Page 1


İZDÜŞÜM SAYI 3/ MAYIS 2012

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ SİYASET BİLİMİ ve ULUSLARARASI İLİŞKİLER ÖĞRENCİ TOPLULUĞU adına

GENEL YAYIN YÖNETMENİ Aybars YANIK EDİTÖR Bahar TEKİN

YAYIN KURULU Cansın Sultan ÖZEN Gökcan ÇÜRÜK Gökhan AKINÇ Nilay ŞEN Oğuz Kağan BARIN Kapak sayfası Giorgione’ nun (1477-1510) “The Three Philosophers, (1509)” adlı eseri üzerinden tasarlanmıştır.

Tevfik Burak ÖZ

AKADEMİK DANIŞMA KURULU Prof. Dr. Simten COŞAR

İLETİŞİM ADRESİ: Başkent Üniversitesi Bağlıca Yerleşkesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Eskişehir Yolu 20. Km Bağlıca/ ANKARA 06810

E– Posta: izdusumdergisi@gmail.com

Yrd. Doç. Dr. Funda GENÇOĞLU ONBAŞI


Söze Başlarken…

Değerli Okurlarımız,

Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğrenci Topluluğu bünyesinde çıkarılmakta olan İzdüşüm Dergisi’nin 3. sayısını sizlerle paylaşıyor olmaktan büyük kıvanç duymaktayım. Umarım her sayfasında arkadaşlarımızın yoğun gayretini hissedebileceğiniz ve keyifle okuyabileceğiniz bir dergi hazırlayabilmişizdir. Akademik kuralların esas alınmasıyla hazırlanan dergimizin içinde farklı dünya görüşlerinin ışığında yazılmış yazılar, sizelere değişik perspektifler sunarak ufkunuzu genişletecek ve o konularda sizleri eleştirel düşünmeye sevkedecektir. Herkes için “yazmak” çok önemlidir. Çünkü insanlar fikirlerini, idaellerini ve eserlerini kaleme aldıkları metinler ile nesilden nesile aktarabilirler; dolayısıyla bu şekilde dünya üzerinde kalıcı olmaya çalışırlar. İnsanlar fikirlerini ve eserlerini aynı zamanda sözlü olarak da aktarabilirler; ama bu şekilde yaptıklarında yazılı metinlerden daha az kalıcı olurlar. Örneğin, eğer günümüzde Platon, Aristotales gibi ünlü düşünürlerin fikirlerini hâlâ okuyabiliyorsak ve özellikle siyasal düşünce bağlamında onlara referansla bazı şeyler yapabiliyorsak, bunu onların antik dönemde kaleme aldıkları yazılara borçluyuz. Bu derginin yazılarını kaleme alan arkadaşlarım Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okumaktadırlar. Bu bölümün öğrencileri olan bizler için yazmak daha da önemli olmalıdır. Fikirlerimiz ne kadar yayılırsa bazı şeyleri değiştirmek, düzenlemek, yeniden kurmak veya ortadan kaldırmak o kadar kolay olur. Yazmak da bu açıdan çok etkili bir işleve sahiptir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından esir alınıp, toplama kampında hayatını kaybetmiş olan Anna Frank, 1942 yılında kendisine doğum gününde hediye edilen bir anı defterinde kağıdın insanlardan daha sabırlı olduğunu söylemiştir. İşte bu yüzden yazılar daha uzun ömürlüdür. Bizler geleceğin Siyaset Bilimcileri olarak yazma bilincinin önemini çok iyi kavramış olmalıyız. İşte topluluk olarak da amacımız budur. Bu süreçte dergimize metinleriyle katkıda bulunan arkadaşlarımıza topluluk olarak minnettarız. Dergimizin ilk sayısından beri gösterdikleri ilgi için Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerine ve bu sayımızın hazırlanmasında gecesini gündüzüne katan İzdüşüm Dergisi ekibine Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğrenci Topluluğu adına teşekkür ediyorum. Son olarak siz değerli okurlarımıza göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür ediyor, keyifli okumalar diliyoruz. Bir sonraki sayıda yepyeni bir ekiple yine sizlere ulaşmak dileğiyle…

Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğrenci Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı

Volga Görkem EROL


İÇİNDEKİLER EDİTÖRDEN: Emek insandır, insan emek… Bahar TEKİN .................................................................................................................................... 4

Türkiye’de Roman Haklarının Sivil Toplum Süreciyle İlerleyişi Üzerine İncelemeler Beril ADIGÜZEL ................................................................................................................................ 5

DEĞERLENDİRME: Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir Aybars YANIK ................................................................................................................................... 20

Türkiye’de Vicdani Red Gökcan ÇÜRÜK ................................................................................................................................ 24

