Page 1

24.04.2013

Bu Dergi Trakya Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğrencileri Tarafından Hazırlanmaktadır..

Bülent KOLO ile Edirne hakkında… *Neden Edirne ? *Başımı alıp gitmek istiyorum.’ dediğiniz zaman aklınıza neresi geliyor? *Sizin için gezi rehberliği ne anlam ifade ediyor ?

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar 1996-2009 yılları arasında GDO’lu ürünlerin ekim alanı her yıl hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Bu tarihler arasında GDO’lu ürünlerin ekim alanı toplamda 930 milyon hektarı geçmiştir

Perillus bioculatus (Fab.) (Hemiptera: Pentatomidae) Trakya Bölgesi’nde yapılan arazi çalışmalarında, avcı böceğe Trakya Bölgesi’nde çok sayıda lokalitede rastlanıldı ve

böylece burada yerleşmiş olduğu anlaşıldı. Bugün bu türün Avrupa dağılımına

bakıldığında işaretli bölge olarak sadece Trakya Bölgesi görülmektedir.

Küçük beyinler, parlak zekâlar; KARINCALAR Bir gün aracınızla gideceğiniz yeri size söyleyen navigasyon cihazlarını kullanacağınızı düşünür müydünüz? Günümüzde artık kara, hava ve deniz yolu ulaşımındaki navigasyon sorunsuz bir şekilde yürütülebilmekte. Peki karıncaların bizden daha iyi navigatörler olduklarını biliyor muydunuz?

1

Sayı 9


TEŞEKKÜRLER

Yükseköğrenim eğitimini aldığımız ve bizlere biyoloji konusunda temel bilgileri aktaran saygıdeğer hocalarımızdan başlayarak yetişmemizde emeği geçen bütün hocalarımıza teşekkürü bir borç biliriz. Huzurlu bir çalışma ortamı sağlayan ve her zaman desteğini esirgemeyen Fen Fakültesi Dekanlığına, Biyoloji Bölüm Başkanı sayın Prof. Dr. Yılmaz ÇAMLITEPE’ye ve Bölüm Başkan yardımcısı sayın Doç.Dr.Murat YURTCAN’a teşekkür ederiz. Bizi kapsül adlı duvar gazetesi hakkında çalışmaya teşvik eden sayın Uzm.Dr. Volkan AKSOY’a, yine halen yürütmekte olduğumuz kapsül plus dergisi ve duvar gazetesi hakkında desteğini bizden esirgemeyen aynı zamanda danışmanlığımızı üstlenen sayın Doç.Dr. Fulya Dilek GÖKALP MURANLI’ya teşekkür ederiz. Eserde bulunan yazıların taslaklarını inceleyen ve değerli eleştirileriyle katkılar sağlayan sayın Doç.Dr.Ayşegül ÇERKEZKAYABEKİR, Araş.Gör.Dr. Kadri KIRAN, Araş.Gör.Dr. Utku GÜNER, Araş.Gör.Dr.Mithat AYDOĞDU, Araş.Gör.Dr. Ebru DİKER, Araş. Gör. Dr. Gazel Burcu ALPTEKİN’e şükran borçluyuz. Derginin yayınlanmasında ve basılmasında emeği geçen sayın Doç.Dr.Hayati ARDA’ya ve Fizik Bölümü öğretim üyesi sayın Doç.Dr.Şaban AKTAŞ’a katkılarından dolayı teşekkür ederiz. Özellikle yazdıkları yazılarla kapsül plus dergisinin ve duvar gazetesinin oluşmasında, hazırlanmasında, gelişmesinde katkıda bulunan tüm hocalarımıza ve öğrenci arkadaşlarımıza, özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ederiz.

2


VİZYON Kapsül Plus dergisi tamamen bağımsız, güvenilir ve uzman habercilik ilkelerini benimser. Aylık yayın olması nedeniyle analizler ve yorumlar derginin temelini oluşturur. Kapsül Plus dergisinde çıkan yazılar Bilimsel değer taşıyan ve dergi içeriğine uyan konuların analiz ve yorumlamasıdır. Kapsül Plus dergisi etnik, cinsel, ırksal, ulusal ve inanç temelindeki tüm ayrımcılıklara şiddetle karşı çıkar. Kapsül Plus Trakya Üniversitesinin üniversiteler sıralamasında daha üst sıralara yükselmesi için yapılan tüm çalışmaları da yürekten destekler .

MİSYON Kapsül plus dergisi Trakya Üniversitesinde ki tüm akademik birimlerin toplumsal kültürel ve bilimsel alanda tartışma platformu olmayı amaçlar. Kapsül plus dergisi Trakya Üniversitesinin öğrenci dergisi olmayı hedefler. Ayrıca Kapsül plus dergisi yayın ilkelerine uyan herkesin dergiye yazılarıyla katkıda bulunması için gayret gösterir.

Tayfun GÖZLER

3


EDİTÖRÜN KALEMİNDEN

Değerli Kapsül Plus Okuyucuları Merhaba ; Sizlerin karşısında olmak bu dergiyi hazırlamak ve sizlere sunmak benim için gurur verici .Günden güne canlıların ve yaşadığımız dünyanın değeri değişmekte,bunun farkında olabilen herkes bilinçli birer okuyucu olmaktadır.Yenilenen,değişen ve müthiş bir değişim gösteren bir dergiyle karşı karşıyasınız. 9. sayımızda sizleri Denetimli Serbestlik uzmanı sayın Bülent KOLO ile yaptığımız Edirne söyleşimiz karşılayacaktır,Burcu ENGİN ‘in GDO lu ürünlere farklı bakış açısı ve içeriği,Aslıhan DİKMEN’in Dominik adasında yaşayan gözalıcı kırmızı yapraklı Heliconia bitkisi ile uzun kıvrımlı gagaya sahip karayip sinek kuşunun eş evrimi yazısı, Doç. Dr Meral FENT hocamızın Trakya Bölgesi’nde dağılım gösteren bir böcek türü olan Perillus bioculatus hakkındakı makalesi, Dr.Volkan AKSOY hocamızın küçük beyinler,parlak zekalar karıncalar yazısı ile araştırmış oldugu karıncalarla bır yolculuk yapıp ineceğiniz ilginç dünyası,Naki YARDIMCI ‘nın Antartika’da Vostok Gölü’nde bulunan 15 milyon yıllık bir bakterinin varoluşu ile bakteriler hakkında verdiği kısa bilgiler, Özge BİÇEROĞLU ‘nun Sosyobiyolojinin ne olduğu davranışlarımızın temelinde yatan şeylerin sosyobiyolojiden geldiğini anlattığı yazısı , son olarak da Aycan BOZER arkadaşımızın o mükemmel şiiri ve yeni yayınlanmış kitap,film,müzikler ile birazda gündemi takip edelim köşemiz sizleri beklemekte.. Bu sayı için çalışmalarından dolayı değerli arkadaşlarım Aslıhan DİKMEN ve Özge BİÇEROĞLU’na teşekkürlerimi iletiyorum. Kapsül Plus ailesi olarak büyük bir özveriyle dergimizi hazırladık .Dergimiz, sizin de katkılarınızla kulaktan kulağa, kalpten kalbe yayılan güzel bir dergi olacaktır. Bu çalışmamızda bizi desteklemenizi ve bizlere katkıda bulunmanızı istiyoruz. Bir sonraki sayımızda isminizi görmek, çalışmanızı paylaşmak ve Kapsül Plus ailesine katılmak istiyorsanız şimdiden kollarınızı sıvayın... Geleceğe her geçen gün daha aydınlık bakmanız dileğiyle hoşçakalın… M.Arslan KONAK

