Issuu on Google+

Chase&Chloe –Sullivan’lar, 1. Kitap

Chloe Peterson kötü bir gece geçiriyor, gerçekten kötü bir gece. Yanağındaki kocaman morluk da buna kanıt olabilir. Arabası köy yolunun kaygan zemininden çıkıp çukura saplandığında, yağmurun ortasında onu kurtaran yakışıklı adamın gerçek olamayacağını düşündü. Yoksa gerçek miydi? Sıkça dünyayı dolaşan başarılı bir fotoğrafçı olan Chase Sullivan, sürekli güzel kadınları seçer. Ne zaman San Francisco’daki evine gitse yedi kardeşinden biri, genellikle eğlenceli sayılabilecek bir sorun çıkarır. Chase, hayatının bu şekilde gayet yolunda gittiğini düşünür, ta ki Napa Vadisi’nde yolun kenarında Chloe’yi ve kullanılmayacak durumdaki aracını buluncaya kadar. Chase, böylesine hoş kadınlarla daha önce de karşılaşmıştır ama Chloe’nin bozuk aracından daha büyük bir sorunu olduğunu hemen fark eder. Kısa süre sonra, onu sevmek –ve korumak– için dağ bölgesinde yaşamaya gönüllü olur ama peki Chloe ona izin verecek midir? Chloe, bir erkeğe yeniden güvenmemeye yeminlidir. Sadece, Chase’in buna her sevgi dolu bakışıyla –ve günahkâr sayılacak her tatlı dokunuşuyla– cazibesine kapılarak acaba 5


Bella Andre

hayattaki tek istisnayla mı karşılaştım diye düşünmeden edemez. Chase, hayatının bir anda sonsuza dek değişeceğini fark etmemesine rağmen, şaşırtıcıdır ki bu değişime zerre kadar karşı koymaz. Bunun yerine tümüyle farklı bir mücadeleye, Chloe’nin kalbini kazanmaya hazırlanır.

6


Bella’dan Bir Not Bir aşk romanı müdavimi (yazma programımdan fırsat bulduğum zamanlarda bir kitabı aynı gün soluksuz okuyup bitiren biri) olarak en sevdiğim aşk romanları, genellikle aileler hakkında olmuştur. Kitaplar arasında kardeşleri ve kuzenleri takip etmeyi seviyorum. Bu, sadece onların âşık olmalarını görmek keyif verdiğinde değil, aşk hikâyelerinin serinin her bir kitabında daha da derinleşmesini ve yoğunlaşmasını sevmemden kaynaklanıyor. Altı erkek, iki kız kardeş ve San Francisco Sullivan’larımı oluşturan muhteşem güzellikteki anneyi size tanıtırken bundan daha heyecanlı olamazdım! Bir şarap imalathanesi sahibinden tutun da bir film yıldızına hatta bir kütüphaneciye kadar her biri, farklı kişilik ve kariyerlere sahip bireyler olmasına rağmen hepsinin tek bir ortak noktası var, o da her ne olursa olsun her zaman birbirleri için orada olmak. Özellikle de Mutlu Mesut Yaşam yolu sıkıntılarla dolu olduğunda...

7


Bella Andre

Uzun Yağmurlardan Sonra’da fotoğrafçı Chase Sullivan, Napa Vadisi’nde Chloe ve kullanılmayacak durumdaki aracını bulduğunda kadın hem fiziksel hem de ruhsal anlamda öylesine güzeldir ki Chase, onu korumak ve sevmek ister. Ancak Ch-loe, bir daha bir erkeğe güvenmemeye yemin etmiştir. Fakat Chase bir istisna olabilir mi? Chase & Chloe’nin gerçek aşka doğru güzel –ve bir o kadar günahkâr– yolculuklarını yazmayı kesinlikle çok sevdim ve umarım benim onları yazmaktan aldığım zevki siz de okumaktan alırsınız. İyi okumalar, Bella Andre

8


1 Chase Sullivan, babasının Polaroid kamerasını ilk kez eline alıp fotoğraflar çekmeye başladığında henüz yedi yaşındaydı. Sekizinci doğum günü için babası, kendi fotoğraf makinesini ona vermişti. İkisi de Chase’ in bir fotoğrafçı olacağını biliyordu. Chase, yedi kardeşinin, annesinin ve on yaşından itibaren vefat edene kadar da babasının sayısız fotoğrafını çekmişti. Kardeşlerinin objektifin kendilerine doğrultulmasını pek sevdiği söylenemezdi. Kaldı ki birçok kez kardeşlerinden biri, eğer Chase makineyi indirmezse onu kırmakla bile tehdit etmişti. Yine de çöl manzaralarından olimpik sporculara kadar her şeyi fotoğraflayan profesyonel bir fotoğrafçı olarak on yılı aşkın çalışma hayatından sonra bile Chase, hâlâ ilk temasının –ailesinin– şimdiye kadar eline geçenlerin en ilginci olduğunu düşünüyordu.

9


Bella Andre

İşte bu da büyük aile organizasyonlarında resmi fotoğrafçı rolünü üstlenmesinin ve bundan mutluluk duymasının en büyük nedeniydi. Özellikle de annesinin yetmişinci doğum günü partisi kadar önemli bir organizasyonda. Kardeşi Ray’in San Francisco Körfez; manzaralı evi, parti için kusursuz bir mekândı. Ray’in devasa oturma odası ve mutfağına rağmen ev yine de Sullivan kabilesinin çok sevilen liderinin yaşgününü kutlamak için gelen misafirlerle tıklım tıklım dolmuştu. Chase’ in en büyük abisi ve Sullivan şarap imalathanesinin sahibi Marcus, bir elini annesinin omzuna atıp onu büyük doğum günü pastasına doğru götürürken kahkahalar ve sohbet son sürat devam ediyordu. Sonra birden, adeta sözleşilmişçesine bir sessizlik oldu ve Chase, birasını bırakıp eline fotoğraf makinesini aldı. Annesinin adının ve yetmiş sayısının yazılı olduğu pastanın üzerine ustaca dizdiği mumları yakan küçük kız kardeşi Sophie’nin fotoğraflarını çekmeye başladı. Kadrajdan bakarken annesi ile Sophie’nin birbirlerine ne kadar çok benzediklerini düşündü, tabii bunu ilk kez düşünmüyordu. Marry Sullivan, babalarıyla tanıştığı dönemlerde mankenlik yapıyordu. Şimdi çocukları ve arkadaşlarının arasında, geçen onca yıldan sonra bile, hâlâ oldukça göz alıcı görünüyordu. Annelerinin saçı artık, dergi kapaklarını süslediği dönemlerdeki gibi uzun, siyah ve parlak değil, gri ve küt kesimliydi. Fakat Chase, ikiz kız kardeşleri Sophie ve Lori’ nin 10


Uzun Yağmurlardan Sonra

annelerinin yirmili yaşlarına ne kadar çok benzediklerini açıkça görebiliyordu. Mary’nin hâlâ hafif bronz bir teni ve güzel kalçaları vardı. Chase Sullivan, annesinin ifadesinin, Sophie’nin doğuştan gelen sakinliği ve Lori’nin frenlenemez enerjisinin kusursuz bir bileşimi olduğunu düşünüyordu. Konuklarının, Mary’nin yetmiş yaşında olduğuna inanılmasının güç olduğunu ve en az on yaş daha genç göründüğünü söylediklerine birçok kez kulak misafiri olmuştu. Özellikle de böyle konuşanların çoğu, kocası kırk sekiz yaşında öldükten sonra çocuklarını tek başına büyüttüğünü düşündüklerinde sözlerine ya bir gülümseme ya da bir ekşi bir yüz ifadesi eklemeyi de ihmal etmezdi, tabii bu hareket, o sırada çocukların hangisine baktıklarına da bağlıydı. Babasını her düşündüğünde olduğu gibi Chase’in yine göğsü sıkıştı. Jack Sullivan’ın da burada, onlarla birlikte olmasını dilerdi. Bunu sadece babasını her geçen gün özlediğinden değil; annesinin, kocasını ne kadar çok sevdiğini bildiğinden dolayı isterdi. Bu düşünceleri güç de olsa aklından çıkarttıktan sonra üzerinde yanan yetmiş ve bir tane de şans için fazladan koyulmuş mum olan pastanın fotoğrafını çekmeye başladı. Marcus, “Mutlu Yıllar” şarkısını söylüyordu ve çok geçmeden odadaki herkes ona eşlik etmeye başlamıştı. Anneleri, sanki detone sesleriyle şarkıyı katletmemişler gibi herkese gülümserken Chase de ailesinin tamamını elinden geldiğince çok kadraja sokabilmek için kalabalığın biraz daha dışına çıktı. 11


Bella Andre

Doğum günü şarkısı nihayet bittiğinde Marcus, annesinin elini tutup, “Dilek dileme zamanı anne,” dedi. Mary, onu seven ve gülümsemesi her biri için farklı bir anlam ifade eden kalabalığa baktı. “Dileklerimin çoğu zaten gerçekleşti.” Yüzündeki gülümseme kocaman bir hal aldı. “Ama yine de daha fazlasını istiyorum. En azından yetmişten fazlasını.” Mary’nin şu dünyada açgözlü davranmayan insanlardan biri olduğunu bilen herkes, onunla gülüyordu. Hayatında her ne dilediyse hepsi çocukları içindi. Hiç evlenmedi, Chase’in bildiği kadarıyla kimseyle de çıkmadı. Bunun yerine çocuklarını büyütmeye, onları desteklemeye ve onlara yol göstermeye odaklandı. Şu an hepsi birer yetişkindi ama Mary, ona ihtiyaç duyarlar diye hep orada, yanlarında olmuştu... hem de çocuklar annelerine, ihtiyaçları olduğunu fark etmedikleri zamanlarda bile. Böylece Mary Sullivan, dileğini dilemek için gözlerini kapadı. Ardından eğilip mumları üflemek için gözlerini tekrar açtığında Chase, en azından bir tanesini kendisi için dilemediğini umdu. Herkes alkışlıyordu. Marcus, annesinin yanağına kocaman bir öpücük kondururken Sophie de Mary’e arkadan sarılmıştı. Chase, annesinin, doğum gününü onunla kutlayan kardeşlerinin seveceğini düşündüğü görüntüleri teker teker yakaladı. Kısa bir süre içinde Chase, özel günleri anmak adına büyük bir albüme koymak için gereken tüm resimleri çek12


Uzun Yağmurlardan Sonra

mişti. Kamerasını bırakabilirdi ama daha iyi bir fikri vardı. Sekiz çocuklu bir ailede her biri kendi eşsiz yerini oluşturmak zorundaydı. Chase’in yirmi yıldan fazladır çektiği fotoğraflar, çocukların kişiliklerinin zamanla ne kadar ayırt edici şekilde geliştiğinin birer kanıtıydı. Babaları ölmeden önce bile Marcus, Sullivanlar’ın en büyüğü olma rolünü ciddiyetle üstlenmişti. On dört yaşında babasının yerini doldurmaya çalıştığında tüm eğitim hayatı böylece bitmiş oldu. Chase, Marcus’a onlar için vazgeçtiği çocukluğunu borçlu olduklarını biliyordu ve on yıl önce kurduğu Sullivan şarap imalathanesinin bağlarında ve şaraplarında kendi işini yürütmekten mutluluk duyuyordu. Ne yazık ki Chase, çekmek için fotoğraf makinesini ağabeyine çevirdiğinde – onun kız arkadaşı Jill ile konuşurken suratının asıldığını fark etti. Jill, belli ki bir şeylere üzülmüştü ve kız arkadaşına kardeşlerinin geri kalanını gösterirken dudaklarını bükmüş, gözlerini kısmış haldeydi. Abisinin yüzüne yerleşen bu hayal kırıklığını görünce fotoğraf makinesini aşağı indirdi. Marcus ve kız arkadaşının arasındaki böyle bir anı fotoğraflamanın pek doğru olmadığını hissediyordu, özellikle de Marcus’un bir şeylerin yolunda olmadığını hiçbirinin bilmesini istemeyeceğinden eminken. Yirmi dört yaşındaki kız kardeşi, aynı zamanda Sophie’nin ikizi Lori, Chase’in kolundan çekiştirirken Chase kardeşinin sırıtkan ve bir o kadar da muzip yüzüne baktı. “Çok mutlu görünüyorsun, Afacan. Sevimli ile barıştınız mı?” Uzun zaman önce Lori’ye Afacan, Sophie’ye de Sevimli 13


Bella Andre

adını takmıştı. Bu iki kız fiziksel olarak birbirlerine bu denli benzemeselerdi Chase, onların akraba olduklarına bir an bile inanmazdı. Ne yazık ki son birkaç aydan beri ikizler pek iyi anlaşamıyordu. Hiçbiri de neden tartıştıkları konusunda elbette abilerine bir şey söylememişti. Chase, araları bozukken bile ikizlerin her zaman bir takım olarak çalıştıklarını düşünüyordu. Bütün kardeşlerinin dışında Lori, her zaman en istekli deneği olmuştu. Harika bir koreograf olan bu kız, dans etmeyi her daim çok sevmişti ve iki yaşından beri bir yandan ortalıkta döne zıplaya dans ederken bir yandan da abisi, onun hareket halindeki küçük bedeninin peş peşe fotoğrafını çektiği zamanlarda onun için mutlu bir şekilde rol yapardı. Ama yine de Chase, küçük kız kardeşinin en güzel fotoğraflarını hareketi bittikten sonra çektiğine inanmıştı. Nasıl oluyorsa Lori, fotoğrafının çekildiğini hep unutuyordu. Sevgisini, enerjisini, isteğini dansa veriyor ve durduğu zaman tüm bu duygular onun o güzel yüzünde kalıyordu. Sophie ile ilgili bu soruya sessiz bir cevap olarak Lori, ikiz kardeşinin olduğu yöne bakıp kaşlarını çattı. “Beni ona bulaştırma.” Ardından başını hızlıca sağa sola sallayıp Chase’e döndü, “Evet, kesinlikle mutluyum,” dedi. Chase’in dikkatini, yumruklarını sıkmış, sert bir şekilde tartışan Zach ve Gabe’in olduğu yöne çekti. “Zach’in bu akşam çıktığı kızla tanıştın mı?” Yüksek topuklu, çakma sarışına hızlıca bir bakış atarken, “Tanıştım,” dedi Chase. Zach’in çıktığı diğer tüm ka14


