Issuu on Google+


Sunu...

3

Sunu...

B

u dosya, 8-9 Haziran tarihlerinde Esenyurt Haramidere’de kurulu bulunan Sabra Tekstil fabrikasında yaşanan silahlı saldırı ve müteakip olaylarla ilgili gerçekleri anlatmak amacıyla hazırlanmıştır.

Böyle bir dosya hazırlama ihtiyacı duymuş olmamızın birçok nedeni var. Bu nedenlerden ilki yaşanan saldırının muhtevasıdır. Bildiri dağıtmı yapan devrimcilere yönelik Sabra patronu ve adamlarınca gerçekleştirilen silahlı saldırıda iki devrimci ağır biçimde yaralanmıştır. Sabra patronu bu eşkiyalıkla 450 TL gibi düşük bir ücretle ve sigortasız çalıştırdığı işçiler üzerinde kurduğu sömürü çarkını koruma refleksiyle hareket etmiştir. Dolayısıyla bu saldırı, esas olarak işçi sınıfı ve emekçilerin sömürüye karşı mücadelesine sıkılmıştır. Belirtmek gerekir ki, bu hoyratlıkta bir saldırı uzun yıllardır görülmemiştir. Bugün yaşanıyor olması sadece Sabra patronunun değil, bir bütün olarak patronların krizden sonra daha da artmış bulunan işçilerin hak mücadelesi karşısındaki saldırgan tutumunu ortaya koymaktadır. Dosya hazırlamamızın diğer bir nedeni ise, patronun eşkiyalığına yeni halkalar eklenmiş olmasıdır. Bu yeni halkaları ekleyenlerin kolluk kuvvetiyle adli makamlar olması durumun önemini arttırmaktadır. Silahlı saldırının ardından fabrikaya gelen polis olayda patronun emriyle silah sıkan çok sayıda kişi olmasına rağmen sadece güvenlik müdürü Zeki Tekin’i gözaltına almıştır. Fakat aynı gün olayı protesto etmek isteyen BDSP’lilerin üzerine kurşun yağdırılmış ve bu sırada 4 kişi gözaltına alınmıştır. Bir gün sonra mahkemeye çıkarılan Zekin Tekin “ateş ettim” demesine karşın “yeterli delil bulunamadığı” gerekçesiyle serbest bırakılırken, aynı mahkeme hemen ardından karşısına getirilen BDSP’lileri “polise görevini yaptırmamak” gibi bir gerekçeyle tutuklamıştır.

Ayrıntılı bilgi ve iletişim için: Esenyurt İşçi Kültür Evi Telefon: 0 212 620 40 76 E-Mail: iscieviesenyurt@mynet.com Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) Telefon: 0 534 720 20 68 E-mail: bdspistanbul@gmail.com

Hukuksal süreç için; Avukat Ş. Ceren Uysal Telefon: 0 555 822 87 16 E-Mail: serifecerenuysal@gmail.com Avukat Meryem Asıl Telefon: 0 555 822 87 17

Olayların bu akışı, temel hak ve özgürlükler karşısında patronların, polisin ve mahkemelerin nasıl bir uyum içerisinde çalıştığını göstermektedir. Burada işçilere ve devrimcilere karşı, bir sınıf refleksi ve tutumu görülmektedir. Biçimsel görüntü ve ayrımları silen, hak-hukuk-adalet gibi kavramları hiçleştiren faşizan bir tutumla yüz yüzeyiz.

E-Mail: meryem.asil@hotmail.com

Son dönemde yaşanan başka örneklerle birlikte düşündüğümüzde, bu faşizan tutumun sermaye sınıfı ve devletinde bir yönetim anlayışı ve tarzı olarak öne çıktığını gösteriyor. KESK’e yönelik baskı ve tutuklamalar, en basit işçi eylemlerinde dahi sergilenen polis zorbalığı, öğrenci gençliğe yönelik artan saldırılar bu yönetim tarzının sonuçlarıdır. Açık ki, sermaye sınıfı ve devleti krize karşı olası sosyal ve toplumsal mücadele dinamiklerine karşı tarihsel geleneğine uyarak faşist baskı ve zorbalık silahına sarılmaktadır.

İçindekiler:

İşte bu bilinç ve buradan gelen sorumluluk duygusuyla yaşanan saldırıların üzerine gitme ve kararlılıkla mücadele etme gereği duyuyoruz. Bu mücadelenin ancak toplumun devrimci-ilerici güçleri ve birikimlerinin katılımıyla güçleneceğine olan inancımızla, yaşanan saldırı karşısında bilgilendirme ve mücadeleye çağırmak amacını güdüyoruz. Bu anlayışla, Sabra saldırısının tüm bilgi ve belgelerini devrimci ve ilerici kamuoyu ile paylaşma yoluna gidiyor ve gereken duyarlılığın gösterilmesini bekliyoruz.

Sunu 3 BDSP’nin saldırıya dair açıklaması 4 Saldırı ve sonrasına dair... 5 Sabri Yılmaz kimdir? 7 Esenyurt İşçi Platformu çalışanları saldırıyı anlatıyor 8 BDSP’nin tutuklamalara dair açıklaması 10 EİP’in kurultay çağrısı 11 Avukatlar’ın anlatımları 12 ÇHD’den basın açıklaması 14 Dava süreci belgeleri 16 Saldırıya tepkiler 21 Basından 26 Görseller 28


Devrimci sınıf çalışmamıza silahlı saldırı!

Döktüğünüz kanda boğulacaksınız!

İ

şçi sınıfını sömürü ve kölelik düzenine karşı ayağa kaldırmak ve sömürücü asalakların saltanatını yıkmak için sürdürdüğümüz sınıf çalışmamıza yönelik saldırılara bir yenisi eklendi. Esenyurt Haramidere’de kurulu bulunan Sabra Tekstil fabrikasında dün ve bugün gerçekleşen saldırılar yoldaşlarımıza kurşun sıkmaya kadar vardı.

Bu saldırı, daha önce gerçekleşen sayısız saldırı gibi nedensiz değildir. Sabra Tekstil patronu yuvalandığı bölgenin adına yakışır bir haramidir. 450 TL ücretle, sigortasız ve ağır çalışma şartlarında çalıştırdığı işçiler üzerinden tam bir saltanat kurmuştur. Sabra Tekstil patronunun pervasız saldırısının kaynağında da bu saltanatın yıkılmasından duyulan korku vardır. Devrimci sınıf çalışmamıza karşı gösterdiği açık düşmanlık anlaşılmaz değildir. Sabra patronu açık bir sınıf bilinciyle davranmıştır. O, acımasızca sömürdüğü işçilerin devrimci sınıf çalışmamızla buluşmasından doğacak büyük gücün bilinciyle hareket etmiştir. Bunun için dağıtılan bildiride saltanatının çöküşünü görmüş, bu kadar pervasızca saldırabilmiştir. Ancak Sabra Tekstil patronu bu saldırısıyla devrimci çalışmamıza engel olacağını sanıyorsa yanılıyor. Çünkü bu türden saldırılarla ilk kez karşılaşmıyoruz. İşçi sınıfını uyarma, bilinçlendirme, örgütleme ve sermayeye karşı mücadeleye sokmak amacıyla yıllardır kesintisiz bir faaliyet yürütüyoruz. Aynı zamanda sermayeye ve onun suç şebekelerine karşı mücadelenin de ön safında mücadele ediyoruz. Bunun için patronların, faşist beslemelerinin ve devletin kolluk güçlerinin sayısız saldırısıyla yüz yüze kalıyoruz. Gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler, bombalı-kurşunlu saldırılar ve daha sayısız biçimde süren bu saldırılara boyun eğmedik, papuç bırakmadık. Bedeller pahasına mücadelemizi kararlılıkla sürdürdük-sürdürüyoruz. Sabra Tekstil haramisi ne yaparsa yapsın devrimci çalışmamızı engelleyemez. Er ya da geç, işçilerin sefaleti ve açlığı üzerine bina ettiği saltanatı yıkılacak. Sadece onun saltanatı değil, onun da parçası olduğu bu haramiler düzeni yıkılacak. Çünkü, milyonlarca işçi ve emekçiye cehennem olan bu düzenin ayakta kalması mümkün değildir. Böyle bir düzen ne yalan-dolanla ne de baskı ve terörle ayakta kalamaz. Bu sömürücü zorbalar, ahını aldıkları işçi ve emekçilerin devrimci eylemiyle yok olup gidecekler. Ancak bu, hesabı yarına bıraktığımız anlamına gelmez. Sabra Tekstil haramisi şunu bilsin ki, yoldaşlarımızın canına yönelik bu eyleminin hesabı sorulacak, kirli elleri kırılacak, döktüğü kanda boğulacaktır. Tüm devrimci, ilerici güçlerle birlikte işçi ve emekçileri, devrimci çalışmaya yönelik olan bu saldırıya karşı birlikte durmaya ve sömürücü zorbalardan hesap sormaya çağırıyoruz. Bilinmelidir ki, Sabra Tekstil patronunun bu saldırısı düzenin son dönemde tırmandırdığı baskı ve terörden bağımsız değildir. Bu baskı ve terör kampanyasının bir parçasıdır. Sabra Tekstil patronu devrimci çalışmayla yeni tanışmıyor. Fabrikasında daha önce de çeşitli vesilelerle işçiler devrimci çalışmayla bağ kurmaya ve koşulları değiştirmeye çalışmışlardı. Fakat düzenin faşist baskı ve terörünü dizginlerinden boşalttığı bir dönemde, o da bu genel havaya uyarak saldırılarını tırmandırıyor. İşte bu bilinçle Sabra patronunun saldırısına tok ve birleşik bir yanıt vermeliyiz. Salırıya maruz kalan herbir mevziyi kararlılıkla savunmalıyız. Bu zorbaları yaptıklarına bin pişman etmeliyiz. Baskılar bizi yıldıramaz! Kahrolsun sermayenin faşist diktatörlüğü! Yaşasın devrim ve sosyalizm! Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) 9 Haziran 2009

4


Patron kurşunladı, Patron kurşunladı, polis terör polis terö estirdi, mahkeme tutukladı!tutukladı! estirdi, mahkeme Bildiri dağıtan devrimcilere vahşice saldırıldı!

