Issuu on Google+

İşçi Bülteni Özel Sayı 296

Tersaneler cehennem Tersane işçilerinin sesi işçiler köle kalmayacak!

ROTA

Aylık bülten  8  Nisan 2008  Fiyatı 50 YKr

İş cinayetlerine, taşeronlaştırmaya, ücretlerimizin düşürülmesine karşı

DERNEK’le 1 Mayıs’ta Taksim’e! Buluşma yeri ve saati: İçmeler istasyonu 07:00

Rota’dan... Tersane işçilerinin gür sesi ROTA’nın Nisan sayısıyla hepinize merhaba! İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’a hızlı adımlarla yaklaşıyoruz. 1 Mayıslar biz işçiler için önemli bir günü ifade ediyor. Yani biz işçiler her 1 Mayıs alanına çıktığımızda hem yüzyılı aşkın bir süre önce bugünü ve dolayısıyla da bugün kullandığımız kimi hakları canıyla kazanan sınıf kardeşlerimizin mirasına sahip çıkmak hem de bizleri iliklerimize kadar sömüren, haklarımızı gaspeden, bizleri kuru bir ücrete mahkûm eden patronlar ve onların düzenine karşı gücümüzü göstermek için alanlara akarız. Bu yıl 1 Mayıs gününü sermayenin yoğun saldırılarıyla karşılıyoruz. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası mecliste kabul edilerek yasallaştı. Bu yasa mücadeleyle kazanılmış haklarımızı gaspeden bir yasa. Emeklilik hakkının gaspeden ve parası olmayanı hastane kapısından geri çeviren bir yasa. Ötesinde her yerde işçi ve emekçilerin başta sendikal hakları olmak üzere sosyal hakları gaspediliyor. Tersanelerde durum elbette ki farklı değil. Devlet yetkililerinin sözde müdahalesiyle sorunun bir nebze olsun çözülebileceğini düşünenler, büyük bir yanılgı içine düştüler. Devlet ve yetkilileri işçilerin sorunlarını çözmek bir yana sorunları daha da katmerleştirdiğini gördük. İşte işçi sınıfı böyle topyekûn saldırılarla yüzyüze. Ancak bu saldırılara karşı, her yerde direniş ve grev bayrakları yükseliyor. Özellikle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası saldırısı başta olmak üzere işçi ve emekçilere yöneltilen saldırılar direniş ve grevlerle karşı koydu. Aynı durum tersaneler için de geçerli. Hiçbir hukukun ve kuralın olmadığı bu cehennemde çalışan bizler 27 Şubat tarihinde gösterdiğimiz gücümüzle patronlara korku saldık. Ancak sürekli eylemlerle bu korkularını büyütemedik. O yüzdendir ki ücretlerimizi düşürdüler, o yüzdendir ki işçi sağlığı konusunda hiçbir adım atmadılar. O yüzdendir ki işyerlerinde bize baskı uyguluyorlar. Şimdi bu saldırganlıklarına karşı 1 Mayıs’ta tekrar gücümüzü göstererek korkularını büyütmeliyiz. Tersane işçilerinin sesi ROTA tüm tersane işçilerini TERSANE İŞÇİLERİ BİRLİĞİ DERNEĞİ bayrağı altında 1 Mayıs’a katılmaya, cehennem ateşini isyan ateşine çevirmeye çağırıyor…

MK


Baret ve tulumlarımızla 1Mayıs’ta Taksim’e!

Bütün tersanelerde çalışan işçiler olarak o gün elimize penseyi almayacağız. O gün taş yapmayacağız, o gün kesim ve montaj yapmayacağız. Tulum ve baretlerimizle DERNEK çatısı altında bayramımızı kutlamaya TAKSİM’e yürüyeceğiz!

Yeryüzünde herhangi bir şey var mıdır ki bizim üretmediğimiz. İğneden ipliğe her şeyi nasırlı ellerimizle yaratıyoruz. Madenlerden kömürü çıkaran biziz... Tersanelerde mavi patiskaları yırtan kocaman gemileri üreten biziz... Demiri döven çeliği işleyen yine biziz... Nasırlı ellerimiz, alınterimiz, kanımız, canımız ve gözyaşımızla insanlığın bütün gereksinimlerini biz üretiyoruz. Sayımız milyarlarla ifade edilir. Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e her yerde biz varız. Bu hayatı biz yaratırken, üretim araçlarını elinde tutanlar sefahat içinde yaşıyor. Onlar oturdukları yerlerde saraylarda yaşarken, bizler sersefil koşullara mahkûm ediliyoruz. Bu düzen kuruldu kurulalı biz işçilerin hayatında değişen bir şey yok. Yüzyıl önce hangi koşullarda çalışıyorsak şimdi de aynı koşullarda çalışıyoruz. Yer yer biraz daha iyi yaşayabilmek için kavga verdik. Grevler, direnişler örgütledik. Ancak bu düzenin sahipleri bütün bu direnişlerimize vahşice saldırdılar. Yer yer destanlar yarattık. Bir dizi kazanım elde ettik. O kazanımlar ki günümüzde halen bir nebze de olsa kullanıyoruz. Onlar bu hakları bize vermediler, biz söke söke aldık. Kimilerimiz bu hak arama mücadelesinde katledildi, zindanlarda çürütüldü. Ama bu haklarımızı kazandık. İşte bu önemli mücadele günlerinden biri olan 1 Mayıs yaklaşıyor. 1800’lü yılların cehennem koşullarına karşı “8 saatlik iş günü” talebiyle mücadele eden kardeşlerimizin canı pahasına kazanılmış haklar var. Demek ki bir avuç azınlığın kâr üzerine kurmuş olduğu bu düzenden en basit hakkı almak bile çetin ve dişe diş bir mücadeleden geçiyor. 1886 yılındaki bu kalkışma 8 saatlik iş günü talebinin kazanılmasını sağlarken, daha fazla hak verilmesini engellemek isteyen burjuvalar tarafından kan ve idamlarla bastırılmaya çalışıldı. Ancak 1 Mayıs 1886 dünya çapındaki işçilerin hafızasından hiçbir şekilde silinmedi. Bugüne kadar uzanan 1 Mayıslar sayısız katliam ve yasaklamalarla yüzyüze kaldı. Ancak dünya genelinde milyarlarca işçi her yılın 1