Uzun Yağmurlardan Sonra

dınlar gibi bu da güzeldi ama özellikle hatırlanmaya değer bir güzelliği yoktu. Chase, bir Zach’e bir Gabe’e bakarken Lori’nin neye ağzı kulaklarına varıncaya kadar sırıttığını tahmin etmesi pek uzun sürmedi. “Gabe de o kızla çıkmıştı, değil mi?” Başıyla onaylarken Lori gülüyordu. “Kesinlikle.” Yirmi yedi ve otuz altı yaşları arasındaki altı kardeş bir araya gelince bir şeylerin çığırından çıkması kaçınılmaz oluyordu. Bu; tek bir çatı altında sekiz kardeş, bol kahkaha, bol espri ve... en az bir tane büyük tartışma anlamına geliyordu. Fakat Chase, kardeşlerinden hiçbirinin böyle bir konuda ciddi olmamasını içini rahatlatan bir gerekçe olarak görmenin yanı sıra bir kız için yumruk yumruğa kavga etme ihtimallerinin yüzde sıfır olduğunu biliyordu. Liseden beri Chase, birden fazla kadının Zach’in bir bakışıyla çığlığı kopardığını duymuştu, belli ki kardeşi genetik şansızlığını kullanıyordu. Zach’in iki şeyi –hızlı arabalar ve daha hızlı kadınlar– sevdiğini düşünürsek Chase, hepsinin şimdiye kadar bir hayli işe yaradığını görmüştü. Sevgilisine sahip çıkmaya çalışan Zach’in birkaç fotoğrafını çekerken gelecek hafta kardeşinin bu fotoğraflarıyla başarılı bir modellik ajansını işleten birkaç arkadaşına işkence etmeye karar verdi. Eğer Zach, İngiliz anahtarlarını bırakıp bir haftalığına bile son model kıyafetlerle poz vermek için yarış arabalarından vazgeçerse modellik ajansı, onun değerli vaktine karşılık istediği her şeyi karşılayabilirdi. Daha sonra Chase, fotoğraf makinesini Gabe’e yönel15


Bella Andre

tirken görevini iyi yapan bir ajanın ona görev listesini zorla imzalattırmaya çalışabileceğini düşündü. Gabe, erkek kardeşlerinin en küçüğü olmasına rağmen en büyük ve en güçlü Sullivan’lardan biri olmayı bir şekilde başarmıştı. İçlerinde en tehlikeli iş onunkiydi, San Francisco’da itfaiyeci olarak çalışıyordu. Bir telefon geldiğinde böyle partileri çok kez bırakıp gitmişti. Ve her gittiğinde Sullivan ailesinden biri, sağ salim dönmesi için mutlaka dua etmişti. Bu akşam Chase, yağan yağmur sayesinde Gabe’in en azından parti bitinceye kadar yanlarında kalmasını umuyordu. Chase, makinesini yeni indirmişti ki Lori, “Kız, gözlerini Smith’ten bir saniye bile ayırmazken Gabe ve Zach’in bu kız için neden tartışma zahmetine girdiklerini anlamıyorum,” dedi. Film yıldızı kardeşlerinin dünyadaki her kadına yetecek kadar sahip oldukları sonsuz çekiciliğe omuzlarını silkerek, “Bitmeden gidip biraz kek alacağım. Sana da kekin tam ortasından bir parça getireceğim,” diye ekledi. Kız kardeşi, partinin içine doğru ilerlerken Chase, fotoğraf makinesini tekrar kaldırdı. Hiç şüphe yoktu ki, çekici bir kız kardeş, elbet günün birinde zavallı bir adamı delirtecekti. Ve adam da Lori’nin kocaman yüreğini kazanacak kadar şanslı biri olacaktı. Elbette Lori, objektifin kendisine döndüğünü biliyordu. Dönüp abisine göz kırptı ve başparmağıyla Smith’in, Zach’in kız arkadaşı tarafından köşeye sıkıştırıldığı yeri gösterirken, “Sana söylemiştim,” dedi, dudaklarını oynatarak. Chase, objektifi Smith’e doğru çevirirken kendini kötü 16


Uzun Yağmurlardan Sonra

hissetti. Son on beş yıldır, Smith’in oyunculuk aşkı –ve tabii muazzam yeteneği– onu binlerce kameranın ve uluslararası medyanın önüne atmıştı. Chase, film yıldızı kardeşinin etrafındaki insanların buna böylesine sinirlenmesine her daim gülmüştü. Smith de onlar kadar normal biriydi işte. Fakat kabul etmeliydi ki, İtalya’da ortalama kırk beş metre uzunluğunda bir yat kiralamak ve bunu ünlü kişilerle doldurmak, pek de normal sayılmazdı. Şu anda bile kadın, Smith’ten bir imza isterken ona öyle yakın duruyordu ki Chase, abisinin ününü ne kadar iyi idare ettiğini gördü. Yine de kardeşi, Smith onlara bu konuda hiç dert yanmasa bile, her zaman ‘göz önünde’ olmanın ve tüm dünyanın karşısında ‘Smith Sullivan’ rolü oynamanın bazen dayanılmaz olduğunu biliyordu. Ailece bir aradalarken hepsinin Smith’e kendilerinden farksız biri gibi davranmasının asıl nedeni buydu. Smith’in hemen sağında duran kardeşi Ryan, müzik çalmaya başladığında odadaki herkes rahatça dans edebilsin diye ortadaki ağır kutuyu kaldırdı. Profesyonel bir sporcu olarak Ryan, uzun boyluydu ve oldukça kaslı bir vücuda sahipti. Bu hareketi kolayca yapmış gibi görünse bile Chase objektiften Ryan’ın, sağ omzunu ağırlığın altına biraz fazla verdiği sırada çenesini hafifçe sıktığını gördü. Daha çocukken kardeşi Ryan’ın tek hedefi, San Francisco Hawks’ ta top atıcı olmaktı. Ryan, üniversitede Hawks’ın en iyisi olarak seçildiği gün büyük bir kutlama partisi vermişlerdi. Son on yıldır, bu top çıkarmaları çok kolay yapıyordu. Fakat Chase, 17


Bella Andre

kardeşi eğer bir şey isterse buna ne kadar iyi odaklanabileceğini, tıpkı Ulusal Beyzbol Ligi’nde en iyi atıcı olduğu zamanlardaki gibi davranacağını biliyordu. Ryan, dans pistindeki eşyaları kaldırır kaldırmaz Lori, elinden tutup onu hemen ortaya çekti. Ryan, bir yandan kendilerine eşlik etmesi için Sophie’nin dikkatini çekmeye çalışırken Chase de onların fotoğraflarını çekiyordu. Ama Sophie, sadece hayır anlamında başını sallayıp kalabalığın arasına karıştı. Sophie, Lori’nin tam tersiydi, yani Lori’nin afacanlığına karşın sevimliydi. Abisi, Sophie’nin kütüphanecilikten başka bir meslek yapabileceğini hayal edemiyordu; kaldı ki San Francisco merkez şubedeki işini kesinlikle sevdiğini de çok iyi biliyordu. Daha küçükken bile Sophie, abisini ne zaman elinde fotoğraf makinesiyle görse kendisinden vazgeçip başka bir kurban buluncaya kadar kitabını hemen yüzüne kaldırırdı. Bu akşam da abisinden ve fotoğraf makinesinden kaçtığının farkındaydı. Chase, her zaman için kameranın önünde nasıl ışık saçacağını bilmek kadar arka plana uyum sağlamayı bilmenin de çok güzel bir armağan olduğunu düşünmüştü. Sophie, küçüklüğünden bu yana gözlem dalında gerçekten uzmanlaşmıştı. İzliyor, hepsini bir bütün olarak ele alıyordu. Bunda da oldukça başarılıydı. Yıllar geçtikçe küçük kız kardeşinden çok şey öğrenmiş ve fotoğraf makinesinin arkasına her geçtiğinde hep onu hatırlamıştı. Bir dakika kadar sonra Chase, beline ince ama bir o kadar da güçlü bir elin dokunduğunu hissetti. Makinesini in18


Uzun Yağmurlardan Sonra

dirip annesinin başına kocaman bir öpücük kondurdu. “Mutlu yıllar, anne. Umarım iyi vakit geçiriyorsundur.” Doğum gününü kutlamak için bir araya geldiklerinde annesi, her yılki gibi aynı şeyleri söylemeden önce gülümsedi. “Şimdiye kadar yaşadığım en iyi doğum günü partisi, tatlım. Tek kelimeyle en iyisi.” Birbirlerine sarılmış halde kardeşlerinin gülüp dans etmelerini, konuşup tartışmalarını izlerken Chase de annesine katılmadan edemedi. Bu, gerçekten şimdiye kadarki en iyi doğum günüydü. Birkaç dakika sonra Sophie, annesi ve abisinin fotoğraflarını çekmeye başladı. “Ne yaparsanız yapın ama sakın gülümsemeyin,” dedi. Bu, uzun zaman önce kamera karşısında sekiz afacan çocuğu aynı anda güldürmeye çalışırken babalarının bulduğu ve hepsinin en sevdiği şakaydı. Babaları, gülmemelerini söylerdi. Tabii ki fotoğraf çekilirken gülmenin yasak olması, hepsinin öyle çok kıkırdamasını sağlardı ki sonunda aile fotoğrafı, muhteşem görünürdü. Yağmur damlaları, büyük bir ciddiyetle gökten süzülmeye başlamıştı. Chase, pencereden dışarı baktığında gittikçe kararan gökyüzünden yağmurun bir süre sonra fırtınaya dönüşeceğini anladı. Ertesi sabahın ilk saatlerinde Marcus’un Napa Vadisi’ndeki şarap imalathanesinde fotoğraf çekimleri olduğu için zaten partiden biraz erken ayrılmayı planlamıştı. Bu karanlıkta ve yağmur altında şehirden Napa’ya gitmek, her zamankinden daha uzun süreceği için yola ne kadar erken çıkarsa o kadar iyi olacağını düşündü. 19


Bella Andre

Annesine en kısa zamanda fotoğrafları göndereceğinin sözünü verdikten sonra Chase, makinesini çantasına koyup ona son kez sarıldı ve ardından yola koyuldu.

Bir saati aşkın bir süre sonra Chase BMW’sinde Sullivan şaraphanesine giden bir virajı dönüyordu. Yağmur öyle şiddetli yağıyordu ki arabanın ön cam sileceği hiç fayda sağlamıyordu. Napa Vadisi yolu, karşısında hâlâ belli belirsiz görünüyordu. Dört gün boyunca Chase, Marcus’un şarap imalathanesinde Jane ve Annie için, kendi tarzıyla özel bir tasarımı birleştiren bir modaevinin fotoğraf çekimlerini yapacaktı. Modeller ve personel kasabadaki bir otelde kalıyordu ama Chase, bağın tam ortasına inşa edilmiş misafirhanede kalacaktı. Şaraphane, parlak yeşil yapraklarıyla tomurcuk veren üzüm asmaları ve her asmanın arasında açan hardal çiçekleriyle özellikle de bahar aylarında, çekim için mükemmel bir mekân haline geliyordu. Birden gökyüzü bir yıldırımla aydınlandı. Eğer dar köy yolunda bir yamaç olsaydı Chase, fırtınada birkaç kare yakalamak için kesinlikle arabayı kenara çekerdi. Fırtınalı havalar, her şeyin görüntüsünü değiştiriveriyor, sıradan bir araziyi bile birdenbire bir çukurun üzerinde duran binlerce kuşla dolu bir bataklığa dönüştürebiliyordu. Çoğu fotoğrafçıyı heyecanlandıran –özellikle de görüntü yakalamak mükemmel bir günbatımına bağlıysa– böylesi durumlar, Chase 20


Uzun Yağmurlardan Sonra

için de geçerliydi. Herkesin üşüdüğü ve hiçbir şeyin “yolunda” gitmediği böyle anlarda birden bir sihir gerçekleşiverirdi. Modellerin gardlarını düşürür, saçlarını ve makyajlarını bozup onların oldukları gibi görünmelerini sağlardı. Chase, göz alıcı biçimde ön plana çıkmak için gerçek insan güzelliğinin –tabii beraberinde kıyafetlerin ya da mücevherlerin veya giydiklerin ayakkabıların güzelliğinin de–fotoğraf makinesiyle doğru bir duygusal bağının olması gerektiğine inanmıştı. Elbette kariyerinin ilk aşamalarında böyle fiziksel güzelliklerin içinde olmak Chase’i de tüm diğer meslek taşları kadar büyük bir oyuncuya dönüştürmüştü. Bunu ilk başlarda işinin artısı olarak gördüyse de yirmili yaşlarının sonuna gelip gecelerden aldığı keyfin dolu dolu sekiz saat bile sürmediğini ama fotoğraflarının ölümsüz olduğunu fark edince biraz ağırdan almaya başladı. Ayrıca son zamanlarda çıktığı Asya seyahatleri ve hayatında onu harekete geçirecek herhangi birinin olmadığı gerçeği süresince tek gecelik ilişkilerden uzak durmaya başlamıştı. Bu akşam Ellen ile bu verimsiz dönemini bitirmeyi planlıyordu. Ellen, Marcus’un şaraphanesinin başmüdürlerinden biriydi ve çekimlerin planını yaparken tanışmışlardı. Birkaç e-posta her şeyi ayarlamaya yetmişti. Çıplak eğlencelerin olduğu koşulsuz bir gece, sadece doktorun söylediği şeydi ve Chase, Marcus’un erkek kardeşinin, personellerinden biriyle flört etmesini pek olumlu karşılamayacağını da biliyordu. Ama ne de olsa hepsi artık birer yetişkindi. 21


Bella Andre

Sağanak yağmur yüzünden çift şeritli yolun sağ tarafında yanıp sönen ışığı az kalsın kaçırıyordu. Son yarım saattir tek bir araba bile geçmemişti. Özellikle böyle bir gecede akıllı Kaliforniyalılar, evlerinde kalmayı tercih ediyorlardı. Hızını biraz azaltıp yağmurda daha iyi görebilmek için uzun farlarını açınca çukura saplanmış bir araba bir de yetmezmiş gibi arabanın yaklaşık yüz metre ilerisinde yürüyen birini gördü. Bir arabanın yaklaştığını duyunca kadın yüzünü döndüğü zaman Chase, farlar sayesinde kadının omuzlarına dökülen uzun, ıslak saçlarını görebildi. Sıcak, kuru arabasında oturup onu kurtarmaya gelecek kişileri neden beklemediğini merak etse de arabasını yolun kenarına çekip aşağı indi. Kadın, adamın ona yaklaşmasını izlerken soğuktan titriyordu. “Yaralı mısınız?” Bir elini yanağına koyup hayır anlamında başını salladı. “Hayır.” Kadını duymasını engelleyen, kaldırıma düşen yağmur damlalarının sesi yüzünden ne söylediğini duyabilmek için biraz daha yaklaşmak zorunda kaldı. Sıcaklık iyice düşmüş ve yağmur artık doluya dönüşmeye başlamıştı. Adamın arabasının farları açık olmasına rağmen gözlerinin karanlığa alışması birkaç dakikasını aldı. Sonunda kadının yüzünü daha iyi görebildi. İşte tam o anda, Chase’in kalbi düğümlendi. Başına ve göğsüne yapışan uzun siyah saçlarına ve tek ayırt edici özelliği “sırılsıklam görünmesi” olmasına rağmen, 22