Baburşah Gökalp ARSLAN .............................................................................................................................. 32

Neoliberal Piyasa ve Kadın Emeği Tuğçe ÇETİNKAYA ............................................................................................................................ 37

Kuruluşundan Günümüze “ETA” Gökhan AKINÇ ................................................................................................................................. 47

ARAŞTIRMA: Hrant DİNK neden öldürüldü? Tevfik Burak ÖZ .............................................................................................................................. 59


editörden... Emek insandır, insan emek…

Dergimiz İzdüşüm’ün bir sayısını daha tamamlamanın mutluluğunu sizlerle paylaşırken, bu dönem İzdüşüm ekibi içinden mezun olacak arkadaşlarımla beraber ayrılacak olmanın burukluğunu da taşıyorum. Bu yüzden giderayak; arkamızda çok güzel izler bırakmış olmamızın da sevinciyle, bu güne kadar süreçler içinde hiçbir desteğini esirgemeden bizlere rehberlik eden Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün saygıdeğer öğretim üyelerine, İzdüşüm’ü sahiplenip onu devam ettirmek adına çabalayan, tüm yoğunlukları içinde görevlerini kusursuz biçimde yerine getiren tüm arkadaşlarıma ve değerli çalışmalarıyla İzdüşüm’e katkıda bulunan tüm yazarlarımıza buradan son defa teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bunun yanında, dergi kapağı konusunda ricamı kırmayıp, kısıtlı zamanında yaptığı özgün tasarımla İzdüşüm’e fark katan sevgili kardeşim Burak TEKİN’e minnettar olduğumu ayrıca belirtmek isterim. Emek… İnsanın kendini gerçekleştirme ve varlığını sürdürme ihtiyacının psikolojik ve eylemsel karşılığıdır emek; çok zaman “ekmek” le bir tutulan… İnsan varoluşundan gelen, sahip olduğumuz en güzel sermayedir aynı zamanda. İnsan yaşamına mana katan, değerini belirleyen ve onu kalıcılaştırandır. Zamanı ve koşulları üretmeye, yaşamsal devingenliği sürdürmeye dönüştürendir. Bu durum emeği sadece maddi karşılığı olan bir unsur olmaktan çıkararak ona derin manevi karşılıklar yükler. Bu yönüyle emek, kendi süreçlerine içkin nitelikleriyle değerini sürekli katlayan, arttıran bir olgudur. İnsan doğasının bir parçası olan emek, bu anlamda içinde barındırdığı değerle birliğin ve dayanışmanın temsilcisi olarak varolan çatışmaların çözülmesinin ve barışın anahtarıdır. Hal böyleyken birey ve toplum bazında emeğin değerlerini görmezden gelmek ve onu kendisiyle bağdaşmayacak gayelere sürüklemek, tıpkı insanlığa karşı işlenmiş bir suç gibi haksızlığın, saygısızlığın ve adaletsizliğin belirtisidir. Öyle ki insanlık, ancak kendi emeğinin değeri kadar başkalarının emeğini önemsediği zaman gerçek varlığını ispatlar; ürettiğine barış, huzur ve sevgiyi katarak emeğin asıl değerine yaraşan faydayı gerçekleştirir. Bu yüzden emeğin kutsallığı ve etiğinin herkes tarafından kabul görmesi ve bu durumun üretime ilişkin pozitif yansımalarının yeni nesillere sunulacak aydınlık bir geleceğin güvencesi adına elzem olduğu unutulmamalıdır. Yeni sayımızla beraber başlangıcını değerini kutlayarak yaptığımız bu ayın ve emeğin bayramına ithafen, dünden bugüne İzdüşüm içindeki emeğin değerlenerek, yakın gelecekte kaldığı yerden istikrarla sürdürülmesi ve yükselen bir ivmeyle yoluna devam etmesini temenni ediyorum. Son olarak yazımı sonlandırırken, hayattaki en büyük sermayesi onurlu emeği olan ve onu korumak uğruna ter döken tüm emekçi ve emektarların 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü gönülden kutluyorum. Hoşçakalın...