4


GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR GDO nedir? Biyoteknolojik yöntemler kullanılarak bir canlı türüne kendi türü dışındaki bir canlıdan gen veya genler aktarılmak suretiyle kalıtımsal olarak belirli özellikleri değişikliğe uğrattırılmış bitki ve hayvan organizmalara ‘‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)’’denilmektedir. Bu uygulama DNA denilen ve yaşamı belirleyen genlerin sarmal şeklinde bulunduğu bu yapının dışarıdan bir müdahale ile değiştirilmesi esasına dayanmaktadır. Kısacası GDO üretmede temel ilke bir canlıya başka bir canlıdan gen aktarılması ile genetik yapısının değiştirilmesi ve yeni genetik özellikler taşıyan bir canlının elde edilmesidir.

Burcu ENGİN

Dünyada üretilen ve ticareti yapılan GDO’lu ürünlerin tamamına yakını bitkisel kaynaklıdır.

GDO’ların Tarihçesi Moleküler biyoteknoloji ve gen teknolojisinde meydana gelen hızlı gelişmeler sonucunda, 1960 yılında gen teknolojisi ürünü ilk gıda üretilmiştir. 1973 yılında bakterilerde gen aktarımı ile başlayan süreç, 1980’li yıllardan itibaren giderek hız kazanmıştır. 1990’da ticari olarak ilk transgenik bitki üretimine başlanması ve 1996 yılından itibaren de rekombinant DNA teknolojisi ile elde edilmiş genetiği değiştirilmiş FlovrSarv isimli domatesin dünya ticaretine girmesiyle birlikte bu ürünlerin üretimi dünya genelinde hızlı bir şekilde

GDO’lu Ürünlerin Kullanım Alanları        

Biyoloteknolojik ürünlerde kullanılması Bitkisel üretimde kullanılması Hayvansal üretimde kullanılması Sağlık sektöründe kullanılması İlaç ve aşı üretiminde kullanılması Hastalık tedavisinde kullanılması Organ naklinde kullanılması Endüstride kullanılması

Dünyada GDO ile ilgili önemli gelişmeler şöyle sıralanmıştır. 1980, ABD Yüksek Mahkemesi genetik olarak değiştirilmiş mikroorganizmaların patentleşebileceğine karar verdi. (Petrol yiyen bakteri için patent verildi) 1982, Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilmiş insülin hormonu Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) izniyle satışa sunuldu. Avrupa’da rekombinant DNA teknolojisi ile üretilmiş ilk hayvan aşısının kullanımı onaylandı. 1983, Genetiği değiştirilmiş plazmidler bitkilerin transformasyonu için kullanıldı. 1985, Böcek, bakteri ve virüslere dirençli bitkilerin toprakta yetiştirilmesi çalışmaları başladı. 1986, İlk rekombinant aşı (Hepatit B) üretildi. 1990, ABD’de peynir üretimi için rekombinant kimozin kullanılmaya başlandı. 1994, İlk genetik mühendisliği ile geliştirilmiş domates Dünya Gıda Örgütü tarafından kabul edildi. 1996, Genetik olarak değiştirilmiş bitkiler ticari amaçla büyük ölçekte ekilmeye başlandı. 1997, Koyun (Dolly) klonlandı. 2000, Altın pirinç (provitamin A üreten pirinç) geliştirildi. 5


GDO’lu Ürünlerin Etkileri Modern biyoteknolojinin en yaygın kullanıldığı alanların başında tarım ve gıda sektörü gelmektedir. Tarımda endüstrileşmeyle beraber yeni bilgi teknolojilerinin ortaya çıkarılması onları gıda üretim ve işlenmesinde kullanılmasını zorunlu hale getirmiştir. Tarım ve gıda sektöründe 20. yüzyılda başlayan endüstrileşme, gıda güvenliği ve kalitesi yanında su ve çevre kirliliğine neden olmayacak tarımsal üretim modellerinin kullanılmasını teşvik etmiştir. Özellikle 20. yüzyılın sonlarına doğru tarımsal üretim modern biyoteknolojik tekniklerin daha yaygın bir şekilde kullanımını sağlayarak üretimde daha fazla artış elde edilmesi hedeflenmiştir. Tarım teknolojileri ve modern biyoteknolojinin bütünleşmesi sonucu ortaya çıkan GDO’lar ise kısa zaman zarfında tarımsal üretimin birçok alanında etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Toplumdaki bilinç düzeyinin gelişmesine bağlı olarak da üretimde yeni teknolojilerinin kullanımının insan, hayvan, tarım, gıda ve çevre üzerine olan etkileri tartışılmaya başlanmıştır.

GDO’lu Ürünlerin Yararları GDO’lu ürünlerin potansiyel yararlarının başında dünyada halk sağlığını tehdit eden yetersiz beslenme sorununun çözümü gelmektedir. Bu söz konusu sorunun daha fazla ürünün ekonomik bir şekilde üretimiyle çözüme kavuşturulacağı öne sürülmektedir. Ayrıca bazı besinlerin insanlar üzerinde yarattığı alerjik özelliklerin ortadan kaldırılabileceği, besinlere kazandırılacak yeni özellikler ile hastalıklara karşı bağışıklık sağlanacağı ve gıdaların üretim maliyetinin düşürülerek gıdalara ulaşımın kolaylaştırılabileceği GDO’ların yararları olarak gösterilmektedir. Elde edilecek GDO’lu ürünlerle alerjik etkiye sahip yer fıstığı, inek sütü, soya fasulyesi, fındık ve balık gibi gıdaların bu olumsuz etkileri azaltılabilir. Ayrıca hastalıkların önlenmesinde kullanılan aşılar GDO’lu ürünlerle üretilerek daha etkili ve ekonomik aşı kullanımına olanak sağlanabilir. GDO’ların diğer bir yararı ise tarımsal ilaç kullanımının azalmasına bağlı olarak su kaynakları ve çevre

