Issuu on Google+


İlk kız arkadaşıyla tanıştırdığında.. Tatilini arkadaşlarıyla geçirmek istediğini söylediğinde de... Yurt dışında okumaya gitmek istediğinde de aynı cızz... Ayrılıklar hayat boyu yaşanır. Ama ne kadar “rahat” yaşanır, işte bu büyük oranda annenin elinde... Anne çocuğun kendisinden ayrılması için önce kendisinin buna izin vermesi gerektiğini anlamalıdır. Ayrılamayan çocuk söz konusu olduğunda, anne çocuktan ayrılamıyor demektir. Annelerin kabul etmesi ne kadar zor olsa da bu tartışmasız bir gerçek. Fakat annede bir kez bu farkındalık oluştuğunda problemin büyük bir kısmı hallolmuş demektir. Bağımlılık konusunun oluşumunu biraz daha açalım: Bebekler dünyaya geldikleri andan itibaren anneye (annenin yokluğunda kendisine bakan kişiye) bağlanmaya başlarlarBu bağlanmanın güvenli veya güvensiz oluşunu annenin bebeğini sevip kabul etmesi,bebeğin gelişim dönemlerine göre ihtiyaçlarına (fiziksel ve duygusal) tam olarak cevap verebilmesi belirler. Böylece bebek ihtiyaçları karşılandıkça yavaş yavaş kendisini güvende hissetmeye ve kendisini anlayan, ihtiyaçlarını karşılayabilen anneye sağlıklı bir şekilde bağlanmaya başlar. Artık dünya o kadar da tahmin edilemez bir yer değildir. Böylece çocukta dünyaya, çevresine ve insanlara karşı “temel bir güven duygusu” oluşur. Ne de olsa annenin kendisiyle kurduğu sağlıklı ilişki bebek için diğer ilişkilerinin temelini oluşturacak olan bir şablondur. Anneyle güvenli bağlanma ve sağlıklı ilişki bütün yapı taşlarıyla oluşamadığında (çeşitli faktörler dolayısıyla-annenin depresyonu, bebeğini ve anneliğini tam olarak kabul edememesi, bebeğin ihtiyaçlarına cevap verememesi, vs..) çocukta temel güven duygusunun oluşması zor olur. Dünyayı tahmin edilemez, belirsiz, güvensiz ve tehlikelerle dolu bir yer olarak görür. İlişki şablonu sağlıklı olmadığı için anne yanında değilken çocuk kendisini çırılçıplak tehlikede hisseder. Ayrıca bu duygunun kaynağında annenin bilinçli veya bilinçdışı etkileri çok önemlidir. Anne çocuktan uzak kaldığında çok kaygılı olduğu için çocuk bunu elbette ki hisseder (en çok da ayrılık saniyesinde), demek ki korkacak bir şey var diyerek anneden ayrı kalmak her anlamda kendisini huzursuz eder. Aklı annede kalır, ortama konsantre olması, yeni deneyimlerin tadını çıkarması mümkün olmaz. Yani anne ayrılamaz, böylece çocuk ayrılamaz, çocuk anneden kopamadıkça anne


