Page 1

İşçi Bülteni Özel Sayı No: 611 * Ekim 2010

“Sınıfa karşı sınıf”

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ MESS ile toplu sözleşme görüşmeleri başladı…

Saldırı ve ihanete geçit vermemek için ayağa kalkalım!

Üyesi olduğumuz sendikaların yönetimleri ile patron sendikası MESS arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri resmen başladı. MESS toplu sözleşme masasına her zamanki gibi yeni hak gaspları hedefiyle oturdu. Esnek üretimin yeni uygulamalarla geliştirilmesi ve kıdem tazminatının gasp edilmesi bu saldırı hazırlıklarının en önemli ayağını oluşturuyor. Ayrıca MESS sermaye devletinin açıkladığı sahte enflasyon rakamlarına yaslanarak ücret zamlarını da en alt seviyede tutmaya hazırlanıyor. MESS’in böylesi kapsamlı saldırı hazırlıkları yaptığı bir süreçte sendika yöneticilerinin ise herhangi bir mücadele hazırlığı yok. Kriz bahanesiyle gasp edilen haklarımızı geri alma niyetleri yok! Türk Metal yöneticilerinin hazırladığı taslak ortada! Bu ihanetçi güruh “üretmek, kazanmak, kazandırmak istiyoruz” diyerek zaten esnek üretimin her türlü yöntemine çoktan kapıyı açmıştı. Kriz döneminde ücretler de çoğu yerde düşürülmüştü. Türk Metal çetesi hazırladığı taslakla %5+25 kuruş gibi komik bir zam teklifi ile toplu sözleşme masasına oturdu. Türk Metal çetesinin bu yeni ihaneti Bursa’da metal işçileri tarafından büyük bir tepki ile karşılandı. BOSCH işçileri gerçekleştirdikleri yürüyüş ile ve sendika şubesini

basarak tepkilerini gösterdiler, diğer metal işçilerini de hesap sormaya çağırdılar. MESS’in saldırılarını genişlettiği, sendika yöneticilerinin ise ihanet hazırlıkları yaptığı böyle bir dönemde MESS’ten ve sendikal ihanet çetelerinden her türlü yöntemle hesap sormak metal işçilerinin en doğal ve en meşru hakkıdır. Metal işçileri için sermaye düzeninin vahşi sömürüsüne karşı koymaktan, haklarını geliştirmek için mücadele etmekten daha doğal bir hak olmaz! Ancak bu doğal hakkımızı kullanmanın, MESS’ten ve sendikal ihanet çetelerinden hesap sormanın yolu mücadelemizi bilinçli ve örgütlü bir şekilde yürütmekten geçiyor. Bugüne kadar duyduğumuz öfkeye rağmen gerçekleşen ihanetler karşısında sessiz kalmamızın gerisinde mücadelemizin bilinçli ve örgütlü bir hattan uzak olması vardır. MESS ve sendikal ihanet çeteleri de buna güvenerek, öfkemizin saman alevi gibi yanıp söneceğini düşünerek saldırılarını sürdürüyorlar. Bu tabloyu tersine çevirmek görevi ise bilinçli-öncü metal işçilerinin omzundadır. Oluşturulacak TİS Komiteleri ile tüm metal işçilerini bu sürecin bir parçası haline getirmek, mücadeleyi adım adım yükselecek bir kararlılıkla örmek öfkemizi gerçek bir güce çevirmenin tek yoludur.


Asalaklara çaldıkları yetmedi daha fazlasını istiyorlar!

Mücadeleyi yükseltmekten başka seçeneğimiz yok! 2008 krizinin patlak vermesinden sonra kapitalistlerin işçi sınıfına ödettiği faturanın boyutları her geçen gün daha net biçime ortaya çıkıyor. Konuyla ilgili bugüne kadar bir dizi araştırma raporu yayınlandı. Bu raporlar hep aynı sonucu gösteriyor: Krizden bu yana geçen sürenin ardından işçi sınıfı daha çok ve daha esnek çalışıyor. Daha az işçiyle daha çok üretim yapılıyor. Bu da demektir ki yüzbinlerce işçi asgari geçim şartlarından yoksunken, hala işten atılanların iş yükünü de sırtlamak zorunda kalan işçiler ezildikçe eziliyor. Konuyla ilgili raporlardan en sonuncusu DİSK Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) tarafından yayınlandı. “Sanayide istihdam ve reel ücretler” başlığını taşıyan rapor, kapitalistlerin parlak büyüme tablosunun arkasında nasıl da acımasız bir sömürü gerçeği durduğunu bütün yalınlığıyla ortaya koyuyor. Kapitalistlerin parlak büyüme tablosu DİSK-AR raporunun giriş kısmında, kapitalistlerin krizden nasıl semirerek çıktıklarına dair tablo şöyle özetleniyor: “İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan rapora göre, krizin etkisinin en ağır biçimde hissedildiği 2009 yılında, Türkiye’nin ilk 500 büyük firmasının yüzde 82,4’ü kar elde etti. Yine ilk büyük 500 firma karını yüzde 10, ikinci büyük 500 firma ise karını yüzde 30 oranında arttırdı. Bu verileri İMKB’de işlem gören şirketlerin açıklanan bilanço rakamları da doğruluyor. Yine kriz döneminde Türkiye’nin dolar milyarderlerinin sayısının 13’ten 28’e yükselmesi de önemli bir veri...” Bu tablo kapitalistlerin dünyasının tozpembe olduğunu yalın biçimde ortaya koyuyor. İşler onlar için fazlasıyla “yolunda” gidiyor. DİSK-AR raporunda bu tablonun yaratılmasında hükümetin de kapitalistlere hizmet ettiğini vurgulayarak özellikle kamu kaynaklarının ve işsizlik fonunun yağmaya açılmasının bu hizmetin başlıca biçimleri olduğunu belirtti. Reel ücretlerde telafi edilemeyen kayıplar Kapitalistlerin parlak büyüme tablosunun gerisindeki sömürü gerçeğinin en önemli başlıklarından birini reel ücretlerdeki erime oluşturuyor. DİSK-AR ilgili raporunda durumu öncelikle brüt ücretler ve maaşlar bakımından ele almakta: 2010 yılı II. Dönem verilerine göre, Brüt ücret – maaşlar bir önceki yılın aynı dönemine göre, yani krizin etkisinin en derin şekilde yaşandığı 2009 yılının II. Dönemine göre toplam sanayide % 15,7, Ara Malı İmalatında % 21,0, Dayanıklı Tüketim Malı İmalatında % 20,8, Dayanıksız Tüketim Malı İmalatında % 14,0, Enerjide % 3,5 ve Sermaye Malı İmalatında % 16,9 artış göstermiştir. Fakat işçilerin alım gücündeki değişim dikkate alındığında reel ücretlerin düştüğü gerçeği ortaya çıkmaktadır. Buna göre; “bir önceki yılın aynı dönemi esas alındığında sanayide % 5,93 artışla, bir önceki seneki yüzde 9’luk kaybın gerisinde kalmıştır.

