Page 1

“S ı n ı f a k a r ş ı s ı n ı f ! ”

M E TA L İŞÇİ LE R İ B Ü LT E N İ İşçi Bülteni Özel Sayı No: 349 * Eylül 2008

Metal işkolu grup toplu iş sözleşmesi görüşmeleri sürüyor…

Kazanmak için grev! Grev için söz-yetki-karar işçilere! Hayatımız ve geleceğimiz açısından büyük önem taşıyan bir dönemden geçiyoruz. Çünkü bu dönem MESS grup Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) gündemde. Metal TİS’lerinin sonucunda önümüzdeki iki yıl için geçerli olacak ücret ve sosyal haklarımız belirlenecek. Metal TİS’leri, sadece sözleşme kapsamına giren 130 bin civarındaki işçiyi ilgilendirmiyor. Ortaya çıkacak sonuçtan aynı zamanda tüm metal işçileri ile birlikte işçi sınıfının tümü de etkilenecek. Çünkü, başta metal patronları olmak üzere bütün patronların gözü metal TİS’lerinin üzerinde. Patronlar TİS’lerde ortaya çıkacak sonucu, kendi işyerleri için emsal alacaklar. Bunun için metal TİS’lerinde alınacak kötü bir sonuç tüm işçi sınıfını etkileyecek, genel olarak ücretler ve çalışma şartlarına yansıyacak. Elde edilecek iyi bir sonuç ise bu kez tersinden olumlu bir etkide bulunacak. İşte bunun için metal TİS’leri sadece metal işçilerinin değil, bütün olarak işçi sınıfının sorunudur. Bunun için tüm işçilerin TİS sürecine ilgi göstermesi gerekir. Dahası, kazanmak isteniyorsa bu sürece taraf olunmalıdır. TİS’i sendika yöneticilerinin MESS bürokratlarıyla yaptıkları masa başı görüşmelere bırakılmamalı, mücadele alanlarında sonuçlandırılmalıdır. TİS’in sonucunu mücadele belirleyecektir. Güçlerini örgütlü bir şekilde seferber edebilen ve silahlarını en etkili şekilde kullanabilen taraf bu süreçten zaferle ayrılacaktır. İşçi sınıfının en büyük silahı grevdir. Grev silahı etkili biçimde kullanılırsa eğer kazanmak zor olmayacaktır. Kazanmanın diğer bir şartı ise, “Söz, yetki, karar işçilere!” ilkesine uygun biçimde hareket edebilmektir. Bu hakkı işçiler olarak kullanabilmektir. Sendika yöneticileri, en iyi durumda işçilerin aldığı kararlar doğrultusunda davranmalıdır. Bunun dışında herhangi bir yetki kullanmamalı, herhangi bir maddenin altına imza atmamalıdırlar. Özellikle Türk Metal Sendikası’nı mesken tutmuş çete sözkonusu olduğunda, bu ilke çok daha önem kazanmaktadır. Metal işçisi, bu çeteyi dağıtmadan kazanamaz. Söz, yetki ve karar hakkının işçiler tarafından kullanılmasının koşulu taban örgütlülükleridir. TİS sözkonusu olduğunda TİS komiteleridir. Tek tek fabrikalarda işçilerin iradesini temsil

edecek komiteler oluşturulmalı ve bu komiteler de tek merkezde toplanmalıdır. Bu komiteler TİS sürecini, işçilerin hak ve beklentilerine uygun olarak sonuçlandırmanın güvencesidir. İşçiler, bu komiteler yoluyla TİS görüşmelerini takip edecek, eylemler yoluyla taraf olacak, ihanete hazırlanan sendika yöneticilerini kovacak, olası ihanet sözleşmesini yırtarak sürecin kaderini ellerine alacaklardır. Metal işçisi mücadeleyi sonuna kadar götürebilmek için taleplerini net biçimde belirlemelidir. Ücretlerdeki kayıpların giderilmesi ve eski-yeni işçi arasındaki ücret farkının kapatılması talebi ile birlikte esneklik uygulamaları konusunda pazarlık yapılmamalıdır. Bu konularda kesinlikle geri adım atılmamalı, başarılı bir TİS için ölçü buradan konulmalıdır. Tüm işçi arkadaşlarımızı, harekete geçmenin hayat-memat sorunu haline geldiği bu dönemde, mücadelenin sorumluluklarını birlikte omuzlamaya çağırıyoruz. Unutulmamalıdır ki, elimizdeki hak kırıntıları dahi ancak zorlu mücadelelerle kazanılmıştır. Fakat biz işçiler mücadeleden kaçındığımız için haklarımız masa başlarında elimizden geri alınmıştır. O nedenle haklarımızı kazanmak için ayağa kalkmalı, bedel ödemek kadar bedel ödetmeyi de göze alan kararlı bir mücadele sergilemeliyiz.


MESS sözleşmede esneklik dayatıyor!..

Esneklik bizlerin birer robota dönüştürülmesinin adıdır. Çalışma yaşamının kuralsızlaştırılması, orman kanunlarının işyerindeki tek geçerli kural haline getirilmesidir. Telafi çalışması, denkleştirme, taşeronlaştırma, belirli süreli iş sözleşmeleri, bunların hepsi esnekliğin birer parçasıdır.