E

senyurt bölgesinde örgütlenmekte olan Tekstil İşçileri Kurultayı çalışmaları kapsamında kurultay çağrısını işçilere ulaştıran Esenyurt İşçi Platformu çalışanlarına patron ve adamları vahşice saldırdı. 8 Haziran günü sopalarla yapılan saldırının arkasından 9 Haziran’da devrimci işçilerin üzerine ateş açıldı. Silahlı saldırı sonucunda iki işçi kurşun isabet etmesiyle ağır biçimde yaralandı. Yaralananların sopalarla dövülmesi de sergilenen vahşete yeni boyutlar kattı. Bacağından vurulan işçi tedavi için halen hastanede tutuluyor.

Polis Sabra patronunu kurşunlarla korumaya aldı! Saldırı ile aynı gün bir araya gelen Esenyurt İşçi Platformu çalışanları ve BDSP’liler “Haramidere’nin haramisi işçi sınıfına hesap verecek!” şiarıyla Sabra Tekstil’e doğru yürüyüşe geçti. Basın açıklaması yapmak için fabrikaya yürüyen işçilerin önüne ise bu kez polis barikatı çıktı. Haklı mücadelelerini sürdürmek için düzenin polisinden icazet almayı beklemeyen sınıf devrimcileri polisin engellemesine izin vermeyerek eylemlerini sürdürdüler. İşçi sınıfının devrimci eylemine kolluk güçlerinin yanıtı ise önce cop ve gaz bombalarıyla, ardından havaya ateş açarak saldırmak oldu. Sabah işçilere ateş açan bekçi köpekleri de bu sırada polis korumasına alınan fabrikanın içinden arsızca saldırıyı izledi.

Baskı ve işkence karakolda da sürdü Eylem sırasında gözaltına alınan 4 kişi için ise polis terörü karakolda da boyutlanarak sürdü. Kelepçelenerek karakola götüren devrimciler yanlarında avukatları bulunduğu halde darp edildi ve “ince arama” dayatması ile karşılaştı. Hiçbir hukuksal dayanağı olmayan ve bir aşağılama saldırısı olarak başvurulan ince arama uygulaması avukatların bütün engelleme çabalarına rağmen polis zoruyla gerçekleştirildi. Gözaltındaki BDSP’liler ayrı ayrı özel bir odaya alındılar, burada kelep-

5


çelenerek ve darp edilerek arama işlemi ile karşı karşıya bırakıldılar. Arama odası dışında bekleyen diğer gözaltındaki BDSP’liler ise aynı esnada polisin fiziki saldırısı ile karşı karşıya kaldılar. Bütün bunlar yaşanırken usulsüzlüklere ve uygulanan polis terörüne müdahale etmek isteyen avukatlar da polis şiddetinin hedefi oldu. Polislerin avukatları hedef alan saldırgan tutumu ÇHD İstanbul Şubesi’nin ve İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi’nin müdahalesi ile engellenebildi.

Saldırıyı protesto etmek isteyen devrimciler tutuklandı Gözaltılar 10 Haziran günü savcılığa çıkarıldı ve savcı tarafından “Görevli memura direnmek” gerekçesiyle ve tutuklu yargılanmak üzere nöbetçi olan Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Gözaltındaki dört devrimci Büyükçekmece Adliyesi’ne kolları morarana dek sıkılmış kelepçelerle getirildi. Su içmek ve tuvalete gitmek gibi yaşamsal ihtiyaçları bile kolluk güçleri tarafından engellenen mahkûmların müdafiileri de yine polis taciz ve tehditlerine maruz kaldı. Avukatlar savcılığa yazılı başvuruda bulunarak bu ihtiyaçların karşılanmasını ve kelepçelerin gevşetilmesini sağladılar. Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi ise hızlı bir duruşmanın ardından dosyanın bütününü öne sürerek 4 devrimcinin de tutuklu yargılanmasına karar verdi. Oysa dosyadaki belgeler başından sonuna tartışmaya açıktı. Zira dosyada delil olarak dikkate alınabilecek tek belge olan teşhis tutanağı baştan sona usulsüzdü. Avukatlardan habersiz ve kanıt olabilmesi için bir grup içinde gösterilmeleri gerekirken tek tek polise gösterilerek hazırlanan teşhis tutanağı delil sayılamaz.

Aynı mahkeme aynı saatlerde kurşun sıkanı serbest bıraktı Esenyurt’ta yaşanan silahlı saldırının ardından gözaltına alınan ve Sabra Tekstil’in güvenlik müdürü olduğu söylenen Zeki Tekin ise, sınıf devrimcilerini tutuklayan aynı mahkeme tarafından “işçilerin hangi silahla yaralandığının tespit olunamaması” gerekçesiyle serbest bırakıldı. Mahkemenin iki işçinin yaralanması olayı sırasında silahını ateşlediğini kabul eden şüpheliyi serbest bırakması, verilen kararın ne kadar yanlı ve siyasi olduğunu göstermektedir. Ancak dahası da var. Zeki Tekin kendisinden başka da ateş edenlerin olduğunu söylemesine rağmen, sorgu tutanağından anlaşıldığı kadarıyla, sorgu hâkimi kimlerin ateş ettiğini sorma gereği dahi duymuyor. Bunun gerisinde bir dalgınlık olmadığı, mahkemenin Haramidere’de yaşanan saldırganlığı örtbas etmek ve patronu kollamak derdine düştüğünü görmemek için kör olmak gerekiyor.

6


Eli kanlı bir haraminin portresi: Eli kanlı bir haraminin portresi: Sabri Sami YılmazYılmaz Sabri Sami S

abra patronu Sabri Yılmaz sermaye düzeninin tipik bir temsilcisi. Sabri Yılmaz’ın geçmişte de devrimci faaliyeti engellemeye dönük benzer girişimleri olduğu biliniyor. İşçilere katıksız sömürü sunan bu asalak patron, mafyavari kirli ve karanlık ilişkileriyle tanınıyor. Yöneten sınıfa mensup olmanın tüm imkanlarını cömertçe kullanan Sabra Tekstil patronu “Haramidere’nin haramisi” sıfatının en çok yakıştığı patronlardan biri. Bu asalak burjuvanın, işçileri patronların düzenini yıkmaya çağıran bir faaliyeti kabullenmesi ve sessiz kalması tabii ki beklenemez. Hele ki “krizi fırsata dönüştürme” çağrılarının ortada dolaştığı, krizin tüm yükü işçilere yıkılmaya çalışılırken sınıf cephesinden anlamlı bir yanıt oluşturulamadığı böylesi “zor zamanlarda” en küçük bir çatlak ses bile patronların yüreğine büyük korku salıyor.

Sabra Tekstil büyük ölçekli bir fabrika. Fabrikada işçiler 450 TL gibi sefalet ücretleriyle, sigortasız çalıştırılıyorlar. Üstelik bu ücretlerin ödenmesi dahi geciktiriliyor. Yoğun ve pervasız sömürünün yaşandığı Sabra’da işçiler işten atılma korkusuyla sindirilmiş durumda. İşte Sabri Yılmaz ve çetesinin tahammül edemediği de bu sömürü çarkına çomak sokulması. Çünkü Sabri Sami Yılmaz tüm servetini bu sömürü çarkına borçludur. Hürriyet gazetesine verdiği bir röportajda, tekstil sektörüne Adıyaman’da ortaokulda düğme dikip ütü yaparak girdiğini anlatan Sabri Yılmaz’ın nasıl bu hallere geldiğini bir de sömürdüğü işçilere sorun. İşçilerin sömürü ve yokluktan başka anlatacakları bir şey bulamazsınız. Sabra patronu işçileri üç kuruşa çalıştırarak, sigortasız çalışmayı işyerinde kural haline getirerek semirmiştir. Sabri Yılmaz’ın fabrikada silahlı adamlarla dolaşması bu sömürü cehennemini korumak kaygısındandır. Öyle ki, itiraz eden işçilere karşı zorbalığı bir gelenek haline getirmiştir. Sabri Yılmaz servetini kirli işlerine borçludur. Öyle ki, bu harami hakkında uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi iddialar bulunmaktadır. Sabri Sami Yılmaz, haramiliğini tekstil patronlarının örgütü İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracaatçıları Birliği’nin (İHKİB) yönetimine gelerek taçlandırmıştır. O bununla da kalmayıp burjuva siyasetinde bir yer tutmak için önemli hamleler de yapmıştır. Öyle ki, Sabra Tekstil’in ortaklarından ve Sabri Yılmaz’ın akrabalarından Zeynel Abidin Yılmaz ‘94 yılında CHP’den Eminönü Belediye Başkan adayı olmuştur. Böylelikle diğer haramiler gibi kendine “muteber iş adamı” süsü takıp burjuva sofralarında yer açmaya çalışmaktadır.

Sabra Tekstil baskı ve zorbalıkla birlikte anılıyor! Sabra Tekstil işçilere uyguladığı azgın sömürünün yanısıra mafyavari ilişkileri ve zorbalığı ile tanınıyor. Esenyurt İşçi Platformu’na yönelik gerçekleşen saldırı Sabra Tekstil patronunun ilk icraatı değil. 14 Ocak 2005 tarihinde Sabra Tekstil önünde bildiri dağıtan TekstilSen’liler yine benzer bir saldırıya maruz kalmışlardı. Fabrika patronu, müdürü ve özel güvenlikleri Tekstil-Sen’lilerin bildiri dağıtımına engel olmak için yine zorbalığa başvurmuşlar ve fiili saldırıda bulunmuşlardı.

Sabra patronu işçilerin sırtından kurduğu sömürü imparatorluğunu, yurt dışına da taşımıştır. Öyle ki, Sabra Tekstil’in sahibi bulunduğu mağazaların büyük bölümü Polonya’nın başkenti Varşova’dadır. Sabri Yılmaz, içeride dışarıda ışıltılı mağazalarında sömürü ve kan satan bir haramidir. Sabri Yılmaz, sigortasız, asgari ücretin altında çalıştırdığı işçiler üzerinden semiren bir sömürücü asalaktır. Sabri Yılmaz, fabrikasının önünde yasaların da bir hak olarak tanıdığı bildiri dağıtımını yapan devrimci işçilere kurşun sıkan bir şehir eşkiyasıdır.

7


8

Sabra Tekstil saldırısı üzerine Esenyurt İşçi Platformu çalışanlarıyla Kızıl Bayrak gazetesi tarafından yapılan röportajın metnidir...

