Page 1


Merhabalar. Çeşitli aksaklıklar yaşıyor olsak da tekrar sizlerin karşısında olmaktan mutluyuz. Kendimizi misafir olarak görüyoruz. Evlerinize aldığınız, yazılarımızla sohbetimize katıldığınız bir misafir. Misafirperverliğiniz için müteşekkir olduğumuzu belirtmek isteriz.

Evlerinize dolu dolu gelmek için tüm çabamızla uğraşıyoruz. Dergimizin içeriğini zenginleştirmek ve yazar grubumuzu genişletmek yegane amacımız. Bu dergiyle farkındalığımızın gelişmesinde bir nebze olsun faydamız oluyorsa ne mutlu bize. Yunus Emre’nin dizeleri çalışmalarımıza ışık oluyor. “İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır” Sadece okuyup hoş vakit geçireceğiniz bir dergi oluşturmadık. Birbirinden değerli yazarlarımızla her bir okurumuzda farkındalık gerçekleştirmek istedik. Üstteki dörtlüğün izinde kendimizi bilmemize rehber olacak bir çalışma oluşturduğumuzu umuyoruz. Sadece sizlerden ricamız; güzelliklerin paylaştıkça çoğaldığı gibi bilginin de paylaşarak çoğalacağını unutmamanız ve sevdiklerinizi bu emek ürünü çalışmadan haberdar etmeniz. Vakit ayırıp okuyacağınız için teşekkür ederiz. Ömer ARSLAN Kişisel Gelişim Sayfa ve Dergi Kurucusu


İçindekiler: Suçlusun Öyleyse Haklı mısın?

5

Hayat ve İnsan Üzerine

6

Buna Yıllar Sonra Yine Kızıyor Olacak mısınız?

10

Neden Aldatır veya Neden Aldatılır İnsan?

13

Bedenimiz Bir Enerji Sistemi Mi Yoksa Bir Makine mi?

15

Her İnsanın İçinde İki Ağaç Vardır

17

Atasözleriyle Kişisel Gelişim

19

Çocukluk Depresyonu

20

Etkili ve Masrafsız Yabancı Dil Öğrenme - 2

24

Kişisel İmaj

26

Fikir Yakalamak

27

Ev Hanım’ı

28

Anında Kendine Güven Oluşturmak İçin 10 Yol

30

Her Anı Ayrı Bir Değerdir Yaşamın

33

Prof. Dr. Behram KURŞUNOĞLU

35

Künye

39


da yıllarca koçlara, psikologlara “Alışkanlığımdan nasıl kurtulacağım?” diye dert yanarsınız.

Suçlusun Öyleyse Haklı mısın? Son zamanlarda hayatımda hiç yapmadığım ve yaşamadığım bir durumla karşılaştım. Haksız yere insanın düşüncelerini evirip çevirip bir başkasına ”Bak bak Ayşe bu sana var ya neler neler diyor da senin haberin dahi yok.” söylemek ne de insanın canını acıtır. Ayşe yargısız infaz yapmaya dünden razıdır; çünkü karşısındaki insana o kadar çok güvenir ki. Fatma böyle bir şey söylüyorsa kesin doğrudur yalanına dünden inanmıştır.

Çevremdeki insanlara defalarca söylerim. Bir şeyi düşünmeden, ölçmeden, biçmeden karar vermeyin. Sonunu bir düşünün bakalım neler getirecek, neler götürecek? Bana bir getirisi olacak mı? Olmayacaksa neden ben bunu yapıyorum ya da neden yapmak zorundayım? Getirisi olmayan bir şeye kalkışmak önce insanı sonra karşısındakini yıpratır, üzer. Ve bu durum sürekli bir devam halini alırsa alışkanlık, bağımlılığa dönüşür. Sonrasında

Gelin yol yakınken dönün, bu kötü durumların esiri olmayın, olmasına da insanların izin vermeyin. Ne kadar gelişirseniz kendinize bir artı, çevrenizdeki davranışlarınıza göre bir artı (ya da eksi) ve etrafınızdakilere yardım da bulunduğunuz kadar bir artı koyun sonra toplayın bakalım günün sonunda kaç artınız ve eksileriniz olmuş. Eksiler çoksa bir irdeleyin neden bugün eksi alacak davranışlar içerisine girdiniz? Beni bu yöne çeken bir durum mu oluştu? Sonra “Nasıl düzeltebilirim ve geliştirebilirim?”e geçin. Eminim bunun yararı kendinize ve çevrenize çok fazla olacaktır. Gelişime açık olan insana bütün kapılar sonuna kadar açılır; kapalı olan ve açma isteği duymayan insana ise bütün kapılar daima kapalı kalacaktır.

Özlem ÖZTULUM ozlemoztulum.wordpress.com


Hayat ve İnsan Üzerine

Hayatımın son 15 senesinde insanlara bir şeyler vermek için çok çaba gösterdim. Hayattaki en büyük amaçlarımdan biri bilgimi, tecrübemi, gözlemlerimi insanlarla paylaşmak. İnternetin ve sosyal paylaşım sitelerinin yaygınlaşması, kişisel gelişim konusunda ilginin artması ile ulaştığım kitle hızlı bir şekilde artarak büyüdü. Uzmantv’deki röportajımı 200,000 kişinin seyretmiş olması, kitabımı okuyan insanların sayısının 20,000 kişiyi geçmesi, eğitim ve seminer verdiğim kişilerin sayısının 50,000’i geçmiş olması, beni çok mutlu eden ve yaptığım çalışmalar konusunda beni motive etti ve cesaretlendirdi. Bu hafta ne yazayım diye düşünürken, geçen hafta Afrika’da Capetown’da olmam ile orada yaşadıklarım bana bazı fikirler çağrıştırdı: Hayat ve insan... Bu konuda bir şeyler yazmak istedim. Her yazım gibi önce konu başlığı ile başlayan düşüncem, olayları ve insanları bana doğru çeker ve yeni bir hikâye ortaya çıkarır...

Dünyada herşey değişiyor, hem de çok hızla gelişiyor. Bazen o kadar hızlanıyoruz ki, ruhumuz bu hıza yetişemiyor. O zaman ne oluyoruz? Yorgun, gergin, saldırgan. Hırsımız, egomuz, herkesten daha üstün ve iyi olma isteğimiz ruhumuzdan uzaklaşmamızı sağlıyor. Mutlu olduğumuz anlar ise; o anın keyfini yaşadığımız, uzun ve derin sohbet yaptığımız zamanlar veya amaç ve sonuç olmadan severek yaptığımız şeyler. Bunları o kadar az yapıyoruz ki veya da bunu düşünecek kadar bile kendimize zaman ayırmıyoruz.

Hastalanmak, zorunlu dinlenmek, seyahatler ve tatiller sayesinde yavaşlıyoruz. Seyahat etmek benim için tam bir terapi. Özellikle uzun seyahatlerde e-maillerimi temizleme, kitap okuma, düşünme , yanımdaki yolcu ile amaçsızca sohbet etme imkanım oluyor. Gittiğim yerlerde oradaki yaşam tarzı, insanlar, sakin ortam ruhuma o kadar iyi geliyor ki… Son seyahatimde Capetown’da ilk defa siyahların beyazlardan fazla olduğu bir ülkeye gittim. Siyah insanlar, Hindistan’da yaşamış olduğum gibi az ile yetinmesini öğrenmiş, güler yüzlü, hizmet etmekten onur ve keyif alan, zorluklara rağmen hayata tutunan insanlar. Ülkemiz o kadar zengin ki; dünyanın neresine gidersem gideyim ülkemiz konusunda ne kadar şanslı olduğumuzu görüyorum. Kendimizle memnun olmayan bir toplum olarak, bu negatif ve olumsuz enerjimizi bulaşıcı olarak çevremize de bulaştırmış oluyoruz. Sonuç, mutsuz bir toplum!


Capetown sonrasında Berlin’e geldim. Berlin, sakin bir şehir. Caddelerde insanlara bile az rastlanıyor. Hizmet anlamında o kadar profesyonel olmuşlar ki, gerçek mi yoksa öğretilmiş bir davranış olarak mı bu insanlar hizmet ediyor, anlamak çok zor. Bizim insanımızın sıcaklığı, samimiyetini beklememek lazım. Akdenizliliğin vermiş olduğu genlerimizden gelen sıcaklık, misafirperverlik ve samimiyet, diğer yandan işimizi özenmeden, değer vermeden, sürekli profesyonel kurallar içinde yapma konusundaki disiplin eksikliğimiz, hizmet sektöründe yurtdışına göre aynı ( veya sürekli) kaliteyi tutturmamazın en önemli sebebi. Bununla ilgili bir öykü anlatmak isterim. Bir gün bir adam yürürken iki tane duvar ören usta görmüş. Biri öfleyerek ve söylenerek tuğlaları üst üste yerleştiriyormuş. Diğer usta ise neşe ve coşku içinde tuğlaları yerleştiriyormuş, hatta zaman zaman ıslık çalışıyormuş. Adam dayanamayıp bu neşeli ustaya sormuş “Ne yapıyorsun?” Adam dönmüş “ Ben tuğlalardan katedral inşa ediyorum.” demiş. Bu düşünce farkı iki insanın aynı işi yapmasına rağmen nasıl farklı bir performans göstermesini açıkça gösteriyor. İşim gereği Türkiye’nin 5 yıldızlı otellerine, spa, spor salonu ve restoranlarına “Müşteri Odaklı Satış “, “ Duygusal Zeka” ve “ Tavır ve Tutum” eğitimleri veriyorum. Kişinin tutum ve tavırlarının başarı oranının yüzde 80’ini olduğunu anlatıyorum. İşlerinden gurur duymalarını ve işlerini yaparken severek ve ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını söylüyorum. Oluşan her şeyi olumluya

çevirmenin ellerinde olduğunu, çevrelerine örnek insan olmalarını tavsiye ediyorum. Tabii ki herkesin anlaması farklı. İşte bu fark herkesin insan olarak diğerlerinden daha başarılı olmasını sağlıyor.

