Page 1

Em e kç i ni n G ü nd e mi

emekciningundemi@gmail.com

Sayı: 12  Mart 2008  25 Ykr.

Sosyal Güven(siz)lik ve Genel Sağlık(sızlık) Sigortası Yasası bir kez daha meclis gündeminde

Herkese Sağlık ve Güvenli Gelecek için Hep Birlikte Mücadeleye!

AKP hükümeti, sağlık ve emeklilik hakkını tasfiye etmek amacıyla hazırladığı yasa tasarısını meclis gündemine getiriyor. Hazırlanan bu yasa tasarısıyla, 2006 yılında meclisten geçirilen, ancak daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından bazı maddeleri iptal edilen yasayı yeniden yürürlüğe sokmayı amaçlıyor. “Reform” cilası çekilen bu yasa tasarısıyla hükümet sermayenin istekleri doğrultusunda işçi ve emekçinin ipini çekmiş olacak. Emeklilik mezara, sağlık tüccara emanet edilecek. Emeklilik imkansız hale getirilirken, sağlık ve sosyal güvenlik adına hiçbir hak kırıntısı bırakılmayacak. Tasarı yasallaştığında sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak bir dizi hak kaybını şöyle sıralayabiliriz: * Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak. * Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak. * Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek. * Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel $ağlık $igortası primi ödemek zorunda kalacak. * Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de "katılım payı" adı altında para

Tekel işçileri eylemde... -3-

ödenecek. * Katılım payı" gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak. * Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak. * Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel $ağlık $igortası primi yatırmak, hatta bir de "katılım payı" ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de "ilâve ücret" adı altında para ödemek gerekecek. * Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter" mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek. * Hastalanan sigortalılara verilen iş göremezlik ödeneği % 16 azalacak. * Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel $ağlık $igortası primi kesilecek. * Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek. * Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak. Hayatımızı tehdit eden, geleceğimizi karatacak olan bu saldırı yasasını meclisten geçirmemek için mücadeleyi yükseltmek zorundayız. Bunun için, bu amaçla başlatılan bir mücadele süreci var. “Biz karşı çıkarsak yapamazlar” diyerek yürütülen

SSGSS yasası kapsamında işçilerle konuştuk... 4-5

bu mücadeleye omuz verip, güç katmalıyız. Şimdi de kıdem tazminatı hakkımıza göz diktiler! Sermayenin hedefinde kıdem tazminatı hakkımız da var. Bu hakkı gasp etmek için uzun süredir patronlar ve patron örgütleri, bir kampanya yürütüyorlardı. Başta işsizlik gibi birçok sorunun kaynağı olarak kıdem tazminatını gösteriyorlar, bu sorunların çözümü için kıdem tazminatının kaldırılmasını şart koşuyorlardı. Nihayet, patronların bu isteği gerçekleşmek üzere. AKP hükümeti, “istihdam paketi” adı verilen bir saldırı paketi hazırlamış bulunuyor. Patronlar için hazırlanmış bir hediye paketinden farksız olan bu paketle, işçinin emeği ve geleceği patronlara yem yapılıyor. Bu paket içerisinde, bir dizi hak gaspının yanında kıdem tazminatı hakkının gaspı da var. Bu amaçla hazırlanmış bulunan yasa tasarısı halihazırda meclis komisyonlarında görüşülüyor. Kıdem tazminatı hakkının gaspı için nasıl bir yolun izleneceği de az çok netleşmiş bulunuyor. Buna göre, kıdem tazminatı oluşturulacak yeni bir fona devrediliyor. Bu fon, işçilerin ücretlerinden kesilecek kaynaklardan oluşturulacak. Böylelikle, patronlar için kıdem tazminatı yükü ortadan kalkmış oluyor. Dahası bir de bu yük işçinin sırtına bindiriliyor. Bu yasayla, kıdem tazminatının en önemli işlevi olan, işgüvencesi ortadan kaldırılıyor. Patronlar, böylece kıdem tazminatı yükünü düşünmeden istedikleri kadar işçiyi istedikleri zaman işten atabilecek. Diğer taraftan ise fonda birikecek kaynakların gerisin geri patronlara teşvik olarak aktarılacağı kesin. Yani bir taşla birkaç kuş birden vurmuş oluyor patronlar. Şimdi kıdem tazminatının tartışılmasını dahi “genel grev” nedeni olarak gördüklerini açıklayan sendikaların ne yapacağını merakla bekliyoruz. Ama deneyimlerimizden biliyoruz ki, sendikaların bu açıklamaları eğer biz işçiler seyirci olarak kalırsak bir laftan öteye geçmez. Evet arkadaşlar, bu saldırıya sessiz kalmamalıyız. Geleceğimizin ve haklarımızın savunulmasını kimseye bırakmamalıyız. Seyirci olmaktan çıkmalı, bu saldırıya karşı sesimizi yükseltmeliyiz.

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü! -7-


Güven Elektrik patronu sendikal örgütlülüğü dağıtmaya çalışıyor!

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Güven elektrikte, mahkeme süreciyle durulan hava patronun işçilerin mücadelelerine dönük saldırılarıyla tekrar canlandı. İşverenin işçilerin üzerindeki baskıları iş mahkemesinin uzamasıyla ve işçilerin bu sürece sessiz kalmasıyla eylemlerine ara vermesiyle beraber artmaktadır. Patron işçilerin mücadelesini birlikteliğini örgütlülüğünü bozmak için, işverene sendikayı sokmamak, işçilerin sendikalarına olan güvenini sarsmak için saldırılarına kaldığı yerden süreci soğutmak için devam ediyor. Bunun için işçilere göstermelik zam ve ikramiye vermişti. Bu zamlar beraberinde iş yerinde baskıyı disiplini daha da arttırdı. İşçi düşmanlarına karşı sendikal örgütlülükten başka yol yok! Sendikanın da bu sürece çok müdahil olamamasını, uzayan sessiz sürecin işçilerde sendikaya olan güvenlerinin azaltmasını fırsat bilen patron işçileri sendikadan istifaya zorluyor. İşçilerin arasındaki birliği örgütlülüğü bozmak için işçilerin arasına nifak tohumları ekemeye çalıştı. Bu baskılar sonucunda 20-30 işçi sendikadan istifa etti. Son gelişme ise Güven Elektrik patronun temsilcisi müdür Recep

Kaba sudan gerekçelerle işçileri işten atmaya devam ediyor. Fabrika içerisindeki örgütlülüğü parçalayan işveren şimdi de işten atmalarla korku salmaya çalışıyor. Şimdi sendikal örgütlülüğü sonuna kadar savunma zamanı! Güven Elektrik işçileri patron ve onun temsilcilerinin ertelemeci, vaatlerine kanmamalı eylemli bir hat üzerinden hareket edilmelidir. Sürecin başından itibaren Küçükçekmece İşçi Platformu olarak belirttiğimiz “Köle değil işçiyiz, birlikte güçlüyüz!” sözünü unutmayalım. Ya köleliğe devam edeceğiz, ya da sendikada örgütlenerek biz de varız diyeceğiz. Bizler doğru olanı yapmalıyız. Yanımızdaki arkadaşımızın ikircikli, geri duruşları bizim için bir neden olmamalı. Onurumuz için, geleceğimiz Güven Elektrik işçileri bugün mücadele bayrağını daha da yükseltmeli emeğine sahip çıkmalıdır. İşten çıkartılmalara karşı iş durdurma, iş yavaşlatma, öğle tatillerinde eylemler yapılmalıdır. Bu sessizlik sürdükçe patronun saldırıları daha da yoğunlaşacaktır. Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok kazanacağımız güzel bir dünya var.

Ya kapitalizmin vahşetinde yok oluş, ya da sosyalizmin özgürlük mücadelesinde varoluş!