Uzun Yağmurlardan Sonra

kadının güzelliği adamı şaşırtmıştı. Hemen bir fotoğrafçı gözüyle kadının tüm özelliklerini aklında bir bir belirlemeye başladı. Ağzı biraz büyük, gözleri de yüzüne oranla biraz iri sayılabilirdi. Bir model inceliğinde değildi fakat tişörtünün ve kot pantolonunun vücuduna nasıl yapıştığını düşününce Chase, çok güzel hoş kıvrımlarının olduğunu görebiliyordu. Karanlıkta saçlarının rengini anlayamadı ama ipek gibi görünüyorlardı kusursuz sayılabilecek kadar yumuşak ve düzlerdi göğüslerine kadar iniyordu. Chase, kadının, “Ama arabam çok kötü durumda,” dediğini duyuncaya kadar buraya neden geldiğini unutmuştu. Susuzluktan ölüyormuşcasına bu kadını içebileceğini bilerek kendini toparlamaya çalıştı. Arabası konusunda haklı olduğunu görebiliyordu. Arabanın artık kullanılmayacak hale geldiğini anlamak için kardeşi Zach gibi tamirci olmasına gerek yoktu. Ön tampon, içine girdiği beyaz çiftlik çitiyle parçalanmamışsa da aşınmış lastikleri, bu çamurdan çıkmayı başaramazdı. En azından bu akşam bunu yapamazdı. Arabası biraz daha iyi durumda olsaydı Chase, arabayla ilgilenirken kadını içeride oturtabilirdi. Ama arka tekerlerden birinin, çukurun hemen kenarında duruyor oluşu pek hoş değildi. Chase, omzunun üzerinde başparmağıyla arabasını göstererek, “Arabama gidin. Çekici gelinceye kadar orada bekleyebiliriz,” dedi. Ama kelimelerin ağzından emir verircesine çıktığının farkında bile değildi. Dolu taneleri artık acıtmaya başladığından ikisinin de burada donmadan önce yağmurdan 23


Bella Andre

kurtulması gerekliydi. Fakat kadın, milim kıpırdamadı. Bunun yerine adam tam bir aptalmış gibi bir bakış attı. “Arabanıza binmiyorum.” Chase, karanlık bir yolda tek başına olmanın bir kadın için ne denli korkutucu olacağını düşündükten sonra kadından birkaç adım uzaklaştı ve, “Size saldırmayacağım. Yemin ediyorum, sizi incitecek bir şey yapmam,” dedi. Kadın, o ana kadar iyiydi ama saldırı kelimesini duyar duymaz irkilmesi Chase’in dikkatini çekti. Hiçbir zaman sorunlu kadınları çeken biri olmamıştı ve yaralı kuşları iyileştirme konusunda başarılı bir adam olduğu da söylenemezdi. Ama uzun bir süre iki kız kardeşle yaşamak, ona bir şeylerin zamanlamasını kestirebilmek gibi bir avantaj sağlamıştı. Arabasının çamur çukurunda sıkışıp kalmasının ötesinde bu kadında kesinlikle başka bir şey vardı. Kadının kendini güvende hissetmesini sağlamak için ellerini havaya kaldırdı. “Babamın mezarı üzerine yemin ederim ki size zarar vermeyeceğim. Arabama binebilirsiniz.” Kadın hemen olumsuz karşılık vermeyince bu kez avantajından mümkün mertebe yararlandı. “Sadece size yardım etmek istiyorum.” Ve başardı da, tamamen yabancı birine yardım etmek istemek, mantıklı olmaktan çok daha fazlasıydı. “Lütfen,” dedi. “Bırakın size yardım edeyim.” Her yanlarına düşen dolu taneleri arasında kadın uzun bir süre adama baktı. Chase kendisinin, kadının söyleyeceği kararı, nefesini tutmuş halde beklediğini fark etti. Aslında 24


Uzun Yağmurlardan Sonra

karar onun için bu kadar önemli olmamalıydı. Ama ilginç bir nedenden dolayı önemliydi işte.

Chloe Peterson, kendini hiç bu kadar ıslak, perişan... ya da çaresiz hissetmemişti. Fırtına, hızını etkilemeden önce son birkaç saattir hız sınırını aşıyordu kabul. Ancak aşırı kaygan yolda büyük oranda yavaşlamış olsa da lastikleri eski ve bir o kadar da aşınmış haldeydi. Daha fark etmeden arabası yoldan çıkmaya başlamıştı. Hem de doğruca çamur çukuruna. Arabada oturup fırtınanın dinmesini beklemek daha kolay –daha zekice– olabilirdi. Ancak Chloe, kabına sığamayacak kadar gergindi. Hareket etmesi gerekiyordu yoksa zihnine üşüşen düşünceler, onu yine ele geçirecekti. O yüzden, yağmurun doluya dönüşmesine rağmen sırt çantasını omzuna takıp yürümeye başladı. Küçük ama bir o kadar da sert dolu taneleri, canını acıtıyordu. Ama soğuğa ve can acısına rağmen halinden memnundu. Çünkü bu, sadece saatler öncesinde olanların dışında başka şeylere odaklanmasını sağlamıştı. Olan bitenleri hâlâ aklı almıyordu. Hayır, kendisine olanları düşünmek için müsaade edemezdi. Bu akşam yağmurdan kurtulup sabaha kadar dinlenebileceği güvenli bir yer bulmak, tek odaklanması gereken konuydu. Yarın her şeyin nasıl böylesine çabuk ve kötü gittiğini anlayabilmek için parçaları birleştirecek yeteri zamanı olacaktı. 25


Bella Andre

Chloe, şu an nerede olduğunu bilmiyordu, sadece kasaba yönünde yürüdüğünü umuyordu. Önceden defalarca geçtiği bu kasaba yolunun, garip bir şekilde bomboş olması şu an sanki başka birinin hayatını yaşıyormuş gibi hissetmesine yol açıyordu. Arkasında beliren farları fark ettiğinde arabasından henüz pek uzaklaşmamıştı. Pahalı bir araba, yolun kenarında durunca içini yine bir korku kapladı. Ama bu korkuya karşı koymak için kendini sakinleştirmek zorundaydı. Karanlık ve ıslak bir köy yolunda yapayalnızdı. Üstelik ceptelefonu da yoktu, zaten olsa da böyle bir fırtınada sinyal alabileceğinden bile şüpheliydi. Arabanın pahalı olması, sinirlerini yatıştırmanın aksine arabadaki kişinin parasının olduğunu bilmek, onu daha da germişti. Çünkü son altı aydır öğrendiği tek bir şey varsa o da paranın güç anlamına geldiğiydi. Özellikle de onun gibi kadınların üzerinde. Ve ardından adam –epey iri cüsseli bir adam– arabasından inip ona doğru yürümeye başladı. Bir yandan da Chloe’ ye arabasına binebileceğini söylüyordu. Asla olmaz. Chloe’nin onunla güvende olacağı konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Dediklerinde çok haklıydı fakat Chloe, bir şeyi kolaylıkla söyleyip sonrasında başka şey yapan insanlarla bir hayli tecrübe yaşamıştı. “Sizi tanımıyorum,” dedi. Adam, baltalı bir katil olabilirdi. Sadece sonrasında kurulanabileceği bir yer bulmak için yürümesi gerekiyordu. 26


Uzun Yağmurlardan Sonra

Adamın yüzündeki hayal kırıklığını görebiliyor ve yine onu ikna etmeye çalışacağını biliyordu. İşte o esnada kayan lastik sesiyle, bir aracın üzerlerine doğru geldiğini duydular. Chloe, daha ne olduğunu bile anlamadan adam onu kollarının arasına aldı. Ona karşı koyacak zamanı yoktu; kaldı ki hızlı bir motosikletin üzerlerine doğru geldiğini görünce karşı koymayı düşünmedi bile. Adam onu durduğu yerden büyük bir rahatlıkla kaldırıp kendine sıkıca çekerek çukura atladığında Chloe, gözlerini kapamıştı. Motosikletin arka tekerlerinin kaydığını ve daha saniyeler önce onun durduğu yere savrulduğunu göreceği vakit gözlerini açtı. Oksijen ciğerlerine büyük bir hızla dolarken derin derin nefes aldığını fark etti. Hem soğuktan hem de korkudan titriyordu. “İyi misiniz?” Ona bir zarar gelmesini engellemek için kendi bedenini siper eden adama baktı. Arabadan indiğinden bu yana ilk kez adamın ne kadar çekici olduğunu farkına varınca içini korkudan farklı bir duygu kaplamıştı. Hayır, dedi kendi kendine. Çekici kelimesi, böyle bir adam için hafif kalırdı. Karanlıkta bile diğer erkekleri utandıracak türden olduğunu görebiliyordu. Bedenine yapışmış kıyafeti, ıslak saçları ve elmacıkkemiklerine bulaşmış çamurla, bu soğuk yağmurda bile muhteşem görünüyordu. Birdenbire bedeniyle adam arasında şaşırtıcı bir sıcak27


Bella Andre

lıkla elektriklenme hissetti. Ya da belki de bu sıcaklık, adamın hâlâ onu güçlü kollarında tutmasından kaynaklanıyordu. Kendi güvenliğini bir an bile düşünmeden onu motosikletin yolundan çekmesinin yanı sıra bu güç, Chloe’nin neredeyse adama güvenmesini sağlayacaktı. Belki başka bir gece bu kadarı bile ona itimat etmesine yeterdi. Artık güvende olduklarına göre Chloe, mantıklı bir karara varabilmek için düşüncelerini toparlamaya çalışırken bu kaygan yerden çıkmaya çalıştı. Ama adamın kollarındayken düştüğü bu çamurlu çukurda kaydı ve çıkmak için uğraşması, durumun daha da kötüleşmesine neden oldu. “Bir dakika bekleyin,” dedi adam kısık ama rahatlatıcı bir sesle. “Bırakın ikimizi de buradan çıkartayım.” Birkaç dakika sonra, çamurun ve yağmurun içinde şaşırtıcı bir rahatlıkla hareket ettikten sonra adam, Chloe’yi yolun kenarına indirdi. Gözleri, adamın gözlerini daha net görebilecek kadar karanlığa alışmıştı. Adam, “Burası ikimiz için de gerçekten güvenli değil,” diyordu. Çok içten görünüyordu ve ona zarar vermeyi planlayan bir hali de yoktu. İçgüdüsü, bu adamın, bu yabancının çok haklı olduğunu söylese de Chloe, hâlâ temkinliydi. Zaten o esnada hiç kimseyi tanımadığı bir kasabada, karanlıkta ve yağmurun altında başka bir seçim şansı var mıydı?

28


Uzun Yağmurlardan Sonra

Onu motosikletin yolundan çekip çukura düşüşlerini kolaylaştırmak için kendi bedenini nasıl kullandığını düşünüp durdu. Sonunda, “Tamam, sizinle geleceğim,” dedi. Aldığı karardan ötürü pişmanlık duymamayı umuyordu.

29


2 Chase, Tanrı’ya şükür, dedi kendi kendine. Sonunda onunla gelmeyi kabul etti. Şu motosiklet, gerçekten ödünü kopartmıştı. Aslında düşünecek zamanı olmadı, yaptığı sadece bir tepki vermekti ve şu an hayatlarını kurtarmış olmaktan dolayı inanılmaz rahatlamış hissediyordu. Kibar bir adam olarak içgüdüleri, hemen kadının sırt çantasını almasını söyledi. Kadın birden kendine geri çekti. “Lütfen, bunu yapmayın.” Korkusuna büyük bir dikkatle ket vurarak, “Kendi çantamı taşıyabilirim, teşekkürler,” dedi. Kadının kaldırıma çıkar çıkmaz yanından uzaklaşması, eğer önyargılı davransaydı, Chase’i incitebilirdi ama bir yandan da böyle bir durumda hiç tanımadığı adamla olmanın bir kadın için sadece sağduyudan ibaret olduğunu biliyordu. Kadın, BMW’ye doğru yürürken Chase, kadının o güzel kıvrımlarından gözlerini alamıyordu, bunun farkındaydı.

31


Bella Andre

Kız kardeşe, özellikle de başına sandığından daha çok iş açan Lori ve Sophie gibi iki güzel kardeşe sahip birinin, kadınlarla kurduğu ilişkiler üzerine biraz daha düşünmesi gerekiyordu. Chase ve erkek kardeşleri, eğlenmeyi sevebilirlerdi ama hiçbiri bir kadını tehlikeye atacak bir şey yapmaz ya da kadın istemiyorsa asla onunla birlikte olmazlardı. Aslında gerçek şu ki, hep kendilerini arzulayan kadınları tercih etmişlerdir. Ayrıca şu an cinselliği düşünmek için doğru zaman değildi. Şimdi yanında –daha doğrusu, en azından arabasında– sırılsıklam olmuş bir kadın vardı ve elleri söz verdiği gibi asla ona yakın yerlerde dolaşmayacaktı. BMW’nin deri koltuklarına yağmur ve çamur bulaştıktan sonra bir daha eski haline dönmeyeceğini bilmesine rağmen hiç tereddüt etmeden yolcu koltuğunun kapısını açıp kadının içeri girmesini bekledi. Kadın, kucağında sıkıca tuttuğu çantasıyla koltuğa oturur oturmaz Chase, kapıyı kapatıp hemen sürücü koltuğuna geçti. İkisinin de kıyafetlerinden buhar çıkmaya başladı ve arabanın camları hemen buğulandı. Bu da arabada öncekinden daha samimi bir ortam yarattı. Doğrusu öylesine samimi bir ortamdı ki Chase, bu beklenmedik yolcusunun tıpkı yağmur ve yeni açmış çiçekler kadar güzel kokusunun farkına varmadan edemedi. Kadını rahat ettirebilmek için klimayı açıp, “Üzerini değiştirmek için kuru kıyafet ister misin?” diye sordu. Bagajdaki çantalarından bir şeyler verebileceğini düşünüyordu. 32


