Page 1


Merhabalar arkadaşlar, Bu ay maalesef türlü aksilikler sebebiyle epey bir gecikerek dergimizi yayına veriyoruz. Gecikmeli de olsa umarız faydalı bir çalışma oluşturabilmişizdir yine. Bu ay yazarlarımız yine sizler için birbirinden öğretici yazılar kaleme aldılar. Tavsiyem her birini dikkatle okumanızdır. Düzenli olarak takip eden üyelerimizden kusurumuza bakmamalarını rica ediyoruz. Bu sebepledir ki sözü çok uzatmadan sizlere keyifli okumalar diliyorum. Lütfen bu emek ürünü çalışmanın daha çok kişiye ulaşması için paylaşınız. Bilgi en büyük hediyedir. Ömer ARSLAN Kişisel Gelişim Sayfa ve Dergi Kurucusu www.omerarslan.net


İçindekiler: Kadına Yönelik Şiddet

4

Nezaket ve Saygı Kuralları

7

Bu Önemli mi?

10

Herkesin iyi bir fikri var ama ya sonra?

13

Toplumsal İlişkilerde Kadına Karşı Şiddet

16

Günerji

20

Başla

22

Sabreyle, Hayat Sana da Gülsün

24

İtaki

25

Künye

27


Kadına Yönelik Şiddet Bu ay “etkileyici iletişim” konusuna değinecektim ama tamamen farklı bir konu olan ve beni derinden etkileyen “kadına şiddet” konusuna değinmeden geçmek istemiyorum. Bu konu hakkında bir çok yazı yazıldı, haber bültenlerinde, gazete manşetlerinde her gün kadınların yaşamakta olduğu zor ve çaresiz kaldıkları olaylara yer verilse de, kadınları bu zor durumdan kurtaracak ya da kesin bir çözüm ile rahatlatacak neticeler tam anlamıyla gelişmedi. Bende gün geçtikçe ilerleyen kadına şiddeti detaylı bir araştırma yaparak derlediğim bilgileri sizlere sunuyorum. Kadın İnsan Hakları Projesi’nin (KİHP) verdiği bilgiler kadına uygulanan şiddet türlerini şu şekilde sıralamaktadır; Fiziksel şiddet: Tokat, tekme, yumruk, dayak atmak, bıçak, silah gibi aletlerle saldırmak. Duygusal şiddet: Kadını küçümsemek, kendisine özgüvenini yitirmesine yol açmak, aşağılayıcı sözler söylemek, kendisini ruh

hastası olarak görmesini sağlamak, yemeği yere dökmek, eşyaları kırmak gibi. Ekonomik şiddet: Kadının çalışmasına izin vermemek, harçlık vermemek ya da kısıtlamak, kadının parasını elinden almak, ailenin geliri konusunda bilgi vermemek. Cinsel şiddet: Kadını istemediği cinsel davranışlara zorlamak, tecavüz etmek gibi. Tehdit etmek: Dayak ya da ölümle tehdit, terk etme tehdidi, intiharla tehdit. Çocuğu kullanma: Kadının çocuklar konusunda kendini suçlu hissetmesine yol açmak, çocuklarını kullanarak tehdit edici mesajlar yollamak gibi. İzole etmek: Kadının hareket özgürlüğünü kısıtlamak, ailesi ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, sık sık kıskançlık nedeniyle kavga çıkarmak. KİHP’nin vardığı sonuçlar kadın karşılaştığı şiddetin çok boyutlu olduğunu gösteriyor. Görüldüğü üzere kadına uygulanan şiddet sadece fiziksel olarak uygulanan dayak ya da tehdit değildir, kadını aşağılayıcı, küçük düşürücü sözler sarf etmek, hakaret etmek de şiddettir. Yapılan araştırmalara göre; erkeğin eğitiminin yükselmesiyle eşine şiddet uygulama oranı da düşmektedir. Diplomasız evli erkeklerin yüzde 56,5’i eşine fiziksel şiddet uygularken, üniversite mezunu erkeklerin yüzde 23,2’si eşine şiddet uygulamaktadır. Diplomasız kadınların yüzde 51,2’si “Eşimden şiddet gördüm” derken, bu oran üniversite mezunu kadınlarda yüzde 16,2’ye düşmektedir. Üniversite mezunu evli kadınların ise yüzde 16,2’si eşinden şiddet gördüğünü söylemektedir.


Çalışan kadınların yüzde 40,7’si, çalışmayanların ise yüzde 46,9’u eşinden fiziksel şiddet görmektedir. Araştırmalar eğitim seviyesi yükselirken şiddet oranının bununla birlikte düştüğünü gösterse de son yıllarda insanlardaki aşırı şiddet eğilimi araştırmaların ne kadar doğru olabileceğini açıkçası düşündürüyor. Şiddet Eğilimi Olan Erkeğin Özellikleri: Düşük benlik kaygısı, Sıklıkla terk edilme, kayıplar, yardımsızlık, bağımlılık, güvenlik duygusunda azalma, Kişilik bozukluğu tanısı, Engellenmeye karşı düşük tolerans gösterirler. (Kolayca sükunetini kaybederler) Kendi davranışları ile ilgili inkar, küçümseme, yalana yönelme şeklindeki tutum içindedirler. Empati yapma yeteneği zayıftır. Kadın ve erkek davranışları konusunda katıdırlar. Madde bağımlılığı sık görülür. Anormal derecede kıskançtır. (Örneğin, birlikte olduğu kişinin sürekli kendisiyle birlikte olmasını ve nereye giderse gitsin, haber vermesini bekler.) Kadına yönelik şiddet sıklığı %30, 1147 erkek arasında ise %34 olarak saptanmıştır. Sözel şiddet sıklığı kentsel bölgelerde %62, kırsal alanlarda ise %49 olarak saptanmıştır. Aile Araştırma Kurumu’nun Ankara, İstanbul, İzmir’de 1070 hanede yaptığı çalışmaya göre ise fiziksel şiddet sıklığı %21,2 bulunmuştur. Şiddet nedeniyle hastaneye başvuranların sayısı ise %11,2’dir. Şiddete Maruz Kalan Kadınların Özellikleri Partnerinin kadına uyguladığı şiddet yaş,

