Page 1

M E H V E Ş E V İ N YA Z D I : V E K İ L- GA Z E T E C İ O L U R M U ? GAZETECİLER İÇİN BİR DERGİ

SAYI: 3 HAZIRAN-TEMMUZ AĞUSTOS 2015

DOĞAN'IN ANTİ-SENDİKA OPERASYONU TASHİH BELASI

SAYILARLA NEFRET SÖYLEMI OKURU SATMAK DERİN WEB

NEVŞİN MENGÜ

BEĞENMEYEN HANIMKIZ İZLESİN journo.tgs.org.tr


2

EDİTÖRDEN İÇİNDEKİLER 6

Koalisyon tamam, büyümeye devam

O “MESLEK IÇI TARTIŞMALARIN KÜRSÜSÜ OLMA HEDEFIMIZE BIR ADIM DAHA YAKLAŞTIK”

Onlar uğraşırken biz koalisyonu çoktan kurmuşuz. Üstelik geniş tabanlı, çok ortaklı. Ama yetmiyor, daha da genişleyeceğiz... Dergimizden bahsediyorum. İnanın, yeni isimlerin Journo için harika şeyler yapmak istemesi ve her sayıda yeni imzalar görmek benim için en büyük mutluluk. Tek sıkıntım, sizlere ‘yer kalmadı’ demek. İşbu yüzden üç aylık yaz sayımızı 32 sayfadan 40 sayfaya çıkardık. Ve galiba bu sayıyla, meslek içi tartışmaların kürsüsü olma hedefimize bir adım daha yaklaştık. Yatakta-hamakta-şezlongda, ofiste-uçaktamutfakta doya doya okuyun. Bencillik etmeyin, bitirince bir arkadaşınızla paylaşın. Ha bu arada, Eylül-Ekim sayısında hâlâ biraz yer var. İlk öneri sayfayı kapar. Selamlar Mustafa Kuleli journo@tgs.org.tr

TGS ve Osman Şenkul

16

Sayılarla nefret söylemi

18

Ombudsmanlık nedir?

23

Özgür Uçkan’a veda

28

Okuru satmak

30

Film: Ateş altında

31

Ragıp Hoca’nın kitaplığı

32

Güneşe dikkat

34

Fas’a gidiyoruz

38

Bulmaca

39

Halil İncesu Journo için çizdi

BIZ YANGINDA KOŞUYU KAYBEDEN ATLARIZ BIZ KIRLI VE TEMIZ ÇAMAŞIRLARI AYNI ZAMAN AYNI MINVAL ÜZERE KATLARIZ BIZ KOŞU BITTIKTEN SONRA DA KOŞAN ATLARIZ (SEZAI KARAKOÇ’UN ŞAHDAMAR ŞIIRINDEN)

tgs_org_tr

gazetecilersendikası

tgsistanbul

YIL:1 SAYI: 3 HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI ADINA SAHİBİ VE SORUMLU YAZIİŞLERİ MÜDÜRÜ: UĞUR GÜÇ YAYIN YÖNETMENİ: MUSTAFA KULELİ YAYIN KOORDİNATÖRÜ: SARPHAN UZUNOĞLU GÖRSEL YÖNETMEN: UĞUR GÜÇ YAYIN DANIŞMANLARI: TUĞRUL ERYILMAZ - ESRA ARSAN KAPAK FOTOĞRAFLARI: ERDOST YILDIRIM DÜZELTİ: NİHAN BORA PHOTOSHOP: ÖZGÜR AYDOĞAN ADRES: TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI BASIN SARAYI KAT:2 CAĞALOĞLU / İSTANBUL TEL: +90 212 514 06 94 BASKI: EZGİ MATBAACILIK SANAYİ CAD. ALTAY SOK. NO:14 YENİBOSNA / İSTANBUL BASIN GAZETESİNİN ÜCRETSİZ EKİDİR. FRIEDRICH EBERT STIFTUNG DERNEĞİ TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ TARAFINDAN DESTEKLENMEKTEDİR.


IN THE TABELE

48.8

milyon

3

Türkiyeliler son bir yılda 48.8 milyon Euro (146 milyon TL) vize harcı ödedi.

İstanbul’da kişi başına 2 metrekare yeşil alan düşüyor. ‘Megakent’te park ve bahçeler kentsel alanın yalnızca %1,5’ini teşkil ediyor. Bu oran Paris’te %9,4 New York’ta %14.

2m

2

“Tarihsel olarak ilerlemeciliği ve cömertliğiyle bilinen bu şirketin son kararı karşısında şoke oldum ve hayal kırıklığına uğradım” ABD’li şarkıcı Taylor Swift, 3 aylık ücretsiz deneme süresi boyunca şarkıcılara ödeme yapmayacağını belirten Apple Music servisini eleştirdi ve albümünü platformdan çekti. Bu çıkış 24 saatten kısa bir süre içerisinde Apple’a geri adım attırdı.

“ACABA MERKEL VE HOLLANDE BU ORTAMDA BU YEMEKLERI TATSA NASIR TUTMUŞ YÜREKLERI YENIDEN KIPIRDAMAYA BAŞLAR MI?” Prof. Dr. Vedat Milor Hürriyet Pazar’daki “Yunanlar, yaşam zevki ve Nişiotiko” başlıklı yazısında AB’nin samimiyetsizliğini iktisatçı kimliğiyle eleştirdi.

‘Yüz’de 38

Yahoo’nun yaptırdığı bir araştırmaya göre bir instagram fotoğrafında yüz varsa ‘like’ sayısı %38 artıyor.

TRİLEÇE

Amerika’da doğdu, Türkiyeli oldu. Hepimiz bayılıyoruz kendisine. Fenomen tatlı trileçe sayfa 33’te.

1 sn.

Bilmiyoruz fark ettiniz mi ama dünyanın güneş etrafından dönüş hızı yavaşladığı için dünya saatine 1 saniye eklendi. 30 Haziran gecesi saatler tam 23.59.59’da iki kez aynı saniyeyi gösterdi.


4

HABER

Emmy’de medya dizileri yarışıyor

James Bond'dan BBC çıkışı İngiltere’de 29 sanatçı Başbakan David Cameron’a bir mektup göndererek, BBC’nin bütçesinde kesinti yapılmamasını istedi. Mektuba imza atanlar arasında son

Televizyon dünyası nefesini tuttu, 20 Eylül’ü bekliyor. TV Oscarları olarak nitelendirilen Emmy Ödülleri’ne, bu yıl 'En iyi Drama' dahil 24 dalda aday olan Game of Thrones (Taht Oyunları) damga vuracağa benziyor. Emmy’nin diğer güçlü yapımları ise 'House of Cards’ ve final sezonuyla ‘Mad Men’.

Richard Curtis’in de imzaladığı mektupta BBC’nin “paha biçilmez bir kurum olduğu” belirtilerek, kurumun dar kapsamlı ve başarısız bir piyasa kuruluşuna dönüştürülmemesi istendi. Mektupta özetle şu ifadeler yer aldı:

“Tüm kurumların olduğu gibi BBC’nin de hataları var. Ancak BBC, güçlü bir şekilde yaratıcı bir güçtür. İngiltere’nin yaratıcı ekonomisi büyüyor ve görülmemiş bir başarı sergiliyor. BBC yaratıcı sektörlerimizin vitrini olarak bunun merkezinde yer almaktadır. İngiliz izleyiciler BBC’ye güveniyor ve seviyor, dünya da BBC’ye imrenerek bakıyor.”

Muhabir sıcaktan bayıldı İtalya’da etkili olan sıcak havalar, bir televizyon muhabirinin canlı yayında bayılmasına neden oldu. SKYTG24 haber kanalından Silvana Aversa, başkent Roma yakınlarında göçmen karşıtı neo-faşist grup Casapound ile polis arasındaki çatışmalara ilişkin yaptığı canlı bağlantı sırasında bayıldı. 40 dereceye varan sıcaklarla, son 12 yılın en sıcak yazını yaşayan bölgede muhabir, “Üzgünüm ama ben kendimi iyi hissetmiyorum. Bayılıyorum. Daha fazla yapamayacağım” diyerek kamera karşısında yere yığıldı. Stüdyodaki sunucu şaşkınlık yaşarken, muhabirin durumunun iyi olmasını dileyerek yayına devam etti.

üç James Bond filminin yıldızları, Daniel Craig ve Judi Dench de bulunuyor. Ünlü yazar J.K. Rowling, komedyen Stephen Fry ve senaryo yazarı

Kraliçe The Sun’ı mahkemeye veriyor İngiliz The Sun gazetesinin İngiltere Kraliçesi Elizabeth'in 7 yaşındayken Nazi selamı verdiği görüntüleri yayınlamasının yankıları sürüyor. Filmin Kraliyet arşivine ait olduğunu savunan Buckingham Sarayı, filmin telif haklarının Kraliçe'ye ait olduğunu belirterek izinsiz kullanıldığı için gazeteyi mahkemeye vereceğini bildirdi. Filmi

izleyen tarihçilerin çoğu, Kraliçe'nin hareketinin Nazi selamı olmadığını savundu. The Sun gazetesi ise filmin kamuoyunu ilgilendirdiği için yayınlanması gerektiğini ve Kraliçe'yi küçük düşürmediğini savundu. The Sun'ın manşetten verdiği habere göre; 1933 tarihli videoda Kral VIII. Edward, Kraliçe Elizabeth'e Nazi selamı yapmayı öğretiyor.


5

HABER

TGS 63 yaşında 10 Temmuz 1952’de kurulan Türkiye Gazeteciler Sendikası 63 yılı geride bırakmanın gururunu yaşıyor. Kurulduğundan bu yana gazetecilerin iş, yaşam ve gelecek güvencesi için mücadele eden, üyelerinin hak ve menfaatini koruyan TGS tüm medya çalışanlarını sendikalı olmaya çağırıyor.

Güven Ağabey’i kaybettik 45 yıl sendikamızın hukuk danışmanlığını yapan, sevgili ağabeyimiz Güven Ergin’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. 45 yıl boyunca gazetecilerin sorunlarıyla ilgilenen ve sendikal mücadeleden asla vazgeçmeyen Güven Ergin’i eski başkanlarımızdan Ercan İpekçi şöyle anlatıyor: “Türkiye Gazeteciler Sendikası'na ve basın camiasına ömrünü verdi. İşten atılan, tazminat hesaplattırmak isteyen, haksızlığa uğrayan her basın emekçisi mutlaka ona danışırdı. Özellikle Sabah-ATV grevindeki sendikal davalarımızın kazanılmasının mimarları olan iki hukuk danışmanımızdan birisi oydu. Sendikamızın imzaladığı toplu iş sözleşmelerinde, Anatüzüğümüzde yapılan değişikliklerde, hazırladığımız yasa değişikliği önerilerinde ve arşivlerimizde mevcut olan tüm hukuki metinlerde, onun emeğinin, fikirlerinin, derin hukuki deneyiminin izleri vardır. Yöneticiliğim döneminde, tüm sendika personelimiz gibi onun da olağanüstü özverili çalışmalarına tanık oldum. Sendikamıza ve basın camiasına verdiği büyük emeklere şükran duyuyorum.”

Uluslararası konferans Eylül’de TGS 17-18 Eylül’de İstanbul’da basın özgürlüğü ve örgütlenme konferansı düzenliyor. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, Avrupa Gazeteciler Federasyonu ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de ortak olduğu etkinliğe katılmak için tgs@tgs.org.tr adresine e-posta gönderebilirsiniz.

ÇETELE Son üç ayda: ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla 5 gazeteciye dava açıldı. 18 gazeteci, 1 yazar ve 1 medya aracı saldırıya uğradı. 7 gazeteci, 1 sosyal medya aktivisti ve 5 gazete veya dergi tehdit edildi. 30 gazeteci gözaltına alındı, 4’ü TMK uyarınca 127 yıl 1 ay hapis istemiyle yargılandı. RTÜK, toplam 3 milyon 137 bin 334 TL idari para cezası verdi. (BİA MEDYA GÖZLEM RAPORU / NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2015)

Kısalar DAYANIŞMA

Avrupa Gazeteciler Federasyonu TGS’nin çalışmalarını anlatan ikinci e-bülteni yayınladı: europeanjournalists.org

DÜNYAEVİ

Ankara Şube Başkanımız Esra Koçak evlendi. Mutluluklar dileriz.

40 YAPAR...

Bilmiyoruz fark ettiniz mi üç aylık bu yaz sayısında 40 sayfaya çıktık. Doya doya okuyun.


6

SORU&CEVAP

Gazeteci olmaya nasıl karar verdiniz? Aslında ilk mesleğim elektrikelektronikti; gazeteciliğe başlayınca devam ettim.

TGS ve ben Osman Şenkul

Ne zaman sendikalı oldunuz? 1985 yılında. Neden sendikalı oldunuz? İşyeri sendikalıydı.

En verimli çalıştığınız işyeri? Tüm işyerleri. Meslekte bir idolünüz var mı? Yok.

Ne sizi bu mesleği seçmeye itti? Elektrik-elektronik alanında iş bulmak zordu; gazetecilikte de İngilizce bilen az olduğu için kolayca iş buldum. Başladıktan sonra da devam ettim.

Başka bir meslek yapmayı düşündünüz veya yaptınız mı? Evet, başka meslek düşündüm ve yaptım; soğuk demircilik, elektronik teknisyenliği, şantiye şefliği...

Kariyerinizdeki en güzel an? Süleymaniye’nin kuzeydoğusunda bir bölgede, yaptığım önemli bir atlatma haberi, uydu telefondan Londra’ya Reuters’ın merkezine yazdırdıktan yaklaşık yarım saat sonra, bir peşmergenin dinlemekte olduğu transistörlü radyodan BBC haberinde duymak güzeldi.

Medyanın gelecekteki beş yılı için umutlarınız? Daha çok özgürlük, daha çok örgütlülük ve mesleki dayanışma.

Doğan Haber Ajansı Ekonomi Müdürü Osman Şenkul tam 30 yıldır TGS üyesi.

Korkularınız? Yok.

Gazeteciliğe yeni başlayan birine ne önerirsiniz? Her gelişmeye, olaya, veriye en az iki farklı açıdan bakma becerisini kazanmaya çalışmak ve bunun için de bol bol okumak ve elbette normal yaşamda olmasa da meslekte inatçı olmak.


Birlikte güçlüyüz! Medya çalışanları çalışanları Medya daha iyi iyi bir bir hayatı hayatı daha hak ediyor. ediyor. hak Yeni yaklaşımlara, yaklaşımlara, Yeni çözümlere, değişime, değişime, çözümlere, birlik olmaya olmaya ihtiyaç ihtiyaç var. var. birlik Sana ihtiyaç ihtiyaç var. var. Sana Çünkü sendikan sendikan güçlüyse güçlüyse Çünkü sen de de güçlüsün. güçlüsün. sen

Üye isen isen aidatını aidatını öde öde Üye Otomatik ödeme talimatıyla

Otomatik ödeme talimatıyla her ay aidatını yatırabilirsin. her ay aidatını yatırabilirsin. Üyelik aidatı brüt maaşının Üyelik aidatı brüt maaşının %2’sinden ibarettir. %2’sinden ibarettir.

