Issuu on Google+

Say覺 4, Nisan 2014

1


Sunuş Atatürkçülük ve sosyal demokrasi belirli çevreler tarafından sürekli olarak eş anlamlılaştırılmaya çalışıldı. Güya sosyal demokrasinin evrensel ilkeleri Atatürkçülüğün ruhuna uygundu ve Atatürkçülük bir nevi “enternasyonelleştiriliyordu”. İşin aslı, altı ok duvar süsü olmuştu. Mazide kalmış bir anıydı artık. Deşip durmanın anlamı yoktu. Bu sayımızda sosyal demokrasinin ne olduğunu, Kemalizm’le neden eş tutulamayacağını, daha ötesinde Kemalizm’e neden karşı olduğunu işliyoruz. Sayın Doğu Perinçek’in bir konuşma kaydından yazıya dökülen kapak yazımızı zevkle okuyacağınızı düşünüyoruz. *** Bu ayki sayımızda yer alan bir diğer önemli yazı ise Kubilay Kızıldenizli’nin endüstriyalizm ile kapitalizmi irdelediği “Oklar emperyalizme mi? Kapitalizme mi?” yazısı. Tartışmaya katkılarınızı bekliyoruz. İletişim e-postamız: kadrodergisi@gmail.com Gelecek sayıda görüşmek dileğiyle.

2


İçindekiler 4 Twitter yasağına tepkiler

30 Tarihte bu ay

6 Ergenekon’da sahte deliller

32 Tek kare video

8 Sosyal Demokrasi’nin Kemalizm’i reddi

33 Bulmaca

24 Oklar endüstriye mi? Kapitalizme mi? 28 Körlükten kurtaran gen tedavisi

34 Sinema 35 Tiyatro

Genel Yayın Yönetmeni: Osman Budak Yazı İşleri Müdürü: Nurtaç Özkayalarlı

İletişim: kadrodergisi@gmail.com

Yazarlar: Ali Duran, Aytekin Kaan Kurtul, Ayşe Meral, Coşkun Turgut, Ersoy Münevis, Kubilay Kızıldenizli, Mehmet Esmer, Meftun Bulunmaz, Murat Kula, Nurtaç Özkayalarlı, Osman Budak, Özgür Senger, Sedef Ünal, Tekin Tek.

Sayı 4, Nisan 2014

3


TWİTTER YASAĞINA @Dogu_Perincek Erdoğan ve Gül’e tivit atıyorum: “Hey saltanat sahipleri! Tahtınızı yıkacağız!” @GaniMujde Ne biçim ülke lan bu Malta. İnternet bile serbest... ))) @demetsagiroglu Hacker olcaz bu gidişle.. Yakında kendi kendimize giricez belgelere, o olcak!! :) @AtillaTasNet Herkes birbirine Da Vinci’nin şifresi gibi, DNS şifreleri veriyor, ne hallere düştük! @Kaynarca_Oktay Gerçekten durum vahim. Organize ve iğrenç bir grup ahlaksızca saldırıya geçti ama ne zavallılar ki kapatılmasını istedikleri tweterdan !! @handekuday Bu son tapelerde artık neler varsa, adam rus ruleti oynuyor. @ttbamteli Birisi başbakana söylesin, 2002’de değiliz. yasakların gençler tarafından 10 sn’de deliniyor. yani gerçeklerden kaçılmıyor. @zekikayahan Ya takmayın kafanıza, yasak olunca daha keyifli değil mi twitter? 80’lerde de kitaplar yasaktı. Babam duvarda bir bölmeye gizlerdi. Ama okurdu. @baristerkoglu Basılmamış kitabı toplatan Zekeriya Öz de twitter yasağını eleştirmiş. “Ben twitterı kapatmaz doğrudan tweet atanları alırdım” diyor herhalde.

4

TEPKİLER

@orayegin Twitter yokken insanlar Türkiye’de 555K diye örgütlenmişlerdi. Varsın her şeyi kapatsın, bir yolu bulunur. @FeriCarrefour Sabah Twitter dışında tüm sitelere giriyordum, şu an Twitter dışında hiçbir siteye giremiyorum. bu renkli hayat içün elbette minnettarım. @ibrahimbuyukak DNS’iyle oynanmış bir nesil geliyor :)

• Twitter’ın engellenmesinin ardından Turizm Bakanlığı’ndan yeni tanıtım hamlesi: “Bundan sonra deveye biniyoruz...” • Milli Piyango İdaresi, bu hafta yasaklanacak olan DNS numaralarını doğru bilen talihliye 2 milyon TL para ödülü verileceğini duyurdu... • Oyun taktiğini 4.4.1.1 yapan Menemenspor’a, mahkemeden erişim yasağı... • Twitter’a girmek için iki gündür DNS ve VPN ayarı yapmaya çalışan ev hanımı Hayriye Söylemez (46), Ulaştırma Bakanlığı’nın web sitesini hackledi... • “Cumhurbaşkanı sosyal medyada yer alamaz” yas-

@PuCCaa Sayelerinde eski sevgililerimizin hesaplarini hackleyecek seviyeye ulasacagiz. @LeventUzumcu Yahu neden bu kadar kasıyorsun? Nasıl olsa “Montaj.” diyecen. @MerdanYanardag Yasakları gibi diktatör de yıkılacak. Kırdığımız bu twitter yasağı, kendisini solcu sanan AKP sever liberallere kapak olsun.

• •

asını da imzalayan Cumhurbaşkanı Gül, twitter’dan iktidarı eleştiri yağmuruna tuttu... Twitter’a DNS ayarlarını yapmadan girilebildiğini fark eden ailede gözler A.D (15)’e çevrildi... Twitter’ın kapatılmasına rağmen rekor sayıda twit atılması sonrası inceleme başlatan Başbakanlık, TİB’in sehven Mivitır’ı kapattığı bilgisine ulaştı... Erdoğan, pes etmiyor: “Elektrik, melektrik hepsinin kökünü kazıyacağız...” Yoğun tepkiler üzerine Bülent Arınç’tan twitter açıklaması: “Aslında başbakan twitter değil, flick demek istedi.”


Say覺 4, Nisan 2014

5


ERGENEKON’DA 2003 tarihli dijital belgeler, darbe planları ve Balyoz Harekât Planı dokümanı yazılırken Calibri fontu kullanıldı. Ancak bu font, Microsoft tarafından 2007’de piyasaya sürüldü.

Seminer 1. Ordu’da ve ses geçirmeyen odada yapıldı. Buna rağmen ses kayıtları olan 2. kasette ezan sesi duyuluyor. Mahkeme başkanı da ezan sesini duyarak tutanağa geçirdi.

Sanıklarca hazırlandığı öne sürülen Eyüp Camii gözlem raporunda, caminin 3 adet girişi olduğu belirtiliyor. Ancak yapılan incelemede caminin 2 giriş kapısı olduğu belirlendi.

Balyoz belgelerine göre 2003’teki darbe planında TCG Alanya isimli gemiye de görev verildi. Ancak bu gemi 2005 yılında inşa edilerek denize indirildi.

Plana göre bombalanacağı öne sürülen Fatih Camii’ne ilişkin keşif raporunda MOBESE kayıtlarından söz ediliyor. Ancak 2003 yılında MOBESE sistemi olmadığı saptandı.

Sanıklardan Albay Ali Türkşen suç tarihinde TRT’nin hazırladığı bir belgesel çekimindeydi. TRT arşivinden de Türkşen’in görüntüleri, tarih ve saati yazılı biçimde bulundu.

2003’teki darbe planında adı geçen Umut Ahmet Tarakçı adlı kişi, Umut adını mahkeme kararı ile 2009’da aldı.

2003’deki belgelerde geçen Medical Park Sultan Gazi Hastanesi, 2008’de bu isim ile açıldı. Belgelerdeki Yeni Recordati firması da 2009’da kuruldu.

Darbe planında görevlendirilecek kişler arasında Albay Fahri Ekşioğlu adlı bir denizcinin de adı geçiyor. Ancak Deniz Kuvvetlerinde bu isimde personel olmadığı belirlendi.

6


Sahte deliller

11 No’lu CD’nin yazdırıldığı kaynak bilgisayar bulunamadı ancak bu CD’nin TSK’nın kullandığı bilgisayarlardan olmadığı kanıtlandı.

‘Egaydaak’ ifadesi ilk kez Kardak krizi sonrası Genelkurmay’a yazılan 15 Mayıs 2003 tarihli belgede geçti. Ancak bu ifade, 10 Ocak 2003 tarihli Balyoz planında var.

Darbe planında Balıkesir ve Bandırma’daki büyük AVM’lerin isimleri de yer aldı. Ancak bu AVM’lerin 2010 ve 2011’de açıldığı belirlendi.

2003’deki belgelerde adı geçen 10 sokak ve cadde isminin, 2007 yılında bu isimleri almış oldukları İstanbul Büyükşehir Belediyesi raporu ile belgelendi.

Gölcük’ten bulunduğu ileri sürülen ve 2003’de hazırlandığı iddia edilen Balyoz Harekat Planı’nın üst verisinde son kayıt edici olarak emniyette görevli polisin adı çıktı.

Ergenekon davasını başlatan ve Ümraniye’de bir gecekonduda bulunduğu iddia edilen 27 adet el bombası mahkeme kararıyla imha edildi. Gerekçe “patlama tehlikesi”.

Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefon rehberinde de Hizbul Tahrir örgütü üyelerinin telefon numaraları bulunmuştu. Çelebi’nin itirazları üzerine polis, ‘sehven’ (yanlışlıkla) yükleme yapıldığını kabul etti.

2. Ergenekon davasında, emekli Albay Levent Göktaş’ta bulunduğu iddia edilen ve davaya dayanak gösterilen DVD’nin içinde fişleme yapıldığı gibi pek çok iddia yer alıyordu.

Tuncay Güney’in 2001’de polise verdiği iddia edilen mülakatı dikkate alan savcılar Ergenekon diye bir örgütün olduğunu öne sürdü ancak aylarca tartışılan mülakatla ilgili sanıklara soru bile yöneltilmedi.