2

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

Söz konusu indeks Ara Malı İmalatında % 10,83 (bir önceki sene yüzde – 12,19), Dayanıklı Tüketim Malı İmalatında % 10,60 (bir önceki sene yüzde – 8,01), Dayanıksız Tüketim Malı İmalatında % 4,34 (bir önceki sene -4,08), Sermaye Malı İmalatında % 7,02 (bir önceki sene % -16,90) artış göstermiştir. Enerjide ise % 5,24 (bir önceki sene % -2,4) oranında bir gelir kaybı yaşanmıştır.” Rapora göre reel ücretlerdeki gerileme, kriz öncesi esas alındığında, 2010 yılının 2. dönemi itibariyle yüzde 5,57 oranında olmuştur. Bu ortalama rakam işçi sınıfının yaşadığı yoksullaşma düzeyini göstermektedir. En çok yoksullaşan metal işçileri Ancak bu ortalama rakam biraz da yanıltıcı. Çünkü işçi sınıfının ağırlıkla çalıştığı temel işkollarına bakıldığında ücret kayıpları çok daha büyüktür. Örneğin tekstil sektöründe ücret kaybı yüzde 16,5’i bulmaktadır. Ancak bu süreçte en büyük kaybı metal işçileri yaşamıştır. Rapora göre bu işkolunda bulunan “makine ve ekipmanlarının kurulumu ve onarımı” sektöründe ücretler yüzde 32 oranında düşmüştür. Bu sektördeki işçilerin ücretlerinin üçte birini kaybettiğini gösterir. Metal işkolunda ayrıca “ana metal” sektöründeki ücretler yüzde 24 oranında düşmüştür. Otomotiv sektöründeki kayıplar ise yüzde 11’i bulmaktadır. Ortalama kayıpları düşüren sektörler ise dikkat çekiyor. Bu sektörlerden biri içecekler, diğeri ise tütün ürünleri imalatı sektörü. Bu işkolunun ana işçi bölüğü olan TEKEL işçilerinin sokağa atıldığı düşünülürse bu yüksek artışların hikmeti de daha iyi anlaşılabilir. Aynı üretim daha az işçiyle yapılıyor Kapitalistlerin açıkladıkları istatistiklerde kapasite kullanım oranlarının artık kriz öncesi döneme ulaştığı söyleniyor. Fakat DİSK-AR’ın raporunda belirtildiği üzere istihdam oranı ise hala kriz öncesinin oldukça gerisindedir. Rapora göre, “kriz öncesi (2008 III. Dönem) çalışan her 100 kişiye karşın bugün (2010 II. dönem) 96 kişi bulunmaktadır.” Bu ortalama bir rakamdır. Bir kez daha işkollarına bakıldığında durumun vehameti artmaktadır. Buna göre giyim eşyaları imalatı sektöründe işçilerin yüzde 13’ü işsiz bırakılmıştır. En çok kıyılan da metal işçisi Fakat yine en kötüsünü yaşayan yine metal işçileridir. Öyle ki rapora göre bu rakam, “makine ve ekipmanların kurulumu ve onarımı sektöründe her yüz kişiye 70 kişi olarak görülmektedir. Krizin etkisini en çok hissedildiği bu sektörde her 10 çalışandan en az 3’ü artık ya işsiz ya da sektör dışıdır. Yine otomotiv sektöründe istihdam kaybı yüzde 17’yi bulmaktadır (2009 yılının ilk döneminde bu oran yüzde 23’e ulaşmıştır).” Bu rakamlar ana


metal sanayi işçisi adına krizden önceki her on işçiden birinin işini kaybettiğini göstermektedir.

MİB’den MESS önünde TİS eylemi

Raporda belirtildiği üzere, “Ana Metal sanayi işçisi açısından da kriz işçi için ücret kaybı olduğu gibi yaklaşık olarak her 10 arkadaşından birini kaybetmek anlamına gelmiştir.” Yeni hak gaspları peşindeler DİSK-AR işçi sınıfının bu vahşi sömürü gerçeğini ortaya koyduğu raporu yayınladığı aynı saatlerde TİSK (Türkiye İşverenler Sendikası) da “Ekonomi Bülteni”ni yayınladı. Bu bültende kapitalistler yaşadıkları pembe tablo üzerine bolca istatistiki veri sıralarken sömürüye doymadıklarını da gösteriyorlar. Bunu da arsızca yapıyorlar. Çünkü bahane olarak işsizliği gösteriyorlar. İşsizlik gibi kendi yarattıkları bir sorunu işçi sınıfına yeni saldırıların bahanesi olarak kullanmaya kalkıyorlar. TİSK’in arsızlığı şöyle ifade buluyor: “İşsizlikteki düşüşün devam etmesi için yapısal düzenlemelerin ivedelikle yapılması gerekmektedir. İşsizlik oranı yaz sonunda mevsimsel olarak yükselme eğilimine girecektir. Ulusal İstihdam Stratejisi ile istihdam yaratmayı özendirecek işgücü piyasası reformlarının gerçekleştirilmesi işsizliğin uzun vadeli olarak düşürülmesini sağlayacaktır. TİSK’in gündemi “Ulusal istihdam stratejisi” adı altında hükümet ile işçi ve memur sendikalarının katıldığı toplantılarda gündeme getirilen saldırı planı. Bu plan, kıdem tazminatı hakkının gaspından özel istihdam bürolarına ve esnek çalışmaya kadar bir dizi kapsamlı ağır saldırıları içeriyor. Mücadele tek kurtuluş seçeneğimiz! Bu tablo işçi sınıfının çetin bir mücadele gündemiyle yüz yüze olduğunu gösteriyor. İşçi sınıfı bir yandan kapitalistlerin krizi bahane ederek kendisinden çaldıklarını geri almak ve insanca çalışma ve yaşam koşulları için mücadaleyi sürdürmek zorundadır. Diğer yanda ise yeni saldırı hazırlıkları yapan kapitalistlere ve uşaklarına karşı güçlü bir savunma hattı örmelidir. Durum böyleyken sendika yönetimlerinin de artık istatistiki bilgi sunmanın ve tespit yapmanın ötesine geçmesi şarttır. Yayınladığı rapor DİSK’i ve işçi sınıfını bu bakımdan da bir düşünme ve çözüm üretme sürecine sokmalıdır. Artık bedel ödemek ödemek istemiyorsak seyirci olmaktan çıkmalıyız. Saldırıları durdurmak ve sermayeden çaldıklarını geri almak için başta toplu sözleşme sürecinde olmak üzere mücadeleyi yükseltmeliyiz.