Yazımı yazarken Bloomberg televizyonda da Orhan Pamuk ile röportaj yapılıyor. Konuşmasının yazmasına göre oldukça kötü olmasını hayretle izlerken sunucu soruyor “ Sizin Nobel ödülü alacak kadar başarılı ve diğer yazarlardan farklı yapan nedir? “ Orhan Pamuk düşünmeden “ Kendime inancım, yaptığım işime inancım” diyor. Sunucu devam ediyor. “Nasıl farkına vardınız?” Tolstoy, Çaykovski, .vb yazarların kitaplarını okurken bende böyle yazabilirim, dedim kendime. Yaptığım şey insanlarla gündelik gözlemelerimi, bilgimi, tecrübelerimi haber gibi anlatmak, kendimi doğru ifade edebilmek.” Nobel alan bir kişi yaptığı işi bu kadar sade, basit bir dille anlatıyor. Hayat ve insanlar o kadar karmaşık gibi görünse de insanları anladığınız, yargılamadan sevdiğinizde ve kabul ettiğinizde, hayatı da “Neden ben !” , şeklinde değil, olduğu gibi kabul ettiğinizde doyarak yaşayabilirsiniz. İnsanların anlamadığı en önemli şey, hayatta hiçbir şey sürekli iyi gitmez, insanlar sürekli mutlu, başarılı olamazlar. İnsanlar sürekli doğru kararlar vermezler, sürekli başarılı olamazlar. Sevdiğiniz insanlar ile ilişkiniz her zaman mükemmel olamaz, her zaman ve her konuda anlaşamazsınız. O zaman ne yapmalı insan? Hayatı ve insanları olduğu gibi kabul etmeli. Değiştirmek konusunda ise sadece kendisinin değişebileceğini bilmeli. Dünya ve hayatla


kavga etmemeli. Sorumluluk almalı, insanları suçlamamalı, bir şeyler yanlış gidiyorsa bakış açışını değiştirmeli, seçimlerini gözden geçirmeli. Hiçbiri işe yaramıyorsa en başa dönmeli. Negatif olay ve insanlardan uzak durmalı! IMF Başkanı Strauss-Kahn’sın otel odasında çalışan bayana tecavüz etme girişimi tüm kanallarda ilk haber. 2012 Fransa Cumhurbaşkanı olma konusunda en şanslı aday, 62 yaşında, 4 çocuk babası, IMF’nin başkanı. Şimdi düşünsenize böyle bir insan nasıl böyle bir hata yapabilir? Clinton, başkanlığı sırasında başına gelen olay yıllarca konuşulmuş, Deniz Baykal bir video görüntüsü sebebiyle politika kariyerini bitirmiş. Ali Kırca yine bir kadınla ile çekilen video görüntüleri sonunda itibarını kısmen yitirmişti. Bu insanlar zeki, iyi okumuş, kariyerinde en tepe noktalara gelmişler. Ama unuttuğunuz önemli bir nokta bu kişilerinde bir insan olduğu, hata yapabilecekleri, egolarına, hayvansal veya kontrol edilemeyen güdülerine yenik düşebilecekleri idi. Aynı, Nobel ödüllü Orhan Pamuk, Almanya’yı savaşa sürükleyen Hitler, ülkemizi kurtaran Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük bir inanç ve amaç uğruna akla gelmeyecek cesareti veya deliliği göstereceklerdi. Hepsinin ortak noktası bir insan olmaları! İnsanı insan yapan kusurlarıdır. Bunları düşünürken elime geçen gün SPA’da karıştırırken dikkatimi çeken ve yırtıp sakladığım eski dünya güzeli Keriman Halis Ece’nin röportajını yırtıp okumaya başladım. İşte dedim bu röportaj bu yazımı oluşturacak

en önemli ilham kaynağı olacak dedim (içimden). 1913 savaş yıllarında Mustafa Kemal Atatürk’ün girişimi ve vizyonu ile başlatılan ve ilk defa Cumhuriyet gazetesi tarafından düzenlenen yarışmada Türkiye güzeli seçilen Keriman Halis (daha sonra Atatürk tarafından Ece soyadı verilmiştir) ardından da Belçika’da düzenlenen Dünya Güzellik yarışmasında birincilik kazanarak, Türkiye Cumhuriyet’inin umudu ve onuru oldu. Kaçınız bu hikâyeyi biliyordur? 1932 yılında Türkiye’nin böyle bir başarıya imza atmasını bilmemizin tek sebebi kimsenin yazmamış olmasıdır. Ben sürekli çevremde bu ve benzeri hikâye, öykü, haber ve insan ararım ve beni bulurlar. Bu röportajdan bazı bölümleri ile paylaşmak isterim. Çok etkilendim. Mustafa Kemal Atatürk şöyle demiş “Keriman Ece, bütün Türk kızlarının en güzeli olmak iddiasında değildir. Bu güzel Türk kızımız ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır. Türk Milleti bu güzel Türk çocuğunu samimiyetle tebrik eder.” Röportajında Keriman Halis Ece’nin kendi sözleriyle cevaplarını paylaşmak isterim: -Kalabalık bir ailede büyümek nasıl bir duygu sorusuna: “ Karşılıklı anlayış içinde, insan ve doğa sevgisiyle dolu duyguların gelişmesine imkân veren bir ailede büyüdüm. Annem, babam, kardeşlerim ve akrabalarımla çok güzel günler paylaştık beraber. Hep bir


aradaydık. Acıyı, tatlıyı, mutluluğu, mutsuzluğu birlikte paylaştık ve birbirimizi hiçbir zaman kırmadık. O zaman herkes böyleydi çünkü toplumsal bir savaşın içindeydik. “ - Rol modeliniz kimdi sorusuna : “Rol model olarak kimseyi örnek almadım. Annem ve babam bana iyi bir insan olmayı öğrettiler. Ben de onların aydınlattığı yolda kendimce iyi bildiklerimi örnek aldım. İnsanları sevmenin, hiçbir kimseyi küçük görmemenin ve fikirlerini ne olursa olsun varlıklarına saygı duymanın insanlık olduğunu kavramamı sağladılar.” - 1930’larda güzellik anlayışı ile bugünü nasıl karşılaştırırsınız sorusuna şöyle cevap veriyor : “Her devirde dünyada çok güzel fiziki özellikleri olan insanlar var. O zamanlar güzellik ve natürel olmak birbirinden ayrı düşünülemezdi. Güzellik sadece fiziki güzellikten ibaret değildi.” - Günümüz toplumu hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna : “Ruh geri plana, madde ise ön plana çıktı. Denge bozuldu. Biz köklü tarihe sahibiz ve tarih bize ışık tutuyor, umutsuz değilim.” - Ailenizden kazandığınız ve kendi ailenize aktardığınız en önemli değerler neler oldu sorusuna : “Amcamın şehit olması, daha sonraki yıllarda vatan kavramını anlamamı sağladı. İkinci önemli olay ise Cumhuriyet’ti. Bütün bu değerleri birleştirdiğim zaman ortaya çıkan sonuç, insanın insana sevgi ve saygısının, insan olmanın en belirgin özelliği

olduğuydu. Böyle bir sonuca varınca doğal olarak ben de kendi aileme bu değerleri aşılamaya çalıştım.” Ne muhteşem cevaplar... Hayat böyle bir şey; yaşamış olduğum iki seyahat, IMF başkanının başına gelenler, Orhan Pamuk röportajını izlemem ve Keriman Halis Ece’nin söyleşisi, bana insan olmanın ve hayatın ne kadar basit ve sürprizlerle dolu olduğunu anlamamı sağladı. Hayat ve insanlar değişerek de olsa devam edecektir. Yargılasak da, sevmesek de, suçlasak da bizler başka diyarlara gittiğimizde onlar devam edecektir. O zaman bizim yapmamız gereken yaşadığımız sürece hayatı ve insanları kabul ederek, saygı duyarak, kendi inancımızla ve değerlerimizle hayatımızı anlamlı hale getirerek insanlara iyi bir şeyler bırakmak için var gücümüzle çalışmak ve mücadele vermek olacaktır.

Sevgilerimle, Taner ÖZDEŞ Satış ve Pazarlama Uzmanı www.tanerozdes.com

Hoş bir biçimde yaşlanmanın sırrı, yeni insanlar tanıma ve yeni yerler görme coşkusunu asla kaybetmemektir. H.jackson Brown


hesap sorar mısınız? Ya da bir gün onların karşılarına dikilip, “hani elli yıl önce parmaklarıyla ıslık çalamadığı için dalga geçtiğiniz bir çocuk vardı. Hatırladınız mı? Alın size ıslık…” der misiniz? Sakın içinizden, “Evet, deerrmişiiimm.” demeyin çok üzülürüm.

Buna Yıllar Sonra Yine Kızıyor Olacak mısınız? Büyük ihtimalle hayır! Duygularımız çok hızlı değişimlerden geçer. Sizi bugün rahatsız eden bir konu bir zaman sonra hiç etkilemeyebilir. Ani patlamalarımızın büyük çoğunluğu saman alevi gibidir. Alev kısa sürede söner. Ama o ateşin üstüne ilaveler yaparsanız giderek büyüyen bir yangına dönüşebilir. Bütün kavgalar, çoğunlukla ilk birkaç dakika içerisinde sona erdirilebilir. Aynı şekilde, küçücük bir sorun, saniyeler içerisinde cinayetlere dönüştürülebilir. Duygularınıza hâkim olmak, o alev başladığı anda hemen müdahale edip yangının büyümesini engellemekle mümkündür. Yoksa sizi itfaiye bile kurtaramaz! Geçmişte yaşadığınız can sıkıcı durumların hangisi bugün sizin için yine önemli? İlkokul yıllarında arkadaşlarınızla aranızda geçen kavgaları hatırlayın. Kırk yıl sonra karşılarına çıkıp, “Sen benim silgimi nasıl yersin!” diye

Hangi durumlara yıllar sonra kızıyor oluruz ki? Çok azına. Muhtemelen şu an yaşadıklarınıza da bir zaman sonra kızmıyor olacaksınız. Doğadaki değişim kanunudur bu. Eskiyen her şey atılır. Yerine yenileri gelir. Eski duygular gider, yeni duygular gelir. O halde, eski duygularımızı saklamanın, “Bir gün zamanı gelecek” diye saman saklamaktan ne farkı var? Sizin tartıştığınız o kişi geçmişte kaldı. Şu an karşınızdaki insan o değil. Siz de o zaman ki siz değilsiniz. Düşünceleriniz değişti, bakış açınız değişti hatta bedeniniz değiştir. Vücudumuz her birkaç yılda bir tamamen yenilenir. Bütün hücrelerimiz kendini tazeler. Bu demektir ki, bizler birkaç yılda bir yenileniriz. Otomobiliniz bile eskir, ama siz hep yeni kalırsınız.

Bu yüzden, o geçmişteki kendinizi ve diğerlerini de böyle değerlendirin. Onlar ve siz aynı kişiler değilsiniz. Bugün yaşadıklarınız da, gelecekte var olacak size ait değil. Gelecekte siz değişmiş olacaksınız. Tabi bu kural kanun karşısında geçerli değildir. Bir suç işlediğinizde hâkime, “Ben o kişi değilim hâkim bey” diyemezsiniz. Ama duygusal açıdan bu doğrudur. Kimlik numaranız, adınız ve doğum yeriniz değişmez. Duygularınız, fikirleriniz, bakış


açılarınız ise sürekli olarak değişir. Madem bu hep böyle olacak, şimdi bunu hayatımıza uygulayabiliriz. Bugünden itibaren yaşadığınız günleri, daha bir farkında olarak yaşamanızı öneriyorum. Karşılaştığınız her duruma, eskiden verdiğiniz gibi değil de, bu kitapta paylaştıklarımız doğrultusunda tepkiler vermeye çalışın. Kendinizi her gün yenilenen ve başka birisine dönüşen biri olarak görün. Dünkü siz, bugünkü siz değil. Dün yaşandı ve bitti. Dersinizi aldınız ve sayfa kapandı. Bu kadar! Yarın başka bir gün olacak ve yarın da bugünkü siz olmayacaksınız. Karşınıza ne çıkarsa çıksın, çözecek, güçlü olacak ve olayı yaşandığı yerde kapatacaksınız.