sosyoekonomik durum, din, etnik kökenden etkilenmemektedir. Ancak gebelik, bekarlık ve boşanmış olmak veya eşinden ayrı yaşamak kadının şiddet görme riskini artırmaktadır. Şiddet gören kadın duygusal açıdan katı bir aile ortamında pasif olmaya yönetilmiştir, sosyal açıdan yalnızdır, şiddetin bütün ailelerde olduğuna inanmaktadır, saldırganın davranışlarından kendini sorumlu tutmaktadır, onun bir gün değişeceğine dair inancını hiç kaybetmez, bu nedenle itaatkardır, özbenlik saygısı az ve bağımlı kişilik özelliği olan bu kadınlar, oldukça ciddi fizyolojik ve psikolojik sorunları olmasına karşılık, yaşadıkları şiddeti inkar etme eğilimdedirler, aile içi ve çevresindeki rolü gelenekselcidir. (Wodarski, 1987) Kadına Yönelik Şiddetin Nedenleri Erkeklerin kadınlara şiddet uygulama nedenleri psikolojik, biyolojik, sosyolojik ve feminist açıdan incelendiğinde şiddet ve saldırganlığın nedenlerine benzer açıklamalar yapılmaktadır. Psikolojik açıdan bakıldığında erken psikoanalitik teoriye göre onaylanan temel bir iç güdü olarak kabul edilen saldırganlık, başarı ve üstünlük sağlamakta ve erkeklerde olumlu bir güç olarak cesaret, güçlü olma, enerji, ataklık, vs anlamına gelmektedir. (Hanharhan, Campbell, & Ulrich, 1993)

Saldırganlığın Nedenleri Sözel Saldırganlık: * Kontrol gereksinimi, * Gücün kötüye kullanımı, * Kıskançlık, * Eşler arası uyumsuzluk,


Fiziksel Saldırganlık: Şiddeti bir kontrol yöntemi olarak benimsemek, Fiziksel saldırganlığı model olarak almak, Çocukken istismar edilmiş olmak, Aşırı alkol kullanımı, Aşırı Saldırganlık: Kişilik bozukluğu, Duygusal labilite, Azalmış benlik saygısı, Saldırgan kişilik özellikleri, Bir diğer psikolojik yaklaşım ise şiddet uygulayan kişilerin ruhsal bozukluğu olan veya bir şekilde dengesi bozulan kişiler olduğudur. Bu yaklaşıma göre kurbanlar masum ve savunmasızdır. (Gelles, 1993) Aile yapısı sıklıkla şiddet içeren davranışların ortaya çıkışında etkili olmaktadır. Aile üyelerinin rollerinin iyi tanımlanmamış olması, birlikte geçirilen zaman, ailenin kendine özel yapısı, duygusal paylaşımın yoğunluğu, ailede stres ve çatışma yaratan olayların varlığı önemlidir. (Gelles, 1993)

Gelles’ının da belirttiği gibi aile de gelişen olaylar, durumlar ve sağlıklı gelişen iletişim önemli olmakla birlikte karşılıklı düşüncelerin dinlenilebildiği bir ortamda sevgi, saygı, hoşgörü olduğunda şiddet denilen bir kavramın ortaya çıkmayacağı kanaatindeyim. Kaynaklar: 1. TC Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, “Aile İçinde Şiddetin Boyutları, Nedenleri, Sonuçları ve Oluşum Sürecinin Analizi”, Ankara, 1994 2.Kadına Yönelik Şiddetin Nedenleri ve Sonuçları Dr. Nüket Subaşı, Prof. Dr. Ayşe Akın 3.Araştırmacı Adil Gür’ün “Kadına Yönelik Şiddet” araştırması

Sevgiyle kalın. Özlem ÖZTULUM www.ozlemoztulum.net


sorunu sizin de başınıza geliyor mu? Yolladığınız elektronik postanıza, ses mesajı olarak bıraktığınız mesajlara veya aradığınız kişilerin asistan veya sekreterlerine bıraktığınız mesajların yüzde kaçına insanlar geri dönüyor? Bu yazıma “yorum yazarak” bu verileri benimle paylaşırsanız çok sevinirim, bu şekilde bu problemin günümüzde ne kadar önemli olduğunu somut olarak ortaya çıkarmış oluruz.

Nezaket ve Saygı Kuralları Bir gün facebook’ta bir elektronik posta aldım. Bir okuyucum maillerine ve telefonlarına geri dönüş konusunda çok sıkıntı yaşadığını, bu yüzden bu konuda benden bir makale yazmamı rica ediyordu. Düşündüğünüzde aslında bu konunun ne kadar önemli olduğunu anlarsınız. Günümüzün bilgi çağında genelde iletişim yüz yüze yerine cep telefonları ( kısa mesaj) veya Internet ( elektronik posta, MSN, facebook, twitter) üzerinden yapılıyor. Günlük hayatınızda, iletişiminizin ne kadarını yüz yüze, ne kadarını elektronik mecralar üzerinden yapıyorsunuz? Tahmin edeyim; daha çoğunlukla elektronik ortamı kullanıyorsunuz değil mi? Bu da çok önemli bir iletişim sorununu ortaya çıkarıyor; mesajlara veya cevapsız aramalara geri dönmek! Kişilere ulaşamadığımızda sesli veya text mesajı bırakıyoruz. “Beni müsait olduğunda arar mısın” veya “Cevapsız arama” (missed call) şeklinde mesaj alan kişi, aradığınızı görüyor. Bu kişinin nezaketen size müsait olduğunda geri dönmesi gerekiyor. Ama gerçekte öyle mi? Geri dönülmeme

Bir kişi neden mesajlarına veya emaillerine geri dönmez? İstemediği için, tekrar arayacağınızı düşündüğü için, umursamadığı için veya unuttuğu için. Ben bu konuda oldukça hassas bir insanım. Beni arayanlara, eğer yurtdışında bir seyahatte değilsem, aynı gün dönmeye çalışırım. Hayat felsefem insanları sevmek, değer vermek ve saygı duymak olduğu için bunu eylemlerim ile de uygulamaya özen gösteririm. Telefonunuz sessizde olabilir, toplantıda veya meşgul olabilirsiniz veya o anda telefonunuzu açmanız uygun olmayabilir. Bunların hepsi kabul edilebilir mazeretler, ancak daha sonra geri dönmeniz şartı ile. Bunun dışında mesaj kutunuza bırakılan mesajlara (cep veya sabit telefonunuza), sekreterinize bırakılan mesajlara ve elektronik postalara dönmemenizin bir özrü olamaz. Bunun adı saygısızlık veya umursamazlıktır - kısaca karşınızdaki kişiye değer vermemenizdir. Bu karşınızdaki insanın kendisini değersiz hissetmesi anlamına gelir. Markette sırada beklerken birisi önünüze geçtiği zaman veya otobanda araba kullanırken emniyet şeridinden gelen bir araç önünüze geçtiği zaman ne hissedersiniz? Öfke, kızgınlık vb. Neden? Bunu yapan kişinin


