Page 1

Sır değil, 2009’daki kişisel markalaşmanız için yalın ve önemli gerçekler

Murat Esenli 31.12.2008

1


Giriş Nasıl algılıyorsunuz? -

Zaman Yaşam Evren İnsan Kavramlar

Nasıl algılanıyorsunuz? -

Duruşunuz Mesajınız Hedefleriniz Katkınız Değeriniz

İş yaşamı için - Yönetici - Girişimci - Çalışan - İşsiz Özel yaşam için Siz Aileniz o Dar çerçevede o Geniş çerçevede - Dostlarınız - Arkadaş çevreniz - Sosyal ağınız -

Öğrenciler için -

Değer ölçümleme Hedef belirleme Kariyer Planlama Planlama

Şu prensiplerde anlaşalım. Sonuç; günlerden 31.12.2009 tebrikler, başardınız! 2


Giriş Kişisel markalaşma, hayatın ta kendisi. Bu konuda yazılan, çizilen ne varsa hepsi hatırlatmadan ibaret. Algımızı sürekli düzeltmeye, doğru şeylere odaklanmaya çalışıyoruz. Not alıyoruz, hedefler koyuyoruz, başarısızlıklar ve ardından gelen pişmanlıklar yaşıyoruz. Fakat asla pes etmiyor, tekrar silkinerek ayağa kalkıyor ve yola devam ediyoruz. İşte bu e-kitap da 2009 yeni yıl hediyesi olarak sizlere bir hatırlatma paketi olarak sunuldu. Marka Sizsiniz web sayfasında, altı aylık dönemde 100 adete ulaşan paylaşımlarda bu konuların bir çoğu masaya yatırıldı aslında. Arşivdeki yazılarımıza göz atın derim. Amaç kimseye, unu kuru tuzu kuru bir şekilde bilgi satmak, emir vermek değil. Acizliğimizi, fakirliğimizi hep beraber keşfetmek ve insan olmanın gücünü yaşama tam olarak yansıtmak.

Nasıl algılıyorsunuz? Zaman Bir ölçü, kıyaslama birimidir zaman. Geçmişi de geleceği de içinde barındırır. Bizi yutan, kapsayan, zorlayan, kısıtlayan bir üst etken gibi düşünmek yanlış. Düşüncemizde, bilincimizde fazlasıyla yer kapladığı için durdurulamayan şey olarak tanımlıyoruz. Ve baskınlığından korkuyoruz zamanın. Yaşamımızda görerek, dokunarak, düşünerek algıladığımız her şey irademize bağlı seçimlerimiz haline gelir. Zaman ölçüsünü düşman gibi değil yardımcı ekipman gibi düşünmeliyiz. Geçmiş ve gelecek kavramlarına takılmak yerine, bilinçli farkındalık ile “an” ın gücünü hissedelim. Verimli kullanma adına daha kısa periyodlara iş atayarak denemeler yapın. Ve bunu en az 40 gün uygulayın. Örneğin; her gün uyumadan önce 8 sayfa kitap okumak. Yabancı dili geliştirmek için uygun herhangi bir yerde 15 dakikalık ilgili olduğunuz konuda podcast dinlemek. Büyük planlarınızın adımlarını odaklanabileceğiniz, kısa ama sürekli zaman dilimlerine bölerek atın. Ve sürekli ölçün. Size zaman kaybettiren, gereksiz düşnce, kişi ve hadiselerden olabildiğince uzaklaşın, kaçın. Bu kişi eşiniz dahi olsa uygun, nazik bir dille “hayır” deyin. Zaman ile yarışmayın, ondan şikayet etmeyin. Aksine onunla konuşun, anlaşın. Yaşam Yaşam yaratılış ile başlayan ve hala da yenilenerek devam eden süreç ve bir de sonu vardır tabi ki. Ya da öteki dünyaya dönüşümü diyebiliriz. Varlık alemindeki her hangi bir canlıyız ama insan olduğumuz için özelliklerimiz diğer canlılardan fazlasıyla üstün.

3


Bu üstün özelliklerle, imkan oldukça yaşamı daha dolu dolu hissetmek gerek. Sadece işe, paraya, hırslara odaklanarak değil de en saf şekilde yaşamın kendisine odaklanmak gerek. Bunun bir nimet olduğunu ve bizden bir şeyler beklendiğini bilmek gerek. Yaşamın her noktasında bir denge var. Ne verdiğiniz, neler düşündüğünüz, hangi bilgiyi aksiyona dönştürdüğünüz önemli. Yaşamda kişisel bir duruşumuz var, başlı başına evren gibi özelliklere sahibiz. Ama evrene baktığınızda varlık aleminde küçücük bir nokta gibi kalırız. İster yoga yapın, ister nefes egzersizi, ister ibadet, ister sufi bir yaşam. Ne yaparsanız yapın ama bilinç evinize dönerek kendi yaşamınızla sürekli irtibatta kalın. Ne başkalarının yaşamına, ne büyük çarklara, ne de hayal alemine takılıp kalmayın. Evren Ölçülerini bilemeyeceğimiz bir kavram. Zaten sürekli de genişliyor, bu da yaratılışın devam ettiğine bir delil. İnsan evrenin özü, çekirdeği gibi. Doğası da benzer, fiziği de. Her ikisini de yöneten biri var tabi ki. Ne insan başıboş davranabilir ne de galaksiler, gezegenler. Zaman ve yaşam algımızın kapladığı bir alan. Uzay boşluğundan, gökteki yıldızlara kadar onlar da yaşamı solukluyorlar. Başka canlıların, başka boyutlarda olabileceğini biliyoruz artık. Bize küçük olduğumuzu ve kendisini örnek almamız gerektiğini hatırlatıyor sürekli. Evreni anlamak için fizikçi ya da astronot olmaya gerek yok. Ama gerçekliğini kabul ederek nasıl bir düzenle çalıştığını anlamak ve kendimize yorumlamakta fayda var. İnsan En güzel özelliklerle donatılmış varlık, insandır. Bu özellikleri ya iyi yönde kullanır, gelşitirir ve hem kendisine hem çevresine faydalı eserler sunar. Ya da aksi yönde, nefsine uyarak kötülükler konusunda uzmanlaşır. Genelde nankör, zalim, cahil gibi ifadeler kullanılır insan için. Temel kurallara uymayınca gerçekten bu şekilde bir yaşam sürer insan. Genetik kodlamasını, karakter ve kişilik özelliklerini anlamadan koşturur yaşam karmaşasında. Her düşünce vasıtasına atlayarak nerelerde gezdiğini, nasıl davrandığını kendisi dahi anlamaz. Değişime direnir, olanı, alışık olduğunu tekrar eder durur. Aklın kalp yanında küçük bir bilgi sandığı olduğunu anlamaz. Yani kalbiyle düşünmez, her şeyi matematiksel ifadelere ve boyutlara hapseder. Gururunu yıkılmaz bir heykel gibi görür, tüm yaşamının kendi hükmünde olduğunu zanneder. Düşüncelerini, algılarını “en doğru” zannederek çevresine baskı kurmaya çalışır. Hedeflerine ulaşmak için her yolun, her yöntemin uygulanabileceğini zanneder. Gerçekten kendini keşfetme yolculuğuna çıkan insan ise içindeki iyiliği, güzelliği, geleceği doğru anlamlandırma yeteneğini bulur ve davranışlarına bu şekilde yön verir. Yaratıcının tüm özelliklerinin yansıması hem evrende hem de insanda mevcuttur. Keşfetmek, geliştirmek ve doğru kullanmak irademize bağlı.