Sayı 4, Nisan 2014

7


SOSYAL DEMOKRASİ’NİN

KEMALİZM’İ

REDDİ Doğu Perinçek

Sosyaldemokrasinin dünyadaki yeri Sosyaldemokrasi, hepimizin bildiği gibi, 19. yüzyılda Avrupa’da emekçi hareketi içinde ortaya çıktı; Almanya’da 1891 Erfurt Kongresi’yle Marksist bir çizgiye girdi. Ancak Sosyaldemokrasi, 1900’lerin başında dönüşüme uğradı; başkalaştı. Avrupa’daki emperyalist-kapitalist sistemin sol ayağı haline geldi. İşte bugün en tipik temsilcisi İngiliz Başbakanı Blair’dir. Sosyaldemokrasi, Avrupa hâkim sınıflarının bir koludur ve sistemin ihtiyacına göre ülkelerinde iktidar koltuklarına oturtuluyorlar. Şu anda Avrupa ülkelerinin hangisinde iktidardalar, hangisinde değiller, çok da ilgimizi çekmiyor; bir şey fark etmiyor. Ama daha önemlisi, Sosyaldemokrasi Türkiye için bir çözüm müdür? Sosyal demokrasi 1900’lerin başında dönüşüme uğrarken, yalnız ülke içi saflaşmada değil, dünya çapındaki cepheleşmede de bir yere oturdu. Bizim büyük devrimcimiz Atatürk’ün temel aldığı

8

mazlum ve zalim milletler kamplaşmasında sosyaldemokrasi istikrarlı olarak düşman kampta cephe tuttu. Bilindiği gibi Lenin, Birinci Dünya Savaşı öncesinde dünyanın emperyalist devletler ve mazlum milletler olmak üzere iki kampa ayrıldığını tahlil etmişti. Sosyaldemokrasi, insanlığa karşı emperyalizmin iki ayağından biri oldu. Bir ayak tutucular ve liberaller; diğer ayak da Sosyaldemokrasiydi. Dünyadaki Sosyaldemokrasi bu konumuna uygun olarak, bizim Milli Kurtuluş Savaşımıza karşı kendi emperyalistlerini destekledi. Avrupa Sosyaldemokratları, Sovyet devrimcilerini, Kemalist Devrim’i destekledikleri için suçladılar. Sosyaldemokratların suçlaması şöyle idi; “Bolşevikler yarıfeodal devrimci Kemal Paşa ile ittifak yaparak, emperyalist Bonapartçılar olduklarını ortaya koymuşlardır ve artık kendilerine proleter hükümet demeye hakları yoktur.”1 Türkiye sürecinde de aynı gerçeği görebiliyoruz. 1908 Devriminden, II. Meşrutiyet’ten sonra, biliyorsunuz Türkiye’de bazı Sosyaldemokrat partiler kuruldu. Fakat bunlar, toplum hayatında çok etkili olmadı. Kurtuluş Savaşı yıllarında, Sosyaldemokrasiyi temsil eden İştirakçi Hilmi’nin partisi vardı. İstanbul’da İn-


gilizlerden para alıyordu ve İngiliz’in yanındaydı. Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa Kurtuluş Savaşı verirken ve devrim yaparken, İstanbul’daki Sosyaldemokrat parti, İngiliz akınlarıyla besleniyordu ve Kurtuluş Savaşı’na küfrediyordu. Dünya çapındaki saflaşmada Sosyal demokrat partilerin 20. yüzyıl boyunca aldıkları tavır böyledir. Bugün ezen-ezilen saflaşması, Kuzey-Güney kavramlarıyla da ifade edilmektedir. Yani dünya iki kutba ayrılmıştır. Bir tarafta. Kuzey’in zenginleri ABD, AB, Japonya ve diğerleri var; öbür tarafta ise Mazlumlar Dünyası dediğimiz, Güney’in yoksulları. Küreselleşme programı, bilindiği gibi bu saflaşmada Kuzey’in programıdır. Yani Kuzey’in zenginleri, “Biz dünyayı yuvarlatıyoruz, küreselleştiriyoruz. Tek kutuplu, bizim efendiliğimizde, bir dünya kuruyoruz...” diyorlar. Sosyaldemokrasi dün olduğu gibi bugün de emperyalizmin safındadır; küreselleşme programının hizmetindedir. Dünyada mazlum ülkelerin yanında olan tek bir Sosyaldemokrat parti bilmiyoruz.

lik, Laiklik, Devrimcilik. Sosyaldemokrasiyi, biz Türkiye’nin devrimci dönemlerinde göremiyoruz. Bakınız çok ilginçtir; Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlerle işbirliği yapan bir Sosyaldemokrasi var. İstiklal Savaşı zaferiyle birlikte Sosyaldemokrasinin bir karabatak gibi suyun altına girdiğini görüyoruz. Kemalist Devrim, Sovyetler Birliği ile dostluğu ve bölgemizdeki mazlum milletlerle dayanışmayı bir politika olarak belirlemişti ve uyguluyordu. Karşı cephede olan Sosyaldemokrasi için, Türkiye’nin o devrim döneminde yaşama alanı yoktu.

1960’larda Sosyaldemokrasinin zuhuru ve reddi miras

Türkiye’de, Sosyaldemokrasi 1960’larda zuhur etti. Cumhuriyet Halk Partisi içinde o zaman bir “Mülkiye Cuntası” vardı. Sayın Turan Güneş’in liderliğinde; Deniz Baykal, Besim Üstünel, Ahmet Naki Yücekök ve diğerleri... Bu Mülkiye Cuntası’nın ürettiği teoriler bir süre sonra Ecevit tarafından da benimsedi ve Cumhuriyet Halk Partisi, “’Ortanın Solu” derken, Sosyaldemokraside karar kıldı. Ecevit’in liderliğinde CHP’nin tarihsel kökleri açısından bakalım: Kemaldaha İnönü genel başkan iken. Sosyaldemokrasi kitaist Devrim’in önderliği bağımsızlıkçı ve halkçı bir pları yazıldı; dernekleri kuruldu. programa sahipti, dünya saflaşmasındaki yerini açık olarak belli etmişti; mazlum milletlerin devrimci Ecevit’in 1960’ların sonu ve 70’lerin başındaki kitahareketiydi. O program, 1. ve 2. Meşrutiyetlerin teplarını ve kitapçıklarını yeniden incelediğimiz crübeleri içinde geliştirilmişti; Mithat Paşa’lardan, zaman, Sosyaldemokrasinin bugün geldiği yeri anNamık Kemal’lerden, Talat Paşalardan, 1908’de dağa lamak açısından çarpıcı ipuçları var. Türkiye’de Soçıkan devrimcilerden geliyordu. Daha 1876 Meşrusyaldemokrasi Kemalist Devrim mirasını reddederek tiyeti öncesinde padişaha yapılan ihbarları hatırlayortaya çıktı. alım: “Padişahım bu Mithat Paşa’ya dikkat ediniz, Cumhuriyet getirmek istiyor.” Türkiye’nin 19. yüzyılın Ecevit’in, 1970 yılı Temmuz ayında yazdığı Atatürk ve ikinci yarısında Genç Osmanlı’larla başlayan milli Devrimcilik başlıklı kitapta Kemalist Devrim hakkındemokratik devriminin programı, 1930’larda Atatürk da yaptığı değerlendirmeyi birkaç maddede toplayatarafından hepimizin bildiği gibi Altı Ok diye özetlenbiliriz. di: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçi-

Altı Ok ve Sosyaldemokrasi

1. Atatürk devrimleri altyapı devrimi değildir, yüzeyseldir. “Atatürk Devrimleri altyapı devrimleri değildir; Üstyapı değişiklikleridir. Bu değişiklikler yüzeysel gelişme ve biçimsel çağdaşlaşma getirmiştir” (s. 41, 43). 2. Türk halkı Atatürk devrimlerinden yana değildi; devrimlere ilgisizdi ve ilgisiz olmakta haklıydı. “Türk

Sayı 4, Nisan 2014

9


halkı Cumhuriyet döneminde yapılan devrimlere karşı değildi; ama devrimlerden yana da değildi. O devrimlere ilgisizdi ve ilgisiz olmakta da kendi açısından haklı idi” (s. 74). “Bu devrimler, köylüyü halkı doğrudan ilgilendirmiyordu, etkilemiyordu. (...) Bu devrimler genellikle halkın üzerinden geçiyordu ve daha çok, yaşayışı ve davranışlarıyla halkın gücüne giden kimseleri yararlandırır görünüyordu” (s. 86 vd). 3. Devrimlerin yaşamına bir şey getirmediğini gören halk, 1946 ruhunu yarattı. “O zamana kadar yapılan devrimlerden kendi yaşamına bir şey gelmediğini gören halk ‘1946 ruhu’ denen şeyi yarattı” (s. 87). 4. Atatürk devrimi demokratik değildir; Atatürk devrimi ile demokrasi arasında bir seçim yapmak gerekirse, demokrasi seçilmelidir. “Atatürk dönemindeki tek parti yönetimini gerçek demokrasi sayanlar, halkçı devrimlerin, altyapı, devrimlerinin ancak böyle bir yönetimde, öyle bir ‘demokrasimde yapılabileceğini ileri sürenler, yazanlar var. (...) Günün birinde Atatürk devrimleriyle demokrasi arasında bir seçme yapmak zorunda kalınırsa, demokrasiden vazgeçmek pahasına Atatürk devrimlerini seçecek aydınlarımız var” (s. 47, 51). Ecevit’in bu görüşleri, “Solun çocukluk hastalıkları” kapsamında sayılacak ilkel yargılardır. Kemalist Devrim’in, bu tür eleştirileri 1960’lı yılların Sosyalist solunda da vardı. Atatürk Devrimi’ni soldan eleştirir gibi görünerek yola çıkanlar, Ecevit’in tezlerinde de görüldüğügibi, en sonunda hep Tayyip Erdoğan’ların sahte demokrasisine varmışlardır.2

10

Ecevit, 1960’ların sonunda ve 1970’lerin başında, Atatürk Devrimi ile karşıdevrimci 1946 ruhu arasında, açıkça 1946 ruhuyla gelen sahte demokrasiyi yeğlemektedir. Aslında bu görüşlerin patenti, toprağı bol olsun. Turan Güneş hocamıza ve onun yetiştirdiği Deniz Baykal’a aitti. Ben de o zaman üniversitede, Ankara Hukuk Fakültesi’nde öğretim kadrosu içindeydim ve bu tartışmalara katıldım. Turan Güneş ve Deniz Baykal, Türk tarihinin 1946 sonrası saflaşmasında, kendilerini Atatürk Devrimi’ne karşı Demokrat Parti çizgisine yerleştirmişlerdir. Ecevit’in savunduğu görüşler, noktası virgülüne onlara aitti. Deniz Baykal’ın Altı Ok hakkında “Babaannemin resmi gibi orada duruyor” değerlendirmesi yapmasının kökleri 1960’lardadır. Siyasal Bilgiler’de ve Hukuk Fakültesi’nde öğretim kadrosunda olan herkes bilir, Deniz Baykal, Kemalist Devrim’e karşı 1946 ruhunu savunmuştur. Bu tarihsel saflaşmada Baykalların bulunduğu mevzi, tuttuğu cephe Sosyaldemokrasinin karakterini yansıtır. Abdülhamit’ten, 31 Mart’taki gerici isyanı kışkırtan İngilizci liberal Ahrar Partisi’ne ve oradan Demokrat Parti’ye uzanan ve daha sonra Turgut


Özal’ların, Tansu Çiller ve en son Tayyip Erdoğan’ların temsil ettiği sahte “demokrasi”ye varan çizgi, Sosyaldemokrasiyi de çekim alanı içine almıştır. A. Taner Kışlalı, Deniz Baykal’dan sık sık o bilinen alıntıları yapardı; Deniz Baykal 1990’lı yıllarda da kendisini Turgut Özal’a, Menderes’lere bağlıyordu.3 Bu reddi miras olayı, işte 1960’ların sonlarında zuhur etti.

Saflar bellidir: Sosyaldemokrasi, Kemalist Devrim’in bağımsızlığını, halkçılığını, devletçiliğini, laikliğini, özellikle devrimciliğini reddederek ortaya çıkmış; ABD emperyalizminin tanımladığı sahte demokrasiyi benimsemiştir.