Bahar TEKİN


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

TÜRKİYE’ DE ROMAN HAKLARININ SİVİL TOPLUM SÜRECİYLE İLERLEYİŞİ ÜZERİNE İNCELEMELER Beril ADIGÜZEL– Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 3. sınıf öğrencisi

GİRİŞ Kimlik kavramının ve kimlik politikalarının başat meselelerden biri haline geldigi kuresel dunyamızda farklı kimliklerin toplumsal duzeyde tanınması ve kimliklere yonelik eşit vatandaşlık haklarının oluşturulması ve geliştirilmesi onem kazanmaktadır. Ulkemizde de azınlık kimliklerinin durumu ve gelecegi hem hukuksal duzenlemeler ve Avrupa Birligi uyum çalışmaları kapsamında, hem de sivil toplum tartışmaları baglamında ele alınmaktadır. Bu çalışmada ulkemizdeki azınlık halklarından Romanların (Çingenelerin) durumu incelenmiştir. TARİHÇE Çingeneler tarihin belirli aşamalarında yaşayıp, devlet kurarak insanlıga kultur mirası bırakmış bir halk degil; geçmişten bugune çeşitli devletlerin ve toplumların egemenliginde yaşamış, neredeyse her toplum tarafından aşagılanmış, dışlanmış, hor gorulmuş, ezilmiş bir halk olmuşlardır. Romanlara ilişkin bilgilerimiz 1000li yıllara dayanmaktadır. Çingeneler kendi içlerinde uç farklı gruba ayrılmışlardır: Kaldera, Gitano ve Manuşlar. Bu uç farklı grup arasında dil, din ve kultur birligi bulunmamaktadır. Bu durum ulus bilincinin gelişmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Dunyanın her yerinde Çingene ismi “hırsızlıgı”, “bilgisizligi”, “kultursuzlugu”, “cahilligi” ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu durumun kaçınılmaz sonucu olarak Romanlar isimlerinden utanmaya ve kendilerini kamufle etmeye çalışmışlardır. Yaşadıkları her ulkede Çingeneler, alt meslek gruplarında çalışmaya zorlanmışlardır; sepetçilik, demircilik, kalaycılık gibi. Hor gorulen, dışlanan, ezilen, aşagılanan Romanlar yine de bu durum karşısında içlerine kapanmamışlar ve hayatı eglenceye donuşturmuşlerdir. Oyle ki Edirneli bir Romanın agzından dokulen şu sozler çok çarpıcıdır:

5


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

“Ezilmişiz, çünkü örgütlü bir topluluk değiliz biz. Sanki dünyanın bütün namussuzluklarını biz yapıyormuşuz gibi muamele görmüşüz. Bizim halkımızı yıldırmış bu aşağılanma. Bizim de bir dil yapımız var. Yaşama biçimimiz var. Ama her şeyden önce insanız. İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, Çingeneliğimizi inkara kalkışmışız. Maddi gücümüz yok, eğitimimiz yok, kültürümüzü değerlendiremiyoruz. Bir can derdine, bir boğaz derdine düşmüşüz, öyle de gidiyoruz.” 1 AVRUPA’DA ÇİNGENELER Çingenelerin kokeni zaman içinde gezginlerin ve bilim adamlarının dikkatini çekmiştir. 18. yuzyıl sonuna kadar ise Avrupa’daki Çingenelerle alakalı onemli bilimsel bir çalışma yapılamamıştır. Uzun zaman suren yolculuklarının nereden başladıgına dair en yaygın inanç, Hindistan’ın kuzeyinden yola çıkarak dunyanın her tarafına yayılmış olduklarıdır. Avrupa’nın erken donemlerindeki bilim adamlarının ortak algıları, diger, Batılı olmayan kulturleri “az gelişmiş” olarak degerlendirerek, bu kulturleri “aşagı seviyede” saymalarıdır. Bu araştırmacılar Çingeneleri ya “doganın çocukları” olarak adlandırıyor ya da “kirli insanlar” olarak algılıyorlardı. 2 Romanlar Hitler doneminde tıpkı Yahudiler gibi soykırıma ugramışlardır. Ancak bu durum karşısında kendi dilleri, kulturleri, siyasetçileri, yazar ve sanatçıları olmadıgından oturu ugradıkları soykırımı dunya ulkelerine anlatamamışlardır. Avrupa’da tum toplum ve devletler tarafından hor goruldukleri, kuçumsendikleri için Nazi soykırımına da ugramalarına kimse tepki gostermemiştir. TÜRKİYE TARİHİ’NDE ÇİNGENELER Turkiye Çingeneleri, kendilerinin Cumhuriyet vatandaşı olduklarını ve aynı zamanda da devlete karşı barındırdıkları sadakati ifade etmekten kaçınmazlar. Çingeneler için Turk Devleti’yle ozdeşleştirilmek kimliklerin vazgeçilmez bir parçasıdır. 3 ______________________________________ 1 “Roman 2

mı? Çingene mi? Ezilmiş Halkın Öyküsü” adlı belgeselden.