Metal İşçileri Birliği (MİB), 2010-2012 Metal Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinin başlaması nedeniyle Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) önündeydi. MİB bu eylemle MESS’i dayatmaları konusunda uyarırken, sendika yönetimlerini de mücadeleyi yükseltmeye çağırdı. 15 Eyül günü gerçekleştirdikleri eylemde MESS Merkez binası önüne yaklaşık 200 metre uzaklıkta toplanan Metal İşçileri Birliği üyeleri, "MESS'i ezeceğiz, çaldıklarını alacağız! Pazarlıkla değil, mücadele ile kazanacağız! / Metal İşçileri Birliği" pankartını açtı. Canlı ve coşkulu yürüşte, "MESS'i ezelim, çaldıklarını alalım!", "Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!", "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!", "Masada değil, sokakta kazanacağız!", "Esnek çalışmaya, sendikasız çalışmaya, sigortasız çalışmaya HAYIR! İşgal, grev, direniş!' sloganları atıldı. MESS Merkez binası önüne gelindiğinde Metal İşçileri Birliği adına basın açıklaması gerçekleştirildi. Yapılan açıklamada,grup toplu sözleşmelerinde görüşmelerin başladığı hatırlatılarak, krizin faturasının, metal işçilerine ağır çalışma ve sömürü koşullarının ödettirildiği bir dönemin ardına gelen TİS görüşmelerinin metal işçileri için büyük önem taşıdığı vurgulandı. Açıklamada ayrıca “Görüşmeler ile biz metal işçilerinin geleceği belirlenmektedir. Bu kapsamda bu süreç sadece onların eline bırakılamaz. Bu sürece metal işçileri olarak ya göstermelik olarak dahil edildik ya da hiç yer almadık. Oysa ki, sürecin muhatabı biz metal işçileriyiz. Ve kendi geleceğimizi ne patronlara ne de sendikacılara bırakmamalıyız" denilerek metal işçilerine mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı. Eyleme 36 gündür Tuzla Gemi Tersanesi önünde kararlı direnişini sürdüren BETESAN direnişçisi ve TİB-DER Başkan Yardımcısı Zeynel Kızılaslan da destek verdi. Eylem, atılan sloganlarla son buldu.

Bosch işçileri eylemde Robert Bosch işçileri 2010-2012 Metal TİS sözleşme sürecindeki tutumu nedeniyle Türk Metal yönetimini protesto etti. 3 Eylül sabah gece vardiyasından çıkan Bosch işçileri Bursa Organize Sanayi Bölgesindeki fabrikaları önünden Oyak Renault önüne kadar yürüdüler. Burada kısa süreli olarak yolu trafiğe kapatan Bosch işçileri sendikanın %5 zam oranıyla masaya oturmasını protesto etti. “Satılık sendika istemiyoruz”,”Robert Bosch burada Renault nerede” sloganlarıyla Renault işçilerini mücadeleye çağırdı. Kamera kaydı ve tehditler nedeniyle tepki vermeyen Renault işçilerinden bazılarının sendika şubesine gittikleri belirtildi.Yine Renault fabrikası içinde işçilerle sendikacılar arasında tartışmalar yaşandığı öğrenildi. 4 Eylül günü ise Türk Metal Sendikası’nın İhsaniye’deki 2 Nolu şubesini basan işçiler sendika binası önünde bir eylem gerçekleştirdiler. Renault işçilerinin ise gece fabrikaya gelen sendika yöneticileri tarafından tehdit edildikleri öğrenildi.Eyleme katılmamaları yönünde uyarılarda bulunan sendika yöneticileriyle işçiler arasında sert tartışmalar yaşandığı öğrenildi.Servislerin sendika binası önünde durmasını isteyen işçilerle sendikacıların karşı karşıya geldiği, bir Renault işçisinin sendikacılar tarafından dövülmesinin diğer işçiler tarafından engellendiği öğrenildi.Renault servislerinin 2 Nolu Şube önünde durmasına izin verilmediği ve Renault işçilerinin evlerine gönderildiği belirtildi.

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

3


Bir direnişin öyküsü...

“Yaşasın Çel-M Neden sendikaya üye olduk Ekonomik kriz ortamında yoğunlaşan hak gaspları bizim fabrikamızda da kendini göstermeye başlamıştı. Özellikle sosyal haklarımızın gasp edilmesi ve ücretlerimizin “düşük zam” dayatmaları ile erimeye başlaması fabrikamızda içten içe bir hoşnutsuzluk ortamı oluşturmaya başlamıştı. Bu hoşnutsuzluk ortamı kısa bir süre sonra da örgütlenme ihtiyacını gündemimize soktu. Kısa süreli bir çalışmanın sonunda örgütlenmemizi tamamlayıp sendikaya üye olduk. Yine kamuoyu tarafından da bilindiği üzere örgütlenme adımımız ÇEL-MER patronu tarafından işten atma saldırısı ile karşılandı. Bu ilk saldırıda 12 arkadaşımız işten çıkartıldı. Böylece de ÇEL-MER işçilerinin direniş öyküsü başlamış oldu. Bu ilk direnişimiz 19 gün gibi kısa sürede başarıyla sonuçlandı. Ancak ÇEL-MER patronunun bizi pek fazla yormadan 11 arkadaşımızı işe geri alması içimizde “Bu kolay zafer, yeni saldırıların habercisi mi?” düşüncesini de uyandırdı. Keza içeride kısa bir süre çalıştıkta sonra ÇEL-MER patronu tekrar ve daha ağır bir biçimde saldırıya geçerek bu kuşkumuzda haklı olduğumuzu da göstermiş oldu. Bu ikinci saldırıda (değişik zamanlarda olmak üzere) toplam 23 arkadaşımız işten çıkartıldı. Böylece ÇEL-MER işçilerinin ikinci direnişi de başlamış oldu. Nasıl bir direniş? Açıkça ifade etmek gerekirse direnişe ilk başladığımızda kafamızda sadece “bir haksızlığa uğradık” düşüncesinden başka bir şey yoktu. Bırakalım bir sınıf bilinci ile hareket etmeyi, nasıl bir mücadeleye adım attığımızı, nasıl bir mücadele yürütmemiz gerektiğini bile bilmiyorduk. Büyük bir çoğunluğumuz hatta neredeyse tamamımız herhangi bir sendikal deneyime bile sahip değildik. Karşı karşıya kaldığımız haksızlık nedeniyle kapı önüne çıkmıştık sadece. Ama çok geçmeden yaşadığımız deneyimler hepimiz için bir okul işlevi gördü. Kapı önüne çıkışımızla birlikte birçok baskı ve ayak oyunu ile karşılaştık. Bir yandan patron türlü oyunlarla hem içerideki örgütlülüğümüzü kırmaya hem de bizleri dışarıda baskı altına almaya çalıştı. Kolluk güçleri sürekli yasalara işaret etmeye, yasalar yoluyla bizi tecrit etmeye ve bir köşeye sıkıştırmaya çalıştı. Aslında tam da bu karşı karşıya kaldığımız türlü baskı ve ayak oyunları bizim aslında “çok aktörlü” bir savaşın içerisinde olduğumuzu da fark etmemizi sağladı. Yine bu aşamada düşüncelerimizi sendikamızla paylaştık. Baskılara karşı daha etkin bir direniş örgütlenmesi gerektiği yönünde telkinlerde bulunduk. Böyle olması gerektiğini biliyorduk. Ama bunun nasıl olacağı konusunda sendikanın daha yönlendirici olması gerektiğini düşünüyorduk. Ancak maalesef sendikamız bizim bu istemlerimizi “Yasalmeşru zeminden ayrılmayalım” sözleri ile karşılıyordu. Bu derece baskı altında iken “yasal meşru” zeminde kalmanın tercümesinin “susalım-bekleyelim” olduğunun da farkındaydık. Bu aşamadan sonra da “sendika önlüğünü giyiyorsak, sendika biziz” bilinci ile hareket etmeye başladık. Madem nasıl bir mücadele yürüteceğimizi bilmiyorduk, o zaman öğrenecektik. İşe direnişteki diğer işyerlerini ziyaret etmekle başladık. Bununla yetinmedik. Geçmiş direnişleri incelemeye ve bu direnişlerin deneyimlerinden dersler çıkartmaya başladık. Bu girişimlerimiz hem daha büyük bir ailenin parçası olduğumuzu gösterdi, hem de aklımızda “yasal-