“Sömürüye maruz kalan “Sömürüye maruz kalan Sabra işçilerine

gergerfirat.net adlı internet sitesi saldırıya dair Sabri Yılmaz'ın yaptığı açıklamaya sayfalarında yer verdi. Yılmaz saldırıyı şu şekilde anlattı:

seslenmek ertelenemez bir görevdir!” seslenmek ertelenemez bir

"08.06.2009 günü sabahı BDSP'li olduğunu söyleyen birkaç genç fabrikaya gelmiş Sabra çalışanlarına bazı bildiriler dağıtmak istemiş, çalışanlar engel olmuş daha sonra grup dışarı çıkarılmış, birkaç saat sonra grup daha kalabalık şekilde fabrikaya gelmiş, taşlısopalı silahlı saldırı sonucunda kavga çıkmış güvenlik amiri de silahını çekerek mani olmuştur. İki kişi yaralı. Karşı taraf tamamen suçlu. Fabrikama zorla girmek istemiş, işçiler de karşı çıkınca silah, taş sopalara sarılmıştır. Daha sonra büyük bir kalabalık fabrika önüne gelip olay yaratmak istemiş polis zamanında barikat kurunca fabrikaya yanaşamamışlar (...)"

Sabri Yılmaz'ın yaptığı açıklamada söylediği yalanlar kimliğini de açığa vuruyor. Polis tutanaklarında dahi görüldüğü üzere fabrikaya giriş kesinlikle sözkonusu değildir. Dahası fabrika demir kapılarla korunmaktadır. BDSP'liler fabrikanın önünde bildiri dağıtmışlardır. Bu tür dağıtımlar her gün onlarca fabrikaya yapılmaktadır. Ancak Sabri Yılmaz türünden şehir eşkiyaları bu çalışmaya karşı zor kullanmaya kalkmaktadır.

- Sabra Tekstil önünde uğradığınız saldırı sürecini aktarır mısınız? - 28 Haziran 2009 tarihinde gerçekleştireceğimiz Esenyurt Tekstil İşçileri Kurultayı’nın çağrı bildirilerini tekstil işçilerine ulaştırmak için yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Sabah iş girişlerinde, akşam çıkışlarda, işçi servislerinin geçiş güzergâhlarında dağıtımlar yapıyoruz. 8 Haziran sabahı da farklı farklı fabrikalara bildirilerimizi ulaştırmak için işbölümü yapmıştık. Aynı anda 4 fabrikada dağıtımlar başladı. Bu fabrikalardan biri de Sabra Tekstil’di. Sabra Tekstil büyük ölçekli bir fabrika. Ve bu fabrikada işçiler 450 TL gibi sefalet ücretleriyle, sigortasız çalıştırılıyorlar. Üstelik bu ücretlerin ödenmesi dahi geciktiriliyor. Yoğun ve pervasız sömürünün yaşandığı Sabra’da işçiler işten atılma korkusuyla sindirilmiş durumda. Biz sınıf bilinçli devrimciler için bu sömürüye maruz kalan Sabra işçilerine seslenmek ertelenemez bir görevdi. İlk dağıtımı 8 Haziran sabahı gerçekleştirdik. Sabah girişi olduğu için servisler aralıklarla geldi. İlk servise dağıtım yaptıktan sonra ikinci servisin gelmesini bekledik. Bu bekleme sırasında işçilerin çay içtiği büfede bulunan birkaç işçiye de bildirilerimizi verdik. Bu esnada büfe sahibi dağıtımı engellemeye çalıştı ve ufak bir arbede yaşandı. Büfe sahibi servis şoförlerine “ne duruyorsunuz vursanıza şunlara” diyerek kitleyi saldırtmaya çalıştı ancak bizim yanıtımız karşısında başarısız oldu. Servisler gelmeye başlayınca buradan ayrılıp dağıtıma devam ettik. Önce fabrikanın sivil giyimli güvenlikleri “yerleri kirletiyorsunuz, dağıttırmayız” diyerek engellemeye çalıştı. Dağıtımı engelleyemeyeceklerini ifade ederek dağıtıma devam ettik. Dağıtımı böylece durduramayacaklarını anlayınca bu kez de işçilere “almayın kağıtları, çabuk içeri girin, alanlardan sorarız hesabını” diyerek bildirilerin alınmasını engellemeye çabaladılar. Bu manevraları da boşa çıktı. Bildiriyi alan işçi sayısında azalma olsa da işçilerin büyük kısmı bildiriyi almaya devam etti. Bunda da başarısız olunca fiziki saldırıya geçtiler. Ancak cevapları verilince zorbalıklarını ilerletemediler. Bu esnada biz tüm işçilere ulaşmaya devam ettik. Son servise de dağıtım yaptığımız esnada araçtan inenler de (sonradan öğrendiğimiz üzere müdürler, idari kadrodan bir kısım


ve patron yalakası işçiler, güvenlikler) dağıtımı tehditler savurarak durdurmaya çalıştı. Bunun üzerine işçilere seslenmeye başladık. İşçilerin örgütlenmesinden korktuklarını bu yüzden dağıtımı engellemeye çalıştıklarını, örgütlü işçilerin patronların sömürüsüne son vereceğini vurgulayan konuşmalarımız üzerine işçilere bağırarak, hızla fabrikaya sokmaya çalıştılar. Ardından 15 kişilik bir güruh üzerimize saldırdı. Tekme ve yumruklarla iki arkadaşımız ağır şekilde darp edildi. Bu esnada zorbaları durdurmaya çalışan bir Sabra işçisine de yumruklarla saldırdılar. Ertesi gün aynı fabrikaya bildirilerimizi ulaştırmak ve işçilere saldırının teşhirini yapmak için fabrikanın önüne toplu olarak gittik. Devrimci çalışmamızın ısrarından, kararlılığından ve işçilerin örgütlenmesinden duyduğu korkuyla Sabra patronu tetikçilerini kapının önüne yerleştirmişti. Fabrika önüne yaklaştığımızda ateş açmaya başladılar. İlk kurşunlardan biri bir arkadaşımızın dizine geldi. Yaralı arkadaşımızı kurşunlardan korumaya çalıştığımız esnada saldırganlar yerde yaralı yatan arkadaşımıza kurşun sıkmaya devam etti. Aynı yaralı bacağa bir kurşun daha isabet etti. Yerdeki yaralı arkadaşımıza sopalarla vurmaya devam ettiler. Hemen onun ardından elinde silah olan başka iki kişi daha çıktı, onların yanında elinde kasaturalar olan, sopalar olan başkaları da çıktı ve saldırmaya başladılar. Elinde silah olan güvenlik görevlileri ve patron yanlısı çalışanlar ateş etmeye başladı. Bu sırada bir işçi arkadaşımıza daha kurşun isabet etti. Hiçbir şekilde hedef gözetmeksizin üzerimize ateş etmeye başladılar. Bu arada yaralıya vurmalarına engel olmaya çalışan bir servis şoförüne de saldırdılar. Olay yerinden çıkarak acil olarak ambulans çağırdık. Ambulansla yaralıları hastaneye kaldırdık. Olayın ardında biraz zaman geçtikten sonra gecikmeli olarak olay yerine polis de geldi. Sadece silahlı zorbalardan birini gözaltına alarak ayrıldı. Ancak burjuva yasaları da iki gün içinde bu katilini aklayarak serbest bıraktı. Sonradan öğrendiğimiz üzere polis bu tetikçiyi göstermelik olarak gözaltına alırken işçilerden bir kısmı “patron da suçlu onu da götürün” diyerek tepki göstermiş. Patron, tepki gösterdi diye bir kadın işçiyi de gözaltına aldırtmak istemiş ancak işçiler bırakmamış. Yaralılarımızı hastaneye kaldırdıktan sonra toplanarak Sabra Tekstil Fabrikası önünde basın açıklaması yapma kararı aldık. 150 kişilik bir kitleyle öfkeli sloganlarla Sabra’nın önüne doğru gittik. Bu kez de görevli polisler fabrikanın önünde barikat kurarak, fabrika önünde basın açıklamasına izin vermeyeceklerini söylediler. Kitle fabrikanın önüne ilerlemek isteyince polislerin tamamı silah çekerek ateş etmeye başladı. Devrimciler silaha, gaz bombası ve coplara karşı taşlarla direnişe geçti. Kitlenin kararlılığından ve öfkesinden korkan polisler geri adım atmak zorunda kaldı. Bu çatışmada 3 işçi kadın ve bir lise öğrencisi arkadaşımız gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar çıkarıldıkları mahkemece tutuklandılar. Maruz kaldığımız bu baskı ve terör, bu sömürü düzenin aynasıdır. Patronlar

kurşun sıkıyor, polis baskı ve terör uyguluyor, yargıç tutukluyor. Burjuva devletinin adaletinin de tüm diğer uygulamaları gibi sadece zenginlerden yana olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. - Sabra Tekstil önündeki basın açıklamasından sonra yapılan eylemlere değinir misiniz? - Basın açıklamasını gerçekleştirdikten sonra Haramidere’den Köyiçi’ne kadar sloganlarla ve marşlarla yürüyüş düzenledik. Meydanda gözaltıların serbest bırakılması için 2 saatlik oturma eylemi yaptık ve oturma eylemi sırasında işçi ve emekçileri saldırının hesabını sormaya, örgütlenmeye çağırdık. İlerleyen günlerde Sabra Mağazası önünde bir basın açıklaması yaptık. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İstanbul Bölge Çalışma Müdürlüğü önünde Entes direnişçisinin gerçekleştirdiği basın açıklamasına ve direnişçi işçilerin düzenlediği Cumartesi Yürüyüşü’ne katılarak Sabra saldırısıyla ilgili açıklama yaptık. Direnişçi İşçiler Platformu’nun 14 Haziran günü düzenledikleri sempozyuma da katılarak saldırıyı burada da duyurduk. Bir de 17 Haziran günü İHD’de konuyla ilgili basın toplantısı gerçekleştirdik. - Önümüzdeki süreçte nasıl bir çalışma yürütmeyi düşünüyorsunuz? - 19 Haziran’da Sabra Tekstil patronunun üyesi olduğu İTKİB önünde basın açıklaması yapacağız. Sabra Tekstil saldırısını teşhir eden afişleri bölgede yoğun olarak kullanacağız. Saldırıyı yoğun olarak işlediğimiz Esenyurt İşçi Bülteni’ni işçi ve emekçilere ulaştıracağız. Silahlı zorbalığa karşı bütünlüklü bir kampanya olarak eylem, etkinlikle aktif bir çalışma programı çıkarttık. 28 Haziran’da düzenleyeceğimiz Tekstil İşçileri Kurultayı’nda bu konuyu gündemimize alacağız. Devrimci sınıf çalışmamızı derinleştirecek ve mücadelemizi bir adım daha öteye sıçratacağız. Bu saldırı yalnızca bizi daha da çelikleştirmiş, güçlendirmiş ve sınıf kinimizi bilemiştir. Bunlar sermayenin saldırıları karşısında verdiğimiz ilk yanıtlardır. Dost da, düşman da bilsin ki hesap eninde sonunda sorulacaktır. En büyük ve kalıcı yanıt ise işçilerin ve emekçilerin kapitalist sömürü düzenini yerle bir ettiği, yeni bir dünyanın inşasını attığı gün verilecektir. - Son olarak saldırısıyla ilgili ne gibi tepkiler aldığınızdan bahseder misiniz? Esenyurt İşçi Platformu çalışanı işçiler saldırı karşısında tam bir dayanışma içerisinde oldu. Dostlarımızdan ve bölgedeki işçilerden olumlu tepkiler alıyoruz. Militan direnişimiz ve ısrarlı ve soluklu mücadelemiz sınıf içinde bize yönelik bir güven oluşturuyor. Tanımadığımız olayı duyan bazı işçiler ziyaretimize geldi ve destek sunmak istediklerini ifade ettiler. Bölgemizdeki ilerici, devrimci kurumlar da destek verdiler. Sabra işçilerinden de aldığımız olumlu tepkiler oldu, ancak durumdan korkan işçiler de var.