size değer vermediği veya saygı göstermediği için olabilir mi? Birisinin mesajlarına geri dönmediğinizde de o kişi aynı duyguları yaşamaktadır. Bazı kişilerin egoları o kadar yüksektir ki geri dönmemeyi, geç dönmeyi marifet olarak görürler; kendilerinin o zaman daha önemli olduğunu düşünürler. Bu nedenle birden fazla telefon sahibi bile olurlar veya sekreterlerine özel talimat ile herkesi bağlamamalarını bile söylerler.. Bu olayı farklı bir bakış açısı ile anlatmaya çalışayım: Sabahleyin evinizden çıktınız, asansöre bindiniz, asansörde başka birisinin olduğunu fark ettiniz. Nasıl davranırsınız? Görmemezlikten gelirsiniz, tebessüm edersiniz, “günaydın “ veya “iyi günler” dersiniz, bunların hepsini sıcak bir şekilde söyleyebilirsiniz. Buna benzer durumları yolda yürürken de yabancılarla göz göze geldiğimizde yaşarız. Bu konuda bazı kültürlerde insanlar karşılarında kim olursa olsun “merhaba”, “nasılsınız”, “iyi günler” derken, ülkemizde çok nadiren insanlar birbirlerini selamlarlar. Bir insana yapabileceğiniz en büyük kötülük, onu yok saymaktır. Ne demek istediğimi anlayabildiniz mi? İletişim çağında, bizi arayıp ulaşmaya çalışan insanlara geri dönmemek de insanlar tarafından aynı şekilde algılanır. Saygı, başkalarına size davranılmasını istediğiniz şekilde davranmaktır. Bir kişiye, duygularımızla olmasa bile davranışlarımızla saygı göstermemiz her zaman mümkündür. Saygı, bir insana, o insanın onuruna yaraşır

şekilde davranmaktır. Saygı farklı derecelerde olabilir. Ancak hiç saygı göstermemek kabul edilemez bir davranıştır. Bir arkadaşınızı gördünüz, içinizden “merhaba” demek geçti. Gülümsediniz, ama arkadaşınız sizi görmezden (isteyerek veya istemeden) geldi. O anda kendinizi nasıl hissedersiniz? Elektronik postalara veya SMS‘lere (kısa mesaj) geri dönmemek, bana göre daha vahimdir. Çünkü unuttum demeniz çok saçma olur. Eposta konusunda, almadım spam’a takılmıştır diyerek karşınızdaki kişiye karşı mahcup olmayabilirsiniz. SMS ‘e geri dönmemek konusunda ne diyebilirsiniz ki? Benim ısrarcı ve takipçi bir karakterim vardır. O nedenle mesajımı gerekirse (önemli ise) birden fazla gönderdiğim olur. Buna rağmen cevap alamadığım birçok vaka vardır; aynı kişiyi 5-6 kere aramama rağmen geri dönmeyen çağrılarım vardır. Bu konuda hassas olduğum için öfkelendiğim de olur. Terbiyesizlik, umursamazlık, saygısızlık, ne dersiniz deyin; insanı hiçe saymak bir insanın başka bir insana yapmaması gereken bir davranıştır. İnsanlara saygı göstermek ( sevgi değil) medeniyetin ilk şartıdır. Telefonlarınıza geri dönülmediği oluyor mu? Ne hissediyorsunuz? Siz başkalarına yapıyor musunuz? Ben her telefonuma geri dönmeye özen gösteririm; tanımadığım numaralara bile geri dönerim. Çevremdeki bazı kişiler ise, büyük egoları ile, ben tanımadığım telefonlara prensip olarak geri dönmem, der. “Neden?” Bu konuda yorum yaparsanız sevinirim. Bir başka saygısızlık örneği; kişiyi aradığınızda telefonu açar, ama müsait değilim, hemen seni geri arayım, der. Sonuçta geri aramaz! Bu tür davranışlar beni çıldırtır.


Saygı ve insani değerler iç içedir.

olarak hak ettiği minimum saygı olacaktır.

Edward de Bono “ Olumlu devrim” kitabında, saygıdan şöyle bahsetmiş. Saygı, orta parmakla temsil edilmektir. Parmaklarınızı bitiştirdiğinizde orta parmağın diğerlerinden daha uzun olduğu açıkça görülür. Bu, size insanlara saygı göstermenin her şeyden önce geldiğini hatırlatmak içindir.

Saygısız insanlar çevrelerinde bencil olarak görülür, sevilmezler, saygı duyulmazlar. Çağımız iletişim çağıdır. İletişimde ileri gitmek, medeniyette ileri gitmek anlamına gelmez. Çevremize karşı ne kadar saygılı olursak, yaşadığımız topluma o kadar katkı sağlamış oluruz. Bu konulara daha dikkat ederek, çevrenizde daha çok sevilen, takdir edilen bir kişi olabilirsiniz.

Nezaket kurallarında diğer ihmal edilen konular, kişilerin birbirlerini selamlaması, hatırını sorması, teşekkür etmesi, rica etmesidir. Bu konularda o kadar ihmaller vardır ki, o zaman o ülkede medeniyetten bahsedilemez. Nezaket kuralları, aileden ve çevremizden gelir. Bu kurallara riayet etmezsek, insani değerleri yok saymış oluruz. İnsanları sevmek zorunda değiliz, ama saygı göstermek (değer vermek) zorundayız. İnsanlara nazik, hoşgörülü, düşünceli ve kibar davranmalıyız. Böyle davranmak bizi sadece daha iyi bir insan yapmaz, bizim çevremizde daha çok sayılmamızı, değer görmemizi, sonuçta daha çok sevilmemizi sağlar. Günlük hayatımda “Lütfen, size zahmet olmayacaksa, rica ederim, teşekkür ederim, çok mersi, ilginize teşekkür ederim, nasılsınız” kelimelerini sıkça kullanırım. Bunları kullanmak bende artık alışkanlık haline gelmiştir. Bu kelimeleri ne zaman kullansam, kendimi iyi hissederim. Birine, “Senden hoşlanmıyorum ama sana bir insan olarak saygı duyuyorum,” diyebilirsiniz. Saygının dereceleri vardır. Birisine çok saygı duyarken, bir başkasına daha az saygı duyabilirsiniz. Bu, en azından, o kişinin insan

Unutmayın, insanları sevmek veya hoşlanmak zorunda değilsiniz, ama saygı göstermek zorundasınız. Bunu da göstermenin en iyi yolu nezaket kurallarına uymak ve insanlara kendilerini değerli hissettirecek şekilde davranarak ve size ulaşmaya çalıştıklarında onlara en kısa zamanda dönmektir. "Nezaketle dünyayı yerinden oynatabilirsiniz"- M. Gandhi

Sevgilerimle, Taner ÖZDEŞ “Satışın 10 Altın Kuralı Yazarı” Satış ve Performans Koçu www.tanerozdes.com.tr


Bu durumda siz, onlara prim vermiş olursunuz. Etrafımızda çok sayıda böyle insan olduğuna göre, bu konuda acilen bir şeyler yapmamız gerekir.