4

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

meşru” değil “fiili-meşru” mücadelenin şart olduğu düşüncesini oluşturmaya başladı. Madem bir savaşın içerisindeydik, madem birileri bizi korkutmak için yasalara işaret ediyorken, yasaları çiğneyerek bizi kapı önüne koyuyordu, o zaman artık işçilerin haklı mücadelesi ve bu mücadelenin yasaları geçerliydi bizler için. İşte bu yüzden mücadelede cepheyi en ileriden kurmaya, fabrikayı işgal etmeye karar verdik. Nasıl bir işgal? Direniş komitesi olarak işgal kararını aldığımız andan itibaren de artık her açıdan işgalin örgütlenmesi çabasına koyulduk. Bu noktada üç önemli karar aldık: 1. Örgütlülüğümüzü hem direnişçi işçiler hem de içeride çalışan arkadaşlarımız açısından bu eylemi gerçekleştirebilecek bir düzeye kavuşturmak gerekiyordu. Bu amaçla komite sayımızı arttırdık. Dışarıda bir komitenin yanında içeride de bir komite oluşturduk. Üçüncü bir komite ile de bu ikisini birbirine bağladık. Böylece hem içerisini hem de dışarısını tek bir hedefe yöneltebilme zeminini yaratmış olduk. 2. Direnişimizin sesini dışarıya taşımak ve direnişin etrafında bir kamuoyu desteği oluşturabilmek için girişimlerde bulunduk. Bu amaçla basın açıklamaları, yürüyüşler, bildiri dağıtımları, diğer fabrikaların temsilcileri ile görüşmeler yaptık. 3. Sendikamız ile ilişkilerimizi “tabanın iradesini” etkin kılacak şekilde yeniden düzenledik. Bu kararlar çerçevesinde anlamlı bir mesafede kat etmiş olduk. Ancak her şeyin kâğıt üzerinde hesaplandığı kadar mükemmel olmayacağını da biliyorduk. Nihayetinde oluşturduğumuz bu programın hayata geçirilmesi noktasında belirli sıkıntılar da yaşamaya başlamıştık. Kamuoyu desteği ve sendika ile ilişkiler bakımından anlamlı sonuçlar almaya başlamışken, direnişteki işçi arkadaşlarımızın dirençlerinde zayıflama da kendini göstermeye başlamıştı. Elbette “geçim sıkıntısı” bunun başlıca nedeni idi. İşte tam da bu aşamada komite olarak “işgal zamanının geldiği” yönünde karar aldık. Bir iki gün içerisinde işgalin ayrıntılarını planlamaya koyulduk. Avukatlarla toplantılar yaptık. Ve tüm eksiklerimizle ilgili riskleri de alarak içerideki arkadaşlarımızın da katılımı ile 2 Ağustos günü fabrikamızı işgal ettik. İşgal süreci İşgalin ilk saatleri bizim için fazlasıyla önemliydi. Polisin saldırısı ile karşı karşıya kalabilirdik. Dışarıda kamuoyu desteğinin oluşacağını tahmin ediyorduk. Hatta bunun için işgal öncesinden de hazırlıklar yapmıştık. Ancak bu destek örgütlenene kadar polis müdahalesi ile karşılaşmamak için işgali metrelerce yüksekte vinç üzerinde gerçekleştirme kararı almıştık. Elbette işgal gibi günlere yayılabilecek bir eylemi bu şartlarda sürdürebilmenin zorlukları da vardı. Ancak tüm zorluklarına rağmen polis müdahalesini mümkün olduğunca zorlaştırmak ve geciktirebilmek için böyle bir karar almış olduk. Keza bu taktiğimiz başarılı da oldu. Bir süre sonra dışarıda destek için gelenlerin slogan seslerini işitmeye başlamıştık. Bu bizim için inanılmaz bir moral güce dönüştü. Bizler de gürültü çıkararak veya slogan atarak karşılık veriyorduk. Dışarıda oluşmaya başlayan desteğin içeriye katkısı çok büyük oldu. Bilindiği üzere sonrasında çeşitli baskılar kendini göstermeye başladı. Üzerimize