9


10

Patron kurşunladı, polis terör estirdi, mahkeme tutukladı...

Faşist baskı ve terör Faşist baskı ve terör bizi yıldıramaz!

P

atron kurşunladı, polis terör estirdi, yargıçlar tutukladı. Son birkaç gün içerisinde sınıf çalışmamıza yönelik gerçekleşen saldırıların özü özeti böyle. Saldırıların izlediği bu hat, sermaye düzenin tüm bir sınıf özünü ve kimliğini, ayrıca çalışma tarzını ortaya koyuyor. Çok açık ki, devlet aygıtı ve onun kolluğu patronların hizmetinde, işçi sınıfının, emekçilerin ve Kürt halkının mücadelesinin karşısındadır. Bunun için Sabra patronu fabrikanın önünde bildiri dağıtan devrimci işçilere kurşun yağdırırken, polisin işi Sabra patronunu korumak oluyor. Sabra patronu elini kolunu sallaya sallaya polis korumasında dolaşırken, Sabra Tekstil önünde saldırıyı protesto edenlerin üzerine kurşun ve gaz bombaları yağdırıyor. Büyük bir sınıf kiniyle coplayıp gözaltına alıyor. Gözaltında işkencelerini sürdürüyor, avukatları taciz ediyor. Ondan sonra da cüppeli terör devreye giriyor. Gözaltına alınan yoldaşlarımız sudan bahanelerle tutuklanıyor. Tüm bunlar, sermaye sınıfının işçi sınıfı karşısında açık bir sınıf kimliği ve tutumuyla hareket ettiğini gösteriyor. Sermayenin çıkarları sözkonusu olduğunda kağıt üzerinde yazılı hukuk adına ne varsa hiçbir değer taşımıyor. Her şey sınıf savaşımının kuralına uygun yürütülüyor. Faşist baskı ve terörde tüm sınırlar aşılıyor. Maskeler indiriliyor, yapay ayrımlar ortadan kalkıyor. Baskı ve terör mekanizması kurulduğu gibi çalıştırılıyor. Bu durum bizi şaşırtmıyor. Çünkü sermaye düzenine karşı işçi sınıfının kızıl bayrağını taşıyoruz. Sınıf düşmanımızın kimliği ve yapacakları konusunda bilincimiz açık. Bu nedenle saldırılara karşı boyun eğmedik, eğmeyeceğiz! Sınıf kavgasından geri durmadık, durmayacağız! İşçi sınıfının kızıl bayrağını onurla taşımaya devam edeceğiz! Yoldaşlarımızın canına yeltenen patronlar ve onların faşist beslemelerinden hesap soracağız! Sınıf kavgasına daha sıkı sarılacak, işçi sınıfına yönelik devrimci faaliyetimizi daha da güçlendireceğiz! Ancak bu saldırı sadece sınıf devrimcilerine değildir. Bu saldırı istisna da değildir. Son dönemde tırmandırılan baskı ve terör kampanyasının bir parçasıdır. KESK’e yönelik saldırılardan toplantı ve gösteri haklarının fütursuzca çiğnenmesine kadar son günlerde birçok örnek ortada. Sermaye düzeni, krizin faturasının toplumda yaratacağı muhtemel büyük sosyal patlama birikimlerinin önünü almak ve örgütlü güçleri tasfiye etmek istiyor.

Bunun için yapılan saldırılara sessiz kalınmamalı, birleşik bir direniş ruhuyla karşı konulmalıdır. Baskı ve terör kampanyası ancak böyle göğüslenebilir. Bu bilinç ve anlayışla tüm devrimci ve ilerici güçleri harekete geçmeye, düzene karşı birlikte durmaya, tok bir yanıt vermeye çağırıyoruz. Son olarak belirtelim ki, hiçbir güç bizi devrim mücadelesinden alıkoyamaz. Hiçbir kurşun devrimci sınıf faaliyetine engel olamaz. Hiçbir duvar devrimci soluğumuzu kesemez. Hiçbir güç milyonlara yaşam hakkı tanımayan bu çürümüş düzeni ve kurumlarını ayakta tutamaz. Kahrolsun sermayenin faşist diktatörlüğü! Yaşasın devrim ve sosyalizm! Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) 10 Haziran 2009


Kurultayımız asalak tekstil patronlarına

bizi yıldıramaz!

karşı mücadele kürsüsü olacak!

S

ınıf devrimcileri olarak işçi sınıfının kurtuluşunun haklı davasını yürütüyoruz. Amacımız sınıfın bilinçlenmesi, örgütlenmesi ve devrimcileşmesidir. Bunun için her türlü meşru yol ve yöntemi deniyoruz. Araçlarımızı en etkin ve yaygın şekilde kullanıyoruz. Devrimci sınıf mücadelesinin proletarya içerisinde ete-kemiğe bürünmesi, sosyalist bilincin işçi sınıfı zemininde maddi bir güce dönüşmesi devrimin güvencesidir. Bu bilinçle yürüttüğümüz her mücadele sermaye devletinin baskı, şiddet ve engeliyle karşılaşıyor. Bunda anlaşılmayan bir yan yok. Egemen sınıf sömürü düzenini sürdürmek, iktidarını korumak için baskı ve şiddetini her zaman kullanacaktır. Son olarak Sabra Tekstil’de yaşananlar bunlardan sadece biridir. Esenyurt Tekstil İşçileri Komisyonu olarak yapacağımız kurultaya Sabra Tekstil işçilerini çağıran ve fabrikadaki düşük ücret ve sosyal hak gasplarına ve baskılara karşı mücadele çağrısı yapan bildirilerimizi dağıtırken, Sabra patronunun tetikçileri tarafından önce fiziki daha sonra da silahlı saldırıya uğradık. Saldırı sonucu iki sınıf devrimcisi biri bacağına aldığı iki kurşun diğeri göğsüne aldığı bir kurşunla ağır bir şekilde yaralandı. Bu kez de silahlı zorbalığı protesto etmek için Sabra Tekstil’in önünde yapacağımız basın açıklamasına devletin kolluk güçleri saldırdı. Polis silah ve biber gazı kullanarak basın açıklaması yapmamızı engellemeye çalıştı. Davamızın haklılığından aldığımız güçle polisin engellemelerine direndik ve saldırıyı püskürttük. Polis geri adım atarak izin vermek zorunda kaldı. Bu esnada dört sınıf devrimcisi gözaltına alınarak tutuklandı. Eli kanlı saldırgan ise iki gün içerisinde savcılık tarafından serbest bırakıldı. İpleri tamamen patronun elinde olan, iradeleri patron tarafından teslim alınmış kimliksiz, kişiliksiz, insanlıktan çıkmış, bu uşak takımı sınıfın öncü devrimcilerine silah sıkarak uşaklıklarını ispatlamış oldu. Yüzlerce işçinin emeğini sömürüp saltanat süren aynı zamanda uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapan Sabra patronunun tetikçiliğini yapan bu uşak takımı kokuşmuş, çürümüş düzenin aynasıdır. Polisin ve mahkemenin tutumu ise devletin sınıf kimliğini ortaya koymaktadır. Polisiyle, mahkemeleriyle, yasalarıyla varlık nedeni tamamen ezilen sınıfa baskı uygulamak, sermayenin çarklarını döndürmek olan devleti sınıf devrimcileri olarak çok iyi tanıyoruz. 19 Aralık 2000’de cezaevleri katliamlarından, Sivaslar’dan, Maraşlar’dan, Kızıldereler’den, 1 Mayıslar’da uygulanan azgın polis teröründen ve daha birçok katliamı düzenleyen kapitalizmin kanlı tarihinden biliyoruz. Ve devletin baskı ve terörüne baş eğmeyen, direnen, can bedeli mücadeleyi zaferlere taşıyan yiğit devrimcileri de biliyoruz. Sabra patronundan hesap bu militanlıkla sorulacaktır. Sınıf devrimcileri olarak son Sabra saldırısında aldığımız kararlı ve militan tutum, gösterdiğimiz cesaret, ödediğimiz bedel, mücadeledeki kararlılık dostlarımızın övgüsünü, sınıfın sempatisini kazanmamızı sağlamış, düşmanın korkularını büyütmüştür. Bu düşmana verilen en büyük yanıttır. Düşman karşısında moral ve politik bir üstünlük kazanılmış, bu sömürü düzenine ve asalak sermaye sınıfına karşı öfke ve kinimiz bir kez daha bilenmiştir. Bu saldırılar değil bizleri yıldırmak, bizleri daha da çelikleştirmektedir. Sınıf çalışmasında daha da motive etmiştir.

