›racak militan ç›k›fl yap›lamad›. 20 Temmuz son de¤il!” bafll›¤› alt›nda, eylemin haberlerini vermekle yetinmiflti. ‹ç sayfalarda bu haberle-rin içine s›k›flt›rd›¤› bir kaç paragrafl›k yorumunda ise, 20 Tem-muz’da, “benzemesin” diyerek kötü örnek gösterilen 3 Ocak gre-vinin bile gerisine düflüldü¤ünü, bunun sorumlusunun sendika a¤alar› oldu¤unu, “20 Temmuz’da bir kez daha a盤a ç›kan sendika a¤alar› barikat›n› aflmad›kça ileri” gidilemeyece¤ini vurguluyor-du (Al›nteri, say›:22). Baflka? Baflkas› yok, hepsi bu kadar! Eylem öncesinde at›lan manfletlerin, yap›lan ça¤r›lar›n görkemiyle birlikte ele al›nd›¤›n-da, eylemi izleyen bu sessizlik anlafl›l›r gibi de¤ildi. Fakat bir gerçekti ve al›fl›lm›fl davran›fl tarz›n›n yeni bir örne¤i idi. Kuflkusuz Al›nteri bunun tek örne¤i de¤ildi. Bu nedenledir ki komünistler, “20 Temmuz Dersleri”ne geleneksel hareketin bu davran›fl tarz›n› da dahil ettiler: “... Fakat flafl›rt›c›d›r, aradan bir ay› aflk›n bir zaman geçti¤i halde, ortada ne ciddi bir de¤erlendirme giriflimi, do¤al olarak ne de bir tart›flma vard›r. Sanki 20 Temmuz s›radan bir esintiydi de geçti gitti havas› egemen ortal›¤a. ‹lginç olan, bu alanda en sessiz, en ilgisiz görünenlerin, ço¤unlukla devrimci konumlar›-n› az-çok sürdürmeyi baflaran örgütler olmas›d›r. E¤er bu çevreler 20 Temmuz’u bu kadar kolayca geride b›rakabiliyorlarsa, ‘genel grev-genel direnifl’ ça¤r› ve 64

ajitasyonunu bundan sonra nas›l olup da sürdürebileceklerdir? 20 Temmuz’lardan ö¤renmeden, bu tür eylemlerden gerekli dersleri ç›karmadan, bu dersleri s›n›f hareke-tine maletmeye çal›flmadan, genel grev ça¤r›lar›n› sürdürmenin bir anlam› ve ciddiyeti olabilir mi?” (20 Temmuz Dersleri, Eksen Yay›nc›l›k, s.35) Al›nteri’nin 20 Temmuz’u izleyen ilk üç ayl›k süredeki ses-sizli¤i, 26 Kas›m ‘94 tarihli 34. say›s›n›n “Fark Nerede?” bafll›kl› baflyaz›s› ile, nihayet son buldu. Bu, 20 Temmuz Dersleri’ni izleyen Liberal Demokratizmin Politik Platformu bafll›kl› befl bölümlük elefltirinin hemen sonras›d›r. Bir anda liberal kuyrukçuluk ve fiubeler Platformu hedef tahtas›na oturtuldu ve yerinde bir elefl-tirinin konusu haline getirildi. Yaz›l›p çizilen herfley, komünist-lerin aylar boyu yürüttükleri ideolojik mücadelenin pek de bofla olmad›¤›n› gösteriyordu. Gelgelelim bu arkadafllar›n bu alanda-ki geç kalm›fll›¤› hiç de içlerine sindiremedikleri daha sonraki davran›fllar›yla a盤a ç›kt›. Devrimci Proletarya’n›n fiubat ‘95 tarihli 36. say›s›nda “Öncülük ve Kuyrukçuluk” bafll›kl› bir yaz› yay›nland›. Türkiye devrimci hareketinin geleneksel zaaf› olan kendili¤indencili¤i ve kuyrukçulu¤u güncel görünümler üzerinden elefltirmek iddias›nda-ki bu yaz›, EK‹M’in 20 Temmuz sonras› de¤erlendirme ve elefl-tirilerle yaratt›¤› etkiyi k›rmak gibi kendini yaz›n›n toplam›nda en kaba biçimde a盤a vuran bir garip amaç güdüyordu. Kendini önceleyen bir devrimci elefltiriyle dayan›flma içinde olmak bir yana, onu gözden düflürmek için olmad›k gülünçlüklere baflvuru-yordu. Bunu daha sonra ayr›nt›lar›yla görece¤iz. EK‹M, T‹KB ve “diyalekti¤in cilvesi” T‹KB ve EK‹M iki farkl› hareket oldu¤una göre, aralar›ndaki temel farkl›l›klar› ortaya koyan bir tart›flma ve elefltiriden biz yaln›zca sevinç duyabilirdik. Fakat bunun amaca uygun sonuçlar verebilmesi, elefltiri ve tart›flman›n gerçek konumlar, 65


bu konu-mun ifadesi fikirler üzerinden yap›labilmesi ölçüsünde olanakl› olabilirdi. Oysa Devrimci Proletarya’n›n 36. say›s›ndaki yaz›n›n EK‹M’i hedef alan bölümleri, bu temel kofluldan tümüyle yok-sundu. Her sat›r› kaba ve ilkel bir tahrifat›n ürünü olan bu sözde elefltiri denemesinin bizim nezdimizdeki tek gerçek ifllevi, “T‹KB sorunu”nu yerli yerine oturtmam›z› kolaylaflt›rmas› oldu. Y›llara yay›lan say›s›z belirti, söz ve davran›fl, T‹KB önder-li¤inin EK‹M’e özel bir “ilgi” duydu¤unu, fakat bunun binde birini onu anlamak do¤rultusunda kullan›lmad›¤›n› göstermektedir. O EK‹M’i geçmiflin ayakba¤lar›ndan kurtulmak için güç alabilece-¤i bir “olanak” olarak de¤erlendirmek yerine, T‹KB’nin Türkiye devrimci hareketi içinde tuttu¤una inand›¤› farkl› yeri gölgeleyen bir “güçlük” sayd›. Bu garip alg›lama ve ruh hali, T‹KB önder-li¤inin EK‹M’i gerçek konumu ve fikirleriyle de¤erlendirip an-lamas›n› zora soktu. Onlar y›llard›r EK‹M’le u¤raflmaya (olur ol-maz sataflmaya!) önüne geçemedikleri bir e¤ilim duydular. Fakat EK‹M yerine, kendi keyfi muhakemelerinin ürünü bir karikatür-le u¤raflmaktan da öteye gidemediler. Kafalar›ndan uydurduklar› fleyleri EK‹M’e yak›flt›rd›lar ve bunlar› birer söz kal›b› olarak say›s›z vesileyle tekrarlad›lar. Öylesine ki, muhtemelen yan›ts›z b›rak›lmalar›n›n da etkisiyle, sonunda kendi uydurmalar› bu ka-rikatürü gerçek sanmaya da bafllad›lar. Devrimci Proletarya’n›n 36. say›s› ve onun önünü açt›¤› kaba sald›rganl›k, bunda bir te-reddüt b›rakmamaktad›r. Fakat onlar›n unuttuklar› basit bir do¤ru var. Elefltirmek ve aflmak için, öncelikle anlamak gerekir. Kendi gerçek konumu ve tutumu içinde ele al›n›p, çözümlenip anlafl›lamayan herhangi bir “engel”i elefltirip aflmak olanakl› de¤ildir. Bu yaln›zca kafalar›n bu “engel”e çarpmas›yla sonuçlan›r. Biz bugüne kadar T‹KB’yi do¤rudan hedef alarak elefltirmedik. Bunun nedeni bu hareketi küçümsemek de¤il, tam tersine, san›ld›¤›ndan da fazla önemsemekti. Çizgisinin kendine özgü ba-z› temel yönleri ile devrimci gelenekleri, bizi, bu hareketin geçmifl flekillenmeden gelen baz› temel önemde ideolojik 66

zay›fl›klar›n› zaman içinde yenebilece¤i konusunda iyimser k›ld›. Biz kendi cephemizden, do¤rudan bir elefltiri yerine, dolayl› çabalar›m›z›n bunu kolaylaflt›raca¤› inanc› tafl›d›k. Halkç› demokratizme yönelt-ti¤imiz elefltirilerin ayn› zamanda kendi özgünlü¤ü içinde T‹KB’-yi de kapsad›¤›n›n, herkes gibi T‹KB önderli¤i de çok iyi fark›n-dayd›. Temel sorunlar üzerine önümüzdeki dönemde gündeme gelecek tart›flmalar içinde de gösterilece¤i gibi, onlar bundan ger-çekte belli s›n›rlar içinde yararland›lar da. Fakat bunu geleneksel platformu aflmak için de¤il de, en zay›f yanlar›ndan onarmak do¤-rultusunda kulland›lar. Bu tutum ise, özellikle devrim stratejisi-nin sorunlar› konusunda, T‹KB çizgisinin eklektizmini derinlefl-tirmekten baflka bir ifle yaramad›. Zaman, ideolojik çizgide ge-leneksel hareketin öteki kesimlerine göre sahip oldu¤u belli ileri noktalar›n yan›s›ra, 12 Eylül dönemindeki direniflçi tutumun, T‹KB’nin ileriye s›çramas›n›n olanaklar› olarak de¤il, fakat bu-lundu¤u yerde çak›l›p kalmas›n›n dayanaklar› olarak rol oynad›-¤›n› gösterdi. T‹KB, geleneksel harekete göre çizgisindeki baz› üstünlükleri, bu çizginin marksist-leninist oldu¤unun kan›t› ve 12 Eylül direniflçili¤ini de bunun pratik do¤rulanmas› sayd›. Buna inand› ve inand›¤› ölçüde de bulundu¤u yerde kalakald›. Buna “k›smi baflar›n›n diyalekti¤i” deniliyor ve baz› nispi üstünlüklerin, ileriye s›çraman›n olana¤› olmak yerine aya¤a dolanmas›n› an-lat›yor. Devrimci Proletarya, 36. say›s›nda “diyalekti¤in cilvesi” dedi¤i durumun iyi bir örne¤ini, gerçekte tam da burada görebilir. Fakat “diyalekti¤in cilvesi” burada bitmiyor. Geleneksel ko-numda tak›l›p kalman›n da cilveleri var. Bu ara ve karars›z bir konumdur; oradan ileriye ç›kamayanlar, zaman içinde kaç›n›lmaz olarak geriye düflerler. Bunu biz komünistler y›llard›r hep söy-lüyoruz ve maalesef iflaret ettiklerimiz bizi bugüne kadar eksiksiz olarak do¤rulad›lar. T‹KB için bunu asla temenni etmiyoruz. Gelgelelim bu öznel temennilerle de¤il, nesnel konum ve ger-çeklerle ilgili bir sorundur. T‹KB’nin de bu alanda iyi iflaretler vermedi¤ini ise art›k söylemifl 67


bulunuyoruz. Ekim’in 131. say›s›n-da bu, pek de önemsiz olmayan, dahas› bir zamanlar “ilke” dü-zeyinde görülen bir sorun üzerinden örneklendi. Bunun baflka ör-neklerini devrimci elefltirinin somut kan›tlamalar› içinde görmeye (göstermeye) de vaktimiz olacak. Devrimci Proletarya’n›n bafltan sona tahrifata dayal› sözde elefltirisinin (fiubat ‘95), T‹KB cephesinden EK‹M’e karfl›, ölçüden ve düzeyden yoksun bir sald›rganl›¤›n önünü açt›¤›n› söylemifl-tik. Bu, ilk meyvelerini Orak-Çekiç’in Mart ‘95 tarihli 86. say›-s›nda verdi. Komünistler birbirini izleyen bu iki ad›m› muhakkak ki zaman›nda de¤erlendirdiler. Fakat biri kaba tahrifatlara, öteki hakaretlere dayal› bu peflpefle gelen ç›k›fllara, hemen bir yan›t yetifltirmek gere¤i de duymad›lar. Zira yap›lan yaln›zca bir “aç›-l›fl” gibi görünüyordu. Arkas›ndan ne gelecek, bekleyip bunu gör-mek, sa¤l›kl› bir tart›flma için tutulmas› gereken en do¤ru yoldu. Özellikle temel sorunlar üzerinden neler söylenece¤i idi bizim için önemli olan. O zamana kadar da, mevcut tahrifat y›¤›n› ile okkal› hakaretlerin bize bir zarar› olmazd›, bundan emindik. Biz bu konuda ortalama devrimci okurun düzeyine ve anlama kapa-sitesine fazlas›yla güveniyorduk. Fakat yaz›k ki, “aç›l›fl” öylece kald›; T‹KB çizgisindeki ya-y›nlar temel sorunlar üzerinden bir EK‹M elefltirisine bir türlü giremediler. Sataflmalar› sürdürmenin ve bu arada “tek ülkede sosyalizm” gibi temel bir konuyu flöylece kenar›ndan bir yok-laman›n ötesine geçemediler. Fakat yak›n zamanda bir baflka geliflme yafland›. Biçim ve yöntem bak›m›ndan çirkin, içerik yönünden ise kendini gelenek-sel halkç› devrimci gruplardan ayr› bir yere koyanlar için hazin bir gösterge olan bu olay, T‹KB cephesinden EK‹M’e karfl› tavr›n hasmane davran›fllara vard›r›ld›¤›n› gösterdi. Bu olaya burada girmiyoruz. fiu kadar›n› söylemek istiyoruz. T‹KB, “mücadele anlay›fl›” farkl›l›¤› gibi dehfletli bir gerekçeyle, TKEP-Leninist gibi TKEP’in Sovyet revizyonizminin etkisinde flekillenmifl sa¤ oportünist ideolojik çizgisine bireysel terör 68

afl›s› yaparak sözde “ihtilaci”leflen bir grupla ifl ve güçbirli¤i halinde, EK‹M’i baz› devrimci gruplar›n oluflturdu¤u bir eylem platformundan d›fllama tavr› içine girebilmifltir. Üstelik bunu gizliden yapacak ve yapt›-¤›n› aç›ktan ve yüreklice savunamayacak kadar kaba bir zay›f-l›k eflli¤inde. T‹KB’nin derdinin “mücadele anlay›fl›” m› oldu¤u, yoksa sorunun temelinde “EK‹M kompleksi” diyebilece¤imiz bir ruh hali mi bulundu¤u burada bizim için çok da önemli de¤ildir. Bizim için önemli olan, T‹KB’nin EK‹M’e karfl› TKEP-Lenin-ist gibi gruplarla “mücadele anlay›fl›”nda birleflebilmesidir. Bu, T‹KB’nin geldi¤i nokta konusunda oldu¤u kadar, EK‹M’e karfl› hasmane bir tutumun onu sürükleyece¤i yer konusunda da bize yeni bir fikir vermifltir. Biz, T‹KB’nin söylediklerini bugüne kadar sab›rla dinledik ve söyleyeceklerini de yeterli bir sab›rla bekledik. Art›k biraz da bizim konuflmam›z gerekiyor. Biz ise konuflmaya, T‹KB çizgisindeki yay›nlar›n bugüne kadar konuflmufl bulunduklar›ndan bafllayaca¤›z. Bugüne kadarki çarp›tma ve tahrifatlar›n sergilenmesi için bu gereklidir. Bu bize, tart›flman›n esas alan›na, prog-ramatik sorunlara, yak›n geçmifl de¤erlendirmelerine, tarihsel so-runlara, mücadele anlay›fl› ve örgüt sorunlar›na ve bunlarla ba¤-lant›l› her türlü temel ve taktik soruna geçmek imkan› verecektir. fiimdi konumuza geçebiliriz. Konumuz, daha önce de söyle-di¤imiz gibi, Devrimci Proletarya’n›n 36. say›s›ndaki “Öncülük ve Kuyrukçuluk” bafll›kl› yaz›n›n kaba tahrifatlar ve çarp›tmalar silsilesidir. Geriden gelmenin sanc›lar› Devrimci Proletarya’ya bak›l›rsa, EK‹M’in liberal kuyrukçulu¤un elefltirisini yaparken TDKP’yi hedef tahtas›na oturtmas›, onu “ekmeklik” bulmas›ndan dolay›yd›. (s.45). Bizim elefltirimiz liberal kuyrukçulu¤un alamet-i farikas› haline gelmifl bulunan “‹fl-Ekmek-Özgürlük!” slogan› ekseninden yap›ld›¤› içindir 69


ki, burada-ki bu “ekmeklik” dokundurmas›, bir “kolayl›k” vurgusunun ya-n›s›ra pek ince bir espriyi dile getiriyor olmal›. Dokundurma ve espri merak› anlafl›l›r bir fleydir de, yerine oturmad›¤› durumlarda, sahiplerini s›k›nt›ya sokmak gibi hofl olmayan sonuçlar› da vard›r ne yaz›k ki. Biz bunu geçmiflte muhatap oldu¤umuz baflka ör-neklerden de iyi biliyoruz. Öncelikle ���unu soral›m; TDKP’yi pek “ekmeklik” buluyorsunuz da “çetin ceviz” sayd›klar›n›z kimlerdir acaba? Örne¤in elefltirisi aya¤a düflmüfl ‹P mi? Ya da uzun y›llar için yaln›zca T‹KB’nin “tek elefltiri malzemesi” olmufl TKP-ML Hareketi mi? TDKP, liberal kuyrukçulu¤un en önemli temsilcisi de¤il mi? Dahas›, genel planda kulland›¤› “devrimci” söylemden dolay›, en sinsi ve tehlikelisi de de¤il mi? Yoksa Devrimci Proletarya bu konuda farkl› m› düflünüyor? E¤er öyleyse, bu “ekmeklik” dokun-durmas›n›n yaln›zca bir kaç sayfa öncesinde yeralan flu sözler neyin ifadesi oluyor: “Özgürlük Dünyas› ve Gerçek dergileriyle TDKP çevresi, bu konuda bir odak durumuna yükselmifllerdir. Dün Devrimci Yol’un halk hareketi içerisinde oynad›¤› misyonu iflçi hareketi içerisinde bugün onlar üstlenmifllerdir. En kaba ve en koyu ken-dili¤indencili¤e bu dergi ve çevrelerde rastlanmaktad›r.” (s.37) Devrimci Proletarya’n›n bu kabulü, EK‹M’in neflteri en uy-gun hedefe tam zaman›nda vurdu¤unun bir teyidinden baflka bir fley de¤ildir. Devrimci Proletarya bilmeliydi ki, elefltiride muha-taplar keyfi seçilmez. Onlar nesnel konumlar› ve rolleriyle, irade-niz d›fl›nda sizin karfl›n›za ç›karlar. EK‹M, 20 Temmuz Dersleri ›fl›¤›nda, s›n›f hareketinin önünde tehlikeli bir temel engel olufl-turan liberal kuyrukçulu¤un temellere inen bir elefltirisini günde-mine al›rken, muhatab›n› do¤ru seçmifltir. Popüler “iflçi gazetesi” onu üç ay, “sosyalist teori dergisi” ise tam befl ay geriden izlemifl-ler ve yap›lan elefltirinin taktik çerçevedeki yüzeysel bir tekrar› olmaktan öteye de gidememifllerdir. S›k›nt›n›n ve rahats›zl›¤›n bir kayna¤› da zaten bu de¤il midir? 70

Fakat bunun daha temelli bir nedeni daha var. Bunun en aç›k bir dille ifade ediliflini 50. sayfadan okuyoruz: “K›z›l Bayrak, kendisine birkaç say›d›r has›m olarak TDKP’nin yükseltti¤i ‘‹fl-Ekmek-Özgürlük!” slogan›n› seçmifl; TDKP’nin bu slogan› formüle ediflindeki halkç› programatik yaklafl›m›ndan ve iflçi hareketine ekonomist-kendili¤indenci yaklafl›m zaaf›n-dan yararlanarak oklar›, TDKP üzerinden ‘demokratik halk dev-rimi’ perspektifine yöneltmeye yeltenmifltir.” Komünistlerin elefltirisinin temel hedefini bu aç›kl›kla gören-lerin yapmalar› gereken, bu elefltiriyi tam da bu teorikprograma-tik çerçeveden ele almak ve buradan bofla ç›karmak olmas› gerek-mez miydi? Fakat Devrimci Proletarya bunu yapm›yor, bundan özenle geri duruyor. Bunu yapmak yerine, “sosyalist teori der-gisi” gibi ciddi ve iddial› bir alt bafll›¤› tafl›d›¤›n› unutarak, kaba çarp›tma ve tahrifatlara dayal› ucuz spekülasyonlar etraf›nda dö-nüp durarak, ciddi ciddi bir fley yapt›¤›n› zannediyor. Diyelim ki bu arkadafllar sorunun temel teorik-programatik çerçevesini tart›flmay› bir baflka vesileye b›rakt›lar da, “Öncülük ve Kuyrukçuluk” bafll›kl› bu yaz›da, yaln›zca son y›llar›n iflçi ha-reketi üzerine de¤erlendirmelerle yetinme yoluna gittiler. Fakat bu durumda bile riayet etmeleri gereken iki önemli koflul vard›. ‹lkin, tart›flmas›na girmekten kaç›nd›klar› programatik çerçeve üze-rine uluorta spekülasyonlardan da kaç›nmas›n› bilebilmeliydiler. Ve ikinci olarak, EK‹M’in s›n›f hareketi ve sorunlar› üzerine gö-rüfllerini, bu hareketin temel belgeleri üzerinden hedef almal›yd›-lar. Kald› ki bu belgeler, y›llar sonra pek kolay bulunmayan der-gilerin derinliklerinde de¤il, kitaplaflt›r›lm›fl olarak bu arkadaflla-r›n gözlerinin önündeydi. Devrimci Harekette Reformist E¤ilim, Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi, EK‹M 1. Genel Konferans› Belgeleri, Solda Tasfiyecili¤in Yeni Dönemi ve nihayet bafltan sona tart›flt›klar› konularla ilgili olan 20 Temmuz Dersleri ve Liberal Demokratizmin Politik Platformu gibi. Oysa elefltiri sahipleri karikatür çizimi için gerekli bir 71


kaç tahrif edilmifl ifade d›fl›nda bu temel belgelerdeki ayr›nt›l› incele-meleri görmezlikten geliyorlar. Bunun yerine, muhabir mektuplar›, baz› s›radan aktüel yaz›lar ve bu arada Devrimci Proletarya’n›n pek derinlikli elefltirisi yüzünden bizde espri konusu haline gel-mifl “Plaspen bildirisi elefltirisi” türünden fleylerle u¤rafl›yorlar. Daha da kötüsü, bunlar›n tümünü de tahrif ederek kullan›yorlar. “Sosyalist teori dergisi” Devrimci Proletarya’n›n, “Öncülük ve Kuyrukçuluk” gibi ciddi bir konu üzerine elefltiri giriflimini, bir hareketin titizlikle incelenmifl, mant›¤› ve esaslar› kavranm›fl temel görüfllerine dayand›rmak yerine, “malzeme” bulmak gibi düzeyden ve ciddiyetten yoksun bir çabayla elde etti¤i ve keyfi bir biçim verdi¤i bir karikatüre dayand›rmas›, kendisi pay›na onurland›r›c› bir davran›fl tarz› de¤ildir. Bu garip ve gülünç çaba, olsa olsa, Devrimci Proletarya’n›n EK‹M’i bulundu¤u gerçek konumdan elefltirme gücü ve yetene¤inden yoksun oldu¤unu kan›tlar. Dahas› bir hareketin temel konularda elefltirisini böyle gündelik metinler üzerinden elefltirmeye niyetlenenlerin, tahrif edilmifl ifadelerle oynamak yerine, elefltiri konusu yapacak baz› gerçek hatalar› bulmalar›nda hiçbir güçlük yoktur. Fakat geçmeden ekleyece¤imiz bir küçük ayr›nt› daha var. Devrimci Proletarya’n›n es geçti¤i yaln›zca EK‹M’in temel de¤erlendirmeleri de¤ildir. Onlar sorunu tart›fl›rken, ayn› zamanda T‹KB’nin konuya iliflkin temel belgelerini de es geçiyorlar. Öncelikle ve özellikle de T‹KB II. Konferans Belgeleri’ni. Oysa konuya her zaman do¤ru yaklaflt›klar›n›, tek kusurlar›n›n (“ek-siklik”lerinin) henüz yeterli kadro gücünden ve gerekli “volan kay›fllar›”ndan yoksunluk oldu¤unu bu ayn› yaz›da kibirli bir güvenle ifade edenlerin, bunu kendi temel belgeleri üzerinden birazc›k örneklemeleri de gerekmez miydi? Stalin’in bu gibi du-rumlar için kulland›¤› o güzel ifadeyle, bu unutkanl›k bir rastlan-t› olabilir mi? Onlar›n unuttuklar›n›, flimdilik kendi tart›flmalar›n› yan›tlama s›n›rlar› içinde, biz gündeme getirece¤iz. Bizim dünkü politik derginin ya da bugünkü popüler “iflçi gazetesi”nin 72

gündelik ya-z›lar›ndan “malzeme” aramaya hem ihtiyac›m›z yok ve hem de bu zahmete de¤ece¤ine inanm›yoruz. T‹KB’nin konuya iliflkin en temel de¤erlendirmeleri, özellikle de T‹KB II. Konferans Belgeleri, bize gerekli olan› fazlas›yla sa¤l›yor. Çizilmeye çal›fl›lan EK‹M karikatürü konusunda okurlar›m›za tam ve yeterli bir fikir verebilmek için, öncelikle Devrimci Proletarya’dan, elefltirimizin bu ilk bölümünde hedef alaca¤›m›z k›sm› oldu¤u gibi, bütünlü¤ü içinde ekte sunuyoruz. (Bu, Devrim-ci Proletarya’n›n yaz›s›nda laf›n EK‹M’e getirildi¤i ilk k›s›md›r.) Bunun baz› k›s›mlar›n› tart›flmam›z içinde yeniden aktaraca¤›z. Umar›z bu, c›mb›zlanm›fl ve tahrif edilmifl cümle ve cümleciklerle elefltiri yapt›¤›n› ve bir fley kan›tlad›¤›n› sananlara bir fleyler anlat›r. Devrimcilerin iyimserli¤i ve elefltiricilerin hafifli¤i Yanda aktard›¤›m›z parçan›n söze giriflteki spekülatif bofl laflar›n› geçiyoruz. EK‹M’in, “daha Nisan 88’de”, üstelik daha “Bahar Eylemleri (bile) patlak vermeden önce” bir “devrim durumu beklentisi içine” girmesinden bafll›yoruz. Bu, EK‹M’in iflçi hare-ketine iliflkin olarak Mart 1991’e kadar olan de¤erlendirmelerini içeren “Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi” kitab›na Devrimci Proletarya’n›n kendi yaz›s› boyunca yapt›¤› iki at›ftan ilki oluyor. Sözkonusu yaz› “Siyasal Durum, ‹flçi Hareketi ve Genel Grev” bafll›¤› tafl›yor. Ama ilginçtir, s›n›f hareketine iliflkin sorunlar› tart›flan Devrimci Proletarya, bu yaz›daki s›n›f hareketi ve genel grev üzerine temel de¤erlendirmeleri geçiyor da, s›n›f hareketini besleyen toplumsal-iktisadi arka plan üzerine söylenenlere ilgi gösteriyor. Neden? Çünkü burada “malzeme” buldu¤unu zan-nediyor. Bu, yaz›s› boyunca sergiledi¤i hafifliklerin ilki oluyor. Bahsi geçen yaz› Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi kitab›n›n 107-114. sayfalar›n› kaplamaktad›r ve bu kitap her okurun ulafla-bilece¤i yak›nl›ktad›r. Okurlar›m›za sözkonusu yaz›y› incelemele-rini öneriyoruz. Devrimci Proletarya’ya da, 73


bir parça güvenliyse e¤er, ilk f›rsatta ayn› fleyi kendi okurlar›na önermek düflüyor. Bu-nu yapabilecek yüreklili¤i göstermelerini umuyoruz. “Daha Nisan 1988’de”, üstelik Bahar Eylemlerinden tam bir y›l önce kaleme al›nan bu yaz›, EK‹M’in s›n›f hareketine iliflkin de¤erlendirme ve beklentilerinin ne kadar sa¤lam ve yerinde oldu¤unun en iyi kan›tlar›ndan biridir. Bunu birazdan örnekleyece¤iz de. Fakat önce flu “devrim durumu beklentisi” üzerinde dural›m. Bizim, ‘87 y›l›ndan itibaren yeniden canlanan ve kendi tari-hinde rastlanmayan temel önemde baz› yeni özellikler ve dav-ran›fllar sergileyen s›n›f hareketine iliflkin her temel de¤er-lendirmemiz, düzenin son 30 y›ld›r sonuçlar›n› devrimci yükselifl ve karfl›-devrimci bast›rma biçiminde ortaya koyan bunal›m› ile, özellikle 12 Eylül’de ac›mas›zca uygulanan neoliberal iktisadi politikalar›n biriktirdi¤i toplumsal sorunlar ve onun besledi¤i hoflnutsuzluklar taban›na dayan›r. Buna, güncel hareketin tarih-sel-iktisadi arkaplan› da denebilir. Sözkonusu yaz›, örne¤in 1988’-in 4 fiubat’›nda uygulamaya konan yeni iktisadi tedbirler ile 24 Ocak politikalar› aras›nda, bu politikalar›n bunal›mdan ç›k›flta so-nuçsuz kalmalar› aras›nda, ba¤›nt› kurar. ‹ktisadi, sosyal ve siya-sal krizin evrimini ele alarak ilerleyen de¤erlendirme (son cümlesi Devrimci Proletarya taraf›ndan aktar›lan) flu paragrafla ba¤lan›r: “Uygulanan iktisadi politikalar ekonominin krizine çare ola-m›yor ama, y›¤›nlar›n yoksullu¤unu katmerlefltiriyor. ... Kapita-listlerin h›zl› sermaye birikimine ayn› h›zla y›¤›nlar›n açl›¤›, yoksullu¤u, iflsizli¤i efllik ediyor. Açl›k, yoksulluk, iflsizlik gibi toplumsal felaketler, beraberinde toplumsal patlama ö¤eleri bi-riktiriyor. Devrim durumu, art›k salt devrimcilerin iyimser bir beklentisi olmaktan ç›km›fl, burjuvazi için, baz› sermaye sözcüle-ri taraf›ndan ‘toplumsal patlamalar’ fleklinde dile getirilen, karam-sar bir beklentiye dönüflmüfltür.” Gericilik insan›n gözlerini karartmad›¤› sürece, burada, düze-nin çözümsüz sorunlar›n›n y›¤›nlarda hoflnutsuzlu¤u besledi¤i ve dipten dibe patlama ö¤eleri biriktirdi¤ini ve 74

bunlar›n da kendilerini, erken ya da geç, patlamalar biçiminde ortaya koyacaklar› potan-siyel bir zeminin olufltu¤u olgusunun vurgulanmak istendi¤ini görmekte bir güçlük yoktur. Yap›sal bir bunal›m›n pençesinde y›llard›r k›vran›n bir toplumda, çözümsüz sosyal, siyasal ve iktisa-di sorunlar› sürekli büyüyen bir düzen karfl›s›nda, “devrim durumu”ndan öteye, bizzat devrimin kendisi, devrimciler için “iyimser bir beklenti”dir. Bu beklentide somut bir zaman tan›m› hiçbir zaman olamaz. Ama bu, belli somut tarihsel-toplumsal koflullardan hareketle ele al›nd›¤›nda ise, tümüyle soyut bir beklenti, her yer için geçerli genel bir “tarihsel iyimserlik” de de¤ildir. Ondan öte, nispeten daha somut, daha dar bir tarihsel dönemin verilerine dayand›r›lan bir beklentidir. “Türkiye bir devrim ülke-sidir” belirlemesinde ifadesini bulan gerçeklikle ba¤lant›l› bir durumdur. Bu, bunal›m›n a¤›rlaflmas›ndan, s›n›fsal çeliflkilerin keskinleflmesinden ve kitlelerin hoflnutsuzluk birikimlerinin mücadeleci ç›k›fllar olarak ilk belirtilerini ortaya koymalar›ndan ç›ka-r›labilen bir potansiyel e¤ilimdir. Devrimci partilerin buradaki so-mut durumunun ve haz›rl›¤›n›n (öznel etkenin), bu tarihsel potan-siyelin somut bir devrimci patlama olarak ortaya ç›kmas›nda, esasa iliflkin bir rolü yoktur. Devrimci partiler, devrimin patlak verme-sinde de¤il, fakat nesnel dinamiklerin mayalad›¤› devrimci sürecin ancak h›zland›r›lmas›nda ve patlak veren bir devrimin zafere götürülmesinde kendi tarihsel devrimci rollerini oynarlar. Dolay›s›yla, 30 y›ll›k toplumsal gerilimler içinde k›vranan, bu arada iki devrimci yükselifl ve iki de faflist karfl›-devrim yaflam›fl bir ülkede ve yeni bir kitlesel canlanman›n efli¤inde, bir “devrim durumu”nun “devrimcilerin iyimser bir beklentisi” olmas›nda, anormal hiçbir fley yoktur. 1988 Türkiye’sinde bunun tersini, yaln›zca devrim kaçk›nlar› ve reformistler düflünebilirdi. Ve dikkat edilirse, Ekim’in yukar›daki pasaj›nda da vurgu, hiç de devrim-cilerin bu ola¤an iyimser beklentisine de¤il, fakat bunun bir korku olarak, “karamsar bir beklenti” olarak, ayn› zamanda “baz› ser-maye sözcüleri taraf›ndan” da 75


dile getirilmesinedir. Ama bu “iyimser beklenti” aradan geçen bunca y›ld›r bir gerçe¤e dönüflmemifl ya, diyalektikle “cilve”leflmeyi bilen, ama s›ra sürecin mant›¤›n› ve ak›fl›n› anlamaya gelince onu unutanlar, ne kadar da çok yan›ld›¤›m›za iliflkin pek derin sonuçlar ç›kar›-yorlar bundan. Ama Devrimci Proletarya birazc›k tarih biliyorsa e¤er, devrimcilerin bu tür “iyimser beklentiler” içinde bazen ony›l-larca beklemek durumunda kald›klar›n›, ama bazen de, devrimin beklediklerinden de çok erken, hatta bazen en beklenmedik bir s›rada ve biçimde kap›ya geldi¤ini de iyi biliyor olmal›yd›. (Dev-rim tarihçileri böylesi beklenmedik hofl sürprizlerle yüzyüze kalabilen devrimcilerin yan›lg›lar›na tak›lmay› pek severler.) Ama onlar›n niyeti ciddi sorunlar üzerinde so¤ukkanl›l›kla düflünmek de¤il, fakat sözümona birilerinin üstelik “daha y›llar” öncesinden ne kadar da ham hayaller içinde yaflad›¤› üzerine bilgiçlik tas-lamakt›r. Burada küçük bir parantez açarak bu çok bilmifllere soral›m, siz hiç böylesi iyimser beklentiler içinde olmad›n›z m›? Ya da benzer sözler kullanmad›n›z m›? Acaba?! Bunu göstermek için kendimizi çok fazla yormayaca¤›z. T‹KB Merkez Yay›n Organ› Orak-Çekiç yeni yay›n yaflam›na Temmuz 1989’da bafllad›. Yanyana duran iki kapak bafll›¤›n› aktarmakla yetinece¤iz. ‹lki flöyle: “Yeni Bir Devrimci Yükselifl Efli¤inde T‹KB Yafl›yor ve Savafl›yor”. Bu kapak sayfas›n›n solundaki bafll›k olu-yor. Ve flimdi de sa¤›ndakini okuyoruz: “Krizin Derinleflmesi Yeni Bir Devrimci Yükseliflten Duyulan Korku” (say›:63, bafll›ktaki bozukluk orijinalinde). Yaz›lar iç sayfalarda ayn› düflünceleri iflliyor ve tekrarl›yor. fiimdi bu bafll›klar› Devrimci Proletarya’n›n o pek bilgiç diline çevirelim: “Daha Temmuz 1989’da” yeni bir “dev-rimci yükseliflin efli¤inde” oldu¤unu sanan ve egemen s›n›flar›n “yeni bir devrimci yükselifl korkusu” içinde yaflad›klar›n› söyle-yen bir T‹KB! Baflkalar›n›n bir çift sözünü metinlerin derin-liklerinden bulup ç›karan ve üzerine uluorta konuflanlar›n kendi manfletlerini bu kadar kolay unutmalar›na ancak gülümsemeyle bak›labilir. 76

Fakat dahas› var. Bir de T‹KB II. Konferans Belgeleri var. Konferans ki, bir hareketin yaflam›nda bir kilometre tafl› say›l-mal›d›r; konferans belgeleri ki, bir hareketin çizgisi ve de¤erlen-dirmeleri için temel ba¤lay›c› kaynak say›lmal›d›r. I. Bölüm’ünün ilk ana bafll›¤› aynen flöyle: “Dünya, Devrim ve Ulusal Kurtulufl Mücadeleleri Dalgas›nda Yeni Bir Yükseli-fle Gebedir”. (s.11) Denebilir ki, genel bir “tarihsel iyimserli¤in” dile getirildi¤i masum sözlerdir bunlar. Öyle olup olmad›¤›n› görmek için, konuya aç›kl›k getiren pasaja bakal›m o halde: “An-cak içine girdi¤imiz 1990’l› y›llar›n 1980’li y›llar gibi “Beyaz Y›llar” olmayaca¤›n› ummak için fazlas›yla neden vard›r. D›fl görünümün ilk bak›flta hala sürüyormufl gibi görünen olumsuz-lu¤una ra¤men, dünya çap›nda yeni bir devrimci yükselifl kaç›-n›lmazd›r. Üstelik bu yükselifl uzak bir gelece¤in sorunu da de-¤ildir.” (s.34) fiimdi de ayn› temel bölümün ikinci ana bafll›¤›nda s›ra: “Türkiye, Derinleflerek Süren Yeni Bir Devrimci Kabar›fl Sürecini Yafl›yor” (s.46) Bu belgelerin aç›kland›¤› tarihin Temmuz 1991 oldu¤unu da bu arada hat›rlatal›m. Ayn› tespit metinde defalar-ca tekrarlan›yor. Ve “derinleflerek” sürdü¤ü iddia edilen bu “dev-rimci kabar›fl süreci”nin tarihsel-iktisadi arka plan› konusunda sayfalar dolusu söz söyleniyor. Bu arada, EK‹M’e kusur bulmak için tak›ld›klar› ifadeleri “derinlefltiren” flu tür sözlere de yer veriliyor: “Emekçi kitle hareketinde günümüzdeki yükseliflin, dayan›lmaz bir hal alan ekonomik sömürü ile ayn› ölçüde a¤›r ve bunalt›c› olan faflist terör ve bask›lara karfl› tepki birikiminden kaynaklan›yor olmas›, sadece onun köklerinin derinli¤ini göstermekle kalmaz. Bugünkü yükseliflin önümüzdeki dönemde daha büyük ve yayg›n militan devrimci patlamalara dönüflme olas›l›¤›n›n nesnel aç›dan ne denli yüksek oldu¤unu da gösterir.” (s.52-53, vurgular bizim) Geriye bir de, EK‹M’in egemen s›n›flar›n “sosyal patlamalar”dan duydu¤u korkuya iliflkin sözleri kal›yor. Orak-Çekiç’in kapak manfletini yukar›da vermifltik. fiimdi de T‹KB II. 77


Konferans Belgeleri’nin ayn› ara bölümünden okuyoruz: “Düzen sözcülerinin s›k s›k dile getirmekten kendilerini ala-mad›klar› ‘büyük sosyal patlamalar korkusu’, yersiz ve abart›lm›fl bir korku de¤ildir.” (s.56, vurgular orijinalinde) Devrimcilerin, elbette somut tarihsel durumun potansiyel im-kanlar›ndan da hareketle “iyimser beklentiler” içinde olmas›n› ola¤an karfl›layan bizler, onlar›n bu arada somut de¤erlendirme hatalar›na düflmelerini de ayn› ola¤anl›kla karfl›l›yoruz. Dolay›-s›yla biz, bu uzun ve yorucu aktarmalar› yaparken, sözü bunca uzat›rken, hiç de T‹KB’nin flu veya bu zamandaki yan›lg›lar›n› hat›rlatmak peflinde de¤iliz. Biz yaln›zca, bir “sosyalist teori dergisi”nin sosyalizm ve teori ad›na utanç verici olan hafifliklerini sergilemek, bundan sonraki tart›flmalara böyle ciddiyetsizlikleri bulaflt›rmalar›n›n önünü kesmek çabas›nday›z. Yine de, devrimci yükselifl, onun derinleflmesi, “daha büyük ve yayg›n militan devrimci patlamalara dönüflme olas›l›¤›” ko-nusunda en iyimser ve ölçüsüz beklentilerin, bizzat T‹KB yay›n-lar›nda yans›d›¤›n›, T‹KB II. Konferans›’n›n, üstelik ‘90 y›l›n› boydan boya kaplayan kitle hareketinin k›r›ld›¤› bir evrenin ar-d›ndan bunu abese vard›rd›¤›n› da eklemeden geçemeyiz. Dahas› var. T‹KB hiçbir zaman bu yan›lg›s›n› yüreklilikle ortaya koyma gücü göstermedi. Bunu yapmad›klar› gibi, bir de, elimizdeki yaz›-n›n 42. sayfas›nda, kendileri d›fl›ndaki herkesin “abartmac›” oldu-¤u üzerine yüksek perdeden konuflmuyorlar m› bu ayn› kimseler? Oysa bu iddian›n yer ald›¤› bölümün bafll›¤› (“Abartma Hastal›¤›-Rüzgara Göre Yelken”), T‹KB II. Konferans› Belgeleri’ndeki de¤erlendirmelere ne de güzel oturuyor. T‹KB’nin yapmad›¤›n› EK‹M yapt›. Kitle hareketindeki k›r›l-ma ve dönemsel gerilemenin ard›ndan solu kapsayan ve bu ara-da T‹KB’yi belli noktalardan yalayan yeni tasfiyeci dalgan›n mad-di koflullar›n› tahlil eden uzun de¤erlendirmesinde, sorunu ve kendi yan›lg›s›n› bütün aç›kl›¤› ile ortaya koydu: “... Oysa olaylar›n seyri baflka türlü gerçekleflti. ‘90 y›l› 78

ha-reketlili¤i, biz de dahil, yayg›n biçimde yeni devrimci yükseliflin ilk sars›c› safhas› olarak de¤erlendirildi. Hareketin yeni ve daha ileri bir safhaya geçece¤i san›ld›. Halbuki sonraki geliflmeler, bunun, ‘87’de bafllayan hareketlili¤in izledi¤i seyir içinde ulaflt›-¤› en üst ve son safha oldu¤unu, ard›ndan ise bir gerileme ve nispi durgunluk döneminin geldi¤ini göstermekte gecikmedi. Kör-fez savafl› (Ocak-fiubat ‘91) bu gerilemenin bafllang›c›n› iflaretler. ‹flçi hareketi tümüyle durulmad›, fakat eski h›z›n› ve geniflli¤ini kaybetti, mevzii bir nitelik kazand›. Öncü iflçi kitlesini hedef alan genifl çapl› tensikatlar›n iflçi hareketini güçten düflürdü¤ü, ‘87-90 hareketlili¤inin onu bir ölçüde yordu¤u, önderlik bofllu¤u ve örgütlenme zay›fl›¤› nedeniyle politik bir mecraya girmekte zorland›¤› ölçüde çaresizli¤e itti¤i, ücret kay›plar›n›n bir ölçüde telafi edilmesinin ise onu k›smen yat›flt›rd›¤›, zamanla daha iyi anlafl›ld›. Bu geliflme devrimci harekete yeni bir darbe oldu...” (Solda Tasfiyecili¤in Yeni Dönemi, Eksen Yay›nc›l›k, s.23) Bu pasaj›n da içinde yerald›¤› uzun de¤erlendirmede, s›n›f ve kitle hareketi üzerinde oldu¤u kadar devrimci hareket bün-yesinde de son derece olumsuz bir sars›nt› yaratan ‘89 çöküflü-nün, Sovyetler Birli¤i ve Do¤u Avrupa’daki geliflmelerin, bu geliflmelerin nihayet Arnavutluk’taki çöküntüyle doru¤una ç›k-mas›n›n etki ve sonuçlar› çeflitli yönleriyle ele al›nmaktad›r. Bi-zim “daha Nisan 1988’de” pek iyimser beklentiler içerisinde oldu¤umuza tak›lanlar, ‘88 sonras›ndaki bu tarihi önemdeki geliflmelerin Türkiye’deki s›n›f mücadelesinin seyri üzerindeki etkilerini belli ki ak›llar›na bile getiremiyorlar. Diyalektikten bahseden bu çok bilmifller için bir sürecin ak›fl›nda zaman fak-törü, belli bir zaman dilimi içerisinde ortaya ç›km›fl beklenmedik geliflmelerin olaylar›n seyri üzerindeki kaç›n›lmaz etkileri, belli ki hiçbir önem tafl›m›yor. Düflününüz ki, bu sars›c› uluslararas› olaylar›n olumsuz etkilerine ra¤men, 1990 Newroz’unda Kür-distan’da devrimci bir kitle hareketi patlak vermifltir ve 1990 y›l› Türkiye’de boydan boya bir büyük kitle hareketlili¤i dönemi ol-mufltur. Bu arada Zonguldak’ta yayg›n 79


olarak “f›rt›na” diye nite-lenen büyük iflçi hareketlili¤i patlak vermifltir. Yineliyelim ki, tüm bunlar, utanç verici ‘89 çöküflünün sars›c› olumsuz etkilerine ve s›n›rs›z imkanlara sahip gerici burjuva propagandas›n›n bu-nu s›n›rs›z ölçüde kullanmas›na ra¤men olabilmifltir. Oysa “daha Nisan ‘88”de; Do¤u Avrupa ve Sovyetler Birli¤i’ndeki çöküntüyü kim öngörebilirdi ki? “Sosyalizmin par›ldayan günefli” diye bu ayn› arkadafllar taraf›ndan yere gö¤e s›¤d›r›lamayan Arnavutluk’-ta, en utanç verici bir y›k›l›fl›n yaflanabilece¤ini kim bilebilirdi ki? “Daha Nisan ‘88”de diyerek baflkalar› hakk›nda bilgiçce ko-nuflanlar, de¤erlendirme yaparken tüm bunlar› hesaba kat›yorlar m› acaba? Solda Tasfiyecili¤in Yeni Dönemi makalesi, bütün bunlar› ve çok geçmeden ortaya ç›kan etkilerini de¤erlendirmektedir. Bizim her sözümüz genifl okur kitlelerinin ulaflabilece¤i bir yak›nl›ktad›r. Ya T‹KB’nin II. Konferans Belgeleri nerededir? ‘89-91 çöküntüsünün y›k›c› etkilerinin daha somut görülebildi¤i ve kitle hareketinin yükselen dalgas›n›n k›r›ld›¤› bir s›rada toplanan bu konferans›n; “Türkiye, Derinleflerek Süren Yeni Bir Devrimci Kabar›fl Sürecini Yafl›yor” tespitini bafll›¤a ç›karan, bununla yetinmeyip, “Bugünkü yükseliflin önümüzdeki dönemde daha bü-yük ve yayg›n militan devrimci patlamalara dönüflme olas›l›¤›”n›n “ne denli yüksek” oldu¤undan sözeden metinleri nerede? Neden bunlar genifl okur kesimlerinin kolay kullan›m›na sunulmuyor? Y›llar öncesinde söylenenleri y›llar sonras›nda tekrarlayanlar›n bilgiçli¤i Fakat flu “daha Nisan ‘88’de”, üstelik daha “Bahar Eylemleri patlak vermeden önce” söylediklerimiz hakk›nda söyleyeceklerimiz bitmedi. Devrimci Proletarya’n›n “malzeme” sanarak aktard›-¤› cümleyi hemen izleyen paragraf, flöyle bafll›yor: “Toplumsal hoflnutsuzlu¤un oda¤›nda, ön saflar›nda, do¤al olarak iflçi s›n›f› yer al›yor. Önderlik ö¤elerinin ve örgütlenme düzeyinin zay›fl›¤›na ra¤men, Türkiye iflçi s›n›f› belki de 80

tarihin-de ilk kez bir bütün olarak, bir blok olarak yo¤un bir kaynaflma yafl›yor. Bütünüyle dipten gelen bir kabar›flla iflçi hareketi gittik-çe canlan›yor, güç kazan›yor.” Bu, “daha Nisan ‘88’de”, s›n›f hareketinin geliflme dinamizmi-ni ve ‘89 Mart-Nisan’›nda patlak verecek olan Bahar Eylemle-rini, üstelik üstünlükleri ve zay›fl›klar›yla birlikte isabetli bir biçim-de kestirebilmek demektir. Devrimci Proletarya gibilerine, “daha Nisan ‘88’de” ortaya konulmufl bu öngörü önünde e¤ilmek düfler yaln›zca. fiunu da ekleyelim ki yukar›daki de¤erlendirmeler soyut kestirimlere ve kehanetlere de¤il, fakat iflçi hareketinin o günkü somut verilerine, yüzeydeki bu verilerin hareketin derinli¤i ve gelmekte olan dalgas› hakk›nda sunduklar› ilk iflaretlere dayan-d›r›lm›flt›r. Yukar›daki sözlerin devam›nda, s›n›f hareketinin o günkü durumu, sonraki seyri ve karfl›laflabilece¤i muhtemel akibetler hakk›nda söylenen herfley, sonradan olaylar taraf›ndan neredeyse tam› tam›na do¤ruland›. Devrimci Proletarya tersi bir iddiadaysa e¤er, makalenin bu bölümünü ilk f›rsatta popüler “iflçi gazetesi”nde yay›nlamal›, böylece dayanaks›z iddia sahipleri olarak bizi herke-sin önünde teflhir etmelidir. Biz burada, yine T‹KB yay›nlar›yla k›yaslamalar içinde, bu sözkonusu yaz›dan bir kaç vurucu örnek vermek istiyoruz. Makale, s›n›f hareketine iliflkin de¤erlendirmenin ard›ndan, genel grev sorununa geliyor. Önce, “daha Nisan 1988’de”, genel grev hakk›nda söylenenlere bakal›m. “Fakat, denilebilir ki, iflçi hareketinin mevcut birikimini, iflçi s›n›f› saflar›ndaki mücadele istemini, hiçbir fley bugün iflçi hareketinin ortak hayk›r›fl› haline gelmifl ‘‹flçiler Elele Genel Greve!’ slogan› kadar aç›kl›kla anlatamaz. ... Genel grev istemi, kuflkusuz geçmifl birikimlerin temeli üzerinde, fakat bütünüyle tabandan gelen kendili¤inden bir istem oldu...” “Güçlü bir mücadele iste¤inin ifadesi olmakla birlikte, bü-tünüyle kendili¤inden geliflimin bir ürünü olan genel grevin, talep-leri de bu niteli¤ine uygun oluflmufl bulunuyor. Bugün için iflçiler, genel grevi, sermayenin iktisadi sald›r›lar›n› 81


püskürtmenin, ücret-leri yükseltmenin, ifl ve çal›flma yasalar›nda gerekli demokratik de¤ifliklikleri gerçeklefltirmenin, baz› siyasal haklar elde etmenin arac› olarak görüyorlar. Bu taleplerin s›n›rl› siyasal niteli¤i bir yana, büyük ölçüde s›n›f›n kendi özgül talepleridirler. ‹flçi hareketi henüz kendi taleplerini daha genifl bir temel üzerinde ifade ede-bilecek ve kendi d›fl›ndaki halk s›n›f ve tabakalar›n›n taleplerine kendi taleplerinin yan›s›ra yer verebilecek bilinç ve önderlikten yoksundur.” (s.112-113) Ayn› konularda bir de T‹KB yay›nlar›na bakal›m. OrakÇekiç yeniden yay›n yaflam›na, “Bahar eylemleri patlak verdikten” he-men sonra bafll›yor. Buna ra¤men, TemmuzA¤ustos ‘89 tarihli bu 63. say›, s›n›f hareketi üzerine herhangi bir de¤erlendirmeye yer vermiyor. Onu Eylül-Ekim tarihli 65. say› izliyor. 32 sayfal›k bu say›n›n 27. sayfas›n›n dip taraf›nda, okur mektubu türünden küçücük bir yaz›da, “Mart-Nisan eylemleri”ne lütfen de¤inilip geçiliyor. 66. say›dan yaz›k ki yoksunuz ve bir fley diyemiyoruz. Nihayet 67. say›da, yani (bu kez bizim sözlerimizle) “ta Ocak-fiubat 1990”da ve “Bahar Eylemlerinin patlak vermesinden neredeyse bir y›l sonra”, “S›n›f Hareketinde Yaklaflan ‘‹kinci Bahar’, ‘Toplumsal Uzlaflma’ ve Görevler” bafll›¤› tafl›yan bir de¤erlendirmeye rastl›yoruz. Orada ise genel grev hakk›nda ay-nen flunlar söyleniyor: “Türk-‹fl a¤alar›n›n alttan gelen bask›y› hafifletmek ve ha-kim s›n›f aras›ndaki çekiflmede bir bask› unsuru olarak kullanmak için att›klar› ‘Genel Grev” slogan›n›n kuyru¤una tak›l›p sonu hüs-ran olan kolay yoldan baflar› kazanma hayaline kap›l›nmamal›d›r.” (s.23) 67. say›da tabandan gelen genel grev bask›s›n› “Türk-‹fl a¤a-lar›”n›n basit bir manevras› olarak de¤erlendirenler ve bir genel grevi örtülü bir biçimde genel devrimci yükseliflle iliflkilendirenler, yaln›zca iki say› sonra, Nisan 1990 tarihli 69. say›da, “Yükselen Grev Dalgas› ve Genel Grev” bafll›¤› ve “Genel Grev Hakk›nda Birkaç Nokta” ara bafll›¤› alt›nda, bu kez, flunlar› söylemek ihtiya-c› duydular: “‹flçi hareketinin mevcut geliflim seyri, genel grev e¤ilimi-nin 82

güçlenmesi yönündedir. Ancak bunu, devrimci bunal›m›n zirveye ulaflt›¤› koflullarda silahl› ayaklanmaya dönüflen genel grev-le kar›flt›rmak veya genel grevin sadece bu dönemde gündeme gelen bir mücadele biçimi oldu¤unu düflünmek hatad›r.” (s.6) Bu ortaya söylenmifl sözler, gerçekte iki say› önceki bilgiçce sözlerin “düzeltilmesi”nden baflka bir fley de¤ildir. Bu “düzeltme”den itibaren de, “genel grev-genel direnifl” ça¤r›s›nda her-kesi sollad›lar bu arkadafllar. A¤ustos 1990’da bunu bir “kampan-ya”ya çevirenler, Kas›m 1990’da “Dalga Dalga Genel Greve...” manfletiyle “eylem ça¤r›s›” yapt›lar. Kitle hareketinin k›r›ld›¤› ve gerilemeye bafllad›¤› bir s›rada ( Körfez Savafl› esnas›nda), bunu bu kez “Savafla Karfl› ve Faflizme Karfl› Genel Grev/Genel Dire-nifl” ça¤r›s›na çevirdiler. Do¤rusu heyecan ve coflkular›na s›n›r yoktu, havalarda dolafl›yorlard›! Ve nihayet, Ocak-fiubat 1995 tarihli 75. say›da, “Genel Grev, Taktik ve Sloganlar” bafll›kl› bir genel de¤erlendirme yay›nlad›-lar. Burada s›n›f hareketinin geride kalan üç y›l›n› de¤erlen-dirirlerken, “iflçi s›n›f› içinde genel grev e¤ilimi”nin “‘88 y›l› içinde do¤du¤unu, ‘89 y›l›nda genelleflti¤ini bir kaç kez yineledikten sonra (s.16) her zamanki bilgiç pozlarda, aynen flunlar› söylediler: “Bir çok örgüt, ‘Genel Grev’ tespiti yaparak ajitasyonpro-paganda yürüttüklerini söylemektedirler. ‹flçi hareketinin geliflme-si özellikle ‘89 Bahar Eylem dalgas›yla birlikte yapt›¤› at›l›mla adeta kör parma¤›n gözüne dercesine geliflmenin yönünü göste-riyordu. Bu nedenle, bu tespiti yapm›fl olmak kendi bafl›na pek övünülecek bir fley olmasa gerekir.” (s.17) Bunu herkese diyenler, “kör parma¤›n gözüne”nin neden d›fl›nda kald›klar›n›; “ta Ocak-fiubat 1990’da” neden hala tabandan gelen bu iste¤i Türk-‹fl’in bir manevras› sayd›klar›n›; bunun bir taban e¤ilimi oldu¤unu ve herhangi bir genel grev e¤ilimini de her zaman kendi koflullar› içinde de¤erlendirmek gerekti¤ini anlayabilmek için neden ta Nisan 1990’u beklediklerini, elbetteki her zaman oldu¤u gibi es geçiyorlar. Peki ne yap›yorlar? Önemli olan, “sürecin bir bütün 83


olarak nas›l kavrand›¤›, hedef ve sloganlar›n nas›l belirlendi¤i, siyasal ve örgütsel önderli¤in nas›l gerçeklefltirildi¤i”dir, diye buyuru-yorlar. Elbette! Sorunun kavray›fl yan› konusunda bir fikir edin-mek isteyenler, sonrakileri bir yana b›rak›yoruz, komünistlerce “daha Nisan 1988’de” söylenenlere bakabilirler. Daha önce aktard›klar›m›za ek olarak, orada aynen flunlar söyleniyor: “Fakat onu baflar›l› k›lmak, onu örgütlemek ve ona önderlik etmekle mümkündür. Türk-‹fl bürokratlar›n›n bunu yapmaya niyetleri yok. Bu durumda komünistlerin, devrimcilerin, s›n›f bi-linçli iflçilerin tabandan inisiyatifi ele alarak genel grev istemini örgütlü bir giriflime haz›rlamalar› canal›c› bir önem tafl›yor. Türk-‹fl yönetimi bir genel greve niyetli de¤il, ama taban›n güçlü bask›s› karfl›s›nda ondan kolay kolay yakas›n› s›y›rabilecek gibi de de¤il. Herfley tabandaki e¤ilimi beslemeye, güçlendirmeye, yaymaya, eylem giriflimine dönük somut örgütlenmeler yaratmaya ve bü-tün bunlar› Türk-‹fl yönetimi üzerinde somut ve sürekli bir bask›-ya dönüfltürmeye ba¤l›d›r. “Bütün bu acil görevler yaln›zca eylemi baflar›l› k›lmak için de¤il, iflçi hareketini Türk-‹fl yönetiminin muhtemel bir ihanetinin sonuçlar›ndan korumak için de hayati bir önem tafl›yor. Türk-‹fl bürokratlar› bu ihaneti iki türlü sergileyebilirler. Ya flimdiye kadar yapt›klar› gibi oyalamalar ve aldatmacalarla ifli sürüncemede b›ra-k›p eylem potansiyelini eritme yoluna giderek; ya da salt yasak savma niyetine, iflçileri haz›rl›ks›z ve örgütsüz sözde bir genel grev giriflimi ile yüzyüze b›rakarak ve böylece onlar› sermayenin maddi ve moral y›k›ma sürükleyecek sald›r›lar›na aç›k hale ge-tirerek...” (Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi, Eksen Yay›nc›l›k, s.114) Bu son paragrafta vurgulananlar, 3 Ocak eylemi ve sonras›ndaki geliflmeler ›fl›¤›nda yeniden okundu¤unda, görülecektir ki, komünistler, s›n›f hareketinin genel grev istemi ve bas›nc›n›n muhtemel akibetini, neredeyse üç y›l öncesinden, “daha Nisan 1988’de”, tam bir do¤rulukla kestirebilmifllerdir. Düflününüz ki, say›s›z baflka durumla da örneklenebilecek bu aç›k olguya 84

ra¤-men, Devrimci Proletarya’n›n çok bilmifl yazarlar›, bir de kalk›p EK‹M’in s›n›f hareketinin durumuna ve sorunlar›na hiçbir dö-nem do¤ru yaklaflmad›¤› üzerine bofl ahkamlar keserler. (s.45’deki bu pek dehfletli iddiay› daha sonra ayr›ca görece¤iz.) Geriye bir de pratikte yap›lanlar kal›yor. EK‹M’in çok s›n›r-l› güçlerle siyaset sahnesine ç›k›fl›n›, bir örgütsel flekillenmenin ilk tafllar›n› bile 1989 y›l› sonunda ancak döfleyebildi¤i ve ancak 1990 y›l› içinde bir örgütsel güce dönüfltü¤ü gerçe¤ini bir yana b›rakarak, 1990 y›l› içindeki çabalar›n›n, hiç de¤ilse T‹KB kadar oldu¤unu vurgulamakla yetiniyoruz. “Zaafs›z” bir s›n›f hareketi: Masal ve gerçek Devrimci Proletarya’n›n pek bilmifl yazarlar›, “daha Nisan ‘88”i kastederek, EK‹M’in “o zamanlar” ve “y›llar boyu”, s›n›f hareketinde herhangi bir zaaf görmedi¤ini, “iflçi s›n›f›n›n herhan-gi bir zaafla malül oldu¤unu” söylemeyi ise, “iflçi s›n›f›na güven-sizlik” sayd›klar›n› iddia ediyorlar (bkz. ekteki parça). Bir insan›n “Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi” bafll›kl› derlemeyi okuyup da bunu diyebilmesi için, siyasal dürüstlük denilen fleyden zerre kadar nasiplenmemifl olmas›, bile bile en kaba bir yalana baflvurmas› gerekir. Bu, bu tür saçmal›klara yer vermekte bir sak›nca görmeyen bir “sosyalist teori dergisi” pa-y›na da utanç verici bir davran›fl say›lmal›d›r. Ç›k›fl›ndan bugüne kadar, EK‹M’in s›n›f hareketi üzerine tüm de¤erlendirmeleri, konuya iliflkin tek tek her yaz›s›, s›n›f ha-reketinin üstünlükleri ile zay›fl›klar›n› birarada de¤erlendirir. “Si-yasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi” kitab› herkesin önündedir ve bunun en kör gözlerin bile görmezlikten gelemeyece¤i ç›plak bir kan›t›d›r. Biz bu nedenle burada herhangi bir kan›tlama girifli-mini okura sayg›s›zl›k say›yoruz. Merakl›s›na bir de küçük bir not düflüyoruz. E¤er zahmet edilip de Devrimci Harekette Reformist E¤ilim elefltirisi incelenirse, orada ve üstelik “daha Ocak 1989’da”; 85


devrimci hareketteki re-formist e¤ilimin güncel nedenlerinden birinin, tam da iflçi hare-ketinin iktisadi-sendikal zemini henüz aflamayan mevcut yap›s› oldu¤u; reformizmin ayn› zamanda bu yap›ya kendini uyarlamak-tan, s›n›f hareketinin gerili¤ine ve kendili¤indenli¤ine teslim ol-maktan do¤du¤u gerçe¤inin, en kör gözlerin bile görebilece¤i bir aç›kl›kta ortaya konuldu¤u görülecektir. fiunu da ekleyelim ki, bu uzun elefltirel inceleme, yak›n zamanda gerçeklefltirilen libe-ral kuyrukçulu¤un elefltirisinin, kendi zaman›nda ve koflullar›ndaki bir benzeridir. Orada reformist e¤ilimin bu kendine özgü yönü hakk›nda, örne¤in flunlar söyleniyor: “Canl›l›k ve mücadele iste¤i iflçi kitlelerinde var. Fakat ifl-çi hareketi a¤›r ve sanc›l› bir geliflme yafl›yor, henüz iktisadi mücadele ve sendikal hareket çerçevesinde dolan›yor. Devrimci hareketin bir çok grubu umudunu ve çabas›n› bu a¤›r ve sanc›l› geliflime yöneltmifl bulunuyor. Tek bafl›na al›nd›¤›nda bu kuflku-suz olumludur. Fakat bu s›n›f yönelimine uygun bir ideolojik-siyasal yenilenmenin yaflanmad›¤› koflullarda, geçmiflin demokra-tik halkç› çizgisi daha önce de belirtildi¤i gibi, iflçi hareketi ala-n›nda ekonomizm ve sendikalizm olarak üretiyor kendini (...) Kü-çük-burjuva demokrasisinin kendini anti-faflist y›¤›n hareketine uyarlama e¤ilimi, bugün kendini iflçi hareketinin iktisadi-sendikal eylemine ve sorunlar›na uyarlama olarak tekrarl›yor.” (s.68-69) T‹KB’nin bu sa¤lam perspektifi ve onun ürünü de¤erlendirme ve elefltirileri yeni fleylermifl gibi tekrarlayabilmesi için aradan y›llar geçmesi gerekti. Herfley bir yana, onlar s›n›f hareketindeki geliflmenin ve onun devrimci hareketi kendisine çekmesinin tarihi-ni bile do¤ru saptayam›yorlar. Onlar bu “yeni dönemin” 1989 Bahar Eylemlerinden sonra gerçekleflti¤ini zannediyorlar. (Bkz. Devrimci Proletarya, say›:36, s.36) Oysa Ocak 1989 tarihi tafl›yan, yani Bahar Eylemlerini iki ay önceleyen yukar›daki de¤erlendir-me bile, bu geriden gelmeyi göstermeye yeterlidir. Yeni bir dönemin bafllang›c› ‹P-Ayd›nl›k’la birlikte T‹KB’nin iddia etti¤i gibi 1989 Bahar› de¤il, fakat grev hareketinin 12 86

Eylül durgun-lu¤unun ard›ndan önemli bir s›çrama yapt›¤› 1987 y›l›d›r. 1988 y›l›n›n ilk dört ay›n›n verileri ise Bahar Eylemlerini “daha Nisan 1988’de” haber veriyordu. (Bir fikir edinmek isteyenler, Ekim’in Nisan 1988 tarihli baflyaz›s›na, bu baflyaz›dan yukar›ya aktar›lan parçalara bakabilirler.) Fakat bir baflka geç kalm›fl “tekrar”› örneklemeden de geçmeyece¤iz. T‹KB yay›nlar›n› okuyanlar, popüler “iflçi gazetesi”nin ç›k›fl›n›n s›n›f hareketi üzerine ciddi bir de¤erlendirmeye dayand›¤›n›n s›k s›k yinelendi¤ini görmüfllerdir. “‹flçi Gazetesi” bafll›kl› bu pek övülen de¤erlendirmede, “iflçi gazetesi”nin kucaklayaca¤› “ileri” ve “orta düzey” iflçi kategorisi hakk›nda flun-lar söylenmektedir: “Bu kitleyi politik seçim yönünden ayr›ca de¤erlendirecek olursak, belli bir reformist e¤ilim tafl›yanlar›n dahi sosyaldemok-rat partilerle güçlü bir siyasal-örgütsel ba¤lar› yoktur. Oy verme-leri günlük ç›karlar›na daha çok yarayaca¤› içindir. Oportünist-tirler. Burjuva partilere karfl› güvensizdirler. Bu düzende kendi lehlerine az çok önemli bir de¤iflim olmayaca¤›n› bilirler. Buna karfl›n sistemin ezici bask›s›n›n yan›s›ra, güçlü bir devrimci al-ternatifin do¤mamas› günlük ve bireysel ç›karlar›na daha fazla sar›lma tavr›n› güçlendirmektedir.” (Orak-Çekiç, say›:83, A¤ustos ‘93) fiimdi de Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi’nden afla¤›daki de¤erlendirmeyi okuyal›m: “Asl›nda s›n›f›n giderek artan bir kesiminde tecrübe ve sez-gi yoluyla da olsa, yürürlükteki sistemin kendilerine karfl›t bir sistem oldu¤u, patronlarla ç›karlar› karfl›t s›n›f olduklar› bilinci gelifliyor. Sosyalizme aç›k ileri kesimleri, genellikle, sosyal-demokrasiyi bir çare, ard›ndan gidilmeye lay›k bir çizgi olarak gördüklerinden de¤il, henüz inand›r›c›, pratik bak›mdan da mih-rak olabilen baflka bir alternatif bulamad›klar›ndan, ehven-i fler olsun diye destekliyorlar.” (s.105) ‹ki de¤erlendirme aras›nda büyük benzerlik var de¤il mi? Gelgelelim bu ikincisi, daha “o zamanlar”a, yani “Nisan ‘88”in bile öncesine aittir. Ocak 1988 tarihlidir ve sözkonusu olan 87


Ekim’-in bir baflyaz›s›d›r. Demek ki, birilerinin pek övündükleri de¤er-lendirmeler, kendilerinden neredeyse 6 y›l önce ortaya konulmufl-tur ve kendilerine yaln›zca bunlar› y›llar sonra tekrarlamak düfl-mektedir. Bu tür “tekrarlama”lara say›s›z baflka örnek göste-rebilece¤imizden de Devrimci Proletarya’n›n çok bilmifl yazarlar› herhangi bir kuflku duymamal›d›rlar. Komünistler geleneksel hareketin s›n›fa güvensizli¤ini elbet-te s›k s›k vurgulad›lar. Fakat Devrimci Proletarya yazarlar›n›n tahrif ettikleri, çok iyi bildikleri halde bile bile bilmezlikten gel-dikleri basit gerçek fludur ki, komünistler bu güvensizlik itham›n› hiç de s›n›f hareketinin mevcut durumu üzerinden yapmad›lar. Fakat tam da, iflçi s›n›f›n›n Türkiye’nin mevcut s›n›f iliflkileri içindeki konumu ve bu nesnel konum üzerinden oynayabilece¤i temel devrimci rol üzerinden yapt›lar. Komünistlerin geleneksel halkç› devrimci harekete yöneltti¤i s›n›fa güvensizlik elefltirisinin ekseni budur ve bu temelde bir elefltiri yay›nlar›m›zda say›s›z kez yinelenmifltir. Devrimci Proletarya’n›n tahrifatç› yazarlar› bir fikir mi edin-mek istiyorlar? O halde “daha Haziran 1988” y›l›nda, s›n›f hare-keti tarihinin halen de en militan eylemi olmay› sürdüren 15-16 Haziran Direnifli vesilesiyle kaleme al›nm›fl olan afla¤›daki sat›rlar› okusunlar: “'74 sonras› dönem baz› kesimlerde macerac› mücadele anlay›fllar›n›n yan›s›ra ‘ideolojik önderlik’ tezinin de elefltirisi dönemi oldu. Fakat ‘kitlelere’ gitmek baflar›s› gösterenler uzun süre iflçi s›n›f›na gidemediler. Küçük-burjuva s›n›f ortam› ile halk-ç› teori ve politikalar onlar› bundan al›koydu. ‹flçi s›n›f› güçlenen mücadelesiyle onlar› adeta kendine çekti¤inde ise, iflçi s›n›f›n› ‘halk’›n bir parças› ve ‘halk devrimi’nin bir bilefleni olarak gör-mekten öteye geçemediler. “15-16 Haziran direniflinden bu yana 18 y›l geçti. Bu 18 y›l›n ard›ndan, iflçi s›n›f› hareketinin olaylar›n oda¤›na yerleflti¤i bugün, art›k bir çok grup iflçi s›n›f›n›n toplumdaki yerini, rolünü ve önemini kavram›fl olmakla övünebiliyor. Ne var ki, gerçekte, iflçi s›n›f›na güvensizli¤in ifadesi teori ve 88

pratikler büyük darbe-ler yemifl olmakla ve bir çok mevziyi terketmifl bulunmakla birlikte, bu güvensizlik hala yafl›yor. Onun son mevzisi halkç› devrim görüflüdür. Emek-sermaye çeliflkisinin temel çeliflki oldu¤u ve toplumsal geliflmenin eksenini oluflturdu¤u burjuva-kapitalist Türkiye’de, burjuvademokratik devrim görüflü, iflçi s›n›f›na gü-vensizli¤in son direnifl mevzisidir. “Halkç›l›k, Türkiye iflçi s›n›f›n›n, flehrin ve k›r›n emekçilerini ard›na alarak sermaye iktidar›n› devirebilece¤ine, Türkiye devrimini bir proleter devrim olarak baflar›ya ulaflt›rabilece¤ine hala inanm›yor, inanam›yor. ‹flçi s›n›f›na güvensizlik hala yafl›yor.” (Devrimci Harekette Reformist E¤ilim, s.27) Umal›m ki, bu geleneksel güvensizlik kategorisi içinde kendilerini bir yere oturtmakta çok fazla zorlanmazlar bu arka-dafllar. Ve onlara bu vesileyle bir kez daha hat›rlat›yoruz ki, ko-münistleri gerçek konumlar› ve fikirleri üzerinden elefltirmek yo-luna gitsinler. E¤er komünistlerin geleneksel harekete yönelttik-leri “s›n›fa güvensizlik” itham›na yan›t vermek istiyorlarsa, bunu yukar›daki genel çerçeve içinde ele als›nlar ve taktik sonuçlar›na da bu çerçevede yaklaflmas›n› bilsinler. Bu ise öyle “sosyalizm lafazan›” türünden küfürbaz hafifliklerle de¤inilip geçilerek yap›lacak bir ifl de¤ildir. ‹deolojik düzey ve ciddiyet gerektirir. “Diyalekti¤in cilvesi” ya da tahrifat›n zirvesi “EK‹M’in, z›t kutbunda yer alan Ayd›nl›k’la birbirine iki su damlas› gibi benzeyen tespitlerde bulunmas› ‘diyalekti¤in bir cilvesi’ olsa gerek.” (s.41) Espri pek yavan olsa da, iddian›n pek ciddi oldu¤undan kufl-ku duyulamaz. Ya kan›t? “Kan›t” bu iddiay› hemen önceleyen flu sözlerde: “Gelinen aflama göklere ç›kar›lmakta, iflçi s›n›f›n›n geçmifl tüm mücadele deneyim ve birikimi hiçe say›larak, flunlar söylenebilmekteydi: ‘ ... bugünkü iflçi hareketi ... kendi geliflme 89


tarihinin en ileri safhas›na’ ulaflm›flt›r.” Burada, tek t›rnak içindeki italiklerle güya Ekim’den dolay-s›z kan›t gösteriliyor. Demek ki, gelinen aflama göklere ç›kar›l›-yor ve “iflçi s›n›f›n›n geçmifl tüm mücadele deneyimi ve birikimi hiçe say›l›”yormufl! Ard›ndan da kan›t›; önünde üç nokta, ard›n-dan üç kelime ve yeniden üç nokta ve bu kez alt› kelime. Ne müthifl bir kan›tlama! Fakat bizim bir merak›m›z var. Acaba nokta nokta geçilen o boflluklarda neler var? Okur orijinal cümleyi bir de üç nokta olarak geçilen boflluklar› doldurulmufl biçimiyle okumal›d›r. (Üç nokta olarak geçilen ifadeleri büyük harf olarak veriyoruz.) “KONFERANSIMIZ, GEÇM‹fi ONYILLARIN DENEY‹M VE B‹R‹K‹M‹ ÜZER‹NDE YÜKSELEN bugünkü iflçi hareketiN‹N, kendi geliflme tarihinin en ileri safhas›na ULAfiTI⁄I GÖRÜfiÜNDED‹R”. Merak›m›z› giderdik. fiimdi de bir sorumuz var. “Sosyalist Teori Dergisi” alt bafll›¤› tafl›yan Devrimci Proletarya’n›n yay›n kurulunun yüzü, cümleyi burada bu haliyle görünce, hangi renge girecektir acaba? Toplam iki sat›rdan ibaret bir cümleyi kufla çevirmek hangi ihtiyac›n ürünüdür acaba? Siz bir “sosyalist teori dergisi”ni düflününüz ki, s›n›f hareketinin belli bir andaki duru-munu tam da “geçmifl on y›llar›n deneyimi ve birikimi” üzerinde temellendiren ve tan›mlayan bir cümleyi als›n, kufla çevirsin ve sonra da bunu, gerisin geri, cümle sahiplerini “iflçi s›n›f›n›n geçmifl tüm mücadele ve deneyim birikimini hiçe saymak”la itham etmek için kullans›n! Biz tahrifatç›l›¤›n say›s›z örneklerini gördük de, do¤rusu bugüne kadar böylesini hiç görmedik! TDKP teorisyenleri bile ifli bu kadar›na vard›rmam›fllard›. Bu, komünistlerin marksist-leninist çizgisi karfl›s›nda acizlik ve çaresizli¤in kifliyi düflürebilece¤i en utanç verici bir durumdur. Bu, Devrimci Proletarya’n›n kendi okurunu ve T‹KB taban›n› afla¤›lamas›d›r. Bu, EK‹M’i Türk-‹fl borazan› hain Ayd›nl›k gü-ruhu ile benzefltirmek gibi olmayacak bir fley u¤runa, T‹KB’nin EK‹M’de düne kadar varolan sayg›nl›¤›n› 90

havaya uçurmakt›r. Ne mutlu Devrimci Proletarya yazarlar���na! Tahrifat› yapanlar o kadar kaba bir bilinçli tutum içindedirler ki, az yukar›da “devrim durumu” beklentisinden sözederken “malzeme” buldu¤unu sanman›n rahatl›¤› içinde özenle sayfa verenler, bu kez sayfa bir yana kaynak bile vermiyorlar. Az afla-¤›da, bir kez daha afla¤›lanmaya de¤er bir yeni kaba tahrifat yapanlar, bu kez hiç de¤ilse kaynak veriyor görünüyorlar: ‘91 Konferans› Bildirisi! Böyle bir kaynak bilen biri var m›d›r acaba? EK‹M 1. Genel Konferans› Bildirisi, “‘91 konferans› bildirisi” oluyor! Fakat bu “k›saltma” yap›lmam›fl olsayd› bile, yine de bir kaynak gösterme ifllevi göremezdi. Zira bir çok okurun önünde bu ismi tafl›yan bir ba¤›ms›z kaynak yoktur. Tahrifata dayal› bu aktarmalar›, ellerinin alt›ndaki EK‹M 1. Genel Konfe-rans›/De¤erlendirme ve Kararlar’›n (Eksen Yay›nc›l›k) 38. say-fas›ndan yapanlar, bunu okurlar›ndan niçin esirgiyorlar acaba? Y›llar önce, bizim gerçek görüfllerimizi elefltirme yerine, key-fi muhakemesinin ürünü bir karikatürü elefltiren bir baflka tah-rifatç›ya ideolojik mücadele adab› ve ahlak›n›n gereklerini ha-t›rlatmak zorunda kal›rken, flunlar› söylemifltik: “Tart›fl›lan ya da elefltirilen yaz›n›n sayfas› verilir ki, isteyen, tart›flmada tarafla-r›n neler dedi¤ini daha genifl kapsam›yla merak eden, dönüp bakabilsin. Aktar›lan düflünceleri, bütünlü¤ü içinde görme ve de¤erlendime olana¤› bulabilsin.” (Teori ve Program Sorunlar›, s.85-86) “O zamanlar”, bir gün bunlar› Devrimci Proletarya yazarlar›na da hat›rlatmak zorunda kalaca¤›m›z, bizim için elbette düflü-nülemez bir fleydi. Ama bir kez bulaflm›fl ve bafllam›flken, tahrifat›n s›n›r› m› olurmufl! Önce “91 Konferans› Bildirisi”nden “bunlar iflçi hare-ketinin olumlu ya da güçlü yanlar›d›r” vurgusuyla biten bir cüm-le aktar›rs›n›z. Ard›ndan ise holigan a¤z›na yarafl›r bir ifade tar-z›yla, yeni bir yavan espriyi yap›flt›r›rs›n›z: “'En büyük' iflçi s›n›-f›!” (Bkz. D. Proletarya’n›n ekte sundu¤umuz 91


parças›) Fakat okurunuzun, “tüm bunlar iflçi hareketinin olumlu ya da güçlü yanlar›d›r” diye biten bir cümlenin ard›ndan, peki ya “olumsuz ve zay›f yanlar›” için söylenenler nelerdir? diye soraca¤›n› akl›n›za bile getirmezsiniz. Getirmiflseniz bile sorun yok; kayna¤› aç›kça verilmemifl, sayfas› ise zaten gizlenmifl bir pasaj› kim nerede aray›p bulacak da, karfl›laflt›rma yapacak! Oysa bak›n holigan esprisiyle karfl›lanan cümlenin hemen devam›nda, EK‹M 1. Genel Konferans› Bildirisi nas›l devam ediyor: “Nedir ki, tüm bu üstünlüklerine, geçmifle göre sa¤lanan tüm bu ilerlemelere ra¤men, iflçi hareketinin bugünkü düzeyi henüz geri bir geliflme safhas›n›n ifadesidir. ‹flçi s›n›f› hala sendikal mücadele ve örgütlenmenin son derece dar çerçevesi içindedir. Politik bilinci çok zay›f, politik eylemi çok geridir. ‹ktisadi istem-ler ve büyük ölçüde kendisiyle s›n›rl› dar demokratik istemler u¤runa mücadelenin ötesini, henüz yeni yeni ve ancak en gelifl-mifl kesimlerinde zorlayabiliyor. Kendi d›fl›na bakam›yor, nes-nel bak›mdan öncü konumuna sahip bir s›n›f olarak, toplumun öteki emekçi ve ezilen kesimlerinin ç›karlar›na henüz sahip ç›kam›yor. Pratikteki nispi ileri konumuna ra¤men, burjuva bilin-cin güçlü etkisi alt›ndad›r. Yasalar› aflan, belli zamanlarda ifllev-siz k›lan bir eylem yetene¤i kazanm›fl olmakla birlikte, henüz ihtilalci gelenekler gelifltirebilmifl de¤il, vb. Ve kuflkusuz, iflçi s›n›f› hareketinin nedenleri kendisini aflan as›l eksikli¤i ise, öncü iflçi kufla¤› ile birleflmeyi baflarabilmifl bir devrimci s›n›f öncü-sünden (partisinden) halen yoksunlu¤udur. Partiden yoksunluk, devrimci s›n›f önderli¤inden yoksunluk demektir.” (EK‹M 1. Genel Konferans› / De¤erlendirme ve Kararlar, Eksen Yay›nc›l›k, s.38-39) Düflününüz ki, bu de¤erlendirme, Mart 1991 tarihini tafl›yor. Yani Bahar Eylemlerini izleyen 1990 y›l› eylem dalgas›n›n ve Zonguldak madenci f›rt›nas›n›n ard›ndan, komünistler iflçi hareketinin zay›fl›klar›n› bu denli bir so¤ukkanl›l›kla de¤erlendiriyorlard›. Komünistlerin hangi temel de¤erlendirmesine 92

bakar-san›z bak›n, iflçi hareketini üstünlükleri ve zay›fl›klar›yla birlikte ele alan, s›n›f hareketine politik ve örgütsel müdahalenin sorun-lar›n› ve görevlerini de bu çerçevede tan›mlayan ayn› bütünsel yaklafl›m ve de¤erlendirmeyi görürsünüz. fiu veya bu özel yaz›y› de¤il, yazd›¤›m›z herfleyi buna kan›t gösteriyoruz. Bunlar›n bü-yük bölümü kitaplaflt›r›lm›fl halde okura sunulmufltur. Son bir kaç y›la ait olup da henüz kitaplaflt›r›lmayanlar için de ayn› fley en k›sa zamanda yap›lacakt›r. Peki ya bilgiç yazarlar›m›z ayn› fleyi neden yapm›yorlar ve ne zaman yapacaklar? Onlar hiç de¤ilse flu T‹KB II. Konferans Belgeleri’ni genifl okur kesimlerinin kolay kullan›m›na sunmaktan hala da geri mi duracaklar? “‹ki su damlas› gibi”! Haz›r sözünü etmiflken, bir de resmi aç›klamaya göre EK‹M I. Genel Konferans› ile ayn› tarihte toplanm›fl T‹KB II. Kon-ferans›’n›n ayn› konularda neler söyledi¤ine bakmaya de¤mez mi? fiimdi s›k› dural›m ve “Türkiye, Derinleflerek Süren Yeni Bir Devrimci Kabar›fl Sürecini Yafl›yor” bafll›¤› tafl›yan ayn› ana bölümden okuyal›m: “Bütün emekçi s›n›f ve tabakalar›n sempati ve deste¤ini de kazanarak h›zl› ve atak bir geliflim gösteren iflçi s›n›f› hareketi, devrimci bir öncünün önderli¤inden yoksun oldu¤u halde, kit-leselli¤i, yayg›nl›¤›, yarat›c›l›¤›, giderek artan militanl›¤› ve siyasal özellikleri ile daha flimdiden çarp›c› boyutlar kazanm›flt›r. ‹flçi hareketi içindeki canlanman›n iyice belirgin bir karakter kazand›¤› 1987 y›l›nda yap›lan yasal grevlerin say›s› (toplam 307 grev ile) son on y›l›n toplam›na yak›nken, canlanman›n art›k at›l›ma dönüfltü¤ü 1990 y›l› içinde bu say›, grev hakk›n›n ya-salaflt›¤› 1963 y›l›ndan bu yana görülen en yüksek say›ya ulaflm›fl-t›r. Lenin, kitle grevlerinin say›s›ndaki yükselifli, ‘proleter kitlele-rin ba¤›ms›z rol oynad›¤› ulusal çapta büyük bir bunal›m›n’ göstergelerinden biri olarak kabul eder. ‹flçi s›n›f› hareketinin yaln›zca flu son iki y›l içinde ‘ 93