Mer işgalimiz!” kapılar kilitlenerek havasız bırakıldık, su ve yiyecek verilmedi. Ancak dışarıdan desteğe gelenlerin önemli çabasıyla kapılar açılabildi, yemek ve su ihtiyacımız karşılandı. Bir aşamadan sonra diplomasi trafiği ve tehditler devreye sokuldu. Ancak biz bunlara da hazırlıklıydık. Tüm baskılara cevabımız “Taleplerimiz kabul edilene kadar inmeyeceğiz!” oldu. Sonuçta Vali, sendika yöneticileri ve patronun katıldığı birkaç görüşme gerçekleşti. İşgalin 4. günü son görüşme gerçekleştirildi. Bu görüşmede 11 arkadaşımızın işe geri alınmaması dışında tüm taleplerimiz kabul edildi. İşgalin sonlandırılması Yapılan protokolün ayrıntıları sendikacılar aracılığı ile bizlere iletildi. Bizler de sendikacıların dışarı çıkmasını, durumu işçiler olarak değerlendireceğimizi söyledik. Çok net bir şekilde ifade edebiliriz ki, işçi arkadaşlarımızın tamamı “Hiçbir arkadaşımızı geride bırakmayacağız” diyerek çok net tutum aldılar. Buna rağmen bizler işgal komitesi olarak işgal eylemimizi bitirme kararı aldık. Bu kararı almamızda olumlu olumsuz birçok nedenin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Olumsuz etkenlerin başında ise vinç üzerinden düşerek ölümler yaşanması olasılığı geliyordu. Ki polis müdahalesi ile de bu yaşanabilirdi, bu göze de alınmıştı. Ancak bunun yorgunluk sebebiyle yaşanması bizleri endişelendiriyordu. Diğer bir olumsuz etkense sendikanın işgale müdahaleyi “etkin diplomasi” sınırlarında ele alan yaklaşımıydı. Bizler ÇEL-MER işçileri olarak işgali günlerce sürdürebilecek bir kararlılığa sahiptik. Ancak eylemimizin ve kazanımlarımızın yoğun baskı altında boğulmamasının garantisi, dışarıya ne ölçüde mal edilebildiği, dışarıda ne ölçüde bir kamuoyu desteği örgütlenebildiği idi. Bu bakımından üzerine düşeni fedakârlıkla yapan tüm güçlere, sonsuz teşekkür ediyoruz. Ama bu noktada asıl sorumlu olarak sendikamızı görüyoruz. Sendikamız açıktır ki bu bakımdan da sınıfta kalmıştır. İşgalin devamında karşılaşabileceğimiz saldırılar karşısında eylemimize soluk katacak etkin bir dayanışma ve mücadele örgütleyememiştir. Olumlu etkenlerin başında ise elbette sendikanın fiilen işyerine sokulması ve 25/2. maddeden verilen çıkışların iptal edilmesi, hukuki olarak yaptırımla karşılaşmayacak olmamız geliyordu. Tabi burada bir yanlış anlaşılma olmasını istemiyoruz. İşgale katılan her arkadaş yasal yaptırımları göze almıştı. Ancak bize direniş esnasında yasaları işaret edenleri kendi yasalarını çiğnemek zorunda bırakmak, fiili meşru mücadelenin gücünü gösterebilmek açısından önemliydi. Ötesinde de artık direniş bizim için birkaç işçinin işini geri kazanması mücadelesinin çok çok ötesine geçmişti. İşçi sınıfı mücadelesine katkı sağlayıp sağlayamadığımız, işçi sınıfını temsil ettiğimiz bu eylemden, işçi sınıfı adına başımız dik çıkıp çıkamayacağımız noktası son derece belirleyici oldu. Sonuç olarak işgal komitesi bu olumlu-olumsuz etkenleri kendi içerisinde değerlendirdi ve işgal eylemini kazanım ile sona erdirme kararı aldı. İşgalin her saniyesinde daha fazla güçlendik En başta ifade ettiğimiz gibi işgal eylemimize bazı sıkıntılarla başlamış olduk. Direniş-İşgal Komitesi olarak işgal sürecinde ve

sonrasında karşılaşabileceklerimiz konusunda asgari bir birikim sağlamış ve hazırlık yapmıştık. Ama bu birikim ve düşünsel-pratik hazırlığı diğer arkadaşlarımıza da mal edebilme noktasında eksiklerimiz vardı. Bunu bilerek ve bu açıdan tüm riskleri de üstlenerek işgal eylemini başlatmış olduk. Buna rağmen işgal eylemimizin sadece kendisi bile her saniyesi ile kaygılarımızı ortadan kaldırdı. Vinç üzerinde metrelerce yükseklikte, yoğun sıcak ve düşerek ölme tehdidi altında, kah gözyaşları içerisinde kah halaylar ve türkülerle birbirine kenetlenen her bir ÇEL-MER işçisi arkadaşımızın yarattığı bu 4 günlük işgal öyküsünü hangi kelimelerle anlatsak yetersiz kalacaktır. İşin bu kısmı belki de sadece yaşanınca anlaşılabilecek tam bir kararlılık ve fedakârlık hikâyesidir. Asıl kazanımımız da burası olmuştur. İşgal sürecini yaşamış her bir arkadaşımız, artık nasıl bir sınıfa mensup olduğunun farkında, sınıf çıkarlarının bilincinde, örgütlülük ve mücadele bilinci gelişmiş bir biçimde, asgari olarak da işçi ve emekçileri başarı ile temsil edebilmiş olmanın onuru ile başı dik çıkmıştır dışarıya. ÇEL-MER işçisi, 11 arkadaşının dışarıda kalmasının burukluğunu, ama aynı zamanda haksızlığa uğramış/uğrayan milyonlarca işçi ve emekçinin haklı mücadelesini temsil etmenin onurunu, direnen diğer işçilere moral güç ve olumlu bir örnek olabilmenin gururunu taşımaktadır. Bu açıdan ÇEL-MER işçisi için işgal eylemi bir son değil, aksine yeni bir başlangıç olmuştur. ÇEL-MER işçileri haklarını söke söke almıştır. Sermaye ile hesabımız daha kapanmamıştır. Açıkça ilan ediyoruz: Eksik bıraktıklarımız boynumuzun borcu olsun! Kazanımlarımız işçi sınıfına armağan olsun! Yaşasın ÇEL-MER işgalimiz! İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