Üye değilsen değilsen bağış bağış yap yap Üye İstediğin sıklıkta ve İstediğin sıklıkta ve miktarda bağış yapabilirsin. miktarda bağış yapabilirsin. Desteğinle güçlenecek ve Desteğinle güçlenecek ve değiştireceğiz. değiştireceğiz. TR39 0006 4000 0011 0950 8111 55 TR39 0006 4000 0011 0950 8111 55 destek@tgs.org.tr destek@tgs.org.tr

TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI

www.tgs.org.tr .tr www.tgs.org

7


8

RÖPORTAJ KİTAP

Sendika gider, gazetecilik biter Ümit Alan’ın ‘Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı’ kitabından sendikasızlaşmaya ilişkin bölüm, medyanın nasıl bu hale geldiğini çarpıcı örneklerle anlatıyor.

G ÜMIT ALAN

Gazetecinin sendikayla korunması, diğer işkollarına göre ayrı bir öneme sahip. Çünkü gazetecinin yapacağı haber yüzünden işinden kovulma riski, haberin niteliğini de belirliyor. İşinden kovulduğunda güvencesiz olduğunu bilen bir gazeteci için de otosansür daha kaçınılmaz oluyor. Bu yüzden gazeteciyi sendikayla korumak, aslında haberin haysiyetini korumak olarak düşünülmeli. 1961 Anayasası bu önemi gözeterek gazetecilere 212 Sayılı Yasa gibi bir ayrıcalık getirmişti. Bu ayrıcalık 12 Eylül 1980 Darbesi’ne kadar bir şekilde ulaştı. TİSK’in 12 Eylül sırasındaki başkanı Halit Narin’in, “Bugüne kadar işçiler güldü, bundan sonra biz güleceğiz,” diye gayet net bir şekilde ifade ettiği üzere 12 Eylül, gazeteci işçilerin de yüzünü solduracak önlemlerle gelir. 12 Eylül’ün ardından 1983 yılında gelen ayrı bir düzenlemeyle matbaa işçileri, gazetecilik işkolundan ayrılır. Bunun sonucu, TGS’nin üye sayısının neredeyse yarı yarıya düşmesi olur. SONUN BAŞLANGICI Bu ayrımla basın işletmelerinde, hem 212 Sayılı Yasa gibi gazeteciyi koruyan hem de 1475 Sayılı İş Kanunu gibi işleyen yasaya tabi çalışanlar olmasının yolu açılmıştır. Bu ikili durum, işverenler için

212 Sayılı Yasa’nın etrafından dolanmak için bir zemin sağlar. Yeni gazetecilerin çoğu diğer kadroda sanki gazeteci değilmiş gibi çalıştırılmaya başlanır. Türkiye gibi basında işsizliğin yüksek seyrettiği bir ülkede pek çok gazeteci buna razı olmak zorunda kalır. Bundan da öte, yine aynı yasada yapılan bir düzenlemeyle gazetecilerin 212’ye tabi kıdem haklarını kazanmaları için bir işletmede beş yıl çalışma şartı getirilir. Bunun da etrafından dolanmak kolaydır. Gazeteciler bu beş yılı doldurmadan aynı bünyedeki farklı şirketlere kaydırılarak gazeteci kadrosuyla tazminat kazanma hakkından mahrum bırakılır. Daha da ötesi taşeronlaşma başlar. Medya patronu her türlü sorumluluktan uzaklaşmak için taşeron gazeteci çalıştırır. Gazetecilerin yasayla korunması, yasa hâlâ var olsa da fiilen ortadan kalkmış olur. Gazetecilerin sendikalaşmasına yönelik engeller, tüm işçi sınıfının sendikalaşmasına yönelik engellerle paralel bir şekilde sürer gider. Türkiye’nin karanlık 90’ları, basında sendikalaşma için de aynı umutsuzlukla başlar. 1979’da Milliyet’e ortak olarak medyaya giren Aydın Doğan, ilerleyen yıllarda Milliyet’in tamamına sahip olmuştur. 1990’daki toplu sözleşme, sendikanın basından tasfiyesinde önemli bir kilometre taşıdır. TGS ile Türkiye Gazete Sahipleri Sen-

dikası arasında 20 Ağustos’tan kasım ayına kadar süren görüşmeler sonuçsuz kalınca TGS; Milliyet, Tercüman ve Cumhuriyet gazetelerinde grev kararı alır. Aydın Doğan bu karara karşı lokavt ilan eder ve sendikalaşmaya asıl darbeyi, takip eden yıl vurur. Gazetenin teknik kısmını ana bünyeden ayırır ve bu kısımda çalışanları işten ayrılmış gibi gösterir. Kendi taşeron şirketlerine bu çalışanları yeniden işe alırken ise sendikaya üye yapılmamalarını özellikle


9

KÜNYE Yayına Hazırlayan: Emre Taylan 336 s. -2. Hamur-Ciltsiz -14 x 21 cm Can Yayınları, 2015

sağlar. Böylece Milliyet’te bir anda 128 kişi işten ve sendikadan çıkarılmış olur. Gülseren Adaklı’nın Türkiye’de basın endüstrisi konusundaki önemli akademik çalışmasında da aktardığına göre, Milliyet’te Müessese Müdürü Kemal Kınacı’nın yönettiği tasfiye süreci, yöneticilerle başlamış, çalışanları istifa ettirip taşerona geçmeye zorlanmıştır. Bu süreçte 48 bin liralık noter masrafı dahi bizzat gazete tarafından ödenmiştir. Taşerona kaydırılmaya razı

olmayan çalışanlar ise tazminatları verilerek işten çıkarılmıştır. Bu durumun bir başka doğal sonucu Milliyet’te yüzde 51 çoğunluğun kaybedilmesiyle sendikanın toplu sözleşme hakkını yitirmesi olur.

cüman’ı batırmakla, Hürriyet’i de mahvetmekle suçlar. Yani aslında gazetesini kurtarmak için sendikayı kapı dışarı edecektir. Doğan’a yalanlama ise Güneş’in battığı dönemde yönetici olan Merdan Yanardağ’dan gelir. Yanardağ, Güneş’in batışının sendikayla ilgisi olmadığını, Asil Nadir’in başka bir sektördeki yatırımı olan Politek firmasının batışının ardından gazetenin de zora girdiğini kaydeder. Aynı şekilde Tercüman da Kemal Ilıcak’ın medya dışı işleri (konut vs.) nedeniyle batmıştır. (Bianet.org, Burçin Belge röportajı, 14 Ağustos 2012) Aydın Doğan 12 Ağustos 2002 tarihinde, yani ilk sendikasızlaşma operasyonlarından neredeyse 10 yıl sonra Cumhuriyet’e verdiği bir röportajda, sendikayı gazetelerden kapı dışarı etmesini göğsünü gere gere anlatır. “Ben sendikayı bitirmesem, onlar benim arkama teneke bağlayıp Babıâli Yokuşu’ndan aşağı gönderecekti,” gibi yorumlarla zaferini perçinler. Bu röportajın sonlarına doğru bir şey söyler ki, bunda kısmen haklıdır. “Gazetelerin akıllı arkadaşlarını toplayarak o koşullarda sendikalardan çıkmamız gerektiğini anlattım. Gazetede herkes isteyerek sendikadan çıktı. Bugün de herkes hayatından memnun,” diye değerlendirir süreci. Doğan’ın söylediği gönüllülük meselesi bir kısım çalışan açısından hiç de yanlış değildir.

KİM BATIRDI? Aydın Doğan’ın ya da başka bir deyişle sermayenin ve temsilcilerinin bu konudaki görüşleri sabittir. Örneğin Aydın Doğan konuyla ilgili Cumhuriyet’e verdiği bir röportajda TGS’yi Güneş ve Ter-

ÇUVALDIZ Örneğin Umur Talu, yıllar sonra Gülseren Adaklı’nın sonradan kitaplaşan akademik çalışması için verdiği söyleşide tam olarak şöyle der: Tabii ben de sendikalıydım ve hepimiz istifa ettik, yani


10

KİTAP ÜMIT ALAN, 1979’DA ESKIŞEHIR’DE DOĞDU. MUHTELIF KURUMLARDA GEÇEN EĞI- TIM SERÜVENINI, BASIN VE YAYINCILIK ANABILIM DALI’NDA VERDIĞI YÜKSEK LISANS TEZIYLE NIHAYETLENDIRDI. 2000 YILINDAN ITIBAREN ÇEŞITLI GAZETE VE DERGILERDE YAZILARIYLA GÖRÜNMEYE BAŞLADI. HEBERLER ISIMLI HICIV PROGRAMININ (2010- 2013 TURKMAX) SENARYO YAZARLARI ARASINDA YER ALDI. 2009’DAN BERI BIRGÜN GAZETESINDE KÖŞE VURUŞU ISIMLI KÖŞESINDE DÜZENLI MEDYA YAZILARI YAZIYOR. yaptığımız hıyarlıklardan biri de o. Ama bu, şu demek değil. O sırada çok mükemmel bir sendika vardı, bu o da değil. (...) Yani burası hem farklılıkların ödüllendirileceği, ama aynı zamanda farklılıkların korunacağı, ama aynı zamanda asgari müşterekler, –yani asgari insan haysiyeti, insan onuru, geçimi, güvenceleri açısından– bunların sağlanabileceği bir sendikacılık modelini bulması lazımdı basın sektörünün. Hiçbirimiz tabii bunu düşünemedik o zamanlar. (...) Birey olarak kendinizin bireysel değerini abartıyorsanız, ben sendikasız ayakta kalırım diyorsanız yahut sendikalı olursam kovulurum diye korku-

yorsunuz, böyle böyle kaygılar vardı. Böylece 12 Eylül’den sonra basında sendikaya en büyük darbe 1991-1992 yıllarında inmiş olur. Aydın Doğan’ın 1994’ te Hürriyet’i satın almasıyla yeni dalga sendikasızlaşma operasyonu da başlamış olur. Yapılan ilk hareket çalışanlara, sözleşme adı verilen bir belge imzalatmak olur. Bu “sözleşme” sendikadan çıkın sözleşmesidir. Nitekim Aydın Doğan’ın Hürriyet’in başına geçirdiği prensi Ertuğrul Özkök de ağızdaki baklayı çıkarır: Türkiye’nin bugünkü koşullarında sendikayla birlikte yürümek mümkün değil. Sen-

dikadan istifa etmeyenler için bir şeyler düşüneceğiz. Düşünülecek şey, elbette işten çıkarmaydı. Üstelik diğer gazetelerde de iş bulmaması için patronların görünmez bir anlaşma yaptığı da sık sık dile getirilen iddialar arasındaydı. Bu noktada Türkiye’de gazeteciliğin doğasına uygun bir sendika modeli olsaydı, tüm bunlar yaşanmaz mıydı, sorusu da akla geliyor. Sorunun cevabı başlı başına bir tez konusu olabilir. Ancak 12 Eylül Darbesi’nin başarıya ulaşma ve uygulanmasının “gerçek” nedenleri üzerine Türkiye’de diğer sektörlerdeki sendikasızlaşmayı da koyunca, sorunun cevabı en başından sakatlanıyor. RÜŞVETLE AYARTMA Umur Talu’nun özeleştiri olarak değerlendirilebilecek sözleri, basında sendikasızlaşmada sadece patronların değil, çalışanların da sorumluluğu olduğunu ortaya koyuyordu. Zaman içinde bu durumu, farklı tarzlarda, yani bizzat patronun sözcülüğünü yapacak şekilde aktaran yöneticiler de oldu. Örneğin Aydın Doğan’ın Hürriyet’i satın almadan önce Erol Simavi’ye, “Ben bu gazeteyi satın alırım ama önce işçilerin sendikadan istifa etmesi gerekir,” dediği bilinir. Bu pazarlık sonucu daha Aydın Doğan gazeteyi almadan Hürriyet’te istifaların başladığı ve bu süreci bizzat Ertuğrul Özkök’ün örgütlediği, TGS eski Mali Genel Sekreteri Hasan Ercan’ın verdiği röportajla kayda geçer. Hatta Özkök’ün bu dönemde çalışanları sendikadan istifa ettirmek için çok daha yüksek maaşlar teklif ettiği bilinir. Özkök bunu bizzat TGS yöneticisi Ziya Sonay’a söylemiştir. Sendika, üyelerini bu kazanımlar geçici diye uyarsa da çoğu çalışan günlük artışların cazibesine kapılarak sendikadan istifa eder. İstifa etmeyenler süreç içerisinde tek tek tasfiye edilir. Bu ikinci operasyonla Hürriyet meselesi


11

de hallolmuştur. Hürriyet’in üç ayrı şirketindeki sendikalı çalışanların yüzde 90’ı işten ayrılmış böylece sendika 800 kadar üyesini kaybetmiştir. Aydın Doğan, Özkök’ün bu girişimci çabalarını karşılıksız bırakacak değildir. Ertuğrul Özkök, Hürriyet’in genel yayın yönetmeni yapılarak ödüllendirilmiştir. Özkök ilerleyen yıllarda, “zaten araştırmacı gazetecilik demode” oldu fikrini savunduğu köşe yazılarıyla gazeteciliğin köküne ayrı dinamit koyacaktır. Aslında böyle bir fikri savunmasına bile gerek kalmamıştır. Sendikanın olmadığı, iş güvencesinin yok denecek kadar az olduğu bir sektörde araştırmacı gazeteciliğe cesaret etmek de ayrı yürek ister. Belki araştırmacı gazetecilik de bundan demode olmuştur, kim bilir? YENİ DÜZEN İşte Türkiye 2000’lere giderken gazeteciliğin en önemli teminatlarından biri olan sendikayı da böylece yitirmiş olur. Artık çalışanların tüm kaderi, patronların iki dudağının arasındadır. Patronların kaderi ise onları teşvikler ve ihalelerle besleyen siyasi iktidarların elinde... Parçalı siyasi iktidarların kaderi de askerî vesayettedir. Yani asıl patron askerdir, derin devlettir; bugünkü moda tabiriyle paralel devlettir. Onunla bozuşulmadığı sürece medya patronlarının siyasi iktidarlarla iş tutması mümkündür. Bu denge 2002’deki AKP iktidarından sonra değişecek, bu kez tek başına iktidara gelen ve oylarını her seçimde artıran AKP, gazeteciliği de adım adım kuşatacaktır. Bu elbette kolay olmaz. Başlangıçta kendi medyası olmayan AKP iktidarı bir süre mevcut gruplarla uzlaşma yolu arar, ileriki bölümlerde detayını anlatacağımız üzere, Doğan Grubu’nun işbirliğinde Uzan Grubu’nu medyadan tasfiye eder. Sonra sıra Doğan