Bu Önemli mi? Zaman akıl almaz bir terapisttir ve sorunları eninde sonunda çözer. Zamanın kollarına teslim edilmiş ve çözülmemiş tek bir sorun bile yoktur. Mademki sorunlar zamanla önemini kaybedecek ve biz bunu biliyoruz, o halde neden o sorunları çözmek için bunca süre bekleyelim. Problemlerin çoğu, yaşandığı anda önemlidir. Üzerinden belli bir zaman geçerse, problemlerin yoğunluğu da azalır. Kendinize, “Bu gerçekten de önemli mi?” diye sorduğunuz zaman, o problemin pek de kafanıza takmaya değmeyecek bir şey olduğunu görmeye başlarsınız. Birisi geldi ve size ters bir şey söyledi. O anda bir seçim yapmak zorundasınız. Bu söylediği şey sizin için önemli mi, yoksa değil mi? Bazıları sırf, sizin moralinizi bozmak için özellikle gelip bir şeyler söylerler. Eğer sizin duygularınız yeteri kadar güçlü değilse, onlar amaçlarına ulaşmanın keyfini yaşayacaklardır. “Nasıl da canını sıktım, yaşasın… Yaşasın kötülük” diye dolaşacaklardır ortalıkta.

Böyle insanların amaçlarına ulaşmalarını engellemenin tek yolu, onların tuzaklarına düşmekten kendimizi korumaktır. Çünkü o tuzağa bir kez düşünce, sürüklenmeye ve rotamızı kaybetmeye başlarız. Bu durumda bizim duygularımızın kontrolü tamamen onların eline geçer. Yapabileceğiniz en güzel savunma, olgunca karşılık vermektir. Hemen her durumda ve herkeste işe yarar bu. Sizi kızdırmak ve deliye çevirmek için bin tane takla atarlar. Ama siz bunların hiçbirinden etkilenmemeyi başarırsanız eğer, o zaman kazanan kesinlikle siz olursunuz. Bunu yaptığınızda bilin bakalım ne olur? Onlar kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşerler. Sizi çılgına çevirmek isterlerken, sizin olgunluğunuzun karşısında bu defa onlar çılgına döner. “Affetmek ve unutmak iyilerin intikamıdır” diye boşuna söylememiş Schiller. “Bu önemli mi?” sorusu, böyle durumlarda hayat kurtaran bir can yeleği gibidir. Olgun bir insana yakışan en güzel tavır budur. Eğer yüz tane sorun yaşadıysanız ve bu sorunların her birinde de kendinize, “Bu önemli mi?” diye sorduysanız, tahmin ediyorum beş ya da on tanesi gerçekten önemlidir. Geri kalanların hemen hepsi de tamamen anlamsız ve çocukça problemlerdir.


Bu beş ya da on tane sorunla da, yine olgun bir yetişkin gibi yüzleşeceğiz elbette. Elimize levyeyi alıp saldırırsak, o zaman karşımızdaki insanın düştüğü duruma düşmüş oluruz ve ondan bir farkımız kalmaz.

Bu yaşamda bizim bir farkımız olmalı! Duygularımız ve karakterimiz birinci sınıf olmalı. Kolayca birileri gelip bizim ruh halimizi darmadağın edememeli. Bir farkımız olmalı bu yaşamda ve o fark da, bizim kalitemize yansımalı. Prestijli duygularımız olmalı. Çelik gibi, hatta titanyum gibi sağlam olmalı sinirlerimiz. Kaliteli ürünlerin diğerlerinden farkı nedir? Kaliteli bir arabaya çok uzun süre binebilirsiniz. Yağmurda, karda, en zorlu yollarda yıllarca götürüp getirir sizi. Ama kalitesiz bir arabayla yola çıkınca, bir dağın tepesinde mahsur kalabilirsiniz. Kaliteli bir çantayı yıllarca, kalitesiz bir çantayı ise saatlerce kullanırsınız. Kaliteli bir ayakkabı her türlü hava koşulunda ayaklarınızı kupkuru tutar. Kalitesiz bir ayakkabıyı daha ilk giydiğinizde topukları fırlar. Kalite kavramını gerçek yaşamda biliyoruz. Peki, var mısınız şimdi bu kalite kavramına duygularımızı da katalım. Var mısınız, kaliteli, birinci sınıf ve prestijli duygularımız olsun? Kaliteyi tanımlayalım öncelikle. Kalite sağlamlıktır, o halde duygularımız sapasağlam olmalı. Kalite zarafettir, duygularımız, sözcüklerimiz ve tavırlarımız da zarif olmalı o halde.

Kalite güçtür, duygularımız ve karakterimiz de güçlü olmalı. Kalite hemen fark edilir, bizim birinci sınıf tavırlarımız da hemen fark edilmeli o zaman. Kalabalığın arasında bir ışıltımız olmalı. Kalite tüm zamanlara aittir, biz neden böyle olmayalım? Bugün, yarın ve her zaman kaliteli duygulara sahip olduğumuzda bunu başarmamamız için tek bir neden bile kalmaz. Kalite ayrıcalıklı olmaktır, etrafta duygularının esiri olmuş bunca insan varken, bizim ayrıcalığımız binlerce kilometre öteden bile fark edilebilir. Kalite özen gerektirir, aynı duygularımız gibi. Kalitesiz bir ceketi rasgele bir yere fırlatıp atarız, ama kaliteli bir ceket, özel çantasında saklanır.

Kaliteli duygularınızı, anlamsız ve boş şeylerle heba eder miydiniz? İşte size çok güzel bir farkındalık daha… Eğer kalite kavramını yaşamınızın tümüne uyarlarsanız, duygu ve düşünceleriniz bu standartlara uyum sağlarsa bir daha bu standartların altında bir yaşamı hayal bile edemezsiniz. Değişim hep ileriye doğru ve daha fazlasına ulaşmak içindir. Değişim geriye doğru olmaz. Siz hiç, üniversiteyi bitirdikten sonra tekrar ilkokula başlayan birisini gördünüz mü? Yaşamda bir kez sınıf atlarsak, bir daha eski standartlarımıza dönmemiz mümkün olmaz.