Geçtiğimiz aylarda küçük atölyelerin bulunduğu bir iş hanında meydana gelen patlamada 23 işçi iş cinayetine kurban giderken 112 kişi de yaralanmıştı. Maytap ve havai fişek üretimi yapan atölyede meydana gelen patlama bu ülkedeki çalışma koşullarını kar hırsından gözü dönmüş burjuvazinin yani kısacası kapitalizmin vahşiliğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu. Bir yandan kölece çalışma koşullarına, sigortasız, iş ve hayat güvenliği bulunmadan düşük ücrete çalışmak zorunda bırakılan işçiler, diğer yandan ruhsatsız, kaçak olarak denetimsiz üretim yapmasına göz yumulan işyerleri durmaktadır. Hiç kuşkusuz ki, bu yaşanan katliam ne ilktir ne de böyle giderse son olacak. Tersanelerde yaşanan cinayetler, daha birkaç ay öncesine kadar kamyon kasalarında toplu olarak ölüme giden gündelik işçiler, aynı şekilde çocuk yaşta gündelikçi olarak çalışmaya giderken nehir sularına kapılarak boğularak ölen çocuk işçiler son dönemlerde yaşanan katliamlardan hafızamızda kalanlardır. Bunlar sadece bizim bildiklerimiz. Kamuoyuna yansıyanlar. Bir de bizim bilmediğimiz ve duymadıklarımız, gündelik olarak yaşanan “iş kazaları” var. Gündelik olarak ülkenin çeşitli yerlerinde yaşanan “iş kazaları” sonucu yaralanan, iş göremez derecede sakat kalan ya da yaşamını yitiren işçiler var. Bu iş cinayetleri egemen sistemin gerçek yüzünü göstermektedir. Kendisini emek sömürüsü üzerine kurmuş, oradan beslenen vahşi kapitalizm hiç kuşkusuz ki, emeklerini sömürdüğü işçi ve emekçilere açlık, yoksulluk, sefalet, ölümler ve katliamlardan başka hiçbir şey veremez. İnsan hayatına çalışıp, üretebildikleri sürece değer veren bu sistem, iş yerlerinde de üretimi düşürüyor diye iş güvenliği önlemlerin alınmamasına neden oluyor. Terörist diye baskınlarda sokak ortasında devrimcileri, ilericileri insanları katlederken şehrin göbeğinde tonlarca patlayıcı maddelerin depolanmasını görmezden gelen, göz yuman yine bu sistem oluyor. Bir kez daha biz işçi ve emekçileri üzerimize düşen görevleri yerine getirmemiz için bizleri kavgaya davet ediyor. Oysa ki, kaybedeceklerimizle kazanacaklarımızı kıyasladığımızda arasındaki farkı yaşamımızdaki dönüşümle birebir göreceğiz. Bir tarafta açlığın, yoksulluğun, kölece çalışma koşullarının sürdüğü insanı insan olmaktan çıkaran ücretli kölelik düzeni. Diğer tarafta biz mücadele ettikçe bilinçlenip, örgütlendikçe tek tek eksilecek olan kölelik zincirlerin halkaları olacaktır. En sonunda insanlığın işçi sınıfının kurtuluşu olan ücretli köleliğin, açlığın, yoksulluğun son bulacağı sosyalizmin yakıcı seçeneği vardır. Bu sistem bize iki seçeneği dayatıyor, Ya kapitalizmin barbar düzeni altında çürüyüp yok oluş, ya da sosyalizmle yeniden var oluş, Ya barbalık içinde çöküş ya sosyalizm! Bir metal işçisi

2

Tersane cehenneminde direniş:

Artık Yeter!”

DİSK’e bağlı Limter-İş sendikasının peş peşe gelen işçi ölümlerinin sonrasında yaptığı grev çağrısı 27 Şubat günü sabahında başladı. TİB-DER’in de yaptığı açıklama ile aktif biçimde katılacağını duyurduğu eyleme polis geniş önlem almıştı. Onlarca işçi saat 06:30 sularından itibaren polis terörüyle karşılaştı. Limter-İş yöneticileri, TÜMTİS üyeleri ve bazı kurum temsilcilerinin yer aldığı 100 kişilik kitle Tuzla Gemi Tersanesi önünde yolu trafiğe kapatarak işe gitmek isteyen işçilere iş bırakma çağrısı yaptılar. Yolu kapatma haklarının meşru ve demokratik bir hak olduğunu söyleyerek yolu açmadılar ve polis terörüyle karşı karşıya kaldılar. Gün boyu 3 bini aşkın işçinin katıldığı eylemde fiili bir grev değil ancak fiili bir iş bırakma örgütlenmiş oldu. Birçok tersanede üretim devam ederken, işe gitmeyen, işe de eylemede gitmeyen işçiler de vardı. Eyleme DİSK, Türk-İş’e bağlı sendikalar ve birçok demokratik kitle örgütü destek verdi.


Erenko patronu hiçbir saldırının karşılıksız kalmayacağını bilmelidir!

İşçi sınıfına yönelik saldırıların yoğunlaştığı asgari ücretin, SSGSS’nin tartışıldığı ama kitlelerde henüz yankısını bulduğu şu günlerde Erenko patronu zam yapmayacağını duyurmuş bulunuyor. İşçilerin durgunluğunu ve örgütsüzlüğünü gören Erenko patronu saldırılarını arttırmış durumda. Mesaileri de kaldıran patron hem “bakın mesai bile yapmıyoruz işler durgun” diyerek zam yapmamanın zeminini oluşturuyor, hem de tekstil işçilerinin mesailerden geçindiğini bildiğinden (insanca yaşayabileceğimiz bir ücreti az çok mesailere kalarak aldığımızı bildiği için) bizleri sefaletin daha da dipsiz kuyusuna sürüklemektedir. Yani tam anlamıyla kıskaca alınmış durumdayız. Zaten mesailerin zorunlu olmadığını ifade etseler de bizim yaşayabilmemiz için bir zorunluluk olduğu ortada. Bunun bizim üzerimizde psikolojik bir baskı oluşturduğu da... Bu yetmezmiş gibi en temel ihtiyacımız olan tuvaletlere sigara içildiği, fazla kalındığı bahane edilerek kilit vurulması bayan tuvaletlerinin önüne bekçi dikmeleri neredeyse dakika tutmaları baskıların dozunu iyice arttırmış durumda. Ayrıca sık sık müdürün tuvaletleri kontrol etmesi de cabası. Bütün bunlar yaşanırken dikimhanede bir tepkinin oluşması bizi de heyecanlandırdı. Yaklaşık 11.30-12.00 gibi gelen yasaklarla beraber yavaşlayan iş bir süre sonra durdu. Ve o gün boyunca sürdü. Diğer bölümlerde konuşulan bu direniş yazık ki ortaklaşamadı. Diğer bölümler konuya biraz daha uzaktı. İkinci günde işe devam edildi. Ancak bu yaşanan kısa cılız direniş bile bunun böyle gitmeyeceğinin göstergesidir. Erenko işçilerini önümüzdeki süreçte bekleyen ön önemli görev işçilerin kendi aralarındaki örgütlülüğünü sağlamak ve güçlendirmektir. Erenko işçileri tek bir vücut, tek bir yürek oldukları zaman patron şunu da görecektir. Hiçbir saldırı karşılıksız kalmayacaktır. Erenko’dan bir işçi

İlbek Tekstil işçisi emeğine sahip çıkıyor!