ÇEL-MER Direniş-İşgal Komitesi 12 Ağustos 2010

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

5


“Tüm işçileri sermayenin zorbalığına karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum!” 3,5 yıldır Bakırçay Havzası’nda Habaş Demir Çelik fabrikasında çalışıyordum. 1 Eylül günü tamamen keyfi bir şekilde işten çıkarıldım. Emekçi bir ailede yetişmiş bir işçi olarak kapitalizmin benim için reva gördüğü gelecek ücretli köle ordusunun bir ferdi olmak oldu. Yıllardır çalıştığım atölye ve fabrikalarda sömürünün en katmerlisini yaşadım, emeksermaye çelişkisini buralarda yaşayarak öğrendim. Dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı olan bu çelişkiyi kavradığımda ise eşit ve özgür bir dünya için mücadele etmeye başladım. Emek-sermaye çelişkisinin farkına varmış, sömürü düzeni kapitalizmin ebedi olmadığını ve yıkılması için işçi sınıfının örgütlenmesi gerektiğini bilen işçiler her zaman için patronların korkulu rüyası olmuştur. Habaş patronunun geçerli bir gerekçesi olmadan işime son vermesinin arkasında da işte bu korku yatmaktadır. Habaş patronunun korkusu saltanatının sömürü ve işçi kanı üzerine kurulu olması nedeniyledir. Tüm patronlar gibi o da daha fazla kâr elde edebilmek için işçilerin üzerindeki baskıyı her geçen gün daha da arttırmaktadır. 12 saatlik çalışma, alınmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri, iş cinayetleri, sefalet ücretleri ve daha onlarca sorun Habaş’ın rutin uygulamaları arasındadır. Böyle bir çalışma ortamında üretimin daha da arttırılması için işçiler üzerindeki baskı da yoğunlaşarak devam etmektedir. Kurduğu bu sömürü çarkı Habaş patronunu bugün Türkiye’nin sayılı sanayi devleri arasına sokmuştur. Tüm diğer patronlar gibi sömürü düzeninin krizi ile birlikte “Kârlarım azalıyor!” diye feryat figan eden Habaş patronu, bu süre zarfında Türkiye’nin 500 büyük sanayi işletmesi arasında 8. sıraya kadar yükselmiştir. Sadece bu veri bile, Habaş patronunun biz işçiler üzerinde uyguladığı azgın sömürüyü göstermesi için yeterli bir veridir. Ama onun için bu kadarı da yeterli değildir. İşçilerin hak taleplerini zor durumdayız diyerek geçiştiren Habaş patronu, fabrikayı büyütmeye ve havzadaki görece küçük işletmeleri ele geçirmeye de devam etmektedir. Habaş patronunun bu kuralsız ve dizginsiz sömürüsü ise işçiler arasında haklı bir öfkeyi de biriktirmektedir. Yıllardır her türlü keyfi uygulamaya sessizce boyun eğen Habaş işçileri, yavaş yavaş öfkelerini yüksek sesle dile getirmeye başlamışlardır. Ayrıca yoğun sömürü koşullarında ve sefalet ücreti ile çalışan Habaş işçilerinin gözü tüm metal işçileri ile birlikte önümüzdeki günlerde başlayacak olan TİS görüşmelerindedir. Sözün özü patronlar düzeninin azgın sömürüsünden bunalan Habaş işçileri çıkış yolu aramaya başlamışlardır. Habaş işçilerindeki öfkenin birikmeye başladığı böyle bir dönemde bir sene önce verdikleri iki ihtar bahanesi ve işçilere kötü örnek olduğum gerekçesiyle işime son vermeleri fazlası ile manidardır. Anlaşılan o ki Habaş patronu ve vekilleri işçilerde biriken öfkenin örgütlü bir kanala akmasından

korkuyorlar. Metal İşçileri Birliği’nin ve Demir Çelik İşçileri Bülteni’nin yaptığı mücadele çağrıları ile de korkuları depreşen bu asalaklar hakkını savunan işçileri işten atarak biriken öfkeyi susturabileceklerini sanıyorlar. Ancak yanılıyorlar. Ne benim işime son verildi diye Habaş işçilerinin içinde bulundukları çalışma koşullarına karşı öfkeleri azalır, ne de ben 3,5 yıl boyunca birçok haksızlığa uğradığım bu sömürü cehenneminden başımı eğip giderim. Artık fabrika içinde olmasam da bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Habaş patronunun kuralsız sömürüsüne ve keyfi saldırılarına karşı mücadele etmeye devam edeceğim. Önümüzdeki günlerde Habaş patronunun gerçekleştirdiği bu keyfi saldırıya karşı hukuksal girişimlerimi başlatacağım. Ama daha da önemlisi Habaş işçilerinin örgütlenmesi ve tek vücut halinde sermaye düzeninin karşısına dikilebilmesi için tüm gücümle çalışmaya devam edeceğim. Ne Habaş patronu, ne de bugüne kadar işten atılmam dahil her türlü gelişmede patronun safında yer alan Türk Metal Sendikası’nın yöneticileri işçilerin öfkesinden kurtulamayacaklar. Burada üzerinde durmak istediğim başka bir nokta da bahsettiğim bu olayın sözde bir demokrasi rüzgarı altında yaşanmasıdır. Hepinizin bildiği gibi son birkaç aydır gündemde olan anayasa referandumu bir demokrasi aldatmacası ile devam ediyor. Sermaye sınıfının ihtiyaçları ile gündeme gelen anayasa değişikliği için meydanlarda 12 Eylül’le hesaplaşma ve işçiemekçilerin haklarını genişletme masalları anlatılıyor. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki sermaye sınıfının iktidarı hüküm sürdüğü müddetçe gündeme gelen her anayasa onun ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyecektir. İşçi sınıfının haklarının korunup geliştirilmesi ise ancak dişe diş mücadelelerle mümkün olacaktır. Bugün gündeme olan anayasa referandumu işçi sınıfı için büyük bir tuzaktır. Diğer birçok maddesi bir tarafa çalışma yaşamının özgürleştirilmesi ve demokratikleştirilmesini sağlayacağı iddia edilen değişikliklerin hiçbir hükmünün olmadığı benim yaşadığım olayla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Ben bugün, uğradığım keyfi saldırıya karşı boyun eğmeden mücadeleme devam ederek işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi bulunduğum yerden büyütmeye çalışıyorum. Başta M. Rüştü Başaran’ın kuralsız sömürüsü altında çalışmaya devam eden Habaş işçileri olmak üzere tüm işçi sınıfını ise sermayenin zorbalığına karşı mücadeleyi büyütmeye davet ediyorum. İşçilerin birliği sermayeyi yenecek! Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz! İşten atılan Habaş işçisi M. Subaşı 08.09.2010

Biz ürettikçe onlar kazanıyor! “Üretmek, kazanmak, kazandırmak istiyoruz!” Türk Metal çetesinin senelerdir kullandığı en beylik sloganıdır. bu ihanetçiler dile getirdikleri bu sloganla işçilerle patronların çıkarının ortak olduğundan dem vururlar. Oysa çalışma ve yaşam koşullarımıza baktığımızda bunun gerçekle hiçbir alakası olmadığını hepimiz görürüz. Çünkü, biz örgütlenip hakkımız aramadığımız dürece biz hep kaybederiz, patronlar ise hep kazanır. İşte bu gerçek artık hiçbir boyalı sloganla karartılamayacak durumdadır. Öyle ki hala büyük bir ikiyüzlülükle bu sloganı kullanmaya devam etseler de Türk Metal çetesinin yöneticileri de artık bu gerçeği itiraf etmek zorunda kalıyorlar. Geçtiğimiz günlerde bu çetenin elebaşı Pevrul Kavrak yaptığı bir açıklamada bu durumu dile getirdi. Kavrak, İSO 500 listesinin açıklanmasının ardından yaptığı açıklama ile “Büyümenin ücreti işçilere ödenmedi!” diye buyurdu. Ama aynı çete resmi görüşmelerin başladığı toplu sözleşmelerde bu

