Issuu on Google+


HEAVEN SHALL BURN 10 MORE THAN HUMAN 18 PANTHEUM 16 ROTTEN DOGS 17 KONSER KRITIK 23 LAMB OF GOD KONSERI 24 QUO VADIS KONSERI 26 SEPULTURA KONSERI 28 AC/DC KONSERI 30 KARANLIK KARELER 16 KO VIZYON YAHSI BATI 34 KISS KISS BANG BANG 35 PEMBE SARAPLAR 36 KARAKTER - LEONARD COHEN 38 ALBUM KRITIK 40

http://www.karanlikodamagazin.com


Genel Yayın Yönetmeni Güven CEYLAN gloom@metaltr.net Reklam karanlikoda@metaltr.net Editor Ebru Ekşi koeditor@metaltr.net Yazarlar Ebru EKŞİ Ümit GÜNDOĞDU Ece Tuğba SAKA Kerem GÖKTAY Arda BOLETİN Oktay ATEŞ Çağrı KAÇAR Dilara AKMİL Asuman ORTAÇ Utku GÜVEN Doğukan BİNİCİ Yasin AKŞAHİN Zeynep YAZICI

S

ınav müptelası olarak #haziran sayımızla pek ilgilenemediğimden kendimi işin dışında tutmak zorunda kaldım. Neyse, anlaşıldığı gibi yorgun beynim önsözün girişini pek kalabalık tutabilecek laf kalabalığını es geçip dergi içeriğine dönük kısa bahislerle size sadece tanıtımını geçecek. Gerçekleşmesine bir ay kalan 2010 UNIROCK kapsamında sahne alacak Alman grup Heaven Shall Burn davulcusu Matthias Voigt ile sabrın sınır noktasına yaptığımız baskı nihayetinde kotarabildiğimiz cevaplarımızı sayfalarımıza kattık. Devamında Mersin menşeli More Than Human grubuyla yeni yayınlanan EPleri, Trade The Tragedy ve kendileri hakkında konuştuklarımızı da yeni sayımıza ekleyiverdik. Röportajlarımız ardından yerli piyasamızdan Pantheum ve Rotten Dogs’ u kısa kısa bilmeyenlerinize anlatıp geri kalanında da dinlemeyi tavsiye edebileceğimiz her türden albümü kritiklerimize sığdırdık. Beraberinde SETCH. ECT ve Insistence’ ı barındıran ertelenmiş Quo Vadis performansını Kemancı dolaylarından, Sepultura sahnesini İstanbul’ dan ve Sofya’dan AC/DC’ i buraya taşıdık. Ayrıca gelmeyecekleri konusunda fazla yorum yapılan Lamb of God’ ı Maçka Küçükçiftlik Park’ından Karanlık Oda’ya aktarmayı da unutmadık. Makalelerde damak ardına atıp durduğumuz pembe şarabın hatırlanmasına vesile olup Karakter Köşe’mizde her yönden sanata bulaşmış birini, Leonard Cohen’ i misafir ettik.

Kadir Kütükoğlu

Karanlık Kare’ler de yine sanatın görselliğine sohbetini katabildiğimiz Dark Art Photography’ den Fredi ve Bau arkadaşları kendimize saklamadan sizlerle de paylaşmak istedik.

Grafik Tasarım

Seçtiklerimiz ve Vizyon’daki Karanlık Oda’yı Yahşi Batı ve Kiss Kiss Bang Bang ile seyre dalıp Haziran sayımızı da noktaladık.

Furkan Okumuşoğlu

Güven CEYLAN gloom@metaltr.net Web çözüm ortağı MetalTR www.metaltr.net http://www.karanlikodamagazin.com

Ne diyeyim bu mevsimi 4/2’ye eksiltilmiş nemli İstanbul sıcağında fanınıza vantilatör desteği verip okuyunuz efendim! EDİTÖR Ebru EKŞİ Karanlık Oda Magazin Facebook sayfası http://www.facebook.com/karanlikodamagazin Myspace sayfası: http://www.myspace.com/karanlikodamagazine Twitter sayfası http://www.twitter.com/karanlikoda


KARAHABER

Killswitch Engage - Save Me http://www.rocktube.us/WWx8GNwwX2H/Killswitch_Engage_Save_Me_New_Video_2010_.html

Ozzy Osbourne - Scream For Me http://www.rocktube.us/uy7VJf4W4nF/Ozzy_Osbourne_ Scream_For_Me_New_Video_2010_.html

Sonic Syndicate - Revolution Baby http://www.rocktube.us/ZJZ2z45un3x/Sonic_Syndicate_ Revolution_Baby_New_Video_2010_.html

Necrodeath - Mater Tenebrarum http://www.rocktube.us/DW1NNrQHzYv/Necrodeath_Mater_Tenebrarum_New_Video_2010_.html

August Burns Red - “White Washed” http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids. individual&videoid=105047388

MURAT İLKAN PENTAGRAM’A VEDA EDİYOR! Sonisphere’nin yaptığı açıklama şöyle: 1995′ten bu yana Pentagram’ın vokalistliğini üstlenen Murat İlkan, sağlık sorunlarından dolayı gruptan ayrılıyor. Pentagram’ın Anatolia, Popçular Dışarı, Unspoken, Bir ve 1987 albümlerinde yer alan Murat İlkan’ın veda konseri 25 Haziran 2010′da Sonisphere Festivali’nde...

Başarılı grup Sylosis’in yetenekli vokali Jamie Graham gruptan ayrıldığını açıkladı. Bu üzücü haberin ardından neler olacağı merak ediliyor.

Norveçli grubun yeni albümü ‘Reptilian’ 10 Mayıs’ta Avrupa’da Indie Recordings etiketiyle satışa çıktı.


Ronnie James Dio yu kaybettik.. Üzülmemek elde değil… Rock tarihinin en önemli figürlerinden birinin; Ronnie James Dio’nun ölüm haberi ile sarsıldık. Metal dünyasının CNN’i Blabbermouth’a eşi (ve aynı zamanda menajeri) Wendy Dio tarafından yapılan açıklama şöyle; Bugün kalbim paramparça, çünkü 16 Mayıs Pazar sabah saat 7:45’te Ronnie bu dünyadan göçüp gitti. Pek çok arkadaşının ve aileden pek çok kişinin, onun huzurlu bir şekilde hayata gözlerini yummasıyla ilgili söyleyecekleri olacaktır. Sevgi ve desteğinizi bizden esirgemedğiniz için çok müteşekkiriz. Lütfen bu acı kaybı kabullenebilmemiz için bize birkaç gün verin. Ve lütfen, onun hepinizi sevdiğini bilin ve müziğinin sonsuza dek yaşayacağını unutmayın. Orjinali; Today my heart is broken, Ronnie passed away at 7:45 a.m. [on Sunday] 16th May. Many, many friends and family were able to say their private goodbyes before he peacefully passed away. Ronnie knew how much he was loved by all. We so appreciate the love and support that you have all given us. Please give us a few days of privacy to deal with this terrible loss. Please know he loved you all and his music will live on forever.

MURDER KING TEASER Murder King’in yakında yayınlayacağı maxi-single’in tanıtımı; http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids. individual&videoid=104918563

TARJA TURUNEN - Yeni Album Teaser http://www.youtube.com/watch?v=rxIY IUgrGIY&feature=player_embedded

Alman power metal grubu Blind Guardian, Nuclear Blast Records etiketiyle yaz sonunda çıkaracağı albümü “At The Edge Of Time” ın detaylarını paylaştı. Grup aynı zamanda 25 Haziran’da “A Voice In The Dark” adıyla 3 şarkılık bir singıl yayınlayacak.


KARAHABER

Slipknot Basçısı Gray ölü bulundu! Amerikan basının polise dayandırdığı haberde, metal grubu Slipknot’un kurucularından olan 38 yaşındaki Paul Gray’in, Iowa eyaletindeki Des Moines kenti yakınlarındaki bir otel odasında ölü bulunduğu, Gray’in ölüm nedeninin belirlenemediği kaydedildi.

UNIROCK FEST YENI YERLİ GRUPLAR! Geçtiğimiz günlerde açıklanan Since Yesterday ve Makine grubunun ardından Unirock festivalinin açılış gruplarıda belli oldu. Choler Age (İstanbul) - http://www.myspace.com/cholerage None Shall Return (Ankara) - http://www.myspace.com/noneshallreturn Gates Of Eternity (İzmir) - http://www.myspace.com/gatesofeternity

Anathema ve Orphaned Land Sonisphere İstanbul’da Türkiye’de bu zamana kadar yapılmış en büyük festival olan Sonisphere festivalinin yeni grupları açıklandı! Türkiye’de büyük fan kitleleri bulunan dünyaca ünlü gruplar Anathema ve Orphaned Land Sonisphere İstanbul’da sahne alacak! Ayrıca Murder King’te eklenen gruplar arasında! Anathema’nın Cumartesi günü headlineri olacağı Manowar fanlarınca büyük tepki ile karşılandı. Gelişmeleri websitemizden takip edebilirsiniz.


MetalTR 6.YIL KUTLAMASI http://www.metaltr.net/frmt28455/metaltr-6yil-kutlamasi U2 6 Eylül 2010’da Atatürk Olimpiyat Stadı’nda http://www.metaltr.net/frmt27412/u2-6-eylul-2010-da-ataturk-olimpiyat-stadi-nda Sonisphere Festival 2010 25-26-27 HAZIRAN Türkiye !!! http://www.metaltr.net/frmt27854/sonisphere-festival-2010-25-26-27-haziran-turkiyeUnirock Festival 2-3-4 TEMMUZ 2010 http://www.metaltr.net/frmt27643/unirock-festival-2-3-4-temmuz-2010 Scorpions Veda Konseri 02 Ekim Cumartesi Küçükçifltik Park! http://www.metaltr.net/frmt28402/scorpions-veda-konseri-02-ekim-cumartesikucukcifltik-park Rock Tatili 2010 http://www.metaltr.net/frmt28009/rock-tatili-2010 THE CRANBERRIES 22 Temmuz İstanbul 23 temmuz İzmir http://www.metaltr.net/frmt28035/the-cranberries-22-temmuz-istanbul-23-temmuzizmir ZEYTiNLi ROCK FEST 5-6-7-8 ağustos 2010 BALIKESİR - EDREMİT http://www.metaltr.net/frmt28168/zeytinli-rock-fest-5-6-7-8-agustos-2010-balikesiredremit Ozzy Osbourne Türkiye’de - 30 Eylül 2010 http://www.metaltr.net/frmt28332/ozzy-osbourne-turkiye-de-30-eylul-2010