(Ecevit’i en sonunda Vahdettin’e “Hain değil” demeye götüren görüşlerin kökleri, 1970’lerin hemen öncCumhuriyet Halk Partisi, o tarihten başlayarak, Ke- esinde oluşturulan sosyaldemokrat teoridedir.) malist Devrim geleneğini terketmiş, 1946 hareketine Kemalist Devrim ile bağlanmıştır. Demokrasi ve değişim gibi kavramlar, bu bağlanmanın anahtar kavramlarıdır. Kemalist Sosyaldemokrasi arasındaki karşıtlık devrimci kökler, “demokrasi değildir’ ve “halk tut- Sosyaldemokrasi, Kemalist Devrim’i tasfiye ederek mamıştır” gibi karşıdevrimci gerekçelerle reddedilm- ve ondan vazgeçerek Türk siyasal hayatına oturdu. iştir. Çok doğal, çünkü Sosyaldemokrasi, 1900’lerin Sosyaldemokrasinin bulunduğu konuma, Kemalist başında, kendisini açıkça dünyanın zengin milletleri Devrim’le karşılaştırarak bakalım. safında belirlemişti ve Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı o zengin milletlere, yani emperyalizme karşı yaptı. So- - Kemalist Devrim, Ezilen Dünya’nın devrimidir; syaldemokrasiyî benimseyenlerin Atatürk Devrimi emperyalizme karşıdır. Sosyaldemokrasi, Batı empmirasını reddetmeleri, demokrasi karşıtı saymaları eryalizminden yanadır ve Ezilen Dünya’ya karşıdır. gerekiyordu. Çünkü artık demokrasinin tarifini emp- ABD’den sonra ikinci büyük emperyalist devlet olan eryalizm yapıyordu ve Sosyaldemokrasi de o empery- Avrupa Birliği projesini bir Kemalist savunabilir mi? AB’ye aday üye olduğumuz zaman, “Kemalizmin alist tarifi benimsemişti. sonu” saptaması yapılmadı mı? AB projesi, Kemalist Bugün sosyaldemokrat partilerde bocalayan insan- Devrim’le kurduğumuz milli devletin tasfiyesinden larımız, bu reddi miras olayını iyi anlamak ve bil- başka nedir ki? AB üyeliğini, yani Atatürk’ün kurduğu ince çıkarmak durumundadırlar. Hem Atatürkçülük, milli devletin adım adım ortadan kaldırılmasını, Sohem Sosyaldemokrasi olmaz. Olmayacağını, So- syaldemokrasinin bütün partileri, Deniz Baykal’ın syaldemokrasinin Türkiye’deki fikir babaları, Tur- CHP’sinden DSP’ye kadar hepsi benimsemişlerdir. an Güneş ve Baykal’lar daha 1970 yılında göstermiş İşte 1970’deki reddi mirasın, yani Sosyaldemokrasinin ve Atatürk Devrimi’ne karşı 1946 ruhunun getird- sonuçlarıdır gelinen bu yer. Sosyaldemokrasi, düniği “demokrasi” bayrağının altında yer almışlardır. yanın bugünkü kutuplaşmasında, karşı ku

Sayı 4, Nisan 2014

11


tupla, zenginler kulübü dediğimiz “Kuzey” denen cephede kendini belirlemiştir. Bu cephede Atatürk’ün devrimciliğini tasfiye etmek dışında bir çözüm yoktur. Sayın Karayalçın’ın konuşması da, ıslahatçı-reformcu konuşmadır ve kendisini Tanzimat geleneğine bağlamıştır. Halkçılığı reddetmiştir. Mülkiyet sistemi ve bölüşüm sistemindeki bütün devrimci çözümleri, planlamayı, vb reddetmiştir. 1930’larda dünyanın planlama yapan ikinci ülkesiyiz biz. Bunlar, Sosyaldemokrasi çerçevesi içinde savunulamaz elbette. - Kemalist Devrim, halkçıdır ve buna bağlı olarak devlet girişimi ile özel girişimin milletin genel çıkarları temelinde uyumlu işlev gördüğü bir karma ekonomiyi uygulamıştır. Kemalist Devrim’de kamu yararı ile özel çıkar arasında bir denge oluşturulur. Ancak o dengede bireysel kâr esasına değil, kamu yararına öncelik tanındığı hep vurgulanır. Bireyin değil, milletin çıkarına öncelik verilmiştir. Sosyaldemokrasi ise, Kemalist Halkçılığı ve Devletçiliği reddetmiştir. Holdingleri koruyan ve kollayan Sosyaldemokrasi, bugün bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de Neoliberal programı savunmaktadır. Bakınız bu gerçek, sabahki konuşmalarda da ortaya çıktı. Özelleştirme, işçi kıyımı, IMF reçeteleri vb, Sosyaldemokrasi adına açıkça savunulmaktadır ve daha önemlisi Sosyaldemokratlar bu neoliberal programı

12

uygulamışlardır. 1990 sonrasını hatırlayalım; 1991 DYP-SHP Koalisyonu, 1995 Baykal’ın CHP’sinin Çiller’le koalisyonu, arkasından Ecevit’in Mesut Yılmaz’ın ANAP’ıyla ve en sonunda Devlet Bahçeli’nin MHP’sini de kucaklayan koalisyonları...

Düne kadar sistem Sol Güçbirliği’ne izin vermiyordu Sosyaldemokrat partiler, 1991–2002 yılları arasında ülkemizi emperyalizmin güdümündeki partilerle birlikte yönetmişlerdir. Ancak Neoliberal partiler ile bir program anlaşmazlığı çıkmadan yönetimi paylaşan o Sosyaldemokrat partiler, bizim 1992’den bu yana ısrarla yaptığımız önerileri reddederek, kendi aralarında ittifak yapmayı bir türlü kabul etmemişlerdir. Biz İşçi Partisi olarak, 1995 seçimlerinde, 1999 seçimlerinde ve en son 2002 seçiminde Sol Güçbirliği yapalım dedik. Hepsinin zabıtları vardır, örneğin 1995 öncesinde dört kez Sayın Ecevit ile dört kez de


Sayın Baykal ile görüştüm ve bir türlü onları, ittifak yaparak hep birlikte seçime girmeye ikna edemedim. ANAP ve DYP ile koalisyon planından kurtaramadım onları. Peki, siz aynı CHP kökeninden geliyorsunuz, Sosyaldemokratsınız veya Demokratik Solsunuz, tek başına iktidar beklentiniz yok, niye beraber olmuyorsunuz? Bunun için ABD’nin iznini ve AB yöneticilerinin onayını mı bekliyorsunuz? Sistemin merkezleri Sol Güçbirliği’ne izin vermemiştir. Bakın çok açık söylüyorum: (Celal Doğan’a dönerek) Celal kardeşim, bunlar bireysel kavgalar değil. Bu yaşandı. Arkamızdan Amerikan Elçisi veya adamları, hepsini ziyaret etmiştir ve sosyaldemokratlar veya sol partiler arasında, bir seçim ittifakını kesinlikle yasaklamıştır. Burada çok oy almaktan söz ediyorsunuz. 95 seçiminde de, 99 seçiminde de oyları toplayın. Bu iki parti, iktidar olurdu. Onlara iktidar formülü götürülmüştür. Hatta, Ecevit’e dedim ki; “Sizi Başbakan yapma formülü getiriyoruz. Daha ne istiyorsunuz?” Fakat sistem, bunlara izin vermemiştir. Sosyaldemokrat partiler, son tahlilde sistemin merkezlerinden yönetilmektedirler.

ilerin, programların iflas ettiği tarihsel zemine Türkiye büyük bir hızla ilerlemektedir. Türkiye, Avrupa kapısına bağlanmıştır. Avrupa kapısına bağlanmasında ne yazık ki Sosyaldemokrat partilerimiz başrolde görev yapmıştır. Baykallar ve Karayalçınlar Türkiye’yi Kemalist Devrim’in Laiklik ilkesi de aşınmıştır. Yavaş Gümrük Birliği’ne soktukları için, Türkiye’nin sanayyavaş cemaatlere özgürlük, Fethullah Hoca’dan ödül isi çökmüş, tarımı çökmüş, bu millet kendi tarlasına almalar, vb gelmiştir. Sayın Hikmet Çetin de, Fethul- tütün dikemez, pamuk ve pancar ekemez, çayırlarında lah Hoca’dan ödül almıştır. Sayın Ecevit de, Fethullah hayvan otlatamaz hale getirilmiştir. SosyaldemokrasHoca’dan ödül almıştır. Sosyaldemokrasinin liderleri, inin DYP, ANAP ve MHP’lerle birlikte uyguladığı o programlarla halkımız yoksullaşmış, ülkemiz borç Fethullah Hoca’dan ödül almıştır (alkışlar). batağına saplanmıştır. Dikkatinizi çekiyorum: Türkiye’miz herkesi mülksüzleştiren, yoksullaştıran bir programla ve sistemle karşı karşıyadır.

İki akım, iki program, iki strateji

Türkiye’de tarihten gelen iki kuvvet var. Hâlâ o çarpışma devam ediyor. Biz 150 yıldır, Namık Kemal’lerden bu yana, Millî Demokratik Devrim çağındayız. Namık Kemal’lerin önlerine koyduğu program, olgunlaşa olgunlaşa, tarihsel tecrübelerle, bugünlere gelmiştir. Bir taraf, Tanzimat’tan Tayyip Erdoğan’lara uzanan akınıdır; ters akım demek daha doğru. Bizim taraf, Namık Kemal’den, Mustafa Kemal’den, 1960 Devrimi’nden bugüne gelen akımdır. Sol, eğer tarihsel bir göreve sahipse, bu iki akım arasında taraf olacaktır. İki savaşan kuvvet arasında “melez”lik olmaz. Ortada durulmayacak bir noktaya gelinmiştir.

Burada iki strateji vardır: Ya Türkiye, yeniden Kemalist Devrim’in bağımsızlıkçı, halkçı, devletçi programına yönelecek veya Avrupa Birliği’ne gireceğiz. En önce milli devleti olacak Türkiye’nin. 21. yüzyılda, Türklerin bir milli devleti olacak, ona burada karar vereceğiz... (Sözleri alkışlarla kesiliyor.) Avrupa Birliği, benim devletim olmayacak,Brüksel’den yönetileceğim demektir; Brüksel büyük beylerinin, -hem dünyada bey konumunda, hem de bizimle olan ilişkilerinde bey konumundaçıkarlarına göre yönetileceğim demektir.

Türkiye’nin Kemalist Devrim’le devam kararı vermesi lazım. Devletim olacak, kamu yararı güdecek, kamu çıkarlarıyla özel sektörü uyumlu kılan bir devletçilik Bugün iflas edecek teorileri söyleyeyim: Melez Teori; olacak, bu kararın verilmesi gerekiyor. Yoksa devleoradan buradan alayım, bunu şuna katayım... Bu içer- timiz de olmayacak.

Sayı 4, Nisan 2014

13


Derinleşen krize Sosyaldemokrasinin cevabı var mı? Bu zamana kadar Sosyaldemokrasi durumu idare etti. Neye benziyor? Bir ayağı kayıkta, bir ayağı iskelede. Kayık iskeleden ayrılmadığı için ayaklar ayrılmıyor. Fakat Türkiye bakın nereye girmektedir? 300 milyar dolar, toplam iç ve dış borç (bugün, 2007’de 430 milyar dolar); dış ticaret açığı arkaya doğru baktığınız zaman bir yılda 21 milyar dolar önünüze bakarsanız 30 milyar doları geçecek (2007’de 50 milyar doları geçti, 70-80 milyar dolara, koşuyor). Bu 30 milyara doğru koşan dış ticaret açığından, 300 milyar dolar borçtan, rekor düzeydeki bütçe açığından bu sistemde nereye varılır? Devalüasyonlar ve zamlar ve ağırlaştırılan vergiler... Dolar 3 milyon lira olur, onu da geçer. Bunlar matematiktir. Efendim, dışarıdan şu kadar para gelecektir... Onların da sınırına gelinmiştir... Gelse ne olacak, her gelen sıcak para, krizi biraz öteleme-

14

kte ama ağırlaştırmaktadır. Borç batağına daha fazla gömülüyoruz; gidişat budur. Yalnız borç batağı mı, suç batağına da gömülüyoruz. Değerli dostlar. İstanbul’un bir ilçesinde yetkilerinin bana söylediğine göre, günde 300 gasp olayı cereyan etmektedir. Türkiye’de bugün, 15 milyonun üzerinde icra davası vardır. Bu ortamda kapitalizm olmaz, sistem mafyalaşmıştır. Kaynaklar bugün, rekabete göre, kâr esasına göre, verimliliğe göre dağılmıyor. Çakallar, haydutlar, mafya, kaynakların dağılımına egemen olmuştur. İsteyen, kimseye borcunu vermemektedir. Bankalar, bizzat sahipleri tarafından soyulmakta ve içi boşaltıldıktan sonra devletin üzerine atılmaktadır. Daha da önemlisi, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu dış tehditlerdir. ABD’nin Irak’ın kuzeyinden yönelttiği silahlı tehdide karşı, Sosyaldemokrasinin ABD’nin insafına başvurmak dışında hangi programı vardır? Baykalların CHP’si, bu tehdidi göğüsleyecek politikalara ve önderlik yeteneğine sahip midir?