4


Kavramlar Kendimizle ve başkaları ile iletişim kurmak için bir “dil” kullanıyoruz. Ve bu dili de bilincimizde yer etmiş belli kavramlar üzerine inşa ediyoruz. Tüm bunları da yaşamda genellemeler yaparak kullanıyoruz. İnsanları, olayları, fikirleri sınıflandırıyoruz. Çocukluğumuzdan, geldiğimiz güne kadarki eğitimimiz, sosyal çevre faktöü, genlerimizden gelen kayıtlar bu kavramları nasıl algıladığımızı belirliyor. Örneğin, kazanmak-kaybetmek, şanslı-şanssız, iyi-kötü, başarılı-başarısız v.s. gibi. Sanki kaderimizi kendimiz yazmışız, on yıl sonra ne olacağını biliyormuşuz gibi kesin hükümlere varıyoruz. Bu şekilde düşünüyor ve davranışlarımıza yön veriyoruz. Uzlaşma, sizin için en iyi çözüm aracı iken başkaları için ise yenilmişlik duygusu verebilir. Hırs sizin için en önemli motivasyon aracı iken başkalarına göre maymun iştahlılık ya da olmayacak duaya amin demek düşüncesini oluşturabilir. Tüm stratejiler, tüm planlar zihninizde oluşan bu kavramların şekillenmesi ile hayat bulur. Deneme yanılma yolu ile öğrenirsiniz yanlış ya da doğruluğunu. Bir kavramı herkes farklı algıyabilir. Sizin doğrunuz başkaları için yanlış olabilir. Önemli olan bilgi, tecrübe, sorgulama ve takip çerçevesinde hangi kavramı nasıl algılamış olduğunuzu ve size ne fayda sunduğunu bilmeniz. Toplumsal bilinç de bu şekilde oluşur. Medya da yönlendirir, savaşlar da. Kişisel markalaşma kavramı için okuduğunuz bu yazı, algılamanıza uygun olarak beklentinize cevap vermeyebilir örneğin. Nasıl algılanıyorsunuz? Duruşunuz Hangi yaşta olursanız olun, yaşamda sergilediğiniz bir duruş var. Bakışınızla, konuşmanızla, hareketlerinizle, fikirlerinizle, iş yapma yöntemleri ile v.s. Bir yerde adınız anıldığında insanların zihnine tüm bu özellikleriniz gelir ve bir mesaj haline dönüşür. Yeni tanıştığınız kişi dahi ilk saniyelerde, ilk dakikalarda size “etiket” yapıştırmaya başlar. Diyebilir misiniz “öyle değil, şöyle düşün, ben buyum” diye? Hayır. Tamamen başka bir kişiliğe de dönüşemeyeceğinize göre duruşunuzun nasıl algılandığını bilmek ve önlem almaktan başka çareniz yoktur. Uzun süreli bir yatırım planı gibi düşünün. Ve girdileri, parametreleri çok fazla. Nasıl konrol edeceksiniz? Genel anlamda şöyle; -

Önce nasıl algılandığınızı keşfedeceksiniz.

-

Neden böyle algılandığınızı, hangi davranışlarınızın nasıl yorumlandığını tek tek inceleyeceksiniz.

5


-

Düzeltmek için kendinize uygulanabilir hedefler koyarak planlama yapacaksınız.

-

En önemlisi kişisel marka duruşunuzun ne kadar önemli olduğuna baştan inanacaksınız.

Bu gibi temel prensipler çerçevesinde detaylar daha rahat uygulanacaktır. Yazının devamında detaylar olacak.

Mesajınız Bakış, duruş, davranış, konuşmak ve hatta uyumak gibi davranışlar dahi fiziksel, organik, biyolojik tarzda iletişim dünyamızı oluşturur. Çevremizdeki her şeyin bir şeye etkisi, bir biri ile ilgisi var ve belli bir düzende devam eder. Yaşamdaki duruşumuzda anlattığımız gibi çevremiz bizden sürekli mesaj alır, yorumlar, tepki verir. İnsanın en başta kendisine sürekli hatırlattığı mesajlar olmalıdır. Örneğin bu yazıda anlatılanlar gibi. Bir de çevresine ne mesaj verdiğini bilmek ve bunu gerekiyorsa düzeltmek, geliştirmek zorundadır. Tutarlı, sürekli, mantıklı, faydalı mesajlar algıyı güçlendirir. Ve kişisel markanızın verdiği bir söz halini alır. Güvenilir, çalışkan, uyuşuk, patavatsız, vizyoner, iş bitirici, uzlaşmacı v.s. gibi. Üzerinize etiket gibi yapışan bu mesajlar iletişiminizde önemli rol oynar. Doğru anlaşılmanıza yardımcı olur. Tutarsız, süreklilik göstermeyen davranışlardan çıkan mesajlar da markalaşma ibrenizi aşağıya doğru çekmeye başlar. İster internet dünyasındaki sosyal medyada, ister arkadaş çevrenizde kim olduğunuz algısı bu mesaj algıları çerçevesinde oluşur. Kendinizi en kısa şekilde tanıtsanız “elevator speech” şeklinde ve bir karşılaştırsanız çevrenizde algılanan mesaj ile. Ne farklar bulacaksınız, neler. Sorun, anlattırın, tepkileri ölçün ve bunu sürekli yapın. Hem kendinize, hem de çevrenize doğru, sizi olduğunuz gibi anlatan saf, en net mesajı verin. Tabi ki hedefleriniz ve çabalarınızla birlikte. Hedefleriniz Nefes alıp vermemizin dahi bir hedefi var, yaşamak. Yaşamın içinde de kendimizle ilgili, ailemizle ilgili, işimizle ilgili sürekli hedefler koyarız. Ya da başkalarının hedeflerine uymak zorunda kalırız. İnsan ümitsiz yaşayamaz. Ümit de, hedeflerimizi elbet bir gün gerçekleştireceğimizi bize sürekli fısıldayan bir kavram. Kişilerin hedefleri, toplumların ve milletlerin hedeflerine yansıyor. O nedenle tarihin her döneminde insan faktörü en önemli rolü oynamıştır. Proje planını bilirsiniz. Adam, saat hesabı ile hem son tarih, hem de maliyetler ortaya çıkar. Ama dikkat edelim lütfen, saatten bahsediyoruz. Ben daha da ileri giderek dakikaları, saniyeleri ele alalım ve hedeflerimizi bu şekilde yönetelim diyorum. Orta ve uzun vadede büyük hedeflerimiz olacağı kesin. Fakat günlük ve haftalık alt hedefleri kendimize sürekli hatırlatmalıyız. Örneğin bazı hedefleri ele alalım.

6


2015’te şu konuda dünya çapında uzmanlaşmış ve şu kadar para kazanmış olacağım. 2010’da blogumdan ve o konuda başlattığım girişimlerden şu uzmanlık seviyesine ve şu gelire ulaşmış olacağım. 2009’un her ay sonunda bloguma en az 15 yazmış olmalıyım. Her ayın başında e-bülten göndermeliyim. Yıl içinde en az üç konferansa konuşmacı olarak çağırılmalıyım. Amatör dahi olsa yıl içinde en az 6 eğitim vermeliyim. V.s. Ve tüm bunlara bakınca haftalık, günlük ve saatlik planınınızı yapmak zorunda olduğunuzu görürsünüz. Yemeğe, eğlenceye, ailenize, eğitiminize, kitap okumanıza, hobilerinize, girişiminize, sosyal networkünüze v.s. bir çok şeye her gün ne kadar zaman ayırdığınız daha önemli hale gelecek. Bu uygulama kriterlerinden sonra hedeflerin nasıl olması gerektiğine kısaca bakalım. -

Öncelikle doğru, uygulanabilir olmalı. Hırslarımızın, başkalarının, yanlış algımızın zorlaması ile olmamalı.

-

Sizin için önemli kişilere danışılarak alınmış bir karar olmalı.

-

Destek ortamı oluşturulmalı, yalnız ilerlemek zordur.

-

Yukarıda anlattığımız şekilde ayrıntılı hem zaman, hem uygulama planı olmalı.

-

Sürekli ölçülebilmeli, katkısı kısa vadede az dahi olsa görülebilmeli.

-

Öncelikle sizin iç huzurunuza, sonra da tüm insanlara, yaşama bir katkısı olmalı.

-

Başarısız olabileceğini düşünerek değişitirilebilir, dönştürülebilir, esnek yapıda olmamalı.

-

Uygulanamayan hedeflerini sonunda hiçbir zaman ölüm olmayacağı unutulmamalı.

-

Başka hedeflerle paralel uygulanabilir, hatta onları da tetikleyebilir olmalı.