daha çok kaygılanır, çocuk bu duyguyu hisseder daha çok kaygılanır. Bu karşılıklı bağımlılık ilişkisi kısır döngü şeklinde devam eder. Öte yandan ayrılma meselesiyle ilgili başka bir başka kısır döngü de şöyle yaşanabilir: Bazı anneler hem “çocuğuma en iyi ben bakabilirim, benden başka kimse bakamaz” diye yanlarından ayırmazlar ve çocuğu kendilerine bağımlı yaparlar; hem de zaman zaman bu bağımlılık onlara çok fazla gelir (çünkü çocuğu bile olsa bağımlılık duygusu insana ağır gelir), o zaman da “yeter artık” diye çocuğu itmeye başlayabilirler-duygusal anlamda bir itmeden sözediyorum. Fakat daha sonra anne bu itme davranışıyla ilgili bir suçluluk duygusu yaşamaya başlar. Bu sefer de çocuğun sevgisini kaybetme korkusuyla onun her dediğini yapar olur. Böylece çocuk sınırlarını yitirmeye başlar ve bir duygu karmaşasına kapılır. Annesi kendisini istiyor mu, istemiyor mu; seviyor mu sevmiyor mu tam olarak anlayamaz. Sonuçta annenin sevgisini kazanabilmek ve ilgisini taze tutabilmek için her türlü davranış problemini sergilemeye başlar. Bu durumda anneden ayrılmak, anne gözünün önünde olmadığında çocuk için adeta anneyi kaybetmek anlamına gelir. Bu da çocuğu anneye daha da bağımlı yapar. 3 yaşındaki çocuğundan hiç ayrılmamış bir anne için yuva zamanına kadar hiç sorun yokmuş gibi görünebilir. Fakat yuva zamanı, hatta okul zamanı gelip çattığında ayrılma meselesi “okul korkusu veya okul fobisi” dediğimiz çok ciddi bir problem haline gelebilir. Ayrılık vakti geldiğinde çocukakıl almaz davranışlar sergiler; ağlar, bağırıp, tepinir veya okula gitmemek için karın ağrısı, hastalık gibi çeşitli bahaneler geliştirir, hatta gerçekten ateşi yükselir, midesi bulanır, kusar, vs..


Tüm bu olumsuz tabloyu aşabilmek için annenin –yukarıda da belirttiğim gibi- kendi ayrılma kaygı ve korkularının ve suçluluk duygularının çocuğunu kendisinden ayırmasına izin vermediği konusunda farkındalık geliştirmesi problemin çözümü için oldukça iyi bir başlangıçtır. Ciddi ayrışma problemlerinde anne kaygılarının ve belki de depresyonunun üstesinden gelebilmekle ilgili olarak bir terapi alabilir. En baştan itibaren ufak ayrılıklara alışmak gerekir. Bebeğin ilk yoğun bakım ayları geçtikten sonra anne yavaş yavaş bebeğini başkalarına emanet etmeye başlamalı ve başkalarına güvenmeyi öğrenmeye çalışmalıdır. Ayrılma korkusu oluşmuş çocuklarla belki yarım saatlik minik ayrılıklarla başlanabilir. Çocuğun annenin rahat bir şekilde bay bay deyip gülümseyerek çıkıp gittiğini ve daha sonra geri geldiğini defalarca tecrübe etmesi gerekebilir. Çocuğun emanet edildiği kişiye veya yuvaya güveni arttıkça ve anneden ayrı tek başına varolabildiğini gördükçe ayrı kalınan süre uzatılabilir. Bağımlılık riski olan çocukların ilkokul vaktine kadar beklemeden yuvaya gitmesi işleri kolaylaştırır. Yuva olsun, okul olsun anne-babanın okula gidilmesi konusunda net ve kararlı olması, ne olursa olsun mutlaka yuvaya/okula götürmesi önemlidir. Bu aşamada annelerin bir uzman desteği almaktan çekinmemesi gerekir. Terazinin bir kefesinde “anne bay bay” deyip yuva öğretmenine koştuğunda hissettiğimiz ayrılık acısı, diğer kefesinde çocuğumuz rahat rahat ayrılabiliyor, artık kendi ayaklarının üzerinde durabiliyor diye hissettiğimiz buruk sevinç... Ayrılmanın ve ayrışmanın tatlı acısıdır belki de anneliğin temel dileması...