6

GDO’lu Ürünlerin Yarattığı Zarar ve Riskler

GDO’lu ürünlerin 1996 yılında dünya ticaret pazarına girmesiyle birlikte bu ürünlere duyulan kuşkular, her geçen gün biraz daha artış göstermiştir. Tarımsal üretimde getirdiği devrim niteliğindeki yenilikler başta biyoteknoloji firmaları olmak üzere, üretici ve pazarlamacı gibi birçok kesim tarafından kısa sürede benimsenmiştir. Ancak, özellikle insan ve çevre sağlığına olası olumsuz etkilerinden dolayı bu ürünlere karşı bazı tüketici ve çevreciler tarafından bir karşı kamuoyu oluşturulmuştur. GDO’lu gıdaların insanlarda toksin etkiler ve alerjik reaksiyonlar yaratabileceği, antibiyotiklere dirençli mikroorganizmaların gelişebileceği, biyolojik ve genetik çeşitliliğin azalacağı, ekolojik dengenin bozulacağı ve hayvan refahının olumsuz etkilenebileceği kaygıları ileri sürülmektedir. Ayrıca, bu ürünlerin ticari kullanımının belli sayıdaki biyoteknoloji firma ve şirketlerinin elinde olması bir takım ekonomik kaygılara neden olabileceği ifade edilmektedir.

1996-2009 yılları arasında GDO’lu ürünlerin ekim alanı her yıl hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Bu tarihler arasında GDO’lu ürünlerin ekim alanı toplamda 930 milyon hektarı geçmiştir


Bir Başka Evrim

Aslıhan DİKMEN

Boru şeklindeki yapraklar , özellikle çiçek borusu ile gaganın kavisli bir yapıda olması durumunda, gagasını belirli bir şekilde yönlendirmesine sevk edebilir.

20.yüzyılın en çok tartışılan konularından biri evrimdir. Bu yazıda evrime başka bir gözle bakalım. Bahsedeceğim birlikte evrim diğer adıyla eş evrim. Eş evrim ; biyolojide iki veya daha fazla canlı türünün , birbirlerinin evrimini karşılıklı olarak etkilemesidir . ( Belki eş evrim ile ilgili biraz daha açıklama iyi olabilir.) Bu biyolojik konunun en güzel örneklerinden biride Dominik adasında yaşayan gözalıcı kırmızı yapraklı Heliconia bitkisi ile uzun kıvrımlı gagaya sahip mor boyunlu karayip sinek kuşu arasında görülür. Kuşlar aracılığıyla tozlaşan çiçekler genelde böcekler aracılığıyla tozlaşan çiçeklerden daha çok şeker üretirler ve daha yüksek nektar yoğunluğuna sahiptirler. Sinek kuşu kendine uygun yiyecek bulmak için sürekli dolaşır ve kendine uygun Heliconia bitkisini seçer. Bu seçimde 2 önemli unsur vardır: Çiçeğin rengi ve morfolojisi. İnsan gözüne nispetle kuşların gözleri gündüz vakti kırmızıya daha hassastır. Ve ne enteresandır ki, kuşların tozlaştırdığı bütün çiçeklerde kırmızı ve buna yakın tondaki renkler hâkimdir. Sinek kuşu için Heliconianın kırmızı gösterişli yaprakları cezbedicidir.

Sinek kuşu için bir problem daha vardır : Kavisli gagasıyla bitkiden nektarı almak. Bitki yapraklarının çiçek taçları borularının farklı uzunluk ve eğrilik derecelerine sahip olması, sinek kuşlarının gagalarıyla çiçeklerden sıvı nektar özünü çıkarma verimini olumsuz yönde etkileyebilir. Boru şeklindeki yapraklar , özellikle çiçek borusu ile gaganın kavisli bir yapıda olması durumunda, gagasını belirli bir şekilde yönlendirmesine sevk edebilir. Bu da, bitkinin, polenlerini kuşun vücudunun belirli yerlerine yerleştirmesine olanak sağlar. Ayrıca, polen tanelerinin, hayvanın vücuduna yapışmasını kolaylaştırmak için yapışkan ve pürüzlü olması da başka bir adaptasyondur.

Kosta Rika'nın, La Selva biyoloji istasyonunda 1975 yılında Heliconia bitkisinin bu morfolojik özelliği keşfedilmiştir. Bu keşiften sonra diğer bilim adamları araştırmalarını bu çiçek üzerine yoğunlaştırmış ve bize bu bilgileri sunmuşlardır. Sinek kuşunun besin aramak için metrelerce uçmasına gerek yoktur. Onun için özelleşmiş Heliconia bitkisi büyüleyici güzelliği ile onu beklemektedir. Ve doğanın bu mükemmel uyumu bir kez daha tam karşımızda durmaktadır…

7


Trakya Bölgesi’nde Dağılım Gösteren Yabancı Bir Böcek Türü Perillus bioculatus (Fab.) (Hemiptera: Pentatomidae)

Perillus bioculatus (Fab.) Heteroptera

Doç.Dr. Meral FENT

altordosunun Pentatomidae familyasından predatör (avcı) türleri içeren Asopinae altfamilyasına ait bir türdür. Bu tür bir Kuzey Amerika yerlisidir ve patates böceği Leptinotarsa

decemlineata

(Say)’nın

yumurta ve larvaları ile beslenir. Türün doğal yayılış alanı Türkiye’nin de içinde bulunduğu

Palearktik

Bölge’nin

çok

dışında, Nearktik Bölge’dedir ve Amerika Birleşik Devletleri (Arizona, Kaliforniya, Oregon), Kanada, Meksika’da oldukça geniş alanlara yayılmıştır. Ancak 1950’li yıllarda patates ihracatı ile birlikte Avrupa’ya gelen ve hızla dağılan patates böceği zarar oluşturmaya başladı. Bunun üzerine Avrupalı biyologlar çözüm aramaya başladılar ve Perillus bioculatus’un Amerika’da doğal ortamında patates böceğinin üremesini kontrol eden doğal düşmanı olduğunu fark ettiler. Bunun üzerine Avrupa’da hızla, avcı böceğin getirilip Avrupa ülkelerinin doğal ortamına yetiştirilmesi için çalışmalar başladı. Avcı böcek, laboratuarlarda çok sayıda üretildi ve doğaya salındı. Ancak bu yerleştirme işleminde başarılı olunamadı ve sonraki yıllarda yapılan doğa çalışmalarında böcek doğada bulunamadı. Dolayısıyla, zararlıyla biyolojik mücadele için üretip doğaya salma yönteminin başarısız olduğu düşünüldü. Ancak 1992-2003 yılları arasında Trakya Bölgesi’nde yapılan arazi çalışmalarında, avcı böceğe Trakya Bölgesi’nde çok sayıda lokalitede rastlanıldı ve böylece burada yerleşmiş olduğu anlaşıldı. Bugün bu türün Avrupa dağılımına bakıldığında işaretli bölge olarak sadece Trakya Bölgesi görülmektedir. Amerikalı avcı böcek uzun süredir Trakya Bölgesi’nde başarı ile yaşayıp çoğalmaktadır.