6

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

itirafını unutmuş görünüyor. Daha bir ay önce yaptığı açıklama ile patronlara sitem eden Kavrak, toplu sözleşme taslağında %5+25 kuruşluk zam önerdi. Bu tablo hem bir kez daha “Üretmek, kazanmak, kazandırmak” sloganının ikiyüzlü içeriğini, hem de Türk Metal yöneticilerinin ihanetçi kimliklerini ortaya sermiştir. Fabrikalarda ikinci işveren gibi davranan bu ağaların yaptığı en iyi iş bizlerin yaptığı üretim üzerinden patronların daha da çok kazanmalarını sağlamaktır. Burada önemli olan bizlerin daha ne kadar bu satılıkların sopasının altında boyun eğmeye devam edeceğimizdir. Bu dönem bize bir fırsat vermiştir. 2010-2012 Grup toplu sözleşme süreci başlamıştır. Sömürüyü sınırlandırabileceğimiz ve yeni haklar kazanabileceğimiz bu süreçte onların çarkına çomak sokmalı, işçi kanı üzerine kurdukları saltanatlarını başlarına yıkmalıyız. Türk-metal üyesi bir demir-çelik işçisi


Mutaş’ta direniş var!... Haziran ayında Birleşik Metal-İş Gebze Şubesi'nde örgütlenen Mutaş Çelik işçileri, fabrikadaki örgütlenmenin patron tarafından duyulmasının ardından işten atma saldırısıyla karşılaştılar. Üye çoğunluğunun sağlanarak Çalışma Bakanlığı’na yetki tespit başvurusunun yapıldığı fabrikada, 25 Ağustos tarihinde BMİS üyesi 7 işçi işten atıldı. Bu tarihten itibaren fabrika önünde direnişe başlayan Mutaş Çelik işçilerinin mücadelesi sürüyor. Geçtiğimiz ay gerçekleştirdikleri işgal eylemi ile direnişlerini kazanımla sonuçlandıran Çel-Mer Çelik işçileri de 4 Eylül günü Mutaş işçilerini ziyaret etti. Direniş deneyimlerinin paylaşıldığı bu ziyaretin ardından Çel-Mer ve Mutaş işçileri Tuzla tersaneklerinde işten atma saldırısına karşı tek kişilik direnişini sürdüren TİB-DER Başkan Yardımcısı Zeynel Kızılaslan’ı ziyaret ettiler. 6 Eylül günü ise Mutaş işçileri kendilerine destek veren kurumlarla birlikte iş çıkış saatinde Gebze Meydanı’na bir yürüyüş gerçekleştirdiler.

Türk Metal çetesi Nema Makine’de işçi kanı döktü Nema Makine patronu, geçtiğimiz yıl kasım ayında fabrika önünde başlayan direnişe dönük tahammülsüzlüğünü son olarak Türk Metal çetesini devreye sokarak gösterdi. Nema Makine'de yaşanan saldırılara karşı açıklama yapan Birleşik Metal-İş Sendikası, işten atılan sendika üyesi Mustafa Yılmaz'ın, fabrikanın önündeki direniş yerine gitmek için yola çıktığı sırada Türk Metal'in adamları tarafından saldırıya uğradığını duyurdu. 31 Ağustos sabahı fabrika önüne gitmek için yola çıkan Mustafa Yılmaz, otobüs durağında Türk Metal’in adamları tarafından saldırıya uğradı, Yılmaz başına kaldırım taşı ile vurulması sonucunda ağır yaralandı.BMİS üyesi Yılmaz Düzce Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak ameliyata alındı. Saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada direniş sürecine ilişkin bilgilendirmede bulunan Birleşik Metal-İş Sendikası, Nema Makine'de işverenin Türk Metal’i çağırarak BMİS üyesi tüm işçileri bu sendikaya üye olmaya zorladığını belirtti.

Marmara Siegener’de sendika düşmanlığı Metal patronlarının çeşitli bölgelerde açığa çıkan sendikal örgütlenme mücadelelerine yönelik saldırıları devam ediyor. Kocaeli’de kurulu Marmara Siegener Galvaniz fabrikasında çalışan işçilerin DİSK’e bağlı Birleşik Metalİş Sendikası Kocaeli Şubesi’ne üye olmaları ve sendikanın yetki tespiti için Çalışma Bakanlığı’na başvuru yapmasının ardından fabrikada sendikadan istifa baskıları yaşanmaya başladı. Marmara Siegener patronunun sendika düşmanlığına karşı yazılı açıklama yapan Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu, fabrikanın faaliyette olduğu altı yıldan bu yana Marmara Siegener işçilerinin hiçbir hak tanımaksızın karın tokluğuna çalıştırıldığını belirtti. Fabrikada sendika üyesi işçilere sendikadan istifa baskısı uygulandığını duyuran Birleşik Metal-İş, sendika üyesi işçilerin işten çıkartılmakla tehdit edildiğini söyledi. Marmara Siegener’de çalışan işçilerin sendikadan istifa karşılığında “ işçilerin haklarını vereceği” vaadinde bulunduğunu belirten BMİS, bu tehditler karşısında geri adım atmayan işçilerin istifa etmeleri için işyerine Noter getirmek suretiyle istifaya zorlandığını duyurdu.

Çolakoğlu Metalurji’de iş cinayeti Kocaeli Dilovası’nda kurulu bulunan Çolakoğlu Metalurji Fabrikası’ndan 9 Eylül günü bir kez daha iş cinayeti haberi geldi. Alınmayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri nedeniyle daha önce de iş cinayetlerinin yaşandığı Çolakoğlu Metalurji’de çalışan bir işçi, üzerine forklift düşmesi sonucu feci şekilde can verdi. Ölen işçinin kimliği, fabrika yönetiminin, o gece vardiyasında görevli bütün işçilerin evlerini tek tek aramasıyla ortaya çıktı. Hangi işçinin eve dönmediğini öğrenmeye çalışan yetkililer iş cinayetine kurban giden işçinin Şirintepe’de oturan 3 çocuk babası Hamza Zengin (44) olduğu bilgisine ulaştılar. Türk Metal çetesinin örgütlü olduğu Çolakoğlu Metalurji’de her sene ortalama 3-4 işçi iş cinayetine kurban gidiyor. Yaşanan iş cinayetlerine ve fabrikadaki kölelik koşullarına karşı Türk Metal çetesi sesini çıkarmıyor.