2  Rota

Mayıs’ında “patronları için ölmektense” kendi kavgalarında ölmeyi tercih ediyor. Nasırlı yumruklar burjuvalara karşı isyan yumruğu olarak havaya kalkıyor. İki dünya; bir tarafta her şeyi üreten çoğunluk, diğer tarafta üretim araçlarını ellerinde tutan sömürücü, asalak azınlık. Bu iki dünya karşı karşıya gelecek. Bu iki dünyanın sömürülen kısmının bir parçası olan biz tersane işçileri olarak, bu yıl da her yıl olduğu gibi 1 Mayıs alanında olacağız. Her türlü kuralsızlığın hüküm sürdüğü iş kolumuzda, kocaman gemileri, lüks yatları canımızı dişimize takarak üretiyoruz. Tersane patronları yasalarda geçen sınırlı hakları bile bize vermiyorlar. Çünkü bu hakları bize vermesi durumunda kârları azalacak. Burada da en basit, yasalarla güvence altına alınan bir hakkı almak için bile dişe diş bir mücadelenin verilmesi gerektiğini hepimiz gördük. Üç kuruşluk bir ücret için her gün yaşam tehlikesi altında çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl ve geçtiğimiz yılı bu yıla bağlayan süreç içerisinde peşpeşe gerçekleşen iş cinayetleri en kör gözlerin buraya çevrilmesine neden oldu. Mankenlerin iğrenç yaşamlarını iş edinmiş boyalı sermaye medyasının objektifleri bile tersanelere döndü. Yıllardır herkesin göz kapadığı gerçeklik, artık iyice açığa çıktı. Bunun karşısında güya bakanlar, müfettişler ve milletvekilleri sorunu çözeceklerdi. Çalışma Bakanı yaşanan ölümlerin çoğunun “kaza” olmadığını ifade ediyor. “Sorumlu olanlar patronlar ise üzerine gitmeyen namerttir” diyordu. Ancak bu sözler safsatadan ibaretti. Sadece gelişen kamuoyunun tepkisini bastırmak için söylenmiş içi boş bir sözlerdi bunlar. Nitekim peşpeşe ölümler sürdü. Gelişen kamuoyu tepkisi karşısında burjuva basını tersaneler gerçeğini daha açık bir şekilde yazmak zorunda kaldı. Yaygın sigortasızlık, kaçak işçilik, taşeronluğun

yasadışılığı, gurbetçi işçilerin sağlıksız barınma koşullarını ele almak zorunda kaldı. Bu arada tersane patronları örgütü GİSBİR, Çalışma Bakanı Faruk Çelik ile müfettişler ve milletvekilleri peşpeşe açıklama yapmak zorunda kalarak sözde soruna el attıklarını açıklıyordu. Ancak bu iş işçilerin örgütlü gücü olmazsa olmayacaktı. Ya eylemli tepkimizi ortaya koyarak ve bunu sürekli hale getirerek kazanacaktık, ya da cehennem zebanilerine yem olmaya devam edecektik. Nitekim 27 Şubat günü koca gemileri inşa eden nasırlı ellerimizi birleştirdik. Binlerce işçi “Artık yeter!” diyerek yol kestik. Bunun karşısında GİSBİR, Çalışma Bakanı ve ihanetçi sendika Dok Gemi-İş direnişi bitirmek için bir karalama kampanyası başlattı. Eylemimiz sonucunda, kamuoyu tepkisinin de etkisiyle tersane patronları bir takım düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Ancak bu düzenlemeler yeterli düzeyde değildi. Sonraki süreçte ise bu kısmi kazanımları burnumuzdan getirmek için ellerinden geleni yapacaklardı. Bir takım tersanelerde kendiliğinden 7.5 saat uygulamasına geçilirken bazı tersanelerde işçilerin eylem gücüne dayanılarak 7.5 saatlik iş günü uygulamasına geçildi. Görünen en belirgin düzenleme 7.5 saatlik iş günü uygulaması, bazı tersanelerde de kişisel koruyucu donanımlar (baret, tulum, gözlük, emniyet kemeri) verilmeye başlandı. Bunun dışında her hangi bir kazanım yok. Tersine bu kırıntı düzeyindeki hakların kazanımı tersane patronlarını daha da saldırganlaştırmış, kaşıkla verdiklerini kepçeyle almaya başlamışlardır. Örneğin birçok tersanede başta eyleme katılanlar olmak üzere birçok işçi arkadaşın işine son verildi. Maaş sistemine geçilecek açıklamasıyla ücretler büyük oranda düşürüldü. İşyerlerinde patronların, ustabaşlarının ve taşeronların baskısı arttı. Dahası işçi sağlığı ve güvenliği konusunda tek bir adım bile atılmadı. Bu nedenle 27 Şubat’tan bugüne kadar 2 işçi arkadaşımızı iş cinayetlerine kurban verdik. Cehennemin içinde cehennemi yaşar olduk. Bunun elbette ki bir nedeni var. Bizler halen örgütlülük konusunda çok zayıfız. Dolayısıyla 27 Şubat direnişinde gösterdiğimiz kararlılığı ve öfkeyi bir daha gösteremedik. Ama halen geç değil. Tüm bu saldırıları geriye çevirebilmek mümkündür. 1 Mayıs bu saldırılara karşı koyabilmenin önemli bir günü haline getirilmelidir. İşçi sınıfı ve emekçilere yöneltilen bu saldırgan tutuma karşı, sınıf kardeşlerimizle beraber 1 Mayıs alanında öfkemizi ve gücümüzü birleştirelim. Tersane patronlarının bize dayattığı bu zulüm ve işkenceye karşı gücümüzü 1 Mayıs alanında birleştirmeliyiz. Şimdi gücümüzü bir kez daha göstermenin, kenetlenmenin zamanı. Tersane patronlarının bu hükümranlığına karşı tersanelerden 1 Mayıs’a akma zamanı. Şimdi URSA’dan TORLAK’a DEARSAN’dan TUZLA GEMİ’ye, RMK’dan GEMAK’a KIRAN’a kadar bütün tersanelerde çalışan işçiler olarak o gün elimize penseyi almayacağız. O gün taş yapmayacağız, o gün kesim ve montaj yapmayacağız. Tulum ve baretlerimizle DERNEK çatısı altında bayramımızı kutlamaya TAKSİM’e yürüyeceğiz!


Anadolu Tersanesi’nden bir işçi ile konuştuk...

“1 Mayıs’ta Dernek’le birlikte Taksim’e çıkmaya çağırıyorum!”

- Bir tersane işçisi olarak tersanelerde yaşanan son süreç hakkında neler düşünüyorsun? - 27 Şubat eyleminin ardından sözde bir takım düzenlemeler yapılacaktı. Fakat o günden bugüne iki arkadaşımız hayatını kaybetti. Hemen hemen her gün irili,ufaklı iş kazası oluyor. Üstelik aldığımız ücretleri de düşürmeye başladılar. Bizler sabahtan akşama kadar kan ter içinde asalak tersane patronlarına iş yapıyoruz. Çalışma saatlerinde de bir değişiklik yok. Birkaç tersanede arkadaşlarımızın müdahaleleri sonucu güya çalışma saatlerinde düzenlemeler yapıldı. Fakat çeşitli oyunlarla bu da elimizden alınıyor. Sözde “yeni düzenlemeler” adı altında işçi alımları da durduruldu ya da taşeronun keyfine kalmış durumda. İş başvurularında sürekli sen eyleme katıldın mı diye sorular soruyorlar. - İşçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs yaklaşıyor. Bu konuda neler düşünüyorsun? - 1 Mayıs biz işçilerin haklarımız için alanlara