‘89’ Bahar At›l›m›’, ‘ ‘90’ 1 May›s”, ‘Zonguldak Grevi ve Ankara Yürüyüflü’, ‘3 Ocak Eylemi’ gibi flimdiden Türkiye iflçi s›n›f› tarihinin unutulmaz eylemleri aras›na giren kitlesel direnifller gerçeklefltirmifl olma-s›n› da, yükselen hareketin ulaflt›¤› boyutun bir baflka anlaml› göstergesi olarak kabul etmek gerekir.” (T‹KB II. Konferans Bel-geleri, s.48) Bu metindeki bütün vurgular (siyahlar) orijinaline aittir. Okur bu vurgulu ifadeleri, Devrimci Proletarya’n›n EK‹M I. Genel Konferans› Bildirisi’nden aktard›¤› ve sonra da bir holigan

94

Orijinal yay›nda yeralan ek metin: espriy-le karfl›lad›¤› ölçülü ifadelerle karfl›laflt›rmal›d›r. Fakat dahas› var. EK‹M 1. Genel Konferans›, s›n›f hareketi-nin olumlu yönlerine iliflkin ölçülü ifadelerini, onun zaaf ve ek-sikliklerinin ayr›nt›l› bir sunuluflu ile birlefltirmifltir. Oysa “önderlik bofllu¤u” vurgusu d›fl›nda, T‹KB II. Konferans Belgeleri’nde bu konuda ciddi bir fley bulman›z mümkün de¤ildir. Orada size hep olumlu özellikler ve potansiyeller en abart›l› ifadelerle tekrarla-n›p durulur. Durumlar› bu olan, ileri iflçilerin “pijamal› soytar›-l›k” diye and›¤› “3 Ocak Eylemi”ni bile “flimdiden Türkiye iflçi s›n›f›n›n unutulmaz eylemleri” içine sokan bu insanlar, daha bir de baflkalar› hakk›nda uluorta konuflmuyorlar m›! Tart›flmam›z›n bu bölümünü, dayanaks›zl›¤› ölçüsünde ya-van bir espri aflk›na diyalektikle cilveleflenlere diyalekti¤in ger-çekte nas›l “cilve” yapt›¤›n› göstermeden bitirirsek ifli eksik b›rakm›fl oluruz. Devrimci Proletarya, yaz›s›n›n 48. sayfas›nda ‹P-Ayd›nl›k çevresini elefltirirken, “Ayd›nl›k’›n selefi Saçak dergisi”sini hedef alarak, flunlar› söylüyor: “‘Ekmek’ talebinin Ekim Devrimi’nde tafl›d›¤› önemle ‘89’larda esas olarak 12 Eylül’ün ücret politikalar›na karfl› geliflen Bahar Eylemleri aras›nda birebir paralellik kurdu. Eylemlere kat›lan iflçi say›s›n› dönemin tahlilinde bafll›ca verilerden biri kabul eden Lenin’i ‘referans’ olarak kulland›.” Ard›ndan tümüyle hakl› olarak, Ayd›nl›kç›lar›n al›nt›lar ya-parken “sahtekarca” davrand›¤›n›, Lenin’in 1905 Devrimi Üzerine Konferans bafll›kl› konuflmas›nda, “ekonomik ve politik grevle-rin içiçe geçmesi”nden hareketle konufltu¤unu, “bir devrim döneminde” bunun tümüyle farkl› bir anlam tafl›d›¤›n› vurgulad›-¤›n› belirtiyor ve bunu Lenin’den parçalar aktararak kan›tl›yor. (s.49) Buraya kadar çok güzel! Peki, ‹P-Ayd›nl›kç›lara bunlar› söy-leyenler, T‹KB II. Konferans Belgeleri’nden yukar›ya aktard›¤›-m›z uzun s›n›f hareketi de¤erlendirmesinin tam göbe¤inde yer-alan (grevlerin dökümü ile bafllay›p Lenin’in 95 ünlü ifadesine ba¤-lanan) sözlere ne diyecekler? Lenin’in “bir devrim dönemi” üzerinden söylediklerini al›p 1987-1991 döneminin bar›flç›l iflçi eylemlerine uygulayanlar


II. BÖLÜM

Demokrasi mücadelesi sorunlar› Sol hareketin sa¤›-solu ve demokrasi mücadelesi

Devrimci Proletarya’n›n “Öncülük ve Kuyrukçuluk” bafll›kl› yaz›s›, adet oldu¤u üzere, ele ald›¤› konuya iliflkin olarak Türkiye sol hareketinin geçmifline flöylece bir “gözatan” k›sa bir girifl bölümüne sahip. Bu girifl, baz› genel geçer gözlemlerin ard›n-dan, söylediklerinden bir ara sonuç ç›karmaktad›r. Buna göre, “devrimci güçler”, iflçi s›n›f› içinde daha düflük düzeyde olmak üzere, bugüne kadar kitleler içinde “s›n›rl› bir etkinlik durumu-nu” bir türlü aflamam›fllard›r. Tarihsel bir devaml›l›¤a sahip bu temel zay›fl›¤›n elbette bir kayna¤› olmal›d›r. Bu flöyle tan›m-lan›yor: “Bu zay›fl›¤›n kayna¤›, Türkiye devrimci hareketinin en ‘güçlü’ damar›d›r. Kendili¤indencilik, kuyrukçuluk, kitle hareketinin öncüsü de¤il artç›s› olmak, onu devrimci iktidar mücadelesine do¤ru ilerletecek müdahale iradesinden yoksunluk.” 97


(Devrimci Proletarya, say›:36, s.34-35) Daha ileride, bu “irade yoksunlu¤u”nun anti-faflist mücadele perspektifindeki darl›k ve “halkç›” kimlik üzerinden ideolojik te-mellerine de de¤iniliyor. Bunun sunuluflu üzerine söylenecekler elbette var. Fakat bizi flimdilik bu ilgilendirmiyor. Bizi burada as›l ilgilendiren, yukar›daki aktarmay› hemen izleyen sözlerdir. Bu sözlerin ilk bölümünü aynen aktar›yoruz: “Sözünü etti¤imiz, Marksist-Leninist bir çizgi ve programa, s›n›f mücadelesini ileriye götürecek do¤ru taktik ve sloganlara sahip olunmakla birlikte kadrosal güçlerinin azl›¤›, özellikle s›-n›f içindeki ba¤lar›n›n, volan kay›fllar›n›n zay›fl›¤› nedeniyle bun-lar› kitlelere maletmekte zorlanma de¤ildir. Bugün komünist ön-cünün durumu budur.” (a.g.d., s.35) “Durumu bu” olan “komünist öncü”den kastedilen, do¤al ola-rak T‹KB’dir. Bir “öncü” örgüt olarak T‹KB’nin devrimci konu-mu, direniflçi gelene¤i, geleneksel hareket içindeki kendine özgü konumu -tüm bunlar herhangi bir tart›flma gerektirmiyor. Hiç de¤ilse bizler için. Komünistler T‹KB’yi tüm bu yönleriyle sa-hiplenmifller, özel bir ilgiye konu etmifllerdir. Fakat sorun kitleler üzerinde etkinlik kurmak, onlar›n mücadelesine önderlik etmek ve yön vermek olunca, Devrimci Pro-letarya’n›n bu çerçevede “komünist öncünün durumu” üzerine söyledikleri ancak flaflk›nl›k ve hayretle karfl›lanabilir. Bu, Devrim-ci Proletarya’n›n, T‹KB’nin 20 y›la yaklaflan geçmiflini yerli ye-rine oturtmaktaki yetersizli¤ini ve yap›sal zaaflar›n› anlamakta-ki isteksizli¤ini gösterebilir yaln›zca. Buna, kendine nesnel ölçüt-lerle ve sükunetle bakma plan›ndaki yeteneksizlik de denebilir. Diyelim ki bu yeteneksizlik baflka baz› sorunlar sözkonusu oldu¤unda önüne geçilmez bir duygusal zaafiyet olarak kendini gösteriyor olsun. Ama hiç de¤ilse s›n›f hareketiyle ve kitlelerle iliflkilerdeki darl›k, zay›fl›k ya da kitle mücadelelerine devrimci bir çizgide önderlik sözkonusu oldu¤unda, Devrimci Proletarya “komünist öncü” hakk›nda baflka baz› fleyler söyleyebilmeliydi. Ama hay›r, ona göre, “komünist öncü”de her fley do¤ru, 98

isabetli, yerindedir de, fakat “kadrosal güçlerin azl›¤›” ve “volan kay›fllar›-n›n zay›fl›¤›”, sonuca gitmedeki yetersizli¤in biricik nedenidir. Bu sonunucusu, “komünist öncü”nün, iflçiler için “kurultay”, ö¤renciler için “platform”, mahalleler için “komiteler”, sendikalar için “DSB” türünden “volan kay›fllar›” üretme hevesine de aç›k-l›klar sa¤l›yor. Fakat burada gözden kaç›r›lan basit bir do¤ru (kü-çük bir ayr›nt›!) yok mudur? Marksist-leninistler için “volan ka-y›fllar›” kitlelerin mücadele içinde do¤mufl gerçek örgütleridir. Ya “kurultay”, “platform” ve “komite” türünden örgütler? Bun-lar kitlelerin mücadele içinde do¤mufl kendi örgütleri midir? Yoksa “komünist öncü”nün kendi çeperini kapsayan ve elbette bu ara-da kitlelere de benimsetilmeye çal›fl›lan “yan örgütler”i midir? K›sa bir süre önce bir baflka vesileyle de söyledik; ciddi zaaf-lar ya da yetersizlikler, ciddi tahlil ve de¤erlendirmeler gerekti-rir. Bunun baflar›lamad›¤› bir durumda ya zaaf korunur, ya da ayn› temel üzerinde fakat bu kez tam tersinden zaaflara düflülür. Devrimci Proletarya’n›n Türkiye sol hareketinin tarihini kit-lelerle iliflki ve kitle mücadelelerine önderlik aç›s›ndan irdeleyip de, yaln›zca sa¤c› ve kuyrukçu zaaflar ile genel olarak “halkç›l›-¤›” görmesi, fakat halkç›l›¤›n kendine özgü bir türü olan solcu ve komplocu “öncü savaflç›” e¤ilimleri gözden kaç›rmas› bir rast-lant› olabilir mi? Oysa birazc›k dikkat ve sükunet gösterilebilse kolayca görülebilirdi ki, “devrimci güçler”in sa¤c› zaaflar›ndan dolay› gerçeklefltiremediklerini, örne¤in T‹KB’nin kendisi de, “solcu” zaaflar›ndan dolay› gerçeklefltirememifltir. “Öncü savafl” anlay›fl›n›n, bunun ürünü komplocu örgütlenme ve çal›flma tarz›-n›n afl›lamayan etkileri, bunu olanaks›z k›lm›flt›r. S›k s›k ve gururla “‘68’lere kadar giden kökleri”nden sözedilen; T‹KB II. Konferans Belgeleri’ndeki de¤erlendirmelere gö-re, ilki “1974-75 döneminde”, “ikinci ve daha büyük olan› ise, ... 1977-79 y›llar› aras›nda” ele geçen iki tarihi f›rsat› “düpedüz harcayan”; yine ayn› Belgeler’e göre 1979 y›l›nda 99


marksist-lenin-ist bir kimli¤e, programa ve tüzü¤e kavuflan; 12 Eylül’deki dire-niflçi gelene¤i ile sa¤lad›¤› büyük bir prestij ve elde etti¤i avantajlara ra¤men (II. Konferans Belgeleri’ne göre) 1987-89 y›l›nda “üçüncü bir tarihi f›rsat”› daha “harcayan”; ve resmi kuru-lufl tarihi üzerinden al›nd›¤›nda bile bugün 17 yafl›nda olan bir “komünist öncü” düflününüz ki, kendi durumunu geleneksel hareketin durumundan ay›r›rken, bunu “güç yetersizli¤i” ile aç›kl›yor olsun. Bu aç›klamaya inan›labilir mi? Bu tür bir aç›klamada her-hangi bir ciddiyet, herhangi bir inand›r›c›l›k olabilir mi? Bütün iyilikleri do¤ru çizgi ve “kökleri” ‘68’lere kadar uzanan “T‹KB kadrolar›” ile; bütün kötülükleri ise bir zamanlar bu ayn› “T‹KB kadrolar›” içinde yer alan baz› “dönekler”, “hainler” ve “kaçak-lar”la izah eden bu bak›flaç›s›n› ele almak için vaktimiz olacak. Fakat flimdilik konumuz bu de¤il. Bunu T‹KB üzerine, T‹KB’-nin tarihsel süreci ve ideolojik evrimi üzerine bütünsel bir de¤er-lendirmede ele almak en do¤rusudur. ‹nan›yoruz ki, bizzat T‹KB kaynaklar›na dayal› so¤ukkanl› bir de¤erlendirmeyle, bu yeterli aç›kl›kla ortaya konulabilecektir. Yukar›ya aktard›¤›m›z sözlerin ikinci bölümüyle as›l konuya girmek istiyoruz: “Kastedilen Ayd›nl›k gibi iflçi s›n›f› içindeki burjuva ajanlar›ndan, sa¤l› ‘sol’lu küçük-burjuva devrimci hareketlere kadar paylafl›lan ortak paydad›r”. Bu “ortak payda”, hat›rlanaca¤› gibi, “kendili¤indencilik” ve “kuyrukçuluk”tur. Devrimci Proletarya, sözkonusu yaz›s›nda, bu “ortak payda” etraf›nda dört hareketi ele al›yor: ‹P, TDKP, MLKP ve EK‹M. Yaz›n›n EK‹M’e iliflkin her sat›r›, onun buraya kaba bir zorlama olarak, “politik” ihtiyaçlar›n bir sonucu olarak dahil edildi¤ini gösteriyor. Bu bafllang›çta “iki su damlas›” teorisi ve “diyalekti¤in cilvesi” dokundurmalar› ile kamufle edilmeye ça-l›fl›l›yor (s.41). Fakat daha ileriki sayfalarda, buna daha a¤›rbafll› ve bilimsel bir temel kazand›r›l›yor. Oradan okuyoruz: “Ekonomik taleplerin siyasal taleplere, her türden güncel 100

talebin devrim ve sosyalizm hedefine ba¤lanmas›, s›n›f mücadelesinde temel bir ay›rdedicili¤i olan, devrimci bir ilkedir. Soruna oportünist yaklafl›mlar Türkiye’de de as›l olarak iki ana uçta toplanmaktad›r: Birincisi ve esas olan›, hareketi ekonomik-sendikal taleplerle s›n›rlayan, ‘siyasal’ talepler ad›na da ‘hükümete karfl› siyasal mücadele’ çizgisinde yürüyen reformculuk -en kaba haliyle ekonomizm- ve devrim ve sosyalizm hedef ve propagan-das›n›n bulan›klaflt›r›lmas›d›r. ‹kincisi ve ve tali olan› ise -bu, tehlikesiz oldu¤u anlam›na gelmez- devrim ve sosyalizmin ta-leplerini yükseltmek ad›na iflçi s›n›f›n›n mevcut bilinç ve örgütlü-lük düzeyinin gözard› edilmesi; devrimimizde özgül bir önem tafl›yan ve s›n›f›n öncü misyonu gere¤i tüm kesimlerden daha fazla omuzlamas› gereken anti-faflist, anti-emperyalist mücade-le görevlerine horgörüyle bak›lmas›d›r. “Birinci ak›m› Ayd›nl›k-‹P hainleri baflta olmak üzere TDKP, MLKP(K) gibi sa¤ oportünist örgütler, ikinciyi ise K›z›l Bayrak dergisi ve Ekim çevresi temsil etmektedir.” (s.46-47) Bu uzun al›nt›n›n ilk paragraf›n›n son sözleri, EK‹M’in konumunu de¤il, fakat T‹KB’nin çizdi¤i ve bir kal›p olarak tekrarlamaktan bir türlü b›kmad›¤› EK‹M karikatürünün ana çizgilerinden birini veriyor. Buna göre, EK‹M, anti-faflist, anti-emperyalist mücadeleyi, bir baflka ifadeyle, demokrasi ve ba¤›m-s›zl›k istemlerini ve mücadelesini küçümsüyor. Yukar›daki iddias›n› say›s›z kez temcit pilav› gibi yineleyip durmaktan bir türlü b›kmayan T‹KB, EK‹M’in bu kadar çok ilgi gösterdi¤i bu sözde zaaf›n› nedense bir türlü temel belgelere dayanarak ortaya koymak yoluna gitmiyor. Bu arkadafllar kan›t-lar›yla ortaya konulmayan, fakat buna ra¤men y›llarca tekrarlan›-l›p durulan iddialar›n, basit ve yak›fl›ks›z spekülasyonlar s›n›f-lamas›na girdi¤ini nedense bir türlü anlamak istemiyorlar. Ç›k›-fl›ndan bu yana EK‹M, devrim sorununu ve Türkiye devriminin toplumsal-siyasal sorunlar›n› bir çok temel belgede yeniden ve yeniden ortaya koymufltur. ‹lk ç›k›fl belgelerinden EK‹M 3. Genel Konferans›’n›n son 101


de¤erlendirmelerine kadar. May›s 1987 tarihli Platform Tasla¤›’n›n 74-75. sayfalar› demokrasi ve ba¤›ms›zl›k sorunlar›n›n Türkiye devrimi içinde ele al›n›fllar› üzerinedir. Burada, bu sorunlar›n genel devrim mücade-lesi içindeki yeri, son derece aç›k ve net ifadelerle ortaya ko-nulmufltur. Ocak 1989 tarihli Devrimci Harekette Reformist E¤ilim incelemesinin ikinci ana bölümü neredeyse tümüyle “Demokrasi Mücadelesi” sorunu üzerinedir. Burada sorun geleneksel hareke-tin perspektifleri üzerinden sayfalar boyu tart›fl›lm›flt›r. (s.108-123) Nisan-A¤ustos 1989 tarihli Devrimci-Demokrasi ve Sosyalizm kitab›, bu sorunlar› bafltan sona tart›flman›n ötesinde, “Emperya-lizme ve Kapitalizme Karfl› Demokratik Devrim” bafll›¤› alt›nda, “Emperyalizme karfl› mücadele(nin) farkl› toplumsal ve iktisadi koflullarda farkl› anlam ve muhteva tafl›d›¤›” sorununu ele alarak, geleneksel burjuva-demokratik önyarg›lar› elefltiriyor. (2. bask›, s.120-126) Mart 1990 tarihli EK‹M I. Genel Konferans› Belgeleri’nde, “demokrasi sorunu”, önce Bildiri’nin temel bir maddesi olarak ortaya konulmufl (s.37-38) ve sonra da “Demokratik ‹stemler ve Sosyalizm Perspektifi” bafll›¤› alt›nda soruna koca bir bölüm ay-r›lm›flt›r. (s.207-227) Ayn› belgeler içinde yeralan ve Türkiye’de demokrasi mücadelesinin temel bir ö¤esini oluflturan Kürt Ulu-sal Sorunu bafll›kl› temel bölüm de cabas›. (s.157-205) Daha yak›n zamana gelirsek; EK‹M’e özünde T‹KB ile ayn› konumdan elefltiriler yönelten M. Y›lmazer’le yap›lm›fl polemikte, bu sorunlar bir kez daha etrafl›ca ele al›nm›flt›r. Ve nihayet, Devrimci Proletarya’n›n duydu¤u rahats›zl›¤›n as›l kayna¤› olan liberal kuyrukçulu¤un elefltirisinde, bafltan sona demokrasi mü-cadelesi sorunlar›n›n tart›fl›lmas› bir yana, kitab›n ana bölümlerin-den biri tam da “Sermaye ‹ktidar› ve Demokrasi Mücadelesi” bafll›¤› tafl›maktad›r. (Liberal Demokratizmin Politik Platformu, s.37-52) Ve bu 102

bafll›k alt›nda, hiç de yaln›zca Devrimci Prole-tarya’n›n pek “ekmeklik” buldu¤u TDKP de¤il, fakat T‹KB de içinde geleneksel hareketin tümü hedef al›n›p elefltirilmektedir. Burada herkesin anlayabilece¤i bir sadelikte ve en kötü niyetli-lerin bile görmezlikten gelemeyecekleri bir aç›kl›kta denilir ki, sorun hiç de demokrasi mücadelesini önemsememek ya da küçümsemek de¤ildir; sorun, sermaye iktidar› koflullar›nda bu mücadelenin nas›l bir devrim perspektifi içinde ele al›naca¤›d›r. Bu ayn› zamanda 1987’den bugüne geleneksel hareketi çekmeye çal›flt›¤›m›z as›l tart›flma ve çat›flma platformudur. Ve T‹KB de içinde, geleneksel hareketin tümünün “troçkizm”, “yar›-troçkizm”, “demokrasi mücadelesinin küçümsenmesi”, “faflizmin gözden kaç›r›lmas›”, “küçük-burjuvazinin hesaba kat›lmamas›” türünden içeriksiz bir bofl laf y›¤›n›yla bo¤untuya getirerek kaçt›klar› plat-form da budur. Buna defalarca iflaret ettik. Ne ilginçtir ki, Dev-rimci Proletarya’y› EK‹M’i yapay bir biçimde “kuyrukçuluk” paydas›na dahil etmeye yöneltecek kadar rahats›z eden Liberal Demokratizmin Politik Platformu elefltirisi, aynen flu sözlerle biter: “Ve art›k kavramalar› gerekir ki, sermaye iktidar› koflullar›nda, demokrasi mücadelesi sözkonusu oldu¤unda, bir marksist devrimci ile bir liberal demokrat› kesin çizgiler ile birbirinden ay›ran temel tart›flma ekseni, bu mücadelenin önemsenmesi ya da küçümsenmesi de¤il, fakat onun nas›l bir genel perspektif için-de ele al›nd›¤›d›r. “Lenin’in, marksist devrimcinin sorunu ele al›fl›na iliflkin ola-rak söyledikleri flunlard›r: ‘Demokrasi sorununun marksist çözü-mü, proletaryan›n, burjuvazinin devrilmesini ve kendi zaferini haz›rlamak üzere, bütün demokratik kurumlar› ve özlemleri kendi s›n›f savafl›m›nda seferber etmesidir.’ “‹ki Taktik’ten olur olmaz aktarmalar yapanlar›n, günümüz Türkiye’si için son derece anlaml› olan bu temel düflünceyi ›srarla görmezlikten gelmeleri bir rastlant› olabilir mi? (s.115116) Devrimci Proletarya ise hem bu sözleri görmezlikten gelir 103


ve hem de binbirinci kez EK‹M’in anti-faflist anti-emperyalist mücadeleyi küçümsedi¤i (yeni tabirle, “horgördü¤ü”!) üzerine konuflur. Dahas› bunu EK‹M’i “sa¤ oportünist kategori”nin z›dd› bir “sol oportünist” kategoriye koyman›n temel dayana¤› yapar. Ne de kolay bir niteleme! EK‹M’in say›s›z temel belgesi ortada duruyorken bunlar›n hiçbirini görmez de, gider Sivas katliam›n› protesto gösterisine kat›lan bir yoldafl›n bir muhabir üslubuyla kaleme ald›¤› küçük bir yaz›n›n küçücük bir ifadesini bulur ve üstelik ba¤lam›ndan kopararak, demek oluyor ki kabaca tahrif ederek, sözünü etti¤i “horgörmeye” bir kan›tlama olarak kullan›r. Ne de kolay bir kan›tlama! Tek bafl›na bu niteleme ve kan›tlama “kolayl›¤›” bile, Devrimci Proletarya’n›n EK‹M’i gerçek konumu üzerinden tart›fl›p elefl-tirmekten aciz oldu¤unu gösterir. T‹KB, tart›flma ve elefltirilerin-de temel belgelerimizi ve gerçek çizgimizi esas almad›¤› sürece, onun bu aczini de bizler b›kmadan yineleyip duraca¤›z. Anti-faflizm ve sermaye iktidar› Fakat temel belgelerimiz üzerinden gerçek görüfllerimizin elefltirisine bu davet, hiç de, okur mektuplar› da dahil, sayfalar›m›zda ç›km›fl her sat›r›n (dolay›s›yla flu veya bu yanl›fl›n) so-rumlulu¤unu üstlenmekten kaç›nmak için de¤ildir. Biz, yukar›da an›lan da dahil, ki tek örnek de¤ildir, Devrimci Proletarya’n›n “malzeme” sand›¤› metinler ve onlar›n tek tek “c›mb›zlanm›fl” cümleleri üzerinde özellikle duraca¤›z. Zira bu, EK‹M elefltirisi yapmak ad› alt›nda nelere ihtiyaç duyuldu¤unu en vurucu bir biçimde sergilemenin ötesinde, bunu yapanlar›n ideolojik kav-ray›fllar› konusunda da önemli aç›kl›klar sa¤layacakt›r. Bu ne-denle de konuyu da¤›tmak pahas›na da olsa, böylesi ayr›nt›lar› atlamadan ilerleyece¤iz. EK‹M’e iliflkin her sat›r› kaba bir tahrifat örne¤i olan Devrimci Proletarya yaz›s›, ayn› tahrifatç› tutumu sözkonusu muhabir mektubu üzerinden de gösteriyor. 104

‹ddias›na flöyle bafll›yor: “Siz, Sivas Katliam’n› protesto eyleminde yüzbinlerin anti-faflist sloganlar› hayk›rmas›n› küçümseyeceksiniz. Herhalde bunu ‘politikleflme’ olarak görmeyeceksiniz!” (s.52) Oysa sözkonusu yaz›da sözde küçümsenenler hiç de “yüzbinler” de¤il, fakat geleneksel ak›mlar›n kan›ksanm›fl ve içerik olarak çarp›t›lm›fl anti-faflist sloganlar›d›r: “Belli misyonlar›n temsilcili¤ini üstlenmifl dergi pankartlar›nda yaz›lanlara ve bu pankartlar›n arkas›ndan yükselen sloganlara dikkat ediyorum özellikle. Pankartlar›n bir ço¤unda ‘Faflizme ölüm halka hürri-yet!’, ‘Faflizme karfl› omuz omuza!’, ‘Faflizme karfl› tek yumruk tek barikat!’ ve ‘Sivas faflizme mezar olacak!’ yaz›lar› yaz›l›. At›-lan sloganlar da pankartlarda yaz›lanlardan farkl› bir içeri¤e sa-hip de¤il. San›rs›n ki 1993’de de¤il de 1968’de yafl›yorsun. Fi-ziki olarak 1993 Türkiye’sinde yaflayan bu devrimci hareketler, ideolojik olarak 1968’i yafl›yorlar hala!” Bu bir küçümseme de¤il, fakat do¤ru ya da yanl›fl, yaln›zca bir elefltiridir. Bunun hiç de soyut ve sebepsiz bir elefltiri olma-d›¤›, az afla¤›daki sat›rlardan bütün ç›plakl›¤› ile anlafl›labilir. Gösterilerde, Türkiye’nin kendi siyasal mücadele tarihi içerisinde bulan›klaflm›fl, devletten çok devlete ba¤l› baz› yan faflist örgütlenmeleri akla getiren sloganlar yerine, dosdo¤ru devleti he-def alan sloganlar›n bizzat kitleler taraf›ndan at›ld›¤› belirtilmek-te, komünistlerin eylemde bunlara sahip ç›kmak, ç›plak biçimde devleti hedef gösteren bu sloganlar› öne ç›karmak tutumunu be-nimsedikleri vurgulanmaktad›r. Devrimci Proletarya bu sözleri tahrif edip, sahte bir öfke gösterisi içinde ideolojik içerikli bir tart›flmaya “yüzsüzlük” türün-den küfürler bulaflt›raca¤›na, bir parça anlama gücü gösterseydi görecekti ki, bu sloganlar geleneksel harekete mensup belli grup-lar›n alamet-i farikalar›d›r ve elefltiri bu gruplar› ve onlar›n yerleflik “anti-faflist kültürü”nü hedef al›yor. Bu hiç de bu sloganlar› reddetmek ya da kullanmamak için bir neden de¤ildir. Fakat zaten sözkonusu mektubun amac› ve vurgusu da bu de¤ildir “Öncülük ve Kuyrukçuluk” bafll›¤› 105


tafl›yan bir elefltiri girifliminin, anti-faflist mücadelenin bu kadim “öncü”lerinin dar ve çarp›k bilincini hedef alan bir elefltiriyi anlayamamas› gerçekten ilginçtir. Yap›lan pek mi yanl›flt›r? E¤er gerçekten öyleyse, yaz›lar›n›n girifl bölümünde kendili¤indencili¤in ideolojik temeli olarak sunulan flu belirlemenin ne k›ymeti olabilir ki: “Militan ve tempolu bir tarzda sürdürülen anti-faflist mücadelenin emperyalizme, iflbirlikçi burjuvazi ve toprak a¤alar›na karfl› devrim ve sosyalizm kavgas› olarak yürütülmesi gerekti¤i, dergi sayfalar›nda en fazla bir süs olmaktan ileriye gidemedi.” (s.35) Bunu diyenler, Türkiye’de hayli çarp›k bir içerik kazanm›fl, adeta burjuva s›n›f egemenli¤ini ve devleti gizleyen bir örtüye dönüflmüfl anti-faflist halkç› retorik yerine, aç›kça sermaye devleti-ne iflaret eden sloganlar›n öne ç›kar›lmas›na karfl› tav›r alabili-yorlarsa e¤er, ne dediklerinin fark›nda de¤iller demektir. Sivas katliam›n› protesto gösterileri üzerinden perspektiflerimizi tart›flmaya pek hevesli Devrimci Proletarya, pekala kusurlar da içerebilecek bir muhabir mektubuna itibar etmek yerine, neden tam da ayn› say›n›n ayn› konuyu ele alan Baflyaz›’s›n› tart›flm›-yor? Bak›n›z orada (ve üstelik ayn› konuda) neler söyleniyor: “Dün, ‘80 öncesinde, hiç de¤ilse demokratik halk devrimi, demokratik halk iktidar› fliarlar› s›n›r›nda duran bir çok devrimci grup, flimdilerde ‘demokrasi mücadelesi’ gibi belirsiz, düzen içi kanallarda bo¤ulmaya son derece elveriflli bir zeminde hareket etmeye özel bir e¤ilim duymaktad›r. Sivas katliam›na karfl› yü-rüyen kitleler sermayenin devletini hedef alan fliarlar at›yorlar. Kitlelerin bu durumu bile ‘demokrasi mücadelesi’ belirsizli¤inin ilerisinde bir tutumun ifadesidir. Komünistler bu tepkileri ‘Kah-rolsun sermaye iktidar›!’ devrimci fliar›yla daha aç›k hedeflere yönlendirmelidirler. Devrimci iktidar perspektifinin somut bir ifa-desidir bu.” (Ekim, say›:77) Devrimci Proletarya, söyleyeceklerini bu sözler üzerinden söylemelidir. Fakat daha flimdiden söylediklerini aktarmadan geçemeyiz. 106

Soylu bir görünüm fakat yapay bir öfke içinde, bize aynen flunlar söyleniyor: “Türkiye’de anti-faflist anti-emperyalist mücadelenin özgül önemini inkar etmek bir yana, kavga alanlar›nda bunun hakk›n› vermeyen bir ak›m›n bile yaflama flans› yoktur!” (s.52) “‹nkar” bir yana, “küçümseme”nin bile Devrimci Proletarya’n›n kendi hüsnü kuruntusu oldu¤u gerçe¤ini bir yana b›rak›yoruz. Fakat bu arkadafllar›n samimi bir safl›kla “anti-faflist mücadele” sorununu bizim en zay›f yanlar›m›zdan biri sayd›klar›n› ga-yet iyi biliyoruz. ‹flin ilginç ve dikkate de¤er yan›, tersinden de bizim, kendini onunla ��zdefllefltirecek kadar anti-faflizme duyduk-lar› özel e¤ilimden dolay› bu arkadafllar›n en zay›f yanlar›ndan biri olarak, geleneksel hareketin demokratizm ideolojisini aflmak-ta en çok zorland›klar› alanlardan biri olarak, tam da bu ayn› konuyu görmemizdir. O halde sorunu her yönüyle tart›flmaktan ve bu alanda kesin bir hesaplaflma yaflamaktan baflka bir ç›kar yolumuz yok. Bu arkadafllar birazc›k sabrederlerse e¤er bu tür bir tart›flma ve çat›flmaya zorunlu olarak gireceklerini göreceklerdir. fiimdilik flu kadar›n› söyleyelim. Biz, “Türkiye’de anti-faflist anti-emperyalist mücadelenin özgül önemini inkar etmek bir ya-na, kavga alanlar›nda bunun hakk›n› vermeyen bir ak›m›n bile yaflama flans›” olmad›¤›n› biliyoruz. En az sizin kadar! Peki siz bu mücadeleyi sermayenin s›n›f iktidar›n› gözlerden kaç›racak, faflizmin ve emperyalizmin iktisadi ve toplumsal dayanaklar›n› karartacak, hiç de¤ilse geri plana itecek kadar öne ç›karman›n ne demek oldu¤unu gerçekten iyi biliyor musunuz? 1930’lar›n ve 1940’lar›n görkemli anti-faflist mücadelelerinin tarihini bil-di¤inizden kuflkumuz yok. Peki ya bu görkemin öteki yüzünü ve sonras›n› biliyor musunuz? Fransa’daki ve ‹talya’daki görkem-li anti-faflist kurtulufl mücadelelerinin neden devrimle de¤il de, komünist partilerin burjuva koalisyonlar› içinde erimesiyle, sava-fl›n sarst›¤› kapitalist düzenin yeniden oturtulmas›n›n payanda-lar›na dönüflmesiyle sonuçland›¤›n› biliyor musunuz? Umar›z biliyorsunuzdur, bunu tart›flma zaman› 107


geldi¤inde birlikte görece¤iz. T‹KB’nin kendine Do¤u Avrupa’daki anti-faflist halk devrimlerini model ald›¤›n› bildi¤imiz için, flimdiden ek bir soru daha soruyoruz: Siz, Arnavutluk ve Yugoslavya d›fl›ndaki Do¤u Avru-pa ülkelerindeki devrimleri, K›z›l Ordu’nun varl›¤› ve Sovyetler Birli¤i ile emperyalist dünya aras›ndaki güç iliflkileri d›fl›nda gerçekten kavrayabiliyor musunuz? Sizce örne¤in Polonya’da iktidar›n al›nmas›, fakat Fransa’da al›namamas›, bu iki ülke par-tilerinden ilkinin do¤ru bir anti-faflist mücadele perspektifine sahip-ken, oysa ikincisinin bundan yoksun olmas›ndan dolay› m›d›r? Tabi bir de Türkiye’nin yak›n tarihi var. Herfleyi içeri¤i kitle-ler taraf›ndan dar ve çarp›k anlafl›lan anti-faflist fliarlara kilitle-yen; sermaye s›n›f›n› ve onun devlet iktidar›n› gölgede b›rakan bir anti-faflist mücadelenin akibetini de biliyoruz. Garip olan bunu sizin de biliyor görünmenizdir. Bunu biliyorsunuz da “Sivas’›n katili sermaye devletidir!” diye hayk›ran sloganlar› öne ç›karmay› neden anti-faflist mücadelenin küçümsenmesi say›yorsunuz ki? Anti-faflizme pek tutkun, kendini adeta bununla özdefllefltiren Devrimci Proletarya, 58. sayfas›nda “anti-faflist anti-emperyalist mücadele diye bir sorunu olmayan K›z›l Bayrak ve Ekim” diye buyurduktan sonra, bir kaç sat›r altta devam ediyor. “Ekim ve K›z›l Bayrak sayfalar›nda ‘faflizm’, ‘faflist diktatörlük’ gibi söz-cükleri arayanlar, hayal k›r›kl›¤›na u¤rayacaklard›r”. Görmek istemeyen gözden daha körü olmazm›fl. Görebilmeniz için kendinizi kendi uydurman›z peri masallar›ndan kurtarman›z gerekir. Biz, Devrimci Proletarya’n›n bu pek hüzünlü sözlerine karfl›-l›k olarak, Ekim’in daha en bafltan sorunu nas›l formüle etti¤i-ni aktarmakla ve onu as›l tart›flma alan›m›za bir kez daha davet etmekle yetinece¤iz: “Türkiye’de bugün ç›plak bir sermaye dik-tatörlü¤ü var. Faflizm bu sermaye diktatörlü¤ünün ald›¤› somut biçimdir. Faflizme karfl› mücadele, bu diktatörlü¤ün biçiminde de¤iflim yaratmaya indirgenmeyecekse e¤er, -ki bu burjuva re-formizmine kap›n›n aralanmas›d›r-, bu diktatörlü¤ü 108

y›kmak, burjuvazinin siyasal ve iktisadi egemenli¤ine son vermek mü-cadelesinin bir parças›d›r yaln›zca.” “Kapitalist düzene ve burjuva siyasal iktidara karfl› verilecek bir mücadele, burjuva güçler hakk›nda en ufak bir hayal yaratmaz. ‘Faflizme karfl› ve demokrasi için’ mant›¤›, bu tür ha-yallerin topra¤›d›r. Bunu devrimci hareketin son 15 y›ll›k dene-yimi de aç›kl›kla göstermifltir. Burjuva bir toplumda siyasal demokrasiyi -ki burjuva demokrasisidir- siyasal strateji olarak benimsemek, kaç›n›lmaz olarak reformizme götürür. Devrimci-demokrasinin bugün bu stratejik hedefe devrimci yollardan var-may› amaçlamas›, yar›n liberalleflerek yozlaflmas›na engel de¤il. 12 Eylül sonras›nda, Dev-Yol, Kurtulufl ve TDKP önderliklerin-de liberal tasfiyeci e¤ilimlerin bu kadar kolay yeflermesi, bin-lerce militan›n sanc›s›z bir flekilde burjuva reformist harekete kat›lmas›, fakat kendini yine de belli bir vicdan rahatl›¤›yla ‘dev-rimci’ olarak görmesi vb., bütün bu olgular rastlant› de¤ildir ve salt karfl›-devrimin yaratt›¤› y›lg›nl›¤›n sonuçlar› olarak da görülemezler.” (SHP Solculu¤u, Ekim, say›:12, Eylül 1988) Solun gerçek tablosuna ara bir de¤inme “‹ki su damlas›” teorisine ve “diyalekti¤in cilvesi” esprisine bilimsel bir görünüm kazand›ran o a¤›rbafll› sözlere geri dönelim. ‹P, TDKP ve MLKP’nin sa¤ taraf›nda, EK‹M’in ise sol taraf›nda yerald›¤› bu tablonun merkezinde kimin yer ald›¤›n› kestirmek zor de¤il herhalde. Bu “komünist öncü”, yani T‹KB’dir. Fakat birbirine ba¤l› iki soru var. ‹lki bu tablonun hangi ölçülere göre çizildi¤i ve ikincisi, T‹KB’nin bu tablonun merkezinde hangi ay›rdedici özellikleriyle durdu¤udur. Bu sorular› Devrimci Pro-letarya’dan yan›t almak için formüle etmiyoruz. Zira “yan›t”› sö-zü edilen paragrafta zaten var. Buna göre tablonun sa¤ taraf› (‹P, TDKP, MLKP) güncel talepleri devrim ve sosyalizm hedefine ba¤lamak niyetinden ya da yetene¤inden yoksun; “sol” taraf› (EK‹M) ise, “devrim ve sosyalizm taleplerini yükseltmek ad›na”, güncel taleplere 109


ve “devrimimizde özgül bir önem tafl›yan ... anti-faflist antiemperyalist mücadele görevlerine” karfl› ilgisiz. “Ekonomik talepleri siyasal taleplere, her türden güncel talebin devrim ve sosyalizm hedefine” ba¤layan T‹KB’nin yeri ise ma-lum. Tablonun çürüklü¤ünü göstermek ve Türkiye sol hareketinin bugünkü gerçek tablosu yerine yeni bir karikatür denemesiyle yüzyüze oldu¤umuzu görmek için, tablonun bu özeti bile kendi bafl›na yeterlidir. Zira, örne¤in, tablonun “sol” kanad›na (EK‹M) yak›flt›rd›¤› fleylerin gerçek de¤il, fakat Devrimci Proletarya’n›n kendi hüsnü kuruntusu oldu¤u gösterildi¤inde, tablonun bir ka-nad› çökmekle kalm›yor, EK‹M ile T‹KB’nin ayn› konumda oldu¤u gibi bir yan›lsama da ç›k›yor ortaya. Devrimci Proletarya, sa¤ ve “sol” gibi kendi bafl›na çok fley anlatmayan s›n›flamalar yerine, küçük-burjuva demokrasisinin devrimci ve reformist kanatlar› ile proleter sosyalizmi gibi te-mel e¤ilimlerin temsilcisi ak›mlar üzerinden düflünseydi, bu s›n›f-sal konumlar›n programatik ay›rdedici özelliklerinden gitseydi, bu konumlar›n s›n›f hareketinin sorunlar›na yaklafl›mlar›na yans›malar›n› da buradan irdeleseydi, muhakkak ki daha farkl› so-nuçlara var›rd›. Böyle bir durumda, ideolojik plandaki tüm zaaflar›na ra¤men MLKP gibi bir devrimci grubu, hiç de zaten düzen içi olan ‹P, ya da art›k düzen içi bir ak›ma dönüflmüfl bulunan TDKP ile ayn› kefeye koymazd›. ‹kincisi, temel ölçütler üzerinden gidildi¤inde, T‹KB lehine olan tüm farkl›l›klara ra¤men, T‹KB ile MLKP’nin son tahlilde ayn› ara yerde, sosyalizm ile devrimci-demokratizmin aras›nda bir yerde bulunduklar›n›; T‹KB sosyalizme daha yak›nken, MLKP’nin ise demokratizme daha ya-k›n durdu¤unu görmekte çok da zorlanmazd›. Solun tablosunu tahlil için y›llard›r tüm temel yaz›lar›m›zda ortaya koydu¤umuz gerçek bilimsel ölçütleri burada yinelemeyi gerekli görmüyoruz. Bunun yerine, Devrimci Proletarya’n›n “ek-meklik” bularak sataflt›¤›, fakat nedense içeri¤ini muhatap al›p tart›flmak varken, Sivas katliam› gösterileri ve 1 May›s eylemi gibi muhabir yaz›lar›na, ya da “Plaspen bildirisi” türünden gün-delik metinlerin tahrifat›na s›¤›narak geri durdu¤u 110

Liberal Demok-ratizmin Politik Platformu’ndan bir parçay› buraya aktarmakla yetiniyoruz. Burada, sorunun özü, kapitalizm koflullar›nda demok-ratik siyasal istemlerin, bunlar›n bir toplam› olarak demokrasi mücadelesinin, siyasal iktidar mücadelesi içindeki konumu ve tan›m›nda odaklaflmaktad›r deniliyor ve flöyle devam ediliyor: “Ya bu istemleri, siyasal özgürlü¤ün kazan›lmas› genel hedefine göre, ayn› fley demek olan ‘tam demokratikleflmifl bur-juva toplumu’ stratejik hedefine göre tan›ml›yorsunuzdur; sizin için demokrasinin kazan›lmas›, temel stratejik bir hedef duru-mundad›r. Durum buysa, bu sizin burjuva-demokratik bir ufku aflamad›¤›n›z› ve burjuva s›n›f iktidar› koflullar›nda demokrasi sorununu liberal-reformist bir tarzda ele ald›¤›n›z› gösterir. Baflka türlü düflünmek mümkün de¤ildir; zira sermayenin siyasal s›n›f iktidar› koflullar›nda, burjuvazinin devrilmesi ve iktidar›n prole-tarya taraf›ndan ele geçirilmesi, yani bir proleter devrim perspek-tifi ve mücadelesi içinde ele al›nmayan, ona ba¤lanmayan bir demokrasi mücadelesi, burjuva düzenin temellerine dokunmaz ve gerçekte küçük-burjuva demokratik bir platformun ifadesi olarak kal›r. Hiçbir ara ‘devrimci iktidar’ formülü bu basit teorik gerçe¤i de¤ifltirmez. Kald› ki, sorunun bu tarzda bir yanl›fl ele al›n›fl›, mücadelenin herhangi bir devrimci iktidar mücadelesi düzeyi-ne ulaflmas›n› da olanaks›z k›lar. Zira bu, gerçek bir iktidar pers-pektifinden yoksunluk platformu, bir iktidars›zl›k platformudur ki, bu ele al›fl›n reformist niteli¤i ayn› zamanda buradan gel-mektedir. “Ya da, tüm demokratik istemleri, eksiksiz bir biçimde, fa-kat toplumsal devrim stratejik hedefi içinde formüle ediyorsunuzdur; sizin için demokrasinin kazan›lmas› mücadelesi, sermayenin s›n›f egemenli¤inin devrilmesi ve iktidar›n proletarya taraf›ndan ele geçirilmesi mücadelesinin zorunlu bir parças› ve vazgeçilmez bir olana¤›d›r. Bu ise sizin, demokrasi mücadelesi konusunda marksist bir perspektife sahip oldu¤unuzu, burjuva s›-n›f egemenli¤i koflullar›nda, demokratik istemlerin devrimci bir formülasyonunun tek olanakl› çözümünü ortaya koydu¤unuzu 111


gös-terir. Bu perspektif içinde, ‘burjuva demokratik reformlar, devrimci s›n›f mücadelesinin, yani sosyalist devrimin yan ürünüdür’ler (Lenin). Bu perspektif anlam›n›; tüm temel demokratik istemler u¤runa burjuvaziye karfl› kararl› bir mücadelenin yürütülmesinde, bu do¤rultuda ‘y›¤›nlar› kesin eyleme çekerek, her temel demokratik istem u¤runa savafl›m› yo¤unlaflt›r›p, proletaryan›n burjuvaziye sald›r›s›na kadar, yani burjuvaziyi mülksüzlefltiren sosyalist devrime kadar vard›rarak, bu istemlerin, reformist de¤il devrimci biçimde formüle edilmesi’nde (Lenin) bulmaktad›r.” (Eksen Yay›nc›l›k, s.43) Devrimci Proletarya’n›n önünde ise iki yol var: Ya buradaki perspektifin yanl›fll›¤›n› devrimci teorik elefltirinin gücüyle orta-ya koymak, ya da bu perspektifin sundu¤u temel ak›mlar tab-losu içinde kendi yerini aç›kl›kla belirlemek. Y›¤›n hareketinin nesnel ve öznel yönü EK‹M I. Genel Konferans›’n›n hemen öncesinde, Ocak 1991’de, Ekim, yeni mücadele y›l›n› vesile ederek, ‘91’e Girerken bafll›kl› bir baflyaz› yay›nlad›. Bu yaz› Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi isimli derleme kitapta ayr›ca yay›nland›. (Bkz. Eksen Yay›nc›l›k, s.69-77) ‘91’e Girerken, ‘90 y›l›n› bafltan bafla kaplayan, toplumun çok de¤iflik kesimlerini kapsayan, ama oda¤›nda belirgin biçim-de iflçi hareketinin bulundu¤u büyük kitlesel hareketlili¤i ele al-maktad›r. Komünistlerin daha sonra özelefltirel bir de¤erlendir-mesini yapt›klar› “devrimci yükselifl” tespitinin kesin ifadelerle yerald›¤› yaz›d›r sözkonusu olan. Yaz› ‘90 y›l›n› boydan boya kaplayan kitlesel hareketlili¤in Zonguldak madenci direnifliyle doru¤una ç›kt›¤› bir esnada ve 3 Ocak eylemi ile Mengen Barikat›’n›n hemen öncesinde kale-me al›nm›flt›r. Doru¤undaki bir kitle hareketinin yayd›¤› iyimser-lik do¤al olarak tüm yaz›ya hakimdir. Önce 3 Ocak soytar›l›¤›, ard›ndan Mengen Barikat›, nihayet Körfez Savafl› bahane edile-rek tüm grevlerin yasaklanmas› ve bunun ard›ndan, 112

büyük bölümü ‘89-90 y›l› eylemlilikleri içinde öne ç›km›fl öncü kuflak iflçilerden oluflan yüzbinlerce kiflilik tensikatlar, iflçi hareketinde büyük bir k›r›lmaya yolaçt›. Böylece ‘90 y›l› hareketlili¤inin yeni bir devrim-ci yükseliflin ilk evresi olma özelliklerine ve dinamizmine sahip olmad›¤› pratikte görüldü. Olaylar, yan›ld›¤›m›z› gösterdi ve biz bu yan›lg›y› çok erken bir tarihte tahlil edip ortaya koyduk. (Bkz. Solda Tasfiyecili¤in Yeni Dönemi) Bu girifl nedensiz de¤ildir. Sözkonusu yaz›, s›n›f hareketinin ‘90 y›l› boyunca yaflad›¤› geliflmeden, özellikle de onun en ileri düzeyi olan ve sadece genifl iflçi kesimlerini de¤il, tüm toplumu da etkileyen Zonguldak madenci direniflinin ortaya ç›-kard›¤› baz› dikkate de¤er belirtilerden hareketle, Türkiye’de, s›n›f mücadelelerinin ve devrimin sosyal ve siyasal çehresi hakk›nda belli ç›karsamalar yapmaktad›r. (Hemen ekleyelim ki, hareketin sonradan u¤rad›¤› k›r›lma, bu de¤erlendirmelerin ne do¤rulu¤unu ve ne de önemini hiçbir biçimde de¤ifltirmiyor. Zira sözkonusu olan, yaln›zca, kitle hareketinin ulafl›lm›fl düzeyden daha ileri bir düzeye o aflamada geçemeyip geçici bir gerileme içine girmifl olmas›d›r. Bu tür k›sa ya da uzun süreli gerilemeler, gerilemeyi önceleyen geliflme düzeyinin anlam›n›, önemini ve sundu¤u veri-leri hiçbir biçimde de¤erden düflürmez.) Toplumda karfl› karfl›ya duran iki temel s›n›f (“s›n›fa karfl› s›n›f!”); iflçi s›n›f›n›n öteki emekçi s›n›f ve tabakalar› etkileme ve ard›ndan sürükleme gücü ve yetene¤i (“devrimimizin sosyal çehresi ve karakteri”); kitle mücadelelerinin o günkü düzeyinde bile “proleter araç ve yöntemler”in bask›n niteli¤i vb. üzerine gözlemlerin ard›ndan, yaz›da, flu ifade ile bafllayan bir bölüme geçiliyor: “Son olarak, y›¤›n hareketinin bu genel görünümlerinin ötesinde, bugünkü düzeyiyle onun bilinç ve önderlik düzeyine, bununla ba¤lant›l› olarak fliarlar›na, ileriye sürdü¤ü istemlerine bir göz atal›m.” ‘91’e Girerken yaz›s›n›n bu ifadeyle bafllayan bölümünü yandaki sütunlarda oldu¤u gibi veriyoruz. Hemen alt›na da Dev113


rimci Proletarya’n›n elefltiri ad› alt›nda bu bölümden ç›kard›¤› karikatürü koyuyoruz. Okur bunlar› birlikte incelemeli, Devrimci Proletarya’n›n tutumunun bir anlama güçlü¤ünden mi, yoksa ka-ba tahrifata duydu¤u özel e¤ilimden mi kaynakland›¤›na kendisi karar vermelidir. Bize göre ikisi de sözkonusudur. Yap›lan tahrifatlar› somut olarak gösterece¤iz. Ama daha önemli gördü¤ümüz sorun, ser-gilenen anlay›fl k›tl›¤›d›r. Tahrifat e¤ilimi pekala belli bir kolayl›k-la terkedilebilir. Ama kitle mücadelelerinin sorunlar›na ve özel olarak da demokrasi mücadelesinin ele al›n›fl›na iliflkin gelenek-sel önyarg›lar›n terkedilmesi, deneyimlerin de gösterdi¤i gibi, çok da kolay olmamaktad›r. Zira bu içsellefltirilmifl bir düflünüfl tarz›-d›r, bir ideolojik kültürdür. Son derece aç›k bir parçadan elefltiri ad› alt›nda ç›kar›lan sonuçlar gösteriyor ki, Devrimci Proletarya, ne kitle hareketinin nesnel ve öznel yönü aras›ndaki son derece kritik ayr›m›, ne ser-mayenin s›n›f egemenli¤i koflullar›nda demokrasi mücadelesinin devrimci ve reformcu ele al›n›fl› aras›ndaki temel ayr›m›, ve ne de, y›¤›nlar›n demokrasi mücadelesi içinde e¤itilmeleri sorunu-nun marksist-leninist anlam›n› ve içeri¤ini yerli yerine oturta-bilmektedir. Bu üç sorundaki ideolojik zaafiyet ise, Devrimci Pro-letarya’n›n ideolojik bilinci aç›s›ndan hiç de hofl bir tablo sun-muyor. Birinci sorundaki zay›fl›k, “Öncülük ve Kuyrukçuluk” üzerine konuflan bir yaz› pay›na bir talihsizliktir. Son iki sorunla ilgili zay›fl›k ise, kendini küçük-burjuva sosyalizminden ayr› bir yere koymak iddias›na gölge düflürmektedir. Elbette iflin tahrifat yan›n› önemsememezlik etmiyoruz. Her-fley bir yana, okur dönüp Devrimci Proletarya’dan ekte yay›n-lad›¤›m›z uzun bölüme bütünlü¤ü içinde bakarsa, burada tart›fl-makta oldu¤umuz elefltiri karikatürünün, tam da, EK‹M’in de-mokrasi mücadelesine “so¤uk bakma”s›n›n, onun “demokrasi ve özgürlük istemini ... ‘lekeli’ bir talep olarak görme”sinin ve do-lay›s›yla bu u¤urda mücadele etmeyi reddetmesinin, tüm bu peri masallar›n›n kan›t› olarak ileri sürüldü¤ünü görecektir. 114

Bu durum-da, tahrifat› sergilemek, iddiay› çökertmek için asl›nda kendi ba-fl›na yeterlidir. Fakat bu tahrifat›n gerisinde ayn› zamanda bir “anlama güçlü¤ü”, bir yanl›fl düflünüfl tarz› da bulundu¤u için, ve bu ideolojik kavray›fl› sergilemek daha özel bir önem tafl›d›¤› için, biz yaln›zca tahrifat› göstermekle s›n›rlamayaca¤›z kendi-mizi. Bafllayabiliriz. ‘91’e Girerken yaz›s›n›n, ‘90 y›l› kitle hare-ketinin ve özellikle sars›c› boyutlar kazanan Zonguldak Direnifli’-nin belirli verilerinden hareketle, Türkiye devriminin karakteri ve sosyo-politik çehresi hakk›nda baz› ç›karsamalarda bulundu¤u-nu söylemifltik. Buna, komünistlerin, kitle hareketinin bir yükselifl y›l›nda a盤a ç›kard›¤› belli verilerden hareketle kendi devrim anlay›fllar›n›n do¤rulu¤unu gösterme çabas› da diyebiliriz. Kuflkusuz bu çaba, ayn› zamanda, yeni dönemde siyasal de-mokrasi program›na indirgenmifl “geri programlar”a ayn› kitle hareketinden dayanaklar bulma giriflimlerini bofla ç›karma amac›-na da yöneliktir. Bu ilgili bölümde (bkz. yanda sunulan metin) “‹fl-Ekmek-Özgürlük!” program› üzerinden aç›kça örneklenmek-tedir de. Zonguldak direniflçileri demokratik istemler ileri sürüyor, ekmek ve demokrasi kavgas› verdiklerini söylüyor ve buna uy-gun fliarlar yükseltiyorlard›. Yeni dönem liberalleri baflta olmak üzere baz› küçük-burjuva demokrat gruplar ise, aç›k ya da örtülü, bunda, kendi geri programlar›n›n kitle prati¤i taraf›ndan do¤-rulanmas›n› görüyorlard›. Ortada küçümsenmeyecek bir sorun bulundu¤u tart›flmas›zd›r. Kimler kendi programlar›na, daha do¤rusu izledikleri devrim stratejilerine kitle hareketinin hangi yönünden nas›l bir dayanak bulmaya çal›fl›yorlard›, bunun aç›kl›k kazanmas› önemliydi. Tam bu noktada, ‘91’e Girerken yaz›s›n›n yanda sundu¤umuz bö-lümünün girifl cümlesine yeniden bak›lmal›d›r. Burada, y›¤›n hareketinin “nesnel görünümleri” ile “bilinç ve önderlik düzeyi”, yani öznel yönü/görünümleri aras›nda ayr›m yap›lmakta ve “son olarak”, sorunun bu ikinci yönüne geçilmektedir. Zira tasfiyeci oportünizm, demokrasi mücadelesi 115


eksenine dayal› bir sözde dev-rim stratejisine, tam da kitle hareketinin bu alanda (“öznel yön”) sundu¤u verilerden hareketle dayanak bulmaya çal›flmaktayd›. Çok biliniyormufl gibi görünen sözkonusu ayr›m, gerçekte ciddi bir kafa kar›fl›kl›¤› alan›d›r. S›n›f hareketinin, daha genel planda kitle hareketinin bu iki farkl› yönü/görünümü aras›nda do¤ru bir ayr›m yapamamak, Türkiye sol hareketinin yaflad›¤› en temel yan›lg›lardan biridir. Her türlü abartma ya da tersinden küçüm-semelerin temel nedenlerinden biri de budur. Ya hareketin kap-sam› ve dinamizminden hareketle, fakat bilinç ve önderlik düzeyi gözden kaç›r›larak, abartmalara; ya da tersinden, hareketin nesnel varl›¤› ve geliflme potansiyeli bir yana b›rak›larak, mevcut bilinç ve önderlik düzeyinden hareketle, küçümsemelere düflülür. Ayn› özden kaynaklanan bu iki farkl› tutum, kendili¤indencilik ve kuy-rukçulukta birleflir. Öyle durumlar olur ki, y›¤›nlar›n eylemi ileri bir düzeyde, fakat bilinci tersinden geri bir düzeyde olur (15-16 Haziran Direnifli). Fakat öyle anlar, durumlar da olur ki, y›¤›nlar›n eyle-mi, biçim yönünden geri bir düzeyde ve örne¤in bar›flç›l, fakat buna ra¤men bilinci nispeten ileri bir düzeyde olabilir. Bizde il-ki nispeten kolayca anlafl›labilmektedir de, ikincisine pek ak›l erdirilememektedir. Bu, kitle hareketini yaratan, s›n›f mücadele-sini keskinlefltiren dinamikler ile, bilincin bundaki rolünü yerli yerine oturtamamaktan kaynaklanan bir kavray›fl zay›fl›¤›n›n ürünüdür. (Sorunun daha genifl bir ele al›n›fl› için bkz. Teorinin Yoksullu¤u, III. Bölüm, Teori ve Program Sorunlar› içinde, s.63-84) Lenin’in 1913 tarihli bir gözlemini, bu anlama güçlü¤ünün giderilmesine bir parça katk›da bulunabilir inanc›yla buraya ak-tarmak istiyoruz. “Siyasal ve iktisadi grevler dalgas› öylesine yükselmifltir ki, Rusya bu aç›dan, bir kez daha, en geliflmifl ülkeler dahil, dünyadaki, bütün devletlerden öndedir.” diyen Lenin, fakat hemen ard›ndan flunlar› ekliyor: “S›n›f bilincine varm›fl iflçi, bu gerçe¤e bakarak, özgür ülkeler proletaryalar›n›n, örgütlenme ve y›¤›nlar›n s›n›fsal e¤itimi aç›s›ndan bizden ne kadar ilerde 116

ol-duklar›n›, kuflkusuz, unutmamal›d›rlar.” (Tasfiyecilik Üzerine, Sol Yay›nlar›, s.290-91) ‹leri eylem düzeyi, fakat nispeten geri bir s›n›fsal e¤itim ve örgütlenme düzeyi. Ve tersi... Liberal demokratizmin elefltirisi vesilesiyle, yukar›da sözünü etti¤imiz kafa kar›fl›kl›¤› hakk›nda flunlar söylenmektedir: “Bu baylar art›k kavramal›d›rlar ki, bir marksist y›¤›n hare-ketinin kendili¤indenli¤ine de¤il, fakat kendisine önem verir. Kendili¤indenlik bu y›¤›n mücadelesinin tamam› de¤il, yaln›zca bir yönü, bir görünümüdür. Ve bu yön, tam da onun öznel yan›na, yani bilincine ve ileri sürdü¤ü istemlere iliflkindir.” “Komünistler y›¤›n mücadelesine, kitlelerin flu veya bu ey-lemine çok özel bir önem verirler. Ve bunu tam da, onu kendili¤in-denli¤inden s›y›rmak, mücadele içindeki kitlelerin bilincini ve örgütlenmesini gelifltirerek hareketin dar ve kendili¤inden çer-çevesini k›rmak için yaparlar. “Özetle kendili¤indenlik, y›¤›n hareketinin biricik özelli¤ini de¤il, yaln›zca bir yönünü, onun zay›f yan›n› dile getirir. Ekono-mist ve tek boyutlu metafizik kafa yap›s›n›n bunu anlamas› el-bette zordur. Ve bunu anlayamad›¤› içindir ki, parti sloganlar›n›, kendili¤inden s›n›f hareketinin seyrinden ve ileri sürdü¤ü istek-lerden ç›karmay› bir övünme konusu yapabiliyorlar.” (Liberal Demokratizmin Politik Platformu, Eksen Yay›nc›l›k, s.70) Devam etmeden önce, bu sorunun ve tüm bu aç›klamalar›n Devrimci Proletarya’n›n tutumuyla iliflkisine de¤inelim. Bu, k›saca fludur: ‘91’e Girerken yaz›s›, en aç›k ifadelerle, kitle hareketinin geri bilinç düzeyini “geri programlar”a dayanak yapmaya çal›-flanlara sald›r›yor. Bu bilincin, bugünkü haliyle, eyleme geçmifl kitleleri burjuva kuflatma alt›nda tutabilmenin en temel olana¤› oldu¤unu belirtiyor. Sözkonusu bilinç, mevcut düzeyiyle, çarp›k ve güdük de olsa, bir “ekmek ve demokrasi” mücadelesi bilinci-dir. ‘91’e Girerken yaz›s›, bu noktada yeni dönem liberallerine diyor ki; e¤er s›n›f hareketinin bugünkü bu geri bilinç düzeyi sizin program›n›zla çak›fl›yorsa, tam da bu 117


olgunun kendisi, sizin program›n›z›n devrimci olmad›¤›n›n ve devrimci siyasal müca-dele yönünden bir ifllev tafl›mad›¤›n›n en iyi göstergesidir. “Öl-dürücü darbe”, “flimdiden zorlanma” ya da “bofla ç›kma” iddialar›, tam da bu türden “geri programlar”›n devrimci aç›dan ifllevsiz-leflmesine yöneliktir. Ama e¤er anlamazl›ktan gelme tutumunun de¤il de tastamam bir alg›lama tarz›n›n ifadesiyse, bu durumda, Devrimci Proletarya’n›n, EK‹M’in kitle hareketinin nesnel yönünden kendi çiz-gisine dayanaklar bulmaya çal›fl›rken, öznel yönünden hareketle de demokrasi mücadelesinin liberal temsilcilerini teflhir etmesini anlayamamas›, olsa olsa onun tart›flmakta oldu¤umuz temel ayr›m› gözden kaç›rmas› anlam›na gelir. Demokrasi mücadelesi ve kitlelerin bu mücadele içerisinde e¤itimi Okur, aktarmalar›n çoklu¤u ve ilgili metinler sayfalar›m›zda ayr›ca yay›nland›¤› halde onlardan baz› parçalar›n burada yeniden tekrarlanmas› konusunda bizi anlay›flla karfl›lamal›d›r. Ba-z› fleyleri hiçbir boflluk b›rakmayacak bir aç›kl›k ve kesinlikle gösterebilmek, dolay›s›yla dayanaks›z iddialar› çürütebilmek için, bu gereklidir. Oda¤›nda net bir biçimde proleter kitlelerin durdu¤u ‘90 y›l› hareketlili¤inin nesnel dinamiklerini ve görünümlerini irdeleyen ve bunda devrimci stratejiyi pratik yönden do¤rulayan ilk belirti-leri bulan ‘91’e Girerken yaz›s›, hareketin öznel yan›na, ileri sürdü¤ü istemlere ve fliarlara bakarken ise, flunlar› söylemektedir: “Son olarak, y›¤›n hareketinin bu genel nesnel görünümlerinin ötesinde, bugünkü durumuyla onun bilinç ve önderlik düze-yine, bununla ba¤lant›l› olarak fliarlar›na, ileriye sürdü¤ü istemle-rine bir göz atal›m. Bu kuflkusuz hareketin en zay›f yan›d›r. Ey-leminin yer yer kazand›¤› çok ileri biçimlere ra¤men hareketin bilinç ve önderlik düzeyi henüz son derece geridir. ‹flçilerde bü-yük bir mücadele kararl›l›¤› var. Eylem içinde 118

sürekli artan bir mücadele deneyimi var. Fakat mücadelenin temel sorunlar›, hedefleri ve yönü konusunda iflçi s›n›f› henüz burjuva bilincin s›n›rlar› içindedir. Bu bak›mdan denilebilir ki hareket gerçek bir burjuva kuflatma alt›ndad›r. Burjuva muhalefet, sendika bürokra-sisi ve sosyal reformizm bu kuflatman›n birbirine eklenen ve bir-birini tamamlayan de¤iflik halkalar›d›r. ‹flçilerin kendili¤inden ile-ri sürebildikleri demokratik hak istemleriyle uyum sa¤lamak sözü geçen mihraklar için zor olmad›¤› için, bu kuflatma önemli ölçüde baflar›l› da olmaktad›r. Zonguldak iflçileri ekmek ve demokrasi mücadelesi verdiklerini, demokratik haklar için direndiklerini söylüyorlard›. Kurulu düzenin temellerine yönelmeyen bu siyasal reform istemlerine sahip ç›kmak özellikle sendika bürokratlar› ve sosyal reformistler için hiç de zor olmamaktad›r.” (Age., s.74) fiimdi de Devrimci Proletarya’n›n bu pasajdan ç›kard›¤› so-nucu görelim: “(EK‹M) Demokrasi ve özgürlük istemini ancak küçükbur-juva halkç›l›k, sendika a¤alar›, hatta burjuva muhalefet taraf›n-dan yükseltilebilecek, onlar› ‘liberal muhalefet’ çizgisinde birleflti-ren ‘lekeli’ bir talep olarak gördü.” (s.51) Oysa birazc›k anlama yetene¤i ve birazc›k iyi niyet sahibi olan herkes rahatça görebilirdi ki, burada, EK‹M’in “demokrasi ve özgürlük istemini” lekeli olarak görmesi bir yana, onu küçüm-semesinin zerresi bile yoktur. EK‹M, burada, tümüyle farkl› bir sorunu tart›fl›yor. Liberal oportünizmi ve devrimci halkç›l›¤› de-mokrasi sorunu üzerinden elefltirdi¤i her durumda oldu¤u gibi, burada da, bir kez daha demokrasi sorununun, demokratik siyasal istemler u¤runa mücadele sorununun ele al›n›fl› üzerinde duru-yor. Sorun, tek tek ya da bir bütün olarak bu istemleri savunup savunmamak de¤il, fakat onlar›n nas›l ortaya konuldu¤u, nas›l bir devrim perspektifi içinde, hangi temel devrim stratejisi ek-seninde ele al›n›p tan›mland›¤›d›r. Anlama güçlü¤ü çekenler için örnek olsun, reformistler Kürt sorununu genel demokrasi mü-cadelesi ekseninde tan›mlayarak ele al›yor, bu çerçevede bir çö-züm (“siyasal çözüm”!) ar›yorlar. 119