Karlıdag, M. & Marsh, A., “Turkiye’deki Çingene Toplumu ve Çingene Kimligi Uzerine Bir Yazın Taraması”, Biz

Buradayız!-Turkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalar ve Hak Mucadelesi, 2006, s. 145. 3 Marsh,

A., “Etnisite ve Kimlik: Çingenelerin Kokeni”, Biz Buradayız!-Turkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalar ve Hak Mucadelesi, 2008, s. 20.

6


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Turkiye Çingeneleri, Turk Devleti’ne baglılıklarını ifade etmek için askerlik yapmayı sadık vatandaşlıgın bir geregi olarak gorurler. Muzik algılarından dolayı askerde aldıkları ilk nota bilgisi onlar için onem taşımaktadır. Askerligin onem taşımasının bir diger nedeni de sivil hayatta karşılaştıkları on yargıları bertaraf etmek, Dom ve Lomlar ile dayanışma içinde askerlik gorevini ifa etmektir. Turkiye’de yaşayan Çingenelerin (Romanlar, Domlar, Lomlar ve Goçebeler) sayısına dair resmi veriler kaydedilmediginden, sayıları halen tartışma konusudur. Turkiye’de yaşayan Romanların sayısıyla ilgili sıkça kullanılan sayı 500.000-600.000’dir. Bu sayı 1831 Osmanlı nufus sayımına dayanır. Kemal Karpat, o donemde Osmanlı nufusunu 3,6 milyon, Çingene nufusunu ise 36. 500 olarak belirtmiştir. 4 ROMAN HAKLARINDA HUKUKİ ÇERÇEVE Turkiye Cumhuriyeti, temel insan hakları sozleşmelerinin çogunluguna taraf ulkedir. Birleşmiş Milletler Haklara Ilişkin Uluslararası Sozleşme (ICCPR), 23 Eylul 2003’te onaylanmıştır ve 23 Aralık 2003 tarihinde yururluge girmiştir. ICCPR, ozellikle azınlık haklarına gonderme yapan hukmu barındıran tek evrensel anlaşmadır. Bu anlaşmada 27. madde, azınlıkların kendi kulturlerini devam ettirmelerini, ibadet etmelerini, kendi dinlerini açıkça sahiplenebilmelerini ve bulundukları ortamlarda kendi dillerini kullanabilmelerini teminat altına alır. Turkiye sozleşmeyi onaylarken 27. maddenin içerigini sınırlandıracak bir çekince koymuştur. Turkiye, bu sozleşmenin hukumlerinin, “yalnızca diplomatik ilişkisi bulunan Taraf Devletlere karşı uygulanacağını” ve sozleşmenin “ancak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ve yasal ve idari düzenin yürürlükte olduğu ülkesel sınırlar itibariyle onaylanmış bulunduğunu” beyan etmiştir. 5 Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sozleşmesi’nin 20. maddesi, “düşmanlığa, ayrımcılığa ve şiddete sebep olan, din, ulus ya da ırk karşıtlığı kanunlar aracılığıyla yasaklanır.” der. Her Turlu Irk Ayrımcılıgının Ortadan Kaldırılmasına Ilişkin Uluslararası Sozleşme, Madde 4(a) taraf devletler için, “ … ırkçı üstünlüğe ya da nefrete dayalı tüm fikirlerin yayılmasını, ırk ayrımcılığını teşviki, herhangi bir ırka ya da başka bir renk ya da etnik kökene mensup bir ________________________________ 4

Marsh, A., a.g.e., s. 21.

7


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

gruba yönelik şiddet eylemlerini ya da bu tür eylemleri teşviki ve ayrıca ırkçı eylemleri finanse etmek dâhil, bu eylemlere her türlü yardım sağlamayı yasayla cezalandıracak ve suç olarak ilan edeceklerdir.” ifadesini kullanmaktadır. 6 AYRIMCILIĞA İLİŞKİN KANUNLAR Hem uluslararası alanda, hem de ulusal platformlarda elde edilen Çingene karşıtlıgına dair raporlarda, Turkiye’ye donuk olumsuz eleştiriler giderek yogunlaşmaktadır. Hoşgorusuzluge ve Irkçılıga karşı Avrupa Komisyonu’nun 25 Haziran 2004 tarihli Turkiye raporunda, 2510 sayılı 1934 tarihli Iskan Kanunu’nun 4. maddesi ile yabancı Çingenelerin goçmen olarak Turkiye’ye girişinin engellendigine dikkat çekilmiştir.