Yangınlar, yangının çıktığı yerde ve çıktığı anda söndürülmelidir. “Ben bu yangına doyamadım, birazını da seneye söndürmek istiyorum” demek ne kadar saçmaysa, sorunları da o anda çözmek yerine, “Şeyy, sanırım biraz zamana ihtiyacım var” demek aynı şeydir.

çözüleceğine dair bir plan netleşmeli kafanızda Bir saat kuralı harika bir yaklaşımdır. Eskiden bunu “Bir gün” olarak kullanırdım. Ama neden kocaman bir günü mahvedeceğiz ki. Bu yüzden, bir saat yeterli bir süredir. Nasılsa bu probleme yıllar sonra üzülüyor olmayacaksınız, nasılsa bu sorun er yada geç bitecek, o halde neden günlerce uzatalım? Hemen şimdi sorunu çözmeye başlayabilirsiniz. Şimdiki zaman gibisi yoktur. Sorun çözmek için bundan iyi fırsat olamaz. Eğer sorunu şimdi çözmezseniz, sorun küflenmeye, kokmaya ve kabak tadı vermeye başlar. Siz hiç yaz günü balkonda bir kalıp peynir unuttunuz mu? Bir hafta sonra o peyniri almak üzere balkona çıktığınızda göreceğiniz manzara enfestir. Gördüğünüz manzara size, eğer duygularınızı da peynirleri sakladığınız gibi saklarsanız, başınıza gelecekleri anlatır.

Ne kadar zamana ihtiyacınız var? Bir saat yeterli mi? Bence yeter de artar bile. Ben genellikle sorunları, bir saatte çözüp bitirmeye gayret ederim. Elbette bütün sorunları değil ama neredeyse tamamına yakınını.

Bütün acıların bir son kullanma tarihi vardır. Uzattıkça küflenirler. Bence çoğu acının son kullanma tarihi bir saattir. Ve o süre, acının kapağını açtığınız anda başlamıştır!

Sorun yaşadığım anda, saatime bakarım ve kendi kendime, “bir saat içinde ne yapıp edip, bu sorunu çözmüş olacağım” derim. Bazen sorun o anda çözülmeyebilir. Ama bu bir saat içerisinde olası bütün çözümleri planlamalısınız. En azından, nasıl

“Mutsuz Olmak Günahtır” kitabından yazarın izni ile alıntıdır.

Mustafa ÇAY NLP Master Trainer, Yaşam Koçu www.mustafacay.com


Neden Aldatır veya Neden Aldatılır İnsan? Neden aldatır veya neden aldatılır insan? Onun sevgisi için onca uğraştan sonra, nasıl olur da her şeyi kaybetmeyi göze alabilir? Sevdiğiniz sizin olunca, onu değersizleştiren nedir? Hızlı başlamış bir ilişki, çabuk elde edilişin kabusunu mu yaşar? Neden aldatır insan ve neden aldatılır? İkisi aynı soru mudur? İki soru da aynı kapıya mı çıkar? Yoksa açılan kapılar çok mu uzaktır birbirine? Neden aldatır yahut aldatılır insan biliyor musunuz? * Kendinize hak ettiğinizden daha az değer verirseniz, bu sizin aldatılmanız için ilk ve büyük nedendir. Özgüveniniz, özsaygınız güçlü olmalıdır. Burada paradoks bir mantık vardır. Size değersizleştikçe, karşıdaki daha değerli hale gelecektir. Uygun zaman, mekân ve insan aranır. Uygun zaman, uygun mekân ve uygun kişi bir araya geldiğinde aldatılırsınız. * Kişilerin aile tarzları ve yetiştirilme şekilleri önemlidir. Bir kızın annesi, babasına ne kadar saygı gösteriyorsa; kız, kocasına aynı saygıyı gösterecektir. Davul bile dengi dengine denir ya...

* İlişkilerdeki şiddetli kavgalar, maskelerin düştüğü andır. İnsan sinirlendiğine ve ağladığında maskesini çıkaracaktır. Şiddetli kavgalar, neden aldatıldığınız veya aldatılacağınızın ipuçlarını vermektedir. * Karşınızdaki kişinin istekleri oldukça önemlidir. Şayet istekleri sizin karşılayabileceğinizden fazla ise problem vardır. Bu isteklerin çözümsüzlüğü aldatılmayla sonuçlanacaktır. * Hayatta hiçbir şey birden bire olmaz. Örneğin sevgiliniz siz de fiziksel kusur buluyorsa, ciddi bir problem başlıyor demektir ve çoğunlukla fiziksel kusur devamında aldatılmayı getirir. * Aldatmanın temeli bakış açısına dayanır. Farkındalığınız artıkça, hayattan ne istediğinizi bilirsiniz. Bilinçli tercihler, ulaşılan sonuçları korumak için yeterlidir çoğunlukla. Bilinçli tercihle, aldatılmayı tercih etmemiş oluyorsunuz ki, bu farkındalık durumunuzla doğrudan ilişkilidir. * İnsan, içinde bir şeytan ve bir melek taşır, unutmayın! Ne zaman hangisi olacağını bilemezsin. Bunu anlamak için dikkatli bir gözlemci olmalısınız. * Aldatılmanın bir ucu da, aldatılandadır. Kafanızda sadakat noktasında soru işaretleri varsa aldatılırsınız. Sevgilinizin sizi aldatmasından korkuyorsanız, bunu yaşarsanız. Aklınıza gelen başınıza gelir. Ayrıldınız, peki şimdi ne yapacaksınız. Aldatıldığınızda yapmanız gereken en sağlıklı davranış ayrılık olsa da, yaşadığınız olayı farklı bakış açılarından değerlendirmeli ve kendi adınıza gerekli dersleri çıkarmalısınız. Önce kendi içinizde, onu ve onunla sizi aldatanları affedeceksiniz. Tüm benliğinizle affedeceksiniz. Kolay olmayacaktır biliyorum,


ancak sizi aldatan kişiyle ilgili olumsuz düşünceleri sürekli beynimizde taşımak da mantıklı değildir. Sonra sağlıklı, huzurlu, mutlu ve bolluk bereketli bir ilişki isteyeceksiniz. Allah’a sizi hak edecek ve sizin hak ettiğiniz kişilerle tanıştırması için dua edeceksiniz. Ve yaşam küçük sürprizlerini bir süre sonra karşınıza çıkaracaktır. Yeter ki siz isteyin. Çoğu aldatılmada, aldatılan kişi mutsuzdur mutlaka. Ama asıl aldatandır mutsuz olan. İçsel problemleri vardır. Öz saygısını yitirmiştir. Öz benliğinde ciddi yaralar vardır. Eksik büyümüştür aldatanlar ve aldatarak tamamlamaya çalışırlar eksikliklerini. Oysa bilmezleri her aldatılmışlık, deliği daha da

büyütür. Aldatılan bu yazıyı 2 defa, aldatılamayan 1 defa okur. Şayet tekrar okumak isterseniz bu yazıyı, bilin ki geçmişte bir yerlerde, gizli kalmış bir aldatılmışlık vardır. Siz bilmeseniz bile, bilinçaltınız mutlaka bilir aldatılmışlığı. Aslında herkes kendini aldatır.

Siran KALELİ Psikolojik Danışman www.sirankaleli.com


sistemi olarak görülür. Bu anlayış batıda kullanılan yöntemlerden çok daha eskidir, en az 5 bin yıl öncesine dayanır. Doğu tıbbı bedende akan enerjilerin haritalarını kullanır. Hastalık, kötü alışkanlıkların, stresin ya da karamsarlığın enerji akışında yol açtığı dengesizlikler ve tıkanıklıklar olarak tanımlanır.

Bedenimiz Bir Enerji Sistemi Mi Yoksa Bir Makine mi?

Kendi Kendinin Terapisti Olma Düşüncelerimiz elle tutulur, gözle görülür somut nesneler olmadıkları için zihnimizi mikroskobun altına koyup inceleyemiyoruz. Sadece beden üzerinde odaklanarak zihin ve bedeni birbirinden ayırdık. Batı tıbbı bedeni bir makine olarak görürken çoğu zaman harikalar yaratır. Penisilinin ve aşının geliştirilmesi, lazer cerrahisi, organ nakli bunlardan sadece bir kaçıdır. Ancak, ALOPATİ(BATI TIBBI) HER ZAMAN İŞE YARAMAZ. Zaman zaman ilaçların yan etkileri çok daha ağır hastalıklara yol açabilir. Asıl sorun tedavi edilirken yeni sorunlar ortaya çıkabilir. Örn: Yapılan araştırmalarda kanser, migren, ülser, yüksek tansiyon, astım, kas ağrıları ve bitkinlik gibi birçok hastalığın nedeninin % 70 strese bağlı olduğu ortaya konmuştur. Bu da bize şunu göstermiştir: Beden ve zihin bir bütündür, biri diğerinden ayrı olarak ele alamayız. Doğu tıbbında ise beden bir makine gibi değil de sürekli değişim içinde olan bir enerji

Günümüzde bedeni bir makine olarak görmenin doğru olmadığı düşüncesi farklı bir boyut kazanmaya başlamıştır. Son birkaç yıl içerisinde bedenle zihin arasında doğrudan bağlantı olduğunu savunan PSİKONÖROİMMÜNOLOJİ(psikoloji, nöroloji ve bağışıklık sistemlerini bir arada inceleyen bilim dalı) anlayışı batıda gelişmeye başladı. Sürekli baskı altında kalıp kendisini ifade edemeyen bireyin zamanla boğazında tiroit ve guatr oluşabilir. Sürekli dişilik yönünden baskılanan ve bu bakımdan aşağılanan kadınlarda yumurtalık kistleriyle jinekolojik sorunlar çıkabilir. Geçmişinden kopamayan, geçmişte takılı kalan bireylerde kabızlık sorunu olabilir. Artık yaşamında daha fazla sorumluluk alamayacağını hisseden, sorumluluklar altında ezilen bireyin bel fıtığı olabilir. Öfke ve korku duyguları karaciğer rahatsızlıkları oluşturabilir. Sadece kimyasal ilaçlar kullanması haricinde, hastalığın oluşumunda etkili spritüel sebeplerin de araştırılması daha kökten bir iyileşme gerçekleştirebilir. Çin Tıbbındaki 3000 yıldan daha fazla bir geçmişe sahip olan enerji meridyenleri bilgisine göre, bir enerji meridyenindeki blokaj ilgili organda rahatsızlık oluşumuna


neden olmaktadır. KENDİ KENDİNİ TERAPİ YOLLARI Bağışıklık sistemimiz içsel diyaloglarımızı dinler, diyaloglarımız negatifse bir süre sonra stres hormonları artar ve bağışıklık sistemimiz kendini kapatır.Hastalıkları böylece davet ederiz.Önce doğru nefesle birlikte bilinçaltımızı etkileyerek negatife dur demeli ve pozitif düşünce ile bağışıklık sistemimizin kapanmasına engel olarak zihnimizin iyileştirici gücünü ve bu güce ek olarak çeşitli DOĞAL TERAPİ'leri kullanabiliriz..Bu terapilerden bazıları:

1. ÇAKRA TERAPİSİ 2. RENK TERAPİSİ 3. MÜZİK İLE TERAPİ a) ŞARKI SÖYLEMEK b) DANS ETMEK c) ENSTRUMAN ÇALMAK d) DİNLEMEK 4. TAŞLARLA TERAPİ 5. KOKULARLA TEDAVİ 6. PARMAKLARLA ŞİFA TERAPİSİ 7. KRİSTAL TERAPİ 8. HİPNOTERAPİ 9. YOGA Kendi ÖZ'üme yaptığım yolculuğumda, yoga

benim için bu yolculuğu başlatan ilk adım olmuştu. Yogayla beraber DOĞRU NEFES'i keşfettim ve nefesimi kontrol etmeyi öğrendim. Çünkü biliyorum ki nefesini kontrol eden stresini de kontrol eder. Hayatımı OLUMLU yönde değiştirmeye ve dönüşüm yolculuğuma devam ediyorum. Müzikle terapi ve taşlarla terapiye de ilgim var. Sizin için hangi doğal terapi ya da doğal terapiler kombinasyonunun en iyi geldiğini ve yanıt verdiğini ve iyileştirdiğini saptamak için öncelikle kendi benzersizliğinizi ve özünüzü keşfedin ve başlatın İÇSEL YOLCULUĞUNUZU. Eviniz ve gönlünüzün yaz bereketiyle dolmasını diliyorum.