Komünistler ise, ayn› sorunu, sömürgeci burjuvazinin s›n›f iktidar›n›n devrilmesi ve uluslarara-s› sermaye cephesinin yar›l›p d›fl›na ç›k›lmas› ekseninde ta-n›mlayarak, yani proleter devrim perspektifi içinde ele alarak, buna göre bir devrimci çözüm ar›yorlar. Peki bu durumda, bu ikincisinden, Kürt sorununu küçümsemek, Kürtlerin özgürlü¤ü istemini “lekeli” görmek ve reddetmek gibi bir sonuç ç›kartabilir mi? Sözkonusu olan kaba tahrifat de¤ilse nedir? Demokratik siya-sal istemleri kendi bafl›na, kendi içinde formüle eden “geri prog-ram”lar›n (ki yaz›da buna “ifl, ekmek, özgürlük” program› örnek veriliyor), gerçekte kendini kitle hareketinin geri düzeyine uyar-layan bir kendili¤indencili¤in ifadesi oldu¤unu ve bunun her tür-lü reformizme kap› aralad›¤›n› anlamak gerçekten o kadar güç mü Devrimci Proletarya için? Sermaye iktidar› koflullar›nda ve demokrasi mücadelesi sorununda, reformizm ile devrimi ay›ran temel ayr›m çizgisi nedir o halde? Devrimci Proletarya’n›n sorunu demokratik istemlerin önemsenmesi ya da küçümsenmesi sahte ikilemi içinde ortaya koymas›, gerçekte, her türlü oportünist çar-p›tma ve demagojinin iflini kolaylaflt›rmaktan baflka bir sonuca yolaçmaz. ‹lgili bölümün aç›k bir perspektif sunarak biten flu sözlerini, Devrimci Proletarya’n›n demokrasi mücadelesini “lekeli görmek” iddias›yla karfl›laflt›r›n›z: “Proleter y›¤›nlar, kent ve k›r yoksullar›, demokrasi mücadelesini flimdiden vermektedirler. Zonguldak iflçileri örne¤inde oldu¤u gibi, bu mücadele içinde h›zl› bir e¤itimden de geçmektedirler. Bütün görev bu mücadeleyi iktidar mücadelesine ba¤layabilmek, demokrasi u¤runa mücadeleyi sosyalizm u¤runa mücadele düzeyine ç›karabilmektir. Hareketin öznel yan›n› gelifltirmenin canal›c› boyutu budur. ‹flçi s›n›f›n›n politik ba¤›ms›zl›¤›n› gerçeklefltirmek, iflçi hareketine nüfuz eden her türlü burjuva etkiyi felç etmek bununla mümkündür. Demokrasi müca-delesini burjuvaziye karfl› siyasal iktidar mücadelesine ve sos-yalizm için mücadeleye ba¤layamad›¤› sürece, iflçi hareketinin de¤iflik düzeylerde gelifliminden sözedilebilse 120

bile, iflçi s›n›f›n›n politik ba¤›ms›zl›¤›ndan asla sözedilemez.” (Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi, s.75) Sorunu bu denli aç›kça ortaya koyan; demokrasi mücadelesini kendi içinde amaçlaflt›ran ve kendi bafl›na programlaflt›ran liberal demokratizm ve tasfiyeci oportünizm ile araya böylesine kesin s›n›rlar çizen bir yaklafl›mken sözkonusu olan, Devrimci Proletarya nas›l oluyor da bundan demokrasi mücadelesinin “lekeli” görülmesi gibi bir sonuç ç›karabiliyor, anlamak mümkün de¤ildir. ‹lgili bölümde, kitle mücadelelerinin o günkü sorun-lar›ndan, demokratik istemler ileri süren Zonguldak madencileri-ne burjuva partiler, sendika a¤alar› ve liberal sol muhalefet tara-f›ndan uygulanan kuflatma ve bunda sa¤lanan baflar› örnek gösterilerek, deniliyor ki, “Ama flu temel gerçe¤i de olaylar flim-diden kan›tlamaktad›r: Burjuvazinin devrilmesi ve iktidar›n proletarya taraf›ndan ele geçirilmesi temel hedefine ba¤lanma-m›fl bir demokrasi mücadelesi, kaç›n›lmaz olarak düzen içi kanal-lara akar.” (s.75) Devrimci Proletarya’n›n bu gerçe¤e bir itiraz› var m›d›r? Yok-sa e¤er, neyi tart›fl›yor? Varsa e¤er, “Bu kavgan›n en tutarl› bir biçimde ve sosyalizm hedefine ba¤lanarak yürütülmesi” üzerine söylediklerinin ne anlam› kal›yor? “Sosyalizm”, kendi bafl›na so-yut bir ifadedir. Tüm sorun, mevcut s›n›f egemenli¤i alt›nda, bugünkü s›n›f iliflkileri koflullar›nda, demokrasi mücadelesinin sosyalizm hedefine somut olarak nas›l ba¤lanaca¤›n› tan›mlamak-ta dü¤ümleniyor. Siyasal gerili¤in kayna¤› olarak mevcut serma-ye iktidar›na ve onun gerisindeki emperyalist dünya cephesine iflaret edilmeden, Türkiye’de özgürlü¤ü kazanman›n, bu s›n›f› devirmekten, onun iktidar›n› y›kmaktan, uluslararas› emperyalist sermaye cephesi d›fl›na ç›kmaktan baflka bir yolu olmad›¤› aç›kl›kla ortaya konulmadan, bu nas›l baflar›lacakt›r? Ve en kritik soru: Bu perspektife dayal› bir devrim stratejisi, burjuva demokratik devrimi mi, yoksa proleter sosyalist devrimi mi anlat›r? Kuflkusuz Devrimci Proletarya’n›n genel planda tüm sorunu, tüm “güçlü¤ü”, tüm rahats›zl›¤› bu temel sorundan 121


kaynak-lanmaktad›r. Onun EK‹M’e yöneltti¤i hiddetli sald›r›n›n gerisin-de de temelde bu vard›r. Fakat tutup bunu dosdo¤ru elefltirmek varken, EK‹M’in demokrasi mücadelesini “lekeli” ve dolay›s›yla liberallerin ifli olarak gördü¤ü üzerine çocuk masallar›yla u¤-raflman›n anlam› nedir? Bu bir zay›fl›k de¤il midir? Bunun ka-ba çarp›tmalarla kendini gülünç durumlara düflürmek, kendi eliy-le kendi sayg›nl›¤›n› zedelemekten baflka bir sonucu olabilir mi? Lenin, Rus, Alman ve Hollandal› “emperyalist ekonomisler”in kaba yan›lg›lar›n› tart›fl›rken diyor ki; “Kautskicili¤in hatas›, do¤ru demokratik istekleri, gelece¤e, toplumsal devrime göre de-¤il, geçmifle, bar›flç›l kapitalizme göre tasarlamas›ndad›r.” “Ka-utskicilerin hatas›, ancak devrimci bir tutumla öne sürülebilecek bu tür istekleri, böyle bir zamanda reformcu bir tutumla ortaya atmalar›ndad›r.” (Marksizmin Bir Karikatürü ..., Sol Yay›nlar›, 1. Bask›, s.14) Peki ‘91’e Girerken yaz›s›nda EK‹M’in yapt›¤›, liberal opor-tünizmle araya ayn› leninist ayr›m çizgisini çekmek de¤ilse nedir? Yoksa Devrimci Proletarya için bu ayr›m önemsiz midir? Lenin bu tersyüz edilmifl kautskicili¤i sergilerken, burjuva s›n›f egemenli¤i koflullar›nda, “Demokrasi sorununun marksist çözümü”nü en özlü bir biçimde tan›ml›yor: “Demokrasi sorununun marksist çözümü, proletaryan›n, burjuvazinin devrilmesini ve kendi zaferini haz›rlamak üzere, bütün demokratik kurumlar› ve bütün özlemleri, kendi s›n›f savafl›m›nda seferber etmesidir.” (age, s.24) Devrimci Proletarya, bu marksist-leninist ele al›fl hakk›nda ne düflünüyor? Neden demokrasi sorunu üzerine onca söz ediyor da Lenin’in bu temel düflüncesini ele al›p irdelemiyor? Elbette demokrasi mücadelesi içinde e¤itilmemifl bir proletar-ya, sermayeyi devirmek, iktidar› ele geçirmek ve sosyalizmin kurulufluna geçmek gücünü, yetene¤ini ve dahas› olana¤›n› da bulamaz. Peki proletarya ve y›¤›nlar, sermaye iktidar› koflullar›n-da, bu mücadeleyi nas›l verecek ve bu e¤itimden nas›l geçecekler-dir? Bunun için önce demokrasiyi 122

kazanmak ve kazan›lm›fl “demokratik düzen” ortam›nda bir e¤itimden geçmek biçimindeki liberal safsata aç›k oldu¤una göre, geriye flu biricik devrimci yol kal›yor. Proletarya, tam da hergünkü mücadele içinde sürekli bir demokrasi e¤itiminden geçerek ve demokratik mevziler kazana-rak, bu e¤itimi ve mevzileri mücadelenin daha ileri bir düzeyi için seferber ederek, sonuçta mücadelesini burjuva s›n›f iktidar›-n›n devrilmesiyle taçland›rmak çizgisini izleyecektir. fiu veya bu temel demokratik istemin elde edilmesi, flu veya bu demokratik hedefe somut olarak ulafl›lmas› sorununun bu süre-cin seyri ile temelde bir ilgisi yoktur. Proletarya tüm temel de-mokratik istemler u¤runa kararl›l›kla mücadelesini yürütür. An-cak devrimci süreç öyle bir seyir izleyebilir ki, bunlar›n bir k›s-m›, hatta tümüne yak›n› elde edilmedi¤i halde, fakat tam da yü-rütülen mücadelenin sa¤lad›¤› güç ve imkanlarla, burjuva s›n›f egemenli¤i devrilip proletarya diktatörlü¤üne geçilebilir. Böyle bir durumda eski düzende gerçeklefltirilemeyen demokratik görev-ler yeni iktidar›n ilk devrimci icraatlar› kapsam›na gireceklerdir. Lenin meseleyi aynen flöyle koymufltu: “Demokratik isteklerimizin her birini, bu sonal amaç için a’dan z’ye kadar tutar-l› devrimci bir yolda formüle etmeliyiz. Baz› ülkelerde, tek bir temel demokratik reform bile yap›lmadan önce, iflçilerin burjuvazi-yi devirmelerinde akla ayk›r› hiçbir yan yoktur. Ne var ki, tarihsel bir s›n›f olarak proletaryan›n en tutarl› ve kararl› devrimci bir demokrasi ruhuyla e¤itilerek haz›rlanmad›kça burjuvaziyi yene-bilmesi akl›n alabilece¤i bir fley de¤ildir.” (Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtulufl Savafllar›, Sol Yay›nlar›, s.231) EK‹M’in, demokrasi mücadelesini ele al›fl›na, proletaryan›n ve emekçi y›¤›nlar›n bu mücadele içerisinde e¤itilmesine bak›fl›na, bafl›ndan itibaren Lenin’in bu özlü sözleri ›fl›k tutmufltur. Devrimci Proletarya EK‹M’i hedef alarak itham ediyor: “Hat-ta iflçi s›n›f›n›n dar ekonomik sendikal taleplerle birlikte güdük demokratik hak ve özgürlük taleplerini ileri sürmesini, 123


onun bu mücadeleyi zaten yürüttü¤ünün göstergesi olarak kabul etti.” (s.51) Fakat tam da bu itham›n kendisi, Devrimci Proletarya’n›n, y›¤›nlar›n demokratik hak ve özgürlükleri u¤runa mücadele verme-si ve bu mücadele içinde demokratik siyasal e¤itimden geçmesi sorunu üzerine çok fazla düflünmedi¤ini, bu konuda aç›k ve somut bir fikre sahip olmad›¤›n› gösterir. Komünistler elbetteki tüm te-mel demokratik istemleri en tam, en do¤ru biçimde formüle ederler, ve y›¤›nlar› bu tutarl› devrimci istemler u¤runa ve iktidar hedefi-ne dayal› bir mücadele içine çekmeye çal›fl›rlar. Hergün her an y›¤›nlar› bu istemlerin devrimci ruhuyla e¤itmeye çal›fl›rlar. Ne var ki, komünistlerin öznel çabas› ile sürecin nesnel seyrini, bu seyrin kendine özgü mant›¤›n›, dinamiklerini ve özelliklerini bir-birine kar›flt›ranlar, gerçekte kendi rolleri konusunda da yeterli bir aç›kl›¤a sahip de¤iller demektir. Biz genel planda devrimi de, devrim ve iktidar mücadelesinin temel istemlerini de, y›¤›nla-ra en tam ve en do¤ru biçimde maletmeye çal›fl›r›z. Onlar› tutar-l› bir devrimci ruh ve iktidar perspektifi ile e¤itmeye çal›fl›r›z. Fakat bu hiç de y›¤›nlar›n devrimci gelifliminin ve devrimci sürece fiili kat›l›m›n›n bizim çizdi¤imiz bu çerçeve içinde ve bu sayede geliflece¤i anlam›na gelmez. Y›¤›nlar demokrasi mücadelesine de, bunu kapsayan genel devrim mücadelesine de, kendilerine özgü bir tarzda kat›lacaklard›rlar. Yaln›zca bizim çabalar›m›z de¤il ken-dine özgü say›s›z faktör bu süreci koflullayacak ve etkileyecektir. Bunlar s›n›f mücadelesinin, devrimci geliflmenin, y›¤›n hareketi-nin abc’sidir. Y›¤›nlar›n ekonomik-sendikal taleplere ve “güdük demokratik hak ve özgürlük talepleri”ne dayal› mücadelesinin, tutarl› devrimci bir demokrasi mücadelesi olmad›¤› üzerine birbirimizi ikna etmemize gerek yok. Peki ama dar, güdük ve henüz düzenin s›n›rlar›n› hiçbir biçimde aflm›yor olsa da, bu mücadelenin demok-rasi mücadelesi, demokratik haklar u¤runa bir mücadele oldu¤undan Devrimci Proletarya’n›n bir kuflkusu var m›d›r? Ayn› flekilde tüm darl›¤›na ve gerili¤ine ra¤men, y›¤›nlar›n 124

bu mücadelenin pratik seyri içinde sürekli yeni deneyimler kazand›¤›, belli bir e¤itimden geçti¤i konusunda Devrimci Proletarya’n›n bir kuflkusu var m›d›r? Düflününüz ki, ‘91’e Girerken yaz›s›, ‘90 y›l› kitle hareketlili¤i ve onun doru¤u olan Zonguldak madenci direnifli üzerinden ko-nuflmaktad›r. Devrimci Proletarya bu hareketlili¤in demokratik e¤itim de dahil y›¤›nlara kazand›rd›klar›ndan bir kuflku duyuyor mu? Duyuyorsa e¤er, o zaman nas›l oluyor da iflçi s›n›f›n›n geçmifl mücadele birikimlerinin güya reddedildi¤i konusunda bafl-kalar›n› itham edebiliyor? Nas›l oluyor da, T‹KB II. Konferans›, ‘89 Bahar At›l›m›n›, ‘90 1 May›s’›n›, Zonguldak Grevi ve Anka-ra Yürüyüflünü (ve maalesef bu arada 3 Ocak Eylemini!), “flimdi-den Türkiye iflçi s›n›f› tarihinin unutulmaz eylemleri aras›na gi-ren kitlesel direnifller” diye s›ralayabiliyor? Elbette Devrimci Proletarya bu mücadelelerin ne önemini ve ne de kitlelere kazand›rd›klar›n› reddediyor. Fakat gariptir ki o, bunlar›n y›¤›nlar›n demokratik haklar u¤runa mücadelesinin somut birer ifadesi oldu¤u gerçe¤ini gözden kaç›rabiliyor. Bugün y›¤›nlar henüz devrim ve iktidar mücadelesi vermiyorlar. Fakat onlar›n bir demokrasi mücadelesi vermekte olduklar›ndan kufl-ku duyabilmek için, siyasal demokrasi konusunda teorik bir kafa kar›fl›kl›¤› içinde olmak gerekir. Siyasal demokrasi burjuva de-mokrasisidir. Teorik planda ve kendi bafl›na ele al›nd›¤›nda, bu hedef u¤runa mücadele, burjuva düzen s›n›rlar›n› hiçbir biçimde aflmaz. Modern s›n›f iliflkilerinin egemen oldu¤u bir kapitalist toplumda, sermayenin s›n›f egemenli¤i koflullar›nda, bu müca-delenin kendi bafl›na bir program, bir sözde devrim stratejisinin ekseni de¤il, fakat sermaye iktidar›n›n y›k›lmas› genel müca-delesinin bir parças›, proleter devrim stratejisinin bir “taktik” bilefleni olarak ele al›nmas›n›n büyük önemi de zaten buradan gelmektedir. Kendi içinde stratejik bir program haline getirilmifl bir siyasal demokrasi mücadelesinin her türlü reformizme kap› aralamas› da bundan dolay›d›r. Türkiye’de, Portekiz’de, ‹spanya’-da, Brezilya’da, bir zamanlar devrimci olan baz› “kardefl parti”le-rin, düzen s›n›rlar› içine bu kadar rahat 125


kapaklanmas›, dahas› bu kadar kolay yok olup gitmesi, öteki nedenler yan›nda, bu temel gerçe¤in gözden kaç›r›lmas›ndan dolay›d›r. Kapitalist bir ülkede, devrim stratejilerini “siyasal demokrasi”nin ya da “demokratik cumhuriyet”in kazan›lmas› üzerine kuranlar, bu zemin üzerinde ve uzun vadede, devrimci iktidar perspektifini koruyam›yorlar. Zira gerçekte, teorik aç›dan ele al›nd›¤›nda, bu stratejide dev-rimci herhangi birfley yoktur. U¤runa devrimci bir tarzda da mücadele edilse, sözkonusu olan, özünde burjuva demokratik re-formlardan oluflan bir programd›r. EK‹M’in “sermaye iktidar› ve demokrasi mücadelesi” sorunu üzerinde bu kadar ›srarla durmas› da elbette bundan dolay›d›r. Devrimci Proletarya, y›¤›nlar›n demokratik haklar u¤runa mücadelesini “demokrasi mücadelesi” sayd›¤› için mi EK‹M’i elefltiriyor, yoksa bu mücadelenin henüz dar, geri, k›smi ve da-has› bar›flç›l oldu¤unu gözden kaç›rd›¤› için mi? Herhalde bu ikin-cisi olamaz. Zira hedef ald›¤› parçan›n kendisi, tam da bu gerili¤i ve darl›¤› tan›mlay›p tart›fl›yor. Sorun, demokrasi mücadelesine devrimci bir ruh, içerik ve iktidar hedefi sa¤lamak gerekti¤i soru-nu ise e¤er, bu durumda Devrimci Proletarya bofluna tart›fl›yor demektir. Zira ‘91’e Girerken yaz›s›, bunu tart›flm›yorsa neyi tart›fl›yor? Yaln›zca ‘91’e Girerken makalesinde de¤il, EK‹M’in konuya iliflkin tüm metinlerinde, demokrasi üzerine tutarl› bir devrimci perspektifin ve y›¤›nlar›n demokratik haklar u¤runa mücadelesini tutarl› bir devrimci çizgide gelifltirebilmenin sorunlar› tart›fl›l›r. Bunun ise, ancak, bu mücadelenin, burjuvazinin devrilmesi ve iktidar›n proletarya taraf›ndan ele geçirilmesi perspektifi içinde ele al›nmas›yla olanakl› oldu¤u, önemle vurgulan›r. Biz elbette, teori bir yana, Türkiye’nin kendi deneyiminden hareketle de, bir “ara” devrimci çözüm ve program oldu¤unu bi-liyoruz. Fakat yine Türkiye’nin kendi öz deneyimi, bu “ara” dev-rimci program›n zamana dayan›kl› olmad›¤›n› gösteriyor. Gerek olaylar›n mant›¤› ve gerekse bu “ara” programlar›n kendi öz mant›¤›, zaman içinde bozulma ve çözülmeyi kaç›n›lmaz k›l›yor. Geriye, en iyi durumda, “‹fl-Ekmek-Özgürlük platformu” 126

kal›yor. (Kurtulufl, Devrimci Yol, TKEP vb. örneklerde durumun ne kadar beter oldu¤u biliniyor.) ‘91’e Girerken makalesinin kitle hareketinin (somutta Zonguldak Direniflinin) istemleri karfl›s›nda “flimdiden” zorland›¤›n› iddia etti¤i “geri programlar” tam da bunlard›r. ‹lgili bölümü say-falar›m›za yeniden alm›fl bulunuyoruz. “Geri program” denile-rek, dosdo¤ru “‹fl-Ekmek-Özgürlük” program›na iflaret ediliyor orada. Devrimci Proletarya’n›n bunu genel olarak “demokratik devrim programlar›” üzerinden alg›lamas› için bir neden oldu¤unu zannetmiyoruz. Örne¤in T‹KB’nin bugünkü devrim aflamas›na iliflkin program›, yaln›zca “siyasal demokrasi istemlerine dayal› (bir) devrim program›” m›d›r ki, kendi üzerine al›nabiliyor? El-bette de¤il! Dahas›, dünkü TDKP program› da de¤ildi. Fakat geliflmelerin gücü bu program›n eklektik yap›s›n› zorlay›p bofla ç›kar›n-ca, ve bu TDKP’nin yaflad›¤› ideolojik tasfiye ve çürüme zemi-niyle de birleflince, eski program›n yerine yenisi geçirildi. ‹flçi hareketinin bugünkü “geri düzeyinde bile” ileri sürebildi¤i istem-lere denk düflmesi ise, bu yeni program›n do¤rulu¤una ve gücü-ne bir kan›t olarak sunuldu. Peki bu, “proleter hareketin öznel yönünü oluflturan zay›fl›klardan kendi geri program›na ve he-deflerine dayanaklar bulmaya çal›flmak” de¤ilse nedir? Devrim-ci Proletarya bunun fark›nda de¤ilse e¤er, nas›l oluyor da “Ön-cülük ve Kuyrukçuluk” üzerine bu kadar iddial› bir biçimde kalem oynatabiliyor? Devrimci Proletarya’n›n “talepler listesi” merak› Devrimci Proletarya, bütün bu anlama güçlükleri ve onunla elele giden tahrifatlar›n ard›ndan, EK‹M’in demokrasi mücade-lesini ‘lekeli’ gördü¤ünü, onu red ve inkar etti¤ini göstermifl ol-man›n huzuruyla, sözü “EK‹M ne yap›yor o zaman?” sorusuna getiriyor. Temel demokratik sorunlarla bir ifli kalmad›¤›na göre, elbette geriye, “içerik olarak s›¤, laf›zdan ibaret ve yüzeysel ku-ru bir sosyalizm edebiyat›!” ile yeni bir 127


soru kal›yor: “EK‹M, s›n›f›n politiklefltirilmesinden ne anl›yor?” Devrimci Proletarya sordu¤u soruya, “‘93 Ocak’›nda” ve Ekim’in 64. say›s›nda yay›nlanm›fl “‹flçi S›n›f› Sessizli¤i Y›rt›yor” bafll›kl› bir güncel siyasal de¤erlendirme yaz›s›ndan nispeten uzun bir parçay› güvenle kan›t gösteriyor. Okur bu paragraf›, Devrimci Proletarya’dan sayfalar›m›za ald›¤›m›z uzun parçan›n içinde bu-lup okuyabilir. Bunu aktaran yazar, sanki bir “dönemsel program”, bir “talepler liste”si ya da bir “mücadele platformu” üzerine konu-fluyormuflcas›na, burada nelerin eksik oldu¤unu heyecanla s›ra-lamaya bafll›yor. Yoksa bu arkadafllar s›n›f hareketi üzerine yazd›klar› her yaz›da, onu politiklefltirme ve devrimcilefltirme görevlerine iflaret ettikleri her vesileyle, beraberinde bir de temel ve taktik talep-ler ile temel ve taktik fliarlar listesi mi sunuyorlar. Biz kendini böyle gülünç durumlara düflürmenin Devrimci Proletarya’ya yak›flmad›¤›na hala ve içtenlikle inan›yoruz. Fakat yaz›k ki onlar bunu kendilerine yak›flt›r›yorlar. “Talepler listesi”nde neler bulamad›klar›n› s›ralaman›n heyecan›, tahrifat›n ötesinde “e¤lenceli” bulunabilecek durumlara da yol aç›yor. Örne¤in “liste”de olmayanlar s›ralamas›na flöyle bafllan›yor: “‘‹flçi s›n›f›n› politiklefltirmenin’ en önemli araçlar›n-dan biri olan kirli savafl›n durdurulmas› burada yoktur.” Acaba? Kendi aktard›¤› paragrafta gerçekten yoktur da, ya bu paragraf› hemen önceleyen paragrafta yok mudur? Okuyal›m o halde: “... Proletaryan›n kardefl Kürt halk›n›n mücadelesini desteklemesi, devlet terörüne karfl› ç›kmas› do¤rultusunda her türlü propaganda-ajitasyon arac› devreye sokulmal›d›r. Öne ç›kar›lma-s› gereken bafll›ca sloganlar; ‘Kirli Savafla Alet Olmak ‹stemiyor-san Askere Gitme!’, ‘Sömürgeci Ordu Kürdistan’dan Derhal Çe-kilsin!’, “Devlet Terörüne Son!’ olmal›d›r.” Tekrar ediyoruz, aktard›¤›m›z bu paragraf Devrimci Proletarya’n›n aktard›¤› paragraf›n hemen öncesinde yer al›yor! (Da-has›, Kürt sorunu, kirli savafl, devlet terörü vb. üzerinde 128

bu k›sa-c›k güncel siyasal yaz›da döne döne duruluyor!) Peki bu durumda ne dememiz gerekiyor bu denli kaba ve ölçüsüz davran›fllar gös-terenlere? Bir de “liste”nin eksikliklerine iliflkin ikinci cümleyi görelim: “En geri iflçi eyleminde bile dile gelen ‘Özellefltirmeye Hay›r!’ burada yoktur.” De¤il mi? Acaba?! Peki Devrimci Proletarya’n›n sayg›de¤er yazarlar›, Ekim’den aktarmaya “‘93 Ocak’›nda” diye bafll›yorlar da, ‘93 Ocak’› ile Ekim’e elefltirilerini kaleme ald›klar› ‘95 Ocak’› aras›nda, tam iki koca y›l bulundu¤unu neden bu ka-dar kolay gözden kaç›r›yorlar? ‘95 Ocak’›nda, “Özellefltirmeye Hay›r!” slogan›n›n “en geri iflçi eyleminde bile dile geldi¤i”ne kuflku yok. Peki ya “1993 Ocak’›nda” da bu böyle miydi? “1993 Ocak’›nda” geçtik en geri iflçi eyleminden, en ileri iflçi eylemin-de bile bu slogan iddia edildi¤i gibi güncelleflmifl miydi? Acaba?! Yaz›k ki Devrimci Proletarya bizi böyle saçmal›klarla u¤-raflt›r›yor! Yaz›k ki Devrimci Proletarya büyük emeklerle yaratt›-¤› kendi sayg›nl›¤›n› bizzat kendi eliyle bu denli kolay›ndan zedeliyor! EK‹M’in “zaaf”lar›n›n gerçek alan› Devrimci Proletarya’n›n soyutta dayanaks›z spekülasyonlara ve somutta flafl›rt›c› kabal›ktaki tahriflara dayanan bu sözde elefltirisini reddederken, biz hiç de EK‹M’in hatas›z ve kusursuz oldu¤una dair budalaca bir düflünceyle hareket ediyor de¤iliz. EK‹M’de yeni olan temel özelliklerden birinin de kendi teorik ve pratik yan›lg› ve yetersizlikleri üzerinde aç›kl›kla durmas› oldu¤unu görebilmek için, baflta konferanslar›n›n belgeleri olmak üzere, onun temel yay›nlar›na bakmak yeterlidir. EK‹M, gelenek-sel hareketten koparak ortaya ç›kan, oluflum süreci içindeki bir parti öncesi harekettir. ‹deolojik olarak, ulusal ve uluslararas› plan-da popülizmden ve demokratizmden; pratik olarak, Türkiye’nin 20 y›ll›k dönemi içinde küçük-burjuva katmanlar›n damgas›n› vur-du¤u bir sosyal hareketlilikten 129


beslenen bir “geleneksel devrimci hareket”ten kopmak iddias› tafl›yan EK‹M’in, kendi yeni kimli¤ini oluflturmas› kaç›n›lmaz olarak sanc›l› bir süreç biçiminde yafla-nabilirdi. Diyalektikle cilveleflenlerin geliflme diyalekti¤i ›fl›¤›nda bunu kavramalar› çok güç olmamal›yd› asl›nda. Yine de, kendileri de son tahlilde “geleneksel devrimci hareket”in ileri ucunda duranlar›n bunu anlayamamas›n›n bir mant›¤› vard›r. Bilmek gerekir ki, varolandan, geleneksel olandan kopanlar›n, iki temel potansiyel zaaf alan› vard›r. ‹lkin, geçmiflin düflünsel ve pratik al›flkanl›klar›n›n tam afl›lamamas›, “geçmifl” olan›n ye-ni olanda flu veya bu ölçüde varl›¤›n› devam ettirmesidir. Ve ikinci olarak, geçmiflin afl›lmas› ad›na, baz› sorunlarda ve alanlar-da, flu veya bu ölçüde, “geçmifl” olanla ayn› öze dayanan tersten savrulmalard›r. Her yeni harekette bu potansiyel zaaf alanlar› kendini mutlaka belli alanlarda, belli düzeylerde gösterme imkan› bulurlar. T‹KB yay›nlar›n›n EK‹M’e yönelik “tersinden savrulma” itham-lar›n› elbette biliyoruz. Fakat bunun gerçek alan›n›, mahiyetini ve sorunlar›n› do¤ru anlamak bugünkü konumuyla T‹KB için mümkün de¤ildir. fiu ana kadar sergiledi¤imiz ve daha da ser-gileyece¤imiz spekülasyon ve tahrifatlar silsilesi, bu iddiam›z›n somutta kan›tlanmas›d›r. T‹KB EK‹M’i gerçek zaaflar› üzerin-den de¤il, fakat hayali yak›flt›rmalar› üzerinden elefltirmektedir. T‹KB üstünlükleri ve zaaflar› ile gerçekte varolan EK‹M’i de¤il, kendi keyfi muhayyilesinin ürünü bir EK‹M karikatürünü elefl-tirmektedir. EK‹M’in gerçek zaaflar›yla ancak EK‹M u¤raflabilir ve ne iyi ki o bunu fazlas›yla yap›yor. Hem de herkesin gözleri önünde. Aç›kta ve aç›kl›kla! 1894 y›l›nda kaleme ald›¤› çok bilinen eserinde Lenin, flöyle bir vurgulamada bulunur: “Genel olarak, Rus komünistleri, marksizm yanl›lar›, herkesten fazla kendilerine SOSYAL-DEMOKRAT ad›n› vermelidirler ve fa-aliyetlerinde DEMOKRAS‹’nin büyük önemini asla unutmamal›-d›rlar.” (“Halk›n Dostlar›” Kimlerdir..., Sol Yay›nlar›, 3. Bask›, s.186) 130

Bunu, Rusya’n›n kendine özgü toplumsal-siyasal koflullar›nda, demokrasi mücadelesinin anlam› ve kapsam› üzerine uzun aç›klamalar izler. Rusya gibi feodal aristokrasinin egemen s›n›f oldu¤u bir Çarl›k ülkesinde, Lenin’in demokrasi mücadelesinin önemine büyük harf kullanarak vurgu yapmak ihtiyac› duymas›, ilk bak›flta flafl›rt›c›d›r. Fakat bunun hiç de nedensiz olmad›¤›n›, ayn› vurgulu sözlere düflülen dipnot tüm aç›kl›¤› ile ortaya koyu-yor. fiimdi de bu dipnotu okuyoruz: “Bu çok önemli bir noktad›r. Plehanov, devrimcilerimizin “iki düflman›” oldu¤unu söylerken çok hakl›d›r; “bir yandan, henüz tümüyle yokedilmemifl olan eski önyarg›lar, öte yandan da yeni programa iliflkin dar bir anlay›fl.” (ayn› yer) 1890’lar Rusya’s›nda “henüz tümüyle yok edilmemifl olan eski önyarg›lar”›n kayna¤›, ‘70’li y›llara egemen Rus devrimci popülizmidir. Toprak ve özgürlük bayra¤› alt›nda çarl›¤a karfl› siyasal mücadele yürüten devrimci Rus narodnikleri, siyasal mücadele ve örgütlenmeyi komplocu bir tarzda ele almalar› bir yana, popülist ütopik yan›lg›lar›ndan dolay›, bu mücadeleyi sosyalizm mücadelesine de ba¤layam›yorlard›. Buna ra¤men, tümüyle demokratik siyasal istemlerden oluflan programlar›n› “sosyalist” olarak görmekten de geri durmuyorlard›. Plehanov önderli¤indeki Eme¤in Kurtuluflu Grubu’nun ç›k›fl›, bu halkç› gelenekten marksist bir kopufltu. Fakat çok geçmeden bunun beraberinde, “yeni programa iliflkin dar bir anlay›fl”a yolaçt›¤› da görüldü. Bu, popülizmden kopmak ad›na demokratik siyasal sorunlar›n ve mücadelenin küçümsenmesi e¤ilimiydi. Bilindi¤i gibi bu e¤ilim, marksist k›l›¤a bürünmüfl Rus liberal ayd›nlar›n›n oluflturdu¤u “legal marksist” ak›m›n Marksizmi baya¤›laflt›rmas›n›n da etkisiyle, Rus sosyal-demokrat hareket saflar›nda daha sonralar› ekonomizm denilen ak›m› ortaya ç›kard›. Bu aç›dan, daha ortada böyle bir ak›m yokken, yaln›zca “yeni programa iliflkin dar bir anlay›fl”›n ilk belirtilerinden hareketle, Lenin’in demokratik siyasal mücadelenin önemine ve bunun herkesten çok Rus marksistleri taraf›ndan yürütülmesine çok özel bir vurgu yapmas›, dikkate de-¤er bir öngörüdür. Daha da 131


dikkate de¤er olan›, Lenin’in bunu, tam da “eski önyarg›lar”›, Narodnik görüflleri hedef alan bir temel çal›flmada yapmas›d›r. Lenin’in eserinde, bir yandan “eski önyarg›lar”a yeni darbeler vurulurken, öte yandan da, demokratik istemler u¤runa siyasal mücadelenin marksist ele al›n›fl› üzerine sa¤lam bir tutumun temelleri at›l›yor. Komünistlerin, bafl›ndan bugüne tüm temel belgelerinde, po-pülizmden kopuflun bu “yan etkileri”ne karfl› özel bir hassasiyet gösterdiklerini görmek için bu belgelere flöylece bir gözatmak yeterlidir. Bunu görmek isteyenler, dönüp ilk iki temel belgemiz-den biri olan Platform Tasla¤›’m›za bakabilirler. Yukar›daki tarihsel örnekte sözkonusu olan, tarihsel geliflme düzeyi nedeniyle, nesnel olarak burjuva demokratik devrim aflamas›nda olan bir ülkedir. Oysa biz, emperyalist savafl döneminde, bir yandan savafl›n “cumhuriyetle monarfli aras›ndaki far-k› yoketme”sinin etkisiyle, öte yandan ise Kautskici ak›m›n de-mokratizmine bir tepki olarak, kapitalist ülkelerde demokratik siyasal istemler u¤runa mücadeleyi yads›yan emperyalist ekonomizm deneyimini de gözönünde bulundurmufltuk. Lenin’in “Marksizmin karikatürü” bu modern ekonomist e¤ilimi hedef alan eserini, “demokrasi mücadelesi” üzerine tart›flmalar›m›zda döne döne kullanmam›z bu aç›dan elbette nedensiz de¤ildir. Bunu gör-mek isteyenler, örne¤in Ocak 1989 tarihli “Devrimci Harekette Reformist E¤ilim” tart›flmas›na bakabilirler. (Bkz. Eksen Yay›nc›-l›k, s.108 ve sonras›) Komünistlerin geleneksel hareketin popülist ideolojik-siya-sal önyarg›lar›n› elefltirme çabas›, bu mücadelenin saflar›m›zdaki muhtemel “yan etkileri”ne karfl› bilinçli bir mücadeleyle birlefltirilmifltir. Fakat bu hiç de bu “yan etkiler”in içimizde ve pra-ti¤imizde ortaya ç›kmas›n› engellemedi, engelleyemezdi de. “Eski önyarg›lar”›n saflar›m›zda boy veren temsilcileri tasfiyeciler oldular. Koflullardaki belli de¤iflmeler ile hareketimizin geliflme güçlükleri bu baylar› “eski önyarg›lar”a dönüfl üzerinden liberalizmin saflar›na itti. “Yeni programa iliflkin dar bir anlay›fl” ise, kendini her safhada belli biçimlerde hissettirdi. 132

‹lk y›llarda bunu anlay›fl düzeyinde belli belirsiz gösteren baz› tipler, yürütü-len iç mücadelenin gücüyle saflar›m›z›n d›fl›na itildiler. Fakat kiflilerden de önemli olan, bu “dar anlay›fl”›n, pratik çal›flmam›z›n geliflmesine olumsuz etkisiydi. Bugün için belki art›k çok fazla de¤il, fakat bir kaç y›l öncesine kadar, pratik politikadaki zay›fl›-¤›m›z›n temel bir nedeni de kuflkusuz buydu. Ve daha EK‹M I. Genel Konferans›’ndan itibaren, komünistler bunu aç›kça teflhis ettiler ve bu amaçla çizgimizin do¤ru kavranmas› do¤rultusunda daha bilinçli bir mücadele yürüttüler. Bu mücadele yaln›zca içte sürmedi, yaln›zca pozitif çözümlemeler içinde örtük biçimde he-deflenmekle de kalmad›, yan›s›ra, örne¤in sosyalizm perspektifi ad›na ve burjuva demokratik bir perspektifin ifadesi oldu¤u sözde gerekçesiyle “Özerk-Demokratik Üniversite” fliar›na karfl› “so¤uk” davranan baz› genç yoldafllar›m›z›n bu yanl›fl tutumu cepheden elefltirilere de konu oldu. Merak edenler aray›p Ekim Gençli¤i sayfalar›nda bu elefltirileri bulabilirler. Sorun çizgimizden de¤il, çizgimize kazan›lan ve büyük bölü-mü geleneksel önyarg›larla e¤itilmifl kadro malzemesinden kay-naklan›yordu. Bu insanlar ya “eski önyarg›lar›” hareketimizin saflar›na tafl›yorlar, ya da demokratizm elefltirisi ad› alt›nda demokratik siyasal mücadelenin önemini küçümsüyorlard›. Biz bu olguya çok flafl›rmad›k, fakat buna karfl› sürekli bir ideolojik ve pratik mücadeleden de geri durmad›k. Etkilerini tümüyle ka-z›d›k m›? Hay›r, hiç de de¤il! Bu etki yer yer hala da sürüyor. “Yeni programa iliflkin bu dar kavray›fl”, özellikle saflar›m›za yeni kat›lan yoldafllarda kendini hala da gösterebiliyor. Dahas› bu, yak›n zamandaki baz› örneklerde görüldü¤ü gibi, K›z›l Bayrak sayfalar›na kadar bile t›rmanabiliyor. Ve dahas›, kendini flu ve-ya bu nedenle yeniden üretecektir de. T›pk› uygun ortam› do¤-du¤unda “eski önyarg›lar”›n da yer yer depreflmesi gibi. Bu çizgimizin de¤il partik çal›flmam›z›n bir sorunudur. Bi-zim için partileflme mücadelesi, bizim için devrimci s›n›f hareke-tine dayal›, onunla organik olarak bütünleflmifl 133


bir öncü kimlik kazanma mücadelesi, ayn› zamanda bu tür “yan etkiler”i en aza indirme mücadelesidir de. Bunun kolay olmad›¤› ortada. Ama bu güçlü¤ün bugüne kadar temel perspektiflerimizde hiçbir bozulmaya yolaçmad›¤›, bundan sonra ise hiç açamayaca¤› da ortada. EK‹M’in, saflar›nda ortaya ç›kan tasfiyecili¤e karfl› diren-ci, “eski önyarg›lar”a dönüfle direnciydi. EK‹M’in pratik politika alan›ndaki yetersizliklerine karfl› mücadelesi, ayn› zamanda “ye-ni programa” iliflkin “dar anlay›fl”lara karfl› da bir mücadeledir. Bu, EK‹M’in gerçek “zaaf”lar›n›n, geleneksel hareket içinde-ki konumu ve bu “eski önyarg›lar”›n bir parças› olmas› nedeniyle Devrimci Proletarya’n›n hiçbir zaman do¤ru anlayamayaca¤› te-mel alanlar›ndan biridir. Devrimci Proletarya bunu do¤ru anlaya-maz; zira o, prati¤e ait bir sorunu, yeni çizginin kendi prati¤ini yaratmada karfl›laflt›¤› güçlükler ve karfl› karfl›ya kald›¤› “yan etkiler” kapsam›ndaki bir sorunu al›p, EK‹M’in ideolojik çizgisi-ne ait bir sorun say›yor. Böylece de, muhatab›n›n gerçek konu-mu ve kavray›fl› konusunda bilerek ya da bilmeyerek, kendini aldat›yor. Bu “aldanma”y› kan›tlayamad›¤› için de, soyutta spe-külasyon ve somutta tahrifat yap›yor. Orijinal yay›nda yeralan ek metin-I:

Devrimci Proletarya elefltiriyor!

“Taktik ve sloganlar konusunda öteki uçta ise Ekim çevresi ve K›z›l Bayrak dergisi yer almaktad›r. “Sosyalist devrim”i savunan bu ak›mlar, Türkiye solunun “en vizyon sahibi” ak›m› diye geçinmektedirler. K›z›l Bayrak kendisine birkaç say›d›r has›m olarak TDKP’nin, yükselti¤i “ifl, ekmek, özgürlük!” slogan›n› seçmifl; TDKP’nin bu slogan› formüle ediflindeki halkç› programatik yaklafl›m›ndan ve iflçi hareketine ekonomist-kendili¤indenci yaklafl›m zaaflar›ndan yararlanarak oklar›, TDKP üzerinden “demokratik halk devrimi” perspektifine yöneltmeye yeltenmifltir. 134

Ekim, “sosyalist devrim”, perspektifi, iflçicili¤i ve teorik inflay› birinci ve esas halka olarak ele alan parti anlay›fl› nedeniyle demokratik devrimin antiemperyalist-antifaflist görevlerine, bu görevlerin tafl›d›¤› ayn› zamanda güncel ve özgül öneme her zaman so¤uk bakt›. Demokrasinin kazan›lmas›n›, devrimci bir stratejik hedef olman›n yan›nda faflizme ve sermayeye karfl› günlük planda da difle difl, can bedeli bir mücadele olarak görmedi. Faflizme ve emperyalizme karfl› mücadeleye, emekçi s›n›flar›n devrimci politizasyonu için temel araçlardan biri olarak yaklaflmad›. Bu kavgan›n en tutarl› bir biçimde ve sosyalizm hedefine ba¤lanarak yürütülmesi için, en baflta proletaryan›n ve onun siyasal öncüleri taraf›ndan verilmesi gerekti¤ini kavramad›. Demokrasi ve özgürlük istemini ancak küçükburjuva halkç›l›k, sendika a¤alar›, hatta burjuva muhalefet taraf›ndan yükseltilebilecek, onlar› “liberal muhalefet” çizgisinde birlefltiren “lekeli” bir talep olarak gördü. Hatta iflçi s›n›f›n›n dar ekonomik-sendikal birlikte güdük demokratik hak ve özgürlük taleplerini ileri sürmesini, onun bu mücadeleyi zaten yürüttü¤ünün göstergesi olarak kabul etti. Ekim’e göre, iflçi hareketinin öznel zay›fl›klar›ndan biri olan küçük-burjuva sosyalizmi, harekette kendi geri program›na dayanaklar bulmaya çal›flmaktad›r. Oysa tam da bu zay›fl›¤›n kendisidir ki, demokratik devrim programlar›na “öldürücü darbeyi” vurmaktad›r. Çünkü hareket bu kadar geriyken bile, “demokratik istemlerin önemli bir k›sm›n› kendine fliar edinebil”mektedir. (Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi, s.74) Ayn› yerde, “iflçi hareketinin kendili¤inden geliflme ile ulaflt›¤› bilinç düzeyinin ve bunun yans›mas› olan fliarlar›n daha flimdiden baz› devrim programlar›n› zorlad›¤›”ndan söz edilir: “Proleter y›¤›nlar, kent ve k›r yoksullar›, demokrasi mücadelesini flimdiden vermektedirler.” (age, s.75) Ekim ne yap›yor o zaman? ‹çerik olarak s›¤, laf›zdan ibaret ve yüzeysel, kuru bir sosyalizm edebiyat›! Ya s›n›f 135


Ekim’in istedi¤i düzeye nas›l yükseltilecek? Ekim, s›n›f›n politiklefltirilmesinden ne anl›yor? ‘93 Ocak’›nda bu flöyle konuluyordu: “Bugün s›n›f›n iktisadi ve k›smi sosyal taleplerini bir manivela olarak kullanarak aral›k›sz bir politikleflme sald›r›s›na dönüfltürmek gerekiyor. S›n›rs›z grev ve örgütlenme hakk›, tafleron sisteminin kald›r›lmas›, 6 saat 4 vardiya uygulamas›, ifl güvencesi, 1 May›s’›n yasal tatil günü olmas›, iflçiler taraf›ndan onaylanmayan toplusözleflmenin kabul edilmemesi gibi taleplerin yan›s›ra düzeni do¤rudan hedef alan vurucu ve çarp›c› sloganlar (‘Ücretli Kölelik Düzenine Son!’, ‘Kapitalizm Mezara ‹flçiler iktidara!’, ‘Kahrolsun Kapitalist Sömürü Düzeni!’ vb.) iflçi s›n›f› aras›nda yayg›nlaflt›r›lmal›d›r.” (Ekim, say›: 64) “‹flçi s›n›f›n› politiklefltirmenin” en önemli araçlar›ndan biri olan kirli savafl›n durdurulmas› burda yoktur. En geri iflçi eyleminde bile dile getirilen “Özellefltirmeye Hay›r!” burada yoktur. Resmi-sivil faflist bask› ve teröre karfl›, tutarl› ve tüm kesimleri birlefltiren özgürlük ve demokrasi talebi burada yoktur. Uygulanan ekonomik terör program›n›n dayat›c›s›, ülkenin her alanda kölelik ba¤lar›n›n derinleti¤i emperyalizme karfl› talep de yükseltilmemektedir. Ekonomik-sendikal talepler dahi kufla çevrilmifltir. 6 saat 4 vardiya uygulamas› talebi, bunun örne¤idir. Söz konusu uygulama, kapitalistlerin kriz dönemindeki temel uygulamalar›ndan biridir, elbetteki ücreti de 6 saatle s›n›rlamak kofluluyla. Bu yüzden de 6 saatlik iflgünü talebini 8 saatlik ücret talebiyle birlefltirmeden öne sürmek, “büyük bir bulufl” olamamaktad›r. Bu “listede”, anti-kapitalist sloganlar, o halde birer süsten öte ifllev görmemektedir. Siz, Sivas Katliam›’n› protesto eyleminde yüzbinlerin anti-faflist sloganlar› hayk›rmas›n› küçümseyeceksiniz -herhalde bunu “politikleflme” olarak görmüyorsunuz! Bunu “popülizm” olarak damgalay›p, “San›rs›n ki 1993’te de¤il 1968’te yafl›yorsun”, “...arkalar›nda ‘Bu 136

adamlar otuz senedir Kahrolsun Faflizm! diye ba¤›r›yorlar kardeflim’ diyen insanlar b›rakt›lar” diye alay edeceksiniz; iflçi s›n›f›na resmi-sivil faflist güçlere karfl› kendisini savunmas› için hiçbir özel örgütlülük gelifltirmesini önermeyeceksiniz...Bütün bunlar sizin o gülünç buldu¤unuz “zam, zulüm, iflkence, faflizm”in en koyu oldu¤u bir ülkede, Türkiye’de “sosyalizm perspektifi” ad›na yüzsüzce savunulacak! Devrimci proletarya, böylesi bir yaklafl›ma ancak horgörüyle bakabilir. Türkiye’de anti-faflist, antiemperyalist mücadelenin özgül önemini inkar etmek bir yana, kavga alanlar›nda bunun hakk›n› vermeyen bir ak›m›n bile yaflama flans› yoktur! (Devrimci Proletarya, say›: 36, s.50-52) Orijinal yay›nda yeralan ek metin-II:

EK‹M’in devrimci perspektifi...

“Son olarak, y›¤›n hareketinin bu genel nesnel görünümlerinin ötesinde, bugünkü düzeyiyle onun bilinç ve önderlik düzeyine, bununla ba¤lant›l› olarak fliarlar›na, ileriye sürdü¤ü istemlerine bir göz atal›m. Bu kuflkusuz hareketin en zay›f yan›d›r. Eyleminin yer yer kazand›¤› çok ileri biçimlere ra¤men hareketin bilinç ve önderlik düzeyi henüz son derece geridir. ‹flçilerde büyük bir mücadele kararl›l›¤› var. Eylem içinde sürekli artan bir mücadele deneyimi var. Fakat mücadelenin temel sorunlar›, hedefleri ve yönü konusunda iflçi s›n›f› henüz burjuva bilincin s›n›rlar› içindedir. Bu bak›mdan denilebilir ki hareket gerçek bir burjuva kuflatma alt›ndad›r. Burjuva muhalefet, sendika bürokrasisi ve sosyal reformizm bu kuflatman›n birbirine eklenen ve biribirini tamamlayan de¤iflik halkalar›d›r. ‹flçilerin kendili¤inden ileri sürebildikleri demokratik hak istemleriyle uyum sa¤lamak sözü geçen mihraklar için zor olmad›¤› için, bu kuflatma önemli ölçüde 137


baflar›l› da olmaktad›r. Zonguldak iflçileri ekmek ve demokrasi mücadelesi verdiklerini, demokratik haklar için direndiklerini söylüyorlard›. Kurulu düzenin temellerine yönelmeyen bu siyasal reform istemlerine sahip ç›kmak özellikle sendika bürokratlar› ve sosyal reformistler için hiç de zor olmamaktad›r. Küçük-burjuva sosyalizmi bu gerçe¤i kavrayam›yor. Proleter y›¤›n hareketinin nesnel görünümü ve ö¤eleri sahip oldu¤u geri programlar› bofla ç›kard›¤› ölçüde, proleter hareketin öznel yönünü oluflturan zay›fl›klardan kendi geri program›na ve hedeflerine dayanaklar bulmaya çal›fl›yor. Oysa tam da bu zay›fl›¤›n kendisidir ki siyasal demokrasi istemlerine dayal› devrim programlar›na öldürücü darbeyi vuruyor. Zira mücadelenin bu geri düzeyinde ve bilinç ve önderlik plan›ndaki bugünkü vahim durumda bile, iflçi hareketi demokratik istemlerin önemli bir k›sm›n› kendine fliar edinebiliyor. Zonguldak eyleminin gösterdi¤i geliflme düzeyi buna örnektir. ‹flçi hareketinin kendili¤inden geliflme ile ulaflt›¤› bilinç düzeyinin ve bunun yans›mas› olan fliarlar›n daha flimdiden baz› programlar› zorlamas› -iflte öldürücü olan budur. “‹fl, ekmek, özgürlük” yaln›zca baz› devrimci gruplar›n de¤il, en az 1988’den beri Türk-‹fl yönetiminin de kulland›¤› temel bir fliard›r. Demokratik siyasal istemlere sahip ç›kmak, iflçi hareketinin bu istemlere dayal› mücadelesini desteklemek, bu mücadele içinde kitleleri e¤itmek, tüm bunlar›n taktik önemi büyüktür. Ama flu temel gerçe¤i de olaylar flimdiden kan›tlamaktad›r: Burjuvazinin devrilmesi ve iktidar›n proletarya taraf›ndan ele geçirilmesi temel hedefine ba¤lanmam›fl bir demokrasi mücadelesi kaç›n›lmaz olarak düzen içi kanallara akar. Proleter y›¤›nlar, kent ve k›r yoksullar›, demokrasi mücadelesini flimdiden vermektedirler. Zonguldak iflçileri örne¤inde oldu¤u gibi, bu mücadele içinde h›zl› bir e¤itimden de geçmektedirler. Bütün görev bu mücadeleyi iktidar mücadelesine ba¤layabilmek, demokrasi u¤runa 138 mücadeleyi sosyalizm u¤runa mücadele düzeyine ç›karabilmektir. Hareketin öznel yan›n› gelifltirmenin

III. BÖLÜM

Partileflme sürecinin sorunlar›-1

Bundan önceki bölümlerde oldu¤u gibi bu bölümde de Dev-rimci Proletarya’n›n elefltirisinin yan›t›m›za konu etti¤imiz bö-lümünü ekte oldu¤u gibi yay›nl›yoruz. Bu say›da yay›nlanan bölüme bak›ld›¤›nda, Devrimci Proletarya’n›n, partileflme sürecinin sorunlar› alan›nda EK‹M’i üç temel konuda itham etti¤i gö-rülecektir. Bunlardan ilki, EK‹M’in y›llarca “teorik infla”y› esas ald›¤› ve gözünün “baflka bir alan görmedi¤i”dir. ‹kincisi, EK‹M’in s›n›f yönelimi perspektifinin “halkç›l›¤›n tesyüz edilmifl biçimi olan iflçicilikten baflka bir fley” olmad›¤›d›r. Ve üçüncüsü, EK‹M’-in “kaba iflçici bir tarzda” “öncü iflçilerden parti yaratma” anla-y›fl›yla hareket etti¤idir. Bu üç iddiay› ele al›rken kendimizi hiç de EK‹M’in gerçek perspektifinin ne oldu¤unu göstermekle s›n›rlamayaca¤›z. Bizim için bu elefltiri boyunca çok daha önemli olan, tam da bu ayn› konularda Devrimci Proletarya’n›n kavray›fl›n› a盤a ç›karmakt›r. 139


Bu yap›ld›¤›nda görülecektir ki, Devrimci Proletarya’n›n temsil etti¤i çizgi, partileflme sürecinin sorunlar› konusunda yaln›zca bir belirsizlik ve karmafla içinde de¤il, fakat ayn› zamanda, en kri-tik noktalarda geleneksel halkç› hareketle ayn› konumdad›r, özünde ayn› bak›flaç›s›yla hareket etmektedir. Ve EK‹M’in görüfllerini çarp›k alg›lamas›n›n ve yans›tmas›n›n gerisinde, tahrifat›n da ötesinde, gerçekte bu vard›r. I- Partileflme süreci ve teorik geliflme Önce, ekte tamam› verilen parçada EK‹M hedef al›narak ile-ri sürülen iddiay› burada tekrarlayal›m: “(EK‹M) Y›llarca ‘teorik infla’y› esas alm›fl, gözü baflka alan görmedi¤i halde iflçi s›n›f›na dönük pratik-siyasal, taktik ve örgütsel müdahalede bu yüzden s›n›fta kalm›flt›r.” (Say›:36, s.41) Bu sözlerin son bölümündeki yarg›n›n de¤eri üzerinde dura-cak de¤iliz. fiu kadar›n› söyleyebiliriz; yukar›daki yarg›, Devrimci Proletarya’n›n, bu Yan›t’›n 1. Bölümünde (S›n›f Hareketi De¤er-lendirmeleri) ele al›nan iddialar›n›n hemen devam›n› oluflturu-yor. Oradaki iddialar›n de¤eri neydiyse, bu yarg›n›n de¤eri de ancak o kadard›r. Bizi burada sözlerin ilk bölümü ilgilendirmektedir. ‹ddiaya göre, EK‹M y›llarca teorik inflay› esas ald›¤› için “gözü baflka bir alan görme”mifltir! Ama her nas›l olmuflsa olmufl, bu teori dünyas›ndaki EK‹M buna ra¤men pratikte varolmufl, bir örgüt olmufl, bir siyasal güç olmufl, yenili¤ine ve ortaya ç›kt›¤› dönemin tüm dezavantajlar›na ra¤men pratik siyasal faaliyet kapasitesi bak›m›ndan 20 y›ll›k örgütlerden (bu arada örne¤in T‹KB’den) fazla de¤ilse bile kesinlikle az da olmayan bir geliflme düzeyine ulaflm›flt›r. Ve küçük bir ek ayr›nt› daha; EK‹M, yeni dönemde ortaya ç›k›p da bunu baflarabilen tek devrimci siyasal hareket olmufltur. Peki bütün bunlar nas›l mümkün olabilmifltir? Soruyu ya-n›tlamay› yukar›daki iddian›n sahiplerine b›rak›yoruz. Biz ise de-mek ki siyasal yaflamda böyle olmayacak fleyler de 140

olabiliyormufl demekle yetiniyor, Devrimci Proletarya’n›n herhangi bir yenilik tafl›mayan, y›llar öncesinde dile getirilen ve y›llarca tekrarlana-gelen iddias›na dönüyoruz. Orak-Çekiç’te bir yaz›: “Partiyi ve Devrimi Birlikte Örgütlemek” T‹KB Merkez Yay›n Organ› Orak-Çekiç Eylül 1991 tarihli 79. say›s›nda Partiyi ve Devrimi Birlikte Örgütlemek bafll›kl› bir baflyaz› yay›nlad›. Bu yaz›, yukar›daki ciddiyetsiz iddian›n belli bir masumiyetle, demek oluyor ki o gün için samimi bir ciddiyetle dile getirildi¤i ilk metindir. ‹ddian›n mant›¤›n› ve sözde daya-naklar›n› görebilmek için yaz›n›n ilgili bölümünü özetleyerek bafllayal›m konuya. “Parti inflas›n›n çeflitli yönleri. Yaklafl›m ne olmal›d›r?” bafll›kl› ara bölüm, söze parti infla sürecine iliflkin baz› genel do¤rularla bafllamaktad›r. Bunlardan ilki flöyledir: “Parti inflas›n›n tüm ana yönleri, birbiriyle iliflkili, etkileme gücüne sahip or-ganik bir bütündür. Bunlar›n birinin ya da di¤erinin ihmali, aflama-l› ele al›fl, di¤erlerinde de bozulmaya u¤rat›r. S›kça rastland›¤› gibi örgütsel inflay› ideolojik-siyasal geliflmenin kendili¤inden devam› ya da bir sonraki aflaman›n bir sorunu olarak ele almak -ya da tersi- di¤erini de zaafa u¤rat›r ve oportünizme özgüdür.” Bunu, bir “ikinci temel nokta” olarak, “parti inflas›n›n s›n›f mücadelesi prati¤iyle s›k› s›k›ya ba¤l› olarak” gerçeklefltirilmesi gerekti¤i düflüncesi izliyor. Bunu ise, “parti inflas›n›n güncelle ba¤›n› salt bir alandan, teori alan›ndaki sorunlardan kuran siyasal alandaki di¤er örgütsel ve pratik görevleri yads›ma derecesinde buna ba¤›ml› k›lan anlay›fllar”›n mahkum edilmesi izliyor. Bu kadar›, yap›lan aç›klamalar›n bu çerçevedeki amac› ve hedefleri konusunda yeterli bir aç›kl›k sunuyor. Teorik geliflme ad› alt›nda örgütsel oluflumu ve devrimci siyasal mücadeleyi geri plana iten ya da bunlara basbaya¤› s›rt›n› dönen oportünist anlay›fllara hakl› ve yerinde bir sald›r›d›r 141


sözkonusu olan. Buraya kadar söyle-nenlerden ç›kan en do¤al sonuç bu oluyor. Ama yaz›n›n s›k›nt›l› ak›fl›ndan as›l hedefin bu olmad›¤› da çok geçmeden anlafl›l›yor. Orak-Çekiç, yaz›s›n›n sonraki k›s›mlar›nda, bu kez teorik geliflmenin ve ideolojik aç›kl›¤›n devrimci siyasal mücadele için tafl›d›¤› kritik öneme geçiyor: “Kayna¤›n› ideolojiden alan, gün-cel olaylarda tutum fark› olarak beliren geliflmeler karfl›s›nda gerçekten yan›lg›s›z olabilmek, tutarl› taktikler gelifltirmek, siyasetin arka plan›nda ancak çok güçlü bir teori varsa olanakl› olabilir.” ‘89 çöküflünü izleyen dönemde Marksizm-Leninizmin temellerine yönelen “burjuva, revizyonist, troçkist” sald›r›lar›n “teo-rik alandaki görevlerin önemini art›ran bir di¤er geliflme” oldu¤u-nu vurgulayan yaz›, ard›ndan, Lenin’in, Rus devrim tarihinin de¤iflik dönemlerinde teorik çal›flmaya yaklafl›m›na iliflkin olarak baz› aç›kamalara ve aktarmalara yer veriyor. Lenin’den yap›lan aktarmalar ve bunlar› tamamlayan aç›klamalardan ne sonuç ç›kar›lmak istendi¤i konusunda herhangi bir aç›k tutum ortaya koymayan yaz›, nihayet gelip flu afla¤›daki bölüme ba¤lan›yor: “Çeflitli devrimci örgütler bir ölçüde gerçe¤i içerisinde tafl›makla birlikte, devrimci bir özlemin ifadesi olman›n yan›nda nesnel durumun bir ölçüde abart›lmas›n› da yans›tan Türkiye’nin ‘devrim ülkesi’ oldu¤u de¤erlendirmesini yapmaktad›rlar. Siyasal, örgütsel, pratik alandaki görevlere ise bu iddial› de¤erlendirmeye denk, hatta yaklaflan bir sar›l›fl ise görmek mümkün de¤ildir. S›n›f mücadelesinin nispeten yavafl bir geliflme seyri izledi¤i dönemlerden farkl› olarak devrimci bir yükselifl içerisine girilen bir dönemde, programatik alanda bir geliflme sa¤lad›¤›, örgütsel bir temel ya-ratt›¤›n› ileri süren komünist olma iddias›ndaki bir örgütün ‘... teorik at›l›m, partileflme sürecinin esas halkas›d›r’, ‘Konferans›m›z teorik faaliyeti, teorik sorunlarda geliflme ve yetkinleflmeyi Hareketimizin tüm faaliyetinin en canal›c› halkas› olarak de¤erlendirmektedir.” (EK‹M 1. Genel Konferans› Bildirisi) 142

de-mesini nas›l de¤erlendirece¤iz? Bu belirleme, siyasal, örgütsel, pratik alanlardaki görevleri daraltmaktad›r. EK‹M burada sadece bir örnektir. Üstelik çeflitli mazeret ve biçimler alt›nda devrimci pratik eylemden, örgütsel ve siyasal görevler bütünlü¤ünden kaç›-fl›n günümüzdeki tek örne¤i de¤ildir.” Böylece parti inflas›n›n çeflitli yönlerine yaklafl›m üzerine oturan uzun ara bölümün as›l amac› da a盤a ç›km›fl oluyor. Tüm bu s›k›nt›l› aç›klamalar, partileflme sürecinin sorunlar›na iliflkin olarak EK‹M I. Genel Konferans Belgeleri’nde ortaya konulan perspektiften duyulan rahats›zl›¤› dile getirmek içindir. “EK‹M burada sadece bir örnektir” kayd›n›n gerçekte bir anlam› ve inand›r›c›l›¤› yoktur. Zira e¤er Orak-Çekiç ne dedi¤ini iyi biliyor-sa, Türkiye’nin devrimci olanaklar›ndan sözeden “çeflitli devrim-ci örgütler” içinde, o dönem (ve o dönemden bugüne) teorik ge-liflmenin önemini vurgulayan tek örgüt EK‹M olmufltur. Orak-Çekiç buna bir baflka örnek veremez. “Çeflitli mazeret ve biçim-ler alt›nda devrimci pratik eylemden, örgütsel ve siyasal görevler bütünlü¤ünden kaçan”lara gelince, böylelerinin “devrimci örgüt-ler” s›n›flamas›na girmek bir yana, örgüt bile olmad›klar›n›, devrimciliklerini ise daha 12 Eylül döneminde gömdüklerini özel-likle Orak-Çekiç’in çok iyi bilmesi gerekirdi. Geriye tek örnek olarak EK‹M kald›¤›na göre, sormak istiyoruz, T‹KB Merkez Yay›n Organ› Orak-Çekiç’in EK‹M’in par-tileflme sürecinin sorunlar›na yaklafl›m›ndan böylesine garip sonuç-lar ç›karmas› için ne gibi hakl› nedenleri olabilirdi? Herhangi bir pratik nedeni olabilece¤ini sanm›yoruz. Zira herfley bir yana, aktarma yapt›¤› belge bir örgüt konferans› bildirisidir ve bu bil-dirinin bafllang›ç sözleri aynen flöyledir: “Mevcut tüm örgütlerimizin seçilmifl delegeler temelinde tam ve genifl bir temsiline dayanan EK‹M 1. Genel Konferans› yap›l-d›. Hareketimiz bu aflamaya dört y›la yaklaflan zorlu bir geliflme süreci içinde ulaflt›. Dört y›l önce s›n›rl› say›da komünistin Türkiye devrimci hareketinin geleneksel ideolojikpolitik platformundan köklü bir kopufluyla bafllayan süreç, 143


ideolojik, politik ve örgütsel bir geliflme bütünlü¤ü içinde ilerleyerek, EK‹M’e gerçek manada bir siyasal hareket kimli¤i kazand›ran bir aflamaya vard›. Kon-ferans›m›z bu süreci bir ilk oluflum dönemi olarak de¤erlen-dirmekte, yeni do¤an bir siyasal hareket için yeni olman›n güç-lükleriyle dolu bu dönemin asgari bir baflar›yla geride b›rak›ld›¤›n›, EK‹M’in onu partiye yak›nlaflt›racak yeni bir geliflme dönemine girdi¤ini tespit etmektedir.” (De¤erlendirme ve Kararlar, s.31) Bafl›ndan itibaren teorik geliflmenin özel önemini vurgulayan EK‹M, tüm dezavantajlara ra¤men ve 12 Eylül yenilgisinin ‘89 çöküflüyle birleflti¤i bir tasfiyeci da¤›lma döneminde bir örgüt olmay› baflarabilmiflse e¤er; bunu tam da bir örgüt konferans› ile taçland›rd›¤› bir dönemin hemen ard›ndan, Orak-Çekiç’in, EK‹M örne¤i üzerinden konuflarak “örgütsel ve siyasal görevler bü-tünlü¤ünden kaç›fl”tan sözetmesi, afl›r› hafifli¤e dayal› bir cid-diyetsizlik örne¤i idi. Fakat biz zaman›nda, EK‹M hedef al›narak sorulan sorunun formüle edilifl tarz›ndan ve soruluflundaki masumiyetinden hareket-le, tafl›nan kayg›lar›n, pratik verileri de¤il fakat kavray›fl› esas ald›¤›n›, bu kavray›fl›n yaratabilece¤i muhtemel zaaflara iflaret edilmek istendi¤ini varsaym›fl, böyle bir varsay›mla hareket et-mifltik. Orak-Çekiç’in ilgili bölümünü Ekimler’in 1. say›s›na oldu-¤u gibi alm›fl, alt›na EK‹M 1. Genel Konferans›’n›n sorunu ele al›fl›na iliflkin bir parça koymufl, herhangi bir yorum yapmaks›z›n, yaln›zca bafll›¤a ç›kar›lan flu soruyu sormakla yetinmifltik: “Orak-Çekiç Neyi Elefltiriyor?” (Ekimler, say›:1, s.262, Mart 1992) Kuflku yok ki bununla yetinmek, bizim için, muhataplar›m›z›n kavray›fl düzeyine ve devrimci iyiniyetine belli bir güveni de ifade ediyordu. Oysa zaman bize fazla iyimser oldu¤umuzu bütün aç›kl›¤› ile gösterdi. Devrimci Proletarya, bizim bafll›¤a ç›kar›lm›fl bir soruyla yetinen tutumumuzu, bu devrimci iyiniyeti, bizimle iliflkilerindeki genel e¤ilimine uygun olarak bir zay›fl›k göstergesi sayd› ve lütfedip bir dipnotta bu kez flunlar› söyledi: “(Ekimler) s›n›f mücadelesinin bugünkü gelifliminden 144

kopuk, teo-rik çal›flmay› kavranacak halka olarak belirleyen bir parti infla görüflü ileri sürüyor. Ekimler’de parti inflas›n›n çeflitli yönlerinin ard› ard›na s›raland›¤› ve bunlar›n bir bütün oluflturdu¤unu belir-ten bir al›nt› konularak Orak-Çekiç’in elefltirisine yan›t verilmifl oluyor. Az çok dikkatli bir okurun bunun yöneltilen elefltiriye bir yan›t oluflturmad›¤›n› görebilmesi zor de¤ildir.” (Devrimci Pro-letarya, say›:9, Nisan 1992) Okur öncelikle bu sözlerin ilk cümlesine dikkat etmelidir. Parti inflas›na iliflkin olarak teorik, politik ve örgütsel geliflme sürecinin organik bütünlü¤üne özel bir vurgu yapan, ama bu bü-tünsel geliflme sürecinin içinde çözücü ve yolaç›c› bir halka ola-rak teorik geliflmeye iflaret eden bir bak›flaç›s›n›n, “s›n›f müca-delesinin bugünkü gelifliminden kopuk ... bir parti infla görüflü” biçimindeki ucube formülasyonla ne ilgisi olabilir? Böyle bir sunuluflu, bunu yapanlar›n yaln›zca kavray›fl düzeyine de¤il, da-ha da ötesinde, genel olarak siyasal düzey ve ciddiyetine de bir gösterge saymak gerekir. Ama dahas› var. Yukar›daki sözlerin havas›na bakanlar, e¤er daha önceki durumu bilmiyorlarsa, ciddi ciddi OrakÇekiç’in EK‹M’e bir elefltiri yöneltti¤ini sanabilirler. Oysa “elefltiri” ad› alt›nda yap›lan iflin tamam› anlams›z bir sorudan ibarettir. Bir yar›m ve bir tam cümle al›p da “bunu nas›l anlamak gerekir” diye sormak “elefltiri” say›labilseydi e¤er, siyasal mücadelenin bu cephesinde ifller gerçekten de çok kolay olurdu. EK‹M söz-konusu oldu¤unda Devrimci Proletarya ve paralelindeki yay›nlar flafl›rt›c› bir tutum örne¤i sergileyerek bugüne kadar hep bu kolayc›l›kla yetindiler. Kalem darbeleriyle her seferinde iflimizi gördüler ve sonra da gönül ferahl›¤› ile spekülatif yak›flt›rmalar›-n› “herkesçe bilinen” gerçeklermifl rahatl›¤› içinde yineleyip durdular. Oysa kendilerini biraz zora sokabilir, EK‹M 1. Genel Konferans›’n›n parti sorununa iliflkin temel belgelerini önlerine çekebilir, buradaki kavray›fl› pratik süreçlerimizin elefltirel bir de¤erlendirmesiyle de birlefltirip, söyleyebilecekleri neyse öylece söyleyebilirlerdi. Bunu yapmayanlar, buna hiçbir zaman gerek duymayanlar, bir 145


de büyük bir iyiniyetle sorulmufl sahi siz neyi elefltiriyorsunuz sorusunu al›p, “az çok dikkatli okura” bunu hiç de “yöneltilen elefltiriye bir yan›t oluflturmad›¤›” havalar›nda sunmazlar m›? Ama tüm bu ölçüsüzlükler, ak›l almaz ölçülerdeki bu garip kolayc›l›k, gelinen yerde art›k bir son bulmal›d›r. Orak-Çekiç ve Devrimci Proletarya’n›n, ya birer bofl söz kal›b›na çe-virdikleri bu tür iddialar› bir an önce aç›k elefltirinin konusu haline getirmeleri, ya da spekülatif yak›flt›rmalar olarak yineleyip durmaktan art›k vazgeçmeleri gerekmektedir. Tekrarlanan soru: Orak-Çekiç neyi elefltiriyor? Yineliyoruz, Orak-Çekiç’in ilgili baflyaz›s›ndaki soru tümüyle anlams›zd›r. Zira sordu¤u sorunun yan›t› tek cümlelik al›nt›lar yapt›¤› belgelerde zaten tüm aç›kl›¤› ile vard›r. Bu durumda, ya bu belgelerdeki yan›t›n ifade etti¤i çarp›kl›¤› enine boyuna tahlil eder ve sergilersiniz, ya da yan›t› zaten aç›kça verilmifl olan sorulardan kaç›n›rs›n›z. EK‹M 1. Genel Konferans› Bildirisi, Orak-Çekiç’in yar›m cümlelik al›nt› yapt›¤› bölümde, sorunu flöyle ortaya koymaktad›r: “Konferans›m›z partileflme sürecini, birbirine kopmaz flekil-de ba¤l›, organik olarak içiçe geçmifl bir teorik, politik ve örgüt-sel geliflme süreci olarak kavramaktad›r. Kendi geçmiflimizden oldu¤u kadar, uluslararas› komünist hareketin tarihsel geçmiflin-den birikip bugünün komünistlerine miras kalan sorunlar›n yan›-s›ra, günümüz dünyas›n›n ve Türkiye’sinin yaflad›¤› karmafl›k sorunlar›n bir ihtiyaç haline getirdi¤i teorik at›l›m, partileflme sürecinin esas halkas›d›r. Baflar›l› ve sa¤l›kl› bir örgütsel geliflim ancak bu tür bir at›l›mla güvence alt›na al›nabilir. Partileflmeye varacak bir politik ve örgütsel geliflimin ise temel alan›n› iflçi s›n›f›, esas içeri¤ini s›n›f›n öncü kesimiyle birleflmek ve s›n›f›n kitlesiyle ba¤lar› gelifltirmek oluflturmaktad›r.” (De¤erlendirme ve Kararlar, Eksen Yay›nc›l›k, s.44) Orak-Çekiç’in bir cümlelik al›nt› yapma cömertli¤i gösterdi¤i bölümde ise söylenenler flunlard›r: “EK‹M’i I. Genel 146