Sabra saldırısı benzeri saldırılar önümüzdeki günlerde daha sık karşımıza çıkacaktır. Asalak patronlar takımı devrimci siyasal faaliyete ve bu faaliyetin yürütücüleri olan sınıf devrimcilerine karşı daha pervasız ve saldırgan davranacaklardır. Bu saldırılara anında tok ve eylemli bir yanıtın verilmesi sınıf mücadelesinin geleceği açısından büyük bir önem taşımaktadır. Yaşamları köleleştirilmiş milyonlarca işçi ve emekçinin sermaye sınıfının ve onların çıkarlarının bekçisi olan sermaye devletinini saldırılarını örgütlü bir tutumla karşılamaları bir ihtiyaç ve zorunluluktur. Milyonlarca işçi ve emekçinin sömürü üzerine kurulu bu düzene duyduğu öfke ve mücadele arayışını açığa çıkarılarak örgütlü bir güç haline getirmek biz sınıf devrimcileri için bugün en yakıcı bir sorumluluktur. Bu güçle düzenleyeceğimiz Tekstil İşçileri Kurultayı’na yüklenecek ve buradan tekstil işçileri olarak mücadelede bir adım daha ilerleyeceğiz. Kurultayımızı sınıfın mücadele kürsüsüne çevireceğiz. Verilen ilk anlamlı cevap ve atılan adım elbette yeterli değildir. Asıl yanıt sermaye sınıfının ve onun sömürü düzeninin tarihin çöplüğüne gönderildiği gün verilecektir. Özlemlerimiz gerçekleşene kadar devrim ve sosyalizm davasını büyütmeye, düşmanın büyüyen korkularını kâbusa çevirecek zafere ulaşana dek bu bedelleri ödemeye ve bu fedakârlığı göstermeye hazırız… Esenyurt Tekstil İşçileri Kurultayı Hazırlık Komitesi

11


12 “Müvekkillerin yapmak istediği basın açıklamasının konusunu oluşturan 2 kişinin silahla ağır yaralanması olayının faili olan kişi aynı mahkemece serbest bırakılmıştır. Yaralıların biri ameliyat olmuş, diğeri de ameliyat olmak üzere hastanededir. İşçileri yaralayan kişi serbest bırakılırken buna tepki gösterenlerin tutuklanması da müvekkillerin adalet duygusunu haklı olarak zedelemiştir.” Avukatların tutuklamaya itiraz dilekçesinden...

“Yasalar eşit uygulanmıyor, devrimcile “Yasalar eşit uygulanmıyor, devrimciler adil yargılanmıyor, savunma hakkı engelleniyor!” yargılanmıyor, savunma hakkı engelle

S

abra Tekstil Fabrikası önünde yaşanan silahlı saldırıda yaralanan işçilerin ve ardından düzenlenen protestoda gözaltına alınarak tutuklanan 4 BDSP’linin avukatları olan Meryem Asıl ve Şerife Ceren Uysal ile hukuksal sürece dair konuştuk... Sizler yaralanan işçilerin hastanede alınan ifadelerinden başlayarak hukuki süreci takip ettiniz. Öncelikle bu kısma ilişkin bilgi verir misiniz? Av. Ş. Ceren Uysal: 9 Haziran günü sabah saatlerinde iki devrimci işçinin bildiri dağıtımı sırasında silahla yaralandığını öğrendik ve hastaneye doğru yola çıktık. Öncelikle Bakırköy Devlet Hastanesi’nde acil servise kaldırılan Tahsin Alıcı’nın yanına gittik ve ifadesi sırasında hazır bulunduk Tahsin’e iki kurşun isabet etmişti, ayrıca bacağında kırıklar da vardı. İlk müdahalenin ardından Esenyurt Polis Karakolu’ndan gelinerek Tahsin’in ifadesi alındı. Alıcı ifadesinde bütün olan biteni anlattı. İfade işleminin bitmesinin ardından saldırı olayına tanıklık etmiş kişilerin de hastanede hazır bulunduğunu ve onların da tanıklığına başvurulmasını istediğimizi belirttik. Buradaki amacımız soruşturma kapsamının derinleştirilmesini zorlamak ve olayın hasır altı edilmesinin olanaklarını daraltmaktı. Ancak başlangıçta tanık dinlemeye gönüllü olan polis memurları, birkaç telefon görüşmesinin ardından tanıkları dinlemeden hastaneden ayrıldılar. Bu tür olaylarda hukuki süreçlerin üstün körü yürütüldüğünü ve genellikle de olayın üstünün kapatılmaya çalışıldığını geçmiş deneyimlerimizden de bildiğimiz için aynı gün başka bir avukat arkadaşımız aracılığı ile Büyükçekmece Adliyesi’nin o günkü nöbetçi savcısı ile de iletişime geçtik. Olay yerinden yalnızca Zeki Tekin isimli güvenlik görevlisinin gözaltına alındığını da bu yolla öğrenmiş olduk. Av. Meryem Asıl: Bu nokta esaslı bir soruna işaret ediyor. Tahsin de, Mehmet de olaya 10-15 kişinin karıştığını ve kendilerine en azından 3-4 ayrı kişi tarafından silah çekildiğini ifadelerinde belirttiler. Dahası Tahsin olay yerinde daha uzun kaldığı ve doğrudan oradan hastaneye kaldırıldığı için saldıranların fabrika içerisine kaçtıklarını da görmüş ve bunu da ifadesinde de bunu belirtti. Ancak bütün bu beyanlara rağmen olay yerinden yalnızca bir kişi gözaltına alındı. O da zaten güvenlik görevlisi ve silah taşıma ruhsatı var. Yani 10-15 kişi ile düzenlenen pervasız bir şehir eşkiyalığı örneğini bir güvenlik görevlisine yıkmak, olayı da “güvenlik görevlisi fabrikayı koruma görevini yaparken heyecanlanıvermiş” gibi saçma sapan bir kapsama daraltmak niyeti olduğu daha baştan belliydi. Zeki Tekin’in mahkemece serbest bırakılması da başlangıçtaki izlenimimizi haklı çıkardı. Yaralanan işçilerin ifadeleri sırasında bir sorun yaşandı mı? Av. Meryem Asıl: İfadeler sırasında hukuki yahut fiili bir sorun olmadı. Yani yaralıları hırpalamaya kalkışmadılar yahut söylenenleri tutanağa geçirmemezlik etmediler. Ancak zaten mesele bu kısımdan sonrası. Yaşanan basit bir adli vaka olsaydı, şu an saldırganların büyük çoğunluğunun tutuklu yargılanıyor olmaları yüksek bir olasılıktı. Ancak ortada devrimciler olunca, doğal olarak sorgunun içeriği de “siz ne yaptınız kimbilir” eksenine sıkışıyor. “Fabrikaya mı girmeye çalıştınız?”, “Sopanız mı vardı?” gibi sorularla devrimcilere yönelen şiddetin kendisini meşrulaştıracak bir zemin yaratma çabası daha ilk ifadeler kısmında harcanmaya başlanıyor. Basın açıklaması ve gözaltı sürecini hukuken nasıl değerlendiriyorsunuz? Av. Ş. Ceren Uysal: Polisin basın açıklamasına yönelik müdahalesini hukuken de-


ğerlendirmeyi gerekli görmüyoruz. Bu kısımda açıklanacak bir şey yok. Nasıl ki 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkış çabaları polis terörü ile engellenmeye çalışıldıysa, yahut daha geçtiğimiz hafta içerisinde gerek ATV-Sabah direnişçilerine, gerekse KESK’lilere barikat kurulduysa, bu da onların bir benzeri... Basın açıklaması yasal bir hak. Ancak benzer saldırılarla hemen her gün karşılaşıyoruz. Bu hak, düzenlenen açıklamanın içeriğine ve özellikle de etkisine göre keyfi bir biçimde engellenebiliyor. Av. Meryem Asıl: Gözaltı süreci ise üzerinde özellikle durulacak bir konu. Daha baştan gerek bize, gerekse müvekkillerimize karşı ciddi anlamda saldırgan bir tavır söz konusuydu. Başta salt kaba davranmak sınırında olan bu tavırlar, müvekkillerimizin ince aramaya karşı çıkması, bizim de “arama” adı altında yapılmaya çalışılan bu taciz ve aşağılamayı engelleme çabamızla birlikte sertleşti ve gerginliğe dönüştü. Bayağı bir bağırış-çağırış yaşandı. Müvekkillerimiz, sonradan öğrendiğimize göre kelepçelenerek ve darp edilerek aranmış. En nihayetinde gerilim ÇHD’nin ve Baro bünyesinde faaliyet gösteren Avukat Hakları Merkezi’nin devreye girmesi ile engellenebilmiş oldu. Bu müdahaleler olmasaydı muhtemelen daha sıkıntılı sonuçlar ortaya çıkacaktı. Sonuçta müvekkillerimiz, birçok başka örnekle kıyaslandığında ciddi bir darpa maruz kalmadılar. Ancak karakola geç gitseydik yahut farklı merkezlerden karakola telefon açılarak basınç yaratılmamış olsaydı sonuç nasıl olurdu, bu konuda bir şey söylemek mümkün değil. Tutuklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Av. Meryem Asıl: Müvekkillerimiz polise mukavemet suçundan ötürü mahkemeye sevk edildiler. Tutuklamalar da temel olarak, yaralandıklarını sağlık raporu ile belgeleyen 4 polis memurunun müvekkillerimizi teşhit etmesinden ileri geliyor. Ancak bu teşhisin kendisi başlı başına hukuka aykırı. Teşhis esasında şüpheli kişinin şüpheli olmayan ve sivil başka kişilerle birlikte şikayetçiye gösterilmesi biçiminde gerçekleştirilmeliyken, burada müvekkillerimiz tek tek gösteriliyorlar. Doğal olarak polis memurları da eylemden gözaltına alınmış 4 kişiyi “teşhis ediyor”. Bu arada daha da ilginci teşhiste bulunan 2 polis memuru aynı zamanda teşhis tutanağını düzenleyenlerin de arasında yer alıyor. Ancak mahkeme bunların hiçbirini dikkate almadı. Esasında bir önleyici tedbir olarak tutuklamanın şartlarına bakıldığında olayda bu şartların hemen hemen hiçbiri bulunmuyor. Ne delilleri karartma şüphesi / olanağı var, ne de kaçma... Ancak polis memurlarının almış olduğu 1-2 günlük istirahat raporları mahkemeyi doğrudan etkilemiş oldu. Burada asıl çarpıcı olan müvekkillerimizin tutuklanması değil, sonuçta bu noktada mahkemenin bir inisiyatifi söz konusu. Çarpıcı nokta, mahkemenin uyguladığı çifte standart. Müvekkillerin sorgusundan hemen sonra, silahla ya-