Bir yılı aşkın bir süre önce Gaziosmanpaşa İşçi Platformu öncülüğünde iş güvenliğine ilişkin tedbirlerin alınması, çalışma saatlerin 9 saate indirilmesi ve fazla mesai ücretlerin ödenmesi talepleriyle İlbek tekstil işçilerine dönük bilgilendirme faaliyeti yürütülmüştü. Daha sonra platform öncülüğünde İlbek işçileri, bu taleplerin yerine getirilmesi doğrultusunda Çalışma Bakanlığı’na dilekçelerle şikâyette bulunmuşlardı. İlbek patronu bir yandan denetime gelen müfettişleri çeşitli rüşvetlerle savuştururken diğer yandan işçiler arasındaki örgütlülüğü kırmaya çalışmıştır. Bu çerçevede de çalışmaların öncülüğünü yürüten platform üyesi iki çalışanı önce tehditle korkutmaya çalışmış, başarılı olmayınca bu seferde rüşvetle satın alabileceğini zannetmiştir. Platform üyesi işçilerin patronun bu tutumunu işçiler önünde teşhir etmesi, İlbek patronun iyicene çileden çıkmasına neden olmuş ve öncü iki işçiyi 10 gün arayla işten çıkartmıştır. İlbek patronu bu öncü işçilerin yokluğundan faydalanarak çalışanlara ödenmeyen mesai ücretleri için alındığına dair bir belge imzalatmak istemiş fakat işçiler kendi aralarında imza toplayarak patrona karşı yeni bir dava açmışlardır. İlk etapta 15 işçinin açtığı dava kısa sürede 300 kişiyi bulmuştur. İşçilerin mücadele bilincinin her geçen gün güçlenmesinden korkan İlbek patronu, içerdeki örgütlülüğü dağıtmak için her türlü kirli yöntemi kullanma yoluna gitmiştir. İmza atan ve atmayan işçileri birbirine düşürmeye çalışmış fakat tüm çabalarına karşın bir sonuç alamaması üzerine çareyi bir gece yarısı iş makinelerini TIR’larla kaçırmakta aramıştır. İlbek Tekstil yanında bulunan Komanteks’te çalışan bir işçinin durumu fark ederek işçilere bildirmesi üzerine İlbek işçileri fabrika önünde toplanarak araçların çıkışını engellemişlerdir. Sabaha kadar fabrika önünde nöbet tutan içiler, saat 11.00 gibi iş yeri komitesi ve işçilerin avukatının patronla görüşmesinin ardından TIR’lara yüklenen makineleri fabrikaya geri boşalttırmışlardır. İşçilerin bu kararlı duruşu karşısında İlbek patronu makineleri kaçıramamıştır. Ancak her zaman olduğu gibi hırsız patronların imdadına yine kemik yalayıcı köpekleri koşmuş ve GOP Emniyet amiri iki otobüs dolusu çevik polisle birlikte İlbek patronun emrine amade olduğunu bildirmiştir. Şuan ana kadar İlbek işçilerin mücadele azmi başlangıcında olduğu gibi tüm kararlılığıyla devam ediyor. İşçiler direnişlerine fabrika önünde hergün bekleyen İlbek Tekstil işçileriyle sınıf dayanışmasını yükseltelim! Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!

TEKEL satıldı, mücadele sürüyor!

22 Şubat 2008’de yapılan ihaleyle TEKEL sigara fabrikaları, 1 milyar 720 milyon dolara Amerikan şirketi British American Tabacco’ya (BAT) satıldı. İhalenin başladığı saatlerde eyleme geçen TEKEL işçileri ise fabrikalarına sahip çıkmakta kararlı. İşçiler polis saldırılarına karşın eylemlerini sürdürürken, aynı gün Tek Gıda-İş Sendikası da fabrikalara kapanma kararı aldı. İstanbul’da AKP il binası önünde toplanan Cevizli TEKEL Sigara Fabrikası işçileri, bina önüne siyah çelenk bırakmak istedikleri sırada polisin saldırısına uğradı. Biber gazı ve coplarla işçileri dağıtmaya çalışan polis, 12 işçiyi gözaltına aldı. 2 işçi saldırı sırasında yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Polis, saldırının ardından bina önünde oturma eylemi yapan işçilere bir kez daha müdahale etti. Bu saldırıda da bir çok işçi yaralanırken, bazı kadın işçiler baygınlık geçirdi. Ekmekleri ve ülkenin geleceği için mücadele ettiklerini söyleyen işçiler, kendilerine saldıran polise tepki gösterdiler. Sık sık “IMF’nin itleri, sattırmayız KİT’leri”, “İşçiye değil IMF’ye barikat” sloganlarını atan işçiler, gözaltına alınan arkadaşlarının serbest bırakılması için il binası önünde bir süre oturma eylemi yaptı. İşçiler, arkadaşlarının doktor muayenesi için hastaneye götürüldüğü haberini almaları üzerine Cevizli’ye dönerek fabrikalarına kapanma eylemini başlattılar. TEKEL’in satışına ilişkin Ankara’da Hilton Oteli’nde ihale yapılırken, dışarıda da işçiler, polis koruması altındaki Hilton’a gelerek, siyah çelenk bırakıp, satışı protesto ettiler. Her yerde eylem Samsun’da da AKP önüne siyah çelenk bırakmak isteyen TEKEL işçileri ile polis arasında arbede yaşandı. Açıklama yapıldığı sırada özelleştirme ihalesinin Ankara’da başladığının duyulması üzerine işçiler parti binasına girmek istedi. Polis biber gazı kullanarak işçilere saldırdı. Saldırısı sırasında yaralanan bir işçi hastaneye kaldırıldı. Tokat’ta sendika binası önünde toplanan TEKEL işçileri, AKP İl binasına kadar sloganlarla yürüdüler. Yolu trafiğe kapatan TEKEL işçileri ile polis arasında zaman zaman gerginlik yaşandı. TEKEL Adana Sigara Fabrikası önünden toplanan işçiler ise “Satıla satıla vatan bitiyor”, “AKP şaşırma sabrımızı taşırma” sloganlarıyla AKP binasına yürüdüler. Ellerindeki siyah çelengi AKP il binası önüne bırakma isteklerine “Hepinizi göndermeyiz. Sadece üç kişi gidecek. Yoksa sizi burada dağıtırız” cevabı alana TEKEL işçileri adanı açıklama yapan Tek Gıda-İş Güney Anadolu Bölge Yöneticisi Mithat Aslan, özelleştirme geçit vermeyeceklerini kaydetti. Bitlis de ise TEKEL işçileri, AKP Bitlis İl Binası’nın önüne siyah çelenk bıraktı.

3


S ı nı f H a r e k e t i n d e n . . .

S ı nı f H a r e k e t i n d e n .

SSGSS yasası üzerine işçilerle konuştuk...

Genel Sağlık Sigortası Yasası Geri Çekilsin 1. SORU: Uzun zamandır tartışma konusu olan ve yasalaşmayı bekleyen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısı gündemde. Bu yasanın kapsamını ve neler getirip neler götürdüğünü biliyor musunuz? 2. SORU: Sağlık hakkımızı tamamen paralı hale getirmeye dönük çıkarılan bu yasaya karşı neler yapılabilir. 1: Söyleyebilecek çok bir şeyim yok. Aslında uzun zamandır bu tartışmaları izliyorum. Normal bir durum olduğunu düşünüyorum. AKP kendine İMF tarafından verilen görevleri yerine getiriyor. Biz işçilere hayatı zindan etmenin, yaşamımızı çekilmez kılmanın bunun sonucu olarak ortaya çıkacak rantın hesabını yaparak bizlere saldırmaya devam ediyor. SSGSS yasa tasarısı ise bunun önemli bir ayağı bana göre. Bu yasa tasarısı tam olarak bunu ifade ediyor. Kısacası yalaka hükümet, patronlara karşı görevini yapıyor. 2: İlk cevabımın sonundan devam edeyim. Patronlar patronluğunu yapıyor bizlere savaş üstüne savaş açıyorlar. Ama biz ne yapıyoruz. Yapay gündemlerle uğraşıyoruz. Neymiş bu ülkede “türban yasağı” varmış, neymiş “terör” varmış. Biz bunları konuşurken meclisten yasa üstüne yasa geçiriliyor bizlerin yaşamını cehenneme çevirecek. Bizim yapmamız gereken açık; onlar nasıl bir olup bizlere saldırıyorsa bizler de işçiler olarak bir olup onlara karşı koymalıyız. İşçilerin birliğinden doğan gücü ve onların asıl korkularını onlara yaşatmalıyız. Birlik olup sokaklara dökülürsek ancak onların saltanatını sarsıp, burada bizde varız diyebiliriz. Bunun içinde fabrika fabrika, atölye atölye birliklerimizi oluşturmalıyız. İşte o zaman bu yasalarını onların başlarına çalabiliriz. Türk Metal üyesi bir işçi 1: Bu yasa üzerinden geniş bir bilgim yok. Ama emekliliği bir hayal haline getirdiğini biliyorum. Sağlık hakkımızı tamamen elimizden alıyor. Sağlık hakkımız yavaş yavaş tamamen paralı hale getiriliyor. Getirilmeye çalışılıyor. Prim güm ödeme sayıları 7000’den 9000 güne çıkarılacakmış. Kendimi düşünüyorum da ben bu günleri nasıl dolduracağım bilmiyorum. 2: Yapmamız gereken açık aslında. Mesela bugün Bahçelievler AKP önünde yapılan eylem, yapılması gerekenlere küçük bir örnek. Bunu da aşarak çok ses getiren eylemler yapmalıyız. Ancak o zaman bunlara geri adım attırabiliriz. Aslında biz çok güçlüyüz ama bunun farkında değiliz. Tabanda örgütlülüğümüzü oluştursak ancak sağlıklı sonuçlar elde ederiz. Bunun içinse öncü işçilerin daha fazla çaba harcaması gerektiğini düşünüyorum. Buna ben de dâhilim. Şahintepe’den bir kargo işçisi