http://www.myspace.com/cavilband

http://www.myspace.com/unirockopenairfestival


RÖPORTAJ


Merhaba Matthias neler lar. Buna, hiç var olmayan bir şey yapmıyor. Stüdyosunda yapıyorsun bu günlerde? cennet de diyebiliriz. bir sürü grupla çalışıyor. Sadece Metal de değil, başka “Invictsus”un raflardaki ye- İnsanların kafalarındaki bu müzikler de var. rini almasını kutluyoruz. yanlış dünyaya karşı müProvalara çok vakit ayırma cadele etmek istiyoruz. Alexander demişken… durumundayız. Önümüzde İnsanlar bilgiyi kovalamalı; HSB nin albüm ve diğer yeni albüm şerefine bir yanlış liderleri değil, kalplerini tasarımlarını da bildiğim partimiz var ve orada yeni takip etmeliler. Aslında ismim- kadarıyla o yapıyor ve herkes şarkılarımızdan çalmak istiyo- izde belirtmek istediğimiz bu. bu tasarımlara hayran kalıyor. ruz. Bu da beraberinde çok iş Sizin bu duruma bakış getiriyor çünkü şarkıları canlı Caliban ile birlikte açınız nasıl? İçinize siniyor performansa uyarlamak o ka- Avrupa’daki metalcore mu tasarımlar? ( Bu soruya dar da kolay olmuyor. tarzının öncüsüsünüz, sound olumsuz bir yanıt vereceğini olarak diğer metalcore gru- sanmıyorum ) Daha önceleri grubun ismi plardan daha sertsiniz, kenConsense idi. Ne oldu da diniz yaptığınız müziği nasıl Dediğim gibi, o bir tasarımcı Heaven Shall Burn oldu? tanımlıyorsunuz? değil. Stüdyodaki işlerini Nereden geliyor, nasıl seçtibüyük özveriyle yapıyor ve niz bu ismi? Kabaca Hardcore etkileşimli diğer gruplar için de hep iyi Metal denilebilir ki bazı işler çıkarıyor. Yeni CD’miz Eski ismimiz bize çok kısa kısımlarda bizim müziğimize „Invictus“u da diğer gitaristive anlamsız geliyordu. Daha ters de düşüyor. Saf olarak bi- miz Maik ile beraber yaptı. dikkat çekici bir şeyler is- zde pek Hardcore çalınmaz. tiyorduk. İsmi İsveçli grup Yaptığınız tür müziğin hayata Marduk’tan arakladık. Aslında değişik türler hakkında genel bir bakış açısı oluyor, 90’larda bu isim altında bir al- hiç kafa patlatmıyoruz. Neyi sizinki nedir? büm yayınlamışlardı. seviyorsak onu çalıyoruz, insanlar müziğimize istedikleri Gruptaki herkes hayata mümİsim, bizim için bir metafor. Bir- ismi takabilirler. kün olduğunca pozitif bakçok insan bunun Hıristiyanlık maya ve elindekiyle en iyisini karşıtı, din karşıtı bir dilek Almanya’daki bu tarz yapan yapmaya çalışıyor. Bunun olduğunu düşünüyor ama gruplar ile aranız nasıl? Cali- olağandışı bir şey olduğunu öyle değil. „Heaven (Cen- ban ile birlikte çalıştınız, Al- düşünmüyorum ama. Herkes net)“ insanların kafalarında exander Neaera’nın albüm iyi bir yaşama sahip olmaya oluşturduğu başka bir dünyayı kapaklarını yaptı… çalışır. temsil ediyor. İnsanlar gerçekler karşısında gözlerini Alexander bir stüdyoda İdeallere %100 bağlı kalmak kapatıp kendilerini “kutsal çalışıyor ve Neaera için birkaç zordur ama. Çoğunlukla isdünyalarında” hayal ediyor- şey yaptı. Tasarımla ilgili bir ter istemez uzlaşmaya git-


mek gerekiyor. Hayat böyle uzlaşmalarla dolu, hepimiz diğer insanlarla adil bir şekilde yaşamaya çalışan kişileriz. Herkes biraz emek harcarsa, çevremiz daha yaşanır hale gelir ve bir şeyler değiştirmiş oluruz. Genelde Politik temaları referans olarak kullandığınız ve hatta Victor Jara’ ya hitaben yazılmış bir parçanız var. Bundan sonraki tutumunuz ne yönde olacak? Hikâyeler anlatıp tarihi olayları mercek altına almak her zaman Heaven Shall Burn’ in hedefi olmuştur. Yani bu tarz konuları her zaman müziğimizde bulacaksın. Kendimizi geliştirip insanları biraz daha düşünmeye sevk etmek istiyoruz. Herkes bizim fikrimizi paylaşmak zorunda değil, ama istiyoruz ki insanlar artık cesaretlensinler ve haklarının peşinden gidip körü körüne bazı propagandaları takip etmesinler.

haklarını aramaz ve rahat olmazlar. Daha hafif tepkiler verirler. Bu yüzden şarkılarımızı elimizden geldiğince içerikli yapmaya çalışırız. Tabi ki bizim haklı, başkalarının haksız olduğunu iddia etmiyoruz. Sadece istiyoruz ki, insanlar bilgilenmenin gerekliliğini anlasın. İnsanlar kendilerine anlatılan her şeye inanmamalı. Mesela Victor Jara’ nın kaderi Şili’ninkiyle paralellik gösterir (Victor Jara, 1973’te gözaltındayken öldürülen insan hakları savunucusu bir öğretmen, bir sanatçı). Şili’deki askeri diktatörlüğün ve diğer Latin Amerika ülkelerindeki rejimlerin arkasında hep batı dünyasının ekonomik ilgileri vardı. Sadece ABD değil, Almanya ve diğer bir sürü ülke de 70’ler ve 80’lerdeki diktatör rejimlerinden faydalandı. Bizim tek istediğimiz bu bağlantıların görülmesi. Güney yarımkürenin kaderi bizim geleceğimiz ve kaderimizle yakından bağlı. Bunlar birbirinden ayrı konular olarak görülmemeli. Bunların hepsi küresel bağlantılar. Bizim durumumuzun iyi olmasının sebebi, başka bir yerde insanların acı çekmesidir. Bu konuda herkes bilinçlenmeli.

Bu Dünya’da o kadar çok kötü şeyler oluyor ve medya gerçeklerin gizlenmesinde yardımcı oluyor. Politikacılar, insanların değişik kaynaklarından bilgilenemeyip aptal kalmasından çok Politik konulara girmiş iken, memnunlar. Aptal insanlar siyasi konumunuzu da açıkça

ortaya koyuyorsunuz. Peki, bu konuda ne kadar ilgilisiniz yoğun bir ilgi var mı yoksa sadece tavırdan mı ibaret? Açık olarak söyleyebilirim ki, artık günlük politika hakkında fazla bir şey bilmek istemiyorum. Orası büyük bir tiyatro sahnesi ve insanlar her gün kandırılıp aptal yerine konuluyor. Tabi ki kendimize gore fikirlerimiz var ama bunlar her normal anlayışa sahip insanın sahip olduğu ve çok da özel olmayan fikirler. Almanya da hiç olaylara katıldınız mı? Ya da taciz edenler oluyor mu? Eskiden daha çok şey yapardık ama artık sadece zaman buldukça etkinliklere katılıyoruz. Aynı zamanda Fight Againsth Racism grubuna üyesiniz aktif misiniz? Bu aslında bir dernek veya kurum olmadığı için klasik üyelik anlayışından bahsedemeyiz. Heaven Shall Burn olarak uzun süredir ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve faşistliğe karşı sert bir duruş sergiledik.


Şiddet dolu olayların da içinde olduk ama bunlar hep yapılması gereken şeylerdi. Şiddet çözüm değildir, ama diğerlerini milliyeti, ten rengi, dini ve cinsel tercihleri sebebiyle dışlayan insanları da akıllı kabul edemeyiz. Bunların tek cevap verebilme şekli genellikle şiddet oluyor. Biz de radikal sağcılığın 20 yıldır çok büyük problem yarattığı doğu Almanya’dan geliyoruz. Bu yüzden kendimizde genç insanlara her türlü ayrımcılığın kötü ve aptalca bir şey olduğunu gösterme ihtiyacı hissediyoruz. Her zaman böyle bir duruş sergiledik ve hep de sergileyeceğiz. Bu yüzden çok önemli bir sorun henüz yaşamadık. Sadece

Rusya’daki ilk konserimiz öncesinde oradaki Neonazilerden bir sürü ölüm tehdidi içeren mailler almıştık. Komik bir duygu gerçekten… Özellikle de Rusya’da öldürülen onca antifaşist aktivistler olduğunu düşününce.

sürümünde Viyana’daki çok özel bir konserimizden görüntüler içeren bir DVD de veriyoruz. Iconclast albümünde klipler çok ses getirdi, (gerçektende süperlerdi) başka bir klip düşünüyor musunuz?

Yeni albümün çıkış tarihi belli oldu mu? Nasıl bir albüm Şu aralar “Combat” şarkısı bekliyor bizi, sürprizler var için bir klip üzerinde mı? çalışıyoruz. Ama nasıl bir şey ortaya çıkacağını biz de Album 21 Mayıs’tan beri pi- bilmiyoruz. Son videolar biyasada. Son zamanlardaki zim de çok hoşumuza gitti ve yoğunluğumuz sebebiyle benzer kalitede bir şey yapröportajı cevaplamam çok mak daha da zor olacak. uzun sürdü. Ama albüm çok iyi oldu Son DVD de çok güzel olmuş, yeni albümden sonra bir tane CD’nin sınırlı sayıda basılan daha bekleyebilir miyiz?


katılamadım. Ama bütün Bunu pek sanmıyorum. Son elemanlar çok keyif almış. DVD üzerinde bir yıldan faz- Her şey Avrupa’dakinden la çalıştık. Bir tane daha yap- biraz daha küçükmüş ama madan önce gücümüzü ve yine de başarılı olmuş. fikirlerimizi toparlamalıyız. Öyle turlar her zaman Bu baya masraflı bir iş. sınırlarınızı zorlar. Anekdot sunamayacağım maalesef. Geçen yaz ABD turne- Ama umarım bir dahaki sefer sine çıktınız hemen tüm ben de yanlarında olurum. Amerika’yı turladınız, Avrupa ülkelerinde zaten Türkiye ve Türk seyircisi tanınıyorsunuz Amerika da hakkında ne biliyorsunuz? ve Amerika kıtasında size Sizi heyecanla bekliyoruz ilgi nasıldı? Turnelerde en Unirock da muhteşem bir çok keyif aldığınız olaylar wall of death görmek isteriz. nedir? Aslına bakarsan Türk futbol Maalesef üniversit- seyircisi hakkında daha fazla ede yapacaklarım vardı bilgim var ve çok tutkuve Amerika turnesine

Röportaj: Volkan Güngör & Güven Ceylan

lular. Birçok gruptan oradaki konserlerin ve insanların ne kadar harika olduğunu duyduk. Yani beklentilerimiz biraz yüksek ve orada çalacağımız için çok sevinçliyiz! Sanırım bizden hiç kimse daha önce Türkiye’ye gitmedi ama burada birçok Türk tanıdık ve arkadaşımız var. Caliban’ın orijinal basçısının da Türk olduğunu biliyor muydun? Maalesef birkaç yıldır grupla beraber değil. Son olarak soru değil ama Türkiye de sizin


yaptığınız müziği seven in- rosis, Earth Crisis, Cro-Mags sanlar var ama sizin konserinizden sonra ben en az üç —En sevdiğin albüm: Integrity kat artacağına inanıyorum. „Those Who Fear Tomorrow“, Bolt Thrower „…For Victory“, Beklentilerimizi sakın fazla Earth Crisis „Destroy The Mayükseltme… hahaha. Şaka chines“ bir yana, çok heyecanlıyız ve sabırsızlıkla bekliyoruz. Eğer —Hayranı Olduğunuz Müzisyher şey yolunda giderse, kes- en: Mikkey Dee (Motörhead, in bir daha geliriz. King Diamond, Dokken) Bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederiz sana Matthias. Temmuz da Unirock’ta görüşmek üzere Umarım Türkiye’ de sıkça görürüz artık sizi! Klasik sorularımızı da yanıtlarsan çok seviniriz: —Enstrümanın (Marka, Model):

— Hangi Gruplarla Sahne Almak İstersin?

Bolt Thrower ile sahneyi paylaşmak büyük onurdu! Onun haricinde Amon Amarth, çünkü bize ilham veriyorlar ve çizgilerinden şaşmıyorlar. Çoğu büyük grubun üyeleri götlerden oluşuyor. Sadece albümleri dinlemeyi ter—Boş Vakitlerdeki Uğraşların: cih ediyorum bu yüzden. Futbol, Jogging, Dağ bisikleti Böylece grubun gözümdeki değeri düşmüyor. Bazı grup —Favori İçeceği: Guara- elemanlarının konserlerde na Antarctica… Brezilya çok götü kalkıyor. Çoğu falimonatası, Su vori grubumun elemanlarıyla tanışmak bile istemem. —Favori Yiyeceği: Hint, Brezilya, Asya ve İtalyan yi- — İlk Aldığın Albüm: Manowar yecekleri. Vejetaryen olmak – Fighting The World zorunda ama!