AYIN SOHBETİ (BERNA & OBEN ÖZDEMİR) RÖPORTAJ:MEHMET SUNAY -Neden ingilizce eğitim veren bir anaokulunu ve İngiliz Kultur Dernegını tercih ettiniz? Günümüzde ikinci hatta üçüncü bir dil bilmek gereklilik oldu, uluslararası geçerli dillerin en önemlilerinden birisi de İngilizce diye düşünüyoruz ve İngilizce en iyi İngiliz Kültür Derneği'ne ait olan kuruluşlarda öğrenilir fikriyle kızımızı bu okula vermeyi uygun bulduk. İleride temelinin olması, kulak alışkanlığı edinmesi ilk hedefimiz, aldığı temel eğitimin gelişerek kalıcı olması amacıyla bu tür kurumlarda bulunmasını istiyoruz. Elbette büyüdükçe yurtdışında da okumak veya yaşamak isteyebilir. Ana dili gibi İngilizce öğrenmesi için adımları atacağız. Anne ve baba olarak 6 yaş öncesi yabancı dil eğitiminin önemini farkettik ve bu adımı attık, geçen sene başladı, planımız 3 seneyi sizlerle tamamlaması. -Çocuklugunuzda ozlem duydugunuz seyler var mı ? Nasıl bir çocukluktu sizinkisi ? Oben Özdemir: Mutluydum, iyi günlerim fazlaydı demek ki güzel bir çocukluk hatırlıyorum, öyle büyük özlemlerim olmadı, ailem her konuda yanımda oldu. Berna Özdemir: Her ikimizde güzel bir çocukluk geçirmişiz. Babam gezmeyi severdi çok şehir gezdik, tarih gördük, dolu dolu yaşadık kızımın da aynı şekilde yetişmesini arzu ediyorum. -Günümüz cocuklarını nasıl buluyorsunuz ? Çok yaratıcılar, daha girişken ve sosyal yönü kuvvetli çocuklar var artık. İletişim kurmakta fazla zorlanmıyorlar ama eski çocuklara oranla daha talepkarlar, memnun etmek zorlaştı. Birey olduklarını biliyorlar ve bunu gayet güzel kullanıyorlar. Anne ve babalar olarak daha bilinçli davranıyoruz, çünkü günümüzde eğitim düzeyi daha yükseldi, farkındalık arttı. Bir anne baba olarak evde olmazsa olmazlarınız nelerdır ? - Olmazsa olmazımız kızımıza ayırdığımız vakit. Mutlaka Ecem Alya ile oyun oynamak, kitap okumak, boyama yapmak ya da dışarıda vakit geçirmek bizim için önemli olmuştur. Disiplinli davranmasını sağlamak için nadiren de olsa ödüllerimiz oluyor, boya kalemi ve defteri, masal kitabı almak gibi ama ona sorsanız şeker ve çikolata daha iyi ödül oluyor