Hedeflerine bu şekilde sahip çıkan, kararlı bir şekilde sebat eden kişinin çevresi tarafından ne kadar saygın bir kişi olacağını tahmin edersiniz. Duruşunuz, mesajınız ve hedeflerinizle birlikte kişisel markalaşmanızın doğru algılanması için olmazsa olmaz maddeleri uygulamış olacakasınız. Katkınız Vermek, almak meselesi. Vermeyince alamıyorsunuz yaşamdan. Israrla fayda sunmaz, girdileri çoğaltmazsanız çıktılar da az ya da verimsiz oluyor. Her düşüncemiz, her davranışımız kişisel ve toplumsal bir yatırım olarak karşımıza çıkıyor. Zaman kavramı ile bunu ölçebiliyoruz. 7


Eğitiminizden, ailenizden, arkadaşlarınızdan aldığınız her şey gelecek yıllarda işinize yarayabiliyor ya da aksine kişisel markanızı yerlerde süründürebiliyor. Yeni tanıştığınız bir kişi katkı, fayda, katma değer seviyenizi anında anlıyor ve networküne dahil edip etmeyeceğine karar veriyor. Biz de başkaları için öyle yapıyoruz. Sürekli bir beklenti içindeyiz. Gözlerimizden, konuştuğumuz kelimelerden, davranışlarımızdan çok rahat anlaşılıyor bu durum. Fayda odaklılık için bazı öneriler; -

Öncelikle potansiyelinizi bilin ve bunu sunmaya kararlı olun.

-

Nabza göre şerbet verin, her şeyi her yerde, herkese sunmayın.

-

Faydayı ilk önce karşılık beklemeden siz sunun, yine sunun. Olumlu tepki yok ise ne zaman duracağınıza karar verin.

-

Gösteriş için gururlu bir tavırla fayda sağlamaya çalışmayın. Hemen anlaşılır ve itici olursunuz.

-

İster internet ortamında ister sosyal çevrenizde anlattıklarınızın gerçek bilgi değerini, işe yarayıp yaramadığını ölçün.

Birlikte öğremeye, denemeye mecburuz. Doğduğumuzda bize bir bilinç ya da bilgi hapı yutturulmuyor ki bizi belli bir süre idare etsin. Paylaşmanın, fayda sunmanı önemi de buradan geliyor. İnsanlar için daha fazla ne yapabilirim diye uğraştıkça, aslında başkaları da sizin için bir şeyler yapmaya başlayacaktır. Bu da kişisel markalaşma için en doğal yöntemlerden biri olur. Değeriniz Şu okullarda aldığımız notları, çevremizden gelen acımasızca ve yıkıcı tarzda eleştirileri unutalım artık. Bilgimizi, tecrübemizi, çevremize ne kadar faydalı olduğumuzu önce biz ölçelim. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız tüm özelliklerle birlikte ortaya bir marka değeriniz çıkıyor, o şekilde algılanıyor ve karşılık görüyorsunuz yaşamdan. Bu değerin farkında olmak için oturun ve hikayenizi gerçekten yazın. Hem kronolojik olarak, hem de içini dolduran yaşam hikayecikleri ile. Hangi yaşta olursanız olsun hatanızla sevabınızla bir karne ortaya çıkar. Bazı konularda iyi, bazılarında ise çok kötü olduğunuzu göreceksiniz. Objektif davrandı iseniz, emin olun çevreniz de sizi o şekilde algılıyordur. Değer belirlemek, geliştirmek ve doğru şekilde sunabilmek için bazı öneriler; -

Öncelikle bir insan olarak kişilik özelliklerinizle birlikte yaşamdaki duruş değerinizi anlayın.

8


-

Hangi konularda kötü ya da çok kötü olduğunuzu belirleyin. Ve bunu bazı güvendiğiniz kişilere de onaylatın.

-

Örnek alın, okuyun, gezin görün. Başkalarının davranışlarının toplumda nasıl kabul gördüğünü iyice irdeleyin.

-

Hangi alanlarda iyi iseniz ister iş anlamında ister fayda anlamında, o konularda daha da uzmanlaşın.

-

Değerinizin ne olduğunu iyi ifade edin ve sürekli ama mütevazi bir şekilde insanlara sunun.

-

Kişisel markanızın ticari bir marka gibi hedef kitlede algı oluşturduğunu ve toplamda oluşan değerin ön plana çıkacağını unutmayın.

Her insan, insan olduğu için değerlidir. Kimileri elmas olmaya doğru yol alır, kimileri de kömürleşmeye. Tercih sizin.

İş yaşamı için Yönetici Ne zordur yönetmek, kendini dahi yönetmekte zorlanan insan için. Yüzlerce, binlerce çalışan ve bu sayının kat kat fazlası müşteriler, sürekli sizden bir şeyler bekler. İş yaşamı zaten yeterince çıkar ve politik savaşlar ile doludur. Ama para da tatlıdır değil mi? Kariyer yaşamında yükselmek, CEO v.s. olmak hayalleri süsler durur. Herkes dikkat etmeli fakat özellikle yönetim kademesindekiler kişisel markalaşma süreçlerine daha fazla önem vermeli ve sürekli ölçmelidirler. Yani, yine öncelikle doğru yönetilmesi gereken şey kendimiz oluruz. Gelin şöyle bir sorgulama yapalım, durumu anlamak için; -

Yönetmek ile iş yapmak arasındaki farkı anladık mı?

-

Hem çalışan, hem de yönetim bakış açılarını doğru algılayabiliyor muyuz? Yoksa iki arada bir derede mi kaldık?

-

İş süreçlerine yeterince hakim miyiz yoksa oturduğumuz yerden ahkam mı kesiyoruz?

-

Önceliklerimizi doğru belirleyerek kılı kırk yararcasına zaman planımız var mı?

-

Yönetici olduk, bilmem ne kadar maaş alıyoruz diye burnumuz havalarda mı geziyor. Mütevazilik ölçümüz ne?

9


-

Çalışanlarımıza koçluk, liderlik yapabiliyor muyuz? Yoksa hep işi mi sorguluyoruz? Gün içinde kaç kez hal hatır sordunuz, aileleri hakkında konuştunuz, gözlerinin içine bakarak bir dertleri olup olmadığınızı anlamaya çalıştınız.

-

Kendimizi geliştirmek için gerekli eğitimleri alıyor muyuz. Yoksa “olmuşuz zaten” diyerek kendimizi mi kandırıyoruz.

-

Yönetim ve çalışan algısına göre iletişimimize özen gösteriyor muyuz? Net, pratik, yalın, çözümcü, uzlaşmacı özelliklerimiz hangi seviyede?

-

Gerçek liderliği, koçluğu özel yaşamdaki yakınlarımıza ne kadar sunabiliyoruz? Yoksa işteki stresi onlara mı yayıyoruz, daha çok para kazanacağız diye?

-

Kariyer hedeflerimizi sürekli gözden geçiriyor ve yeterli çabayı gösteriyor muyuz?

Balık baştan kokar sözü yöneticiler için ne kadar da uygun bir benzetme. Oturduğumuz koltukta diken üzerinde değil isek o şikete ve çalışanlara katkımız yok demektir. Sorumluluk ve işi sahiplenme bilinci bizde ne kadar ise çalışanlarımızda da o kadar olacaktır. Kriz dönemlerinde daha dikkatli ama sakin olmak gerekiyor. Olan işi, müşteriyi koruma ve tasarruf önlemleri çerçevesinde şirkete daha fazla katma değer sunmak gerekir. Ümitsizliğe kapılmadan, daha çok yeni fikirler üreterek zor zamanlar atlatılır. Şirket krizden güçlenerek çıkıyor ise, bu yöneticiler için de geçerli olacaktır. Sürekli vicdan, hakkaniyet muhasebenizi yapın. Oturduğunuz koltuğun, aldığınız maaşın hakkını fazlasıyla vermeye çalışın. Samimi olun, yapay davranışlar markanıza zarar verir. Bilginizi, tecrbenizi paylaşın. Ve son olarak yerin altında, bir zamanlar o koltuklarda sizin gibi oturan çook kişinin olduğunu unutmayın. Girişimci 2009, girişimciler, girişimci olacaklar için pek kolay geçeceğe benzemiyor. Girişimcilik, öyle her benim diyen kişinin cesaret edemeyeceği, sonucu ne olursa olsun takdire değer bir davranış. Önemli olan bu heyecanın dozunu kaçırmamak. Hırslarının, algıların esiri olmamak. Önce projesi olan, planını yapmış ( çok basit değil ) kişiler için sorgulamalar, öneriler. -

Her fikir illa ki projelendirilerek hayata geçirilecek diye bir şart yoktur. Önemli olan projenize sizin değil, hedef kitlenin inanıp inanmadığıdır.