Kendinize “kalite” temellerine dayanan yüksek standartlar belirleyin. Bu standartlara uyma sözü verin. Küçük ya da büyük tüm davranışlarınızın bu kalite ölçütüne göre şekillenmesini sağlayın.

tamamen önemsiz şeyler olduğunu göreceksiniz. “Mutsuz Olmak Günahtır” kitabından yazarın izniyle alınmıştır.

Küçük beyinler küçük şeylerle meşguldür. Büyük beyinlerin ise, düşünecek daha büyük şeyleri vardır. Hayat sizi küçük beyinli olmaya zorladığında, kendiniz için belirlediğiniz kalite standardını hep aklınızın bir yerlerinde tutun. Kendinize şunu sorun, “Bu benim için gerçekten de önemli mi?” Sorunlarınızın yüzde doksanından fazlasının,

Mustafa ÇAY NLP Master Trainer / Yazar www.mustafacay.com

Tartışmasını bilmeyenler kavga ederler. Chesterton


bir başkasına hayalinizi yani fikrinizi satmakla devam eder, sonrasında da müşteriye ulaştırmakla son bulur. İşte bu üç adım her şeyden önemli ve bir o kadar da zorlu adımlardır. Nedeni ise, satış müşteriye ulaştırılma ve kapanma noktasında bir takım stratejileri ve taktikleri olan ve olmazsa olmazları bulunan, bunlar bilinmeden maalesef hayal kırıklıkları ile sonuçlanabilen sosyal ve psikolojik bir bilimdir.

Herkesin iyi bir fikri var ama ya sonra? Herkesin iyi bir fikri var, hatta kimileri için en iyi fikir kendi fikirleri ama ya sonra? Fikir bulmak elbette önemli ama fikir bulmaktan daha önemli olan onu hayata geçirebilmek birçok girişimci adayı işte burada tam da yeteneklerini göz önüne alarak ilk adımı atma noktasında zorlanıyor, hatta bazıları hemen ilk adımı atıyor ancak sonrası gelmiyor. Girişimcilik, yüksek sabır, dayanma gücü, egoların kontrolü, kişisel farkındalık ve karakter gücü gibi insani ama zor olan bir potansiyel istiyor sizden. Tüm bunları yerine getirebiliyorsanız zaten iyi bir Girişimci olarak nitelendiriliyorsunuz. Ama gelin görün ki bunlar maalesef gerçek hayatta, hatta sahada yeterli değil. Anlatmak istediğim şey şu, fikriniz var, dayanma gücünüz de var, egolarınız kontrol altında ve iyi sayılacak bir psikolojidesiniz bunlar ilerleyebilmeniz için güzel itici güçler ama fikrinizi satamazsanız bunların hiçbirinin bir önemi yok… Satmak, önce kendinizi satmakla başlar, sonra

Her şeyiniz hazır ama bir tek satış yapabilme noktasında bariyerleriniz varsa gelin bunları birlikte kaldıralım. Nasıl satarım? Sorusuna Blog’umda daha önce verdiğim cevapları inceleyelim, eğer halen aklınıza takılan ve/veya uygulama noktasında yaşadığınız sorunlarınız olursa bana umit@umitunker.com mail adresimden istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz. Sevgi ve Saygılarımla

Ümit ÜNKER Satış Koçu ve Satış Eğitmeni Yemek Guru kurucusu & CEO www.umitunker.com


türleridir. Yine şiddetin türleri arasında amaçlar, şiddetin hedefini etkiler. Örneğin bireyden bireye şiddet toplumda bireysel sorunlarla açıklanırken, erkekten kadına ve çocuklara yönelik şiddet toplumda büyük tepkiyle karşılanır. Bunların yanı sıra bireyden veya marjinal olarak görülen bir gruptan devlete karşı veya başka bir politik yapılanmaya karşı yöneltilen şiddet yine toplumda negatif tepkilere neden olmaktadır.

Toplumsal İlişkilerde Kadına Karşı Şiddet 1. Bölüm Şiddetin tanımı Toplumsal ilişkilerde şiddet bireyler arasında, birey-grup arasında ve birey-devlet arasında görülebileceği gibi bireyin kendisine karşı yönelttiği pasif eylemde şiddet olarak değerlendirilebilir. Şiddet temel olarak bir bireyin başka bir bireye karşı güç elde etmek, hedeflenen bireyi beklentilerin çatışmasından dolayı etkisiz hale getirmek şeklinde tanımlanabilir. Şiddet erkekten erkeğe, erkekten kadına, kadından erkeğe ve kadından kadına olabilecek şekilde gerçekleşebilir. Şiddetin uygulanmasında cinsiyet faktörü, şiddetin nedenleri, amaçları ve türleri konusunda önemli derecede etkileyici olabilmektedir. İstatistiklere göre erkeklerin kendi aralarında görülen şiddet, kadınların kendi aralarında görülen şiddet düzeyine göre daha yüksek orandadır. Toplumsal ilişkilerde şiddet Toplumsal ilişkilerde şiddet, amaçlarına ve nedenlere göre değişir. Güç elde etmek ve kendini ifade etmek, en çok görülen şiddet

Toplumsal ilişkiler çok farklı formlarda olabilir. Bireyler arasındaki sosyal ilişkiler, duygusal ilişkiler ve evlilikler iliş ki türleridir(formlarıdır). Toplumda, bireyler arasındaki ilişki formları olabileceği gibi birey ve devlet arasında da bir ilişki formu vardır. Bu ilişki türü devletin bireyle yaptığı anlaşmadır. Yani devletin bireye tanıdığı, sosyal, hukuksal haklar ve bireylerden beklediği sosyal ve hukuksal sorumluluklara dayanan ilişki formudur. Özellikle evlilik ilişkilerinde her iki tarafın, yasal hakları ve sorumlulukları mevcut yasalarla belirlenmiştir. Yasal yaptırımların yanı sıra evlilik ilişkilerinde toplumsal normlar ve geleneklerde gerçek anlamda etkili olabilmektedir. Toplumsal ilişki formu olarak sosyal ilişkilerde şiddetin onaylanması veya onaylanmaması şiddetin nedenine, amacına ve türüne göre değişir. Bir toplumdaki ilişkiler sadece kadın ve erkeğin kurduğu ilişki olarak algılanmamalıdır. Erkeklerin kendi aralarındaki ortak amaçlara (örneğin, sosyal bir faaliyette aktif rol almak, düşünce alış verişi, birlikte seyahat etmek, ortak sosyal, kültürel ve politik değerleri paylaşmak) dayanarak kurulan ilişkiler, olduğu gibi kadınlarında kendi aralarında kurdukları sosyal formdaki ilişkilerin yapısı tamamen