2

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

Esnek çalışma uygulamaları neredeyse son 10 yılın tüm TİS görüşmelerinin değişmez tartışma konusu. Bazen sendika yöneticilerinin düşük ücretlere attıkları imzaların gerekçesi. Aslolarak MESS’in bizleri köleleştirme çabasının adıdır. MESS patronları son yıllarda üretimde ve kârlılıkta büyük bir gelişme sağlamışlardır. Ama gerçek böyle iken sözleşme dönemi yaklaşırken dert yanmaya, feryat etmeye başlamışlardır. Neymiş efendim, esnek çalışma düzeni oluşturulmazsa rekabet güçlerini koruyamazlarmış. Bunun için artık esnekliği sözleşmede görmek istediklerini ifade ediyorlar. Sözleşme görüşmelerinden yansıyanlar, süreç başlamadan önce yayınladıkları araştırmalar, dergilerinde yazıp çizdikleri hep bu yönde. Peki, nedir bu esneklik dedikleri ve niçin bu konuyu bu kadar çok önemsiyorlar? Esneklik bizlerin birer robota dönüştürülmesinin adıdır. Çalışma yaşamının kuralsızlaştırılması, orman kanunlarının işyerlerinde tek geçerli kural haline getirilmesidir. Telafi çalışması, denkleştirme, taşeronlaştırma, belirli süreli iş sözleşmeleri, bunların hepsi esnekliğin birer parçasıdır. Esneklik, patronların kendi iş durumlarına göre bizim çalışma koşullarımızı sürekli bir biçimde değiştirme yetkisi olarak da ifade edilebilir. Örneğin 2003 yılında çıkan İş Yasası’nda “hafta sonu tatili” kavramı çıkartılarak yerine “hafta tatili” kavramı getirildi. Bu maddeye göre bir işyerinde patron hafta tatilini istediği gibi uygulayacak ve hatta işçileri gruplara bölerek her işçiye farklı gün tatil verebilecek. Böylece fazla mesai vs. uygulamalarına gerek kalmadan işyerinin 7 gün çalışması sağlanırken bizlerin ailemiz ve çevremizle geçireceğimiz vakitlerimiz ise gasp edilmiş olacak. Aynı ev içinde yaşadığımız eşimizi, çocuğumuzu bile göremez bir hale geleceğiz. “Telafi çalışması”, “denkleştirme” dedikleri uygulamalar da bu kapsamdadır. Bu uygulamalara göre işler az olduğunda patron işçilere ücretsiz izin verecek, ama bu çalışılmayan süreler bir süre sonra yine karşılığı ödenmeyen fazla mesailerle telafi edilecek. Yasada 2 ay olan, MESS’in ise 4 aya çıkartılmasını istediği denkleştirme uygulamasına göre ise, bu 4 ay içindeki haftalık çalışma sürelerini patronlar istediği gibi düzenleyebilecek. Bir hafta 25 saat çalışırken, işlerin yoğun olduğu haftalar fazla mesai olmadan 60-70 saate kadar bizleri

çalıştırabilecekler. Hatta bir hafta içinde bile bir gün 3 saat çalışırken bir diğer gün 12 saat çalışmamızı isteyebilecekler. Bunlar dışında esnek çalışmaya örnek verilebilecek diğer uygulamalar ise taşeronlaştırma ve belirli süreli-geçici işçi çalıştırılmasıdır. Böylece patronlar işlerinin yoğunlaştığı süre içerisinde taşeronla veya yaptığı geçici sözleşmelerle bizleri çalıştıracaklar. İşleri azaldığı anda ise geçim sorunumuza aldırmaksızın bizleri kapı önüne koyacaklar. Böylece bir işte sürekli bir şekilde çalışma şansımız kalmayacağı gibi bunun yanında emeklilik vb. haklarımız da yalan olacak, örgütlenmemiz imkansız hale gelecek. Bu saydıklarımız bugün için esnek çalışmanın en bilinen ve artık ciddi bir şekilde uygulanmaya başlayan yönleri. Böyle bir çalışma sistemi içinde patronların yatırım maliyetleri düşerek kârları katlanır, biz işçiler fiziksel ve psikolojik olarak yaşayacağımız yıpranmalarla birlikte birer robottan farksız bir hale geleceğiz. Zaten patronların esnek çalışma uygulamalarında bu kadar diretmelerinin altında yatan en önemli etkenlerden biri de budur. Her şeyi kendi keyfilerine göre düzenleyecekleri, bizlerin ise onların itaatkar birer kölesi olacağımız bir sistemi arzuluyorlar. Bu uygulamaların birçoğu bugün artık birçok işletmede uygulanmaya başladı bile. Her ne kadar sendikalar esnek çalışmaya karşı çıktıklarını söyleseler de, 2002 yılında daha İş Yasası bile çıkmadan bu uygulamaları kabul ettiler. Bugün de özellikle Türk Metal’in örgütlü olduğu işyerlerinin birçoğunda bu uygulamalar en pervasız haliyle hayata geçiriliyor. Ve yine bu uygulamaların birer sonucu olarak baskılar sürekli artarken yaşadığımız bunalım da derinleşiyor. Belki bugün birçoğumuz genç ve enerjik olduğumuz için bu uygulamaların yaşamımızdaki etkilerini yeterince hissedemiyoruz. Ancak şurası yeterince açık olmalı ki, böyle bir çalışma temposu ile çok fazla zaman geçmesine gerek kalmadan artık ayakta bile durumaz bir hale geleceğiz. Bugün sermayenin kendi krizini aşmak adına dayattığı bu yöntemler bir bütün olarak püskürtmemiz gereken saldırıların başında gelmektedir. Sermayenin hayata geçirmekte bu kadar kararlı olduğu böyle bir saldırıyı püskürtmek ise ancak kararlı bir mücadele ile mümkündür.


Otomotiv işçileri esnek çalışmaya karşı birleşmeli! MESS geçenlerde “MESS Üyelerinde Çalışma Süreleri” başlıklı bir araştırma yayınladı. İş kanununda esneklik getiren bazı maddeleri en ince ayrıntısına kadar değerlendirip yasanın bütün olanaklarını kullanmaya, yasadaki aleyhimize olan bütün açıklardan faydalanmaya çalıştığını açıkça beyan etti. Güya yasadaki esneklik uygulamaları yetersiz, var olanı da MESS uygulamıyormuş! Bu yorum gelecek yeni saldırıların habercisi. MESS şimdi de esnek çalışmayı gündemine almış durumda. Son zamanlarda Ergenekoncularla da adı anılan Türk Metal Başkanı Mustafa Özbek ise bir televizyon konuşmasında “Biz vatansever insanlarız, gerekirse esnekliği de kabul ederiz” diye bir ifade kullanmış. Yani esnekliği TİS’e sokacağını açıkça ilan etmiş. Oysa ücretler gibi, çalışma saatleri, ücretsiz izin, yoğun iş temposundaki artışlar pek fazla önemsenmiyor. Bu tutuma karşı tepkimizi tek tek işçiler olarak değil örgütlü bir şekilde hareket ederek ortaya koyabiliriz. Genel olarak otomotiv sektöründe yaşananlar tüm dünyada farksız değil. Ford Avrupa’daki bazı fabrikalarını doğuya doğru kaydırma planları kurdu ve kimi fabrikalarını şu an işçilerin daha dağınık ve örgütsüz olduğu ülkelere taşıdı. Özellikle Toyota’nın son dönemde bir otomobilin tasarım ve üretimini iki yıla indiren uygulaması otomotiv ve metal sektöründeki en ciddi saldırılardan birine dönüştü. Bunun yanı sıra aşırı stres ve iş temposundan kaynaklı Renault’un Fransa’daki fabrikalarında 4 tasarım işçisinin intihar etmesi