-

Gerçekten girişimci olmak zorunda mısınız? Yoksa garaj hikayelerine mi kandınız? Geç kaldığınızı düşünüp durmayın. Doğru zamanı kollayın ve ticareti öğrenin, ticareti.

-

Yalnız iseniz, yatırımcı bulmak için ne yaptınız? Gerekli sunumları, planları hazırlayarak girişiminizin ne kadarını uygulamaya aldınız? 10


-

Finansal planlamanız ne durumda? Özellikle kriz döneminde. Acele etmek yerine şirket kurmadan, masraf yapmadan projenizi kendiniz geliştirmeyi ne kadar denediniz?

-

Başka bir işle birlikte bir süre daha yürüyebilecekse neden istifa etmeyi düşünüyorsunuz ki?

-

Davulun sesi uzaktan hoş mu geliyor? Yakından dinleyenlere sorun derim.

-

Hem B planınız olsun hem de kariyer yaşamına nasıl geri dönebileceğinizle ilgili senaryolar.

-

Şu ana kadarki sosyal networkünüz, sizi bir yerlere taşıyacak kapasitede mi? En zor zamanınızda size destek verecek kaç kişi var çevrenizde? Eğer bu sorgulamadan başarı ile geçtiyseniz “yürüyün”, yürümek ne demek “koşun” derim. Projesini hayata geçirmiş ama krizle karşı karşıya gelmiş, 2009’da ne yapacağını kara kara düşünenlere de şu önerilerim olacak.

-

Krize karşı hazırlıklı olmak adına bir şeyler yapmış olduğunuza eminim. Fakat yeterli olmayabilir. Satınalma, satış, stok ve finansal planlamanızı tekrar gözden geçirin.

-

Yeni müşteriyi kazanmak daha zor olacak, sadık müşterilerinize odaklanın. Maliyet yaratmadan daha fazla müşteri memnuniyetini hedefleyin.

-

Tüm masraflarınızda en az % 20 nasıl tasarruf edebileceğinizi tekrar, tekrar, tekrar düşünün. Bulacağınıza eminim.

-

Çok zorda kalmadıkça işten kimseyi çıkarmayın. Olacak ise de saygılı ve hakkaniyete uygun şekilde olsun.

-

Boş zamanlarınızda uzun vadeli hedefler için çalışmalara ağırlık verin. Satış yok diye kimse boş durmasın.

-

Gereksiz, oyalayıcı iş ve kişilerden uzak durun.

-

Kanaat edin ve büyüme planınızı bu çerçevede tekrar ele alın.

-

Satışı artırmak için daha kısa vadeli, gerilla usulü stratejilere odaklanın.

-

Her ne olursa olsun kişisel markalaşma yolunda adımlar atın. Ekibinize de aynı tavsiyelerde bulunun.

-

Kötüyü değil iyiyi ve güzeli düşünün. Her şeyde bir hayır olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.

11


-

Özel yaşamınızdaki huzurunuzu hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyin.

Daha önce girişimden batarak çıkan biri olarak yaptığım yanlışları sıralasam, buradan size kadar yol olur. Ayrıntılara takılmadan büyük resme ve gerçek hayat projenize bakabilmeniz önemli. Sürekli bir yarış ve hırs baskısı altında kalmayın. Başarılar. Çalışan Sadece kriz dönemlerinde değil aslında her zaman için “siz” ve işiniz önemli. Kariyer dünyasının hangi noktasında olursanız olun, gerekli ve yeterli sorumluluğu gösteremezseniz sonuç kötleşir. Ve her noktada, işimizi sevmesek dahi çok iyi yapmalıyız ki bizi güzel yerlere taşısın. Çok çalışmak tabi ki önemli fakat bir o kadar da akıllı, verimli, stratejik çalışmak önemli. 2009’da şu maddeleri atlamayın; -

Her zamanki gibi işinizi çok iyi hatta daha fazlasını yapmaya devam edin.

-

Hak ettiğiniz karşılığı bir türlü alamıyorsanız ya usulünce, kovulmayacak şekilde dile geitrin ya da daha iyisini bulana kadar sabredin.

-

Sadece maaşa odaklanmayın, bir şirket nasıl yönetilir anlamaya çalışın, öğrenin, tecrübenizi artırın.

-

Yönetimle her iletişiminizde konuya onların bakış açısı ile bakmayı deneyin.

-

Daha katılımcı olun, öneriler sunun, fayda sağlayın.

-

Başarılarınızın reklamını yapın. Uygun bir şekilde, yalakalık yapmadan yönetimin görmesini sağlayın.

-

Kişisel tasarruf tedbirleri için alışkanlıklarınızdan vazgeçin.

-

Okuyun, öğrenin, eğitimler alın ve kendinizi geliştirmeye devam edin.

-

Orta ve uzun vadede hangi noktaya gelmek istediğinizi sürekli hatırlayın ve az da olsa bu konuda her gün bir şeyler yapın.

-

Hem iş yerinde, hem iş dışında sosyal networkünüzü genişletin, iletişiminizi artırın.

-

İşkolik olmayın, yaşamın gücünü hissetsin.

-

Sürekli iş değiştirmeyin, sabırlı olun, yanlış kararlar vermeyin.

12


-

Çözmcü ve uzlaşmacı olun. Sorunları daha yalın bir mantıkla düşünün.

Bu maddeler uzayıp gider. Sonuçta kişisel markalaşma sürecinde en fazla yer kaplayan olgu, iş yaşamınızdır. Geçiminizi de buradan sağlarsınız. Her iş gününü kendiniz için bir yatırım fırsatı olarak görün. Başkalarına kulak asmadan ama dinleyerek, danışarak işinize devam edin. Motivasyonunuzu kıran, kötümserlik aşılayan, başarısızlık kokan kişi ve durumlardan uzak durun. İşsiz Üzgünüm durumunuz için, ama ümitliyim de. Krizden dolayı mı yoksa başka nedenlerle mi işsiz kaldınız bilemiyorum. Ama kaderdeki bir adım olarak görmek ve değerlendirmek gerek. Çıkış yolları için bazı sorgulamalar ve beraberinde öneriler aşağıda; -

İşten ayrılma ya da çıkarılma nedenlerinizi gözden geçirerek kişisel hatalarınızı tespit edin. Ama ona buna kızmayın lütfen. Neyi, daha iyi yapabilirdiniz ona bakın. İleride çok işinize yarayacak.

-

Özgeçmiş ve kapak yazınız hazır olsun. İligili danışmanlık firmalarına gönderin ve insan kaynakları sitelerine ekleyin.

-

İnternetteki sosyal ağ sitelerinde profilinizi en doğru şekilde yansıtın ve networkünüzü geliştirmeye devam edin.

-

Bezgin bir şekilde eve kapanmayın. Dostlarınızla durumunuzu paylaşın, maliyet getirmeyecek şekilde sosyal hayatın içinde olun.

-

Tecrübelerinizi, uzmanlığınızı bir blog aracılığı ile de olsa paylaşın. Kişisel marka duruşunuzu yansıtacaktır.

-

Nereden ne çıkacağı belli olmaz. Önemsiz gibi görünen fırsatları dahi değerlendirmeye alın.

-

Networkünüz ile daha sıkı bağlantıda olun, vefasızlık yaptığınız kişileri arayın hal hatır sorun. Bunu her zaman yapmalısınız zaten.

-

Kimse istemez ama, piramitin neresinde olursanız olun daha düşük seviye ve maaş ile sıfırdan başlamaya kendinzi hazırlayın.

-

Farklı işler yapabilme beceriniz var ise sektör bağımlısı olmayın. Farklı sektörler de size çok şey öğretir.

-

Maddi açıdan çok zor durumda iseniz geçici olacağını düşünseniz dahi hazır fırsatları değerlendirin.