7

Avrupa Roman

Hakları Merkezi (European Roma Rights Centre- ERRC) ayrımcılık içerdigi gerekçesiyle Iskan Kanunu’nun 4. maddesine eleştiride bulunmuştur. 1934 tarihli Iskan Yasası’nda Turkiye’de yaşamını surduren 1 milyonu aşkın Çingene’nin casus ve anarşistlerle aynı kapsamda ele alındıgı ortaya çıkmıştır. CHP Tekirdag Milletvekili Enis Tutuncu bu durumun sonlandırılması adına Turkiye Buyuk Millet Meclisi’ne kanun degişikligi teklifi vermiştir. Teklifte, kanunun 4. maddesinde bulunan “Anarşistler, casuslar, göçebe Çingeneler ve memleket dışına çıkarılanlar Türkiye’ye muhacir olarak alınamaz.” ifadelerinin degiştirilmesi ongorulmuştur. Enis Tutuncu, Çingenelerin hala “casus ve anarşist” kapsamında yer aldıklarını ve bu durumun degiştirilmesi gerektigini belirtmiştir. Enis Tutuncu, “Roman” vatandaşların her şeyden once insanlık onurlarının ve saygınlıklarının korunması gerektigini, ozgur ve eşit yurttaşlar olarak kabul gormek istendiklerine dikkat çekmiştir. Bununla birlikte anayasanın 10. maddesinde de yer alan “Herkes dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi duşunce, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gozetilmeksizin kanun onunde eşittir.” ifadesini vurgulamıştır. Enis Tutuncu aynı zamanda gerekçesinde, AB ilerleme raporunda da yer alan “Romanların Turkiye’deki haklarını olması gerektigi gibi kullanamadıklarını” aynı zamanda da “goçmen olarak Turkiye’ye girmelerinin yasaklanması” nın eleştiri konusu oldugunu da belirtmiştir. Enis Tutuncu verdigi soru onergesinde Turkiye’de kimliksiz yaşadıgı belirtilen 100 bin Çingene’nin durumunu _________________________________ 6

Danka, A., a.g.e., s. 100.

Aydogan, D., “Yabancı Çingenelerin Turkiye’ye Giriş, Ikamet, Seyahat Ozgurlukleri ile Turkiye’den Sınır Dışı Edilmeleri”, 2006, s. 4. 7

8


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Başbakan Recep Tayyip Erdogan’a sormuştur. Turkiye’de 1 milyonu aşkın Çingene’nin yaşadıgı da bilinmektedir. 8 AVRUPA KOMİSYONU YAPTIRIMLARI Irkçılık ve Hoşgorusuzluge Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI), Şubat 2003’te “Irkçılık ve Irksal Ayrımcılıklarla Mucadele Ulusal Yasalarla Ilgili Genel Tavsiye Kararı” yayımlamıştır. Bu tavsiye kararında ulusal yasalara dahil edilmesi mecburi olan ırk ayrımcılıklarına ilişkin maddi ve usule ilişkin elemanlar detaylı biçimde açıklanmaktadır. Avrupa Komisyonu, 2007 tarihli inceleme raporunda, Turk makamları, Turk vatandaşlarını, çogunluk ya da azınlık mensubu bireylerden daha çok kanun onunde eşit bireyler olarak algılamaktadır. Bu algı Turkiye’yi etnik koken, din ve dillerden oturu bazı vatandaşların kendi kimliklerini korumalarını temin eden ozel haklar tanımaktan alıkoymamalıdır. Avrupa Insan Hakları ve Temel Ozgurluklerin Korunmasına Ilişkin Sozleşme’nin açıklama raporunda, “Ayrımcılık yapılmaması ve eşitlik ilkeleri birbirleriyle dogrudan ilişkilidir. ”Eşitlik ilkesi farklı durumdakilere farklı muamele edilmesini, eşit durumdakilere eşit muamele edilmesini şart koşmaktadır. Aynı zamanda mantıklı ve tarafsız bir gerekçe sunulmaksızın bu tutumun sürdürülmesi de ayrımcılığı artırır.” denilmektedir. Uluslararası Hukuk’a gore ise; alınan pozitif onlemler ayrımcılık olarak algılanmamalıdır. ÇİNGENELERİN KARŞILAŞTIKLARI HAK İHLALLERİ Turkiye’ deki Çingeneler devlete olan sadakatlerini ve Cumhuriyet’in vatandaşları olduklarını sık sık dile getirirler. Çingeneler için Turk devleti ile ozdeşleşmek kimliklerin en degerli parçasıdır. Buna karşın goruşulen kişilerin buyuk çogunlugu, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gorduklerini, birçok haktan çogunlukla yararlanamadıklarını, Avrupa Roman Hakları Merkezi, Helsinki Yurttaşlar Dernegi ve Edirne Roman Dernegi’nin yaptıgı araştırmalarda dile getirmişlerdir. Çingenelere karşı barındırılan on yargılar, farklı etnik kimliklere yonelik eşitsiz, adil olmayan bir muamelenin varlıgına işaret etmektedir. Birçok vakada, Çingenelerin kimlikleri nedeniyle ayrımcılıklara ugradıkları, karşılaşılan bu durumun Turkiye’deki diger yoksul __________________________________ 8 Guler,