Grubu’na geldiğinde işler o kadar da kolay yürümez. Doğan Grubu’nu ağır vergi cezalarıyla sindirmeyi dener. Belli bir noktaya kadar başarılı da olur. Örneğin sendikasızlaşma savaşının kahramanı Ertuğrul Özkök’ün genel yayın yönetmenliğinden alınıp daha pasif bir göreve çekme gibi uygulamalar hep bu çerçevede değerlendirilir. Tüm bunlar olup biterken gazetecilerin durumu nedir? Başka bir deyişle gazetecilerin sürece müdahalesi ne kadardır? Yok denecek kadar azdır. Çünkü medyaya, medya dışı sermayenin girişinin ardından kullanılabilecek tek kalkan olan sendikanın tasfiyesi 12 Eylül Darbesi’yle başlayıp 90’ların karanlık gelişmeleriyle tamamlanmıştır. Artık ana akım medyada çalışan gazeteciyi koruyan hiçbir şey yoktur. Kendisi ne kadar dik durabilirse o kadar. Başka bir deyişle kovulana kadar. İTİRAF ETMEDİLER (...) Özetle 12 Eylül’de atılan tohumlar, 80’lerde filiz verdi, 90’larda serpildi. 2000’lere gelindiğinde ortada zaten gazetecilik yapmak için bir zemin kalmamıştı. Öyle ki, 2001 ekonomik krizinde

gazeteciler, sendikasızlığın en büyük tokadını yerler. Sektör o kadar korunaksızdır ki, yoğun bir tasfiye süreci başlar. Yani seneler 2002’ye gelip AKP iktidar olduğunda, önünde altın bir tepsi gibi bir medya duruyordu. Medya henüz bunun farkında değildi. Ancak AKP ikinci genel seçim zaferinden sonra, olayın 90’lardaki güçsüz koalisyonlarla olduğu gibi işlemeyeceğinin sinyallerini verdi. Başbakanları huzuruna çağıran medya patronları dönemi bitmişti. İktidarlarca semirtilmeye alışmış medya grupları, artık bunun karşılığında daha fazlasını vermekle mükellefti. Başlangıçta eski siyasi iktidarlar gibi, ellerinde oynatacaklarını da düşündüler. Bir süre bunu denediler de ama olmadı. “AK Parti gazeteciliği bitirdi” masalının girizgâhlarından biri bu. Evet, gazetecilik bitti ama gazeteciliğin bitişi AKP iktidarında başladı demek için epey saf olmak gerek. Gazeteciliğin bitişi, aslında çok daha önce başlamıştı demek için, istersek Osmanlı’ya kadar gidebiliriz çünkü. Sendikasızlaşma ise bu yolda yükseltilen viteslerden biri olur. Bugün hükümet baskısından dem vuran sözde muhalif medya grubu ve onun bir anda muhalifleşen kalemşorları, bu hikâyede oynadıkları rol için günah çıkarmadı henüz. Bazı siyasi meselelerde o günün şartları öyleydi vs. gibi minik özeleştiriler duymak şaşırtıcı değil. Eğer bir gün, gazeteciliğe en büyük darbeyi aslında sendikasızlaştırarak vurmuştuk, diyen yayın yönetmenleri çıkarsa belki bir parça umut duyabiliriz. O da bir parça... Çünkü tek problem sendika da değil. Onu da biliyoruz. Onu bildiğimiz için sık sık medyada, medya dışı sermaye ne arıyor, diyoruz.

“AYDIN DOĞAN’IN HÜRRIYET’I SATIN ALMADAN ÖNCE EROL SIMAVI’YE, ‘BEN BU GAZETEYI SATIN ALIRIM AMA ÖNCE IŞÇILERIN SENDIKADAN ISTIFA ETMESI GEREKIR’ DEDIĞI BILINIR. BU PAZARLIK SONUCU DAHA AYDIN DOĞAN GAZETEYI ALMADAN HÜRRIYET’TE ISTIFALARIN BAŞLADIĞI VE BU SÜRECI BIZZAT ERTUĞRUL ÖZKÖK’ÜN ÖRGÜTLEDIĞI, RÖPORTAJLARLA KAYDA GEÇER.”


12

SÖYLEŞİ

NEVŞİN MENGÜ

Beğenmeyen hanımkız izlesin Sonunda O da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hedef gösterdiği gazeteciler kervanına katıldı. Haber sunarken verdiği tepkiler veya tarzı nedeniyle kimi zaman eleştirilse de, insanların ne düşündüğü pek de umrunda değil. Sadece işinde, yani habercilik yapma peşinde. Nevşin Mengü ile Türkiye'de medyayı, medyada kadın olmayı ve haberciliğini konuştuk.

“B BURCU KARAKAŞ

“Bir terör saldırısı gerçekleşti. Daha doğrusu terör saldırısı demeyelim, saldırı diyelim. Şu an emin değiliz, bilmiyoruz” sözlerin üzerine sosyal medyada hakkında bir karalama kampanyası başlatıldı. Hâlbuki düzeltmekte haklıydın, henüz saldırının failleri bilinmiyordu. Mesleğe yönelik tepkilerin bu kadar ayağa düşmesi, “Bırakıp gideyim” hissiyatı yaratıyor mu? Aman yok yahu, ne gideceğim. Kim kimi nereden kovuyor? İstemeyen izlemesin. Herhalde haklıydım, belki ateş açan meczubun teki ya da ne bileyim alacaklı falan... Bir televizyoncu olarak, izleyiciyi durduk yerde galeyana getirmenin bedeli ağır olur. O zaman Diyarbakır HDP mitingindeki patlamaya da hemen, hiç durmadan dinlemeden te-

rör saldırısı deseydik, neler olurdu düşünebiliyor musunuz? Mitingde sunucu da önce, “Panik olmayın, trafo patladı” diyerek olası bir galeyanı engelledi. Aman şekerim, kime neyi anlatıyorsun? Çok gördük biz bunları, kiralık kalemler. Entelektüel seviye de yerlerde ancak işte bu kadar yürütebiliyor linç kampanyasını. “Kadın olmasaydım eleştirilerin dozunda farklılık olurdu” der misin? Vallahi bu son dönemde, hele seçim öncesi, öyle şeyler söylendi ki troller aracılığıyla, öyle pespaye linç kampanyaları yürütüldü ki kadın erkek hiç fark etmez bence. Kadın olduğum için bana yapılan belden aşağı salvoları da psikolojideki savunma mekanizmalarına bağlıyorum. Cinsellikte sıkın-

ERDOST YILDIRIM

NEVŞİN MENGÜ KİMDİR? 1982 yılında Ankara'da doğdu. Klasik Ankara çocuğu tabirine uyan eğitimini; TED Ankara Koleji'nin ardından Bilkent Siyaset Bilimi Bölümü'nde tamamladı. Ankara çizgisini Galatasaray Üniversitesi ile kırdı. Masterını 'Türkiye Üzerine Toplumsal İncelemeler' dalında yaptı. Mesleğe Kanal Türk'te başlayan Nevşin Mengü,

Haber Türk’te de çalıştı. Bir yılı aşkın bir süre İran'ın Başkenti Tahran'da TRT Türk, büro şefliği yaptı. Mesleğe başladığından beri hep Ortadoğu'yu sevdi. İran'ı hala ara sıra özlüyor. CNN Türk’te hafta içi her gün Ana Haber'i sunuyor. İyi derecede İngilizce, orta düzeyde Almanca ve Farsça biliyor.


13

tısı olan böyle çok atar tutar bilirsiniz. Keşke o beyefendiler sosyal medyada başaramadıkları üzerinden nefret saçacaklarına doktora gitseler, yazık! Mesleğe başladığından bu yana, medyadaki ataerkilliğin kırıldığını düşünüyor musun? Medya uzaydan gelmiyor ki. Toplum neyse medya o. “Eşit işe, eşit ücret” sevgili Burcu. Önce bunun mücadelesi verilmeli. “Medyada şu kadar kadın müdür var” diyoruz, hangisi erkek meslektaşı kadar ücret alıyor Allah aşkına? Bakarsan medyada kadın çok, niye çok? Yahu ucuz iş gücü de ondan. Bu vesileyle maruz kaldığın bir ‘itham’ı da sorayım: “Erkek gibi haber sunmak” ne demek? Bilmem, diyene sormak lazım. ‘Hanımkız’lar sevilir ya bu topraklarda, az konuşan, göz süzen, kırıtan, onu diyorlar herhalde. Tarzımı çok yadırgayan da oluyor, “Ne ukala kadın bu böyle” diye. Dediğim gibi tek kanal dönemi değil, zapla canım kardeşim. Göz süzen hanımkız izle o zaman sen. Haberin önüne geçtiğine yönelik yorumlar da oluyor. Bunu nasıl değerlendirirsin? Şu gerçeği kabul etmek

“EŞIT IŞE, EŞIT ÜCRET SEVGILI BURCU. ÖNCE BUNUN MÜCADELESI VERILMELI. ‘MEDYADA ŞU KADAR KADIN MÜDÜR VAR’ DIYORUZ, HANGISI ERKEK MESLEKTAŞI KADAR ÜCRET ALIYOR ALLAH AŞKINA? BAKARSAN MEDYADA KADIN ÇOK, NIYE ÇOK? YAHU UCUZ IŞ GÜCÜ DE ONDAN.”


14

SÖYLEŞİ "VEGAN OLMAK İSTİYORUM" Röportajlarından, hayatının ev-iş-spor üçgeninde geçtiğini anlıyoruz. Bu rutinden sıkıldığın oluyor mu? Evet, bu aralar bayağı bir sıkıldım. Beş ay falan tatil yapasım var. Sadece o triatlon yarışından bir diğerine sekesim var ama maalesef, işe devam. Koşmak için nereleri tercih ediyorsun? Ruh hâlin, koşu tempona yansıyor mu? Koşu antrenmanımın bir parçası, triatlon yarışlarına hazırlandığım için. Antrenman yoğunluğuna göre bazen müzik dinliyorum, bazen dinlemiyorum. Her yerde koşarım fark etmez. Ruh hâlim yansımaz, o hafta antrenman yoğunluğunun etkisi oluyor olursa. Vejeteryansın. En sevdiğin yemek nedir? Her tür sebzeye bayılırım. Ege mutfağı insanıyım ben. Türlü çeşit zeytinyağlı, yeşillik. Yoğurt ve sütü de kestim. Peyniri seviyorum ama. Yoksa peyniri de kesip vegan olmak istiyorum.

lazım. Sosyal medya bir devrim, yeni bir dönem başlattı. Bundan sonra haber sadece haber değil, hem showbiz hem de analiz olacak. Ben böyle düşünüyorum, bültene de böyle yaklaşıyorum.

“BUNDAN SONRA HABER SADECE HABER DEĞIL, HEM SHOWBIZ HEM DE ANALIZ OLACAK.”

Sosyal medyadan izleyicilerinle iletişimde olan bir habercisin. Seni ekranda takip edenler, muhabirlik geçmişini ne kadar biliyor? Sanırım hiç. En güldüğüm şey “babanın torpiliyle” bilmemne denmesi. Yav benim babam muhalefete muhalif bir adam. Bir yerde değil, bir koltuğu yok. Bu saatten sonra ancak ben babama torpil yaparım. Ya işte ukala diyorlar ya, ukala değilim ben. İşimi özenli yapıyorum, sürekli okuyorum. Sürekli çok çeşitli kaynak takip ediyorum. Bir şey diyorsam gerçekten bildiğimden diyorum. Trol arkadaşlar Gazze’nin yerini bilmezken, ben Gazze’de savaş takip ediyordum sahada. Sıcak haber takibine özlem duyuyor musun? Şu anda bu koşullarla hayır. Hayranı olduğum yayın New Yorker, keşke memle-

kette o kalitede iş yapan bir mecra olsa da sahada çatır çatır iş yapsam. Bazen böyle aklıma bir fikir geliyor ağzımın suyu akıyor tabiri caizse. “Şöyle çekerim, böyle yazarım” diye. Ama şimdi haber merkezleri küçüldü, bütçeler azaldı. Saha eza haline geldi maalesef. Türkiye’deki izleyicilerin dış habere ilgisi nasıl? Hep bir efsanedir, “Türk izleyicisi dış haber izlemez” diye. Yanlış, yıllarca dış kaynaklı haberler derinlikli anlaşılıp doğru yazılamadı. İzleyici izlemez diye bir şeye

inanmıyorum, biz izletemedik. Tahran’da muhabirlik geçmişin var. Dış haberler Türkiye medyasında “üvey evlat” muamelesi görüyor mu sence? Ben TRT Türk için çalışıyordum o dönem. Zaten kanalın konsepti buydu. Medyada dil sorunu var Burcucuğum. Bir haberi nasıl anlattığın önemli. Dışmış içmiş farketmez. Biz anlatmayı beceremiyoruz, bütün haber dili değişmeli.Bildirildi, gözlendi, açıklandı... Ben yönetici olsam, yasaklarım


15

“MEDYADA DIL SORUNU VAR. BÜTÜN HABER DILI DEĞIŞMELI. BILDIRILDI, GÖZLENDI, AÇIKLANDI... BEN YÖNETICI OLSAM, YASAKLARIM BU IFADELERI HABER METINLERINDE.”

bu ifadeleri haber metinlerinde. Başka bir döneme geçiyoruz artık, sosyal medya üzerinden ağların kurulduğu, bilginin aktığı bir döneme. Çok akıcı dil lazım, izleyiciyi olayın içine almak lazım. Total zihniyet değişikliği lazım Türk medyasında. Kafalardaki kalıpların kalkması lazım, sıfırdan başlamak lazım. Bugüne kadar İran hakkında karşılaştığın en absürt soru ya da yorum neydi? “Arapça öğrendin mi” diye soran üniversite mezunu arkadaş çok misal. Türklerin

İran ile ilgili bildiği her şey yanlış. Türk sekülerlerinde hele, anlamsız bir İran hayranlığı var. Gazetede çalışmışlığın da var. Yazı mı yoksa ekran mı daha cazip? Yazılı basının keyfi çok başka. Ücretler çok düşük yazılı basında ama, malum. Kendi yağımda kavrulduğum için yazılı basında geçinmem imkansız. Sanılanın aksine varlıklı bir baba, kalın enseli eş-dost sahibi değilim. Aynı ekipte çalıştığın iş arkadaşlarınla aran nasıl?

Yöneticilerle haber tartışmaları nasıl yürür CNN Türk’te? Süper. Cidden süper. Bayağı eğleniyoruz biz ana haber toplantısında. Medyada özellikle son dönemde gazeteci kıyımı yaşandı. Türkiye’de gazeteci dayanışması olduğunu söyleyebilir miyiz? Yok. Zaten öyle bir devirde yaşamıyoruz. Sosyal medyaya baksana... Instagram hesabın yok mu? Bireyin yükselişi devam ediyor. Herkes kendine hayran, ne dayanışması.


İNFOGRAFİK: ÇİÇEK TAHAOĞLU

16

İNFOGRAFİK


17

HALLERİMİZ

Tashih ve çuvaldız

T

MUSTAFA ALP DAĞISTANLI “Tashih”, düzelti demek; tashih etmek de düzeltmek. Ama biz gazeteciler, bu kelimeyi, “tashih”i asıl olarak tape hatası, bir kelimenin yanlış veya eksik yazılması durumlarında kullanıyoruz. Bu dar alana doğru kaymış kullanımı. Basılmış gazetede böyle bir hata gördüğümüzde de “Tashih var” deriz, hata var anlamına; yani, düzeltiye ihtiyaç var. Fakat dar deyip geçmeyin, bu tür “küçük” hatalar boyundan büyük yer yakabilecek, dağları devirebilecek, bazan verdiğiniz bilgiyi değiştirebilecek muziplikte ve yetenekte olabilir. Basın tarihimizden birkaç örnekle durumun ne kadar ciddi olabileceğine bir bakalım. İkdam’da vahim bir “tashih”: II. Abdülhamid’in tahta çıkışının yıldönümüyle ilgili bir yazıda, dizgi yanlışı marifetiyle, “leyle-i mes’ude” (mutlu gece) deneceğine, “leyle-i mesude” karanlık gece denmiş! Derhal kovuşturma... (Basın ve Yayın Tarihi, Nuri İnuğur) İkdam’ın rakibi Sabah da şu “tashihi yapmış”, malum, Arap alfabesi kullanılıyor: “Şevketlü Abdülhamid” olmuş size “şu kötü Abdülhamid”. Gazete kapatılmış. (Türk Basın Tarihi, Hıfzı Topuz) Müstebit ve yardakçıları için hata yoktur, kasıtlı eylemler vardır.