Uzun Yağmurlardan Sonra

Kadın, titremesine rağmen sadece, “Hayır, teşekkürler. Böyle iyiyim,” dedi. Aslında iyi olmayla yakından uzaktan alakası yoktu ama en azından şimdi klimadan gelen sıcaklık ikisini de ısıtıyordu. Sıcaklığın kadının nezle olmasına engel olacağını düşündüğü için Chase, farklı bilgiler almayı denedi. “Nereye gidiyordunuz?” Kadın, zaten çok gerginken Chase’in bu basit sorusuyla oturduğu koltukta iyice gerilmişti. Cevap vermek yerine, “Beni en yakın otele bırakabilirseniz çok iyi olur,” dedi. Bir an durdu ve ardından daha yumuşak bir sesle, “Özellikle ucuz bir yer en iyisi,” diye ekledi. Rahatlamak ve eğlenmek için planladığı akşam birdenbire sırılsıklam vaziyette bozulduğu için –bir de bu yabancının kokusunun onu delirtmemesi için uğraştığından– Chase’ in sesi şimdi konuşurken her zamankinden biraz daha sert çıkmıştı. “Bakın, bu gece ücretsiz kalabileceğiniz bir yerim var. Oradan yol yardımını arayabiliriz.” Ona kötü haberi vermek için kurumasını ve ısınmasını beklemek en iyisiydi. Çünkü yol yardımı, arabasını çukurdan çıkartsa bile muhtemelen arabayı tekrar çalıştıramazdı. Arabalar konusunda uzman kardeşi Zach bile arabası için fazla bir şey yapamazdı. “Teklifiniz için teşekkürler,” dedi. Konuşması hâlâ temkinli ve bir o kadar da sertti. “Gerçekten, otel iyi.” Arabanın karanlığında omuzlarını silkti. “Ve yol yardımını arama zahmetine girmeyin,” dedi belli bir uysallıkla. “Hurdalık metal33


Bella Andre

ler yerinden kaldırılma işini ayarlayıncaya kadar arabamı o çukurda bırakabilirim.” Sesindeki yorgunluğa rağmen hâlâ kontrolü elden bırakmamak için mücadele ediyordu. Chase, kadının böyle bir durumla başa çıkacak parası olmasa da arabasında bundan dert yanarak kös kös oturmamasından çok etkilenmişti. Bu yabancıyı aslında bir motele götürmesi gerektiğini biliyordu. Tanrı bilir, zaten öyle yapmasını kendisine defalarca kez söylemişti. Ama Napa Vadisi’nin ortasındaki rutubetli bir motel odasında onu öylece bırakmasına imkân yoktu. Tabii eğer sabah uyandığında alnında dangalak yazısına bakmak istemiyorsa. Kaldı ki tüm içgüdüleri, onun bir motele bırakılmaktan daha fazla bir yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Elbette Chase, bir kadının isteklerine karışmama konusunda annesinden ve kız kardeşlerinden çok şey öğrenmişti. İşin doğrusu, bu kadının şu an Chase’in yapmak üzere olduğu şeye gıcık olacağını biliyordu. Ama bunların, kafasında dolaşan bu uyarı sinyallerinin hiçbiri, bu güzel kadına yardım etme kararından onu vazgeçiremezdi. Arabayı çalıştırdı ve dikkatle yola tekrar koyulurken kadının adını bilmediğini fark etti. Onu –istese de istemese de– kardeşinin şaraphanesindeki büyük misafirhanenin o rahat ve sıcacık ortamına götürmeyi düşünürken biraz formalitenin pek de kötü sayılmayacağına karar verdi. “Ben Chase Sullivan.” 34


Uzun Yağmurlardan Sonra

Yolcuğu koltuğundan hiç ses gelmedi. Birden kendini sırıtmamak için tuttuğunu hissetti. Beş kardeşi de, Chase de ergenlik dönemlerinden beri resmen kadınları çekiyorlardı. En son ne zaman bir kadın kendini onun önüne atmamıştı ki? Ayrıca bu kadın, ona henüz hiçbir şey anlatmamıştı, değil mi? Kesinlikle bir şeyler olacaktı. Ellen ile şaraphanede anlam ifade etmeyen bir seks için yabancı kadını motele bırakıp hiçbir şeyi kafasına takmaması aslında gayet iyi bir fikirdi. Ellen’i, annesinin partisinden ayrılırken arayıp ona yolda olduğunu, Napa’ya doğru geldiğini söylemişti. O halde şimdi neden böyle bir şey yapıyordu? Ve kendini neden bu yabancıya tamamen kaptırmış hissediyordu? Chase, aralarındaki bu sessizlik eşliğinde arabasını kullanmaya devam etti çünkü kadının, eğer kendini onunla yeterince rahat hissederse cevap vereceğini biliyordu. Nihayet kadının iç çektiğini duydu ve ardından, “Ben de Chloe,” yanıtı geldi. Chloe, çok güzel bir isimdi ve kendi de adı kadar güzeldi. Normalde ona bunu söylerdi ama kadın, öyle hassastı ki muhtemelen dediklerini yanlış anlardı. Fakat Chase, kadının sadece adını söylediğini fark etti. Boynunu dimdik tutmuş, loş ışıkta pencereden dışarı bakıyordu. “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu. Sesinden paniklemiş olduğu açıktı. “Kasabanın diğer tarafta olduğundan eminim.” 35


Bella Andre

Neyse ki Chase o anda Sullivan şaraphanesinin levhasını gördü. Kapıları açmak için uzaktan kumandaya basıp arabadan inerek dar yolda ilerlemeye başladı. Chloe’nin sabah uyandığında göreceği güzelliklere karşı koyması imkânsızdı. Ve umuyordu ki, bu güzellikler endişelerini biraz hafifletir, kendini Chase’e açmasını, yaşadığı sorun her neyse yardım etmesine izin vermesini sağlardı. “Burası abimin şarap imalathanesi. Eminim burada kalmanı isterdi.” “Chase.” Ses tonunda bir uyarı vardı ama bu, dudaklarında adını duymanın güzelliğinin önüne geçmemişti. “Beni bir motele götürmeni söylemiştim.” Verebileceği farklı yanıtlar düşünmüştü, mazeretler uydurabilir ya da belki onu sakinleştirmeyi deneyebilirdi. Ama birçok kadının aksine onun, saçmalıklarını anlayabileceğini düşününce Chase, “Marcus’un misafirhanesi daha yakın. Ayrıca daha güzel bir yer,” dedi. Aslında pek sinirlenmiş görünmüyordu, ses tonu öyle gelmedi. “Her zaman insanların isteklerini görmezden gelip kendi bildiğini mi okursun?” Yine olası cevaplar vardı. Fakat Chase, en dürüst cevabı verdi. “Genelde.” “Annen seninle gurur duyuyor olmalı,” dedi Chloe, alaycı bir tavırla. Chase, onun arabada kendisiyle yalnız olma konusunda rahatlamış gibi kelimelerin dilinde yuvarlanışını sevmişti 36


Uzun Yağmurlardan Sonra

ama bir dakika sonrasında koltukta huzursuzca kıpırdanmasından öylesine verdiği cevaba üzüldüğünü tahmin etti. Chase, elinden geldiğince kibar bir şekilde konuşurken, “Neyse ki dikkatini dağıtacak beş erkek, iki de kız kardeşim var,” dedi. Verdiği bu bilgiye yine patavatsız bir karşılık bulmayı umdu ve kadının dönüp, “Dalga geçiyorsun,” demesine çok sevindi. “Hayır, gerçekten sekiz kardeşiz.” Kadının iri gözlerine bakmaya ve yüzündeki sırıtışı görmeye yetecek kadar gözlerini yoldan ayırmıştı. Kadın başını sağa sola sallayıp yine kanını kaynatacak bir ses çıkarttı. “Annen bir azize olmalı.” Harika, hiç olmazsa birkaç dakikadır kadının dikkatini dağıtmayı başarmıştı ve bu esnada misafirhaneye girmişlerdi bile. En azından bu kez, söyledikleri ya da Chase’in ona nasıl tepki vereceği konusunda pek endişelenmiş gibi görünmüyordu. Chase, “Bak,” dedi yumuşak bir sesle. “Buraya gelmek istemediğini biliyorum ama burada beş tane boş yatak varken otobanın kenarında bir motele para ödemende bir mantık göremiyorum.” “Seni tanımıyorum,” dedi kadın, yine. Bu konuda tartışamayacağını bildiği için kadının söylediğini kabullendi. “Ben de seni tanımıyorum. Ve inan ki, kız kardeşlerimden biri olsaydın fırtınanın ortasında yolun kenarından seni alan bir adama güvenmeni istemezdim.” Ka37


Bella Andre

dının, ona bakmak için dönerken, böyle düşünmesine şaşırdığını farketti. “İşte bu yüzden seni misafirhaneye yerleştirdikten sonra gidip arazinin diğer tarafındaki evde kalacağım.” Chase, kadının hayır demesi için bir müddet bekledi. Gerçek şuydu ki, eğer hâlâ bir motele gitmek için ısrar etseydi, onu sırtına da alsa abisinin misafirhanesindeki yataklardan birine zincirlese de eninde sonunda onun istediğini yapmak zorunda kalacağını biliyordu. Tanrı aşkına, düşündüğü şu yatağa bağlama fikrinin içinde yaktığı ateşi söndürmesi ne kadar da zordu böyle! Tanrı biliyor ya, Chloe, eğer şu an Chase üzerinde nasıl bir etki bıraktığını görseydi kapıları tırmalar, ondan uzaklaşmak için çığlık çığlığa kaçardı. Neyse ki içerisi bunu fark edemeyeceği kadar karanlıktı. “Pekâlâ,” dedi yavaşça. Kelimeler ağzından tane tane çıkıyordu; bu da Chase’in kadına ve etkileyici dudaklarına bakmasına neden oldu. Tanrım, Chloe aylar boyunca tanıştığı en güzel kadınlardan biriydi kesinlikle. Zaten güzel kadınları fark etmek onun işiydi. Kadına üzerinde bıraktığı etki resmen onu afallatmıştı. Bu denli güçlü ve çabuk etkilemesine şaşkındı. Onu tanıdığı pek söylenemezdi, sadece yol kenarında bulmuştu. Kaldı ki kadının onunla bir şey yapmak istemediği de ortadaydı. Ama bunların hiçbiri ondan etkilenmesini... yakından tanıma isteğini engelleyemiyordu. “Benimle kalmayacaksın, değil mi?” Nihayet, ilk kez onunla tartışmadı ya da kalmayacağını 38


Uzun Yağmurlardan Sonra

söylemedi. Fırsat yakalamışken Chase hemen, “Seni yerleştirip Marcus’un evine gideceğim,” dedi. Chase, çantasına uzandıysa da Chloe, henüz fikrini değiştirmemişken hemen harekete geçip kapıyı açtı. Belli ki şu kahrolası şeyde yardım almadan yağmura çıkmaya razıydı. Kadın, Chase’in yıllardır defalarca kaldığı misafirhanenin üstü kapalı verandasına geçti. Burası adam için hiç yabancı değildi ama Chloe, İtalya’dan getirtilmiş çini aksanlı, şık bahçe mobilyalı, altın rengindeki ahşap kapılı, özenle dizayn edilmiş eve ilerlerken Chase, sanki burayı ilk kez görüyormuş gibi hissetti. Abisinin şarap imalathanesi gerçekten de harika bir yerdi ve Chase, burayı bu güzel kadın ile paylaşmaktan oldukça memnundu, özellikle de onun sıcak ve güzel bir yere ihtiyacı olduğu böyle bir gecede. Kâhyanın, Chase geleceği için açık bıraktığı ön kapının ışığı sayesinde sonunda bu güzel kadını aydınlıkta görme şerefine erişebildi. Arabada az da olsa kuruyan saçları gerçekten ipek gibiydi, öyle parlak görünüyordu ki şampuan reklamlarından çok para kazanabilirdi. Ayrıca gerçekten de muhteşem bir fiziği vardı. Çok zayıf sayılmasa da vücudunun o güzel kıvrımları, insanın dokunma isteğini arttırıyordu. Onun derdi neydi böyle? Derhal bunu düşünmeyi bırakmalıydı. Özellikle de ona dış güzelliği için değil de kötü bir durumdan kurtarmak için abisinin evini vermişken. Chloe, verandada yolda karşılaştığı bu yabancı adamı beklerken bir elini yanağının üzerine koymuş, diğer eliyle de 39


Bella Andre

sıkıca çantasını tutuyordu. Chase, yüzünü neden böyle gizlediğini düşünmeden edemedi. İçinde kötü bir his vardı. Eğer kaşlarını çatarsa artık kadının yanında rahat edemeyeceğini bildiğinden onun yüzüne odaklanmak yerine verandayı soluk bir ışıkla aydınlatan lambaya bakmaya çalıştı. Ertesi akşam Chloe’nin tam da durduğu yerde mankenlerle yapacağı çekimleri düşününce merdivenlerden çıkıp ön kapıya ilerledi. Kapıyı açık tutarak, “Hadi içeri girip biraz ısınalım,” dedi. “En azından annen sana bir şey öğretmiş,” diye mırıldandı kadın, yanından geçerken. Kadın, kapı eşiğinde durup güzelce dekore edilmiş oturma odasına bakarken, “Vay canına,” dedi. “Ne güzel bir ev.” Marcus, misafirlerini nasıl lükse boğacağını kesinlikle iyi biliyordu. Hafta sonunu Marcus’la geçirmek için Napa’ya gelmeyi tek seven, Chase değildi elbette, tüm ailenin onunla olmayı ne kadar çok sevdiğini biliyordu. “Marcus, kendini evindeymişsin gibi hissetmeni ister,” dedi. Yine kokusunu almaya başlamıştı. Bu, tam anlamıyla bir şehvetti. Sorun şuydu ki Chloe muhteşem bir kadın, Chase de muhteşem kadınlara bayılan bir erkekti. Daha sonra kadın, çantasını yere fırlatıp kalçasını Chase’in kasıklarına sürterek ilerledi. Chase, o anda inlememek için kendini zor tuttu. Eğer işin aslını bilmeseydi ve Chloe de diğer kadınlar 40


Uzun Yağmurlardan Sonra

gibi olsaydı onun bu hareketi kasten yaptığını düşünürdü. Ama Chase’ten uzaklaşmasına ve kendini odaya atmasına bakılacak olursa kadının onu etkilemek gibi bir amaç gütmediği ortadaydı. Chase’in bir kadınla sevişmesinin üzerinden sadece bir ay geçmişti ama bedeni, Chloe’ya sanki bir yıl olmuş gibi arzuluyordu. Verandada ani bir rüzgâr esince Chase, içerinin havası soğumasın diye hemen kapıyı kapadı. Adam, küçük adımlarla odaya girerken Chloe de tezgâhın yanında öylece duruyordu. “Aç mısın?” diye sorarken, bir yandan da bu güzel kadını gözleriyle yememeye çalışıyordu. Chloe, hayır anlamında başını sallayıp hemen elini yine yanağının üzerine koydu. “Susadın mı?” “Hayır.” “Sana bir havlu birkaç da kuru kıyafet getireyim,” dedi en kibar ses tonuyla. Kadın en azından bunu yapmasına izin vermeliydi. “Bu akşam uyuyabileceğim bir yerin olduğunu söyledin,” dedi kadın. “Tüm ihtiyacım olan bu. Başka bir şeye gerek yok.” Konuşurken yanlışlıkla elini yüzünden indirmişti. Chase’in kenardan gördüğü şey, resmen midesini bulandırdı. “Yaralısın.” Soru sormuyordu. “Bana yaralanmadığını söylemiştin ama yaralısın. Bırak da yüzüne bir bakayım.” 41