—HSB ile kaydettiğin en iyi — Son Olarak Hayat FelseBateri: Mapex Orion, Snare: albümü: „Whatever It May fen: Yaşa ve yaşat (Live and Black Panther Solid Steel, Zil: Take“ let live). çeşitli Sabian… özellikle de Crashlar çok önemlidir, çünkü —HSB ile en İyi Olarak Grooveları onun üzerinde Değerlendirdiğin Konserin: İlk çalıyorum: Metal AAX 19“ & With Full Force Festival 2002, 20“ ilk Wacken 2003, 2001’de Bolt Thrower’ın alt grubu —Doğum yeri ve tarihi: —HSB ile Yaşadığın En UnSaalfeld/ Saale, Thüringen, utulmaz Anın: ilk Brezilya Almanya…15.11.1975 turnemiz 2002, As I Lying, End Of Days, Evergreen Ter—En sevdiğin grup: Integrity, race, Agents Of Men, Neaera Bolt Thrower, Sepultura, Neu- ile ilk Hell On Earth Turu


Sıradan olmaya tepkili, fakat gerçeklikten kendinizi sıyırabilecek cesarette de sahip değilsiniz. Düşünmenin biraz gerisinde hissedebildiklerinizi resmedebilmenin sınırına da yaklaşabilmiş değilsiniz. ‘Ne iseniz osunuz’ lafından öteye diğer profilinizi istemekte; lakin aile portrenizde yalnızca bir baba yahut bir anne ya da bir çocuk kadar sıkışıp kalmışlığınızı da değiştirememektesiniz! O zaman kaybettiklerinize inat Bau From ve Fredi Aaltonen’ in perdesine geçip lütfen gül-

ümsemeyiniz!

hayatınıza dair bizlere nelerden bahsedebilirsiniz?

Eirenis: #Haziran sayısı Karanlık Karelere ricamızı geri çevirmeme nezaketini gösterip konuk olmanızdan ötürü sizlere teşekkür etmek isterim. Sizin de konuk edilmekten dolayı ki memnuniyetinizi sözlü bir daha aldıktan sonra isterim ki sorulara geçelim. Öncelikli nerelisiniz? Dilinizden biraz Finlandiya sezinledim; ama sanki tam da değil gibi (karıştım). Profesyonel dışı özel kısımlı

Bau & Fredi: Öncelikle tekrar ve tekrar röportaj için teşekkür ederiz. Hayatımızdan bahsedecek olursak; bizler Batı Finlandiya’da Jakobstad adında bir kasabada yaşamaktayız. Burada hem İsveç hem de Fin dilini birlikte kullanmaktayız ve bu yabancılara biraz garip gelir :) Bau 1969 yılında burada Jakobstad’ da doğdu ve Fredi başkent, Helsinki’ de 1975’de belirdi. Her ikimizin de aileleri


var. Fredi evli ve iki çocuğu var ve Bau ise nişanlı ve bir kız çocuğu babası. Eirenis: Nasıl tanıştınız? Ailevi bağdan kaynaklı bir yakınlıkla mı yoksa mesleki ya da çocukluğa dayalı bir yakınlaşmayla mı beraberliğiniz başladı? Bau & Fredi: 1995 dolaylarında komşuyduk ve o aralar fazlasıyla zamanı birlikte öldürüyorduk. O sıralar Bau sanatın diğer cepheleri, resim, kara kalem ve Rockabilly grubunda telli kontrbasta faaldi. Birlikte oldukça güzel zaman paylaştık. 2005 senesinde ise Bau fotoğrafçılık ve PS alanında iktisatlaşmaya başladı ve Fredi de bir yıl ertesinden kendisine katıldı. Her ikimizde karanlık ve esrarengiz açıdan sanatı ele almayı denedik ki birlikte çalışmışlığımızın üzerinden pekte zaman geçti sayılmaz. Başlangıçta Fredi, asistleri yapar Bau şutları çekerdi; ama artık her şey dengesine kavuştu ve Fredi ile birlikte iki şutçumuz oluverdi. Eirenis: Çekimleri hep beraber mi kompoze edersiniz? Ayrı çalışmışlıklarınız olur mu? Ortak iş götürebilmenin birbiri saflarınıza rahatsızlık veren müdahaleleri oluyor mu? İki kafadan birden çıkıveren fikirleri ayıklarken birinin ağır basmışlığı olur mu? Olursa bu

hanginizsiniz? Bau & Fredi: Aynı proje üzerinde çalıştığımızda genelde bir kişinin fikri üzerine giriş yapar geri kalanında karşılıklı devam ederiz. Fikir ile gelebilen fotoğrafı çeker ve diğeri flaş ve benzeri ekipman desteğiyle katkıda bulunur. Her ikimizde biraz fantastik zihniyetlere sahibiz ve genelde bu nedenle fotoğraflarımız fantezilerimiz, rüyalarımız ve bazen de kâbuslarımızdan peydahlanır. Tek başımıza çalıştığımız genelde ekipman kıtlığımızdan nadir görünür; ama tek kalma imkanını diğerinin meşguliyeti ve hastalığından dolayı yakalarsak ta kaçırmayız. Eirenis: Genel yayınladıklarınıza bakarsak dış mekân tercihiniz önde gelme-

kte. Mali açıdan daha uygun olan bu koşulun haricinde bir stüdyonuz mevcut mu? Bau & Fredi: Bir fotoğrafı planlarken bunun en uygun iç mekânda mı yoksa dışarıda mı çekileceğini öncelikli seçeriz. Çoğu durumda ana çekimin fonuna kendimizden bir şeyler eklemek isteriz ve buda dışarıyı neden daha fazla tercih ettiğimizin asıl meselesi. Fakat yoğun ve epey soğuk geçen Finlandiya kışlarında zamanımızın çoğunu geçirebildiğimiz bir stüdyomuzda var tabii. Eirenis: Kaç yıldır fotoğrafçılıkla meşgulsünüz? İşin alaylısı mısınız yoksa mekteplisi mi? Bau & Fredi: Tam anlamıyla kendi kendimize öğrenmeye


Sadece para kazanabilmek adına başka bir işle uğraşıyor musunuz ki uğraşıyorsanız fotoğrafçılığa zaman nasıl ayırabiliyorsunuz?

başladık. Bau, fotoğrafçılığı ve işin inceliği rötuşlamayı internet, kitap v.b araçlar vasıtasıyla öğrendi ve birikimini Fredi ile paylaştı. Bir süre sonra her ikimizde istediğimiz yönde imgeleri yakalayabilmenin çözümlerini araştırdık ve her zaman daha farklılaşabileceğimiz dokunuşların yollarını aradık, buldukta! Başlangıcımızda hafta sonu sabahlarını doğada gezinip fotoğraflamaya bahşettik, ardından bunun dışında bir şeyleri arzuladığımızı hissettik ve model çekimlerine geçiş yaptık. Şaşırdığımız nokta bu işte yardımcı olmak isteyen gönüllü bir sürü arkadaşımızın var oluşuydu. Bugün yaklaşık 20 modelimiz mevcut ve istediğimiz an çekimlere gelecek isteklilikteler. Eirenis: Bulunduğunuz ortamdaki imkânlarınız fotoğrafçılığınızı ifşa etmenizde kâfi mi? Maddi getirisi var mı? Röportaj: Ebru EKŞİ

Bau & Fredi: Darkartphotography çok küçük bir kasabanın oluşumu ve tabiî ki bunun dışında geçinimimizi sağladığımız mesleklerimiz var. Bau bilgisayar ofis gereçleri şirketinde ve Fredi de şimdilik ‘ev babalığı’ sıfatında iş görmekte. Fotoğraf çekimlerini genelde hafta içleri akşamları, hafta sonları ve tatillerde gerçekleştiriyoruz. Bu işi yapmaktan zevk alabildiğimiz sürece para ve benzeri getirisel şeyleri fazla göz önünde bulundurmayacağız. Ama getirisi olup diğer bir işle uğraşmama imkânı tanısa hiçte fena olmazdı! Eirenis: Sanatın her alanının içinde bir ilham kaynağının varlığı hissedilmek istenir! Sizin esinleriniz nerelerden gelmekte? Film, müzik, kitaplardan ya da ve benzerlerinden hangileri sizinkiler? Bau & Fredi: Eirenis: Hangi ekipmanları tercih etmektesiniz? Bau & Fredi: Bahsettiğimiz gibi fantastik, esrarengiz ve tuhaflıklarla ilgilenmeyi seviyoruz. Bau daha çok David Lynch, Kubrick, Aronofsky filmlerinin

takipçisi ve etkileşimcisi; ama söz resime geldiğinde her ikimizde birer Zdzislav Beksinskis sanatı hayranıyız. Bu türde sanatçılardan etkilenmemek imkânsız! Bau & Fredi: %99 dijital SLR kullanıyoruz, bunun dışında her ikimizin de Lomo kameraları var; ama kendileri daha çok ‘toz toplama’ işlevinde. Ekipmanın geri kalanı; Canon 5D marka 2:s ve Canon L-Lens. Bunların dışında yakında yapacağımız en köklü yatırım ise birer Hasselblad H3 ya da H4 satın almak olacaktır. Eirenis: İnsanlara bir şeyleri beğendirmek her iş alanının karşılaştığı ortak zorluktur. Karelediğiniz bir kurbağanın fotoğrafını öperek prens portresine dönüştürme isteğinde bulunanlara ne gibi uygulamalarda bulunuyorsunuz? Olmazdan oluru yaratma meşakkatini memnuniyet uğruna omuzlarınıza yüklediğiniz zamanlarınız oldu mu? Bau & Fredi: Aslında doğruyu söylemek gerekirse imkânsızı istenilen bir fotoğraf en ilginç olanıdır :) başlangıçta zor görünen bir projeye girişmek pek rastlaştığımız bir durum değil ki olursa da önce plan-program yapar ardından hızlı bir stüdyo çekimi alırız. Örnek vermemiz gerekirse; bizleri bu zamana denk en


de metal grupları oluyor :) CD kapak tasarımları ve Promo fotoğraflarda isteklerine göre şekilleniyor. Eirenis: Benim sormak istediklerim her ne kadar bundan ibaret olmasa da lafı bir yerde kesmek gerektiğimi hatırlayarak hoş sohbetimize bir son vermek zorundayım. Sizlerin kendinizle, mesleğinizle ya da herhangi bir şey ile ilgili son olarak eklemek istediğiniz bir şey varsa sizi dinliyoruz?

çok uğraştıran değişken iş Manic-depression’ in verdiği sıkıntıydı. Kendisi bizden hastalandığında fotoğraflarını çekmemizi istedi. Bunun üzerine iki hafta düşündükten sonra 6 saatlik bol aksırıklı bir çekim gerçekleştirdik. Sonuçtan oldukça memnun kaldı :) Sonuç olarak zorluğundan dolayı geri çevirdiğimiz hiçbir işimiz olmadı diyebiliriz. Eirenis: Konser fotoğrafçılığınız da mesleki kapasiteniz dâhilinde. Kimlerin performansını portföyünüze eklediniz? Albüm kapak tasarımı yönünde de çalışmışlığınızın olduğu gruplar mevcut mu? Bau & Fredi: Evet, birçok konser ve grup çekimlerimiz de oldu. Bazı nedenlerden dolayı bizlerle iletişime geçen genel-

Anket: —Kullandığın Ekipman (Marka, Model): Canon 5D Mk2 (2pcs),Canon 30D, Canons L-lenses, Elinchrome ve Walimex Pro studioflashes —Doğum yeri ve tarihi: Fredi, Helsinki 1975,Bau Jakobstad 1969 —Favori fotoğrafçısı: Birini seçmek çok zor; ama her ikimiz içinde David La Chapelles! —Boş Vakitlerdeki Uğraşları: Bau Harley turlamasından ve Fredi de Buz Hokeyinden hoşlanır. —En sevdiğin yemek: ister inan ister inanma ama Türk kebabı birinci sırada [gülüşmeler] —En sevdiğin içecek: ara sırada olsa her zaman Fin birası! [gülüşmeler] —En iyi konser çekimi: Fin-

li bir Hardcore grubu olan MyGrain’ in (web sayfamızda henüz yayınlanmadı) vokal fotoğrafları. —En iyi model çekimi: Henüz çekmediğimiz :) —En iyi tasarımı: trompetli iki kadının arazi çekimi (Bau), yeşil elbiseli bir bayanın ormandaki maskeli fotoğrafı (Fredi) —Kimleri fotoğraflamak istersiniz: söylemek zor; ama sanırız Angelina Jolie ‘nin gotik kıyafetli hali pek bir hoş olurdu :) —İlk fotoğraf anın: Ergenlikten bir dönem :) —Son Olarak, Varsa, Hayat Felsefen: umarım dünyamız resmettiklerimizdeki gerçekliğe benzer bir çıkmaza hiçbir zaman girmez :/


biyografi

P

antheum (eski isimleri: Şizofren, Ankh ) 2007 yılında 50. yıl lisesinde kurulmuştur. Genç nota müzik yarışmasına katılmış, başarısı ve grubun bütünlüğü sağlanmıştır. Yine 2008’de Haziran ayında yapılan Ankirockfest’te DörtXDört ve Pentagram gibi grupların önünde yer almıştır. Daha sonra gruptaki küçük değişiklikler ve tür değişiklinden sonra yoluna Ankh olarak devam etmiş. Ankara’da birçok bar ve şenliklerde yer aldı. Şu an ise adını Ankh adında başka gruplar olması sebebiyle Pantheum olarak değiştirmiş Progressive Rock-Metal yapan grup ve demo hazırlıklarına devam etmektedir. Kadromuz; Turan Mehmet Sapaz – Vokal /Ritim gitar. Koray Avcı - Solo Gitar/Back Vokal. Barış Yaşar - Bass Guitars/Back Vokal. Hakan Kılıç - Davul. Menajer : Heval Doğan İletişim... www.myspace.com/pantheumtr