ralama şüphesiyle Zeki Tekin sorguya çıkartıldı ve aynı nöbetçi mahkemece Tekin’in tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Mahkeme buna gerekçe olarak “yaralıların üzerindeki kurşunların Zeki Tekin’in silahından çıkıp çıkmadığının henüz tespit edilememesini” gösterdi. Aynı mahkeme aslında müvekkillerimizin de taş atıp atmadıklarını, sopa kullanıp kullanmadıklarını tespit edememişti. Ve müvekkillerimize isnat edilen suç ile Zeki Tekin’e isnat edilen suçun cezası arasında da dağlar kadar fark vardı. Birbiri ile bağlı iki olay karşısında mahkemenin birbiriyle çelişkili iki ayrı hüküm kurmuş olması hukuk sisteminin özünü açığa çıkartır nitelikte. Av. Ş. Ceren Uysal: Yapılan sorgular adeta formalite niteliği taşıyor. Yalnız bu olayda değil, birçok olayda da böyle. Hukuk kitaplarında mahkemelerin gerçeği ortaya çıkartmaya çalıştıkları ile ilgili süslü cümleler görürsünüz. Ancak bu süslü cümlelerin uygulamadaki karşılığı hemen hemen yok denecek kadar azdır. Zeki Tekin sorgusunda havaya “ateş açtım, benim dışımda ateş açan başkaları da vardı” demesine rağmen, sorgu hakiminin her nedense aklına “başka kim ateş açtı?” diye sormak gelmiyor. Bu sorunun her nasılsa atlanması/unutulması, soruşturmanın ilerleyen aşamasına da şimdiden ışık tutan bir nitelikte. Bundan sonraki aşamada ne olacak? Av. Meryem Asıl: Müvekkillerimizin tutukluluğuna itirazda bulunduk. Ancak serbest bırakılmaları yönlü bir sonuç alacağımızı zannetmiyoruz. Duruşma gününün gelmesini bekleyeceğiz. Yine Zeki Tekin’in serbest bırakılmasına da itiraz edeceğiz ve tanıklarımızın dinlenmesi için yeniden girişimde bulunacağız. Tabii bunların yanında ek başka gündemlerimiz de söz konusu. Tutuklanan müvekkillerimizden Deniz Edemir Metris Cezaevi’nde ve burada tecritte tutuluyor. Cezaevi idaresi müvekkilimize ayakta sayım verme dayatmasında bulunuyor. Önümüzdeki günlerde Edemir’in cezaevinde karşılaştığı baskı koşulları ile ilgili gerekli hukuki işlemleri yapacağız ve kamuoyunu da bu konuda bilgilendireceğiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Av. Ş. Ceren Uysal: Son olarak şunları söyleyelim, esasında bugün karşı karşıya kaldığımız bu hukuksuz uygulamalar yığını, ısrarla kamuoyundan gizlenmeye çalışılan gerçekleri bir kez daha açığa çıkartıyor. Bu gerçeklerin başlıcaları şöyle; yasalar eşit uygulanmıyor, devrimciler adil yargılanmıyor, polisin yargı üzerinde çok ciddi düzeyde etkisi var, polislerin yetkilerinin artırılmasının sonucu şiddetin artması oluyor, savunma hakkı avukatlara dönük saldırgan tutumlarla engellenmeye çalışılıyor ve elbette cezaevlerinde bugün ciddi bir baskı ve keyfiyet hüküm sürüyor... Sabra Tekstil’in önünde başlayıp bugüne dek devam eden sürece karşı gerek hukuki, gerekse fiili olarak mücadele etmek de bu yüzden özel olarak önem taşıyor.

13


ÇHD İstanbul Şubesi, yaşanan saldırılar ve ardı sıra gerçekleşen hukuksuz uygulamalarla ilgili 16 Haziran günü Galatasaray Lisesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. “Emeğe ve savunmaya yönelik polis terörüne son! / Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi” pankartının açıldığı basın açıklaması Güray Dağ’ın şube adına yaptığı konuşma ile başladı. Basın açıklamasına BDSP, EHP, DTP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Dursun Yıldız ve Entes direnişçisi Gülistan Kobatan destek verdi.

BASINA VE KAMUOYUNA

G

eçtiğimiz hafta içerisinde Esenyurt Haramidere bölgesinde bulunan Sabra Tekstil Fabrikası önünde bildiri dağıtmak isteyen Esenyurt İşçi Platformu üyeleri, fabrika idaresinden kişilerin de içerisinde bulunduğu bir grup tarafından önce darp edilmiş, ardından üzerlerine ateş açılmış, kurşunlar yağdırılmıştır. 2 kişinin yaralandığı bu olayda ateş açanlardan yalnızca bir kişi gözaltına alınmış, o da ertesi gün serbest bırakılmıştır. Aynı gün bu olayı protesto etmek için fabrika önüne gidildiğinde ise fabrikayı koruma altına alan kolluk güçleri, basın açıklaması yapmak isteyen gruba ikazda dahi bulunmaksızın cop ve biber gazı kullanarak müdahale etmiş, bununla da kalmamış, gerçek mermilerle grubun üzerine ateş açmıştır. Burada 4 kişi gözaltına alınmış, gözaltına alınanlar, çıkartıldıkları mahkemece görevli memura direnme suçunu işledikleri gerekçesi ile tutuklanmışlardır. Bütün bu olayların yaşandığı iki gün; Türkiye’de son yıllarda yaşanan hukuksuzluğun, yasalar karşısındaki eşitsizliğin, çifte standardın elbette polis terörünün ve bu terörün beslendiği damarların taze görüntülerine de sahne olmuştur. Şöyle ki; Kurşunla yaralanan iki platform üyesi de kendilerine saldıranlar arasında işyerinin sahibinin de olduğunu beyan etmelerine rağmen ilgili kişi hakkında halen herhangi bir işlem yapılmamıştır. Ancak söz konusu olayı protesto etmek için basın açıklaması gibi yasal ve demokratik bir hakkı kullanmak isteyen işçiler azgın bir polis terörü ile karşılanmıştır. Basın açıklaması öncesinde polisin müdahalesini görüntülemek isteyen basın mensupları darp edilmiş, kameraları kapatılmaya ve hatta kırılmaya çalışılmıştır.

14

4 kişinin gözaltına alınmasının ardından Esenyurt Merkez Karakolu’na müdafi olarak giden İstanbul Barosu avukatlarından Av. Seyit Nusret Öztürk, Av. Meryem Asıl ve Av. Şerife Ceren Uysal, buradaki polislerin hakaretlerine, sözlü ve fiili tacizlerine maruz kalmışlardır. Polis memurlarının meslektaşlarımıza yönelik saldırgan tutumu, ancak derneğimizin ve İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi’nin müdahalesi sonucunda engellenebilmiştir.


Bütün bunlar sürdüğü sırada gözaltındaki kişiler darp edilmiş, 3’ü kadın olan 4 kişi ince arama adı altında, yasal dayanağı bulunmayan, aramadan öte taciz ve aşağılama amacı taşıyan uygulamaya maruz bırakılmak istenmişlerdir. Meslektaşlarımızın müdahalesine rağmen ısrarcı olan polis memurları, bu aramayı, gözaltındaki kişileri kelepçeleyerek ve darp ederek gerçekleştirme pervasızlığına soyunmuşlardır. Polislerin sözkonusu saldırgan tutumu ertesi gün Büyükçekmece Adliyesi’nde de devam etmiş, gözaltındaki 4 kişi adliyeye bileklerini morartacak kadar sıkılmış şekilde kelepçelenerek getirilmiş ve orada öylece bekletilmişlerdir. Gözaltındaki kişilerin su içmek, tuvalete gitmek gibi yaşamsal ihtiyaçlarını gidermeleri dahi müdafiilerince yazılı şikayette bulunulana dek, polislerce engellenmiştir. En nihayetinde söz konusu 4 kişi, polise direnme suçunu işlediklerine dair kuvvetli şüphe bulunduğu gerekçesi ile tutuklanmışlardır. Bütün bu yaşananlar derin bir vehamet tablosuna işaret etmektedir. Türkiye’de bir baskı ve terör rejimi yaşanmakta, toplumun çok çeşitli kesimleri bu yolla sindirilmek istenmektedir. Ülkemizde yasalar, işverenler ve çeşitli düzeydeki diğer erk sahipleri için suçüstü halinde dahi işletilmezken, aynı yasalar, toplumun ezilen kesimleri ve elbette devrimci, demokrat ve ilerici unsurları somut delil ve benzeri şartların varlığı dahi aranmaksızın en ağır şekilde uygulanmaktadır. Dahası bu kesimlerin savunma hakkı da engellenmekte, bilinçli bir biçimde avukatları da fiziki saldırıdan, hakaret ve tacize kadar bir dizi pervasız saldırıya maruz bırakılmaktadır. Bütün bunlar olurken her alanda kolluk güçleri baş aktörler olarak sahneye çıkmaktadır. Cezaevinde, karakolda yahut sokakta kolluk güçleri kendilerini koruduğunu bildikleri yasalardan güç alarak sözlü tacizden, işkenceyle adam öldürmeye kadar her türlü suçu işlemektedir. Mahkemeler de kolluğun yargılandığı davalarda, adeta kolluk güçlerini temize çıkarmak istercesine çalışmaktadır. Polislerin arkalarına aldıkları güce duydukları güvenin boyutları ortadadır.

Tutuklu BDSP’liler cezaevinde...

P

rotesto eyleminde gözaltına alınan BDSP'liler 10 Temmuz günü çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildiler. Emine Burcu Eker, Sergül Tarhan ve Melek Can Bakırköy Kadın Çocuk Tutukevi'nde siyasi tutsakların kaldığı B-4 koğuşunda kalıyorlar. Deniz Edemir ise Metris Cezaevi'ne gönderildi. Metris Cezaevi'nde siyasi tutsakların bulunmaması nedeniyle Edemir adli mahkumların kaldığı T2C5 koğuşuna yerleştirildi. Ancak adlilere dayatılan "ayakta sayım verme" gibi uygulamaları reddeden Deniz Edemir, tek kişilik tecrit hücresine alındı. Edemir'in Silivri F Tipi'ne sevk edilmesi bekleniyor...

Yine geçtiğimiz hafta Manisa barosuna kayıtlı bir meslektaşımız polis kurşunu ile katledilmiş, başka bir meslektaşımız ise Kadıköy’de bir karakolda polisler tarafından darp edilmiştir.