ilişkide bireyleri bir araya getiren amaçlara ve değerlere bağlıdır. Toplumda eşcinsellik olarak algılanan ilişki formunda sosyocinsel seçimler ortak değerler olarak görülmektedir. Eşcinsel olmayan kadın veya erkeğin kurduğu bir ilişki formunda şiddet oluşabileceği gibi eşcinsel ilişkilerde de şiddetin oluşması mümkün olabilmektedir. Burada önemli olan şiddetin hangi ilişki formunda daha çok gerçekleşip gerçekleşmediği değil şiddetin oluşum koşullarını tetikleyen sosyal, kültürel, dinsel, politik ve yasal faktörlerdir. Şiddet olgusu sosyal bilimlerde özellikle antropoloji, sosyoloji ve psikoloji alanlarında çok sayıda araştırmalara konu olmuştur. Şiddet antropolojik açıdan toplumsal evrimin gelişim sürecinin bir parçası olarak değerlendirilirken sosyolojik açıdan birey-sistem çatışması, yasalara karşı gelmek ve toplum-birey çatışması düzeylerinde incelenmiştir.

Psikolojik açıdan şiddet faktörü, genel anlamda bireysel karakter özelliklerinin toplumsal normlara uyumsuzluğu olarak değerlendirilmektedir. Şiddet bu nedenle gerçekleştiği dinsel, kültürel ve toplumsal koşullara göre form kazanır. Psikososyal açıdan bir toplumda kadına karşı uygulanan şiddet bir erkeğe karşı uygulanan şiddete göre yüksek düzeyde negatif tepkilere neden olurken uygulamada kadının şiddetten korunması olgusuna daha az önem verilmektedir. Bu yaklaşımda ise toplumun geleneksel veya kapitalist bir toplum olması, geleneklerin kadına bakış açısı, yasaların geleneklerin etkisi altında olup olmaması ve yine kapitalist bir toplumda yasaların kadının sosyal güvencesini ne denli sağlayıp

sağlamadığına bağlıdır. Gözlemsel araştırmalara göre geleneksel bir toplumda kadına karşı uygulanan şiddet toplumca ‘kaderci’, ‘önyargılı’, ‘feminist’ veya ‘marjinal’ bakış açıları ile karşılaşmaktadır. Kapitalist(modern) toplumda ise kadına karşı hangi ilişki ve iletişim formunda olursa olsun uygulanan şiddet yine geleneksel toplumlarda görüldüğü gibi benzeri tepkiler oluşmaktadır. Ancak Kapitalist toplumlarda şiddet mağduru kadınların şiddetin kaynağına karşı daha bilinçli mücadele etmektedirler. Feminist bakış açısının dışında kalan kadınların çoğunluğu şiddet olgusunu sadece erkek şiddeti ile sınırlı görmemekte ve erkeği şiddete yönelten sosyal, kültürel, politik ve yasal faktörleri de göz önünde bulundurmaktadır. Toplumsal yaşamda kadına karşı yöneltilen şiddetin algılanmasında, şiddeti uygulayan ve şiddete maruz kalan kadının sosyoekonomik statüleri, eğitim düzeyleri, algılama düzeyleri, kişilik profilleri şiddete neden olan olayların niteliği, düzeyi ve oluşum koşulları birinci derecede rol oynayan etkileyici faktörlerdir. Evlilik ilişkisinde şiddetin oluşum koşulları Sosyoloji literatüründe tanımlandığı gibi toplumun sosyal atomu olarak aile, sosyal bir ilişkinin duygusal süreçten geçerek evliliğin gerçekleşmesi sonucunda kurulur. Evlilik ilişkilerinin oluşumunda sosyal ve duygusal süreç etkili olabileceği gibi yıkıcı sonuçlara da neden olup evlilik gerçekleşmeden ilişkinin bitmesine de neden olabilmektedir. Bu nedenle ilişkiler her zaman pozitif yönde olmayabilir ve negatif bir yönde de ilerleyebilir. Genel toplumsal iletişimlerde başlayan arkadaşlık ilişkilerinde kadının veya


erkeğin fiziki çekiciliği ve hoşlanmanın etkileri belirgin derecede ön plana çıkar. İlişki ilerledikçe psikolojik düzeyde sevgi olgusu oluşmaya başlar. Ancak diğer yandan arkadaşlık ilişkilerinde çevresel ve toplumsal değer yargıları önemli derecede ilişkinin yoğunluğunu ve düzeyini belirler. Kadın ve erkek arasında oluşan karşılıklı saygı, sevgi ve güven ileriye yönelik birlikte yaşama veya evlenme düşüncesinin temel koşullarını oluşturur. Güçlü temellerde kurulan arkadaşlık ilişkisinin ardından evlilikler ve takip eden aile yaşamında kadın psikolojisini etkileyen negatif ve pozitif faktörler ön plana çıkabilir. Negatif faktörler olarak eşlerin evlilik yaşamında beklentilerine ulaşamamaları psikolojik şiddetin oluşum koşullarını belirler. İlişkide kadın ve erkek eğer farklı kültürlerden iseler ahlaki ve dinsel değer yargılarında çatışmaların yaşanması ve eşlerden birinin kendi iç dünyasında çözümü yarım kalmış sorunların baskısında olması gibi psikolojik sorunlar sıralanabilir. Eşlerin eğitim düzeyleri, sosyoekonomik statüleri, toplumsal değer yargılarında aynılık, ortak beklentiler, aile yaşamında fiziksel veya psikolojik şiddetin oluşmasında etkileyici faktörlerdir. Evlilik ilişkisinde tek taraflı sevgi, karşılıklı güvensizliklerin neden olabileceği aldatmalar ve boşanmalar, kadın psikolojisinde yıkıcı sonuçlara yol açarken kadının kendisine karşı fiziksel şiddet olasılığını da yükseltir. Kişilik zayıflığı olan kadınlarda, öfke kontrol edilemeyen düzeye çıktında zamanla ya erkeğe karşı fiziksel şiddet uygulamaya veya kendisine karşı fiziksel şiddet uygulaması (örneğin, intihar) riskini de beraberinde

getirir. Bir yandan toplumca etiketlenme kaygısını yaşayan kadın, diğer yandan aldatılmanın verdiği acılardan dolayı belirli bir zaman sonra sorunlara karşı duyarsız da kalabilir. Duyarsızlaşma gibi tepkiler, kadının aile içindeki yetiştirilme tarzına göre değişse de ilişkideki mutsuzluk olası fiziksel veya psikolojik şiddetin nedenlerinden biri olarak görülür. Evlilik ilişkisinde şiddet yoğun bir düzeyde eşler arasındaki gerginlikler ve çatışmalar sonunda oluşmaktadır. Eşler arasında şiddetin oluşmasında erkeğin ve kadının birbirlerine karşı bakış açıları, çevresel baskı, toplumsal normlar ve yasalar belirlemektedir. Bunun anlamı ise evlilikte beklentilerin gerçekleşmemesi, evlendikten sonra erkeğin davranışlarının pozitiften negatife doğru değişmesi ve kadında oluşan öfkenin aynı zamanda belirtilen dışsal faktörlerle çatışması anlamına gelmektedir. Devam edecek…