Bunları söylemesi kolay tabi diyeceksiniz. Size hak veriyorum ama bunların tersini yaptığınızda da elinize bir şey geçmeyecek ki! Aksine durumunuz daha da kötüleşecektir. 13


Bu yazıda, en başta bahsettiğimiz bazı kavramlar ve algı dünyası ile igili yazıları tekrar okumanızı öneririm. DUrumunuzu o şekilde yorumlayın. Kişisel markanızın değerini başkaları bilmese dahi siz bilin ve tekrar harekete geçin. Evde, battaniyenin altına saklanmayın, televizyona ya da internete hapsolmayın. Özel yaşam için Siz Her insanın kişiliği, karakteri ve tabi ki kader çizgisi farklıdır. Bir insan kainata benzetilir, özellikleri, kabiliyetleri ve doğası nedeniyle. Hem bağımsız bir güç gibi, hem de bir çok etkiye maruz kalarak yaşama devam eder. Bu kadar farklılık ve özgürlük, zaten bir insanın kişisel marka duruşunu ortaya koymaya yeter. Önemli olan da bu değerleri fark edebilmek ve kullanabilmektir. Bekar olun, evli olun, çoluk çocuk sahibi olun, isterse on binlerce çalışanınız olsun. Ne olursanız olun nihayetinde kendine özel bilinç dünyası olan, bir çok alt kişiliğe sahip bir insansınız. Fakat günlük koşturmaca içerisinde otomatiğe bağlanmış gibi, kendimizi fark etmeyerek bir şekilde savruluruz oraya, buraya. Neyi, nasıl düşündüğümüz, ne şekilde algılayarak davranışlara dönüştürdüğümüz ve bu davranışlar sürekli yapıldığında nasıl refleks haline geldiğini hepimiz biliyoruz. Kişisel markalaşmamızın virütik düşmanları olan unutkanlığımızı, ataletimizi, bencilliğimizi nasıl yenebiliriz? Şunu yapalım, bunu yapalım diyerek detaylarda kaybolmamak gerek. Yaşam, insan, zaman, yaratılış ve yansıma gibi kavramların ne olduğunu anlamaya çalışarak hareketlerimizi bir bütünün parçası olarak düşünmeliyiz. Ve her birinin bir şeyleri etkilediğini, tetiklediğini unutmamak gerek. İşte bazı önemli noktalar; -

Kendimize yeterli önemi vermiyoruz. Bozuk para gibi harcıyoruz. Halbuki her insanın bir marka değeri vardır. Kendini sevmeyen insanı başkalarının da sevebileceğini hiç zannetmem. Öncelikle bu değeri sürekli fark edebilmek için hatırlama yolları bulmalıyız.

-

Evrendeki devinime göre bizim yaşam hızımız aslında çok kısa, saniyelerle ifade edilir. Yıllar bize her ne kadar uzun gelse de. Bu noktada ne kadar aciz olduğumuzu anlamalı ama yaşam nimetini en verimli şekilde kullanabilmek için çalışmalıyız. Çünkü başka bir yaratıkta bu özellikler yok.

-

Bebekler enerjisini hiç boşa harcamıyor. Ağlıyor maması veriliyor, altı değiştiriliyor, gezdiriliyor. Öğrenmek istiyor, öğreniyor. Çünkü karışanı çok az. Fakat bilgi, bilinç, düşünce, çevre etkisi arttıkça hep doğruyu seçmekle uğraşıyor insan. Ya da aklına eseni yapıyor. Doğruyu, doğru şekilde istemek ve doğru şekilde uygulamak gerek. Negatif enerjilerden uzak durmalı, olumsuz, kötümser düşüncelerden ve gereksiz bilgi yığınından kaçmalıyız.

14


-

Gereksiz ya da imkansız, ütopik hedeflere takılmamak gerek. İster internet projesi yapın, ister manav olun fark etmez. Önce hayat projenizi ele alın. Sizin için en değerli olan 5 madde yazın ve bu çerçevede hedeflerinizi tekrar gözden geçirin.

-

Yalnızlık çekiyoruz. Çevremize yapmacık davranışlar sergileyerek çok sevildiğimizi, ne çok eğlendiğimizi düşünüyoruz. Çıkar dünyasının çarkları arasında biz de bir dişli olarak yerimizi alıyoruz. Her hangi bir zorlukta, sıkıntıda, depresif durumda asıl yardımın içimizden gelmesi gerektiğini anlıyoruz. Ve manevi olarak kalbimize, aklımıza işe yarar bir şeyler dolduramadığımızı fark ediyoruz. İlişkiler dünyasında kendinizi kaybetmeyin, doğru yerlerde, doğru kişilerle, uygun zamanlarda iletişime geçin. Ve hiçbir iletişimin sizi kendinizle olan iletişiminizden koparmasına izin vermeyin.

-

Faydalı olmayı önceki konularda anlatmaya çalıştık. Bunu bir emir olarak algılayın. Her hareketinizin size, çevrenize ve tüm varlığa ne faydası var? Düşünün, sorgulayın.

-

Ne toplumsal geçmişinizi, ne de kişisel tarihinizi unutmayın. Başarıları da, hataları da not edin, hatırlayın, gençlere anlatın. Yaşamımız tekrarlardan ibaret sanki. Çünkü beynimizin arka lobu dahi bizi buna zorluyor. Bildiğimiz, alışık olduğumuz şeyleri yaptırmaya çalışıyor. Ön lop ise tam tersine “yeni, yaratıcı, innovatif olanı yap” diyor.

-

Başarının yolu süreç takibi ve sonuç kontrolünden geçer. Analizin gücünü keşfetmek gerek. Saniyelerin toplamı, harflerin toplamı, adımların toplamı, anlık düşüncelerin toplamı bizi bir yerlere ulaştırır. Ulaştığınız bir çok yerin yanlış olduğunu göreceksiniz. Hedeften sapmadan, daha kısa, daha kısa aralıkları inceleyin. Hataları oralarda bulmaya çalışın. İş dünyasında da bu geçerli, özel yaşamda da.

-

Niyetleriniz, dilekleriniz düşüncelerinize ve dolayısıyla hayatınıza yön verir. Her kötü düşünce zihni bulandırır, kötü tavırlar da kalbinizi kapkara bir taş haline getimeye başlar. Emin olun ki temizlemek çok zordur. Bakın dini argümanlardan bahsetmiyorum bir insanın içindeki iyilik, sabır cevherinden bahsediyorum.

İster bu maddeleri örnek alın isterseniz oturun kendi maddelerinizi yazın. Ama ne olur kendinizden uzaklaştığınız anda bir alarm sisteminiz olsun. Sürekli aldanıyoruz, gördüğümüz, algıladığımız her şeyin doğru, gerçek, faydalı olduğunu düşünüyoruz. Aslında bu dünyadaki her şeyin de bir yansımadan ibaret olduğunu kavrayamıyoruz.

Aileniz Dar çerçevede Aile, kutsal bir daire. Ortak genlerden, ortak kültürlere varana kadar her bireyi, et tırnak şeklinde bir biri ile bağlantılı. Ama her insanın kişiliği ve kaderi de farklı. Anne, baba olmayı, çocuk o duruma gelince anlayacak. Anlayana kadar da bir çok yanlışlar yapacak belki. Kardeşler büyük

15


güç, destek, sevgi dayanağı. Anlaşmazlıklar olabilir. Saygı, hoşgörü ve dayanışma, temel prensipleri. Hani anlatılır ya 10 yaşında babam her şeyi biliyor, 20 yaşında babam hiçbir şey bilmiyor, 30’lu yaşlarda babam bir şeyler biliyormuş, 40 yaşından sonra babam her şeyi biliyor ve sonrasında da “ah keşke yanımda olsaydı” diye. Doğru mu hatırladım bilemiyorum fakat algımız gerçekten de böyle. Anne, baba üniversite okumamış olabilir ama yaşam tecrübelerini göz ardı etmemek her zaman önemli. Hayır, denilecekse bile saygı çerçevesinde olmalı. Ailenin yapısından, geleneklerinden kaynaklana baskı gençlerin üzerinde çok fazla. Kuşak çatışması da deniliyor. Fakat gelin görün ki kimse çocuğa çocukluğunu, büyüklere de bilgi eksikliğini fark ettirecek şekilde hatırlatmalarda bulunmuyor. Dar çerçevede doğduğnuz aile ve sizin kurduğunuz aile ayrı önem taşıyor. Eşiniz, çocuğunuz, ya da çocuklarınız. Evliliği sadece sol parmağa takılan yüzük olarak görmediğinizden eminim. Çocuklarınızı da bir biyolojik zincirin halkası gibi görmezsiniz. Büyük bir sorumluluk nesli devam ettirmek. Bu doğallığın verdiği güç ve huzur çok farklı. Bazı noktalara dikkat çekelim; -

Hem doğduğunuz ailenin bireylerine, hem de kendi çekirdek ailenizin bireylerine zaman ayırın, iletişiminizin, ilişkinizin ölene kadar ayrılmaz bir parçası olsun. Anne babanız vefat ettikten sonra hatırlamayın sevginizi. Yaşarken hissedin, hisstettirin. Toplamda biz de, onlar da en fazla ne kadar yaşayabiliyoruz ki.