Böyle vahim sonuçlara yol açması gerekmez, “Tashih var!” sesi, özellikle gazetecilik ömrünü benim gibi editörlükle yazıişlerinde geçirmişler için adeta bir felaket haberiydi. Büyük bir utanç vesilesiydi. Bunca emekle hazırladığımız sayfalarımızın, gazetenin hiç haketmediği bir şekilde sırmalarının dökülmesi demekti. Canımızı acıtırdı. Tashih dünyanın bütün gazetelerinde rastlanan bir şeydir. Aslına bakarsanız, çok önemli bir şey de değildir; göz tamamlar o hataları, kimi zaman farketmez bile. Ama olsun, tashih olmaması, yapılan işin temizliğinin bir nişanesi kabul edilir. Şimdi çuvaldızı kendime batırma sırası geldi işte. 2005 sonuna doğru NTV’de bir “On Yıl Kitabı” hazırlıyorduk; Alper Altuğ’la. Bütün işi bitirmek için iki ayımız vardı. NTV’nin kuruluşunun onuncu yıldönümü için dünyada ve Türkiye’de bu on yılın önemli olaylarını ele alan, fotoğraflı, az yazılı bir kitap. Gece gündüz çalıştık. Formalar basıldı. Cillop gibi. Ama fakat lakin hayır! Ne kadar çok tashih vardı; özellikle beş, altı formada. Düzeltilip yeniden basıldı; büyük masraf tabii. Kitap geldi, herkes çok beğendi... Üniversiteden de arkadaşım olan, NTV radyolarının başındaki Barbaros Devecioğlu’nun odasında oturuyoruz. Kahroluyorum bu tashihler yüzünden. Neredeyse dövüneceğim. Gittim, bir şişe viski aldım, öğle vakti içiyoruz. Spor müdürü Fuat Akdağ geldi, oturdu. “Ne oldu lan böyle?” diye sordu. Anlattım. “İstifa ediyorum” dedim. Şenşakrak biridir Fuat: “Abi, delirdin mi, bunun için istifa edilir mi gözünü seveyim! Her gün hata yapıyoruz.” (TV yayıncılığı hataya daha açık, zamanlamadan ötürü.) “Ediyorum” diye direttim, “kaldırabileceğimden fazla bu hatalar. Yirmi yılda bunun yirmide biri kadar bile hata yapmadım ben.” “Biz bileklerimizi mi keselim yani?” diye kanırttı Fuat. İstifa etmedim, ama çuvaldız battığı yerde duruyor işte.


18

GAZETECİ GÖZÜYLE

Ne gazetenin ne okurun avukatlığı

T

gibi konuların ötesinde, neyin nasıl haber olabileceğini veya niçin haber olmadığını Türkiye’de yayın yasağı, sansür, oto-sansür da sorguluyor. Bu sorgulamayı da somut her zaman oldu. Medya sadece siyasi iktidarın eleştiriler üzerinden meslek ilkelerini değil, muhalefetin de soru soran gazeteciden dayatmakla değil sadece hatırlatarak yapıyor. hoşlanmadığına hemen her dönemde Üstelik iktidar yanlısı bazı ‘gazetecilerin’ tanıklık etti. Öyle ki sadece geçen yıl 339 köşelerinden açıkça meslektaşlarını tehdit gazeteci yazar ve medya çalışanı işten atıldı eder hale gelmesi, meslek etiği açısından bu ya da istifaya zorlandı. Dolayısıyla tam da bu tür sorgulamaları daha da anlamlı kılmakta. nedenlerle bugün meslek etiği ve iş ahlakına Görev alanı genişleyen ombudsmanlık dair sorunlarımızı ombudsmanlık (Okur kurumunu ‘Okur Temsilciliği’ ifadesinin tam Temsilciliği) üzerinden tartışmak, özellikle olarak karşılayıp karşılamadığı yönündeki gazetecilere çok anlamlı gelmeyebilir. tartışmalar ise kurumun önemini ortadan Ancak kanımca bu kaldırmıyor. Medya, algı, ombudsmanlık okurun doğru bilgiye kurumun işlevini tam ve habere ulaşma olarak bilmemekten hakkını savunur. Ancak kaynaklanıyor. ombudsman ne temsil Çünkü artık ettiği gazetenin ne de biliyoruz ki; sadece okurun avukatıdır. medya değişmedi, Ombudsmanın okur da değişti. görevi de okur Bir haberi, ahlâkî şikâyetlerini açıdan çarpıtmak ne meslek etiği ilkeleri kadar sorunluysa, bilginin üzerinden değerlendirmekle anında ve hızla yayıldığı sınırlı tutulamaz. Türkiye’de iletişim çağında bir habere eğer medya üzerinde bir OMBUDSMAN NE konu olacak sorunu görünmez sansür, oto-sansür, baskı TEMSIL ETTIĞI kılmak da o kadar problemli. varsa -ki var- bu hepimizin Haliyle okur da artık sadece GAZETENIN NE DE ortak sorunu olarak karşımıza haberi nasıl gördüğünüzden OKURUN AVUKATIDIR. çıkmakta. Dolayısıyla çok, niçin görmediğinizle Türkiye’nin ekonomik ve siyasal OMBUDSMANIN de ilgili. Okur artık meslek gündemini yorumlamayı mâlum GÖREVI DE OKUR etiği açısından haberi sadece baskılarla bir tarafa bırakan ŞIKÂYETLERINI şikâyet etmiyor, aynı zamanda bazı gazeteci ve yazarlar için MESLEK ETIĞI sorguluyor da. Bu haber niçin baskı ve sansürün anlamı neyse ILKELERI ÜZERINDEN ombudsman için de aynıdır. görülmedi? O başlık nefret suçu DEĞERLENDIRMEKLE değil mi? Bu haberin dili doğru Elbette Türkiye medyasının SINIRLI TUTULAMAZ. üzerindeki baskıları tartışabilir, mu? Bu durum, Uluslararası geleceğini sorgulayabiliriz. Bu Haber Ombudsmanları (ONO) toplantılarında mesleğin ahlâkî ve etik ilkelerle icra edilip belirlenen ilkeler ve meslek etiği açısından edilmediğini de. Ancak medyanın yayın ombudsmanların üzerine de çok ağır politikasını sık sık değiştirmesinin okurların sorumluluklar yüklüyor. Yani ombudsmanlar gözünde haberleri ve makaleleri nasıl kuşkulu bilgi kirliliği, hak ihlallerine karşı dürüst ve hale getirdiğinin fotoğrafını ortaya koyacak adil olmak, herkese eşit mesafede durmak olan da ombudsmanlardır.

BELMA AKÇURA


ULUSLARARASI BASIN KARTI

Kapıları açar. Tüm dünyada. Birlikte güçlüyüz!

Gazeteciler haber kaynağına ulaşmak, farklı mekân ve bölgelere girebilmek için tanınmaya ihtiyaç duyuyor. Medya çalışanları Uluslararası Basın Kartı (IPC) 134 daha iyi bir hayatı ülkede işte bu ihtiyacı karşılıyor. hak ediyor. Yeni yaklaşımlara, çözümlere, değişime, birlik olmaya ihtiyaç var. Sana ihtiyaç var. Çünkü sendikan güçlüyse sen de güçlüsün.

Çalışan gazeteciler için en eski Üye isen aidatını öde veOtomatik en saygıdeğer kimlik belgesi olan ödeme talimatıyla her ay aidatını yatırabilirsin. IPC 80aidatı yıldır Üyelik brütmedya maaşının çalışanlarının hayatını %2’sinden ibarettir. kolaylaştırıyor. Üye değilsen bağış yap İstediğin sıklıkta ve

Türkiye’de miktarda bağış sadece yapabilirsin.Gazeteciler Sendikası’nın Desteğinle güçlenecek ve vermeye yetkili olduğu Uluslararası Basın Kartı’na değiştireceğiz. tüm TGS üyeleri ve serbest gazeteciler başvurabilir. TR39 0006 4000 0011 0950 8111 55 destek@tgs.org.tr

tgs.org.tr/presscard

TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI

www.tgs.org .tr


20

GAZETECİ GÖZÜYLE

Hem gazeteci hem vekil olunmaz Gazeteci siyasete atılabilir mi? Her hür vatandaş gibi, gazetecinin de buna hakkı var. Tabii aktif gazetecilik hayatını bitirmek koşuluyla.

7 MEHVEŞ EVİN

7 Haziran seçimleri, gazetecilik mesleği açısından da ilginç bir tabloyu ortaya çıkardı: Adaylığa soyunan toplam 53 gazeteciden 15’i milletvekili seçildi. Yeni yasama döneminde görev yapacak “gazeteci-yazar” sayısında rekor kırıldı... Önceki dönemlerde şahit olmuştuk: Melda Onur ve Sırrı Süreyya Önder gibi, gazeteci veya yazarlık geçmişi olan milletvekillerinin bir kısmı, farklı neşriyatta fikir yazıları yazdı. Dünyada da seçilmişler, zaman zaman gazetelere fikir yazısı yazar. Burada önemli olan, her yazıda kişinin siyasi kimliğini (hangi partiden milletvekili olduğu gibi) belirtmek. Ancak Türkiye’de aktif gazeteciliği, daha doğrusu köşelerini bırakmayan ve siyasi kimliğini belirtmeden yazan isimler çoğunlukta. Hatta bazıları, Meclis’ten doğrudan gazete köşelerine transfer olu-

İllüstrasyon: Zeynep Özatalay

yor. Diktatörlükler hariç, dünya basınında benzer örneklere

‘MAAŞ ALIYORSA AÇIKLASINLAR’ Aidan White- Etik Gazetecilik Ağı (EJN) Direktörü Tam zamanlı siyasete atılan gazeteci, sınırı aşmıştır. Artık bağımsız gözlemci değildir, siyasi emelleri vardır. Bu kişiler bize siyaseten savunduklarını söylemekle yükümlüdür. Seçilmiş olarak, seçmene ne yapacaklarını anlatmaları gerekir. Ancak bunu, gazeteci olarak yapamazlar. Medyada yazdıkları, göründükleri her sefer, siyasi pozisyonlarını belirtmeleri şarttır. İnsanlar, hangi şapkayla konuşulduğu belli değilse, şefafflık yoksa, ne dendiği konusunda bir yargıya varamaz. Ayrıca gazetecilikten para kazanılıyorsa bunun da mutlaka açıklanması gerekir. Aksi, halkı kandırmak olur.

rastlanmıyor. Meclis’e yeni giren Utku Çakırözer ve Enis Berberoğlu gibi pek az doğru örnekte olduğu gibi, siyasete girmeden önce mesleği bıraktığını açıklayan gazeteci pek yok. Oysa aktif siyaset ile gazetecilik, tanım ve doğası itibariyle birbiriyle çelişiyor. Gazetecinin görev, hak ve ilkelerine göre ahlâkî açıdan da. Asıl sorun, yayın organlarının kendi basın meslek ilkelerini kamuoyuna açıklamaması. The New York Times, BBC, Guardian gibi yayın organları, hem mesleğin hem kurumun bütünlüğünü korumak açısın-


21

GAZETECİ VEKİLLER AK PARTI Aydın Ünal, Ankara 2. Bölge, 5. Sıra Şamil Tayyar, Antep, 3. Sıra İsmet Uçma, İstanbul 1. Bölge, 7. Sıra Hüseyin Yayman, İstanbul 1. Bölge, 14. Sıra Markar Eseyan, İstanbul 2. Bölge, 12. Sıra Tülay Kaynarca, İstanbul 3. Bölge, 6. Sıra Mehmet Metiner, İstanbul 3. Bölge, 12. Sıra Hüseyin Kocabıyık, İzmir 1. Bölge, 4. Sıra Muhsin Kızılkaya, Mersin, 3. Sıra CHP Utku Çakırözer, Eskişehir, 2. Sıra Barış Yarkadaş, İstanbul 1. Bölge, 4. Sıra Enis Berberoğlu, İstanbul 2. Bölge, 7. Sıra Eren Erdem, İstanbul 3. Bölge, 6. Sıra Tuncay Özkan, İzmir 1. Bölge, 3. Sıra Mustafa Balbay, İzmir 2. Bölge, 4. Sıra HDP Sırrı Süreyya Önder, Ankara 1. Bölge, 1. Sıra Ertuğrul Kürkçü, İzmir 1. Bölge, 1. Sıra Mithat Sancar, Mardin, 1. Sıra Yurdusev Özsökmenler, Van, 3. Sıra MHP Milliyetçi Hareket Partisi’nden aday olan sekiz gazeteci ve yazardan hiçbiri TBMM’ye giremedi. (Kaynak: Bianet / Elif Akgül)

dan sınırı net çiziyor: Gazeteci siyasete karışamaz! Bırakın aday olmayı, bir parti için kampanya yapamaz, adayları öne çıkaramaz, seçim yarışında yakasına rozet bile takamaz... VEKİL KÖŞECİLER

1990’lardan 2000’lerin başına kadar Genelkurmay’la haşır neşir olmakla eleştirilen, askerin sözcülüğünü yaptığı için haklı olarak bağımsızlığı/ tarafsızlığı sorgulanan gazeteci çoktu. Ancak son 10 yılda, alenen bir siyasi partinin temsilcisi olup “gazetecilik” yapmak, “normal” sayılmaya başlandı.

