Page 1

Yörem Güncel

4 Başbakanı anlamak! Orhan KAPLAN

Başbakan Erdoğan’ın son günlerdeki kimi söylemleri insanları şaşırtıyor gibi görünüyor. Her kes araştırmadan, düşünmeden bodoslama tartışmaya katılıyor. AB konusunda iktidara geldiği yıllar oldukça aktif olan, bir yığın reformu gerçekleştiren AK Parti, gelinen süreçte Başbakanın ağzından ‘AB’yi istemiyor’ gibi bir algı oluşumuna sahne oluyor ve eleştiriliyor. Başbakan, AB yerine ‘Şanghay İşbirliği Örgütü’nden söz edince ezeli AB düşmanları hemen seslerini yükseltmeye başlıyor. AB’ye seçenek gibi sunulan Şanghay İşbirliği Örgütü… Nedir bu örgütün yapısı? Siyasi, ekonomik, kültürel ve evrensel demokrasi normları konusunda bu örgütü oluşturan

ülkeler nerededir, hangi seviyededir? Türkiye’nin bunlardan alacağı ne olabilir? Bunu için bazı kıstaslara bakmakta yarar vardır. Dünyanın kabul ettiği demokrasi Endeksleri’nde AB ülkelerinin ortalaması 8 puanla “Tam Demokrasi” iken, ŞİÖ ülkelerinin ortalaması 3,14 puanla “Otoriter Rejim” olarak sınıflandırılmaktadır. Bu gerçeği es geçebilmek olası mıdır? Zaten Başbakan da, Cumhurbaşkanı da ve Ana muhalefet lideri de aynı şeyi söylüyor; ‘Şanghay İşbirliği Örgütü AB’nin seçeneği değildir’ Uzun yıllar bekletilmekten şikâyet ediyor başbakan. Haksız sayılabilir mi? Şanghay İşbirliği Örgütü ile nereye varılabilir? Amaç, nüfuslarının fazlalığı gibi nedenlerle ticaret hacminin arttırılması ise bunun için örgüte tam üye olmaya gerek var mıdır? Türkiye, AB’ye girmeden de bu gün dışsatımının yarıya yakının AB’ye yapabilmektedir. Bunun gibi Türkiye Şanghay Örgütü’ne dahil ülkelerle ticaretini geliştirebilir. Bunda ne gibi bir engel olabilir?

Şubat 2013

Burada, başbakan Erdoğan’ın neden böyle bir şeyi seslendirdiği konusu üzerinde kafa yormak gerekir. Son yıllarda Türkiye’ye karşı ilişkilerde fazla isteksiz görünen AB egemen çevrelerine bir mesaj olarak görmek gerekmez mi? *** Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın darbe soruşturmaları ve Ergenekon davalarında tutululuk halleri ve sürecin uzamasından dolayı yakınması, “Orduda görev verecek komutan kalmadı..” şeklindeki söylemini de Statüko yandaşlarının ağızlarını kulaklarına getirdi. Gerçekten darbe girişimi ve çeşitli suçlamalarla tutulu bulunan 400 dolayındaki Subay,Ast subay, General ve Amiral’in eksikliği orduda, savunmada, terörle mücadelede bir eksiklik yaratıyor mu, diye düşünmeden, araştırmadan balıklama atıldılar oldu bu söyleme. Unutmayalım ki, 27 Mayıs’ta 5 bin dolayında Subay, Ast subay ile 300 küsur General ve Amiral ordudan tasfiye edilmişti. O zaman da aynı zafiyet duyulmuş muydu? Yine 12 Eylül’de 600’e yakın Subay ve Ast Subay orduyla ilişiği kesildiğinde aynı zafiyetten

söz edilmiş miydi? 28 Şubat döneminde de bir çok asker sorgusuz-sualsiz orduyla ilişiği kesilmişti. Bunları da göz önüne almak gerekmez mi? Kaldı ki, darbe girişimi soruşturmaları tutuklamaları başlarken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “ İyi ki bunlarla bir savaşa falan girmemişiz” sözünü de anımsamak gerekir. Darbe girişimi ve darbe soruşturmaları bu ülkede vesayet sistemini çökertmiş, bir daha böyle girişimler olmaması için caydırıcı bir rol oynamıştır. Başbakan Erdoğan’ın yeni söylemini, tutuksuz yargılamalar ve artık yeni sürece katkı yapması açısından değerlendirmek gerekir… Yeni bir süreç… İnsanların bu sürece hazırlanması…

*** Sözün özü: Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!.. Atasözü

Nilüfer araç parkına taze kan

Nilüfer Belediyesi yol yapım, asfaltlama ve karla mücadele çalışmalarında kullanılmak üzere damperli kamyon, tuz serici ve yol çizgi makinesi alarak araç parkını güçlendirdi.