Sosyaldemokrasi, mafyokrasiyle bütünleşti Kapitalizm, rasyonelliğini ve mantığını kaybetmiştir. Bir mafya ekonomisi gelişmiştir. Sistemde, demokrasi dediğimiz olay da mafyalaşmıştır. Burada en çokseçimden, oy almaktan ve demokrasiden söz edildi. Sosyaldemokrasi bir saplantı içinde, buna demokrasi humması diyelim.

er gelecek” dedi, uçtu uçtu yaptı ve Tayip Erdoğan’ı iktidar koltuğuna oturttu. Bunun neresi demokrasidir? Ve biz bu kapana kısıldığımız zaman, oylar oraya gidiyor Burada sık sık duyduğumuz, “Aman oy almak için halkın dediğine bakalım” sözleri, Ecevit’in 1970 yazılarında olduğu gibi, “Kemalist Devrim’den vazgeçelim, çünkü halk Kemalist Devrimi tutmadı” anlamında kullanılıyor.

Değerli arkadaşlar, her sistem, kendi halkını yaratır. Padişahlık sistemi, Padişahın kullarını yaratır. Mafya sistemi; o mafya sisteminin, güdülen toplumunu yaratır... Kurtuluş Savaşı’nı hatırlayın; Anzavurlar, Çapanoğulları... 23 tane iç isyan... Düzce, Bolu, Hendek, Biga, Konya, Yozgat, vb isyanları, Ankara’nın Oysa bugün ne Amerika’da demokrasi vardır, ne etrafı kuşatılmış. İstiklal Savaşı yapan Mustafa KeTürkiye’de demokrasi vardır. 1946 ruhunun getirdiği mal’in üzerine zavallı insanlar, İngiliz altınlarıyla demokrasi değildir: demokrasinin yıkımıdır. Ameri- örgütlenmiş ve sürülmüş. ka’da Başkanı, 15 mafya reisi toplanır ve seçer. Ondan sonra toplumun eline balonlar verilir, kırmızı balon- Onun için, bu halk hayranlığını bırakalım. Türkiye bir lar, mavi balonlar, koşuşurlar, bağrışırlar, en sonunda devrime gidiyor. Şu tabloda, 300 milyar dolar iç ve dış mafyanın seçtiği başkanı seçecek tiyatro kumpanyas- borç varken, Türkiye’nin önüne, bugün kanla ödeme ında milyonlarca insan rol alır ve sandıktan mafyanın ve toprakla Ödeme faturası çıkarılmaktadır. Türkibaşkanı çıkar. Bunun demokrasi ile hiçbir ilgisi yok- ye’ye haciz gelmektedir. Kıbrıs’taki gelişmeler. Kuzey tur. Irak’taki gelişmeler... Başbakan sıfatını taşıyan ve benim hiçbir zaman başbakan olarak kabul etmediğim Türkiye’ye gelelim; Yaşadık bunu, hâlâ yaşıyoruz... Tayip Erdoğan, “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi Amerika, 1998 yılında “4 yıl içinde, iktidara yenilikçil- içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağız’’ diyor.

Sayı 4, Nisan 2014

15


Türkiye içerden, iktidar mevzilerinden hançerleniyor, ma gelir? Ne yazık ki, Türk devletinin egemenliğini bölünüyor. Türkiye, devletini, cumhuriyetini kay- ortadan kaldıran bu anayasa değişikliklerine CHP de betmektedir. Cumhuriyet yıkılmıştır. Sizin, tarikat- oy vermektedir. lar mensubu olan bir hükümetiniz var. Başbakanınız İskender Paşa Dergâhından (Alkışlar), başbakan yardımcınız, bilmem ne tarikatından. Diğerlerini de tek tek açıkladık. Cumhuriyet Devrimi, 1925’de tekke ve zaviyeleri ortadan kaldırmıştı. O Tekke ve zaviyeler tekrar gelmiş tepemize oturmuştur. Tevhidi Tedrisat Kanunu kalmış mıdır? Bir süre sonra dinsel eğitimin birliği olacak. Cumhuriyetin yarattığı, devrimci-laik eğitim sistemi tasfiye edilmektedir. Yaşadığımız olay budur... Cumhuriyet, bugün devlet katında son kalan birkaç kalede direnmektedir; işte ordunun bazı kurumları, efendim bazı üniversiteler vb. Cumhuriyetimiz esas olarak yıkılmıştır ve Cumhuriyeti yıkan bu hükümet gayri meşrudur.

Devletsiz kalmamak için devrim zorunluluğu Şimdi bunları niçin anlatıyorum? Türkiye, burada konuşulduğu gibi bir İstikrar dönemine gitmiyor. Bütün çıkan Sosyaldemokrat liderler, önümüzde sanki istikrar var, sandıklar kuruluyor, seçmenler yine koşuyorlar oraya, oy veriyorlar, böyle düşünüyorlar. Bunları, bırakın bir tarafa. Bunlar büyük yanlışlardır. Türkiye büyük çalkantılara doğru gitmektedir. Ne yazık ki kuşatılmıştır. Kıbrıs’ından, Kuzey Irak’ından, bölünmek istenmektedir ve içerden, hem de iktidar mevzilerinden kuşatılmıştır. Türk milleti, devletsiz halklar konumuna itilmektedir. Türk devleti kalmış mıdır? Yasama organı var mıdır? Hangi kanunu TBMM yapmaktadır? TBMM kendini feshetmekte, intihar etmektedir. Meclis, tiyatro salonuna döndürülmektedir. Uluslararası antlaşmaları kanunların üzerine koymak başka ne anla-

16

Bütün bunlardan ne çıkar?

Buradan, devrim çıkar. Türkiye, devletsiz kalmamak için, devrim yapma zorunluluğuyla yeniden karşılaştı. Bizim Kemalist Devrimimiz ne zaman oldu? Devletimiz ortadan kalkıyordu... Hititlerden beri en büyük devletlerin merkezi olan Anadolu’da, bir devlet olmayacakmış, prenslikler olacakmış, emirlikler olacakmış. Şimdi tekrar önümüze konan program budur... Şaka değildir bunlar ve Türkiye, bu koşullarda devrim yapmak zorundadır.

Çözüm programı

Bu mafyasıyla, bu hortumcusuyla, bu dolar vurguncusuyla, bu devleti koruyamazsınız. Bakın Kıbrıs’ta da, hırsızla, uğursuzla Kıbrıs’ı koruyamadınız. Türkiye’yi de hırsızla, uğursuzla koruyamazsınız. Sol, önümüzdeki bu istikrarsızlığı görecek, bunun çözümüne kilitlenecek... Çözüm programı tarihten gelmektedir. Türkiye, Amerika’ya Avrupa’ya “Ben devletimi yok ettirmem” diyecek. Hortumcunun malına el konacak. Paranın giriş-çıkışı kontrol altına alınacak. İç borçlar 10 yıl takside bağlanacak. İç piyasa şenlendirilecek. Tarım tekrar desteklenecek. Özelleştirmeye son verilecek, özelleştirmeyi durduran yargı kararları uygulanacak. Kamu hizmeti yeniden devletin görevi olacak. Devlet hortumcuların değil, halkın olacak. O zaman, Türkiye üretir. Ürettikleriyle ile aynı zamanda dış ticaret yapabilir ve bu programı gerçekleştirmek için, Türkiye dünya dengelerini kullanacaktır. Önce bölge ülkeleri, İran, Suriye ve Arap ülkeleriyle işbirliği yapacak; sonra Rusya’sıydı, Çin’iydi, Türk Cumhuriyetleriydi, diğer Asya ülkeleriydi, bu dengeleri değerlendirecek. Küreselleşmenin sonuna gelinmiştir. İşte


Irak. Bakın, sayın Sosyaldemokratlar, hiç Irak’tan söz etmiyorsunuz. Ben Irak’la bitireceğim sözlerimi. Irak, küreselleşme denen programın bir kayaya dayandığını göstermiştir. Kahramanca bir savaş verilmektedir ve zaferi kazanmak üzeredir. Amerika kaybetmiştir Irak’ta. Küreselleşme Programı, Irak’ta iflas etti. Hem de bizim komşumuz, balkonumuzun altındaki kardeş bir millet, bizim akrabalarımız, Amerika’yı yenmektedir. Onun için planlarınızı ABD’ye göre yapmayınız. Proje proje deniyor, Neoliberal projelere övgüler düzülüyor burada. Menderes’in neresi proje? Turgut Özal’ın neresi proje? Bunlar, dünyada yapılmış projelerin içinde roller almış olan “aktörler”dir, rağbette olan deyimle söyleyecek olursak. Hem de üçüncü dördüncü dereceden “aktörler”. Biz, Atatürk’ten kalan projeye sarılalım ve bu dönemde sol olarak, beynimiz berrak olursa, birleşme zemini vardır, Atatürk’ümüzün bize bıraktığı program ve pratik temelinde birleşelim. Hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (Perinçek, yoğun alkış altında yerine dönüyor.)

SORULARA CEVAPLAR

Küreselleşme nedir ne değildir?

Küreselleşmenin bir sözlük anlamı var ve herkes bu sözlük anlamına gönderme yaparak, ben de küreselleşme taraftarıyım diyor. Yani insanlar arasında, ülkeler arasında, toplumlar arasında çitler yıkılıyor, bağlar kuruluyor, 10 bin kilometre ötesiyle bilgisayar iletişimi kuruyorsunuz vs vs. Sabahleyin, Sayın Profesör Doktor Meryem Koray da, bu anlamda küreselleşme taraftarı olduğunu söyledi. Küreselleşme bu değil. Küreselleşmenin sözlük anlamı dışında, bugün özel bir siyasal anlamı var. Amerika yükledi bu anlamı. Nedir? 1. Ekonomi programı: Dünya ekonomisinde bütünleşme olacak. Sınırlar, gümrükler, duvarlar kalkacak, sözüm ona tek bir rekabet sistemi olacak. Bu mümkün değil. 2. Siyasal program: Ulusal piyasalar kalktığı için, ulusal devletler yok olacak. Ulusal devlet neyin üzerinde duruyor? Ulusal ekonomi, ulusal piyasa... Siz piyasayı kaldırdınız mı, devletin ülke unsuru ekonomik anlamda kalmaz. Amerika olacak, Avrupa olacak; Japonya olacak. İşte, ona direnen Çin, Rusya gibi bazı büyük devletler kalır, ama Yugoslavların, Iraklıların, Türklerin, Arapların, Afganların, Pakistanlıların, vb ulusal devletleri olmayacak. 3. Kültürel-ideolojik program: Metropollerde kozmopolit bir kültür, anasının ipini satmış dünya merkezlerine bağlanmış bir kültür olacak. Çevrede de tarikatlar, cemaatler olacak.