saldırıların boyutunu şimdiden gözler önüne seriyor. Buna paralel olarak da son dönemde başta dünyanın en büyük otomobil tekelleri Ford, General Motors, Toyota, Daimler Crhysler, Fiat, Honda, Volvo, Hyundai, Daewoo’ya bağlı birçok fabrikada grev, direniş, eylem hazırlıkları başladı. Kısacası Bay Mustafa Özbek ve diğerleri! Dediğiniz gibi bir vatanı yok bu işçilerin. Vatanımız tüm dünya. Burjuvazinin saldırılarına karşı çetin bir örgütlenme ve mücadele dönemi bizi bekliyor. Biz de Türkiyeli otomotiv-metal işçileri olarak bu kavgada tüm dünyadaki işçi kardeşlerimiz gibi yerimizi alacağız. Otomotiv-metal işçileri birleşelim! Dudullu OSB’den Türk Metal üyesi bir işçi

“Başka sendika olsa patronlar sendikayı sevmeyen işçiyi sever!” 2008’in toplu sözleşme süreci başlayalı epey oldu. Ama halen ortada net bir şey yok. En azından Türk Metal cephesinde durum böyle. Herhalde herzaman ki gibi sinsi planlarını devreye sokarak sözleşmeyi satacaklar. Zaten Türk Metal üyesi işçilerin yüzde sekseni yeni bir satış sözleşmesiyle karşılacaklarını biliyorlar. Sendikaya olan inanç ve güven çok çok düşük durumda. Ama hiç kimse bunu açıkça söyleyemiyor. Çünkü bu düşüncelerini bir işçiyle paylaşması bile işten atılması demektir. Oysa başka sendika olsa patronlar sendikayı sevmeyen işçiyi sever. Ama işte işler bizde böylesine ters gidiyor. İşyerinde şimdiye kadar Türk Metal’in istediği zam oranının asıldığı bir yazı dışında hiçbir bilgi verilmedi. İşçiler soruları birbirlerine soruyorlar, temsilciye bile soru sorulamıyor. Soru sormak için önce içeriye bakman gerekiyor, çünkü temsilci odasıyla idari amirin odası aynı. Türk Metal’in işçiye sahip çıkmadığı o kadar çok örnek var ki. Bunların en yeni örneği Uzel’de yaşananlar. İşyerimizde sendikaya, temsilciye sövüp sayıyorlar, 2 sene oldu daha şube başkanının yüzünü

gören yok. Birkaç yıl önce arada bir göründüğü yönünde rivayetler var. Resmen şantaj sayılacak yöntemlerle işçileri sendikada tutuyorlar. Son bir ay içinde birçok işçi işten çıkarıldı ama sendikadan usulen bile bir tepki gelmedi. Hal böyle olunca ister güncel sorunlar isterse TİS olsun işçilerin bunlardan olumlu sonuçlar çıkacağı yönünde bir beklentisi yok. MESS hazırlıyor, bunlar imza atıyor. Sendika için işçiler hiçbir şey ifade etmiyor aidattan öte… İşyerinde maaşlar geç veriliyor, bir de ayda üç taksite bölünerek veriliyor. 650700 YTL maaş alıyorsun ve bunu da üç taksitle alıyorsun varın siz düşünün gerisini. İnsanlar ne yer ne içer kirasını nasıl öder hiç kimsenin umurunda değil. Aslolan üretimin artması ve patronun memnuniyeti. İşte Türk Metal’in ilkesi bu. Bakmayın yalandan gürlemelerine. Ne kadar büyük laflar söyleyip işçileri gaza getirmeye çalışıyorlarsa, anlayın ki, o kadar büyük bir satış vardır ortada. İşi işçi satmaktan ibaret olan bir zihniyet metal işçilerini temsil edebilir mi? Hakları için mücadele edebilir mi?

Eğer sendikalı olup ta örgütsüz olmak diye bir şey varsa o tam bize göredir. Çünkü biz tam bu durumdayız. İşçiler de bunun farkında. Bu yüzden de gidip temsilciye bir şey sormaya tenezzül etmezler. Bildiğini düşündüğü arkadaşlarına sorar o kadar. Zaten bizim temsilciler de yılda bir defa ayakkabı, elbise falan dağıtılır, ya da patronun yeni bir talebi varsa o zaman ortaya çıkarlar. Eh, geriye de bir şey yapacak mı umuduyla baktığımız Birleşik Metal kalıyor. Onlarında önceden yaptıklarına bakınca işçiler yine yalnız, yine çaresiz kaldıklarını anlıyorlar. Ama Birleşik Metal net bir tutum alsa 1998’den daha büyük bir deprem yaşar Türk Metal, bundan eminim. Metal işçileri adına bir şeyler değişecekse, bu yine biraz Birleşik Metal Sendikası’na ve üyelerine kalıyor. Yoksa ihanet ihaneti izleyecek. Tek çıkar yol metal işçilerinin birleşik mücadelesinin zeminlerini ortaya çıkarmak. Bence bu süreçte metal işçileri kendi kaderlerini kendileri yazmalı ve yaratmalı. Kendi geleceğini pazarlık ettirmemeli. Edecekse de kendi iradesi orada olmalı. Gebze’den Türk Metal üyesi bir işçi METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

3


Fabrikalar bizimdir, sendikalar bizimdir! Metal sektöründe faaliyet gösteren fabrikamız, alanında dünyanın önde gelen kuruluşlarından biridir. Gerek iş hacmi ile gerek teknolojisi ile dünyanın hemen hemen bütün ülkelerine ticaret yapıyor ve öyle krizlerden kolay kolay etkilenmez. Çalışanların ücretleri gününde ödenir. Fakat dünyada ve Türkiye’de olduğu gibi işçilere tanınan sosyal haklar bu fabrikada da her sözleşmede kırpılır. Maaşımız elimize gününde geçmesine rağmen sosyal adaletsizlik ve dengesiz ekonomi yüzünden bunun faydasını göremeyiz. Her sözleşme döneminde beklentilerimizin çok altında bir ücret artışının yanı sıra sermayenin sosyal haklarımıza saldırısına ve her seferinde bir şeyler götürmesine şahit oluruz. Burada yanımızda olması gereken sendikamız ise, bu duruma tamamen sessiz kalıyor ve hatta patronların yanında yer alıyor.