-Elinizde yıldızlarla dolu bır sepet olsaydı gokyuzunden tum dunyaya nasıl bır mesaj verirdiniz ? Yıldız deyince ışıl ışıl mutluluk geldi aklımıza. Gülümseyen yüzler... Biz düşündük ve mesaj olarak ''Zihnin aydınlanması kitaplarla mümkündür. Okuyun bol bol okuyun sevmeyenlerin bile okudukça açılır zihni aydınlanır, ansiklopedi okuyun, fasiküller okuyun, bilim teknik dergileri alın anlamam ben derseniz çocuklar için var alın okuyun, hatta magazin okuyun, iç mimari konuları işleyen dergiler alın, başka hayat standartlarını görün evinizde uygulayın, roman okuyun, Türk Dil Kurumu'nun kitabını alın Türkçe'yi kullanmayı kelimelerin önemini ve anlamını öğrenin velhasıl ne bulursanız okuyun, kitaplar edinin, kütüphaneler kurun evinizde, aydınlanın elbette bilgi konusunda.'' demeyi düşündük. -En sevdıgınız masal kahramanı , neden ? Oben Özdemir: Red Kit. Masal kahramanı değildi ama çizgi karakter olarak severdim. Babamla beraber seyrederdim, birlikte olmak önemliydi. Pinokyo ise unutamadığım bir masal kahramanıydı. Berna Özdemir: Peter Pan ve Wendy ile büyüdüm, o masal dünyasında onlarla yaşadım resmen küçüklüğümde. Tv'de ise Heidi'yi severdim. Genel olarak ailesini oluşturan tüm karakterler hoşuma giderdi, bir de Pembe Panter vardı ki onun sevgisini kızıma da aşıladım. Onerdıgınız cocuk fılmı ve masal kıtabı ? - Ecem Alya Karmakarışık (Rapunzel) ve Rio (Mavi Papağan)'a bayıldı. Timaş yayınlarından Bir Varmış Bir Yokmuş Masal Sokağı ve Masal Ülkesi adında iki yeni kitabımız var, kısa masallar. Ayşegül serisi ise vazgeçilmezimiz. -Anne ve baba olmak hayatınızda nelerı degıstırdı ? Oben Özdemir: Baba olmak sorumluluk duygusunu artırdı, yanında ise dünya tatlısı kızımı bana getirdi. Artık dünyamın merkezi kızım oldu, hayat onun çevresinde geçiyor, tüm plan ve programımız ona göre yapılıyor. Berna Özdemir: Kızım doğdu ve büyüme sürecinde ilk 6 ay pek farkedemedim, sonradan sanki bir sensör takılmış gibi herşeye aşırı dikkat eden, daha olmadan neler olabileceğine dair yüzlerce olasılık çıkarabilen evhamlı bir anne olmuşum. Artık o kadar titizlenmiyorum çünkü Ecem Alya sıkılabiliyor, ilginin fazlası zararlı olabiliyor, ben de kendimi frenlemeye çalışıyorum, kendi çocukluğumda eksikliğini çektiğim pek bir şey yoktu, kızımın da eğitim hayatında ve sosyal yaşamında dolu dolu, mutlu yetişmesini istiyorum, onsuz geçirdiğim her dakika çok özlüyorum ama biliyorum ki sizlerle mutlu, arkadaşları var, verimli vakit geçiriyor. Ben de vaktimi kızım için araştırmalar yaparak harcıyorum. Üç kişilik mutluluk.. -Son olarak anne ve babalara ıletmek ıstedikleriniz neler ? Oben Özdemir: Çocuğunuzu yalnız bırakmayın lütfen, mutluluk çocukla beraber olmakta. Berna Özdemir:Okul öncesi bir çocuk için en önemli adımdır, okul hayatını şekillendiren bu ilk adımı atarken araştırın, fikir alın. Evde ilkokul birinci sınıfa kadar bir çocuğu tutmayın, bu onun kazancı değil kaybıdır.

MEHMET TEACHER’IN KALEMİNDEN ... Kaybedilenler,kazanilanlar yapilan muhasebeler kafalarda dolaşan soru isaretleri Nokta koymanin sizce de zamani gelmedimi ! Hayat oyununda akip giden zamana hükmetmek bizim elimizde degil mi! Nedendir bu hirs peki ya unutulanlar özlemle hatırlanan eski tatlı günler kaybolup giden değerler Kaçimiz geriye dönup bakiyoruz bu yolda biraktigimiz izlere Memnunmuyuz geldigimiz yerde... Hava güzel ,guneşin dostu gökyuzuyle yaptigi koyu sohbete ortak olmak istercesine siliyorum kafamdakileri Çikiyorum dişari kulagima unutulmaya yuz tutmus melodiler geliyor sarji bitmek uzere olan ipodumdan ...İnsanlara bakiyorum umut mutluluk yada huzursuzluk hakim yuzlerde Neden diye geçiriyorum içimden! Yaşam bu kadar kisayken neden sahip olunanlarin degeri bilinip yetinilmiyor Derken karsidan gelen minige takiliyor gozlerim elindeki cikolata onu mutlu etmeye fazlasiyla yetmis Sicacik gulumsemesinin verdigi enerjiyle selamliyor dogayi insanlari İyiki varim iyiki nefes aliyorum dercesine neşe dolu bakiyor gozleri Peki ya biz acaba ne eksik mutlu kalabilemiz icin ? Belkide küçük sıcak bir cikolata:) MEHMET SUNAY



Kidsaloud