Küreselleşme bu demek. Bunları kabul ediyorsanız Değerli aydınlar, soruların bazıları küreselleşmeye il- “Küreselleşmeye evet” diyeceksiniz. Bu nedir? Amerişkin. Önce kavramı berraklaştırmak durumundayız. ika’nın “Dünya imparatorluğu Projesi”dir “Yeni Dün-

Sayı 4, Nisan 2014

17


ekonomi. Dünya ticaretinin dörtte biri, uyuşturucu ticareti. Bunun için, buradan Amerika hâkimiyeti, tek kutuplu bir dünya hâkimiyeti falan çıkmaz. Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni programı, Irak’ta gelmiş bir kayaya dayanmıştır. Öbür kayada, Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Rusya da ABD planına karşı koymayabaşlamıştır. Amerika’ya şimdi Irak’ta şerefli bir geri çekiliş hazırlanmaktadır. ABD’nin gemisine binenler, ancak ABD’nin bozgununu paylaşırlar.

Avrupa Gümrük Birliği ve tarıma destekler da verin, Güneydoğu’yu da parçalayın ki, tutarlı olun. Başka türlü bir küreselleşmecilik olmaz. İşte bu nedenle ve en önemlisi küreselleşme programının başarıya ulaşma olasılığı yoktur.

ABD gemisine binmek “Amerika başarıya gidiyor, hadi biz de bu gemiye binelim” diyenler fena halde yanılıyorlar. Bizzat Brzezinski gibi Amerikalı uzmanların da kabul ettiği gibi, 2015-2020 yıllarındaABD’nin dünya ekonomisindeki payı yüzde 15’lere düşüyor. Çin, onu geçiyor, hatta dinamizmi bugün çoktan geçmiştir. Avrupa, Japonya gibi, büyük ekonomiler, o sıra dünya ekonomisinden aşağı yukarı aynı payı alacaklar. Yani Amerika’nın hâkim olduğu dünya arkada kalıyor. Amerika, bugün yılda 500 milyar dolar dış ticaret açığı veriyor (2007’de 1 trilyon dolara ulaştı). 500 milyar dolar civarında da yıllık bütçe açığı var (2007’de 1 trilyon dolara vardı). Ekonomisi batmış. Doların dünyaya silah gücüyle pompalanması sayesinde yoğun bakımda nefes alan bir

18

Sayın Karayalçın, Avrupa Gümrük Birliği antlaşmasında tarıma desteklerin kalkacağına dair bir hüküm olmadığını söyledi. Uyum Yasaları’nda ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye dayattığı Milli Program’da, tarıma destek akçalarının kalkacağı, öncelikli ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yalnız IMF’nin, Amerika’nın, Avrupa’nın bize dayattığı program, toplasanız 5 maddedir. Gümrükleriniz kalkacak, para dolaşımı serbest olacak, tarıma destek akçaları kalkacak, özelleştirme yapılacak, devletiniz küçülecek. Ben bu programa beş kaldır veya beş yoksullaştırma programı diyorum: Gümrükler, paranın giriş çıkışma kontrol, tarıma destekler, kamu iktisadi kuruluşları ve kamu hizmeti kaldırılacak. Bunları kaldırdıkları için yoksullaşıyoruz. Avrupa Gümrük Birliği’ne gelince, Türkiye, ODTÜ’lü dört profesörün ve aynı zamanda Ankara Ticaret Odası’nın yaptığı araştırmalara göre, 1996’dan 2002 sonuna kadar 6 yılda 63,5 milyar dolar zarara uğramıştır. “İhracatımız artı” diyorlar. Evet, inceledik, şöyle: İhracatta Gümrük Birliği öncesinde bir artış eğrisi vardı. 1996’dan sonra o eğri kırılmaya başlamıştır, artış hızı düşmüştür. Türkiye’nin ithalatında ise olağanüstü bir patlama olmuştur ve Türkiye’nin dış ticaret açıkları, Avrupa Birliği süreciyle birlikte azmanlaşmaya başlamıştır. Halit Narin’i dinleyelim, etendim, ATO Başkanı’nı dinleyelim, sanayicilerimizi dinleyelim. Hepsi ne demektedir? “Biz siyaset uğruna Avrupa Birliği’ni, Gümrük Birliği’ni destekledik. Şimdi yandık, yandım Allah diyoruz.”


1930’ların modası geçti mi?

en kolektif ve kamusal projelerin eşiğine gelmiştir. Dünyanın damı deliniyor: Ozon tabakası deliniyor... Hangi holding kapayacak, bana söyler misiniz? General Motors mu kapayacak dünyanın damını? Siz, dünya ölçeğinde kamusal ve kolektif projeler yapmazsanız, Burada “1930’ların modası geçti” dendi. Hayır, geç- ne denizleriniz kalır, ne Türkiye? Bakın işte, şu İzmir medi. Biz, bugün 1930’ların arkasına düştük. Bugün Körfezi’ne. Bir İzmir Körfezi, 1940’1ardan bu yana Türkiye, Kemalist Devrim döneminin ilerisinde gelişiyor dediğiniz rakamlara feda edilir mi? Denideğildir, gerisindedir. Her bakımdan gerisindedir. İn- zlerimiz gidiyor, ırmaklarımız gidiyor, ormanlarımız gidiyor, altındaki yurdumuz gidiyor. Onun için, busan ilişkilerimiz, mahallemiz, çocuklarımız, hepsi... rada, kamusal ekonomi, kolektif mülkiyet dışında bir Bugün tinercilerin kol gezdiği bir ülke olduk. Babamın çözüm yoktur. Göreceksiniz 20–30 yıl içinde insanlık Yargıtay’daki fotoğrafların bakıyorum, bugünkü yeniden kolektivizme ve devletçiliğe yönelecektir. Yargıtay’daki insanlardan çok daha parlak yüzlü, aydınlık insanlar. Her alanda bu karşılaştırmayı yapabiliriz.

Tek kalkınma modeli

1930’larda Türkiye’nin bir umudu vardı. Dünyada en hızlı gelişen üç ekonomiden biriydi. Göreceli bakmak lazım. Almanya’dan kaçan, Hitler’den kaçan profesör, Amerika’ya gitmiyor, bizim Türkiye’mize geliyordu. Çünkü devrimin ülkesiydik. O zaman bir hedefi vardı toplumun... O günü bugünün dünyasındaki yerimizle karşılaştırdığımız zaman, nasıl baş aşağı gittiğimizi görürüz.

İşsizlik-yoksullukla ilgili sorular da var: Değerli arkadaşlar, dünyada bir tek kalkınma modeli vardır; 1871’de başlayan Alman ve İtalyan kalkınması, Japon kalkınması, Rus kalkınması, bugünkü Çin kalkınması, Atatürk dönemindeki Türk kalkınması vs. Hepsi, gümrüklerini dikerek, kendi sanayi ve tarımım koruyarak ve destekleyerek, devlete belli bir düzenleyici rol vererek, plan yaparak olmuştur. Hepsi, meşhur ekonomistlerin devletçilik falan diye 19. yüzyılda koy1930’ların programı bugün geçerlidir. İnsanlık, yenid- duğu esaslar dairesindedir.

Sayı 4, Nisan 2014

19


Bakın hiç kimsenin aklı almıyor; 300 milyar dolar (2007’de 430 milyar dolar) borç nasıl ödenir diyorlar.

erlerin temel meselesidir.

Bilimsel Sosyalizm ve Kemalizm

Bu program devam ederse, Türkiye’ye haciz konacak! Aynı tefeci gibi, nasıl köylüye verir, verir, en sonunda gider toprağını veya evini kapatır. Karşı plan budur. Türkiye hacze doğru gitmektedir.Böyle bir programdan kalkınma falan çıkmaz. Yoksulluk ve işsizlik büyür. Turgut Özal, Çiller ve Tayip Erdoğan gibilere, Diyor ki, bir arkadaşımız, “Sen Bilimsel Sosyalistsin. tarih bilinci ve birikimi olmayan benzerlerine, bu pro- Bu Kemalizm nasıl oluyor?” Ben Bilimsel Sosyalistim. gramların uygulanmasında figüran rolleri verilir. Ben, niçin Kemalist Devrimi savunuyorum? Çünkü bir BilimselSosyalistin, 1920’lerde Türkiye’de yapacağı şey, üç aşağı-beş yukarı Atatürk’ün uyguladığı proSosyaldemokrasi Kemalizm’in yıkımıdır Kemalizm ve sosyaldemokrasi, bunlar karşıttır. Ke- gramdır. Lenin olsa, yapacağı iş yine budur. Mao zatmalizm, bir mazlum milletin kendi özgün sürecinde en Çin’de aynı işi yapmıştır. Çünkü bir toplum, ancak ürettiği çözümdür. Arkada kalan Fransız Devri- önündeki sorunları çözer. O sorunların üzerinden atmi’nden sonra, demokratik devrim yapmak isteyen layıp, 30–40 yıl ötesinin sorunlarını çözemez. bir milletin çözümüdür bu. Kapitalizm emperyalizm Atatürk de bunu yapmıştır. Kemalizm, Türkiye’nin çağına gelmiş, dolayısıyla mazlum milletler demokratik devrimlerini, yalnız kendi padişahına milli demokratik devrimciliğidir ve çağımızda Ezilen karşı değil, dünya emperyalizmine karşı yapmak zo- Dünya ülkeleri, millî demokratik devrimlerini sosyalrunda. İşte bu tarihsel dönemde, Kemalist devrim, izmden esinlenen programlarla yapmak zorundadırFransız Devrimi’yle Sovyet Devrimi’nin çok güzel bir lar. Çünkü emperyalizm çağında, demokratik devrim, yabancı kapitalizmi hedef almak zorundadır. Atatürk, sentezini yapıyor. Sun Yatsen, Lumumba, Bin Bella, Chavez gibi Ezilen Sosyaldemokrasi ise emperyalizme bağımlıdır; kökü Dünya devrimcilerine bakınız, şu veya bu ölçüde sodışarıdadır. Sosyaldemokrasi, kendi devrim süreci- syalisttirler. Atatürk de, 1904 yılında, not defterine mizden çıkmamış, o devrimi bastırmak isteyen em- şöyle yazmış: “Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anperyalist güçler bize dayatmış. Sosyaldemokrasi, so- lamalı...” syalist köklerinden koparılmıştır. Bu akım, gelişmiş kapitalist ülkelerde, emperyalizm çağında kendi 1920 Halkçılık Programı’na ve 20 Ocak 1921 tarihli işçisine, bazı sosyal haklar vererek onları yatıştır- Anayasamıza bakalım; Atatürk der ki; “Bu bir Şuralar mak için üretilmiş, ona dönüştürülmüştür. Bunu Anayasası’dır. Ruslar buna Sovyet der.” Yani TürkiTürkiye’ye dayatanlar, ülkemizi o emperyalist sis- ye, 1921 yılında, KurtuluşSavaşı’nın ateşi içinde temdeki iş bölümünün içine çekiyorlar. Onun için, bir Sovyet Anayasası yapmıştır. Halkçılık ProSosyaldemokrasi ise Kemalist Devrim karşıt konum- gramı da, o zamanki Bolşeviklerin programıyla dadırlar ve bu konuda berraklaşmak, bugün Sosy- aynı içeriktedir. Emperyalizme ve kapitalizme aldemokrat akımın içinde yer alan halkçı ve yurtsev- cepheden tavır alan bir programdır. Türkiye, bu programla bir Kurtuluş Savaşı yapmıştır. Demek ki, sosyalizmin teorik ve pratik birikiminden esinlenen, Kemalist Devrimci program, bizim gerçeğimize uyuyor. Atatürk bize, hiçbir zaman “Bir yere gelin ve oraya kazık çakın” demedi. Diyelim, Atatürk’ün Halkçılık Programı’nı, ya da Altı Ok’u uyguladık, Türkiye Kemalist Devrim’i tamamladı. Ondan sonra tarih duracak mı? Atatürk çağdaş uygarlığın önünde olma amacını belirtiyor ve nihai amaca ilişkin tarifler yapıyor. Renkler-

20


in, sınıfların, ırkların kalmadığı bir uyum dünyasını amaçlıyor. “Yurtta barış, cihanda barış” diyor. Bunlar aslında, Tevfik Rüştü Aras’ın da belirttiği gibi, sınıfsız toplum tarifleridir. Atatürk, 1928 yılında Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na, hemen omuzunun arkasına Sovyet devrimcisi Aralof ’u koydurmuştur. Bakın bunlar unutturulan olgulardır.