-

Sosyal networkünüzün en önemli listesinde aile yakınlarınız olmalı. Para ve şöhret için kurulacak ilişkilerden daha önemli olduğunu anlatmaya gerek yok.

-

Çocuk eğitimi konusunda gerçekten bilgi alın. Aman ne olacak demeyin. Okuyun, öğrenin, eğitim alın, beyin fırtınası yapın. Bir toplumun inşasına iyi ya da kötü etki yapabileceğini unutmayın.

-

Ailenizi dinleyin, ama baskısı altında ezilmeyin. Düşündüklerinizi doğru şekilde aktarın, anlayacaklardır.

Geniş çerçevede Akraba çevresi de bir çok aileden oluyor. Fakat kan bağı var. Ya da aile dostlukları ile daha da genişleyen bir çevre. İnsanlra yaşam telaşına düştükçe bırakın akrabaları, eşine dahi zor zaman ayırır hale geliyor. Aslında o ortamda büyüdüğümüzü ve her birinin bizim için ayrı bir yeri olduğunu hatırlasak. Yaşamdaki en doğal desteğin ilk önce onlardan geleceğini bilsek. “Aman, yararından fazla zararı var, hep kavga” diyenler vardır eminim. O zaman herkes yeni baştan sülale kurmaya çalışsın. Mümkün mü? Önce kendimize, sunduğumuz faydaya, saygıya, iletişim kanallarımıza bakalım lütfen.

16


Ailenizi de, akrabalarınızı da ayrı bir sosyal ağ olarak sürekli inceleyin takip edin derim. İş dünyasındaki CEO’lardan çok daha değerli olduğunu göreceksiniz. Sorularınızı, sorunlarınızı,i hedeflerinizi paylaşın. Onlar da paylaşacaklardır. Ve dayanışamnın gücü iç huzurunuza yansıyacak. Dostlarınız 2009’da herkesin her sabah kendisine şu soruyu, şu ayrıntılarda sormasını rica ediyorum. -

Dost diyebileceğim gerçekten kaç dostum var? Ailenizin haricinde tabi ki.

-

İlk soruya cevabınız hayır ya da çok az ise dost olabilmek ve dost kazanabilmek için ne yapıyorum sorusunu iyi bir düşünün. Bir kez değil sürekli.

-

Bu kişilerle en son ne zaman, nasıl iletişim kurdum?

-

Dostluk adına ne fayda sağladım?

-

Bu dostlarımı kime tavisye ettim? Onların güzelliklerini kime anlattım?

-

Arkadaş ve dost kavramlarının farklarını biliyor muyum, yoksa bazen yanılıyor muyum?

-

Sosyal network diye takip etmek için saatler harcadığım internette dostlarımın takibi için ne yapıyorum?

Bu soruların cevapları bir çok kişiyi yorar, eminim. Yalnızlığı sevebilirsiniz ama gücün tek başına sizde olmadığını bilin. “Çok fazla sosyal bir tip değilim” diyebilirsiniz ama çevrenizde sizi gerçekten fedakarca seven, saygı duyan, destekleyen birkaç insan olması gerekiyor. Zor zamanlar için değil sadece, her zaman. Arkadaş çevreniz Çocukluğumuzda da büyüklüğümüzde de yaşamımızı etkileyen en büyük faktörlerden biri. Sosyalleşme sürecinde ne de çok şey görüyor, örnek alıyor ve öğreniyoruz onlardan. Ne ailemiz, ne eğitimimiz düzeltemiyor bazen öğrendiğimiz kötü şeyleri, alışkanlıkları. Ama olmadan da olmuyor. Önemli olan seçici olmak, doğru kişilerle iletişimde kalmak, işe yaramayanları elemek. Büyük çocuklara, 2009 için şu gibi önerilerim olacak arkadaş çevresi ile ilgili. -

Kişisel markalaşmanıza en fazla katkısı olan kişilerle iletişiminizi devam ettirin. Faydası olacak kişilere de açık olun.

-

Kontrollü olacağım diye de duvar olmayın. Hangi arkadaşlığpın size ne getireceği belli olmaz. 17


-

Maliyetleri ve getirilerini hesaplayın. Zamanınızın ve enerjinizin ne kadarını kimlere ayırıyorsnuz?

-

İş yaşamındaki arkadaşlıklara dikkat edin. Çıkar ilişkileri sessiz ve sinsi olur.

-

Farklı kişilik ve uzmanlıkalanlarına sahip kişilerle tanışın. Entellektüel bilgisi ve merakı çok olanları tercih edin. Bu size çok şey katacaktır.

-

Herhangi bir anlaşmazlıkta saygıyı kaybetmeden, kapıyı da tam kapatmadan nötr hale geçin. Ama uzlaşmaya, hoşgörüye, barışa açık olun.

-

Sizi yansıtmayan, ve size güzellikle yansıtmayan arkadaş çevreniz yalancıdır ve yabancıdır. Israr etmeyin, azaltın ve farklılaştırın.

-

İnternetteki sosyal ağlarda irtibata geçtiğiniz herkesi arkadaş zannetmeyin. Gerçek dünyadaki mesainize bakmadan karar vermeyin.

-

Herkes arkadaş adayı, her arkadaş da dost adayı gibi durur ya da siz öyle düşünebilirsiniz fakat öyle değildir.

Sosyal ağınız Son yılların moda ifadesi. Özellikle internet üzerinde oluşturulan sosyal medya alanları. Şunu unutmayalım ki hiç bir proje gelir modeli olmadan yatırım yapılmaz. Bir fayda sunar, verim getirir ama neticede işin adı ticarettir. Sadece yapanlar ihtiyacı fark etmiştir, ihtiyacı olanlar da takılmaya başlamıştır o kadar. Ama aktif olarak verimli şekilde kullanan, gereçkten de sürekli iletişimde olan üye sayısı büyük projelerde bile az olur. Facebook ya da Linked-in, Xing olmadan önce sosyal ağımız yok muydu? Tabi ki vardı. Ama bize daha geniş bir dünya ve takip, iletişim imkanı sundu. Bazıları için ise arkadaş bulmak, aylak aylak muhabbet etme servisi oldu. Aileden başlayarak dost, arkadaş v.s. iletişim kapsama alanınza giren her birey sosyal ağınızın bir parçası haline geliyor alsında. Ama her birinin kategori özellikleri farklı ve ona göre yöntemler geliştirmek gerekiyor. İlerleyen dönemlerde kişinin kendi düşünce networkünü, aile ve akraba networkünü de takip edebileceği uygulamalar olacak. Daha özel, lokal ve aidiyet duygusuna bağlı networkler oluşacak. İnternet ya da mobil uygulamalar da buna hizmet edecek. Hem genel anlamda hem de web üzerinde sosyal ağ deyince dikkat edilmesi gereken bir şeyler var; -

Sosyalleşmenin kriterleri herkese göre farklıdır. Kendinizi hiçbir ticari modelin kalıplarına hapsetmeyin.

18


-

Networkünüzdeki kategorileri ve takip yöntemlerinizi ( tabi web uygulamaları yardımıyla) kendiniz seçin, oluşturun. Otomatize olan yapılar henüz çok az, kağıt kaleme ihtiyaç duyabilirsiniz.

-

Yalnızlığın güçsüzlüğünü bilin ve çevrenizdeki değerleri bu şekilde sürekli keşfedin.

-

Niceliğe değil niteliğe önem verin.

-

Sosyal olacağım diye o topalntı senin, bu koferans benim, şu eğlenceyi kaçırmayayım diye kendinizi heba etmeyin. Uzun bir zaman sonra fark ederek kendinize döndüğünüzde bir şeyleri yerinde bulamaz ve yeniden inşa etmek zorunda kalırsınız.