çıktığımız bir gün. Hemen hemen tüm işletmelerden işçi arkadaşlar alanda isteklerini dile getiriyorlar. Bizlerde tersane işçileri olarak tersanelerde yaşanan tüm sorunlarımızı dile getirmek için 1 Mayıs alanda, Taksim’de olmalıyız. Ben buradan bütün tersane işçisi arkadaşları 1 Mayıs’ta Dernek’le birlikte alana, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmaya çağırıyorum. - Son olarak söylemek istediğin bir şeyler var mı? - Tüm arkadaşları sorunlarımıza karşı duyarlı olmaya çağırıyorum. Çünkü biliyorum ki, biz biraraya gelirsek bu yaşanan kötü koşullara karşı sesimizi çıkarırsak ancak bir şeyler düzelir. Dernek buna dair her hafta toplantılar düzenliyor. Ben her hafta katılıyorum. Gayette verimli buluyorum. Korkunun ecele faydası yok arkadaşlar. Gücümüzü birleştirmeliyiz yoksa bu tersane patronları bizim canımızı, kanımızı, alınterimizi emmeğe devam edecekler. Anadolu Tersanesi’nden bir işçi

Devrimci 1 Mayıs Platformu’ndan açıklama:

1 Mayıs ortak örgütlenmeli! Makine Mühendisleri İstanbul Şubesi Lokali’nde gerçekleştirilen basın toplantısında platform adına basın açıklamasını okuyan Eyüp Baş, “2007 1 Mayıs’ında Taksim alanına çıkanlar, 2008 1 Mayıs’ında da Taksim’de olacaklardır” dedi. Platformun açıklamasında 1 Mayıs 77 katliamının 30. yılında Taksim’de 1 Mayıs yasağına fiili olarak son verildiğini söyleyen Baş, SSGSS Yasa Tasarısı’na karşı yükseltilen mücadelenin devam ettirilerek 1 Mayıs’a taşınması gerektiğinin altını çizdi. Platformun açıklamasında sorunun 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanıp kutlanmaması olmadığı belirtildi ve şunlar söylendi: “Sorun 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanıp kutlanmama sorunu değildir artık. Yer tartışması yoktur. Sorun emekten ve halktan yana tüm devrimci, ilerici güçlerin bir araya gelip Taksim 2008 1 Mayıs’ın birlikte örgütlemesi sorunudur. Bu sorumluluk hepimizindir. Sendikalar, meslek odaları, DKÖ’ler, siyasi partiler, devrimci güçler, kısacası tüm emek güçleri bu sorumluluğun altına girip 2008 Taksim 1 Mayıs’ını bir an önce örgütleme çabasına başlamalıdır.” SSGSS, 2008 1 Mayıs’ının ana gündemlerinden biri 2007 1 Mayıs’ında uygulanan tüm engellemelere ve baskılara rağmen gösterilen iradeye vurgu yapılan açıklamada, kimsenin bu yıl küçük hesaplar yapmaması gerektiği söylendi. Açıklamada, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin emekçilere dönük saldırılarına güçlü yanıt verilmesi için ortak hareket edilmesi çağrısında bulunuldu. Kürt halkına yönelik saldırıların da 1 Mayıs’ın gündemine taşınmasını vurgulayan açıklama, mücadele hedef ve taleplerinin sıralanmasıyla ve 1 Mayıs’ta iş bırakma çağrısı yapılmasıyla son buldu. Devrimci 1 Mayıs Platformu’nun 2008 1 Mayıs’ında talepleri şunlar: 1 Mayıs’ın resmi tatil ilan edilmesi Taksim’de 1 Mayıs yasağına son verilmesi, ‘77 katliamcılarının yargılanması, SSGSS Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesi

1 Mayıs’ta Taksim’deyiz! 2008 1 Mayıs’ı yaklaşırken DİSK, KESK ve Türk-İş konfederasyonları 1 Mayıs’ı Taksim’de ortak kutlama kararı aldılar. Üç konfederasyon bugün Taksim Gezi Parkı’nda gerçekleştirdikleri basın açıklaması ile “Sosyal adalet, eşitlik, bağımsızlık ve demokrasi için 1 Mayıs 2008’de omuz omuzayız!” şiarı ile 1 Mayıs’ı ortak kutlayacaklarını duyurdular. Üç konfederasyon adına DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün yaptı. DİSK Genel Sekreteri 1 Mayıs 2008 gündemlerini ise şöyle duyurdu. * 1 Mayıs 2008’de, başını ABD’nin çektiği emperyalist politikalara karşı bağımsızlık mücadelemizi yükselteceğiz. * 1 Mayıs 2008’de 12 Eylül Anayasası’na ve 12 Eylül’ün sendikal yasaları ve yasaklarına karşı “artık yeter” diyeceğiz. * Gerçek demokrasi ve özgürlük için çifte

standartlara hayır diyeceğiz. * Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sözleşmelerinin gereğinin bir an önce yapılması için, Anayasanın 90. maddesinin uygulanması için sesimizi yükselteceğiz. * Grevlerin yasaklanmadığı, sendikalı işçilerin işten atılmadığı, sendikaların ve partilerin kapatılmadığı gerçek bir demokrasi için sesimizi yükselteceğiz. * Tüm çalışanların grevli toplu sözleşmeli sendikal haklara sahip oldukları özgürlükçü bir demokrasi için sesimizi yükselteceğiz. * Demokratik, laik sosyal bir hukuk devleti için; demokratik, laik ve sosyal bir cumhuriyet için sesimizi yükselteceğiz. * Ne demokrasiden, ne laiklikten, ne de sosyal devletten vazgeçeceğiz. * Ülkemizi yeni-liberalizme, paranın padişahlığına ve küresel sermayeye terk

etmeyeceğiz. * Sermayenin küresel saldırısına karşı sesimizi küresel sendikal hareketin sesine katacağız. * Sosyal güvenlik ve sağlık haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Sağlık ve sosyal güvenlik satılık değildir. * İş güvencesini ortadan kaldıracak “Kamu Personel Yasası”nın çıkarılmasına izin vermeyeceğiz. Kamuda “reform” adı altında gündeme getirilen yasalar geri çekilmelidir! * Kıdem tazminatı hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Hükümetin işçi haklarını gasp etme girişimi karşısında tek yumruk, tek ses olacağız. * Özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya ve güvencesiz çalışmaya dur diyeceğiz. Biz biliyoruz: Biz karşı çıkarsak yapamazlar. Gücümüzün farkındayız, omuz omuzayız!

Rota  3


1Mayıs’ın tarihçesi!