Sevgi KARACA Yaşam Tasarım Uzmanı "DÜZELTEBİLECEĞİN TEK ŞEY KENDİNSİN" www.sevgikaraca.org e-mail: sevgi@sevgikaraca.org http://twitter.com/SevgiKaraca

Sokrat ve Bileytaşı Talebelerden biri Sokrat’a sormuş:

-Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun? -Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir amma, en sert demiri bile keskin eder.


bırak ve düşüncelerin zihninde dolaşmasına izin ver. Ona anlam katma, düşüncelerin geldiğine tanık olmaya devam et ve onların içinde dolaştığını hiçbir tepki göstermeden izle. Düşünceye tutunma, ona enerji verme, onu kendi enerjinle besleme, göreceksin ki o kendiliğinden kaybolacaktır.

Her İnsanın İçinde İki Ağaç Vardır

Her İnsanın İçinde İki Ağaç Vardır, Biri Mutluluk Açar, Diğeri Hüzün; Hangisini Sularsan Onun Meyvesini Tadarsın. UK. Bugün çok kötüyüm. Bugün eski eşimin evlendiğini öğrendim, sanki yaşama küsmüş gibiyim, isyanım var. Beni birkaç cümleyle aydınlatırsanız buna çok ihtiyacım var. Öncelikle şunu kabullenmen gerekecek, senin söz ettiğin gibi o artık eski bir eş! Şayet o eski ise senin yeni nefesinde, bu yeni enerjinin içinde ne işi var? Düşünceleri özgür bıraktığında onlar kısa bir süre sonra taşıdıkları enerjinin yoğunluğunu kaybeder ve bitkisel hayata geçerler. Onlara tutunma, onlara enerji verme ve arkasından gelen güzelliklere odaklan. Düşünceleri özgür kıldığında aslında kendini özgür kıldığını fark edeceksin. Şimdi eski enerji ile birlikte gelen düşüncelere tepki vermeyi, onlara tutunmayı

O düşünceyi bitkisel hayata soktun, artık onun bir enerjisi yok, o nötr halde. Şimdi o düşünce senden hızla kaçacaktır! Tıpkı bir köpeğin insanı kovalaması gibi arkasına bile bakmadan senden uzaklaşacaktır. O sende umduğunu bulamadı, senin enerjini alamadı ve etrafta bir sürü enerji dağıtan insan var, neden senin peşinde takılı kalsın ki? O başkalarını bulacaktır, sen artık rahatsın, o düşünce seni bir daha asla ziyarete gelmeyecektir. Düşünceler sana ilk geldiğinde onların içindeki kendi var oluşsal enerjisi çok küçüktür ve sen onlara tutunmaya, onları beslemeye devam ettikçe kendi enerjini düşüncelere vermiş olursun. Artık onlar daha çok büyümüşlerdir ve onlar sana bir kere gelir; fakat sen onları her güne taşırsın, neredeyse yaşamı boyunca aynı düşünceyi taşıyan insanlar vardır. O insanlar yaşamı suçlamaktadırlar, yaşam insanları o an tezahür edenle buluşturur ve insanlar o duyguyu yıllarca taşır sonra da yaşamı suçlarlar, onlara göre yaşam suçludur, adil değildir! Sen bir kez düşüncelere verdiğin enerjiyle karşı tarafı besleyerek kendini enerjisiz bıraktığını idrak edersen bu senin dönüşümün olacaktır, artık her şey güzelleşmeye başlar.


Özlü sözümüzü izlemelisin: Her İnsanın İçinde İki Ağaç Vardır, Biri Mutluluk Açar, Diğeri Hüzün; Hangisini Sularsan Onun Meyvesini Tadarsın. Ve şunu asla unutma; gördüklerin, duydukların, öğrendiklerin, duygular, düşünceler ve kelimeler senin gerçekliğini oluşturmaz, onlar gerçek sen değil, onlar öz değil, onlar sadece yaşam yolculuğunda yapmış olduğun deneyimlerin içindeki araçlardı ve sen yaşamış olduğun bir deneyim sonucu hayal kırıklığına uğradıysan o deneyimi hemen bırak. Onun üzerine artık çalışmaya, enerji saçmaya gerek yoktur. Başarısız yahut âşık oldun ve bu deneyim sonucu kendini kötü hissetmeni sağladı, onu olduğu yerde bırak ve diğerine geç, yaşam asla takılmaz, yaşam sürekli akış halindedir. Yaşamla birlikte akmak istiyorsan eski deneyimine takılma, onun sadece bir deneyim olduğunun farkındalığına ulaş, o zaman yaşam ile aynı doğrultuda akarsın, o zaman yaşamla dans etmeye başlarsın. İnsanlara “Sen içinden en güzel müzikleri çal, yaşam seninle dans etmeye en baştan hazırdır” derken anlatmak istediğim budur. O dansa hazır, yaşam sana elini uzatmış ve tutmanı bekliyor, o seni dansa kaldırmış; fakat sen yoksun, sen hala geçmişte tezahür eden duygu ve düşünceleri beslemektesin! Seni aydınlatmamı istiyorsun, soru senin içinden geliyor ve soru oradaysa cevabı da hemen yanındadır. Cevap olmadan soru gelmez, cevap çok daha öncesinden hazırdır; fakat insanlar soruya odaklandığı için cevabı kaçırırlar, onu göremezler. İnsanların bütün

dikkati karanlıktan yanadır, karanlığa isyan ederler ve çoğu kimse lambanın düğmesine basmayı akıl etmez! Senin de yaptığın bu! Işığın düğmesi kendi içinde; fakat benim seni aydınlatmamı bekliyorsun. Karanlıktaysan Işığa Odaklan, Karanlıktan Söz Etme, Ona Tutunma, Ona Enerji Verme ve Onu Besleme; Yoksa Karanlık İçinden Çıkamayacağın Bir Büyüklüğe Ulaşacaktır. İçine dön, sorunun geldiği yöne doğru ilerle ve kendinle yüzleş. Bu yüzleşmenin hemen arkasında cevaplar vardır, cevaplar kendinle yüzleştiğinde seni bulur, senin artık bir şey yapmana gerek yoktur. Yüzleştiğinde eve dönmüş olursun, kendini tekrar tamamlamış olursun ve aradığın her şey oradadır. Önce içsel hazineni keşfet, sonra dışsal hazineler sana koşarak gelmeye başlayacaktır. Önemli olan o adam yahut bu adam değildir, önemli olan sevginin kendisidir, senin yüreğine dokunan kocan değil, sevgidir, sen sevgiden yana ol. Eski eşin seni bırakmış, artık onun yeni bir eşi var, belki o da zamanla eski bir eş olacak, ama tüm bunlar artık senin kontrolün dışında. Eski enerjileri bırakarak yeni enerjilerin içinde gelenleri kucakladığında kendini özgür kıldığını fark edeceksin!

Uğur KOŞAR Tanrı'nın Rüyası Kitabından


Doğru söz demiri keser, keskin söz kılıcı keser. (Kırgızistan Atasözü) Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer. (İngiliz Atasözü) Yatağa yattığım zaman, problemlerimi elbiselerimde bırakırım. (Hollanda Atasözü) İnsanlar yaşadığı için değil, yaşamadıkları için yaşlanırlar. (Portekiz Atasözü) Atasözleriyle Kişisel Gelişim

Dinlemekten akıl, söylemekten pişmanlık doğar. (İtalyan Atasözü) İnsanlar başarılardan az, başarısızlıklardan çok şey öğrenirler. (Arap Atasözü) Olayları değiştiremiyorsanız, bakış açınızı değiştirmelisiniz. (Bizans Atasözü) Başkasından üstün olmamız önemli değildir. Asıl önemli olan şey, dünkü halimizden üstün olmamızdır.(Hint Atasözü)

Başarının %5'i yapmayı bilmekten, %95'i yapabilmekten oluşur. (Fransız Atasözü) Öfkeli anınıza sabır gösterirseniz, yüzlerce üzüntülü günden kurtulursunuz. (Çin Atasözü) İnsanı elbisesine göre karşılar, bilgisine göre uğurlarlar. (Rus Atasözü)

Kargalarla yarenlik eden güvercinin tüyleri beyaz kalır, ama kalbi kararır. (Alman Atasözü)

Biçmesini bilmeyenin orağı kördür. (Çerkez Atasözü) İnsan dışı ile karşılanır, içi ile uğurlanır. (Moğol Atasözü)

Biz bu zamana ve yere misafiriz. Geçip gidiyoruz. Amacımız, gözlemek, öğrenmek, büyümek, sevmek ve sonra eve geri dönmek. (Aborjin Atasözü) Kaygı küçük şeyin gölgesini kocaman yapar. (İsveç Atasözü) Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. (Tibet Atasözü) Az kork, çok umut et; az ye, çok çiğne; az homurdan, çok nefes al; az konuş, çok anlat; az nefret et, çok sev ve en güzel şeyler seninle olsun. (İskandinav Atasözü) Tutkunun bittiği yerde mutluluk başlar. (Macar Atasözü) Derleyen: Özlem ÖZTULUM