Dünya dönüyor Son soruyu Sayın Karayalçın’a da sormuştunuz, bana da soruyorsunuz; en sonunda oyların belirlediğini söylüyorsunuz... Şimdi değerli arkadaşlar, soruyu soran arkadaşımıza söylüyorum; benim de oy almak için Özal veya Çiller veya Tayip Erdoğan gibi olmamı mı istiyorsunuz? Son 50–60 yılımıza, hatta 20–30 yılımıza bakalım, kimler, nasıl oy aldı? Menderes oy almıştı, Tansu Çiller oy aldı. Özal oy aldı. Tayip Erdoğan oy aldı. Peki, Mümtaz Hoca, Doğu Perinçek, bunlar da oy almak için, onlar gibi mi olsun? (Salondan alkışlar yükseliyor...) Yine bütün konuşmacılara yöneltilen sözlü sorular arasındaki mevki makam meselesine de değinelim. Benim felsefemde olan bir insan, yok mevkiymiş, yok makammış, yok genel başkanlıkmış, bunları hayatın amacı olarak belirlemez... Doğu Perinçek olarak, benim bir anlamım varsa bu dünyada, zaten vardır; genel başkanlık veya herhangi bir makam buna yeni bir anlam katmaz, Ben genel başkanlığı bir görev olarak yaparım. Başkası da görev olarak yapar. Ama, sorulduğu için kendi adıma söyleyeyim: Ben Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sadık Perinçek’in oğluydum. Siciline, “Genel Kurmay Başkanı olacak yetenektedir” diye yazılan emekli Tümgeneral Turhan Olcaytu’nun da yeğeniydim. Geleceği parlak görülen, genç bir bilim adamıydım. 1960’larda, Mümtaz Hocam da bilir, birçok kurumda birlikte çalıştık, önünde bütün kapıların açık olduğu, Sosyaldemokrat veya diğer partilerde, sizin oy alan partiler dediğiniz partilerde, başarı olarak tanımlanan yerlere pekala ulaşabilecek bir konumdaydım. Ama ben, kendi hayat felsefem ve ahlâk ölçülerim açısından bu tür hedefler peşinde koşmayı anlamlı bulmadım. Hangi yolu, neyi seçtim? Galile gibi dünya dönüyor diyorum... Oylamalara, seçim sonuçlarına bakarsanız, şimdilerde dünya dönmüyor. Sandıklar

50–60 yıldır çıkan mesaja bakarsanız, dünya öküzün boynuzunda duruyor, doğru... Ama bir gün dünya dönecek göreceksiniz. Oy almak için ne yapmamız gerekiyor? Bize burada önerildiği gibi, 1946 ruhunu mu savunalım? “Halk tutmadı” yargılarıyla Kemalist Devrim’e bir tekme de biz mi vuralım? “Dünya öküzün boynuzunda duruyor” mu diyelim, bu kurnazlığa mı başvuralım? Bize bu yolu önerenler, tarihin 40–50 yıl olduğunu sanıyor. Yani. 1950’lerden 2000’lere kadar. 50 yıl nedir? Tarihte bir an gibidir o 50 yıl, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Türkiye tarihine bakınız, bizim övünerek saydığımız büyük atılımların hangisi oyla gerçekleşti? Kurtuluş Savaşı mı, Atatürk Devrimi mi, daha önce 1876 Birinci Meşrutiyet mi, 1908 Hürriyet Devrimi mi? Hangisi? Bir de, 1946 ruhu diye tanımlanan, CIA demokrasisinde oyla yapılanlara bakalım. Bizi Küçük Amerika haline getiren, mahveden sürece... Yine dünyaya bakalım, çağ açan olaylara, insanlığın büyük atılımlarına, 1640 İngiliz Devrimi’ne, Cromwel’e. 1700”lerin Amerikan Devrimi’ne, Washington’a. Büyük Fransız Devrimi’ne, Robespierre’lere. Amerika iç savaşının devrimcisi Abraham Lincoln’lere. Sovyet Devrimi’ne, Çin Devrimi’ne, Lenin’lere, Mao’lara... Bir de devrimci rolleri benimseyen, toplumun

Sayı 4, Nisan 2014

21


“Eşref saati” geliyor. Türkiye, ya sömürge olacaktır veya bir devrim yapacaktır. İşte size eşref saati. Türkiye, o devrimi yapacağı zaman, bizim kendimizi adadığımız o büyük davanın insanları, o örgütler, biz olsak da olmasak da öne fırlayacaktır. Bunu dünyanın döndüğü gibi biliyorum. İşte benim mutluluk kaynağım budur. Çok teşekkür ediyorum. (Alkışlar... Alkışlar...)

KAYNAKLAR 1) A.R., “Yunan-Türk Savaşı”. Kommunismus, c. 13, 15 Haziran 1921, Komintern Belgelerinde Türkiye– Kurtuluş Savaşı ve Lozan içinde, derleyen Doğu Perinçek, yeniden düzenlenmiş 2. hasım. Kaynak Yayınları, İstanbul, Kasım 1993, s. 23. 2) Ecevit’in 1970’lerin başında kitabına kaydettiği Kemalist Devrim mirasını reddeden görüşlerinin CHP organları içinde nasıl ortaya çıktığını Kurtul Altuğ, Gözcü gazetesindeki kösesinde 2 Eylül 2004 günlü “Redd-i miras” başlıklı makalesinde söyle anlatıyor: “CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, 1965’ten sonra bir gün, toplanan ve İsmet Paşa’nın başkanlık ettiği bir CHP Meclisinde konuşurken: ‘Mustafa Kemal bir üstyapı devrimcisidir’ dediğinde CHP içinde bulunan 27 Mayıs Devrimi’nin iki önemli siması ve o sıralar milletvekili olan Orhan Kabibay ve Orhan Erkanlı oturdukları yerden: ‘ - Ne demektir bu; yoksa Atatürk’ü de mi inkar edeceksin’ dediklerinde, İsmet Paşa’nın gö-

22

zleri önünde Ecevit: ‘Elbette gerekirse, onuda yaparız’ dedi.” 3) Kışlalı, Baykal ve ekibinin Allı Ok ve Kemalizm’den kopuşların: cesurca açıklama ortamı buldukları 1990’ların ikinci yarısındaki o neoliberal rüzgâr günlerinde, bu kopuşun ve benimsenen Sosyaldemokrat yeni liberal çizginin adeta “suçüstü tutanağını” tutuyordu: “CHP’nin Sayın Genel Başkanı’nın kafasındaki ‘Yeni CHP’ belli oldu: CHP liberal bir parti olacak... Özelleştirmeyi de, küreselleştirmeyi de en iyi o yapacak... Sosyal devlet anlayışını da en iyi o raflayacak... Menderes’in, Özal’ın çizgisini 21. yüzyıla o taşıyacak... “”Ilımlı sağ’daki boşluğu doldurmaya aday bir CHP... Türkiye’nin Tony Blair’i olmak isteyen bir Baykal...” (A. T. Kışlalı, “Baykal Nereye Koşuyor?”, Cumhuriyet gazetesi, 29 Mayıs 1998); “CHP’nin Blair hayranı bir lideri var.(...) İnce hesapları da çok seven bir genel başkan. (...) ‘Atatürk’ten Menderes’e, Demirci’den Özal’a’ herkese sahip çıkınca, iktidar yolunun açılacağını hesaplayan bir genel başkan. (...) Laikliğe Ödünsüz sahip çıkmak iyi... İyi de, oda tek başına yetmiyor. RP iktidardan uzaklaşınca Baykal CHP’sinin de silahları azaldı. (...) Hem Kemalist, hem Blairci... Azıcık solcu, azıcık sağcı... Ama ne ‘Kemalistim’ diyebiliyor, ne de Kemalist değilim... Bir ‘yeni sol’ tutturmuş gidiyor. Ve Sayın Baykal’ın söylediklerine bakılırsa, bu ‘yeni sol’ azıcık sağa kaymayı gerektiriyormuş... Yani, Baykal’ın ‘yeni sol’u aslında ‘yeni sağ’...”’ (A. T. Kışlalı, “DSP, CHP ve Ötesi”. Cumhuriyet, 10 Aralık 1997.)


Say覺 4, Nisan 2014

23


OKLAR ENDÜSTRİYE Mİ? KAPİTALİZME Mİ? Kubilay Kızıldenizli Nasıl bir dünyada yaşamak istersiniz? Bir düşünün... Eğitim öğretim yok, “işe geç kaldım” yok, sınav stresi, nükleer enerji, elektrik enerjisi, yaşamak için meslek edinme ve iş bulma stresi yok, üst üste bindirilmiş evler, büyükşehir organizasyonları, para, servet, stok, stok maliyeti, banka,

24

kredi, çek, senet, haciz, aile, parti, dernek… Yok! Savaş yok, arkadaşının sırtına basıp yükselme yok, sınıf mücadelesi yok. Kısacası yaşamı yaşanmaz kılan hiçbir şey yok! Sadece yaşamak için doğa ile mücadele var, doğayı “evcilleştirme” var.

Kısaca soru şu; “Yaşadığımız günleri mi tercih edersiniz; yoksa tarih öncesinde mi yaşamayı seçersiniz? Yoksa bugünkü dünyayı altüst edip, her şeyi yerli yerine koyacak, doğa ile uyumlu, insanların arasında “daha çok kâr” amacı için çıkan savaşları yok edecek, kâr güdüsünü ve amacını ortadan kaldıracak bir dünya için yaşamak mı istersiniz? Siz hangisini seçerdiniz?


Enerjiye yüzde yüz gereksinim duyduğumuz, endüstriye bağımlı bu yaşamda, hem sağlıklı yaşayabilmek hem de endüstrinin nimetlerinden yararlanmak mümkün mü?

laşıklarını yıka, kağıt yerine kil tabletlerden yapılmış zarf kullan.

Kaynaklarımız belli... Tek enerji kaynağımız güneş. Başka enerji kaynağımız yok. Ya da güneş enerjisi kökenli, kömür petrol gibi rezerv kaynaklar var.

Dünya nüfusunun 6-7 milyar civarında olduğunu düşünürseniz, bu kadar devasa boyuttaki bir nüfusun gereksinimlerinin büyük ölçekli üretimlerle, otomasyonla, kısaca endüstriyel üretim tarafından karşılanabileceğini peşinen kabul edersiniz. Bilimsel araştırmalarla doğa ve insan dostu kimyasalların üretilmesi mümkün. Pompalanmamış ve insanın gerçek gereksinimlerine göre düzenlenmiş bir yaşam döngüsüne ait mal ve hizmet üretimini teşvik eden, yeni bir sistemin emrinde olan bir endüstri, doğayı da insanı da koruyacaktır.