Konfe-rans safhas›na getiren Merkez Komitemiz, Konferans›m›z›n toplanmas›na iliflkin karar metninde, Türkiyeli komünistlerin içinde bulundu¤umuz dönemdeki sorunlar›n› flöyle özetlemekteydi: ‘Türkiyeli komünistler bugün ciddi teorik, politik ve örgütsel so-runlarla yüzyüzeler. Evrenseli kucaklayan bir teorik geliflme ve yetkinleflme; politik sorunlarda ve görevlerde netlik; iflçi s›n›f›n› temel alan ve tüm topluma hitapeden etkin bir siyasal faaliyet; böyle bir faaliyetin güvencesi ve yürütücüsü olarak ihtilalci bir s›n›f örgütlenmesi; ve tüm bunlar›n cisimleflmifl bir birli¤i ve ifa-desi olarak, leninist bir s›n›f partisi.” ‘Tüm bunlar ayn› görevler ve sorunlar zincirinin kopmaz halkalar›d›r; bir bütün oluflturmaktad›rlar’, diyerek devam eden de¤erlendirme, bu ‘sorunlar›n as›l önemli boyutu do¤al olarak teorik aland›r’, sonucuna var›yordu. “Konferans›m›z teorik faaliyeti, teorik sorunlarda geliflme ve yetkinleflmeyi Hareketimizin tüm faaliyetinin en canal›c› halkas› olarak de¤erlendirmektedir. Politik ve örgütsel faaliyetin do¤ru bir çizgide, sa¤l›kl› ve baflar›yla gelifltirilebilmesinin güvencesi buradan geçer. Nedir ki teorik çal›flmaya atfetti¤imiz bu önem, devrimci siyasal mücadelenin her zaman için teorik aç›kl›¤a duydu¤u ola¤an ihtiyac›n ötesindedir. Sorun Türkiye devriminin kendine özgü sorunlar›nda aç›kl›¤a kavuflman›n da ötesindedir. Yaln›zca Türkiye’de de¤il bir bütün olarak dünyada, devrimci komünistlerin, belki de uluslararas› komünist hareketin tarihinin hiçbir döneminde karfl›lafl›lmam›fl ciddi teorik sorunlarla yüzyüze olduklar› bir gerçektir. Karfl› karfl›ya bulunulan sorunlar›n manza-ras› bafldöndürücüdür.” (a.g.e., s.51) Aç›klamalar bundan da ibaret de¤ildir. EK‹M 1. Genel Konferans› De¤erlendirme ve Kararlar içinde yer alan, “Parti: Proletaryan›n Devrimci Öncüsü (Esaslar, Görevler, Olanaklar)” bafll›kl› nispeten uzun metin, Orak-Çekiç’in ilgili say›s›ndan aylar önce yay›nland›. (Haziran 1991, Ekim, say›:45) Bu aç›klamalar› buraya aktarmaya kalkmak bu yaz›y› tümden hantallaflt›rmak demektir. Bu nedenle biz konuya iliflkin baz› bölümlerini ekte yay›nlad›¤›m›z yaz›n›n, herkesin her an ulaflabilecekleri bir 147


yak›nl›kta oldu¤unu hat›rlatmakla yetiniyoruz. Komünistlerin parti infla sürecine yaklafl›mlar› üzerine konuflmak, bunu elefltiriye tabi tutmak isteyen herkes, bu konferans metnini mutlaka gözönünde bulundurmak durumundad›r. Komünistler siyasal mücadele sahnesine 1987 y›l› içinde ç›kt›lar. Ç›k›fl bir ideolojik kopma olarak gerçeklefliyordu, ama daha en bafl›ndan örgütlü bir siyasal ak›m olmak için ne gere-kiyorsa onu yapma yolunu tuttular. 1987 y›l› May›s’› sonunda ilk ideolojik de¤erlendirmelerini yay›nlayanlar›n 1987 y›l› Ekim’inde politik bir yay›nla siyasal yaflama bafllamalar›, bunun ilk ad›m› ve temel bir göstergesiydi. Legal yay›n furyas›n›n mo-da oldu¤u bir evrede sözkonusu olan›n illegal bir politik yay›n organ› olmas› olgusu dikkate de¤erdir. Bu, ihtilalci bir siyasal örgüt olmak perspektifi ve iradesinin, bu konudaki aç›kl›k ve tercihin somut bir göstergesidir. Ç›k›fl say›s›n›n baflyaz›s›nda bu aç›kça dile de getirilmifltir. Bu sürecin üç y›l› biraz aflan nispeten k›sa bir süre içinde ortaya siyasal faaliyet kapasitesi sürekli büyüyen bir örgütsel omurga ç›karmas› ve bunun bir örgüt konferans› ile taçlanmas›, örgüt ve politik mücadele konusundaki sa¤lam perspektif ve ira-de ile bu perspektif ve irade sayesinde katedilen pratik mesafe konusunda, herkesin anlayabilece¤i aç›kl›kta bir fikir vermektedir Fakat bu aç›k tutuma ve pratik olgulara ra¤men, 1. Genel Konferans’a kadar geçen süre içinde oldu¤u gibi, 1. Genel Kon-ferans’tan itibaren de, komünistler, partileflme sürecinin, ideolo-jik, politik ve örgütsel bütünlü¤e sahip oldu¤u fleklindeki devrim-ci aç›dan son derece basit gerçe¤i belirtmekle kalmad›lar; fakat bunu, tam da, T‹KB’nin o gün de bugün de hala bir türlü kavra-yamad›¤› bir baflka vurgu ile birlefltirdiler: “Teorik geliflme, partileflme sürecinin esas ve tayin edici halkas›d›r”. Neden? Nedeni cümlenin devam›nda tüm aç›kl›¤› ile ortaya konulmaktad›r: “Zira parti, herfleyden önce sa¤lam bir marksist-leninist teorik temel ve bu temel üzerinde beliren net bir ideolojik kimlik demektir. Parti program›, bu çaban›n özlü, 148

süzülmüfl ve yetkin bir ifadesinden baflka bir fley olmayacak, ayn› flekilde, partinin taktik ilkeleri de bu çaban›n bir ürünü olarak netleflecektir. Devrimci teorinin anlam›n› ve ifllevini do¤ru kavrayan ve teorik geliflme kavram›n› da bu kavray›fl içinde ele alan her marksist-leninist için, partileflme süreci içinde teorik geliflmenin tafl›d›¤› tayin edici önemi anlamakta bir güçlük yoktur. Teorik geliflme, efllik etti¤i ve yolunu açt›¤› politik ve örgütsel geliflme süreçleri-nin sa¤l›kl› ve baflar›l› olabilmesinin güvencesidir. Ayn› flekilde teorik geliflme, tüm marksist potansiyeli tek bir parti çat›s› alt›n-da birlefltirebilmenin etkili bir yolu ve zorunlu bir önkofluludur.” (EK‹M 1. Genel Konferans›/De¤erlendirme ve Kararlar, s.123-124) T‹KB bunu bir türlü kavrayam›yor. Buna çok da flafl›rmamak gerekir; zira o, ne kadar aksini iddia ederse etsin, temelde geleneksel devrimci hareketin düflünüfl ve davran›fl kal›plar› içinde bir harekettir. Yukar›ya aktar›lan sözlerde bilimsel bir marksist kavray›fl var. Bu kavray›flla düflünenler için “parti herfleyden önce bir ideolojik kimlik demektir” sözünün ve gerçe¤inin, bu gerçeklik çerçevesinde, parti infla sürecinde teorik geliflme ve aç›kl›¤›n tafl›d›¤› “belirleyici” önemin, hiçbir anlafl›lmaz yan› yoktur. T‹KB bu bilimsel marksist kavray›fl› Marksizm-Leninizm mant›¤› ve kavramlar› içinde irdeleyip alg›layaca¤›na, buna Türkiye devrimci hareketinin yerleflik kültürü ve geleneksel önyarg›lar› üzerinden bak›yor. Bu önyarg›lar›n çarp›k penceresinden bakanlara ise, teo-rik geliflme ve aç›kl›¤a yap›lan her vurgu, hele hele ona flu veya bu nedenle atfedilen “belirleyici” önem, durumun, koflullar›n, sürecin, hareketin mevcut geliflme aflamas›n›n ne oldu¤una bak›lmaks›z›n, akademizmin, ayd›n oportünizminin, mücadele ve örgütten kaç›fl›n aç›k bir belirtisi, tart›flmas›z bir göstergesi olarak görünür. Elbette böyle görünmesinin bir mant›¤›, bir tarihsel temeli var. Çünkü Türkiye’nin yak›n geçmiflinde teorinin önemi ve teo-rik çal›flma ad› alt›nda gerçekten örgütten ve mücadeleden ka-ç›lm›flt›r. Fakat tam da bunun kendisi, temel özelliklerinden 149


biri kendili¤indencilik olan geleneksel devrimci gruplarda, akademizm olarak yozlaflt›r›lan teorik çal›flma ve mücadele karfl›s›nda teoriye ilgisizli¤in, teorisiz devrimcili¤in ve dar pratikçili¤in, Lenin’in Ne Yapmal›’daki o vurucu sözleriyle “küçük çapta pratikçilikle teoriye karfl› tam bir umursamazl›¤›n” yüceltilip mazur gös-terilmesine bir dayanak da olabilmifltir. S›¤ ve ilkel görüfllerin yol gösterdi¤i mezhepsel örgütlenmeler ve onlar›n dar prati¤i, mücadele ve devrime ba¤l›l›¤›n göstergesi olarak idealize edilebilmifltir. Bu ba¤l›l›ktaki iyiniyete, derin samimiyete, bu u¤urdaki fe-dakarl›klara bir fley demek bir yana, biz her zaman geçmifl mirasa bu yönüyle yeterli aç›kl›kta ve kuvvette sahip ç›kt›k. Fakat bu hiç de, tafl›d›¤› temel ve yap›sal zaaflar›, bunun ideolojik ve sosyal mant›¤›n› unutmam›z anlam›na da gelemezdi. Biz reformizmden de¤il, reformizmi daha önceki bir tarihsel safhada aflm›fl küçük-burjuva devrimcili¤inden koptuk. Onun düflünüfl tarz›, onun sorunlar› ve görevleri ele al›fl tarz›, bunlar› dile getiren kavramlar› alg›lay›fl tarz›, elbetteki bizden tümüyle farkl› olacakt›. Biz bu kavray›fl› besleyen koflullar› ve öznel nedenleri anlayabilir, hakl› bir tepkinin ürünleri olmalar›n› belli bir anlay›flla da karfl›layabili-riz. Ama hepsi bu kadar. Tüm bunlar partileflme sürecinin sorunlar›, bu organik süre-cin farkl› yönleri aras›ndaki iliflki sözkonusu oldu¤unda da böyle-dir. Biz bu alanda da geleneksel sol hareketin reformist ve dev-rimci-demokrat kesimleri ile (ayd›n oportünizmi ve teoriye karfl› umursamaz dar pratikçi e¤ilimler ile) araya kesin s›n›rlar çizdik. Kald› ki burada yeni bir fley de söylemiyoruz. Sözünü etti¤imiz temel ayr›m çizgisini bugüne kadar bir çok vesileyle ortaya koy-duk. Örne¤in afla¤›daki parçay›, EK‹M 1. Genel Konferans›’n›n parti sorununa iliflkin ayn› de¤erlendirmesinden aktar›yoruz: “Partileflme bir süreçtir; birbirleriyle kopmaz biçimde ba¤l›, içiçe geçmifl bir ideolojik, politik ve örgütsel geliflme süreci. Parti-leflmenin bu boyutlar›n› birbirinden koparmak, ya da içlerinden birine ötekileri ihmal edecek biçimde tek yanl› bir 150

a¤›rl›k vermek, sürecin tümünü sakatlayacak, zaafa u¤ratacakt›r. Politik ve örgüt-sel geliflmeden kopar›lm›fl bir teorik geliflme, devrimci pratik amaçlar›ndan kopmufl olman›n kaç›n›lmaz sonunu yaflayarak, oportünizm ya da ayd›n akademizmi olarak yozlaflacakt›r. Teo-rik geliflme ve yetkinleflme temeli üzerine oturmayan bir politik ve örgütsel geliflme ise, ortaya bir örgüt ç›karsa bile, bu öncü s›n›fa yarafl›r bir biçimde en ileri teoriyle donanm›fl gerçek bir partiden tümüyle farkl› bir fley olacak, s›n›fa ve devrimci müca-deleye önderlik yetene¤i ve kapasitesinden yoksun kalacakt›r. (Age, s.123) Biz Devrimci Proletarya’n›n akademizme, ayd›n oportünizmine, teorik sorunlar›n önemi ad› alt›nda mücadeleden ve örgütten kaç›fllara duydu¤u soylu öfkeyi elbette takdirle karfl›la-r›z. Fakat kendi pay›m›za bu kadar›n›n yaln›zca genel bir dev-rimci kimli¤i, devrimci hareketimizin geleneksel kimli¤ini verdi¤ini de buna eklemek zorunday›z. Bir de bu hakl› ve soylu öfkeyi dar pratikçili¤i hakl› ve mazur göstermek için kullanma gelene¤i var. 25 y›ll›k “hareket” olup da parti olamayanlar›n, dahas› gurur-la ileri sürebilecekleri, dostun düflman›n gözleri önünde göndere çekebilecekleri bir programdan yoksun olanlar›n durumu var. Bu gelenekle, bunun temsil etti¤i anlay›fl ve pratiklerle de araya kesin bir s›n›r çizemeyenlerin, kendilerini gelenksel hareketten farkl› bir yere koymalar›n›n ne inand›r›c›l›¤› olabilir? Parti sorununda kendili¤indencilik Orak-Çekiç’in “Parti ve Devrimi Birlikte Örgütlemek” türünden iddial› bir bafll›k tafl›yan Eylül 1991 tarihli yaz›s›na geri dönelim. “Parti inflas›n›n çeflitli yönleri”ne yaklafl›ma aç›kl›k getirmek iddias›ndaki bu yaz›, en kritik noktalarda gerçekte herhangi bir aç›kl›k sunmuyor. Dedi¤i yaln›zca fludur: Parti inflas›n›n tüm yönleri bir bütündür; bunlardan birine di¤erlerini ihmal edecek, ya da bir sonraki aflamaya b›rakacak bir önem ya da öncelik atfedilemez (Bkz. daha önceki aktarmalar). Ne 151


var ki sürecin bütünlü¤üne bu vurgu, burada kendi bafl›na çok da anlaml› de¤il. Komünistlerin parti sorununa iliflkin yaz› ve belgele-ri bu bütünlü¤e iliflkin aç›k bir görüfl ve say›s›z vurgularla doludur. Sözkonusu olan, bu görevler bütünlü¤ünü bozan, onlar aras›ndaki organik iliflkiyi koparan, ya da birinin önemi ad› alt›n-da ötekileri ihmal eden anlay›fllar›n elefltirisi oldu¤unda, bu görev-ler alan› aras›ndaki bütünlü¤ü vurgulamak kuflkusuz ilkesel bir önem tafl›r. Fakat sözkonusu olan parti öncesi komünist bir hareketin partileflme sürecinin sorunlar›n› ele al›fl› olunca, bu görevler zinciri içindeki bütünlü¤ü vurgulamak kendi bafl›na hiç de yeterli de¤ildir. Burada as›l önemli ve yolgösterici olan, bu görevler bütününün as›l çözücü, ilerletici halkas›n›n hangisi oldu-¤u konusundaki aç›kl›k, buna iliflkin net bir tutumdur. Hareketin içinde bulundu¤u koflullara, geliflme aflamas›na, geliflme güçlük-lerine s›k› s›k›ya ba¤l› olan bu çözücü halka sorununda aç›k bir fikir ve tutumdan yoksunluk, sürecin do¤ru kavranmas›n› ve ilerletilmesini de bozar, en az›ndan zora sokar. Dolay›s›yla, bu görevler bütünlü¤ünü ve bunlar›n herbirinin kendine göre önemini vurgulamak, bunlar aras›ndaki iliflkinin aç›k bir kavran›fl›yla da birlefltirilmezse e¤er, bu partileflme sürecinin sorunlar› alan›nda bir belirsizli¤e ve sürecin seyrinde belli bir kendili¤indencili¤e yol açar. Orak-Çekiç’in elefltiri hedefi olarak EK‹M’i seçti¤i bir durumda; partileflme sürecinin bütünlü¤ünü, örgütsel geliflmenin önemini, “parti inflas›n›n s›n›f mücadelesi prati¤iyle s›k› s›k›ya ba¤l› olarak gerçeklefltirilmesi” gerekti¤ini vurgulamas›, tümüyle anlams›zd›r. EK‹M’e bu platformdan yöneltilecek bir elefltirinin hiçbir teorik ya da pratik de¤eri olamaz. Bu olsa olsa as›l tart›flma-y› sapt›ran basit bir spekülasyon olur. Dahas›, 20 y›ll›k örgütlerin da¤›l›p gittikleri ya da iyice yozlafl›p legalize olduklar› bir evre-de, illegal temeller üzerinde ihtilalci bir örgüt yaratma kararl›l›¤›, iradesi ve pratik baflar›s› göstermenin devrimci aç›dan tafl›d›¤› de¤ere gözlerini kapamak olur. Dolay›s›yla, EK‹M sözkonusu oldu¤unda, yöneltilecek elefl152

tirinin tek olanakl› platformu, partileflme sürecinin bütünlü¤ü içerisinde teorik geliflmenin çözücü alan, “kavranacak halka” olarak ele al›nmas› yaklafl›m›d›r. Evet, komünistlerin yaklafl›m› buydu ve partileflme sürecinin belli ara evreleri de¤il de tamam› dü-flünüldü¤ünde, hala da budur. Orak-Çekiç, Devrimci Proletarya vb. yay›nlar, tart›flacaklarsa dosdo¤ru bunu tart›flmal›d›rlar. Par-tileflme sürecinin çeflitli yönlerini s›raya koymak, “örgütsel inflay› ideolojik-siyasal geliflmenin kendili¤inden devam› ya da bir sonra-ki aflaman›n sorunu olarak ele almak” türünden konuyla ilgisi olmayan sözlerle tart›flmay› sapt›rmaya kalkmak, burada as›l tart›flmay› yapmak alan›ndaki zay›fl›¤› göstermekten baflka bir ifle yaramaz. Partileflme sürecinin kavranacak halkas› olarak teorik geliflmeyi almayanlar, ya “kavranacak halka” belirlemesine ilke olarak karfl› ç›k›yorlard›r, ya da kendileri “pratik” geliflmeyi esas halka olarak kavr›yorlard›r. Bunlar›n ikisi de partileflme sürecinde ken-dili¤indencili¤e, sonu bir türlü gelmeyen ve ne zaman gelece¤i de belli olmayan bir sözde “parti infla süreci” içinde sürünmeye yol açar. Böyleleri bir gün cesaret edip kendilerine “parti” demek gücü gösterdiklerinde ise, ortaya ç›kan fley, ne teorik ve ne de pratik yönden, devrimci s›n›f önderli¤iyle ciddiye al›n›r bir ilgisi bulunmayan eski mezhepsel yap›n›n do¤rudan bir devam› olmak-tan öteye geçemez. Böylelerinin o çok yücelttikleri “pratik” de devrimci s›n›f prati¤iyle ilgisi olmayan bir dar grup prati¤i ola-bilir ancak. Türkiye’de yaflay›p da, Türkiye’nin son 30 y›ll›k dev-rimci siyasal yaflam›n› bilip de bunu anlamak o kadar güç mü gerçekten? fiu ya da bu özel ara evreden de¤il de parti kurulufl sürecinin tüm dönemi üzerinden bak›ld›¤›nda, teorik geliflme tüm sürecin çözücü ve belirleyici halkas›d›r. Dünyan›n her yerinde ve tarihin her döneminde, parti kurulufl sürecinin sözkonusu oldu¤u her du-rumda bu böyledir. Bunu bilmeyenler, tarih bilmiyorlar demektir. Sürecin flu veya bu ara evresinde, pratik sorunlar›n, örgütsel sorunlar›n ya da örne¤in s›n›fla birleflme sorununun özel bir vurgu olarak öne ç›kmas›, özel bir ilginin 153


ve pratik yüklenmenin konusu olmas›, sürecin toplam›na iliflkin bu temel do¤ruyu de¤ifltirmez. Bunu anlayamayanlar MarksizmLeninizmi, onun parti ö¤retisini anlayam›yorlar demektir. Parti herfleyden önce bir ideolojik kimlik demektir; üzerinde yükselebilece¤i sa¤lam bir teorik temel demektir; ancak bu saye-de aç›kl›k kazanabilecek sa¤lam bir program ve taktikler demeti demektir. Peki ya örgüt, peki ya pratik? türünden sorular, burada, keyfili¤in ürünü de¤ilse e¤er, yaln›zca devrimci teorinin anlam›, ifllevi ve ilgi alan› konusunda temelli bir kafa kar›fl›kl›¤›n› anlat›r. Teorinin sa¤l›kl› oluflumu ve geliflmesi için zorunlu koflullar konu-sunda gerçek bir kavray›fls›zl›¤› anlat›r. Pratik siyasal amaçlara ba¤lanmam›fl ve devrimci bir örgütsel oluflumun ad›m ad›m yolunu açmam›fl bir devrimci teori, tan›m›n kendisiyle bir çeliflkidir. Bütünsel kimlik basit gerçe¤i etraf›nda dönüp duranlar›n bu basit iliflkiyi anlamakta bu kadar zorlanmamalar› gerekirdi. Partileflme sürecinde devrimci teorik geliflmenin tafl›d›¤› kri-tik ve belirleyici önemi vurgularken biz, sözkonusu olan ‘90’lar›n bafl›ndaki Türkiye oldu¤unda, kendimizi hiç de dünyan›n her-hangi bir ülkesi ve tarihin herhangi bir an›ndaki her parti infla giriflimi için geçerli olan genel bir do¤ruyla s›n›rlam›yoruz. ‘80’-lerin sonu ve ‘90’lar›n bafl› sözkonusu oldu¤unda, sorun, bu kendine özgü tarihsel koflullarda bizim karfl›m›za çok daha önem-li ve yak›c› bir biçimde ç›kmaktad›r. Biz bu kendine özgü koflul-lar› bir çok vesileyle tahlil ettik. Bizzat EK‹M I. Genel Konferans› Belgeleri’nde, Orak-Çekiç’in budalaca sorulara konu etmek üzere tek cümlelik al›nt›lar yapt›¤› metinlerde, bunlar yeterli aç›kl›kta yer almaktad›r. Ekte Partileflme Sürecinde Teorik Geliflmenin Önemi ve Kapsam› bafll›¤› alt›nda sundu¤umuz metin, buna bir örnektir. Ekimler’in 1. say›s›n›n Ç›karken yaz›s›, Yeni Bir Dönemin Bafl›nda bafll›¤› tafl›maktad›r. ‘80’lerin ikinci yar›s›, gerek dünya-da ve gerekse Türkiye’de bir dönemin sonunu iflaretler. Ulusal ve ulusararas› planda, herbiri kendine özgü özelliklere ve dinamiklere sahip olan bu tarihsel dönemler, dikkate 154

de¤er bir rastlant›yla üst üste düflerek kapanm›flt›r. Bu ise devrimcilerin ve komünistlerin omuzlar›na büyük bir sorunlar yükü b›rakm›flt›r. Devrimci hareketin 12 Eylül’le birlikte a盤a ç›kan yap›sal bu-nal›m›, ‘89 çöküflünün ard›ndan tarihsel sorunlar›n ve dünyadaki geliflmelerin ezici a¤›rl›¤› alt›nda, yeni boyutlar kazanm›flt›r. Dolay›s›yla, tam da bu konjonktürde parti infla süreci yafla-yan bir örgüt, ancak bu sorunlar› da hesaba katan, onlar› da kucaklayan bir teorik geliflme perspektifi ve prati¤i içinde olursa, dönemin ihtiyaçlar›na gerçekten yan›t verebilen baflar›l› ve sa¤-l›kl› bir partileflme süreci yaflayabilir. Bu gerçeklere gözlerini kapayanlar ise, herfleye ra¤men siyasal yaflamlar›n› sürdürseler bile, asla devrimci s›n›f›n önderlik ihtiyac›n› karfl›layabilecek bir öncü parti kimli¤i kazanamazlar. Lenin’in “öncü savaflç› rolü-nün ancak en ileri teorinin k›lavuzluk etti¤i bir parti ile yerine getirilebilece¤i”ni olur olmaz tekrarlay›p da, bunun içinden geç-mekte oldu¤umuz tarihsel evrede somut anlam›n›n ne oldu¤u üzerine durup düflünmeyenler, “parti infla sürecini” sürdürmek ad› alt›nda yaln›zca sürünürler. 1990’lar bafl›nda “en ileri teori”ye, ulusal ve uluslararas› geliflmelerin ortaya ç›kard›¤› yeni sorunla-ra marksist-leninist çözümler getirilerek ulafl›labilir. Bu teorik-ideolojik aç›kl›kla birleflmeyen bir örgütsel oluflum ve siyasal pra-tik, devrimci s›n›f›n öncü örgütü düzeyine yükselebilmek bir ya-na, zaman içinde k›s›rl›k ve açmazlar içinde kaç›n›lmaz bir yokoluflla noktalanacakt›r. Bunu ileri sürebilmek için kahin olmak gerekmez, yaln›zca marksist-leninist olmak yeterlidir. “Partiyi ve Devrimi Birlikte Örgütlemek”! Zaman›nda yan›ta de¤er bulmad›¤›m›z için Devrimci Proletarya taraf›ndan azarland›¤›m›z “elefltiri”yi bu kez kendi mant›¤› içinde yan›tlamadan geçemeyece¤iz. Orak-Çekiç’in dört sütunluk yaz›s›n›n yaklafl›k bir sütunu, Lenin’in farkl› tarihsel evrelerde teorik geliflmeyi nas›l ele 155


ald›¤› sorununa ayr›lm›fl. Baz› al›nt›larla bunlar› izleyen baz› k›sa aç›klamalar›n ard›n-dan flunlar söyleniyor: “Lenin’in de¤iflik dönemlerde teoriye yaklafl›m› ve di¤er alanlardaki görevler ve geliflme ile iliflkisini nas›l kurdu¤unu gösteren bir kaç örnek üzerinde durduk”. Bu-nu ise kritik bir soru izliyor: “Bu örnekler neyi göstermektedir?” Bu soru gerçekten anlaml›d›r ve Orak-Çekiç’in bu soruyu dosdo¤ru yan›tlamas›, tüm tart›flmaya aç›kl›k getirmek bak›m›ndan çok özel bir önem tafl›maktayd›. Fakat nedense o bunu yapm›yor. Lenin’-den 1890’lar›n ortas›na, devrimci Iskra dönemine (1902) ve niha-yet, 1905 Devriminin en s›cak günlerine (Ekim genel grevi son-ras›na ve Aral›k Ayaklanmas›n›n hemen öncesine) ait parçalar aktar›l›yor. Rus Devrim tarihinin temel özellikleri bak›m›ndan birbirinden farkl› bu üç ayr› döneminde, Rusya’da marksist hare-ketin bu üç ayr› geliflme evresinde, Lenin’in teorik geliflme so-rununa yaklafl›mlar›n› aktaranlar›n, bundan dönemin Türkiye’si ve komünist hareketi için ne gibi sonuçlar ç›kar›labilece¤ini aç›k-ça ortaya koymalar› beklenirdi. Oysa Orak-Çekiç bundan özenle kaç›n›yor. Bunun yerine, “Bunu bir baflka soruyla birlefltirelim” demeyi tercih ediyor ve bu kez flu soruyu soruyor: “Devrim için objektif koflullar›n olgunlaflt›¤› bir ülkede, henüz geliflmesinin bafl›nda olan bir komünist hareket varsa o önüne hangi görevi, görevleri koyacakt›r?” Bu soruda naiflikle çarp›kl›k biraradad›r. “Devrim için objek-tif koflullar›n olgunlaflt›¤› bir ülkede” tan›m›n›n burada yeri ve ifllevi nedir acaba? Bununla anlat›lmak istenen ne olabilir? Söz-konusu olan içinde bulundu¤umuz ça¤›n genel özelliklerinden hareketle her ülke için söylenebilecek bir genel olgu de¤ilse e-¤er, geriye, (sözlerin gelip EK‹M “elefltirisi”ne ba¤lanan sonra-ki bölümünden de anlafl›laca¤› gibi) “devrim ülkesi” nitelemesiy-le kastedilen olgusal gerçek kalmaktad›r. Bu ise “devrim için objektif koflullar›n olgunlaflmas›” olgusundan daha farkl› bir fley-dir. Türkiye’nin “devrim ülkesi” oldu¤u vurgusunu bafl›nda itiba-ren komünistler de kulland›lar. Ama 156

bununla anlat›lmak istenen fley; çözümsüz yap›sal sorunlarla yüzyüze bulunan bir düzen ger-çe¤i, bu temel üzerinde geçici olarak ve zorla bast›r›lan çeliflkile-rin her seferinde kaç›n›lmaz olarak yeniden keskinleflmesi ve de-rinleflmesi gerçe¤i, dolay›s›yla bu çözümsüzlük ve kaç›n›lmazl›k-lar›n devrimci kitle mücadelelerini besleyen objektif bir zemin oluflturmas› gerçe¤idir. Yaflad›¤›m›z ülkenin bu temel gerçekleri ile 1987’de baflgösteren ve 1989-90 y›llar›nda önemli boyutlar kazanan yeni s›-n›f ve kitle hareketi olgusunun, 1991’de (Orak-Çekiç’in ilgili yaz›-s›n›n tarihi) parti sorununa apayr› bir aciliyet kazand›rd›¤› bir gerçektir. Ama yeniden soruyoruz; “Devrim için objektif koflulla-r›n olgunlaflt›¤› bir ülke” vurgusunun bu tümüyle farkl› gerçeklikle ne ilgisi olabilir acaba? Bu soruya yaz›da çok aç›k bir yan›t yok. Burada oportünizme özgü bir bulan›kl›k var. Fakat bu vurguyu içeren sorunun önünden ve ard›ndan söylenenler, ima edilmek isteneni anlamam›z› bir hayli kolaylaflt›r›yor. Ön k›sm›nda, Lenin’in 1905 Devriminin doruk günlerinde teoriye yaklafl›m› var. Orak-Çekiç’in Lenin’den buna iliflkin olarak yap›lan al›nt›ya ba¤lanan sözleri flöyle bafll›yor: “1905’lerde, devrimci bir yükselifl dönemine girildi¤inde ...”. Devrim dönemi demesi gereken bir duruma, bizde daha çok kitle hareketindeki devrimci geliflmeyi anlatan daha farkl› bir terim olan “devrimci yükselifl” dönemi derken, Orak-Çekiç sadece dikkatsiz mi davranm›fl oluyor? Alakas› yok. Zira üzerinde durdu¤umuz soruyu izleyen ve EK‹M’in teorik geliflmeye yaklafl›m›n› hedef alan sonra-ki soru ise aynen flöyle bafll›yor: “S›n›f mücadelesinin nispeten yavafl bir geliflme seyri izledi¤i dönemlerden farkl› olarak dev-rimci bir yükselifl içerisine girilen bir dönemde ...” (‹lgili pa-ragraf›n tamam› için Orak-Çekiç’ten yap›lan özetlemeye bak›labi-lir). “Türkiye’nin ‘devrim ülkesi’ oldu¤u de¤erlendirmesi”ne yap›-lan at›fla birlikte de düflünüldü¤ünde, burada yeterli bir aç›kl›k olufluyor. Oportünizme özgü bir bulan›kl›kla çizilen tablo fludur: 157


1905’-lerde “devrim ülkesi” Rusya ve “devrimci bir yükselifl dönemi”. 1990’larda “devrim ülkesi” Türkiye ve “devrimci bir yükselifl içi-ne girilen dönem”. Paralellik fena de¤il! Geriye Lenin’in böyle bir dönemde teorik geliflmeye nas›l yaklaflt›¤› kal›yor. Bu ise Lenin’den yap›lan al›nt›yla bize gösteriliyor. Lenin, 1905 Dev-rimi‘nin doruk noktas› olan Aral›k ayaklanmas›n› hemen öncele-yen günlerde diyor ki; geçmiflte yeterince “teori” yaratt›k; “flimdi e¤er ‘boyumuzu’ bir parça sadece bir parça ‘di¤er tarafa e¤er’ ve prati¤i bir parça öne ç›kar›rsak hata yapm›fl olmayaca¤›z... Üstelik biz halihaz›rda demokratik devrim için çok iyi ve eksiksiz bir program yaratm›fl durumday›z. O halde bu devrimi yapmak için birleflelim!” Orak-Çekiç’in bizim için aç›kça ç›karmak cesareti gösteremedi¤i, birbirini izleyen üç yan›ts›z soruyla ima etmek yoluyla ç›kard›¤› “k›ssadan hisse” ise flu olmal›d›r: Bir “devrim ülkesi”nde ve “devrimci bir yükselifl” içine girilen bir dönemde, Lenin, teorik geliflmeyi de¤il fakat pratik geliflmeyi öne ç›karm›fl, “dev-rim yapmak” ça¤r›s›nda bulunmufltu. Ya bir “devrim ülkesi” olan Türkiye’de ve “devrimci bir yükselifl içine girilen bir dönemde”, EK‹M ne yap›yor? “Teorik at›l›m partileflme sürecinin esas halkas›d›r” diyor. Bu durumda, EK‹M’in böyle “demesini nas›l de¤erlendirece¤iz?” Öyle ya, bu “devrimden kaç›fl” de¤ilse ne-dir? Neyseki EK‹M, “burada sadece bir örnektir”. Üstelik sözü edilen “kaç›fl›n günümüzdeki tek örne¤i (de) de¤ildir.” ‹flte Devrimci Proletarya’n›n yüksek havalarda sundu¤u “O-rak-Çekiç’in elefltirisi”, böylesine gülünç yavanl›klardan olufluyor. 1990 Türkiye’si ile 1905 Rusya’s›n›n neyi k›yaslanabilir ki? Baflka herhangi bir durumda asla yapamayaca¤›, yapmaya cesa-ret edemeyece¤i böylesine saçma bir k›yaslamay›, OrakÇekiç salt EK‹M’in bak›flaç›s›nda bir kusur bulmak, bunu Lenin’den güç alarak sergilemek gibi olmayacak bir heves u¤runa yapabilmifl-tir. Devrimci Proletarya bizden bunun nesine yan›t vermemizi bekliyordu? Biz zaman›nda, yerinde bir tutumla 158

ve yan›t verilecek bir fley görememenin flaflk›nl›¤› ile, “OrakÇekiç neyi elefltiriyor?” derken tümüyle hakl› de¤il miydik? Fakat madem “Orak-Çekiç’in elefltirisi” diye takdim edilen bu yavanl›klara bu kez yan›t verme yolunu seçtik, o halde sonunu da getirelim. Kuflkusuz Orak-Çekiç yaln›zca “paralellikler”i de¤il, özgünlükleri de hesaba kat›yor. 1905’de Bolflevikler bir parti idi-ler; Lenin “demokratik devrim için çok iyi bir program yaratm›fl durumday›z” diyor ve ekliyordu: “O halde bu devrimi yapmak için birleflelim!” Oysa “devrim ülkesi” olan ve “devrimci yükselifli” yaflayan Türkiye’de, 1991’de, henüz parti yok. Bu durumda soruna nas›l yaklafl›lacak? Ayn› soruyu Orak-Çekiç’in diliyle soral›m: “Devrim için objektif koflullar›n olgunlaflt›¤› bir ülkede, henüz geliflmesinin bafl›nda olan bir komünist hareket varsa, o önüne hangi görevi, görevleri koyacakt›r?” Yan›t Orak-Çekiç’in tüm yaz›s›n›n bafll›¤›ndad›r. Buna göre, yap›lmas› gereken, “Partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek”tir. Evet aynen böyle! Parti yok ama, henüz geliflmesinin bafllang›ç evresinde olsa bile “programatik alanda bir geliflme” sa¤lam›fl ve “örgütsel bir temel” yaratm›fl bir komünist hareket varsa, bu durumda yap›lmas› gereken, “partiyi ve devrimi birlikte ör-gütlemek”tir. Oysa EK‹M, “teorik geliflme”nin belirleyicili¤i ad› alt›nda, bu “mazeret ve biçim alt›nda”, partiyi ve devrimi birlikte örgütlemekten kaç›yor! Orak-Çekiç’in iddial› bafll›¤›n›n (keskin söyleminin) tüm koflu¤u da böylece a盤a ç›k›yor. Devrimin henüz bilinmeyen bir gelece¤in sorunu oldu¤u bir devrimci haz›rl›k döneminde, tüm dikkatini parti inflas›na vermek, bunu kolaylaflt›racak ve h›zlan-d›racak “halka”y› do¤ru kavramak yerine, “partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek” türünden pek devrimci fliarlara s›¤›nmak, olsa olsa parti sorununu kendili¤indenci bir sürece, demek oluyor ki sürüncemeye terketmekten baflka bir sonuca yol açmaz. Zaten olan da budur. Bugün devrimci siyasal mücadeleyi baflar›yla ilerletmek ve yar›nki devrimi en haz›rl›kl› biçimde karfl›lamak için tüm dikkatlerini parti inflas›na veremeyenler, 159


çözümü “partiyi ve devrimi birlikte örgütleme”de buluyorlar. Partiyi örgütle-yemeyenlerin devrimi hiç örgütleyemeyece¤ini bu kadar kolay gözden kaç›rabiliyorlar. Her kavray›fl kendine uygun pratik yara-t›r demeyece¤iz; tam tersine, burada sözkonusu olan bir prati¤i (dar prati¤i) kavray›fl düzeyine ç›karmakt›r. Bu da geleneksel devrimci hareketin geleneksel bir davran›fl biçimidir. Orak-Çekiç madem Rus devrim tarihinin deneyimlerinden ve bu çerçevede Lenin’in teorik geliflme sorununa yaklafl›m›ndan yararlanmak e¤ilimindeydi, yapaca¤› en anlaml› fley, 1905 de¤il, fakat tam da onu önceleyen dönem (Ne Yapmal›? dönemi) üzerinde durmak olmal›yd›. Zira de¤indi¤i üç dönemden, tüm farkl›l›klar sakl› kalmak kayd›yla, 1990’lar Türkiye’sine her fleye ra¤men bir parça uygun düflecek olan dönem buydu. Bu bir parti infla dönemi, bir devrime haz›rl›k dönemidir. Baflka bak›mlardan asla de¤il, ama hiç de¤ilse bu yan›yla, Türkiye’de komünist hareketin içinde bulundu¤u geliflme dönemine baz› bak›mlardan örnek teflkil edebilir. Bu haz›rl›k döneminde Rusya’da da geliflen ve yay›lan bir kitle hareketi var. Dahas› bu hareket, bizim 1990’l› y›llar›m›zla k›yaslanmayacak ölçüde daha ileri kapsam ve düzeydedir. Böyle bir dönemde, geliflmekte olan bu harekete müdahale çabas›n› asla aksatmaks›z›n, tam tersine, bu müdahaleyi daha etkili bir biçimde yapmak ve gelmekte olan devrime en iyi biçimde haz›rlanmak için, marksistler yo¤un bir parti infla faaliyeti içinde idiler. O dönemin marksist hareketinin iflin teorik cephesinde, gerek ulusal ve gerekse uluslararas› planda, 1990’lar›n marksist hareketiyle hiçbir biçimde k›yaslanamaz üstünlüklere ve avantajlara sahip oldu¤u olgusunu burada hat›rlatarak geçelim ve yaln›zca bir soru soral›m. Ne Yapmal›?’n›n “sonuç” bölümünde Lenin’in Rus marksist hareketinin geliflmesinin “üçüncü dönemi” olarak niteledi¤i bu dönemin karakteristik özelli¤i nedir? ‹flte ayn› bölümden Lenin’in yan›t›: “Bu dönemin karakteristik özel-li¤i, baz› ‘mutlak’ hayranlar›n›n pratik çal›flmaya küçümseme ile bakmalar› de¤ildir, tam tersine, küçük çapta pratikçilikle 160

teoriye karfl› tam bir umursamazl›¤›n bileflimidir.” (Sol Yay›nlar›, 1. Bask›, s.221) Bu döneme bir kaç cümleyle de¤inip geçen O-rak-Çekiç, yukar›daki sözler ›fl›¤›nda 1990’lar Türkiye’sinin devrimci örgütler gerçe¤i üzerinde düflünme gere¤i hiç duymufl mudur acaba? Sözde “parti infla süreci” içindeki geleneksel ör-gütlerin durumuna bu tan›m›n ne de güzel oturdu¤unu farketmifl midir acaba? Rus hareketine egemen olan örgütsel da¤›n›kl›k, çal›flmada ilkellik ve amatörlüktü. Bu ise, “teorik ayd›nlanmadan yoksun bir dar pratikçili¤in” ürünüydü. Peki çözüm nas›l bulundu? Bu-nun “teorik müdahale” ile, teoriye ve teorik geliflmeye verilen özel önem ile oldu¤unu göremeyenler Rus devrim tarihi hakk›n-da bir fley bilmiyorlar ve Lenin’i de hiç anlamadan okuyorlar demektir. Orak-Çekiç lütfedip Lenin’den “devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz” ile “önderlik rolünü ancak en ileri teori-nin klavuzluk etti¤i bir parti yerine getirebilir” ifadelerini akta-r›yor. Ama “yanl›fl anlama”lar› engellemek kayg›s›yla da hemen ekliyor: “Lenin bu yap›t›nda (Ne Yapmal›?) kendili¤indenli¤in altedilmesini bir alanda de¤il, teori, siyaset, örgütlenme ve pratik alanlar›n›n bütününde bir sorun olarak ve bir örgüt sorunu ol-arak koydu.” Buradaki bu alt› çizili “örgüt sorunu” vurgusu, teorinin be-lirleyici önemi gibi “mazeret ve biçimler alt›nda” örgüt sorunun-dan “kaç›fl›” teorize edenlere karfl› çok özel bir uyar› yapmak, Lenin’in sözlerini kendilerine dayanak yapmalar›n› güya önden engellemek içindir. Ama Lenin’in sözlerine getirdi¤i bu ek aç›k-lama, olsa olsa Orak-Çekiç’in “teori”yi t›pk› o çok mahkum eder göründü¤ü tarzda, ayd›nca bir akademizm olarak kavrad›¤›n› gösterir. Sorunlar her zaman “pratik”tir ve siyasal bir öze sahiptir. Ama do¤ru ve sa¤l›kl› çözümlerini her zaman teorik aç›kl›k ve “ayd›nlatma” ›fl›¤›nda bulurlar. “Devrimci teori olmadan devrim-ci pratik olmaz” sözünün tüm anlam›, tüm teorik ve pratik özü budur. Elbette ki sözkonusu olan “siyaset, örgütlenme ve pratik”-tir. Ama iflte teori de zaten bunlar içindir. Hangi siyaset, nas›l bir örgüt, nas›l bir 161


pratik -tüm bu sorunlar›n ve sorular›n yan›t›-d›r teori. Teorik geliflme, tüm bunlar›n ayd›nlat›lmas›, sa¤lam bir temele oturtulmas›, baflar›yla ilerletilmesi içindir, daha do¤rusu bu iflin ta kendisidir. Ama marksist “teori” kavram›na marksistçe de¤il de, dar pratikçili¤in öteki yüzü olan akademizm kafas› ile bakanlar, bunu hiçbir zaman anlayamazlar. Dolay›s›yla, bütünsel bir geliflme süreci olan parti infla sürecinde teorinin “belirleyici” rolü üzerine söylenenleri do¤ru anlayabilmek için, öncelikle marksist bir “dil”e sahip olmak gerekir ki, problemin ve anlafl-mazl›¤›n temel bir nedeni de kuflkusuz ki budur. Ve zaten bundan dolay›d›r ki, EK‹M I. Genel Konferans› Belgeleri’nde, “Konferans›m›z teorik faaliyeti, teorik sorunlarda geliflme ve yetkinleflmeyi hareketimizin tüm faaliyetinin en canal›c› halkas› olarak de¤erlendirmektedir” sözlerini okuyanlar, bundan bir örgütün, onun kadrolar›n›n örgütü ve prati¤i b›rak›p kendile-rini “teori”ye vermeleri gibi pek garip bir sonuç ç›karabilmekte-dirler. “Örgütsel ve siyasal görevlerden kaç›fl” üzerine tüm peri masallar›n›n gerisinde de bu garip anlama tarz› vard›r. Ama bu-nu böyle alg›layanlar, hiç de¤ilse EK‹M Ola¤anüstü Konferans› Tutanaklar› yay›nland›ktan sonra, EK‹M’in en iyi durumda bile “teorik geliflme” ihtiyac›na bir kaç kifliyi zar-zor ay›rabildi¤ini de ö¤renebilir ve hiç de¤ilse bu tarihten sonra eski masallar› art›k bir yana b›rakabilirlerdi. Oysa fiubat 1995 tarihli Devrimci Proletarya, EK‹M’in y›llarca “teorik infla”dan baflka bir fley görmedi¤i üzerine eski masallar› y›llar sonra hala yineleyip durabiliyor. “Teorik gerili¤i mutlaka altetmeliyiz” Bu ifade T‹KB II. Konferans Belgeleri’nin V. Bölümünün bafll›¤›d›r. ‹fade bu haliyle bile T‹KB’nin “teori”ye atfetti¤i anlam hakk›nda bir fikir vermektedir. Mart 1991 tarihinde toplanan bu konferans, ‘89 çöküflünün de etkisiyle Türkiye’de ve dünyada sol hareketin sorunlar›n a¤›rl›-¤› alt›nda ezilerek büyük bir ideolojik kargafla yaflad›¤› bir evrede, sorunu “teorik geliflme” olarak de¤il, teorik e¤itim 162

düzeyinin yük-seltilmesi olarak koyabiliyor. Birincisi, tarihsel ve güncel, temel ve taktik sorunlarda ideolojik aç›kl›k sa¤layacak bir teorik gelifl-me çabas›n› anlat›rken; ikincisi, daha çok bir bütün olarak örgütte teorik bilgi ve kavray›fl düzeyini yükseltmek, bunu mevcut genel marksist teorik birikim ve T‹KB çizgisi üzerinden yapmak anla-m›na geliyor. Birincisi, hareketin önünü açmak, çözüm bekleyen sorunlara iliflkin teorik-ideolojik aç›kl›k sorunu iken; ikincisi, esas› itibar›yla, kadrolar›n “e¤itim” düzeyini yükseltmek anlam›na ge-liyor. Dolay›s›yla bu ikincisi, teoriye ayd›nlat›c› ve yön çizici, dev-rimci ve dönüfltürücü iflleviyle de¤il, daha çok bir “bilgi, bir “e¤itim” ö¤esi olarak bakmak anlam›na geliyor. Kuflkusuz, tüm bunlar›, T‹KB’nin teorik geliflmenin anlam›n› ve ifllevini göremedi¤ini iddia etmek için de¤il, teorik geliflmeye en büyük ihtiyac›n oldu¤u bir evrede, sorunun bu yö-nü üzerinde de¤il de, kadrolar›n genel “teorik e¤itim” düzeyiyle ilgili yönü üzerinde durdu¤unu vurgulamak için söylüyoruz. Bu-na Belgeler’den say›s›z kan›t gösterilebilir. T‹KB’nin geçmiflini de¤erlendiren bölümün (II. Bölüm) son paragraf›nda, örgütsel yaflam›n baz› sorunlar›na iflaret eden sözler, flu tespit ile noktalanmaktad›r: “Bunlar›n hepsinin temelinde ise kadrolar›m›z›n teorik aç›dan olmalar› gereken düzeyin ne yaz›k ki gerisinde kald›klar› gerçe¤i yatar. Birazdan de¤inece¤imiz gibi bu gerilik, T‹KB ola-rak bugün bizim en tehlikeli ‘zay›f noktam›z’ durumundad›r.” (age, s.99) Bu tespit ve vurgu, burada arabafll›¤a ç›kard›¤›m›z bölümü haber veriyor. Bu bölümde ise, mutlaka altedilmesi gereken “teo-rik gerilik” hakk›nda flunlar söyleniyor: “Teorik gerilik ve bundan kaynaklanan kendine güven ve inisiyatif eksikli¤i, kadrolar›m›z›n siyasal önderlik kapasitelerini s›n›rlayan en büyük hatta baz› durumlarda tek etken durumundad›r. Yolaçt›¤› di¤er olumsuz sonuçlar da flimdilik bir yana, bu zaaf›n, örgütsel pratik çal›flmada bugüne dek hak etti¤imiz büyüme ve geliflmeyi sa¤layamamam›z›n en önemli 163


nedenlerinden biri, belki de birincisi oldu¤unu söyleyebili-riz. Bunun da ötesinde, gelece¤imiz aç›s›ndan kayg› verici bir tehlikenin döl yata¤› durumundad›r. 1985-89 dönemi bu aç›dan da bir tecrübedir bizler için. Bundan ötürü sorunun üzerine çok ciddi olarak gitmek durumunday›z. Örgütümüzün gelece¤i ve kade-ri bir yerde bu hayati eksikli¤in giderilmesine ba¤l›d›r. Bu gerçe-¤in bilincinde olarak, bundan böyle hangi gerekçe ile olursa olsun teorik çal›flmay› ihmal eden, gevflek tutan veya yasak savma kabilinden yürüten tutum ve e¤ilimlere karfl› daha uzlaflmaz olmal›y›z.” (age, s.126-127, vurgular orijinalinde) Ayn› konuda daha ilerde de flunlar söylenmektedir: “En önem-li zaaf›m›z durumundaki teorik gerili¤in alt edilmesinin, herfley-den önce çaba ve zaman istedi¤ini hiç bir yoldafl unutmamal›d›r. Ama, devrimci mücadelede teorinin tafl›d›¤› hayati önemin yan›-s›ra, ilerleyen zaman›n gerisinde ve büyüyen görevlerin alt›nda kalmamak için teorik yetkinleflmenin bizler için nas›l acil ve ha-yati bir görev haline geldi¤i de ayn› flekilde unutulmamal›d›r. Bundan dolay› her yoldafl, kendini teorik bak›mdan da gelifltirme ve yetkinlefltirme görevini devrime ve örgüte karfl› temel sorumluluklar›ndan biri olarak kavramal›, bunun için çok yönlü bir çaba ve çal›flma içine girmelidir.” (s.135, vurgular orijinalinde) Dolay›s›yla sorun, yol aç›c› bir ideolojik önderlik sorunu de-¤il, fakat kadrolar›n e¤itim düzeyi sorunudur. Bir örgütün “gele-ce¤i ve kaderi” ile iliflkilendirilen bir teorik gerilik sorununu, parti öncesi bir örgütün muazzam teorik geliflme ihtiyac› üzerinden de¤il de, kadrolar›n e¤itim düzeyi gibi en dar ve özel bir çerçeve-de ele alan tutum burada dikkate de¤erdir. Bu geleneksel devrim-ci demokrat örgütlerin “örgütün teorik düzeyini yükseltelim” der-ken anlad›¤› fleyin de kendisidir. Bu ayn› zamanda, dar pratikçilik idealize edilirken soylu bir öfkenin konusu edilen akademizme, ayn› öz temeli üzerinde, tersinden aç›lan bir kap›d›r. Y›llarca devrimci teorik geliflmenin gerek parti infla süreci gerekse genel olarak devrimci siyasal mücadele için tafl›d›¤› kritik öneme “devrimci prati¤in önemi” 164

ad› alt›nda dudak büken kifli, çevre ve hatta örgütlerin, dar pratikçili¤in k›s›rl›¤› içinde bunald›kla-r›nda, bu kez “teoriye ilgi” ad› alt›nda akademizme ve sonradan görme ayd›n davran›fllar›na kap›lmalar› bu aç›dan flafl›rt›c› da de¤ildir. T‹KB’nin II. Konferans Belgeleri’nde “teorik görevler” sorunu T‹KB II. Konferans› Belgeleri’nin III. Bölümü Stratejik Bir Görev Olan Partiyi ‹nfla Görevinin Neresindeyiz?”bafll›¤› tafl›yor. Konumuzla do¤rudan ba¤lant›l› bu bölüme flu ana kadar herhan-gi bir biçimde de¤inmedik. Ama bunu önemli say›labilecek bir eksiklik saym›yoruz. Zira Orak-Çekiç’in tart›flm›fl bulundu¤umuz yaz›s›, konusu çerçevesinde, kendisinden bir kaç ay önce ya-y›nlanm›fl bu Belgeler’deki fikirleri yinelemekte ve zaten bunu Belgeler’den yap›lm›fl uzun bir al›nt›yla tamamlamaktad›r. Bel-geler’in parti inflas›na iliflkin temel fikri bu al›nt›da yeterli aç›kl›k-ta vard›r. Bunun özüesas›, geliflme sürecinin bütünsel olmas› gerekti¤i üzerine basit do¤rudan ibarettir: “Partileflme süreci ne salt ideolojik-siyasi geliflmeye, ne salt say›sal olarak büyüme ve kitleselleflmeye veya ne de salt profes-yonel bir devrimci çekirdek yaratmaya indirgenebilir. Büyüme ve geliflme her yönde, birbirini tamamlayan diyalektik bir bütün-lük içinde ve tutarl› ML bir karakterde olmak zorundad›r. Ancak böyle bir geliflme sürecinin belli bir olgunluk düzeyine ulaflt›¤› bir noktada Parti ortaya ç›kar.” (age, s.100) Daha ileride ayn› konuda flunlar söylenmektedir: “Soruna bu k›sa ve genel tablo-nun ›fl›¤›nda bakt›¤›m›zda, ülkemizde partileflme sorununun esas olarak ideolojik-siyasi geliflmeyle örgütsel-pratik geliflme soru-nundan geçti¤ini görürüz. Sorunun ‘kitleselleflme’ boyutu, ... genel olarak bu iki temel yöndeki geliflmeye ba¤l›d›r.” (s.104) Geliflme sürecinin bütünlü¤ünü vurgulamakla yetiniyor olsa bile, T‹KB’nin 1991 Türkiye’si ve dünyas› koflullar›nda teorik cephede kendi durumunu nas›l gördü¤ü ve komünist 165


hareketin teorik görevlerinin önemini ve kapsam›n› nas›l ele ald›¤› sorusu var önümüzde. Bu konu hakk›nda Orak-Çekiç’in tart›flmakta oldu¤umuz ya-z›s› bize övünçle flunlar› bildiriyor: “Örgütümüz daha 1979’da aç›klad›¤› Platform’uyla program›n›n temellerini ortaya koydu. Bunun gelifltirilmesi, bilimsel derinli¤i olan, aç›k, net ve özlü bir programa ulaflma görevimiz vard›r.” Bu düflünce de T‹KB II. Konferans› Belgeleri’nin ilgili bö-lümünden al›nmad›r. Tek fark, Orak-Çekiç’in “Platform” diye niteledi¤ini Konferans Belgeleri’nin “Program” olarak nitelemesi-dir: “ML bir programa ve temel politikalara sahibiz... Stratejik konularda, baz›lar›n›n kökü 20 y›l öncesine uzanan devrimci ML bir temel yönelim ve politikalara sahibiz. Ayr›ca, 1979 y›l›nda bunlar› yaz›l› bir program halinde ortaya koyduk.” (s.105) Devam›nda, “Program›m›z›n ve baz› konulardaki temel po-litikalar›m›z›n” elbetteki baz› eksiklikler ve yetersizlikler tafl›d›-¤› belirtiliyor (s.105) ve bu çerçevede flu görevlere iflaret ediliyor: “Program›m›z› ve temel programatik görüfllerimizi eksiklik, yetersizlik ve yanl›fllardan ar›nd›rarak gelifltirmek, tamamlamak ve derinlefltirmek, bugün bafll›ca teorik-siyasi görevlerimizden biri durumundad›r.” (s.106) T‹KB II. Konferans› Belgeleri’nin partileflme sürecinin teorik-ideolojik cephesinde önüne koydu¤u görevlerin kapsam› iflte budur. Bu, T‹KB’nin yaflamakta oldu¤umuz dönemin muazzam teorik görevler yükü konusunda aç›k bir görüflten yoksunlu¤unu gösterir. Böyle olunca, onun, dünyada ve Türkiye’de geride kalan dönemlerle iliflkilendirilen ve içine girmifl bulundu¤umuz yeni döneme ba¤lanan bir teorik at›l›m vurgusunu anlayamamas›na da flaflmamak gerekir. T‹KB Konferans Belgeleri’nin bu alanda ufku öylesine dard›r ki, kendi teorik temelini “20 y›l öncesi”yle, Türki-ye sol hareketinin devrimci teori aç›s›ndan bu en geri ve ilkel dönemiyle iliflkilendirebiliyor. Kendi durumundan öylesine emin ve hoflnuttur ki, 1979 y›l›nda ortaya konulmufl “ML bir prog-ram”dan ciddi ciddi sözedebiliyor. Ama bu program nerededir, neden kamuoyuna sunulmuyor, neden dostun düflman›n önünde göndere çekilmiyor? On seneyi aflan bir süre 166 önce ortaya “ML bir program ve temel politikalar” koyanlar, bunlarda bugüne ka-dar “öze iliflkin ve köklü de¤ifliklikler

yapmak zorunda kalma”yan-lar, bu büyük baflar›ya y›llar öncesinden ulaflanlar, neden hala parti de¤ildirler -tüm bu sorular› sormak ihtiyac› bile duyulmuyor. Kendinden bu denli hoflnut olanlar›n “teorik görevler” alan›na yaklafl›mda bizden bu kadar uza¤a düflmelerini do¤al karfl›l›yoruz. *** Partileflme Süreci ve Teorik Sorunlar› Geliflme bafll›kl› bu ilkbubölümünü, Partileflme Sürecinin bafll›kl› bölümün 1992 y›l› bafl›na ait afla¤›daki gözlemle noktal›yoruz: “Teorik görevler sözkonusu oldu¤unda, bugünün sol hareke-ti içinde, belirgin bir biçimde birbirinden ayr›lan ve görünürde karfl› karfl›ya duran iki e¤ilim var. ‹lki daha çok ayd›n çevrelerce temsil edilmektedir. Bu çevreler teorik görevlere yapt›klar› tek yanl› bir abart›l› vurguyu politik ve örgütsel alandaki zay›fl›kla-r›n› örtmenin, hiç de¤ilse mazur göstermenin bir arac›na dönüfl-türmek e¤ilimindeler. Bu konumun gösterdikleri teorik çabay› anlams›z ve ifllevsiz k›ld›¤›n› ya görememektedirler, ya da bu olgu onlar› gerçekte pek ilgilendirmemektedir. “Öteki e¤ilim bunun tam tersidir ve devrimci hareketimi-zin çeflitli gruplar›nca temsil edilmektedir. Bunlar ise, güncelli¤e dayal› bir dar prati¤i kendi bafl›na ideallefltirmektedirler. Sözde politika ve prati¤e vurgu ad›na muazzam teorik sorunlar› görmez-likten gelmekte, gerçekte ise asl›nda fazlas›yla fark›nda olduklar› teorik zay›fl›k ve çözümsüzlüklerini böylece örtmek istemek-tedirler.” (Yeni Bir Dönemin Bafl›nda, Ekimler, say›:1, s.8)

Orijinal yay›nda yeralan ek metin-I:

Partileflme sürecinde teorik geliflmenin önemi ve kapsam› 167


Teorik geliflme, partileflme sürecinin esas ve tayin edici halkasıdır. Zira parti, herfleyden önce sa¤lam bir marksist-leninist teorik temel ve bu temel üzerinde beliren net bir ideolojik kimlik demektir. Parti programı, bu çabanın özlü, süzülmüfl ve yetkin bir ifadesinden baflka bir fley olmayacak, aynı flekilde, partinin taktik ilkeleri de bu çabanın bir ürünü olarak netleflecektir. Devrimci teorinin anlamını ve ifllevini do¤ru kavrayan ve teorik geliflme kavramını da bu kavrayıfl içinde ele alan her marksist-leninist için, partileflme süreci içinde teorik geliflmenin taflıdı¤ı tayin edici önemi anlamakta bir güçlük yoktur. Teorik geliflme, efllik etti¤i ve yolunu açtı¤ı politik ve örgütsel geliflme süreçlerinin sa¤lıklı ve baflarılı olabilmesinin güvencesidir. Aynı flekilde teorik geliflme, tüm marksist potansiyeli tek bir parti çatısı altında birlefltirebilmenin etkili bir yolu ve zorunlu bir önkofluludur. ‹çinden geçmekte oldu¤umuz tarihsel dönemde, marksist-leninistler için teorik geliflme kavramının bizzat bu tarihsel dönemin niteli¤inden gelen kendine özgü bir kapsamı ve içeri¤i vardır. Günümüzde dünya ölçüsünde marksist-leninistlerin karflı karflıya bulundu¤u teorik sorunlar, dünya sosyalizminin herhangi bir baflka tarihsel dönemiyle kıyaslanamayacak ölçüde kapsamlı, karmaflık ve zorludur. Bu sorunların üstesinden gelecek teorik kuvvetler ise hiç bir dönemle kıyaslanamayacak ölçüde zayıf, yetersiz ve da¤ınıktır. ‹çaçıcı bir tespit olmamakla birlikte gerçek budur ve sorunun üstesinden gelebilmek için her fleyden önce bu gerçe¤i (güçlü¤ü) bütün açıklı¤ıyla tespit edebilmek gereklidir. Kuflkusuz sorun hiç de yalnızca tarihsel evrimin bugün ortaya çıkardı¤ı yeni sorunların teorik tahlili ihtiyacından ibaret de¤ildir. Bu kadarı, her tarihsel dönemin kendi ola¤an teorik geliflme ihtiyacının ötesinde 168

bir anlam ve güçlük ifade etmezdi. Asıl kapsamlı ve zorlu olan, geçmiflten birikip bugünün marksist kufla¤ına miras kalan muazzam sorunlar yı¤ınıdır. Bu yı¤ın yalnızca teorik inceleme ve açıklık gerektiren nesnel süreçler ve olgular toplamından oluflsaydı, tüm güçlü¤üne ra¤men, bu yine de bir ölçüde kaldırılabilir bir durum olurdu. Fakat asıl vahim olan, yakın geçmiflten devralınan teorik mirasın bizzat kendisinden kaynaklanan sorunlardır. Revizyonizmin büyük tarihsel tahribatı, bilimsel marksist teorinin gelifltirilmesinde kuflaklar arası bir kopukluk (boflluk) yaratmakla kalmadı, yanısıra, kendi do¤rultusunda yarattı¤ı etkiler yoluyla oldu¤u kadar yolaçtı¤ı karflı tepkilerle de, dünya sosyalizmini genel bir teorik kargafla içine soktu. Geleneksel komünist hareketin yozlafltı¤ı bir evrede devrimci bir siyasal akım olarak yükselen ça¤dafl popülizm, bir dizi varyasyonuyla, sosyalizm adına revizyonizmin devrimci alternatifi olarak benimsendi ve yakın döneme damgasını vurdu. Bu olgu, Komintern’in 1930’larda flekillenen teorik mirası temeli üzerinde, ondan da güç alarak, teorinin bir dizi temel sorununda etkisi hala güçlü bir biçimde süren popülist çarpıklıklara yolaçtı. Revizyonizme karflı marksistleninist teorinin devrimci ilkelerinde direnmek çabası ve iddiasındaki küçük bir kesimin yaptı¤ı ise, Komintern’in teorik mirasını dogmatik bir tarzda yinelemek, pratik mirasını elefltirisiz olarak benimsemek ve taklit etmekten öteye gidemedi. Bu yalnızca geçmiflin zaaflarını devralmak de¤ildi; bu ifl daha sonraki bir tarihsel evrede yapıldı¤ı için, devranılan mirasın da gerisine düflmek anlamına geliyordu. Bütün bunlardan çıkan sonuç, bugünün marksistleninistlerinin öncelikle bir teorik arınma ve netleflme sorunuyla yüzyüze olduklarıdır. Bu, teorinin bilimsel yöntemi, devrimci özü ve temel esasları sözkonusu oldu¤unda geçmifle (klasiklere) dönmek, ara dönemin 169


dogmatizminden ve onunla elele giden teorik deformasyonlarından arınmak, fakat öte yandan, bunu, tam da bugünün gerçek sorunlarına marksist-leninist teorinin ruhuna uygun gerçek yanıtlar bulabilmek üzere yapmak, bugünü kavramanın ve ilerlemenin ayakba¤ı haline gelen tüm eskimifl kalıp, çözüm ya da formülleri kararlılıkla terketmek demektir. Yı¤ılmıfl bulunan ve teorik açıklık gerektiren sorunların üstesinden gelebilmenin zorunlu önkofluludur bu. Ortaya çıkıfllarını ve mevcut ideolojik flekillenmelerini (henüz yetersizlikler taflınsa bile) bu önkoflulu gerçeklefltirmeye borçlu olan Türkiyeli komünistler, böylece partileflme sürecinin teorik cephesindeki kritik bir sorunu geride bırakmıfl bulunmaktadırlar. Geçmiflin a¤ır bir yük oluflturan kısırlafltırıcı flartlanmıfllıklarından sıyrılabilmifl olmak son derece önemli bir adım olabilmekle birlikte, buna gerçek teorik sorunların genifl alanına bir ilk çıkıflın ötesinde abartılı bir önem vermek, kendini bekleyen asıl teorik görevleri küçümsemek anlamına gelecektir. Zira teorik arınma ve netleflme, Türkiye ve dünya devriminin temel ve taktik sorunlarının tahlili temelinde,bir teorik derinleflme ve yetkinleflme aflamasına geçmek için yalnızca bir önkofluldur. fiüphe yok ki bu kadarını baflarabilmifl olmak bile, ancak gerçek sorunlara yönelik bir teorik çabanın ürünü olabilirdi. Komünistler bunu, Türkiye devriminin bir dizi temel ve taktik sorununda, teorinin devrimci özüne ve toplumun nesnel geliflme düzeyine uygun düflen bir teorik açıklı¤a ulaflma çabası içinde baflardılar. Ulafltıkları bu ilk sonuçlarda derinleflmek ve yetkinleflmek, ve bunu, sosyalizmin ve dünya komünist hareketinin tarihsel deneyimlerinin elefltirici tahlili ve ça¤dafl dünyanın bugünkü temel sorunlarının tahlili ile birlefltirerek, ya da daha do¤ru bir ifadeyle, bu temel üzerinde yapmak -iflte partileflme çabasındaki komünistleri bekleyen teorik 170

sorunların genifl alanı. ‹çinden geçmekte oldu¤umuz tarihsel anın ayırdedici özelliklerinden dünyada ve Türkiye’de solDünya için bir dönemin kesinbiri bir de, biçimde kapanıyor olmasıdır. komünizminin yafladı¤ı yozlaflma, ortaya revizyonist, popülist ve bu ikisinden de izler taflıyan bir tür ilkel ve dogmatik marksist akımlar çeflnisi çıkarmıfltı. Gerici burjuva propagandanın “sosyalizmin yıkılıflı” olarak sundu¤u fley, gerçekte uluslararası dayanaklarıyla birlikte tüm bu ideolojik akımların yıkılıflıdır. Bunun kendisi, Türkiye’de ve dünya ölçüsünde, Marksizm-Leninizmin gerçek devrimci temeli üzerinde bir yeniden flekillenifl ve yükseliflin zeminidir. Tarihsel deneyimin özümsenmesi temeli üzerinde yükselen yeni tip marksist-leninist sınıf partilerinin ortaya çıkaca¤ı bir dönem olacaktır bu. Türkiye devrimci hareketini oluflturan çok say›da parti, örgüt, grup ve çevrenin yaflamakta oldu¤u ideolojik kimlik bunal›m›, asl›nda kuflkusuz her ülkenin kendi iç özgünlükleri zemini üzerinde olmak üzere, dünya solu ölçüsünde genel bir olayd›r. Bu bunal›m›n kendisi, yak›n geçmiflin tüm bozucu etkilerinden ar›nmak ve tarihsel deneyimin özümsenmesine dayal› bir ileriye s›çray›fl› yaflamak için bir olanakt›r da. fiu veya bu ülkenin marksist-leninist e¤ilimli güçlerinin bunu ne zaman ve ne ölçüde baflarabilecekleri bir dizi özgün faktöre ba¤l›d›r. Devrimci bir topra¤›n ve geliflmekte olan bir proleter s›n›f hareketinin son derece uygun nesnel zemini üzerinde duran Türkiyeli marksist-leninistlerin bu aç›dan son derece önemli bir flansa sahip bulunduklar› ise tart›flmas›zd›r.” EK‹M I. Genel Konferans›/De¤erlendirme ve Kararlar (Eksen Yay›nc›l›k, s.123-126) Orijinal yay›nda yeralan ek metin-II:

Devrimci Proletarya elefltiriyor! “Komünistler dahil kendisi d›fl›ndaki tüm ak›mlar› “halkç›l›¤›n etkisinden ç›kamamakla” suçlayan Ekim’in yapt›¤›, halkç›l›¤›n tersyüz edilmifl biçimi

171


IV. BÖLÜM

Partileflme sürecinin sorunlar›-2 2) Partileflme süreci ve s›n›f hareketi

Partileflme sürecinin sorunlar› kapsam›nda Devrimci Proletarya’n›n EK‹M’e yöneltti¤i ikinci ithama geçiyoruz. fiöyle diyordu Devrimci Proletarya: “Komünistler dahil kendisi d›fl›ndaki tüm ak›mlar› “halkç›l›¤›n etkisinden ç›kamamakla” suçlayan Ekim’in yapt›¤›, halkç›l›-¤›n tersyüz edilmifl biçimi olan iflçicilikten baflka bir fley de¤il-di.” (Say›: 36, s.41) Bu bugüne kadar Devrimci Proletarya çizgisindeki yay›nlar taraf›ndan bir çok kez yinelenmifl bir baflka beylik iddiad›r. Peki halkç›l›¤›n tersyüz edilmifl biçimi olan bu “iflçicilik” na-s›l bir fleydir? ‹deolojik muhtevas› nedir, pratik sonuçlar› kendi-ni nas›l göstermektedir, EK‹M’in yay›nlar›nda ve pratik fa-aliyetlerinde bu nas›l yans›maktad›r? Yaz›k ki ne Devrimci Proletarya’da ne de onun paralelindeki yay›nlarda bu konuda elle tutulur tek sat›r yoktur. Bu iddia, komünistlere yöneltilmifl bir çok baflka iddia gibi, içi bofl bir söz kal›b›d›r yaln›zca. 173


Komü-nistlerin popülizme yöneltti¤i ideolojik elefltirinin bas›nc› karfl›s›n-da bir tür savunma refleksidir. ‹lk kez olarak “Öncülük ve Kuy-rukçuluk” yaz›s›yla buna güya bir içerik kazand›r›lmaya çal›fl›l-m›flt›r ki, bunun da iç bunaltan bir kaba tahrifatlar y›¤›n›ndan öteye geçemedi¤i art›k bilinmektedir. “‹flçicilik”, bundan y›llar önce, geleneksel halkç› hareketten daha kopufl an›nda, geride kalanlar›n bize (“troçkistlik” itham›n›n yan›s›ra) yöneltti¤i en beylik ithamd›. Belirtmeye gerek yok ki, onlar›n dilinde de bu içeriksiz bir söz kal›b›yd›. Dolay›s›yla Devrimci Proletarya’n›n y›llar sonra yapt›¤› y›llar öncesinin kli-flelerini yinelemekten ibarettir. fiu farkla ki, Devrimci Proletarya çizgisindeki yay›nlar, iflçicili¤imize “maocu halkç›l›¤a yer yer troçkist etkilerle birleflmifl bir tepki biçiminde” yaklaflarak, bizi bir parça mazur görüyorlard›. Elbette bu mazur görmenin gerisin-de, ayn› zamanda, kendini o “tepki” duyulan geleneksel halkç› hareketin d›fl›nda görme vard›r. Öyle olup olmad›¤›n› ise birlikte görece¤iz. Konuya geçmeden önce, partileflme sürecinin sorunlar›na iliflkin bu tart›flman›n geçen bölümünün giriflindeki yarg›m›z› okura yeniden hat›rlatmak istiyoruz. Orada Devrimci Proletarya’n›n iddialar›n› ele al›rken; kendimizi hiç de EK‹M’in gerçek perspektifinin ne oldu¤unu göstermekle s›n›rlamayaca¤›m›z›, bizim için çok daha önemli olan›n, tam da bu ayn› konularda Devrim-ci Proletarya’n›n kavray›fl›n› a盤a ç›karmak oldu¤unu belirtmifl ve buna flunlar› eklemifltik: “Bu yap›ld›¤›nda görülecektir ki, Devrimci Proletarya’n›n temsil etti¤i çizgi, partileflme sürecinin sorunlar› konusunda yaln›zca bir belirsizlik ve karmafla içinde de¤il, fakat ayn› zamanda, en kritik noktalarda geleneksel halk-ç› hareketle ayn› konumdad›r, özünde ayn› bak›fl aç›s›yla hare-ket etmektedir. Ve EK‹M’in görüfllerini çarp›k alg›lamas›n›n ve yans›tmas›n›n gerisinde, tahrifat›n da ötesinde, gerçekte bu var-d›r.” Komünist partisi: Sosyalizmle s›n›f hareketinin örgütlü birli¤i

174

Komünistlerin 1987 y›l›n›n ilk yar›s›nda tüm sonuçlar›na va-ran iç ayr›flma süreci esnas›nda geleneksel halkç› harekete yönelt-ti¤i ideolojik elefltiride, burada bafll›¤a ç›kar›lm›fl temel marksist düflünce özel bir yer tutmaktad›r. Daha Ocak 1987 tarihli bir metinde, TDKP’nin küçük-burjuva nitelikteki parti infla süreci elefltirilmektedir. TDKP’nin prati¤inin elbette soyut düflünce plan›nda de¤il, fakat partileflme sürecinin gerçek pratik seyri yönünden, “partiyi, bilimsel sosyalizmle iflçi hareketinin birli¤i olarak ele alan marksist bilimsel görüflten yoksun”lu¤un bir göstergesi oldu¤u belirtilir. Komünist partisinin iflçi s›n›f› partisi oldu¤u; onun ba¤r›nda, onun ileri ve s›n›f bilinçli üyelerini kucaklayarak oluflup geliflece¤i; “komünist partisinin siyasal fa-aliyetinin ve örgütlenmesinin merkezinde her zaman iflçi s›n›f›-n›n oldu¤u” vurgulan›r ve flöyle devam edilir: “Oysa TDKP, flehir ve k›r›n küçük-burjuva devrimci demokratik hareketi ile birleflerek kuruldu. TDKP’nin siyasal ve örgütsel faaliyetinin merkezinde hep küçük-burjuvazinin de¤iflik katmanlar› esas yeri tutmufltur. Lafta söylenen ne olursa olsun, iflçi s›n›f›n›n yeri ve önemi tali olmufltur. Oldu¤u kadar›yla da, iflçi s›n›f›na sosyalizm perspektifiyle de¤il küçük-burjuva dev-rimci demokratik perspektifle gidilmifltir.” (Küçük-burjuva Popülizmi ve Proleter Sosyalizmi, s.185-186) Ayn› temel vurgular, Nisan 1987 tarihli ayr›l›k bildirisinde yinelenmifl (age, s.207) ve May›s 1987 tarihli ilk temel belgelerde, geleneksel halkç› hareketin tümü için genellefltirilerek ortaya konulmufltur. Hemen ard›ndan ise TDKP teorisyenleriyle pole-miklerde bir çok aç›dan ve ayr›nt›l› olarak ifllenmifltir. (Küçük-burjuva Popülizmi ve Proleter Sosyalizmi, Temmuz 1987) Kuflkusuz biz ne flimdi ne de o zaman Marksizm-Leninizmin parti sorununa iliflkin temel önemde fakat son derece basit bir gerçe¤inin geleneksel hareket taraf›ndan bilinmedi¤i iddias›n-da olduk. Sorun bu de¤ildi ve elefltirinin as›l çerçevesi bu olmad›. Tüm sorun, yayg›n olarak bilinen bu basit do¤runun, marksist olmak iddias›nda bulunan ve önlerine parti infla sürecini öncelikli görev olarak koyan ak›mlar için hiçbir pratik de¤er 175


tafl›mama-s›yd›. Marksist olmak iddias›ndaki bu ak›mlar›n, politik çal›flmala-r›nda ve örgütsel flekillenmelerinde, iflçi s›n›f›n› eksen alan bir pratik yönelim içinde olmamalar›yd›. Bunu tamamlayan fakat anlam› ve sonuçlar› bak›m›ndan bundan da önemli olan bir baflka olgu daha vard›. Bu, bu ak›mlar›n bir ilk flekillenme evresi olan bu parti infla sürecini; tam da küçük-burjuva katmanlar›n ba¤r›nda, bu katmanlar› politik ve örgütsel çal›flmalar›n›n esas ekseni ala-rak, onlar›n ileri unsurlar›n› saflar›na kazanarak ve örgütsel ya-p›lar›n› bu temelde gelifltirerek yaflamalar›yd›. Soyut iddia plan›n-da, proletaryan›n devrimci komünist öncüsünü infla sürecini ya-flad›klar›n› söylüyorlard›; fakat somut gerçeklik plan›nda, küçük-burjuva hareketin devrimci-demokrat örgütleri olarak gelifliyorlard›. Ayn› süreç boyunca, iflçi hareketine ilgisiz kalmakla, onu reviz-yonist-reformist ak›mlara terketmekle kalm›yorlar, s›n›f› eksen alacak bir çal›flmay› da ekonomist, hatta hatta düpedüz revizyo-nist olman›n en tart›flmas›z göstergesi say›yorlard›. Zira o zaman-lar, sonradan komünistlerin elefltirileriyle de yeterli somutlukta kan›tland›¤› gibi, halkç›lar için iflçi s›n›f› denilince sendikal hare-ket ve sorunlar›n ötesinde bir fley akla gelmiyordu. Soyut teorinin gözdesi olan iflçi s›n›f›, somut pratik plan›nda yaln›zca ekonomiz-mi ve sendikalizmi akla getiriyordu. (Bu tersyüz edilmifl ekono-mist düflünüfl tarz›, küçük-burjuva dalga k›r›l›p durulunca ve yeni dönemde “s›n›f yönelimi” moda olunca, kendini bu yeni “yöne-lim” içinde bu kez düz biçimiyle, kaba bir kuyrukçu ekonomizm olarak üretti.) Soyut do¤rular› bilen bu ak›mlar›n somutta politikörgütsel flekillenme süreçlerini s›n›f hareketi ekseni yerine çeflitli halk s›-n›f ve tabakalar› (yeni dönemde buna “çeflitli emekçi s›n›f ve tabakalar” deniliyor. Önemli bir ilerleme!) içinde yaflamalar›, yaln›zca küçük-burjuva demokratik dalgan›n kuyru¤unda sürük-lenme kendili¤indencili¤inin bir göstergesi de¤ildi elbette. Bun-dan da önemli olan, parti sorununa iliflkin temel marksist do¤rula-r›n bir bilincin ve bak›flaç›s›n›n ifadesi olmak yerine, kitaplar-dan al›nma birer bofl söz kal›b› 176

olmaktan öteye gidememesiydi. As›l bilinci ve bak›flaç›s›n› ise, gerek Türkiye’nin kendi tarihinde ve gerekse ‘60’l› ve ‘70’li y›llar›n etkin devrimci ak›m› ça¤dafl popülizmde derin düflünsel kökleri olan, dönemin küçük-burjuva hareketlili¤i taraf›ndan ise yeniden yeniden üretilmesine canl› bir maddi zemin kazand›r›lan popülizm oluflturuyordu. Komünist ifl-çi partisi yaratmak iddias›yla yola ç›kanlar›n devrimci-demokrat halk partisi ya da “hareketi” yaratmaktan öteye gidememelerinin temelinde bu ideolojik bak›flaç›s› vard›. Popülist ideolojik bak›flaç›s› yaln›zca mant›ksal olarak de-¤il, pratikte de belli bir bütünlü¤e sahipti. Bu nedenle de, iflçi s›n›f› partisini infla etmekten sözedip de bunu “çeflitli halk s›n›f ve tabakalar›” eksenindeki bir pratik süreç olarak yaflayanlar›n, devrimin ve devrimci siyasal mücadelenin gündemdeki sorunlar›-na do¤ru yaklaflamamalar›na flafl›rmamak gerekir. Bu ak›mlar›n tamam› iflçi s›n›f›n› “devrimin öncüsü” ve içlerinden bir ço¤u da ayn› zamanda “temel toplumsal gücü” olarak görüyorlard›. Fa-kat devrimin öncü ve temel toplumsal gücü say›lan bu s›n›f için-de bir arpa boyu yol alamad›klar› halde, iflçi s›n›f›n›n “müttefik-leri” içinde büyük bir “kitleselleflme”ye ulaflabiliyor, bu çarp›kl›k-tan rahats›z olmak bir yana, bu baflar›n›n sarhofllu¤u ile kendile-rinden geçebiliyorlard› (ve tüm bunlar, ‘71 Hareketi’nin “ideolojik önderlik” tezinin güya elefltirilip reddedildi¤i bir dönemin ard›n-dan yaflanabiliyordu). Dolay›s›yla da, yaln›zca parti sorunu de¤il, öncü ve yedek toplumsal kuvvetler üzerine b›kt›r›c› tart›flmalara konu olan devrim stratejisi üzerine edilen onca sözün de gerçek siyasal pratikte hiçbir anlam› kalm›yordu. Devrimin “öncü”sü kenarda duruyorken, o nerdeyse tamamen revizyonistlerin ve reformistlerin tahrip edici etkisine b›rak›lm›flken, dikkatlerini tamamen ya da esas olarak “müttefikler” üzerinde yo¤unlaflt›ranlar, elbette bu-nu “devrimi örgütlemek” ad›na, bunun için de iflçi s›n›f›n› ve çeflitli halk s›n›f ve tabakalar›n› birlikte örgütlemek gereklili¤i ad›na yap›yorlard›. Ama bunu böyle yaparlarken, 177


“çeflitli halk s›n›f ve tabakalar›”n› örgütlemenin ve gerçek iktidar mücadelesine yöneltmenin temel önkoflulunun iflçi s›n›f› içerisinde gerçek bir kuvvet olmak oldu¤unu kolayca gözden kaç›rabiliyorlard›. Bu s›-n›f›n fiili siyasal önderli¤i örgütlenmedikçe, gerçek s›n›f iliflkileri ve s›n›flar mücadelesi plan›nda önderlik yapmaya yetenekli bu biricik s›n›fa bu anlamda dayan›lmad›kça, müttefikler ekseninde-ki bir çal›flma ve mücadelenin devrimci iktidar hedefi aç›s›ndan sonuçsuz bir çaba olaca¤› basit gerçe¤ini es geçtiklerinin fark›n-da bile olmuyorlard›. Pratik yönelimlerinde, s›n›f›n öncü örgütü sorununu yerli yerine oturtamayanlar, bu ayn› yeteneksizli¤i, devrimin öncü s›n›f› sorununu yerli yerine oturtamamak plan›nda da gösteriyorlard›. Bunlar yaln›zca ‘80 öncesinin sorunlar› olsayd›, komünistler taraf›ndan halkç›l›ktan kopufl döneminde fazlas›yla da elefltirildiklerine göre, art›k yak›n tarihimizin sorunlar› olarak bir yana b›rak›labilirlerdi. Oysa say›s›z gösterge, halkç› gelene¤in kendini yeni koflullara bir parça uyarlayarak, fakat özü itibar›yla geç-mifl önyarg›lar›n› koruyarak yeni dönemde de sürdü¤ünü aç›kl›kla ortaya koyuyordu. Geçmiflle aç›k bir hesaplaflma yaflanmad›¤› sürece baflka türlü olmas› da zaten beklenemezdi. Fakat dahas› var. Gazi’deki halk hareketinin görkemi ve sars›-c› etkisi s›n›f hareketindeki t›kan›kl›¤›n sürmekte oldu¤u bir kon-jonktürle de çak›fl›nca, eski önyarg›lar yeniden depreflti. Ve son bir y›l›n devrimci örgütler prati¤i, “anti-faflist toplumsal dinamik-lere seyirci kalmamak” türünden pek devrimci görünen gerek-çelendirmeler eflli¤inde, ‘80 öncesinin küçük ölçekli bir benzerini sundu. ‘87 sonras›n›n “s›n›f yönelimi” modas› yerini ‘95 sonras›-n›n “semt yönelimi” modas›na b›rakt›. Eski toplumsal zemine bu ak›fl beraberinde buna uygun mücadele anlay›fl› ve çal›flma tar-z›n› getirmekte çok da gecikmedi. Geçmifli aflamayan devrimci örgütlerde flimdilerde, deyim uygunsa bir “DHKP-C’lileflmek” modas› var. DHKP-C semt prati¤inin ve bunun üretti¤i mücade-le anlay›fl›n›n devrimci aç›dan en geliflmifl örne¤i oldu¤una göre, bu geliflme de son 178

derece do¤ald›r. Halkç›l›¤›n eski önyarg›lar› yeni dönemde de inceltilmifl fle-killeriyle yaflad›¤›na göre ve semtlerin küçük-burjuva ve yoksul katmanlar›ndaki hareketlenme onlara yeni bir yaflama zemini olufl-turdu¤una göre, halkç›l›kla ideolojik hesaplaflman›n sürdürülmesi de niyetten öteye bir zorunluluktur. Burada konumuz parti sorunu, partinin s›n›f kimli¤i sorunu, bunun parti infla sürecinin pratik-örgütsel yönelimleri bak›m›ndan somut anlam› üzerinedir. Buna geçmeden önce, tart›flman›n ve elefltirinin genel çerçevesinin anlafl›lmas›n› kolaylaflt›rmak ba-k›m›ndan, iki fley yapmam›z gerekiyor. Bunlardan ilki, EK‹M I. Genel Konferans›’n›n konuya ilifl-kin metninden sorunun genel çerçevesini özlü bir biçimde koyan bir parçay› buraya aktarmak olacak: “Parti, sosyalizm ile s›n›f hareketinin örgütlü birli¤idir. Bu temel ve özlü tan›m, öncü partinin ideolojik kimli¤i ile s›n›fsal kimli¤ini içiçe vurgulamaktad›r. Sosyalizm proletaryan›n düflün-sel temeliyse, proletarya da sosyalizmin toplumsalmaddi teme-lidir. Parti, bu iki ö¤enin tarihsel kaynaflmas›n›n cisimleflmifl bir ilk birli¤idir ve bu kaynaflmay› tüm sonuçlar›na götürmenin temel tarihsel arac›d›r. “Ayn› temel düflünce partileflme sürecinin pratik boyutlar›n› da bütün aç›kl›¤› ile ortaya koyar. Bize gerekli olan, kuvvetli bir marksist-leninist teorik temeli sa¤lam bir proleter s›n›f taban› ile birlefltirebilen, marksist-leninist ideolojik kimli¤i proleter s›n›f kimli¤i ile ayn› örgüt yap›s› içinde kaynaflt›rabilen bir partidir. Dolay›s›yla teorik geliflme, ancak kendisine, s›n›f hareketiyle birleflme çabas›, s›n›f›n en ileri unsurlar›n› teorik geliflmenin so-nuçlar› temelinde sosyalizme kazanmak ve s›n›f›n öncü kesimi olarak örgütlemek çabas› efllik etti¤i takdirde, gerçek bir proleter öncünün inflas›yla taçlanabilir. Bu kavray›fl ve buna uygun bir pratik içinde infla edilmifl bir parti, yaln›zca bilimsel bir teoriyle donanm›fl bir öncü müfreze olmakla kalmayacak, ayn› zamanda, iflçi s›n›f›n›n bir parças› ve örgütlenmesinin en üst biçimi olacak, dolay›s›yla s›n›f›n 179