4

1: Bu yasanın ne getireceğini, ne içerdiğini tam olarak bilmiyoruz. Gazetelerde televizyonlarda yer alan haberler çok az şey anlatıyor. Bu yasanın gerçek yüzünü çok sınırlı sayıda insan biliyor. Artık sağlık hakkımızdan paramız kadar yararlanacağız, 65 yaşına kadar yaşarsak emekliliğimizi bekleyeceğiz, emekli olsak bile maaşlarımızı sadaka düzeyinde tutacaklar. Biz senelerce çalışacağız sigortamız yatırılacak prim birikecek ama bizler onu kendimiz için kullanamayacağız. Para babaları kendi ceplerini bizim alın terimiz olan bu primlerle dolduracak. Ve geriye bir hiç bırakacağız. Çocuklarımıza iyi bir yaşam iyi bir gelecek bırakamayacağız. Artık kuyruk bitecek dediler bu yasalarla kuyruklar daha fazla uzamaya başladı. İlaç kuyrukları bitecek anında ilaçlarınızı alacaksınız dediler kuyruklar uzadı ve şimdi ilaçlarımızı da almıyoruz. Kısacası bizi öldürmeyi hedefliyor. Bu yasayla beraber bizi artık daha zor yaşam koşulları bekliyor. 2: Daha önce söylemiştim bu yasanın gerçek yüzünü çoğu insan bilmiyor. Bu yasayı daha fazla insana anlatmamız gerçekleri göstermemiz gerekir. Yani halkı, işçileri bilinçlendirmek gerekir. Bu iş üç beş kişiyle çözülebilecek bir şey değil. Bu da yetmez işçileri bunun için bir şeyler yapmaya, harekete geçirmek gerekir. Eylemler düzenlemek, mitingler, toplantılar yapmak lazım. Her şeye rağmen tüm korkularımıza rağmen sorumluluk hisseden insanlar olarak, işçileri bir şeyler yapmaya çağırmalıyız, birlikte beraber olmalıyız. Doğu Sanayi Sitesi’nden bir işçi

1: Çalışan emekçiler için gelecek karanlık. Özellikle emeklilik yaşının ve prim gün sayısının artırılması başlı başına yasanın kapsamını gösteriyor aslında. Ben bir deri emekçisi olarak altı ay çalışıp altı ay işsiz kalmak istemiyorum. Bizlerin ve çocuklarımızın geleceği ipotek altındadır. Beni etkilemiyor olabilir fakat ya çocuklarımız yani geleceğimiz? 2: Bu yasaya karşı her platformda mücadele etmek gerekiyor. Mitingler olabilir, söyleşiler, paneller işçi toplantıları olabilir. İşyerlerinde, yemekhanelerde çay ocaklarında kahvelerde biz işçiler bu yasaların geleceğimizden neler çaldığını daha çok konuşmamız lazım. Ve birbirimize tutunup ayağa kalkmamız lazım. Çünkü gün artık birlik olma günüdür. Çünkü gün seslerimizi sesimize katma günüdür. Çünkü bizi sömüren sermaye, bizim inanç ve düşüncelerimizi ayırmadan sömürüyor. Kardeşler onun için biz ayağa kalkıp işçi olduğumuzu, emekçi olduğumuzu haykırmamız ve bu haramilerin bu yasalarına hayır dememiz lazım. Çocuklarımız ve ülkemizin geleceği için. Deri işçisi 1: Biliyorsunuz ki şu anda ki hükümet bu yasayı çıkartıp türbanı gündemleştirerek gündem yarattı. Suni ortam yaratarak yasayı aslında bir bir yaşama geçiriyor. Zaten bizim haberimiz de platform çalışmaları sonucunda oldu. Bu eylemliliklere katılmaya çalışıyorum. Tüm işçi kardeşlerime şunu söylemek isterim ki; çocuklarının ve kendi geleceklerini düşünüyorlarsa kesinlikle bu platformların etkinliklerine katılmalı ve destek vermelidirler. Tekstil işçisi


. ..

S ı nı f H a r e k e t i n d e n . . .

1: Bu gün ülkemizde çalışan işçilerin durumu her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Ülkemizi sözde yönetenler hep patronların yararına çalışıyor. Zenginler yaşıyor, bizler de ölümü göre göre bekliyoruz. Bizleri ucuz bir paçavra gibi görüyorlar istediklerini yapamaya çalışıyorlar. Bu çıkaracakları yasayla da bunu bir kez daha göstermiş olacaklar. Yasayla yaşamı bizler için biraz daha yaşanılmaz kılacakları belli. Zaten emekli olsak da yararını görmüyorduk şimdi emekli de olamayacağız. İlaç kuyruklarında az da olsa ilaç alma şansımız vardı, birkaç kişi ölüyordu. Şimdi herkes ölümü bekleyecek. 2: İnsanlar sokağa inmeli, eylemeler yapmalı. Ancak buna böyle karşı koyabileceğimize inanıyorum. İnanıyorum ki bizleri de terörist ilan edecekler. Bu devlet bizi isyan etmeye zorluyor çıkardığı yasalarla. Ama hakkımız olanı almak için bunu yapmak zorundayız. Sefaköy’den bir belediye işçisi

1: Yasayla ilgili birtakım bilgilere sahibim. Tüm sağlık haklarımız elimizden alınıyor, yarın çocuklarımız hiçbir şeyden faydalanamayacaklar. Bütün işçilerin gözlerini açması gerekiyor, kadınların erkeklerin. İnsanların bir araya gelip bu saldırıya karşı örgütlü mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor Tekstil işçisi

1: Devletin çıkardığı ve uyguladığı hangi yasanın biz işçilere ne yararı olmuş ki biz işçiler onların çıkardığı yasalardan umut bekleyelim. Bu yasayla da zaten iyi bir şekilde tam anlamıyla yararlanamadığımız sağlık hakkımız tümden elimizden almaya çalışıyorlar. Bir sağlık sorunumuz olduğunda hastalandığımızda iyi kötüde olsa yararlandığımız devlet hastanelerini aynı özel hastaneler gibi paramız kadar yaralanabildiğimiz hastaneler yapmaya çalışıyorlar. Bizler de ancak paramızı geçimimize harcadığımızdan ancak buna yettiğinden artık ölümü bekleriz. Hasta olduğumuzda ilaçlarımızın tamamını alamayacağız. Zaten insan gibi bir yaşam sürdürmüyorduk artık ölümüz bekleriz. 2: Bu yasaya karşı yapmamız gerekenler çok açık aslında ama bizler, işçiler bunları yapmaktan çekiniyoruz. Ne için çekiniyorsak? Zaten var olan tüm haklarımız ellerimizden bir bir alındı artık buna dur demek gerekir, mücadele etmek eylemler yapmak gerekir. Hep beraber işçiler olarak bu yasanın muhatapları olarak buna dur dememiz gerekir. Bunu yapmak da o kadar kolay değil ama başka bir seçenek bırakmadılar bizlere. İkitelli Organize’den bir işçi