İletişim:

Bu gidişatın önü alınmadığı taktirde önümüzdeki günlerde daha çok sayıda polis cinayeti, işkence ve kötü muamele haberi alacağımız bilinmelidir.

Sergül Tarhan, Melek Can, Emine Burcu Eker

ÇHD olarak buradan bir kez daha bildiriyoruz. Biz ilerici avukatlara yönelen her saldırının, bu ülkenin ilerici, devrimci ve demokrat kesimleri başta olmak üzere, bu ülkenin ezilenlerinin savunma hakkına yönelik olduğunun ve rejimin gerçek niteliğini ortaya koyduğunun bilincindeyiz. Bu bilinçle bundan sonra da mesleğimizin ve bunun kadar önemli olan insan olmanın gereğini yerine getireceğimizi, yasalar karşısındaki eşitsizliğin, hukuksuz uygulamaların, polis terörünün karşısında, ezilenlerin ve sömürülenlerin yanında mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi B4 koğuşu Bakırköy / İstanbul

Deniz Edemir Metris Cezaevi T2C16 koğuşu Metris / İstanbul

ÇHD İSTANBUL ŞUBESİ

15


16


17


18


19


20


Emekçilere yönelik faşist bask Emekçilere yönelik faşist baskı kınıyoruz!  veve terörü terörü kınıyoruz!  DEKÖP-A saldırıyı lanetledi...

A

BD uşağı faşist Türk devleti son zamanlarda baskı ve zoru tekrar azıya almış bulunuyor. Önce, özgürlük ve eşitlik talep eden Kürt halkının en meşru kurumlarına yönelik baskın yapılarak, onlarca DTP yönetici ve üyesi tutuk-

landı.

Bunu, kamu emekçileri sendikası KESK’e yönelik devlet terörü izledi. Onlarca KESK üye ve yöneticisi gözaltına alınarak tutuklandı. Türkiye’de devlet terörünün son hedefi ise, Esenyurt İşçi Platformu çalışanı devrimciler oldu. 8 Haziran 2009 tarihinde, Esenyurt Haramidere’de kurulu bulunan Sabra Tekstil fabrikasında, Esenyurt İşçi Bülteni’nin son sayısını dağıtan söz konusu platformun üyesi devrimci işçiler, ilk gün Sabra Tekstil patronunun paralı uşakları tarafından sopalı saldırıya uğramışlardır. Ertesi gün, (9 Haziran) tekrar aynı fabrikanın önünde bülten dağıtımına devam eden devrimci işçilere, bu sefer de silahlı saldırı da bulunulmuştur. Saldırı sonucu iki devrimci, biri iki yerinden kırılmak suretiyle bacağından, diğeri de göğsünden olmak üzere yaralanmışlardır. Hastaneye kaldırılan devrimcilerin hayati tehlikesi bulunmamaktadır. Silahlı saldırının ardından, aynı gün Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) tarafından Sabra Tekstil Fabrikası’nın önünde yapılmak istenen basın açıklamasını ise polis, engellemekle kalmayarak, gaz, cop ve kurşunla tam bir terör estirmiştir. Polis terörü sonucu 4 devrimci gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınan devrimciler mahkemeye çıkarılarak tutuklanmıştır. Yani polis terörünü tutuklama terörü tamamlamıştır. Özcesi, yaşananlar bir kez daha haramilerin saltanatının nasıl işlediğine ayna tutmuştur. Patron kurşunlamış, polis terör estirmiş, yargıçlar tutuklamıştır. Bu saldırı, daha önce gerçekleşen sayısız saldırı gibi nedensiz değildir. Sabra Tekstil patronu yuvalandığı bölgenin adına yakışır bir haramidir. 450 TL ücretle, sigortasız ve ağır çalışma şartlarında çalıştırdığı işçiler üzerinden tam bir saltanat kurmuştur. Sabra Tekstil patronunun pervasız saldırısının kaynağında da bu saltanatın yıkılmasından duyulan korku vardır. Devrimci sınıf çalışmasına gösterilen açık düşmanlık anlaşılmaz değildir. Sabra patronu açık bir sınıf bilinciyle davranmıştır. O, acımasızca sömürdüğü işçilerin örgütlülüğünden doğacak büyük gücün bilinciyle hareket etmiştir. Tüm bu saldırıların sorumlusu başta Sabra Tekstil patronu ve onun tetikçileri olmak üzere, tüm kapitalist sömürü düzeni ve onun koruyucularıdır. Bu sömürü sisteminde Sabra Tekstil patronu gibi bir tetikçi elini kolunu sallayarak gezebilmektedir. Bu saldırı sadece Esenyurt İşçi Platformu’nda örgütlü işçilere değil, tüm işçi sınıfına ve emekçilere, tüm ilerici-devrimci güçlere yapılmıştır. İşçi sınıfına ve devrimcilere yönelik bu saldırının hesabı eninde sonunda sorulacak, sorumlular işçi, emekçiler tarafından yargılanacaktır. DEKÖP-A olarak, yapılan bu hain saldırıyı nefretle kınıyoruz. Yaşanan saldırılara sessiz kalınmamalıdır. Türk devletinin işçi ve emekçilere karşı yürüttüğü baskı ve teröre karşı Avrupa’daki tüm işçi ve emekçileri karış koymaya çağırıyoruz. İşçi ve emekçilere yönelik saldırılara son! Kahrolsun faşizm yaşasın mücadelemiz!

21

Avrupa Demokratik Kitle Örgütleri Platformu (DEKÖPA) 15 Haziran 2009’da yaptığı yazılı açıklamayla saldırıyı lanetledi. DEKÖP-A şu bileşenlerden oluşuyor: Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEGKon), Yaşanacak Dünya Gazetesi, Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK), İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği Platformu (BİR-KAR), Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM)


Sabra Tekstil’de yaşanan saldırı pek çok yerde gerçekleştirilen eylemlerle lanetlendi. İstanbul’da Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nda, Taksim’de, Osmanbey’de bulunan Sabra satış mağazası önünde, İnsan Hakları Derneği’nde, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği önünde, Gazi Mahallesi’nde, İzmir’de, Eskişehir’de, Ankara’da, Adana’da basın açıklamaları ve yürüyüşler yapıldı.

Saldırılar gerçekleştirilen Saldırılar gerçekleştirilen eylemlerle lanetlendi! Esenyurt-Köyiçi Cumhuriyet Meydanı’nda oturma eylemi!

S

abra patronunun saldırısını protesto için gerçekleşen eyleme polisin saldırmasının ardından ilerici ve devrimci güçler Esenyurt Köyiçi Cumhuriyet Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştirdi.

Oturma eyleminde BDSP adına yapılan konuşmada saldırı süreci detaylı bir şekilde anlatılarak saldırı karşısında işçi emekçiler örgütlü mücadeleye çağrıldı. Saldırı sırasında dört kişinin gözaltına alındığı bildirilerek, bunun gerçekte “tüm işçi emekçilere yapılmış bir saldırı” olduğu vurgulandı. Ardından Ümraniye OSB’de işten atma saldırısına karşı direnişini sürdüren Gülistan Kobatan bir konuşma yaptı. “Bizler ne kadar güçlü olursak, onların korkuları da o derece çoğalacak!” diyen Kobatan, krizle birlikte birçok fabrikada saldırıların arttığını, bundan böyle ise artık kat be kat artacağını söyledi. Tersane İşçileri Birliği adına da bir bir işçi konuşarak, sermayenin saldırılarının tersanelerde de sürdüğünü, hergün yeni ölümlerin yaşandığını dile getirdi.

Osmanbey Sabra mağazası önünde saldırı protestosu BDSP ve Esenyurt İşçi Platformu, Sabra Tekstil’in Şişli Osmanbey’de bulunan satış mağazası önünde 10 Haziran günü basın açıklaması gerçekleştirdi.

22

Osmanbey Metro çıkışında toplanan BDSP ve Esenyurt İşçi Platformu çalışanları, “Baskı ve terör sökmeyecek! Sabra patronu hesap verecek / Esenyurt İşçi Platformu” ve “Kurşunlar mücadelemizi durduramaz! Haramilerin saltanatını yıkacağız / BDSP” pankartlarını taşıdılar.


Yürüyüş, Sabra Tekstil’in satış mağazası önüne kadar sürdü. Burada yapılan açıklamada saldırının sadece Esenyurt İşçi Platformu’na değil, tüm işçilere, emekçilere, ilerici ve devrimci güçlere yapıldığı dile getirildi.

23

Basın açıklaması sonrasında Sabra ürünlerinin tüketilmemesi için çağrıda bulunuldu. BDSP ve Esenurt İşçi Platformu çalışanları açıklamanın ardından sloganlarla Halaskargazi Caddesi’ne yürüyüş düzenlediler. Yürüyüş ve basın açıklaması boyunca , “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!”, “İşçiler saflara hesap sormaya!”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!”, “Baskılar, gözaltılar bizi yıldıramaz!”, “Sabra işçisi yalnız değildir!”, “Sabri Yılmaz hesap verecek!” sloganları öfkeyle atıldı.

Sabra Tekstil saldırısına Eskişehir’den yanıt! Eskişehir’de 10 Haziran Çarşamba günü Adalar Migros önünde bir araya gelen devrimci, demokrat kurumlar ve sendikalar Esenyurt İşçi Platformu çalışanlarına dönük silahlı saldırıyı lanetledi. “Hak arama mücadelesine kurşun sıktılar, hesabını soracağız!” pankartının açıldığı eylemde şunlar söylendi: “Sabra Tekstil patronu kendi sınıf çıkarlarını korumak için neler yapabileceğini bu saldırıyla gözler önüne sermiştir. Bizler de Eskişehir’deki devrimciler olarak sermayenin ve onun devletinin saldırılarına militan bir mücadeleyle karşılık vereceğimizi haykırıyor ve tüm işçi-emekçileri bu mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz!” BDSP, DHF, DPG, SGD, SDP, EHP, ODAK, Eskişehir Gençlik Derneği tarafından örgütlenen eyleme Mücadele Birliği, DİSK Birleşik Metal-İş ve Emekli-Sen Eskişehir Şubesi destek verdi. Eyleme yaklaşık 100 kişi katıldı.