Bu sendika, her ay 110 bin üyesinden bir günlük ücret tutarında aidat topluyor ve otelleri, tatil köyleri, Kıbrıs’taki kumarhaneleriyle, gayrimenkulleri ile dünyanın en zengin sendikası konumunda. Bu sendikanın başında bulunan tuzu kuru yönetici kesimi ise bir elleri yağda bir elleri balda, kesinlikle suya sabuna dokunmayan, sermaye ile “gelen ağam giden paşam” mantığı ile uzlaşma içerisinde olan kişiler. Bunlar, köhnemiş ve bir an önce bu sendikanın başından defolup gitmeleri gereken satılmış kimselerdir. Temsilcilikleri ve temsilcileri adeta jandarması gibidir. En ufak bir kıpırdanışı hemen işverene bildirirler. Bu temsilciler de zaten işverence seçilip atanır. Bu sebeple bunlara işçi temsilcisi değil, “sendika+işveren temsilcisi” deriz. Bu sendikanın (Türk Metal) ne yalancı pehlivan olduğu kısa bir süre önce Uzel

Bir Renault işçisiyle TİS üzerine konuştuk...

“İşçiyi savunacak kişiyi işçi yuhaladı” - Kaç yıldır Renault’da çalışıyorsunuz ve çalıştığınız fabrikanın temel sorunları nelerdir? - Yaklaşık 3 yıldır çalışıyorum. İş ağır. İşin ağır olmasına karşın aldığımız ücret düşük. Temel sorun bu. İşin ağırlığına göre ücret alsa işçi gam yemeyecek ama çalıştığı iş karşılığında ücretini alamıyor. - Görüşmeleri devam eden TİS süreci üzerine ne düşünüyorsunuz? - Fabrikada işçiler olarak kendi aramızda hep konuşuyoruz. İşte zam bu kadar olursa ancak durumumuzu düzeltiriz. İşte elektriğe bu kadar zam, suya bu kadar zam, doğalgaza bu kadar zam. Bunları göze alıp bize öyle zam vermeleri lazım. Ama içerdeki sendikacılarla konuştuğumuzda adamlar % 10-20’den bahsediyorlar. - Bu oranı nasıl açıklıyorlar? Neden %20 diyorlar? - İçerde herhalde kendi aralarında konuşuyorlar. Biz masaya şöyle oturursak böyle olur. Sanırım işverenden korkuyorlar. Böyle bir korku var sanırım… - İşçiler sendikaya ne tepki veriyorlar? - Sendika başkanı geldi, işçileri toplayıp konuşmaya başladı. Sendikacı işçilerin sorduğu sorulara net cevap vermedi, hep kaçamak cevaplar verdi. Konuştu konuştu ama işçi hiç tatmin olmadı. Konuşması bittikten sonra işçi de yuhaladı. Sendikanın başkanını, işçinin başını işçi yuhaladı. İşçiyi savunacak kişiyi işçi yuhaladı! - Sendika size süreçle ilgili bilgi veriyor mu? - Görüşmeleri söylüyor. Ama zam hakkında hiçbir bilgi yok. İşçinin sosyal hakları şöyle böyle diyorlar. ma zam hakkında konuşmuyorlar. Zama gelince geçiştiriyorlar.

4

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

işçilerin başına gelen olay ile ortaya çıktı. Uzel yönetiminin işçilere yaptığı kalleşlik ve ardından bu sendikanın düştüğü aciz durum diğer üye işyerlerindeki çalışanlara bir uyarıdır aslında. Bu sendika uğrayacağımız bir haksızlıkta parmağını bile oynatamayacağını televizyonda ilan ettiler. Kanunlar karşısında elleri kollarının bağlı olduğunu ileri sürdüler. Hâlbuki sırası gelince mangalda kül bırakmayan bu yalancı pehlivanlar, 100 bini aşkın üyeleri ve bunların aileleri ile dahası diğer sendikalarla dayanışmaya girerek milyonlarca emekçinin desteğini arkalarına alabilirler. Bu destekle, hangi kanunu değiştiremezler ki. Biz işçi olarak, bu kokuşmuş kirli ilişk iler yumağı ve çürümüş düzene dur demek için aramızdaki sürtüşmelere son vermeli, sık sık bir araya gelmeli, konuşmalı-tartışmalı ve alternatif çözümler üretmeliyiz. Ben “sendikaya hayır” demiyorum ama tabanın sesine kulak vermeyen bir sendika da istemiyorum. Fabrikalar bizimdir, sendikalar bizimdir. Avrupa Yakası’ndan Türk Metal üyesi bir metal işçisi