8

Perillus bioculatus Heteroptera altordosunun Pentatomidae familyasından predatör (avcı) türleri içeren Asopinae altfamilyasına ait bir türdür.


BÜLENT KOLO İLE EDİRNE HAKKINDA...

Kısaca kendinizden bahseder misiniz ?

Floransa dan sonra metre kare başına düşen eser sayısıyla 2. büyük kent açık hava müzesi Edirne..

9

Bülent KOLO

Ben Bülent Kolo.1973 Erzurum doğumluyum.40 yaşındayım.Hiç Erzurum’da yaşamadım.Antalya,Bursa,İstanb ul son olarak Trakya bağrı Edirnedeyim.İlkokulumu ve ortaokulumu Antalya’da ,liseyi Bursa da okudum.Elazığ Fırat Üniversitesi inşaat bölümü mezunuyum.Yıllarca Edirne Kız Meslek Lisesinde öğretmenlik yaptım.13 yıldan sonra Adalet Bakanlığına geçerek burada öğretmenlik yapmaya başladım.

Rehberlik serüveniniz nasıl başladı ? Erzurumluyum belki ama Trakya da çok kullanılan bir kelime vardır köprüden sonrası diye.Beni Anadolu insanı gibi görüyorlar ama ben burayı Anadolu’dan farklı görmedim.Memleketimi çok iyi tanımıyorum ama Edirne’yi bir Edirneliden iyi tanıyorum, çok seviyorum.Değerli doneleri var.Bursa’nın oğlu İstanbul’un babası bir şehir burası, 12 yıllık başkent.Dünyada eşi benzeri olmayan bir şehir..Akif’in ifadesi ile bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı! Düşün altında binlerce kefensiz yatanı. Çanakkale den önce alkışlanması ve dua edilmesi ve anılması gereken bir şehir.300 bin şehit var her bir şehidin hatırası, anısı, hakkı var.Bunlar beni çok etkiledi.Ben buraya gelen herkese Edirne’yi tanıtmak zorundaymışım gibi hissediyorum.Anlattığınız yer yaşadığınız şehir ve çok farklı bir yer. Kılavuzsuzluğun yaşandığı dönemde rehber olmayı seçtim ben, yol gösteren olmak istedim.Bir turizm şirketiyle başladı.7 yıl devam etti hala da devam ediyor inşallah devam edecek.

Türkiye veya dışında kaç il gezdiniz? Rehberliğini en çok sevdiğiniz yer neresidir? Türkiye de gezmediğim 10-15 şehir kalmıştır.Yurtdışında Balkanları, Avrupa da bir kısım, Orta Asya bir kısım , alt tarafta Suriye de dahil olmak üzere Orta Doğuda bir kısım.Hayalim Orta Asya’nın tamamını gezmek.Uzak Doğu da Japonya ,Çin i gezmek.Yurtdışında rehberliğim olmadı ama Balkan devletlerinin eserleriyle olmasa bile belli başlı noktalarını tanıtabilirim.Anlatabildiğim tek şehir Edirne , Bursayı da belli bir noktada anlatabilirim.


İlk gezim dediğiniz gezi hangisidir ? Mutlaka aşık olmuşsunuzdur, ilkiniz olmuştur ,sevdiğinizi görmek ya da onu özlemek.Selimiye’nin minaresindeki o estetiği kudretindeki o ihtişamı padişah mahberindeki o manevi yüceliği, eski camiye geldiğinizde ki o Hacı bayram Veli Darulhadis camiye geldiğinizde ikinci Murat’ın peygamber efendimizle beraber oluşu, Beyazıt Külliyesinde geçmişinde utanan bir milletin tiyatrolarında,kitaplarında,sinemalarında,aşağılanmış olduğu bir milletin içinde ne kadar büyük haksızlık yapıldığı,ecdadın ne kadar büyük millet olduğu, özlenen millet olduğu , anlatmaya başladığım zaman her gün özeldi,her gün farklıydı.İlk anlatışımdan ziyade beni çok etkileyen bir şey vardı:Amerikalı bir mimar geldi ona Selimiye’yi anlatırken teknik detayları anlattıktan sonra ceketini çıkardı ve ben kendime mimar demeye utanırım Mimar Sinan’ın karşısında dedi.Teknolojinin uç noktada olduğu bir ülkenin takdir ettiği,kimsenin haberdar olmadığı Edirne’yi tanıtıyor olmak benim için orijinal olmuştur hep.Hatıralarım içinde şunlarda oluyor elbet: çok geç kalınmış bir gezi diyen var benim için çok güzel gezi oldu diyen var bulunduğu yerin hakkını veremeyen , anlamayan insanlarlada karşılaşıyoruz oda beklentiyle alakalı bir şey, ama hepsi benim için aynı tatta aynı zevkte.

10


Rehberlik yaptığınız sırada unutamayacağınız anınız var mı? Bahsettiğim gibi bu mimar olayında çok etkilenmiştim ve birde ters lale var malumunuz Selimiye camisinde,o ters lale hikayesinin tamamen uydurma olduğunu anlatıyordum.Bu hikayenin içinde geçen lalenin aslında İslam tasavvufunda,Osmanlı da Türk-İslam eserleri içerisinde Allahı temsil ettiği bunu birçok tevafukla tespit edildiği, ebru sanatında kullanılmış olması ama en önemlisi lalenin Allah ı temsil etmesinden bahsediyordum. İçlerinden biri fotoğraf çekiyordu çok etkilendiğim bir hadise oldu.Makine ile laleyi çekti bildiğiniz lale makine da Arapça Allah lafsı çıktı.Yani Allah beni yalancı çıkartmadı öyle söyleyebilirim.Müthiş bir sahneydi duygusal anlar bile yaşandı. Birde Eski Camii de içeride hiçbir şey anlatmamıştım minberin sağ tarafında cennet bahçesi , cennet yolu dedikleri yer var Hızır makamı da diyorlar.Kalbi, yüzü temizliği belli olan kadıncağızın bir tanesi ‘Hocam ‘ dedi ‘’Kabe de duyduğum kokuyu aldığım zevkin aynısını burada da aldım burada ne var ?’’Anlattığımda büyük bir tasavvuf oldu aramızda.Birde hiçte hoş olmayan bir durum da yaşadım öğrencilere rehberlik ederken Sarayiçinde duygusal bir olay anlatıyorum.Tarihin acılarını anlatıyorum , arkada bir gereksiz gülüşmeler sataşmalar tarihin farkında olmadıkları pek hoşuma gittiği söylenemez.

Dünyayı gezerken turist olmak mı yoksa rehber olmak mı güzel? Beklentiye bağlı bir şey bu.Rehber olmak çok güzel dünyayı gezerken rehber olmak çok isterdim ama gezmekte çok güzel fakat rehber olarak gezmek çok ayrıcalıklı bir şey olurdu.