Dünyada 1 Mayıs... 1800’lü yıllar işçi sınıfının ağır çalışma ve baskı koşulları altında derin bir sömürüye maruz kaldığı yıllar. İşçiler 14-15 saate varan çalışma süreleri ile karın tokluğuna çalıştırılıyordu. Onbinlerce küçük çocuk yoğun çalışma saatleri altında düşük ücretlerle çalıştırılıyordu. Patronlar ve onların düzeni eşi görülmemiş bir servete kavuşurken, işçi kardeşlerimiz işyerlerinde meslek hastalıkları ve iş cinayetlerine maruz kalıyordu. İşçi kardeşlerimizin örgütlenme ve grev hakkı sermaye tarafından hiçbir şekilde tanınmıyordu. Bu kölece çalışma ve yaşam koşulları işçilerde biraraya gelme duygusunu geliştiriyordu. 1881 yılında 500 bin işçi “Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu” çatısı altında biraraya geldi. Temel mücadele talebi “8 saatlik iş günü” talebiydi. Amerikanın Chicago kentinde yaklaşık 40 bin tekstil işçisinin gerçekleştirdiği eylem kanla bastırıldı. Aynı kentte, bir fabrikada 8 saatlik işgünü için greve çıkan 1400 işçi işten atıldı. Aynı tarihlerde greve çıkanlara ateş açıldı ve 4 işçi yaşamını yitirdi. Saldırılar, mücadele ateşini söndürmedi, aksine körükledi. ABD ve Kanada’da sendikalar ve diğer örgütlerin yükselttiği mücadele sonucu 1 Mayıs 1886‘da yaklaşık 350 bin işçi greve çıktı. Tarih işçi sınıfının böylesine örgütlü ve kararlı tepkisine ilk kez tanık oluyordu. Tüm ülkede yaşam durdu. İşçiler üretimden gelen güçlerini kullanıyordu. İşçilerin bu topyekûn isyanı, patronların tepkisini çekti. Chicago’da greve çıkan 40 bin işçinin eylemini bastırmak için saldırılar düzenlendi. Patronlar grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Sokak çeteleri bir taraftan işçilere saldırıyor, bir taraftan da grev kırıcılığı yapıyordu. Grevci işçilerle sokak çeteleri arasında çıkan kavga sırasında, polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi. Kan emicilerin düzeni, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremiyordu. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar yoğunlaştı. Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında idam istemiyle dava açıldı. İşçiler idam cezasına çarptırıldı. Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES, 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam edildi. Albert PERSONS isimli işçi, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme

4  Rota MK

heyetinin karşısında tarihe geçecek sözlerini söyledi: “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.” İşçi önderlerinin cenaze törenine yüzbinlerce insan katıldı. ABD’de yaşanan bu olaylar uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdi. II. Enternasyonal 1889’da Paris’te düzenlediği kongrede, Amerikan işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla dünya çapında gösteriler düzenledi. 1890‘dan başlamak üzere 1 Mayıs‘ı “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul etti.

Türkiye’de 1 Mayıslar... Türkiye’de 1 Mayıs ilk olarak Osmanlı döneminde 1905 yılında İzmir’de kutlandı. Bunu 1909 1 Mayıs’ı izledi. 1920 yılında Osmanlı’nın zorbalığına ve işgal güçlerinin tüm engellemelerine karşın Karaköy’den Beyoğlu’na bir yürüyüş düzenlenerek kutlandı. 1921 yılında tersane ve tramvay işçileri yine tüm engellemelere rağmen 1 Mayıs alanındaydı. 1923 1 Mayısı’nda çok sayıda yerli ve yabancı işletmede çalışan işçiler greve çıktı. İşçi taleplerinin arasında, “yabancı şirketlere el konulması, 1 Mayıs’ın resmen işçi bayramı olarak tanınması, sekiz saatlik işgünü, hafta tatili, serbest sendika ve grev hakkı” vardı ve birçok işçi

tutuklandı. 1924 1 Mayıs’ında tutuklamalar devam ederken 1925 yılında çıkarılan Takrir- i Sükûn Kanunu’yla 1 Mayıs yasaklandı. 1935 yılına kadar ancak gizli bir şekilde kutlandı. 27 Mayıs 1960’dan sonra da “yasaklar” yaşandı. Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nun kabul tarihi olan 24 Temmuz, işçi sınıfına 1 Mayıs’ın yerine bayram olarak dayatıldı. Ancak bu girişimlerin hepsi, kararlı mücadeleler sonucu geri döndü. En kitlesel ve görkemli 1 Mayıs 1976 yılında Taksimde kutlandı. 1977 yılındaki kutlamalar derin devlet tarafından kana boğuldu. Taksim meydanını dolduran 500 bin işçi, emekçi ve gencin üzerine DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasının sonuna doğru çevre bina ve çatılardan ateş açıldı. 37 kişi yaşamını yitirirken 200’ü aşkın kişi de yaralandı. 1977 Taksim katliamına tepki olarak 1978 1 Mayıs’ında yine yüzbinler Taksim Meydanı’nı doldurdu. 1979 yılında 1 Mayıs İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Mayıs’ı yasaklayınca 1 Mayıs İzmir’de kutlandı. 1 Mayıs 87 yılına kadar yasaklarla yok edilmeye çalışıldı. Ancak 87 yılında sanatçı, milletvekili ve bilim adamları’ndan oluşan 1000 kişilik kitlenin taksim anıtına çelenk bırakmasına izin verilmedi. 1989 ve 1990 yılında Taksim’e yürümek isteyen kitleye vahşi bir şekilde saldırıldı. M. Akif Dalcı yaşamını yitirirken, İTÜ öğrencisi Gülay Beceren felç oldu. 1996 yılı işçi hareketinin yükselişe geçtiği bir dönem oldu. Bu dönemde 1 Mayıs Kadıköy’de kutlandı. Burada da kitleye vahşice saldırıldı. 3 kişi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren kişilerden Hasan ALBAYRAK aynı zamanda bir tersane işçisidir. 2007 1 Mayıs’ı da işçi ve emekçilerin kararlı mücadelesine tanıklık etti. DİSK, 1977 katliamının 30. yılında 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama kararı aldı. Devlet Taksim çağrılarını şiddetle bastırmaya çalışılıyordu. 1 Mayıs 2007 günü sıkıyönetimi aratmayan görüntülere tanık oldu. 1 Mayıs’ta kitleyi Taksim’e sokmama “kararlılığı” gösteren devlet daha güçlü bir kararlılıkla karşılaşınca Taksim Meydanı’na girildi. 1 Mayıs Taksim Meydanı’nda kutlandı. Birçok yerde Taksim Meydanı’na ulaşmaya çalışan kitle vahşi saldırılarla karşılaştı. Ancak işçi ve emekçilerin kararlılığı sayesinde 30 yıl aradan sonra 1 Mayıs Taksim’de kutlandı.

1921 1 Mayısı’nda tersane işçileri! İstanbul’daki ilk 1 Mayıs’ın tarihi ise 1912. İttihat Terakki’nin 1913’te sıkıyönetim ilan etmesi ve 1. Dünya Savaşı nedeniyle 1921 yılına kadar yedi yıl boyunca 1 Mayıs gösterileri yapılmadı. 1921 yılında ise işgal kuvvetleri ve Osmanlı hükümeti 1 Mayıs’ı yasaklasa da, Tramvay, Vapur ve Haliç Tersanesi işçileri grev ilan ederek kutlamalarını gerçekleştirdi. Şirket-i Hayriye, Seyr-i Sefain, Haliç idaresi üçlüsünde çalışan tersane işçileri 1 Mayıs 1921 günü iş bırakarak tramvay işçileriyle birlikte 1 Mayıs’ı kutladı. İştirakçı Hilmi önderliğinde Halk İştirakiyyun Fırkası’nın düzenlediği 1 Mayıs’a işçiler kızıl bayraklarla katıldı ve Kasımpaşa’dan Şişli Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ne kadar yürüdüler. İlk düzenli kortejler halinde düzenlenen bu 1 Mayıs yürüyüşünde mavi tulumlu işçilerin boynunda kızıl atkılar bulunuyordu. Bu 1 Mayıs kutlaması tütün ve elektrik idaresinde çalışan işçiler tarafından desteklenir. 1 Mayıs 1921 İşgal altındaki İstanbul’da emperyalist işgale karşı bir eyleme de dönüştü. Aynı gün Halk İştirakiyyun Fırkası’nın Beyoğlu’ndaki binasında kutlama düzenlenir. Burada binaya kızıl bayrak asılır ve hep bir ağızdan Enternasyonal marşı okunur. Akşam geç saatlere kadar süren kutlamalarda gün boyu işçi marşları söylenir. 1 Mayıs 1921 yılındaki bu kutlama günümüze ışık tutmaktadır. Ağır çalışma ve sömürü koşulları altında çalışan biz tersane işçileri diğer sınıf kardeşlerimizle birlikte Taksim Meydanı’na işçi ve emekçilerin evrensel simgesi olan kızıl bayraklar yürüyeceğiz.