Şu anda endüstri toplumunda yaşıyor ve tarih öncesi yaşam koşullarına dönmek istemiyorsak ne yapabiliriz? Annelerimizin bulaşıkları kül ile yıkadığı günlerde değiliz. Bulaşık ve çamaşır makinaları var. Bulaşık ve çamaşır deterjanı var. İnsanoğluna zaman kazandıran ve yaşamını kolaylaştıran bu malzeme ve cihazların üretimi için enerjiye gereksinimimiz var. Basit bir bulaşık veya çamaşır yıkama için harcanan ve parçalanması, yok olması yüzlerce yıl alan kimyasal maddelerin doldurduğu denizlerimizin feci durumu ortada. En önemlisi, çılgınca ve anlamsız yaşam “standardımızı” pompalayan bir sistem var. Kullanılan tüm malzemeleri ve kimyasalları pompalayan bir sistem var. Elbette baş sorumlunun endüstri olduğu da düşünülebilir. Soru yukarıdaki gibi olunca insan kendi kendine şu soruyu sormadan edemiyor: “Endüstriye sırtımızı dönüp çıra ile mi aydınlanacağız?” Öyle ya, endüstri olmasaydı evimize giderken sokağımızın köşesindeki, odunla çalışan bir fırından bir kilogram kül alıp akşam yemekten sonra tulumbadan da su çekip, bulaşıklarımızı kül ile yıkayabilirdik.

Güldüğünüzü görüyor gibiyim, ama endüstri eğer baş sorumlu olsaydı pekâlâ böyle yapabilirdik!

“Kâr” histerisiyle davranan ve insana da doğaya da bu gözlükle bakan bir sistemin içinde yaşamayı tercih edip, dünyanın damını delmeye devam mı edeceğiz? Öğrenciliğim bittikten sonra, tüketim malzemeleri üreten ve pazarlayan bir şirkette çalışmaya başlamıştım. Bize “öğretilen” en önemli şey şuydu ; “İhtiyaçlar Sınırsızdır!” Dünyamız ise “sistem tarafından belirlenmiş ihtiyaçların” karşılanması için, içinde “pazar payı kazanma” hedefiyle koşturduğumuz bir arenadır. Bir düşünelim... Bir ürün üreti-

yorsunuz, gerçekte böyle bir ürüne ihtiyaç yok. Bu ürünün satılması için önce “ihtiyaç yaratıp” daha sonra kıyasıya bir çalışmayla, ürününüzü satmak için korkunç bütçeler harcıyorsunuz. İlginç olan ise harcadığınız bu korkunç bütçe, ürünün fiyatına yansıdığı için yine tüketicinin cebinden çıkıyor. Kapitalizm öyle ya da böyle önce ihtiyaç oluşturur, bu ihtiyacın bütçesi de “pazarlama bütçesi” adı altında yıllık ürün bütçelerinin en önemli kalemi olarak yer alır. Çoğu kez bu bütçe, ürünün üretim maliyetinden bile daha çoktur. İhtiyaç dışı ürünleri saptamanız mümkün. Basit bir soru sorun kendinize: “Bu kullandığım ürün olmasaydı, hayatımdan ne eksilirdi?” Otomatik çamaşır makinasını bile görmemiş bir gruba, kireç önleyici satabilir misiniz? Önce ihtiyacı “üreteceksiniz”, ardından hangi ülkenin bilmem hangi laboratuvarında üretilmiş bir kireç önleyici ürünü yazılı ve görsel medyada halkın gözüne kadar sokup “aman makinem yıpranmasın” diye almasını sağlayacaksınız. Oysa kamucu olan ve buna uygun davranan bir sistem, şehir şebeke suyunu kireçten arındırmayı, önce insan sağlığı daha sonra da bulaşık-çamaşır makinası gibi ürünlerin yıpranmasını önlemeyi hesaba katar. Ancak kapitalist bir sistemde yaşıyoruz ve oyunun kuralları yine

Çıra ile aydınlan, kül ile bu-

Sayı 4, Nisan 2014

25


onlar tarafından belirleniyor.

Sorular Sorular… Doğal kaynaklarımız neden hesapsızca kullanılıyor? Gereksiz üretimler için harcanan enerji neden gerçek gereksinimler için kullanılmıyor?

tarım yöntemleriyle karşılanamayacak boyuttadır. Bu gerçek, insanlığın endüstriyel üretime bağımlılık sonucunu doğuruyor. Bu bir gerçeklik olmakla birlikte, önümüzdeki ilk pratik sorun doğa ve insan düşmanı üretim tesislerinin varlığı ve bu tesisleri ikame edecek alternatif üretim tesislerinin yaşama geçirilmesidir.

Nükleer santrallere karşı olNeden Çernobil gibi ve birkaç yıl malıyız, tarımda pestisitlerin öncesinde olduğu gibi Japonya’da ve hormanların kullanılmasını meydana gelen nükleer felaket gibi önlemeliyiz. Ancak bunlar geçici felaketlerle karşı karşıya kalıyoruz? çözümlerdir. Önemli olan bize bunu dayatan sistemin varlığıdır. Şehirler neden verimli ovalar Daha fazla kâr için, bu ürünleri üzerinde kuruluyor ve kanserli bir önümüze “tüketin” diye koyan doku gibi yayılıyor? sistemi ortadan kaldırmaktır önemli olan. Endüstriyel üretim Neden artık Buca’nın Razâki teknolojisinin geri planında duran üzümü, Bornava’nın bamyası ve kapitalizmi görmediğiniz zaman, çocukluğumuzun kokulu doyaptığınız iş “hormonsuz domates, matesleri yok? kokulu gül” talebinin ötesine geçmeyecektir. Neden doğal bitki örtüleri yok oluyor?

Neden dünyamız asit yağmurları altında yanıyor?

Hormonsuz Domates, Kokulu Gül mü Çözüm? Bugün dünya nüfusunun ulaştığı nokta insan gereksinimlerinin atölye üretimleri ve geleneksel

26

Kapitalizm ihtiyaç oluşturuyor, sonra bu ihtiyacı gideriyor ardından yeni bir ihtiyaç ve yeniden doyurulan bu ihtiyaçlar derken, sonuçta nükleer enerji tesisleri, ardından doğal kaynakların talanı ve sonunda sağlıksız ürünlerle buluşmak zorunda kalan insan, hem ruh sağlığını hem de bedensel sağlığını yitiriyor.

Kapitalizm bu faaliyetiyle kendisi için kâr üretirken, insanlık ve doğa için felaket üretiyor.Bunu görmek için neredeyse ölü bir deniz haline gelen Marmara ve Karadeniz’e bakmanız yeterli. Tüm bunları Endüstri yapıyor derseniz yanılırsınız. Endüstri sonuç itibariyle bir araçtır ve bu aracın “ne için ve kim için değer üretiyor” sorusuna verilecek olan yanıt, aslında onun işlevinin insanlık için yararlı mı zararlı mı olacağını da belirliyor. Tüketim alışkanlılarımızı ve yaşamımızı yönlendiren sistem, endüstriye de hükmederek “kâr” üretiyor. Yazının başında bir soru sormuştuk, “Nasıl bir dünyada yaşamak istersiniz?” Yeryüzünde sadece insanlar arasındaki uyumu değil, aynı zamanda hayvanlar ve doğayla uyumu hedefleyen, kâr için değil, insanlığın gerçek gereksinimlerine göre üretimi planlayan, “gül ile gülün tartıldığı”, doğa ile ilişkilerinde dengeli, estetik ve fonksiyonel açıdan da güçlü bir sistemde yaşamak ister misiniz? Biz buna kısaca sosyalizm diyoruz. Peki ya siz?


Say覺 4, Nisan 2014

27


KÖRLÜKTEN KURTARAN

GEN TEDAVISI

İ

ngiltere’de Oxford Üniversitesi körlüğe karşı büyük bir zafer kazandı. Uyguladıkları bir gen terapisi sayesinde “Koroideremi” adı verilen ve kişinin yavaş yavaş körleşmesine neden olan bir göz hastalığının önüne geçilmeye başlandı. Koroideremi gözdeki genlerin yavaş yavaş hastalanmalarına ve retinadaki renk hücrelerinin ölümüne yol açıyor. Hücresiz kalan retina daralıyor ve görme duyusu kayboluyor. Terapi sayesinde gözdeki bozuk gen yenisi ile değiştiriliyor.

28

Ameliyat sırasında gensel tedaviyi ihtiva eden virüsü göze enjekte etmeden önce hastanın retinası kaldırılıyor: Prof. Robert Maclaren: “Koroideremi geni REP1 adı verilen bir proteinin üretiminde önemli bir role sahip. Retinada bu proteinden yeteri kadar bulunmadığında hücreler yavaş yavaş ölüyor. Hastalarda bir tünel görüşü oluşuyor. Bu tünel gittikçe darlaşıyor ve sonunda yok oluyor. Gen terapisi ise eksik geni taşımayı sağ-

layacak bir virüsü kullanarak bu hücrelere protein takviyesi yapmayı hedefliyor.” Bugüne kadar araştırmacılar 9 hasta üzerinde deneyler yaptı. Toby Stroh ve Jonathan Wyatt bu sürece katılan hastalardan ikisi. Tahminlere göre hastalığa her 50 bin kişide bir rastlanıyor. Fakat halk arasında ‘Tavuk Karası’ ya da ‘Gece Körlüğü’ olarak bilinen ve dünyada yüz binlerce kişinin etkilendiği “Retinitis Pigmentosa” adlı hastalığa karşı da yöntemin kullanılabilmesi söz konusu.


Stroh ve Wyatt terapiden beri görüşlerinde bir iyileşme olduğundan emin:

cak ve türün neden soyunun kuruduğuna yanıt getirecek bir proje üzerinde çalışıyor.

Toby Stroh: “Bu denemenin sonucunda, görmeye devam edebileceğimi işaret eden çok somut ve gerçekçi bir

İzleme projesi, Commonwealth Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Organizasyonu (CSIRO), Tazmanya Üniversitesi, arı ve meyve üreticileri ile ortaklaşa yürütülüyor.Bu sayede bal arılarının polen yaymasının ve

lüyor ve verimli bir üretim için gereken şartlar gözlemleniyor. John Evans, meyve üreticisi: “Nereye gittiklerini ilk defa tam olarak bilebiliyoruz. Çünkü geçmişte kovana girip çıkarken ne yaptıkları hakkında hiçbir fikrimiz yoktu.” Projenin diğer bir hedefi de alıcıları bir milimetre boyutuna düşürerek meyve sinekleri ve sivrisinek gibi daha küçük türlere takılabilmelerini sağlamak. Kaynak: http:/tr.euronews. com/2014/01/21/korlukten-ku rtaran-gen-tedavisi/Satumadfacia qui publica

umut doğdu. Bu bile çok büyük bir ilerleme. Ayrıca hayata bakış şeklimde şimdiden çok büyük bir değişim oldu.” Jonathan Wyatt: “Bir büyüteç olmadan I Pad’den istediğim şeyi okuyabilmem bile muhteşem.” Bilim insanları, körlüğün yenildiğini söylemek için çok erken olduğu konusunda uyarıyor. Fakat deneye katılan hastaların görmelerindeki ilerleme iki yıldır devam ediyor ve bu süreçte hiçbir yan etkiye de rastlanmamış durumda.