Ailesinin gözüyle Bektaş

Selim ve Fatma Bektaş… BESAŞ Genel Müdürü Mustafa Bektaş’ın Keles Alpagut köyünde yaşayan ailesi. Baba Selim Bektaş Bağ-Kur emeklisi… hayvancılık ve tarımla uğraşmış. Anne Fatma Bektaş ise ev hanımı. Keles Alpagut köyünde mütevazı bir evde hayatlarını sürdürüyorlar. Mustafa dediğimizde gözleri parlıyor ikisininde. Sanki yıllardır görmüyormuş gibi bir hasret ve özlemle bekliyorlar onu. Aslında onları hiç boş bırakmıyor ama iş evlat olunca anne babanın gözünde durum farklılaşıyor. Her an yanlarında olsun itiyor gönülleri… Onu gazetelerden televizyonlardan görmeleri ise daha da heyecanlandırıyor kendilerini. İnşallah diyor ikisi de “Memlekete daha hayırlı ve faydalı olur” Bu duygu ve düşüncelerle soruyor Mustafa Bektaş’ı onlara… Çocukluğunu, gençliğini, şimdiki hallerini… En samimi dilleri ve halleriyle anlatıyorlar bize… Anne ve Babasının elini öptükten sonra kuruluyoruz yanlarına… Hasret giderdikten sonra ilk sorumuz Mustafa Bektaş’ın ismi… Nereden geliyor Mustafa ismi?

Öncelikle Mustafa'nın adı benim 18 yaşında ölen küçük kardeşimin adından gelir.

Köşe yazarımız Yasin Oruç’un Fatma ve Selim Bektaş ile özel röportajı

Mustafa şanslı çocuklardan Selim Bektaş: '-O zaman para vardı Allah’ıma şükür. Ortaokulda 10 kişi kadar başlamışlardı. Maddi sıkıntılardan sonra 3-4 arkadaş kaldılar. Mustafa bu şanslı çocuklardandı. Kuzu güttü, para kazandı Lise son sınıfta 50 tane kuzu aldım Kıranışıklar’dan. Cambazlık yaptığımdan elden çıkarma vakti geldiğinde sattırmadı bana kuzuları. “Ben bunları güdeceğim, benim köyde canım sıkılıyor, boş vakit geçirmek istemiyorum” diyerekten bana o 50 kuzuyu sattırmadı epey vakit... Kaya kovuğunda kitap okuyordu Bir gün çok şiddetli yağıyordu mübarek. Ben “Mustafa ıslanmıştır, hayvanları değiştireyim” (çoban değişimi) diyerekten hayvanları yaydığı yere gittim. Hayvanlar yağmurdan yayılamıyordu. Mustafa bir kayanın kovuğuna büzülmüş elindeki küçücük bir kitapla ilgileniyordu. El kadar bir kitap. Meğer üniversiteye hazırlık kitabıymış. Kara çaydanlık ve kitapla büyüdü Kara çaydanlığını ve o kitabı yanından ayırmıyordu hiç bir zaman... Vakit geldiğinde hayvanları elden çıkardım ben. Bir hayli de para bıraktı bana. Verdiğim sözü hatırlattım. “Al bu kuzuların kârı senin.” dedim. Kendisine bir çift elbise almış ve arta kalan parayı yine getirip bana geri vermişti. 'Ama bana tekrar kuzu al dedi' 20 kuzu daha aldım ve bu olay devam etti...

Nilüfer’e yakışır şekilde rahat ulaşım için durmaksızın çalışan Nilüfer Belediyesi, araç parkına takviye yaptı. Yol yapım, asfaltlama ve karla mücadele çalışmalarında kullanılmak üzere alınan damperli kamyon, tuz serici ve yol çizgi makinesi Nilüfer Belediyesi’ne yaklaşık 815 bin TL’ye mal oldu. Yeni alınan araçlarla Nilüfer Belediyesi’nde parkında araç sayısı 179’a çıktı. Nilüfer Belediyesi araçları, özel takip sistemiyle sürekli gözetim altında tutuluyor. Nilüfer’de rahat ulaşım için

ellerinden geleni yaptıklarını ifade eden Başkan Mustafa Bozbey, “Nilüfer’in en

büyük sorunları arasında gösterilen yol ve asfalt sorunlarına çözüm bulmak

için tüm olanaklarımızı seferber ediyoruz. Hızla gelişen Nilüfer’de yol ve asfalt konusunda gelen talepleri karşılamak için bu yıl da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ekiplerimiz sürekli yol iyileştirme ve bakım onarım çalışmalarını sürdürüyor. Yeni alınan araçlarla çalışmalarımız daha güçlü hale gelecek” dedi. Başkan Mustafa Bozbey, Başkan Yardımcıları Turgay Erdem, Recep Tanlak, Ahmet Çakıcı ve idari müdürlerin de katıldığı tanıtım törenini sonunda kesilen kurbanların ardından yeni araçlar göreve başladı.