Artık ölmek istemiyoruz! Ölümler durdurulsun!

Ali İhsan Çam Tuzla Gemi Tersanesi Sinan Denizcilik taşeronunda çalışan Yüksel Özdemir isimli işçi arkadaşımız 13 Mart günü yüksekten kafa üstü çakılmış ve ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Hastanede yoğun bakıma alınan yüksel Özdemir, 14 günün sonunda 27 Mart günü yaşamını yitirdi. Yüksel Özdemir’in cenazesi apar-topar memleketi Samsun’a gönderildi. Evli olan Özdemir’in 5 çocuğu vardı. Yüksel Özdemir, bugüne kadar iş cinayetlerine kurban giden 84. işçi oldu. Çok geçmeden 3 gün sonra 85. ölüm haberi Kalkavanlar grubuna ait SEDEF Tersanesi’nden geldi. 30 Mart günü Sedef Tersanesi İzoçim taşeronunda boyacı olarak çalışan 31 yaşındaki Ali ihsan Çam kafa üstü çakıldı. Hastaneye kaldırılan Çam kurtarılamadı. Ali İhsan Çam’da 3 çocuk babasıydı.

Bilindiği gibi Tuzla tersanelerinde değişen hiçbir şey yok. Tersane patronları yaşanan bunca ölüme rağmen halen işçi sağlığı ve güvenliği konusunda tek bir adım bile atmıyor. “Biz işçinin canını kendimizinki kadar düşünüyoruz” diyen GİSBİR Başkanı Murat Bayrak ile “yatıyoruz Tuzla, kalkıyoruz Tuzla” diyen Çalışma Bakanı Faruk çelik ile iş cinayetlerine karşı yükselen mücadeleyi engellemeye çalışan Dok Gemi-İş Sendikası’nın söylem ve faaliyetleri ölümleri engellemeye dönük değildir. Dolayısıyla da bu ölümlerin ve başka yaşanacak ölümlerin tek sorumluları bu şeytan üçlemesidir. Bizler tersane işçileri olarak iş cinayetlerine karşı mücadeleyi yükseltme sözü veriyoruz. Bu vesileyle de iş cinayetlerinin sorumlularının yargılanması, taşeronluğun kaldırılması, İşçi sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınması için 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağız…

Tersanelerden 1 Mayıs’a, Taksim’e! Tuzla tersaneleri 1982’den beri özel sektöre devredildi. Turgut Özal döneminde ortaya atılan serbest piyasa eğkonomisiyle taşeronluk her sektörde olduğu gibi tersanelerde de kendini gösterdi. Zamanla gittikçe yaygınlaşan taşeronluk, aynı zamanda tersanelerde yaşanan iş cinayetlerinin de nedenlerinden biridir. Tersane patronları bize her türlü sefaleti dayatıyor. Sigortasızlık, düşük ücretler ve iş cinayetleri. Bunlara karşı 27 Şubat’ta büyük bir eylem gerçekleştirdik. Bu eylemle sigortasızlık bir nebze çözüldü, çalışma saatleri düşürülmek zorunda kaldı. Ama bu haklar yetmez. Daha çok hak alabilmek için mücadeleye devam edeceğiz. Tersanelerde patronlar mesai saatlerini de düşürdüler. Önceden 5 saat mesaiye kalırken şimdi en fazla 3 saat mesaiye kalıyoruz. Yanısıra mesai ücretlerini de düşürdüler. Eskiden 2 saat çalışınca yarım yevmiye alıyorduk. Şimdi 3 saat çalışınca yarım yevmiye alıyorduk. Aradan 1 ay geçmeden 2 arkadaşımızı kaybettik. İşyerlerinde bize çok fazla baskı uyguluyorlar. Bütün bu saldırılara “Artık yeter!” dememiz lazım. 1 Mayıs bunun için bir vesile. Bizler tersanelerde yaşadığımız sorunlara karşı öfkemizi haykırmak için diğer fabrikalardan, sektörlerden işçi arkadaşlarımızla Birlikte Taksim Meydanı’nda olacağız! Gemak Tersanesi’nden Recep...

27 Mart günü Tuzla Gemi Tersanesi Sinan Denizcilik taşeronunda çalışırken iş cinayetine kurban giden Yüksel Özdemir ile 30 Mart günü Sedef Tersanesi’nde iş cinayetlerine kurban giden Ali ihsan Çam’ın ölümleriyle ilgili Tersane İşçileri Birliği olarak 1 Nisan günü SEDEF Tersanesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. Açıklama öncesi işçi arkadaşlara eyleme katılmaları yönünde çağrılar yaptık. “Sigortasız çalışmaya ve iş cinayetlerine son!/Tersane İşçileri Birliği” yazılı pankart ile “Artık yeter! İş cinayetlerine son!” dövizlerini taşıdık. Açıklamayı Dernek adına Başkan Zeynel Nihadioğlu yaptı. Nihadioğlu açıklamada şunları söyledi: “Önce yüksel sonra ali ihsan, ölümler halen peş peşe sürüyor. Bizler tersane işçileri olarak örgütlülüğümüzü güçlendirmedikçe bu cehennemde ölmeğe devam edeceğiz. Ölümlerin sorumlusu taşeronluk sistemini yaygınlaştıran ve işçi sağlığı ve iş güvenliği almayan tersane patronlarıdır.Bizi katledenlerden hesap sormak için Dernek çatısı altında örgütlenmeliyiz” dedi. Açıklamada sık sık “Artık ölmek istemiyoruz!”, “Direne Direne kazanacağız!” “Katil GİSBİR hesap verecek!” sloganları atıldı. Tersane İşçileri Birliği

DİSK: “1 Mayıs tatil olsun!” DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, 18 Nisan’da yazılı bir açıklama yaparak 1 Mayıs’ın “İşçi Bayramı” olarak kutlanmasını ve tatil ilan edilmesini istedi. Çelebi açıklamasında; Afrika’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya 134 ülkede “İşçi Bayramı” olarak kutlanan 1 Mayıs’ın Türkiye’de baskılarla engellenmeye çalışıldığını belirtti.