Bella Andre

Chloe, geri çekilmeye çalıştıysa da arkasındaki granit tezgâh buna engel oldu. “Hayır,” dedi ısrarla. “Ben iyiyim.” Güçlü ve sert biri gibi davranmaya çalışırken bunun ne kadar zor olduğunu görebiliyordu. Hâlâ anlamamış mıydı? Chase, ona yardım etmek için oradaydı. Onun kendini rahat hissetmesi için elinden bir şeyler gelebiliyorken öylece acı çekmesine izin veremezdi. Bu kez pek nazik hareketlerle, onu korkutacağını düşünme zahmetine girmeden kadını tutup, elini onun ellerinin üzerine koydu. Bu ilk dokunuş, ikisinin de adeta nefesini kesmişti. Chase, kadının, şaşırtıcı bir hareketle kendisinden kurtulmaya çalışmadan önce, gözbebeklerinin büyüdüğüne yemin edebilirdi. “Seninle burada olmamam gerektiğini biliyordum,” dedi kadın, odanın farklı bir köşesine geçerken. Ama Chase, daha hızlıydı, kadın daha kurtulamadan onu hemen kollarının arasına alıverdi. Ondan gizlediği şeyi tam anlamıyla gördüğünde; tatlı sıcaklığını, bağrına çarpan dolgun göğüslerini ve kasıkların sızlatan, onun bacaklarının arasındaki sıcak V noktasını hafızasına alıyordu. “Tanrı aşkına, Chloe, bu, arabada mı oldu? Bu kadar kötü yaralandığını neden bana söylemedin? Araban çukura düştüğünde yüzünü direksiyona mı çarptın?” Yarasına yakından bakarken gözlerini kıstı. “Yoksa bunun sebebi başka bir şey mi?” Bu büyük yara, tam ortasındaki uzun bir sıyrıkla rengâ42


Uzun Yağmurlardan Sonra

renk duruyordu. Chloe’nin gözleri yaşla doldu ama bu, hissettiği acıdan değil de belli ki hayal kırıklığından kaynaklanıyordu. “İyi bir gece geçirmedim.” Yine de bu yanıt, sorunun cevabı değildi. Fakat Chase yaranın, araba çukura kaydığında direksiyona çarparak açılmadığını neyse ki anlamıştı. Başka bir kadın olsa şimdiye çoktan ağlamaya başlardı ama Chloe, kötü bir gece geçirmesine rağmen ağlamıyordu. “Ciddi olamazsın,” dedi Chase usulca. Ona ne kadar çok bakarsa yüzündeki yaraya o denli sinirleniyordu. Kardeşleriyle bir yaranın ne kadar can acıtacağını bilecek kadar çok kavga etmişti. Ayrıca birinin yüzünüze yumruk attığında nasıl görüneceğini anlayabilecek kadar da yumruk yemişti. Ancak Chloe’yi birinin böyle incittiği düşüncesine birden öfkelense de bunu sorun haline getirmekten çok daha iyi bir yöntem biliyordu. “Yaraya buz koydun mu?” Başını salladı. “Hayır. Fırsatım olmadı.” Chloe, sanki çok fazla konuşmuş gibi dudaklarını sımsıkı kapayınca Chase, istemeden de olsa onu bırakıp mutfağa geçti. Neyse ki Marcus’un misafirhanesinde eşyaların yerini bilecek kadar çok kalmıştı. Lavabonun yanındaki çekmeceden plastik torba kutusunu buluverdi. Torbayı buzdolabından aldığı buzlarla doldurduktan sonra diğer çekmeceden bul43


Bella Andre

duğu temiz, yumuşak ve renkli bir havluya sardı. Chloe, bu esnada yerinden hiç kımıldamamıştı. Chase, onu kompres yapmaya kolayca ikna edebildi fakat eğer yardım edecekse –en azından bir nebze de olsa– ona güven duymasının ne denli önemli olduğunu biliyordu. İçgüdüsü, aslında yağmurda arabasının kontrolünü kaybetmesinin ötesinde bir sorunu olduğunu daha Chloe’yi gördüğü an söylemişti. “Isırmam. Söz veriyorum,” dedi buz torbasını uzatırken. Şu an ondan yapmasını beklediği son şey, zaten zonklayan kasıklarına bir tekme geçirmesiydi. Chloe, bir kaşını kaldırıp oldukça alaycı bir tonla, “Gerçekten mi?” dedi. Chase, artık onun gözünde yaş olmamasına çok sevinmiş ve ona karşı ilgisinin farkına varmasına da çok şaşırmıştı. O yüzden pis pis sırıtmaya başladı. “Aslında şöyle söylemeliydim, ısırmam tabii sen...” Kadın, sözünü kesmek için bir elini kaldırıverdi ve cümlesini bitirdi. “Tabii ben istemediğim müddettçe.” Öyle bir söylemişti ki sanki yüzlerce kez bu sözü duymuş gibiydi. “Her neyse. Isırmanı istemiyorum. Şimdi değil. Hiçbir zaman da istemem.” Her bir kelimesi ağzından yorgun ve zoraki çıkıyordu ama neyse ki uzaklaşmak yerine Chase’e doğru yönelmeyi seçmişti. “Ama yine de buzu alacağım.” Chase, buz torbasını verdi. Kadın, zor da olsa torbayı yanağına koyduğu sırada tam adama teşekkür edecekti ki duyduğu acıyla resmen nefesi kesildi. Kadının dudaklarından çıkan her bir nefes ve yüzünün bembeyaz kesilmesi yüzünden göğsü sıkışmıştı. “Dur,” dedi 44


Uzun Yağmurlardan Sonra

Chase. “Bana bırak.” Biraz daha yaklaşıp sağ eliyle başının arkasından tutarken sol elini yaranın üzerine koydu. Kadının geri çekilmesini bekliyor, kendi başının çaresine bakabileceğini ve ellerini üzerinden çekmesini söyleyeceğini sanıyordu. Ama bunun yerine Chase farklı bir sürprizle karşılaştı. “Bu konuda çok iyisin,” dedi Chloe, adamın kasıklarındaki kan akışını hızlandıran yumuşak bir sesle. Chase, aralarındaki buzların nihayet erimesine şaşmıştı. Bu da, Chase’in bir türlü kontrol edemediği kadına yönelen ilgisi ve Chloe’nin alaycı yorumları sayesinde olmuştu. Böyle bir şey yapacağını kim düşünebilirdi ki? Tam tersine, ilgisinin onu canlandırdığından emindi. Acaba Chase için başka ne tür sürprizleri vardı? Bunları görebilecek kadar yanında kalacak mıydı? “Beş erkek kardeş, unuttun mu?” dedi hafifçe gülümseyerek. “Bizi, bir şeyleri hafife aldığımız zamanlarda genelde en kötü yaralayanlar küçük kız kardeşlerim olurdu.” Pis pis sırıttı. “Küçük haylazlar.” Başını kaldırıp adama baktı. Chase’in artık tepkisini kontrol edebilme umudu kalmamıştı. Gözleri olağanüstü güzellikteydi. Gözbebeklerinin kenarları parlak yeşil, gözleriyse maviydi. Onun çok güzel bir kadın olduğunu zaten biliyordu ama şimdi güzel kelimesi onu anlatmakta kifayetsizdi. “Kardeşlerinin hepsini çok seviyorsun, değil mi?” diye sordu usulca. 45


Bella Andre

Kadın konuşurken Chase, bakışlarını onun dudaklarına çevirmiş olduğundan altdudağının kıvrımını daha çok beğenme fırsatı bulmuştu. Henüz tamı tamına yarım saat önce tanışmışlardı fakat aklını tamamen bu kadınla bozmuş haldeydi, hem de elinde sadece bir çantayla ortaya çıkan bu kadınla. Bir çantaya daha fazla ilgi gösterecek biri değildi. Bu akşam evren, sanki onun etrafında dönüyordu. “Ağzımda bir şey mi var?” Neyse ki öfkesi, Chase’in nasıl büyülendiği konusunda küçük de olsa bir espri üretecek kadar yumuşamıştı. Tam bu noktada ondan kaçmasından ziyade ona gülmesini tercih ederdi. Kadın, orada çırılçıplak halde durmuşken; Chase onun o güzel vücudunun her santiminin tadına bakma düşüncesini aklından çıkartıp bunu daha sonraya bırakmayı istemiyordu. Ama her şeyin bir sırası vardı. Öncelikle, onu burada kalmaya ikna etmeliydi. Sabahın ilk ışıklarıyla kaçmaya değil. “Hayır,” dedi Chase, kısık bir sesle. “Dudakların çok güzel.” O anda yüzünün havluyla ve buzla örtülmeyen tüm kısımları kıpkırmızı oldu. “Ve evet, kardeşlerim harikadır. Büyürken onların yanında olacak kadar da şanslı bir çocuktum.” Annesinin doğum günü partisini ve çektiği fotoğrafları düşündü. “Küçük bir evde sekiz kişiydik. Çok kavga ettik ama bir o kadar da güldük.” Chloe’nin yüzünde büyük bir özlem belirdi, ardından 46


Uzun Yağmurlardan Sonra

başını çevirip yüzünü yere eğdi. Chase, artık onun büyüleyici –anlamlı– gözlerini göremiyordu. “Yanağım şimdi daha iyi, teşekkürler. Çok yorgunum.” Gözlerinin altındaki mor halkalardan gerçekten de ne kadar bitkin olduğu anlaşılabiliyordu. “Şimdi bana lütfen yatak odasının yerini göster.” Chase, kadını yanında tutup ona kimin zarar verdiğini söyletinceye kadar soru sormak istiyordu. Birilerinden kaçtığını anlamak için beyin cerrahı olmaya gerek yoktu. Bedenindeki her hücre bu kadını korumak istiyordu ama kadının aralarına çektiği o mesafe nispeten kısalmasına rağmen, henüz ona güvenmeye hazır olmadığını gösteriyordu. Chase, “Yatak odaları koridorun hemen aşağısında,” dedi ama onu bir türlü bırakamıyordu. Sıcaklığı, yumuşak kıvrımlar ondan geri durmasını engelleyecek kadar kendini iyi hissetmesini sağlamıştı. Ama kadının onun kollarından sıyrılması için geçerli bir sebep yoktu. Yüzüne zarar verenin bir adam olduğu ortadaydı, acaba kadın evli miydi? Bu, kötü bir kocanın işi miydi? Chase’in birilerinin yüzükparmağına bakmak gibi bir alışkanlığı yoktu zaten öncesinde de sol eline bakmayı hiç düşünmemişti. Kurnaz biri gibi davranmamaya çalışıyordu. Kahretsin, onu ne kadar istediğini zaten görebiliyordu. Hissediyordu da. Bu gece ellerini ondan uzak tutacağını söylemişti ama sonrası için söz vermemişti. Ayrıca evli olduğu adam tarafından dayak yiyip yemediğini bilmesi gerekiyordu. 47


Bella Andre

Chloe, ellerini yumruk yaptığından Chase, bir yüzük göremedi. İyi. Demek ki olanları öğrenip de, kadın ona güvendiğinde Chase’in ağırdan almasının hiç gereği olmayacaktı. Sonunda Chloe’nin yüzüne baktığında gözlerinde daha önceden de gördüğü aynı sinirli ifadeyi okudu. Önceki bakışıyla aradaki tek fark, bu kez içinde eğlendiğine dair hiç emare olmamasıydı. Yakalandın. “Yatak odası?” Chloe, bir kaşını kaldırmış, hâlâ Chase’in yüzüne bakıyordu. “Bana nerede olduğunu gösterecektin.” Kadının çantasını eline aldı. “Bu taraftan.” Chloe de çantasına uzandı. Birkaç saniyedir asker yeşili, keten çanta hakkında resmen komik bir çekişme yaşıyorlardı. Çantasını yine kendi taşımalıydı, Chase buna müsa- ade etmesi gerektiğini biliyordu. Ama kadın, bir altmış beşten daha uzun olamazdı, kendisi ise bir seksen beş boyundaydı. Üstelik ondan ortalama otuz altı kilo fazla olduğunu düşünüyordu. Yani bu lanet çantayı onun için taşıyabilirdi. Chloe, çantasını iki eliyle sıkıca tutarken, “Gerçekten çantama kafayı taktın, değil mi?” dedi. Chase, çantayı kendi tarafına çekip, “Ben de senin için aynı şeyi söyleyecektim,” diye karşılık verdi. Chloe, çantaya öyle hızlı asıldı ki adam, çantayla geriye doğru tökezledi. Kadın, hayır anlamında başını sallayıp, “Erkekler neden 48


Uzun Yağmurlardan Sonra

hep maço davranmak zorunda olduklarını düşünürler, hiç anlamam,” dedi. “Çantayı taşımakla sana yardım etmek, maço bir davranış değil.” Kadın, karşılık verirken sanki gülmek üzereydi. Chase, o güzel yüzünde gülümseme ışığını ilk kez görüyordu. “Bundan emin misin?” “Belki bu da annemin bana öğrettiği bir şeydir,” dedi, kadının sözünü yine lehine çevirerek. Artık daha fazla tartışmak için onu beklemiyordu... özellikle de onun ne istediğini umursamadan güzel dudaklarına öpücük kondurmaya bu denli yaklaşmışken. Ya onu öpecekti ya da gerçekten onu güldürecek bir yol bulacaktı. Ya da, daha iyisi, kahkahasının kulağa nasıl geldiğini öğrenecekti. Chase, uyumayı planladığı süitin olduğu koridora yöneldi. Diğer odalarda da kaliteli yataklar vardı ama bu güzel yabancı için en iyisini istiyordu. Odanın kapısını açtı ve tam düğmeye uzanıyordu ki zaten ışığın açık olduğunu fark etti. O şaşkınlıkla yatağın boş olmadığını anlaması biraz zaman aldı. Yatağın üzerinde çıplak bir kadın onu bekliyordu. Kahretsin. Ellen’ı tamamen unutmuştu ama Marcus’un imalathane müdiresi, belli ki onu unutmamıştı. Eğer bir şeyler bu akşam farklı –çok farklı– gitseydi Ellen’ı çoktan soyunmuş ve onu beklerken bulduğunda fazlasıyla heyecanlanırdı, bunu çok iyi biliyordu. Ancak Chloe ile tanıştıktan sonra Chase, evde bekleyen 49