Grup Ağustos 2007 de bas vokalde Mustafa, gitarda Cemil ve davulda Mehmet olarak Isparta’da

kuruldu. Stüdyo çalışmalarına ağırlık veren gruba eylül ayında brutal vokaller ve geri vokaller için Aydın dâhil oldu. Sahnede sadece cover çalmayı reddeden grup kendi parçalarına ağırlık vererek Aralık ayı içerisinde demo çalışmalarına başladı. Rotten Dogs ilk demosunu “Serial Killer”a ikinci demosunu ise “Never” üçüncü demosunu “Lord Of The Nazgul(karumba)” isimli şarkılarına yaptı. Demo çalışmalarına devam eden grup öte yandan yeni beste çalışmalarını sürdürmektedir.2010 Mart ayında solo gitarist olarak Mehmet Emin Divitçi’yi bünyesine alan grup albüm kaydı için hazırlıklara başlamıştır. Çeşitli organizasyonlarda yer alan grup zaman itibarıyla yeni organizasyonlarla karşınızda olmaya devam edecek. Grup, bestelerinde daha çok isyan, yaşanmışlıklar ve kişisel duyguları baz alarak beste yapmaktadır. Grup core etkileşimli thrash-death arası bir tarza sahip. Rotten Dogs menajeri: Halil Ceylan - hllcyln@gmail.com VOCAL: AYDIN ÖZCAN BASS-VOCAL: MUSTAFA ÖZCAN GUİTARS: CEMİL KURALAY GUİTARS: MEHMET EMİN DİVİTÇİ DRUMS: MEHMET AKÇAY MANAGER: HALİL CEYLAN


Rรถportaj


-Merhaba beyler. More Than Human cephesinde durumlar ne âlemde? Onur: Grup olarak şu sıralar birçok uğraşlarımızın ardından nihayet yayınlayabildiğimiz Trade The Tragedy Ep’sinin keyfini yaşıyoruz. Onun haricinde her zaman olduğu gibi bir yandan da yeni besteler ve ilk albümümüz için çalışıyoruz. -Yakın zamanda Trade The Tragedy adlı ilk EP’nizi kaydettiniz. EP’yi sadece internet üzerinden mi yayınlamayı düşünüyorsunuz yoksa dükkânlarda satışa çıkacak mı? Onur:Şu an dağıtım için bir şirketle anlaşma evresindeyiz. Eğer anlaşma sağlanırsa çok kısa bir zaman zarfı içerisinde birçok yerde satışa sunacağız. Diğer yandan isteyenler tabii ki internet üzerinden de ulaşabilecekler.

festivaller de ve konserler de görüyoruz. 2009 Kasım ayında Dorock Bar’da sahne aldınız ve bende o konserdeydim. Sahne performansınız etkileyiciydi.Nasıl tepkiler alıyorsunuz? Onur: Öncelikle güzel geribildirimin için teşekkürler. Genellikle gerek sahne performansımız olsun gerekse bestelerimizin yanı sıra tracklistimize eklediğimiz cover seçimleriyle ilgili olarak güzel tepkiler alıyoruz. Gelen tepkiler de güzel olunca, içimizdeki müzik yapma isteği de büyüyor. -Tarzınızı ne olarak tanımlıyorsunuz? Etkilendiğiniz gruplar arasında kimler var?

Hakan:Aslında daha önceleri birçok tarzda çalışmalarımız olmuştu doğal olarak buda şu an yaptığımız müziğe çok yönlülük kazandırdı şu an Metalcore-Deathcore alt yapısı altında çalışmalarımız oluyor hepi-EP kayıtları nerede yapıldı? EP mizin severek icra ettiği bir tür. dağıtımı yapıldıktan sonra albüm Etkilendiğimiz gruplara gelince hazırlıkları var mı? tabii ki bu tarzın üstatlarından Lamb of god, Chimaira, As I lay Kasım: Ankara’da Aeolian dying, Throwdown başta olmak Productions’ta kaydettik. üzere birçok metalcore-deathcore grubundan etkilenmişizdir Onur: Tabii ki, grup olarak çalışmalarımız devam ediyor. -Bir süre önce çift gitarı teke Şu an hazırlık aşamasında olan düşürdünüz ve Kasım basgitara birkaç yeni bestemiz mevcut. geçti. Tek gitarla devam etmek Onlar da içimize sindikten son- istemenizin sebebi nedir? ra ilk albümümüzün kayıtlarına başlayacağız. Hakan: Gitar sayımızı teke düşürmemiz aslında -Son zamanlarda sizleriAnkara’da istemediğimiz bir durum, çift gitar

olarak devam etmek isterdik ama biz yaptığımız işi ciddiye alıyoruz ve herkesin bu tavır altında davranmasını istiyoruz. Sorumsuz ve yaptığı işi ciddiye almayan, önem vermeyen kişilerle çalmayı kimse istemez sanırım. Ama en yakın zamanda gitar sayımızı arttırmayı düşünüyoruz. -Trade The Tragedy ile gayet kaliteli bir çalışma ortaya koymuşsunuz. Sizce gelecek tepkiler ne yönde olur? Onur: Biz yaptığımız tarzdan keyif alarak yapıyoruz ve ortaya gayet güzel bir çalışma çıktığına inanıyoruz. Şimdiye kadar gelen tepkiler arasında olumsuz bir şeye rastlamadık, bundan sonra da rastlamayacağımızı umuyoruz. -Şarkı sözlerini genelde hanginiz yazıyor? Kasım: Onur yazıyor. -EP’nin kapak tasarımı tarafından yapıldı?

kim

Onur: Genel konsept ve artwork Amerika’dan Prable Visions ve benim ortak çalışmam ile yapıldı. -Trade The Tragedy 4 parçadan oluşuyor,bu parçalar da sözler ne üzerine sabit bir konu var mı? Onur: Aslında bütün şarkı sözlerinin birleştiği genel sabit bir konsept yok ama sözlerde yoğunlukta olan duygu etrafımızdaki ahl-


aki çöküntüye, ikiyüzlülük ve çıkarcılığa karşı bir eleştirisel yaklaşım diyebiliriz. -Aslında 2009 yılında Manhunt adında 7 şarkıdan oluşan bir EP kaydettiniz fakat yayınlayamadınız ve defalarca ertelediniz buna sebep olan neydi? Ne tür aksiliklerle karşılaştınız?

-Kasım Adana’da, Ufuk ise Antakya’da yaşıyor fakat grubunuz Mersin’de. Bir araya gelmek zor olmuyor mu? Zaman, yer konusunda anlaşabiliyor musunuz?

Onur: Grupta herkes yaptığı işi ciddiye alıp özverili ve istekli davrandığı için böyle bir sorunla hiç karşılaşmadık. Herkesin uygun olduğu zamanlarda bir araya Kasım: İçimize sinmedi bir türlü gelip provalar, konser hazırlıkları, yaptığımız iş. Kayıt ortamı ve beste çalışmaları yapılıyor. stüdyo ile sorunlarımız vardı, Ayrıca kimse bu buluşmaya kazaten bir voltaj dalgalanmasıyla dar olan zaman zarfı içerisinde her şey yok oldu. boş durmuyor, herkes kafasını grupla alakalı yeni şeylere ya Hakan: Sanırım hepimiz için zor da bestelere yoruyor ve zamanı bir kayıt dönemiydi. Çok büyük gelip toplandığımızda bunlardan uğraşlar sonucunda 7 parçamızı çok güzel fikirler ortaya çıkıyor. kaydetmiştik ama aksilikler hiç peşimizi bırakmadı o kadar eme- Ufuk: Yolculuklar bir yerden sonkten sonra kayıtlarımızın silin- ra fazlasıyla sıkmaya başlasa mesi ödülümüz oldu diyebilirim. da yüksek motivasyonla müziğe konsantre olduktan sonra geriye -Grubunuz 2005 yılında kuruldu. teferruat kalıyor. Gerçi kurucu elemanlardan kimse kalmadı ama More Than -En son Ankara Karakatliam’da Human öncesinde müzikle ne ka- Quo Vadis, Seth.Ect, Insistence, dar zamandır uğraşıyordunuz? Cenotaph ve daha birçok grupla aynı sahneyi paylaştınız.Nasıl Kasım: 2002 – 2008 arası geçti,nasıl bir atmosfer vardı? Adana’da bir thrash metal grubum vardı. Megadeth Onur: Karakatliam güzel bir coverları çalıyorduk. organizasyondu ve hak ettiği ilgiyi görmediğini üzülerek Onur: Ben yaklaşık 10 senedir söylüyorum. Çıkan son dakika aktif olarak çeşitli gruplarda aksaklıkları organizasyonun çalıyorum. Bundan yaklaşık 5 akıllarda kötü anılarla yer etsene kadar önce death metal mesine yol açtı ama biz grup yapan ve bir albüm kaydettiğim olarak eğlendik ve gelenleri de grubum Kharon’daydım. eğlendirdiğimize inanıyoruz.

Röportaj: Doğukan BİNİCİ & Volkan GÜNGÖR

- İleriye dönük planlarınız ve düşünceleriniz neler? İleriye baktığınız da kendinizi nerede görüyorsunuz? Onur: İleriye dönük olarak tabii ki kendimizi daha iyi yerlerde daha geniş kitlelere müziğimizi yayarken görmek istiyoruz ve bunun olacağına da inanıyoruz. Ufuk: Disiplinli hayal tacirliği olsa da bizimkisi bunca yıl verilen emeklerin karşılığını beklemek hakkımız diye düşünüyorum. Kaldı ki şartların acımasızlığı konusunda da kimsenin karşı bir görüşte olduğunu sanmıyorum. - Benim soracaklarım bu kadar sizin söylemek istedikleriniz var mı? Onur: Öncelikle bize ayırdığınız vakit için ve güzel tepkileriniz için teşekkür ediyoruz. Sizin de yardımlarınızla yaptığımız ve dinlediğimiz müzikle alakalı olarak bu ülkede gerçek bir gelişme olacağına inanıyoruz. -Bende bu keyifli röportaj için sizlere teşekkür ediyorum. Çalışmalarınız da başarılar.