Lalenin aslında İslam tasavvufunda,Osmanlı da Türk-İslam eserleri içerisinde Allahı temsil ettiği bunu birçok tevafukla tespit edildiği, ebru sanatında kullanılmış olması ama en önemlisi lalenin Allah ı temsil etmesi….

Sizin için gezi rehberliği ne anlam ifade ediyor ?

Benim için büyük bir aşk.Her gün bunu bir başkasına anlatmak Edirneli olup olmamak mesele değil sabah kalktığımda karşımda bir kitle var ve bana şunu söylüyorlar; biz iki tane Çingene ve Selimiye camini görmeye geldik ama giderken hepsi ağlayarak gidiyor,böyle aziz bir şehrin aziz milletin burada yaşamış olduğunu görmek eserleriyle, maneviyatıyla beraber,tarihiyle, coğrafyasıyla,beraber olmak bizi çok etkiledi diyorlar.Bilmediğimiz bir gerçek, iyiki gelmişiz dedikleri bir şehir, bu beni kamçılıyor.Büyük dostluklar edindim yılda ortalama 1000 kişi geliyor gezdiriyorum.Üniversite öğretim görevlileri ,alanında uzmanlaşmış hocalar ,öğrenciler,arkadaşlar,esnaflardan, mahallelerden çok farklı kitlelerle beraber oldum, iyiki Edirne ye gelmişim diyerek dönüyorlar.

11


Neden Edirne ? Coğrafyasıyla,tarihiyle,acılarıyla,geçmişiyle,kozmopolitik yapısıyla benzeri olmayan il olarak görüyorum.300 bin şehit var ve böyle bir sahne başka bir yerde yok.Şükrü Paşa var.Osmanlı tarihinde kılıcı kendisine iade edilmiş ve bundan dolayı düşmanları tarafından takdir edilmiş. 153 günlük mücadelelerinde acılar çekilmiş. Üç nehrin buluştuğu ve birbirine paralel olup aktığı daha sonra birleşip kendini temizleyebilen Saroza dökülmüş olması başka bir olay.Eser sayılarıyla açık hava müzesi,maneviyatıyla çok yüklü Evliyalar Şehri diyorlar.Selimiye camisinde Peygamber efendimiz in ‘Benim himayem altındaki İslamın son karakolu Edirne de bir cami yap.’ emrini alıyor İkinci Selim. Hacı Bayram Veli Hazretleri Peygamber efendimizi kubbenin altında görüyor manevi alemde soruyor nedir sizi bu şehre getiren ve bu camiye iltifat ettiren.’Bu şehir benim şehrim bu cami benim camim her kim bu camide ibadet ederse o benimle ben onunla beraberim .’diyor. İkinci Murat’ın üç rüya görerek üç devasa eseri var Muradiye,Üç şerefeli, Darül hadis…

’Başımı alıp gitmek istiyorum.’ dediğiniz zaman aklınıza neresi geliyor? Eğer Edirne deysem herkesten kaçtığım yer, kafamı dinlemek istediğim tek yer Hıdırlı Tabyası. Şehre yukardan bakan Yıldırım mahallesinden gece mükemmel görüntü Selimiye , diğer tarafta Yunanistan, duaların geri çevrilmediği mekan benim için orası. Şehir dışında Bursa Kültür parkı . Yurdışında ise Japonya o insanları ve teknolojilerini seviyorum .

Bursa’nın oğlu İstanbul’un babası bir şehir burası, 12 yıllık başkent.Dünyada eşi benzeri olmayan bir şehir..

Bu meslek için hangi özelliklere sahip olmak gerekiyor? Israrcı, diksiyon noktalarında etki bırakabilecek , insanların görüntüsüyle karşılayıp ,fikirleriyle uğurlanması ilkesini unutmamalı.Vizyon itibariyle de önde olmalı. Gelen grupların vizyonuna ayak uydurmalı.İşini sevmeli karşı tarafa değer vermeli karşı tarafın beklentilerine cevap vermeli.Yani nabza göre şerbet vermeli.Tarih beklentisi varsa tarihi yönden ağırlamak coğrafik,manevi yönden varsa bu yönden konumlu olması gerekir.

Röportaj için Mete Arslan KONAK’a teşekkürler... 12


Küçük beyinler, parlak zekâlar; karıncalar.

Dr. Volkan AKSOY

İlk kez 1901 yılında verilen Nobel Fizyoloji veya Tıp ödülünün 1973 yılındaki sahipleri 3 etolog idi, Niko (Nikolaas) Tinbergen (19071988), Karl von Frisch (1886-1982) ve Konrad Lorenz (1903-1989) (Şekil 1). Bu üçlüden von Frisch’in bal arılarındaki (Apis mellifera) dans dilini ortaya koyan çalışmaları ile Tinbergenin kazıcı arıların (Philanthus triangulum) çok sayıdaki yuva arasından kendi yuvalarının giriş deliğini bulurken görsel bilgiyi kullandıklarını gösterdiği çalışmaları böcek duysal sistemleri ile ilgili çalışmaların bir bakıma öncüsü olmuştur. Ösosyal bir yaşam tarzına sahip karıncaların doğada ya da yapay şartlarla hazırlanmış laboratuar ortamında neler yapabildikleri hep merak konusu idi. 1900’lü yılların başında Turner ve Lubbock isimli bilim adamları karıncaların UV ışığa karşı duyarlı olduklarını ortaya koydukları çalışmalarından bugüne kadar geçen sürede karınca gözlerinin duysal kapasiteleri ile ilgili çok sayıda araştırma yapıldı. Aslında karıncaların bilim adamlarının en çok ilgisini çeken özellikleri çok ileri düzeyde gelişmiş koku algılamaları idi. Karıncalar dünyasının bilinmeyenlerinin aydınlatılmasına yıllarını vermiş olan ve birikimlerini “The Ants” ismiyle kitap haline getiren Bert Hölldobler ve Edward Wilson karıncaları birer “yürüyen ekzokrin bez fabrikası” olarak nitelemişlerdir (Hölldobler ve Wilson, 1990). Bu benzetmelerinde çok da haksız sayılmazlar. Sıcak mevsimde doğaya indiğinizde sanki bir otoyolda gidiyormuşcasına ard arda dizilmiş ve buldukları besin kaynakları ile yuvaları arasında (yere bıraktıkları kimyasal koku izini takip ederek) mekik dokuyan hasatçı karıncaları mutlaka görmüşsünüzdür. Ya da piknik yaparken yerinden kaldırdığınız toprağa kısmen gömülü bir taşın altında karşınıza çıkan ve taşın kalkmasıyla birlikte alarm feromonlarının salınmasıyla çılgınlar gibi sağa sola panik halinde kaçışan karıncalar. Sadece bunlar mı? “Ekzokrin bez fabrikası” karıncalar vücutlarının değişik yerlerinde konumlanmış çok sayıdaki bezin ürettiği hidrokarbon tabiatındaki onlarca kimyasal ile koloni yaşamı için gerekli daha başka pek çok davranışlarını yönlendirmektedir. Gelelim karınca gözlerine. Son yıllarda üzerinde araştırma yapılan bir diğer konu da karıncaların neyi ve nasıl görebildikleri üzerine yoğunlaştı. Eğer renk körü değilseniz mavi, yeşil ve kırmızı renge duyarlı koni hücreleriniz ile görünür spektrumda yaklaşık 200 kadar rengi algılayıp bunları birbirinden ayırt edebiliyorsunuzdur, diğer bir deyişle de trikromatsınızdır. Bal arılarının da bizim gibi trikromatik bir renkli görüşe sahip olmaları ise şaşırtıcı değil. 5 farklı reseptöre sahip bazı kelebek türlerindeki pentakromatik renkli görme sistemi ise çiçekli bitkilerin renklenmeleri ile birlikte evrildiği düşünülen bal arısı renkli görmesine göre daha üstün durumda (Briscoe ve Chittka, 2001).