Yunanistan'da 24 saatlik genel grev

Yunanistan'da kamu ve özel sektör çalışanları, hükümetin çeşitli meslek kuruluşlarının oluşturduğu 155 emeklilik fonunu, yeni bir yasal düzenlemeyle 5 fonun çatısı altında toplamayı hedefleyen sosyal güvenlik reformu girişimini protesto amacıyla yarın ülke çapında 24 saatlik greve gidecek. Yunanistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu (GSEE) ile Yunanistan Kamu Çalışanları Konfederasyonu'nun (ADEDY) çağrısıyla yapılacak greve, yerel yönetim, banka, elektrik ve su işleri çalışanları, toplu taşıma araçlarında görevli personelin yanı sıra sivil hava yolu ve basın-yayın çalışanlarının katılacağı açıklandı. Grev süresince tüm devlet daireleri ve bankaların kapalı kalacağı, metro, otobüs, troleybüs ve tramvay dahil tüm toplu taşıma araçlarının sefere çıkmayacağı, yerel yönetim çalışanlarının da hizmet vermeyeceği belirtildi. Sivil hava yolu taşımacılığı çalışanlarının da greve katılmaları çerçevesinde iç ve dış hatlarda tüm seferlerin iptal edildiği açıklandı. Basın-yayın organları çalışanlarının greve katılacak olmaları nedeniyle de basın toplantılarıyla benzeri etkinlikler iptal edilirken, kamu ve özel televizyon kanalları, radyo istasyonları ve haber ajanslarının haber yayınlarını durduracağı belirtildi.

Fransız radyo ve televizyonları greve gitti

Fransız devlet radyo ve televizyonları, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin getirmek istediği düzenlemelerin yanısıra finansman modelini değiştirme kararı üzerine 1974'ten bu yana ilk kez greve giderken kanallarda reklamlar da yayınlanmadı Grev nedeniyle, sabah saatlerinde France 2'de yayınlanan ve yıllardır izleyicilerin alıştığı ‘Tele Matin' adlı haber programı yayınlanamazken, yine çok önemli bir Fransız televizyonculuk geleneği sayılan `13 Haberleri' de yayından kaldırıldı. Grev nedeniyle televizyonların yanısıra France Culture, France Inter gibi radyo kanallarının canlı yayınlanan programları da yayından kaldırılırken, bu radyo kanalları, kesintisiz müzik yayınladı. Sarkozy'nin Fransız devlet radyo ve televizyonları için öngördüğü ‘BBC modeli' gereği, reklam kuşakları tamamen kaldırılırken, çalışanlar, bu uygulama nedeniyle oluşacak yaklaşık 1.2 milyar Euro'luk bütçe açığının nasıl dolduracağı konusuna açıklık getirilmediği için grev yaptıklarını söyledi. Ana muhalefetteki Sosyalist Parti de çalışanların grevine destek verdi.

5


YENİ SALDIRI PAKETİ: “KIDEM TAZMİNATI” İMF-TÜSİAD’ın iktisadi, ekonomik ve siyasal politikalarını hayata geçirmede, uşaklıkta kusur etmeye sermayenin sözcüsü AKP hükümeti, işçi-emekçilerin ekonomik, sosyal haklarını gasp etmeye dönük yeni politikalarla yeni sürece, yeni saldırı furyalarına hazırlanıyor. Sermayenin direktifleri emirleri doğrultusunda AKP hükümetinin uygulamaya yasallaştırmaya çalıştığı saldırıların başında yeni İstihdam Paketinde yer alan kıdem tazminatının kaldırılması var. Patronların senelerdir üzerlerinde ağır bir yük olarak gördükleri, işten atmalarda rahat davranmalarını engelleyen kıdem tazminatının kaldırılmasını veya en azından hissedilmeyecek kadar hafifletilmesini istiyor. Bu istem doğrultusunda uşaklıkta sınır tanımayan AKP hükümeti ve onun kurmayları hemen harekete geçti. Kurumları aracılığıyla kıdem tazminatı sorununa bir çözüm bulmak amacıyla, üç alternatif ortaya koydular ve kamuoyuna sundular. Bu üç alternatif şunlar; 1-Kıdem tazminatı tümden kaldırılacak. Böylece işsizlik sigortasından yararlananlarını sayısı üç kat artacak. İşsizlik sigortası ödemenin tavanı, brüt asgari ücretin iki katına çıkarılacak. İşsizlik sigortasından yaralanma süresi, yatırılan pirim gün sayısının yarısı kadar uzatılacak. 2-Kıdem tazminatı fonunun oluşturulması. Bu alternatife göre fonda yeterli tutarda ödenek bulunmadığında geri kalan kısım hazineden karşılanacak. Prim oranı artırılırsa da sistemin ilerleyen yıllarda açık vereceği dikkate alınarak kamuya getireceği yüklere dikkat çekiliyor.

3-İşçilerin bireysel hesaplarının izlenerek nemalandırılmasına dayalı “katılım esaslı” fon kurulması hesaplanıyor. Bu kapsamda patron işçiye kıdem tazminatı ödemek yerine, her ay işçinin fondaki hesabına, ücretin belirlenecek oranında (%3-%5) prim yatırılması, işçinin işten ayrılması sonucunda parayı nemasıyla beraber alması tartışılıyor. Bu alternatiflere baktığımızda zaten asıl amaçlarının ne olduğunu net bir şekilde göre biliyoruz. Biricisinde amaçlarına kıdem tazminatını tamamen ortadan kaldırarak ulaşıyorlar, diğerleriyle de dolaylı olarak kaldırıp amaçlarına ulaşıyorlar. Kıdem tazminatının fona devredilmesiyle bir yönüyle işten çıkarmalar yoğunlaşacak, diğer taraftan işçilerin iş güvencesi ortadan kalkacak, bu sonuçlar beraberinde işçilerin örgütlenmesini, mücadelesini baltalayacak. Öte yandan daha önceki fon uygulamaları dikkate alınacak olursa Kıdem Tazminatı Fonu ile kıdem tazminatı buharlaşacak ve işçi emekli olduğunda Fon'dan kıdem tazminatı alamayacaktır. Asıl hedeflerinin kıdem tazminatını kaldırılması olduğu açık. Böylece hem ekonomik bir yükten kurtulacaklar hem de yaratacakları işsizlik korkusuyla işçilerinin mücadelesinin önünü önceden engellemiş olacaklar. Böylece rahatından kendi hakları alın terleri için mücadele eden haklarını arayan işçileri hiçbir ekonomik hak talep etmeksizin işten atabilecekler. Çetin mücadeleler sonucu elde edilen haklarımız kolayından bir bir gasp ediliyor. Kalan son kırıntılarımıza da göz dikmiş durumdalar. Bizler yönetilen bu yoğunlaşmış saldırılar ancak büyük çapta yaratılacak yabandan gelişen mücadelelerle karşılanabilinir

İnsanca çalışmak hepimizin hakkı!