Geçen dönem olduğu gibi bu dönemde de CHP’den seçilen, Ergenekon davasında yargılanan ve hapis yatan Mustafa Balbay, 2011 seçimlerinde CHP’den aday gösterilerek Meclis’e girdi. 2015’te tekrar aday olan Balbay, Cumhuriyet’teki günlük köşe yazılarına devam ediyor... AKP milletvekili Mehmet Metiner, gazetecilikle siyaset arasında sınırı belirsiz olan, neticede her ikisini bir arada icra edenlerden. Birtakım İslamcı dergilerin yayın yönetmenliğinden Tayyip Erdoğan’ın Refah’ta il başkanlığı ve büyükşehir belediye başkanlığı

dönemlerinde “danışman”lığına terfi eden Metiner, 2011’de AKP Adıyaman milletvekili seçildikten sonra Star gazetesinde köşe sahibi yapıldı. 2015’te tekrar seçilen Metiner, sadece “SEÇILEN GAZETECILER, EĞER YAZILARINA/ PROGRAMLARINA DEVAM EDECEKSE MUTLAKA MENSUBU OLDUKLARI PARTIYI HER DEFASINDA BELIRTMELI. MILLETVEKILI MAAŞININ YANI SIRA MEDYADAN MAAŞ ALIYORLARSA, NE KADAR KAZANDIKLARINI AÇIKLAMALI. AKSI TAKDIRDE HALKI KANDIRMAYA VE MESLEĞI KIRLETMEYE ADAYLAR”

iktidarın propaganda gazetesinin değil, televizyon kanallarının da kadrolu yorumcusu... Şamil Tayyar, gazetecilikten siyasete yatay geçiş yapanlardan. Ergenekon davası hakkında yazdığı kitap nedeniyle 2007’de 1 yıl 8 ay hapis cezası


22

GAZETECİ GÖZÜYLE TÜRKİYE GAZETECİLERİ HAK VE SORUMLULUK BİLDİRGESİ: Gazeteci, devlet başkanından milletvekiline, iş adamından bürokratına kadar haber kaynağı olarak da kabul edilen kişi ve kurumlarla iletişimini ve ilişkisini meslek ilkelerini gözeterek yürütür. Gazeteci ve yayın organı, her ne nedenle ve her ne biçimde olursa olsun, taraf oldukları bir olaydaki konumlarını kamuoyuna açıkça belirtmelidir. Yayın organı yahut yorumcu, siyasi, ekonomik ve toplumsal

tercihlerinin doğrultusunda yayın yapabilir. Bu durumda bu tavır açıkça ortaya konulmalı, ayrıca yorum ile haber-olay ayrımı kesin biçimde yapılmalıdır. Gazeteci olmayanlar: Bir yayın organında, sürekli veya zaman zaman, gazetecilik kapsamına giren alanlarda faaliyet gösterenlerin asıl sıfatları, asli işleri uygun şekilde belirtilmeli, kamuoyu onların temel konumu hakkında bilgilendirilmelidir.

sert eleştirdiği AKP’li meslektaşlarıyla aynı pozisyonda. REİS’İN ADAMLARI

alan dönemin Star gazetesi Ankara temsilcisi, 2011’de Gaziantep milletvekili olarak AKP’den seçildi. 25. dönemde yine Gaziantep milletvekili seçilen Tayyar, Meclis’ten ziyade

Star gazetesindeki köşesinde siyaset yapmasıyla ünlü. Yurt gazetesi yazarı Eren Erdem de CHP milletvekili seçilmesine rağmen köşesini bırakmış değil. Bu anlamda

‘GAZETECİ VEKİLLER KONUK YAZAR OLABİLİR’ Pınar Türenç-Basın Konseyi Başkanı Geçmişte ve günümüzde birçok gazeteci, siyasette aktif şekilde rol aldı. Ancak kamu yararı için görev alan gazetecilerin bazısı, gazeteci olduklarını zaman zaman unuttu. Henüz herhangi bir partiden aday olmadan bile, kendisini ön plana çıkarmak, yani makam elde edebilmek için bazı gazetecilerin parti sözcülüğü yaptığı bilinmekte. Milletvekillerinin basın meslek ilkelerini ihlâl etmeden gazetecilik yapması, demokrasinin tam olarak yerleştiği ülkelerde olabilir. Şimdilik bu durumun Türkiye için ütopyayı aşmadığını düşünüyorum. Milletvekili seçilen gazeteciler sadece özel durumlarda gazetelerde konuk yazar olarak fikrini beyan etmesinde sakınca görmüyorum.

Gazeteciden vekil olur da damat-patrondan olmaz mı? Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, 2007’de Çalık Holding’in CEO’su seçildi. Onun yönetimindeki Çalık’ın, TMSF’nin el koyduğu Sabah-ATV’yi alması tartışmalara neden oldu. Berat Bey, CEO’luktan 2013’te ayrıldı ve bu sefer Sabah’ta köşe yazarı olarak Merkez Bankası yönetimini eleştiren yazılar yazdı. 7 Haziran’da milletvekili seçilen Albayrak’ın “ekonomi bakanlığı”na aday olacağı konuşuluyor. Ancak milletvekili seçildikten sonra köşesine devam edecek mi, orası meçhul. Markar Esayan da çiçeği burnunda vekil gazetecilerden. 2013’ten itibaren Yeni Şafak’ta yazan Esayan, AKP milletvekili olarak seçildikten sonra da köşesine aynen devam etmekte beis görmeyenlerden. Gazetecilik ve akademisyenlikten siyasete terfi eden Yalçın Akdoğan, Başbakan yardımcılığı yaparken Star’a “akademisyen kimliğiyle” yazdığını öne sürse de iktidar partisi ve Erdoğan propagandası yapmasıyla tanınıyor. Kaldı ki köşesinde “Başbakan Yardımcısı” diye bir ibare kullanmadı. Yeni Meclis’e seçilen Akdoğan, şimdilik “akademik” yazılarına ara verdi ama kim bilir? Kaldığı yerden devam etmesi için önünde engel yok, destek var...


23

SAYGIYLA

İnternet 30 yaşında* Özgür internet mücadelesinin neferlerinden Özgür Uçkan hocamızı kaybettik. Başımız sağolsun.

İ

DR. ÖZGÜR UÇKAN İnternet hayatımıza hızla girdi ve sosyal, ekonomik ve kültürel olarak ona “gömülü” hale geldi. İnternet ve kullandığı teknolojiler artık her yerde. Peki internet hayatımıza sızarken ne getirdi ne götürdü? İnternet henüz koza halindeyken bile bir antagonizmalar, uzlaşmaz çatışmalar alanı olduğunu göstermişti: İnternet adı verilen ağ üzerinde hem müthiş bir kontrol ve gözetim hem de müthiş bir anonimlik ve özgürleşme yaşanabileceğini, aynı ağı birbirine tamamen ters amaçlar için kullanabileceğimizi... Ama bunu, yollar, demiryolları, rotatifler, telgraflar için de söylemek mümkün. İnanmıyorsanız göçebelere, Paris komüncülerine, “serserilere” ve Ekim devrimcilerine sorun...

sanatçılara, bilim insanlarına ve oluşturduğumuz topluluklara yeni güçler sağladı:Çok hızlı bir şekilde bir araya gelip dağılabilme; gayrimerkezi bir örgütlenmeyle öngörülemez davranışlarda bulunabilme; iç ve dış iletişimi önlenemez

“İNTERNETIN YAYILIM HIZINI ANLATIRKEN KULLANDIĞIM BIR KARŞILAŞTIRMA VAR: 50 MILYON KULLANICIYA, TELEFON 74, RADYO 38, PC 16, TELEVIZYON 12, INTERNET ISE SADECE 4 YILDA ULAŞIYOR! İNTERNETIN VAR OLMASI IÇIN DIĞERLERININ VAR OLMASI GEREKTIĞINI BIR YANA BIRAKIRSAK, BU MÜTHIŞ HIZ, BIZE INTERNET HAKKINDA BIR ŞEYI AÇIKLIYOR: DIĞERLERI “BIRDEN ÇOKA”, INTERNET “ÇOKTAN ÇOKA” BIR ILETIŞIM ORTAMI; YANI ETKILEŞIMLI”

İletişim ve hareketlilik, hem savaşa, kitlesel kontrole hem de barışa, kitlesel başkaldırıya hizmet eder, aynı zamanda onlarla ticaret de yapabilir ve birilerini sömürebilirsiniz... İşte size internetin özeti! İnternet biz fani bireylere, eylemcilere, başkaldıranlara,

bir şekilde sürdürebilme; yerel eylemlerine küresel iletişim kanallarını kullanarak destek yaratabilme; küresel iletişim yetenekleriyle dünya kamuoyunu etkileyebilme ve iktidarlar üzerinde görülmemiş bir baskı yaratabilme; her şeyden önemlisi, baskının koşulu olan görünmezlik

duvarlarını yıkarak ülkeleri dünyaya şeffaflaştırabilme… Çünkü internet sadece bir iletişim alanı ve bir medya değil, aynı zamanda etkileşim imkanlarıyla bir örgütlenme alanı da. Peki internet iktidar odaklarına, devletlere, çok uluslu şirketlere, askeri-endüstriyel komplekslere ne sağladı? Bu soruyu, WikiLeaks kurucusu Julian Assange’ın, Appelbaum, Müller-Maguhn ve Zimmermann’la birlikte yazdığı “Şifreci Punk’lar: Özgürlük ve İnternetin Geleceği” kitabının girişinden bir alıntıyla vereyim: “Dünya ulusötesi bir distopyaya doğru kaymıyor, koşar adım ilerliyor. Bu gelişme ulusal güvenlik çevreleri dışında gereğince algılanmadı. Ketumiyet, karmaşıklık ve ölçek yoluyla gizlendi. Özgürleşme yolundaki önemli


24

SAYGIYLA

“İNTERNET YAPISI GEREĞI, GAYRIMERKEZI, DAĞITIK, SINIR AŞAN, KÜRESEL, KESINTISIZ, TARAFSIZ BIR AĞ. İNTERNET ÜZERINDE IŞ YAPIYORUZ, SOSYALLEŞIYORUZ, EĞITIM ALIP VERIYORUZ, YAYINCI OLUYORUZ, KÜLTÜREL ÜRETIYOR VE TÜKETIYORUZ, ALIŞVERIŞ YAPIYORUZ, DEVASA VE GERÇEK ZAMANLI OLARAK BILGIYE ERIŞIYOR VE BILGIYI DAĞITIYORUZ, TOPLULUKLAR OLUŞTURUYORUZ, EYLEMDE BULUNUYORUZ, VB. KÜRESEL AĞ KAPITALIZMINE HOŞ GELDINIZ!”

aracımız İnternet, şimdiye dek gördüğümüz en tehlikeli totaliterlik kolaylaştırıcısına dönüştürüldü. İnternet insan uygarlığına bir tehdittir. (...) Kendi gidiş yoluna bırakılacak olursa, birkaç yıl içinde, küresel uygarlık postmodern bir gözetim distopyası olacak; en üst düzeyde beceri sahibi bireyler dışındakilerin ondan kaçması mümkün olmayacak. Aslına bakılırsa halihazırda bu durumu yaşıyor olabiliriz.” Yani internet bize ne kadar özgürlük ve özgürleşme imkanı tanıdıysa,

iktidar odaklarına da o kadar kontrol, gözetim, izleme, dinleme, fişleme, sansür, bastırma gücü verdi. İstisnasız herkesin internetteki her adımı izleniyor ve kalıcı olarak depolanıp gelişmiş arama ve örüntü kurma algoritmalarıyla sürekli didikleniyor. Hedefli takip, “herkesi takip et, ne olur ne olmaz”a dönüştü! Küresel güvenlik, gözetim ve casusluk endüstrisi 10 milyon doları bastıran devlete veya şirkete çok geniş kitleleri gözetleme ve bilgilerini depolama imkanını satıyor.

ARDINDAN NE DEDİLER? “Türkiye’nin çorak İnternet kültürünün nadide insanı” İSMAIL HAKKI POLAT “İnternet özgürlükleri mücadelesi öncüsü, hayatına dokunduğunu değiştiren fikir emekçisi, akıl hocası” İLDEN DIRINI “Türkiye siber alemi ve felsefe/sanat çevreleri en değerli üyelerinden birini kaybetti” ERKAN SAKA

Küresel polis devletine hoş geldiniz! Ama aynı internet, bize bu devasa kontrol ve gözetim ağından sıyrılma imkânı da veriyor. Bugün internet sansürüne kısa devre yaptırmayı nasıl öğrendiysek, bu sıkı ağın deliklerinde kayıp kaçmayı da öğreneceğiz: Güçlü şifreleme algoritmaları, anonimleştirme, paylaşım ve katılım teknolojileriyle, iktidarların halklara karşı yürüttükleri siber savaşa asimetrik bir şekilde cevap veren siber gerilla taktikleriyle donanan ve önlenemez bir şekilde örgütlenerek iktidar mekanlarını kuşatıp işgal eden yeni halk hareketlerine hoş geldiniz! Ne de olsa internet artık sokağın bir parçası, daha doğrusu küresel sokağımız... Ve sokak antagonizmaların birlikte yaşadığı kamusal bir alandır. * Evrensel Pazar, 13 Ocak 2013


25

YENİ YÖNTEMLER

Dijital haritalar ve oyunlaştırılmış habercilik

Y

SARPHAN UZUNOĞLU Yeni medya olanaklarının artmasıyla birlikte habercilikte yeni yaklaşımlar, hem haber içeriğini hem de haberin sunuş biçimlerini değiştirdi. Artık İnternet gazeteciliği dendiğinde akla alışıldık görsel ve metinden oluşan form gelmiyor. Karşı karşıya olduğumuz yeni formlar mekân, zaman gibi temel ölçütler etrafında biçimleniyor. Bu yeni biçimler dijital yayıncılık deneyimlerinin artık gazetelerin klasik web sayfalarına sığamayacağını, bir gazetenin ya da gazetecinin yeni medya alanında tek bir mecraya hapsedilemeyeceğini gösteriyor.

menize olanak sağlayan bir uygulama. Al Jazeera, Yahoo, Washington Post, CNBC, Houston Chronicle, Foreign Policy, La Stampa gibi birçok uluslararası haber kuruluşu haberlerini üretirken Storymap’in “harita hikâyeleme” diye adlandırabileceğimiz dijital yöntemine başvuruyor. Örneğin Washington Post’un alttaki sayfası, IŞİD’in yayılma ağını farklı multimedya olanakları (video, fotoğraf, metin) eşliğinde anlatıyor. Görüldüğü üzere tek bir ülke ile sınırlanmıyorsunuz; incelediğiniz genel bir coğrafya, tüm dünya ya da bir ülkenin spesifik bir bölgesi ve hatta mahalleleri dahi olabiliyor.

STORYMAP

NEREDE KULLANILIR?

Storymap seçtiğiniz herhangi bir ülke ya da coğrafyada harita verileri üstünden haberleri mekân bazlı bildir-

SNAPMAP Storymap kadar işlevli olan ve Instagram’daki yeri işaretlenmiş fotoğraflar üzerinden çalışan yine Knightlab tarafından yaratılan bir başka proje ise Snapmap. Özellikle yurttaş habercilerin bu uygulamayı kullanması çok faydalı olacaktır.

Aslında Storymap tipi uygulamalar sınırsız alanda kullanılabilir; ancak şimdilik çoğunlukla seçimleri, çatışma

bölgelerini ya da enerji krizlerini anlatırken kullanılıyor. Üstelik sokak adına kadar ayrıntılı adres belirtme ihtimalleri söz konusu. Elbette ülkeden ülkeye detaylandırmalarda farklar olabiliyor. ARTILARI & EKSİLERİ

Bu uygulamanın en önemli avantajı alışılmış olanın dışında bir biçim ortaya koyması. Galerilerin tıklama bazlı yarar sağlama mantığına sıkışmamış bir mantık söz konusu. Harita okuma genel okur yazarlığımızın ilkokul eğitiminden kalma bir parçası. Çevre ve kent haberciliği konusunda bu dijital haritalar önemli bir işlev sahibi. Açık kaynak kodlu bir yazılım olması da güvenilirlik bakımından önem arz ediyor. Dezavantajı ise line.do’dan alışık olduğumuz farklı multimedia’ları eklemleme şansını henüz bize sunmaması.