Çetin Alkan, BSc, BA Terapist, Araştırmacı ve Yazar Email: cetinalkan@hotmail.com


geliştirmemiz gerekebilir. Bu tip durumlarda ölçülerimizin olması ve bunların çevremizdeki herkes tarafından bilinir olması önem kazanıyor. Kime, neye ne kadar uyum sağlayacağımızı bilelim. Kendi içimizden gelen duygularımızı ve hislerimizi gizlemek yerine bunu uygun bir dille anlatmayı seçelim. Duyguların birikim oluşturmasına müsaade etmeyelim. Kendimizi kötü hissettiren tüm durumlarda, karşımızdaki kişi veya kişilere duygularımızı ifade edelim. Günerji Senenin son çeyreğine girerken, bazı başlangıçlar dikkat çekebilir. Daha önceden başlangıcını yaptığımız ve Ağustos ile Eylül aylarında belli bir olgunluğa taşıdığımız her şey için de, iyiden mükemmele geçiş yapabiliriz. Bu ayda hassas ve detaycı yapımız zaman zaman dengemizi bozacak durumlara soksada kendimizi daha da geliştirmek için fırsatlar bulabiliriz. Hayalini kurduğumuz konularda, tutkularımızın bizi harekete geçiren ateşini kullanarak yeni kararlar alabilir ve bu kararların gereklerini yapmaya başlayabiliriz. İdealist yaklaşımlarımız, hayalini kurduğumuz her şey için derinliğine araştırma yapacağımızı gösteriyor. Yaratıcılığımızı kullanacağımız ve kendimize özgün yollarla ilerlemek isteyeceğimiz bu dönemde, daha aktif, aksiyon alırken kendimize güvenerek ve daha cesur adımlar atmaya istekli ve motive olmamız çok şey kazandırabilir. Ekim ayında ilerlemek için uzlaşmak, uzlaşırken şartlara ve yeni gelişen durumlara uyum sağlamak konusunda kendimizi

İkili ilişkiler ya da özel ilişkiler açısından önemli bir dönemdeyiz. Bu anlamda sorunlu olan ilişkilerimizin çözümünde özellikle aile ile olan ilişkilerde uyumlu ve yeni bir dönemin başlaması mümkün olurken, uzun zamandır sorunlu şekilde devam eden ilişkilerde radikal kararlar alınabilir. Duygusal birikimlerimizin yaşamımızı çok etkileyecğini söyleyebiliriz. Şifa amaçlı, biriken duygulardan kurtulmak, tüm hayatımızda yeni bir döneme adım atmamıza yardımcı olabilir. İçinde sıkışıp kaldığımız bizi engelleyen duygulardan kurtulmak, her türlü ilişki açısından yaşamımıza barış ve huzur havası getirirken, hayalini kurduğumuz keyifli ortamlarda bulunmamıza vesile olabilir. Sanata dair çalışmalarda, yaratıcılığımızı kolaylıkla kullanabileceğimiz bir enerji var Ekim ayında. Müzik, tiyatro, resim vb sanatsal çalışmalar açısından keyifli ortamların olacağını, bu alanda çalışanların yeni üretimleri ile dikkat çekeceğini söyleyebiliriz. Ekim ayında kendimizi ve sevdiklerimizi güvende hissettirecek adımlar atmak isteğimizde her zamankinde daha fazla olabilir. Özellikle sağlık ya da hayat sigortası


yaptırmak, maddi birikimler oluşturmak, ev ya da benzeri gayrimenkullara yatırım yapmak isteyebiliriz. Ekim ayında dikkat etmemiz gereken konular, alınganlık, hassas ve aşırı duygusal yaklaşımlar, atalet içinde pasif ve korkak yaklaşımlarla geride durmak, çok bencilleşmek ve narsist kendini beğenmiş tavırlarla uyumsuz kalmak, Her olayı abartmak ve abartılı yaklaşımlarla, isteklerle çevremizdekileri abondene etmek. Aşırı titizlik ve mükemmeliyetçi yaklaşımlar, her şeyi kontrol altına almak isteği ve akışta kalamamak, içe kapanıklık ve radikallik bu ay

zorlayıcı şartlar oluşmasına sebep olabilir. Bu ay, hayallerimizin bizi götürdüğü yere kendi yaratıcılığımıza güvenerek cesur adımlarla ilerlemek gerekiyor.

Mehmet AKTÜRK Günerji Uzmanı ve Yaşam Kodu Analisti mehmet.akturk@yenicizgi.com.tr www.gunerji.com


Başla Her şey tam. Başarıyı yakalayacağım ama tarifsiz bir şey var o eksik o olmayınca da harekete geçemiyorum mu diyorsun? İşte o küçük tarifsiz sihirli kelime motivasyon… İçsel enerji kaynağıdır. Motivasyonsuz insan benzinsiz arabaya benze sadece olduğu yerde kalır. Düşünür, yapmaya çalışır ama bir türlü uygulamaya geçemez. Sanrım modern çağın ciddi ve sık görülen bir rahatsızlığı bu. Gelecek yüzyılda insanların tek derdi mutluğu bulmak olacakmış diye okumuştum bir kitapta. Acaba tüm bunlar o gelecek yüzyılın tohumları mı ne dersiniz?

* Kendinizi elinizden geldiğince tüm konularda eğitin. * Gelecek planlarınızda büyük düşünmekten korkmayın. * Hayatınızın mümkünse her alanında düzen ve plandan yararlanın. * Kendinize hayatınızdaki ya da dışarıdan istediğiniz bir kişiyi örnek alın. * Her gün mutlaka bir tane başarı öyküsü okuyun. * Uykunuzu mutlaka alın. * Hedeflerle çalış. Hedeflerini kâğıtlara yaz fotolarını duvarlara as. * Özellikle hedeflerinizde başlama ve bitiş tarihi kullanın. * İlerlemenizi belli aralıklarla ölçün. * Kendinizi belli şartlarda ödüllendirin. * Etrafınızdaki negatif konuşmalara katılmayın * En çok işe yarayan ise hak ettiğiniz yerde olup olmadığınızı değerlendirin ve bu konuda çevrenizdeki kişileri değerlendirin.