Çocukluk Depresyonu Depresyon, çocukların yaşamında çok önemli ve kalıcı etkiler bırakmaktadır. Bu etkiler, okulda, evde, arkadaşları ve aileleri ile birlikte vardır. Yaşamlarına olumsuz yansımaktadır. Çok yakın zamana kadar çocuklarda depresyon riskinin olamayacağı düşüncesi hâkim iken, son 20 yıl içinde bu düşünce değişmiş ve son derece önemli bilgilere varılmıştır. Son araştırmalar bize gösteriyor ki yetişkinlerde %8,5 oranında depresyon görülürken çocuklarda bu oran %2,5-3’ü bulmaktadır. 1970 yılında Warren Weinberg ve arkadaşları çocukların depresyon yaşayabileceği bulgusuna varmış, çocuk depresyonu ve yetişkin depresyonu arasında bazı farklılıkların olduğunu belirtmişlerdir. 1970’lerden önce bu bulgunun varlığı reddedilmiştir. Bunun sebebi ise; o döneme özgü hakim olan görüş açılarıdır. Bunlardan biri olan; psikoanalitik yaklaşıma göre depresif bozukluğun suçluluk duygusunun yaşanması ile bağlantılı olduğunu ve bu duygunun da ancak süper egonun gelişimi ile ilgili olduğunu iddia etmişlerdir. Bu görüşten de yola çıkarak ergenlik dönemine kadar çocuklarda depresyon görülemeyeceğine

inanmışlardır. ( Baş, U. A., 1998 ). Bir diğer geciktiren görüş ise; çocuklarda depresyonun yaşa özgü bir takım semptomlarla maskelendiği görüşüdür. Bu görüşe göre; düşük okul performansı, okuldan kaçma, öfke nöbetleri, saldırganlık gibi davranışlar asıl depresyonu maskelemektedir. Ancak bu konuda yapılan çalışmalar “ maskeli depresyon” kavramını doğrulamakta başarılı olamamıştır. Çocuklarda depresyon araştırılmasını hızlandıran depresyon alanında ortaya çıkan farklı kuramsal yaklaşımlardır. Bilişsel, davranışçı, genetik, biyokimyasal vb. Daha birçok görüşler. Tüm bu gelişimlerin ışığında çocukluk depresyonu alanında ortaya çıkan, depresyonun yetişkinlerdekine benzer ayrıca çocukluk dönemine özgü okul fobisi, enüresiz gibi ilave birtakım semptomlarla birlikte çocuklarda görüldüğüdür. Aynı zamanda, çocukların bu duygularını tanımlayabilmeleri konusunda da yeterli olabilecekleri düşünülmektedir. Önemli olan onların anlayabilecekleri bir dilde empatik bir ilişki kurabilme yeteneğine sahip olmaktır. (Pajares F. and Dale H. Schunk, 2001 ). Çocuklar depresyonu yetişkinlere benzer şekilde de yaşasalar, çocukluk dönemine özgü gelişimsel özelliklerinden kaynaklanan bazı farklılıklar bulunmaktadır. Ve bu çocukluk döneminin kendi içinde de yaşa bağlı özellikler doğurmaktadır. (Children, Stress, and Natural Disasters: School Activities for Children. Service, June, 1995.) Örneğin; depresyon semptomları bebeklerde tepkisel bağlanma bozukluğu, okul öncesi çocuklarda keder tepkilerinin ağırlığı, altı yaş ve üzerinde de ise gerçek bir depresif sendroma uygun belirtilerin ortaya çıktığı belirtilmektedir.


Buna göre; Kovacs ve Beck dört kategoride inceleyerek bunlar; 1) Üzüntü, ağlama, yalnızlık, sinirlilik ve kayıp düşünceleri, kendisine yönelik olumsuz bakış açısı, kendisini suçlama, eleştirme, umutsuzluk, şimdiki ve gelecekteki işler için olumsuz beklentiler, konsantrasyonda azalma, 2) kişilere ve olaylara ilginin azalması, okuldan vb. Yerlerden kaçma, geri çekilme, 3) iştah azalması, uyku bozulması, yorgunluk, enerji kaybı, psikosomatik belirtilerdir. Düşük okul başarısı, okuldan kaçma, öfke nöbetleri ve kendine zarar verici davranışlar bu kategori içine alınmamıştır. Ancak unutulmamalıdır ki bu davranış örüntüleri depresyon riskinin neden değil ama riskinin gelişiminde bir etken olabilir. (Pajares F. and Dale H. Schunk, 2001 ) Tüzün, okul çağı çocuklarında yaşam olayları, depresif semptomlar ve benlik saygısı arasındaki ilişkiyi araştırma çalışmasında, depresyon puanı ile benlik saygısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu bulmuştur. Bu da bize gösteriyor ki; çocuğun benlik saygısı ne kadar olumlu ve gerçekçi ise depresyon yaşama riski bir o kadar azalıyor. (Tüzün, www.therapistfinder.com 1993 ). Güney, mutsuz çocukların başa çıkma stratejileri ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiye baktığında yüksek depresyon puanı alan çocukların, daha düşük puan alanlara göre, daha az ve daha etkisiz başa çıkma yollarına sahip olduklarını bulmuştur.( Güney, APA., 1992 ). Pike, aile çevresi ile depresif semptomlar ve antisosyal davranışların ilişkisine baktığında anneden kaynaklanan olumsuzlukların depresyonla bağlantılı olduğunu görmüşlerdir. Ve daha birçok

araştırmalar bize gösteriyor ki; sık olarak olumlu geri bildirim almanın olumlu benlik yapısının oluşmasını sağlayarak depresyonun ortaya çıkmasını önlediği ve sık olarak olumsuz geri bildirimin çocuklukta depresyona yönelik bir risk oluşturduğudur.( Pike, APA., 1992 ) Depresif belirtiler gösteren bebekler ve çocuklarda gelişim özelliklerine göre göstermiş oldukları semptomlar şöyledir; Bebeklik dönemi için: a) konuşulduğunda ve dokunulduğunda tepki vermez. Ağlamaz ya da gülmez. Ağladığında sakinleştirilmesi çok güç olur. b) fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde kilo almada zorlanır. c) oyunlarda motivasyon eksikliği yaşar. d) yemek yeme ve uyuma ile ilgili sorunlar yaşar. e) sindirim sorunları yaşar. f) huzursuz ve gürültü ve ya dokunmaya karşı aşırı hassas. Çocukluk dönemi için: a) sürekli mutsuzluk ve şikayet hali, b) kurallara karşı gelir, c) sık hayal kırıklığına uğrama, ağlama nöbetleri, güvensizlik, aşırı hassaslık içinde olur, d) dikkat dağınıklığı, hatırlayamama, karasızlık, boş düşünceler taşır, e) yeme ve uyuma bozukluğu taşır, f) yatağını ıslatma, kabızlık, ishal, düşüncesizlik ve dikkatsizlik yaşar, g) kronik üzüntü ve korku yaşar, ğ)içe dönüklük, h)konuşma ve hareketlerde yavaşlama, ı) vücudun çeşitli bölgelerinde ağrılar ( baş, karın, kol ve bacak ),


i) intihar düşünceleri ve ya teşebbüsler.

Gençlik dönemi için: a)konsantrasyon ve düşünce bozukluğu, karasızlık ve hafıza aksamaları ortaya çıkar, b) yavaş, tedirgin konuşma ve hareketler görülür, c) ortam ve olaylardan zevk alamama, d) enerji eksikliği, yorgunluk ve bezginlik, e) yeme alışkanlıklarında değişiklik, f) kronik üzüntü ve aşırı korku duyma, g) intihar düşünceleri, planları ve teşebbüsleri gibi davranış ve duygu örüntüleri oluştururlar. (Miller, A. J., 2002 )

durumunda çocukta oluşabilecek risk faktörünü oluşturan depresyon önlenmiş olabilir. Bunlar; çocuğunuzun yemek ve konfor gibi ihtiyaçlarını, çocuk negatif duygular belirtmeden giderin. Çocuğunuzun aktif ve sosyal olması için durumlar yaratın ve kendini göstermesine yardımcı olun. Çocuğunuz uygun durumda uygun tepkiyi verdiğinde mimikleriyle onu onaylayabilirsiniz. Çocuk ve ona bakan kişi arasında güvenli bir bağlılık olması gerekir. Ebeveyn çocuğa karşı her zaman duyarlı ve tutarlı olması gerekir. Bu durum çocuk ve ebeveyn mizaçları arasındaki farkın giderilmesinde yardımcı olur. Çocuğunuzun kendini bilerek gelişmesi gereklidir. Kendisi ve başkaları arasındaki ayırımı belirlemesine yardımcı olunmalıdır. Bunu çocuklara kelimeleri öğreterek, sözleri, davranışları ve ifadeleri ile örnek olarak yapabilir. Ve böylece çocuğunuza özsaygı kavramını öğretebilirsiniz ( Miller, A. J., 2002)

Bu semptomların yoğun ve sık olarak yaşandığını fark eden aileler çocuklarını bir uzmana götürmeli ve birlikte hareket etmelidir. Ancak bunun dışında aileye düşen görevler vardır. Bunların dikkat edilmesi

Okulda depresif bir çocuğa müdahale etmenin birçok yolu vardır. Devamsızlık ve gecikme sorunları için, çocuğa her gün okula başlamadan önce, yapabileceği düzeyde belirli bir görev ya da ödev verilmesi çocuk için yararlı olabilir. Bu görevlendirmeler için çocuk okul ve aile arasında bir anlaşma yapılabilir. Çocukta sosyal çekingenliğe dayalı olarak grup çalışmalarına bir isteksizlik söz konusu ise, hangi konuda ve kimlerle grup çalışması yapacağı konusunda çocuk özgür bırakılmalıdır. Çocuğa seçenekler ve alternatifler yaratılmalıdır. Böylece çocuk zorlamanın yaratacağı baskı yapma duygusundan kurtulacaktır. Eğer çocuk sürekli kendisini suçlama eğiliminde ise; başarısız olduğu zamanlarda onun suçu olmadığı

Ergenlik dönemi için: a)fiziksel bir rahatsızlığa bağlı olmayan vücut ağrıları, kas gerilmeleri, sindirim bozuklukları, b) mutsuzluk, tedirginlik ve endişe hali, c) kontrol edilemeyen öfke nöbetleri, d) kendine güvenmeme, eleştirel yaklaşım ve suçluluk duygusu hakimdir.


hatırlatılmalı. Kendisini sürekli sorumlu hissetmesi önlenmeye çalışılmalıdır. ( Pajares F. and Dale H. Schunk, 2001 ) Çocuk öğretmeni tarafından sürekli olarak kaydedilmeli ve izlenmelidir. Çocuğun önünde diğer çocukların durumu da değerlendirilerek sorunları olan tek çocuğun kendisi olmadığını çocuk görmelidir. (Anderson, C.A., Horowitz, L.M. ve French, R. S., 1983 ). Genel anlamda depresyon günümüzün bir problemi gibi görülürken doğru bir eğitim, özgüven çalışması ve sosyal beceri eğitim ile depresyonun üstesinden gelinebilir. Önemli olan anne-baba, eğitimci için duyarlı yaklaşmak ve empatik bir ilişki kurmaktır. Uzman Psikolojik Danışman Berrin EMRAN ÖZBULAK

Kaynaklar: Anderson, C.A., Horowitz, L.M. ve French, R. S. ( 1983 ). Attributional Style of Lonely and Depressed People. Journal of Personality and Social Psychology. Baş, U. A., ( 1998 ). Çocukların Öğrenilmiş Çaresizlik Davranışlarının Depresyon Düzeylerine Etkisi. Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitimde Psikolojik Hizmetler A.B.D Yüksek Lisans Tezi. Miller, A. J., ( 2002 ). The Childhood Depresion Sourcebook. 1998 By Lowell House, a division of NTC/ Contemporary Publishing. Group. Inc. Dante Cicchetti and Sheree L. Toth, Çeviri: Y. Doç. Dr. Sibel Kazak Berument ( 1996 ). Çocuk ve Gençlerde Depresyon Gelişimi. Türk Psikoloji Bülteni, 4 ( 10 ) 105-112.


bilgileri hem görsel hem de işitsel yolla taşırsak beynimiz öğrenmeyi daha etkili gerçekleştirecektir. Beynimiz duyulan ifadelerle görülen görüntüleri harmanlayıp etkili öğrenmeyi gerçekleştirmektedir. Bu yüzden dil öğrenirken videoları kullanmak dil öğrenim süresini hızlandırmakla kalmayıp etkisini de artıracaktır.