Tekstil sektöründeki kadın işçilerin derinleşen sorunları

Kadın sorunu bugün sadece insanlığın yarısını oluşturan kadınların sorunları değildir. Temelde işçi sınıfı ve emekçi kadınlarının ama bunun yanında bütün emekçilerin yaşadığı bir sorundur. Bir toplumun nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlamak istiyorsanız öncelikle kadına verilen değere, kadının toplumsal yaşamdaki konumuna bakmanız yeterli olacaktır. Kadın sorunu ve en başta kadın işçilerin sorunları bölgeden bölgeye değişik özgünlükler taşıyabiliyor. Örneğin bölgemizde Tekstil sektörü önemli bir ağırlık oluşturuyor. Buna bağlı olarak konfeksiyon bölümü de. Tekstilin yapısı geçmiş yıllara göre daha fazla parçalanmış durumda. Bir dizi marka olmuş ve piyasada ağırlığı olan fabrikanın dışında sektör önemli oranda fason üretimi yapıyor. Bu durum özellikle Tekstil işçilerinin yapısını değiştiren ya da gelinen yerde belirleyen bir etkene sahip. Bu kayıt dışılığı, örgütsüzlüğü arttırmakla kalmıyor bunu bizzat teşvik ediyor. Bunlarla birlikte tekstil işçilerini sosyal ve kültürel maddi ve manevi olarak daha da gerilere itiyor. Çalışan kadın işçilerin önemli bir kısmının tekstilde olduğu ve bu gerilemenin en çok kadınları vurduğunu söylemek fazla abartı olmayacaktır. Kadın ile erkek işçiler arasındaki ilişkiler genelde yozlaşmış. Yemekhanelerde eskiye göre daha az yan yana oturuluyor. Kadın işçiler erkek işçilerle arasına sosyal açıdan sürekli bir mesafe koyuyor. Duyduğu korku ve güvensizlik sadece işyerinde değil sürekli olarak dışarıda ve ailesi tarafından besleniyor. Bu sorun çalışma alanında derin bir şekilde hissediliyor. Bir bayanın tek çalışmaması için yanında sürekli olarak kardeşi, abisi, ablası, annesi, babası bu da değilse bir tanıdığı genelde oluyor. Üretim

6

sırasında ücretten bir dizi başka şeye kadar kadın işçiler aleyhine bilinçli bir tutum her bakımdan kendini gösteriyor. Din ve dinsel gericiliğin etkileri genelde tekstil işçilerinde ama daha çok da kadın işçilerde hüküm sürüyor. Kabullenmişlik ve dinin propaganda ettiği kadere (yani patronun sömürüsüne) razı olma fikri özellikle yaşça büyük kadın işçilerde yaygın ve onlar bunu genç işçilere de taşıyorlar. Tekstil işçileri çalışma ve yaşam koşullarından kaynaklı genelde monoton bir yaşam sürdürüyorlar. Bunun dışına fazlaca çıkmıyorlar. Yaşamlarını doldurmak veya anlam katmak onlar için televizyondaki dizileri takip etmek ya da duygu dünyasını boş bırakmamaktır. Bu düşünüş, davranış ve kaygılar genelde kadın işçilerin yaşadığı öne çıkan ortak sorunlar olmaktadır. Geçmiş yıllarda mücadelede erkek kardeşleri ile ön safları tutmasını bilen kadın işçiler maalesef bu geri duruşu kıramıyor. Buna bağlı olarak tekstil işçilerinin örgütlülük düzeyi ülkemizde tarihinin en geri seviyesinde. Sümerbank gibi yerlerin özelleştirilmesi ile büyük fabrikalarda işçilere en ufak bir şeyde ‘burası Sümerbank değil’ diye hatırlatılması bundandır. Yaptığı işi yıllardır yapıyor olsa bile işe geçici gözüyle bakan ezici çoğunlukta bir topluluk var. Yanı sıra özelikle bekâr ve sigortasız çalışan kadınlar bu şekilde düşünüyor. Arada bir de işe ara verip dinlendikten sonra tekrar aynı koşullarda çalışmaya başlıyor. Tekstil işçileri ama özellikle kadın işçileri köleliğin her türlüsünün en çıplak ve katmerlisini derinden yaşıyor. Sorunlar ne kadar artarsa mücadelenin yükü ve zorunluluğu da kendini o derecede dayatmaktadır. K. Çekmece’den bir tekstil işçisi


Emekçi Kadın “Kadının kurtuluşu devrimde, sosyalizmde!”

(09.03.08) - 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bugün Kadıköy’de gerçekleştirilen mitingle sınıfsal özüne ve anlamına uygun bir biçimde kutlandı. Binlerce işçi ve emekçinin katıldığı “Emperyalizme, şovenizme, gericiliğe, sosyal yıkıma ve sömürüye, ayrımcılığa karşı kadınlar, örgütlü mücadeleye” şiarlı devrimci 8 Mart mitingi bugün saat 14.00’te kortejlerin Tepe Nautilius önünde toplanmasıyla başladı. 8 mart sınıfsal özüne ve anlamına uygun kutlandı! Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Belediye-İş 2 No’lu Şube, BES 1 No’lu Şube, ÇHD İstanbul Şubesi, Demokratik Kadın Hareketi, Devrimci Hareket, Divriği Kültür Derneği, Haklar ve Özgürlükler Cephesi, Halk Kültür Merkezleri, Kaldıraç, Partizan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri, Proleter Devrimci Duruş, Yurtsever Cephe Emekçi Kadınlar, Türkiye Komünist Partisi’nin ortak çağrıcısı olduğu mitingde, süren emperyalist işgaller ve işçi ve emekçi kadınların kurtuluşunun devrimde ve sosyalizmde olduğu vurgusu ön plana çıktı. Mitingde, meclisten geçirilmek istenen Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesine dair sloganlar da atıldı. Yürüyüş boyunca atılan sloganlarda çifte sömürüye ve eşitsizliğe karşı emekçi kadınlar mücadeleye çağrıldı. Kadıköy’de devrimci 8 Mart! En önde “Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!” pankartının yer aldığı kortej düzeni, Yeni Demokrat Kadın, Partizan, Divriği Kültür Derneği, HÖC’lü Kadınlar, Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF), Proleter Devrimci Duruş (PDD), Halk Kültür Merkezi’nden Kadınlar, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Kadın Hareketi, Devrimci Hareket, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Türkiye Komünist Partisi (TKP), Yurtsever Cepheli Kadınlar, Kaldıraç, ODAK, KÖZ, Devrimci Parti Mücadelesi’nden Devrimci Komünistler ve Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç-Sen) üyeleri tarafından açılan pankartlarla tamamlandı. KESK’li Kadınlar, Belediye-İş 2 No’lu Şube, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu da yürüyüşe ve alana kendi pankart ve dövizleriyle etkin bir katılım sağladılar. Halaylarla son buldu! Açılış konuşmasının ardından miting programı, Yasemin Göksu’nun söylediği şarkılarla devam etti. Şair Ruhan Mavruk da sahneden okuduğu şiirlerle programda yer aldı. Miting, Grup Yorum’un söylediği coşkulu türkü ve marşlar eşliğinde çekilen halaylarla son buldu. Mitinge 4000’e yakın kişi katıldı.

Susma, sessiz kalma, örgütlen!