“1 Mayıs tatil ve bayram olmalıdır!” Çelebi TBMM’deki milletvekillerine seslenerek şunları söyledi: “Emeksiz, emekçisiz, sendikasız demokrasi olmaz! Emekçilerin birliğini, mücadelesini ve dayanışmalarını ifade ettikleri 1 Mayıs’ı “Emeğin Bayramı” olarak ülkemize hediye etmelisiniz! Verilen yasa teklifinin “sözde” ve tozlu raflarda kalmasına izin vermeyin! Milyonlarca emekçinin sesi olarak bir kez daha yineliyoruz ki; gündeme getirilen yasa teklifleri TBMM Genel Kurulu’nda ivedilikle görüşülüp, 2008 1 Mayıs’ı tatil ve bayram olarak kutlanmalıdır!”

Rota  5 MK


Sınıfın gündemi...

Öznur Kablo’da kölelik uygulamaları protesto edildi! Tekirdağ-Çerkezköy 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet sürdüren Öznur Kablo Fabrikası patronu İbrahim Balarası, 2007 yılından itibaren sendikal örgütlenme mücadelesine adım atan işçilere sistematik baskı uygulamaya başladı. Birleşik Metal-İş Sendikası İstanbul 2 No’lu Şube’yle beraber örgütlenme çalışması yürüten Öznur Kablo işçileri geçtiğimiz Mart ayı içerisinde fabrika içindeki bir konteynırda günlerce hapsedildiler. 2 Öznur Kablo işçisi 13 gün, 9 işçi ise 2 gün kümes büyüklüğünde bir konteynırda insanlık dışı koşullarda tutuldular. Öznur Kablo işçileri ile BMİS’in örgütlü olduğu çeşitli fabrikalardan işçiler 14 Nisan günü organize sanayi bölgesinde insanlık dışı uygulamalara, baskılara karşı yürüyüş düzendiler, fabrika önünde eylem yaptılar. Sanayi içinde en önde DİSK, arkasında Birleşik Metal-İş 2 No’lu Şube pankartını açan BMİS üyeleri ve eyleme destek verenler Öznur Kablo’ya kadar coşkulu sloganlarla yürüdüler. İlk olarak söz alan BMİS 2 No’lu Şube Başkanı Yılmaz Bayram, kavgada yumruk esirgemeyen bir sendika olduklarını söyledi ve Türk Metal’in sınıf işbirlikçisi tutumunu teşhir etti. Bayram, Öznur Kablo işçilerinin onurlu mücadelelerini devam ettirdiklerinin altını çizdi. Ardından konuşan Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, Öznur Kablo işçilerinin gördükleri muameleyi 18. yüzyıl kölelik koşullarına benzetti. Eylem sırasında “Baskılar bizi yıldıramaz!” sloganını atan işçiler fabrikanın duvarına protesto amaçlı boya ve yumurta attılar. Tersane İşçileri Birliği Derneği (TİB-DER)’de 10 Nisan’da yaptığı yazılı açıklama ile Öznur Kablo Fabrikası’nda insanlık dışı uygulamalara maruz kalan Öznur Kablo işçileriyle dayanışma içinde olduğunu duyurdu

Mevsimlik tarım işçilerinin ölümüne tepkiler... Şanlıurfa’dan bir kamyon kasasıyla Eskişehir’e çalışmaya giden tarım işçilerinden kamyonun devrilmesi sonucu 9’u hayatını kaybetti, 35’i yaralandı. 6 senede 74 tarım işçisi hayatını kaybetti, Tuzla tersanelerinde son 15 yılda yaklaşık 75 tersane işçisi hayatını kaybetti ve daha birçok yerde işçiler hayatlarını patronların kar hırsı yüzünden kaybediyor. Gerçekleşen iş cinayeti ile ilgili açıklama yapan TİBDER şunları söyledi:

6  Rota

“Kapitalist sistem kar üzerine kurulu patronların çıkarlarını gözeten bir sistemdir. Bu düzen bizi açlığa, sefalete, ölüme mahkûm ederken, biz Tersane İşçileri Birliği Derneği olarak diyoruz ki, artık kölece çalışma koşullarına karşı saflarımızı sıklaştırıp mücadelemizi yükseltelim, işçi sınıfının bayrağı olan kızıl bayrağı daha yukarılara yükseltelim!”

Açıklamanın ardından bir süre oturma eylemi yapan işçiler yer yer polisin engelleme girişimlerine de maruz kaldılar. Eylemde konuşan Nakliyat-İş yöneticileri önümüzdeki günlerde “Arçelik ürünlerini tüketmeme” kampanyası başlatacaklarını duyurdular.

OSB-İMES İşçileri Derneği ise şu görüşlere yer verdi: “Gerçeklerin üstü her zaman nasıl örtülüyorsa Eskişehir’de yaşanan işçi kıyımının da sadece trafik kazasından ibaret olduğunu söyleyecekler. Bizler kötü çalışma koşullarımıza karşı örgütlenip mücadele etmezsek ölmeye devam edeceğiz. Bizler gerçeklerin farkına varıp bu gidişata artık dur diyebilmeliyiz. Ölüm makinesi olan kapitalist sisteme karşı saflarımızı sıklaştırıp mücadele dinamiğimizi açığa çıkartmalıyız. OSİM-DER’li işçiler olarak iş cinayetlerine ‘ARTIK YETER’ diyoruz ve katliamlara karşı işçi ve emekçileri kenetlenmeye çağırıyoruz.”

Çiğli Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Kalmaksan adlı fabrika ile ilgili olarak 26 Mart 2008 tarihinde Çiğli Organize işçilerinin çıkarmış olduğu Çiğli İşçi Bülteni’nde yayınlanan “Kalmaksan İş Kazalarında Rekora Koşuyor” başlıklı yazı dolayısıyla, işçi arkadaşımız küfür, hakaret ve hırpalanmaya maruz kalarak işten çıkartılmıştı. Bu saldırıyı protesto etmek için 31 Mart tarihinde fabrika önünde yapılan basın açıklamasına ise patron ve adamları saldırmış, jandarma ise basın açıklaması yapan eylemcileri gözaltına almıştı. Çiğli Organize’ de işçilere yönelik baskıları ve son olay örneğinde görüldüğü gibi patron-jandarma tarafından gerçekleştirilen saldırıyı protesto etmek için 17 Nisan’da bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Buluşma yeri olarak belirlenen Çiğli Belediyesi önünde beklemeye başlayan kitle, 12.15’de araçların gelmesiyle Çiğli Organize’ye doğru hareket etti. Kalmaksan fabrikasına yakın bir yerde inen kitle “Çiğli Organize’de kölece uygulamalara son! Baskılar bizi yıldıramaz, Yaşasın sınıf dayanışması!” yazılı pankartı açarak, sloganlarla yürüyüşe geçti. Oldukça coşkulu olan kitle, Çiğli Organize sokaklarını sloganlarıyla çınlattı. Jandarmanın yoğun önlem aldığı fabrikanın önüne gelindiğinde ortak basın metnini saldırıya uğrayan işçi arkadaşımız okudu. Basın metninde gerçekleşen saldırının kapitalizmin gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne serdiği ifade edildi ve tüm bu baskılara rağmen mücadelenin süreceği söylendi. Basın metninden sonra açıklama bitirilip yine yürüyüş korteji oluşturularak araçlara doğru yüründü. Pekçok devrimci kurumun ve sendikanın ortak imzalarıyla örgütlenen eyleme 100’ü aşkın kişi katıldı. Çiğli Organize ve belediye işçilerinin yoğun katılımı ise dikkat çekiciydi. Çevre fabrikalarda bulunan işçilerde eylemi ilgiyle izledi.