Bella Andre

Ellen’ın çıplak bedenine önceki gibi heyecanlanmadı. Ellen, bir Chase’e bir Chloe’ye bakarken gözleri şaşkınlıktan kocaman açıldı. Belli ki yaşadığı şokla yattığı yerde donup kalmıştı ve iPod kulaklıklarını çıkarması bir dakikasını aldı. Besbelli müzik, oturma odasında ikisinin sohbetlerini duymasını engellemişti. Zaten Ellen, Chase’in yatak odasına yalnız gelmeyeceğini bilmiyordu. Chase, yeterince düşünüp Chloe’yi bu lanet olası yerden daha çıkartamadan güzel kadın, öne doğru bir adım atıverdi. Öfkeyle solumasını ve onun için vazgeçilmez olanı; yani çantasını kaptığı gibi tekrar dışarı, yağmura koşmasını bekliyordu. Fakat sadece kısık sesle güldüğünü duydu. Bu, sadece saniyeler öncesinde duymak istediği sesti... ama tabii, böyle bir anda olacağı hiç aklına gelmemişti. “Belki,” dedi bariz bir neşeyle. “Kalabileceğim başka bir yatak odası vardır.” Tekrar güldü. “Mümkünse hiçbir ses duymayacağım kadar uzakta olsun.” Chase, aklını kaybetmiş gibi Chloe’ye bakıyordu. Kendisi buradayken onun Ellen ile sevişeceğini düşünmüş olamazdı, değil mi? Ama gülüşü, tüm bedenine işlerken bunu sormamaya karar verdi. Tanrım, bu sesi gerçekten seviyordu. Çok rahatlatıcıydı. Ruhunun derinliklerinden geliyordu. Ve gülümsemesi, kesinlikle harikaydı. Ellen, hâlâ çırılçıplak halde yataktaydı fakat Chase, gözlerini yanındaki yabancı kadından alamıyordu. Zaten onunla 50


Uzun Yağmurlardan Sonra

tanıştığı andan itibaren onu öpmek istemişti fakat şimdi onu öpücükleriyle kendinden geçirmek, güldürmek ve o tatlı gülüşünü defalarca duymak istiyordu. Nihayet Ellen konuştu, “Chase?” Sesi her zamankinden biraz tiz çıkmıştı. “Bu kim?” Ellen, artık örtünmeye başladığında Chase, onun hiç tipi olmadığını fark etti. Chloe’nin kıvrımlarını Ellen’ın gergin kaslarına tercih ederdi. Ayrıca o boyalı sarı buklelerin, Chloe’ nin, her hareket edişinde omuzlarına dökülen kahverengi saçlarının yanında hiçbir önemi yoktu. “Ben Chloe.” Chloe’nin böyle bir şeyle nasıl eğlendiğini gördükçe şaşkınlığı daha da artıyordu. Belli ki kendisi, böyle berbat bir durumla uğraşırken onu izlemekten büyük bir keyif alıyordu. Fakat o da birdenbire olayın çok komik olduğunu fark etti. “Bu akşam beni Chase aldı.” Adama doğru başını salladı ve; “Hikâyeyi bilirsin işte –yolun kenarında başı dertte bir kız, arabası güzel bir tiple tanışır,” diye ekledi. Ellen, sabahlığa sarınırken öfkeliden ziyade kafası karışmış görünüyordu. Ki bu da bu akşam biraz eğlenmekten fazlasını planlamadıkları için Chase’e oldukça mantıklı geldi. Ellen, Chase’e bakarken sanki içten içe bir şeyler düşünüyor gibiydi. Ardından, “Bir fotoğrafçı olduğun ve hızlı yaşayan tiplerle vakit geçirdiğin için senin de böyle biri olduğunu anlamam gerekirdi.” Kendini, kardeşi Smith’in filmlerinden biri için çekilen 51


Bella Andre

gerçeküstü bir sahneye adım atmış gibi hissederken Chase de, “Nasıl bir tip olduğumu düşünüyorsun ki?” diye sormak zorunda kaldı. “Bilirsin işte, temizlik işleri ve personeli,” dedikten sonra gecelerindeki bu yeni gelişmeyi düşünürken dudaklarını ısırdı. Sonra dikkatini kadına yöneltti. “Biraz beklenmedik bir şekilde olsa da tanıştığımıza memnun oldum, Chloe,” dedi. Ardından derin bir nefes alıp “Çok güzelsiniz,” dedi. Chloe, Ellen’ın ona bakış şekline çok şaşırmıştı. Belli ki Ellen’in yatakta bir sonraki performansını anlamaya çalışıyordu çünkü bunun Chase’in hoşlandığı türden bir şey olduğunu düşünüyordu. “Teşekkürler,” dedi Chloe. “Sen de çok güzelsin ama bu akşam üçlü seks yapmak isteyeceğimi sanmıyorum.” Bunu böylesine rahat bir tavırla söylemesi, adamın resmen aklını aldı. Daha önce üçlü seks yapmış mıydı acaba? Ona bir başkasının dokunduğunu düşünmek bile Chase’i sinirlendirmeye yetti. Daha önce hiç ciddi bir ilişki düşünmemişti, tek gecelik ilişkilerle halinden oldukça memnundu. Hayatını dolu dolu yaşamaya çalışırken evde onları bekleyen bir eşi ve çocuklara sahip meslektaşlarını daha önce hiç kıskanmamıştı. Ama bu kadını gördüğü ilk andan itibaren sadece onu korumak istiyordu. Artık daha fazlasını isteyebilir miydi? Onunla yeni tanışmasına rağmen ondan hemen etkilendiğinin farkındaydı. 52


Uzun Yağmurlardan Sonra

Bir ilişki bu kadar çabuk başlayabilir miydi? “Aman Tanrım,” dedi Ellen, Chloe’nin yarasını görünce. “Yüzüne ne oldu böyle?” Chase, Chloe’nin yüzündeki o neşenin kaybolmasından nefret ediyordu. “İyiyim,” dedi Ellen’a. Ardından adama döndü. “Kendime başka bir yatak odası bulacağım. İyi geceler.” Chase, peşinden gitmek istediyse de ilk etapta Ellen’la uğraşması gerektiğini biliyordu. Kadın, kapıyı arkasından kapattıktan sonra Ellen, “O, iyi mi?” diye sordu. “Yarası gerçekten kötü görünüyor.” Ama Chase, daha cevap vermeden konuşmaya devam etti. “Doktora göründü mü? Gerçekten onu yolda mı buldun?” Ellen’ı gerçekten yanıtlamayı isterken elini onun ıslak saçlarının arasından geçirdi. Bunun yerine tüm söyleyebildiği, “İyileşecek,” oldu. Bundan emindi. “Bak, bu akşamdan itibaren aramızda artık bir şey olmayacak.” Ellen, girişimlerini birden unutarak gülümsedi. “Abin için çalıştığımı düşününce, bu muhtemelen en iyisi olur.” Chase, sorunu kısmen de olsa hallettiklerine sevinmişti. “Gerçekten çok güzel bir kadın.” Ellen, kıyafetlerini kollarına alıp banyoya yönelirken Chase’e göz kırpıp, “Üçlü seksi bir an için gerçekten düşünecek kadar güzel ama bu benim tarzım değil,” diyerek dalga geçti. “Hayır,” dedi Chase. Ama cevabı tamamen içgüdüseldi. “Böyle bir şey asla olmazdı.” O güzel kadını asla ve asla bi53


Bella Andre

riyle paylaşamazdı. Eğer onu başına neler geldiğini anlatmaya ve aralarındaki o ilk alevlenmenin başka bir şeye dönüşü dönüşmeyeceğini görebilecek kadar uzun bir süre burada kalmaya ikna edebilirse tabii. Ama Ellen’ı kıyafetlerini giymesi için yatak odasında bırakıp Chloe’nin başka bir odaya yerleştiğinden emin olmak için koridorda ilerlerken bu yabancının ona bir şans verecek kadar güvenmesinin hiç de kolay olmayacağını düşündü.

54


3 Chloe, şimdi hiçbir şeyi; çantasını yere, kendini de yatağa atıp top gibi kıvrılmaktan daha çok istemiyordu. Zemin, oldukça pahalı bir ahşapla kaplanmışa benzediği için çantasını bırakıverdi. Zenginlerin nasıl yaşadığını gayet iyi biliyordu fakat şarap kentindeki bu muhteşem evden yine de etkilenmişti, özellikle de buranın sadece bir misafirhane olduğunu düşününce. Asıl yaşadıkları evin nasıl olduğunu hayal dahi edemezdi. Hep daha fazlasını isteyen ama bunu nasıl elde edeceğini bilmeyen alt-orta sınıf sayılabilecek ailesiyle bir evde büyümüştü. Eski kocasıyla tanıştığı ve onun tüm dünyayı kendisine vermek istediğini söylediğinde Chloe, sözlerini mihraba kadar taşımıştı. Şu an bu sözlerin ne anlama geldiğini az da olsa biliyordu. Giyebileceği güzel elbiseler, istediği kadar harcayabileceği para vermiş olabilirdi ama onun için gerçekten önem

55


Bella Andre

taşıyan her şey, elinden almaya çalışmıştı. Aklından bu kötü anıları çıkarmak istercesine başını sallayıp banyoya geçti. Çantasını parke zemine bıraktıktan sonra ıslak, kirli kıyafetlerini çıkartıp lavabonun içine koydu ve kıyafetlerindeki çamuru yıkamaya başladı. Bunları atmayı çok isterdi ama yanında fazla bir eşyası yoktu, yakın zamanda bunlara tekrar ihtiyacı olacağını da biliyordu. Şu an yapabileceği en iyi şey, biraz sabun ve suyla kirleri çıkartmak, eliyle suyunu sıkabildiği kadar sıkıp onları kurutmaktı. Elbette evde çamaşır ve kurutma makinesi olduğunu biliyordu fakat bir yabancının –hatta onu buraya getiren yabancının bile değil, hiç tanışmadığı abisinin– evinde bir gece geçirmek, ona göre iyilikten de öte bir şeydi. Sonunda kıyafetleriyle uğraşmayı bitirdikten sonra duşa girdi ve tam sıcak suyu açmak üzereyken fikrini değiştirdi. Banyoda büyük bir jakuzi vardı. Bacaklarına, omurgasına ve ayaklarına masaj yapan fıskiyeli ılık suyun içine uzanma düşüncesiyle az kalsın yüksek sesle inleyecekti. Chloe bir aptallık yapıp yapmadığına emin olmadan, önce banyo kapısına suçlulukla baktı. Sonuçta yalnızdı. Chase, akşam burada kalması konusunda ısrar ettiğine göre bu imkânlardan faydalanmasının ne gibi bir sakıncası olabilirdi ki? En azından banyo, yatak odasının içindeydi. Böyle bir jakuziyi daha önce hiç kullanmamıştı, ta ki... Hayır. Bu akşam bunları düşünmemeliydi, buna izin veremezdi. Chloe, her şeyi yolundaymış gibi görünen lüks bir hayat yaşamadığını biliyordu ama etrafı asmalarla çevrili bu 56


Uzun Yağmurlardan Sonra

güzel evde kendini oldukça güvende hissetmişti. Birkaç saniye sonra, sıcak suyun içine girdiğinde emniyette olmanın verdiği o muhteşem –Chase’in izin verdiği o birkaç dakika boyunca kollarında çok sıcak ve kendini güvende hissetmenin verdiği o güzel– duygunun, bedeninin böyle dengesizce hareket etmesine neden olduğunu düşündü. Bacaklarını, ardından kalçasını ve sırtını küvete daldırdığında vücudunun buna karşı aşırı hassasiyet gösterdiğini hissetti. Büyük bir keyifle iç çekerek başını küvetin kıvrımına koydu ve yağmur damlalarıyla tıkırdayan tavana baktı. Kendini çok uzun zamandır bir kadın ya da seksi biri gibi hissetmiyordu. Ama yine de adamın ondan etkilendiğine hiç şüphesi yoktu. Aslında şimdi bu duruma üzülmesi gerekirdi. Her şeye rağmen onunla daha yeni tanışmıştı. Kaldı ki şu aralar herhangi birinin ilgisiyle uğraşacak durumda değildi. Ne onunkiyle ne de kendininkiyle. Yine de göğüslerinin tam ucunda ağır bir çarpıntı hissetmeye başladı, her zamankinden çok daha yoğundu hem de. Bacaklarının arası... Aslında, gerçek şu ki tam aşağısı, bacaklarının arası alev alev yanıyordu. Eğer kendine karşı biraz dürüst olmayı başarabilseydi adamın ona yaklaşıp bir elini boynuna koyduğu ve buz paketini yanağına dayadığı andan beri yanıp tutuştuğunu itiraf edebilirdi. Gerçi hem Chloe’nin hem de o yataktaki kadının zevkleri belli ki aynıydı. Çıplak yabancıyı –Ellen, adının Ellen olduğunu söyle57


Bella Andre

mişti– ve çılgın teklifini düşününce Chloe, yine sırıtmaya başladı. Bu esnada da küvetin içine biraz daha kaykılıp sıcak suda saçları ıslansın diye boynunu geriye atmıştı. İşte bu çok iyi geldi. Hemen yan tarafındaki şampuan şişesine uzanıp çok hoş kokan bu sıvıyla saçlarına masaj yapmaya başladı. Öyle ya da böyle pek iyi bir gece sayılmazdı ama en azından keyifli geçen anları olmuştu. Özellikle de yatak odasının kapısını açıp misafirhanede yalnız olmadıklarını fark ettiği anda Chase’in yüzündeki o ifade, gecenin en eğlenceli kısmıydı. Chase, belli ki çıplak kadını görünce bir hayli şaşırmıştı ve tabii yatağında birden fazla kadın fikrinin Chloe’yi ürküteceğinden korkmuştu. Chloe’nin gülümsemesi, hafif bir surat asıklığına dönüştü. İnsanların böyle şeyler yaptığını düşününce değil de Ellen’ın bu düşüncesine anlam verememediği için bozuluyordu. Eğer bu adam onunla olsaydı Chloe, onu kimseyle paylaşamazdı. Bu düşünceler, Chloe’nin ısınmasını sağlamıştı. Şampuan, kirpiklerine damlayınca bu nahoş düşüncelerden kurtulacağını umarak suyun altına girdi. Derdi neydi böyle? Gerçekten de ahmağın teki miydi? Fantezilerle ve aptalca hayallerle mi doluydu zihni? İşin aslı, çok uzun zamandır tek güvenmesi gereken insanın kendisi olduğunu biliyordu. Ama yine de oturma odasında ve mutfakta onu yoldan alan bu yabancıyla ile biraz da olsa tartışmamış mıydı? Tem58