Ben, günlükçü bir arkadaşımın vesilesiyle günlük işlerine başladım ve yaklaşık 4 aydır bu işi yapıyorum. Her firmada kadın işçiler ayrı ayrı sorunlarla karşılaşıyorlar. Çoğu firma, işçileri genç yaşlı demeden ağır koşullarda çalıştırıyor. Bayan işçileri güçleri itibariyle yapamayacakları işlerde çalıştırıyorlar. Biz günlükçüler gittiğimiz firmalarda orada çalışan kadrolu elemanlara göre daha fazla çalıştırılıyoruz. Belli adetleri sayıyı çıkartmak zorunda bırakılıyoruz. Bu koşullara dayanamayıp başka firmaya gidiyoruz bu seferde sayı sorunu değil başka sorunla karşılaşıyoruz. Bayan işçilerin az erkek işçileri yoğun olduğu şuan ki firmada da çok çalıştırılıyoruz. Yanı sıra kötü muamelelere maruz kalıyoruz. Patronların ustaların küfür ve hakaretlerine maruz kalıyoruz. Ben, bunları gördükten sonra bir daha o firmaya gitmek istemedim ama bizlere başka seçenekte bırakmıyorlar. Bizleri gönderen paraya tapan kadın da “başka işim yok, isterseniz gidin isterseniz gitmeyin” deyip işin içinden çıkıyor. Sorunlarımızı anlatıyoruz, biz bayanlara şu kelimeyi kullanıyor; “size ne siz görmeyin siz duymayın!” Biz emekçi kadınlar, her yerde aynı sorunlarla karşılaşıyoruz her ne kadar bu sorunlardan kaçsak da. Emekçi kadınlar olarak yanımızdaki arkadaşımıza her zaman sahip çıkmalıyız. Patronlar, ustalar sabahtan akşama kadar bizleri harıl harıl çalıştırıyorlar. Bizleri daha fazla ezmelerine fırsat vermeyelim. Her alanda birbirimize sahip çıkalım. Biz kadınlar hem evde hem sokakta eziliyoruz. Oysa ki biz kadınlar birlik olup bu sorunların üstesinden gelebiliriz. Bizler her alanda sömürülüyoruz. Tüm kadınlar yanındaki emekçi arkadaşıyla konuşup, bir avuç asalağa kendimizi ezdirmeyelim. “Bu düzen böyle gelmiş böyle gider” demeyelim. Emekçiyiz, kadınız dünyanın yarısıyız! Sefaköy’den bir tekstil işçisi

“Özgürlük ve eşitlik için emekçi kadınlar bir adım ileri” kurultayı gerçekleşti…

"Vardık, varız, varolacağız!"

Küçükçekmece Emekçi Kadın Komisyonu özgürlük ve eşitlik için emekçi kadınlar bir adım ileri kurultay çalışmalarıyla farklı bir düzeye gelmiş bulunuyor. Kurultay çalışmasıyla birlikte emekçi kadın komisyonumuz birçok araç ve yöntemi değerlendirerek kurultay çalışmasını canlı ve üreten bir biçim vermeye çalışmıştır. Bu çerçevede merkezi olarak çıkartılan bildiri, afişlerimizi Şahintepe, Sefaköy, İnönü Mah. ve E-5 gibi merkezi noktalarda yaptık. Ve anketleri etkin bir şekilde kullandık. Onlarca çalışan ve ev kadınlarının evlerine ziyaret ettik, ev toplantıları gerçekleştirdik. Yoğun ve ısrarlı bir faaliyetin ardından kurultay’da yerimizi aldık. Bir dönem geride kaldı, yeni hedeflere! Emekçi Kadın Komisyonları’nın düzenlediği kurultay saat 11.00’de Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Bostancı’daki Kemal Türkler Toplantı Salonu’nda başladı. Kurultaya ağırlığını kadınların oluşturduğu 250’ye yakın işçi ve emekçi katıldı. “Kadının kurtuluşu devrim ve sosyalizmde" vurgusunun ön plana çıktığı kurultayda "Kadın-erkek elele örgütlü mücadeleye!” sloganı da pratik karşılığını buldu. Kadın işçi ve emekçilerin erkek sınıf kardeşleri de kurultay salonunda yerlerini aldılar. Baştan sona coşkulu bir atmosferde gerçekleştirilen kurultaya emekçi kadın çalışmasının ivme kazanan coşkusu da yansıdı. Kurultay kürsüsü mücadele kürsüsüne dönüştü. Kurultaya işçi ve emekçi katılımı... İstanbul’da Küçükçekmece, Kartal, Maltepe, Tuzla, Gebze, Ümraniye, Gaziosmanpaşa, ve Esenyurt'ta yürütülen kurultay çalışması etkinliğe katılımda kendini gösterdi. Kurultay’da kürsüyü kullanan kadınlar çifte sömürüye baskıya, eşitsizliğe ve köleliğe karşı örgütlü mücadele çağrısı yaptılar. Yaşamın yarısından kavganın yarısına! Ağırlıklı olarak işçi ve emekçi kadın katılımıyla gerçekleştirilen kurultayda söz alan kadınların konuşmalarına ön hazırlık sürecinin motivasyonu ve havası yansıdı. Kurultay kürsüsünden “emekçi kadınlara toplumsal yaşamın her alanında örgütlenme ve mücadele!” çağrısı yapıldı. Konuşmalar arasında salondan “Kadının kurtuluşu sosyalizmde!”, “Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm!” sloganları yükseldi. Kurultay kürsüsünden sunulan tebliğlerin okunması ve serbest kürsü bölümünde yapılan konuşmalarda emekçi kadınların sendikalarda daha fazla ve etkin bir biçimde söz alması gerektiği ve bu hedefin önümüzdeki dönem emekçi kadın çalışması içerisinde, geliştirilmesi gerektiği belirtildi. İkinci bölüm “8 Mart” üzerine yapılan bir sunum ile başladı. SSGSS Yasa Tasarısı üzerine sunum gerçekleştirildi “Yaşamın yarısından kavganın yarısına” başlıklı sinevizyon gösteriminin ardından gece kondu yıkımları direnişçisi, Aymasan direnişçisi, Ümraniye Vİ-KO işçisi, işten atılan Castleblair işçisi, Emekli Sen Kartal Şubesi, Tersane İşçileri Birliği’nden konuşmalar yapıldı.

7


Kültür Sanat Köşesi

Kitap Tanıtımı:

“Demir Ökçe”

İrtibat

1900’lü yılların Amerika’sında gelişmekte olan sınıf mücadelesinin açığa çıkardığı temel eksikliklerden bir tanesi de, gelişmekte olan bu mücadeleye denk düşen yeterli bir sınıf yazının bulunmayışıydı. Jack London’un “Demir Ökçe” adlı romanı, tam da bu dönemde böylesine bir ihtiyacın karşılanmasına hizmet etmiştir. Bu açıdan Jack London’un bu eseri, toplumcu roman kategorisinde hak ettiği değeri bu gün de hala korumaktadır. Romanın büyük bir bölümünde romanın kahramanı Ernest Everhard’ın çevresinde iki sınıfın, işçi sınıfı ile burjuvazinin arasında yaşanan mücadelesi anlatılmaktadır. Bir kundura işçisi olan Ernest, devrimci kimliği ve örgütçülüğüyle çevresinde büyük bir dikkat ve ilgi çekmektedir. O dönemde gelişmekte olan sınıf mücadelesinin devrimci işçi önderlerinden olan Ernest, kendi çevresindeki profesörlerle, küçük burjuva ve orta sınıflara mensup insanlarla yaptığı tartışmalarda toplumun ve işçi sınıfının içerisinde bulunduğu durumun tek nedeni olan kapitalizmi her seferinde onların önünde yerde yere vurarak mahkûm etmektedir. Diğer yandan da sınıfa yeni katılan küçük burjuva aydınlarını örgütleme sırasında onları burjuvazinin tozpembe hayallerinden çekip alarak yaşamın bütün gerçek çıplaklığıyla yüz yüze bırakmaktadır. Kapitalizmin işleyişini ve işçi sınıfını nasıl devrimcileştirdiğini anlatan Ernest sistemin toplum üzerindeki yönetim biçimini tüm çıplaklığıyla ve açık bir dille anlatmaktadır. Kiliselerde verilen vaazlardan, üniversitelerde ve okullarda verilen eğitime, adalet sisteminden, askerin, polisin yaşanan emek sömürüsünün üzerini örtmek, gizlemek için nasıl da bir perde gibi kullandığını anlatmaktadır. Buna karşılık işçi sınıfının kapitalizme karşı yürüttüğü mücadelede yarattığı örgütlülüklerini ve öncü partisinin nasıl da sarmaşık gibi işçi sınıfın tüm birliklerinde örgütlendiğini anlatmaktadır. Çelikten bir kanat gibi sınıfını saran öncüsü, kapitalizmin demir ökçesinin tüm darbelerine karşın, kendini yeniden yaşamın tüm alanlarında var etmektedir. Ve Ernest’in bir burjuvaya dediği gibi; “Bizden kaçamazsınız. Emekçinin tarihin başlangıcından beri pislik içinde olduğu doğrudur. Sizin ve sizden sonra geleceklerin iktidarı süresince emeğin pislik içinde kalacağı da doğrudur. Sizinle aynı kanıdayım, söylediklerinize katılıyorum. Her şeyi tayin eden iktidardır, bu hep böyle olmuştur. Tarih sınıfların mücadelesidir; sizin sınıfınız eski feodal yönetimi devirdiği gibi, benim sınıfım içi sınıfı da sizi devirecektir. Biyoloji ve toplum bilimini de tarihi okuduğunuz kadar dikkatli okursanız, bu benim söylediklerimin kaçınılmaz olduğunu göreceksiniz. Bir yıl sonra mı olur, on yıl sonra mı olur yoksa bin yıl sonra mı, sonunda sizin sınıfınız mutlaka devrilecektir. Ve bu iktidar da başarılacaktır. Biz emekçiler ordusu dillerimiz ve de kafalarımız uyuşuna kadar bu sözü yineledik. “İktidar”, sözcüklerin şahıdır o”. Kısacası Demir Ökçe’de anlatılanlar her ne kadar yazarın kendi hayallerinde yarattığı şeyler olsa da o dönemki sınıf mücadelesinin atmosferinden etkilenerek yazılmıştır. Biz işçi ve emekçilere düşen görevse romanda anlatılan işçilerin yaptığı gibi bizlere açlıktan, yoksulluktan başka bir şey ver(e)meyen kapitalizme karşı işçi sınıfının kızıl bayrağı altında partimizin öncülüğünde sınıf savaşımını yükseltmektir. Yani iktidarı ele geçirmek için safımızı öncü partimizden yana belirlemektedir.