örgütlü öncü müfrezesi s›fat›n› tafl›maya hak kazanacakt›r.” (EK‹M I. Genel Konferans›/De¤erlendirme ve Kararlar, Eksen Yay›nc›l›k, s.126-127) ‹kinci olarak ise, ekte Rusya’da parti infla sürecini sosyalizmle s›n›f hareketinin birlefltirilmesi süreci olarak ele alan marksist deneyimi Lenin’in kaleminden sunuyoruz. Kronolojik s›ralama içinde verdi¤imiz bu metinler, yaln›zca Rusya’daki deneyimin somut seyrini de¤il, fakat buna ›fl›k tutan marksist bak›flaç›s›n› da en özlü biçimde veriyorlar. Bu metinlerin incelenmesi, bura-daki tart›flman›n anlafl›lmas›n› hayli kolaylaflt›racakt›r. EK‹M’in “iflçicili¤i” EK‹M Ola¤anüstü Konferans› Bildirisi, Türkiye sol hareketi-nin temel bir karakteristi¤i ve tarihsel bir gelene¤i olarak nitele-di¤i “iflçi s›n›f›na yabanc›laflma ve güvensizlik” e¤iliminin yeni dönemde incelmifl flekliyle hala da yaflamakta oldu¤unu vurgu-lad›ktan sonra, flöyle devam ediyor: “EK‹M’in ortaya ç›k›fl› bu ideolojik-politik gelene¤e büyük bir darbe olmufltur. EK‹M bu gelene¤e vurarak ve popülist ön-yarg›lar› parçalayarak, Marksizm-Leninizmin özü demek olan proletaryan›n tarihsel rolü düflüncesini bofl bir soyut söz olmak-tan ç›karm›fl, politik ve örgütsel perspektiflerini bu temel teorik kavray›fl çerçevesinde flekillendirmifltir. Bu halkç› ideolojiden kopuflun en temel halkalar›ndan biri olmufl, bu soruna iliflkin kav-ray›fl› EK‹M’in marksist-leninist kimli¤inin temel tafllar›ndan biri-ni oluflturmufltur. “... EK‹M’de s›n›f yönelimi ve s›n›fa dayal› örgüt perspektifi, ‘87-90 dönemindeki iflçi hareketlili¤inin kendili¤inden yaratt›¤› bir politik refleks de¤il (böyle sanmak EK‹M’i geleneksel halkç› gruplarla kar›flt›rmak olurdu), fakat halkç› gelene¤in en temel ideolojik zaaflar›ndan birine yöneltilmifl köklü elefltirinin bir “yan ürünü”, bir zorunlu ve mant›ksal sonucuydu. EK‹M için marksist-leninist teorinin temel bir 180

sorunu etraf›nda, proletaryan›n kapita-list toplumdaki yeri ve tarihsel devrimci rolü çerçevesinde olufl-mufl bir politik ve örgütsel perspektifi götürüp iflçi hareketinin gündelik gelgitleri içinde de¤erlendirmeye kalkmak, gerçek bir flaflk›nl›¤›n ve tam bir cehaletin ürünü olabilir ancak.” (Devrimci Politika ve Örgütlenme Sorunlar›, Eksen Yay›nlar›, s.28) Bu, yak›n y›llarda komünistlere yöneltilmifl bir baflka “ifl-çicilik” suçlamas›na verilmifl bir yan›tt›r. Komünistlerin “iflçici”li-¤ini “iflçi s›n›f› ile ayn› anda oturup kalkmak”la da gerekçelendi-ren Devrimci Proletarya’ya da bu aç›dan çok önceden verilmifl bir yan›t say›lmal›d›r. ‹çeriksiz bofl söz kal›plar›na asl›nda bu ka-dar› bile fazlad›r ama biz yine de konumuza devam edelim. Devrimci Proletarya’n›n pek iddial› gözlemlerinden biri flöy-leydi: “‘89 Bahar Eylemleri, 12 Eylül sonras›nda yeni bir döne-min aç›l›fl› rolünü oynad›. Gözler iflçi s›n›f›na yöneldi... (‹flçi hareketi) bir k›sm› kaba Maoculu¤un çekiminden ç›km›fl kimi örgütleri proletarya ve sosyalizm vurgusunu keflfe yöneltti.” (s.6) Bu Yan›t’›n ilk bölümünde de belirtmifltik: S›n›f hareketi “12 Eylül sonras›nda yeni bir dönemi” ‘89 Bahar›nda de¤il, fakat ‘87 y›l›nda grev hareketinde yaflad›¤› ani s›çramayla bafllatm›flt› ve solda “s›n›fa yönelim” daha 1988 y›l›nda “moda” bir e¤ilime dö-nüflmüfltü. Bu yöneliflin kendili¤indenci karakteri ile bu yeni yö-nelifl alan›nda yaratt›¤› yeni sorunlar ise, komünistler taraf›ndan daha 1989 bafl›nda, yani ortada henüz “89 Bahar Eylemleri” bile yokken enine boyuna tart›fl›lm›flt›. (Bkz. Devrimci Harekette Reformist E¤ilim, Eksen Yay›nc›l›k). Dolay›s›yla, Devrimci Proletarya, yaln›zca gözlemlerinde pek gecikmifl olmakla kalm›-yor, fakat daha da önemlisi, geliflmeleri zaman içinde yerli yerine de oturtam›yor. Pek iddial› tonda ileri sürülmüfl gözlemler için bu pek de önemsiz bir zaaf de¤ildir herhalde. Fakat biz bu hat›rlatmadaki as›l amac›m›za gelelim. Devrimci Proletarya ve ayn› paraleldeki yay›nlar, 12 Eylül sonras›nda 181


s›n›f hareketinde yaflanan geliflmelerin etkisiyle “proletarya ve sos-yalizm”in keflfi türünden bir kendili¤indencili¤i, s›k s›k sat›r ara-lar›na s›k›flt›r›lm›fl imalarla komünistlere de atfederler. EK‹M’in “iflçici”li¤ini tart›flt›¤›m›za göre, bu iddia üzerinde k›saca durmak ve bu alandaki ucuz spekülasyona da art›k kesin bir son vermek zorunday›z. Bu EK‹M’in olmayan iflçicili¤inden T‹KB’nin hala yaflagelen halkç›l›¤›na geçiflimizi de kolaylaflt›racakt›r. Yak›n zamanda komünistlerin geleneksel halkç› hareketten kopuflunu haz›rlayan sürecin baz› ilk belgeleri Küçük-burjuva Po-pülizmi ve Proleter Sosyalizmi’nin Ekler bölümünde genifl okur kitlelerine sunuldu. (Bu metinlerin ilk bask›s›n›n daha 1987 May›s’›nda yap›ld›¤›n› hat›rlatal›m.) Bu belgeler incelendi¤inde aç›kça görülecektir ki, komünistlerin “sosyalizmi ve proletaryay› keflfi” daha 1987 Ocak’›nda kesin bir sonuca ba¤lanm›flt›r. Ama bu “keflif”, T‹KB yay›nlar›n›n bize birinci kuflak T‹KB kadrolar› taraf›ndan daha 1969’da baflar›ld›¤›n› gururla duyurdu¤u “keflif”-ten elbette tümüyle farkl›d›r. Böyle iddialar› ileri sürebilenler, bununla yaln›zca, 1995 y›l›nda bile hala sorunlar›n özünü ve gerçek içeri¤ini yerli yerine oturtamad›klar›n› göstermifl oluyorlar. Sosyalizm, iflçi s›n›f›, iflçi s›n›f›n›n tarihsel rolü ve devrimdeki önderli¤i türünden temel marksist teorik do¤rular› keflfetmek gerekmiyordu. Bunlar Türkiye’de hep biliniyordu ve zaman içinde gitgide daha iyi bilinir oldu. Komünistler taraf›ndan popülizme yöneltilen marksist-leninist elefltiriyi T‹KB yay›nlar›na benzer bir darl›k içinde kavrayan TDKP teorisyenlerine, daha 1987 y›l›nda buna iliflkin olarak gerekli yan›t verilmiflti. (Bkz. Küçük-burjuva Popülizmi ve Proleter Sosyalizmi, s.110-111) Bütün sorun; “sosyalizm”i do¤ru bir perspektif ve strateji içinde somutlamak ve “iflçi s›n›f›”n› temel çal›flma alan› ve örgütsel geliflmenin ana ekseni olarak alabilmekti. Dolay›s›yla da öncü s›n›f partisini, sosyalizm ve s›n›f hareketinin birlefltirilmesi çabas› ve süreci içinde infla etme perspektif ve prati¤ine sahip olabilmekti. Sosyalizmi küçük-burjuva bir bozulma ve 182

çar-p›tmalardan kurtarabilmenin ve Marksizm-Leninizmin özü demek olan proletaryan›n tarihsel rolü düflüncesini bofl bir soyut söz olmaktan ç›karabilmenin biricik olanakl› yolu buydu. Ve gelenek-sel halkç› devrimci harekette geçmiflte olmayan ve T‹KB dahil halen de olmayan tam da bunlard›. Komünistlerin (T‹KB yay›n-lar›n›n pek sevdi¤i bir ifadeyle) “gecikmifl keflfi” tam da bu alandayd›. Onlar bu “keflif”lerini, hiç de iflçi hareketinin o zaman-lar henüz olmayan yeni dönem geliflmelerinin etkisinde de¤il, fa-kat tam da, geleneksel hareketteki tasfiyeci parçalanma ve da¤›lma sürecini çözümleme çabas› içinde yapt›lar. Bu süreci ve devrimci harekette yaflanan bunal›m›n küçük-burjuva niteli¤ini çözümleye-rek, bunun ideolojik, programatik, taktik ve örgütsel planda bu s›n›f karakteriyle kendini nas›l ortaya koydu¤unu marksist elefltiriy-le sergileyerek, geleneksel hareketin halkç›-demokratik platfor-mundan koptular. Tüm bunlar 1987 Nisan’›nda olup bitmiflti. Kopufl bu tarihte ilan edilmifl ve ilk temel belgeler hemen ard›ndan (May›s ‘87) kamuoyuna sunulmufltu. Ve bunlar olup biterken, “12 Eylül sonras›nda yeni bir dönem bafllatan”, böylece “sosyalizm ve iflçi s›n›f›n›n keflfi”ni kolaylaflt›ran “‘89 Bahar Eylemleri”ne daha tam› tam›na iki sene vard›. Fakat iflte ony›llard›r bilinmekte olan “sosyalizm” ve “iflçi s›n›f›” kavramlar›na bu yeni ve farkl› bak›fl-lar› nedeniyledir ki, komünistler daha en bafltan, ilkinden dolay› Troçkizmle ve ikincisinden dolay› uvriyerizmle (iflçicilikle!) suç-land›lar. T›pk› daha sonralar› T‹KB yay›nlar›nda (biraz daha öl-çülü ve hoflgörülü bir tarzda) yap›ld›¤› gibi!.. ‹thamlar yeni olmad›¤›na göre, do¤al olarak bunlara iliflkin tart›flma da yeni de¤ildir. “‹flçicilik” tart›flmas›n› komünistler da-ha bafltan fazlas›yla yapt›lar ve saflar›m›zda ortaya ç›kan tasfiye-ci geriye düflüfl döneminde yinelemek zorunda kald›lar. 1987 Tem-muz tarihi tafl›yan Küçük-burjuva Popülizmi ve Proleter Sosyalizmi kitab›n›n neredeyse üçte biri (3. Bölüm’ün tümü) parti sorunu ve iflçi s›n›f› üzerinedir. “‹flçicilik” ve “kaba iflçici bir tarzda öncü iflçilerden parti yaratma” üzerine Devrimci Proletarya’n›n bugün tart›flt›¤› ve tart›flabilece¤i bir 183


çok sorunun yan›t› daha o zaman-dan fazlas›yla verilmifltir. Dahas› var. Sorun yaln›zca s›n›fa git-mek olmad›¤› için ve iflçi s›n›f› hareketindeki geliflmeler nerdeyse tüm halkç› ak›mlar› 1978’den itibaren kendine flu veya bu ölçüde çekti¤i için, tart›flma, s›n›fa gitmenin ötesinde, nas›l bir perspek-tifle gidildi¤i çerçevesinde de sürdürülmüfltür. (Bkz. age., 4. Bölüm) TDKP ile bu ayr›nt›l› tart›flmalar›n öncesinde, komünistler taraf›ndan parti sorunu çerçevesinde ‘80 öncesinin halkç› hareketi-ne yöneltilen elefltirinin özü, Yak›n Geçmifle Genel Bir Bak›fl’ta (May›s 1987) flöyle ortaya konulmufltu: “Gerçek bir marksist yöneliflin özünü ve esas›n›, proletaryan›n tarihsel rolünü kavray›fl oluflturur. Bu kavray›fla ulaflm›fl ve dolay›s›yla marksist-leninist s›fat›n› haketmifl bir siyasal hareket, teorik gelifliminin, siyasal faaliyetinin ve örgütsel flekilleniflinin oda¤›na yaln›zca ve yaln›zca iflçi s›n›f›n› koyar. Bütün teorik siyasal çabas›n› proletarya hareketinin sorunlar›na, görevlerine ve bilinçli siyasal geliflimine hasreder. Bu kavray›fla ulaflm›fl bir hareket, her türlü bulan›kl›k ve mu¤lakl›ktan bütünüyle uzak ve çok net olarak, parti sorununu, bilimsel sosyalizm ile proletarya hareketinin birli¤i olarak ele al›r.” (Eksen Yay›nc›l›k, s.47) Ayn› de¤erlendirmede, 12 Mart sonras›nda ‘71 Devrimci Hareketi’ne yöneltilen elefltirinin ideolojik-s›n›fsal kavray›fl ve kimli¤in köklerine inemeyen, iflin özünde, macerac›l›¤›n elefltirisi kapsam›n› aflamayan bir giriflim olarak kald›¤› vurgulan›yor (s.43). Macerac›l›k elefltirildi, öncü savafl terkedildi; böylece “kitlelere” ya da “halka” dayal› bir çal›flma ve mücadele dönemine girildi. (Dönem büyük kitlesel hareketlilikler dönemiydi ve ilerlemenin bu kadar› ayn› zamanda kitle prati¤inin bas›nc›ndan besleniyordu.) Fakat halkç›l›k gerçek kimli¤ini ve ruhunu iflte tam da bunun ard›ndan buldu. Sosyalizmi hedefledi¤ini söyleyen ve iflçi s›n›f›n›n öncü partisini infla etmek iddias›ndaki tüm devrimci siyasal gruplar küçük-burjuva dalgan›n çekim alan›nda kald›lar ve ayn› dönemde, ayn› “halk” hareketinin bir öteki temel bilefleni ve etkin gücü olan iflçi s›n›f› hareketini, 184

neredeyse tamamen revizyonist-reformist ak›mlara b›rakt›lar. ‘78 sonras›nda iflçi s›n›f› hareketi bu ak›mlar› nihayet bir ölçüde kendine çekti¤i bir geliflme aflamas›nda ise, bu ak›mlar ideolojik ve örgütsel kimliklerini kü-çük-burjuva demokrat hareket içinde fazlas›yla pekifltirmifllerdi. Bu nedenle de “halk”›n bir parças› olarak art›k görmezden gele-meyecekleri iflçi s›n›f›na küçükburjuva demokrat etkiyi tafl›mak-tan öteye gidemediler. fiunu da ekleyelim ki, tüm dönem boyunca temel ilgi ve çal›flma alanlar›, as›l gövdeleriyle içinde yer ald›klar› küçük-burjuva katmanlar olarak kald›. Küçük-burjuva bir toplumsal zeminde flekillenen parti infla süreçleri ise, sosyalizm ile s›n›f hareketinin birli¤inin de¤il, fakat demokratizm ile küçük-burjuva hareketin birli¤inin bir ifadesi ve yans›mas› oldular. Elbette T‹KB’nin kendisini bu genel olgunun d›fl›nda gördü¤ünü biliyoruz. Öylesine ki, T‹KB Merkez Yay›n Organ› Orak-Çekiç, Mart 1995 tarihli 86. say›s›nda, “Tarih Önünde Sorumluyuz” bafll›¤› tafl›yan ve T‹KB’nin dünü-bugününü ele alan kapak ya-z›s›nda, ciddi ciddi flöyle yazabilmifltir: “‘Kader’ anlar› ve ad›mlar› olarak adland›rabilece¤imiz bu yönelim ve ad›mlar›n bafl›nda hiç kuflkusuz, daha 1969’lardan itibaren yüzümüzü proletaryaya çevirmemiz gelir. Devrimin ön-der ve temel gücü olarak iflçi s›n›f›na yönelmemiz, ML ideolojik tutarl›l›k ve Türkiye’nin nesnel gerçekli¤ini yakalama aç›s›ndan do¤ru ve isabetli bir tutum olman›n ötesinde, bugünlere gelmemizi sa¤layan atardamar›m›z olmufltur.” Devam›nda “E¤er o günlerde revaçta olan küçük-burjuva devrimcili¤inin seline kap›l›p gitseydik, akibetimiz” tüm ötekilerden farkl› olmazd› diye de ekleniyor. Bu kadar ciddi bir iddia elbette incelenmeye de¤er. Fakat biz flimdilik “1969’dan itbaren”i bir yana b›rakal›m. 20 y›l sonras›na, küçük-burjuva selin bitti¤i ve iflçi dalgas›n›n “‘89 Bahar Eylemleri” biçiminde kendini ortaya koydu¤u dönem ve sonras›na bakal›m. T‹KB’nin halkç›l›¤›

185


‘87 sonras› iflçi hareketinin Bahar Eylemleriyle yeni bir evre-ye yükseldi¤i 1989 T‹KB için bir yeniden toparlanma y›l›d›r. 12 Eylül sonras›nda bir çok örgütten farkl› olarak merkezi yap›s›n› ve örgütsel süreklili¤ini uzun y›llar için korumay› baflaran T‹KB, bunu 1985 bafl›nda kaybetti. Dört y›l süren bir örgütsel da¤›n›k-l›k dönemi yaflad›ktan sonra, ‘89 y›l›ndan itibaren merkezilefl-mifl örgütsel faaliyetine yeniden bafllad›. Bu Orak-Çekiç’in de yeniden yay›nland›¤› tarih oldu. Bu yeni yay›n yaflam›n›n ilk say›s›nda yer alan “Yeni Bir Devrimci Yükseliflin Efli¤inde T‹KB Yafl›yor ve Savafl›yor” bafll›kl› yaz›, yeni bir dönemin bafl›nda partileflme sürecinin sorunlar›na bir paragrafla da olsa de¤inen tek metin durumundad›r. Oradan okuyoruz: “T‹KB, bugün önüne partileflme; ML çizgisini derinlefltirme, modern revizyonizm ve oportünizme karfl› mücadeleyi h›zlan-d›rma, iflçi s›n›f› ve di¤er emekçi s›n›flarla ba¤lar›n› güçlendirme, nitelikten gerilemeden daha büyük kadro güçlerine ulaflma ve yan örgütler a¤› yaratarak, varolan y›¤›n örgütlerinde etkinleflerek ge-nifl kitlelere kumanda edebilir hale gelme hedefini koydu.” (Say›: 63-64, s.19) Kendini parti öncesi bir örgüt, bir parti infla örgütü olarak tan›mlayan T‹KB, bir yeniden toparlanma döneminde, üstelik “s›-n›f yönelimi”nin moda oldu¤u bir dönemde ve ‘89 Bahar Ey-lemleri’nin hemen ertesinde, sorunu, “iflçi s›n›f› ve di¤er emekçi s›n›flarla ba¤lar›n› güçlendirme”, “genifl kitlelere kumanda ede-bilir hale gelme” olarak tan›ml›yor. Peki sorun, neden aç›k ve net bir tutumla, “s›n›f hareketiyle birleflme” olarak de¤il de “iflçi s›n›f› ve di¤er emekçi s›n›flarla ba¤lar›n› güçlendirme” olarak konuluyor? ‹ki fleyden biri; ya kökleri ve s›n›f yönelimi ‘69’a kadar dayanan T‹KB, geliflmesinin bafllang›c›nda ve güçlerinin çok s›n›rl› oldu¤u bir dönemde tüm dikkatini iflçi s›n›f›na vermifl ve partinin bu biricik gerçek toplum-sal zemininde yeterli sa¤laml›kta bir yer edinmifltir; dolay›s›yla art›k güçlerini ve kollar›n› s›n›f›n ötesine, “di¤er emekçi s›n›flara” da uzatacak bir geliflme aflamas›na ulaflm›flt›r. 186

Ya da, 1969’dan 20 y›l sonra, 1989 y›l›nda, “s›n›fa yönelim”in moda oldu¤u bu dönemde, T‹KB, parti infla sürecinin s›n›fsal boyutuna hala eski halkç› kal›plarla bakmay› sürdürüyor. ‹lk ihtimalin tümüyle geçer-siz oldu¤unu biliyoruz. Geçmifl bir yana, yeniden toparlanmaya giriflti¤i evrede T‹KB’nin hala dar bir kadro örgütü oldu¤unu bize bizzat T‹KB yay›nlar› bildirdi¤ine göre, geriye son derece rahats›z edici bir olgunun göstergesi olan ikinci ihtimal kal›yor. Demek oluyor ki, bu durumda T‹KB’nin partileflme sürecine, partiyi sos--yalizmle s›n›f hareketinin birli¤i olarak ele alan temel marksist-leninist düflünce de¤il, fakat geleneksel hareketin “iflçi s›n›f› ve di¤er emekçi s›n›flarla ba¤lar› güçlendirme”, “kitlelerle” birleflme halkç› mant›¤› ve prati¤i yol gösteriyor. Fakat bu bak›flaç›s›n› irdelemeden önce, bunun ara bir de¤in-me esnas›nda yaflanan dikkatsiz bir ifadelendirme de¤il de, bir yeniden toparlanma evresine iliflkin aç›k bir politikpratik perspektif oldu¤unu görmemiz gerekir. Önümüzde Orak-Çekiç’in yeniden yay›n yaflam›n›n 6. ay›nda (Ocak-fiubat 1990) “Yap› Yükseliyor” bafll›¤› alt›nda ve parti infla sürecinin sorunlar›na ay›rd›¤› baflyaz›s› var. Bu yaz› çal›flma alan› ve güç yo¤unlaflt›rmas›na iliflkin bu ayn› konuda bize yeterli aç›kl›klar sunuyor. Okuyoruz: “T‹KB’nin bugün de¤iflik s›n›f ve toplumsal tabakalar ara-s›nda iliflkileri ve örgütsel çal›flmas› bulunmaktad›r. Bunlar he-nüz yeni olmakla birlikte geliflmeye aç›k alan ve iliflkilerdir. ‹flçi s›n›f› içindeki etkimiz ve ba¤lar›m›z zay›ft›r, bu alana özel bir önem verece¤iz. ... “Çal›flmalar›m›z sadece iflçi s›n›f› ile s›n›rl› de¤ildir ve olma-yacakt›r. Gençlik, ayd›nlar, memurlar, kad›nlar içerisinde iliflki-lerimiz vard›r. Çeflitli s›n›f ve tabakalar aras›nda komünist dü-flünceyi ve örgütlülü¤ü gelifltirmek, tüm emekçi s›n›f ve tabakalar›n mücadele potansiyellerini harekete geçirmek, T‹KB önderli¤inde devrim için kanalize etmek hedefimizdir. ... “Bugün kadro güçlerimiz son derece s›n›rl›d›r... T‹KB günün koflullar›na uygun olarak kadrosallaflma ve kitleselleflmeyi içiçe 187


ve yo¤un bir biçimde gerçeklefltirme göreviyle karfl› karfl›yad›r... “T‹KB bu döneme ayn› zamanda kitleselleflme slogan›yla giriyor. Kadrolaflma ve kitleselleflmeyi içiçe ve yo¤un bir flekilde gerçeklefltirmenin ve örgütümüz için yeni bir aç›l›m olacak kitle-selleflmenin sorunlar›n› çözerek ilerleyece¤iz. Amac›m›z, ... sa¤-lam bir profesyonel devrimciler çekirde¤inin en genifl emekçi y›-¤›nlara do¤ru aç›l›m›n› sa¤layacak bir örgütler a¤›yla kuflat›lmas›-d›r. ... “Baflta iflçi s›n›f› olmak üzere ondan ç›kar› olan tüm emekçi s›n›f ve tabakalar› devrim ve sosyalizm hedefi do¤rultusunda birlefltiren bir örgütsel çizgi izlenecektir.” (Say›: 67) Bu uzun aktarmalar 1990 bafl›ndaki T‹KB’nin pratik cephedeki durumu ve yönelimleri konusunda tart›flmas›z bir aç›kl›k sunmaktad›r. Kadro gücü ve kitle iliflkileri “son derece s›n›rl›” bir hareket olarak önüne kadrolaflma ve kitleselleflmeyi koyan T‹KB, bunu “de¤iflik s›n›f ve toplumsal tabakalar” içindeki bir çal›flmayla gerçeklefltirmek hedefindedir. ‹flçi s›n›f› içinde zay›f olan çal›flma güçlendirilecek, fakat örgüt kendini bununla s›n›r-lamayacak, “çeflitli s›n›f ve tabakalar aras›nda komünist düflünce-yi ve örgütlülü¤ü gelifltirmek” için çal›fl›lacak, buna uygun bir örgütsel çizgi izlenecektir. Partileflme sürecinin pratik-örgütsel cephesine bu bak›fl, geleneksel hareketin genel halk hareketi içinde sözümona s›n›f partisi infla etme anlay›fl›n›n bir tekrar›d›r. fiu farkla ki, gelenek-sel ak›mlar ‘74 sonras›n›n genel halk hareketinin ürünüydüler ve kendilerini içinde bulduklar› kendili¤indenci pratiklerini sonuçta bir anlay›fl olarak da benimsiyorlard›. T‹KB ise ayn› fleyi, küçük-burjuva dalga k›r›ld›ktan ve küçükburjuva devrimcili¤i a¤›r bir yenilgiyle iflas ettikten y›llar sonra, en geri ak›mlarda bile “s›n›f yönelimi”ni kendili¤inden bir moda haline getiren ‘87 sonras› iflçi hareketi dalgas›n›n tepe noktas›n› iflaretleyen bir evrede, 1990 Türkiye’sinde, bir ön perspektif olarak ortaya koyuyor. Bu T‹KB pay›na ancak çok büyük bir talihsizlik say›labilir. Bir yenilgi dönemi sonras›nda, önemli güç kay›plar›n›n ar188

d›ndan, “son derece s›n›rl›” kadro güçleri ile siyasal mücadele sahnesine yeni bir ç›k›fl yap›yorsunuz. ‘79’dan beri marksistlenin-ist bir programa sahip olmakla birlikte, henüz s›n›f hareketinin d›fl›nda oldu¤unuzu söylüyorsunuz. E¤er gerçekten s›n›f›n öncü-sü bir parti infla etmek istiyorsan›z, bu durumda yapman›z gere-ken fley, pratik planda tüm dikkatinizi iflçi s›n›f› içinde çal›flmaya yöneltmek, s›n›rl› güç ve olanaklar›n›z› bu özel alanda yo¤unlafl-t›rmak olmal›d›r. Böyle olmas› gerekirken, nas›l oluyor da dev-rimden ç›kar› olan “tüm emekçi s›n›f ve tabakalar” içinde bir çal›flma ve örgütsel geliflmeden bahsedebiliyorsunuz? Bu soruya olsa olsa flu yan›t verilebilir: Biz partiyi ve devrimi birlikte örgüt-lüyoruz; devrim de yaln›z iflçi s›n›f›yla gerçekleflemeyece¤ine göre, “baflta iflçi s›n›f› olmak üzere ondan ç›kar› olan tüm emekçi s›n›f ve tabakalar› devrim ve sosyalizm hedefleri do¤rultusunda birlefltiren bir örgütsel çizgi izlemek” son derece do¤ald›r; bunu kavrayamayanlar, iflçi s›n›f›n› her fley sanan “kaba iflçici”ler ola-bilir ancak... Bu yan›t bir yak›flt›rma de¤il, yaz›l›p söylenenlerin mant›¤›ndan ç›kan en do¤al sonuçtur. Bu sonuç, o pek devrimci ve pek çekici “partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek” slogan›n›n koflu¤una ve parti sorununa iliflkin marksist-leninist bak›flaç›s›nda yaratt›¤› kaba bulan›kl›¤a bir baflka temel önemde örnektir. “Partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek” ad›na, parti infla sürecini iflçi s›n›f› ekseninden devrimden ç›kar› olan tüm s›n›f ve tabaka-lar içinde yürütülecek bir genel çal›flma eksenine kayd›ran bu çarp›k anlay›fl, geleneksel halkç› hareketin ortak partileflme anla-y›fl ve prati¤idir. Fakat tam da bu çarp›k anlay›fl nedeniyledir ki, tam da toplumun devrimde önderlik yetene¤ine sahip tek tu-tarl› devrimci s›n›f› olan iflçi s›n›f› taban›na dayal› bir öncü parti örgütlemek yoluna gidilmedi¤i içindir ki, “devrimi örgütlemek” de bofl bir iddia olarak kalm›flt›r. Zira devrimi örgütlemenin te-mel koflulu, öncelikle devrimin biricik öncü toplumsal gücü olan iflçi s›n›f›n› örgütlemektir. Bunun için de, öncelikle, s›n›f hareke-tiyle kopmaz ba¤lar içinde s›n›f›n komünist öncüsü s›fat›na la-y›k 189


bir parti örgütlemek gerekir. Parti, s›n›f ve devrim kavramlar› aras›ndaki bu kopmaz diyalekti¤in ça¤dafl popülizmin yaratt›¤› a¤›r düflünsel tortular nedeniyle pek kolay anlafl›lamad›¤›n› biliyoruz. Ama Lenin’i ve Rus Devrimi üzerine yaz›lanlar› döne döne okuyanlar, okuduklar›na biraz daha dikkatli bakarlarsa, Rus Devrim tarihinin ve Sosyalist Ekim Devrimi’nin burada kastedi-len fleyin klasik tarihsel örne¤i oldu¤unu kolayca görebilirler. Par-ti s›n›f taban›na aya¤›n› sa¤lamca bast›; Rus toplumunun devrim-ci önderlik yetene¤ine sahip bu biricik tutarl› devrimci s›n›f›n› örgütledi. Bu sayededir ki, öncüsünü bulmufl bu s›n›f da, devrimden ç›kar› olan tüm öteki s›n›f ve katmanlar› ard›ndan sürükleme yetene¤i göstererek, devrimi zafere ulaflt›rmay› baflard›. Parti infla süreci evresinde partiyi ve devrimi, dolay›s›yla da iflçi s›n›f›n› ve müttefiklerini birlikte örgütlemek biçimindeki hiç-bir yenilik tafl›mayan, geleneksel halkç› hareketin geleneksel dü-flünüfl ve davran›fl tarz› olan bu anlay›fl›, komünistler daha 1987 y›l›nda, ayr›nt›l› bir elefltiriye tabi tutmufllard›: “1978’e kadar iflçi s›n›f›n› esas bile almayan, 1978 Ekim’-inden itibaren iflçi s›n›f›na a¤›rl›k vermeye bafllayan partileflme sürecindeki bir hareketin önderli¤i, hareketin iflçi s›n›f›na yö-nelirken, küçük-burjuvazi içinde nispi bir gerileme içine girme-sinden rahats›z oluyor ve örgütün dikkatini yeniden flehir küçük-burjuvazisine çekiyor. Gerekçe hep ayn›: ‘‹flçi s›n›f› tek bafl›na devrim yapamaz!’ ‹yi de, iflçi s›n›f›n›n sosyalist siyasal hareketi ve bu hareketi yaratma sürecinin ürünü komünist s›n›f partisi olmad›¤› sürece de, iflçi s›n›f›n›n damgas›n› vurdu¤u bir devrim olamaz. ‹flçi s›n›f›n›n kendi müttefiklerini devrimci bir çizgide ve baflar›yla genel devrim mücadelesine yöneltmesi, herfleyden önce, iflçi s›n›f› hareketi ba¤r›nda flekillenen kendi partisine ka-vuflmas›, ideolojik ve örgütsel ba¤›ms›zl›¤›n› kazanmas› ile müm-kündür. Bunda ad›m at›lmadan iflçi s›n›f›n›n müttefiklerini ka-zanmaya yönelik her giriflim, bu müttefikler taraf›ndan kazan›l-mayla sonuçlan›r. TDKP’nin prati¤iyle de örneklendi¤i gibi...” (Küçük-burjuva 190

Popülizmi ve Proleter Sosyalizmi, s.83-84) Bu yan›t, bugünün halkç› anlay›fl ve pratiklerine karfl› da tüm geçerlili¤ini koruyor. Orak-Çekiç’in geciken keflfi Hat›rlanaca¤› gibi, Devrimci Proletarya, ‘89 Bahar Eylemlerinin 12 Eylül sonras›nda yeni bir dönemi bafllatt›¤›n›, solda bir anda gözlerin iflçi s›n›f›na yöneldi¤ini ve s›n›f›n nihayet keflfedildi¤ini söylüyordu. ‹flçi hareketindeki (ve dolay›s›yla sol hareketteki) geliflmeyi iki y›l geç bafllat›yor olsa da, iflaret edilen olgusal durum bir gerçektir. Solun geneli üzerinde oluflan böy-le bir bas›nc›n T‹KB’yi de etkilememesi düflünülemezdi. Fakat T‹KB yay›nlar›nda bu etkinin yans›yabilmesi için ‘89 Bahar Eylemlerinin üzerinden neredeyse bir y›l geçmesi gerekti. S›n›f hareketinin yeni bir dönemi bafllatt›¤› tarih gerçekte 1987 oldu-¤una göre, bunu neredeyse üç y›l geçmesi gerekti diye anlamak gerekir. Bahar Eylemliliklerinin hemen ard›ndan yay›n hayat›na bafllayan Orak-Çekiç’in s›n›f hareketindeki yeni dönem geliflmelerine ilk ciddi de¤inmesi Ocak 1990 tarihli say›da (“Yap› Yükseliyor” say›s›) oldu. Bu, biraz gecikerek de olsa, s›n›f›n T‹KB’yi de kendine çekmesi ve elbette tersinden T‹KB’nin de s›n›f› niha-yet keflfetmesi demekti. T‹KB’deki bu geliflmeye iliflkin baz› sorunlar› “S›n›f Hareketi De¤erlendirmeleri” bölümünde ele al-m›flt›k. Burada do¤al olarak konunun bu bölümdeki tart›flmayla ba¤lant›l› yönleri üzerinde duraca¤›z. Önümüzde May›s ‘90 tarihli 70. say› var. Bu say›n›n ön-yüzündeki baflyaz› ile arka yüzündeki “K›z›l Sendikac›l›k” yaz›s› konumuzla ilgili önemli bölümler içeriyor. Her iki yaz›n›n da ortak olarak paylaflt›klar› kan› flu: “Bugünün ay›rdedici özelli¤i iflçi s›n›f›n›n eylemlili¤indeki art›fl ve s›n›f›n devrimci etkiye da-ha aç›k olmas›d›r.”. (s.4 ve 28) Siyasal konjonktürün bu “ay›rd-edici özelli¤i” ayn› zamanda Orak-Çekiç’in s›n›f hareketine özel ilgisindeki ani “art›fl”›n 191


da bir aç›klamas›n› veriyor. Arka kapak yaz›s›yla devam ediyoruz. Sendikal hareketteki geliflmeleri ve buna iliflkin görevleri ele alan bu yaz›, Türki-ye’nin yak›n dönem tarihi çerçevesinde, iflçi s›n›f› ve sol hareket iliflkilerine ve sol hareketin iflçi s›n›f›na bak›fl›na iliflkin baz› gözlemlerle konuya giriyor. Bu konuda T‹KB’yi geleneksel ha-reketten ay›rmaya yönelik o bilinen dayanaktan yoksun giriflimi bir yana, yaz› halkç› önyarg›lar›n karartt›¤› baz› basit (ama te-mel önemde) gerçeklere nihayet yer veriyor. Marx’tan sosyalizmin proletaryan›n düflünsel, proletaryan›n ise sosyalizmin maddi silah› oldu¤u fleklindeki temel düflünceyi aktaran yaz›, “iflçi s›n›f› hareketi ile sosyalizmin birleflmesi, iki yönlü zay›fl›¤›n afl›lmas› olacakt›r” diye ekliyor. Sosyalizmin iflçi s›n›f› içinde yayg›nlaflarak etkinlik kazanmas› zorunlulu¤unun, devrimde proletarya önderli¤i ve devrimin kesintisiz sosyalizme varmas› bak›m›ndan “olmazsa olmaz koflul”u oldu¤unu vurgulayan yaz›, bizim için as›l dikkate de¤er olan flu gözlemle sürüyor: “Pro-letaryan›n s›n›f olarak örgütlendirilmesi, devrimde hegemonyas›, kesintisiz sosyalist geliflme yoluna girilmesinin teminat› olmas› yönleriyle mücadelenin sadece gelece¤ini ilgilendiren bir sorun de¤ildir”. “Sadece ideolojik gücüyle de¤il, en devrimci s›n›f olma özellikleri”ne sahip bir s›n›f olarak proletarya, fiili önderli¤ini bugünkü mücadele içerisinde ortaya koymad›¤› durumda, öteki s›n›flar›n mücadelelerinin de darl›ktan kurtar›l›p genel iktidar hedefine yöneltilemeyece¤ini belirten yaz›,‘70’li y›llar›n anti-faflist mücadele deneyimini buna örnek olarak gösteriyor. Komünistlerin tek tük grevler d›fl›nda ortada ciddi bir s›n›f hareketi yokken geleneksel halkç› hareketin ideolojik elefltirisin-de kulland›¤› ve pratik çal›flmas› için klavuz edindi¤i Marksizm-Leninizmin bu basit do¤rular›n›, T‹KB’nin yeniden hat›rlamas› için “89 Bahar Eylemleri” ve “iflçi s›n›f›n›n eylemlili¤indeki ar-t›fl” gerekmifltir. Peki Türkiye’de çoktand›r bilinen fakat pratik gerekleri hep ihmal edilen bu soyut do¤rular, “iflçi s›n›f›n›n eylemindeki 192

art›fl”-›n bas›nc›yla da olsa, art›k nihayet pratik yöneliminizi belirliyor mu? “Devrimi ve partiyi birlikte örgütlemek” gibi belirsiz ve ken-dili¤indenci formülleriniz yerini; devrimi örgütlemek için öncelik-le partiyi örgütlemek, partiyi örgütlemeyi de öncelikle s›n›f hareketi içinde sa¤lam bir yer tutmak, bir baflka deyiflle, parti infla sürecini sosyalizm ve s›n›f hareketinin birli¤i olarak gelifltirmek biçiminde-ki biricik do¤ru anlay›fla ve prati¤e b›rak›yor mu? Somuta iliflkin bu sorular›n yan›t›n› alabilmek için “soyut do¤rular›” dile getiren “K›z›l Sendikac›l›k” yaz›s›ndan somut yönelimleri formüle eden baflyaz›ya geçmemiz gerekiyor. ‹flte ora-da söylenenler: “Örgütsel çal›flmam›z›n a¤›rl›k merkezi iflçi s›n›f›ndad›r. Fa-kat komünist çal›flman›n alan› bununla s›n›rland›r›lamaz. Nitelik ve eylemlilik düzeyinde farkl›l›klar olmakla birlikte çeflitli emekçi s›n›f ve tabakalar hareket halindedirler ve bunlar›n içerisinde sosyalizme kazan›labilcek, hatta çeflitli nedenlerle kendili¤inden buna e¤ilimli unsurlar vard›r. ‹ster Maocu halkç›l›¤a yer yer Troçkist etkilerle de birleflmifl bir tepki biçiminde, ister do¤ru-dan kaba bir iflçicilik e¤ilimi biçiminde ve bir bütün olarak demok-ratik görevlerin yads›nmas› veya küçümsenmesi kabul edilemez. Komünist örgüt ve proletarya önderli¤i alt›nda bütün emekçi s›-n›f ve tabakalar›n enerjisini tek bir do¤rultuda birlefltirmek vaz-geçilmez bir görevdir.” Bu daha önce gördü¤ümüz partiyi ve devrimi, dolay›s›yla iflçi s›n›f› ve müttefiklerini birarada örgütleme anlay›fl›n›n aynen sürdü¤ünü gösteriyor. Tek fark sözlerin ilk cümlesindeki vurgudur. Ne var ki, dönemin kitle hareketinin tart›flmas›z bi-çimde eksenini oluflturan ve eylemlili¤inde sürekli art›flla “döne-min ay›rdedici özelli¤ini” oluflturan bir iflçi s›n›f› hareketinin var-l›¤› koflullar›nda, “örgütsel çal›flmam›z›n a¤›rl›k merkezi iflçi s›n›f›nad›r” demek herhangi bir “ay›rdedici” konumu göstermedi-¤i gibi, kökleflmifl halkç› anlay›fl ve prati¤i de kendi bafl›na de¤ifl-tirmez. Yukar›ya aktar›lan uzun pasaj, arka kapaktaki soyut do¤ru193


lar› bofla ç›karmaktan öte, karmakar›fl›k bir kafay› da belgelemektedir. Arka kapakta, iflçi s›n›f› hareketinin “önderlik fonksiyonlar›” gelifltirildi¤i ölçüde bu hareketin “genel siyasal süreçte de belirleyici” olaca¤›n›, “di¤er emekçi s›n›f ve tabakalar›n, ayd›nla-r›n mücadele içerisinde daha ileriye çekilmelerini” koflullayaca¤›-n› söyleyenler, ön kapakta gerisin geri “çeflitli s›n›f ve tabakalar”a dönüyorlar. Aç›kça görülebilece¤i gibi bunu da “iflçicili¤e” düflme-me ad›na yap›yorlar. Fakat daha da ilginç olan›, bunun ayn› zamanda, “bir bütün olarak demokratik görevlerin” yads›nmamas› veya küçümsenmemesi, yani “Troçkizme” düflülmemesie ad›na yap›lmas›d›r. T‹KB yay›nlar›nda örne¤ini çok gördü¤ümüz bu harika mant›¤a göre, demokratik görevleri önemsemekle “çeflitli s›n›f ve tabakalar” için-de çal›flmak aras›nda kopmaz bir iliflki var. ‹flte bu o ünlü ekono-mist mant›¤›n tersyüz edilmifl biçimidir ve son zamanlarda a¤›rl›¤› semtlere kayan bir çal›flmay› teorize etmek üzere ifl görüyor. Buna göre semtlerdeki “anti-faflist toplumsal dinamikler”e seyirci ka-l›nmayacaksa e¤er, yap›lmas› gereken budur. Bunun üzerinde ay-r›ca duraca¤›z. fiimdilik bir soru: Güçleri ve olanaklar› henüz çok s›n›rl› ve s›n›f hareketi içinde etkisi hemen hiç olmayan bir hareketsiniz; partileflme sürecinizin s›n›fsal boyutunu da gözete-rek güçlerinizi diyelim ki tümüyle s›n›f hareketine yo¤unlaflt›rd›-n›z; bu, demokratik görevlerin “yads›nmas› veya küçümsenmesi” anlam›na m› gelir? ‹ddian›n saçmal›¤›n› görmek için soruyu sormak bile yeterlidir. Düflününüz ki bu garip muhakemeye döne döne demokrasi mücadelesinin öncü kuvveti ve en tutarl› sürdürücüsü olarak proletaryadan sözedenler düflebiliyorlar. Her fley bir yana, arka kapakta, proletaryan›n fiili politik önderli¤i eksenine oturtulama-d›¤› için ‘70’lerdeki anti-faflist mücadelenin “daralt›lm›fl hedef-ler”i aflamad›¤›n› ve devrim ve iktidar perspektifinden yoksun kald›¤›n› hakl› olarak söyleyenler, ön kapakta demokrasi müca-delesinin önemsenmesi ad›na “çeflitli s›n›f ve tabaklar” aras›n-da paralel yürüyen bir çal›flmadan sözedebiliyorlar. “Bir bütün olarak demokratik görevleri” 194

önemsemenin en temel gereklerin-den birinin, s›n›f iliflkileri düzleminde bir mücadeleye tutarl› bir tarzda önderlik edebilecek biricik s›n›f›n politik ve örgütsel geli-flimini h›zland›rmak, onun saflar›nda sosyalizm ve demokrasi bilin-ci gelifltirmek için ne gerekiyorsa onu yapmak oldu¤unu, bu kadar kolay gözden kaç›rabiliyorlar. Buradaki “kolay”l›k elbetteki bir rastlant› de¤ildir. Tersine, kökü derinlerdeki halkç› önyarg›lar› aflamaman›n, dahas›, iflçicili¤e düflmemek ad›na onlar› aç›kça sürdürmenin bir ürünü ve göstergesidir. Arada T‹KB II. Konferans› var. Partiyi ve devrimi, dolay›s›yla iflçi s›n›f›n› ve müttefiklerini paralel örgütleme fleklindeki tipik halkç› anlay›fl›n korundu¤u bu konferans üzerinde daha son-ra duraca¤›z. fiimdi yeniden toparlanma döneminden üç y›l son-ras›na geçiyoruz ve bu anlay›fl›n pratik sonuçlar›na bakmak istiyoruz. Önümüzde Orak-Çekiç’in May›s 1992 tarihli 81. say›s›-n›n “Devrimi Yapmak Bilinci” bafll›kl› baflyaz›s› var. Bu baflyaz› “birlikte örgütlenme”ye dair formülleri arada yinelemekle birlikte, özellikle tart›flmakta oldu¤umuz soruna iliflkin olarak belirgin bir biçimde baz› farkl› vurgular içeriyor. “Partinin ‹nflas› Bilinçli Bir Süreç” bafll›kl› ara bölümden okuyoruz: “S›n›ftan kopuk bir komünist hareket olmaz. Öncü komünist parti, sosyalist hareketle iflçi s›n›f› hareketinin kaynaflmas›d›r. Bu aç›dan, bu, stratejik bir görev olarak kavranmal›d›r.” (Vurgu orijinalinde) Bu, parti sorununa iliflkin temel marksist-leninist düflüncenin nihayet yeterli aç›kl›kta ortaya konulmas›d›r. Bunu yeniden toparlanma döneminde ortaya at›lan, II. Konferansta pekifltirilen o bulan›k “kitleselleflme” slogan›na bir önceki aç›kl›k ›fl›¤›nda getirilen yeni bir aç›kl›k izliyor: “Biz proletarya örgütüyüz, politik mücadelede dayanaca¤›m›z zemin buras›d›r. ... Kitleselleflme derken, bunu genel anlamda ama öncelikle ve zorunluluk olarak proletarya içerisinde temel yaratma olarak anl›yoruz.” Parti sorunundaki bu aç›kl›klar› devrimci siyasal mücadele195


nin temel bir sorununa iliflkin bir üçüncü aç›kl›k tamaml›yor: “Proletarya mevziinde bir çekim merkezi yaratmak, di¤er emek-çi s›n›flar›n egemen s›n›f ideolojisi ve politikalar›n›n etkisinden kurtulmalar› için de zorunlu kofluldur.” Bu, “kitleselleflme” ad›na, o proletarya içinde “daha a¤›rl›kl›” olmakla birlikte “çeflitli s›n›f ve tabakalar içinde” paralel bir çal›flma ve “komünist düflünce ve örgütlülü¤ü gelifltirme” anlay›fl›n›n örtülü bir tekzibi oluyor. Peki tüm bu aç›kl›klar›n, pratik çal›flman›n yönelimleri ve çerçevesine iliflkin bu düflünsel ilerlemelerin s›rr› nedir? Üç y›l önce, çok az kadroya sahip ve tümüyle s›n›f d›fl› bir örgütken, güçler, olanaklar ve araçlar son derece s›n›rl›yken, bu basit do¤-rular›, partiyi ve devrimi, iflçi s›n›f›n› ve müttefiklerini birlikte örgütlemek ad›na gözden kaç›ranlar, nas›l oluyor da, her fleye ra¤men pratik çal›flmada belli bir masafe katetmenin ard›ndan dönüp bunlar› hat›rl›yorlar? Yan›t yaz›n›n kendisinde var. Yukar›daki aç›kl›klar›n devam›nda okuyoruz: “Bugün iflçi s›n›f› içerisindeki ba¤lar›m›z baz› bölgelerde yok denecek kadar azd›r. Baz› bölgelerde ise varolan iliflkiler az›msanamaz fakat onlar›n ço¤u, sadece iliflki duru-mundad›rlar. Bulunduklar› fabrika ve iflletmede harekete kanali-ze edilebilmifl de¤iller.” Elbette bu olgu, kendi bafl›na, tart›flt›¤›m›z çerçevedeki

yan-l›fl anlay›fl›n bir ürünü ve göstergesi olmayabilir. Parti inflas› acil göreviyle yüzyüze olan bir örgüt, tüm dikkatini bu sürecin pra-tik yönünü iflçi s›n›f›n› eksen alan bir çal›flma içinde ger-çeklefltirmeye verdi¤i halde, öznel ya da nesnel nedenlerden dolay›, bir kaç y›l içinde elle tutulabilir bir sonuca ulaflamayabilir. Fakat bu sözlerin hemen devam›nda aç›klanan bir baflka olgu var ki, yaln›zca yan›t›n› arad›¤›m›z soruya de¤il, fakat önümüzdeki konu-ya iliflkin tüm tart›flmaya aç›kl›k getirmektedir: “‹flçi s›n›f› içerisin-de sadece bir hareket ortaya ç›k›nca de¤il, önceden ve stratejik bir mevzilenme gereklidir. Bu aç›dan gerideyiz.” denildikten son-ra aynen flunlar söyleniyor: “Genelde di¤er alanlardaki çal›flma-lar ve iliflkiler örgütsel faaliyeti belirlemektedir.” Demek ki, iflçi s›n›f›na a¤›rl›k vermek üzerine tüm sözlere ra¤men, sonuçta, “di¤er alanlardaki çal›flmalar ve iliflkiler örgüt-sel faaliyeti belirlemektedir”. Bu sonuç, T‹KB’nin s›n›f› ve mütte-fikleri birlikte örgütleme anlay›fl›n›n en do¤al sonucudur. ‹fa-delerinin içeri¤inden ve tonundan, bunun alt örgütlere yöneltil-mifl bir elefltiri oldu¤u ve yaz›y› kaleme alanlar›n bu sonuca pek flaflt›klar› anlafl›l›yor. Biz ise onlar›n bu sonuca flaflmalar›na fla-fl›yoruz. Bu ülkede 20 y›ld›r iflçi s›n›f›n› ve müttfiklerini birlikte örgütleme anlay›fl› temelinde geliflen tüm parti infla pratiklerinin ortak akibeti bu olmufltur. Bu sonucun anlam› ve mant›¤› ise ayr›ca ele al›nmay› ge-rektirecek kadar önemlidir. Orijinal yay›nda yeralan ek metin:

Lenin’den Rus Deneyimi Üzerine: * Rusya’n›n gelecekteki insan› mujiktir -köylü sosyalizminin temsilcileri, sözcü¤ün en genifl anlam›yla narodnikler böyle düflünüyorlard›. Rusya’n›n gelecekteki insan› iflçidir -sosyal-demokratlar böyle düflünüyorlar. Bir elyazmas›nda marksist görüfl böyle formüle edilmiflti. 196

197


Parti: Sosyalizm ile s›n›f hareketinin birli¤i

1894: “Sosyal-demokratlar›n siyasal faaliyeti, Rusya’daki iflçi s›n›f› hareketinin geliflme ve örgütlenmesini ilerletmek, bu hareketi, içinde bulundu¤u yönlendirici bir fikirden yoksun, da¤›n›k protesto, “isyan” ve grev giriflimleri durumundan ç›kararak, TÜM Rusya iflçi SINIFININ, burjuva rejime karfl› yöneltilmifl ve mülksüzlefltirenlerin mülksüzlefltirilmesine ve çal›flan halk›n ezilmesine dayanan toplumsal sistemin kald›r›lmas›na çal›flan örgütlü bir savafl›ma dönüflmektedir. Bu faaliyetlerin alt›nda yatan fley, marksistlerin, Rus iflçisinin, Rusya’n›n tüm çal›flan ve sömürülen halk›n›n tek ve do¤al temsilcisi oldu¤una iliflkin ortak kan›lar›d›r.* Do¤al diyoruz, çünkü serf ekonomisinin cançekiflen kal›nt›lar›n› hesaba katmazsak, Rusya’da çal›flan halk›n sömürülmesi her yerde kapitalist niteliktedir; ama üretici y›¤›nlar›n›n sömürülmesi küçük-ölçekli, da¤›n›k ve geliflmemiflken, fabrika proletaryas›n›n sömürülmesi büyük-ölçekli, toplumsallaflm›fl ve yo¤unlaflm›flt›r. Birinci durumda, sömürü, hâlâ, çal›flan halk›n ve ideologlar›n›n çal›flan halk› ezen sistemin özünü görmesine, bu sistemden ç›k›fl yolunun nerede ve nas›l bulunabilece¤ini görmesine engel olan ortaça¤ biçimlerine, çeflitli siyasal, hukuksal ve geleneksel tuzaklara, hile ve oyunlara sar›lm›flt›r. ‹kinci durumda ise, tersine, sömürü tamamen geliflmifltir ve hiçbir zihin kar›flt›ran ayr›nt› olmaks›z›n saf biçimiyle ortaya ç›kmaktad›r. ‹flçi, sermaye taraf›ndan ezildi¤ini, savafl›m›n›n burjuva s›n›fa karfl› verilmesi gerekti¤ini görmeden edemez. Ve ekonomik gereksinmelerinin karfl›lamas›n›, maddi koflullar›n›n iyilefltirilmesini amaçlayan bu savafl›m, kaç›n›lmaz olarak, iflçilerin örgütlenmesi isteminde bulunur ve kaç›n›lmaz olarak bireylere karfl› de¤il, bir s›n›fa, çal›flan halka, 198

yaln›z fabrikalardan de¤il, her yerden bask› ve zulüm yapan s›n›fa karfl› bir savafl›m haline gelir. ‹flte bunun için, fabrika iflçisi, tüm sömürülen nüfusun en önde gelen temsilcisinin ta kendisidir. Örgütlü, sürekli bir savafl›mdaki bu temsilcilik ifllevini yerine getirebilmesi için, onu “umutlar”la flevke getirmek hiç de gerekli de¤ildir; gereken tek fley, yaln›zca onun kendi durumunu anlamas›n› sa¤lamak, onu ezen sistemin siyasal ve ekonomik yap›s›n› ve bu sistem alt›nda uzlaflmaz s›n›f karfl›tlar›n›n zorunlu ve kaç›n›lmaz oldu¤unu anlamas›n› sa¤lamakt›r. Fabrika iflçisinin, genel kapitalist iliflkiler sistemi içindeki bu durumu, onu, iflçi s›n›f›n›n kurtuluflu u¤runa savafl›m›n tek savaflç›s› yapar, çünkü yaln›zca kapitalizmin geliflmesinin daha yüksek aflamas›, büyükölçekli makineli sanayi, bu savafl›m için gerekli maddi koflullar› ve toplumsal güçleri yarat›r. Kapitalist geliflme biçimlerinin düflük oldu¤u baflka her yerde, bu maddi koflullar mevcut de¤ildir, üretim binlerce küçük iflletme aras›nda da¤›lm›flt›r (ve bunlar en eflitçi ortaklafla toprak mülkiyet biçimleri alt›nda bile, da¤›n›k iflletmeler olmaktan ç›kmazlar), çünkü sömürülenlerin ço¤u, hala küçük burjuva sisteme ba¤lanm›fllard›r; bu, kapitalizmi kald›rabilecek toplumsal güçlerin geliflmesini geciktirir ve engeller. Da¤›n›k, bireysel, küçük sömürü, çal›flan halk› bir yere ba¤lar, onlar› böler, s›n›f dayan›flmas› bilincine ulaflmalar›n› engeller; bask›ya özel bir bireyin de¤il, tüm ekonomik sistemin neden oldu¤unu anlar anlamaz birleflmelerini engeller. Büyük-ölçekli kapitalizm ise, tersine, tüm iflçilerin, eski toplumla, belli bir yerle ve belli bir sömürüyle olan ba¤lar›n› kopar›r; onlar› birlefltirir, düflünmeye zorlar ve örgütlü bir savafl›ma bafllamalar›n› olanakl› k›lan koflullar içine sokar. Bundan dolay› da, sosyal-demokratlar tüm dikkatlerini ve tüm faaliyetlerini iflçi s›n›f› üzerinde yo¤unlaflt›r›rlar. Onun ileri temsilcileri, bilimsel sosyalizm fikirlerini, Rus iflçisinin tarihsel rolü fikrini iyice kavrad›klar› zaman, bu fikirler yayg›nlaflt›¤› zaman, ve iflçilerin bugünkü da¤›n›k 199


ekonomik savafl›n› bilinçli s›n›f savafl›m›na dönüfltürmek üzere iflçiler aras›nda sa¤lam örgütler kuruldu¤u zaman -Rus ‹fiÇ‹S‹, tüm demokratik ö¤elerin bafl›n› çekerek mutlakiyeti devirecek ve RUSYA PROLETARYASINI (BÜTÜN ÜLKELER‹N proletaryas›yla yanyana) aç›k siyasal savafl›m›n düz yolundan KOMÜN‹ST DEVR‹M‹N ZAFER‹NE götürecektir.” “Halk›n Dostlar›” Kimlerdir? ve Sosyal Demokratlara Karfl› Nas›l Savafl›rlar?, Lenin, Sol Yay›nlar›, s.176-178 *** 1897: “Çal›flmam›z herfleyden önce ve esas olarak kent fabrika iflçilerine yöneliktir. Rus sosyal-demokrasisi güçlerini da¤›tmamal›, sanayi proletaryas› aras›ndaki çal›flmaya yo¤unlaflmal›d›r, çünkü sanayi proletaryas› sosyal-demokrat düflüncelere en büyük yatk›nl›¤› gösterir, en yüksek entellektüel ve politik olgunlu¤a sahiptir ve say›s› ve yo¤unlu¤u sayesinde ülkenin büyük politik odak noktalar›nda tayin edicidir. Bu yüzden kent fabrika iflçileri aras›nda sa¤lam bir devrimci örgütün yarat›lmas›, sosyal-demokrasinin birinci ve en acil görevidir, flu anda bu görevden kaç›nmak çok büyük ak›ls›zl›k olurdu. Ama güçlerimizi fabrika iflçileri üzerinde yo¤unlaflt›rma zorunlulu¤unu kabul ve güçleri da¤›tmay› reddetti¤imizde, bununla, Rus sosyal-demokrasisinin, Rus proletaryas›n›n bütün di¤er tabakalar›n› gözard› etmesi gerekti¤ini asla söylemek istemiyoruz. Kesinlikle de¤il. Rus fabrika iflçisi yaflam koflullar›ndan dolay›, evde çal›flan iflçilerle, fabrika d›fl›nda kentlere ve köylere da¤›lm›fl ve çok daha kötü durumda olan bu endüstri proletaryas›yla ad›m bafl› en yak›n iliflkiler içine girmek zorundad›r. Rus fabrika iflçisi k›rsal nüfusla da do¤rudan temas içindedir (fabrika iflçisinin ailesi ço¤unlukla köydedir) ve dolay›s›yla kaç›n›lmaz olarak k›r proletaryas›yla, uflaklardan ve gündelikçilerden oluflan milyonluk kitleyle ve minicik bir toprak parças›na s›k› 200

s›k›ya tutunan ve “çal›flarak ödeme”ye ve her türlü rastlant›sal ifle, yani ayn› flekilde ücretli ifle muhtaç olan yoksullaflm›fl köylü tabakas›yla da temas kurar. Rus Sosyal-Demokratlar›, güçlerini evde çal›flan iflçilere ve tar›m iflçilerine yo¤unlaflt›rmay› vakitsiz buluyorlar, fakat bu tabakalar› dikkate almadan b›rakma niyetinde asla de¤iller. En geliflmifl iflçileri, evde çal›flan iflçilerin ve tar›m iflçilerinin yaflam koflullar› hakk›nda da ayd›nlatmak için çaba harcayacaklard›r ki, sonra bu iflçiler, proletaryan›n daha geri tabakalar›yla temasa geçtiklerinde, onlar›n saflar›na, s›n›f mücadelesi, sosyalizm ve genel olarak Rus demokrasisinin, özel olarak ise Rus proletaryas›n›n politik görevleri düflüncelerini tafl›s›nlar. Kent fabrika iflçileri aras›nda hala bu kadar çok çal›flma yap›lmas› gerekirken, evde çal›flan iflçilere ve tar›m iflçilerine ajitatörler göndermek amaca uygun olmazd›. Fakat sosyalist iflçiler bu daha geri proleter tabakalarla tamamen rastlant›sal olarak çok s›k temas ediyorlar, ve o zaman bu f›rsattan yararlanmay› bilmek için Rusya’da sosyal-demokrasinin genel görevlerine o ölçüde vak›f olmak zorundad›rlar. Bu yüzden, Rus SosyalDemokratlar›n› darkafal›l›kla suçlamak ve fabrika iflçileri lehine emekçi halk kitlesini ihmal etmekle suçlamak a¤›r bir yan›lg›d›r. Tam tersi, proletaryan›n en ileri tabakalar› aras›nda ajitasyon (hareket yayg›nlaflt›¤› ölçüde) bütün Rus proletaryas›n› da uyand›rmak için, en emin ve tek yoldur. Sosyalizmin ve s›n›f mücadelesi düflüncesinin kent iflçileri aras›nda yayg›nlaflmas› kaç›n›lmaz olarak, bu düflüncelerin daha küçük ve dall› budakl› kanallara da akmas›na yol açar. Bunun için ise, bu düflüncelerin daha iyi haz›rlanm›fl zeminde derin kökler salmas› ve Rus iflçi hareketinin ve Rus devriminin bu öncüsünün içine ifllemesi mutlak zorunludur. Bütün gücünü fabrika iflçileri aras›nda çal›flmaya yo¤unlaflt›rmas›na ra¤men, Rus sosyal-demokrasisi, sosyalist çal›flmalar›n› pratikte proletaryan›n s›n›f mücadelesi zemini üzerine yerlefltiren 201


Rus devrimcilerini desteklemeye haz›rd›r.” “Rus Sosyal-Demokratlar›n›n Görevleri”, Lenin, Seçme Eserler/cilt-1, ‹nter Yay›nlar›, s.483-484 *** Sonbahar 1899: “Birincisi, Rus sosyal-demokrasisi “örgütlü iflçi kitlelerinin bir s›n›f hareketi olmak ve kalmak” istiyor. Buradan sosyal-demokrasinin fliar›n›n flu olmas› gerekti¤i sonucu ç›k›yor: iflçilerin yaln›zca ekonomik de¤il politik mücadelede de desteklenmesi; yaln›zca en ivedi iktisadi s›k›nt›lar temelinde de¤il, politik bask›n›n tüm görünümleriyle de ba¤›nt›l› olarak ajitasyon; yaln›zca bilimsel sosyalizmin düflüncelerinin de¤il, demokratik düflüncelerin de propagandas›. ‹flçilerin s›n›f hareketinin bayra¤› yaln›zca devrimci Marksizmin teorisi olabilir ve Rus sosyal-demokrasisi bu teorinin daha da gelifltirilmesini ve prati¤e geçirilmesini sa¤lamak zorundad›r, bunu yaparken onu “moda olan” (ve Rusya’da devrimci sosyal-demokrasinin baflar›lar› Marksizmi art›k “moda” olan bir teori haline getirmifltir) teorilerin s›kça tabi tutulduklar› tahrifatlardan ve yüzeysellefltirmelerden korumal›d›r. fiu anda bütün güçlerini fabrika ve maden iflçileri aras›nda çal›flmaya yo¤unlaflt›r›rken, sosyal-demokrasi, hareketin genifllemesiyle gerek evde çal›flan iflçilerin gerek el sanatç›lar›n›n gerekse de tar›m iflçilerinin ve açl›ktan ölen mahvolmufl milyonlarca köylünün, onun taraf›ndan örgütlenmifl iflçilerin saflar›na çekilmesi gerekti¤ini unutmamal›d›r. ‹kincisi: Rus iflçisi, politik özgürlü¤ün kazan›lmas› davas›n› güçlü omuzlar›na alacakt›r ve almak zorundad›r. E¤er sosyal-demokrasi otokrasinin devrilmesini ilk görevi haline getiriyorsa, demokrasinin öncü savaflç›s› olmak ve salt bu sebepten dolay› Rus halk›n›n bütün demokratik unsurlar›na her türlü deste¤i sa¤lamak ve onlar› müttefik olarak kazanmak zorundad›r. Yaln›zca ba¤›ms›z bir iflçi partisi otokrasiye karfl› mücadelede sa¤lam bir siper 202

olabilir ve yaln›zca böyle bir partiyle ittifak içinde, bu partinin deste¤iyle bütün di¤er savaflç›lar politik özgürlük için faal olabilirler. Üçüncü ve sonuncusu: “Hareket ve ak›m olarak Rusya Sosyal-Demokrat ‹flçi Partisi, Rusya’n›n önceki bütün devrimci hareketinin eserini ve geleneklerini devam ettirir: sosyal-demokrasi, önüne politik özgürlü¤ün kazan›lmas›n› bir bütün olarak Parti’nin ivedi görevlerinin en önemlisi olarak koyarak, daha eski ‘Halk›n ‹radesi’ partisinin flanl› savaflç›lar›n›n aç›kça ortaya koymufl olduklar› hedefe do¤ru yürür”. Bütün önceki devrimci hareketin gelenekleri, sosyal-demokrasinin flu anda bütün güçlerini partinin örgütlenmesine, kendi içinde disiplini sa¤lamlaflt›rmas›na ve konspiratif tekni¤in gelifltirilmesine yo¤unlaflt›rmas›n› talep ediyor. E¤er eski “Halk›n ‹radesi” Partisi’nin savaflç›lar› Rus tarihinde, az say›daki kahraman› destekleyen sosyal tabakalar›n dar kapsam›na ra¤men ve hareketin bayra¤› olarak asla devrimci olmayan bir teori hizmet etmesine ra¤men, Rus tarihinde ola¤anüstü bir rol oynayabildilerse, proletaryan›n s›n›f mücadelesine dayanan sosyal-demokrasi yenilmez olabilecektir. “Rus proletaryas› otokrasinin boyunduru¤unu, sermayeye ve burjuvaziye karfl› mücadeleyi daha büyük bir enerjiyle sosyalizmin tam zaferine dek sürdürmek için, süpürüp atacakt›r”. “Rus Sosyal-Demokratlar›n›n Bir Protestosu”, Lenin, Seçme Eserler/ cilt-1, ‹nter Yay›nlar›, s.510-511 *** Aral›k 1900: Sosyal-demokrasi, iflçi hareketinin sosyalizmle birli¤idir, onun görevi, iflçi hareketine tek tek bütün aflamalarda pasif bir flekilde hizmet etmek de¤il, hareketin tümünün ç›karlar›n› temsil etmek, bu harekete onun nihai hedefini ve politik görevlerini göstermek, hareketin politik ve ideolojik ba¤›ms›zl›¤›n› korumakt›r. Sosyal-demokrasiden kopuk iflçi hareketi, parçalanmak ve kaç›n›lmaz olarak burjuvalaflmak zorundad›r; e¤er iflçi s›n›f› sadece ekonomik mücadele yürütürse, politik 203


ba¤›ms›zl›¤›n› kaybeder, öteki partilerin bir uzant›s› haline gelir ve flu büyük vasiyete ihanet eder: “‹flçi s›n›f›n›n kurtuluflu ancak iflçi s›n›f›n›n kendi eseri olabilir.” Bütün ülkelerde iflçi hareketiyle sosyalizmin birbirinden ba¤›ms›z varl›k sürdürdü¤ü ve yar› yollarda yürüdü¤ü bir dönem olmufltur-ve bütün ülkelerde bu bölünme, sosyalizmin ve iflçi hareketinin güçsüzleflmesine yol açm›flt›r; ancak bütün ülkelerde sosyalizmin iflçi hareketiyle birleflmesidir ki, ikisi için de sa¤lam bir temel yaratm›flt›r. Fakat her ülkede sosyalizmin iflçi hareketiyle bu birleflmesi tarihsel olarak ortaya ç›km›flt›r, her ülkede zaman ve mekan koflullar›na göre farkl› yoldan meydana gelmifltir. Rusya’da sosyalizmin iflçi hareketiyle birleflmesinin zorunlulu¤u teorik olarak çoktan aç›klanm›flt›r, ama pratikte bu birleflme ancak flimdi husule gelmektedir. Bu son derece zor bir süreçtir, o nedenle sürece çeflitli yalpalamalar ve kuflkular›n efllik etmesinde flafl›lacak bir fley yoktur. Bizim için geçmiflten ç›kar›lacak ders nedir? Tüm Rus sosyalizminin tarihi, otokratik hükümete karfl› mücadelenin, politik özgürlü¤ün ele geçirilmesinin en acil görev haline gelmesine yol açm›flt›r; sosyalist hareketimiz, deyim yerindeyse, otokrasiye karfl› mücadele üzerinde yo¤unlaflm›flt›r. Öte yandan tarih, Rusya’da sosyalist düflüncenin emekçi s›n›flar›n ileri temsilcilerinden kopuklu¤unun, öteki ülkelerdekinden çok daha derin oldu¤unu ve bu ayr›l›¤›n sürmesi halinde Rus devrimci hareketinin güçsüzlü¤e mahkum oldu¤unu göstermifltir. Buradan, Rus sosyal-demokrasisinin gerçeklefltirmekle görevli oldu¤u flu görev kendili¤inden ortaya ç›kmaktad›r: proletarya kitleleri içinde sosyalist düflünceleri ve politik öz bilinci sa¤lamlaflt›rmak ve asli iflçi hareketiyle kopmaz flekilde ba¤l› olan devrimci bir parti örgütlemek. Bu aç›dan Rus sosyal-demokrasisinin baflard›klar› az de¤ildir; fakat daha yap›lacak çok fley var. Hareketin büyümesiyle, sosyal-demokrasinin çal›flma alan› giderek genifllemekte, çal›flmalar daha çok yönlü hale gelmekte, hareketin gittikçe artan say›da fonksiyoneri güçlerini propaganda ve ajitasyonun günlük gereksinimlerinden ç›kan çeflitli k›smi 204 görevleri gerçeklefltirmeye yo¤unlaflt›rmaktad›r. Bu olay son derece hakl› ve kaç›n›lmazd›r, fakat ayn› zamanda bu

V. BÖLÜM

Partileflme sürecinin sorunlar›-3 Konuya T‹KB II. Konferans Belgeleri (Mart 1991) ile devam

ediyoruz. Bu bize T‹KB’nin parti sorununu ve bu çerçevede partileflme sürecinin s›n›fsal boyutu sorununu nas›l ele ald›¤› ko-nusunda en tam ve tart›flmas›z bir aç›kl›k sunacakt›r. T‹KB II. Konferans Belgeleri’nde partileflme süreci Önümüzde “Stratejik Bir Görev Olan Partiyi ‹nfla Görevinin Neresindeyiz?” bafll›kl› III. Bölüm var. Bafll›ktan da anlafl›laca-¤› gibi bu bölüm tümüyle konumuzla ilgilidir. Geçmifl süreci de¤erlendiren, bu temel üzerinde günün ve gelece¤in görevleri-ni belirleyen bu metin, T‹KB’nin parti sorununa bak›fl›n›n halihaz›rdaki en temel belgesi durumundad›r. Dahas›, bir konferans metni oldu¤undan dolay› da, konuya iliflkin en ba¤lay›c› belge say›lmal›d›r. Ve nihayet, sorunu T‹KB’nin geçmiflten bugüne yaflad›¤› geliflme süreci aç›s›ndan ele almakla kalmayan, bunu, 205


ayn› konuda reformist ve devrimci kanatlar›yla Türkiye solunun elefltirisiyle de birlefltiren içeri¤i, bu belgeye ayr› bir iddia ve önem kazand›rmaktad›r. Sözkonusu metinde soruna partileflme sürecinin bütünsel niteli¤ine yap›lan vurgu ile giriliyor: “Partileflme süreci ne salt ideolojik-siyasal geliflmeye, ne salt say›sal olarak büyüme ve kit-leselleflmeye veya ne de salt profesyonel devrimci çekirdek yara-tmaya indirgenebilir.” (s.100. Bu pasaj› daha genifl bir biçimiy-le bu Yan›t’›n 3. bölümünde aktarm›fl oldu¤umuzu hat›rlatal›m.) Burada konumuz aç›s›ndan ilk planda dikkati çeken iki nok-ta var. Partileflme sürecinin temel bir boyutu, dahas›, geliflme-nin maddi-toplumsal ekseni olmas› gereken “s›n›f hareketiyle birleflme” sorunu ve süreci, bu tan›mlamada yoktur. Bunun ye-rine, “say›sal olarak büyüme ve kitleselleflme” üzerine o bilinen bulan›k halkç› formülasyon var. Bu birinci nokta. Bunu tamam-layan fakat bundan da önemli olan ikinci nokta, partinin s›n›f kimli¤ine iliflkin temel bir nitelik sorununun “say›sal büyüme ve kitleselleflme” gibi basit bir nicelik sorunu olarak ele al›n-mas›d›r. T‹KB’nin bu bak›fl›nda, partiyi “sosyalizm ile s›n›f hareketinin birli¤i” olarak ele alan temel marksist-leninist görüflten eser yoktur. Bu bak›fl, tam› tam›na, geleneksel hareketin s›n›fd›fl› par-ti anlay›fl›n›n bir yans›mas›d›r. Bu bak›fl›, T‹KB II. Genel Konferans› ile ayn› dönemde toplanan EK‹M I. Genel Konferans›n›n ayn› konudaki flu bak›fl› ile karfl›laflt›r›n›z: “Parti, sosyalizm ile s›n›f hareketinin örgütlü birli¤idir. Bu temel ve özlü tan›m, öncü partinin ideolojik kim-li¤i ile s›n›fsal kimli¤ini içiçe vurgulamaktad›r. ... Bize gerekli olan, kuvvetli bir marksist-leninist teorik temeli sa¤lam bir prole-ter s›n›f taban› ile birlefltirebilen, marksist-leninist ideolojik kim-li¤i proleter s›n›f kimli¤i ile ayn› örgüt yap›s› içinde kaynaflt›ra-bilen bir partidir.” (De¤erlendirme ve Kararlar, Eksen Yay›nc›l›k, s.126-127) Aradaki fark, parti sorununa halkç› bak›fl ile leninist bak›fl 206

aras›ndak fark› vermektedir. Devam ediyoruz. T‹KB konferans metni, bütünsel geliflme vurgusunun ard›ndan, leninist bir öncü partinin o güne dek hala yarat›lamam›fl olmas›n›n nedenlerine geçiyor. Sorunu sol hare-ketin tarihinden hareketle ve partileflme sürecinin “temel yön-leri” aç›s›ndan ele al›yor: “Salt partileflme sürecinin temel yönleri aç›s›ndan Türkiye devrimci hareketinin genel görünümüne baka-cak olursak, özellikle iki yöndeki geliflmenin eksikli¤i ve yeter-sizli¤i hemen gösterir kendini. Bunlardan birincisi, ideolojik-siya-si plandaki geliflmenin s›¤l›¤› ve yetersizli¤idir. ‹kincisi ise ör-gütsel-pratik planda güçlü, yetenekli ve kendini kan›tlam›fl mili-tan Bolflevik bir çekirde¤in yarat›lmas›nda bugüne kadar gösteri- len yetersizlik ve beceriksizliktir.” (s.101) Bu iki temel yönden ilkini geçiyoruz. Zira bunu daha önce “Partileflme Süreci ve Teorik Geliflme” bafll›¤› alt›nda ayr›nt›l› olarak incelemifl bulunuyoruz (bkz. Yan›t-3). Burada bize gerekli olan “ikinci temel yön”, yani parti infla sürecinin örgütsel-pratik yönü üzerine söylenenlerdir. Okuyoruz: “Benzer bir durum, örgütsel partik infla plan›nda da ç›kar karfl›m›za. Herfleyden önce; yasad›fl› bir temelde örgüt-lenmifl, yeralt› çal›flmas›nda usta ve deney sahibi, mücadelesini her koflulda sürdürebilme yetene¤ini kan›tlam›fl, devrimci militan bir mücadele anlay›fl›na, seçkin ve nitelikli komünist kadrolara, her alanda yerleflmifl ve zengin Bolflevik örgütsel ve pratik mü-cadele geleneklerine sahip olan leninist bir çekirde¤in yarat›la-mam›fl olmas›, öncü komünist partinin kuruluflunu bugüne dek engelleyen temel nedenlerden bir di¤eridir.” (s.102) Burada her fley var, fakat parti inflas›n›n tüm bu pratikörgüt-sel geliflme sürecinin temel ekseni olmas› gereken s›n›f hareketiy-le birleflme üzerine tek kelime yoktur. Partileflme sürecini, pratik planda s›n›f hareketiyle ba¤ kurma süreci olarak yaflama, örgütsel geliflmeyi s›n›f zeminine oturtma, örgütsel saflar› sosyalizme kaza-n›lm›fl öncü iflçilerle besleme, böylece, partiyi s›n›f›n bir parças› ve örgütlenmesinin en üst düzeyi 207


olarak infla etme üzerine herhan-gi bir de¤inme yoktur. Çünkü Belgeler’in toplam›nda, böyle bir pratik süreç ekseninde infla edilmemifl bir partinin, gerçekte, iflçi s›n›f›n›n öncüsü olma yetene¤ine ve niteli¤ine de ulaflamayaca¤› üzerine herhangi bir ideolojik aç›kl›k yoktur. Bu ideolojik aç›kl›k-tan yoksun olundu¤u içindir ki, “devrimci militan” kimlik, “bolfle-vik örgütsel ve pratik mücadele gelenekleri”, “seçkin ve nitelikli komünist kadrolar” vb. kavramlar›n s›n›fsal içeri¤i kaybolmaktad›r. Sorunun konulufluna; partinin moral ve maddi de¤erlerinin, militan kimli¤inin, siyasal ve örgütsel geleneklerinin, bu ve ben-zeri sorunlar›n s›n›f› devrimcilefltirme ve bu çaba içinde örgütün s›n›f devrimcisi kimli¤ini pratikte ad›m ad›m yaratma süreciyle ba¤lant›s›n› koparan, o halkç›-idealist bak›flaç›s› egemendir. Buna göre, marksist-leninist ideoloji benimsenmiflse e¤er, bir örgüt, tüm bu temel niteliklere, pekala s›n›f d›fl›nda ve genel bir mücade-le içinde de ulaflabilir. Bu ayn› bak›flaç›s›, komünist bir örgütün istikrar› ile s›n›fsal yap›s› ve zemini aras›ndaki kopmaz organik ba¤› da, ayn› kolayl›kla gözden kaç›rabilmektedir. Türkiye, sözde “leninist” ya da “bolflevik çelik çekirdek”lerin, hep de, toplumun bu nitelikte çekirdeklerin oluflumuna elverifl-li biricik toplumsal s›n›f› olan iflçi s›n›f› d›fl›nda yarat›ld›¤› bir garip ülkedir. Bu ülkede, Leninizmin ve bolflevizmin bir s›n›f topra¤›nda yeflerdi¤i, gücünü, istikrar›n› ve tarihsel baflar›s›n› tam da bu maddi-toplumsal zeminden ald›¤› gerçe¤i hep bir yana b›-rak›lm›flt›r. E¤er, “marksist teorinin son derece sa¤lam temeli üzerinde yükselme”yi Rusya iflçi hareketinin sa¤lam zeminine dayanmayla birlefltirmemifl olsayd›, Bolflevizmin de olamayaca-¤›; ancak bu iki yönün organik olarak kaynaflmas›ylad›r ki, Bolflevizm denilen ak›m›n tarihsel olarak vücut buldu¤u hep göz-den kaç›r›lm›flt›r. Bize geliflmenin “örgütsel-pratik plan›” ad› alt›nda anlat›lanlar, gerçekte, idealize edilmifl biçimiyle T‹KB’nin kendi (yaflad›-¤›n› düflündü¤ü) prati¤inin soyutlanmas›ndan baflka bir fley de-¤ildir. Bu pratik ise, s›n›f eksenli bir parti infla süreci 208

bilincinden ve prati¤inden yoksun oldu¤una göre, yap›lan tan›mlamalarda, parti infla sürecinin niteli¤e (sürecin s›n›fsal karakterine) iliflkin temel yönüne de¤inilmemifl olmas›na, çok da flafl›rmamak gere-kir. Fakat T‹KB bilmeliydi ki, ideolojik plandaki geliflmeyi pra-tik plandaki bu s›n›fsal geliflme ekseninden kopard›n›z m›, geri-ye geleneksel hareketin o pek ünlü “ideolojik önderlik” anlay›fl› ile s›n›fd›fl› devrimci “halk” partisi prati¤i kal›r. Bu, geleneksel hareketin elefltirisi sürecinde komünistlerin bafl›ndan itibaren iflaret ettikleri ve EK‹M I. Genel Konferans›n›n (parti sorunu çerçevesinde) yineledi¤i bir temel zaaf alan›d›r. Partinin ideolojik kimli¤i ile s›n›fsal kimli¤inin birbirinden kopart›lamayaca¤›na iliflkin düflüncenin, “bir marksist için temel önemde fakat basit bir gerçe¤i” anlatt›¤›n›; ne var ki, uluslararas› komünist hareketteki yozlaflma sürecinin yaratt›¤› teorik kargafla-n›n, bu basit gerçe¤i, “tümüyle unutturmufl olmasa bile, bir hayli bozup buland›rd›¤›”n› ifade eden EK‹M I. Genel Konferans›, parti sorununa iliflkin metninde, flöyle devam ediyor: “Bunun olumsuz sonuçlar›, yak›n geçmiflindeki toplumsalsiyasal hareketlili¤ine küçük-burjuva katmanlar›n ve onlar›n ay-d›n temsilcilerinin damgas›n› vurdu¤u Türkiye’de özellikle belir-gindir. Solun devrimci kanad›n›n popülist ideolojisi, parti sorunun-da önce “ideolojik önderlik”, sonra da fiilen bir küçükburjuva “halk” partisi olarak ifade bulmufltur. Solun reformist kanad›nda ise, parti sorunu, modern revizyonizmin bürokratikelitist karakterine uygun bir biçimde, ya bir ayd›nlar kulübü, ya da küçük-burjuva ayd›nlar ile sendika bürokratlar›n›n birli¤i olarak ifade bulmufltur.” (De¤erlendirme ve Kararlar, s.127-128) Bu pasaj›, ayn› konuda T‹KB Konferans›n›n geleneksel ha-rekete yöneltti¤i elefltiriyle k›yaslama olana¤› bulabilmek için, özellikle aktard›k. Partileflme sürecinin ikinci temel alan› olan pratik-örgütsel geliflme sorununu tan›mlayan uzun pasaj›nda süre-cin s›n›fsal boyutuna tek kelimeyle de¤inmeyen T‹KB Konferans› metni, devam›nda, Türkiye sol hareketinin geçmiflini 209


elefltirirken, iflçi s›n›f› içinde çal›flmaya bilinçli bir yönelimin olmamas›na da “geçerken” de¤iniyor. Geliflme sürecinin “çok yönlü ve leninist nitelikte olup olmamas› k›stas›” ›fl›¤›nda geleneksel hareketin bir dizi pratik ve örgütsel zaaf› peflpefle s›raland›ktan sonra, bu zaafla-r›n tümünü organik olarak kesen bir sorundan de¤il de, bu arada bunlara eklenmesi gereken bir baflka sorundan sözedercesine, bu konuda flunlar söyleniyor: “Devrimimizin temel ve önder gücünü oluflturan iflçi s›n›f› içinde çal›flmaya bilinçli bir yönelimin, bu konuda iyi düflünülmüfl ve uzun vadeli politikalar temelinde bir çal›flman›n birikmifl deney ve geleneklerinin yoklu¤unun sözünü dahi etmiyoruz. Çün-kü, Türkiye devrimci hareketinin büyük bir kesimi, sahip olduk-lar› sa¤ veya ‘sol’ revizyonist programatik görüfllerinden ötürü böyle bir perspektife daha bafl›ndan yabanc›d›r. Onlar için gençlik, daha çok laf›n› ettikleri köylülük, gecekondu semtlerinin ve tafl-ran›n küçük-burjuva y›¤›nlar› içinde çal›flma daha çekicidir. Bir ‘küçük-burjuvalar ülkesi’ olan ülkemiz ortam›nda, nitelikten ön-ce niceli¤e önem veren, kolayc› ve sab›rs›z küçük-burjuva al›fl-kanl›klar›yla da beslenen ‘küçükburjuva devrimcili¤i’ yayg›n bir hastal›kt›r. ‹flçi s›n›f› içinde çal›flman›n önemini sözde kavra-m›fl kesimlerin ‘kusuru’ ise farkl› farkl›d›r. Bunlardan baz›lar› süper revizyonist, yasalc› ve pasifisttirler. Genel olarak devrimci olanlar›n büyük kesimi ise, lafta bunun sözünü etmekle birlikte pratikte küçük-burjuva devrimcili¤inin yasalc›, menflevik ve sa¤-c› al›flkanl›klar›n›n esiridirler. Küçük-burjuva kesimleri örgütle-menin kolayl›¤› ve cazibesi onlar› da peflinden sürüklemektedir.” (s.103) Pasaj›n tümünü oldu¤u gibi aktard›k. Bunu yaln›zca bütünlü-¤ü kaybolmas›n diye de¤il, fakat ayn› zamanda, Gazi Direnifli sonras›n›n “semt yönelimi” modas› çerçevesinde, bugün bu söz-leri daha da anlaml› buldu¤umuz için de yapt›k. Geleneksel hareketin halkç› platformunun büyük ideolojik darbeler yiyerek gözden düfltü¤ü ve küçük-burjuva katmanlara genel bir durgun-luk egemenken s›n›f hareketinin doru¤a ç›kt›¤› bir evrede (1991 bafl›nda), küçük-burjuva kolayc›l›¤›n› bu kadar 210

aç›k elefltire-bilenlerin; s›n›f hareketinde t›kan›kl›¤›n sürdü¤ü, buna karfl›n semtlerin nispi bir canlanma yaflad›¤› bir baflka evrede (1995 ba-fl›), ayn› kolayc›l›¤a yüzgeri etmelerini ele al›rken, burada söylenen-lere ihtiyac›m›z olacak. Kuflku yok ki, baz› tan›mlamalardaki özensizlik bir yana b›-rak›l›rsa, yukar›daki uzun parçada, geleneksel hareketin s›n›fd›fl› siyasal çal›flma prati¤ine yöneltilmifl isabetli bir aç›k elefltiri var. Fakat bu elefltirinin konumuz aç›s›ndan ayn› aç›kl›kta bir de kusuru var. T‹KB Konferans metni, burada sorunu, hiç de partinin ide-olojik kimli¤ini organik olarak bütünlemesi gereken s›n›f kimli¤i aç›s›ndan de¤il, fakat genel siyasal mücadele ve devrim stratejisi-nin gerekleri aç›s›ndan koyuyor. Nitekim söze, örne¤in, leninist tipte bir proletarya partisini infla sürecinin biricik geliflme ekse-ni olarak iflçi s›n›f› diye de¤il de, “Devrimimizin temel ve önder gücünü oluflturan iflçi s›n›f›” denilerek bafllan›yor. Devam›nda söylenenlerin tümü de bu kapsama giriyor. Bu pasaj›n 16 sayfa-l›k bütün bir bölümde yama gibi durmas› da bunu gösteriyor. (Tüm metinde s›n›f yönelimi ve çal›flmas›n›n önemine de¤inen biricik pasajd›r bu.) Buradaki vurgular, partileflme sürecinin s›n›f-sal boyutuna iliflkin aç›k bir tutumun de¤il; partiyi sosyalizmle s›n›f hareketinin örgütlü birli¤i olarak ele alan temel marksist düflünceye iliflkin aç›k ve bütünsel bir perspektifin de¤il, fakat yaln›zca, geleneksel devrimci hareketin küçük-burjuva devrimci kimli¤ine iliflkin genel bir görüflün ifadesidirler. (Bir yerlerden ödünç al›nd›klar› ise metinde yama gibi durmalar›ndan belli olu-yor.) Metnin devam›, partileflme sürecinin T‹KB somutunda ele al›n›fl›, sürecin gelece¤ine iliflkin sorun ve görevlere dair söylenen-ler, bunu bütün aç›kl›¤› ile do¤ruluyor. Bunu daha yak›ndan görelim. ‹lgili pasaj› izleyen paragraf, o ana kadar söylenenleri özetliyor. ‹deolojik-siyasi geliflme ile pratik-örgütsel geliflmenin partileflme sürecinin niteli¤ine iliflkin “iki temel yön” oldu¤u bir kez daha vurguland›ktan sonra, “soru-nun ‘kitleselleflme’ boyutu”nun ise, “bu iki temel yöndeki geliflme-ye ba¤l›” oldu¤u ekleniyor (s.104). Bununla, yarat›lan 211


niteli¤in kendi niceli¤inin (“kitleselleflme”) yarat›lmas›n› da kolaylaflt›ra-ca¤› anlat›lmak isteniyor. Ve nihayet sorun, T‹KB’nin o güne kadarki geliflme süreci aç›s›ndan somutlan›yor. ‹flte bu konuda söylenenler: “Bugüne kadarki geliflimimize bu amaçla kuflbak›fl› bir göz att›¤›m›zda na-s›l bir tablo ç›kar karfl›m›za? Her iki yönde de kuflkusuz hala kimi eksiklik, yetersizlik ve hatalar›m›z olmakla birlikte, ML bir öze sahip programatik görüfller yönünden olsun, sa¤lam bir yeralt› örgütlenmesi ve nitelikli kadrolar yetifltirme yönünden olsun göz-le görülür ileri noktalara ulaflt›¤›m›z halde, kadrolar›m›z› say›s›n› artt›rma ve kitleselleflme yönünde ayn› baflar›y› sa¤layamad›¤›-m›z› görürüz. Bu aç›dan hala çok geri ve ‘küçük’üz” (s.104-105) Demek ki, parti infla sürecinin iki temel yönünde asgari bir baflar› sa¤lanm›fl, gerekli “nitelik” yarat›lm›flt›r. “ML bir prog-ram ve temel politikalara sahibiz” (s.105). “Her koflul alt›nda militan devrimci bir mücadele yürütme yetene¤ine sahip ve bunu kan›tlam›fl, nitelikli leninist bir öncü çekirdek” de yarat›lm›flt›r (s.106). Bu, “Türkiye somutunda ad›na lay›k leninist bir öncü partinin inflas› sürecinde iflin ‘en zor’ taraf›n› baflard›¤›m›z› gös-terir” (s.106). Bu durumda ifl niceli¤e, yani “küçük” olmaktan kurtulmaya kalm›flt›r. Bu sonuç, Orak-Çekiç’te “kadrolaflma” ve “kitleselleflme, “kadrolaflmayla kitleselleflmeyi içiçe yaflama” üzerine o çok yinelenen sloganlar›n kayna¤›na, anlam›na ve nihayet ifllevine de aç›kl›k getiriyor. O güne kadarki oluflumunu s›n›f d›fl›nda yaflam›fl ve 1991 Mart’›nda hala da s›n›f d›fl› bir örgüt olan T‹KB, partileflme sorununun niteli¤e iliflkin yönünü esasta çözdü¤ünü, geriye, kadro say›s›n› art›rarak ve kitleselleflerek, “küçük” olmaktan kurtulma biçimindeki nicelik sorununun kald›¤›n› ciddi ciddi söyleyebiliyor. Bunun bu kadar aç›k söylenebildi¤i bir durumda, T‹KB Kon-ferans›n›n partiyi sosyalizmle s›n›f hareketinin birli¤i olarak kav-rayan temel marsist-leninist düflünceden yoksunlu¤unu ayr›ca kan›tlamaya gerek var m›d›r? 212