Evet, bunları uygulamaya başlayın ve zaman içerisinde kendinizde olan değişim fark edin. Eminim artık motive, istekli, başarılı ve hayattan her istediğini olmasa da istediği pek çok şeyi almış biri olacaksınız.

Motivasyon sosyal hayatın her alanında olmazsa olmazlarımızdandır. İş, okul, aile, sosyal çevre vs. Motivasyonu kolay yakalayamamanın en büyük sebeplerinden biri de” motive olmak istiyorum ama yapamıyorum “dur. O zaman birkaç taktik vermemin belki bu soruna bir faydası olur: Hamide ŞİMŞEK * Gelecekte yapmak istediklerinizi bir kâğıda yazın. * Geleceği ve geçmişi hissederek gözünüzde canlandırın.


sıktığımı düşünüyorum. Çünkü şu anki hislerim olumlu yönde çok güçlü. Atalarımızın bizlere mirası sözlere biraz daha kulak verelim mi? Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır. Sabreden derviş, muradına ermiş. Sabırla koruk, helva olur. Sabırla dut yaprağı atlas olur. Sabrın sonu selamettir.

Sabreyle, Hayat Sana da Gülsün Kimi zaman olur hayatlarımızın monotonlaştığından dert yanmaya başlarız. Oysa her şeyde bir hayır vardır sözünü unutuyoruz. Monotonluk diye adlandırdığımız o anlar bizler için daha güzel günlerin kuluçka evresi olabilir. Bize düşen sadece SABIR. Hayat sürprizlerle dolu. Karşımıza ne çıkacağını bilemiyoruz. Kimi zaman iyi kimi zaman kötü şeylerle karşılaşabiliyoruz. Bize düşen sabretmek. Elbet sonucu iyi olacaktır yaşadıklarımızın. Hayatımızda pek çok kez tecrübe etmemize rağmen buna ben de dahil olmak üzere yaşadığımız bir sorunda hemen direncimizi yitirebiliyoruz. Atalarımız boşa dememişler “Sabreyle işine, hayır gelsin başına.” Sabır sözcüğünü ne de çok unutuyoruz. Halbuki hayatımızın bir parçası olmalı. Durağan diye adlandırdığımız dönemlerimizde aslında bir kutup yıldızı gibi bizlere yol gösterecektir. Çok kısa önce kendi adıma ben de böyle bir dönemde olduğumu düşünüyordum. Şimdi sonucunu gördüğümde ise boşuna canımı

Unutmayınız, en karanlık gecenin bile sonu aydınlıktır. Yapacağımız tek şey sabretmek ve gayret etmek. Gerisi mutlaka iyi olacaktır. Monotonsa hayat bir süre monoton olsun. Ardından gelecek güzellikleri karşılamanın mutluluğu bizlerin olacaktır.

Ömer ARSLAN Kişisel Gelişim Sayfa ve Dergi Kurucusu www.omerarslan.net


İtaki 17. yüzyılın önce gelen hekimlerindendir. Anotomi konusunda yazdığı Teşrih-i Ebdan (Bedenlerin Anotomisi) adlı eseriyle tanınmıştır. Bu eser Osmanlı İmparatorluğunda kaleme alınmış ilk renkli resimli anotomi kitabıdır. Dokular hakkında açıklamalar yaparak, solunum, sindirim sistemleri gibi vücuttaki çeşitli organlar ve sistemler hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir. Eserlerinde hem doğu hem de batılı eserlerden yararlanmış ve sinir sistemi şemalarını kendisi çizmiştir. Tam ismi; Ebu Ali El - Hüseyin İbn-i Abdullah İbn-i Sina olan İbn-i Sina 980 yılında Buhara kenti yakınlarında Afşene (Bugünkü Özbekistan)’de doğmuştur. 5 yaşında eğitime başlamış, 10 yaşında Kur’an ve Temel Bilimlerde deneyimli olmuş, o dönemin ünlü filozofu Ebu Abdullah Natili ile birlikte Mantık çalışmıştır, bu konuda Farabi’nin Elİbane adlı eserini okumuştur, Euclides’in Elementler, Batlamyus’un El Mecesti’si gibi hem Yunan felsefesini, hem İslam felsefesini çalışmıştır. 16 yaşında tıp ve fizyoloji öğrenmeye başlamış 18 yaş gibi

genç bir dönemde yaşadığı bölgede çalıştığı konularda otorite haline gelmişti. Samanoğulları’ndan Buhara Emini Nuh İbn-i Mansur’u tedavi etmiş ve bunun sonucunda saray hekimi olmuştur. Saray kütüphanesinde dönemin din, Arap edebiyatı, geometri, matematik, fizik, mantık ve felsefe bilgilerini inceleme fırsatını bulmuştur. Hamedan Emiri Şems’üd Devle’nin karınağrılarını tedavi etmiş ve onun veziri olmuştur. Politik çekişmeler sonucunda sağlığı bozulmuş ancak çalışmalarına gayretle devam etmiştir. Bir ara ordudaki subayların başkaldırmaları yüzünden gözden düşmüş, sonra tekrar 6 yıl vezirlik yapmıştır. 1021’de Şems’üd Devle ölünce, İsfahan emirine yazdığı mektup nedeniyle hapse atılmıştır. 4 aylık bir hapisten sonra, l023’te İsfahan’a gitmiş ve yaşamının bundan sonraki yıllarını burada geçirmiştir. 18 Haziran 1037 'de Ramazan ayının ilk Cuma günü 57yaşında Hamedan’da vefat etmiştir.


Bu derginin yayınlanmasında emeği geçen ve vakit ayırarak okuyan herkese teşekkür ederim. Unutmayınız bilgi paylaştıkça çoğalır. Bizler sizlere aracıyız, sizler de sevdiklerinize aracı olabilirsiniz. Ömer ARSLAN Kişisel Gelişim Sayfa ve Dergi Kurucusu


Kişisel Gelişim Dergisi Ekim 2013 – Sayı: 25

Dergi Tasarım: Ömer ARSLAN Kapak Tasarım: Özlem ÖZTULUM Dergi Koordinatör: Özlem ÖZTULUM

Yazarlar: Özlem ÖZTULUM Taner ÖZDEŞ Mustafa Çay Ümit ÜNKER Çetin ALKAN Mehmet AKTÜRK Hamide ŞİMŞEK Ömer ARSLAN

İletişim: www.facebook.com/kgelisimim www.kisiselgelisimim.com www.twitter.com/kgelisimim

Elektronik Posta: gelisimim@gmail.com


Kişisel Gelişim Dergisi Ekim 2013  

Kişisel Gelişim Dergisi Ekim 2013 Sayı: 25

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you