Uzun Yağmurlardan Sonra

kinli davranması gerekeceği yerde neredeyse flört edeceklerdi. Ve işte tam da o esnada adamı yatakta bekleyen bir kadın buldular. Belki Chloe’nin buna şaşırmış olması gerekirdi ama bunun yerine gülmemek için kendini tutmamıştı bile. Tekrar gülecek bir nedeninin olmaması gerçekten iyiydi. Şimdi tüm bunları bir kenara bırakması gerekiyordu. Şaşırtıcı ama birkaç dakikadır kendini eskisi gibi hissediyordu. Chloe, bir zamanlar oldukça duygusal bir kadındı. Şu kendi vücudundan korkan kızlardan değildi. Öpülmeyi seviyordu. Okşanmayı da. Elbette başka şeyler de hoşuna gidiyordu. Eski kocası, bundan utanması gerektiğini söylemişti. Bakımsız bir kocayla evlenmesi bu dürtülerin, bu isteklerin gerçekten bitmesi anlamına gelmiyordu. Sadece gizlenmişlerdi. Ve Chase, belli ki –ve ne yazık ki– saklambaç konusunda bir uzmandı. Chloe, sabunu kollarının üzerinde gezdirirken iç çekti. Bedeninin tekrar hayat bulduğuna inanamıyordu. Özellikle bu akşam, uyumaya, yemek yemeye ve sonrasında ne yapacağına odaklanmak zorundaydı. Ama bunun yerine küvette uzanmış, yeşil gözleri ve kocaman gülümsemesi olan Bay Seksi’yi düşünüyordu. Tabii, o muhteşem vücudundan bahsetmiyordu bile; uzun boylu, geniş omuzlu ve kaslı vücudundan. Vücudunu bir an hiddetle sabunlarken içini resmen bir hayal kırıklığı kemirmeye başladı. Oldukça lüks olduğunu 59


Bella Andre

düşündüğü yatağa kendini atıp hemen uykuya dalmak yerine bu muhteşem küvetten çıkarsa gece boyu kıpırdanacağına ve karşılıksız bir şehvetle çatlayacağına dair içinde kötü bir his vardı. Hayır, kahretsin! Eski kocasından ayrıldığında kendi hayatını idame ettireceğine yemin etmişti. O zamanlar bunun, para, iş ve kalacak yer anlamına geldiğine inanıyordu. Açıkça, başını iki yana sallamayı düşündü. Eğer tahrik edildiğini hissetseydi o zaman bunun icabına bakmak zorunda kalacaktı. Bu şaşırtıcı düşünceyle küvetin içinde kıpırdanıp durdu. Sıcak su vücut kıvrımlarının üzerinden akarken en son sevişmesinin, bedenini keşfedip ihtiyaçlarını gidermesinin üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hatırlamaya çalıştı. Doğal şehvet duygusundan ne zamandan beri utanıyordu? Keşke yanıtlar, böyle üzücü olmasaydı. Keşke cevaplar, kendini bu kadar güçsüz hissettirmeseydi. Hayır. Bu akşam oraya gitmeyecekti. Özellikle de yaşadığı şeyden sonra. Yarın, çok yakındı. Ama bu akşam... şey, belki de bu akşam, uzun zamandır inkâr etmek zorunda bırakıldığı yönünü kurtarmak için aşama kaydedebileceği bir fırsattı. Bütün hayatını sadece yüzündeki yaraya bakarak yeniden kuramazdı. Bunun için Napa Vadisi’nde bir geceden daha fazla zamana ihtiyacı vardı. Fakat kendine neden bunca zamandır inkâr ettiği zevk için bir fırsat tanımıyordu? 60


Uzun Yağmurlardan Sonra

Gözlerini kapatıp kollarıyla, bacaklarındaki kaslarını ve çenesini rahatlatmaya çalıştı. Ilık küvetin içinde rahatlarken elini göğüs kafesinin üzerine koyup öylece tuttu, kalbinin ne kadar hızlı attığını hissedebiliyordu. Vücudu sudan ısınmıştı. Ellerini yavaşça göğüs kafesinden çekip göğüslerini avuçlarının arasına aldı ve içine saplanan o zevkli duygular karşısında nefesini tuttu. Nicedir seksi fanteziler kurmuyordu. Ama bu akşam, sadece kendisine, ellerine ve sıcak suyla dolu küvete aitti. Uzun zamandır saklı kalmış anılarını düşünürken zihninin, bir adamın kollarında ve adamın başının da göğüslerinin tam üzerinde olduğu bir fanteziye sürüklenmesine izin verdi. Ardından adam başını kaldırdı, o anda Chloe bacaklarının arasında nefes kesici bir uyarılma hissetti. Çünkü adam, Chase’e benziyordu. Chloe, derhal kendine dokunmayı bırakmalıydı. Aslında küvetten çıkıp ihtiyacı olan uykuya kavuşarak kontrolünü sağlayacağını biliyordu. Ancak uzun zamandır bundan mahrumdu; hem de çok uzun zamandır. Otuz yaşındaydı ve cinsellik dönemine giriyordu, değil mi? Geçen bunca yılın hayatını tüketmesine hiç ses çıkarmamasına kızmak için işte bir neden daha. Ayrıca doğuştan gelen şehveti, hayatının bir bölümünü daha iyileştirecekti. Büyük, karo zeminli banyoya bakındı. Küvetin üzerindeki pencerelerde jaluzi vardı. Parlak zırhlı şövalyesi, şimdi 61


Bella Andre

koridorun diğer ucundaki yatak odasında başka kadınla meşguldü. Chloe, burada güvende olduğunu biliyordu, hem de uzun zamandır olduğundan çok daha güvendeydi. Bu akşam kendini yine normal biri gibi hissetme fırsatı yakalamıştı. Bunu kullanacaktı... Yeni tanıştığı bir adamın muhteşem yüzü –ve her beyin hücresi tarafından ayartılması imkânsızdı– birkaç dakika içinde onu mutluluktan ağlatacak adama aitti. Bir eli göğüslerinin üzerinde dururken diğer eli usulca göğüs kafesinin aşağısına, oradan da midesine indi; ta ki bacaklarının arasındaki tüylü, yumuşak kıvrıma ulaşıncaya kadar. Suyun içinde bacaklarını ayırması, tamamen içgüdüsel bir hareketti. Parmakları daha da aşağıya inerken nefes alıp verişi hızlandı. Suyun içinde bile ne kadar kaygandı böyle. Aslında o yakışıklı adamın dokunduğu, buzu yanaklarına koyarken elinin boynundaki saçların arasından geçişini hissettiği o ilk andan beri nasıl hazır olduğunu hissedebiliyordu. Chase’in onunla yakınlaşmamak için kendini dizginlediğinin farkında olmasına rağmen adamın bedeninin sıcaklığıyla kurumuştu. Hiç tanımadığı bir adama nasıl tepki vermesi gerektiğini gerçekten bilmiyordu. Başına gelenleri ve hâlâ zonklayan yarasını göz önüne aldığında irkilmeyip, onun ellerini üzerinde hissetmesinden tiksinmeyip de başka ne yapabilirdi ki? Ama artık bu adamın dokunuşundan nefret edecek durumda değildi. Tam tersine bu şaşırtıcı gerçeği düşünmek, onu uzaklaştırmaktan daha çok adamı hayal ederek kendine 62


Uzun Yağmurlardan Sonra

dokunmasına neden olmuştu. Parmakları bacaklarının arasında gezinirken aklı; Chase’in, kasıklarına baktığı o âna gitmişti. Seks, bir zamanlar iyiydi hem de Chase gibi bir adamın, bir kadına yaşatabileceği zevki hayal ettirebilecek kadar. Burnunu, ağzının ve gözlerinin az bir kısmını yüzeyde tutarak suya iyice gömüldüğü için ayakları biraz daha ileriye gitti ve yanlışlıkla fıskiyelerin hızını arttırdı. Fokurdayan su, hassas cildine hücum ederken Chloe’nin gözleri açıldı. İlk başta bu, bir anda heyecan verici geldi; sonrasında suyun ağrılı kaslarında hareket edişine alışınca rahatladığını hissetti. Kalçasını fıskiyelere doğru kaldırmak, biraz kötü geldi. Bir o kadar da utanç verici. Ve biraz da akıllıca. Elini bacak arasından çekip tekrar göğüslerine koyduktan sonra su, bacak arasındaki en güzel yerde akarken diğer elinin avucunu çanak gibi açtı. Uzun zamandan beri yaşadığı en güzel orgazm anına yaklaştıkça kalçasını bir yukarı bir aşağı hareket ettirmeye başladı. O anda gözünün önüne yine Chase’in yüzü geldi ve bu kez, nasıl öpüştüğünü, şu an kendi ellerinin yerinde onun o iri elleri olsaydı nasıl hissedeceğini hayal etmesinin önüne geçmedi. İlginç bir ses bilinçaltına girmeye çalışıyordu ama şu an buna dikkatini verebilecek halde değildi. Ardından bedeni iyice gerilip sanki bin tatlı parçaya ayrılırken dudaklarında 63


Bella Andre

Chase’in adı vardı. Kalçası, fıskiyelere daha da yakın dururken parmaklarıyla göğüslerini sıkıyordu. Of, Tanrım. Bu hissi, gerçekten seviyordu. Damarlarından akan bu şehveti ve peşi sıra çöken sakinliği seviyordu. Neden bu hisler olmadan uzun süre zaman geçirmişti ki? Chloe, öyle gevşemiş, öyle sıcaklamıştı ki zihninin, tamamen boşaldığı biraz önceki âna döndüğünde jakuzinin içinde daha da derine gömülmek üzereydi. Gözlerini yavaşça açarken kalbi yine deli gibi atmaya başladı. Birkaç saniyedir orgazmı yüzünden yeterince şaşkın olduğundan şu an baktığı şeyi kesinlikle seçemiyordu ama bundan emindi, Chase, banyonun kapısında öylece duruyordu. Yüzünde, şaşkın bir ifade –ve güçlü bir arzu– vardı.

64


4 Chloe, gözlerini tekrar kapadı, nefesini tuttu ve fıskiyeler kendiliğinden kapanırken iyice suyun içine kaykıldı. Elinden geldiği kadar uzun bir süre nefesini tuttu. Tekrar doğrulduğunda kapının hâlâ kapalı ve kilitli olmasının... ve Chase’in, tüm çıplaklığıyla olmasa da jakuzisinde kendine dokunduğunu görmesinin, kötü bir rüyadan başka bir şey olmaması için dua etti. Maalesef, nefes almak için sudan çıkıp gözlerini açtığında adam, yaklaşık bir dakika önce durduğu yerdeydi. Chloe, sıcak suyun içinde olmasına rağmen başından ayak parmaklarına kadar utançla kızardığını hissedebiliyordu. En azından kendine söylediği şey buydu. Vücudunun ve suyun sıcaklığıyla, bir yandan kalçasını suyun içinde hareket ettirip çıplak vücudunu gizlemek için dizlerini biraz yukarı kaldırdı. Bir yandan da su seviyesinde açıkça görünen göğüslerini kollarıyla çaprazlamasına kapattı.

65


Bella Andre

Chase’e –bir yangın söndürme sistemini tetiklemeye yetecek sıcaklıkla yanan o yeşil gözlerine– zar zor bakıp, “Kapı kilitliydi!” dedi. İyi ki bir özür beklemekten çok daha iyisini biliyordu. Çünkü adamın birazcık bile utanmış bir hali yoktu. “Tam kilitlenmemiş olmalı.” Keşke sırıtmak üzere olmasaydı. Bu yaşananların hiçbiri komik değildi. İzlediği bir filmdeki karakterlerin başına gelseydi anca o zaman komik sayılabilirdi. Ama bu, romantik komedi değildi. Altüst olmuş hayatıydı sadece. En sonunda adam, az da olsa üzgün görünmeyi başardı. “Yatak odasında eşyalarını göremedim. Yine gitmiş olabileceğini düşündüm.” Durdu. Bakışları ondan yayılan arzunun ardından yumuşamıştı. “Seni merak ettim.” Elini uzattı. “Ve yaran için Advil getirdim. Ne kadar çok acıdığını biliyorum.” Adamın bu nezaketi, Chloe’nin tam da savunmasız olduğu noktaya isabet etmişti. Bu da gözlerini kapamasına neden oldu. Zaten gözlerini kapaması gerektiğini biliyordu. Cesurca davranıp Chase’in yüzüne bakmak için gözlerini açma gibi bir hataya düştüğünde yüzünden okuduklarının istek mi yoksa nezaket mi olduğunu söylemekte zorlanacaktı. Hem ikisi de kendini fazlasıyla muhteşem şu pakete kaptırdıklarından, aradaki farkı nasıl söyleyebilirdi ki? Aman Tanrım. Chase’in kapıda olmasına öyle şaşırmıştı ki tam orgazm 66


Uzun Yağmurlardan Sonra

olurken dudaklarından dökülen ismi tamamen unutmuştu. Onun adını sayıklıyordu. Chloe, yutkundu. Hem de zar zor. Bu noktada oynaması gereken tek bir rol olduğunu bildiği için gerçektekinden çok daha sert bir dille, “Bu arada, Chase adında çok tanıdığım var,” dedi. Adam, şaşırdı, bir kaşını kaldırıp Chloe’ye baktı. Ama içinde ani bir gülme isteği belirmişti. “Gerçekten mi?” O bastırmaya çalıştığı gülümsemesini gereğinden fazla yüzünde tutmuştu. Özellikle ikisi de onun hayatında önceden Chase isimli biriyle tanışmadığını bildiği için. “İnsanlar genellikle ismimin pek yaygın olmadığını söyler.” Evet, buna ne diyecekti? İlk sert görünme denemesi ve şaşkınlığı geçtikten sonra Chloe, artık içinde bulunduğu durumun daha da bilincine varmıştı. Chase’in annesi ona her ne öğretmiş olursa olsun belli ki çıplak bir kadını, sakinleşmesi için yalnız bırakması üzerine ders vermeyi unutmuştu. Çünkü Chloe’nin küvetten çıkıp giyinmesine müsaade etmek yerine hayran gözlerle çıplak bedenine bakıyordu. Elleriyle çıplak vücudunu gizlemeyi istiyordu ama yatağında ondan ortalama on üç kilo daha zayıf bir kadın vardı. İyi de neden şimdi vücut kıvrımlarından utanıyordu ki? Eski kocası, karısının kilo vermesi gerektiğini defalarca söylemişti. Fakat tekrar diyet yapmayacaktı. Hiç kimse için hem de. Kaslarını ve kıvrımlarını saklıyordu, çok sağ ol. Yine sert görünmeye çalışarak, “Farkındaysan hâlâ 67