26

İNTERNET

Gazeteciler için derinlerde yüzme rehberi ‘Hacker’lar, bilim insanları, uyuşturucu satıcıları, politik aktivistler, kiralık katiller ve istihbarat örgütleri bir arada. Boşuna google’a yazmayın, bulamazsınız. İnternetin gizemli derinliklerine inmeye hazır mısınız? AHMET A. SABANCI

İ

İnternet, artık hepimizin hayatının olmazsa olmaz bir parçası hâline gelmiş durumda. Sınırları neredeyse belli olmayan bu iletişim aracı, özellikle de gazeteciler için yepyeni bir alan. Ancak her ne kadar hepimizin ulaşabildiği bu sınırsız mecranın bir sonu yokmuş gibi görünse de, internetin daha da derinlerine inmek mümkün. Bu yazıda, sizleri bu derinliklerle tanıştıracak ve bu alanı gazeteciler için nasıl daha kullanışlı hâle getirebileceğimiz üzerine bazı fikirler paylaşacağım. ‘Deep web’ bildiğimiz internetten görünürde çok farklı sayılmaz. Burada da internette yapabildiğimiz birçok şeyi yapmak mümkün. Ancak internetin bu kısımlarını derin yapan özelliği, ona bağlanabilmemiz için normal bir tarayıcıdan da-

ha fazlasına ihtiyacınız olması. Örneğin Onion ağlarına bağlanbilmeniz için, en azından Tor Browser Bundle’ı kullanıyor olmanız gerekir. Çünkü bu alanın içerisine kurulan web siteleri, yalnızca bu protokol üzerinden gelen istekleri kabul eder. Normal web siteleri ise, özel bir müdahale olmadığı sürece her isteğe açıktır. Bu yüzden, Google interneti indekslemek için robotlarını gönderdiğinde .onion uzantılı sitelere ulaşamaz. (Tor kullanmaya başlamak için şu rehberlere bakabilirsiniz: http://bit. ly/torwindows - http://bit.ly/ tormac) ‘Derin internet’ aslında buna benzer birçok protokolü barındırır ve her birinin işleme şekli farklıdır. Örneğin Tor ve buna bağlı olan Onion sistemi, bağlantınızı rastgele bir hâle getirerek ve arada şifreleyerek sizin güvenliğinizi ve

anonimliğinizi sağlar. Ayrıca Tor üzerinden yalnızca .onion uzantılı siteleri değil, normal web sitelerini de ziyaret edebilirsiniz. Ancak I2P, tamamen bağımsız bir protokoldür ve bu sistem üzerinden yalnızca bu ağın içerisindeki web sitelerini kullanabilirsiniz. (https://geti2p.net/en/) Bu farklı protokollerin ortak noktası ise kullanıcılarına güvenli-anonim bir iletişim sağlamak ve istediklerini özgürce paylaşabilme imkânı vermek. ARKA SOKAKLAR

Elbette bu araçların, tıpkı normal internetin kendisinde olduğu gibi, birçok kötüye kullanımı da bulunmakta. Bunlar arasında en meşhuru uyuşturucudan, suikastçiye kadar her şeye ulaşabildiğiniz bir tür “karanlık işler ebay’i” olarak anılan Silk Road isimli siteydi (http://bit.ly/silkroadreport). Bunun yanı sıra bu alanların çocuk pornosu, teröristler arası iletişim vb. amaçlar için kullanıldığı iddiaları da sık sık dile getirilmekte. Her ne kadar bunlara zaman zaman rastla-


25

nıyor olsa da, deep webin yalnızca bunlar için kullanıldığını iddia etmek büyük bir haksızlık ve hata olacaktır. TAM BİZLİK

Sansürlenmeden, takip edilmeden ve anonimliğini koruyarak araştırma yapabilmek, başka insanlarla görüşebilmek ve bilgi paylaşabilmek isteyen aktivistler ve gazeteciler; ‘deep web’in son zamanlardaki en yoğun kullanıcıları. Tüm bunları bir arada sağlayabilen ve isteklere göre maniple edilip farklı amaçlarla kullanılması mümkün olan bir altyapının özellikle gazetecilere nasıl büyük imkânlar sağlayabileceğini tahmin edersiniz. Örneğin Wikileaks, artık bir .onion sitesinin olmasının yanı sıra tüm belge alışverişi işlerini de wlupld3ptjvsgwqw. onion adresine taşıdı ve deep web dışında iletişim kabul etmeyerek hem kendilerinin hem de kaynaklarının güvenliğini sağlama kararı aldı. Bunun yanında Aaron Swartz’ın fikir babası olduğu SecureDrop isimli belge trans-

feri sisteminin omurgası da Tor’a, yani ‘deep web’e dayanıyor (http://bit.ly/scrdrop). Bu sistemin amacı, gazetecilere belge sızdırmak ya da gizli kaynak olmak isteyen insanlara güvenli bir yol sağlamak. Freedom of the Press Foundation’ın bir projesi olan SecureDrop’u şu anda kullananlar arasında Washington Post, The Guardian, Gawker Media, Forbes ve The New Yorker gibi birçok gazete ve yayın kuruluşu bulunmakta. ÜTOPYAMIZ YAŞIYOR

Özetle, teknolojinin getirdiği imkânların yanında tehditlerin de çok büyük olduğu

günümüzde, gazetecilerin en büyük ihtiyacı güvenlik ve anonimlik. Dolayısıyla deep web bizim için bir kurtarıcı. Her ne kadar şüpheyle bakılsa ve ismini karalamak için özellikle devletler ciddi çaba harcıyor olsa da, aslında derin internet bizim normal internet ile gerçekleştiremediğimiz ütopyanın günümüzdeki hâli. İnternet ilk ortaya çıktığında insanların güvenli bir şekilde her şeyi paylaşabileceği ve bilginin özgürce tüm dünyaya yayılabileceği bir yer olarak hayal edilmişti ya, işte o hayal şu anda ‘deep web’in projeleri ile yaşatılmaya devam ediyor. Heyecan verici, değil mi?

PARMAK PC Eğer araştırmacı veya sürekli hareket hâlinde olan bir gazeteciyseniz, Tails isimli işletim sistemini kullanarak da güvenliğinizi sağlamanız mümkün (http:// bit.ly/tailsos). Bu işletim sistemi sadece bilgisayarınıza taktığınız USB bellek üzerinden çalışması, bilgisayarınızda hiçbir iz bırakmaması ve tüm internet trafiğinizi deep web üzerinden geçirerek sizi korumasıyla biliniyor. Yazılımcı ve gazeteci Jacob Appelbaum, bu işletim sistemini kullanan ve yayılması için çabalayan tanıdık isimlerden birisi.


28

YENİ MEDYA

Okuyucuyu kime satıyoruz? Fişleyen reklamcılara ve okuyucusunu satan gazetecilere kızmayın. Onlar sadece işini yapıyor. Mesele oyunun kurallarını değiştirmekte. Ve bu elimizde.

T

EFE KEREM SÖZERİ Türkiye’nin en çok ziyaret edilen haber sitesine girdiğinizde doksan üç (rakamla 93) siteyi daha ziyaret etmiş oluyorsunuz. [1] Nar gibi düşünün, markette kasiyere doğru ilerleyen otomatik bandın üzerindeki nar gibi. Fakat bu sefer kasanın önünde tek bir tane barkod okuyucu yok; 93 tane var. Narın fiyatı, nar hakkındaki detaylı bilgilerle birlikte 93 ekranda daha beliriyor, böylece market sahibi 1 narı 93 şirkete birden satıyor. İşte o nar sizsiniz. İnternet gazeteciliğinin ana gelir kaynağı reklamlar. Siz haber okumak için giriyorsunuz, hemen yanda bir reklam çıkıyor. Ürünlerini tanıtmak isteyen şirketler o küçük reklam kutucuğu için bize para veriyor; kaç kişi siteye girip reklamı görürse o kadar çok kuruş, reklama tıklayan olursa birkaç kuruş daha. Eskiden öyleydi. Reklamlara bakmıyorsunuz aslında, bin kişiden biri bile tıklamıyor. Çünkü haber sitesine haber okumak için geldiniz, ürün almak için değil. Kimsenin tıklamadığı reklamla para kazamayacağımız için, elimizdeki başka bir değerli şeyi satıyoruz.

NE BİLİYORLAR?

Artık şirketler ürünlerini satmak için bize gelmiyor, onun yerine, reklam şirketleri okuyucu hakkında bilgi satın almak için geliyor. En çok ziyaret edilen haber sitesinin ana sayfasında sadece 4 tane reklam görseli var, 93 tane şirketin koyduğu kodlar ise sizin hakkınızda bilgi topluyor. Bunlar sadece Türkiye’den reklam şirketleri değil, Google, Facebook, Yandex ve daha niceleri. Şirketler küresel olduğu için, aynı tarayıcıdan veya aynı telefondan tüm web davranışınızı eşleyip detaylı bir profilinizi çıkarıyorlar. Siteyi hafta içi her sabah ziyaret ediyorsunuz. İstanbul’da oturuyorsunuz. Daha çok borsa haberleri okuyorsunuz ve Facebook’ta Fenerbahçe sayfasını beğenmişsiniz. O zaman, Google’da “2015 yaz spor ayakkabı modelleri” yazarsanız, ilk

reklamda koyu lacivert renkli pahalı bir spor ayakkabısı olur. Büyük ihtimalle tıklayıp alırsınız. Okuduğunuz haberlerden hangi siyasi partiye yakın olduğunuzu, zengin olup olmadığınızı, hatta Ramazan’da oruç tutup tutmadığınızı bile tahmin etmek mümkün. İnternet gazeteciliğinin ekonomik modeli bu bilgiyi ne kadar detaylı toplayabildiğimiz ve ne kadar çok alıcıya ulaştırabildiğimiz üzerine. FİŞLEYEN REKLAM

Ben her şeyden önce bir okuyucuyum. Pek çok farklı kaynaktan haber okuduğum için, internetteki davranışlarımdan detaylı bir profilim çıkartılabilir. Fakat bu ekonomik modelin detaylarını öğrenmeye başladığımda kişisel bilgi-


29

KÖLN-EHRENFELD TREN ISTASYONU YAKINLARINDA BIR DUVAR RESMI.

lerimin ne kadar değerli olduğunu da fark ettim. O zamandan beri de şirketlerin bilgilerimi izinsiz toplamasına engel olmaya çalışıyorum. Önce, tarayıcımın ayarlarıyla oynadım ve girdiğim site dışındaki bir siteden (üçüncü parti) çerez yüklenmesini engelledim. Sonra da reklamları toptan engellemek yerine, beni fişleyen reklam şirketlerini engelleyen bir tarayıcı eklentisi yükledim. [2] Eğer tüm internet kullanıcıları benim gibi yapsa, okuyucuların davranış bilgisini toplamak çok zorlaşır, ziyaretçi profiline hedeflenmiş olmayan reklamların kazanç getirme oranı çok düşer ve özetle şu anda var olan internet gazeteciliğinin ekonomik modeli çöker. Peki bindiğim dalı neden kesiyorum?

BAŞKA BİR MODEL

Lafı bırakıp icraata bakalım. Ana akım medyaya vermediğim (daha doğrusu, kazandırmadığım) parayı, işini iyi yapan bir gazeteciye veriyorum. [3] Asıl para kazandığım işten artan zamanda da, veri toplama ve analizi konusunda aldığım eğitimi kamu yararına kullanıyorum. Yazılarımı yayımlayanlar ya uluslararası fonlar tarafından desteklenen haber siteleri, ya da benimkine benzer endişeler taşıyan kişilerin bir araya gelmesiyle oluşan kolektifler. Bu kurumların kâr elde etmiyor olmaları onların

Notlar [1] bit.ly/Journo_Hurriyet [2] bit.ly/Journo_EFF [3] bit.ly/Journo_Frederike

bir ekonomik modeli olmadığı anlamına gelmiyor; aksine, okuyucularını satan modele çok önemli iki alternatif sunuyorlar. Fonlar vergilerimizle oluşturuluyor. Devlet kurumu bu vergilerle sağlık, eğitim ve güvenlik gibi hizmetlerle birlikte, haber alma hakkımızı da sağlamak zorunda. Bugün iktidar aracına dönüşmüş olan TRT, Anadolu Ajansı ve Basın İlan Kurumu kamu yayıncılığına geri dönmeli. Bağımsız basın için yeni teşvikler oluşturulmalı. Kolektifler ise üretimin bizzat kamu malı olduğu bir takas sistemi. Ben seçmen davranışı hakkında yazı yazıyorum, karşılığında aynı kolektife gelen ekonomi politikası hakkındaki yazıları okuyorum. Bu kolektife yazı yazmayanlar da bunlardan faydalanıyorlar, hatta üreten-tüketici olarak yeni medyada paylaşıyor, böylelikle gönüllü reklamcı işlevini üstleniyorlar. Fişleyen reklamcılar ve okuyucusunu satan gazeteciler kötü niyetli değiller aslında; sadece belirli bir sistem içindeki sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Başka bir sistem mümkün; ama okuru, yazarı ve yayımcısı hem emeğiyle, hem de parasıyla destek vermeli. Çünkü, ya hep beraber, ya hiçbirimiz.


30

FİLM / ATEŞ ALTINDA

‘Yalan haber’ doğru sonuç doğurursa

G ŞENAY AYDEMİR

“Gazeteci tarafsız olmalıdır” sözü, bildiğiz anlamda modern dönem gazeteleri kurulduğundan bu yana uydurulmuş en büyük yalanlardan birisidir. Bir gazetenin, dolayısıyla da bir gazetecinin tarafsız olması; örneğin ABD’nin “Hem İsrail’e hem de Filistin’e eşit mesafede yaklaşıyoruz” yollu açıklamaları kadar samimiyet dışıdır. ‘Gazetecilik ve tarafsızlık’ meselesini hem mesleki değerler hem de etik açısından

Orijinal adı: Under Fire Yönetmen: Roger Spottiswoode Senarist: Clayton Frohman, Ron Shelton Oyuncular: Nick Nolte, Ed Harris, Gene Hackman, Joanna Cassidy Süre: 128 dakika Yapım: 1983 / ABD IMDb Puanı: 7.0

masaya yatıran, sorular sorduran birçok filmden söz edebiliriz. Ama Roger Spottiswoode’un Clayton Frohman’ın romanından uyarladığı 1983 tarihli ‘Ateş Altında / Under Fire’ apayrı bir yer tutar. Film, 1936 yılından itibaren Nikaragua’yı ABD’nin açık yardımı ile acımasız bir diktatörlükle yöneten Somoza hanedanının son günlerini anlatır. FSLN’nin (Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi) kentleri birer birer ele geçirerek başkent Managua’ya doğru yürüdüğü 1979 yılında üç ABD’li gazeteci bu ülkededir. Gazetecilerden fotoğrafçı olan Russell Price (Nic Nolte), gerilla lideri Rafael’in öldürüldüğüne dair haberlere inanmaz ve onunla görüşmek için bağlantılarını kullanarak, ülkenin iç kesimlerine doğru yola çıkar. Ne var ki, Rafael gerçekten de öldürülmüştür. Ve gerilla liderleri kendilerine zaman kazandırması için ondan bir ricada bulunurlar: Rafael’i canlı gösterecek bir fotoğraf! Russell, tarafsız kalmayı tercih edecektir ilk önce. Ama onun ‘tarafsız’ kalması, Ni-

karagua’da savaşın daha fazla uzamasına, Somoza diktatörlüğünün devam etmesine ve binlerce insanın daha ölmesine neden olacaktır. Russell, birlikte yolculuk ettikleri ve aralarında duygusal bir ilişki de olan Claire ile uzun bir sohbet sonrası fotoğrafı çekmeye karar verir. Rafael’in yaşadığına dair fotoğrafın bütün ülkeye dağıtılmasının ardından gerillalar başkenti ele geçirir, diktatör ülkeyi terk etmek zorunda kalır! ‘Ateş Altında’, gazeteciliğin amentülerinden birisi olan “tarafsızlık”ın çok ötesine geçerek ‘etik’ bir soru çıkartıp koyar önümüze: Bir ülkenin kaderini olumlu anlamda değiştirmek, binlerce insanın ölümünün önüne geçmek elinizde olsaydı ‘yalan haber’ yapar mıydınız? Bunu yaptığınızda hala gazeteci olarak kalır mısınız, yoksa ‘tarafsızlığınızı’ yitirdiğiniz için güvenilir olmaktan çıkar mısınız? Ve asıl önemlisi: Sorumluluğunuz kime karşı? Çalıştığınız kuruma mı, ait olduğunuz ülkeye mi, yoksa haberinizin yaratacağı sonuçlardan etkilenecek insanlara mı?