İngiltere’den Avustralya’ya uzanıyoruz. Tazmanya’da bilim insanları, alıcı yerleştirdikleri arıların davranışlarını daha iyi anlaya-

üretiminin iyileştirilmesi hedefleniyor. Araştırmacı Paulo de Souza (CSIRO): “Arılar sıcağa karşı çok hassas. Bu yüzden onları laboratuvara getiriyoruz. Vücut sıcaklıklarını düşürüp, uyurlarken alıcı yerleştiriyoruz.” Araştırmacılar 5 miligram ağırlığındaki alıcıların, nektar ve polen taşıyan bir arıyı rahatsız etmediğini belirtiyor. Alıcıların arılara yapıştırılması çok hassas bir işlem olmasına rağmen çok kısa sürüyor. Bu cihazlar, arıların hareketleri ve davranışları hakkında bilgi edinilmesini sağlıyor. Ayrıca zirai ilaçlara olan tepkileri ölçü-

Sayı 4, Nisan 2014

29


Tarihte

1 NISAN 1921 2 NISAN 1968 3 NISAN 1937 4 NISAN 1974 5 NISAN 1941

Metristepe’deki 10. Yunan Tümeni’nin geri çekilmesinin ardından taarruza geçen Türk birlikleri, II. İnönü Savaşı’nı kazandı. Milli Mücadele sürecinin dönüm noktalarından biri olan bu zaferin ardından; Fransa, Ankara ile anlaşmanın yollarını aramaya başladı.

11 NISAN 1956

308 üniversite öğretim üyesi Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü (NATO) ile ilişkilerin yeniden ele alınmasını istedi.

12 NISAN 1969

Sonradan Atatürk Kültür Merkezi adını alacak İstanbul Kültür Sarayı, Aida Operası ve Çeşme başı Balesi ile açıldı.

1961’e kadar, Türkiye’nin tek demir-çelik üreticisi olarak kalan ve Cumhuriyet rejiminin ilk önemli sanayi hamlesi olarak değerlendirilen Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nın temeli, Başbakan İsmet İnönü tarafından, Zonguldak’ın Karabük köyünde, Soğanlı ve Araç çaylarının birleştiği arada atıldı. Böylece Karabük’te, Türkiye’nin ilk ağır sanayi hamlesi başlatıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri NISAN 1976 Kasım Gülek, ütüsüz İsrail Başbakanı Raeski bir pantolon ve bin’in eşi bir Ameyırtık ayakkabılarla rikan bankasındaki halkın karşısına çıktı. yasa dışı hesabından NISAN 1994 Gülek, Başbakan dolayı hapse girdi. Refah Partisi Genel Adnan Menderes’i Bunun üzerine Rabin Başkanı Necmettin eleştirdi. “Barajların görevinden istifa etti. Erbakan “Refah Partitemellerinde çok haŞimon Peres görevi si’ne geçiş dönemi ram para var. Açılışdevraldı. kanlı mı olacak tatlı lara harcanan parayla mı olacak, buna 60 en az 80 köy ilkokulu milyon karar vereyapılırdı” dedi. cek” dedi.

22

13

21 NISAN 1990 Anayasa Mahkemesi hükümeti uyardı. Çok sayıda kanun hükmünde kararname çıkartılmasının parlamentonun işlerliğini

30

23 NISAN 1920

Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi açıldı ve Türk halkının egemenliği ilân edildi.

Türk Hükümeti, Yunan karasularının 12 mile çıkarılmasını kabul etmeyeceğini, Ege’nin bir Yunan gölü haline getirilmesinin söz konusu olamayacağını, diplomatik kanallarla Yunanistan’a bildirdi.

14 NISAN 1987 Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na tam üyelik için başvurdu.

Anıtkabir için açılan proje yarışması sonuçlandı; Emin Onat ve Orhan Arda’nın teklif ettikleri proje seçildi.

15 NISAN 1987 Doğu’da isyan başlatan Şeyh Sait yakalandı.

25 NISAN 1988

Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Erdal İnönü, Anavatan NISAN 1934 Partisi’nin SHP Genel 1 Mayıs törenlerine Merkezine dinleme katılmak için Mos- araçları yerleştirdiğini kova’ya giden Türk iddia etti Askeri Uçak Filosu törenle karşılandı.

24


bu ay

6 NISAN 1941 7 NISAN 1960 8 NISAN 1923

İsmet İnönü’nün Kayseri’de karşılaştığı engelleme nedeniyle 7 Nisan 1960’da bazı subaylar ordudan istifa etti. Subaylar, istifa dilekçelerinde, “İstisnai haller dışında emniyet ve zabıta kuvvetleri yerine ordunun kullanılması hukuken mümkün olmamasına rağmen, İnönü’nün Kayseri NISAN 1948 gezisinde, emir ve koAvrupa Ekonomik muta ettiğim birlikleri İşbirliği Örgütü kubu hukuki sınırlar ruldu. Türkiye örgüte dışında kullanmaya zorlandım” dediler. katıldı. Mihver devletleri Yugoslavya’yı işgal etti. Almanlar Yunanistan’a girdi, Türk deniz sınırına kadar Doğu Akdeniz’i savaş bölgesi ilan etti. Türkiye, bunun üzerine Edirne ve Uzunköprü’de demiryolu köprülerini havaya uçurdu.

16

26 NISAN 1964

Girne Başparmak Dağları’na saldırıya geçen Rumlar 4 Türk’ü öldürdüler, Rum güçleri Girne Geçidi’ne 8 kilometre yaklaştılar. Aynı gün, Lefkoşa’da yürüyüş yapan 5000 Türk kadın, Birleşmiş Milletler Barış Gücü komutanını yuhalayarak taşladı ve “Türk Ordu’su Kıbrıs’a” diye bağırdı.

Mustafa Kemal ‘’9 Umde’’yi açıkladı. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkelerin başında, ‘’Egemenlik Ulusundur’’ gelmekteydi. İlkeler arasında ‘’öğreNISAN 1985 timin birleştirilmesi’’ Tiyatronun ilk kadın de bulunuyordu. oyuncularından Şaziye Moral İstanbul’da öldü. Moral, MütaNISAN 1960 reke yıllarında Kırık Kalp adlı oyunda rol CHP’yi ve basını alınca, “Müslüman soruşturmak üzere kadın sahneye çıkaTBMM’de Tahkikat maz” diye eleştirilKomisyonu kuruldu. mişti. İnönü, “bu demokratik rejim istikaNISAN 1940 metinden ayrılıp onu Köy Enstitüleri’nin NISAN 1925 baskı rejimi haline kurulması yasalaştı. Cumhuriyetin ilan götürmek tehlikeli edildiği 29 Ekim’in bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz ben Milli Bayram olması NISAN 1960 de sizi kurtaramam” yasalaştı. Meclis Tahkikat dedi. Komisyonu’na çok geniş yetki tanıyan NISAN 1960 NISAN 1997 Tahkikat Encümeni İstanbul Üniversitesi Genel Kurmay BaşSelahiyet Kanunu öğrencileri, üniversite kanlığı gazetecilere Türkiye Büyük Millet brifing verdi. BrifingMerkez binasında Meclisi’nde kabul de irticaın bölücülükhükümet aleyhine edildi. gösteri yaptı. Güven- le aynı oranda tehlikeli olduğu açıklandı. lik güçleri, gösterilere müdahale etti. Güvenlik güçlerinin üniversiteden ayrıl-

9

18

17

19

27

28

29

10 NISAN 1928

İsmet (İnönü) Paşa ve 120 arkadaşının teklifi üzerine “Türkiye Devletinin dini, din-i islamdır” cümlesi Anayasa metninden çıkarıldı. Milletvekilleri ve cumhurbaşkanı yemin ederken “vallahi” yerine “namusum üzerine söz veririm” diyecek.

20 NISAN 1924 1924 Anayasası yürürlüğe girdi.

30 NISAN 1967

Cumhuriyet Halk Partisi 4. Olağanüstü Kurultayı sonuçlandı. Kurultay’da kabul edilen “Ortanın Solu” siyasetine karşı çıkan Kayseri Milletvekili Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nun liderliğini yaptığı 33 milletvekili ve 15 senatör partiden istifa etti.

Sayı 4, Nisan 2014

31


Tek kare video

- Yüzbaşı Faruk İzmir beni emretmişsiniz. - Oğlum, dün akşam Beyoğlu’nda İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Miller’i selamlamamışsın. Doğru mu? - Doğru efendim. - Herhalde görmediğin için selamlamadın değil mi yavrum? - Hayır Efendim gördüm. Rütbesi benden küçüktü. Askerlik töresince önce onun beni selamlaması gerekirdi efendim. - Askerlik töresi mi kaldı a yavrum. Adamlar her konuda galibiyet hakkını kullanıyorlar. Bu sabah olayı protesto ettiler. Mesele çıkarılacak zaman değil. Derhal, Teğmen Miller’i bul, kendisinden özür dile. - Özür mü dileyeceğim? - Evet. Dile de şu meseleyi kapatalım. - Bakın paşam. Balkan savaşında teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen oldum, Suriye’de yüzbaşı. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı vardır. Onların hakkını korumak, benim için namus borcudur. Beni affedin, İngiliz teğmenden özür dileyemem. - Yüzbaşı. Anlamadın galiba! Harbiye Nazırı olarak emrediyorum. - Anladım efendim. (Yüzbaşı Faruk rütbelerini söküp masanın üzerine bırakır.) - Artık emrinizde değilim. Özür emrinizi dinlememekte serbestim. İzninizle paşa hazretleri.

32


Bulmaca

Say覺 4, Nisan 2014

33


Film

DİAZ: BU KAN TEMİZLENMEZ (Diaz: Don’t Clean Up This Blood) Yapımı : 2012 - İtalya Tür : Dram Süre : 87 Dak. Yönetmen : Daniele Vicari Oyuncular : Jennifer Ulrich , Claudio Santamaria, Elio Germano Senaryo : Daniele Vicari İmdb Puanı : 7.4/10

Filmin merkezinde, 2001 yılında İtalya’nın Genoa şehrinde düzenlenen G-8 zirvesi sırasındaki olaylara karışan farklı uluslardan protestocuların toplandığı okul olan Diaz bulunuyor. Uluslararası medya için de forum imkanı sunan okulda öğrenciler, gazeteciler ve yabancılar konaklıyordu ve polis bir gece ansızın okulu basınca, aklın alamayacağı ölçüde polis şiddeti yaşanmış ve olaylar sırasında bir kişi kafasından vurularak yaşamını kaybetmiştir…Diaz: Bu Kan Temizlenmez filmi 2012 yılında yayına girmiş ve bir çok film sever tarafından beğeni ile izlenmiştir. Dünya sinema severleri tarafından İMDB puanı 7.4/10 olarak belirlenmiş ve kadrosunda Claudio Santamaria, Elio Germano, Jennifer Ulrich oyuncuları bulunmaktadır. Yönetmen koltuğunda Daniele Vicari otururken filmin türü ise dram şeklinde değerlendirilmiştir.

34


Tiyatro

OCAK

Yazan : TURGUT ÖZAKMAN Yöneten : YILDIRIM FİKRET URAĞ Sahne Tasarımı : RIFKI DEMİRELLİ Işık Tasarımı : ÖZCAN ÇELİK Kostüm Tasarımı : ZUHAL SOY Efekt : YUSUF TUNCER Süre : 2 PERDE 2 SAAT 15 DAKİKA

KONUSU 1960’lı yıllarda emekçi bir ailenin ekonomik güçlüklere ve geçim sıkıntısının getirdiği zorluklara rağmen bir arada durma çabasını anlatır. Anne, baba, çocuklar ve büyükanneden oluşan aile bireylerinin her biri farklı karakterlere ve hayallere sahiptir. Tüm sıkışmışlıklarına rağmen, birbirlerine duydukları sevgi, diğer tüm yoksunluklarını unutturmaktadır. Sahnede bir yandan aileyi izlerken, diğer yandan 1960’ların İstanbul’unu, hayallerini, müziğini ve radyosunu da hatırlarız. 04-05 Nisan 2014 20:00 Kağıthane Sadabad Sahnesi 05-06 Nisan 2014 15.30 Kağıthane Sadabad Sahnesi 24-25-26 Nisan 2014 20:00 Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi 26-27 Nisan 2014 15:30 Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi

Sayı 4, Nisan 2014

35


36


Kadro 4