Düşler sahnesinde bir hayal daha gerçekleşti. Pure American Metalinin yaratıcılar Maçka Küçük Çiftliği darmadağın etti. Maçka parkına saat sekiz gibi ulaştım. Hiçbir metal müzik konseri Türkiye de zamanında başlamaz kuralı bu konserde de geçerliliğini yitirmedi. Ben Maçka’ya vardığımda kapının önünde uzun bir kuyruk olsa da

Hazırlayan: Nezihi GOZEN Fotoğraflar: Güven CEYLAN

yaklaşık 15 dakika sonra içerdeydim. Maçka çiftlik parkı yenilenmiş. Özellikle tuvaletlerin yenilenmesi çok iyi olmuş. Bol bol alkol alan metalci gençliğinin en önemli sorunu olan tuvalet sırası ortadan kalkmış. Ertesi günü sabah erken saatlerde iş toplantım olduğu için ayık kafa konser izlemeye kararı aldıysam da LOG

beni sarhoş etmeyi başardı. Hava karamaya başlaması ile birlikte saat 21:00 gibi Black Tooth sahneye çıktı. Sahneye girer girmez küfür ederek seyirciyi ısındırmaya başladılar. Yarım saat kadar sahnede kalan grup en son Pantera’ dan Walk’ ı çalıp kitleyi LOG a hazırladı. The Passing ile konsere başlayan LOG Maçka da bulunan yaklaşık 2.000 kişiyi azdırmak konusunda gayet başarılıydı.


bitirdim. Birçok insan konseri hastanede bitirmiş öğrendiğim kadarı ile. Geçen sene gerçekleşen WASP konserin de azamamanın öcü çatır çatır almış olup olup Sonisphere öncesi ısınma hareketleri tamamlanmıştır. Darısı BIG FOUR’un başına!!! Çalınan Parçalar:

İlk parça olan In Your Words de durdum. İkinci parça olan Set to Fail ile aklıma mukayyet oldum ama üçüncü parça walk with me in hell olunca ortaya dalıp bir metalcinin yapması gereken dokuz kusurlu hareketin hepsini gerçekleştirdim. Randy seyirci ile iletişimi hiç koparmadı. Her şarkı değişinde ortada pogo ve circle pit yapan sayısı iyice artı. Randy gaz verdikçe katılımcı sayısı iyice arttı. Konserin sonuna doğru ise tüm Maçka circle pit in içinde dönmekteydi ya da benim başım dönmekteydi. Tam hatırlamıyorum orasını. Randy İstanbul’u gezdiklerini ve çok güzel bir

şehirde yaşadığımızdan bahsetti şarkı arası anonslarında. Grup biss yapmadan konseri bitirdi. İlk üç parça yukarda yazdığım şekilde ve kalan setlist alttaki gibidir. Tüm albümlerinden çalmaya ve eşit bir dağılım yapmaya çalıştılar. Gitmeden önce bir daha geleceklerini söylediler. Umarım en kısa sürede bu gerçekleşir. Kaçıran hakikaten metal müzik adına çok şey kaçırdı. Telafisinin olmasını dilerim. Vücudumun bazı bölgelerinde hafif çürükler ve sıyrıklar olmasına k a r ş ı n konseri sağ salim

4-Now You’ve Got Something to Die For 5-Ruin 6-Hourglass 7-As the Palaces Burn 8- Vigil 9-Dead Seeds 10- Contractor 11-Sacrament 12-Blacken the Cursed Sun 13-Descending 14-Laid to Rest 15-Redneck 16-Black Label Konser Fotoğrafları İçin: http://www.guvenceylan.net


Hazırlayan: Yasin AKŞAHİN


İnadına Quo Vadis

Quo Vadis tur tişörtü görünce dayanamadım, Arda’dan 5 lira Geçen seneki organizasyon daha alıp ondan da bir tane aldım. değişiklikleri sebebiyle Quo Vadis Quo Vadis’in tişört standında konserine gitmemiştim. Bu sene basçıları duruyordu. Pek bir hanım de organizasyonun el değiştirmesi hanımcık bir bayan. Keza seth. söz konusuydu. Artık hırs mı etc elemanları da gayet yakın, yaptım nedir, ne yapıp ne edip kon- hoşsohbet insanlar. sere gittim. Forumdaki arkadaşlar durumumu biliyor da, üye olma- Biraz gecikmeyle Insistence önce yanlar için de başıma gelenleri sahne aldı. Kemancı’yı ilk defa o yazayım. Böylece “nasıl konser kadar boş ve hareketsiz görüydüzenlenmez” adında bir ödev/tez ordum. Çağatay ve grubun geri filan olursa kaynak da oluşturmuş kalanı elinden geldiği kadar ortamı oluruz. alevlendirmeye çalıştılar ama nafile. DoRock’taki ortam maalesef Bilen bilir, Level 5 Ocak 8 tarihi için oluşmadı. Bunda grubun daha fabir Neaera konseri duyurmuştu. zla yapabileceği bir şey yoktu. Yine 30 bilet satılmış 2 ayda. Üçünü de morallerini bozmadan sahnede ben almıştım. Bir kere ertelenen, maksimum keyif almaya çalıştılar. ardından iptal olan Neaera konserinden sonra biletlerden biri- Insistence sahneden indikten bini verdiğim arkadaşım “İllallah” raz sonra ilk defa izleyeceğim deyip biletini yırttı. Kaldı benim seth.etc çıktı. Nasıl bir kostümelimde iki bilet. Neaera iptal olun- le çıkacaklarını ve müziklerini ca “Quo Vadis konserine girersin çok merak ediyordum. Basit o biletlerle hacı” dendi bana Level ama etkili bir maskeyle sahneye 5 tarafından. Ben de haliyle indi- çıktılar. Yapıcı eleştiriler yaprimli satılan Quo Vadis biletlerin- madan önce sahnedeki enerjileden almadım. Sonra tak diye or- rini çok beğendiğimi söyleyeyim. ganizasyon el değiştirdi. Yine mail Başarılı bir frontman ve uyumlu attım level5’e. Bana yine girebilirs- grup elemanlarına sahipler. Sain o biletlerle diye haber verdiler. dece basçı, “What The Fuck Are Ben de gönül rahatlığıyla konsere Looking At?” yazılı tişörtü ahengi gittim. Yanıma konserde tişört bozdu. Keşke o da diğerleri düz alacak kadar para vardı (seth.etc siyah bir şey giyseydi. Grubun tişörtlerini gözüme kestirmiştim). sahne düzenine ayrı bir önem verdiğini bildiğim/gördüğüm için Biletlerim kabul edilmedi. Düpedüz bunu söylüyorum. Bir diğer dikkakazıklanmıştım. 30 lira verip kon- timi çeken nokta da, bilgisayarda sere girdim ama üstümde 5 lira fi- çok fazla intro/outro çalındığı. lan kalmıştı. Hoplar zıplarım diye Hatta şarkılar boyunca da oldde banka kartlarımı almadım. ukça yoğun bir klavye kullanımı Arda’dan 20 lira borç alıp seth. var ama bunlar bilgisayardan etc tişörtümü aldım (üstündeki çalınıyor. Hafif çatlak bir klavyeyaldızlar ilk yıkamada çıktı, pek bir cinin grubun havasına çok olumlu esprisi kalmadı tişörtün). 10 liralık katkılar yapacağını düşünüyorum.

Hele de hareketli bir bayan bulabilirlerse kendileri için iyi olur bence. Sıra Quo Vadis’e gelmişti. Çok fazla harala gürele olmadan onlar da sahnedeki yerlerini aldılar. Vokalist yine değişmişti. Bu seferki seyirci tarafından daha çok benimsendi. Sahne önünde yaklaşık 30 kişilik bir grup, Quo Vadis’le beraber coştu. Grubun hayranı pek sayılmam. Geçen sene gidemediğim için bu sefer oradaydım. Bir de inat etme olayı var tabi. Madem birileri bu ülkede metal adına elini taşın altına sokuyor, bizim de elimizden geldiğince destek olmamız lazım. Yarımda mekânı terk edip metroya gittim ama geç kalmışım. Tıpış tıpış konsere geri döndüm. O sırada Quo Vadis’in en sevdiğim şarkısı Dead Man’s Diary çalıyordu (setliste dair yazabileceğim tek şey bu maalesef). Ondan sonra 2–3 şarkı daha çalıp bitirdiler. Mikrofonun sesi bir kere fazla açıktı. Üstüne bir de vokalist fazladan bağırarak konuşunca uzun süre kulağım çınladı. Hiç abartmıyorum, vokalist mikrofonsuz bir şekilde konuşsa bile rahatlıkla anlaşıldı söyledikleri. Onun dışında gözüme çarpan olumsuz bir şey olmadı. Grup gerçekten Türkiye’ye gelmek istiyormuş. Gayet içten ve sıcaktılar sahnede. Seyirci de az olmasına rağmen başarılı bir şekilde eşlik etmesini bildi şarkılara. Umarım Kemancı’yı bir daha bu kadar boş ve durgun görmem.


Hazırlayan: Yasin AKŞAHİN Fotoğraflar: Buse DEMİR Diğer fotoğraflar için; http://ethuil88.deviantart.com/gallery/


BEDAVACI SEPULTURA

lar olarak kınadık tabi kend- Kurtlarımı döktüm rahatladım. isini (bilet aldığı için, bizimle Eskilerden Troops of Doom, Sepultura konserine git- takıldığı için değil). Arise, Refuse/Resist, Inner meyecektim. 2005 Mart’ ta 20 Self, Territory ve Dead Emryveya 25 liraya izlemiştik onları Sepultura, benim Lise 3’te en onic Cells çaldılar benim eşlik Yeni Melek’te. O zaman en çok dinlediğim, hatta bir ara edebildiğim. Roots’a da tabi azından Cavaleraların yarısı en çok sevdiğim müstesna eşlik ettik. Overrated dediduruyordu. Bu kadar yoğun bir gruptur. Fakat Chaos A.D. ysek, eşlik etmeyeceğiz dekonser trafiğinde Unirock albümünden sonrasını pek medik. Roots’la da bitirdiler 35 lira fiyat çekince gitmeyi bilmem, üstelik Roots albü- zaten konseri klasik olarak. düşünmedim bile. Konsere müne de hak ettiğinden fazla bir hafta kala sevgili Laçin’in değer verildiğini düşünürüm. Konser boyunca Derrick ve arkadaşından bilet bulması Kisser’e ne kadar saygı Andreas’ın seyirciyle diyaloğu üzerine kararımı değiştirdim. duysam da, Derrick’i ne ka- çok iyiydi. Severim seyirciyle Gerçi görünene göre bilet dar başarılı bulsam da, Max konuşan grupları. Igor’un yesatışı iyi gitmemişti ve forumlar ve Igor olmadan hala ben- rine geçen baterist de taktire indirimli bilet kaynıyordu. Bir imseyemedim grubu. İlk 4 şayandı. Sepultura’nın drum ara babamın beni arayıp indi- albümlerini ezbere bilirim; setinin arkasına oturabilmek rimli bilet satmak isteyeceğini sonraki 10’a yakın albümden için de bu yeni arkadaş gibi bile düşündüm. Muhtemelen toplam 4 şarkı ancak biliyo- manyak olmak gerekiyor zaben de uğraşsam bilet bula- rum. ten. bilirdim. Sepultura’nın hayatımdaki Festivallerin ve çok büyük Konsere iş kıyafetlerimle önemini de anlattıktan sonra grupların konserleri dışındaki gittim. Küçükçiftlik Park’ın geçelim konsere. Dediğim konserlerin kapalı mekânda önünde buluştuk. Biraz mu- gibi, Chaos A.D. sonrasını yapılması taraftarıyım. Hem habbetten sonra içeri girdik. pek bilmem. A-lexlerden biri- seyirci arasındaki etkileşim Ben gelmeden önce biralar yle başladı sanırım. Konser daha iyi oluyor, hem de çok dikildiğinden, önce tuvalete boyunca seyircinin katılımını kişi varmış gibi gözüküyor. gittik. Tuvaletler yenilenmiş, oldukça iyi buldum. Mosh Yine de, netice itibariyle SepAvrupa standartlarında pitler dönüyordu ortada. Sah- ultura da, İstanbul da eğlenceli olmuş. Ben girdiğimde temiz- ne önü ise tahmin ettiğim gibi ve keyifli bir akşam geçirdi. di üstelik (çıktığımda da tem- boştu. izdi, merak etmeyin). Takım elbiseyle mosh Sahnenin sol tarafına geçip pite girmeyi oldum olası dikilmeye başladık (bilen- sevmemişimdir. Ama Escape ler için söylüyorum, Swiss To The Void’un çalınmasıyla Hotel’e bakan taraf). Orada bıraktım çantamı Laçin’e, tanıştığım ama şu an ismini fırladım pite. Schizophrenia hatırlamadığım ve sahne albümünden ilk ezberlediğim önü bileti alan arkadaş da şarkı olması sebebiyle benim bizimle takıldı. Sahne önü için özeldir kendisi. Şarkıdan uygulamasına karşı olan- sonra eski yerime geçtim.