Sefaköy İşçi Kültür Evi

Sefaköy İşçi Kültür Evi İnönü Mah. Maslakçeşme Cad. No: 175 (0 212) 697 71 53

NEWROZ’DA “İŞÇİLERİN BİRLİĞİ HAKLARIN KARDEŞLİĞİ” ŞİARINI YÜKSELTELİM

Bu sene ülkemiz işçi emekçileri Newroz’u daha zorlu bir süreçte karşılamakta. Devletin Kürt halkına işçi emekçileri dönük imha inkâr asimilasyon politikalarının yoğunlaştı, sınır ötesi operasyon ve “terör” bahaneleriyle halklara bombaların yağdırıldığı, Kürt halkının haklarına taleplerine özlemlerine dönük saldırıların yoğunlaştığı, işçi emekçilere sosyal ekonomik iktisadi saldırıların yoğunlaştığı, Uluslararası düzeyde krizin giderek derinleştiği ve emperyalist işgallerin hakları katlettiği zorlu bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte düzenin Kürt sorununda ne kadar çözümsüz olduğunu, çözümden öte en ufak bir hak mücadelesine ne kadar tahammülsüz olduğunu, Kürt halkının talep özlem ve özgürlük mücadelesine cevabının her zaman kan bomba imha inkâr olduğunu bir kez daha gördük. Bir kez daha gerçek yüzünü kanlın elerlini bizlere gösterdi. Milyonlarca YTL’lik bütçelerle işçi emekçilerin kanlarını emerek sırtımızdan kazandıkları paralarla aldıkları bombalarla mermilerle Kürt halkının özgürlük mücadelesine son vermeye çalıştı. Bir yandan da kirli savaş politikalarıyla şehit edebiyatlarıyla yükselttikleri şovenist milliyetçi hislerle işçi emekçileri bir birlerine bu kirli zehirle düşman etmeye çalıştı. Bir kez daha işçi emekçileri kendi çıkarlarına yedeklemeye çalıştılar. Ülkede kendilerince ani refleks olarak yaratmaya çalıştıkları bir linç bilinci bir anlayışı yaratmaya çalıştılar. Sonuçta senelerdir beraber sömürülen beraber ezilen iki halkın bir birine düşman etmeye çalıştılar. Düzenin Kürt halkına yönelik düşmanca politikalarına yedeklenmenin işçi ve emekçilere faturası, kölelik zincirlerinin kalınlaşması, daha fazla sefalet, acı ve yokluk içinde bir yaşamdır. Çünkü bu düzen halkları bölüp birbirlerine düşman hale getirebildiği ölçüde varlığını sürdürebilmektedir. Ülkede yaşayan her ulustan işçi ve emekçilerin Kürt halkıyla birlikte Newroz alanlarında buluşması ve isyan ateşlerini yakması omuzlarında bir sorumluluktur. Onlara bir kez daha Newroz’un bir isyan günü olduğunu Dehaklarını zulmüne karşı direnişin günü olduğunu göstermemiz gerekir Yine düzen bu yılda Newrozun içini boşaltmaya mücadele özünden ayrı tutmaya sadece bir bahar bayramı düzeyine indirmeye çalışacaktır. Sermaye devleti bugüne kadar, tüm saldırılarında, gerici propagandalarında ve Newroz’un özünü boşaltmaya yönelik girişimlerinde başarı kazanamadı, bugün de kazanması mümkün değil. Zira Kürt sorunu bu devletin çözüm bulamadığı gibi, denetim altında dahi tutma yeteneğine sahip olamadığı bir kapsam ve dinamiğe sahiptir. Devlet ne kadar bastırmaya, ne kadar yok saymaya bombalarla mermiler yağdırsa da ve başka türlü göstermeye çalışsa da bunda başarılı olamayacaktır. Tüm bu saldırıları püskürtecek bertaraf edecek olan ezilen yok sayılan her ulustan işçi emekçinin bu isyan ateşini bu Newroz’da da beraber yakmasıyla olabilir. Newroz alanlarında yakalanacak böyle bir birliktelik ve birleşik isyan ruhu, tarihsel bir ölçekten çok güncel ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır. Zira, şoven-milliyetçi saldırganlığın toplum düzeyinde yarattığı tahribatlar ve bölünmeler egemenlere düzenlerini sürdürme bizlerin alın terlerini emeklerini daha rahat sömürme olanağı verdiği gibi, dışarıda da emperyalizmin dümeninde bir takım maceralara rahatlıkla girme olanağı sağlamaktadır. Bizleri kendi oyunlarına alet etmeye çalışmaktadırlar. Onların düzenlerinde kusursuz işleyen çarkları olmayalım Yeni bir Newroz'un ön günlerindeyiz. Newroz, Kürt halkının büyük bedeller ödeyerek ve büyük fedakârlıklar göstererek, ulusal özgürlük ve eşitlik mücadelesi ile özdeşleştirdiği bir gün. Newroz'u vesile ederek burjuva gericiliğinin imha ve inkâr politikasının karşısına daha kararlı bir biçimde dikilmek, Kürt halkının haklı ve meşru ulusal istemlerini daha büyük bir kararlılıkla savunmak,“Emperyalizme, faşizme ve şovenizme karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği!” şiarını daha gür yükseltmek bizleri ilerici güçlerin sorumluluğudur.

İşçi Bülteni Özel Sayı: 276 * Fiyatı: 25 YKr * Mart 2008 * Sahibi ve S. Yazı İşleri Md.: Gülcan CEYRAN EKİNCİ * EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. * Mollaşeref Mah. Millet Cad. 50/10 Fatih/İstanbul * Tel/Fax: 0 (212) 621 74 52 * * Baskı: Özdemir Mat Davutpaşa Cad Güven Sanayi sit C Blok No: 242 Topkapı İstanbul * 577 54 92

Emekçinin Gündemi Sayı 12  

Emekçinin Gündemi Sayı 12 - Mart 2008