H., “Çingeneler Anarşist Kapsamından Çıkarılsın”, Zaman Gazetesi, Erişim Tarihi: 24 Ekim 2011. 9


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

grupların yaşadıklarından çok daha ciddi bir boyut aldıgı ve sayıca fazla oldugu gozlemlenmiştir. Bu gerçek Erzincan’da yaşayan bir Çingene tarafından şoyle dile getirilmiştir: ‘Onlar (Çingene olmayanlar) bize aşağılayarak bakıyor ve bizden korkuyorlar. Pek çok iş başvurusunda bulunuyoruz, bize iş vermiyorlar. Hatta okullarda bile bize ayrı davranılıyor, hangi mahallede yaşadıklarını öğrendikten sonra onları okula kaydetmeyebiliyorlar. Öğretmenler, çocuklarımıza sadece bizden korktukları için iyi davranıyorlar. Bir kahvehaneye gidip de, diğer müşteriler gibi rahatça oturamıyoruz. Oturduğumuz zaman kahvehane sahipleri orayı terk etmemizi, zira diğer müşterileri korkuttuğumuzu söylüyorlar. Bazen mahallerimizde ufak tefek kavgalar oluyor, böyle bir durum olduğunda da bir sürü polis geliyor ve birkaç gün süren bir sıkıyönetim durumu ortaya çıkıyor. Canları sıkıldıkça -yılda birkaç kez- buraya bu şekilde baskın yapıyorlar. …. Birlikte güçlü olduğumuzu bildiklerinden, bizi yerlerimizden edip, zayıflatmak için sağa sola dağıtıyorlar. Bu yüzden, hangimiz, nerede, ne yapıyor, artık bilemiyoruz.’ 9 Yerel yonetimler kentsel donuşum projeleri çerçevesinde, bazı toplulukları, grupları topluca tahliye etmektedir hiçbir hak arama imkanı bırakmadan. Çingene gruplar aylar, belki de yıllar boyunca tekrarlanan tahliye işlemleriyle karşı karşıya kalabilmişlerdir. Boyle bir durumla karşılaştıklarında ise tazminat imkanları ya da alternatif barınma saglanmamıştır, saglanmamaktadır. Zorla yerinden edilmeler polis tarafından da gerçekleştirilmektedir ve aynı zamanda bireylere aşırı guç de uygulanmaktadır. Yıkımlar nedeniyle evlerinden edilen Çingeneler,

sabit

adresleri

olmadıgından

egitim,

saglık

gibi

temel

haklardan

yararlanamamaktadırlar. Çingene gruplar adli suçlar işlemeleri halinde guvenlik guçleri tarafından takip altına alınmaktadırlar. Bu gibi durumlarda kadınların da hedef alındıgı, sayıca birçok kişinin yakalandıgı,

bireylerle

goruşme

haklarının

saglanmadıgı,

hukuki

savunmanın

gerçekleşmedigi gozaltılar gerçekleşebilmektedir. Gozaltılar esnasında işkence ve kotu muamele uygulamalarının da gerçekleştigine dair bilgiler alınmaktadır. Çingene kadınların ahlaksız oldukları ve “kolay” oldukları inancı, fahişelik yaptıkları suçlamalarıyla karşılaşmalarına neden olmaktadır. __________________________________ 9 “Eşitsiz

Vatandaşlık: Turkiye Çingenelerinin Karşılaştıgı Hak Ihlalleri (Saha Araştırması)”, Biz Buradayız!Turkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalar ve Hak Mucadelesi, 2008, s. 54. 10


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Turkiye’de devlet tum vatandaşlar için egitimi zorunlu ve yasal kılmaktadır. Tecrit ve ayrımcılık kimseye uygulanamaz. Fakir ailelere yapılan egitim yardımı, ortada olan ihtiyaçlarına ragmen Çingenelere yapılmamaktadır, Çingene ogrenciler bu yardımların kapsamına

alınmamaktadırlar.