Devam edelim. T‹KB’nin partileflme sürecinde eksik kalan›n “say›sal güç” oldu¤unu belirleyen Konferans metni, niceli¤e ilifl-kin bu soruna ek aç›kl›klar getiriyor. Parti öncesi örgüt ile parti niteli¤i aras›ndaki iliflki irdelenirken, bu konuda flunlar söyleni-yor: “Tek bafl›na say›sal güç zaten hiçbir zaman parti olabilme-nin belirleyici bir koflulu de¤ildir. Hatta parti ile parti öncesi çekirdek aras›nda en do¤al ve bir bak›ma kaç›n›lmaz fark burada-d›r. Leninist bir parti bile özellikle kuruluflunun ilk aflamalar›nda, hatta uzunca bir süre geliflmifl kitle ba¤lar›na sahip olmayabilir. Ama bu onun ‘parti’ olma niteli¤ini ortadan kald›rmaz. T›pk›, geliflmifl kitle ba¤lar›na sahip olman›n tek bafl›na ‘parti’ olmaya yetmemesi gibi.” (s.107) Yeterli aç›kl›kta görüldü¤ü gibi, sorun tümüyle örgütün “kit-le ba¤lar›” çerçevesinde bir “say›sal” güç sorunu, basitçe, bir nice-lik büyüme sorunudur. S›n›f kimli¤i, s›n›f ekseni, s›n›f hareke-tiyle birleflme sorunu, tüm bunlar, geçtik niteli¤e iliflkin sorunlar olarak ele al›nmaktan, nicelik büyümede bile özel bir anlam tafl›mazlar. Gerekli olan s›n›f ba¤lar› de¤il, “geliflmifl kitle ba¤-lar›”, “emekçi kitleler üzerindeki ideolojik-siyasi ve örgütsel et-kinlik”, ya da en iyi durumda, “s›n›f ve kitlelerle geliflmifl ba¤lar kurma sorunu”dur (ayn› yer). “Dil” o bildi¤imiz halkç› dildir. Siyasal mücadeleye iliflkin genel sorunlar›n de¤il de “leninist tipte” bir öncü s›n›f partisi sorununun tart›fl›ld›¤› bir yerde, bu “dil”in bu kadar rahat kul-lan›lmas› elbette bir rastlant› de¤ildir. Bu, bir ideolojik bak›flaç›s›-n›n bilinçlere ne denli derinlemesine nüfuz etti¤inin somut bir göstergesidir. S›n›f hareketiyle devrimci buluflma ekseninde de¤il de farkl› s›n›f ve tabakalardan oluflan “emekçi kitleler” içinde kendilerini bulmufl, örgütsel kimliklerini burada gelifltirmifl, “çelik çekirdek”lerini bu zemin üzerinde infla etmifl, maddi ve moral de¤erlerini, örgüt ve mücadele geleneklerini, ve nihayet, düflünüfl ve davran›fl al›flkanl›klar›n› bu zeminde oluflturmufl olanlar›n, bu-na uygun bir “dil” ve ideolojik yaklafl›m içinde olmalar› da son derece do¤ald›r. Tüm bunlar bir yana. T‹KB Konferans metni kendi 213


düflünüfl mant›¤› içerisinde bile alabildi¤ine tutars›zd›r. E¤er gerçekten ideolojik-programatik temeliniz varsa, “parti öncesi çelik çekirde-¤i” yaratt›¤›n›za inan›yorsan›z, iflin bu “en zor” ve en “can al›c›” yönünü çözmüflseniz, geriye esas olarak “say›sal güç sorunu” kalm›flsa, ve bunu da “zaten hiçbir zaman parti olabilmenin be-lirleyici bir koflulu” saym›yorsan›z, ve dahas›, “parti ile parti önce-si çekirdek aras›nda(ki) en do¤al ve bir bak›ma kaç›n›lmaz fark” da zaten buradaysa, o halde siz neden bu konferans› toplad›¤›n›z-da kendinizi parti olarak ilan etmek yoluna gitmediniz ki? Sa¤lanan “tarihsel baflar›”y› böyle bir tarihsel ad›mla birlefltirmek cesareti gösteremeyenlerin bu tutumunun gerisinde, temel bir fleylerin ek-sik oldu¤unu hissedip de, bunun tam ne oldu¤unu ve nereden kaynakland›¤›n› bilememenin güçsüzlü¤ü var gerçekte. “Say›sal güç sorunu” belirlemesi bu güçsüzlü¤ün verdi¤i a¤›rl›ktan kur-tulman›n bir avuntusu oluyor yaln›zca. “Sorunun sadece ‘en zor’ taraf› de¤il ayn› zamanda en ‘can-al›c›’ noktas›”nda T‹KB’nin sa¤lad›¤› baflar›y› “tarihsel önem-de” gören Konferans metni, sözünü etti¤imiz tutars›zl›¤›n a¤›rl›¤› alt›nda bir kez daha bu “say›sal güç sorunu”nu, o aflamada parti olamaman›n nedeni olarak ileri sürüyor: “Fakat ideolojik-siyasi infla plan›nda olsun, Bolflevik bir çekirdek yaratma sorununda olsun gösterdi¤imiz geliflme ve sa¤lad›¤›m›z baflar›lara karfl›l›k ifl, iflçi s›n›f› ve emekçi kitleler içinde geliflmifl ba¤lara sahip olma sorununa geldi¤inde ayn› baflar›y› gösteremedi¤imiz, bu konuda çok geri ve yetersiz kald›¤›m›z ç›kar ortaya.” (s.108) Sorun, dikkate de¤er bir ›srar ve tutarl›l›kla, hep “iflçi s›n›f› ve emekçi kitleler içinde geliflmifl ba¤lara sahip olma”, yani “küçük” olmaktan bir an önce kurtulma ve bunun için de h›zla “kitleselleflme” sorunudur. Bu bak›flaç›s›, yaln›zca parti sorunun-da halkç› bir bulan›kl›¤a de¤il, ayn› zamanda devrim mücadele-sinin sorunlar›yla parti inflas›n›n sorunlar›n› birbirine kar›flt›rmaya da iyi bir örnektir. “Devrimi ve partiyi birlikte örgütlemek” fliar› bu kar›fl›kl›¤›n özetidir. Devrimi örgütleme 214

çabas› içinde “kitlesel-leflme” yakalanacak, kitleselleflen örgüt bu yolla “say›sal güç sorununu” çözecek, böylece parti inflas› bütünsel olarak bir sonuca ba¤lanm›fl olacakt›r. T‹KB Konferans metninin parti sorununa, parti infla sürecinin s›n›fsal boyutu sorununa yaklafl›mlar› bundan ibarettir. Konu-ya iliflkin 16 sayfal›k metnin geriye kalan 8 sayfal›k k›sm›nda, T‹KB’nin hep de “dar ve küçük kalma”s›n›n geçmifl süreçteki kökleri tart›fl›lmaktad›r. Bunun bafllang›ç dönemindeki (1974’-lerdeki!) bir “y›¤›nak hatas›”ndan kaynakland›¤› ve bugüne dek de bir türlü afl›lamad›¤› üzerine olan bu bölüm, T‹KB’nin genel de¤erlendirmesi kapsam›na girdi¤i için, flimdilik konumuz d›fl›nda kalmaktad›r. *** Yine de T‹KB II. Konferans Belgeleri’nin ilgili bölümüyle iflimizi henüz tamamen bitirmifl de¤iliz. S›n›fla birleflme pratik sürecinin d›fl›nda yarat›lan ve yarat›lmas› “tarihsel bir baflar›” ola-rak sunulan o “parti öncesi sa¤lam ve nitelikli Bolflevik çekir-dek” üzerinde daha da durmam›z gerekiyor. Buna bizi bizzat Devrimci Proletarya’n›n kendisi mecbur ediyor. Ona göre, EK‹M; partileflme sürecinin s›n›fsal boyutuna temel bir önem atfetmek-le, partinin örgütsel inflas›n› s›n›f hareketiyle birleflme süreci için-de ele almakla ve bunu s›n›f›n en ileri unsurlar›n› sosyalizme ve partileflme sürecine kazanmaya ba¤lamakla, “kaba iflçici bir tarzda ... öncü iflçilerden parti yaratma” anlay›fl›n› savunmufl olu-yor. (Say›: 36, s.41 ve 46) S›n›f hareketinin iki dönemi ve “öncü iflçi” sorunu Hemen belirtelim ki, Devrimci Proletarya için as›l sorun, hiç de EK‹M’in “kaba iflçicili¤i” de¤ildir. Kaba iflçicilik itham›n›n arkas›na gizlenilerek as›l yap›lmaya çal›fl›lan, T‹KB’nin, s›n›f d›fl› geliflmenin ürünü olarak ele al›nan “Bolflevik çekirdek” anlay›fl› ve prati¤ini mazur göstermektir. Fakat biz yine de önce EK‹M’in “kaba iflçici bir tarzda ileri sürdü¤ü” ‘öncü iflçiler’den parti ya-ratma” iddias›n› görelim. 215


Do¤al olarak Devrimci Proletarya, tamamen ideolojik mahi-yetteki bu kadar ciddi bir iddiay› ideolojik içeri¤i ile açma yoluna gitmiyor. Kabaca çarp›tt›¤› baz› pratik durumlara laf aras›nda eklenmifl kocaman bir iddia olarak ortaya at›p geçiveriyor: Temel bir tart›flmay› pratik duruma iliflkin ve çarp›tmalara dayal› baz› iddialar› ele almaya vard›rarak da¤›tma pahas›na, Devrimci Proletarya’n›n bu pratik kan›tlar›na de¤inmeden geç-meyece¤iz. Önce Devrimci Proletarya’dan okuyal›m: “Ekim, ‘93 Temmuz’unda ‘87-90 aras›ndaki, ‘son derece elveriflli koflullara ra¤-men’ komünist ve devrimci hareketin ‘sosyalizme e¤ilimli genç ve yeni kuflak öncü iflçileri’ kazanamad›¤›, ‘tarihsel bir f›rsat›n kaç›r›ld›¤›’ telafl›na düfltü.” (s.41) fiimdi de “telafla düflme” iddias›na dayal› bu karikatürlefltirmeye dayanak yap›lan parçan›n asl›n› okuyal›m: “‘87-90 döneminde Türkiye, tarihinin en yo¤un, en yayg›n ve uzun süreli iflçi eylemlili¤ine sahne oldu. Bu hareketlili¤in bafl›n› sosyalizme e¤ilimli genç ve yeni kuflak öncü iflçiler çekiyordu. Ne var ki, komünistler ve devrimciler, s›n›f hareketinin sosyalizmle birlefltirilmesi, ayn› anlama gelmek üzere s›n›f›n sosyalizme e¤i-limli yeni ve genç kuflak öncülerini kazanarak sosyalizmin maddi-toplumsal temeliyle buluflulmas› bak›m›ndan hayli elveriflli olan bu ortamdan yararlanma yetene¤i gösteremediler. S›n›f hareketi-ne anlaml› bir katk›da bulunamad›lar. Böylece tarihsel önemde bir f›rsat kaç›r›lm›fl oldu.” (Ekim, say›: 76, s.9) Devrimci Proletarya’n›n çarp›tma ve karikatürize etmeyi devrimci ideolojik elefltiri sanmas›na verdi¤imiz bir yeni örnek oluyor bu. Büyük bir sükunetle yap›lm›fl bu de¤erlendirmenin “telafla düflmek” neresinde? Ekim’in yukar›daki de¤erlendirmesine, sükunetini ve sa¤duyusunu korumay› baflarmas› durumunda Devrimci Proletarya’n›n gerçekte herhangi bir itiraz› olabilir mi? Ancak gariptir ki var böyle bir itiraz›. Bu itiraz onun olaylar› ve bir sürecin farkl› dönemlerini birbirinden ay›rdetmek yetenek-sizli¤ine iyi bir örnek oldu¤u için ele al›nmaya de¤er. 216

Yukar›ya aktard›¤›m›z paragraf›n hemen öncesinde (bu o ün-lü “‘En büyük’ iflçi s›n›f›!” sözlerinin hemen sonras› oluyor), bize deniliyor ki, ‘87-90 döneminin öncü iflçilerinde, Ekim’in iddia etti¤i gibi “devrimci örgüt ve eylem aray›fl›” de¤il, fakat “parti-siz devrimcilik” e¤ilimi vard› (s.41). Acaba? Ya biz kendimize bizzat T‹KB yay›nlar›n› tan›k tutarsak bu itiraz›n sahipleri ne diyeceklerdir? Devrimci Proletarya’n›nki, polemik heyecan› ve ideolojik has›m›n› kolay›ndan altetme hevesi içinde, ‘87 sonras›n›n farkl› iki dönemini birbirinden ay›rdedememekte ifadesini bulan bir ha-zin durumdur. Devrimci Proletarya yazarlar› vakit bulur da T‹KB II. Konferans› Belgeleri’ni yeniden okurlarsa, ‘87-90 döneminin bitiminde kaleme al›nan bu belgelerde s›n›f hareketindeki yükse-lifl üzerine, bu yükseliflin kapsam› ve temposu üzerine sayfalar dolusu söz bulacaklard›r. (Biz, bu Yan›t’›n birinci bölümünde, yükseliflin verdi¤i heyecanla abart›da ölçünün ne denli kaç›r›ld›-¤›na ayr›nt›l› örnekler verme olana¤› buldu¤umuz için, burada bir tekrardan kaç›n›yoruz.) Oysa, ayn› T‹KB’nin sonraki döne-me ve bugüne ait belgeleri döne döne “s›n›f hareketinin sürmek-te olan t›kan›kl›¤›n›” vurguluyorlar. Demek ki ‘87 sonras› iflçi hareketinin iki farkl› dönemden geçti¤i nesnel bir olgudur. S›n›f hareketinin biri geliflme ve yükselme (‘87-90), öteki gerileme ve t›kan›kl›kla (‘91 sonras›) karakterize olan iki dönemi-nin somut sorunlar›n›n ve sonuçlar›n›n farkl› olaca¤›n›, bunun s›n›f hareketinden ayr› düflünülemeyecek olan “öncü iflçi”de de yans›yaca¤›n› anlamak, Devrimci Proletarya için çok mu zor bir sorundur? Demek ki, gerekli olan, diyalektik üzerine anlams›z laf oyunlar› de¤il, fakat onu bir düflünce tarz› olarak kullanma-y› baflarabilmektir. Fakat biz s›n›f hareketinin ‘87 sonras›n›n bu iki farkl› dö-nemine, bizzat Devrimci Proletarya’n›n kendisinden, dahas› bizzat bu ayn› “Öncülük ve Kuyrukçuluk” yaz›s›ndan da kan›tlar gös-terebiliriz. Yukar›da Ekim’e yöneltilen itham›n yaln›zca bir sayfa öncesinde, Saçak dergisine yönelik elefltiri 217


esnas›nda söylenen-lerden okuyoruz: “Bu sözler, iflçi s›n›f›n›n sekiz y›ll›k bir sus-kunluktan sonra yeniden, hem de tüm toplumsal muhalefete esin kayna¤› olacak bir kitlesellikle alanlar› doldurmas›n›n verdi¤i devrimci bir heyecanla söylenmedi. Sermayenin sald›r›s›n›n en yo¤un, s›n›f›n ise parçalanm›fl ve sinik oldu¤u bir baflka dönemde de ayn› ya¤c›l›k sergilenmektedir.” (s.39-40) Demek ki ortada belirgin biçimde farkl› iki ayr› dönem var. Bir sayfa önce görülebilen bu gerçe¤in bir sayfa sonra bu kadar kolay gözden kaç›r›lmas› kötü polemi¤in bir cilvesi say›lmal›d›r. Fakat elbette sorun ve tart›flma, s›n›f hareketinin iki dönemini birbirinden ay›rdetmek ve ilkinde genel bir yükseliflin yafland›¤›n› tespit etmekten ibaret de¤ildir. As›l sorun, bu ilk dönemde “öncü iflçi”nin e¤iliminin ne oldu¤u üzerineydi. Ekim’in bu dönemde öncü iflçilerde bir “devrimci örgüt ve eylem aray›fl›” oldu¤u dü-flüncesine Devrimci Proletarya itiraz ediyor ve tersine, “öncü ifl-çilerde “partisiz devrimcilik” e¤ilimi oldu¤unu savunuyordu. Soru-na aç›kl›k getirmek için, Devrimci Proletarya’ya, itiraz edilmesi güç bir güvenilir tan›k gösterece¤iz. Önümüzde May›s 1990 tarihli Orak-Çekiç var. Bu, “bugünün ay›rdedici özelli¤i iflçi s›n›f›n›n eylemlili¤indeki art›fl ve s›n›-f›n devrimci etkiye daha aç›k olmas›d›r” tespitinin yap›ld›¤› ve s›n›f üzerine baz› temel teorik ve politik do¤rular›n arka kapakta hat›rlan›p ön kapakta unutuldu¤u o önemli say› oluyor (bkz. Ya-n›t’›n IV. Bölümü). Baflyaz›dan okuyoruz: “Özellikle son iki y›lda belirginleflen bugünün ay›rdedici bir di¤er özelli¤i iflçi s›n›f›n›n eylemlili¤indeki bir art›fl ve bunun bir süreklilik kazanmas›d›r. ‹flçi s›n›f›n›n eylemleri büyük ölçüde ekonomik temellidir. Bu giderek eylemci kitlelerde henüz revizyonist ve reformist etkilerden ar›nmam›fl ge-nel bir demokrasi bilincinin flekillenmeye bafllamas›yla birleflmek-te, öncü unsurlarda ise devrimci demokratik düflünceler ve örgütlerle ba¤ kurma e¤ilimi geliflmektedir. ‹flçi s›n›f› devrimci etkiye bugün her zamankinden daha aç›kt›r.” (Say›: 218

70, s.4, vurgular bizim) Demek ki; “öncü unsurlarda ise devrimci demokratik düflün-celer ve örgütlerle ba¤ kurma e¤ilimi geliflmektedir.” Devrimci Proletarya, yaln›zca s›n›f hareketinin iki farkl› döneminin öncü iflçilerin tutumlar›nda nas›l yans›d›¤›n› ay›rdetme yeteneksizli¤i göstermifl olmuyor. Fakat yan›s›ra, bu ayn› dönemlerde uluslararas› planda ve sol harekette hangi geliflmelerin yafland›¤›n› ve bunun “devrimci-demokratik düflüncelere ve örgütlere” e¤ilimli bu ayn› “öncü iflçi” kufla¤›n› nas›l etkiledi¤ini, onun e¤ilimlerinde ve davran›fllar›nda hangi de¤iflikliklere yol-açt›¤›n› da göremiyor. Ya da daha iyimser bir ifadeyle, kötü po-lemi¤in heyecan› içinde gözden kaç›r›yor. ‘87-90 döneminin devrimci harekette bir yeniden toparlanma dönemi oldu¤unu, bu yeniden toparlanman›n geçmiflle köklü bir hesaplaflmaya dö-nüflmedi¤i ölçüde örgüt aray›fl› içindeki öncü iflçiler için güven verici olamad›¤›n›, tam da ‘90 y›l› içinde (s›n›f hareketindeki yükseliflin doru¤unda) bunun daha aç›k görülebildi¤ini, dahas› ve en önemlisi, Sovyetler Birli¤i ve Do¤u Avrupa’da bafllayan geliflmelerin ‘90 y›l› içinde genel bir çöküflle noktaland›¤›n›, bu-nun etkisinin yaln›zca sol hareketi de¤il fakat s›n›f hareketini de, özellikle de onun sola ve sosyalizme aç›k öncü kesimlerini de son derece olumsuz bir biçimde etkiledi¤ini, ve nihayet, ‘87-90 döneminde sürekli yükselen iflçi hareketinin ‘91 bafl›nda ani bir k›r›lmaya u¤rad›¤›n› ve bunun “öncü iflçiler” üzerinde hem fiziki (toplu tensikat) ve hem de ideolojik-moral bir y›k›m etkisi oldu¤unu, temel önemde tüm bu etkenleri göremiyor bile. Oysa komünistler, olaylar›n seyrine paralel olarak, tüm bu etkenleri ve yaratt›¤› somut sonuçlar› hayli erken bir tarihte tahlil ettiler. (Örne¤in bkz. Solda Tasfiyecili¤in Yeni Dönemi, Ekim 1992) “Devrimci örgütlerle ba¤ kurma e¤ilimi”nden (Orak-Çekiç) gerçekte sendikalizm demek olan “partisiz devrimcili¤e” geçiflin bu nesnel ve öznel etkenlerini gözden kaç›ranlar, ne ‘87 sonras› son 8 y›lda yaflananlar›n somut seyrinden ve ne de marksist diya-lektikten haberdard›rlar. Fakat böyleleri kalk›p 219


bir de en ciddi havalarda komünistlere flunlar› söylemiyorlar m›? “Fakat yüzü en fazla iflçi s›n›f›na dönük hareket olmakla övünen, hatta ‘fabri-ka hücrelerinden s›n›f partisi’ yaratmay› önüne koymufl bir örgü-tün s›n›f›n eylem potansiyellerini de, zay›fl›klar›n› da hiç bir ke-sitte görememesi elbetteki kendisini ilgilendirir!” (DP, say›: 36, s.45) Her kesitte kimin neyi ne kadar gördü¤üne, bu Yan›t boyun-ca somut belgeler ve ayr›nt›l› aktarmalar temelinde fazlas›yla aç›k-l›k getirildi. “‘Fabrika hücrelerinden s›n›f partisi’ yaratma” üze-rine o “kaba iflçici tarz”a iliflkin iddialar› ise az sonra görece¤iz. Fakat eksik b›rakmamak için son bir noktaya daha de¤inelim. Rivayete göre, “‘öncü iflçilerden parti’ yaratma hedefi k›r›ld›ktan sonra, Ekim, ayn› iflçilerin ‘korkak’, ‘sinik’ olduklar›n› keflfetti! Gerçekte bu keflif, bu kesimi ruhsuz bir ‘sosyalizm’ edebiyat› ile yan›na çekmesinin olanaks›z oldu¤unu görerek ald›¤› ders ve düfltü¤ü hayal k›r›kl›¤›ndan kaynaklan›yordu.” (s.41-42) Ayn› psikolojik tahlil ileriki sayfalarda bir kez daha yineleniyor. “Ekim, 20 Temmuz sonras› dönemde iflçilerin de ‘kusurlar›n›n olabilece¤ini’ keflfetti. Beklemedi¤ini bulamay›nca h›rç›nlaflt›. Öncü iflçileri, gerçekte temel özellikleri de¤iflmemifl, yaln›zca eksiklik ve zaaflar› kriz ve görevlerin a¤›rlaflmas› kar-fl›s›nda derinleflmifl olmas›na ra¤men, ‘korkak’ ilan etti.” (s.45-46) Dayanaks›zl›¤› ölçüsünde ilkel ve kaba olan bu demagojiyi yan›tlamayaca¤›z. S›n›f hareketinin ve s›n›f öncülerinin kusur-lar› konusunda en bafltan itibaren komünistlerin neler söyledi¤ini, bu demagojiyi yapanlar›n neler söyledi¤ini bu Yan›t’›n ilk bölümünde ayr›nt›l› olarak götermifl bulunuyoruz. Komünistlerin bu konularda örne¤in daha ‘88 y›l› bafl›nda söylediklerini birilerinin ancak ‘94 y›l›nda yineleyebildiklerini, buna say›s›z bafl-ka örnekler gösterebilece¤imizi de ayn› yerde ifade etmifltik. Ve nihayet, öncü iflçilerin “korkak” ilan edildi¤i “20 Temmuz sonras›”s›n›n tüm de¤erlendirmeleri 20 Temmuz Dersleri bafll›¤› 220

alt›nda derlenmifl ve herkesin en kolay yararlanabilece¤i bir biçim-de sunulmufltur. ‹lkel demagoji heveslerine gerekli yan›t çok ön-ceden orada verilmifltir (bkz. 20 Temmuz ve ‹leri ‹flçiler arabafll›k-l› bölüm, Eksen Yay›nc›l›k, s.47-51). Fakat buna ra¤men psikolojik tahlile dayal› bu demagojik sözleri aktarmam›z da elbette nedensiz de¤ildir. Dönüp bak›l›rsa görülecektir ki, Devrimci Proletarya bu vesileyle bize, öncü iflçilerin “temel özellikleri” bak›m›ndan “de¤iflmemifl” kald›¤›n›, “yaln›zca” eksiklik ve zaaflar›n›n “kriz ve görevlerin a¤›rlaflmas› karfl›s›nda derinleflmifl” oldu¤unu belirtiyor. Bunu bize marksist olduklar›n› ve sorunlar› diyalektik bir tarzda ele ald›klar›n› dü-flünenler söylüyor. S›n›f hareketindeki bir “yükselifl” evresi ile bir “t›kan›kl›k” evresinin, bu hareketin organik bir parças› olan öncü iflçiler üzerinde esasa iliflkin bir etkisi olmuyor. Peki do¤-ruysa e¤er, “devrimci örgütlerle ba¤ kurma e¤ilimi”ndeki güçlenme ile kaba bir sendikalizm demek olan ve örgütten kaç›fl› anlatan “partisiz devrimcilik” e¤ilimi aras›ndaki fark nereden geliyor? ‹lkel demagojiye ve keyfi yak›flt›rmalara duyulan garip heves in-san› iflte böyle izah› güç çeliflkilerle yüzyüze b›rak›yor. Geleneksel hareketin geleneksel yan›lg›s›: S›n›fd›fl› “Bolflevik çekirdek” mucizesi Bafll›¤a ç›kar›lan bu sorun bizim için yeni bir tart›flma konusu de¤il. Geleneksel küçük-burjuva devrimci ak›mlar›n bu konudaki ortak anlay›fl ve pratikleri daha 1987’nin tart›flmalar›nda komünist-ler taraf›ndan ayr›nt›l› olarak ortaya konuldu. Bununla da kal›nma-d›, bu konu tasfiyeci geriye düflüfl vesilesiyle yeniden ele al›nd›. Tasfiyecilik, tüm kritik noktalarda bir geriye düflüfl, geleneksel hareketin geleneksel anlay›fl ve argümanlar›na dönüfltü. Bunlar-dan biri de örgüt ve parti sorununa iliflkin olarak, “s›n›f temelin-den ba¤›ms›z” sözde “profesyonel devrimci çekirdek” argüman›yd›. EK‹M’in “kaba iflçici” parti anlay›fl›na karfl› ileri sürülen ve Ne Yapmal›’dan cümlelerle desteklenmeye çal›fl›lan 221


bu argüman›, EK‹M Ola¤anüstü Konferans›, “sol hareketin 20 y›ll›k s›n›f d›fl› mezhepçi-bürokratik örgüt anlay›fl›na çekilmifl yeni bir cila” olarak tan›mlanm›flt›. Komünistler bunun içyüzünü bir dizi makalede bütün aç›kl›-¤› ile ortaya koydular (bkz. Tasfiyecili¤e Karfl› Konuflma ve Yaz›lar, Eksen Yay›nc›l›k). Ergun Eralp ise, “Profesyonel Devrimci Çe-kirdek Üzerine” bafll›kl› hayli uzun makalesinde (a.g.e., s.183-237), Ne Yapmal›’n›n Türkiye’de nas›l okundu¤unun ve Rusya’da partileflme sürecinin sorunlar›n›n nas›l anlafl›ld›¤›n›n baflar›l› bir sunuluflu eflli¤inde, Leninizm ad›na yap›lan çarp›tmalar›n ve ser-gilenen cahilliklerin etkili bir elefltirisini yapt›. Sorunun tüm temel yönlerini kapsayan içeri¤i ile bu konuda herhangi bir yeni tar-t›flmay› bir bak›ma gereksiz k›lan bu uzun makaleden temel önem-de bir belirlemeyi buraya aktarmak istiyoruz: “Ne Yapmal›, bu önemli alanda da, ‘ayd›nlar›n rolü’ ve ‘s›n›fa bilinç tafl›ma’ sorunu aç›s›ndan da, y›llarca küçükburjuva tahrifata u¤rat›ld›. Küçük-burjuva devrimcili¤i, Ne Yapmal›’da “ayd›n” so-rununa yap›lan vurgularda, kendi s›n›f d›fl› konumunu meflrulafl-t›ran bir teorik dayanak arad›. Tüm toplumsal kesimlere, bu arada iflçi s›n›f›na da ideolojik önderlik yapan ayd›nlardan oluflan pro-fesyonel devrimciler örgütü teorileri, THKP-C, Kurtulufl, TDKP gibi tüm küçükburjuva örgütlerde, Ne Yapmal›’daki bu vurgulara dayan›larak savunulmaya çal›fl›ld›. Ayd›n ve bilinç sorununa yaklafl›mda, parti-s›n›f iliflkilerini karartan, toplumsal kimlik sorununu önemsizlefltiren bir Ne Yapmal› kavray›fl›, bu nedenle Türkiye’li devrimcilerin bilincinde son derece kökleflmifl du-rumdad›r.” (s.198) T‹KB II. Konferans› Belgeleri 1991 y›l›na, yani yeni döne-me aittir . Fakat ayr›nt›lar›yla görmüfl bulunuyoruz ki, T‹KB’nin anlay›fl ve prati¤i de bu ayn› gelene¤in bir parças› ve yeni döne-me uzant›s›d›r. Ve Devrimci Proletarya’n›n, EK‹M’in parti infla-s›na iliflkin görüfllerini “kaba iflçici” olarak nitelemesinin gerisin-de, tam da bu ayn› geleneksel 222

bak›flaç›s› vard›r. Tüm bunlar, gerçekte, bu konuda yeni bir tart›flmay› gerek-siz k›l›yor. Buna ra¤men k›sa tutmaya çal›flaca¤›m›z bir karfl›lafl-t›rma yapmak istiyoruz. Önce EK‹M’in “kaba iflçici” tarz›na ve “öncü iflçilerden parti yaratma” anlay›fl›na örneklerle bafllayaca-¤›z. Örneklerimizi “iflçici” EK‹M’in bizzat iflçi hareketi de¤er-lendirmelerinden ve ‘91 Mart’›n›n öncesine ait belgelerden alaca-¤›z. Bu sonuncu koflul, ‘91 Mart’›nda toplanan T‹KB II. Konferan-s›n›n bak›flaç›s›yla somut bir k›yaslama yapma olana¤› verecektir okura. Ekim’in “Dünden Bugüne ‹flçi Hareketi” bafll›kl› baflyaz›s›nda (A¤ustos ‘90) sorun flöyle konulmaktad›r: “‹flçi hareketinin karfl› karfl›ya bulundu¤u genel önderlik bofllu¤u, kendisini kucaklayan bir öncü s›n›f partisinden yoksunlu-¤u ise, do¤al olarak onun en temel zaaf›d›r ve kuflkusuz öteki zaaflar›ndan kurtulabilmesinin de kesin bir önkofluludur. Komü-nistler, tüm çabalar›n› iflçi hareketinin bu en temel ihtiyac›n› kar-fl›lama görevine yöneltmifl bulunuyorlar. Teorik boyutu temel sorunlarda, programda ve taktik ilkelerde netleflme olan bu görevin, pratik ve örgütsel boyutu ise iflçi s›n›f› hareketiyle birleflmek, iflçi s›n›f›n›n en ileri ve devrimci unsurlar›na dayal› bir öncü parti-yi bizzat bu s›n›f›n ba¤r›nda, onun bir parças› olarak yaratmakt›r.” “Parti sorununun bu ikinci boyutu, bizim için, iflçi hareketi-nin politik ve örgütsel geliflimini sa¤lamak pratik çabas›yla çak›flmaktad›r. Partinin örgütsel temelleri bu çaba içinde yarat›la-cak, proleter s›n›fsal karakteri bu çaba içinde güvenceye al›na-bilecektir.” (Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi içinde, Eksen Yay›nc›l›k, s.166-167) Parti sorununa iliflkin temel marksist bak›flaç›s›n›n bu so-mut ifadelendiriliflinde “kaba iflçici bir tarz” görebilmek için, kifli-nin kendisinin kaba halkç› bir tarz›n numunesi olmas› gerekiyor. Bir baflka örnek de ayn› dönemin sonunda toplanan EK‹M 1. Genel Konferans› de¤erlendirmelerinden vermek istiyoruz. Parti sorununa iliflkin teorik ve ilkesel perspektifin s›n›fsal 223


boyutunu ortaya koyan parti metni, ard›ndan o günkü somut durumun baz› olgular›na da de¤inerek, flöyle devam ediyor: “Bu yönüyle bak›ld›¤›nda, teorik geliflmeyi s›n›f içindeki pratik-örgütsel geliflmeyle birlefltirmek, ilkesel bir gereklilik olma-n›n ötesinde, koflullar›n dayatt›¤› pratik bir zorunluluktur. Refor-mizmin ve küçük-burjuva sosyalizminin s›n›f›n ileri kesimlerini ideolojik ve örgütsel yönden kendi etkilerine alma çabalar›na se-yirci kalan her partileflme iddias›, bir oportünist ikiyüzlülük de¤ilse e¤er, vahim bir politik zaaf›n ifadesi olacakt›r. S›n›f hareketinin ortaya sosyalizme e¤ilim duyan ve parti aray›fl› içinde olan hayli kalabal›k bir öncü kuflak ç›kard›¤› bir evrede ve ortamda, parti sorununu s›n›f hareketinden kopuk ve bu öncü kufla¤a ra¤men çözme e¤ilimi ve giriflimleri, ciddiyetten yoksundurlar ve ancak küçükburjuva ya da ayd›n oportünizminin bir yans›mas› olabi-lirler.” (De¤erlendirme ve Kararlar, s.128, 129) Tam› tam›na ayn› tarihte toplanan T‹KB II. Konferans› ise, parti sorununa iliflkin temel metninde bu konuda tek kelime söylemiyor. Ona göre, partinin örgütsel temelleri (“Bolflevik çekirdek”) zaten yarat›lm›flt›r. Geriye yaln›zca “say›sal sorunu” çözmek, dolay›s›yla “kitleselleflmek” ve bu genel “kitleselleflme” içinde “kadrolaflmak” kalm›flt›r. ‹ki örgüt konferans›n›n bu iki farkl› bak›flaç›s› ve partileflme sürecinin somut sorunlar›n› koyufl tarz› aras›ndaki aç›k fark, gerçekte, parti sorununda Leninizm ile popülizm aras›ndaki derin uçurumu belgelemektedir. T‹KB II. Konferans Belgeleri’nin parti sorununa iliflkin metninde say›s›z kere yineledi¤i iddia flöyleydi: “Partinin infla sürecinde parti öncesi sa¤lam ve nitelikli bir Bolflevik çekirde¤in yarat›lmas›, bu nedenle, sorunun sadece “en zor” taraf› de¤il ayn› zamanda en “can al›c›” noktas›d›r. T‹KB olarak bu alanda sa¤-lad›¤›m›z baflar›n›n, tarihsel oldu¤u kadar ideolojik-siyasal an-lam bak›m›ndan da tafl›d›¤› önem buradad›r.” (s.108) S›n›f d›fl› bir çal›flma ve mücadele içinde, s›n›fla birleflme 224

süreci d›fl›nda ve s›n›f›n ileri unsurlar›ndan beslenmeyen bir ör-gütsel geliflme süreci içinde “sa¤lam ve nitelikli bir Bolflevik çekir-dek” yarat›labilece¤ine inanabilmek için, Leninizmden kopmak, Bolflevizmin s›n›f özünü ve temelini unutmak, Bolflevizmin tarihi konusunda da tümden bilgisiz olmak gerekir. ‹nan›lmas› güç böylesine bir garipli¤e, halkç›l›¤›n yaratt›¤› ideolojik bulan›kl›k ile dar bir kadro örgütünün faflizme karfl› direniflte gösterdi¤i ka-rarl› militan tutumun yaratt›¤› “pratik do¤rulanma” yan›lsamas› yolaçabilmifltir. Böyleleri bilmelilerdi ki, tarih henüz s›n›f d›fl›, s›n›fa dayanmayan ve s›n›f içinde sa¤lam kökleri olmayan “sa¤-lam ve nitelikli bir Bolflevik çekirdek” örne¤i kaydetmedi. Böyle yan›lsamalar›n kayna¤›, küçük insan gruplar›n›n mücadelesi ile s›n›flar mücadelesini; s›n›fd›fl› dar bir kadro örgütü ile s›n›f›n en ileri, en sa¤lam, en nitelikli ö¤elerinden oluflan, organik olarak s›n›f›n bir parças›, onun örgütlenmesinin en üst düzeyi olan dev-rimci s›n›f partisini birbirine kar›flt›rmak olabilir ancak. Bu bak›fl›n gerisinde, sosyalizmi s›n›f temelinden koparan ve sosyalist hare-ketin, s›n›f hareketiyle tarihsel buluflmas›n› gerçeklefltiremedi¤i sürece, ne “sa¤lam” ve ne de “nitelikli” olabilece¤i temel gerçe-¤ini gözden kaç›ran halkç›-idealist düflünüfl tarz› yatabilir ancak. Bak›n›z Bolflevizmin o tarihsel ve teorik olarak örnek al›nan kendi “sa¤lam çekirdek”i için bizzat Lenin neler söylüyor: “Güçlü bir Parti Merkezleri örgütü, sistemli olarak ç›kan illegal yay›n-lar ve en önemlisi yerel hücreler, özellikle de do¤rudan do¤ruya iflçilerin aras›ndan gelen ve kitlelerle s›k› temas içinde yaflayan öncü üyelerin yönetti¤i fabrika hücreleri: Devrimci ve Sosyal-demokrat iflçi hareketinin her türlü zorlu¤u gö¤üsleyebilecek sa¤laml›kta çekirde¤ini iflte bu temel üzerinde infla ettik.” (Ör-gütlenme, Kaynak Yay›nlar›, s.105) fiimdi de, kendi s›n›fd›fl› “profesyonel devrimci çekirdek”lerine Ne Yapmal›’dan dayanak bulduklar›n› sananlara, Lenin’in On-iki Y›l Derlemesi’nde adeta önden verdi¤i yan›t› okuyal›m: “Muhakkak ki, onlar›n bu baflar›s›n›n bafll›ca nedeni, iflçi s›-n›f›n›n, somut ekonomik nedenler dolay›s›yla, kapitalist 225


toplum-daki bütün di¤er s›n›flardan daha fazla örgütlenme yetene¤ine sahip olufludur ve Sosyal-Demokrat Parti’yi de bu s›n›f›n ileri temsilcileri infla etmifltir. Bu koflul varolmaks›z›n, profesyonel devrimciler örgütü, basit bir oyuncaktan, bir maceradan, ya da tabeladan baflka bir fley olmazd›. Ne Yapmal›? ‘Kendili¤inden mücadeleye giriflen gerçek devrimci s›n›f’ ile olan iliflkisi kopar›l-d›¤›nda, savundu¤u örgütün hiçbir anlam tafl›mayaca¤›n› tekrar tekrar vurgulamaktad›r. Ancak proletaryan›n bir s›n›f olarak birleflebilme konusunda sahip oldu¤u en üst düzeydeki nesnel yetene¤i, yaln›zca canl› unsurlar› taraf›ndan ve belirli örgütlenme biçimleri yoluyla hayata aktar›labilir.” (Ekonomizm Taraftarlar›yla Bir Konuflma, Yurt Kitap-Yay›n, s.93-94) Bu, komünist örgütün s›n›f temeline ve karakterine yap›lm›fl alabildi¤ine aç›k ve kuvvetli bir vurgudur. Bu temelden kopard›n›z m›, “bu koflul varolmaks›z›n, profesyonel devrimciler örgütü, basit bir oyuncaktan, bir maceradan, ya da tabeladan bafl-ka bir fley olmaz”. Lenin bu temel koflulun, Ne Yapmal›’da sa-vunulan örgütün tüm ruhunu oluflturdu¤unu ayn› kuvvetle bu sözlere ekliyor. Ve Ne Yapmal›’y› say›s›z kere okumufl olanlar, Bolflevizmin tarihini döne döne inceleyenler, buna ra¤men kalk›p s›n›f hareketi d›fl›nda infla edilmifl “bolflevik çekirdek”ler üzeri-ne ciddi ciddi konuflabiliyorlar. Buras› Türkiye ve bu ülkede 25 y›ld›r bu hep böyle oluyor! Bu konuya iliflkin söyleyeceklerimizi, EK‹M’in bu 25 y›ll›k gelene¤e yöneltti¤i elefltirinin ideolojik ve pratik özünü olufltu-ran afla¤daki sat›rlarla noktal›yoruz: “Marksist-leninist bir hareketin iflçi s›n›f›na ayr› bir politik-pratik ilgi göstermesi deyim yerindeyse eflyan›n tabiat› gere¤idir. Zira Marksizm-Leninizmin özü, devrimci bir s›n›f olarak iflçi s›n›f›n›n modern kapitalist toplumdaki özel yerini, bu özel yerden kaynaklanan tarihsel misyonunu ve bu misyonu gerçeklefltirmenin olanaklar›n›, araç ve yöntemlerini ortaya koymakt›r. ‹flçi s›n›f›n›n tarihsel ç›karlar›n›n ve amaçlar›n›n temsilcileri olarak komünistlerin temel görevi ise, verili bir 226

toplumda, iflçi s›n›f›n›n tarihsel ve güncel hedeflerinin do¤ru bir tespitini yapmakla yetinmeyerek, bu hedeflere ulaflabilmenin biricik toplumsal güvencesi olarak, bu s›n›f›n, politik ve örgütsel geliflmesi, ba¤›ms›z bir s›n›f kimli¤i kazanmas› için her yolla çabalamakt›r. Sosyalizmin iflçi hareketi ile birli¤i bu kesintisiz çaba içinde gerçekleflebilir. Bu birli¤in cisimleflmifl bir politik-örgütsel ifadesi olarak gerçek bir devrimci s›n›f partisi, bu çaba içinde infla edilip gelifltirilebilir.” (Siyasal Geliflmeler ve ‹flçi Hareketi, Eksen Yay›nc›l›k, s.9-10) Pratik zaaf›n ideolojik temeli Art›k geçen bölümün (Yan›t-4) sonundaki pratik veriye dönebiliriz. Hat›rlanaca¤› gibi, toparlanma sürecinin üçüncü y›l›na ve T‹KB II. Konferans›n›n bir y›l sonras›na ait bir baflyaz›yd› sözkonusu olan. Yap›lan de¤erlendirmede, s›n›f çal›flmas›n›n genel zay›fl›¤› ve gel-geç niteli¤i (“sadece bir hareket ortaya ç›k›nca”) elefltiriliyor ve flöyle deniliyordu: “Genelde di¤er alanlardaki çal›flmalar ve iliflkiler örgütsel faaliyeti belirlemektedir.” O zaman da hat›rlatt›¤›m›z gibi, ilgili de¤erlendirme, bunu kadrolar›n ve alt örgütlerin bir zaaf› olarak ele al›yor. Ayn› tutum, bu de¤erlendirmeyi bir y›l önceleyen T‹KB II. Konferans› Belgeleri’nde de var. “‹flçi S›n›f› ‹çindeki Çal›flmam›z” bafll›¤› tafl›yan ve pratik çal›flman›n sorunlar› çerçevesinde s›n›f çal›flmas›ndaki zaaflar› ele alan bu ara bölümde (s.184-190), bir kez daha kadrolar›n s›n›f çal›flmas›n›n önemini kavramadaki zay›fl›klar›ndan yak›n›l›yor. “Üstten yap›lan yönlendirme ve zorlamalar”la dahi fazla bir ilerleme sa¤lanamad›¤›; bunun gerisinde, “iflçi s›n›f› içindeki çal›flman›n yaflamsal önemini kavramadaki gerilik, s›n›f önderli¤i ve s›n›f içerisindeki geliflmeyi soyut, kendi d›fl›nda bir sorun olarak görme gibi yanl›fl anlay›fllar›n” bulundu¤u belirtiliyor (s.187188). Ayn› yak›nmalar›n daha yak›n tarihlerde benzer biçimlerde sürdürülmesi de dikkate de¤erdir. Orak-Çekiç’in Mart 1995 227


tarihli say›s›nda yer alan “Kurultay ‹çin Bir At›l›m Daha!” bafll›kl› yaz› buna bir örnektir. Kurultay çal›flmas›n›n “bütün özü”nün “‘sosyalist hareketle iflçi hareketinin kaynaflt›r›lmas›’ olarak özetlene”bilece¤ini belirten yaz›, bu böyleyken, aradan geçen bir y›la ra¤men bu çal›flmaya seyirci kalan örgütlerin varl›¤›ndan yak›narak flunlar› söylüyor: “T‹KB’nin bütün(ü) aç›s›ndan ele al›nd›¤›nda, Kurultay çal›flmas›, henüz tüm alan ve komitelerin faaliyetlerinin ana eksenlerinden biri durum(una) yükselmifl de¤ildir.” (Say›: 86, s.13) Soru fludur: S›n›f yönelimi ve çal›flmas› alan›nda y›llara yay›lan bu belirgin isteksizlik ve zay›fl›k, yaln›zca taban örgütlerinin, onlar› oluflturan kadrolar›n ideolojik zay›fl›¤›ndan m› kaynaklan›yor? Buna bizim yan›t›m›z, net bir biçimde, hay›rd›r. As›l zay›fl›k, T‹KB’nin genel ideolojik çizgisinde, devrim, s›n›f ve parti sorunlar›na yaklafl›m›ndad›r. Bu zay›fl›¤›n mahalli örgütlerde ve genel olarak kadrolarda T‹KB önderli¤ini bile rahats›z edecek denli a¤›r bir biçimde yans›mas› ise son derece do¤ald›r. Zira bu kadrolar e¤er geçmiflten geliyorlarsa, bu onlar›n eski halkç› flekillenmeyi aflamad›klar›n› gösterir. Yok yeni dönemin ürünleriyseler, bu onlar›n büyük bir ço¤unlu¤unu s›n›fd›fl› kesimlerden, küçük-burjuva katmanlardan ve ö¤rencilerden geldi¤ini gösterir. Bu durumda, e¤er bir de T‹KB’nin kendi çizgisinde belirgin ideolojik zay›fl›klar varsa, s›n›f-d›fl› bir sosyal-kültürel kökene sahip olan ve s›n›fd›fl› bir siyasal mücadele sürecinin ürünü olan bu kadrolar›n, sözkonusu zay›fl›¤› a¤›rlaflt›rarak sürdürmelerinde, flafl›lacak herhangi bir yan kalmaz. T‹KB’nin ideolojik çizgisindeki genel zay›fl›¤› ele almak buradaki tart›flmam›z›n s›n›rlar›n› afl›yor. Fakat geçen bölümde toparlanma dönemine yol gösteren temel yaz›lardan, bu bölümde ise bizzat T‹KB II. Konferans› Belgeleri’nden hareketle ve bütün aç›kl›¤› ile gösterdik ki, T‹KB, parti sorununda bulan›k halkç› bak›flaç›s›n› yeni dönemde de sürdürmüfltür. Parti sorununa iliflkin marksist-leninist teorinin gerekleri çerçevesinde, partileflme sürecinin pratik cephesinde net bir s›n›f yönelimi tutumu 228

ortaya koyaca¤›na, bunu politik ve örgütsel geliflmesinin ana ekseni yapaca¤›na, iflçi s›n›f› ve di¤er emekçi s›n›flar içinde paralel bir çal›flma fleklindeki geleneksel halkç› örgütsel geliflme çizgisini izlemifltir. Buna en fazla “iflçi s›n›f› içinde daha a¤›rl›kl› olmak üzere” kayd›n› düflmüfltür. Bu kayd›n ise hiçbir ifle yaramad›¤›-n›, lafta söylenen ne olursa olsun, pratikte “di¤er alanlardaki çal›flmalar ve iliflkiler(in) örgütsel faaliyeti belirledi¤i”ni biliyoruz. Bu son derece do¤al ve mant›kl› bir sonuçtur. Neden peki? Kendiniz geçmiflteki küçük-burjuva devrimci-demokratik dalgan›n siyasal-örgütsel ürünlerinden birisiniz. Bu kaç›n›lmaz olarak bilincinizde, siyasal mücadele kültürünüzde, ideolojik bak›flaç›n›zda derin izler yaratm›fl, sizi bir bak›ma kimlik olarak flekillendirmifltir. Ve siz, bu geçmiflle aç›k bir ideolojik hesaplaflma yaflamadan, yeni bir döneme bafll›yorsunuz. Yeni dönemin görev ve yönelimlerini geçmifl bilincinizle sapt›yorsunuz ve döne döne iflçi s›n›f› ve öteki emekçi s›n›f ve tabakalar içinde paralel giden bir çal›flmadan sözediyorsunuz. ‹yi ama, elinizdeki çok s›n›rl› güçler, yaln›zca s›n›fd›fl› bir çal›flman›n ürünleri olmakla kalm›yor, dahas›, kazan›ld›klar› sosyal ortam›n bir parças› olmay› da halen sürdürüyorlarsa ve bu kesimlerin ihmal edilmemesini bizzat siz kendiniz döne döne vurguluyorsan›z, bu durumda, bu örgütsel ve kadrosal güçlerin, “di¤er alanlardaki çal›flmalar”a do¤al bir e¤ilim duymas› en do¤al bir davran›fl de¤il midir? Hele de, s›n›f hareketi, yeni dönemde yaflad›¤› önemli geliflmelere ra¤men, bir türlü politikleflemiyorsa, gösterilen çabalara h›zl› ve tatmin edici bir biçimde karfl›l›k vermiyorsa, bu yeni, zor ve bir hayli “nankör” alanda ›srar yerine, “kadrosallaflma” ve “kitleselleflme” sloganlar› için daha verimli sonuçlar yaratan ö¤rencileri ve semt katmanla-r›n›, bu pek tan›d›k kesimleri tercih etmek, do¤al ve akla uygun bir davran›fl de¤il midir? Ve tam da T‹KB yay›nlar›, sorunu koyufl tarzlar›yla, döne döne yapt›klar› vurgularla, bu e¤ilimi sürekli olarak bizzat kendileri beslemiyorlar m›? 229


O T‹KB yay›nlar› ki, bu ülkede popülizmin, s›n›fd›fl› çal›flma ve devrimcili¤in bir köklü kültür oldu¤unu unuturlar ve s›n›f ça-l›flmas›na önem verece¤iz dedikleri istisnas›z her durumda, hemen ard›ndan eklerler: Ama çal›flmalar›m›z sadece iflçi s›n›f› ile s›n›r-l› de¤ildir ve olmayacakt›r; “çeflitli s›n›f ve tabakalar aras›nda komünist düflünceyi ve örgütlülü¤ü gerçeklefltirmek, tüm emekçi s›n›f ve tabakalar›n mücadele potansiyellerini harekete geçirmek hedefimizdir.” Bir ad›m ileri iki ad›m geri! Sorunu böyle koyanlar, e¤er bu ülkede yafl›yorlarsa, genel devrimci hareketin ve onun kadrolar›n›n ideolojik flekillenmelerini ve politik kültürlerini de biliyorlarsa, sonuçta di¤er alanlardaki çal›flmalar ve örgütsel iliflkilerin tüm örgütsel faaliyeti belirlemesine niye flafl›yorlar ki? Bu flaflk›nl›k, gerçekte, hem Türkiye’nin genel gerçekleri ve hem de kendi özel gerçekleri hakk›nda aç›k bir bilinçsizli¤i kan›tla-maz m›? Hiç de¤ilse pratikteki vahim durumun apaç›k farkedildi¤i May›s 1992 y›l›na kadar, T‹KB yay›nlar›nda yap›lan vurgular alabildi¤ine ters ve çarp›kt›r. Vurgunun yönü as›l zay›fl›¤› hedef-lemiyor ve dolay›s›yla gidermiyor, tersine, onu besliyor ve ka-l›c›laflt›r›yor. Zira; geliflmemizin bu bafllang›ç evresinde, öteki s›n›f ve tabakalar› tümden ihmal etmesek de, esas çal›flma alan›m›z iflçi s›n›f›d›r bile denilmiyor. Böyle yap›lm›fl olsa, yap›lan vur-guyla dikkatler bir parça iflçi s›n›f›na çekilmifl olur. Oysa tam tersi yap›l›yor; ›srarla, iflçi s›n›f› önemli olsa bile, bu çal›flmam›z›n yaln›zca onunla s›n›rl› olaca¤› anlam›na gelmez deniliyor. Türkiye’yi bilmeyen biri bu ›srar› görse, ciddi ciddi bu ülkede sosyalizm ad›na dikkatleri iflçi s›n›f› üzerine yo¤unlaflt›ran ve öte-ki s›n›f ve katmanlar içinde devrimci çal›flmay› ihmal eden bir gelenek, bir siyasal kültürün egemen oldu¤unu sanacakt›r. Tam tersi sözkonusu oldu¤una ve sözkonusu olan partileflme süreci yaflayan s›n›fd›fl› bir “küçük” örgüt oldu¤una göre, do¤ruyu bulmak için, sorun aynen flöyle konulmal›yd›: Bir yeniden toparlanma döneminde ve partileflme süreci içinde bulunan bir örgüt olarak, s›n›f içinde ayaklar›m›z› sa¤lam yere 230

basmak ve nihayet bir ilk temel tutmak acil ve öncelikli görevi çerçevesinde, öteki s›n›f ve tabakalar› tümden ihmal etmek pahas›na da olsa, tüm dikkatimizi iflçi s›n›f›na vermeliyiz. Zaten çok s›n›rl› olan güç ve olanaklar›m›z› mümkün oldu¤unca bu s›n›fa yönelik çal›flma içinde konumland›rmal›y›z. 20 y›l›n yaratt›¤› popülist tortular›n s›n›rlay›c› ve sapt›r›c› etkisi ancak böylesine bir tersinden vurgu ile bir parça telafi edilebilirdi. Pratik çal›flmada gerçek bir s›n›f yönelimi ancak bu takdirde olanakl› olabilirdi. Özetle popülist ideoloji ve kültü-rün 20 y›ld›r bir yana büktü¤ü “çubuk”, ancak bu sayede bir parça düzeltilebilirdi. (O çok iyi bilinen “çubuk bükme” tutu-mu, tam da bu gibi durumlar için de¤il midir?) Ve “öteki s›n›f ve tabakalar”a pek düflkün olanlara hemen hat›rlatal›m ki, bu tutum, pratikte hiç de bu “öteki” kesimlerin tümden ihmaline de yolaçmazd›. Zira “tümden ihmal etmek pahas›na” vurgusu, bu kesimlerin tümden ihmalini de¤il, fakat s›n›fa etkili bir yönelime yöneliktir. Pratikte yarataca¤› gerçek sonuç da, çal›flman›n a¤›rl›¤›n›n ve ekseninin iflçi s›n›f›na kaymas›ndan ibarettir. (T‹KB etraf›na iyi bakarsa, bu tutumun somut örne¤ini görmekte çok da zorlanmayacakt›r.) Kald› ki, bu pratik çal›flman›n k›sa vadedeki çehresidir. Oy-sa orta vadede, bizzat s›n›f içindeki her baflar›l› ad›m›n yarata-ca¤› çok yönlü etki ve imkanlarla, komünist örgütün “öteki s›n›f ve tabakalar” içinde çal›flmas›n›n sa¤l›kl› bir zemini de h›zla oluflacakt›r. ‹flin püf noktas› da zaten buradad›r. Lenin’in yaz-d›klar›n› okuyun ve Rusya’da ifllerin nas›l seyretti¤ine bak›n. Teorinin önden vurgulad›¤›, prati¤in somut olarak do¤rulad›¤› budur. Bununla hiç de Rusya’daki genel devrim sürecini, sonuçta devrimin zaferini kasdetmiyoruz. Hay›r, yaln›zca parti inflas›n›n ilk geliflim evresinden, bu evrede s›n›f çal›flmas› ile “öteki” kesim-ler içindeki çal›flmaya bak›fl ile sürecin somut seyrinden sözedi-yoruz. (Geçen say›da Lenin’den yap›lan derlemeye bak›labilir.) Oysa Türkiye’de buna iliflkin teori tam tersinden kurulur. ‘70’li y›llarda s›n›f› her fleye ra¤men bir parça görme baflar›s› 231


gösterebilenlerin teorisi flöyleydi: Etkili bir semt çal›flmas›, semt-lerde iflçiler de yaflad›¤›na göre, bizi fabrikalara tafl›yacak en etkili kanald›r. Bu teorinin yaratt›¤› gerçek pratik sonuç ise, semt çal›flmas›n›n girdab›na daha derinlemesine batmaktan baflka bir fley olmad›. Elbette semt çal›flmas›n›n etkileri iflçilere bir parça yans›d›. Ama kendi tüm öteki sonuçlar›yla birlikte. Ki bu da za-ten sorunun bir baflka kritik noktas›d›r. Semt çok kendine özgü bir toprakt›r; kendi kültürünü, kendi devrimci tipini ve kendine uygun düflen siyasal örgüt kimli¤ini karfl› konulmaz bir biçim-de flekillendirir. Soyut bir iddiada bulunmuyoruz. Türkiye’nin ya-k›n geçmiflinin genel sonuçlar›na, yani kendi çap›nda bir tarihsel prati¤e iflaret ediyoruz. Bu deneyimler bu kadar aç›kken, semt çal›flmas›ndaki güçlenmenin sonuçlar› temelinde s›n›fa gitmek, Gazi sonras›n›n ye-ni gözde teorilerindendir. Bunu Gazi’nin hemen ard›ndan S‹P’-liler formüle ettiler. Çok geçmeden ve EK‹M’e yöneltilmifl kötü polemik sald›r›lar›n›n birinde, ayn› düflünceyi, yine Gazi Dire-niflinden hareketle, bu kez T‹KB formüle etti. OrakÇekiç Eylül 1995 tarihli say›s›n›n kapak yaz›s›nda, flunlar› yazd›: “‘80 öncesin-de semtlerde en genifl etkiyi sa¤layabilmfl örgütler, baz› bölgelerde fabrikalarda da genifl bir iflçi gücüne ulaflm›fllard›.” (Say›: 87, s.3) Hangi örgütler? Örne¤in s›n›fa yabanc›l›¤› ve güvensizli¤i bir kimlik düzeyine ç›karm›fl Dev-Yol mu? Yoksa “ideolojik ön-derli¤i” her zaman bir teori olarak savunmufl ve gelinen yerde, Türkiye iflçi s›n›f›n›n herhangi bir önderlik kapasitesi tafl›mad›¤›-n›n 70 y›ll›k tarihle kan›tland›¤›n› iddia edecek kadar s›n›ftan uzaklaflm›fl Devrimci Sol mu? Ya da s›n›f›n kendisinden önce “müttefikler”ine dayanma yoluna giden ve s›n›fa nihayet bir par-ça yöneldi¤inde ise, bunu, bu “müttefikler taraf›ndan kazan›lm›fl” olman›n flekillendirdi¤i bir ideolojik ve örgütsel kimlikle yapan TDKP mi? Sonuçlar› apaç›k bir olumsuz deneyimin y›llar sonras›nda bir teorizasyon çabas›na olumlu bir kan›t olarak gösterilmesine ne denilebilir ki? 1995’te ve Gazi Direniflinin yaratt›¤› afl›r› 232

heyecan seli içinde yaflanan bu “eskiye dönüfl”ü flimdilik bir yana b›raka-l›m. Önce ‘92 May›s’›nda teflhis edilen vahim pratik durumun (ve elbetteki d›fl ideolojik etkinin) bas›nc› alt›nda gündeme getirilen s›n›f eksenli çal›flmaya yönelifli görelim. De¤iflen vurgular ile de¤iflimin nedenleri Geçen say›da (bölümde), Orak-Çekiç’in May›s ‘92 tarihli baflyaz›s›nda, nihayet baz› basit fakat temel önemde do¤rular› bel-li bir aç›kl›kta vurgulamaya bafllad›¤›n› belirtmifl, bunlar› somut olarak örneklemifltik. Örneklerimiz parti-s›n›f ve s›n›fdevrim iliflkileri üzerineydi. Komünist partisinin, “sosyalist hareketle s›-n›f hareketinin kaynaflmas›” oldu¤u; s›n›ftan kopuk bir komünist hareket düflünülemeyece¤i; proletaryan›n siyasal öncüsü oldu¤u-nu iddia eden bir hareketin, “politik mücadelede dayanaca¤› (te-mel) zeminin” ancak proletarya olabilece¤i; “kitleselleflme der-ken”, bunun “öncelikle ve zorunlu olarak proletarya içerisinde temel yaratma” olarak anlafl›lmas› gerekti¤i; ve nihayet, “proletarya mevziinde bir çekim merkezi yaratma”n›n “di¤er emekçi s›n›flar”›n düzenden kopar›labilmelerinin de “zorunlu koflulu” oldu¤u vb., tüm bu temel gerçekler, o güne kadarki bulan›kl›kla karfl›laflt›r›ld›¤›nda flafl›rt›c› bir aç›kl›kla ortaya konuluyordu. (O zaman da hat›rlatm›flt›k; bu Orak-Çekiç’in eski bulan›k formüllerini art›k terketti¤i anlam›na gelmiyordu, tersine, ayn› yaz›n›n öteki bölümlerinde bu formüller hala yineleniyordu). Bu, sözkonusu say›y› bir y›l önceleyen T‹KB II. Konferans Belgeleri’ne göre, bu belgelere egemen bulan›k halkç› kavray›fla göre, gerçekten büyük bir ilerlemeydi. Dahas› var. “Devrimi Yapma Bilinci” bafll›¤› tafl›yan, fakat somut içeri¤i ile esas olarak parti infla sürecinin sorunlar› üze-rinde duran bu yaz›n›n, dikkate de¤er yan› hiç de bundan ibaret de¤ildir. T‹KB II. Konferans›’nda parti infla sürecinin “bütün-lü¤ü”nü vurgulamakla yetinenler, Konferans› izleyen aylarda, in-fla sürecinde devrimci teorik geliflmeye atfetti¤i 233


yolaçac› rolden dolay› EK‹M’i örgütten ve devrimci pratik eylemden “kaç›fl”la itham edecek kadar kontrolden ç›kanlar (say›: 79, Eylül ‘91), bak›n›z May›s ‘92 tarihli bu ayn› say›da neler söylüyorlar: “Örgütümüz II. Konferans›nda partileflme sorununda ideo-lojik, siyasal ve örgütsel inflan›n çeflitli yönleri aras›daki iliflkiyi ve bütünselli¤i vurgulad›. Gerekli olan sadece genel bir yaklafl›m-la s›n›rl› kalmak, bu konudaki genel görüfllerle yetinmek de¤il, her evrede eksik, zay›f ve geri olunan yönlerin bu temel perspek-tife ba¤l› olarak ele al›nmas›d›r. Varsa yanl›fl yönelifllerin dü-zeltilmesidir. Bilinçli çaba bu olmal›d›r. Aksi yaklafl›m ‘parti sorunu’nun kendili¤indenci bir sürece terkedilmesi olacakt›r. Bu aç›dan flu noktalar üzerinde yo¤unlafl›lmal›, geliflme sa¤lanmal›-d›r. Teorik düzeyin yükseltilmesi, ideolojik önderlik konumunun gelifltirilmesi özel bir vurguyla belirtilmesi gereken siyasal önderlik konusudur.” (Say›: 81, s.2) Parti sorununda bütünselli¤e vurgu yapman›n kendi bafl›na yeterli olmad›¤›n›, tersine, “kendili¤indencilik”ten kaç›nabilmek için, aksayan yöne müdahale yapmak gerekti¤ini söyleyenler, bu çerçevede tam da “teorik düzeyin yükseltilmesi, ideolojik önder-lik konumunun gelifltirilmesi” sorununa vurgu yapmalar› dikkate de¤erdir. Ayn› yaz›da “Öncü teori öncü örgüt” konusunu arabafl-l›¤a ç›karanlar, daha ilerde, “baz› temel teorik sorunlar› ele almak-ta geciktik” diyor ve flu önemli belirlemeyi yap›yorlar: “Güçlü bir teorik zemine dayanmad›kça, süreçteki karmafl›k geliflmele-re, h›z ve yo¤unlu¤a hakim olmak, do¤ru taktikler gelifltirmek olanakl› de¤ildir.” (s.3) Bu ara de¤inmeyi tart›flmakta oldu¤umuz konuya ba¤lamak istiyoruz. “Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz”! T‹KB’nin partileflme sürecinin sorunlar›, bu temel düflüncenin olumsuz yönden bir kez daha do¤rulanmas› de¤ilse nedir? Par-tileflme sürecinin sorunlar› alan›nda aç›k bir marksistleninist te-orik bak›flaç›s›na sahip olmayanlar, geleneksel bulan›k formüllerin yaratt›¤› pratik sonuçlarla karfl› karfl›ya 234

kald›klar›nda flafl›r›p ka-l›yorlar. Çarp›k teoriler çarp›k pratikleri besler. Dolay›s›yla, T‹KB önderli¤inin ne ortaya ç›kan duruma flafl›rmas› ve ne de bundan yaln›zca kadrolar› sorumlu tutmas› gerekir. Döner ‘89-92 dö-neminde parti infla sürecinin pratik sorunlar›n› koyufl tarz› ile ‘92 May›s’›ndaki koyufl tarz›n› karfl›laflt›r›rsa, arada çok temel bir fark oldu¤unu görecektir. Ve bu farkta, “di¤er alanlardaki çal›flma-lar ve iliflkiler”in neden “genelde örgütsel faaliyeti belirledi¤i”nin somut bir aç›klamas›n› da bulacakt›r. Bu fark› görmek, kendi geçmifl bilinciyle aç›k bir ideolojik hesaplaflma yaflamak demekti. Oysa T‹KB bunu yapmad›. Belki de bunun fark›nda bile olamad›. Durumu pratik bir zaaftan iba-ret sayd›. Fakat mevcut prati¤in rahats›z edici gerçekleri, onu gerçekte “çok bilinen” (Türkiye’nin yak›n tarihinde hep de bi-linmekle kal›nan) baz› temel do¤rular› öne ç›karmaya yöneltti. Prati¤in bas›nc› alt›nda yaflanan bu tür de¤iflimlerin ise, aç›k bir ideolojik elefltiriyle birleflmedi¤i sürece, uzun vadeli olamayaca¤› ve kal›c› sonuçlar yaratamayaca¤› da, yine bizzat T‹KB’nin kendi flahs›nda görüldü. Yeni pratiklerin (semt hareketlili¤inin) bas›nc› alt›nda, eski anlay›fllar›n (biraz daha incelmifl bir biçimde) kendisini yeniden göstermesini görmek için birkaç y›ll›k bir süre yetti. Buna gelece¤iz. fiimdilik ‘92 May›s’›n› izleyen de¤iflimi izlemeyi sürdürelim. De¤iflimin bafllang›c›n› özetledik. Ayn› yaz›-da bundan ç›kar›lan pratik sonuçlar da var. Buna göre; “iflçi s›n›f› içinde önceden ve stratejik bir mevzilenme gereklidir”; s›n›f hareketinin sorunlar›na sistemli bir flekilde yan›t veren ve “ileri unsurlar üzerinde yo¤unlaflan” bir çal›flma gereklidir; “örgütsel çal›flman›n merkezine bunu alan ve süreklilik gösteren (bir) faali-yet örgütlendirilmelidir”. (Say›: 81, s.3) Orak-Çekiç’in bunu izleyen ve art›k ortalama olarak alt› ayda bir ç›kan say›lar›, benzer vurgular› belirgin biçimde öne ç›kard›. ‹flte bir sonraki say›dan örnekler: “Komünist önderlik s›n›f temeline dayanmam›flt›r”; “Kadrosal yap›m›z› büyütmeli, iflçi s›n›f›na dayanmal›(y›z)”; “S›n›f›n öncüsü ve en yüksek 235