İzmir BDSP: “Baskılar bizi yıldıramaz!” İzmir BDSP, sınıf devrimcilerine yönelik saldırıyı 10 Haziran günü gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla protesto etti. “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm! / BDSP” pankartının açıldığı, kızıl bayrakların taşındığı eylem, Konak Kemeraltı girişinde yapıldı. Açıklamada kapitalistlerin son dönemde artan saldırılarına değinildi. İşçi ve emekçileri doğrudan ilgilendiren sosyal yıkım saldırılarına azgın bir devlet terörünün eşlik ettiği ifade edildi. Son dönemde KESK şahsında kamu emekçilerine, eğitim emekçilerine, gençliğe, Kürt halkına, işçi direnişlerine yönelik devlet terörü teşhir edildi.

İstanbul İHD

Tutuklamalar İstanbul İHD’de protesto edildi BDSP ve Esenyurt İşçi Platformu / Tekstil İşçileri Komisyonu, 17 Haziran günü İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlediği basın toplantısıyla Sabra patronunun saldırılarını ve tutuklama terörünü protesto etti. Emekli-Sen Kadıköy Şubesi ve İHD İstanbul Şubesi’nin destek verdiği açıklamada tutuklama terörünün arka planına değinildi. Saldırıların sorumlularının eninde sonunda işçi ve emekçiler tarafından yargılanacağının vurgulandığı açıklamada “Tarihte her zaman işçi kanı dökenler döktükleri kanda boğulmuşlardır” denildi. Basın açıklamasının ardından İHD İstanbul Şubesi adına konuşan Rıza Dalkılıç, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söyleyerek Esenyurt İşçi Platformu’na yönelik saldırı ve tutuklamaları kınadı. Emekli-Sen Kadıköy Şube Başkanı Yalçın Vural da toplantıda yaptığı destek konuşmasında saldırıları lanetledi. Tutuklananların serbest bırakılmasını isteyen Vural, olayın birçok boyutunun olduğunu belirterek, tekstil sektöründe olduğu gibi Sabra Tekstil’de de genç ve kadın işçi sömürüsünün yaşandığını, yaşanan son saldırıların sınıf mücadelesinde çetin bir boyuta işaret ettiğini söyledi. Açıklamada Sabra patronunun silahlı saldırısı sırasında bacağından yaralanan ve tedavisi halen devam etmekte olan Tahsin Alıcı’nın kardeşi Tarık Alıcı söz aldı. Alıcı yaptığı konuşmada, saldırı sürecine değinerek, Tahsin Alıcı’nın evraklarını almak için adliyeye gittiğini ancak evraklarının dahi kaybedildiğini belirtti. Tarık Alıcı’nın konuşmasıyla basın toplantısı son buldu.


24

Gazi Mahallesi Faşist baskı ve terör Gazi’de lanetlendi Devlet terörü 16 Haziran akşamı Gazi Mahallesi’nde yapılan yürüyüşle protesto edildi. En önde “Patron kurşunladı, polis terör estirdi, mahkeme tutukladı! Faşist baskı ve terör sökmeyecek! Eli kanlı katiller hesap verecek! / BDSP” şiarlı pankart taşındı. Yürüyüş boyunca emekçilere saldırıyı teşir eden konuşmalar gerçekleştirildi. Çevrede biriken emekçilerin ilgiyle izlediği yürüyüş cemevine gelinmesiyle sonlandırıldı.. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı yürüyüş boyunca saldırıyı teşhir eden ve saldırıyla ilgili önümüzdeki günlerde yapılacak eylem programını duyuran bildiriler dağıtıldı. Yürüyüşe Devrimci Hareket, Mücadele Birliği Platformu, DHF, Partizan, DHB, TÖP ve Sosyalist Parti destek verdi.

Esenyurt’taki saldırılara karşı Adana’da ortak eylem Saldırı ve tutuklamalar Adana’da 13 Haziran günü protesto edildi. Eylem İnönü Parkı’nda “Baskılar bizi yıldıramaz!”, “Devlet terörüne son!” sloganlarıyla başladı. Ortak açıklamada krizin faturasının işçi ve emekçilere ödettirilmesi çabasının beraberinde dizginsiz bir baskı ve terör uygulaması da getirdiği, son dönemde gerek hak arama eylemlerine, gerekse de işçi ve emekçilerin örgütlülüklerine dönük saldırıların bunun somut bir göstergesi olduğu ifade edildi. Alınteri, BDSP, ÇHKM, ESP, Halkevleri, Türkiye Gerçeği tarafından gerçekleştirilen eyleme DİSK / Emekli Sen Adana Şube yöneticileri, Halk Cephesi ve Mücadele Birliği Platformu da katılarak destek verdi.

Tutuklama terörüne karşı Taksim’de eylem...

İstanbul İTKİB önü

Esenyurt Haramidere’de Sabra patronunun silahlı saldırısının ardından devreye giren tutuklama terörü 11 Haziran günü Taksim Tramvay Durağı’nda gerçekleştirilen eylemle lanetlendi. BDSP ve Esenyurt İşçi Platformu tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasında yapılan konuşmalarda tutuklanan devrimcilerin serbest bırakılması istendi. Sermaye düzeninin son dönemde gerçekleştirdiği saldırılara değinildi. Eyleme Halkevleri, ESP, Alınteri, ODAK, PDD, Devrimci Hareket, Kaldıraç, Herkese Sağlık ve Güvenlik Gelecek Platformu ve Eğitim-Sen 6 No’lu Şube’den kamu emekçileri de destek verdi. Yapılan açıklamada sınıf devrimcilerine yönelik tutuklama saldırısının arka planına değinilerek patron-polis saldırısının ardından devreye sokulan tutuklamaların sermaye sınıfının


işçi sınıfına karşı beslediği sınıf kininin bir sonucu olduğu vurgulandı. Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu adına Nuri Günay’ın yaptığı destek konuşmasında ise son dönemde KESK üzerinden yoğunlaştırılan saldırılara değinildi. Birlikte mücadele etmenin önemine vurgu yapıldı. Tutuklananların serbest bırakılmasının istendiği konuşma “Yaşasın devrimci dayanışma!” sözüyle sona erdi.

Ankara BDSP’den tutuklama protestosu Tutuklama terörü 12 Haziran günü Ankara BDSP tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasıyla protesto edildi. Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan BDSP’liler “Haramilerin saltanatını yıkacağız! Saldırıların hesabını soracağız!” pankartını açtılar. Açıklamada sınıf devrimcileri ile birlikte bütün bir topumu hedef alan bu saldırıları yanıtsız bırakmayacağı söylendi. Partizan, AKA-DER, Eğitim Emekçileri Derneği, Halkevleri’nin de destek verdiği eylem “Yaşasın devrimci dayanışma!” sloganıyla son buldu.

Haramilerin ininde Sabra protestosu! Esenyurt İşçi Plaformu ve Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), 19 Haziran günü, Sabra patronu Sabri Sami Yılmaz’ın da yönetim kurulu üyesi olduğu İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTKİB) önünde bir eylem gerçekleştirerek patron-polis-yargı terörünü kınadı.

Eskişehir

Ankara Tutuklananların derhal serbest bırakılmasını istedi. İTKİB’in önünde yapılan açıklamada, dünyadaki tüm zenginlikleri üreten işçi ve emekçilerin emeğine bir avuç patron tarafından el konulduğu, sefalet içinde yaşayan işçilerin emeğini çalan patronların villarda lüks içinde yaşadıkları vurgulandı. Sömürünün en yoğun yaşandığı tekstil sektöründe de patronların krizin faturasını işçi ve emekçilere kesmeye çalıştığı belirtildi. Birçok tekstil fabrikasında işçilere yönelik düşük ücret, sigortasız çalışma, uzun çalışma saatleri, zorunlu mesailer dayatan tekstil patronlarının tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de işçilere hakaret, şiddet, taciz ve fiziki saldırılarda bulundukları ifade edildi. Eylemde polisin İTKİB binası önüne yaptığı yığınak dikkat çekti. Sivil, resmi, yunus, özel güvenlikten oluşan bir ordu patronları korumaya aldı. Kızıl Bayrak gazetesinden derlenmiştir...

25


S

abra Tekstil’de yaşanan saldırı ve sonrasınde gerçekleştirilen protestolar çeşitli gazetelerde ve haber portallarında yer aldı.

Kızıl Bayrak gazetesi ve kizilbayrak.net sitesi tüm gelişmeleri gün be gün yansıttı. Evrensel gazetesi konuyu 11 Haziran tarihli Evrensel’in manşetine taşıdı. Birgün gazetesinde de ayrıntılı biçimde yer alan haber, saldırıdan 10 gün kadar sonra Radikal gazetesinde yer aldı. Günlük gazetelerin dışında sendika.org, alınteri.net, atilim.org, emekdunyasi.net, sol.org.tr, bianet.org portallarında da gerek saldırı haberi, gerekse protesto eylemleri pekçok kez yer aldı. Sabra patronu Sabri Yılmaz’ın Adıyaman’ın Gerger ilçesine kayıtlı olması vesilesiyle Gerger’in yerel gazetesi Gerger Fırat da saldırı haberine geniş yer ayırdı. gergerfirat.net adresinden yayın yapan site, Kızıl Bayrak gazetesini kaynak göstererek yansıttığı gelişmelerin yanısıra Sabri Yılmaz’ı da arıyarak yaşananlara dair yaptığı açıklamaları sayfalarına taşıdı.

26

Basın’dan... Basın’dan...


27


S

abra saldırısı ile gündeme gelen patron-polis ve hukuk terörü geride silahlarıyla havaya ateş ederken objektiflere poz veren polislerin, hastenelik olan yaralı işçilerin ve tutuklu BDSP’lilerin görüntüleri kaldı. İlk iki fotoğraf 9 Haziran günü işçilere yönelik saldırıyı protesto eden BDSP’lileri dağıtmak için havaya ateş açan polislere ait. Polisler şarjörlerini boşaltırken arkalarında korudukları Sabra Tekstil’in tabelası alenen görülüyor. Alttaki iki fotoğrafta ise polis saldırısı ile başlayan arbede görülebilir.

28

Görseller... Görseller...


Ü

stteki iki fotoğraf Sabra patronunun adamlarının silahlı saldırısı sırasında yaralanarak hastaneye kaldırılan devrmci işçilere ait. Sırasıyla bacağından iki kurşun ile yaralanan Tahsin Alıcı ve göğsünden bir kurşun ile yaralanan Mehmet Ergün... Altta ise saldırıya uğradıktan sonra tutuklanarak cezaevine yollanan BDSP’liler adliyeden çıkarılırken...

29


30


31



Sabra Tekstil dosyasi 2009