K

onser gününden bir gün önce gittim Sofya’ya. Metro Turizm, İstanbul’dan her gün 2 veya 3 otobüs kaldırıyor Sofya’ya. Çok güzel hizmet veriyorlar ve sadece 50 lira biletler. 9 saatten biraz fazla sürüyor yolculuk. Akşam 7 gibi Sofya’ya varıp beni misafir edecek Mira’nın evine gittim. Bu arada yazının başında belirteyim ki salt AC/DC konseri olmayacak bu. Sofya’da geçirdiğim iki günü özet geçeceğim. Mira’da akşam yemeği olarak salatalarımızı yedikten sonra elimizde biralarla Couchsurfing’in buluşmasına gittik. Ev arkadaşım Josh da benden hemen önce gelmiş ev sahibimize. Barda her milletten insan vardı. Biramızı beklerken bir İngiliz’e tosladık. Meğer adam AC/DC’nin tır şoförlerinden biriymiş. 29 tırla turluyorlarmış. Rammstein’ın 20 tırla dolaştığını göz önünde bulundurursak bunun ne demek olduğunu daha iyi anlarız. Barnaby’yle (tır şoförü) uzun süre muhabbet ettik. Angus

Young’ın 1.55 metre civarında icra ediliyor. Elektronik müzik de olduğunu öğrendik. Eylül’de U2 vardı, folk da. ile Türkiye’ye geldiğinde kendisini misafir etmeyi umuyorum. Görülmesi gereken önemli yerleri gördükten sonra stadyuma Ertesi gün saat 10’da kalkıp gittim. Bu arada Sofya’da her terminale gittik. Ben Selanik’e, yere yürüyerek gidiliyor ki, benJosh da Veliko Tarnovo’ya bi- im gibi yürümeyi çok seven biri letini aldı. Oradan çıkıp ev ye- için çok güzel oldu bu. Şehre mekleri yapan bir yerde brunch indiğimden beri her yer AC/DC yaptık. Full vejetaryen bir idi zaten. Herkes AC/DC tişörtleri menüye 8 lira verdim. Aşağı vardı. Taksilerde bile AC/DC yukarı Türkiye’deki fiyat. Ye- çalıyordu. Şehrin her yerinde AC/ mek yedikten sonra Sofya’da DC, Sonisphere ve Ekim’deki bulunan yaklaşık 10 tane park- Scorpions’ın afişleri vardı. Bir tan birine gitmeye karar verdik. Rock şehrine bürünmüş Sofya Josh Sofya’yı bir önceki gün adeta. Daha önce yaptığımız gezmişti. Parkta oturup kitap “Abi, Maiden, Venom, Motörokumak istiyordu. Bense adım head Bulgaristan’a bile geliyor, adım Sofya’yı gezmek istiyor- buraya gelmiyor” muhabbetleri dum. çok pis götüme girdi. Adamlar o konuda Türklerden fersah ferSofya, komünist rejimden ge- sah ileride. len bir sanat alt yapısına sahip. Şehirde bir sürü kocaman park Stat da şenlik havasına var. Parklarda satranç ve masa bürünmüş. Bayraklar, afişler, tenisi imkanları mevcut. 100 merchandise stantları. Bu metrede bir sokak çalgıcılarına arada stadın etrafına kurudenk geliyorsunuz. Parkların lan korsan tezgahlara göz etrafında 2-3 tane sahne açtırmıyorlar. Tişört, pin, pargördüm. Değişik müzik tarzları layan şeytan boynuzu satanlar


tek tek kaldırmak zorunda kaldı tezgahları. Gireceğimiz yeri önceden bilmek adına stadı bir tavaf ettim (AC/DC hacısı olduk :p). Gerekli ön çalışmayı da yapınca elemanlarla toplanmak üzere eve gittim. Adım sayacım 27 bin adım attığımı bildiriyordu bana.

oraya gittik. Çok kalabalıktı. Metronun önünde tekrar orada buluşmak üzere dağıldık. Giriş kapısına doğru giderken Bulgar ön grup sahnedeydi. Bir taraftan da onu dinledik ama kimdir nedir maalesef bilmiyorum. 20 dakika kadar kuyrukta bekledikten sonra içeri girdik ve hemen 2 tane tur tişörtü aldım. Evde Mira’nın 3 yeni arkadaşı Saha içindeki yerimize gittik. Bu daha vardı. Onlar da Tarnovo’dan arada saha içinde bile biranın konsere gelmişler. Biz 5 kişi tanesi (33 cl) 2 liraydı. akşam yemeği patlattık orada. Bu arada yemekte Rakia diye Hava iyice kararmış, insanlar bir şey içiyorlar. Viski gibi tadı gitgide sabırsızlanıyordu. Saat var. Ben yerel bir şey yapmış 9’da başlayacak konser 11 olmak adına içmeye çalıştım dakika gecikmeyle başladı. 4 ama midem kaldırmadı. Çok ayrı dev ekran vardı sahnenin ağır geldi bana. O yüzden çok sağında solunda. Black Ice tulezzetli ve bir o kadar da ucuz runda gösterdikleri ve Rock’n biralardan içtim. Zaten kalış Roll Trenin en sonunda sahsürem boyunca genelde bira neye çıkmasıyla sonuçlanan tükettik. Yemekte bize AC/ video gösterimi girdi. Josh’la DC’nin geçen seneki Sırbistan birbirimizi kaybetmeden baya konser görüntüleri eşlik etti. ilerledik. Şaşkınlık içerisindeydim. Bildiğin AC/DC izliyorJosh’ın da gelmesiyle sta- dum. Hala bacasından duman da doğru yola çıktık. 1 Lev’e çıkan trenini gölgesinde Rock’n (yaklaşık bir lira) metroyla stadın Train’e eşlik ettik.

Hazırlayan: Yasin AKŞAHİN Fotoğraf: Yasin AKŞAHİN

İkinci şarkı Hell Ain’t A Bad Place To be oldu. Şarkı başladıktan hemen sonra sağımda gördüğüm 8-10 yaşındaki veledi tuttuğum gibi omuzlarıma oturttum. Yavrucağız hiçbir şey göremiyordum. Ben bile bu boyla zor görüyordum. Back In Black çalarken de sırtımdan indirmedim. Sağa sola yalpalanıp var gücümüzle şarkıya eşlik ettik. Bu arada çocuğun babası da elime Rom’u verip duruyordu. Ağır bir içici değilimdir. Genel olarak alkolün tadını sevmem (Jägermeister hariç). Ayıp olmasın diye birkaç yudum aldım ama adam tatmin olmuyordu. En sonunda söylemek zorunda kaldım “Dayı ben içkiye pek gelemiyorum” diye. Omuzlarım ağrıdığı için Emil’i indirdim. Çok sevindi yumurcak. Back In Black’ten sonra sırasıyla Big Jack, Dirty Deeds Done Dirt Cheap, Shot Down In Flames, Thunderstruck, Black Ice ve The Jack çaldı. Ardından


sahnenin tepesinden aşağıya ağır ağır inen dev bir çan gördük. Brian Johnson uzun platformda koşup çanın ipine asıldı. Bizi neyin beklediğini çok iyi biliyorduk. Hells Bells’in ağır introsunu duyduk akabinde. Çan tekrar göğe yükselirken yaklaşık 40000 kişi (kendi tahminim) kendinden geçmişti. Set List Shoot To Thrill, War Machine, High Voltage, You Shook Me All Night Long ve T.N.T. ile devam etti. Konserin sonuna yaklaşıyorduk ama hala benim en sevdiğim şarkı çalınmamıştı. T.N.T. ile dinamit gibi patladıktan sonra ışıklar kapandı. Brian büyük, iri bir kadından bahsetmeye başladı. Bu büyük bayanı çok iyi tanıyordum. Whole Lotta Rosie’nin riffleri girdi. Dev Rosie, Rock’n Roll Treni’nin üstünde oturmuştu. Havalandırmayla ayaklarını ritim tutuyormuş gibi yaptırıyorlardı. Şarkıya bütün gücümle eşlik ettim. Soloyla kendimden geçtim.

çocuğu da şarkı bitmeden inSoloyla hızını alan Angus dirmeye kıyamadım. Let There durmadı. Platformun önüne Be Rock sonunda bitti ve grup kadar gelen ihtiyar delikanlı sahneden iner gibi yaptı. gitarını konuşturmaya başladı. Platform yavaş yavaş yükseldi. Highway To Hell’siz AC/DC konSololar, ışıklı gösterileri bir süre seri düşünülemezdi tabi. Highdevam etti. Platform yere inince way To Hell’den sonra For Those bu sefer koşa koşa sahneye About To Rock (We Salute You) döndü. Tren ve Rosie gitmiş biz çıkınca anladık ki konseri bitmişti ağzımızı açık Angus’u izlerken. artık. Onlar bizi selamladı ama Ayrıca trenin iki yanındaki dev asıl selamlanması gereken ekranlar da birleştirilip depdev sahnedeki babalardı. Değişik ekran oluşturulmuş. Bir buçuk ülkelerden gelen onbinler unküsur metrelik bir tıfıl bütün bir utulmaz bir gece yaşamıştı. stadyumu ellerinin içine almıştı. Grup sahneden indiğinde, haMichael Jordan’dan sonra vai fişeklerinin renk cümbüşüne ilk defa bir insan gözümde bürüdüğü gökyüzü, binlerce tanrılaştı. mutluluk sarhoşu AC/DC fanının tepesinde ışıldıyordu. Diğer grup elemanları tekrar sahneye döndü. Boynumun ağrısı biraz azaldığı için Emil’i biraderimi aldım yine omzuma. Let There Be Rock başladı. Normali zaten 6 küsur dakika olan şarkıyı sololarla, gösterilerle yine 10 dakikaya filan uzattılar. AC/DC ağzımıza sıçıyordu. Boynum da baya ağırdı ama


Yahşi Batı Cem Yılmaz’ ın bu filme kadar yaptığı filmler güzeldi ve insanı güldüren espriler vardı. Yahşi Batı’ da ise insanı –özellikle bir süre sonra- ağlatan espriler var. Özellikle chuck olayı yeter dedirtti. Şimdi olayı baştan alayım, Osmanlı padişahı iki tane Osmanlıyı(Aziz Vefa ve Lemi Galip) huzuruna çağırtır ve onlardan Amerikan başkanına hediye olarak elmas götürmelerini ister. Bu ikili Amerika’ da daha başkana ulaşamadan soyulur, elması tekrar geri almak isteyen bu ikilinin başına olmadık şeyler gelir ve hatta kolayı bile icat ederler. Başrollerde Cem Yılmaz, Ozan Güven, Demet Evgar ve Özkan Uğur var. Zaten Cem Yılmaz’ ın filmlerinde Ozan Güven ve Özkan Uğur’ un yeri artık banko gibi bir şey (Hokkabaz hariç). Aynı tas aynı hamam… Arog, Gora ve Hokkabaz başarılı filmlerdi özellikle Arog ve Gora’ da da burada olduğu gibi bir taşlama, dalga geçme olayı vardı. Fakat onlar izlerken insanı sıkılmıyordu. En başta filmi bir anlatma şeklinde sunmak kötü bir fikir. Hele bir de reklam olayı var ki akıllara zarar. Muhtemelen bütçe sıkıntısından yapılmıştır ama keşke o reklam olmasaydı. “Fırtına öncesi sessizlik bu daha büyük şeyler olacak” Aynısı Gora’ da “bir cisim yaklaşıyor” şeklindeydi ve güldürüyordu ama bir kere olur bu. Aynı şekilde chuck esprisi de böyle bir kere iki kere tamam ama sürekli olunca sıkılıyor insan. Bu filmden çok şey beklemeyin mesela sıçana kadar gülmek gibi… 5/10

Hazırlayan: Çağrı KAÇAR


Kiss Kiss Bang Bang İlk olarak Cannes’da yarışma dışı bölümde izleyicilerle buluşan ve izleyenleri kahkahaya boğan “Kiss, Kiss, Bang, Bang”, ufak hırsızlıklarla geçinen Harry’nin kendini bir cinayet soruşturmasının ortasında buluvermesi çevresinde gelişiyor. Bir tesadüf sonucunda dedektif rolü üstleneceği bir filmin oyuncu seçmeleri için Hollywood’a giden Harry, burada ‘Eşcinsel Perry’ diye tanınan gerçek bir dedektifle beraber alıştırmalar yapmaya başlar. İşin içine lise aşkı Harmony de girince, işler bir anda karışır ve bu tuhaf üçlü, kendilerini gerçek bir cinayet esrarının ve kovalamacalar la dolu bir maceranın ortasında bulurlar... Filmin konusu, bilindik bir konu gibi görünüyor ama film öyle bilindik filmlerden değil. Kiss Kiss Bang Bang’ in başrollerinde, Val Kilmer ve Robert Downey Jr. var. Aslında film benim hiç sevmediğim anlatma şeklinde geçiyor ama o bile filme düşük puan vermemi sağlayamıyor. Film diyalog üzerine kurulu aksiyonlu kısım ise en sonda. Fakat diyaloglar o kadar komik ki hiç sıkılmıyorsunuz. Tek mermi olan bir silahla adamı vurmak üzerine yapılan olasılık hesabı ve yanlış kadın yanlış gırtlak muhabbetleri, koltuktan düşüren önemli sahneler arasında. Sıra dışı bir komedi filmi izlemek isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim. Film o kadar güzel ki filmi tekrar tekrar izlediğinizde bile çok büyük keyif alıyorsunuz.