Tum

bu

olumsuzlukların

yanında

temel

egitimin

yaygınlaşması çabalarına ragmen Çingene ogrencilerin okula gidememeleri tamamen normal karşılanmaktadır. Turkiye’deki Çingenelerin ekonomik durumları neredeyse daimi olarak kotudur. Genellikle, sozleşme ve sosyal guvenlik kapsamında çalışan Çingenelerin sayısı yok denilecek kadar azdır. Soz konusu işler ise yarı zamanlı, çogunlukla geçici ya da kayıt dışıdır. Çingeneler arasından çıkan akademisyen, muhendis gibi meslek sahipleri de çogunlukla Çingene olduklarını saklayarak mesleklerinde ilerleyebilmişlerdir. Çingene hastaların tedavi edilmesindeki hoşnutsuzluk ve isteksizlik de goze çarpmaktadır. Kimi hastane ve saglık ocaklarında Çingenelerin tedavisinin reddedildigi de ifade edilmektedir. SULUKULE ÖRNEĞİ “Avrupa Roman Hakları Merkezi, Helsinki Yurttaşlar Dernegi ve Edirne Roman Kulturunu Araştırma, Geliştirme ve Yardımlaşma Dernegi Aralık 2007’de açtıkları dava ile kentsel donuşum projesini Istanbul Idare Mahkemesi’ne goturmuşlerdir. Davacılar ilk once projeye ilişkin olarak var olan yurutmenin durdurulmasını talep etmişlerdir. Davacılar bu projenin uygulanmasının, miras hakları ve mulk edinme haklarını ihlal ettigi kadar tarihi, kulturel ve dogal kaynakları da ihlal ettigini vurgulamışlardır. Yine bu projenin, UNESCO’nun dunya kultur mirasına ilişkin duzenlemelerine de aykırı oldugunu belirtmişlerdir. Bu sureç zarfında Fatih Belediyesi, Sulukule’de evlerin yıkımı çalışmalarına devam etmektedir: Şubat 2008’de, 50’den fazla ev yıkılmıştır. Mart 2008’in sonuna kadar evlerin boşaltılması için zaman tanınmasına ragmen Yıkım Ihtarnamesi aracılıgıyla, 13 Mart 2008’de Çingene ailelerin olan yedi ev daha yıkılmıştır. Bu hukuki mucadele sonunda 15 kişi evsiz kalmıştır ve bunun yanında kiracılara da barınma imkanı saglanmamıştır.” 10 ____________________________________ 10 A.g.e.,

s. 64-66.

11


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

TÜRKİYE’ DE MARJİNALİZE EDİLEN GRUPLAR ARASINDA ÇİNGENELERİN TUTUMU Romanlar maruz kaldıkları kamusal ayrımcılıgı ve duydukları rahatsızlıkları açıklama, ortaya koyma konusunda isteksizdirler. Romanlar genelde ugradıkları adaletsizlikleri, maruz bırakıldıkları hor gorulmeyi inkar etme yolunu seçmiştirler. Turkiye vatandaşı olan bir Çingene, alt kimlik haline gelen Romanlıgından once, Musluman-Turk kimligine vurgu yapmaktadır. Etnik grubun kulturel farklılıklarını sınıflandırabilmesi için kendi grubu ile farklı bir kimlik arasında tezat oluşturmasını gerektigini duşunenler de bulunmaktadır. Bu duruma ornek olarak Çingenelerin son donemlerde mahallerini paylaşır hale geldikleri Kurtlerden hoşlanmadıkları gosterilebilmektedir. Çogunlukla Kurtler, Çingeneler tarafından, “geleneksel, sert ve bolucu” bir toplum olarak algılanmaktadırlar. Kurt hareketi gibi ulusal butunluge yonelik bir tehdit olarak gorulmeseler bile Çingeneler, “başka bir bolucu grup” olarak algılanmalarına neden olabilecek soylem ve vurgulardan kaçınmaktadırlar. Turkiye’deki şehirli Çingeneler için ulusun bir uyesi olmak (Turk kimligi) birincil kimlikken, mahalleleri arası baglılık duygusu kimliksel ozdeşleşmenin ikinci tabakasını oluşturur. Turkiye’deki Çingenelere uygulanan polis şiddetiyle ilgili neredeyse hiç şikayet bulunmamaktadır. Işkence magdurlarından hiçbiri devlete karşı olan hukuki mucadeleye girmeyi duşunmemiştir. Bu tur hak ihlallerinin hesabını sormak ise kaçınılmaz olarak boluculuk gibi gorulmektedir Çingeneler bakış açısıyla. “Istanbul Şubat 2006’da, Roman gruplarla Kurtler arasında çıkan çatışmalarda goruldugu uzere Çingeneler içinde ‘devlet duşmanları’na karşı, devletle guçlu bir saflaşma tavrı vardır.’’