Şekil 1. 1973 yılında Nobel ödülü alan 3 etolog. Solda Niko Tinbergen, ortada Karl von Frisch ve sağda Konrad Lorenz.

13


Karıncalar ise bir adım gerideler, yani iki farklı fotoreseptöre sahipler. Bu da dikromat olmaları anlamına geliyor. Son çalışmalar ise karıncaların dikromat olmalarına rağmen bir rengin iki farklı tonunun birbirinden ayırt edebildiğini ortaya koymuş durumda (Camlitepe ve Aksoy, 2010). Bileşik gözlerini oluşturan her bir yapısal birim olan ommatidyumlarda konumlanmış fotoreseptör hücreleri karıncalara insanlarda olmayan bir özellik daha kazandırmıştır ki bu da güneşten gelen ışığın oluşturduğu polarizasyonu algılama. Böylelikle özellikle çölde yaşayan ve yuvadan ayrıldıktan sonra metrelerce mesafelerde gezip besin arayan Cataglyphis cinsi çöl karıncaları polarize ışığın oluşturduğu polarizasyon düzlemini algılayarak bir astronavigasyon yapmak suretiyle yuvalarına geri

Günümüzde gelişen teknoloji ile insanoğlu için artık bilinmedik yerlerde dahi gezinmek çok kolay. Uydular ile haberleşerek size hangi enlem ve boylamda olduğunuzu söyleyen GPS cihazları artık mobil telefonlarımıza kadar girdi. Bir gün aracınızla gideceğiniz yeri size söyleyen navigasyon cihazlarını kullanacağınızı düşünür müydünüz? Günümüzde artık kara, hava ve deniz yolu ulaşımındaki navigasyon sorunsuz bir şekilde yürütülebilmekte. Peki karıncaların bizden daha iyi navigatörler olduklarını biliyor muydunuz? “Nasıl peki” dediğinizi duyar gibiyim. İşte sorunuzun yanıtı; Başlamadan önce kendinizi uçsuz bucaksız yemyeşil bir merada düşünmenizi istiyorum. Meranın tam ortasına sırt çantanızı koyuyorsunuz ve düzensiz bir şekilde etrafta gezmeye başlıyor ve çantanızdan uzaklaşıyorsunuz. Bir süre sonra çantanıza geri dönmek istediğinizde ne yaparsınız? Geri dönmek için karar verdiğiniz noktadan başlar ve çantanızı bıraktığınız yöne doğru gidersiniz. Genellikle etraftaki bir ağaç ya da çalıyı, güneşin gökyüzündeki konumunu, çanta yakınında yer alan ve uzaktan da görülebilen büyük bir kaya parşasını belleğinize yazmışsanız sorun yok. Onlara doğru yönelir ve çantanıza ulaşırsınız. Peki, size çantayı bıraktığınız yeri gösterecek bir ipucu yoksa ne Şimdi gelelim karıncaya. Bir futbol sahasının ortasında bir karınca yuvası düşünün. Bu yuvadan çıkan aç bir karıncayı takibe aldığınızda hedefsiz bir şekilde bir o tarafa bir bu tarafa gittiğini göreceksinizdir. Sahadaki altı pas çizgisinden bir tanesinin üzerine de karıncanın bulması için küçük bir parşa sosis koymuş olun. Siz karıncanın peşinden bir oraya bir buraya gide durun, karınca tesadüfî olarak sizin koyduğunuz sosisi bulduğunda şaşırtıcı olan ortaya çıkıyor. Metrelerce ve karmakarışık bir rota takip etmesine rağmen sosisi bulan karınca ağzında sosis ile yuvaya geri dönmeye başlıyor ve bunu esnada da besini aldığı noktayı yuvasına bağlayan doğrusal yolu takip ediyor. Şaşırtıcı değil mi? 1 mm3’lük bir hacime sahip bir beyin ve böylesine nokta atışı şeklinde hedefine hatasız yönelip yuvaya ulaşabilmesi. Açıklaması ise bir denizcilik teriminin mekanizmasında gizli; hesabi seyrüsefer (path integration ya da dead reckoning, Şekil 2). Mekanizması kısaca şöyle; yuvasından ayrılan ve besin arayan bir karınca yaptığı yer değiştirme ve dönüşleri sürekli olarak kaydederek belli bir anda bulunduğu nokta ile yuvası arasında doğrusal bir rota oluşturmakta ve istediği zaman yuvasına direkt olarak dönebilmektedir. Tabii burada sadece yer değiştirm, dönüşler, odometrik bilgi gibi hataya maruz bilgiler kullanılmıyor. Eğer varsa etraftaki görsel bilgi ya da göksel ipuçları da destek bilgi olarak kullanılmakta. Karkaşık bir matamatik hesabı gibi görünen bu mekanizmayı şu ana kadar birkaç karınca türünün başarılı bir şekilde kullandığı tespit edilmiş.

14

Son çalışmalar ise karıncaların dikromat olmalarına rağmen bir rengin iki farklı tonunun birbirinden ayırt edebildiğini ortaya koymuş durumda ..


Şekil 2. Yuvasından besin aramak için ayrılan ve besine ulaştıktan sonra yakalanarak uzaktaki bir noktada salınan karıncanın takip ettiği rotalar. a) Karıncanın besin arama gezisi esnasındaki düzensiz rotasına dikkat edin. b) beslendikten sonra yuvasına dönmek için harekete geçen karınca geri dönüş yolculuğunun başında yakalanarak uzaktaki bir noktaya (yer değiştirme noktası) taşınarak burada salıverilmiş. Karıncanın sanki yuvasına dönüyormuşçasına doğrusal bir yol izlediğine dikkat edin. Eğer yer değiştirilmemiş olsaydı, yuvasına ulaşmış olacağı noktaya geldiğinde karınca yuvasını bulamayınca sistemik bir araştırma davranışına başlar (Wolf, 2011’den).