İletişim adres ve telefonları... Mail adresi: metaliscileribirligi@gmail.com İstanbul - Esenyurt İşçi Kültür Evi Bahçeyolu Cad.Ülbeyi iş hanı Kat.1 (Prenses Düğün Salonu Üstü) Esenyurt Tel: 0.212.6204076 İstanbul - Kartal İşçi Kültür Evi Derneği Karlıktepe Mah. Gürpınar Sok. No:26/1 Kartal Tel: 0.506.8050485 İstanbul - OSB-İMES İşçileri Derneği Yukarı Dudullu Mah. Kerem Sokak No:5/3 Ümraniye Tel: 0.216.5403580 İstanbul - Sefaköy İşçi Kültür Evi İnönü Mah. Tolga Cad. No:65 Küçükçekmece Tel: 0.212.6977153 İstanbul - Topkapı İşçi Derneği Davutpaşa Cad. TİM-1 İş Merkezi Kat:3/230 Topkapı Tel: 0.212.5761151 İstanbul - Tersane İşçileri Birliği Derneği Aydıntepe mh.Yüzüncüyıl cd. Yasemin sk. No:7A Tuzla Tel: 0.216.493 29 95 Ankara - Mamak İşçi Kültür Evi Tıp Fakültesi Cad. No:255 / B Tuzluçayır Tel: 0.312.3895957 - 0.537.266 55 30 Ankara - Sincan İşçi Derneği Vatan Cad. Melek Sok. No:1/9 Sincan Tel: 0.312.269 27 50 İzmir - Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi 8075 Sok. No:11/A Kapalı Durak (Narin Kahv. altı) Çiğli Tel: 0.232.3296436 Manisa İşçi Birliği Derneği 1614 sok(1. sokak) 1.Anafartalar 7/3 22 sultanlar türbesi yanı Arçelik üstü Tel: 0.236.2347206 Adana - Sanayi İşçileri Derneği Uçak mahallesi Beşevler caddesi 20 sokak no: 7 Şakirpaşa/Seyhan Tel: 4295182 Bursa - Eksen Yayıncılık Bürosu Sönmez İş Sarayı Kat: 3 No: 220 Heykel Tel: 0.224.220 84 92 Kayseri İşçi Kültür Evi Cumhuriyet Mahallesi Cumhuriyet İşhanı Kat:3 No:36 Melikgazi/ Kayseri İşçi Bülteni Özel Sayı No: 611 * Fiyatı: 25 YKr * Ekim 2010 * Sahibi ve S. Yazı İşleri Md.: Ayten ÖZDOĞA N * EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. * Mollaşeref Mah. Simsar Sk. 5/3 Fatih/İstanbul * Tel/Fax: 0 (212) 621 74 52 * Baskı: Özdemir Mat. * Davutpaşa Cad. Güven Sanayi Sit. C Blok No: 242 Topkapı/İstanbul * 0 (212) 577 54 92

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

7


Omuz omuza verip ihaneti ve MESS'i yenelim! Kriz bahanesi ile kazanılmış haklarımıza yönelik birçok saldırının yaşandığı bir dönemin ardından yeni MESS Grup Toplu Sözleşme süreci resmen başladı. Çok açık bir şekilde görülüyor ki MESS ve metal patronları bu yeni toplu sözleşme döneminde gasp ettikleri haklarımızın üzerine yatmak ve çalışma ve yaşam koşullarımızı daha da ağırlaştırmak istiyorlar. MESS’in bu denli pervasız bir hazırlık içerisine girdiği böyle bir dönemde bizler adına toplu sözleşme masasına oturan sendika yöneticilerinin ise bu saldırıları püskürtmek ve yeni haklar sağlamak gibi bir niyetleri yoktur. MESS’e sundukları toplu sözleşme taslaklarında bu gerçek çok açık bir şekilde yansıyor. İşçi sınıfına ihaneti gelenek yapan Türk Metal çetesinin yöneticilerinin hazırladığı taslakta MESS’in saldırı hazırlıklarını engelleyecek hiçbir madde bulunmuyor. Üstüne üstlük bu işbirlikçi çetenin yöneticileri %5+25 kuruş gibi komik bir zam teklifi ile toplu sözleşme masasına oturuyorlar. Fabrikalara geldiklerinde ise enflasyonun “0” olduğu bir dönemde (bunu devletin açıkladığı sahte enflasyon rakamlarına dayandırıyorlar) bu zammı almanın bile ne kadar zor olacağından dem vuruyorlar. Birleşik Metal İşçileri Sendikası’nın hazırladığı taslağa baktığımızda ise Türk Metal’in taslağına göre birçok açıdan daha ileri maddeler görülüyor. Ancak onlar da “gerçekçilik” adına metal işçilerinin en doğal haklarını savunmak adına ürkek bir tutum sergiliyorlar. Bu taslakta da ne insanca yaşanabilecek bir ücret, ne de iş güvencesi gibi en temel taleplerimiz bulunmuyor. Kriz döneminde bile metal patronları karlarını katlamışken hak taleplerinde “patronların verebilecekleri”ni baz almak işçi sınıfına yapılmış bir saldırıdır. İşçilerin en doğal ve meşru hakkı insanca çalışma ve yaşam koşullarına kavuşmaktır. Enflasyon oranlarına göre zam teklifleri vermenin ya da “Bu teklif gerçekleştirilebilir bir tekliftir” dememin ise bununla bir ilgisi yoktur. Metal işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşulları için öne sürdüğü her talep haklı ve meşrudur. Kararlı bir mücadele verildiğinde bu taleplerin kazanılması zor değildir. Geçmişte nice hak da böyle kazanılmıştır. Elbette ki patronlar feryat figan edecek, taleplerimizi gerçekleştirmenin imkansızlığından dem vuracaklar, bunlar bizi batırır diye numara yapacaklar. Ancak bunun aynısını kriz dönemi boyunca yaptıklarını unutmayalım. Arkadaşlar! Kazanmak için sendika ayrımı gözetmeden fabrikalarda ve havzalarda kuracağımız TİS komitelerinde örgütlenmeli ve taleplerimizi elde edene kadar grev dahil her türlü mücadele silahını en etkin şekilde kullanmalıyız. MESS ile toplu sözleşme masasına oturan sendika yöneticilerinin çıkarlarımızı savunamayacağı bir kez daha ortaya çıkmışken metal işçilerinin gerçek talepleri şunlardır; 1. Ücret ve hak kayıpları karşılansın, insanca yaşamaya yeten bir ücret düzeyi sağlansın! 2. Eski ve yeni işçiler arasındaki ücret farklılıkları kapatılsın! Eşit işe eşit ücret! 3. “İşten atmalar yasaklansın! Tüm çalışanlara iş güvencesi!” 4. Tüm biçimleriyle esnek çalışma uygulamalarına son verilsin! 5. Taşeronlaştırma uygulamasına son verilsin! Taşeron işçiler kadroya alınsın! 6. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınsın! Bu taleplerimizle sendika bürokratlarının kapısına dayanmalı, toplu sözleşme masasına yumruğumuzu vurmalıyız. Tüm işçi arkadaşlarımızı omuz omuza ihaneti ve MESS'i yenmeye çağırıyoruz. Metal İşçileri Birliği 28 Eylül 2010

Metal İşçileri Bülteni-Eylül 2010  

Metal İşçileri Bülteni-Ekim 2010

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you