Etkili ve Masrafsız Yabancı Dil Öğrenme - 2 Dergimizin Ekim sayısında yabancı dil öğreniminde genel olarak izlenmesi gereken yolları sizlerle paylaşmıştım. Bu yazımda ise yabancı dili dinleyerek ve izleyerek öğrenmenin öneminden bahsedeceğim. Bilindiği üzere en etkili öğrenim yöntemleri görsel ve işitsel materyallerin bir arada kullanıldığı öğrenim yöntemleridir. Öğrenmenin %83’ünün görerek, %11’inin işiterek, %3,5’inin koklayarak, %1,5’inin dokunarak ve %1’inin de tadarak gerçekleştiği göz önünde bulundurulursa öğrenmenin %94’ünü görerek ve duyarak öğrenmenin oluşturduğu fark edilecektir. Dil öğreniminde de görerek ve duyarak öğrenme aynı etkiye sahiptir. Ayrıca dil öğreniminde beynin çalışma sistemi üzerinde de durmak gerekir. Çünkü dil öğrenimde beyinde önemli gelişmeler olmaktadır. Dil öğrenirken biz farkına varmasak da beyin öğrendiğimiz bilgileri düzenlemektedir. Bu yüzden beynimize sunacağımız bilgiler büyük önem taşımaktadır. Dil öğrenirken beynimize

Temel gramer bilgisine sahip değilseniz internette gramer kurallarını örneklerle anlatan videolar bulabilirsiniz. Böylelikle gramer kurallarını daha kalıcı yolla öğrenmiş olursunuz. Temel gramer bilgisine sahipseniz hoşunuza giden film ve belgeseller izleyerek yabancı dilinizi geliştirebilirsiniz. Film veya belgesel izlerken duyduğunuz yeni kullanımları ve kelimeleri bir deftere not etmemiz ve daha sonra o kullanımları ve kelimeleri tekrar etmeniz yabancı dilinizin ilerlemesine katkıda bulunacaktır. Film veya belgesel izlemenin güzel tarafı hem çeşitli konularda bilgi sahibi olursunuz hem de görsel ve işitsel materyalleri bir arada kullandığınız için öğrendiğiniz kullanımları ve kelimeleri daha kolay hatırlarsınız. Ayrıca yabancı dil öğrenenler için hazırlanan radyo programları ve ses kayıtları internette bol miktarda mevcuttur. Bu materyal sayesinde görsellik olmadan dinleyerek de yabancı dilinizi geliştirebilirsiniz. Özellikle çeşitli konularda belgesel ve yabancı dil öğrenenler için özel programlar hazırlayan BBC’nin ve yine çeşitli konularda belgeseller yapan National Geographic’in CD’lerinden ve internet sitelerinden yararlanabilirsiniz. Bunun yanı sıra yine internette birçok sitede ve CD/DVD marketlerde ilgilinizi çeken türde belgesel ve filmler bulabilirsiniz.


Birkaç ay her gün yabancı dilde bir şeyler izlemeye ve dinlemeye özen gösterin, bu süreç sonunda göreceksiniz ki hem anlamanız hem de konuşmanız ilerlemiş olacak. Sadece dinleyerek ve izleyerek beyniniz siz farkına varmadan yabancı dil seviyenizi ilerletecektir.

Tayfun SOYLU tayfunsoylu@windowslive.com


başlayacağımıza… Aslında kafanızda büyüttüğünüz kadar çok şey yok emin olun.

Kişisel İmaj Günden güne gelişen teknoloji, yükselen yaşam standartları, beklentiler, istekler, duygularla artık kol kola yürür olduk. Yaşanan ilişkilerle duygulardan çok matematik ilgilenir oldu. Tüm bu şartlar altında insanlar arasında yer edinmek onlar üzerinde etki bırakmak da zorlaştı dolayısıyla. İşte tam bu noktada kişisel imaj giriyor devreye. Kişisel imaj hem sosyal hayatta hem de iş hayatında yer edinebilmek için kullanılabilecek önemli bir güçtür. Peki, bu kişisel imaj doğuştan mıdır? Ya da ne yaparsam yapayım ben bu işi beceremiyorum mu diyorsunuz? Öncelikle şunu belirtmek isterim kesinlikle doğuştan gelen bir şey değildir. Nasıl yapılması gerektiğini(birazdan bahsedeceğim ) öğrenip hayatının her alanında her anlamda uyguladıktan belli bir süre sonra kendindeki değişimi görünce ‘oluyormuş yahu’ diyeceğin bir şey. Hele bir de bunu başardıktan sonra iş ve sosyal hayatında kişilerin sana bakışının değiştiğini akılda kalıcı bir etki bıraktığını görünce daha büyük bir haz alacaksın eminim. Peki, şimdi gelelim nelerden nasıl

Kim ne derse desin (iç güzellik, ahlak, davranış, karakter, ruh hali) her zaman dış görünüşten değer biçilmeye başlanır kişiye. Eminim ki bunu siz de biz de yapıyoruz. Bu demek oluyor ki kişisel imaj için dikkat edilecek ilk şey kıyafet seçiminizdir. Şık ve güzel olduğu kadar içinde rahat olabileceğiniz kıyafetler seçin. Lütfen bunda ama ben zayıfım yada şişmanım serzenişlerini çöpe atın!

Sıra geldi konuşmaya. İlla bilgili aman aman zeki olmanıza gerek yok. Yamanız gereken tek şey konuyu bil olduğunuz alana çekmek. Bir de Konuşmanız; ne aşırı derecede ezik, ne de üstünlük taslayıcı bir tarzda olmamalı. Samimi olmalıdır. Aşırı ezik bir üslup güvensizliğinizi, aşırı sert bir üslupta kompleksinizi ortaya koyar. (Dergimizin geçen ayki sayısında bahsettiklerimi de buraya katmanız çok işinize yarayacak.) Gülümsemenize yatırım yapmayı unutmadıysan bu anlarda eminim ki çok işinize yarayacak. Ne çok lakayt ne de çok yapmacık olmayın komik oluyor siz de


biliyorsunuz. Samimi olun yeter. Evet, bu kadar. Kısa ve basit mi geldi. O zaman eminim ki bunu yapmakta çok da zorlanmayacaksın. Ayna karşısında egzersizler yaparak bu süreci hızlandırabilirsiniz.

Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.

Hepinizin kendine has bir imajı olması gerektiğine inanıyorum. Çalışmalarınız da başarılar arkadaşlar…

Hamide ŞİMŞEK

Fikir Yakalamak

Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim’ e: -Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş: -Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır? “Fikir fikirle buluştuğunda aydınlanma yaşanır ancak.”


Ev Hanım’ı Merhaba sevgili dostlarım, bu ay daha farklı bir konuyla karşınızdayım. Meslekler hakkında bir kaç satır karalamak istiyorum. Özel bir meslek hakkında. Pek çok ev hanımı bayana ne iş yaptıkları sorulduğunda “Çalışmıyorum, ev hanımıyım derler.” Gerçekten çalışmıyorlar mı dersiniz? Bir an olsun durup düşündünüz mü ne iş yapıyor ev hanımları? İş tanımları nedir sizce? Yemek, bulaşık, çamaşır, çocuk bakımı ve ev gezmesi mi? Aman dikkat! Bir işi bizzat yapmadan sakın onun hakkında "Aman canım ne iş yapıyorlar, git gel değil mi en nihayeti." gibi tartışılmaya açık ifadelerden uzak kalmaya dikkat ediniz. Önyargılı olmamakta fayda var. Ben ev hanımlığının dünyanın en zor mesleklerinden biri olduğu görüşündeyim. Bir evi idare etmek, en azından bir devleti idare etmek kadar zahmetlidir. Her anne aslında bir okul öncesi öğretmenidir. Bir bayanın evde yaptığı ya da yapacağı en önemli iştir çocuğuyla ilgilenmek. Ne yazık ki bazı hanımlarımızın anladığı şekilde çocuğun karnını doyurup ağlamamasını sağlamaktan ibaret değil çocuk yetiştirmek.

Günlerce haftalarca üzerinde tartışılan çalışılan bir konu olarak eğitimde kalite meselesine değinmek amacıyla böyle bir giriş yapmaya çalıştım. Kişisel gelişimin sağlıklı ilerleyebilmesi için aile ortamından hız alması şarttır. Nasıl ki bir bitki çimlenmek için neme, ısıya muhtaçsa kişisel gelişimin sağlıklı biçimde başlayabilmesi, bireyin kendini geliştirebilir olabilmesi için de desteklenmiş olması şarttır. Birey kişiliğini üç çevrede geliştirir. Bunlar birbirinden bağımsız olmadığı gibi tam anlamıyla iç içe de değildir: aile, sokak ve okul.