Genç yazar Uslu’dan Nilüferli çocuklara öğütler Yazdığı yetişkin ve çocuk kitaplarıyla son dönemde dikkatleri üzerine çeken genç yazar Fadime Uslu, Nilüferli çocuklarla bir araya gelerek, okuma ve öykü-hikaye yazımı üzerine öğütler verdi. Nilüfer Belediyesi, kültür-sanat etkinlikleri kapsamında birçok başarılı ismi Bursalılarla buluşturmaya devam ediyor. Yazdığı kitaplarla okurların dikkatini üzerine çekmeyi başaran ve ‘Gölgede Yaşamak’ adlı kitabıyla 2011 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanan Fadime Uslu, Nilüfer Üçevler

Kütüphanesi’nde minik okurlarla bir araya geldi. Kaleme aldığı ‘Çat kapı dayım ve Sokağın kuyruğu’ adlı çocuk kitaplarının içeriği ve karakterler hakkında bilgi veren Uslu, öğretmen olmasının çocuk edebiyatının büyüsünü daha erken yaşattığını ifade etti. İlk çocuk kitabı Sokağın Kuyruğu’nu yazmaya heveslendiren bir öğrencisinin anlattığı hikaye olduğunu kaydeden Uslu, yaşadığı olayı hikayeleştirirken eşsiz heyecan duyduğunu belirtti. Annesinin kendisine küçük yaşlarda masal ve hikaye okumasının yazar olmasında büyük etkisi olduğunu ifade eden Fadime Uslu, “Yazmayı bir bütün olarak yaşıyorum. Çocuk kitaplarını yazmanın daha güç olduğu, daha çok çaba gerektirdiği, pedagojik birtakım bilgiye sahip olmanın avantaj sağlayacağı gibi sözler ediliyor. Bunlara inanmıyorum. Ne çocuklar bu dünyanın ötesinde başka bir yerde yaşıyorlar, ne de cam bir fanus içerisinde. Doğallığı her şeyden çok önemsiyorum. Mesaj verme kaygısıyla şu dersi de metnin şurasına yerleştireyim gibi bir kaygım hiç olmadı. Paralel zamanda her iki alanın kitapları üzerine çalıştım. Açıkça söyleyebilirim, çocuklar için

üretmenin verdiği haz bambaşka” diye konuştu. Yazmak isteyen çocuklara öğütler de veren Uslu, “Öykü-hikaye yazmak zamanla oluşuyor. Yazmadan önce günlük tutun. Onlar ileride yazacağınız zaman size yardımcı olacak. Hayalinizde karakterler oluşturun ve onlarla iletişim kurun. Yaşadığınız olayları, bulunduğunuz ortamların detaylarını o hayali karakterle paylaşın. Benim küçük yaşta tuttuğum günlükler, yazmaya başlayınca en büyük yardımcım oldu” şeklinde konuştu. Söyleşinin sonunda Uslu, minik okurlara kitaplarını imzalayarak hediye etti.

yetişsin diyorlarmış dedi. (Çarpık bacak) 'Skoda' vardı. Bindik Göynükbelen tarafından yola çıktık. Yağmur yağmış yollardan zar zor çıktık. Vardığımızda namaza durmak üzerelermiş. Defnettikten sonra geri dönerken Karıncalı çıkışında lastik patladı. Lastikçiye 500 metre var yok. Patlak lastikle oraya kadar vardık.

paylaştı… * Başkanlık, politika gibi istekleri var mıydı? Vallahi küçüklüğünden beri okuyup büyük adam olacağım derdi. Mesleğini eline aldıktan sonra politikayla uğraşmaya başlamış olacak…

Mustafa, ben lastiği yaptırana kadar sende kahvede sinemaya bak dedim. Gitti, 5 dakika sonra elinde gazete uçarak geliyordu... 'Baba kazandım, kazandım!' Lastikçiyle zor kavradık. Nereyi kazandın oğul? Kazandım kazandım demekten başka bir şey demiyordu. Bir vakit sonra Hukuk kazandım baba hukuk!' O gün eve bile girmemişti, sevincini arkadaşlarıyla

* Ziyaretinize gelir mi? Fatma Bektaş: Bir oğul anadan babadan vazgeçebilir mi? Tabi ki gelir ziyaretimize. Lakin herkes gibi ekmek derdinde olduğundan zaman aralığı değişir. Bu her ailede vardır zaten. Her ailenin evladı anasının babasını dizinin dibinde duramaz ki... EVLADIMIZ BİZİM GURUR KAYNAĞIMIZDIR.