ANT Gıda’da halaylı işbaşı! Balıkesir’in Havran İlçesi’nde kurulu bulunan Ant Gıda’da çalışan işçilerin 48 günlük direnişleri zaferle sonuçlandı. Ant Gıda işçileri halaylar çekerek işbaşı yaptılar. Ant Gıda’ya ait Fora Zeytincilik’te çalışan ve 170 işçiyi kapsayan Türk-İş’e bağlı Tek Gıda-İş ve Ant Gıda patronu arasında süren TİS görüşmeleri 22 Şubat tarihinde başlayan grevle kopmuştu. 48 günlük direnişin ardından, Tek Gıda-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu yaptığı yazılı açıklamayla, 5 yıla yakın süredir örgütlülüğü devam eden fabrikada ilk kez TİS imzalandığını duyurdu. Yüzde 17 ile yüzde 25 arasında değişen iyileştirmeler sağlandığı açıklandı.

Arçelik işçilerinin eylemleri sürüyor! Nakliyat-İş Sendikası üyesi Arçelik işçileri, Koç Holding’e karşı verdikleri mücadelede 103. günü geride bıraktılar. Arçelik işçileri Tuzla Arçelik Fabrikası önünde başlattıkları direnişlerini Nakkaştepe’deki Koç Holding binası önünde devam ettiriyor ve birçok eylemle birleştiriyorlar. İşçiler 11 Nisan günü Taksim Gezi Parkı’ndan Yapı Kredi Bankası önüne yürüyüş düzenlediler. Burada basın açıklamasını okuyan Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, sendikal örgütlenme mücadelelerinde gösterdikleri kararlılığa işaret ederek, SSGSS saldırısına karşı da direniş coşkularını alanlara taşıdıklarını ifade etti. Açıklamasını sınıf dayanışması vurgusuyla sonlandırdı.

Çiğli Organize’de eylem!


Tersanede taşeron saldırısı! Tersane İşçileri Birliği Derneği olarak, 31 Mart günü sabah saatlerinde Sedef Tersanesi’nde yaşanan iş cinayetini protesto için 1 Nisan günü yapacağımız basın açıklamasına çağrı yaptıktan sonra faaliyetimizi bitirip tersane önünden ayrıldık. Ardından Tuzla Gemi önünde bir taşeronun TİBDER çalışanına arabayla çarpması sonucu gerginlik yaşadık. Taşeronun tehditkar ve lakayt davranışından kaynaklı olarak tartışma büyüdü ve kavga çıktı. Taşeronun akrabaları ve işçileri de olaya karışmasıyla beraber TİB-DER çalışanlarına yaklaşık 20 kişi saldırdı. Buna rağmen gereken cevabı alan taşeron ve akrabaları bu sefer bıçak çekerek üzerimize saldırdı. İşçilerin araya girmesiyle ortalık yatıştı. Bu gelişmenin ardından polis, İçmeler Tren İstasyonu’nda 3 TİB-DER yöneticisinin önü kesilerek gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar bir kaç saat gözaltında tutulduktan sonra bırakıldılar. *** Yaşanan saldırıyı protesto etmek için 2 Nisan sabahı Tuzla Gemi Tersanesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. “Hak arama mücadelesine bir kez daha saldırdılar!/Tersane İşçileri Birliği Derneği” yazılı ozalitin açıldığı eylemde ilk olarak saldırıyı teşhir eden bir konuşma yapıldı. Ardından söz alan Tersane İşçileri Birliği Derneği Başkanı Zeynel Nihadioğlu şunları söyledi: “Tersanelerde iş cinayetleri ve hak gaspları sürüyor. Buna karşı çıkan, hak arama mücadelesinde bir odak haline gelen dernek üye ve yöneticileri sistematik olarak taşeron, polis ve tersane patronlarının sistematik saldırılarıyla

karşılaşıyor. Bugüne kadar işçilerin ücret gaspları başta olmak üzere, iş cinayetleri ve sigortasız çalışmaya karşı bir direniş simgesi olduk. Ancak b güne kadar tersane patronları başta olmak üzere, taşeronlar ve kemik yalayıcıları her defasında saldırdılar. Taşeronların silahlı adamları sürekli etrafımızda dolandı. Sürekli tehdit edildik. Geçtiğimiz yıl Anadolu Tersanesi taşeronu Fatih Bayraktar kurşun sıkarak bizi yıldırmaya çalışmıştır. Sayısız kez gözaltına alındık. 31 Mart günü bu kez bıçaklarla saldırdılar. Ancak yılmadık yılmayacağız. Saldırganlardan hesap soracağız.” Tersane İşçileri Birliği Derneği olarak aynı gün İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde de bir basın toplantısı yaparak saldırıyı teşhir ettik.

TİB-DER’den dayanışma çağrısı! yana olacağız. Zaten sınıf dayanışmasını güçlü tutamazsak bu saldırıların daha şiddetlisi bizi bulacaktır. Bizler Tersane İşçileri Birliği Derneği üye ve yöneticileri olarak buradan bütün ilerici sendikalara, işçi kardeşlerimize açık bir çağrıda bulunuyoruz. Bu saldırı hepimizedir. Çerkezköy ‘Öznur Kablo işçisi yalnız değildir!’i haykırmanın ve patronların karşısına dikilmenin tam zamanı..”

Öznur Kablo işçilerinin karşı karşıya kaldığı insanlık dışı uygulamayı protesto eden Tersane İşçileri Birliği Derneği Öznur Kablo işçileriyle dayanışma içinde olduklarını belirterek şu açıklamayı yaptı: “... Çerkezköy’de hak arama mücadelesinin kurbanı olan işçi kardeşlerimize yönelen saldırıyı bize yöneltilmiş bir saldırı olarak algılıyoruz. Daima onların mücadelesinde onlarla birlikte yan