-

İnternetteki sosyal medyada tanıştığınız önemli kişi ve kurumlarla birlikteliğinizi gerçek hayata taşıyın.

-

Hedef para kazanmak olabilir, normaldir, bir çok kişi için de öyle olur ama herkesi dolar görerek saldırmayın.

-

Açık olun ama hemen açılmayın. Hep sıfır noktasından yola çıkın. Sıcak kanlı olmakla arasında ince bir çizgi var.

-

Ne küçümseyin ne de kendinizi küçümsettirin. Burun seviyelerine kurban gitmeyin.

-

Doğru kişilerle “İlk fayda” teorisi ile iletişime başlayın. Doğru ise bu ilişkinin katma değeri dostluğa kadar gider.

-

İletişim kanallarınızı ve ne sıklıkta kullandığınızı ölçün. Ama şöyle birlikte güzel bir şeyler yemek, içmek, yüz yüze muhabbet gibisi yoktur.

-

Ne kendi algılarınıza, ne de arkadaş algısına hemen inanmayın. Üç düşünün bir adım atın.

Öğrenciler için Değer ölçümleme Doğal olarak öğrencilerin değerini okul ya da ailesi ölçüyor. Ya da girdiği sınavların sonuçları onun değerini belirliyor. Doğru, yapıcı ve yönlendirici değerlendirme yapan okul ve ailelere sözümüz yok tabi ki. Ama ülkemizde çok az olduğu bir gerçek. Genç arkadaşlar gelin 2009'da siz bunlara yetinmeyin. Gerçekten de okulda ve yaşamınızda değer kriiterlerinizi oluşturun ve kendinize puan verin. Hem ders anlamında, hem de kişisel yaşamınızdaki duruşunuzla ilgili. İlerleyen yıllarda para kazanmanın bilgi seviyesi ile hiç de doğru orantılı olmadığını göreceksiniz. Aksine dersleriniz dışında aldığınız entellektüel bilginin, analiz, süreç yönetimi, hedefe odaklanma, uzlaşmacı ve çözümcü olma gibi konuların çok daha işe yaradığını göreceksiniz. 19


Bu yazıları okuyacak hedef kitlenin daha çok üniversiteli olduğunu düşünerek bazı değerlendirme kriterlerine değinmek istiyorum. - Ailenizin, büyüklerinizin, hocalarınızın, başarılı arkadaşlarınızın sözlerini tabi ki dinleyin fakat baskı ve etki altında kalmadan gerçekçi hedeflerinize göre değerlendirin. - Bir şekilde üniversiteyi bitirirsiniz fakat hangi konularda eksikleriniz olduğunu ve sizi iş yaşamınızda asıl başarılı kılacak alanları farkedin ve odaklanın. Ders,sınav ve not algınızı değiştirin. - İletişim kanallarının eskiye oranla fazlasıyla elinizin altında olduğunu ve bu imkanları nasıl değerlendirdiğinizi ölçün. Arkadaş da bulabilirsiniz, eğlence dolu bir yaşam da keşfedebilirsiniz. Fakat sosyal medyanın doğru kullanımı ve bilginin gücünü atlamayın. - Hangi şartların altında olursanız olun çevrenizde bu imkanları bulamayan binlerce öğrenci olduğun unutmayın. - İş yaşamını öğrenme işini üniversiteden sonraya bırakmayın. Çok zorlanacaksınız. Okulda iken farklı işler yapın, hem harçlık kazanın hem de tecrübe. Özellikle maliyet-kar hesabını muhasebe dersi gibi görmeyin. Hayatın her aşamasında geçerli bir kural. - Yaşadığınız ülkenin, toplumun, insanlarının gerçek yaşamını farkedin. Ona göre hedeflerinizi uygulanabilir olarak düzeltin. - Bir okul not çizelgeniz olsun, bir de kendinize özel not çizelgesi. Kitap okumadan, yabancı dil öğrenme zorunluluğunuza, analiz ve iş bitirici olma yeteneğinize kadar kendinize not verin. Başkalarını, rekabeti, yabancı kriterleri unutun. - Kişisel markalaşma adımlarına okulda iken başlayın ve iş yaşamınızdaki her beş yılın bir gelişim tablosunu hayalinizde sürekli canlandırın. Hedef belirleme Orta öğretimdeki hedefleriniz, üniversitedeki hedefleriniz, hatta mezun olduktan sonraki bir kaç yılda hedefleriniz farklılaşacaktır. Günümüzde kişilik, karakter testleri fazlasıyla mevcut. Kendinizi tanıma adına gayret göstermelisiniz. Meslek seçimi, hedef koyma öyle rüyada görmek gibi bir şey de olmuyor. Kabiliyetlerinizin, eğitim seviyenizin, genetik kodlarınızın dahi uygun olmadığı bir hedefin peşinde boşuna yıllarca koşmayın. Ben derim ki, çocukluğunuza dönün. Ne yapmak istemediğinizi, hangi işin, ortamın, sonucun sizi mutlu ettiğini öğrenin. Emin olun bunları size kime söylemeyecek. Genel anlamda hedef, tabi ki huzurlu ve sağlıklı bir hayat yaşamaktır ama "para" faktörü bütün adımlarımızı etkiliyor neredeyse. Ve panik oluyor insan, daha hızlı davranmak istiyor, daha çok koşuyor, bir şeyleri atlıyor ve büyük kazalara uğrayabiliyor. Doğru ve uzun vadeli hedeflere

20


küçük adımlarla gitmeyi o kadar az hatırlıyoruz ki. Bazı hedef belirleme kriterlerine göz atalım, 2009'da işe yarar şekilde olsun; - Öncelikli hedefinizi okulu tamamlamak olmalı. Üniversiteyi bırakarak zengin olan bir kaç istisna kişiyi sakın örnek almayın. - Dünyanın yaşadığı bu krizin bir anda sizin mezun olma zamanınıza denk gelebileceğini unutmayın. Baba parası yemek sorun değilse rahat olabilrisiniz. Sorun olmasa bile vicdanen sizin için sorun olmalı. Mezun bir insanın ülke ekonomisine, üretkenliğe katkısı gün kaybetmeden başlamalı. Ya okurken istediğiniz alanda uygun zamanlarınızda çalışın, ya da mezun olduğunuzda ilk fırsatları iyi değerlendirin. İşi ve maaşı beğenmeyebilirsiniz ama bir yerden akıllıca başlamanın ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz. - Hazırlık sınıfı ile 5 yılı bulan bir eğitim yaşamında kişisel gelişiminiz, bilgi kapasiteniz ile ilgili fazlasıyla mesafe almış olmalısınız. İş ve aile yaşamınızda her şeye fırsat bulamayacaksınız. Okuyun, gezin, araştırın, yazın, internet dünyasındaki sosyal medyada yerinizi şmdiden haızrlayın. - Sosyal ağınızdaki kişilerle iletişiminizi koruyun ve önemli olanları geleceğe taşıyın. O kadar çok işinize yarayacak ki. - Uygun ve imkan dahilinde ise ve seviyorsanız okuduğunuz branşla ilgili işe girme konusunda ısrarlı olabilirsiniz. Ama çok zorlanacağınıza eminim. Bir çok iş görüşmesinde hala mezun olduğunuz okula değil kişisel marka özelliklerinize ve tecrübelerinie bakılır. Tecrübeniz çok az olabilir fakat özgeömişinizde şirkete sağlayabileceğiniz fayda ipuçları fazlasıyla olmalı. Ve görüşmede güçlü özelliklerinizi vurgulamalısınız. - İlk özgeçmişinizin boş olmaması gerekir artık. Stajlar, part time işler, sosyal kulüpler, yarışmalar, sivil toplum kuruluşları ile ortak projeler, yaratıcı proje fikirleri, “freelance” işler. Boşuna vakit kaybederek, ilk özgeçmşinizi yazarken ya da ilk iş görüşmenizde ah vah etmeyin. Aktif, girişken ve vizyoner olun. Kariyer Planlama Okulda iken kariyer planı yapılır mı, evet? Hatta kartvizit bile bastırılabilir. Her ne kadar iş yaşamı yapılan planlara uymasa da uzun vadedeki hedefler için okul günlerinden itibaren çalışmaya başlasanız iyi olur. Bu rekabet ortamında yapmaya mecbursunuz zaten. Bir öğrenci iş yaşamının zorluğunu ne kadar doğru, gerçekçi algılayabilir ki. Çok zor ama yardımcı olma adına şu maddeler birlikte göz atalım; - Bölümünüzün en meraklı olduğunuz alt-yan alanlarından birinde uzmanlaşmaya çalışın. Sıradan bir yazılımcı, sıradan bir çevre mühendisi, sıradan bir doktor olmamak için sınırları zorlayın. İnsanların yaşam trendleri, para kazanacağınız asıl alanları size nlatıyor zaten.