örgütlenme flekli olarak parti, s›n›f›n en nitelikli ve geliflkin unsurlar›n› ba¤r›nda toplamal›d›r”; “Kitleselleflme, her fleyden önce proletaryaya dayanmal› ve proletarya mevziinde çekim merkezi yarat›lmal›d›r. S›n›ftan kopuk komünist bir hareket olamaz.” (Say›: 82, fiubat ‘93, s.2, 3, 4, 10) Ocak 1994 tarihli 84. say›da kapaktan yay›nlanan önemli bir de¤erlendirme konuflmas›nda ise flunlar söyleniyor: “Proleter s›n›f temeli yaratma ve iflçi s›n›f› hareketine öncülük etmeye yönelik yeni bir çaban›n içerisindeyiz.” (s.6) “Bugün partileflme hedefi aç›s›ndan en belirgin eksikli¤imiz s›n›fla çok yayg›n de¤il ama köklü ba¤lar kurmak noktas›ndaki zay›fl›¤›m›zd›r.” (s.7-8) “Kit-leselleflme hedefimiz genel anlamda bir kitleselleflme de¤ildir; en baflta s›n›f hareketi içerisinde köklenme ile birleflecek olan, bu odaktan aç›l›m gösteren bir kitleselleflmenin sa¤lanabilmesi yönünden hayati önem tafl›yor.” (s.8) Aç›kça görüldü¤ü gibi, ‘89-92 döneminin formülleriyle k›-yasland›¤›nda, “dil”de belirgin bir de¤iflim var. T‹KB II. Kon-ferans Belgeleri, partileflme sürecinin s›n›fsal boyutuna de¤in-miyordu bile. Sorun “say›sal güç sorunu” olarak konuluyor, “kit-leselleflme” slogan› at›l›yor, bu ise “ iflçi s›n›f› ve emekçi kitleler-le ba¤lar›n güçlendirilmesi” olarak tan›mlan›yordu. Oysa ‘92 May›s’› sonras›nda, bu art›k “genel anlamda bir kitleselleflme” olarak de¤il, fakat “s›n›f hareketi içinde köklenme” olarak formüle ediliyor. Art›k proletarya eksenli bir partileflme sürecinden sözedi-liyor; “s›n›ftan kopuk bir komünist hareket”in düflünülemeyece¤i döne döne vurgulan›yor. Demek oluyor ki, T‹KB II. Konferans Belgeleri’nin (bizzat parti sorununa iliflkin metninde) basit bir nicelik büyüme sorunu olarak gördü¤ü fleyi, ‘92 sonras›n›n metinleri temel önemde bir nitelik sorunu olarak görmeye bafl-lam›flt›r. ‹flçi s›n›f› ve öteki emekçi s›n›f ve tabakalar› paralel örgütleme düflüncesi, bulan›kl›k hala korunsa da, “proletarya mev-ziinde bir çekim merkezi yaratma”n›n önceli¤i vurgusuna b›rak-m›flt›r yerini. Son bir kez daha yineliyelim ki, bunlar önemli aç›kl›klar ve ilerlemelerdir. Fakat geçmifl ideolojik kavray›flla aç›k bir 236

hesaplaflmayla birleflemedikleri, daha çok pratik bas›nc›n ve el-bette d›fltan gelen ideolojik etkinin ürünleri oldu¤u içindir ki, yal-n›zca uzun ömürlü olmamakla kalmam›fl, beraberinde baz› yeni çarp›kl›klar getirmeleri de kaç›n›lmaz olmufltur. Bunlardan en önemli ve en göze batan bir kaç›na de¤inmek istiyoruz. “Halkç›l›¤›n tersyüz edilmifl biçimi olarak iflçicili¤e” örnekler EK‹M’i halkç›l›¤a tepkiden dolay› ters yöne savrularak “iflçicili¤e” düflmekle suçlayanlar›n bizzat kendileri, aç›k bir ide-olojik elefltiri ve hesaplaflma ile halkç›l›ktan kopamayanlar›n na-s›l da iflçicili¤e düfltüklerinin gecikmifl bir yeni örne¤i oldular. Buna verece¤imiz ilk örnek “iflçi gazetesi” giriflimidir. Yu-kar›da kendisinden s›n›f yönelimi üzerine uzun pasajlar aktard›¤›-m›z de¤erlendirme konuflmas›, iflçi gazetesi hakk›nda flunlar› söylüyor: “fiimdi, s›n›f›n nabz›n› tutma ve bütünü kucaklamaya do¤ru geliflecek bir örgütsel yönelimle birleflen, iflçi gazetesi çal›flmas›na bafll›yoruz.” (Say›: 84, s.8) ‹flçi gazetesini önceleyen devrimci politik gazete, II. Genel Konferans’›n ard›ndan ç›km›flt›. O dönem iflçi s›n›f› ve di¤er emek-çi s›n›f ve tabakalar içinde genel bir kitleselleflme hedefleniyordu. Fakat ne zamanki s›n›f eksenli bir çal›flma özel bir kayg› olarak ön plana ç›kt›, çok geçmeden bunu “iflçi gazetesi” projesi ta-mamlad›. Bu “uyumlu” de¤iflim kendi bafl›na fazlas›yla dikkate de¤er. Fakat dahas› var. “‹flçi gazetesi” ç›kmadan birkaç ay önce, Orak-Çekiç’te “‹flçi Gazetesi” bafll›¤› ile yay›nlanan ve bunu ge-rekçelendiren uzun de¤erlendirme, söze aynen flöyle bafll›yor: “‘Ç›kacaksa böyle bir gazete, iflçi gazetesi olmal›, yeterince dev-rimci yay›n var’. Bir devrimci sendikal yay›n olarak düflünülen daha sonra kapsam› geniflleyen bir gazete ç›karma düflüncesine yöneldi¤imizde 237


nab›z yoklamalar›na gelen ilk yan›tlardan biri-si bu oldu. Yan›tlar›n hiçbirinde ‘gereksiz’ yönünde bir düflünce olmad›¤› gibi, bu alanda bir boflluk oldu¤unun ve bu tür bir ga-zetenin tutaca¤›n›n sinyallerini veriyorlard›.” (s.3) Piyasada yeterince “devrimci yay›n” bulundu¤u için, devrim-ci bir yay›n tasfiye edilerek, bir bofllu¤u doldurmak üzere bir “iflçi gazetesi” ç›kar›l›yor. Bu, s›n›f eksenli bir “örgütsel yönelim”-in gere¤i say›l›yor. Halkç›l›ktan “onun tersyüz edilmifl bir biçimi olan iflçicili¤e” bu s›çray›fl karfl›s›nda biz daha en baflta büyük bir flaflk›nl›k duymufltuk. Ekimler, Orak-Çekiç’in yukar›da sözü edilen “‹flçi Gazetesi” yaz›s›ndan uzun bir bölümü “Devrimci Sendikal Yay›n Ya Da Üç Ad›m Geri” bafll›¤› ile yay›nlam›flt›. Karfl›s›na ise, iflçi popülizminin en uç bir örne¤i olarak “iflçi gazetesi”nin ilk say›s›ndan ald›¤› bir parçay› “Galatasaray Maç›ndan Proletaryan›n S›n›f Mücadelesi ‹çin Dersler Ya da Da¤›tman›n Bu Kadar›” bafll›¤› ile koymufltu. (Ekimler, say›: 2, s.242-243) Hemen belirtelim ki ifller bafllad›¤› kadar kötü gitmedi. ‹flçi gazetesi kendini toplad›, iflçi s›n›f›na ve emekçilere seslenen bir devrimci siyasal teflhir ve ajitasyon organ› olarak sürdürdü yay›-n›n›. Baflka türlü de yapamazd›. Her fley bir yana, bir hareketin tek politik yay›n› olmak bile onu buna zorlamaya yeterdi. Fa-kat pratikteki bu “düzelme”, yine de, bu yeni ad›m›n gerekçe-lendirilmesine hakim garip (gerçekte ekonomist) mant›¤›n önemi-ni ortadan kald›rm›yor. Tüm emekçi s›n›f ve tabakalar içinde çal›flma ve örgütlenme çizgisinden s›n›f eksenli bir örgütlenme çizgisine geçiflin, “devrimci yay›n”dan “iflçi gazetesi”ne geçiflle birlefltirilmesinin nas›l bir iliflkisi olabilir ki? Piyasada yeterli “devrimci yay›n” varm›fl! ‹yi ama onlar sizin yay›nlar›n›z de¤il ki. Kendi devrimci yay›nlar›n›z›n olmas› durumunda, bunlara ek olarak özel ifllevi olabilecek popüler bir iflçi gazetesi ç›karmak baflka bir fleydir, kendi politik yay›n faaliyetinizi bir “iflçi gazete-si” derekesine 238

indirgemek ise daha baflka... Siz komünist olmak iddias›ndaki bir siyasal ak›ms›n›z. Pratik geliflme düzeyinizi gö-zeterek, bafllang›çta pratik çal›flman›z› büyük ölçüde, hatta tama-men iflçi s›n›f›na yöneltebilirisiniz. Ama bu politik yay›n›n›z› da buna daraltman›z anlam›na m› gelir? Tam tersi olmas› gerekmez mi? Göreviniz tüm topluma hitap eden bir politik içeri¤e sahip bir yay›n organ›n› eksen almak de¤il midir? S›n›f hareketinin devrimci politik ve örgütsel geliflmesi tam da bunu gerektirmez mi? S›n›f›n öncüsü olmay› hedefleyen ve bunu s›n›f› öncülefltirme süreci içinde yapmas› gereken bir politik örgütü bir sendikal örgütten ay›ran temel fark da buradan gelmez mi? Önce sendikal bir yay›n olarak düflünüldü, sonra kapsam› geniflletildi denilen “iflçi gazetesi” giriflimi, ilginçtir, ayn› de-¤erlendirmede hala flöyle tan›mlanabiliyor: “Gazetenin temel faali-yet alanlar›ndan birisi ekonomik, sendikal mücadele alan›d›r. Bu yöne daralt›lmamas› kofluluyla devrimci sendikal bir yay›nd›r. Yay›n politikas›nda bunun belirgin bir yeri olacakt›r.” (s.7) Nite-kim seçilen isim de sendikal yay›n konumuna uygundur. Hele bir de ç›k›fl ça¤r›s› var ki, ayn› mant›¤a tam oturuyor: “Size ‘Al›nteri’nizi getirdik!”. “Halkç›l›¤›n tersyüz edilmifl biçimi olarak iflçicili¤e” örnek arayanlara, “iflçi gazetesi” bu gerekçelendirilifl tarz› tipik bir ör-nek olarak sunulabilir. Komünistler y›llar önce, halkç›l›ktan kopufl döneminde, s›n›f-tan kopuk küçük-burjuva parti anlay›fl›n› elefltirdikleri ve komün-ist partisinin ancak s›n›f eksenli bir politik çal›flma içinde infla edilebilece¤ini savunduklar› için, TDKP yazarlar› taraf›ndan “ekonomizm” ve “iflçicilik”le suçlanm›fllard›. (Onlara o zaman verilen yan›ttan bir parçay› ekte sunuyoruz). Ne var ki bu bay-lar, küçük-burjuva selin bitti¤i ve yeni bir iflçi hareketinin dalga dalga geliflti¤i bir evrede, nihayet zorunlu olarak iflçi s›n›f›na yöneldiklerinde, dört dörtlük ekonomistler ve “iflçici”ler olup ç›k-t›lar. 239


Öylesine ki, iflçi s›n›f›na önderlik kavram›na bile karfl› ç›ka-rak, en has kuyrukçulara bile tafl ç›kart›rcas›na, kendi misyonlar›-n› yaln›zca “yard›m etmek” olarak belirlediler. Uzun süre, EK‹M’in “halkç›l›ktan iflçicili¤e savruldu¤u” üze-rine b›kt›r›c› tekerlemeler yineleyenler ise, y›llar sonra nihayet s›n›f eksenli bir çal›flmaya geçtiklerinde, “devrimci” bir yay›n› tasfiye ederek yerine “belirgin” bir “sendikal yay›n” karakteri ol-mas› gereken “iflçi gazetesi” geçirmeyi düflünebildiler. Kuflkusuz halen ç›kard›klar› gerçekte popüler bir devrimci yay›nd›r. Zira pratik yaflam içinde gerçek dengeyi buldular. Fakat bu ön perspektiflere egemen zihniyetin ekonomist ve iflçici mant›¤›n›n önemini yine de ortadan kald›rm›yor. S›n›fa, s›n›f› devrimcilefltirme çabas›na yöneldikleri bir s›rada, “devrimci” bir yay›n organ›n›n kendilerine her zamankinden çok laz›m oldu¤unu onlar bilmek zorundayd›. Fakat halkç›l›kla malül geçmifl kavray›fllar›yla hesaplaflamayanlar›n, dikkatleri nihayet iflçilere kayd›¤›nda, bu kavray›fl› bu kez “iflçicilik” olarak üretmelerinin kaç›n›lmazl›¤›n›, biz daha “‘89 Bahar Eylemleri” öncesinde ve bir dizi örnek flah-s›nda ortaya koymufltuk. T‹KB burada bize yaln›zca gecikmifl bir yeni örnek sunmaktad›r. fiimdi de bu gecikmifl savrulman›n bir baflka örne¤ine geçiyoruz. Bu, neredeyse iki y›la yaklaflan bir geçmifli olan, bir dönem çok sözü edilen, flu s›ralar tam ne durumda oldu¤u pek bilinmeyen “iflçi kurultay›” giriflimidir. Bilindi¤i gibi T‹KB ya-y›nlar›, bu giriflimi, “iflçi gazetesi”nin yan›s›ra s›n›f hareketine müdahalenin bir di¤er “güçlü kanal”› olarak tan›ml›yorlar. (Say›: 87, s.21) Devrimci Proletarya’n›n kendisi de “Öncülük ve Kuyrukçuluk” bafll›kl› yaz›s›n›n “Önderlik Devrimci Taktikte Somutlan›r” bafll›kl› ara bölümünde buna tan›kl›k ediyor. Yeni örne¤imizi açmadan önce, Devrimci Proletarya’n›n yaz›s›n›n yaln›zca en iddial› de-¤il, fakat üslup yönünden en heyecanl› sayfalar›n› da oluflturan bu bölümünden, 240

“iflçi gazetesi” ve “iflçi kurultay›” üzerine olan pasajlar› özetlemek istiyoruz. Tüm öteki devrimci güçler gibi kendilerinin de 5 Nisan sal-d›r›s›yla bafllayan yeni sürece baz› dezavantajlarla girdiklerini söyleyen Devrimci Proletarya, hemen ard›ndan ekliyor: “Fakat kimileri gibi ‘haz›rl›ks›z yakalanm›fl’ olmaktan yak›nmayaca¤›z!” Buradaki dokundurma, EK‹M Merkez Komitesi’nin Nisan 1994 tarihli de¤erlendirmesine yöneliktir. EK‹M MK De¤erlendirmele-ri, devrimci güçlerin 5 Nisan sald›r›s›na haz›rl›ks›z yakaland›¤›na iflaret ediyordu. Devrimci Proletarya kendi pay›na bunu kabul etmemifl oluyor ve devam ediyor. “Yönümüz yaln›z ideolojik- siyasi bak›mdan de¤il, örgütsel olarak da s›n›fa dönüktü. 5 Nisan sald›r›s›ndan yaklafl›k 8 ay önce bu derinlefltirilmifl(ti)”. 5 Nisan’-dan 8 ay öncesi, yaklafl›k olarak A¤ustos 1993 oluyor. Yönlerinin, en az›ndan ‘92 May›s’›na kadar, geçtik iflin örgütsel cephesini, “ideolojiksiyasi bak›mdan” bile s›n›fa ne denli “dönük” oldu¤u-nu ayr›nt›l› aktarmalar ve aç›klamalarla görmüfl bulunuyoruz. 5 Nisan’a 8 ay kala “derinlefltirilen” ise, öncü iflçi kufla¤› üzerine komünistlerin y›llar öncesinden yapt›¤› baz› de¤erlendirmelerin yinelenmesi ile “iflçi gazetesi” projesi oluyor. Nitekim Devrimci Proletarya, iflçi gazetesinin bizzat bu derinleflmenin somut ürü-nü oldu¤unu sözlerine ekliyor. (Say›: 36, s.61) Devrimci Proletarya, haz›rl›¤›n bundan ibaret olmad›¤›n›, zaman içerisinde baflka araçlar›n da devreye sokuldu¤unu söy-leyerek, sözü iflçi kurultay›na getiriyor: “Sermayenin sald›r›s› po-litik bir sald›r›d›r. Bize de politik bir karfl› sald›r› gerekiyordu. Bir politik emek hareketi kendili¤inden do¤mayacakt›. Onu iradi olarak yaratmal›, ad›m ad›m örmeliydik.” Bu, Eme¤in Kurtuluflu Kurultay› demek oluyor: “Eme¤in Kurtuluflu Kurultay› girifli-mi ve yükseltti¤i talepler, bunun örne¤idir.” (a.g.d., s.62) fiimdi yeniden Orak-Çekiç’e dönüyoruz. Önümüzde Mart 241


‘95 tarihli say› ve bu say›da “Kurultay ‹çin Bir At›l›m Daha!” bafll›kl› yaz› var (s.13-19). Bu yaz› yaln›zca kurultay›n nas›l do¤du¤unu de¤il, ondan neler beklendi¤ini, ona nas›l bir ifllev yüklendi¤ini de ortaya koyuyor. Yaz› kurultay çal›flmalar›n› ilan eden “ön ku-rultay”›n “bir yan›yla da çevremizdeki öncü iflçilerin örgütlenme-si” oldu¤unu belirtiyor ve bu “bir y›ll›k gazete çal›flmas›n›n ürü-nü”, “oldukça uzun süreli bir çal›flman›n birikimiydi” diyor. Bu, T‹KB’nin o güne kadar s›n›f çal›flmas› içerisinde kazand›¤› mili-tan ve sempatizan iflçilerin bir araya getirilmesiydi, demek olu-yor ve “politik bir emek hareketi”nin “iradi olarak” nas›l baflla-t›ld›¤›n›n da bir aç›klamas›n› veriyor. “Biz bununla s›n›f içerisin-de bir çekirdek güç, güçlü bir kald›raç yaratm›fl olduk.” (s.13) Peki bu kurultay›n hedefi ve ifllevi nedir? Nas›l bir çal›flma süreci izleyecek ve nas›l sonuçlanacakt›r? ‹flte ayn› yerden bu sorulara yan›t: “Hedefimiz, genel bir iflçi kurultay›, genifl bir toplant› düzenlemek de¤ildir. Kurultay, herhangi bir etkinlik, or-ta vadeli bir kampanya da de¤ildir. Bu çal›flman›n bütün özü, ‘sosyalist hareketle iflçi hareketinin kaynaflt›r›lmas›’ olarak özet-lenebilir. Bu bizim stratejik yönelimimizdir. Devrim ve iktidar için yürüyen komünist bir örgüt, iflçi s›n›f›n›, onun öncü unsurla-r›n› kazanamazsa, onlar arac›l›¤›yla s›n›f hareketine ve s›n›f ör-gütlerine kumanda edemezse, bofl bir iddiaya sahiptir.” (s.13) Devam›nda, Kurultay’›n anlam› ve ifllevi; bir yandan T‹KB’-nin örgütsel geliflmesine hizmet eden bir araç olmakken, öte yan-dan da “iflçi s›n›f› için yaflamsal bir ihtiyac›n giderilmesi”dir, deniliyor. Bu sonuncusuna; Kurultay’›n ifllevi, iflçi s›n›f›n›n “komünist siyasal öncü ile buluflmas›”n› ve “sendikal alandaki önderlik bofllu¤una son verilerek kendisi için s›n›f niteli¤ini ka-zanmas›”n› sa¤lamakt›r denilerek, aç›kl›k getiriliyor. Nihayet mesele flöyle toparlan›yor: “Kurultay, iflte bu ikili aray›fla yan›t ver-mek üzere, iflçi s›n›f›n›n öncü birikiminin toplanmas›; bu yolla s›n›f hareketini politiklefltirecek güç ve 242

mekanizmalar›n yarat›l-mas›d›r”. (s.13-14) Biz ad›na “kurultay” denilen bu harika araç üzerine söylenenleri okurken büyük bir flaflk›nl›¤a düflmekten kendimizi alam›yoruz. “Önderlik devrimci taktikte somutlan›r” diyenler ve buna “taktik somuttur” türünden özdeyifller ekleyenler, öylesine bir taktik araç yaratm›fl bulunuyorlar ki, böylece bununla, s›n›f hareketine devrimci müdahalenin tüm “stratejik” sorunlar›n› çözmenin yolunu da somut bir biçimde açm›fl oluyorlar. Kurultay öylesine bir “araç” ya da “kanal”d›r ki, gere¤ince kullan›lmak kayd›yla, bununla, s›n›f›n öncü birikimi toparlanacak ve komünist örgüt saflar›nda örgütlenecek; sendikal alandaki önderlik bofllu¤u-na son verilecek, s›n›f hareketi politiklefltirilecek; iflçi s›n›f›n›n kendisi için bir s›n›f haline gelmesinin yolu aç›lacakt›r, vb., vb., Yineleyecek ve özetleyecek olursak: Kurultay çal›flmas›n›n “bü-tün özü, ‘sosyalist hareketle iflçi hareketinin kaynaflt›r›lmas›’ ol-arak özetlenebilir” ve “bu, bizim stratejik yönelimimiz”in somut-lanmas›, ete-kemi¤e büründürülmesidir. Fakat bu arada bir soru var: Tüm bunlar “kurultay” denilen Orijinal sihirli de¤nekle yay›ndakiyap›lacaksa ek metin: e¤er, gerçekte tüm bunlar› yap-mas› gereken komünist örgüt (somutta T‹KB) ne yapacakt›r? Bu durumda komünist örgüte de, olsa olsa, bu sihirli tutmak kalacakt›r. Bunu, alay Bir de¤ne¤in zamanlar,sa-p›ndan Rus marksistleri bütün çal›flmalar›n› ve etmek ya da devrimcileri için için, söylemiyoruz. çabalar›n› fabrika iflçilerineincitmek yönelttikleri ‘darkafal› Asla! davFakat çizilen tablonun tan›mlanan ifllevin ranmak ve fabrika iflçileriveyüzünden emekçi halkkendisinden toplulu¤unu ç›kar›labilecek biricik e¤ilimli ciddi so-nuç da yaz›k ki bundan ihmal etmek istemeye olmak’la suçlanm›fllard›. baflkateorisyenlerimizden bir fley de¤ildir. öteki, TDKP´nin fiim-dilerde ise popülist küçük-burjuva anlay›fl›n› veilk uygulamas›n› elefltirdi¤imiz, S›n›fa gecikmiflparti yönelimlerinin ad›m›nda “devrimci” bir parti inflas› sürecinin iflçi hareketinin sosyalist siyasal yay›n organ›n› “iflçi gazetesi” ile ikame edenler, birgeliflimi sonraki sorunundan ayr› düflünülemeyece¤ini söyledi¤imiz ve leninist ad›m-da devrimci örgütü de “iflçi kurultay›” ile ikame etme bir s›n›f gitmifl partisi oluyorlar. yaratman›nKomünist en can al›c› oldu¤u yoluna bir sorun örgütün binbirbugün yol, tüm dikkatlerin s›n›f›na s›n›f yöneltilmesini için,ve yöntem ve ara-c› iflçi kullanarak hareketineistedi¤imiz yapabilece¤i bizi ekonomizmle suçluyor. Lenin´i popülist günahlar›na yapmas› gereken devrimci müdahalenin kapsam›na girenalet ne ederekhemen bunu hepsi-ni yapmaya“iflçi çal›flan teorisyenimiz, böyle varsa, kurultay›” denilen asl›nda “iradi olarak” yarat›lan bir ola¤anüstü araca yüklüyorlar. Ve buna da “takti¤i somutlamak” diyorlar! Ne denebilir ki? Halkç›l›ktan 243 iflçicili¤e ani s›çraman›n yaratt›¤› bir gariplik diyecek de¤illerdi ya!

Popülizmin s›¤ ekonomizm kavray›fl›


yapmakla ekonomizmi ve Lenin´in ekonomistlere yönelik elefltirisini anlayamad›¤›n› ortaya koyuyor yaln›zca. Lenin´in ekonomistlerle tart›flmas›n›n konumuzla ilintili iki ana unsuru var. 1) ‹flçi s›n›f›n›n dikkatini kendi dar so-runlar›yla s›n›rlamamak, toplumun bütün s›n›flar›na ve sorun-lar›na yöneltmek. 2) ‘Halk›n bütün katlar› aras›nda propagan-da ve ajitasyon’ yapmak. Bu iki sorun birbiriyle ilintili olmakla birlikte, esasta çok farkl› sorunlard›r. Birincisi, iflçi s›n›f›n›n toplumun öncü devrimci s›n›f› olarak e¤itilip haz›rlanmas› anlam›nda, bütünüyle teorik-siyasal bir sorundur. Ve her za-man için geçerli ve do¤rudur. ‹kincisi ise, marksist hareketin geliflimi ve iflçi hareketi içinde mevzilenifliyle do¤rudan iliflkili pratik-siyasal bir sorundur. Popülist teorisyenlerimiz bu fark› anlam›yorlar, ya da an-lamak istemiyorlar. T›pk›, marksist hareketin bafllang›çta tüm dikkatini iflçi hareketine vermesi fleklindeki do¤ru leninist anla-y›fl ile, iflçi hareketinin dikkatini yaln›zca iflçilerin dar sorunlar› ve ç›karlar›yla s›n›rlama fleklindeki yanl›fl ekonomist anlay›-fl›n tümüyle farkl› fleyler oldu¤unu anlayamamalar› gibi. Geliflen marksist hareket tüm dikkatini iflçi s›n›f›na verir; ama bu tam da, kendili¤inden bir s›n›f konumundayken dikkati yaln›zca kendiyle s›n›rl› bir s›n›f olan iflçi s›n›f›n›n dikkatini tüm topluma, toplumun tüm sorunlar›na ve s›n›flar›na çekmek içindir. ‹flçi hareketinin siyasal geliflimini sa¤lamak, onu sosya-list bir iflçi hareketi düzeyine ç›karmak görevi baflka neyi ifade eder ki? Bu bilinçte olan marksist hareketin pratik çal›flmas› yaln›zca fabrika iflçileriyle s›n›rl› olsa bile, teorik-siyasal çal›fl-mas› tüm toplumu kucaklar. Bu çal›flman›n sonuçlar›n› iflçi s›n›f›na tafl›mak, iflçi s›n›f›na sosyalist bilinç tafl›man›n ta kendisidir. Lenin, bu sorunu, marksistlerin tüm pratik-siyasal çal›flmalar›n› fabrika iflçileri aras›nda yo¤unlaflt›rmalar› gerekti-¤i sorunuyla bir arada, ayn› makalede (Rus Sosyal-Demokrat-lar›n›n Görevleri) ifller. Küçük-Burjuva Popülizmi ve Proleter Sosyalizmi (Eksen Yay›nc›l›k, s.99-100)

VI. BÖLÜM

Taktik müdahalenin sorunlar›

Geleneksel hareketin Gazi dönemeci T‹KB’nin ‘92 May›s’›nda hayli gecikerek girdi¤i s›n›f eksenli çal›flmadan bir baflka eksene do¤ru h›zla kaymas› için çok geçmesi gerekmedi. ‘95 Mart’›nda patlak veren Gazi’deki halk direnifli, tüm öteki geleneksel devrimci gruplar gibi T‹KB’yi de semt mer-kezli çal›flman›n içine çekti. Y›llard›r “küçük” olmaktan ç›kmay›, bunun için de “kadrosallaflma”y› ve “kitleselleflme”yi kendi içinde bir amaç haline getiren bir hareket için, ‹stanbul’un emekçi ka-rakterli Kürt-Alevi mahalleleri “kadrosallaflma” ve “kitlesel-leflme”nin verimli alanlar› olarak dayan›lmaz bir cazibe kazand›lar. “Tafl, Yürek, Barikat!” söylemi bu yöneliflin fliar›yd›; ona heyecan katmakla kalm›yor, onu “en devrimci” niyetlere de ba¤lam›fl oluyordu. T‹KB II. Konferans› Belgeleri’nin sözleriyle, “nitelikten 245


önce niceli¤e önem veren, kolayc› ve sab›rs›z küçük-burjuva al›flkanl›k-lar›yla da beslenen ‘küçük-burjuva devrimcili¤i’, yayg›n bir has-tal›k” olman›n ötesinde, ald›¤› tüm a¤›r yara-berelere ra¤men, bu ülkenin hala da hakim devrimcilik biçimiydi. Dolay›s›yla, uygun koflullar› do¤du¤unda (semtler hareketlendi¤inde), “küçük-burjuva kesimleri örgütlemenin kolayl›¤› ve cazibesi”nin o çok “yayg›n hastal›k”tan kendini köklü bir biçimde kurtaramam›fl olanlar› hemencecik kendisine çekmesi son derece anlafl›l›r bir durumdur. Fakat semte bu yöneliflin özellikle T‹KB için yarataca¤› sorunlar da vard›. T‹KB ne bir DHKP-C, ne de örne¤in bir MLKP idi. Bu son ikisi gerek ideolojik çizgi, gerek sosyopolitik kültür ve gerekse de mücadele anlay›fl› ve prati¤i olarak bu semt top-ra¤›n›n kendi öz ürünleriydiler. DHKPC’nin zaten hiçbir zaman “s›n›f” diye çok özel bir sorunu olmam›flt›. Gelinen yerde ise, iflçi s›n›f›n›n Türkiye’de herhangi bir önderlik misyonu yüklene-cek durumda olmad›¤›n› söylüyor ve “Türkiye’deki 70 y›ll›k mücadele tarihi” ile “son 25 y›l›n halk hareketi” tarihini buna kan›t gösteriyordu. DHKP-C’ye gerekli olan s›n›f›n kendisi de¤il, fakat “ideolojisi” idi. (Zafer Yolunda Kurtulufl, say›: 8, Eylül ‘95) Bugün MLKP’yi oluflturan gruplar ise, yeni dönemde (‘87 sonras›nda) girdikleri “s›n›f yönelimi”nden bir sonuç alamaman›n umutsuzlu¤u içinde, ö¤renci gençlik ile semtin yoksul katmanlar›na yönelmifl, buralardan güç devflirmeyi kendileri için biricik ç›k›fl yolu olarak görmeye bafllam›fllard›. Gazi Direnifli’nin büyülü havas› ise bunlar›n birleflmesinden do¤an MLKP’nin herfleyi ile kendine bu en uygun alana yerleflmesi için bulunmaz bir vesile ve dayanak oldu. Son bir y›ll›k geliflimi MLKP’nin kendine özgü yeni bir DHKP-C olmak yolunda oldu¤unu gitgide daha aç›k bir biçimde göstermektedir. Oysa T‹KB, belirgin eklektizmine ra¤men, s›n›f ve sosyalizm konusunda öteki geleneksel ak›mlardan olumlu anlamda önemli farkl›l›klar tafl›maktad›r. Bu olumlu yönün semt merkezli bir ça-l›flmaya yöneldi¤i bir durumda baz› s›k›nt› ve 246

kar›fl›kl›klara zemin oluflturmas› kaç›n›lmazd›. Buna bir de yeni modaya komünistle-rin yöneltti¤i elefltirilerin sürekli bas›nc› da binince, T‹KB’nin huzursuzlu¤u, EK‹M’e yöneltilmifl h›rç›n yeni sald›r›larla kendini d›fla vurdu. Bu ifl Orak-Çekiç’in 87. say›s›n›n (Eylül ‘95) kapak yaz›s›nda yap›ld›. Ama EK‹M’e yönelik sald›r› içinde as›l yap›lmaya çal›fl›lan, gerçekte semt eksenli bir çal›flman›n teorize edilmesinden baflka bir fley de¤ildi. Buna geçmeden önce ve geçifli kolaylaflt›rabilmek için, öncelikle komünistlerin Gazi Direnifliyle ilgili de¤erlendirmelerinin tart›flmam›zla ba¤lant›l› en temel unsurlar›n›n k›sa bir özetini sunal›m. Komünistler, Gazi direniflinin büyük politik önemini ve yarataca¤› sars›c› etkiyi en bafl›ndan yeterli aç›kl›kta gördüler ve ortaya koydular. Ekim, Gazi direniflinin sürmekte oldu¤u bir s›ra-da (direniflin ikinci gününde) kaleme al›nan baflyaz›s›nda, olay›n politik önemini ve anlam›n› bütün aç›kl›¤› ile vurgulad› ve onu, 12 Eylül sonras› Türkiye’sinde yeni bir durum, kitle hareketinde gerçek bir s›çrama ve “yeni bir dönemin” bafllang›c› sayd›. (‹s-tanbul’da Büyük Halk Direnifli, say›:117, 15 Mart ‘95) Fakat komünistler olay› de¤erlendirirlerken, kendilerini yal-n›zca onun güncel politik yönüyle s›n›rlamad›lar. Her büyük kitle hareketinin bir de sosyal-kültürel çehresi vard›r. Bu temele da-yanmayan bir tahlil, s›n›fsal bak›flaç›s›ndan yoksunlu¤un bir göstergesi olmaktan öteye gidemez. Bu durumda ne olaydan marksist-leninist aç›dan do¤ru sonuçlar ç›kar›labilir ve ne de buna ba¤l› olarak görevler do¤ru bir biçimde saptanabilir. Buradaki tutum fark›, komünist hareket ile geleneksel halkç› devrimci hareket aras›ndaki temel ideolojik ayr›mlar›n adeta ay-nas› oldu. Çal›flmalar› Gazi direnifli ile ayn› günlere denk gelen EK‹M 3. Genel Konferans›, direniflin ard›ndan yay›nlanan Konferans Bildirisi’nde, güncel heyecan›n ötesine geçerek, s›n›fsal ve tarih-sel bir perspektifle flu de¤erlendirmeyi yapt›: “Gazi Mahallesi halk›n›n direnifli göstermifltir ki, flehrin yar›proleter kitleleri ile küçük-burjuvazinin yoksul alt katmanlar›n›n 247


politik aktivite kazanacaklar› bir döneme giriyoruz. Öncü kesimi örgütlü bir kimlik kazanarak partileflmifl bir s›n›f hareketi, bu katmanlar› kolayl›kla kendi politik etkisi alt›na alabilecek, serma-ye iktidar› ile çat›flmas›nda onlardan büyük bir destek görebilecek-tir. Bunun baflar›lamad›¤› koflullarda ise, kent yoksullar›n›n bu hareketlili¤i, burjuvazi ile hesaplaflmaya yetenekli biricik s›n›f›n önderli¤inden yoksun olman›n tüm olumsuz sonuçlar›yla yüzyüze kalacakt›r. ‘80 öncesinin politik mücadeleleri bu konuda fazlas›yla ayd›nlat›c›d›r.” (Siyasal ve Örgütsel De¤erlendirmeler, Eksen Ya-y›nc›l›k, s.16) Bu de¤erlendirmeden ç›kan en önemli pratik sonuç, s›n›f içindeki çal›flmay› daha etkin bir biçimde sürdürmek olabilirdi. Bizzat kent yoksullar›ndaki hareketlilik, s›n›f hareketine etkin bir devrimci müdahaleyi çok daha acil ve önemli hale getirmekteydi. Nitekim EK‹M 3. Genel Konferans›n›n “Güncel Siyasal Durum Üzerine” de¤erlendirmesinin “Güncel Devrimci Görevler” bafll›kl› ara bölümünde, buna özel bir vurguyla iflaret edilmektedir. Geli-flen politik kitle hareketinde kent yoksullar›n›n, kentlerin gelenek-sel olarak sola aç›k küçükburjuva katmanlar›n›n, kamu emekçile-rinin a¤›rl›kl› bir yer tuttu¤u; oysa, baz› birim ve sektörlerdeki mevzi ç›k›fllar d›fl›nda, s›n›f hareketinin hala belirgin bir durgunluk içinde bulundu¤u belirtilmekte ve flöyle devam edilmektedir: “Geliflmekte olan yeni kitle hareketinin tafl›d›¤› büyük politik önem ne olursa olsun, iflçi s›n›f›n›n bugün için bu hareketin oda¤›nda ve önünde bulunmamas›, temel önemde bir zaaf göstergesidir. Bu, hareketin gücünde ve yap›s›nda oldu¤u kadar, hedefleri ve istikrar›nda da ciddi zay›fl›klara zemin olacak bir olgudur.” (s.52-53) De¤erlendirme, komünistlerin döneme iliflkin devrimci siya-sal görevlerini de o günün kitle hareketinin bu ikili yönü ›fl›¤›nda belirleyerek, flunlar› söylemektedir: “Komünistler, çal›flan s›n›fla-r›n de¤iflik kesimleri ve katmanlar› içinde düzene ya da devlete karfl› f›flk›ran her mücadele ve e¤ilimi desteklemeli, mümkün mer-tebe içinde yeralmal›, önderlik 248

etmeye çal›flmal›d›rlar. Fakat öte yandan, gündelik politik çal›flmalar›n› gitgide daha planl› ve etkili bir biçimde fabrika iflçilerine yöneltmeli, sanayi iflçileri içinden kitlesel ç›k›fllar›n gerçekleflmesi için özel bir gayret göstermeli-dirler.” (s.53) Geriye bir de Gazi direniflinin geleneksel devrimci gruplar üzerindeki muhtemel etkisi, bunun yarataca¤› sonuçlar ve buna karfl› komünistlerin alaca¤› tutum kal›yordu. EK‹M 3. Genel Kon-ferans›n›n ayn› de¤erlendirmesi bu konuda da flunlar› söylüyordu: “Gazi direnifli ile bafllayan geliflmeler, büyük kentlerin yoksul tabakalar›n›n hareketlendi¤i bir döneme girdi¤imizi kesinlefltirdi ve ilk belirtiler, geleneksel devrimci gruplar›n bu hareketlilik için-de az ya da çok güç kazanma olana¤› bulaca¤›n› gösteriyor. Bu, devrimci siyasal mücadele bak›m›ndan tümüyle olumlu olan bir geliflmedir. Fakat bunun do¤uraca¤› bir olumsuz sonuç, bu güçlen-menin eski popülist önyarg›lara da yeniden güç kazand›rmas› ihtimalidir. Bu nedenle de, devrimci örgütlerin kent yoksullar›n› devrimcilefltirme ve örgütleme çabalar›n› olumlu karfl›layan ve destekleyen komünistler, öte yandan bunun, popülist önyarg›lar›n ve demokratizmin iflçi s›n›f› ve sosyalizm ad›na yeniden canlan-d›r›lmas›na dayanak edilmesine f›rsat vermemelidirler. Bunun için de demokratizme ve popülizme karfl› ideolojik mücadeleyi bu yeni duruma uyarlayarak südürmelidirler.” (s.55) Komünistlerin Gazi Direniflinin ortaya ç›kard›¤› yeni durumun çeflitli yönlerine iliflkin tutum ve de¤erlendirmelerinin bir özetini sunmufl olduk. Bu de¤erlendirmelere yaln›zca marksist-leninist bir ideolojik-s›n›fsal bak›fl de¤il, ayn› zamanda Türkiye’nin yak›n geçmiflindeki sosyal-siyasal hareketlili¤in deneyimlerine iliflkin aç›k bir bilinç egemendir. Gazi eyleminin güncel politik önemi ile heterojen semt katmanlar›na dayal› flekilsiz bir kitle hareketinin sorunlar› birarada gözetilmifl, geçmifl deneyimlerin ›fl›¤›nda, semt katmanlar›ndaki hareketlenmenin imkanlar› ile sorunlar› birarada ele al›nm›flt›r. Kitle hareketindeki devrimcileflmeden ve bu devrimcileflmenin ald›¤› militan biçimlerden öcü gibi korkan ve korkuyla Gazi’deki 249


halk direniflini ya “provokasyon” diye karalayan, ya da onun po-litik önemini görmezlikten gelen solun refomist kesimlerini bir yana b›rak›yoruz. Fakat denebilir ki, bir tek komünistler d›fl›nda, solun tüm öteki devrimci gruplar› Gazi’nin verdi¤i sarhofllukla kendilerinden geçtiler. Marksist-leninist ideolojiks›n›fsal bak›fl bir yana, devrimci hareketin yak›n geçmiflinden de -ki bu kendi öz geçmiflleri oluyor- hiçbir fley ö¤renme yetene¤inde olmad›kla-r›n› tüm aç›kl›¤› ile gösterdiler. Gazi’deki baflar›lar›n›n ilk somut ürünlerini 1 May›s kutlamalar›na semtlerden tafl›d›klar› nispi ka-labal›klarla sergileme baflar›s›n› da gösterince (iflçi kat›l›m›ndaki belirgin zay›fl›k kimsenin umrunda de¤ildi), tüm bu gruplar semt dünyas›na bütün varl›klar› ile gömüldüler. (‹çlerinden herfleye ra¤men bunu belli bir iflçi çal›flmas›yla birlefltirmeye çal›flan tek grup yine de T‹KB oldu.) Böylece komünistlerin öngörülerini fazlas›yla do¤rulad›lar. Gazi Direnifli üzerine yap›lan edebiyat, onun onurunu ve önderli¤ini paylaflma üzerine giriflilen tart›flmalar ve ileri sürülen iddia-lar öylesine bir hal ald› ki, bu, bu büyük halk direniflinin ard›ndan gövdeleri bir parça büyüyen gruplar›n, bununla orant›l› olarak çocuklaflmaya bafllad›klar›n›n da aç›k bir göstergesi oldu. En de-rin bir subjektivizme traji-komik say›labilecek bir söylem efllik etti. Siyasal dil h›zla yar›-askeri bir biçim ald›; “silahl› birlikler”, “k›z›l müfrezeler”, “silahl› anti-faflist komiteler” siyasal reklam ve rekabetin bafl malzemesi halini ald›. Nurtepe olaylar›n› izleyen “kimin önderli¤i” tart›flmalar›, küçük-burjuva bir kimlik küçük-burjuva bir sosyal ortama bir parça oturdu¤unda küçük-burjuva rekabetçili¤inin nas›l bir biçim alabilece¤inin gülünç örneklerini görmemize vesile oldu. Gazi direnifline as›l önderli¤i kimin yap-t›¤› ise hala tart›fl›l›yor. (fiu ana kadar direniflin önderli¤ini pay-laflamayan üç grup Gazi Direnifli üzerine birer de kitap ç›kard›-lar ve bu kitaplar, ayn› zamanda “kimin önderli¤i?” tart›flmas›-n›n birer arac› olma ifllevini gördüler.) Bu ibretlik çocuklaflma örneklerine bugüne kadar de¤inmek250

ten özel bir tutumla kaç›nd›k. Geliflmelerin bir sosyal-siyasal karakteri ve buna efllik eden bir ideolojik mant›¤› vard›. Biz, olay› bu çerçevede yerli yerine oturtmaya çal›flt›k. Devrimci mücadele aç›s›ndan olumlu yönünü ön plana ç›karmak, ideolojik ve pratik aç›dan yaratt›¤› sorunlar› (zaaflar›) ise buna ba¤l› olarak ele almak yoluna gittik. Fakat iflte bu sonunucusundan dolay›d›r ki, bir kez daha T‹KB yay›nlar›n›n ölçüsüz sald›r›lar›na konu olduk. *** Art›k Orak-Çekiç’in Eylül 1995 tarihli say›s›nda (say›:87) yay›nlanan kapak yaz›s›na geçebiliriz. “Semtlerdeki Dinamikler, Halkç›l›k Tehlikesi ve Komünist Çal›flma” bafll›¤› tafl›yan bu yaz›, hem bir elefltiri hem bir savunma yaz›s›d›r. Elefltiri de savunma da EK‹M’e karfl›d›r. Somutta elefltiriye konu edilen yaz›, Ekim’in 1 Haziran 1995 tarihli baflyaz›s›d›r. Orak-Çekiç “Geliflen Kitle Hareketinin ‹m-kanlar› ve Sorunlar›” bafll›kl› bu yaz›n›n lütfedip yaln›zca bafll›-¤›n› aktarmakla yetinmifltir. Fakat her zamanki keyfili¤i ve kolayc›l›¤›yla EK‹M’e yak›flt›rmad›k kusur da b›rakmam›flt›r. ‹fli “Tasfiyecilik EK‹M’in teorisindedir” demeye kadar vard›rm›flt›r. Komünistler, Orak-Çekiç’in ele al›nan sorunlar›n özüne ve as›l kapsam›na iliflkin aç›k bir kavray›fls›zl›k örne¤i olan bu ya-z›s›n›, gerekli sükuneti göstererek ve aç›k bir polemi¤e girmeksi-zin, zaman›nda k›saca yan›tlad›lar. Ekim’in 1 Ekim 1995 tarihli baflyaz›s›n›n ara bir bölümünü oluflturan bu yan›ttan baz› bölüm-leri az sonra tart›flma içinde aktaraca¤›z. Orada eksik b›rak›lan baz› sorunlar› ise gelinen yerde burada tamamlamam›z gerekiyor. Bu, T‹KB’nin, tart›flma konusu sorunla ilgili olarak nas›l iki arada bir derede durdu¤unu, bunun ise onu nas›l fiilen semt eksenli çal›flmaya ve giderek bu çal›flmay› teorize etmeye götürdü¤ünü görmemizi kolaylaflt›racakt›r. Anlafl›lmadan tekrarlanan do¤rular Anlafl›lmadan tekrarlanan do¤rular›n konumuzla da ba¤lant›l› 251


bir örne¤ini, partileflme sürecinin sorunlar› çerçevesinde, T‹KB II. Konferans Belgeleri’nde görmüfltük. Orada, “küçük-burjuva kesimleri örgütlemenin kolayl›¤› ve cazibesi” üzerine geçerken de olsa s›ralanan onca anlaml› sözden, parti infla sürecinin s›n›fsal boyutu ve bunun pratik gerekleri hakk›nda hiçbir sonuç ç›ka-r›lamam›flt›. Bunun yeni bir örne¤ini ise Orak-Çekiç’in önümüzdeki yaz›s› veriyor. Yaz›, Ekim’in semt eksenli çal›flmaya ‘80 öncesi-nin deneyimleri ›fl›¤›nda yöneltmifl bulundu¤u elefltirilere bir ya-n›t oldu¤u için ve bizzat bu elefltirinin bas›nc› alt›nda, söze önden baz› do¤rular› s›ralayarak bafll›yor. ‘80 öncesine egemen semt eksenli çal›flman›n “örgütlerin s›n›fsal ve programatik yönelim-leriyle do¤rudan ilgili” oldu¤unu belirten yaz›, bu y›llara iliflkin olarak flunlar› söylüyor: “‘70’li y›llarda semtler, devrimci örgütlenmenin merkezleri haline geldiler. Semtlerde geliflen anti-faflist mücadelenin do¤urdu¤u kitlesel devrimci dinamik, hem örgütlerin varl›¤›yla geliflti, hem de onlar› boylu boyunca bu alan›n içerisine çekti. Devrimci hareketin kendili¤indenci karakteri, örgütlerin halkç›l›kla s›n›r-l› teorik-programatik çizgileri ve s›n›fsal yap›lar›, bu genel ak›fl içerisinde uyumluydu ve birbirini beslemekteydi.” Bunu izleyen paragraf ise ayn› y›llarda iflçi s›n›f› hareketinin reformizm ve revizyonizm taraf›ndan kuflat›l›p bask› alt›nda tutuldu¤una iliflkin aç›k olgusal gerçekle söze bafll›yor. Ard›ndan iflçi s›n›f› hareketinin ‘70’lerdeki durumuna iliflkin hayli tart›fl-ma götürür bir gözlem geliyor. Buna göre s›n›f hareketinin bu y›llardaki seyri “ekonomik istemler düzeyinde” kalm›flt›r. ‹flçi hareketi “anti-faflist halk hareketine önderlik bir yana, paralel güç-lü bir hareket dahi” olamam›flt›r. Halkç› devrimci örgütler taraf›ndan neredeyse tümüyle re-vizyonistlere ve reformistlere terkedilen, böylece devrimci siyasal önderlikten yoksun kalan bir s›n›f hareketinin anti-faflist halk ha-reketine önderlik edememesi son derece anlafl›l›r bir durumdur. Bu basit gerçe¤i bir yana b›rakal›m. Ya “ekonomik istemler dü-zeyini” aflmayan bir s›n›f hareketi iddias›? Bunu ciddi ciddi id-dia etmek, ilk paragrafta semt eksenli bir 252

çal›flmaya kilitlendi¤i belirtilen halkç›l›¤›n bir yönüyle mazur gösterilmesi olmuyor mu? ‹flçi hareketinin durumu gerçekten buyduysa e¤er, T‹KB’nin Ga-zi sonras› mant›¤› içinde ele al›nd›¤›nda, o günün devrimci ak›m-lar›n›n semtlerde güçlü bir biçimde patlak vermifl bulunan dev-rimci “toplumsal dinamikler”e yönelmifl olmas›, son derece do¤al bir davran›fl tarz› de¤il midir? Fakat Orak-Çekiç’in iddias› ‘70’li y›llar›n gerçekleriyle ba¤-daflmamaktad›r. S›n›f hareketinin, özellikle sonradan kent ve k›r-da geliflen devrimci küçük-burjuva dalgan›n gerisinde ve gölge-sinde kald›¤› bir gerçek olsa bile, bir bütün olarak ‘70’li y›llarda iktisadi s›n›rlar içinde kald›¤› iddias› gerçeklerden tümüyle uzak-t›r. 12 Mart’› hemen izleyen büyük anti-faflist gösterilerin ö¤ren-cilerle birlikte en önemli kat›l›mc›s› bizzat fabrika iflçileriydi. 1976’daki dev 1 May›s gösterisinin esas gövdesi iflçi fabrika grup-lar›yd›. (Ayn› olgu 1977 ve 1978 1 May›s gösterileri için de ge-çerlidir). Sermaye iktidar›n›n ‘76’daki DGM giriflimini, bizzat yüz-binlerce iflçinin genel direnifli ezdi. 20 Mart 1978’de, 16 Mart ö¤renci katliam›n› protesto için iflçiler genel greve gittiler ve bu büyük eylemde tüm öteki kesimleri de arkalar›ndan sürüklediler. 1980 Temmuz’unda D‹SK Genel Baflkan›’n›n öldürülmesi ülke çap›nda yayg›n bir genel grevle karfl›land›. Türkler’in cenaze tö-reni, gövdesini iflçilerin oluflturdu¤u dev bir anti-faflist gösteri-ye dönüfltü. Bunlara, tümü de politik bir mahiyet tafl›yan, 1976 Profilo direniflinden 1979 Tekel direniflleri ile 1980 Tarifl direnifline kadar, say›s›z irili-ufakl› direnifl de eklenebilir. Burada yaln›zca s›n›f hareketinin en önemli politik ç›k›fllar›na örnekler vermekle yetindi¤imizi önemle hat›rlatal›m. Dolay›s›yla, bu hayli eksik tablo bile, ‘80 öncesi devrimci yükselifl y›llar›nda iflçi s›n›f›n›n tafl›d›¤› büyük politik mücadele potansiyelini göstermeye yeterlidir. Denecektir ki bu politik hare-ketlilik çok büyük ölçüde revizyonist-reformist ak›mlar›n, onlar›n elindeki sendikalar›n denetimindeydi. Elbette öyleydi. Fakat bu gerçe¤in kendisi, halkç›l›k özürcülerinin aleyhine bir 253


olgusal ka-n›tt›r. Zira revizyonizmin ve reformizmin politik misyonu s›n›f hareketini dizginleyip s›n›rlamak oldu¤una göre, ‘70’li y›llar›n s›n›f hareketinin sergiledi¤i bu hayli önemli politik eylem potan-siyeli, tüm bu dizginleme çabalar›na ra¤mendir. Demek ki etkin bir devrimci siyasal çal›flma ve müdahale koflullar›nda bu potansi-yel apayr› boyutlar kazan›rd›. Küçükburjuva dalgan›n gölgesin-de kalmaz, tersine bu hareketi kendi yede¤inde sürüklerdi. Kald› ki bu geri ve kuflat›lm›fl koflullarda bile, Orak-Çekiç’in iddias›n›n aksine, bir çok keresinde genel halk muhalefetini ard›ndan sü-rüklemeyi baflarabilen bir iflçi hareketi, etkin bir devrimci müdaha-le ve önderlik koflullar›nda, bu aç›dan apayr› bir rol oynayabilirdi. ‘70’li y›llarda, de¤il s›n›f hareketine sözü edilebilir bir dev-rimci önderlik, bu do¤rultuda sözüedilebilir herhangi bir ciddi giriflim bile olmad›. Zira devrimci ak›mlar›n geneline halkç› ideolo-ji ve siyaset egemendi. Bu ak›mlar kentin ve k›r›n küçük-burju-va eksenli anti-faflist halk hareketine önderlik etme çabas› için-deydiler. Dolay›s›yla, iflçi s›n›f› hareketinin “anti-faflist halk hareketi”nin gölgesinde kalmas› olgusu de¤erlendirilirken, bu et-ken ayr›ca hesaba kat›lmal›d›r. ‹flçi s›n›f› hareketi, devrimci bir önderli¤e sahip olmak bir yana, revizyonist-reformist bir kuflatma alt›ndayken, “anti-faflist halk hareketi” tüm devrimci ak›mlar taraf›ndan kuflat›lm›flt›. Onlar flahs›nda, iyi-kötü bir devrimci ön-derlik çabas›yla yüzyüzeydi. Demek oluyor ki, iflçi s›n›f› d›fl›ndaki halk kesimlerinin oluflturdu¤u hareketin gücü ve politizasyonu, ayn› zamanda, bu kesimler içinde mevzilenmifl, semtleri temel çal›flma alan› haline getirmifl bulunan devrimci ak›mlar›n yo¤un devrimci çabas›n›n bir ürünüydü. Tüm bunlar gözetilmedikçe, ‘70’li y›llar›n deneyiminden günümüz için do¤ru ve yolgösterici pratik sonuçlar ç›karmak da olanakl› olmaz. Fakat ‘70’li y›llar›n s›n›f hareketine iliflkin olgusal gerçe¤i eksik ve yanl›fl sunuyor olsa da, Orak-Çekiç’in yine de önemli bir noktay› do¤ru bir biçimde vurgulad›¤›n› belirtmeliyiz. O, 254

iflçi s›n›f› hareketinin gerek kuflat›lm›fll›¤› ve gerekse yap›sal zay›fl›kla-r› karfl›s›nda “bilinçli bir zorlay›c›l›k ve sab›rl› bir çal›flma” gös-terilebilmeliydi; ancak bu takdirde s›n›f hareketinin karfl› karfl›ya bulundu¤u güçlükler afl›labilirdi; oysa devrimci “örgütlerin yönelim zay›fl›¤› nedeniyle” bu “güçlükler büyüyor, afl›lam›yordu”, diyor. ‹nsan bu sat›rlar› okudu¤unda, ‘70’li y›llardan bu önemli dersi ç›karanlar›n, Gazi Direnifli sonras›n›n semt eksenli çal›flma bas›nc› karfl›s›nda “yönelim”lerini koruma gücünü herfleye ra¤men koruyabilece¤ini san›yor ve umuyor. Oysa bunlar henüz sayfan›n ilk sütununda söylenenlerdir. Ayn› sayfan›n ikinci sütununa geçildi¤inde ve Gazi Direnifli sonras› geliflmelerin sorunlar›na gelindi¤inde, bu kez tümüyle bir baflka dilden konufluldu¤u ortaya ç›k›yor. Burada Orak-Çekiç, Ekim’in “Geliflen Kitle Hareketinin ‹mkanlar› ve Sorunlar›” bafll›kl› baflyaz›s›n› hedef alarak, soruyor: “‹flçi s›n›f›n›n örgütlenmesinde ›srarl› olmak, semtlerdeki devrimci geliflmeyi bu yönden de¤erlendirmek gerekti¤inin söy-lenmesiyle yetinmek (...), kendini s›n›rlayarak büyük ço¤unlu¤u-nu emekçilerin oluflturdu¤u anti-faflist halk gücünün örgütlenme-si görevine s›rt çevirmek, bu noktada hiçbir örgütsel politika, taktik gelifltirmemek nas›l de¤erlendirilmelidir? ... Uzun y›llard›r kitlesel hareketin devrimci politizasyonunda yaflanan güçlükler ve bir s›çraman›n yarat›lamamas› karfl›s›nda, bunun potansiyelle-rini tafl›yan bir hareket ortaya ç›km›flsa nas›l davran›lmal›d›r?” Sorular›n muhatab› Ekim oldu¤una göre en iyisi biz yan›t›n› da bizzat ondan alal›m. Ekim, bir ay sonraki say›s›nda (Ekim 1995), bu sorulara flu dolayl› yan›t› vermiflti: “Fakat daha önce de ifade etti¤imiz gibi, Gazi Direnifli çok önemli bir ç›k›fl olmakla birlikte, ancak nispi ve geçici bir etkide bulunabildi. Kitle hareketinin mevcut seyri hala geçmiflteki temel zaaf›n› korumaktad›r ve bu haliyle solda reformizmi beslemeye devam etmektedir. Bu özellikle iflçi hareketi için geçerlidir. De-nebilir ki, son bir y›lda iflçi hareketi cephesinde 255


meydan gitgide daha genifl ölçüde reformizme kalm›flt›r. Zira devrimci gruplara belli bir güç ve canl›l›k kazand›ran tam da bu ayn› Gazi Direni-fli, bu gruplar›, zaten çok i¤reti olan s›n›f çal›flmas›ndan gerisin geri semt çal���flmalar›na çeken bir olumsuz rol de oynam›flt›r. “Semtler ve semt yoksullar› bugün bir kez daha kolay güç kazan›lacak, h›zla kadro devflirilecek, s›k›nt›s› çok duyulan o kit-le deste¤ini nispeten kolayca sa¤layacak alanlar olarak görülmek-tedir. Gazi direniflinin sars›c› etkisi alt›nda ‘80 öncesinin an›lar› kolayca depreflmekte, bu önemli halk direniflinde elde edilen belli kazan›mlar da tutulan yolun do¤rulu¤una kan›t say›lmaktad›r. Bu geliflmeyi, s›n›f hareketinin afl›lamayan t›kan›kl›¤› karfl›s›nda za-ten umutsuzlu¤a düflenlerin, semtlerdeki baz› geliflmelerin de itkisiyle, gerisin geri eski önyarg›lar›na, ilgi alanlar›na, çal›flma tarzlar›na ve mücadele anlay›fllar›na dönmeleri olarak da ta-n›mlamak mümkündür. “‹flin daha ilginç yan›, bunun ‘devrimci mücadele dinamiklerine seyirci kalmamak’ ad›na yap›l›yor olmas›d›r. Sanki ortada patlak vermifl ya da patlamak üzere olan yayg›n bir semt ha-reketlili¤i varm›fl da, birileri buna seyirci kal›rlarken baflka baz›lar› ona genel amaçlar do¤rultusunda yön vermeye çal›fl›yorlarm›fl havalar›nda konufluluyor. Oysa Gazi’nin yerel bir direnifl olarak kald›¤› bugün daha iyi görülebilmektedir. Sözkonusu edilen potansiyel dinamiklerse e¤er, bu ayn› flekilde, hatta daha da faz-las›yla, s›n›f hareketi için de geçerlidir. Ve kendini komünist ola-rak niteleyenlerin, iflçi s›n›f› devrimcisi olarak görenlerin, zaten çok s›n›rl› olan güç ve olanaklar›yla, s›n›flar mücadelesinin ve devrimin bu belirleyici alan›na yüklenmeleri gerekmektedir. ‹de-olojik tutarl›l›k, s›n›f perspektifi ve partileflme hedefi kadar, dev-rimci siyasal mücadelenin geliflme seyri üzerine sa¤lam ve soluklu bir bak›fl da bunu gerektirmektedir. Semt yoksullar› içindeki kaynaflman›n artmas› gibi bir olgu, s›n›f devrimcileri üzerinde, olsa olsa, s›n›f çal›flmas›na daha s›k› sar›lmak, o alanda aya¤›n› basacak daha sa¤lam bir zemini bir an önce kazanmak, s›n›f hareketinin 256

bugünkü dar iktisadi-sendikal çerçevesini parçalamak için daha etkin bir çaba ve çal›flmaya yönelmek gibi bir etkide bulunabilir. Zira heterojen katmanlar›n karmakar›fl›k etkenlere da-yal› bir hareketlenmesine belli bir istikrar ve do¤rultu kazand›ra-bilmenin, ona genel hedefler do¤rultusunda baflar›yla yön vere-bilmenin baflkaca bir yolu yoktur. ‹flçi s›n›f›n›n devrimci siyasal mücadelede ve genel olarak devrimde önderli¤i bofl bir söz kal›b› de¤ilse e¤er, ya da bu örne¤in geçmiflte oldu¤u gibi, aç›k veya örtülü bir ‘ideolojik önderlik’ olarak anlafl›lm›yorsa, söylemeye çal›flt›klar›m›z› anlaman›n herhangi bir güçlü¤ü de yoktur. “Popülizme ve onun geleneksel hareketteki en temel karak-teristiklerinden biri olan ‘ideolojik önderlik’ anlay›fl› ve pratikleri-ne yöneltilmifl bunca elefltiriden sonra bile bunun bugün hala bir türlü anlafl›lamamas›, olsa olsa popülist önyarg›lar›n gücüne bir kan›t oluflturabilir.” (9. Yay›n Y›l›na Girerken, say›:130, 1 Ekim ‘95) Ekim’in Orak-Çekiç’in sald›r›s›na ve sorular›na dolayl› bir yan›t› oldu bu. Görüldü¤ü gibi ortada tümüyle iki ayr› bak›flaç›s› var. Orak-Çekiç’in düflünüfl ve davran›fl tarz›, tam› tam›na, ‘70’li y›llar›n devrimci-demokratlar›n›n düflünüfl ve davran›fl tarz›na uygundur. O birinci sütunda ‘70’li y›llara iliflkin söylediklerinden gerçekte hiçbir temel yolgösterici sonuç ç›karamad›¤›n›, ikinci sütunda günümüze iliflkin sorunlar› ele al›rken aç›kça göster-mektedir. Fakat bu kez onun yan›tlamas› gereken baz› sorular var. Kendisinin sorunlara bu yaklafl›m› do¤ru ve Ekim’in tutumu yanl›flsa e¤er, ‘70’li y›llar›n halkç›-devrimci örgütlerinin kusuru nerededir o halde? Onlar da, bizzat OrakÇekiç’in sözleriyle, “semtlerde geliflen anti-faflist mücadelenin do¤urdu¤u kitlesel devrimci dinami¤e” kap›lmam›fllar m›yd›? Onlar da buna dayana-rak toplumun genelinde bir devrimci politizasyon yaratmak yoluna gitmemifller miydi? Ve dahas›, do¤rusu bunda bir hayli de baflar›l› olmam›fllar m›yd›? Orak-Çekiç’in Gazi sonras›nda gelifltirdi¤i bu düflünüfl tar-z›, gerçekte, geleneksel halkç› hareketin baz› mensuplar›n›n 257


ken-di ‘80 öncesi yönelimlerini ve pratiklerini mazur göstermek üzere yak›n dönemde bir ara ileri sürdükleri savunma tarz› ile oldu¤u gibi örtüflüyor. Onlar›n söyledikleri de özetle fluydu: ‘70’li y›llarda ileri bir devrimci politizasyon gösteren, somutta anti-faflist mü-cadelenin kitle taban›n› oluflturan kesimler, küçük-burjuva kat-manlard›. Böyle olunca da, devrimci kitle hareketinden kopulmak istenmedi¤i sürece, bu kesimler üzerinde yo¤unlaflmak, onlar› ek-sen alan bir çal›flma ve mücadele yürütmek zorunluydu. Dahas›, bu yönelim, devrimci siyasal mücadelenin o günkü genel ihtiyaç-lar›na da uygundu, vb... Söylenen buydu ve s›n›f önderli¤ini gelifltirmeyi ihmal etmemek üzerine tüm kay›tlar›na ra¤men, Gazi sonras›nda OrakÇekiç’in söyledi¤i de özünde bundan baflka bir fley de¤ildir. ‹ktidar perspektifi ve iflçi s›n›f› önderli¤i Orak-Çekiç bir konuda Ekim’e hak vererek flunlar› söylüyor: “Kuflkusuz semtlerdeki geliflmenin tekrar halkç› retori¤i güçlendir-me tehlikesi vard›r. Küçük-burjuva devrimci örgütler, programla-r›ndan örgütsel yap›lar›na, kadrolar›na kadar zaten sahip olduk-lar› bu düflünceyi güçlendirmeye fazlas›yla yatk›nd›rlar.” Fakat hemen bunu izleyen sözler, onun Ekim’in alt›n› çizdi¤i as›l sorunu anlayamad›¤›n› aç›kça gösteriyor. fiöyle devam ediyor Orak-Çekiç: “Bunun önünü kesmenin yolu, en baflta proletaryan›n örgütlenmesinden ve anti-faflist savafl›ma sokulmas›ndan geçiyorsa da, bu alanlarda komünist bir çal›flma ve önderli¤in gelifltirilmesi de yan›s›ra önemlidir. Bu oradaki zarar› en aza indirir.” Ekim, s›n›f çal›flmas›na vurguyu, halkç› ideolojinin yeniden güç kazanmas› tehlikesini önlemek için de¤il, fakat semt yok-sullar›n›n geliflen hareketlili¤ini baflar›l› bir siyasal s›n›f önderli¤i ile kucaklamak üzere yap›yor. Bu baflar›ld›¤› ölçüde halkç›l›¤›n büyük darbeler alaca¤› kesin olmakla birlikte, sorun ideolojik de-¤il fakat siyasal alanla ilgilidir. Komünist 258

hareketle halkç› hareket-ler aras› iliflkilere de¤il, fakat öncü s›n›f olarak proletarya ile onun en do¤al müttefikleri aras›ndaki siyasal mücadele iliflkisine iliflkindir. Bunun do¤ru bir stratejik kavray›fl ve buna uygun bir pratik müdahale ile sa¤lanmas› sorununa iliflkindir. As›l sorun, o soyut stratejik flemalarda hep vurgulanan ve ka¤›t üzerinde bir do¤ru olarak pek az bir istisnayla hep tekrarlanan teorik gerçek-lere iliflkindir. Daha somut olarak; devrimci siyasal mücadelede ezilenler cephesine siyasal önderlik yapabilecek ve onlar› kurulu düzene karfl› iktidar mücadelesine yöneltebilecek biricik s›n›f iflçi s›n›f›d›r fleklindeki temel teorik ve tarihsel gerçe¤e iliflkindir. Sorun buradan kavranamad›¤› sürece, semt yoksullar›na götürülece¤i iddia edilen “komünist önderlik” salt bir ideolojik çizgi sorununa indirgenir. Bu da bir kez daha o pek ünlü “ideolojik önderlik” sorununa ç›kar. S›n›rl› güçleriyle, parti öncesi bir örgüt olman›n getirdi¤i tüm s›n›rl›l›klar›yla, s›n›f içinde hala da aya¤›n› do¤ru-dürüst bir yere basamam›fl bugünkü haliyle T‹KB, semt yoksullar› hareketine halkç›l›¤›n verece¤i “zarar› en aza indirme”yi nas›l baflarabilecek-mifl acaba? Tam tersine, bu tür bir çal›flman›n, toplumsal zemini-ni henüz bulamam›fl bir T‹KB üzerinde halkç› tahribat› “en çoka” ç›karmas› akla daha uygun de¤il midir? Madem s›n›f çal›flmas›nda bir ilk ciddi mevzi elde etmeden bile s›n›f müttefikleri içinde komünist mevziler yaratmak ve s›n›f-d›fl› ak›mlar›n burada yarat-t›¤› ve yarataca¤› tahribat› “en aza indirmek” olanakl›d›r, bunu Türkiye devriminin iki temel dinami¤inden biri olarak tan›mlad›-¤›n›z Kürt ulusal hareketi için neden y›llard›r yapm›yorsunuz? Bu tutum fark› herhalde yaln›zca Kürdistan’›n biraz uzak, oysa semtlerin hemen yan›bafl›n›zda olmas›ndan kaynaklanm›yordur. Zira siyasal mücadelede ve s›n›f iliflkilerine dair sorunlarda bu tür co¤rafik faktörlerin esasa iliflkin bir önemi yoktur, olamaz. Orak-Çekiç, s›n›f önderli¤ini gelifltirmenin sorunun as›l çözümü oldu¤unu reddetmiyor da, bunu baflarana kadar semtlerde “komünist bir çal›flma ve önderli¤in gelifltirilmesi” yoluyla 259


“ora-daki zarar› en aza indirme”yi savunuyor. Fiilen de bu yola gidi-yor. Fakat bu yol o tan›d›k s›n›f› ve müttefiklerini ayn› anda birlikte örgütlemek yoludur ve biz bunun hangi sonuçlara yol-açt›¤›n› da bizzat Orak-Çekiç’in geçmiflteki tespitlerinden biliyo-ruz. Hat›rlanaca¤› gibi, o bu tutumun kaç›n›lmaz olarak yolaçt›¤› sonucu, ‘92 May›s tarihli önemli bir de¤erlendirmesinde flöyle ifade etmiflti: “Genelde di¤er alanlardaki çal›flmalar ve iliflkiler örgütsel faaliyeti belirlemektedir”. ‹flçi s›n›f› hareketinin nispeten canl›, oysa tersinden “di¤er alanlar”›n henüz hayli durgun oldu¤u bir s›rada, o “birlikte örgütleme” takti¤i bu sonucu do¤urabildiyse e¤er; bugünün koflullar›nda, yani semt katmanlar›n›n canland›¤› ve iflçi s›n›f› hareketinin nispeten geride kald›¤› bir konjonktürde, bu “birlikte örgütleme”nin, gerçekte h›zla semt eksenine kaymak anlam›na gelece¤ini tahmin etmek (ve pratikte de zaten somut olarak geldi¤ini görmek) güç olmasa gerek. Sözün buras›nda, faflizme karfl› mücadeleyi önemsemek ve semtlerdeki anti-faflist toplumsal dinamiklere seyirci kalmamak ad›na ileri sürülen taktik tutumun gerisinde gerçekte neyin yatt›¤› konusunda, Orak-Çekiç’e, onun hayli güvenilir bulaca¤› bir tan›k gösterece¤iz. Devrimci Proletarya dergisinin Kas›m ‘94 tarihli 35. say›s›nda yer alan faflizm ve anti-faflist mücadele üzerine bir yaz›d›r bu. ‘94 Kas›m’›, Gazi Direniflinin henüz dört-befl ay öncesi demek oluyor; semtler henüz önemli ölçüde durgundur ve Orak-Çekiç’in önümüzdeki say›s›n›n tan›kl›¤›na göre, o gün için henüz verimli bir çal›flma alan› da de¤ildir. Dahas› var. Devrimci Proletarya’n›n sözünü etti¤imiz yaz›s›ndaki bir tespite göre, halk-ç›l›¤›n “ideolojik önderlik” tezinin aç›k ya da örtülü biçimlerinin temsilcileri cephesinde ise, o günlerde durum fludur: “Özellikle 12 Eylül sonras›, iflçi s›n›f›n›n Türkiye’de toplumsal muhalefetin fiilen de bafl›n› çeken bir güç olarak kavga alanlar›na ç›kmas›, böylelerine yaflam alan› b›rakmam›flt›r.” (s.10) ‹flte halkç›l›k aç›s›ndan durumun bu oldu¤u bir evrede, Dev-rimci Proletarya faflizme karfl› mücadele sorunlar›n› ele 260

al›rken, ‘80 öncesinin halkç› ak›mlar›n› faflizme karfl› mücadele gerekçe-siyle semt eksenli bir çal›flmaya kaymalar› konusunda güvenle flu son derece anlaml› de¤erlendirme ve elefltirileri yapabiliyordu: “‹flçi s›n›f›n›n faflizme karfl› mücadelede özel ve öncü rolü-nün kavranamay›fl›, halkç›l›¤›n 12 Eylül öncesinde düfltü¤ü yan›l-g› ve yanl›fllar›n temel nedenlerinden bir di¤eridir. ... (Halkç›l›¤›n) faflizme karfl› mücadelenin bu en militan, kararl› ve tutarl› sa-vaflç›s›n› örgütlemek ve seferber etmek için özel çaba harcamak gibi bir yönelimi olmam›flt›r. Kendili¤inden mücadelede hangi kesim ve alan öne ç›km›flsa halkç›l›k oraya yönelmifltir. Bu kah ö¤renci gençlik olmufl, kah bafl›n› sokacak bir gecekondu peflinde koflan emekçilerin yo¤unlaflt›¤› semtler olmufltur. O kesitte kolay ve çabuk güç devflirebilen bu kesim ve alanlar, daha sonraki süreçte, ayn› kolayl›kla da¤›l›p gitmifllerdir. Çünkü bu bir s›n›f-sal karakter sorunudur. Proletaryan›n d›fl›ndaki güçlerin esas al›nmas› ve bunlara dayanma, istikrars›z ve nitel aç›dan zay›f bir temel anlam›na gelmekle kalmam›fl; bu güç ve kesimler kendi s›n›fsal özelliklerini, al›flkanl›klar›n›, korku ve tereddütlerini, sos-yalizmle çeliflen yönlerini de harekete tafl›m›fllard›r.” (s.12) Orak-Çekiç’in bugün mazur göstermeye çal›flt›¤› anlay›fl ve yönelimlerin önden vurucu bir elefltirisi say›lmas› gereken bu sözlerde, ‘80 öncesi deneyimlerden süzülmüfl son derece aç›k bir kavray›fl var gibi görünüyordu. Fakat yaz›n›n hacim olarak yar›-s›n› oluflturan “Antifaflist Mücadele Komiteleri” bafll›kl› 3. bölüm, görüntüye çok da aldanmamak gerekti¤ini daha bafltan ve o za-mandan gösteriyordu. Gerçekte Devrimci Proletarya da, t›pk› Orak-Çekiç gibi, 12 Eylül yenilgisiyle a盤a ç›kan gerçeklerin etkisi alt›nda, baz› do¤rular› anlam›n› derinlemesine kavramaks›z›n yinelemekten öteye gidememifltir. Gerek EK‹M 3. Genel Konferans›’n›n burada daha önce bir özeti verilen de¤erlendirmelerinde ve gerekse komünistlerin bu-nu izleyen tüm öteki de¤erlendirmelerinde semt yoksullar› hareketinin küçümsenmesinin en ufak bir belirtisi yoktur. Soru261


nun özü önemsemek ya da küçümsemek de¤il, onu kendi s›n›rlar› içinde yerli yerine oturtmak, bu hareketteki geliflmenin genel s›n›f mücadelesiyle ba¤›n› do¤ru bir biçimde kurabilmektir. Bu geliflmenin acillefltirdi¤i görevlere devrimci siyasal mücadelenin stratejik gerekleri ›fl›¤›nda bakabilmektir. Komünistlerin de¤erlendirmelerinde yap›lan da budur. Bu hareketlilik kendi s›-n›rlar› içinde yerli yerine oturtulmufl ve s›n›f hareketinde mesafe alma görevine tam da geliflmekte olan bu hareketin önemi çer-çevesinde gerekli vurgu yap›lm›flt›r. Burada, bütünsel bir kavra-y›fl içerisinde, genel hareketin sa¤l›kl› bir geliflme seyri izleye-bilmesinin belirleyici ve çözücü halkas›na iflaret edilmifltir. E¤er semt yoksullar› hareketi gerçekten önemli bir siyasal olanaksa, tam da bu gerçe¤in kendisi, s›n›f hareketinin devrimci geliflme görevine çok daha büyük bir aciliyet kazand›r›yor de-mektir. Orak-Çekiç bunu kavrayam›yor; zira o, halkç› flartlan-m›fll›¤›ndan dolay› siyasal s›n›f önderli¤i kavram›n› bir türlü yer-li yerine oturtam›yor. Taktik sorunlar› ve görevleri ele al›fl tarz›, onun, geleneksel harekete bu noktadan yöneltti¤i genelde do¤ru elefltirilerin somut özüne inemedi¤ini, bundan do¤ru taktik sonuç-lar ç›karamad›¤›n› gösteriyor. Orak-Çekiç, sorunun bu en kritik halkas› üzerinden, Ekim’e hak verir görünüyor. “‘70’li y›llarda semt merkezli genifl bir halk hareketine yolaçan antifaflist mücadele”nin iktidar perspektifini kazanamayarak “s›n›rl›, güdük bir antifaflizmin ötesine” ge-çemedi¤ini belirtiyor: “‹flçi s›n›f›n›n s›n›f olarak önderlik etmekten uzak oluflu ve kat›l›m zay›fl›¤›, antifaflist savafl›m›n stratejik yönelimini za-y›flatt›¤› gibi, devrimci fliddetin proletaryan›n y›¤›nsal eylemle-riyle do¤ru biçimde birlefltirilebilmesi olana¤›n› da ortadan kald›r-d›. Macerac›l›¤›n öne ç›kmas› giderek hareketi zay›flatt›. Antifa-flist savafl›mda proletaryan›n önderli¤i ve etkin kat›l›m›n›n zo-runlulu¤unu bizzat yaflan›lan bu pratik de göstermektedir.” Do¤ru bir ideolojik bak›flaç›s› ve ‘70’li y›llar›n deneyim262

lerinden ç›kar›lm›fl isabetli sonuçlar›n bu birarada sunuluflunun, do¤al olarak, dönemin taktik sorunlar›na ve görevlerine de bu çerçevede yaklaflmay› getirmesi beklenir. Ama hemen ard›ndan ve Ekim hedef al›narak söylenenler, yukar›daki sözlerde yans›yan ideolojik bak›flaç›s›n›n ödünç al›nd›¤›n› ve deneyimlerin de süs olarak kald›¤›n› gösteriyor. Yukar›daki sözlerin devam›n› okuyoruz: “Bu yönde dikkat çekici olmak, görevler koymak ayr› fleydir, mücadelenin önümüze koydu¤u, örgütlemekle yükümlü oldu¤umuz görevlere s›rt çevirmek ayr› fleydir.” Yani? Yani temel ve stratejik önemde olana dikkat çekile-cek, buna iliflkin olarak görevler konulacak; fakat güncel olarak mücadele semt ekseninde öne ç›kt›¤›na göre, somutta bunun gerekleri üzerinde yo¤unlafl›lacakt›r. Peki ya bu, “kendili¤inden mücadelede hangi kesim ve alan öne ç›km›flsa oraya yönelmek” (Devrimci Proletarya) fleklindeki davran›fl tarz›n›n bir yeni örne-¤i de¤ilse nedir? E¤er stratejik bak›flaç›s›n›n ve ‘80 öncesi de-neyimlerin bir anlam› varsa, kent yoksullar›nda hareketlili¤in uç verdi¤i bir noktada, s›n›f hareketi üzerinde çok daha etkin bir biçimde yo¤unlaflmak gerekmez mi? Hareketin istikrar›, “güdük bir anti-faflizmin ötesine” geçerek iktidar perspektifi kazanmas›, devrimci fliddetin macerac›l›k biçimde yozlaflmas›n›n önüne ge-çilmesi vb., vb., tüm bunlar tam da bunu gerektirmiyor mu? Parti bile olamam›fl, s›n›f içinde aya¤›n› az-çok sa¤lam bir zemine ba-samam›fl bir hareketin, bir an önce partileflmek ve siyasal mü-cadelenin s›n›fa dayal› önderli¤ini güvenceye almak sorumlulu-¤u, tam da bunlar› gerektirmiyor mu? Bu görevler günün en ya-k›c› ve çözümde belirleyici görevleri de¤il midir? Ama parti ile devrimi, s›n›f ile müttefiklerini bir arada örgütleme biçimindeki bulan›k bak›flaç›s›na bunlar, günün görevlerine “s›rt çevirmek” olarak görünebiliyor. Anti-faflist mücadele ve semt eksenli çal›flma Fakat bu çarp›kl›¤› tamamlayan daha da kritik bir baflka 263


sorun var. Yukar›daki sözler “Tasfiyecilik EK‹M’in teorisindedir ... de-mokratik ve anti-emperyalist görevleri küçümseyen sözde sosya-list devrimci programatik yaklafl›m›ndad›r” biçiminde sürüyor. “Programatik yaklafl›m”lara iliflkin tart›flma konumuzu afl›-yor. Zaten Orak-Çekiç’in niyeti de bu de¤il. Onun as›l sorunu, EK‹M’in semt eksenli çal›flma karfl›s›nda s›n›f eksenli çal›flma-y› vurgulamas›n› al›p, bunu anti-faflist mücadelenin küçümsenme-sine bir kan›t saymas›d›r. Anlafl›lmas› güç bu tutumun gerisinde gerçekte T‹KB’nin anti-faflist mücadeleyi alg›lama tarz› yatmak-tad›r. T‹KB için, anti-faflist mücadele denilince her fleyden önce semtler ve anti-faflist toplumsal dinamikler denilince de s›n›f-d›fl› katmanlar akla gelmektedir. Daha tam bir ifadeyle, T‹KB çizgisindeki yay›nlarda bunlar özdefl iliflkilendirmelerdir. S›n›f önderli¤i ve iflçi s›n›f›n›n fiili kat›l›m›na iliflkin (süs olarak kalan) tüm kay›tlara ra¤men bu böyle. Bunun böyle oldu¤una y›llar öncesinden ve bugünden bir kaç örnek vermek istiyoruz. Orak-Çekiç, say›:67, Ocak-fiubat 1990: “Çal›flmalar›m›z sadece iflçi s›n›f› ile s›n›rl› de¤ildir ve olmayacakt›r... çeflitli s›n›f ve tabakalar aras›nda komünist düflünceyi ve örgütlenmeyi gelifltirmek, ... hedefimizdir. T‹KB’liler bulunduklar› her yerde anti-faflist mücadelenin içindedirler. Komünistlerin en tutarl› demokrat, faflizme karfl› mücadelenin en kararl› unsurlar› olmas› gerçe¤iyle hareket etmektedirler.” (Baflyaz›) Orak-Çekiç, say›:70, May›s 1990: “Örgütsel çal›flmam›z›n a¤›rl›k merkezi iflçi s›n›f›ndad›r. Fakat komünist çal›flman›n alan› bununla s›n›rland›r›lamaz... Bir bütün olarak demokratik görevle-rin yads›nmas› veya küçümsenmesi kabul edilemez.” (Baflyaz›) Devrimci Proletarya, say›:36, fiubat ‘95: “Konunun, EK‹M’-in yaln›zca iflçi s›n›f› d›fl›ndaki s›n›f ve tabakalara de¤il, anti-faflist demokratik görevlere bak›fl›yla da yak›ndan ilgisi vard›r.” (Öncülük ve Kuyrukçuluk yaz›s›, s.45) 264