“İşçilere de diyorum ki siz yine de kendinize güvenin” Kim ne derse desin önce işçi kendi davasına sahip çıkacak. İşyerinde temsilci seçerken temsilcinin ırkı, dini önemli olmamalı. Patron yalakası olmayacak, koltuk sevdası olmayacak ve işçilere faydalı olacak. Bu özellikleri olan birinin temsilci seçilmesi gerekir. Böyle bir temsilci seçilirse de tüm işçiler bu temsilcinin arkasında durmalı. Yolumuzu hep beraber yürümeliyiz. Ne demişler birlikten kuvvet doğar. Şimdiki toplu sözleşmeden yola çıkarsak da durum aynıdır. Şimdi burada bizi temsil eden Birleşik Metal-İş Sendikası var. Ne istediğimizi iyi biliyorsa istediklerimizi savunacaksa onlarla birlikte mücadele etmeye varız. Ama nerede? 3-4 sözleşme geçirmiş eski işçilerin söylediklerine göre “Türk Metal sattı, biz de imzalamak zorunda kaldık” diyorlarmış bizimkiler. Eğer böyle olacaksa valla işimiz hepten yaş demektir. Ben çalıştığım fabrikaya girdiğimden beri hiçbir şey değişmedi. Bir fabrikada yıllarca bir işçi toplantısı yapılmaz mı? Temsilcinin işyerine uğradığı yok. Uğruyorsa da biz göremiyoruz. Geldiği zamanlarda temsilci seçiminde kendisine oy verenleri bir ziyaret ediyor, başkasıyla muhatap olmadan çekip gidiyor. İşçilerin sağlığını ilgilendiren sorunlar karşısında bile temsilcinin kılı kıpırdamıyor. İşçilerin ortak kullandığı bir makine bozulmuş, bakımcı arkadaş “Bu tamir olmaz olsa da sağlıklı olmaz!” deyip uyarıyor ama bakımcı arkadaşa zorla tamir yaptırıp aynı makineyi kullanmaya devam ediyoruz şimdi. Bile bile hastalığa ilerliyoruz yani. Temsilci buna da bir şey demedi. Biz soru soruyoruz durumla ilgili, bir yolunu bulup bizi geçiştirmeye çalışıyor. Zaten idareye karşı bir şey dediysen işten atılma riskin var. Bu yüzden kimse doğru düzgün sesini çıkaramıyor. Gündüz iyi çıkan yemekler gece vardiyasında çok kötü oluyor ve işçilerin çoğu yarı aç yarı tok geçiriyor gece vardiyasını. Temsilci buna da bir şey demiyor. E şimdi toplu sözleşme var. Ufak sorunlarla ilgilenmeyen, işçinin derdini dinlemeyen temsilci ya da sendika bu vaat ettiği zammı alır mı? Tabii ki almaz, almak istemez maalesef. Kim uğraşacak deyip kenara çekilirler herhalde. Bakacağız nasıl sonuçlanacak sözleşme. Biz diyoruz ki, sendika bizim istediklerimizi savunursa biz sendikanın yanındayız. Onlarla birlikte mücadele ederiz. Hepimiz sonuna kadar varız. Ama sendika mücadele etsin. İşçilere de diyorum ki, siz yine de kendinize güvenin, taleplerinizi kendiniz dile getirin. Siz dile getirin ki sahipsiz, kalmayasınız, yoksa siz ortada kalakalırsınız. Kartal’dan Birleşik Metal-İş üyesi işçi


Sendikaların en fazla önem vermesi gereken tabandır! Sözleşmeden tüm arkadaşların beklediği en başta düşük ücret alanlara yüksek ücret verilmesidir. Düşük taban ücretine iyileştirici, makul bir seviyede zam bekliyoruz. Aynı zamanda yüksek ücretli arkadaşlarımız için de bir iyileştirme bekliyoruz. Bunun dışında çalışma saatlerinin esnekleştirilmesi gibi uygulamaları kesinlikle istemiyoruz. Bu çok saçma bir şey. Sonuçta bazı insanlar hafif işlerde çalışıyor olabilirler ama birçok işçi ağır işlerde çalışıyorlar. Bu arkadaşlar, bu ağır çalışma koşullarının zararlarını ilerde çekecekler. Vücutları ciddi anlamda yıpranmış olacak. Bunun için esnekliği kabul etmek istemiyoruz. Sendikaların daha iyi bir tutum almasını bekliyoruz. Şu an toplu davranılmıyor. Mesela memur sendikaları %4,5+4’e imza attı. MESS bize bunu önerecek. Çünkü buradan güç alıyorlar. Metal sözleşmelerine baktığımızda Türk Metal zaten MESS ne istediyse kabul ediyor. Eğer birlik ve beraberlik olmazsa ne olacak? Sonuçta hep kaybeden biz olacağız. Bizim sendikamız da belli bir yere kadar direnecek ondan sonra da sonucu kabullenecek. Ama kabullenmemesi lazım. Metal işçilerini tek çatı altında toplanmaya ve tek bir ses gibi konuşmaya çağırması lazım. Ben sendikamdan bunu bekliyorum. Belki daha iyi şartlar çıkacak böylece. Metal sanayi ağır çalışmayı kapsıyor ve yıpranma payı daha yüksek. Onun için masaya yumruğu vurması lazım. Sonuçta onları

oraya getiren biz işçileriz. Eğer işçinin hakkını savunamayacaklarsa oradan gitmeleri lazım. Şimdi işyerlerinde eski, yani tecrübeli işçil pek kalmadı. Şimdi tecrübesiz, bilinçsiz işçiler çoğunlukta. Bunların bilinçlendirilmesi lazım. Sendikaların en fazla önem vermesi gereken tabandır. Tabana önem vermez, çürük bir temelin üzerine yapı kurmaya kalkarsa, bu eninde sonunda bir depremde çökecektir. Sendika da öyledir. Tabana önem vermeye vermeye en sonunda yok olup gidecektir. Tabana bilgi, bilinç vermek zorundalar. Her ay işyerlerine gelmeleri lazım. Ayda bir toplantılar yapmaları, “buradayız, yanınızdayız!” demeleri lazım. Sendika gücünü ve varlığını hissettirmesi lazım. Dudullu OSB’den Birleşik Metal üyesi bir işçi

Habaş’tan bir demir-çelik işçisiyle metal TİS’lerini konuştuk...

“Havzadaki işçilerin birliğini sağlarsak sorunlarımız çözülür!” - Bize çalıştığınız fabrika hakkında bilgi verir misiniz? Siz kaç senedir orada çalışıyorsunuz? - Habaş Bakırçay Havzası’ndaki en büyük fabrika. Yaklaşık 3 bin kişi çalışıyor. 13 ayrı şirketten oluşuyor. Ayrıca iç taşeronlar ve dışarıdan fabrikaya iş yapan şirketler bulunuyor. Habaş’ta Türk Metal Sendikası örgütlü. Ülkedeki demirçelik fabrikaları içerisinde de önemli bir yere sahip. Ben beş yıldır orada çalışıyorum. Daha öncede havzadaki başka fabrikalarda çalıştım. - Çalışma koşulları nasıl? - Demir-çelik sektörünün çalışma koşulları çok kötü. Habaş’ta birçok sorunumuz bulunuyor. Ağır ve sağlıksız çalışma koşulları, ölümlerle ve sakatlanmalarla sonuçlanan iş kazaları. Taşeron uygulaması, düşük ücret, işçinin yaşamını bin parçaya bölen esnek vardiya sistemi ve gece çalışma vb. - 2008-2010 toplu sözleşme görüşmeleri başladı. Toplu sözleşme süreci fabrikaya nasıl yansıdı? - Doğrusu yansımadı. Sendikacılar hiçbir bilgi vermediler. Temsilcilere soruyoruz “bizde sizin kadar biliyoruz” diyorlar. İşçinin ilgisinin de çok iyi olduğu söylenemez. İnsanlar alışmışlar sözleşme bitince öğrenmeye.