Görme ile başlayıp konuyu hesabi seyrüsefere getirdim. Kısaca karıncaların görüşlerinden de bahsetmek istiyorum. Görsel çözünürlükleri nispeten kötü de olsa karıncaların çevrelerindeki çalı, ağaç, taş vb gibi görsel bilgi sağlayabilecek objelerin şekil, büyüklük ve birbirlerine göre olan konumlarını öğrenebildikleri bilinmekte. Son yıllarda yapılan çalışmalar ise karıncaların görüş alanları içindeki çok geniş bir panoramik görüntüyü dahi kullandıklarını kanıtlayan veriler sunmakta. Dünyayı birlikte paylaştığımız tanımlanmış 12000’den fazla sayıdaki karınca türünün bizlere göstereceği daha çok bilinmeyen yönleri olduğu muhakkak. 2006 yılında Canberra Üniversitesinden Prof. Madyam Srinivasan ve arkadaşlarının “Invertebrate Vision” isimli kitabındaki kaleme aldığı bölümün başlığı konuyu çok iyi özetliyor: Small brains, smart minds; vision, perception, navigation and “cognition” in insects.

Kaynakça; Briscoe, A., Chittka, L. (2001). The Evolution of Color Vision in Insects. Annu. Rev. Entomol. 46: 471-510. Camlitepe, Y. And Aksoy, V (2010). First evidence of fine colour discrimination ability in ants. The Journal of Experimental Biology. 213: 72-77. Hölldobler, B and Wilson, E. O. (1990). “The Ants” Springer, Berlin, 732 pp. Srinivasan, M., Zhang, S. and Reinhard, J. (2006). Small brains, smart minds: vision, perception, navigation and 'cognition' in insects. In “Invertebrate Vision (Ed: Eric Warrant, Dan-Eric Nilsson). Cambridge University Press, 493 pp. Wehner, R. (1984). Astronavigation in insects. Annu. Rev. Entomol. 29; 277-298. Wolf, H. (2011). Odomerty and insect navigation. The Journal of Experimental Biology. 214: 1629-1641.

15


Antarktika’da 15 milyon yıllık bakteri bulundu Rus araştırmacıların geçtiğimiz yılın başlarında sondajla ulaşmayı başardığı Antarktika’nın 15 milyon yıllık Vostok Gölü’nde, bugüne kadar eşine rastlanmamış bir bakteri bulunduğu açıklandı. Vostok Gölü’nün yüzeyini kaplayan buz tabakasının yaklaşık 3800 metre altında keşfedilen bakteri, 15 milyon yıldır dış dünyadan izole bir şekilde yaşıyordu. Açıklamayı yapan St. Petersburg Fizik Enstitüsü’nden Sergei Bulat, “Bulduğumuz bakterinin bugüne kadar tanımlanmamış olduğunu, belli bir sınıfı bulunmadığını söyleyebilirim” dedi. Bakterinin DNA’sı üzerinde yapılan analizler, canlının genetik yapısının yüzde 86’sının, bilinen bakterilerden farklı olduğunu ortaya koydu. Bulat, elde edilen bulguların, “bakterinin yeni bir canlı türü olduğuna işaret ettiğini” söyledi.

YENİ NUMUNELER TOPLANACAK Sahip olduğu jeolojik özellikler sayesinde, Jüpiter’in uydusu Europa ile Satürn’ün uydusu Enceladus’un coğrafi özelliklerini anlamak için de büyük önem taşıyan Vostok Gölü, milyonlarca yıl boyunca çok farklı jeo-kimyasal süreçlerden geçti. Üzerindeki buzul tabakası, Vostok Gölü’nün en azından 400 bin yıllık bir paleoiklim süreçten geçtiğini ortaya koyarken, bilim insanları gölde bugüne kadar izine rastlanmamış canlı türleri bulunabileceğini belirtmişti.

Naki YARDIMCI

OLAĞANÜSTÜ CANLILAR Vostok Gölü’nün çok sayıda organizmaya ev sahipliği yapma olasılığını artıran bir diğer özellik, gölün oksijene aşırı doymuş olması. Göldeki oksijen oranı, dünyadaki tatlı su göllerindeki oksijen oranının neredeyse 50 katı.

Rus araştırmacılar, ‘bilinmeyen bakterinin’ bulunmasının ardından, Mayıs ayında gölden yeni numuneler alarak yeni analizler gerçekleştireceklerini belirtti.

16


SOSYOBİYOLOJİK BİR BAKIŞ:DAVRANIŞLARIMIZIN KÖKENİ

Sosyobiyoloji, davranışlarımızın temelinde biyolojik sebeplerin yattığından bahseder. Davranışların kökeni için genetik nedenleri işaret eder. Varlığımızın nihai nedeni, genlerdir. Bizlerde onları var ederiz bir bakıma. Kültür öğelerini genetik yapımızdan gelen koşullanmaları gözardı ederek açıklamaya kalkışmamız, bizi yanlış sonuçlara götürebilir.

Özge BİÇEROĞLU

Sosyobiyoloji, insan davranışları ile ilgili günümüz kuramları arasında, insanı tümüyle çevre koşulları tarafından oluşturulan bir varlık olarak gören B.F. Skinner ekolü ile insanı tümüyle bencillik ve saldırganlık içgüdülerinin tutsağı bir yaratık olarak gören Konrad Lorenz ekolünün karşıt kutupları arasında ortalama bir yere yerleşiyor. Araştırma, bilme isteği

Sosyobiyoloji, Freud ekolünü andırır şekilde, doğuştan sahip olduğumuz

insanın doğasında

nitelik ve özellikleri vurgular, fakat çevrenin koşullandırıcı etkisini de

mevcuttur.

inkâr etmez. Sosyobiyologlara göre, davranışların kökenini, herbirimizin doğuştan sahip olduğu genlerde saklıdır; çoğu davranışlarımızın kökenini biyolojik programlanmamızda aramak gerekir.