Ve son bir örnek, Eylül ‘95 tarihli Orak-Çekiç’te, Ekim’in semt eksenli çal›flmaya yöneltti¤i elefltiriyi “demokratik ve anti-emperyalist görevlerin küçümsenmesi” ile iliflkilendiren tutumudur. Nerede iflçi s›n›f› d›fl›ndaki s›n›f ve katmanlar içinde ça-l›flmaktan sözedilmiflse, dikkate de¤er bir biçimde, hemen ard›n-dan anti-faflist mücadelenin ya da demokratik görevlerin önemi vurgulanm›flt›r. Ve tersinden, nerede EK‹M’in iflçi s›n›f› d›fl›n-daki s›n›f ve tabakalar› küçümsedi¤i söylenmiflse, ayn› flekilde, hemen ard›ndan bu onun anti-faflist mücadeleyi ya da demokratik görevleri küçümsemesine tart›flmas›z bir gösterge say›lm›fl, bu iki-si aras›nda organik bir bütünlük görülmüfltür. Bu sonuncusu üzerinden soruyoruz. Partileflme sürecinin te-mel önceliklerini gözetmek kayg›s›yla ve iktidar perspektifine da-yal› bir mücadelenin biricik toplumsal güvencesi olan s›n›f içinde öncelikle sa¤lam bir yer tutmak amac› çerçevesinde; bir hareke-tin, taktik bir tutum olarak, iflçi s›n›f› d›fl›ndaki s›n›f ve katmanlar içinde çal›flmay› tali önemde görmesinin “anti-faflist demokratik görevleri küçümsemek”le ne gibi bir ilgisi olabilir? Tersine, s›n›fa dayal› bir öncü parti örgütlemek, s›n›f içinde aya¤›n› sa¤lamca yere basan bir politik güç olmak, anti-faflist demokratik müca-delenin iktidar perspektifine dayal› olarak sürdürülebilmesinin de en iyi güvencesi de¤il midir? Ayn› flekilde, proletaryan›n devrim-ci s›n›f hareketini gelifltirmek, bu mücadelenin sosyalizm hedefi-ne ba¤lanan bir mücadele olarak gelifltirebilmenin temel koflulu ve olanakl› biricik yolu de¤il midir? Yanl›fl ve çarp›k olan, EK‹M’in de¤il T‹KB’nin tutumudur. T‹KB’nin anti-faflist demokratik görevleri iflçi s›n›f› d›fl›ndaki s›-n›f ve tabakalarla özdefllefltiren tutumudur. Bu çarp›k ve meka-nik bak›fla göre, proletarya sosyalizm için, “öteki s›n›f ve tabaka-lar” ise faflizme karfl› demokrasi için savafl›rlar. Böyle olunca, faflizme karfl› mücadeleyi önemsemek ve onu güncel bir pratik mücadele olarak yürütmek demek, herfleyden önce “öteki s›n›f ve tabakalar” içinde çal›flmay› 265


önemsemek ve onlar içinde de her durumda etkin bir pratik siyasal çal›flma yürütmek demektir. ‹yi ama bu durumda, bu mant›¤a göre, temel bir demokrasi soru-nu olan Kürt ulusal sorununu önemsemek de bir an önce Kür-distan’da etkin bir çal›flmay› gündeme almay› gerektirmez mi? Oysa nedense bu ayn› mant›¤›n sahipleri, ulusal sorun sözkonu-su oldu¤unda ve ulusal harekete verdikleri önem çerçevesinde, hep de etkin bir s›n›f çal›flmas›na, s›n›f hareketinin bir an önce devrimci bir geliflme mecras›na çekilmesine dikkat çekip duruyorlar. Tutars›zl›¤› sergilemek için bu son örnek bile kendi bafl›na yeterlidir. Fakat sorun hiç de basit bir tutars›zl›k sorunu de¤ildir. Gerisinde tersyüz edilmifl “emperyalist ekonomizm” diyebilece¤i-miz bir düflünüfl tarz› vard›r. Bu düflünüfl tarz›, proletaryan›n demokratik siyasal sorunlar› önemsemesini, salt proletaryan›n ken-di müttefiklerine karfl›, onlar›n sorun ve istemlerine karfl› duyar-l›l›¤› ve sorumlulu¤u çerçevesinde alg›lar. Bunun proletaryan›n kendi öz konumu ve ç›karlar›yla do¤rudan ba¤›n› gözden kaç›r›r. Demokrasi mücadelesini ve demokratik sorunlar› “öteki s›n›f ve tabakalara” özgü, onlar›n ç›karlar›yla ilgili görür. Proletaryan›n ç›karlar›n› salt sosyalizm ile, “öteki s›n›f ve tabakalar”›n (ki içinde proletaryan›n sosyalizm mücadelesindeki müttefikleri de vard›r) ç›karlar›n› ise salt demokrasi ile iliflkilendiren bir tutumdur bu. T‹KB sözkonusu oldu¤unda, ilk bak›flta flafl›rt›c› ve kaba, dola-y›s›yla inan›lmas› güç gibi görünen bir düflünüfl tarz›d›r bu. Fakat stratejik öncelikler çerçevesinde s›n›f üzerinde yo¤unlaflan bir çal›flma takti¤inin ona demokrasi mücadelesinin küçümsenmesi, hatta hatta ihmali olarak görünmesi, baflka türlü anlafl›lamaz ve aç›klanamaz. “Öteki s›n›f ve tabakalar” içindeki çal›flman›n önemsenmesini hep de anti-faflist mücadele ile, demokrasi görevlerinin önemsenmesi ile iliflkilendirilmesi, akla ancak bu düflünüfl tarz›n› getirebilir. Nitekim taktik ad›mlar ve aç›l›mlar da bu düflünüfl tarz›n› akla getiriyor. ‹flçiler için “Eme¤in Kurtuluflu” perspektifi çerçevesinde Kurultay arac› gelifltirenler, s›n›f-d›fl› semt katmanlar› için ise “demokratik kurtulufl” 266

perspektifi çerçevesinde “Anti-faflist Komiteler” (AFMK’lar) örgütlenmesini gelifltirmek yoluna gidiyorlar. Bunun böyle oldu¤una yak›n dönemden bir örnek daha ver-mek istiyoruz. Orak-Çekiç’in 86. say›s› (Mart 1995) dönemin te-mel taktik görevlerini flöyle s›ral›yor: “Yaflad›¤›m›z dönemde ör-güt olarak bizi daha ileriye götürecek olan ad›m ve politikalar bellidir. Bunlar› flu üç ana bafll›k alt›nda toplayabiliriz: Bir, iflçi-emekçi kurultay›; iki, anti-faflist mücadele; üç, teori cephesin-deki at›l›m›n sürdürülüp derinlefltirilmesi. ... Bütün bunlar, lenin-ist strateji ve taktik biliminde ‘esas halka’ olarak tan›mlanan ve s›ms›k› sar›lmam›z gereken türden bugünün stratejik görevleridir.” Siyasal alana iliflkin ilk ikisinden ilki, s›n›f çal›flmas› ve ikincisi, s›n›f d›fl› kesimler, yani dosdo¤ru semt çal›flmas› anlam›na geliyor. ‹lkinde “Kurultay”›n gördü¤ü ifllevi, ikincisinde “AFMK’lar” denilen semt örgütlenmeleri yerine getiriyor. “AFMK’lar”›n konumu ve prati¤i, anti-faflist mücadelenin “öteki s›n›f ve tabakalar”a özgü ve semt eksenli alg›land›¤›na iyi bir örnektir. Son bir y›ll›k geliflmeler apaç›k hale getirmifltir ki, “faflizme karfl› militan bir kitle mücadelesini örgütlemenin temel biçimi” olarak sunulan AFMK’lar›n etkinlik ve eylemleri tümüyle semt eksenlidir. Dar ve çarp›k kavray›fl, kendi mant›¤›na uygun bir örgütlenmeyi ve prati¤i de beraberinde getirmifltir. Anti-faflist mücadele ve AFMK’lar üzerine yaz›larda, “sak›n›lmas› gereken yanl›fllar” çerçevesinde konulan tüm s›k›nt›l› kay›tlara ra¤men, sayfalar dolusu anlat›m, bunun mekansal ve toplumsal zemininin semtler ve semt katmanlar› oldu¤unu gizleyemiyor. (Devrimci Proletarya, say›:35, s.14-20) (“Silahl› mücadele” çizgisinin de kan›t› say›lan bu “AFMK’lar” anlay›fl› ve prati¤ini ele almay› “programatik yaklafl›mlar”a iliflkin tart›flmalar bahsine b›rak›yoruz.) Semt çal›flmas›na “makul” gerekçeler Orak-Çekiç’in tart›flmakta oldu¤umuz “Semtlerdeki Dinamik267


ler...” bafll›kl› yaz›s› befl aflamal› bir iç yap›ya sahip. ‹lk aflamada, ‘70’li y›llar›n semt eksenli çal›flma tarz› mah-kum ediliyor. ‹kinci aflamada, Gazi Direnifli sonras›nda semt çal›flmas›n›n apayr› bir önem kazand›¤› belirtiliyor ve ard›ndan, oysa Ekim’in bunu kavrayamad›¤›, böylece “geliflen anti-faflist toplumsal dinami¤e”, onun gerektirdi¤i güncel devrimci görevlere s›rt çe-virdi¤i iddias› geliyor. Üçüncü aflamada ve Ekim’le tart›fl›yor olman›n›n bas›nc› kar-fl›s›nda; kuflkusuz aslolan iflçi s›n›f›d›r, iflçi s›n›f›n›n önderli¤i olmaks›z›n, bu önderlik fiilen güvenceye al›nmaks›z›n, semtlerde-ki anti-faflist toplumsal dinamiklerin kendi bafl›na iktidar eksenli bir mücadele yönelimi kazanamayaca¤›na iliflkin temel önemde gerçekler belirtiliyor. Hemen ard›ndan, ki bu dördüncü aflama oluyor, dönülüp bu kez yeniden fakat semt çal›flmas› buna ra¤men çok önemlidir deniliyor; bunun gerekçeleri ve nas›l “s›n›f perspektifli bir çal›fl-ma” haline getirilebilece¤i ortaya konulmaya çal›fl›l›yor. Ve nihayet yaz›, finali oluflturan beflinci aflamada, yap›lan gerekçelendirmelerden de al›nan güçle, semt çal›flmas›n›n kutsanmas› ve tüm örgüt komitelerinin önüne temel bir görev ola-rak konulmas›yla son buluyor. ‹lk üç aflamay› ele alm›fl bulunuyoruz. fiimdi s›ra dördüncü aflamada. Yani semtlerde “s›n›f perspektifli çal›flma”n›n (ki bu ayn› zamanda bir ara bafll›kt›r) gerekçelendirilmesinde. Demek oluyor ki, semt çal›flmas›n›n teorize edilmesine iliflkin bölümlerde. Orak-Çekiç’in bugün “s›n›f perspektifli” bir semt çal›flmas›n› genel planda gündeme al›rken buna gösterdi¤i ilk gerekçeyi daha önce görmüfltük. Bu, küçük-burjuva devrimci örgütlerin bu alanda yarataca¤› tahribat› “komünist bir çal›flma ve önderli¤in gelifltirilmesi” yoluyla “en aza indirmek” üzerineydi. Bunu flu ikincisi izliyor: “‹kinci olarak, semtlerdeki çal›flma halkç› bir içerik ve örgütlenmeyle de¤il, komünist nitelikte, ayn› zamanda s›n›fsal ö¤elerini ayr›flt›r›larak yürütülecektir. 268

Dünle s›n›rlayan bir düflünüflten kendisini kurtararak, semtlerin bugün-kü yap›s›n›n do¤ru bir çözümlemesi ve derinleflmifl s›n›f pers-pektifiyle yürütülecek bir çal›flma, bizim iflçi s›n›f›n› örgütleme çal›flmalar›m›z› zay›flatmaz güçlendirir.” Devam›ndaki tüm aç›klamalar ve argümanlar ise, bu ikin-ci gerekçenin aç›mlanmas›n› oluflturuyor. Bunlardan ilki, “semt-lerdeki havan›n devrimcileflmesi”nin, genel etki yoluyla oldu¤u kadar bu bölgelerde oturan iflçileri etkilemesiyle de fabrikalara do¤ru yans›yaca¤› üzerinedir. Bu genel planda kuflkusuz do¤ru-dur. Fakat bunun objektif bir etken olarak etkide bulunmas› ile, s›n›f hareketini devrimcilefltirmenin bir pratik yolu ve yöntemi olarak seçilmesi ve semtlerde bu amaca dayal› bir politik çal›fl-ma içine girilmesi, iki farkl› fleydir. Bu ikincisi ‘70’li y›llardan kalmad›r ve Gazi Direnifli sonras›nda yeniden revaçtad›r (Gazi Direniflinden bu temel politika dersini ilk ç›karan S‹P oldu). Semtlerde kolay ve h›zl› güç kazanman›n cazibesine dayanama-yan, fakat marksist aç›dan s›n›f eksenli bir çal›flman›n da iyi-kötü fark›nda olan ak›mlar›n, buna ra¤men semtlere belli bir gönül rahatl›¤› ile yönelmelerini kolaylaflt›ran bir ifllevi var bu argüman›n. Orak-Çekiç, hemen ard›ndan, bunu tamamlayan ikinci ar-güman› s›ral›yor: “‘80 öncesinde semtlerde en genifl etkiyi sa¤layabilmifl örgütler, baz› bölgelerde fabrikalarda da genifl bir iflçi gücüne ulaflm›fllard›.” ‘80 öncesinin pratik sonuçlar› bak›m›ndan hayli çarp›k bir deneyiminin bugün olumlu bir örnek olarak öne ç›kar›lmas› üzerinde geçen say›daki bölümde durmufltuk. Eksik b›rakmamak için ekleyelim ki, Orak-Çekiç, ‘80 öncesi bu tarz›n çarp›k sonuç-lar›na elbette tümden gözlerini kapatm›yor. Fakat bunun “eleflti-rel bir bak›flla” telafi edilebilece¤ini ve bu baflar›ld›¤›nda ise, so-nuçta semt çal›flmas› ve etkinli¤inin “s›n›f›n örgütlenmesini güçlendirici ve kolaylaflt›r›c› olaca¤›”n› savunuyor. Buradaki temel yan›lg›, “elefltirel bak›fla” duyulan afl›r› naif güvenden geliyor. Bir yanda “elefltirel bak›fl” ve öte yanda, semtler üzerinden gelen ve karmakar›fl›k bir sosyal269


kültürel ortam›n ürünü olan, her türlü darl›k ve çarp›kl›kla malül bir toplumsal-politik etki! Sözü edilen “elefltirel bak›fl”›n bu maddi-toplumsal etkiye çarparak y›k›lmas›, yerini bu etkinin yeflertece¤i “s›n›rl› bir antifaflizm ve halkç›l›-¤a” b›rakmas› akla daha uygun de¤il midir? Unutmamak gerekir ki, herhangi bir siyasal ak›m› ya da parti-yi de¤il, henüz aya¤›n› kendi öz toplumsal zeminine basamam›fl parti öncesi bir örgütü, onun çal›flma taktiklerini tart›fl›yoruz. Ya böyle bir örgüt, henüz kendi topra¤›nda filizlenme imkan›n› bulamam›flken, semtlerin o bugün için verimli topra¤›na düfler de geliflip serpilmesini bu sosyal ve kültürel zeminde yaflarsa ne olacak? Türkiye’nin 30 y›ll›k deneyimlerinden sonra bunlar an-lafl›lmas› o kadar güç olan gerçekler midir? Devrimci Prole-tarya’n›n kendisi, Gazi Direnifli’nin befl ay öncesinde bize “bu bir s›n›fsal karakter sorunudur” dememifl miydi? Elbette semtlerden gelen bas›nc›n olumlu devrimci havas›ndan yararlanmak, öte yandan çarp›k etkilerini gidermek mümkündür. Fakat bunun tek olanakl› yolu, bu etkiyi olumlu ve olumsuz yönleriyle do¤ru karfl›lama yetene¤ine sahip olan en ile-ri s›n›f zemininde maddi bir politik kuvvet olabilmektir. Bu bir s›n›f iliflkileri, toplumsal-siyasal güçler dengesi alan›d›r. Kürdistan’dan gelecek milliyetçi etkiyi ya da semtlerden gelecek karmafl›k çarp›k etkiyi do¤ru bir çizgide bloke edebilmenin, ve tersinden, bu devrimci demokrat toplumsal-siyasal dinamiklerin devrimci güç ve etkisinden en iyi biçimde yararlanabilmenin tek gerçek olana¤›, devrimci kimlik kazanm›fl bir s›n›f hareketidir. E¤er semt hareketlili¤inin güç kazand›¤› ve tüm devrimcidemokratlar›n semt eksenli bir çal›flmaya odakland›klar› bir s›ra-da, sosyalizm ad›na siz de flu veya bu gönül ferahlat›c› gerekçeyle ayn› alana yönelirseniz, semt dalgas›n›n sizi de yutmas› gibi önemsiz bir sonucun ötesinde, bunun iki önemli sonucu olur. ‹lkin, iflçi s›n›f› hareketi bir kez daha sendika bürokrasisinin ve sosyal-reformizmin s›n›rs›z tahribat›na terkedilmifl olur. Ve ikinci olarak, iflçi s›n›f› hareketi semt 270

katmanlar›na dayal› bir devrimci sosyal-siyasal hareketlili¤in gölgesinde kal›r. Teorik muhakemenin man-t›ksal sonuçlar› bir yana, ‘80 öncesinin mücadele gerçekleri bile bunu bütün aç›kl›¤› ile göstermiyor mu? Yineliyelim ki, küçük-burjuva katmanlardan ve yar›-proleter yoksul y›¤›nlardan besle-nen ve s›n›fsal, siyasal, kültürel, etnik, mezhepsel türden bir dizi karmafl›k etkene dayanan bir hareketlili¤i, do¤ru bir mücadele kanal›na çekebilmenin, ona do¤ru hedefler kadar az-çok istikrar-l› bir geliflme seyri de kazand›rabilmenin tek olanakl› yolu, devrimci bir iflçi s›n›f› hareketidir. Bu en basit ve temel önemde marksist do¤ruyu bir türlü kavrayamayanlar, iliflkiyi tersyüz ede-rek, semtin küçük-burjuva ve yoksul katmanlar› hareketine da-yanarak s›n›f› devrimcilefltirmeyi umabiliyorlar. Bu çarp›kl›k, sosyalizme ve iflçi s›n›f›na gönül veren geleneksel halkç› hareke-tin tüm siyasal yaflam›n› belirlemifl bir anlay›fl ve pratiktir. Zama-n›n darbeleri onu hayli y›pratm›fl bulundu¤u için flimdilerde bu ayn› anlay›fl ve prati¤e daha incelikli, daha “marksist” ve daha “proleter” bir görünüm kazand›r›lmaya çal›fl›l›yor. Semti “s›n›f-sal ö¤eleri ayr›flt›rmak”, “dünle s›n›rlayan bir düflünüflten kendi-sini kurtararak, semtlerin bugünkü yap›s›n› do¤ru çözümlemek”, çarp›kl›klar› “elefltirel bak›flla” telafi etmek üzerine tüm söz y›-¤›n›n›n ifllevi budur. Orak-Çekiç biraz afla¤›da devam ediyor: “Semtlerdeki hareketin halk›n çeflitli s›n›f ve kesimlerini içerisinde bar›nd›r›yor olmas›n›n proletarya hareketinin ba¤›ms›z örgütlenme ve eylemi üzerinde yapaca¤› olumsuz bask›, aslolarak devrimimizin içerisin-de bulundu¤u aflaman›n sorunudur. Devrimin sosyalist dönüflüm aflamas›nda dahi proletarya ile yak›n müttefikleri aras›ndaki iliflki-de onlardan gelecek bir bask› olarak varl›¤›n› sürdürecektir. ‹flçi s›n›f› müttefikleriyle iliflkisinde ba¤›ms›z örgütlenmesini gelifl-tirmeye, önderlik inisiyatifini elde tutmaya önem vermeli, onlar› devrimin içerisinde bulundu¤u aflaman›n stratejik hedeflerine do¤-ru yöneltir, ittifak›n› pekifltirirken, devrimci bir elefltirelli¤i de elden b›rakmamal›d›r.” Somut siyasal yaflam alan› ve bunun pratik gereklerinden 271


soyut s›n›f iliflkileri düzlemine, soyut teorik flemalar diyar›na ç›k›ld›¤›nda, sorun güncel de¤il fakat genel tarihsel bir çerçevede ele al›nd›¤›nda, durum gerçekten bir hayli kolaylafl›yor. Proletarya elbetteki kendi müttefiklerinden gelecek bas›nc› kendi ba¤›ms›z örgütlenmesi ve önderlik inisiyatifi ile karfl›lama ve giderme olana¤›na sahiptir. Fakat sorunun kendisi, tam da proletaryan›n kendi ba¤›ms›z kimli¤ini, örgütlenmesini ve önderlik inisiyatifini gelifltirebilmesi sorunu de¤il midir? Tüm bunlar›n baflar›lmas›nda komünist hareketin proletarya hareketine karfl› so-mut politik-örgütsel görevleri sorunu de¤il midir? Teorik çerçeve-de proletarya “öncü” ve “temel” güç olarak, toplumun tek tutarl› devrimci s›n›f› olarak, elbette tüm bunlar› baflarabilme güç ve kapasitesine sahip bir s›n›ft›r. Fakat zaten as›l sorun da, bunun pratik siyasal yaflamda bir gerçe¤e dönüfltürülmesi, soyut teorik gerçeklerin proletarya hareketi flahs›nda ete-kemi¤e büründürül-mesi, maddi bir güce dönüfltürülmesi de¤il midir? Stratejik he-deflerin gereklerine uygun, onlar› kolaylaflt›racak ve güvenceye alacak taktik yönelimler içerisinde olmak de¤il midir? Küçük-burjuva toplumsal hareketin semtlerden uygulayaca¤› “devrimci kuflatma” yard›m›yla devrimcileflecek bir proletarya hareketinin vay haline! Böyle bir durumda teorik flemalar›n gerçek yaflam karfl›s›nda bir de¤eri kalmaz; proletarya hareketi, de¤il “önderlik inisiyatifi” ile küçük-burjuva etkiyi bloke etmek, kendisi bizzat onun a¤›rl›¤› alt›nda kal›r. Ve modern s›n›f iliflkilerinin egemen oldu¤u bir toplumda, küçük-burjuva hareket proletarya hareketini yedekleme yetene¤inden nesnel olarak yoksun oldu¤u içindir ki, gerçek sonuç da, proletarya hareketi burjuva-reformist ak›mlar›n denetiminde kal›rken, semtlerin küçük-burjuva demokratik hareketinin de proleter s›n›f önderli¤inden yoksun kalman›n yol-açaca¤› kaç›n›lmaz akibetle yüzyüze kalmas› olur. Söylenenleri anlamak için ‘80 öncesi Türkiye’nin sosyal-siyasal mücadeleler deneyimine bakmak yeterlidir. Orak-Çekiç’in teorik flemalar düzlemindeki gerçeklere iliflkin paragraf› flu pratik vurguyla bitiyor: “‘Erime’ tehlikesine 272

karfl› savafl›r›z ama bu bizi devrimin ilerletici görevlerinden, bunun gerektirdi¤i ittifak ve örgütlenmelere giriflmekten al›koyamaz.” Giriflte soyut teorik ve tarihsel çerçeveden söze bafllanm›fl, bu çerçeve içinde proletaryan›n tarihsel rolü ve önderlik kapasitesinden konuflulmufltu. Oysa paragraf›n bitiminde söz somut duruma ba¤lan›rken, proletarya bir anda “biz”le yer de¤ifltiriyor, proletaryan›n yerini henüz proletarya d›fl› bir örgüt olan T‹KB al›yor. Böylece de, soyut flemalarda proletaryaya atfedilen rol ve kapasite, T‹KB’nin semt eksenine kayan çal›flmas›n› mazur ve makul göstermenin bir olana¤›na dönüflüyor. “Devrimin ilerletici görevleri”nden sözedenlerin e¤er devrimler teorisi ve tarihi hakk›nda bir nebze olsun sindirilmifl bir görüflleri varsa, kolayca anlamalar› gerekirdi ki, devrimci süreci stratejik amaçlar do¤-rultusunda ilerletebilmenin en öncelikli koflulu proletaryan›n ba¤›ms›z s›n›f örgütlenmesini gelifltirmektir. S›n›f ittifaklar› üze-rine kocaman laflar etmeden önce, bu ittifaklar› gerçeklefltirme ve devrim sürecinin ilerletilmesine dayanak yapma yetene¤ine sahip biricik toplumsal s›n›f içinde aya¤›n› sa¤lamca basacak bir parça yer tutabilmektir. “‘Erime’ tehlikesine karfl›” biricik top-lumsal güvence de budur. Ard›ndan “ittifak” örgütlenmelerine geçiliyor. Burada, genel planda daha çok bir slogan olan, somut durumlarda ise T‹KB taraftar› semt gençlerinin örgütlenmesinden baflka bir fley olma-yan “AFMK’lar”›n bu s›n›flar ittifak›n›n “semtlerde ortaya ç›k-makta olan” örgütsel biçimi oldu¤u, büyük bir ciddiyetle iddia ediliyor. Bunu, semtler ve semtler üzerinden “s›n›fsal ittifaklar” sorununun nelere vard›r›ld›¤›na bir gösterge say›p geçiyoruz. Semt çal›flmas› üzerine teorizasyon çabas›, tan›m ve tespit olarak do¤ru, fakat güncel görevler ve yönelimler çerçevesinde ç›kar›lan sonuçlar yönünden yanl›fl anlat›mlarla devam ediyor. Do¤al olarak tüm anlat›m semt yöneliflinin “makul” gösterilmesine ç›k›yor. Oysa tespit edilen tüm gerçekler, s›n›f çal›flmas› üze-rinde özel bir çabayla yo¤unlaflman›n, s›n›f hareketinin ba¤›m-s›z devrimci geliflmesi görevine daha s›k› bir biçimde 273


sar›lma-n›n dayanaklar› olarak da ele al›nabilirdi. Elbette marksist bir bak›flaç›s›na sahip olmak, güncel görevlere stratejik hedefler ve öncelikler ›fl›¤›nda yaklaflabilmek, leninist takti¤in bu en temel koflulunu gözönünde bulundurabilmek kayd›yla. Semt çal›flmas›n›n “derinleflmifl s›n›f perspektifiyle” yürütülmesi, semtlerin sosyal-kültürel aç›dan heterojen yap›s›n›n “s›-n›fsal ö¤elerine ayr›flt›rarak” ele al›nmas›, çal›flman›n “genel bir anti-faflist halk hareketi düzleminde de¤il, emekçi kitleleri dü-ze-ne yöneltecek s›n›fsal taleplerle yürütülmesi” Orijinal yay›ndaki ek metin: vb. yollarla niteli¤ini almakla “Son 30çal›flman›n y›l›n sol “s›n›fsal” hareketinin ortak güvenceye paydas› iktidar pers-pektifi Orak-Çekiç, ve iradesinden yoksunluktur. Revizyonist yetinmeyen çal›flmaya bir de “proleter”vebir sosyal-reformist ak›mlar için özelBuna bir aç›klama gerektirmeyen kimlik kazand›rmaya çal›fl›yor. iki dayanak gösteriyor. bu olgu, gerçekte devrimci ak›mlar›n da temel Bunlardan ilki fabrika ve semtin içiçe geçti¤i özelli¤idir. iflçi a¤›rl›kl› Bu (ya ak›mlar teorik perspektif, politik program, taktik semt da iflçi semtleri) ger-çe¤idir. ‹kincisi ise, semtlerde çizgi ve ör-güt cephelerinde bir önderlik düzeyi ve yayg›nlaflan “informel sektör”de çal›flan (a¤›r çal›flma ve sömürü kapasitesine ulaflmak bir yana, buna yaklaflamam›fllard›r koflullar› içinde bulunan) iflçiler-dir. ‹lk gerekçe herhangi bir bile. En iyi durumda oyna-d›klar› rol, kitle mücadelelerine tart›flma gerektirmiyor. Her s›n›f çal›flmas› s›n›f› tüm yaflam› stratejik hedefler do¤rultu-sunda yön vermek de¤il fakat üzerinden, iktisadi, sosyal ve kültürel yaflam›n tüm alanlar› bu mücadelelerden etkilenerek ve elbette onlar› etkileyerek üzerinden kucaklamaya çal›fl›r. Popülist Fabrikalar-la içiçe geçmifl birlikte sürüklenmek olmufltur. önyarg›lar›n yaratt›¤›iflçi semtleri ise bu aç›dan s›n›f çal›flmas› için son derece avantajl› s›n›rl›l›k ve dizginlemeler nedeniyle, modern toplumun tek mekanlard›r. Komünistler bugüne kadar ken-di somut çal›flma tutarl› devrimci s›n›f› olan iflçi s›n›f›n› teorik ve pratik bölgelerini bunabile gerekli dikkati bu hepak›mlar›n, gösterdiler ilgilerinin saptarlarken, oda¤›na koymay› baflaramayan vedevrimci bu avantajdan yararlanmaya çal›flt›lar. önderlik bofllu¤unu dol-duramamalar›na flaflmak dayana¤a, “informel sektör” iflçilerinin semt çal›flmaiçin‹kinci de bir neden yoktur gerçekte. s›na proleter olarakegemen gösterilmesine gelince. Sanayi Moderns›n›f s›n›ftaban› iliflkilerinin oldu¤u bir toplumda, toplum içinde genelinde bir devrimciherhangi önderli¤i bir gelifltirebilmenin iflçileri sözüedilebilir ciddi ilerleme tek olanakl› yolu iflçi s›n›f›n› hareket noktas› “proleter” olarak sa¤lama-y› baflaramayanlar›n, genel semt yönelimlerine bilincin vekayg›s›yla, yönelimins›n›f›n olmad›¤› biralmaktan s›n›f-sal ge-çer. dayanakBu kazand›rmak bu enbir geri demek oluyor kisemtlerdeki iflçi s›n›f›yla kopmaz ba¤lar vedurumda, en da¤›n›k kesimlerinin varl›¤›na s›¤›nmalar› içinde birdo¤rusu komünist öncüsü söz inflabulam›yoruz. edilmeden genel karfl›s›n-da bizs›n›f söyleyecek devrimci önderlik ihtiyac›-na yan›t verilemeyece¤i temel Orak-Çekiç’in “Semtlerdeki Dinamikler...” üzerine yaz›s›n›n gerçe¤inin kavranamad›¤› koflullarda, önderlik iddias›ndaki beflinci ve son aflamas›na geçiyoruz. Bu, ortaya konulan tüm baflar›s›zl›k her türlü niyeti aflan bir kaç›n›lmazl›k olarak gerekçelerden sonra güçlendirilmesi bir gereklilik olarak kendini gösterir” ortaya ç›kan semt çal›flmas› konusunda, “örgüt komiteleri”ne EK‹M 3. Genel Konferans›/Siyasal ve Örgütsel verilen talimatlardan olufluyor: “Semtlerdeki çal›flmalar›m›z bu De¤erlendirmeler (Eksen Yay›nc›l›k, s.19-20) yakla- fl›mla güçlendirilmeli, yeniden ele al›nmal›d›r. Örgüt komitele-ri, konu ve alan yönelimlerine göre kendi içlerinde 274 görev payla-fl›m› yapmal›d›rlar. Çal›flmalar örgüt güçleri ve s›n›rl› yak›n çev-resi ile yürütülür olmaktan ç›kart›lmal›,

Parti, s›n›f ve sosyalizm


Herfley parti için! Mart 1995’de toplanan EK‹M 3. Genel Konferans›’n›n

yay›nlad›¤› bildirinin sonunda al›fl›lm›fl›n d›fl›nda iki sade slogan yer almaktad›r. Bunlardan ilki burada bafll›¤a ç›kar›lan slo-gand›r: “Herfley parti için!” “Parti y›l›” olarak ilan edilmifl bir y›l›n hemen bafl›nda top-lanan ve gündeminin oda¤›nda partileflme sürecinin sorunlar› bulunan bir örgüt konferans›n›n böyle bir fliar› öne ç›karmas›n›n kuflkusuz belirgin bir mant›¤› var. Fakat yine de, dünya ko-münist hareketinin tarihsel deneyimlerine özel bir ilgi göstermifl olan, bu çerçevede, “parti”yi fetifllefltirmenin, onu kendi içinde amaçlaflt›rman›n yaratt›¤› sorunlar› ve sonuçlar› iyi bilen bir hare-ket için, bu slogan›n ilk bak›flta yad›rgat›c› gibi görünen bir yan› da var. Oysa hemen onu izleyen öteki slogan, bu ilk izlenimin yer-sizli¤ini aç›kça gösteriyor: “Herfley devrim ve sosyalizmin ancak parti ile elde edilecek zaferi için!” ‹ki slogan›n bütünlü¤ü her-fleyi yerli yerine oturtuyor. ‹kisi birarada, araç ve amaç 277


diyalekti-¤i konusunda aç›k bir bilinci ve tutumu yans›t›yor. Modern revizyonizmin ve popülizmin yaratt›¤› ideolojik tah-ribat ve kar›fl›kl›¤›n ›fl›¤›nda düflünüldü¤ünde, herhangi bir abartmaya düflülmeksizin flu söylenebilir: Parti, s›n›f ve devrim kavramlar› aras›ndaki bütünsel iliflkinin tarihsel ve toplumsal anlam›n› yerli yerine oturtmak, bugün marksist-leninist kimli¤in en ay›rdedici yönlerinden biridir. Kuflkusuz böyle bir iddia ilk bak›flta flafl›rt›c›d›r. Zira Marksizm-Leninizm üzerine en basit el kitaplar›nda bile bu iliflki basit bir matematiksel ifllem kadar aç›k konur ve herkes de bunu bilir. Fakat sorun bu de¤ildir. So-run soyut teorik kal›plar ya da marksist formüllerde de¤il, ger-çek siyasal yaflam alan›ndad›r. Temel marksist görüfllerin bir si-yasal hareketin sorunlar› ele al›fl›nda ve somut siyasal görevle-rini belirleyiflinde kendini nas›l gösterdi¤ine iliflkindir. Teorik kavray›fl›n ve ideolojik kimli¤in gerçek ölçüsü, bu “pratik” aland›r. Ve buradan bak›ld›¤›nda, en elementer marksist görüfllerin bile, kendisini marksist sanan küçük-burjuva ak›mlar›n prizmas›ndan geçerken büyük k›r›lmalara u¤rad›¤› aç›kça görülür. Türkiye’nin son 25 y›ll›k geleneksel devrimci ak›mlar›n›n temel sorunlara bak›fl› bunun iyi bir örne¤idir. Marksist dünya görüflüyle iliflkileri zaten duygusal olmaktan öteye gidemeyen ti-pik küçük-burjuva ak›mlar› bir yana koyal›m. ‹çlerinden herfleye ra¤men marksist-leninist dünya görüflüne belli bir yak›nl›¤› olan ileri bir örnek üzerinden parti, s›n›f ve devrim sorunlar›n›n or-taya konulufluna bakal›m. Karfl›m›zda y›llard›r yinelenen ve bugün art›k okurlar›m›z için tan›d›k olan iki temel formül var. Bunlardan ilki “partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek”, öteki “iflçi s›n›f› ile öteki emekçi s›n›f ve tabakalar› birlikte örgütlemek” üzerinedir. Her iki slogan da ilk bak›flta çok masum görünüyorlar. Oy-sa daha önce ayr›nt›lara inen elefltirilerle de gösterildi¤i gibi, ger-çek durum hiç de böyle de¤il. ‹lk formül, parti sorununda gele-neksel hareketin kendili¤indencili¤ini ve ikinci formül, s›n›f d›fl› halkç› bir çal›flma ve prati¤in mazur 278

gösterilmesini yans›t›yor. Neden devrimi örgütlemek için bir an önce partiyi örgütlemek de¤il de, “devrimi ve partiyi birlikte örgütlemek”! Amaç devrimi örgütlemekse e¤er, bu stratejik amaç çerçevesinde öncelikle yap›lmas› gereken, bir an önce partiyi örgütlemektir. Zira partinin kendisi, as›l amaç olan devrimi örgütlenmenin en temel tarihsel arac›d›r. Partiyi örgütlemekte baflar›s›z kal›nd›¤› sürece, devrimi örgütlemek iddias›n›n zaten hiçbir ciddiyeti kalmaz. Ayn› flekilde, daha parti bile olamam›fl, kendine iflçi s›n›f› içinde aya¤›n› basacak bir yer bile bulamam›fl bir ak›m, sorunu buna ra¤men “iflçi s›n›f›n› ve öteki emekçi s›n›flar› birlikte ör-gütlemek” olarak koyuyorsa, ve bunu tam da dikkati “öteki emek-çi s›n›flar” içindeki çal›flmaya çekmek için yap›yorsa, sonuç s›-n›f d›fl› çal›flma ve örgütlenmeden baflka bir yere varamaz. Bu tür ak›mlar›n tüm prati¤inin apaç›k bir biçimde gösterdi¤i de za-ten budur. EK‹M flahs›nda ideolojik ve örgütsel ifadesini bulan komünist hareket, ortaya ç›k›fl›n› ve ideolojik flekillenmesini marksist-leninist dünya görüflünün temel sorunlar›nda yarat›lan bu tür çarp›kl›klar›n elefltirisine borçludur. Ve marksist dünya görüflünde kilit bir yer tutan parti, s›n›f ve devrim kavramlar›n›n yerli yerine oturtulmas›, bunlar aras›ndaki iliflki ve bütünlü¤ün pratik sonuçlar yönünden do¤ru bir biçimde kavranmas›, bu elefltiride özel bir yer tutmufltur. Ekim’in logosunda Marx taraf›ndan kaleme al›nan I. Enternasyonal Tüzü¤ü’nün temel bir belirlemesi yer almaktad›r: “‹flçi s›n›f›n›n kurtuluflu kendi eseri olacakt›r!” Ekim’in bu tercihi, Türkiye devrimci hareketinin yak›n tarihine Marksizm ad›na küçük-burjuva halkç› düflüncenin egemen olufluyla birlikte anlafl›labilir. ‹flçi s›n›f›n›n soyut teorik flemalardaki ayr›cal›kl› yerini pratikte de gözetmeye bir vurgu, bir ça¤r›d›r bu. Belirtmeye gerek yok ki, bu vurgunun, s›n›f›n tarihsel devrimci rolüne iliflkin olarak pratik politikada kuyrukçulu¤a varacak bir kadercilikle en ufak bir ilgisi yoktur. Tersine, 279


modern toplumun s›n›f iliflkileri içinde iflçi s›n›f›n›n tuttu¤u kendine özgü yeri soyut flemalarda de¤il, fakat pratik çal›flmada ve politik mücadelede gözeten bu tutum, öte yandan, parti ve s›n›f ile parti ve devrim iliflkilerini de bu kavray›fl›n organik bir parças› olarak do¤ru bir biçimde ele al›r. S›n›f›n devrimci siyasal mücadelede oynayabilece¤i nesnel rolü yerli yerine oturtan bir kavray›fl, beraberinde bunun öznel yönü-nün do¤ru kavran›fl›n› da getirir. EK‹M I. Genel Konferans›’n›n “Parti: Proletaryan›n Devrimci Öncüsü” bafll›kl› de¤erlendirmesinin flu girifl paragraf›, yaln›zca komünist hareketin bafl›ndan itibaren tafl›d›¤› kavray›fl›n de¤il, fakat buna uygun olarak giriflti¤i somut pratik çaban›n da öncelikli hedefini veriyor: “‹flçi s›n›f› devrimcileri olarak komün-istler için devrimci sürecin bugünkü evresinde en acil görev, Türkiye iflçi s›n›f›n›n marksist-leninist temellere dayal› devrimci s›n›f partisini yaratmakt›r. Komünistler bu sorunu çözüme kavuflturmadan devrimci siyasal mücadelelerinde kal›c› nitelikte hiçbir temel ad›m› atmay› umamazlar. Parti, sonraki ad›mlar›n da güvencesi zorunlu bir ilk ad›md›r. Devrim ve iktidar müca-delesinin bugün kavranmas› gereken en önemli halkas›d›r. Zira “iktidar savafl›m›nda, proletaryan›n, örgütten baflka silah› yok-tur”. Tarihsel deneyimin ürünü bu temel düflünce, 20. yüzy›l›n bütün bir sonraki deneyimi taraf›ndan ayr›ca ve kesin bir biçim-de do¤rulanm›flt›r. Proletarya, nesnel tarihsel konumuyla ça¤dafl toplumun bu devrimci öncü s›n›f›, bilinçli ve örgütlü öncüsü olarak partisine kavuflamad›¤› sürece, tarihsel amaçlar›na baflar›yla yürüyebilmek bir yana, bugünkü toplum içinde ba¤›ms›z bir siya-sal s›n›f konumu bile kazanamaz” Burada “Herfley parti için!” slogan›n›n somut anlam› aç›k bir biçimde ortaya konulmufltur. Parti kendi içinde bir amaç de-¤il, s›n›f›n kendi tarihsel rolünün bilincine varmas›nda ve bunu baflar›yla gerçeklefltirmesinde bir araçt›r. Fakat tam da bu neden-le, o tarihsel önemde vazgeçilmez bir araçt›r. Zira ça¤dafl dev-rimlerin tüm deneyimi, s›n›f›yla ve kitlelerle 280

birleflmeyi baflar-m›fl bir öncü parti olmaks›z›n, baflar›l› bir devrimci siyasal mü-cadelenin ve sonuçta devrimin zaferinin olanaks›zl›¤›n› göstermifl-tir. ‹flçi s›n›f›n›n tarihsel devrimci amaçlar›na baflar›yla ulaflmas›n- da öncü partiden baflka arac› yoktur, tarih henüz bir baflka araca tan›kl›k etmifl de¤ildir. Dolay›s›yla, partinin önemine yap›lan vurgu, bu arac›n tarihsel rolüne yap›lan vurgudan baflka bir fley de¤ildir. Ve yineleyelim ki, bu önem, iflçi s›n›f›n›n toplum içinde tuttu¤u kendine özgü yerden ve bu çerçevede flekillenen tarihsel rolden ayr› düflünüle-mez. S›n›f›na dayanmayan, sürekli olarak onun en iyi, en bilinçli ve savaflkan unsurlar›yla saflar›n› beslemeyen bir parti, ad›na la-y›k olamaz, rolünü do¤ru ve baflar›l› bir biçimde oynayamaz. Herfley parti için! Komünistler bu ça¤r›n›n teorik ve pratik anlam›n› daha derinlemesine özümsemelidirler. Ve parti olma-n›n efli¤ine vard›¤›m›z flu aflamada, onun gereklerini de art›k çok daha somut bir biçimde ele almal› ve baflar›yla gerçeklefltir-melidirler. 15 Ekim ‘96

281


Parti, sosyalizm ve s›n›f hareketi Partileflme sürecimizin ulaflt›¤› aflaman›n çeflitli aç›lardan

k›-sa bir tablosunu ortaya koyan ve komünist hareketin parti olman›n efli¤inde bulundu¤unu ilan eden y›ldönümü de¤erlendirmesi, s›n›f çal›flmas› alan›ndaki çeflitli kazan›mlar›m›z› s›ralad›ktan sonra bir gerçe¤e de aç›kl›kla iflaret etmektedir: “Yine de, s›n›f hareketiyle organik iliflkiler gelifltirme ve s›n›f hareketinin öne ç›kard›¤› öncü ö¤eler üzerinden kadrolaflma, bugün parti infla sürecimizin hala en zay›f kalan alan›d›r.” (Ekim, say›:154) Partiyi sosyalizm ile s›n›f hareketinin birli¤i olarak ele alan temel marksist düflünceye bafl›ndan itibaren özel bir hassasiyetle yaklaflan ve parti infla sürecinin pratik cephesini s›n›f hareketiyle birleflme ekseninde ele alan bir hareket için sözü edilen zay›fl›k flüphesiz apayr› bir önem tafl›maktad›r. Buna ra¤men komünist hareketin parti olman›n efli¤inde oldu¤unu söyleyebilmek, bu alandaki zay›fl›¤›n parti kimli¤i yönünden geçmifle göre art›k da-ha az önemsendi¤ini mi 282

gösterir? Kuflkusuz de¤il. Nitekim bu sorunun yan›t› sözkonusu de¤erlendirmenin kendisinde de vard›r: “Önemli olan, s›n›f yönelimindeki ›srard›r, önemli olan örgütün as›l gövdesiyle s›n›f çal›flmas› ekseninde konumlanmas›d›r. Bu ›srar ve konum korundu¤u sürece, partimizin proleter s›n›f taban›na ve fabrika hücrelerinden oluflan bir örgütsel zemine oturmas›, böylece proleter s›n›f bilefliminin de güvenceye al›nmas› yaln›zca bir zaman sorunu olacakt›r. Unutmamak gerekir ki, partinin kurulufl kongresi, parti infla sürecini yeni bir düzeyde devam ettirmeye de yaln›zca yeni bir bafllang›çt›r.” Bu yan›t, bir yöntemsel yaklafl›m› da ortaya koymaktad›r. Önemli olan bir perspektife uygun düflen pratik do¤rultuyu yakalamak ve bunda kararl› ve ›srarl› olabilmektir. Bu kararl›l›k ve ›srar, o perspektifin ideolojik olarak sindirildi¤ini gösterir ve pratik sonuçlar›n› da zaman içinde mutlaka yarat›r. Biraz erken ya da geç. Bu, bir perspektifin yaflama geçirilmesini kolaylaflt›ra-cak do¤ru taktikler ve baflar›l› bir çal›flma tarz›na oldu¤u kadar, siyasal koflullara ve kitle hareketinin içinden geçilmekte olan dö-nemdeki somut durumuna ve seyrine de s›k› s›k›ya ba¤l›d›r. Önemli olan ideolojik bir perspektifin pratik gereklerinde özel bir kararl›l›k ve ›srar gösterebilmektir dedik. Bu tür bir kararl›l›k ve ›srar, ne san›ld›¤› kadar önemsiz ve ne de göründü¤ü kadar kolay bir ifltir. Türkiye devrimci hareketinin 25 y›ll›k geçmifli ve bugünkü durumu buna olumsuz yönden iyi bir örnektir. Baz› sözler, baz› temel düflünceler, bu düflünceleri özlü bir biçimde dile getiren baz› temel formüller vard›r, genellikle bilinir ve olur olmaz tekrarlan›r. Fakat nedense ço¤u kez insanlar, siya-sal ak›mlar ya da örgütler, bunlar üzerinde somut ve derinlemesi-ne durup düflünmek, gerçek yaflamdaki karfl›l›¤›n› irdelemek, bundan gerekli pratik sonuçlar› ç›karmak ihtiyac› duymazlar. Marksizmin bir eylem k›lavuzu olarak de¤il, ama gerçek yaflam-da karfl›l›¤› aranmayan cans›z formüller y›¤›n› olarak ele al›nmas›, resmi teori ile gerçek pratik aras›nda 283


derin uçurumlar›n oluflmas› buradan, bu tutumdan kaynaklan›r. 25 y›ll›k geçmifli olan geleneksel devrimci hareketimiz üzerinden bak›ld›¤›nda, temel önemde marksist düflüncelerin içeriksiz bofl söz kal›plar› olarak tekrarlanmas›na say›s›z örnekler verilebilir. Fakat denilebilir ki, teori ile pratik aras›ndaki bu uçurumun en baflta gelen iki temel örne¤i, iflçi s›n›f› ile onun öncü partisine yaklafl›md›r. Bu konudaki temel düflünceler iyi-kötü bilinir, olur olmaz tekrarlan›r. Ama nedense bu çok bilinen düflünceler “pratik” bir de¤er tafl›maz. Pratik tümüyle apayr› bir do¤rultuda flekillenir. ‹flçi s›n›f›n›n teorisinden sözedilir, fakat bafl-ka s›n›flar›n prati¤i yaflan›r. Oysa teori pratik içindir, prati¤in yolunu ayd›nlat›r ve yönünü çizer. Onun ölü dogmalar ya da can-s›z formüller y›¤›n› olmaktan ç›kmas›, eylem k›lavuzu olarak pra-tik bir anlam ve ifllev kazanmas›, ancak böyle anlafl›lmas› ölçü-sünde olanakl› olabilir. Konumuz üzerinden daha somut konuflal›m. ‹flçi s›n›f›n›n komünist öncüsü olarak partiyi sosyalizm ile s›n›f hareketinin örgütlü maddi birli¤i olarak ele alan temel marksist düflünceyi, kendi küçük-burjuva pratiklerini teori düzeyine yükselten biriki örnek d›fl›nda, geçmiflten beri Türkiye devrimci hareketinde herkes bilir, benimser ve savunur. Peki marksist olmak iddias›ndaki geleneksel devrimci gruplar içinde dünden bugüne, parti öncesi oluflumunu ya da parti sonras› geliflmesini bu eksene oturtma ›sra-r› ve kararl›l›¤› gösterebilen herhangi bir örgüt ya da partiden söz edilebilir mi? Türkiye’de geleneksel ak›mlar içinde var m›d›r böyle bir örnek? Yoksa neden? Bunlar komünistler taraf›ndan geleneksel devrimci hareketin geçmifli ve bugünü irdelenerek yan›tlanm›fl sorulard›r. Ve bu sorular›n gerçek yaflamdaki pratik karfl›l›klar›, geleneksel ak›mla-r›n ideolojik oportünizmlerine, onlar›n s›n›f d›fl› ya da küçük-burjuva eksenli politik-örgütsel kimliklerine ›fl›k tutmaktad›r. Ko-münist hareketimizin do¤uflunda, geleneksel kimlik ve pratikler-den kopuflunda, bu noktalardan yap›lm›fl sorgulama ve elefltirile-rin özel bir rol oynam›fl olmas› rastlant› de¤ildir. Zira parti anlay›fl› ve prati¤i, bir hareketin ideolojik 284

ve örgütsel kimli¤ini teflhis etmede, bu hareketin gerçek s›n›f karakterini a盤a ç›karmada ta-yin edici bir öneme sahiptir. Geleneksel ak›mlar flahs›nda bu konuda bir ideolojik opor-tünizmden sözetmemiz nedensiz de¤ildir. Bu ak›mlardan en az›n-dan bir k›sm› dün de bugün de marksist-leninist parti anlay›fl›n›n proleter s›n›f niteli¤ini teorik düzeyde bilir ve savunurlar. Buna ra¤men parti pratiklerini küçük-burjuva hareket ekseninde flekil-lendirmeleri, savunduklar› düflünceyi bir ideolojik kimlik olarak özümseyemediklerini gösterir. Bu ayn› flekilde, onlar›n teorik ger-çekleri canl› özleri, yaflam içindeki gerçek karfl›l›klar› üzerinden ele alma yetene¤inden de yoksun olduklar›n› kan›tlar. Somut yaflamla ba¤› kurulamam›fl bir soyut teorik gerçe¤i soyut planda savunuyor görünmek ise ideolojik oportünizmin en kötü örne¤idir. Bu davran›fl marksist teoriyi ifllevsiz k›lar, onu yaflam gücü olmayan bir cans›z dogmaya dönüfltürür. Nispeten k›sa süreli olan siyasal yaflam›m›z içinde biz, karfl› karfl›ya kald›¤›m›z bir kaç kritik dönemeçte, parti sorununa iliflkin temel marksist düflünceyi özümsemifl olman›n ideolojik kimli¤in ve tutarl›l›¤›n korunmas›ndaki tayin edici önemini görmek, göz-lemlemek olana¤› da bulabildik. Bu konuda bugüne kadar üzerin-de bir çok vesileyle ayr›nt›l› olarak durdu¤umuz iki örne¤i ha-t›rlatabiliriz. Bunlardan ilki, ‘87 y›l›n› izleyen yeniden toparlanma dö-neminin yayg›n modas› olan “s›n›f yönelimi”nin, ‘91 y›l› bafl›nda iflçi hareketi dalgas›n›n k›r›lmas›yla birlikte h›zla demode olmas›yd›. Sahnede yaln›zca iflçi hareketi varken “iflçicilik” ve elbette onunla birlikte partiyi sosyalizm ile s›n›f hareketinin birli¤i olarak ele alan görüfl revaçtayd›. S›n›f hareketinin bas›nc› alt›nda çeflitli gruplar, belki ilk kez olarak, bu marksist görüflün yaflam içindeki karfl›l›¤›n› bir parça hisseder oldular. Fakat s›n›f hareketinin bu dalgas› çekilir çekilmez, onlar da gerisin geri eski önyarg›lar›na döndüler. Geçmiflin halkç› kimli¤inin geçici ezikli¤ini üzerlerinden att›lar ve dahas›, y��ksek sesle “iflçici”li¤i yermeye bafllad›lar. Dikkate de¤er olan nokta, bu 285


geliflmenin komünist hareketin saf-lar›nda da yank›lanmas›yd›. Halkç› geçmiflin saflar›m›zdaki ka-l›nt›lar›, genel ortamdan güç alarak ve s›n›f hareketine iliflkin hayal k›r›kl›klar›n› “uvriyerizm” üzerine bofl laflar›n arkas›na saklaya-rak, geleneksel platformun savunusu üzerinden liberalizme kay-d›lar. ‹kinci örnek, toplumda büyük bir sars›nt› yaratan Gazi Direniflini izleyen yeni halkç›l›k dalgas›d›r. Çok yak›n bir gelifl-me oldu¤u ve üzerinde çokça duruldu¤u için, bunu burada yal-n›zca hat›rlatmakla yetiniyoruz. Komünist hareket, ilki olumsuz, ikincisi olumlu bir politik etki yaratan bu iki önemli dönemeçte, genel ideolojik perspektiflerinde ve buna uygun düflen politik-pratik yönelimlerinde gerekli ›srar› ve kararl›l›¤› göstererek, temel noktalarda marksist-leninist dünya görüflünü bir ideolojik kimlik olarak sindirdi¤ini kan›tlad›. Sindirilmifl bir kimlik, kitle hareketindeki ve onun sos-yal bileflimindeki konjonktürel dalgalanmalardan etkilenmeyen bir kimliktir. Geriye, baz›lar›n›n biraz daha örtülü, halkç› ideolojik kimli¤i bir övünme vesilesi haline getirenlerin ise ba¤›ra ba¤›ra sorduk-lar› flu soru kal›yor. S›n›f eksenine dayal› bir politik-örgütsel geliflmede ›srar ettiniz de ne oldu, ald›¤›n›z mesafe nedir ki? Gelinen yerde halkç› oportünizm proleter s›n›f çizgisine sald›r›r-ken bu sorudan güç almaya çal›fl›yor. Hemen belirtelim ki bu soruyu tersine çevirmek de mümkündür. Ö¤renci gençli¤e ve semt katmanlar›na dayal› bir çal›flmada ›srar etmekle sizler hangi mesafeyi alabildiniz? Demek ki, sözkonusu göreli baflar›s›zl›kta, flu veya bu alana yönelim sorunundan ba¤›ms›z olarak, genel ortamdan ve kitle hareketinin bugünkü seyrinden ve yap›s›ndan gelen genel baz› güçlükler var. Partileflme sürecimizin bugün hala en zay›f halkas› s›n›f hareketiyle birleflme alan›d›r derken, biz, henüz fazla bir mesafe alamad›¤›m›z› zaten aç›kl›kla ve aç›k yüreklilikle ifade ediyoruz. Fakat e¤er bugüne kadarki tüm çabalar›m›za ra¤men bugün henüz s›n›f hareketi içinde anlaml› bir mesafe alamad›¤›m›z bir gerçekse ve biz s›n›f hareketiyle birleflme ve partimize 286

bu zemin üzerinde bir politik-örgütsel yaflam alan› yaratmada buna ra¤men özel bir ›srar gösterebiliyorsak, kendi bafl›na bu olgu bile, bizim komünist ideolojik kimli¤imizin ve s›n›f devrimcili¤i çizgimizin bir kan›t› say›lmal›d›r. Küçük-burjuva kolayc›l›¤›n›n, nerede hareket orada bereket al›flkanl›¤›n›n, konjonktürel dalgalanmalar›n etkisi alt›nda flu veya bu kesime do¤ru yalpalay›p durman›n gelenekselleflmifl bir davran›fl tarz› oldu¤u bir ülkede, bu tür bir kararl›l›k, ancak sa¤lam bir marksist ideolojik kavray›fl›n ürünü olabilir, bu temel-de kavranabilir. Dahas› var. Sosyalizmin s›n›f hareketiyle devrimci buluflma-s›, küçük-burjuva dalgalara binerek yükseklere ç›kmaya (ve elbet-teki bu dalgalar k›r›l›nca yerlerde sürünmeye) benzemez. Bu zor bir ifl, zorlu bir tarihsel süreç olarak yaflan›r. Ve komünist hareket bunu nihayet baflard›¤›nda, bu zemin üzerinde kökleflir, kal›c›, zamana ve siyasal ortamlardaki altüst olufllara dayan›kl› gelenek-ler yarat›r. Uluslararas› komünist ve iflçi hareketinin tarihinden buna say›s›z örnekler verilebilir. Fakat biz 20. yüzy›l içinde afl›lamam›fl olan klasik örne¤i, Bolflevizm örne¤ini verece¤iz. Lenin’in söz-leriyle, marksist teorinin “granitten temeli”ne oturmak ve sanayi proletaryas› içinde kök salmak -Bolflevizmin tarihsel baflar›s›n›n s›rr› iflte buradad›r. Onun ezici ço¤unlu¤u k›rsal nüfustan oluflan bir toplumda, büyük sanayi kentlerinin iflçilerine dayanarak ezilen ve sömürülen tüm s›n›f ve katmanlar› devrime yöneltebilmesinin, proleter devrimin hala da afl›lamayan en ileri örne¤ini gerçek-lefltirmeyi baflarabilmesinin s›rr› da buradad›r. Ama Rusya’da, “ülke ve halk” gerçe¤i ad›na köylü Rusya’n›n köylülü¤ünü idealize eden, halkç› ideolojik kimli¤i övünme vesilesi haline getirerek iflçi s›n›f›na farkl› bir anlam ve misyon atfedilmesine fliddetle karfl› ç›kan ak›mlar›n bulundu¤u bu ülkede, Bolflevizmi önceleyen ve do¤uran marksist hareket flu temel dü-flünceyle yola ç›kt›¤› ve her aflamada ona s›k› s›k›ya ba¤l› kald›¤› içindir ki, gelece¤in tarihsel baflar›s›n› güvenceye alabilmifltir: “(Sosyalist Devrimciler) Bugünkü Rusya’da 287


ancak, sosyalizmi Rusya kapitalizminin gittikçe daha büyük bir güç ve kapsamda yaratt›¤› Rus iflçi hareketiyle kaynaflt›ran partinin gerçekten devrimci ve gerçekten sosyalist olabilece¤ini anlayam›yorlar” (Lenin, vurgu orijinalinde). Ço¤u kimse bu sözlerdeki aç›kl›k, kesinlik ve afl›r› güveni genellikle ola¤an karfl›lar. Oysa bu düflüncenin bu kesinlikte sa-vunuldu¤u tarihte (1902) henüz “tarih” yaflanmam›flt›, henüz iflin bafllang›ç noktas›nda bulunuluyordu. O güne kadar geride kalan “son 20 y›l” (1880’li ve 1890’l› y›llar) henüz iflçi s›n›f› hareke-tinin farkl›l›¤›n› ortaya koyabilmifl de¤ildi. S›n›f hareketi, önder-lik kapasitesini pratikte sergilemifl olmak bir yana, iktisadi hare-ketin dar s›n›rlar›n› henüz yeni yeni zorlamaya bafllamaktayd›. Bu nedenledir ki iflçi s›n›f›n›n önderlik kapasitesini yaln›zca kla-sik Rus popülizminin o günkü yeni ve yenilenmifl sürdürücüleri de¤il, fakat marksist olmak iddias›ndaki ekonomistler de tart›flma konusu edebiliyorlard›. Dolay›s›yla, Lenin’in sözlerindeki kesinlik ve güven, o güne kadarki Rusya prati¤inin de¤il, fakat marksist teorinin, bu teori-ye dayal› bak›flaç›s›n›n bir ürünüydü. Bafllang›çta teorik bak›flla görülebilen do¤rular, ancak “sosyalizmi Rus iflçi hareketiyle kaynaflt›ran partinin gerçekten devrimci ve gerçekten sosyalist olabilece¤i” gerçe¤i, tarihsel pratik içinde sonradan kan›tland›. Ve ayn› tarih, “Rusya gerçe¤i”nin arkas›na saklanarak bu temel düflünceyi dogma ilan edenlerin devrimcili¤inin tarihsel s›n›rlar›n› da tüm aç›kl›¤› ile herkese gösterdi. 15 Kas›m '96

288

Sol hareket, sosyalizm ve s›n›f hareketi “Bütün ülkelerde iflçi hareketiyle sosyalizmin birbirinden

ba¤›ms›z varl›k sürdürdü¤ü, ve ayr› yollardan yürüdü¤ü bir dönem olmufltur -ve bütün ülkelerde bu bölünme, sosyalizmin ve iflçi hareketinin güçsüzleflmesine yol açm›flt›r; ancak bütün ülkelerde sosyalizmin iflçi hareketiyle birleflmesidir ki, ikisi için de sa¤lam bir temel yaratm›flt›r. Fakat her ülkede sosyalizmin iflçi hareketiyle bu birleflmesi tarihsel olarak ortaya ç›km›flt›r, her ülkede zaman ve mekan koflullar›na göre farkl› yoldan meydana gelmifltir. Rusya’da sosyalizmin iflçi hareketiyle birleflmesinin zorunlulu¤u teorik olarak çoktan aç›klanm›flt›r, ama pratikte bu birleflme ancak flimdi husule gelmektedir. Bu son derece zor bir süreçtir, o nedenle sürece çeflitli yalpalamalar ve kuflkular›n efllik etmesinde flafl›lacak bir fley yoktur.” (Lenin, “Hareketimizin En Acil Görevleri”) Bu sözler partiyi “sosyalizm ile iflçi hareketinin birli¤i” olarak ele alan klasik marksist tan›mla bafll›yor ve Lenin’in 289


Iskra’n›n ilk say›s› için kaleme ald›¤› baflyaz›da yer al›yor. Bu kuflkusuz çok bilinen bir pasajd›r. Fakat çok bilinip de üzerine en az düflü-nülen, bu nedenle de pratikteki anlam› ve gerekleri hemen hiç gözetilmeyen temel marksist düflüncelere de verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Oysa “bütün ülkeler” için temel önemde genellemeler yapan bu temel marksist düflünceler, iflçi s›n›f›n›n öncü komünist partisini infla etmeye yönelik her ciddi giriflim ve çaban›n “eylem k›lavuzu” olmak durumundad›r. Giriflilen çaban›n komünist s›n›f niteli¤inin olmazsa olmaz kofluludur bu. Aktard›¤›m›z pasaj›n “bütün ülkeler” için yapt›¤› temel önemde genellemeleri bir yana b›rakal›m ve “Rusya’ya özgü” olana, bu ülkenin o güne kadarki prati¤inden ç›kan sonuçlara, yeniden ve daha yak›ndan bakal›m: Rusya’da teorik olarak “çok-tan” (1880’lerden beri) aç›klanan görev, pratikte “ancak flimdi” (1900 sonu) yeni yeni gerçekleflmektedir. Fakat “bu son derece zor bir süreç” oldu¤u içindir ki, “sürece çeflitli yalpalamalar ve kuflkular›n efllik etmesinde flafl›lacak bir fley yoktur”. Sözkonusu “zorlu sürecin”; bir yandan halkç› ak›ma “iflçi s›n›f› dogmas›” üzerine kolay konuflma imkan› verirken, öte yandan, marksist hareket saflar›nda iflçi s›n›f›n›n devrimci misyonuna ve önderlik kapasitesine aç›k bir inançs›zl›k yaratt›¤›n›, bunun ekonomist ak›m flahs›nda belirgin bir ifade kazand›¤›n› biliyoruz. Fakat bu sonuç gerçekten sadece “Rusya’ya özgü” müdür? Bu zorlu sürecin k›sa dönemde ve kolay sonuç vermemesi, yaln›z-ca Rusya’da m› “çeflitli yalpalamalar ve kuflkular”›n do¤mas›na neden olmufltur? Bizim halkç› demokratlar›m›z›n iflçi s›n›f› hak-k›nda derin sonuçlara konu ettikleri Türkiye’nin “son 25 y›l›” bunun hiç de böyle olmad›¤›n› göstermektedir. Onlar›n bu “25 y›l” üzerinden ç›kard›klar› uç sonuçlar bir yana, ‘87 sonras›nda s›n›f hareketiyle semt katmanlar› aras›nda ara ak›mlar flahs›nda yaflanan gel-gitler, bunun ayn› zamanda bize özgü (gerçek-te bir çok ülkeye özgü) bir durum oldu¤unu göstermektedir. 290

Bununla birlikte, sosyalizmle s›n›f hareketinin birleflmesi tarihsel süreci aç›s›ndan bir de gerçekten bize özgü olan baz› tarihi gerçekler vard›r. Nedir bunlar? Yüzy›ll›k geçmifline ra¤men esas gövdesi ve sanayi iflçisi çekirde¤i bak›m›ndan hayli genç say›lmas› gereken bir iflçi s›n-›f›m›z oldu¤u bilinmektedir. Bu, Türkiye iflçi hareketinin de he-nüz hayli yeni oldu¤u anlam›na gelir. ‹flçi s›n›f›n›n sanayileflme eksenine dayal› esas oluflumu 50’li y›llardan itibarendir. Bu mo-dern s›n›fsal oluflumun mücadele sahnesine “s›n›f hareketi” ola-rak yans›mas› ise çok gecikmeden bu oluflumu izler. ‘60’l› y›lla-r›n bafl›ndan itibaren iktisadi ve demokratik haklar mücadeleleri ekseninde bir s›n›f hareketi sahnede kendini gösterir ve böylece ülke yaflam›m›z›n bu yeni olgusu kendini toplumsal düzeyde duyurur. Ayn› y›llar sosyalist olmak iddias›ndaki yeni sol ak›mlar›n da flekillendikleri bir evreyi iflaretler. ‹ki ana ak›mdan biri olan MDD’nin teoride ve pratikte iflçi s›n›f›ndan uzakl›¤›n›, öteki olan T‹P’in ise sendikalizme dayal› bir liberal iflçi politikac›l›¤›n› afla-mayan gerçekliklerini biliyoruz. Türkiye’nin modern devrimci ha-reketi ‘71 ç›k›fl›yla siyaset sahnesine ç›kt›; bu ç›k›fl› temsil eden ak›mlar›n ise, s›n›fa sosyalizm bilinci götürmek flurda kals›n, iflçi s›n›f›n›n 15-16 Haziran ç›k›fl›n› izleyen bir evrede, s›n›f d›fl› dev-rimcili¤i teori düzeyine ç›kard›klar›n› biliyoruz. Bu bizi ‘74’ü izleyen yeni oluflumlar dönemine getiriyor. Bu dönemde, orta s›n›f ayd›nlar›na ve sol sendika bürokrasisine dayal› revizyonist ak›mlar, D‹SK flahs›nda, s›n›f hareketinin ileri kesimlerini kendi kontrollerine ald›lar ve CHP flahs›nda, burjuva reformizminin yede¤ine verdiler. Yapt›klar› s›n›f hareketiyle sos-yalizmin birlefltirilmesi de¤il, tam tersine, bunun birikim ve olanaklar›n›n tahrip edilmesiydi. Onlar›n sosyalizmi burjuva sosyalizmiydi; sonuçta iflçi s›n›f› hareketinin bir baflka koldan düzen s›n›rlar› içine hapsedilmesi anlam›na geliyor, bu ifllevi görüyordu. Yak›n tarihimizin s›n›f hareketi cephesinden sosyalizm ile birleflmeye en uygun koflullara sahip olan bu evresi, 291


böyle-ce burjuva sosyalist ak›mlar taraf›ndan bofla ç›kar›ld›. Peki ya ayn› dönemde yeniden flekillenen devrimci siyasal ak›mlar›n durumu neydi? Bunlar sosyalizm ile s›n›f hareketinin tarihsel birli¤ini gerçeklefltirmek do¤rultusunda ne yapt›lar? Tek kelimeyle, hiçbir fley! Her fley bir yana, bu sorunun, bu ta-rihsel görevin fark›nda bile de¤illerdi. Bunu elbette “parti sosyal-izm ile s›n›f hareketinin birli¤idir” temel marksist formülünü bi-le bilmiyorlard› anlam›nda söylemiyoruz. Hay›r, hiç de¤ilse baz› ak›mlar (Kurtulufl, TDKP, TKEP vb.), “geçmiflin elefltirisi” sa-yesinde bu formülü benimsemeye ve yinelemeye bafllam›fllard›. Fakat bu onlar için nihayetinde kitaplarda rastlad›klar› kuru bir formülden öte fazla bir anlam tafl›m›yordu. Daha da önemlisi, bu formülü yeni yeni keflfettikleri bir s›rada bu gruplardan baz›-lar› birer kocaman küçük-burjuva gövdeye kavuflmufllard› bile. Yani sosyalizm ile s›n›f hareketinin birli¤i temelinde bir flekil-lenmeyi düflünmeye vakit bile kalmadan, kendileri demokrasiyle küçük-burjuva hareketin birleflmesinin birer canl› örne¤i haline gelmifllerdi. Gerçek ideolojik kavray›fllar›n› ve pratik yönelimle-rini bu maddi gerçeklik belirliyordu art›k. Ve bu kat› sosyal-siya-sal gerçeklik karfl›s›nda, marksist kitaplarda rastlad›klar› ve tekrarlad›klar› kuru bir formülün ne hükmü olabilirdi ki? Sonucu biliyoruz. S›n›f hareketinin gerçek varl›¤› ve elbette-ki bir ölçüde politik anlam›, dönemin sonunda ve olaylar›n ba-s›nc›yla nihayet farkedildi, ki bu bile, yaln›zca halkç› hareketin baz› ak›mlar› için sözkonusuydu. Fakat küçükburjuva demokra-tik hareket ekseninde flekillenmifl ve oturmufl bir ideolojik ve ör-gütsel kimli¤in yaratt›¤› sorunlar bir yana, çok geçmeden süreç, faflist askeri darbeyle kesintiye u¤rad›. Ve nihayet yeni döneme, ‘87 y›l›ndaki yeniden toparlanma çabalar›yla bafllayan ve halen içinde bulundu¤umuz döneme geliyoruz. Bafllang›c› EK‹M flahs›nda komünist hareketin orta-ya ç›k›fl›na da tan›kl›k eden bu dönemin tart›flmakta oldu¤umuz sorun aç›s›ndan gerçekten dikkate de¤er baz› yönleri var. Temel sorunlar üzerinden geçmifli sorgulayan, elefltiren ve aflan 292

bir komünist hareketin ortaya ç›k›fl› gibi bafll› bafl›na önemli bir geliflmeyi bir yana koyuyoruz. Zira burada geleneksel sol hareke-tin s›n›f hareketi karfl›s›ndaki konumunun tarihsel evrimiyle ilgili-yiz. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda, yeni dönemde yeni baz› tutum ve davran›fllar›n hiç de¤ilse bir süre için kendini gösterdi¤i bir gerçektir. 12 Eylül küçük-burjuva dalgan›n besleyip büyüttü¤ü küçük-burjuva devrimcili¤inin a¤›r ve kolay bir yenilgi yaflamas›na sahne oldu. Bu kaç›n›lmaz baz› sorgulamalar için zaten uygun bir zemin demekti. Pratikten bu ö¤renmenin kavray›flta baz› ilerlemeler yaratmas› kaç›n›lmazd›. Bu bir baflka “pratik” etkenin olumlu bas›nc›yla birleflti. Herfleye ra¤men devrimci kimli¤i koruyan ve yeniden toparlanma çabas› içine girenler, bu çabaya girifltikleri bir evrede, eski sosyal tabanlar›n›n afl›r› hareketsizli¤i ve y›ldan y›la büyüyen bir iflçi hareketi gerçekli¤iyle yüzyüze kald›lar. Yenilginin düflünsel plandaki uyar›c› etkileri ile bu yeni maddi olgu üst üste binince, belki de ilk kez olarak, iflçi s›n›f›, onunla birlikte ise partiyi sosyalizm ile i���çi hareketinin birli¤i olarak ele alan temel marksist düflünce, kendileri için daha so-mut ve pratik bir anlam ifade etmeye bafllad›. Nitekim bu, yaln›z-ca bir pratik “s›n›f yönelimi” formülasyonu ve bu do¤rultuda bel-li çabalara yol açmakla kalmad›; yan›s›ra, parti sorununda da, partiyi sosyalizmle s›n›f hareketinin birli¤i olarak ele alan formülasyonlar›n önplana ç›kart›lmas›na ve vurgulanmas›na yolaçt›. Fakat bu ak›mlar›n geçmiflte küçük-burjuva demokratik hare-ket içinde ve ekseninde oluflmufl temel ideolojik ve örgütsel kimliklerini sürdürmelerinden gelen esasa iliflkin zay›fl›k ve tu-tars›zl›klar›, onlar›n s›n›f yönelimlerinin s›n›rlar›n› ve içeri¤ini de do¤al olarak yans›t›yordu. Öte yandan, bir yenilgi dönemin-den yeni yeni ç›k›l›yordu. S›n›f hareketine az-çok ciddi bir mü-dahaleye pratik yönden de haz›rl›kl› de¤illerdi ve s›n›f hareketinin politizasyondan henüz hayli uzak geri düzeyi, baz› ilk mevziler kazanmalar›n› bile bir hayli güçlefltiriyordu. Yap›sal zaaflar ve pratikte sonuç alamaman›n 293


yaratt›¤› umutsuzluk, bir de s›n›f hareketinin ‘91 y›l› bafl›nda yaflad›¤› k›r›lma ve gerilemeyle de birleflince, “zorlu süreç” sonuçlar›n› göstermeye bafllad›. Daha önce s›n›f hareketindeki geliflme dalgas›n›n etkisi alt›nda halkç› ar-gümanlar›n› utangaçca da olsa belli bir marksist söylemle de-¤ifltirmeye çal›flanlar, s›n›f hareketine karfl› da yeniden “kuflku ve yalpalamalar” içine düfltüler. Dahas›, çok geçmeden “iflçicili¤i” hararetle yermeye bafllad›lar. Daha sonra Gazi direniflinden al›-nan moral ve maddi güçle geçmifl düflünce ve davran›fl tarzlar›na yeniden döndüklerini ise biliyoruz. S›n›f hareketi aç›s›ndan önemle alt› çizilmesi gereken tek farkl› davran›fl TDKP’den geldi. Küçük-burjuva bir sosyal taban-da edindi¤i radikalizmini yenilgi döneminde büyük ölçüde tüke-ten ve EK‹M’in yaflad›¤› kopmayla ileriye dönük bir de¤iflim imkan›n› tümden yitiren bu hareket, geleneksel ak›mlar içinde ‘87 sonras› “s›n›f yönelimi”ni kal›c›laflt›ran tek hareket oldu. S›-n›f hareketinin gerili¤ini bir politika düzeyine ç›kararak ve bu sayede alt kademe sendika bürokrasisinin baz› unsurlar›yla ilifl-kilerini gelifltirme olana¤› bularak bu alanda baz› mevziler ka-zand›. Türkiye’de, gerek ‘60’l› y›llarda T‹P flahs›nda ve gerekse ‘70’li y›llarda T‹P-TKP flahs›nda, liberal sol iflçi politikac›l›¤›, solcu sendika bürokrasisinden de güç alarak, s›n›f hareketi için-de kendine hep belli bir yer bulabilmifltir. Yeni dönemde bu yeri önce TDKP, flimdi ise onun yerini alan EP tutmaya çal›fl›yor. E¤er tuttuklar› mevzileri korumay› baflar›rlarsa, iflçi s›n›f› hare-keti, içinde bulundu¤umuz bu yeni dönemde onlar flahs›nda reformist kanal›n› bir kez daha bulmufl demektir. Son 30 y›l içinde sosyalizm ad›na ortaya ç›kan ak›mlar ile s›n›f hareketinin iliflki sürecinin tablosu özetle budur. Bu tablo-dan ç›kan k›sa sonuç ise fludur: Son 30 y›l içinde devrimci ko-numdaki küçük-burjuva sosyalizmi s›n›f hareketinin uza¤›nda kalm›fl, reformist konumdaki burjuva sosyalizmi ise onu sendikalizmin ve reformizmin düzen içi s›n›rlar›na hapsetmifltir. ‹lk kez EK‹M flahs›ndad›r ki, teori, program, taktik ve örgüt cephesinde Marksizm-Leninizmi temsil eden bir ak›m, bu 294konu-munun do¤al bir gere¤i olarak, sosyalizm ile s›n›f hareketinin örgütlü birli¤ini temsil edecek bir parti infla sürecini esas alm›fl, bu çerçevede s›n›f hareketine sistematik


Partilesme sureci 2 devrimci proletaryaya yanıt