- Neler talep etmeli sendikanız? - Öncelikle ücret meselesi var. Yapılan işe göre ücretler düşük. Bizde değil ama havzadaki bazı fabrikalarda müdürler yüzde 5 zam var diye konuşuyorlarmış, bu kabul edilemez. Sendika en azından kendi yazdığı yüzde yirminin altına inmemeli. İş kazalarına karşı etkin çözümler istenmeli. “Bunlar yönetmelik ile belirlenir” bahanesinin iarkasına saklanılmamalı. Ücret makasları açılmış durumda. Bu konuda düzenleme yapılmalı ama eski işçiler bundan zarar görmemeli. En önemli maddelerden biri olarak taşeronda çalışıp kadro bekleyen birçok arkadaşımız var. Bunların durumu konuşulmalı. En azından ayrımsız bütün taşeron işçilerinin sözleşmeden faydalanması sağlanmalı. Ağır sanayi kapsamı göstermelik, bu konu sözleşmede konuşulmalı. Bunların konuşulmadığı ve çözüme bağlanmadığı her sözleşme kötü bir sözleşme olacaktır. Sendikanın bu sorunların çoğunu bile bile getireceğini düşünmüyoruz. Oysa bu sorunlar bütün demir-çelik sektöründe yaşanan temel sorunlar. - Esnek çalışmanın Türk Metal Sendikası tarafından kabul edileceği söyleniyor? - Biz de vardiya sistemi dışında esnek çalışma uygulamaları pek yok. Ama havzadaki belli fabrikalarda denkleştirmenin uygulandığını

biliyoruz. Bunun sözleşmeye girmesi demek fazla mesai ücretlerinin otomatikman düşmesi demek olacak. Ücretler düşük olduğu için herkes fazla mesailerle geçiniyor. Türk Metal Sendikası’nın buna direneceğini düşünmüyorum. MESS isterse geçer. Bunun karşılığı olarak ücretin biraz ele gelecek gibi olacağını düşünüyordum ama dedim ya yüzde 5-6 sözleri dolaşıyor. - Sözleşmeden çok ümitli değilsiniz galiba, peki ne yapılabilir? - Bizim için sorun öncelikle Bakırçay Havzası sorunu. Bu havza demir-çelik içinde özel bir yere sahip. Habaş’ta havzanın kaptan gemisi. Havzadaki işçilerin birliğini sağlarsak sorunlarımız çözülür. İstediklerimizi kabul ettiririz. Genelde de çözüm belli işçilerin tabandan bir araya gelmesi. Herkes bunun çabasını vermeli. - Türk Metal Sendikası kötü bir sözleşmeye imza atıp Birleşik Metal-İş direnirse bunun havzada etkisi ne olur? Havzada Birleşik Metal hiçbir yerde örgütlü değil. İşçiler genel olarak sendikalara güvenmiyorlar. Böyle bir durumda kendiliğinden hiçbir şey olmaz. Ama bugünden Türk Metal’de örgütlü işçilerine dönük bir aydınlatma çalışması yapılırsa belli sonuçlar alınabilinir.

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

5


Bunlar engerekler ve çıyanlardır… 2008-2010 Grup Toplu İş Sözleşmeleri ile bir kez daha metal patronları ile karşı karşıya geliyor, onlardan hakkımız olanı almak için mücadeleye hazırlanıyoruz. Ama mücadeledeki tek hedefimiz patronlar ve sendikası MESS değil. Her dönem bizlere ihanet eden, bizlerin adına satış sözleşmelerini imzalayan, bizleri değil patronları temsil eden sendikacılar da mücadelemizin önünde birer engeller ve onlarla da hesaplaşabilmeliyiz. Özellikle de hem kendi üyelerine hem de tüm metal işçilerine on yıllardır eziyet eden Mustafa ÖZBEK ve Türk Metal’le hesaplaşmak biz metal işçilerinin kaçınılmaz bir görevidir. Zaten Türk Metal’in kuruluş mantığı da biz metal işçilerinin zapt-u rap altına alınmasıdır. Daha 1970’lerde MESS’in saldırmaya cesaret edemediği direnişçi işçilere silahlarla saldıran bu çetedir. MESS ise ona bu hizmetinin karşılığını onu her dönem kollayıp kayırarak ödemiştir. 12 Eylül darbesinin ardından sendikalar kapatılır, sendikalaşma yasaklanırken Türk Metal doğrudan patronlardan aldığı işçi isim listeleriyle ve sendikalar yasasında yapılan ayak oyunlarıyla metal işçilerinin sözde temsilcisi haline getirildi. Çünkü sermaye metal işçilerinin mücadele dinamiğinden korkuyor, onları kendi örgütleri olan sendikaları aracılığıyla denetim altına almak istiyordu. O günden bugüne metal işçilerinin tüm mücadele dinamikleri bizzat bu çete tarafından baltalandı. Türk Metal’in örgütlü olduğu tüm fabrikalarda hakkını arayan tüm işçiler patron-sendika elbirliği ile kapı önüne konuldu. Sendikasız binlerce işyeri ve milyonlarca işçi varken Türk Metal her defasında sektörde yer alan diğer sendikaların örgütlendiği işyerlerine saldırdı. Kalibre Boru’da, Bosal Mimaysan’da, Çolakoğlu’nda, DİTAŞ’ta, MKE’de hep bu aynı oyunlar oynandı. Bu işbirlikçi çete mücadele etmek isteyen üyelerine de her türlü yöntemle saldırdı. Yeri geldi insanlar işten attırıldı, yeri geldi ’98 eylemlerinde Renault’ta olduğu gibi dışarıdan getirilen kareteciler önce fabrika kapısındaki sivil polislerle ve sendika temsilcileriyle kafa tokuşturdular sonra da dönüp işçilere saldırdılar. Bunlara benzer daha onlarca, hatta yüzlerce örnek vermek mümkün. Her gün bir yenisiyle karşılaştığımız bu örnekleri bizzat yaşamımızdan biliyoruz biz metal işçileri. Sermayeye sunduğu bu hizmetler karşılığında Mustafa ÖZBEK