Annesi Fatma Bektaş anlatıyor; Yavrumu hiç kahvaltısız çıkarmadım dışarı. O ne kadar büyüse de benim gözümde hep küçük Mustafa, onu hep merak ediyorum. Ne yapıyor ne ediyor hep aklımızda. Bizim zamanımızda kadınlar evde durur, hayvanı olan ağılda kalan hayvanlarla ilgilenirdi. Ben de ağıldaki hayvanlara bakardım… Sabah erken saatte kahvaltı hazırlardım. Böyle bir evlat yetiştirebildiğimiz için çok gururluyuz.

Aydan Çelik Nilüfer’de “Bi Tur Versene” dedi

Çocukluğunu bisiklet peşinde arayan yazar Aydan Çelik “Bi Tur Versene” kitabının imza gününde Nilüfer Belediyesi Dernekler Yerleşkesi’nde bisiklet tutkunlarıyla bir araya geldi. Nilüfer Belediyesi Dernekler Yerleşkesi ve Bursa Bisiklet ve Doğayı Sevenler Derneği’nin birlikte düzenlediği imza gününde Aydan Çelik, kitap dostları ve bisiklet tutkunlarıyla bir araya geldi. “Bi Tur Versene” adlı kitabında 1990’lı yıllardan bu yana bisikletle bütünleşen hayat felsefesini aktaran, okurlarını bisiklet selesinde dünya turuna çıkartan Aydan Çelik, Türkiye’de bu ulaşım aracına çok fazla önem verilmediğinden yakındı. Aydan Çelik, “Çok fazla kriter var burada, birincisi kamunun eğilmesi hakikaten belediyelerin buna alaka göstermesi gerekli, diğer taraftan Maliye Bakanlığı’nın bile yapacağı şeyler var. Örneğin bisiklete alınan vergi oranlarının düşürülmesi bir faktör olabilir. Yine bisikletle işe gidip gelen insanların bir takım desteklemelerden faydalanması ki dünyada örnekleri var, işinize bisikletle gittiğinizde değil vergi üstüne size ödeme bile yapılıyor. Çünkü bu çok önemli bir şey şehirler artık nefes alamaz hale geldi. Diğer taraftan da insanların da buna ilgi göstermesi lazım sadece kamu iradesi değil, tekil olarak insanların birazcık da ayaklarını kullanmayı bilmeleri biraz daha hareketlenmeleri gerekiyor” dedi. “Basın Gözünde Fotoğraf Sergisi”nin de yer aldığı söyleşide Aydan Çelik, dünyada bisiklet sporunun geliştiği ülkelerde kültürlerin de değiştiğini söyleyerek, “2012 Fransa Bisiklet Turunu bir İngiliz kazandı ilk defa. Bu son yıllarda İngiltere’de bisiklete ilişkin yapılan yatırımların bir sonucu; sadece spor değil gündelik hayatta kullanımı da İngiltere’de çok arttı bisikletin. Londra’nın belediye başkanı bile bisikletle işine gidip geliyor” ifadelerini kullandı.

9

Yörem Güncel

Şubat 2013

*Üniversiteyi kazandığı günü hatırlar mısınız? Selim Bektaş; “ -Hatırlamam mı? Aklımdan çıkmayan bir gündü. Bir ahbabın kara haberi geldi. Orhaneli'nin Karıncalı Köyü'nden (Karıncalı Beldesi) mera ahbaplarımızdan İbrahim Dayı... Mekânı cennet, yattıkları yer nur olsun inşallah. Kazandım kazandım sesleriyle geldi Mustafa geldi. Ben evdeydim. Kemal Ağa’ma haber gelmiş, ikindiye kadar

Kapalı pazar yeri ve otopark ihale aşamasında

Orhaneli'de daha öncede yapılması planlanan kapalı otopark ve pazar yeri projesinde sona gelindi..Yetkililerden alınan bilgiye göre gerekli tespit ve incelemelerden sonra projenin onaylanmasından ardından önümüzdeki günlerde ihaleye çıkacağı ve projeyi geciktirmeden hemen başlamak istediklerini belirttiler. Yetkililer ilçe merkezinde günden güne araç sayısının artmasından dolayı otopark ihtiyacının olması ayrıca da salı günleri kurulan pazarında günümüz şartlarına uygun modern şekilde yapmayı planladıklarını belirttiler.

4-9 sb  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you