Biz aile basamağıyla ilgili konuşup annelerimizden bahsedeceğiz. Çevremizde tanıdığımız mükemmel denilebilecek ailelerin anne ve babasına hiç de benzemeyen çocukları olduğuna şahit olmuşsunuzdur. Sizce bunun nedeni nedir? Neden anne ve baba çocuklarına son derece düzgün model oldukları halde yavrumuz yanlış kabul edilebilecek yollara sapabilmektedir? Âcizane fikrim bu sorunlar annelerimizin (elbette kusursuz denebilecek annelerimiz var onlardan bahsetmiyorum) yavrularının kişilik gelişimini sağlayabilecek biçimde, doğru bilgi ve eğitime sahip olmamalarından kaynaklanmaktadır. Biz, yavrularımıza onlar yetişkinmiş gibi davranmaz onları ciddiye almazsak bir yanları sürekli çocuk kalan ve çocukça heveslerin peşinde koşan şımarık, toplum içinde pısırık ya da gerçekleşme ihtimali zayıf hayallerin peşinde savrulan gerçekçilikten uzak bireyler haline gelmeleri ihtimalini arttırmış olacağız. Elbette terbiyesiyle ilgilenmek yetiştirmek


zorundayız fakat doğru ayarlayamazsak ya şımarık olacaktır ya da pısırık. Eğer onları desteklemez, birey olduklarını hissettirmezsek kendilerinin önemsiz olduğu hissine kapılacak ergenlik çağındaki kişilik arayışını olumsuz kabul edilebilecek sancılı bir süreçle geçireceklerdir. Kişilik, temel şeklini ailede alır, sokakta ve okulda ailede tam olarak yerleşmemiş olan kavramlar kolaylıkla değiştirilebilir ve bu değişiklikler kontrolsüz biçimde olacağından bireyin kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilir. Sonuç olarak dostlarım konuyu birazcık toparlarsak: Bir ev hanımı, yalnızca evin gündelik işlerini yapan komşuya kahve içmeye giden, bulaşık, yemek, çamaşır ve ütü arasında kaybolan bir varlık değildir, olamaz. İlk öğretmen, heykeltıraş, eğer kendini

geliştirebilirse çocuğunu da geliştirebilecek olan bir mimardır. Çalışan annelerimizin bu konuda daha ağır şartlara sahip olması gerçekten üzücü. Yukarıda bahsettiklerimi incelediğinizde belki de bunun kişisel gelişimle ne ilgisi var diyeceksiniz, üzerine sayfalarca yazıp çizdiğimiz sorunları henüz başlangıç aşamasında engelleyebilmek adına, özgüveni ve gerçeklik algısı yüksek bir birey yetiştirebilmek için dikkatinizi çekmek istedim. Unutmayın, çocuklarımız bizden olabilir ama asla biz olamazlar. Güzel bir ay geçirmeniz dileğimle... Fatih KEŞKEKÇİ


insanlarla etkileşiminiz değişir. Kişisel görünüm gözetilerek bunu avantaj olarak kullanın. Çoğu durumda önemli gelişmeler sık sık banyo, tıraş, temiz elbise giymek ve son stillerin farkında olmak suretiyle gerçekleştirilebilir.

Anında Kendine Güven Oluşturmak İçin 10 Yol

Kendine güven, düşünce yapınızdan ayrı durdurulamaz isteklerin ve korku hissinin arasındaki farktır. Kendinizi algılayış biçiminizin insanların sizi nasıl algıladıkları üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Algı gerçekliktir – daha fazla kendinize güvene sahipseniz, büyük olasılıkla daha başarılı olacaksınız. Kendine güveni etkileyen faktörlerin daha çok sizin kontrolünüz dışında olmasına rağmen, bilinçli olarak kendine güven oluşturmak için yapabileceğiniz birkaç şey vardır. Bu 10 stratejiyi kullanarak zihinsel olarak ulaşmanız gereken potansiyelin sınırlarına ulaşacaksınız. Kendinize Güveni İnşa Edin 1 – Zarif Giyinin Giysiler bir insanı meydana getirmez ancak onun kendisi hakkında daha iyi hissetmesini sağlayabilir. Kimse sizden daha fazla fiziksel görünümüz hakkında bilgi sahibi değildir. İyi görünmediğinizde kendinize karşı algınız ve

Bu, giysiler için fazla harcama yapmanız demek değil. İzlemeniz gereken tek büyük kural: İki katını harca, yarısını satın al. Daha ziyade ucuz giysilerden bir demet almak yerine, yüksek kaliteli seçkin ürünlerden yarısını satın alın. Uzun bir zaman diliminde pahalı giysiler ucuz giysilerden daha geç yıpranacaktır. Ayrıca az miktarda alışveriş gardırobunuzun kabarmamasını sağlayacaktır. 2 – Hızlı Yürüyün Bir kişinin kendini nasıl hissettiğini anlamanın en kolay yollarından biri onun yürüyüşünü incelemektir. Yavaş mı? Yorgun mu? Acılı mı? Veya enerjik ve amaçlı mı? İnsanlar güven ile hızla yürürler. Onların gideceği yerleri, göreceği insanlar ve yapacakları önemli işleri vardır. Eğer aceleniz yoksa, moralli bir yürüyüş ile kendinize olan güveninizi artırabilirsiniz. %25 daha hızlı yürümek sizin görünümünüzü ve his dünyanızı daha önemli kılacaktır. 3 – İyi Duruş Benzer şekilde bir kişinin kendini algılayış biçimi onun hikâyesini anlatır. Çökmüş omuzlar ve uyuşuk hareketler kişinin kendine olan güvenin eksikliğinin göstergesidir. Bu tür insanlar ne yaparlarsa yapsınlar hevesli değildirler ve kendilerini önemli hissetmezler. İyi bir duruş uygulayarak kendinizi daha emin hissedersiniz. Dik durun, başınızı dik tutun ve göz temasında olun. Böylelikle başkalarının


üzerinde olumlu bir etki oluşturursunuz; ayrıca kendinizi daha dinç ve güçlü hissedersiniz. 4 – Kişisel Arşiv Kendine güveni oluşturmanın en iyi yollarından biri motive eden konuşmalar dinlemek. Ne yazık ki büyük hoparlörlerden dinleme fırsatı pek az vardır. Kişisel bir arşiv oluşturarak bu ihtiyacı giderebilirsiniz. Güçlü yanlarınızı ve hedeflerinizi vurgulayan 30 – 60 saniyelik konuşmalar yazın. Kendinize olan güveninizi artırmak ihtiyacı hissettiğinizde bunu ayna karşısında veya kendi kendinize yüksek sesle okuyun. 5 – Şükür Ne istediğinize oldukça odaklandığınızda zihin sahip olmamanıza sebep nedenler oluşturur. Bu yaşam enerjinizin zayıflamasına yol açar. Bunu önlemenin en iyi yolu bilinçli bir şükürden geçiyor. Her gün zaman ayırarak zihinsel olarak şükretmek için her şeyi listelediğiniz bir zaman ayırın. Geçmiş başarıları, becerileri, sevgi dolu ilişkileri ve güzel anları hatırlayın. Başarı yolunda bir sonraki adımı atmak için sizi ne kadar motive ettiğine şaşıracaksınız. 6- İnsanlara İltifat Etmek Kendimiz hakkında olumsuz düşündüğümüzde sık sık insanlara hakaret ve dedikodu şeklinde yansır. Olumsuz bu kısır döngüyü kırmak için insanlara iltifatı alışkanlık haline getirmeliyiz. İltifat çevrenizdeki dedikoduyu reddeden bir dönüt olur. Bu süreçte daha iyi olacaksınız ve kendinize güven inşa edeceksiniz. Diğerleri en iyiyi ararken siz dolaylı olarak en iyinizi ortaya çıkaracaksınız.

7 – Ön Sırada Otur Okulda, ofiste ve topluluk içerisinde arkada oturmak için çalışıyoruz. Çoğu insan geride kalmak isterler çünkü fark edilmekten korkarlar. Bu özgüven eksikliğini yansıtıyor. Ön sırada oturmaya karar vererek bu gerçek dışı korkudan kurtulur ve kendinize özgüveninizi kazanırsınız. Ayrıca önemli insanlar için ön sıralarda oturarak daha görünür olur dikkat çekersiniz.

8 – Yüksek Sesle Konuşun Topluluk içerisinde konuşurken birçok kişi yüksek sesle konuşmaktan çekiniyor çünkü aptalca bir şey söyleyip yargılanmaktan korkuyor. Bu korku gerçekten yersizdir. Genellikle insanların bizim hayal ettiğimizden daha fazla kabulü vardır. Aslında çoğu insan aynı endişeyi yaşıyor. Her topluluk içerisinde yüksek sesle bir kez konuşmaya çabalayarak düşüncelerimizi ifadede daha özgüvenli, iyi bir konuşmacı ve o grup içersinde lider haline gelebiliriz. 9 – Egzersiz Yapın Dış görünüm ile aynı doğrultuda fiziksel olarak iyi görünmek de özgüven üzerinde etkilidir. Eğer fit bir görünümünüz yoksa


kendinizi daha az özgüvenli ve enerjik hissedersiniz. Egzersiz yaparak fiziksel görünümünüzü iyileştirir, enerjik olur ve hayatınızda bir şeyler olumlu hal alır. Disiplinli bir şekilde egzersiz yapmak sadece iyi hissettirmez, günün geri kalanında size olumlu bir ivme kazandırır.

ihtiyaçları için yeterli olmaz. Kendimizi düşünmeyi bırakırsanız ve dünyanın geri kalanına katkı yapmak için odaklanırsanız kendi kusurlarınızın için endişelenmezsiniz. Bu kendine güveni ve maksimum verimi sağlar. Dünyaya katkı sağladıkça kişisel başarı ve takdirle ödüllendirilirsiniz.

10 – Katılıma Odaklanın Çoğunlukla arzularımıza kapılırız. Kendimize çok fazla odaklandığımızda insanların

Kaynak: pickthebrain.com Çeviren: Ömer ARSLAN


çocukları ve eşi ardından geçinebilsinler diye. Sonra biraz birikmişiyle iyi kötü bir ev satın aldı başları üzerinde bir çatı olsun diye. Ne karamsarlığa kapılıp isyan ediyordu ne de her şeyi boş verip sefahate kapılıyordu. Yaratan’dan gelip yine ona döneceğimizin bilincinde hayatının geri kalanını ailesine adamış bir şekilde devam ettiriyordu. Yaşadığı acıyı bilinçle göğüsleyebilmişti.

Her Anı Ayrı Bir Değerdir Yaşamın Ağır ağır yürüyordu hastane koridorunda. Sanki ayakları gitmek istemiyordu. Çevresindeki insanlara bakıyor ama içindeki yangını anlatamıyordu. Anlatsa da faydası yoktu. Üşütme şikâyetiyle geldiği hastaneden birkaç ay ömrünün kaldığını öğrenerek ayrılıyordu. Nasıl da ağır bir yüktü omuzlarında? 5 ay sonra çocuğu olacaktı. Peki ya eşi ve oğlu? Onlar ne olacaktı? Düşünceleri bir anda kendinden ailesine çevrilmişti. Derin bir endişe ve acı duyuyordu yüreğinde.