hatırı sayılır bir servetin de sahibi oldu. Her ay bizlerin aidatından oluşan yaklaşık 10 milyon YTL’lik bir parayı kontrol ediyor. Sendikanın toplam mal varlığının ise 1 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor. Bu servet ise bizlerin böyle bir köleliğe razı edilmemiz karşılığında bizzat patronlar tarafından bahşediliyor. Bu arada birkaç sene öncesinde Mustafa ÖZBEK’in sendikanın malvarlığını kendisinin başkanı olduğu bir vakfa devretmeye çalıştığını da bir dipnot olarak düşelim. Bunu ise mütevazi (!) şekilde bir milletvekili kadar maaş aldığını, bu kadar yatırımın da olağan olduğunu söyleyerek gerekçelendiriyor. Zamanında MHP Kırıkkale İlçe Başkanlığı yaptığı bilinen ve işçilerin milliyetçi duygularını kullanarak sendikasına üye yapan ÖZBEK, bugünlerde kurduğu Türkiyem Topluluğu ve Ergenekon’la ilişkileri ile anılıyor. Oğlunun sahibi, kendisinin ise onursal başkanı olduğu ART’de ( Avrasya TV) bugün adı Ergenekon’la anılan ne kadar isim varsa adeta resmigeçit yapıyor. Bu insanların katıldığı birçok toplantıya yine Türk Metal binaları ev sahipliği yapıyor. Ergenekon soruşturması ile ilgili her tartışmanın baş aktörlerinden olan ÖZBEK, bu dönem TİS’leri ile ilgili olarak yaptığı “Biz vatansever insanlarız, gerekirse esnekliği de kabul ederiz!” açıklaması ile de vatanseverlik adı altında sermaye uşaklığı yapmaya devam ediyor. Tüm bunlara hiç gerek kalmadan işçi sınıfının üzerinden bir balyoz gibi geçen 12 Eylül’ün altından nasıl bu şekilde güçlenerek çıktığı düşünmek bile Mustafa ÖZBEK’in ve çetesinin gerçek kimliği hakkında bir fikir vermeye yetiyor. Ama biz yine de son söz olarak 12 Eylül’ün ardından “Bugüne kadar işçiler güldü, artık biz güleceğiz!” diyen TİSK’in 2002 sözleşmelerinden sonra Mustafa ÖZBEK için söylediklerine de bir bakalım: TİSK Başkanı Refik Baydur MESS gazetesinin Eylül 2003 sayısında “Mustafa Özbek de gelmiş geçmiş büyük sendikacılardan biri. O özveriyi kaydetmek, bu yürekliliği kullanmak, bu mukavele imza edildikten sonra tabana kabul ettirmek her babayiğidin harcı değil.” diyor. Her şey bu kadar açık ve ortadayken biz metal işçilerine de imzaladıkları satış sözleşmelerini bizlere kabul ettirmeye çalışan bu “babayiğitler”den hesap sormak düşüyor.

MESS: Metal patronlarının saldırı örgütü Yıl 1959. Metal ve maden işkolunun patronları bir araya geldiler. Ortak çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası’nı, kısa adıyla MESS’i kurdular. İlk başta 11 kurucu üyesi olan MESS’in bugün, içerisinde Arçelik, Bosh, Borusan, Siemens, Man, Renault, Tofaş, BMC, Ford’un da bulunduğu 400’e yakın üyesi var. MESS’ in kuruluşunun Türkiye’deki işçi sınıfının yeni yeni örgütlenmeye başlamasına denk gelmiş olması tesadüf değil. Çünkü MESS metal patronlarının işçilerin örgütlenmesini ve mücadelesini bastırmak üzere kuruldu. İlk kurulduğu günden bugüne MESS’in temel kaygısı metal işçisini sindirmek, sömürüsünü artırmak olmuştur. MESS’ ten bahsederken sınıf düşmanlığını apaçık ilan etmiş patron sendikası diye de tanımlamak mümkün.

6

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

Metal işçilerinin mücadelesinde ilk elden hedef tahtasına çakılması gereken MESS, işçilere dönük her saldırının örgütleyicilerindendir. İşçi grevlerinin ezilmesinde tam bir saldırı örgütü olarak davranmıştır. Grevleri kırmak için çeteler kurmuş, greve katılanları cezalandırmak için kara listeler oluşturmuştur. Geçmişte metal işçisi, “DGM’yi ezdik, sıra MESS’de!” diyerek mücadele bayrağını açtığında MESS kaçacak delik arıyordu. Fakat MESS’in yardımına 12 Eylül askeri faşist darbesi yetişti. Metal işçisinin mücadelesi zorla ezilip sendikasının kapısına kilit vuruldu. Ardından MESS Türk Metal çetesini de kullanarak metal işçisi üzerinde bir hakimiyet kurdu. Onlarca yılın deneyiminin de gösterdiği gibi metal işçisi kazanmak istiyorsa, MESS’i ezmelidir. Örgütlü bir güç olarak davrandığında bunu başarmasının önünde hiçbir engel yoktur.