31

KİTAPLIK

Fransız kütüphanesinden 3 kitap RAGIP DURAN

Hıyar, haylaz ve haftalık Bir Charlie Hebdo tarihi (1969-82) Stéphane Mazurier, 7 Ocak 2015’te silahlı saldırıya uğrayıp 10 yazar ve çizerini kaybeden Fransız anarşist dergisi Charlie Hebdo’nun ayrıntılı bir tarihçesini kaleme almış. Aslında bir doktora tezi ama metin öyle anlaşılmaz, karmaşık, akademik ve teorik bir metin değil. Charlie Hebdo’nun kurucuları, yazar ve çizerleri ile uzun söyleşiler yapmış, dergi hakkında yazılmış ne varsa toplamış, değerlendirmiş. Orta boy 511 sayfalık kitabın görselleri de zengin. Charlie’nin ünlü kapakları, ses getiren en önemli yazı ve karikatürleri özellikle de dergi ile Mayıs 68 arasındaki siyasi, ideolojik, kültürel ve toplumsal bağları iyi kuruyor. Çeşitli iktidarların Charlie’yi susturma girişimlerinden Fransız basınındaki refiklerin ‘Sorumsuz Dergi’ye karşı tutumları, sansüre ve tazminat davalarına karşı mücadele, yazı işleri toplantılarındaki fırlamalıklara kadar derginin yaşamıyla ilgili neredeyse her konu var bu kitapta. Kilise karşıtlığı ve Tanrıtanımazlık, erken dönem ekoloji, hatta feminizm Charlie’de… Galiba en iyi Charlie Hebdo monografisi…

Gazeteciliğin aşk sözlüğü Plon yayınevi, bir ‘Aşk Sözlükleri’ dizisi tasarlamış. Her mesleğin duayen sayılabilecek bir şahsiyetine, mesleğine aşık olan bir uzmana/yazara sipariş veriyor ve mesleği hakkında ansiklopedi maddesi gibi makaleler yazdırıyor. Şimdiye kadar aralarında Siyaset, Bilim, Piyano, Laiklik, Direniş, At, Rock, Mizah, Marcel Proust’un da bulunduğu 81 aşk sözlüğü çıkmış. Konu gazetecilik olunca akla ilk gelen isim Libération’un 33 yıllık kurucu Genel Yayın Yönetmeni Serge July. 1942 doğumlu July, 917 sayfalık kitapta gazetecilik hakkında yaklaşık 140 madde kaleme almış. Bunların arasında kendisi ve Libération da var. Ayrıca Le Monde’un kurucusu HBM, Albert Camus, Canard Enchainé, GG Marquez, De Gaulle, Hemingway, Marx, J.Reed, Watergate, JP Sartre, Voltaire gibi şahsiyetlerin güzel, ilginç, öznel portreleri var. Albert Londres’un aynı zamanda Fransız istihbaratına çalışan bir ajan olduğunu da üzülerek bu sözlükte öğrendim.

TURFANDA DÖRT YERLİ * Neoliberal Muhafazakâr Medya, Der. Uraz Aydın, Schola, Ayrıntı Yayınları, 256 s. * İnternet ve Sokak, Der. Y. İnceoğlu - S. Çoban, Schola, Ayrıntı Yayınları, 368 s. * Acemi Eğitimi, Can Kozanoğlu, Can Yayınları, 256 s. * Yalan Yıllar, Can Kozanoğlu, Can Yayınları, 280 s.

Unutur muyum seni hiç Konstantinopol Bendeki 10-18 dizisinden 1985 baskısı. Ünlü Fransız gazeteci (Muhabir/Röportaj yazarı) Albert Londres’un (1884-1932) 1915 Çanakkale savaşını olay yerinden izlerken gönderdiği haber ve röportajlardan oluşan 352 sayfalık bir kitap. Yani aslında 100 yıllık haber ve röportajlar. Hem tarihi hem de güncel. Röportaj uslubu açısından yani yazım tekniği açısından hala çok taze ve canlı. 2 Nisan 1915 ile 3 Kasım 1917 tarihleri arasında gazetesine gönderdiği toplam 87 haber/röportaj. Çanakkale ve çevresi, Selanik, Atina bilahare çeşitli Balkan kentlerinden geçtiği haberler sayesinde hem bir Fransız gazetecinin hem de Fransız istihbaratına çalışan bir ajanın bölge, savaş ve Türkler ve diğer uluslarla ilgili fikir ve yargılarını öğreniyoruz.


32

SAĞLIK

Bizi bu sıcak havalar mahvetti AMAN DİKKAT!

S

SİBEL BAHÇETEPE

GÜNEŞ ALTINDA HABER PEŞINDE KOŞANLARLA YILLIK IZNINDE PLAJDA YATANLARIN DERDI ORTAK. BU YAKICI SORUNLA NASIL BAŞ EDECEĞIZ, CEVABI BU SAYFADA

Sıcak yaz günlerinde, güneş çarpması ve sıcak kramplarından kalp krizi ve inmeye varan ciddi sağlık sorunlarına sıklıkla rastlanıyor. Özellikle gün boyu dışarıda, güneşin altında çekim yapmak zorunda kalan, haber takip eden ya da tatile giden gazeteci meslektaşlarımız dikkatli olmalı. Kalp, damar, şeker ve yüksek tansiyon hastaları, mümkün olduğunca serin yerlerde kalmalı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi belirtiler başlarsa, zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı. GÜNEŞ ÇARPARSA

Güneş çarpması hayati tehlike yaratabilecek önemli bir sağlık sorunu. Böyle bir durumunda kişiyi serin bir yere almak, yavaşça soğutmak ve sıvı takviyesi yapmak çok önemli. Kişinin bilinci açık ise tuzlu ayran içirilebilir ve buz

ile kompres yapılabilir. Ancak algılama ve koordinasyon yeteneğinin kaybı, görme netliğinde bozulma, göz çukurlarının belirginleşmesi halinde acile gitmek şart. TUZ TAKVİYESİ

Kol, bacaklar veya karında tuz kaybı nedeniyle görülen sıcak krampları da ciddi bir tehlike. Bu tür kramplar, kısa fakat tekrarlayıcı ve can yakıcı olabilir. Bu nedenle kramp durumunda hasta öncelikle serin bir yerde dinlenmeli. Dinlenme sonrası krampta azalma olmadıysa, 1-2 bardak tuz içeren sıvı alınmalı. Kramp girmiş kasa kesinlikle masaj yapılmamalı. Şapkanın ıslatılarak kullanılması serinleme açısından iyi görülebilir; ancak bunun sürekli yapılması doğru değil. Islak bir şapka ya da kıyafetle uzun süre rüzgâra maruz kalmak, “fibromiyalji” denilen kas ve iskelet sistemi hastalığına yol açabilir.

- Açık renkli, rahat ve bol, terlemeyi artırmayan kumaştan yapılmış giysileri tercih edin. - Ağır ve yağlı yemeklerden kaçının, az ve sık aralıklarla, sebzeden zengin beslenmeye çalışın. - Güneşin tepede olduğu 1116 saatleri arasında dışarıda kalmamaya özen gösterin. - Koruyucu kremler ve güneş gözlüğü kullanın. - Alkol alıyorsanız dikkatli olun. Özellikle güneş ışınlarının dik geldiği öğle saatlerinde açık havada ve güneş altında alkol almayın. - Yaz aylarında günlük sıvı ihtiyacı 3 litreye çıkar. Su içmeyi unutmayın. - Soda ve maden suyuna mesafeli durun. Kontrolsüz tüketim tansiyonu yükseltir. - Denize sabah ve akşam saatlerinde girin, kumda güneşlenmeyin. - Klimanızı ideal sıcaklık 23-24 derece, nispi nem yüzde 40-50 arasında olacak şekilde ayarlayın. - Yüksek tansiyon, şeker gibi kronik hastalıklarınız varsa ilaçlarınızı almayı ihmal etmeyin.


33

GUSTO

Sütün üç hâli Her ne kadar içerdiği şeker vücut için zehir olsa da herkes bayılıyor kendisine. Huzurlarınızda fenomen tatlı trileçe.

S

MUSTAFA KULELİ Sistem şöyle işliyor: Önce “Neymiş bu trileçe” diye yiyorsun, sonra baTRES-LECHES ÜÇ SÜT DEMEK AMA BURADA KASTEDILEN KOYUN, KEÇI VE MANDA SÜTÜ DEĞIL, SÜTÜN ÜÇ FARKLI YOĞUNLUĞU. YANI SÜT, SÜT REÇELI VE KREMA. yılıp hakkında konuşmaya başlıyorsun. Herkes böyle yapınca şöhretle Balkanlara gelişinin, tela tüm ülkeye yayıldı. beraber şayia da alıp yürüyor levizyondaki Latin dizileri Her ne kadar buralarda tabii. Nereden-nasıl soframıza sayesinde olduğu söyleniyor. karamel sosla servis edilerek kadar geldiği, tarihi, içeriği Güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar adeta bir revani havası kovahep tartışmalı bu arkadaşın... yerine tatlıyı kesen halkımız lansa da evde yaparken resimİşin aslı, tatlımız Amerika ise Arnavutlar. deki gibi krema üstüne çilekle kökenli. Güney-Kuzey fark Ve son durak Türkiye... servis edebilirsiniz. (Ünal etmeden, kıtanın iki tarafında Trileçe güzel İstanbulumuza Aysal Başkanımın kulakları da en az 70 yıldır beğeniyle beklenmedik bir şekilde Fatih çınlasın) tüketildiği kesin bilgi. ilçesinden girdi, ardından hızAfiyet olsun.

REFİKACA TRİLEÇE * Dört yumurtayı 1-1.5 dakika kadar mikserle orta devirde çırpın. 300 gram tozşekeri azar azar ekleyin. Çırpmaya devam ederken içinizden 15’e kadar sayın. Tekrar 2 kaşık şeker ekleyin ve tekrar 15’e kadar sayarak çırpın. Bu şekilde tüm şeker bitene kadar ekleyin ve çırpın. Ayrı bir kapta 300 gram unu, 175 gram tereyağını, 250 ml sütü, 1 paket kabartma tozunu ve 1/3 çay kaşığı tuzu çırpın. Bunu yumurtalı karışıma ekleyip yavaşça aynı yönde karıştırın. ** 28x25 cm ölçülerinde dikdörtgen bir kek kalıbını yağlayıp unlayın, 160 derecedeki fırının orta rafında 30 dakika pişirin. Sonra alt rafa koyup 5 dakika pişirin. Fırından çıkarıp soğumaya bırakın. *** Süt karışımı için: 200 ml inek sütünün 1/3’ünü, 90 gr tozşekeri ve 80 ml kremayı küçük bir tencerede ısıtın. Şeker eridikten sonra farklı bir kaba alın ve 400 mililitre soğuk süt daha ekleyin. Kekinizi ıslatacağınız karışım hazır. **** Süt reçeli için: Bir litre sütle 120’şer gram tozşekeri ve kahverengi şekeri hafif derin bir tencerede karıştırın, ocağa alın. Süt kaynamaya başlayınca altını kısın ve 1 çay kaşığı karbonat ekleyip, tel bir çırpıcıyla çırpın. Köpürme işlemi hafiflediğinde mümkün olan en kalın tabanlı, yayvan tencereye aktarın ve yaklaşık 3 saat çok kısık ateşte ara ara çırparak pişirin. Son 5-10 dakikada altını çok az açın. Kıvamlandığında altını kapatın ve biraz daha karıştırarak soğumaya bırakın. Kek soğuduktan sonra daha geniş ve derin kabın içine ters çevirip çıkarın. Süt karışımını döküp tercihen bir gece bekletin. Kek iyice ıslanıp karışımı içine çekince üzerine soğumuş süt reçelini de ince bir tabaka halinde sürüp sütün bu harika üç halini afiyetle yiyebilirsiniz.


34

SEYAHAT

FAS

Üzerinde güneş batan krallık Memleket el Magrib yani "Batı'daki Krallık”ın her biri kendine has renge sahip kadim şehirlerini keşfetmeye başlıyoruz. Fes, Tanca, Chefchaouen ve Marakeş bizi büyülüyor.

U

ONUR UYGUN Uzun süre bilinen dünyanın sonu olarak kalan bu toprakların adına kimisi Fas, kimisi Morocco, sahipleriyse Memleket el Magrib demiş, yani “Batı’daki Krallık”. İsmi konusunda olmasa da güzelliği hakkında herkes hemfikir. Biz de ne kadar güzel olduğunu bildiğimiz için tapmaya geldiğimiz bu toprakların, her biri kendine has bir renge sahip kadim şehirlerini keşfetmeye başlıyoruz vakit kaybetmeden. SARI FES

Fas seyahatimiz ülkenin tarihi şehirlerinden biri olan Fes’ten başlıyor. Hem ülkenin dilimizdeki adı, hem de paşa dedelerimizin favori şapkaları bu şehirden geliyor. Fas tarihinde üç önemli hanedanının başkenti Fes denizden uzak, dağlık bir bölgede tepelerin üzerine kurulu ve ilk adımımızdan biraz sonra anlayacağımız gibi, daha önce gördüğümüz

şeylere pek benzemeyen bir şehir. Fes’te görmeye değer medreseler, camiler ve tabakhaneler yok değil; fakat buradaki asıl deneyim kesinlikle bir bütün olarak şehrin kendisi. Fes’in sarı-kum renkli medinesi (Kuzey Afrika kentlerinin tarihi merkezlerine, Arapça “şehir” anlamına gelen “medine” adı veriliyor) dünyanın en büyük medinelerinden biri.

FES YAKINLARINDAKI DIĞER BIR KADIM ŞEHIR MEKNES’IN SURLARI.