Ne yapmalıydı bundan sonra? Klasik Yeşilçam filmlerindeki gibi gününü gün edip eğlenmeli miydi son zamanlarında? Yoksa geri kalan bu az zamanda ailesini güvence altına mı almalıydı? Bu derin düşünceler içinde yürümeye devam ediyordu nereye gittiğini bilmeden. Bir filmde olmadığının farkındaydı ve bu bilinçle ailesini güvence altına alması gerektiğini biliyordu. Önce eksik primlerini tamamlayarak emekliliğini gerçekleştirdi

Vefatından bir ay önce evladını kucağına almıştı. Gözü ardında kalmayacaktı. Sonunda beklenen gün geldiğinde evlatlarının ve eşinin onun ebedi yokluğunda zorluk çekmeyeceğini bilerek gönlü ferah bir şekilde hayata gözlerini yumdu. * Gerçek bir hayat hikâyesinin son zamanlarından alıntıdır. Dostlar ne mutlu bana ki bu özel insanla tanışma imkânı bulmuştum. O zamanlar sağlıklıydı ya da kendi ve bizler sağlıklı olduğunu zannediyorduk. Mekânı cennettir inşallah. Zamanın kısalığından dert yanarız hep ama bu geçen anı değerli kılmak için ne yapıyoruz? Kendinizi sorguladığınız oluyor mu? Bir de 4 - 5 ay sonra (Allah korusun.) ölebileceğinizi düşünün. Zaman daha da kısa geliyor öyle değil mi? Yok sevgiliydi yok işsizlikti yok parasızlıktı derken garip bir melankoli içerisinde hayatımızı boşa harcadığımızın farkında mıyız? Biliyorum art arda sorular sordum ancak bu sorularla birlikte kendim de hayatımı sorgulamaya çekerken sizleri de


düşünmeye sevk etmeye çalışıyorum. Düşünmek ve sorgulamak gelişimin ilk adımıdır. Ardından başlarda küçük de olsa giderek daha büyük uyanışlar yaşayacaksınız. Son olarak yaşam gayenizin size bahşedilen ömrü daha faydalı ve değerini bilerek yaşamanız gerektiği bilincine varacaksınız. Mantığın süzgecinden geçirilmiş her düşünce, ömrünüzün inşasında güzelliklerle yaşamak için konulan güçlü bir tuğladır.

adına dergimizi okumanız bile zamanınızı değerli kılıyor. Bu bilinçle daha kendinden emin adımlar atacağımıza inanıyorum.

Şu an bu satırları okurken dahi saniyelerin aktığını unutmayınız. Bir şeyler kazanmak

Ömer ARSLAN Kişisel Gelişim Sayfa ve Dergi Kurucusu

Sağlıcakla kalınız.


alış verişinde bulundu.1953 yılında araştırmalar yapmak üzere Amerika’ya Cornell Üniversitesine gitti. Einstein’in daveti üzerine evine gitti. Orada Einstein’le aralıksız 4 saat görüştü. O anda Kurşunoğlu 31, Einstein de 74 yaşlarındaydı.

Prof. Dr. Behram KURŞUNOĞLU (1922-2003) Prof.Kurşunoğlu’nun teorisine kimse karşı çıkamıyor ama Einstein’i çiğneyip açıkça kabule de yanaşamıyorlar. Fakat kabul edildiğinde Kurşunoğlu, Newton ve Einstein ayarında bir fizikçi olarak ilim tarihine geçecek.” Aslen Trabzon’un Çaykara ilçesinden olan prof. Kurşunoğlu ‘Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisi’ adıyla yeni bir teori ortaya atan ilim adamımızdır. Halen ABD de Florida Üniversitesinde Teorik Fizik Merkezinde başkanlık yapmaktadır. Aynı zamanda ‘Küresel Vakıf’ın’ kurucusu olan Kurşunoğlu dünyada yaşamakta olan en büyük fizikçiler arasında yer almaktadır. Atom bombasının babası sayılan Oppenhelmer ve hidrojen bombasını bulan Edwvard Teller ve yaşayan en büyük fizikçi Dirac profesörümüzün en yakın arkadaşları arasında yer alıyor. Daha gençliğindeyken ünlü fizikçi Einstein’le irtibata geçti. Cambridge Üniversitesinde doktorasını yaparken Einstein’le ilmi konular ve çeşitli teoriler üzerinde mektuplaştı. Uzun uzun fikir

Bu görüşmeler esnasında Prof. Kurşunoğlu yeni teorisini ortaya attı. Einstein’in teorisine karşılık kendi teorisinin doğruluğunu savundu. Einstein derin bir düşünceden sonra : “İkimizden biri muhtemelen doğru. Senin teorin benimkinden daha kapsamlı.Fakat zaman gösterecek.” Sonra da Einstein : “1905 yılında arkadaşımla laboratuarda çay içerken izafiyet teorimi anlattığımda kimse dediklerime inanmaz, bana gülerlerdi. Ama sonunda kim haklı çıktı? Sözlerini ekledi, teorisinin doğru olup olmayacağının zamanla anlaşılacağını belirtti.” Profesörümüz ‘hayatının en büyük projesi’ olarak kabul ettiği teorisini ilim dünyasına kabul ettirmekle meşgul. “Einstein dahi ilmi hayatının yarısından fazlasını bu teoriyle geçirdi, sonuca varamadan öldü.” diyen Kurşunoğlu “Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisi’nin kabul göreceği ümidini taşımaktadır. “Teorimin kazanacağından şüphem yok. İnşallah ben yaşarken olur bu iş.” demektedir. Eğer teori kabul edilirse ilim adamımız Einstein’ın başarısının ötesine geçmiş olacak.

Prof. Kurşunoğlu’nun teorisi hakkında diğer ilim adamlarının görüşleri ise şu: “Prof.Kurşunoğlu’nun teorisine kimse karşı


çıkamıyor ama Einstein’i çiğneyip açıkça kabule de yanaşamıyorlar. Fakat kabul edildiğinde Kurşunoğlu, Newton ve Einstein ayarında bir fizikçi olarak ilim tarihine geçecek.” Genelleştirilmiş_İzafiyet Teorisi nedir? Kâinatın yaratılışı ile ilgili teorisini Prof. Kurşunoğlu şöyle izah ediyor: “En büyük güç sahibi olan Allah, yaratmak ve yönetmek için evreni meydana getirdi. Evrende temel ve manyetik yükler bulunmaktadır. Orbitron teorisi taşıyan bu teori evrendeki kurumsal çalışmalarımı içine almaktadır. Kâinatın meydana gelişini izah eden “Büyük Patlama” (Big Bang) isimli popüler teori yerine ilmi temel ve deneylerle ortaya çıkardığım teorim her şeyin başı olan bu konuyu ilmen izah etmektedir. Evrenin yaratılmasında ilk 2-3 saniye içinde, evrenin büyük kısmını teşkil eden 10 üssü 80

parçacık meydana geldi. Zamanın başlangıcından önce evreni kaplayan zaman öncesi güçlerin alanı vardı. Milyarlarca sene sonra bu alan çok yüksek yer çekimi sebebiyle çöktü ve bir atomdan trilyonlarca kere küçük “mikroblackholes” denilen siyah mikro delikler ortaya çıktı. Bu deliklerin yarısı maddeden, yarısı ise değişik yapılı karşı maddeden meydana geliyordu. Bu deliklerden zaman öncesinde başlayan büyük bir yangın evrene dağıldı. Madde ile karşı maddenin çarpışması her şeyi imha eden patlamalara sebep oldu. Madde ile karşı madde birbirinden parçalanma neticesinde ayrılınca yeni parçacıklar, zamanla yıldızlar, gezegenler, karşı gezegenler ve insanlar, çok muhtemelen de karşı insanlar yaratıldı.” Prof. Kurşunoğlu kara mikro delikleri de şöyle açıklıyor: “Aklın alamayacağı kadar büyük yerçekiminde meydana gelen mikro siyah delikler hemen hemen “0” boyuta yakın ve protonun 1 milyon trilyon misli ağırlıkta yeni parçacıklar. Bu ağırlık ise 1’in 10 milyonda biri ağırlıkta. Yani tespiti mümkün olamayacak


ölçüde az ağırlıkta .” Prof. Kurşunoğlu’nun diğer hizmetleri : Prof. Kurşunoğlu kurucusu ve başkanı olduğu “Teorik Fizik Çalışmaları Merkezi’nde büyük hizmetlerde bulunmaktadır. Şimdiye kadar merkezde düzenlenen bir başarı armağanını Nobel Armağanı kazanmış 22 ilim adamıyla birlikte yeryüzünün en tanınmış fizikçilerine takdim etmişlerdir.1978 yılında kurduğu “Global Foundation”(Küresel Vakıf) ta da son derece ciddi ve önemli çalışmalar yapmaktadır.

başarabilirsek 20 yılda Japonya gibi olabiliriz. Söylediklerim hayal gibi gelmesin.1939-1940 yılında İstanbul-Erzurum demiryolu yapıldı. Gece gündüz çalışılarak bitirildi. Bu dünyada en hızlı bitirilen demiryolu idi. Eğer yurt dışındaki ilim adamlarımız Türkiye’ye döner, ilmi seferberliğe iştirak ederlerse bu iş başarılır. Tek cevap topluca ana vatana dönmemiz.” Prof. Kurşunoğlu 1972 yılında da Cumhurbaşkanlığı ilim armağanını kazandı. (Alıntıdır.)

Prof. Kurşunoğlu ünlü Harvard’dan Moskova Üniversitesi, Fransa’dan Uzakdoğu’ya kadar sayısız yüksek öğretim kuruluşlarında ilim adamlarına konferanslar vermektedir.

Ülkemizde de Atom Enerjisi Komisyonu’nun kuruluşunda büyük rol oynayan Prof. Behram Kurşunoğlu Türk Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkanlığına da atom konusunda danışmanlık yaptı. Küçük Çekmece’deki atom reaktörünün planlarını hazırladı. Prof. Kurşunoğlu Türkiye’nin ilim alanındaki yerini ise şu şekilde değerlendirmektedir: “Türkiye ilimde çok ileri gitti. 1955’te gittiğimde tanınmış 2-3 fizikçi vardı. Büyük haz duydum.20 yılda Japonya gibi… Türkiye: fizik, kimya ve biyolojide çok ileri seviyeye ulaştı. Halen Ortadoğu ve Doğu Avrupa’dan çok ilerideyiz ama henüz Fransa ve İtalya seviyesine gelmedik. Türkiye’nin en üst seviyeye ulaşması için bir ilmi seferberliği girişmesi gerek. Bunun teknolojiye paralel gitmesi lazım ki, böylece kendi tankımızı, uçağımızı da imal edebilir hale gelelim. Bunu


Bu derginin yayınlanmasında emeği geçen ve vakit ayırarak okuyan herkese teşekkür ederim. Unutmayınız bilgi paylaştıkça çoğalır. Bizler sizlere aracıyız, sizler de sevdiklerinize aracı olabilirsiniz. Ömer ARSLAN Kişisel Gelişim Sayfa ve Dergi Kurucusu


Kişisel Gelişim Dergisi Haziran 2012 – Sayı: 10

Dergi Tasarım: Ömer ARSLAN Kapak Tasarım: Ömer ARSLAN Dergi Koordinatör: Özlem ÖZTULUM Muhabir: Şenan Deniz HAVA

Yazarlar: Özlem ÖZTULUM Taner ÖZDEŞ Mustafa Çay Siran KALELİ Sevgi KARACA Uğur KOŞAR Berrin EMRAN ÖZBULAK Şenan Deniz HAVA Tayfun SOYLU Hamide ŞİMŞEK Fatih KEŞKEKÇİ Ömer ARSLAN

İletişim: www.facebook.com/kgelisimim www.kisiselgelisimim.com www.twitter.com/kgelisimim

Elektronik Posta: gelisimim@gmail.com


Kişisel Gelişim Dergisi Haziran 2012  

Kişisel Gelişim Dergisi Haziran 2012 Sayı: 10

Advertisement