Mücadele tarihimizden öğrenelim... ‘77-80 Büyük grevi! 1977, 1978 ve 1980 yıllarında yaşanan MESS grevleri, o döneme kadar Türkiye’de yaşanan en kitlesel grevler olmuştur. Özellikle 1977 ve 1980 grevleri, ücret pazarlığının tek başına ön planda olmadığı, toplumun bütün kesimlerini derinden sarsan, etkileyen eylemler oldu. 1977’de başlayan grevlere 30’u aşkın işyeri katıldı. Bu işyerlerinin bir kısmında grev 7-8 ayı buldu. 1977 Eylül’ünde MESS patronları arasında çözülmeler başladı. Bazı patronlar MESS’i beklemeden Maden-İş Sendikası’yla anlaşma yoluna gittiler. 1977 MESS grevlerini sona erdiren anlaşma 3 Şubat 1978 günü imzalandığında, 63 işyeri bulunmaktaydı. Grevleri çözemeyen MESS’in umudu yaklaşan kıştaydı. MESS soğuklar başlarken, henüz greve çıkmamış olan fabrikalarda lokavt uyguladı. Lokavt uygulaması kamuoyunda yankı buldu. Metal işçileriyle dayanışmanın boyutları daha da genişledi. 1978 yılının ilk günlerinde Maden-İş ve MESS arasında yeniden başlayan toplu görüşmeler 3 Şubat 1978 günü anlaşmayla sonuçlandı. 63 işyerini kapsayan bu anlaşmayla 42 işyerindeki grev ve lokavt kaldırıldı. Sözleşmeyle önemli ücret artışları sağlanırken, yakacak, bayram ve izin ödemelerindeki zamlar % 200’ü geçmekteydi. Her işyerinde ikramiyeler en az bir maaş arttırılmıştı. Tüm sosyal haklarda önemli artışlar sağlanmıştı. Tüm işyerlerinde izin süreleri arttırılmış, haftalık çalışma süreleri birinci yıl 47,5, ikinci yıl 46,5 saate indirilmişti. Büyük Grevi sona erdiren protokolün imzalanmasından kısa süre sonra metal işkolu, yeni bir grev dalgasına daha sahne oldu. Madenİş ve MESS arasında 21 işyerinde toplam 5 binden fazla üye adına yürütülen toplu pazarlığın uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine Madenİş, 1978 Mayısı’nda yasal sürelere bağlı olarak öncelikle 15 işyerinde grev kararı aldı. Grevler 31 Temmuz 1978 günü anlaşmayla sona erdi. Grevle

Maden-İş, Büyük Grev’de elde edilenlere paralel haklar sağladı. 1980 yılının 13 Mart günü Maden-İş, MESS’e bağlı 12 işyerinde 4 bin işçiyle greve başladı. 1977–78 yıllarında Maden-İş tarafından yürütülen Büyük Grev’le başlayan ve bir anlamda yarım kalmış hesaplaşma, 1979 sonlarında yeniden gündeme geliyordu. 19 Mart’ta 40 işyerinde birden greve başlandı. Nisan ayı ortalarında ise greve gidilen işyeri sayısı 60’a, grevci işçi sayısı da 22 bine ulaştı. 1980 Eylül’ünde MESS’e bağlı 74 işyerinde 30 bin işçi grevdeydi. MESS grevleri 12 Eylül askeri darbesiyle tüm grevlerle birlikte yasaklandı. Bazı işyerlerinde işçiler bir gün daha işbaşı yapmayarak direndiler. Ancak 16 Eylül günü bütün işyerlerinde işbaşı yapıldı ve 1977–1980 MESS grevleri süreci noktalandı.

‘98 eylem dalgası... 1998’deki sözleşme döneminde tam anlamıyla metal fırtınası esti. Türk Metal yönetiminin adet haline getirdiği ihanetine bu kez işçiler sessiz kalmadılar. Yıllardır büyüyen büyük öfke Bursa’daki Renault ve Tofaş fabrikalarından patladı. Bu fabrikaları başkaları izledi. Türk Metal’den istifa eden işçiler iş bırakıp eyleme geçtiler. Eylem kısa sürede İstanbul, İzmit ve İzmir’e kadar yayılırken Türk Metal çetesi tam anlamıyla çaresiz kaldı. Eyleme katılan 25 bin metal işçisi Türk Metal’den Birleşik Metal’e geçmeye çalışırken, MESS’in toplamda yüzde 45’i bulan “ek ücret zammı” vermesiyle tepki ancak yatıştırılabildi. Metal işçisi Türk Metal ağalarını ezemedilerse bunun en önemli nedeni mücadelelerine önderlik edecek bir güce sahip olmamalarıydı. Fakat, her şeye rağmen metal işçisi harekete geçtiğinde nasıl büyük bir güce sahip olduğunu göstermiş oldu.

METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ

7


Taleplerimiz, mücadele ve örgütlenme ilkelerimiz! Temel taleplerimiz: * Herkese iş güvencesi! * İnsanca yaşamaya yeterli ücret! * Eski ve yeni işçilerin arasındaki ücret makası kapatılsın! * Eşit işe eşit ücret! * İşyerleri arasında ücret, sosyal hak, ikramiye farklılıkları yaratan gruplandırmalar kaldırılsın! * Esneklik dayatmasına ve mevcut uygulamalara son verilsin! * Kıdem tazminatı, ikramiye vb. sosyal haklara dokunulamaz! * Esnek üretim, prim, parça başı, akord vb. çalışma sistemleri ve taşeronlaştırmaya son verilsin! * 7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası! * Kesintisiz iki günlük haftasonu tatili! * 1 Mayıs, 8 Mart, 15-16 Haziran ücretli tatil günü olsun!

Mücadele yöntemi: * Masa başı görüşmeler değil, “hak verilmez alınır” anlayışıyla eylemli mücadele! * Lafta değil, tüm güç ve olanakların seferber edildiği bir grev hazırlığı!

Örgütlenme ilkeleri: * Her aşamada söz-yetki ve karar işçilere! * İşçilerin inisiyatiflerini sonuna kadar kullanacakları, bağımsız işleyişe ve karar alma mekanizmalarına sahip TİS komiteleri! * Sürecin her aşamasında tam açıklık! * Sözleşmenin ve maddelerinin kabulü için işçilerin onayı! İşçi Bülteni Özel Sayı: 349 * Fiyatı: 25 YKr * Eylül 2008 * Sahibi ve S. Yazı İşleri Md.: Gülcan CEYRAN EKİNCİ * EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. * Mollaşeref Mah. Millet Cad. 50/10 Fatih/İstanbul * Tel/Fax: 0 (212) 621 74 52 * * Baskı: Özdemir Mat Davutpaşa Cad Güven Sanayi sit C Blok No: 242 Topkapı İstanbul * 577 54 92

Metal İşçileri Bülteni - Eylül 2008  

Metal İşçileri Bülteni - Eylül 2008