21


- Üçüncü ve dördüncü sınıfta çalışmak istediğiniz şirketlerle bir şekilde bağlantıya geçmiş olun. Staj yapmak, öneri sunmak, ziyarete gitmek, sosyal kampanyalarında gönüllü rol almak. - Keşfedilmeyi bekleyen o kadar mezun olacak ki! Yazdığınız özgeçmiş, kapak yazısı, ya da görsel cv ile ön plana çıkın. Deneme projeleri yapın, girişimci yönünüzü ortaya koyun. - Kişsiel markanızı , uzmanlaşacağınız konuyu da ön plana çıkaracak bir blog, web sayfası aracılığı ile yansıtın. İnternet sahnesini, sosyal network sitelerindeki imkanlarını sonuna kadar kullanın. - Sorun, danışın, meraklı olun, araştırın. Entellektüel bilgi hazinesi o kadar çok işinize yarayacak ki. - Yaşam stilinizi oluşturun. Vücut duruşunuzdan, bakışlarınızda verdiğiniz mesaja kadar davranış modelinizi sağlamlaştırın. İlk iş görüşmelerinizde ne kadar önemli olduğunu fark edeceksiniz. - Kariyer yoluna kolayca, hızlıca ve idare edecek, tecrübe kazandıracak ilk fırsatları gözden kaçırmayın. Mezuniyetinizden sonra kaçırdığınız her iş günü, maddi eksiklikten daha çok deneyim ve birikim eksikliği anlamında dezavantaj yaşatacaktır. - Torpil beklemeyin, iş aramanın kurallarını öğrenin, uygulayın. - Hangi alanda olursanız olun özel yaşam ve iş dünyası trendlerini sıkı takip edin. Geleneksel kalıplara hapsolmayın. Bu listeyi ne kadar uzatsam da, mezun olduktan on yıl sonra "keşke okulda iken şu konularda daha çok hazırlık yapsa idim" diyeceksiniz. Hani derler ya kazın ayağı hiç öyle olmayacak. Unu kuru tuzu kuru birileri için bu yadıklarımız pek bir anlam ifade etmeyebilir. Fakat üniversite mezunu o kadar işsiz arkadaşı ve bir de kriz zamanlarını düşününce, yumurta kapıya gelmeden bir şeyler yapmak gerektiği kesin. Önemli olan farkında olmak, boşuna vakit geçirmemek. Gençliğin heyecanını hissedin fakat en verimli çağlarınızı da oyalanarak geçirmeyin. Şu prensiplerde anlaşalım; -

Hamallık yapmayın, yaşamınızdaki gereksiz şeyleri azaltın, azaltın.

-

Süreçleriniz ne kadar yalın?

-

Hedefiniz ne kadar net?

-

İstisnasız büyük resminize ( tüm yaşam ) nasıl bakıyor ve takip ediyorsunuz?

-

Maliyet, tasarruf, verim kurallarını yaşamın her anında uygulamak gerek.

22


-

Kimin hayatını yaşıyorsunuz?

-

Ne ile besleniyorsunuz? o Sevgi, merhamet, hoşgörü, uzlaşma o Kin, nefret, kıskançlık, dedikodu

-

Benliği keşfetmekle, gururlu olmak aynı şeyler değil.

-

İlk faydayı sen sağla ve aptalmış gibi devam et.

-

Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi bile olmamış. Bir çok küskünlük, kızkınlık böyle devam ediyor. Herkesin sizin kadar hassas olacağını mı zannediyorsunuz, güldürmeyin beni!

-

Beynimizin ön lop, arka lop savaşlarını tanıyın.

-

“Bilinçli farkındalık” kavramını anlamak için psikoloji bitirmenize gerek yok.

-

Atalet, tembellik en büyük düşmanlarınız, oyalanın oyalanın.

-

Hızlı düşün, hızlı karar al, hızlı uygula.

-

Olmuyorsa değiştir, yine olmuyorsa hemen vazgeç.

-

Çevrene huzur ver, enerji transfer et.

-

Hikayeni yaz, anlat ve anlattır.

-

Yaşam sürecini daha küçük birimlere ayır ve incele. Sürekli yapılan, toplamda büyük zarara uğratan ama gözden kaçan neler bulacaksınız neler.

23


Sonuç; 31.12.2009 tebrikler, başardınız! Varsayalım bir yıl geçmiş ve ben sizlere “başardınız” diyorum. Yalan, sakın inanmayın. Başardığımızı sandığımız şey, aslında bazı algılarımızı değiştirme ve bilinçli düşünme gayretimiz. Bu çaba, bizi kişisel markalaşma yolculuğunda önemli noktalara ulaştırmış, yeni kapılar, yollar göstermiş olacak. Sürekli öğrenciyiz, hiç mezun olamayacağız. Bu gibi yazıları okuyacağız, unutacağız, farklı versiyonlarını tekrar tekrar okuyacağız. Ve her okuduğumuzda algı dünyamızın seçiciliğine göre çok farklı sonuçlar elde edeceğiz. Okuyan insan, düşünecek. Düşünen insan değişmek zorunda kalacak. Değişimi gerçekleştirenler de huzuru ve başarıyı bulacak. Bu e-kitabı okuduğunuza ve hatta bazı notlar aldığınıza göre bir önceki yıla göre daha somut başarılar elde edeceğinize eminim. Faydalı olabildi ise, ne mutlu bize. Unutmayın, her gelecek yılda marka siz olacaksınız. Sevgilerimle.

Murat Esenli 31.12.2008 - İstanbul http://www.markasizsiniz.com murat@markasizsiniz.com

24


Marka Sizsiniz en etkili paylaşımlar; Kişisel Markanıza Karşı Virüsler! http://www.markasizsiniz.com/2008/06/kisisel-markaniza-karsi-virusler/ KİŞİSEL MARKALAŞMA, ŞOV YAPMAK MIDIR? http://www.markasizsiniz.com/2008/07/kisisel-markalasma-sov-yapmak-midir/ Kariyerinizde markalaşmak için 14 öneri; http://www.markasizsiniz.com/2008/07/kariyerinizde-markalasmak-icin-14-oneri/ "Asla Yalnız Yeme" yenlerin 15 özelliği http://www.markasizsiniz.com/2008/09/asla-yalniz-yeme-yenlerin-15-ozelligi/ Girişimciler, önce kişisel markanızı keşfedin! http://www.markasizsiniz.com/2008/10/girisimciler-once-kisisel-markanizi-kesfedin/ Amerika’da bir Türk girişimci markası, Ahmet Kirtok http://www.markasizsiniz.com/2008/11/amerikada-bir-turk-girisimci-markasi-ahmet-kirtok/ Yatalım ameliyat masasına ! http://www.markasizsiniz.com/2008/11/yatalim-ameliyat-masasina/ Öyle bir dibe vurdu ki, artık yükselmekten başka çaresi yoktu! http://www.markasizsiniz.com/2008/11/oyle-bir-dibe-vurdu-ki-artik-yukselmekten-baska-caresiyoktu/ Üniversite öğrencisine de kartvizit mi sorulur! http://www.markasizsiniz.com/2008/11/universite-ogrencisine-de-kartvizit-mi-sorulur/ İş dünyası kuralları, özellikle orta düzey yöneticiler için http://www.markasizsiniz.com/2008/11/is-dunyasi-kurallari-ozellikle-orta-duzey-yoneticiler-icin/ Kimse kusura bakmasın, sorguluyorum işte! http://www.markasizsiniz.com/2008/12/kimse-kusura-bakmasin-sorguluyorum-iste/ Bana paradan bahset! http://www.markasizsiniz.com/2008/12/bana-paradan-bahset/

25

Kişisel Marka  

Marka Sizsiniz