Büyükçekmece 2. İşçi Kurultayı gerçekleştirildi... Bir süredir hazırlıkları sürdürülen 2. Büyükçekmece İşçi Kurultayı 13 Nisan günü çeşitli fabrikalardan işçilerin katılımıyla gerçekleşti. Kurultay saygı duruşu ve yapılan açılış konuşması ile başladı. Açılış konuşmasında bölgenin durumuna değinilerek bölge işçilerinin yaşadığı sorunlar ana hatlarıyla ortaya konuldu. Bu sorunların üstesinden gelmenin yolunun örgütlenmekten ve mücadele etmekten geçtiği ifade edildi. Kurultayın bu mücadelede bir araç, hedeflenenin ise bölge işçilerinin birliğini sağlamak olduğu, bundan sonraki süreçte de kurultaydan çıkan ortak iradeyle bu mücadelenin devam edeceği vurgulandı. KHK temsilcisi konuşmasını 1 Mayıs’a katılım çağrısıyla sonlandırdı. Sinevizyon gösteriminin ardından tebliğ sunumlarına geçildi. Bölgedeki genel durum ve örgütlenme sorunları üzerine okunan iki tebliğin ardından Tekstil Komitesi’nden bir tekstil işçisi SSGSS saldırısına ilişkin bir konuşma yaptı. Müzik dinletisi ile başlayan ikinci bölümde Küçükçekmece İşçi Platformu, Güven Elektrik işçileri ve TİB-DER adına birer konuşma yapıldı. Bu konuşmalarla sınıf mücadelesinin coşkusu salona taşındı. Serbest kürsü bölümünde ise bölgedeki birçok temel fabrikadan işçiler söz alarak kurultayı selamladılar. Fabrikalarında yaşadıkları sorunları dile getirip, mücadeleye ilişkin duygu ve düşüncelerini ifade ettiler. Konuşmalara, metal işçileri daha etkin bir şekilde katıldılar. Serbest kürsü kurultayın en canlı bölümü oldu. Son olarak söz alan bir sınıf devrimcisi İşçi sınıfının devrimci enerjisi açığa çıkarılamadan bu topraklarda hiçbir şeyin değiştirilemeyeceğini vurgulayarak 1 Mayıs’a çağrı yaptı. Coşkulu bir atmosferde geçen kurultayın en önemli başarısı, bölgedeki önemli fabrikalara dayanması oldu. Kurultay çalışmasının yoğunlaştığı alanlardaki fabrikalardan kurultaya belli bir katılımın gerçekleşmiş olması, önümüzdeki süreçte bölgedeki mücadeleyi örgütlemede daha ileri hedeflere yürümek açısından önem taşıyor. Kurultaya yaklaşık 120 kişi katıldı.

Tersanelerden Çiğli’ye dayanışma eli! Çiğli’de yaşanan patron saldırısı 17 Nisan günü İzmir ve İstanbul’da protesto edildi. Tersane İşçileri Birliği Derneği (TİB-DER) Galatasaray Lisesi önünde Çiğli işçileriyle dayanışma amacıyla baretleriyle beraber eylemdeydi.

Kalkan elleri sınıfın onuru kıracak! “İşçilere kalkan elleri kıracağız /TİB-DER” yazılı pankart açan tersane işçileri adına basın açıklamasını dernek yönetim kurulu üyesi Cahit Atalay okudu. “Kapitalistlerin çıplak bir zor iktidarına dayanan sermaye diktatörlüğü devlet zorunun yanında bir de tek tek kapitalistlerin zoruna, şiddetine dayanıyor” denilerek saldırıların asıl sorumlusu olarak işçi sınıfına kölelik koşullarını baskı ve zorla dayatan sermaye sınıfı sorumlu tutuldu. Basın açıklaması Tuzla, TEGA, Çiğli ve

Çerkezköy’de yaşanan saldırılara değinilerek devam etti. Üniversite öğrencilerine dönük rektör-ÖGB terörüne karşı öğrencilerle dayanışma vurgusu yapıldı. Basın açıklaması şu sözlerle sona erdi: “Bu saldırıya uğrayan işçiler olarak diğer sınıf kardeşlerimizin yanında olduğumuzu ve işçilere kalkan elleri kıracağımızı buradan bir kez daha haykırıyoruz. Ne tehditler ne saldırılar bizleri haklı ve meşru davamızdan geri çeviremeyecektir. Dün olduğu gibi bugün de haklarımız için mücadeleye kararlılıkla devam edeceğiz.” Tersane işçileri eylem sırasında “Haramilerin saltanatını yıkacağız”, “Çiğli-tersane omuz omuza”, “Öznur Kablo işçisi yalnız değildir”, “Tersane işçisi öğrencinin yanında”, “Yaşasın sınıf dayanışması” dövizlerini taşıdılar.

Rota  7


Kavganız kavgamızdır!

1 Mayıs Marşı Günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez Yepyeni bir hayat filizlenir bizde ve ülkelerde 1 Mayıs, 1 Mayıs! İşçinin emekçinin bayramı Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı! Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarında Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir 1 Mayıs, 1 Mayıs! İşçinin emekçinin bayramı Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı!

Vermeyin insana izin, kanması ve susması için Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler 1 Mayıs, 1 Mayıs! İşçinin emekçinin bayramı Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı!

Yer Amerika ...Yıl 11 Kasım 1887... Dört mücadeleci işçi önderi, Albert Parsons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik işgünü mücadelesine önderlik ettikleri için idam edildiler... Bu dört yiğit insan idam sehpalarına başları dik, boyun eğmezliğin simgesi olarak çıktılar. İdam kararının verildiği mahkemedeki son sözleri bu başeğmezliğin kanıtıydı.

Adolf Fischer: “Ölüme mahkum edilmemi protesto ediyorum, çünkü cinayet işlemedim. Ancak sosyalist olmam sebebiyle öleceksem bir sözüm yok.”

Albert Parsons: “Bu ülkenin yasalarına karşı gelmedim. Ne ben ne de arkadaşlarım Amerikan halkının herhangi bir yasal hakkını ihlal etmedik. Konuşma özgürlüğüne, basın özgürlüğüne toplanma özgürlüğüne tecavüz edilmeyeceği hakkını savunuyoruz. Anayasanın tanıdığı öz savunma hakkını savunuyoruz ve Amerikan halkının çok pahalıya kazandığı bu haklarının elinden alınmasına karşı çıkıyoruz.”

August Spies:

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

“Eğer bizi asarak ... tahakküm altındaki milyonların, sefalet içinde çalışan ve kurtuluşu arzulayan, (kurtuluşu) bekleyen milyonların bu hareketini, işçi hareketini ezebileceğinizi umuyorsanız -eğer düşünceniz buysa, o zaman asın bizi! Burada bir kıvılcımı ezeceksiniz, ama şurda, burda veya orada, arkanızda, -ve önünüzde, ve her yerde alevler yükseliyor. Bu gizli bir ateş. Bunu asla söndüremezsiniz. Öyle bir zaman gelecek ki; bizim suskunluğumuz, sizin bugün ipe çektiğiniz, seslerden daha güçlü olacaktır.”

Gün gelir, gün gelir, zorbalar kalmaz gider Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider

“Hakları yalnız imtiyazlı olanlara göre ayarlayan ve işçilere hiç hak tanımayan hükümete karşı kim saygı duyabilir? Böyle bir hükümete saygım yok benim.”

George Engel:

İşçi Bülteni Özel Sayı: 296 * Fiyatı: 25 YKr * Nisan 2008 * Sahibi ve S. Yazı İşleri Md.: Gülcan CEYRAN EKİNCİ * EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. * Mollaşeref Mah. Millet Cad. 50/10 Fatih/İstanbul * Tel/Fax: 0 (212) 621 74 52 * * Baskı: Özdemir Mat Davutpaşa Cad Güven Sanayi sit C Blok No: 242 Topkapı İstanbul * 577 54 92

MK


ROTA 8 - Nisan 2008