Bella Andre

çıplağım,” dedi. “Evet, kesinlikle öylesin,” dedi Chase de. Çıplaklık kelimesinden belli ki büyük bir keyif alıyordu. Chloe, neden ona daha fazla sinirlenemiyordu? Daha da önemlisi, neden korkmuyordu? Chase, iri bir adamdı; Chloe’den çok daha iriydi hem de. Elleriyle ona zarar verebilirdi. Bedeninin geri kalan kısımlarının da canını acıtabileceğinden bahsetmiyordu bile. Bu adamın ona yapabileceklerinden korkmak için sayısız nedeni olmasına rağmen... korkmuyordu. İlk başta arabasına binme konusunda biraz tedirginlik duymuştu ama daha sonra adam, o büyük ailesinden bahsetmeye başlayınca bu tedirginlik kaybolup gitmişti. Belli ki kardeşlerini çok seviyordu ve bir seri katilin ailesiyle böylesine bağı olan tiplemesi çizmesi neredeyse imkânsızdı. Chase, mutfaktayken Chloe’nin yarasına bakmak için ısrar ettiğinde Chloe, tedirginliğinin yeniden ortaya çıkması için uğraştıysa da gerçek şu ki, ona zarar vermesinden korktuğu için kaçmamıştı. Hayır, tamamen farklı bir nedenden dolayı uzaklaşmıştı. Bu adama karşılık vermekten korkuyordu. Ondan etkilenmesi, güçlü –ve ani– olmuştu. Ve şimdi, hızla soğuyan suyun içinde ıslak, çırılçıplak halde duruyor ve o karşılığı hâlâ hissediyordu. Aslında her zamankinden çok hissediyordu. Tamamen özel olması gereken bir ânın ortasında onun adını söylemek, sadece onun aptallığıydı. 68


Uzun Yağmurlardan Sonra

Bu ilginç zayıflığına ve Chase’in de bu denli inatçı bir adam olmasına sinirlenerek oldukça alaycı bir tavırla, “Çok iyi anlamıyorsun, değil mi?” dedi. Chase, sırıttı. Güzel bir gülümseme, Chloe’nin midesine hep komik şeyler yapmıştır zaten. “Doğrudan isteklerde daha iyiyimdir.” “Dışarı çık.” Chase yine sırıttı ve ardından kahkaha atmaya başladı. “İlk önce havlu ister misin?” “Daha iyi davranarak, korkunç oluyorsun.” Chloe, elinden gelen en sert tavırla konuşsa da gülümsemek için dudaklarının yukarı doğru kıvrılmasını engellemeye çalışıyordu. Bu kez adamın verdiği karşılığın odadan çıkmak yerine içeride daha hızlı hareket etmek Chloe’yi hiç şaşırtmadı. Kalın, yumuşacık bir havlu getirdi. “Al bakalım.” Adam, havluyu Chloe’nin ayağa kalkmasını, küvetten çıkıp ona doğru birkaç adım atmasını gerektirecek kadar uzakta tutuyordu. Chloe oyalanıyor, aslında birlikte oynadıkları bu çılgın oyundan adamın da onunla aynı fikirde olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. “Peki, şu diğer çıplak kadına ne oldu?” “Evine gönderdim,” dedi, sanki dünyanın en net cevabını vermiş gibi. Bu noktada haylaz dudaklarını engellemek için ortada çok fazla neden kalmadığını düşünerek Chloe, hafifçe suratını asıp, “Zavallı şey. Bu kadar çabuk orgazm olman karşı69


Bella Andre

sında hayal kırıklığına uğradı mı?” Adam, boğuk bir sesle güldü. “Korkarım bu, onun şanslı gecesi değildi. Kıyafetlerini alıp senden sonra hemen gitti.” Hımm.... İşte bu şaşırtıcıydı. Sunulanı almadan güzel, çıplak bir kadını evine gönderebilen çok erkek tanımıyordu. Peki o zaman Chloe’yi neden yalnız bırakmıyordu? Ve neden Chloe, onu istiyordu? İkisi de eğer Chloe çığlık atmaya başlarsa ya da Chase’den gitmesini isterse gideceğini biliyordu. Ama bunun yerine sadece havluyla değil, birbirlerine karşı hissettikleri o aşikâr çekimle bu oyunu oynuyorlardı. Chloe’nin oldukça eğlendiği bir oyundu bu. Aslında öyle eğlenceliydi ki eğer daha çok uzarsa gerçekten aptalca şeyler yapabilirdi. Gerçekten ama gerçekten aptalca bir şey hem de. Hayır. Zaten bir aptallık yapmıştı. Saçma sapan tercihlere dayanan bir evlilik yapmıştı şimdi eline geçen... yüzünde büyük, çirkin bir yara ve çukurda bir araba. Fakat şimdi sorunlarını nasıl çözeceğini düşünmemek için bir yabancının evine gizlenip birbirlerine duydukları ilgiyi kullanmaya çalışıyordu. Bu moral bozucu düşünce ona, Chase ile oynadıkları oyunu, hatta çıplak olduğunu bile unutturmuştu; öyle ki daha ne yaptığını fark etmeden havluyu almak için ayağa kalkmıştı bile. Birden buz kesildi, hiç tanımadığı bu yakışıklı adamın 70


Uzun Yağmurlardan Sonra

karşısında öylece duruyordu. Islak vücudundaki su damlacıkları bedeninden kayıp tekrar küvete düşerken bunun farkına vardı. Adam ona bakarken yeşil gözleri, kocaman açıldı. “Tanrım, çok güzelsin Chloe.” Chase, bu sözleri bilinçli olarak mı yüksek sesle söylediğini bilmiyordu ama aralarındaki saygı Chloe’yi bir hayli etkilemişti. Daha önce hiç kimse ona böyle bakmamıştı. Chase sanki hayatında hiç böyle çekici birini ya da bir şeyi görmemiş gibiydi. Hayır. Çekici değil. Güzel. Belki de Chloe’yi orada üzerinden su damlar halde çırılçıplak tutan da bu kelimenin gücüydü. Belki sadece ateşli ve seksi kelimelerini duymayı bekliyordu, kimbilir. Bekliyordu. Ümit ediyordu. İstiyordu. Bir sonraki aşamada neler olacağını, böyle bir durumda dünyadaki her erkeğin ne yapacağını biliyordu. Adam, sevişebilmek için onu baştan çıkartacaktı ve Chloe de sabah olduğunda duygusal zayıflığından faydalandığı için ondan nefret edecekti. Aslında zayıf, aptal olduğu, kalbini ve bedenini daha iyi koruyamadığı için kendinden nefret ederdi. Kalbinin hızlı atışlarıyla saniyeler geçti. Chase, tek is71


Bella Andre

teği pantolonunu çıkartıp küvete girmekten başka bir şey olmamasına rağmen bunu yapmadı. İkisi de onun Chloe daha nefes alamadan yanına girecek kadar güçlü ve iri olduğunu biliyordu ama Chase, kadına bir santim bile yaklaşmadı. Chloe, buna inanamıyordu. Kendisine dokunulmasına izin vermemişti. Ve şaşırtıcıydı ki sırf kadından daha iri ve güçlü diye ona yaklaşmamış, istediğini almamıştı. Chloe’nin göğüs kafesine, zaten yaralı kalbinin tam ortasına bir acı saplandı. Böyle bir şey mümkün müydü? Hayatında ilk kez o izin vermedikçe dokunmayan... hatta yaklaşmaya bile çalışmayan bir adamla tanışmıştı. Adamın gözlerindeki o yoğun isteğe ve çenesindeki kaslara, orada kalma uğraşına karşılık, verdiği tepkiye rağmen Chloe, ondan bunu istemedikçe elini –ya da dudağını– bile uzatmaması gerçekten mümkün müydü? Kadın, öpüşmek için yalvarmadıkça; sevişmesine, dokunuşa kendini hazır hissedene kadar adamın dudaklarını onun o güzel dudaklarına değdirmemesi mümkün müydü? Bu çaresizce düşünceler, onun için bu kadar net olmamalı, bir seks filmini çağrıştırmamalıydı. Fakat ikisi de şu an öyle komik bir şekilde netti –ve güçlüydü– ki içinde bulundukları durum, saçma sapan düşünceleri aklından çıkartmak için Chloe’nin sahip olduğu kontrolün her bir parçasını resmen ele geçirmişti. “Havluyu alacağım, teşekkürler.” Bir erkek ve kadın arasında bundan daha seksi bir ifade olamazdı. 72


Uzun Yağmurlardan Sonra

Peki o halde, şimdi neden nefesi kesilmiş hissediyordu?

Tanrım. Chase, kadınlarla çok çılgınca şeyler yapmıştı ama hiçbirinin kendisi üzerinde Chloe’yi küvette gördüğü zamanki gibi bir etkisi olmamıştı. Kadının güzel, çıplak vücudunun her bir hücresine nüfuz etmiş şehvetin zerresi bile yıllardır fotoğraflarını çektiği herhangi bir modelin vücudunda yoktu. Başını yere eğdiğinde havlunun gerçekten ellerinin arasında titrediğini fark etti. Sakinleşmeye çalıştı. Artık banyoda durmamalıydı. Bunu biliyordu. Ama kendini alamıyordu. Ayrıca Chloe’nin gitmesini istediğini de hiç sanmıyordu. Yine de mantıklı yanı, kadın durduğu yerde kurumadan ya da üşütmeden önce ona havluyu vermesini söylüyordu. Havluyu uzattı, kadın da hiç onun yüzüne bakmadan hemen havluya sarındı. “Bay Seksi,” dedi Chloe. Kadının, ona ne söylediğini fark ettiğinde Chase, yüzündeki şaşkın ifadeyi izliyordu. Bay Seksi. “Benden bahsediyorsun, doğru mu?” diye sordu. Onu gerçekten yerle bir eden güzel gülümsemesini esirgemediğini görmekten çok memnundu. Dudakları, suratını asıp dudak73


Bella Andre

larını ısırsa da, gerçekten çok güzeldi. Ama gülümsediğinde sanki güneş ikisinin üzerinde doğmuş gibi içine bir sıcaklık yayılıyordu. “Güzel bir lakap, sence de öyle değil mi?” Chase bir karşılık veremeden, “Havluyu bırakman gerekiyor,” diye ekledi. Bunu biliyordu. Ama kendi adını bile nasıl söyleyeceğinden emin değildi. Beynini parmaklarını havludan çekmesini sağlayacak kadar çalıştırabileceğini nasıl düşünürdü? “Pardon.” Gerçekten de üzgündü; özellikle de Chloe, büyük havluyu kendine hızlıca doladığında kendini kötü hissetmişti. “Bu küvet gerçekten bir harika.” Hiç cevap veremeden orada durmuş, aptal gibi göründüğünden emindi. Chloe, kendi kendine gerçekten güzel bir orgazm yaşarken onu kazara izlemişti ve şimdi tüm söylediği, küvetin güzel olması mıydı? “Küvetin bununla ilgisi olduğundan pek emin değilim,” dedi sonunda. Bu kadının gülüşünü seviyordu, bunu her duyduğunda sesinin gittikçe daha az çatallamasına seviniyordu. Harika göğüslerinin arasına havluyu sıkıştırıp yanından geçerken sadece omuzlarını silkti. “Hiç kimse iyi yerleştirilmiş bir fıskiyenin gücünü tahmin edemez,” dedi, aynaya yönelip parmaklarını saçlarının arasından geçirirken. Chase, orada öylece durup arkasından onu izlemeye devam edince kadın, aynadan bir kaşını kaldırıp, “Eminim 74


Uzun Yağmurlardan Sonra

çok yorgunsundur,” dedi. Kahretsin, hayır. Hiç yorgun değildi. Özellikle de o üzerinde sadece bir havluyla kendisine bu kadar yakın dururken yorgunluk aklından bile geçmemişti. “Pek uykum yok.” “Ama benim var.” Bu sözüyle Chloe, banyodan çıkıp koridora açılan kapıya yöneldi. “İyi geceler.” Chase de bir görev bilinciyle kapıya yöneldi, zaten şimdiye kadar çoktan kendi yatağında olması gerekiyordu. “Sana da iyi geceler.” Onu şimdiye kadar arzuladığı herhangi bir kadından çok daha fazla istemesine rağmen ona vermeyi dilediği öpücük, bir daha orgazm yaşaması için onu yalvartan türden olmamalıydı. Hayır, gerçekten yapmak istediği, sadece alnına bir öpücük kondurmaktı. Yanında güvende olduğunu bilmesini sağlayacak, kibar bir öpücüktü sadece. Ama bu öpücüğü hak etmemişti ve içgüdüsel olarak sunmadığı bir şeyi ondan alamazdı. Tam koridorun ortasındaydı ki Chloe’nin seslendiğini duydu. “Bay Seksi?” Taktığı lakaba gülümseyerek –bu iyi bir şeydi, değil mi?– arkasını döndü. “Efendim?” Chloe, söylediği isme rağmen yüzünde ciddi bir ifade vardı, hem de gerçekten ciddi. “Teşekkürler. Bu akşam yaptığın her şey için, teşekkürler.” Bu içten kelimelerin, yüksek sesle söyledikleri kadar as75


Bella Andre

lında söylemediği “Yapmadığın her şey için teşekkürler,” sözünün karşısında Chase’in kalbi sıkıştı. “Bir şey değil, Chloe.” Gülümsedi. “Banyoyu çok sevmene sevindim.” “Buradan çıkıp kardeşinin evinde kalmak zorunda değilsin. Sanırım şaraphanenin diğer ucunda olmandansa koridorun ucunda olman bana uyar,” dedi ve Chloe, bunları söylerken Chase, onun gülmek üzere olduğuna emindi. Aslında bu sözlerin evde onunla kendini daha güvende hissedeceği anlamına geldiğini düşünerek, “İyi uyu,” dedi. Chloe, başını hafifçe yana eğip Chase’in kalbini parçalayan yumuşak bir sesle, “Aslına bakarsan, sanırım gerçekten öyle yapacağım,” dedi. Ve ardından kapı kapandı. Chase, uzunca bir süre onun durduğu yere öylece baktı. Chase Sullivan, bu akşam hayatının sonsuza dek değişeceğini bilmiyordu. Ama değişecekti. Ve ne şaşırtıcıydı ki bu düşünceye karşı koymak gibi bir çabası da yoktu. Bunun yerine farklı bir mücadeleye hazırlanıyordu. Chloe’nin kalbini kazanmaya.

76


Uzun Yağmurlardan Sonra