17


Davranışlarımızın kökenini anlamamız için, hayvanca düşünebilmeyi başarmamız gerekir. Yeni doğmuş bir çocuğu düşünün. Fazlasıyla “ilkel” davranışlar sergiler. Tek bir davranışla, isteklerini anlatmaya çabalar; ağlayarak. Sonra çocukluk dönemini ele alalım; gayet ilkel sesler çıkarır, oyunlar icat eder, kural tanımaz ve zamanla hırçınlaşır hatta saldırganlaşır. Bir şempanze yavrusuyla aramızda önemli bir fark vardır aslında. O da insan yavrusunun mutlak aciziyetidir. Buradan yola çıkarak, insan yavrusunda, bir şempanze yavrusunun davranışlarına paralel davranışlar gözlememiz zor olmayacaktır. Şempanze yavrusundaki ağız şapırdatmanın insan yavrusundaki karşılığı gülmektir örneğin. Bunun herhangi bir kültür için değişiklik gösterdiğini savunabilir miyiz? Sanmıyorum. Kültürleme tabi ki çok önemli bir süreçtir. Fakat rasyonel bir bakış açısıyla aslolanın yahut temelin genetik miras olduğu vurgulanmalıdır. Evrimsel süreç, her tür için çeşitli kazanımlara ve kayıplara neden olmuştur. Yemiş yiyici atalarımızı, avcı-etçil bir hale sürüklemiş; nerede akşam orada sabah şeklindeki yaşantısını, sorumlulukların arttığı bir üsse bağlamıştır. Bugün, cinselliğimizde, beslenmemizde, saldırganlığımızda, kısacası yaşantımızda bu mirastan kesitler görmekteyiz, görmeliyiz de. Anlaşılıyor ki davranışlarımızın kökenini bilmek, bunun üzerine gerçekçi bir biçimde düşünmek, bizlere zaman zaman ağır geliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, insan her şeyi merak ederek, her şeye burnunu sokarak insan olmuştur. Araştırma, bilme isteği insanın doğasında mevcuttur.

Sosyobiyoloji kuramı, bu sürecin aslında genetik alanda gerçekleştiği inancındadır. B. F. Skinner ve Konrad Lorenz Ekolünü ele alırsak; Evrim' in yalın bir mantığı izlediğini ileri sürdüklerini görürüz. Organizmaların, bencillik veya türdeşleri hesabına özveri davranışlarında, olabilecek olan en çok sayıda geni bir sonraki kuşağa aktarmak hedefinin belirleyici öğe olduğu görüşünde birleştiklerini de görmekteyiz. Buna göre, her organizma, bencillik ile diğerleri için özveri arasında, evrim açısından geçerli bir oran gerçekleştirebildikleri ölçüde yaşam savaşında başarılı olmaktadır. Yeterince bencil olmayan bir organizma bu savaşımdan yenik çıkar; gereğinden fazla bencil olan bir organizma ise, karşılıklı yardımlaşma ilkesini görmezden geldiği için eninde sonunda yine yenik düşer, ya da zamanının ve enerjisinin büyük bölümünü yararsız saldırganlık davranışları ile tüketir.

18


Aycan BOZER

Bu Şehrin sokakları en çok çocukluğumu hatırlatır bana... Şehire ilk geldiğimde çocuktum çünkü, Üniversiteli olma heyecanıydı beni bu şehire getiren... Ama çocuktum daha ... Herkesin bildiği çocukluk işte... yastığa gömüp kafamı uyumak istiyordum sadece kalabalık bir gençlik içerisinde yalnız bir çocukluk ... Büyümeye direniyordum üstelik zamana kafa tutup.. sustum konuştum çalıştım uyudum sevdim ve birazda yazdım... aslına bakarsanız en çok ta yazdım. Okuyana çoğu kes 'Vay be' dedirten yazılardı üstelik uzaktayken yazmak güzeldi çünkü aileden,sevgiliden,nişanlı-sözlüden,dostlardan ve böyle olunca yazmak güzel bir eylemdi tek başına yapılan hiç bir eylem bitmiyordu üstelik göz yaşartıcı bombalamalardan...

Sonra durdum baktım uzaktan izledim önce akıp giden hayatı bir gün baktığım o hayata daldım üstelik uyanmadan sonuna kadar... Hayatımın hiç bir anı yoktur ki böyle sancılı başlayan ve hiç bir anı tanıklık etmemiştir ki gözü yaşlı, tüm yürekler de hüzün yaratan... Tam 63 insan 63 kazanmış,seçilmiş can önceleri yabancı sonraları can ciğer kuzu sarması dost,arkadaş sevgili sonraları eş ve aile bireyi olan bile var ilk tanışma gününde ayarlanan halı saha maçları aynı haftasına ormanda piknik ve bisiklet turları sınıf içi arkadaşlar ile tanışma telaşları laboratuvar içi şakalaşma turları sınavlar da ki yusuf yusuf havaları geçmiş yıllardan kalan efsane fısıltıları sınavda düşülen komik durumları uykusuz gelinen arka sıraları ay başı yatan burs paraları ay sonu kalan makarnaları kapıya dayanan alacaklıları 19

Hangi biri yazılabilir ki koca bir 4 yıl koca dediğime bakmayın en son benim gibi 4 yılda bitirenler için kısacık bir yıl parçası bile sayılır. gülerek, eğlenerek, okuyarak, öğrenerek, ağlayarak hep beraber geçti yıllar jet hızıyla... ve ben bıraktım yazmayı okul yıllarımda ki tanıklığım sırasında bir gün beyaz bir rulo parçası tutuşturdular elimize bitti dediler. tebrikler, alkışlar,hediyeler... gittik.... ayrıldık her birimiz ücra bir köşesine güzelim vatanımın Sonra yazdım... yeniden sıfırdan hiç bırakmamış, ayrılmamış gibi beyaz sayfalarım dan yeniden yazdım geride kalan dönüp de baktığımda yüzümde gülücükler oluşturan O güzel şehri yazdım ne varsa yazdım akılda kalan dedim ya en çok ta yazdım... hatırlanmaya değer şeyleri.... Kısacık bir yazıya güzel bir başlangıç hüznü ayrılık acısı aile hasreti sevgi eksikliği dostluk, arkadaşlık, kardeşlik sevgisi öğretmenler ile olan başka yerde göremeyeceğiniz sımsıcak bağı 4 yıl sonun da oluşan o kederli ve kasvetli havayı yazmamı isteyen sevgisini ve saygısını kelimeler ile anlatamayacağım çok değer verdiğim Ayşegül hocama kelimelerin yetersiz, özlemlerin çok olduğu bir yazı armağan ediyorum.... (unutmak kolay olan. asıl olan bizim fakülte deki gibi unutulmamayı başarmak ....)


KİTAP

EN YENİLER

FİLM

MÜZİK

20


Sevdiklerinize zaman ayırın, yoksa zaman sevdiklerinizi sizden ayırır… (Willam Golding)

Bazen diyorum ki; ‘’ne olacak söyle gitsin’’.. Sonra diyorum ‘’ Söyleyince ne olacak, sus bitsin’’... ( Mevlana)

Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor ? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor ? Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin ? O zaman güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü; Her insan ölecek yaşta ... (Şems-i tebrizi )

İlmi ile amel etmeyen âlim, başkalarını giydirdiği halde kendisi çıplak olan iğne gibidir... (İmam Gazalî)

Mey biter saki kalır Her renk solar haki kalır İlim insanın cahilliğini alsada Hamurunda varsa eşeklik, baki kalır... ( Fuzuli)

21


https://www.facebook.com/KapsulPlus2013

https://twitter.com/kapsulplus

Görüş ve önerileriniz için;

kapsulplus2013@gmail.com

22

Kapsul Plus Sayı 9  

Kapsul Plus Sayı 9

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you