Büyük dediğime bakmayın, aslında oldukça klostrofobik bir alan. Sıcaktan dolayı ülkedeki tüm tarihi kentlerde olduğu gibi sokaklar dar, binalar birbirine yakın yapılmış. Sokaklar dar deyince de alıştığınız dar sokak canlanmasın gözünüzde - bu sokaklar yer yer evinizdeki koridor kadar dar, karşıdan biri geldiğinde durup kenara çekilmenizi gerektirecek kadar


35

FES’IN MEDINESINDEKI DAR SOKAKLAR YÜZLERCE YILDIR ÇOK AZ DEĞIŞMIŞ.

dar. Hal böyle olunca binaların uçları, çatıları birbirine değiyor ve kent tek, devasa bir binaya, sokakları da bir odadan diğerine geçmenizi sağlayan koridorlara dönüşüyor. Kapalıçarşı’yı alın, yüzle çarpın, dükkânlarını da 4-5 katlı yapın, içine de 150 bin kişi koyun, Eski Fes’i elde ediyorsunuz. Arada irili ufaklı meydanlara çıkıyoruz, gitmek istediğimiz yerleri buluyoruz ama neredeyse tamamen şanstan. Fes sakinlerinin kaybolmadığına inanmayı reddediyoruz; göz var, izan var. Birilerine yol sormadan bir yeri bulmak imkansız. Denemenin de, haritalar işe yarıyormuş gibi yapmanın da alemi yok. Bu sırada kentin sürekli meşgul olan insanları, el arabaları ve katırları geçiyor sürekli yanımızdan bize hiç aldırmadan. Kılcal damar gibi her yere ulaşan sokaklarda binlerce dükkân var ve hepsi de dolu. Herkesin yapması gereken bir şey, gitmesi gereken bir yer var. Ve bu 1250 yıldır böyle

devam ediyor. Fas’ın ruhu ete kemiğe bürünmüş, önümüzde duruyor. Bir zamanlar dünyanın en büyük şehri olan Fes, bir ucu iyi, bir ucu kötü olan tanıdık değer skalamıza yerleştirilebilecek bir şehir değil. Kendine ait bir hissi var; sanki hanedanlar gelip geçecek, ülkeler kurulup yıkılacak fakat Fes istifini hiç bozmayacak. Fes’in bir diğer özelliği ise

kusursuz bir geometriyle oluşturulmuş rengârenk Fas çinilerinin, veya diğer adıyla zellijlerin geleneksel merkezi olması. Şehre hakim mütevazı binaların çoğunun zemini, ziyaretçilerin gözlerini bayram ettiren zellijlerle kaplı. Bu iş burada da bitmiyor, İspanya’daki Endülüs saraylarından güneydeki Marakeş’in konaklarına kadar her yer, Fes’in dünyaya hediyesi

ATLAS OKYANUSU KIYISINDAKI ESSAOUIRA’NIN MAVI KAYIKLARI, BALIKTAN DÖNDÜKTEN SONRA KIYIYA ÇEKILMIŞ, BAKIMLARI YAPILIYOR. ESSAOUIRA, GAME OF THRONES DIZISINDE ASTAPOR ADLI KENTI CANLANDIRMIŞTI.


36 ÇOCUKLAR, ATLAS OKYANUSU KIYISINDA KÜÇÜK BIR KENT OLAN EL CEDIDE’NIN KANALLARINDA SERINLIYOR.

CHEFCHAOUEN’IN MAVI SOKAKLARI.

olan zellijlerle kaplı. Zellijler özellikle eski dini binalarda ve medreselerde baş etmesi zor bir güzelliğe bürünüyor. Çoğu oldukça yıpranmış, fakat bu onları daha da güzel kılmış dersek yanlış olmaz -ki Faslılar da bunun farkında gibi. BEYAZ TANCA

DÜNYADA PEK AZ ŞEY MARAKEŞ’IN BIN YILLIK CEMA ÜL-FENA MEYDANI’NA BENZIYOR.

Fas’ın çok kullanışlı bir tren ağı var; vızır vızır kalkan trenlerle bütün önemli şehirlere gidebiliyorsunuz. Bu trenlerden biriyle Fes’i kendi evreninde bırakıp en kuzeye, Tanca’ya geçiyoruz. Deniz kıyısındaki Tanca’da bambaşka, içinde yaşadığımız dünyaya ait bir şehir buluyoruz. Cebelitarık Boğazı ile Atlantik Okyanusu kıyısın-

da, Avrupa ile Afrika arasında yer alan Tanca, aşırı stratejik konumu nedeniyle sıra dışı bir tarihe sahip. Bizanslıların, Arapların, Portekizlilerin, İngilizlerin, İspanyolların, Fransızların eline geçen, bir ara uluslararası serbest şehir bile olan Tanca, bugün Fas’ın en önemli kentlerinden biri. 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupalı jet sosyetenin popüler tatil yeriymiş Tanca. Fas bir Fransız sömürgesiyken Tanca’nın çevresi İspanyol yönetiminde kalmış. Şehirde hâlâ kuvvetli bir İspanyol etkisi var. Ülkenin geri kalanındaki Faslılar genelde Fransızca konuşsa da bu yörelerin ikinci dili tartışmasız bir şekilde İspanyolca. Televizyonlarda İspanyol kanalları açık, turistler bile büyük ölçüde İspanyol.

Tanca’nın medinesine hakim renk beyaz. Öyle ki “Nasıl ülkede böyle bir şehir varken başka bir şehrin adı Kazablanka olur” diye düşünmeden edemiyoruz (“casa blanca” İspanyolca’da “beyaz ev” anlamına geliyor). Muhtemelen Akdeniz’in emriyle beyaza boyanan şehirde sakin bir hayat var. Akşam olunca hava serinliyor, İspanya’nın ışıkları uzaktan göz kırpıyor, nane çayları demleniyor, okyanustan gelen taze balıklar kızarmaya başlıyor, kahvehanelerden ut sesleri ile birlikte birkaç şarkıcının yanık, çıplak, oldukça etkileyici sesi yükseliyor. Hem tanıdık bir Akdeniz

TANCA’NIN MEDINESINE HÂKIM OLAN RENK BEYAZ.


37 MARAKEŞ’TEKI CEMA ÜL-FENA MEYDANI’NDAKI YEMEK TEZGÂHLARI IŞLERINI CIDDIYE ALIYOR.

kenti, hem de egzotik bir Afrika kenti olan Tanca’da hayat tatlı gibi duruyor. MAVİ CHEFCHAOUEN

Bir gün biri “Buraya da bir şehir kuralım ama mavi olsun” demiş ve Chefchaouen kurulmuş. Tam böyle değilse bile en azından benzer bir sahne yaşanmış olmalı. Rif Dağları’ndaki ufak Chefchaouen şehri mavi olmasıyla ünlü. Öyle maviye çalan bir beyaz tonu canlanmasın kafanızda, gayet parlak, çivit maviye boyalı kent. Hatta bazı sokaklarda yerler bile mavi. Sokaklarda yürürken sık sık “Burası gerçek mi?” diye düşünürken buluyoruz kendimizi. Tanca’nın biraz güneyindeki Chefchaouen’ın mavi medinesi büyük şehirlere kıyasla küçük, fakat tatmin edici büyüklükte. Burası diğerlerine göre çok daha turistik bir şehir. Yerli

turistlerle de dolup taşan Chefchaouen’da dükkân sahipleri gözle görülür bir biçimde daha agresif satış politikaları yürütüyor: “Türk olmamıza rağmen” restoranında yemek yemediğimiz biri tarafından ırkçı ilan edildik, kolumuzdan tutulup dükkândaki “birinci kalite” deri çantalara bakmaya davet edildik, para karşılığı adres gösterme teklifleri aldık. Olsun, dedik, oyuncuyu değil oyunu suçladık ve yolumuza devam ettik. KIZIL MARAKEŞ

Chefchaouen’den sonra kuzey Fas defterini kapatıyoruz ve Rabat’tan geçerek trenle Marakeş’e gidiyoruz. Gökkuşağının Fas kentlerine dağıtılan renklerinden Marakeş’in payına düşen kırmızı olmuş. Fas’a Batı dillerindeki adını (Maroc, Morocco, vb.) veren Marakeş, BAŞKENT RABAT’IN KUMSALLARINDA BIR ANNE, OKYANUSTA YÜZEN OĞLUNU BEKLIYOR.

ülkenin tartışmasız en turistik kenti. Böyle olması sebepsiz değil: Fas’taki en büyük medinelerden birine, irili ufaklı saraylara ve başka önemli tarihi eserlere ev sahipliği yapan bir diğer eski başkent Marakeş, aynı zamanda modern bir metropol. Fakat Marakeş’in alametifarikası tartışmasız bir şekilde Cema ül-Fena Meydanı. 950 yıldır bir şey devam ediyor Cema ül-Fena’da. Ünlü Kutubiye Camii’nin devasa minaresinin gölgesindeki bu meydan hem bir sirk, hem bir akşam pazarı, hem bir performans köşesi, hem de devasa bir restoran. Gündüzleri yılan oynatıcıları, otacılar, kına dövmecileri, Berberi şebekleri ve su satıcılarının hakimiyetindeki meydan akşam olunca iyice hareketleniyor: Her akşam tekrar tekrar kurulan yüzlerce yemek tezgâhından yükselen dumanlar, çayların buharlarına karışıyor. Yemek öncesi ve sonrası gösteri hız kesmiyor: Tezgâhında yüzlerce diş sergileyen amcalar, cam yiyicileri, sokak tiyatroları, dansçılar, hikâye anlatıcılarının gösterileri neredeyse 1000 yıldır devam ediyor. Tek istedikleriyse biraz alkışın yanı sıra birkaç liralık bir bahşiş. Verin gitsin. Ortaçağ’dan kalma gerçek bir panayırı görmek için oldukça makul bir bedel.

FES’IN DÜNYACA ÜNLÜ TABAKHANELERINDE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN DERILERI SARIYA BOYANMIŞ VE GÜNEŞTE KURUMAYA BIRAKILMIŞ.


38

BULMACA / Hazırlayan: Anıl Onat Doruk

SOLDAN SAĞA 1) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedefi haline gelen fotoğraftaki gazeteci - Gazetecilikte sayfa düzenlemesi, planı yapan kimse 2) Eski dilde bağırsaklar - Gerçeklik - Tıpta anüs yoluyla anlamında söz - Kaba baston 3) Para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş - Onay, onaylama - İkiyüzlülük 4) İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık - Donuk renkli - Kamufle etmek - Eski dilde mavi 5) Lityum’un simgesi - Sonraya bırakma, erteleme - Bulmaya çalışmak - Diyarbakır’ın adı 6) Bir yağış şekli - Kısaca emek platformu - Tunus’un plaka imi - Meta - Kırışıklığı gidermeye yarayan araç 7) Hastanelerde, yatacak hastaların kayıt ve kabul edildikleri yer - İpek gibi düz ve parlak bir kumaşın üzerinde bulunan tel tel iplik - Bayındırlık 8) Eski bir Yunan uygarlığı - Kiloamper - Halk dilinde iki ve daha çok katlı ev - İlkel bir silah 9) İki ülke parasının karşılıklı değeri - Yazı ile bildirme - Bir şeyin niteliklerini övme - Çölden esen sıcak rüzgâr 10) Akıl - Oluşmak, ortaya çıkmak - Yiyecek bulamayan - Japonya’da bir kent 11) Demiryolu - Kötü, fena - Bebeklerin uyumasına yardımcı olmak için söylenen şarkı - Bir besin maddesi 12) Eski dilde eğri büğrü, çarpık - Epilepsi - “.... Derek’ ABD’li kadın oyuncu - İsyan eden 13) Gerginlik, tansiyon - Karadeniz yelkenlisi - Pembe maymun da denilen bir maymun türü 14) Atılım, hücum - Birine, ölen bir yakınından kalan mal mülk, para - Bir müzik türü - isim Barındırma 15) Patent - Rutubet - Cem Karaca’nın bir şarkısı 16) En kısa zaman süresi - Sınamak, tecrübe etmek - İskambilde birli 17) Deride mikroplu bir hastalık - Cennet bahçesi - Kısaca Türk Silahlı Kuvvetleri 18) Dolaylı anlatım - Yapım işleri - Parasal 19) Bir yapının damında çevresi, üstü açık yer - Erkek keçi - Tümör 20) Hayvanlarda besili olma durumu - Kaçak, kaçkın - Kars’ta eski harabeler YUKARIDAN AŞAĞIYA 1) “Hasan ....” Bir gazeteci adı - Gazeteden kesilen yazı - Gazetecilikte sayfa maketi hazırlamak için basılmış kağıt 2) Bir kıta adı - Bir görevde temelli olarak, asıl olarak - Çelik çomak oyunu 3) ABD Uzay merkezi - “Funda....” bir şarkıcı adı - Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda - Sivas’ın bir ilçesi 4) Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldspat türü - Japon imparatorlarına verilen unvan - Şikar 5) Canlı, doğup çoğalmak - Doğal - Alan topu 6) Hastalıktan yeni kurtulmuş zayıf ve hâlsiz olan kimsenin durumu - Erken - Küçük bir limon türü - Ün, şan 7) Rusçada evet - Bir kimseyi veya nesneyi niteleyen, karakteristik - Elemek anlamında kullanılan söz - Yüce, ulu 8) Dördüncü halife - Bir erkek adı - Kum falı 9) Dileyiş, dileme - Uzaklık işareti - Kuşku - “Meral....” bir gazeteci adı - Tantal’ın simgesi 10) Yağma - Kabaca evet - Bir şeyin özünü oluşturan ana öge - Antalya’nın bir ilçesi 11) Kabir - Bir şeyin içindeki gereksiz maddeleri tarak, tırmık vb. ile ayıklamak - Akdeniz bitki örtüsü 12) Bezginlik ve sızlanma anlatan bir söz - Gözlem - Bir yapım eki 13) Çift gövdeli tekne - Olumsuzluk veren önek - Kripton’un simgesi - Boru sesi 14) Genişlik - Boş ve yararsız, saçma - Değişim - Öğütülmüş tahıl 15) İnsanda ayağın yüksek olan üst bölümü - ABD Basketbol ligi - Askerlikle ilgili, askere özgü 16) Kemiklerin içindeki yağlı madde - Özerklik 17) Çevik - Bir nota - Avrupa Birliği 18) Eski dilde yayılma, genelleşme - Nazi hücum kıtası - İri bir papağan türü 19) ‘Alem’in seslileri - Çizgilerin, yüzeylerin, katı cisimlerin birbirleriyle kesiştikleri yer 20) Gazetecilikte sayfa sonuna ya da paragraf aralarına konan geometrik şekiller - Gündüz gösterimi


Sendikalı olmak için

5 neden

Birlikte ÜCRET güçlüyüz! Sendikalı çalışanlar daha yüksek maaş alır. İzin ve ikramiyeler de cabası.

Medya çalışanları daha iyi bir hayatı hak ediyor. Yeni yaklaşımlara, Sendikalı işyerinde insanca çalışma düzeni vardır. Patron çözümlere, değişime, ya da yönetici çalışanı ezemez. birlik olmaya ihtiyaç var. Sana ihtiyaç var.

HAYSİYET

Çünkü sendikan güçlüyse sen de güçlüsün.

DESTEK

Sendika hakkını korur. Hukuki destek sağlar. Her yıl yüzlerce gazeteci TGS’den hukuki danışmanlık almaktadır.

EĞİTİM TGS üyesi aldığı eğitimler sayesinde hep isen sektörün Üye aidatını öde gözdesiödeme kalır. talimatıyla Otomatik her ay aidatını yatırabilirsin. Üyelik aidatı brüt maaşının %2’sinden ibarettir.

Üye değilsen bağış yap

ÖZGÜRLÜK

İstediğin sıklıkta ve Sendikabağış kalemin üzerindeki miktarda yapabilirsin. patron ve hükümetvebaskılarına Desteğinle güçlenecek değiştireceğiz. karşı mücadele eder. TR39 0006 4000 0011 0950 8111 55 destek@tgs.org.tr

tgs.org.tr/sendikali-ol TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI

www.tgs.org .tr

Journo #3  

Gazetecilerin dergisi Journo'nun 3. sayısı.

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you