8.5 / 10


Pembe (Rose) Şaraplar Geçen ay beyaz şaraplar için kırmızıların gölgesinde kalıyor demiştim. Fakat asıl gölgede kalanı unuttum. Pembeler asıl gölgede kalanlardır. Çoğu zaman şarap hakkında pek bilgisi olmayan tüketiciler tarafından kırmızılar ile karıştırılır. Pembe şaraplar hafif içimi olan aperatif içkilerdir. Genellikle iyi kalitede kırmızı şarap yapmayan siyah üzümlerden yapılır. Türkiye’ de genel olarak Çalkarası ve Kalecik Karası’ndan yapılır. Bunun nedeni ise şaraba dayanıklılık kazandıran tanen faktörünün bu tip üzümlerde fazla olmayışıdır. Fakat son zamanlarda Cabernet Saugvinon, Merlot, gibi iyi kalitede kırmızı şarap veren üzümlerden de yapılmaya başlanmıştır. Peki, bu nasıl oluyor; Bir bağın şaraplık kalitesinde üzüm vermeye başlaması 5 yılı buluyor. Bunu bilen üretici 2 ya da 3 yıllık Cabernet Saugvinon bağlarından üzümleri toplayarak pembe şarap üretiyor. Pembe şaraplar genellikle kırmızılarla beyazların karıştırılmasından yapılmaz. Genellikle diyorum çünkü yakın zamanda Amerika pembe şarapları bu şekilde üretmeyi şarap üreticisi diğer ülkelere teklif etmiş ve başta Fransa olmak üzere birçok şarap üreticisi ülkeden tepki almıştı. Pembe şaraplar iyi tanen vermeyen siyah üzümlerin kırmızılara göre fermantasyonunun kısa tutulmasıyla üretilir. Pembe şarapları satın alırken şu renkte Hazırlayan : Çağrı KAÇAR


olmalıdır diye bir şey söylemek zordur. Çünkü gerek üreticinin üretim tarzı gerek üretildiği üzümün cinsinden dolayı pembe şaraplar farklı renklerde olabilir. Fakat çok fazla kahverengiye ve çok fazla sarıya kaçan pembe şaraplar satın alınmamalıdır bunlar muhtemelen ömürlerini tamamlamışlardır. Kısaca şarabın rengi ne kadar gül rengine benziyorsa o kadar iyidir. Pembe şarapları satın alırken üretim tarihine çok dikkat edilmelidir. Üretim tarihi ne kadar yakınsa o kadar iyidir. Yukarıda da bahsettiğim gibi pembe şaraplarda tanen olmadığı için bu pembe şarapları dayanıksız kılar. Pembe şaraplar 6-8 derece arasındaki sıcaklıklarda tüketilmelidir. Bu derecelerin altında hiçbir tat alamazsınız üstünde ise şarap ağızda bayılır. Aldığınız pembe şarapları da kesinlikle buzluğa atmayın. Ben denedim zamanında şarabı normal içilme sıcaklığına getirdiğinizde dahi şaraptan hiçbir tat alamıyorsunuz. Aldığınız pembe şarapları serin ve direk güneş ışığına maruz kalmayan yerlerde muhafaza etmek en iyisidir (aslında bu bütün şaraplar için geçerli). Servis edileceği zaman buzla yarısına kadar dolu bir kovanın içinde yarım saat bekletmek gerekir veya akşam açılıp içilecek bir pembeyi sabahtan buzdolabına koymanız da gayet uygundur. Her şarap türünde olduğu gibi pembelerinde uyumlu olduğu yiyecekler mevcuttur. Pembeler fazla baharatlı olmayan yemeklerle içeceklerdir. Pizzalara ile ve fazla aroması olmayan mezelerle ile güzel bir uyum yakalar. Kendi deneyimlerinde faydalanarak bazı çikolatalar da bazı pembelerle mükemmel uyumlu. Pembe şaraplar aslında hafif aperatif içkilerinden olduğu için tek başına da içilebilen içkilerdir. Aslında pembe şarap yazısı buraya kadar olacaktı ama… 1 hafta önce Turasan 2009 Rose ile Brüksel’ de altın madalya aldı ve o şarabı bende tattım. Burunda muz ve şeftali kokuları olan, ağızda ise insanı serinleten bir şarap olmuş. Kesinlikle tavsiye ediyorum alın için. Fabrika satışı 13 TL.


KARAKTER

Haz覺rlayan: Dilara AKM襤L


Şimdiye kadarki karakterlerimiz genelde birisinden ilham alıp bunun üstüne kendi sesini kazanan kişilerden oluşuyordu. Yazın gelişiyle birlikte bu konseptte bir değişiklik yapmaya karar verdim ve artık çırakları değil, ustalarını kaleme almaya başlayacağım. İlk ustamız da geçtiğimiz yaz ülkemizi ziyaret etme şerefini bize kazandırmış bir üstat, Leonard Cohen. Çok yönlü bir sanatçı olarak Cohen’i sizlere az da olsa tanıtmak istiyorum. 21 Eylül 1931 tarihinde Kanada’da doğdu, şairlik, yazarlık, şarkı sözü yazarlığı yaptığı bir dönem sonrası 70lerde kabare üstüne çalışmalarda bulundu. 80lere geldiğinde ise daha elektronik işleri bünyesine dâhil ederek kadın vokalistlerle çalıştı. Cohen, yaptığı her işle başka isimlere ilham kaynağı olan bir sanatçı. Folk müzik dendiği zaman akan suları durduracak kadar yalın ve naif bir tarza sahip. İlhamını aldığı konular he ne kadar dünya üstündeki tüm karmaşık ilişkiler (insan ilişkileri, din vs) olsa da sesinin berraklığı, müziğinin dinginliği ile konu edindiği her şeyi oldukça açık bir şekilde ortaya koyabilen birisi. 73 yılında devam eden Yom Kippur savaşında, İsrailli askerlerin yanında bulunmuş,

burada gördüklerinden kendine yeni bir şarkı çıkarmayı başarmış (Who By Fire). 70ler Cohen için oryantale bağlılık yılları olarak da bilinir. Çalıştığı isimlerle çıkardıkları albümlerde kullandığı enstrümanlar böyle anılmasına sebebiyet vermiş. 80lerde ise dini daha fazla şarkılarında konu edinmeye başlamış, 84 yılında birçok kişi tarafından tekrar yorumlanan Halleluja şarkısına can vermiştir. Amerika’da daha çok tanınmasını sağlayan Miami Vice’taki ufak rolü sayesinde ününü sağlamlaştırdı ve bundan sonraki işlerinin daha çok bilinmesi için daha büyük adımlar atmaya başladı. Filmlerde şarkılarının çalması ile daha büyük ün kazanmaya başladı. 94 yılında bir inzivaya çekildi. Beş yıllık bu inziva dönemi sırasında Zen Budist Rahibi unvanını aldı. Cohen’in bu inzivası sonrasında şarkıları eski neşesini ve ruhunu kaybettiği söylenir. Yaklaşan ölüm, kaybedilen değerler ve aşklar üzerine şarkı söylemeye başlayan Cohen bu depresyon yıllarında çok büyük bir soygunculuk iddiası ortaya atar. Eski menajerinin onun hakkı olan 5 milyon doları tamamen kendi hesabına geçirerek şarkıların yayın haklarını da zimmetine geçirdiği iddiasını dile getirir. İşte bu dönemde insanlar Cohen’in adını kötüye

çıkarmak için elinden geleni yaparlar. Onlara göre Cohen yıkılmış, bitmiş, yaşlı bir bunak olarak kanıtlayamayacağı şeyler iddia etmiştir. Ama 2006 yılında sonuçlanan dava sayesinde 9 milyonluk bir tazminat kazanınca insanlar tarafından yapılan ithamları da yersiz kalır. Ustalar hakkında aklımızda kalması gereken en önemli özelliklerinden birisi, onların çok yönlülüğü olmalı. Leonard Cohen de bir tek müzik alanında değil, elini attığı her işte kendinden söz ettirecek işler yapmış büyük bir sanatçı. Bu yüzden Cohen değerli bir üstat, bu yüzden başarılı olarak aksediliyor ve hakkında çıkan hiçbir dedikodu onu yok edemiyor, aksine yüceleştiriyor. İleride tam bir üstat olarak anılacak birçok insanın da böyle olaylar ile çok sık karşılaştığını görürüz. Ya da ellerini attıkları her işte başarılı olduklarını. Şimdiye kadar hiç dinlememiş olanlar için hemen bir Cohen albümü edinmelerini tavsiye ederim, zira böylesine büyük bir sanatçıyı hiç dinlememiş olmak büyük bir zaman kaybı olacaktır.


KURBAN - Sahip (2010) En başından söylemek isterim ki Türk Rock Grupları özel ilgi alanımda bulunmuyor. Ama elbette bazı istisnalar mevcut ve bunlardan biri de anlı şanlı Kurban. Uzun bir süredir sesi soluğu çıkmayan, bir dağıldı bir eleman değiştirdi haber ve asparagaslarıyla takipçilerini hop oturup hop kalkmaya mahkûm eden grup, Sahip isimli gıcır gıcır albümüyle beğenimizi toplama amacında. Türkçe sözlü rock müzik gruplarından, parça yapılarının yanında daha sert sounduyla da ayrılan Kurban, bu albümde kendi sınırlarını zorlamaya ve olabilecek en sert Kurban tonlarını kullanmaya karar vermiş anlaşılan. Masteringi ünlü George Marino (Sterling Sound) tarafından kotarılan Sahip, tüm Kurban diskografisinin en sert ve keskin ürünü zira... ...Ayağa kalktı bir hınçla Eğilmem aciz kula Ateş artık isyanda Gezer ifrit aklında Ruhunu bana satanlar Gelip benden alsınlar Efendi şimdi iktidar İradeden yoksunlar Oyları bana atsınlar Şeytandaki şu itibar. Genel anlamda lirikler, din ve dinle ilgili kimseleri konu alıyor. Din, her zaman rock müzik için popüler, Türkiye için ise tehlikeli bir konu olmuştur. Yukarda bahsi geçen ‘iktidardaki efendiye oy atan iradeden yoksun kitle’ ve ‘şeytan’ tanımlamalarının Türkiye’deki karşılıklarını bulmak da hiç zor değil. Cesur sözler! Tüm Kurban albümlerindeki gibi davul performansı doyurucu. Diğer albümlere nazaran gitar performansı daha başarılı. Diğerlerine göre vokaller daha çok nefret saçıyor ve daha çeşitli. Lirikler de daha cesur. Yobaz gibi bence çok sağlam bir parça da cabası. Kısacası Kurban’ı hiç bu kadar sevmemiştim. Hepimize afiyet olsun. (Puan: 8/10) Utku Güven

Rotting Christ - Aealo / 2010 20 Yılı devirmiş bir grup olarak Rotting Christ yepyeni bir albümle yine karşımıza dikildi. Geçtiğimiz yıl gündüz vakti muhteşem performansı ile izlediğimiz ve bunun yanında sıcakkanlılığı ile gönlümüzü fethetmiş bir grup oldular. Albümde black metal öğelerinin yanı sıra bolca gotik metal öğelerinden de bulabilirsiniz… Albümün genelinde yunan mitolojisi karmaşa, yıkım, felaket ve kaos gibi kavramlar boy göstermekte… Zaten Aealo yıkım ve felaket demekmiş. Rotting Christ bu albümle o muhteşem günlerine yeniden dönüş yaptı ve tekrardan izlemen isteğimizi iki kat arttırdı. Tek başına atılan sololar, vokaller, bayan vokaller hepsi oturmuş ve yerli yerinde… Davullara zaten söz söylemeye gerek yok. Themis yardırmış gitmiş resmen. Zaten davul çalarken yaptığı mimikler hala gözümün önünde ve çok eğlenceli Aslında albümde bizim için (Türkler) pek hoş olmayan bir olayda var… Diamanda Galas denen Türk düşmanı ahlaksız ve şerefsiz bir kişiliğin alıp parçasını cover yapmışlar. Rotting Christ’ in bu konuda bir art niyet taşımadığına eminim. Zaten sitede bu konu uzun uzun konuşuldu girip bakabilirsiniz… www.metaltr.net Not: ayrıca bu parça hiçte hoşuma gitmedi! Uzun lafın kısası vurucu bir albümle yine Rotting Christ karşımızda ve Demonon Vrosis ve Pir Threontai öne çıkan parçalar. 8/10 Güven Ceylan


Heaven Shall Burn! (HSB) Invictus (Iconoclast III)

SonUÇ - Sonun başlangıcı SonUÇ grubu isminin aksine sonuç değil de sonun başlangıcı olarak adlandırıyor albümlerini… Grup 2005te vokal Özgür BABAL tarafından kurulmuş albüm için bu kadar uzun zaman geçmesi tabiî ki imkânsızlıklar ve daha kaliteli olması için uğraşılmasından kaynaklanıyor sanırım… Bursa’da kurulan grup yine Bursa’da yoluna devam ediyor, imkânsızlıklardan bahsettiğim buydu! Bursa’da ne yapılabiliyorlarsa fazlasıyla yapıyorlar. Geçtiğimiz günlerde yeni albümleri “Sonun başlangıcı” raflarda yerini aldı. 8 Parçadan oluşan sonun başlangıcı genel olarak melankolik bir havada duygu yüklü parçalardan oluşmakta… Bunun yanında hareketli parçalarda var tabi ki… Özgür bu işin ehli zaten uzun yıllar radyo programcılığı ve ses teknisyenliği yapmış birisi, gitarist Özgür ÇALI ise Mayones Guitar Competition adlı uluslar arası gitar yarışmasında Dünya 2.ligini elde etmiş birisi! Her biri birbirinden yetenekli ve kişilik olarak ta çok güzel insanlar. Albümde rap vokalli parçada var ve çok güzel oturmuş parçaya.. Söz verdim parçasından bahsediyorum. Geçtiğimiz akşam albüm lansman konseri vardı ve o konserde fotoğraf çektim –kendi sitemden bakabilirisiniz- ilk defa izlememe rağmen canlı performanslarını beğendim tesisat olarak pekiyi olmayan bir yer olsa da performans olarak çok iyiydiler. Turkrock tarihinde güzel yerlere gelebilecek bir grup. Albümü kesinlikle dinlemelisiniz. Parçalara sağlam sözlerde yazılmış mesela kimim ben parçasına dikkat edin; “bakıyorum aynalara karşımda ki suratsıza” … Grubun cover çalışmaları da etkileyici, facebook sayfasında bulabilirsiniz birkaçını! Sadece hoşuma gitmeyen albümdeki tasarım. Bence albümün havasını tasarım verememiş. Fotoğraflardan bazıları da çekim çok güzel olduğu halde üzerinde ki oynama ile kötü bir hale gelmiş ama bazıları gerçekten muhteşem ışık ve dekor olayı bitirmiş. Oynan fotoğraf olarak albüm deki fotoğraftan bahsetmiyorum o fotoğraf ışık duruş ve dekor olarak muhteşem, sitelerinde bazı fotoğraflar var onlardan bahsediyorum. Bu arada fotoğrafları da Nejat BİÇEN çekmiş. Kapak tasarımında ise bence başka bir renk kullanılmalıydı yazı tipi olarak çok güzel ama çatlaklar çok yapay durmuş. SNÇ amblemi çok güzel. Bence kapakta da kapak içindeki fotoğraf tonları kullanılmalıydı! Albüm Yaşar Kekeva plak tan piyasaya sürülmüş, Prodüktörlüğünü Mustafa KEKEVA ve Kemal KEKEVA yapmış Mix&Mastering ise Virus Production tarafından yapılmış. Kapak tasarımı Ayşe ZABİTOĞLU ve tüm düzenlemelerde tamamen SonUÇ tarafından yapılmış. 8/10 Güven Ceylan

Alman Metalcore Devi 6. stüdyo albümleri –E.P ve DVD’ler hariç- Invictus (Iconoclast III) ile karşımızda! Iconoclast efsanesinin 3. serisi de denebilir bu albüm için. Iconoclast albümünün ardından muhteşem performansı olan bir DVD ile gönlümüzdeki yerini iyice sağlamlaştıran HSB Invictus ile turnayı tam gözünden vurdu! Gaz mı gaz yıkım mı yıkım bir albüm dinliyorum şuanda! Biliyorsunuz bu yaz Unirock festivali kapsamında HSB ülkemize gelecek ve bu albümü dinledikçe heyecanım kat kat artıyor. Invictus öfkenin kapılarını intro eşliğinde –Awoken’e benzer bir intro- ile açıyor ve nefret resmen ortaya çıkıyor! Century Media HSB ye hak ettiği desteği veriyor. Albüm tanıtım filminden tutun albümün içindekilere kadar her şey eksiksiz. Albümün içinde bir adet bonus DVD ve alternatif artwork’ ler ayrıca bir adette bileklik bulunmakta. Bunun yanında bonus CD de var ve bu CD’nin içinde Bir Cover bulunmakta! Therapy? Nowhere! Bunun yanında albümde birde konuk sanatçı var, Deadlock grubundan tanıdığımız SABINE Given In Death parçasında HSB ye eşlik etmiş çok ta güzel yapmış, muhteşem bir parça olmuş. Bu albümde gerçekten değişik melodiler var… Parçalar o kadar sert gidiyor ki bunların farkına bile varamıyorsunuz. Arada giren klavye kendinize gelmenizi sağlıyor. Yine boş yok tam doldurmuşlar, en hoşuma giden combat oldu. Ve kapılar outro eşliğinde kapanıyor. Savaş bitiyor herkes ölüyor Albüm kapağında Parlayan bir kalp var sade bir tasarım, albümün içindeki tasarım çok ilginç. Ayrıca alternatif bir artwork ta bulunmakta CD digipack’ in içinde… Haydi baştan… 9/10 Güven Ceylan


As I Lay Dying - The Powerless Rise

Bullet For My Valentine Fever

Aslında fazla bir söze gerek yok zaten bilen biliyor AILD’ nin kötü bir albüm yapmayacağını ama yine de bir şüphe vardı içimde nasıl bir albüm acaba diye… Ama herifler resmen kafama odunu çaktılar! Nedir sizin derdiniz, nerden geldiniz siz? Ama şunu söyleyeyim bu kadar müthiş bir albüme bu kapak olmamış. Kapak daha güzel olabilirdi! İlk albümleri A Long March kapağı muhteşemdi mesela… Ama yine de bu albüm, dinlerken en yükseğe çıkıp ta kendini boşluğa bırakmanın anlamını bize hatırlatıyor! Resmen kendimize getiriyor bizi, sabah uyanamayanlar için ideal!

Bullet For My Valentine, gerçekten çok iş yaptığından mıdır yoksa iyi yaptığından mıdır tartışılır ama çok şanslı oldukları kesin! 2005te ilk albümlerini yayınladılar ve ardından 3 albüm 6 single 6 Extended Play ve bir de DVD sığdırdılar… Bu 5 sene içinde yapılmış büyük başarıdır. Tabi grup 2005’te değil 1997’te kurulmuştur. 2003 senesinde iste ismini ve tarzını değiştirerek en büyük adımı atmış oldular… İlk adımı Sony ile değil de Roadrunners ile

Olay şu adamlar 2002de ilk albümlerini çıkardılar aradan 8 sene geçmiş ve öyle bir yerdeler ki bu 8 sene içinde büyük bir başarı! Bu zamana 5 albüm bir muhteşem DVD sığdırdılar. Albüm baştanda söylediğim gibi yıkıcı bir güce sahip, dövüyor bırakıyor resmen. Yardırıcı gitar riffleri tokmak gibi başımıza çakan davul tonları mis gibi clean vokaller ve çığlıklarla bitmeyecek brutaller! Tim Lambesis gerçektende yetenekli birisi… Vokal tekniği çok iyi ve albümde olabildiğince ön planda! En hoşuma giden bu albümde solo gitarlar oldu. Sololar olsun parça arkasındaki melodiler olsun bitirdi beni… Anodyne Sea ve The Blinding Of False Light parçaları birbirini andırmakla beraber muhteşem melodilere sahip parçalar.

atsalardı bu kadar başarılı olabilirler miydi tartışılır ama yine de Sony onlara büyük önem veriyor. Her ne kadar parçalar bazen birbirine benzese de Artık BFMV tarzını sağlamlaştığını anlayabiliriz… Matt vokal olarak grubu aldı götürüyor, bir vokali birde elini silah gibi yapıp boğazına dayamayı çok iyi yapıyor Albümün ismine nazaran albüm kapağı o ismi pek yansıtmıyor sanırım… Kapakta ki manüpilasyon başarılı, ilk albümlerdeki kullandıkları logo çok güzeldi en azından grubun ismine uygundu neden böyle gelişi güzel Abaddon fontu ile yapılmış bir logo kullanıyorlar anlamıyorum, sanırım biraz daha sert görünmek istiyorlar

Albümün prodüktörlüğünü Killswitch Engage grubundan Adam Dutkiewicz yapmış ve Metal Blade Records etiketiyle piyasaya sürülmüş. Albümde 11 parça var ve mix Colin Richardson’ a ait.

Albüm güzel, parçalar güzel, elemanlar güzel e gelsinler de izleyelim o zaman.

9/10

Güven Ceylan

Güven CEYLAN

8/10


SAMARAH - The World stops turning Almanya’dan böyle güzel gruplar çıktıkça Almanya’ya bakışım her geçen gün olumlu olmaya başladı. Samarah’ı 2007 deki albümleri Leaving The Underground ile tanıdım. Muhteşem bir albümdü çok sert vokaller yoktu ama o kadar oturmuştu ki o sert müziğe bu clean vokal, alternatif ve Metalcore karışımı muhteşem bir albüm dinlemiştim o zamanlar ve arada hala açıp dinliyorum. Geçtiğimiz aylarda Myspace sayfalarında denk geldim, yeni albüm geliyormuş. Albüm çıktığında heyecanla açtım başladım dinlemeye, ilk albümdeki tadı resmen aldım! Muhteşem, yine olmuş iki de iki yapmışlar, helal olsun! Vokaller ilk albüme göre biraz daha sertlikten uzaklaşmış görünüyor ama bu kötü bir şey değil, parçalara o kadar güzel oturuyor ki albümü tekrar tekrar dinlettiriyor. Gitar riffleri beynimi okşuyor resmen melodiler havada uçuşuyor davullar biraz geri planda kalsa da varlığını hissettiriyor. Bir ara Aşkın Nur YENGİ girecek parçaya sandım. Made by machine parçasından bahsediyorum belki hatırlayan vardır, A.Nur Yengi şişeye üfleyerek bir parça yapmıştı rastlantı işte bu intro ya çok benziyor o aklıma geldi Albüm kapağı çok iyi değil ama kötü değil. Daha iyi olabilirdi bu albüme göre. Yeni logoyu hiç sevmedim çok basit, önceki albümde ki güzeldi.

TAVSIYELER Doğukan BİNİCİ Nevermore - She Comes In Colors Sick Of It All - Good Cop As I Lay Dying - Anger And Apathy Poisonblack - Invisible Sabaton - The Final Solution Utku GÜVEN Black Sabbath- Voodoo Rainbow- Catch The Rainbow Rainbow- Long Live Rock’n Roll Dio- Dream Evil Dio- Rainbow In The Dark Çağrı KAÇAR Nile - Kafir Iron Maiden - Dance of Death Galeyan - Sonbahar Blind Guardian - Lord of the Rings Rammstein – Benzin

Oktay ATEŞ Trivium - Pull Harder On... False In Truth - Puppets In The Sand Megadeth - 1,320 Murder King - Kadınım (Tanju Okan Cover) Caliban - I Rape Myself

Albüm Antstreet Records piyasaya sürülmüş durumda. Uzun lafın kısası herifler yapmış yine, Marcel’in sesi müthiş albüm güzel umarım daha iyi yerlere gelirler! 9/10 Güven Ceylan

Güven CEYLAN The 69 Eyes - Wasting The Dawn Downthesun - Eye Confide Slipknot - Wait And Bleed Death by Kite - Bhf Asta Dengesiz herifler - nefes Hayatta


Haziran 2010