11 Dolapdereli

bir Roman, Kurtlerin Cumhuriyetin parçası olma isteklerinin

bulunmadıgını ve bundan dolayı Kurtler dışında kalan herkesin eşit yurttaşlar olduklarına inandıgını belirtmiştir. Ardından ise Romanların sadık birer vatandaş olduklarını belirtmiştir. Ayrıca Romanlar insan hakları mucadelesini de kendilerini de bir parçası olarak saydıkları devletin çıkarlarına muhalefet olarak gormuşlerdir. Tum bunların yanında Romanların medyada ve toplumdaki algılanış biçimlerine bakıldıgında, yıllarca “kotu Çingene” olarak adlandırılmış Romanlar televizyondaki sunumları dostane bir el olarak gorebilmektedirler. Bu konuda yapılan diziler buna ornek gosterilebilir: Cennet Mahallesi gibi. __________________________________ 11

A.g.e., s. 80.

12


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Bir çingenenin bu duruma ornek teşkil eden ifadesi: ‘Babalarımız, dedelerimiz Mersin’de faytonculuk, sepetçilik, çerçilik, müzisyenlik mesleklerini yaptılar. Bir dönem Hastane Caddesi ve İstiklal Caddesi’nin yapımında onlar önemli roller oynadılar. Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmaktan gurur duyuyoruz. Bugüne kadar hep dışlandık. Tacizlere uğradık. Ama biz kendimizi, toplumun diğer kesimlerinden ayrı görmedik.’

12

Roman Dernegi Yonetim Kurulu Uyesi ve Roman Federasyonu Kurucu Uyesi Gunaydın Nurbel anlatıyor: “…. Bu arada madde bağımlılığının önlenmesi için bir proje geliştiriyoruz. Jasmina Lokmanoğlu’nun öncülük ettiği bambu projesi önümüzdeki günlerde sonlanıyor. Benzeri projeler için çalışıyoruz. Bizim Roman halkı olarak kimseye zararımız yok. Hiçbir zaman ne devletimize ne de toplumun diğer kesimlerine karşı yanlış yapmadık. Atatürk’e ve Cumhuriyet’e bağlıyız. Tek istediğimiz eğitim, sağlık ve işsizlik sorunlarımızın bir biçimde iyileşmesidir.” TÜRKİYE’DE ROMANLARA YÖNELİK ÖRGÜTLENMELER Turkiyeli Romanlar pek çok şehirde ve ilçede dernekler kurarak orgutlenmişlerdir. Roman hareketinin onculerinden biri de Edirne Roman Kulturunu Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi/EDROM, Mart 2004’te kurulmuştur. EDİRNE ROMAN KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA GELİŞTİRME YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ (EDROM) Ilk kurulan Roman derneklerinden EDROM’un faaliyette bulundugu bolgeler oncelikli Edirne ve Kırklareli olmak uzere, yogunluklu olarak Roman mahallelerinin bulundugu Trakya bolgesi olmuştur. Mart 2004’ten beri EDROM Trakya’nın başka kentleri ve ilçelerinde orgutlenmek isteyen Romanların oncelikli başvuru merkezi niteligini korumaktadır. Ilk once Edirne Çingene Kulturunu Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi (EDÇINKAY) adıyla kurulan dernek, Roman Dernekleri Federasyonu’na uye devletlerin çogunun Roman kelimesini, Çingene kelimesine tercih etmelerinin ardından isim degiştirilmiş ve Edirne Roman Kulturunu Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi adını almıştır. _______________________________ 12

“Roman mı? Çingene mi? Ezilmiş Halkın Öyküsü” adlı belgeselden.

13


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

“Edirne Roman Kulturunu Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi amacını, “Edirne’de yaşayan Romanların belirli bir dernek çatısı altında bir araya gelmesi ve sorunların çozum yollarını araması ve boylelikle Romanlara yonelik onyargıların ortadan kaldırılması” olarak açıklamaktadır.” Edirne Roman Kulturunu Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi uluslararası platformlardaki temsil gucu ve Avrupa Birligi projeleri ile farklı bir ornek olarak karşımıza çıkmaktadır. Edirne Roman Kulturunu Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi’nin faaliyetlerinden bazıları; 

Ulaşılabilir

Yaşam

Dernegi

(UYD)

ile

duzenlenen

1.

Uluslararası

Roman

Sempozyumu/2005 

Avrupa Roman Hakları Merkezi (European Roma Rights Centre-ERRC) ve Helsinki Yurttaşlar Dernegi (HYD) işbirligiyle yurutulen “Turkiye’de Roman Haklarının Geliştirilmesi” projesi/2006-2008. EDROM Insan Hakları egitimiyle kurumsal kapasitesini guçlendirmiştir. EDROM, Dom grupların dernekleşmelerine de katkı saglamıştır.

Global Dialogue Institute aracılıgıyla oluşturulan hibe kapsamıyla yoksul ancak başarılı Roman çocuklarına burs saglamıştır. Edirne Roman Kulturunu Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi,

Edirneli Romanların hak ihlalleriyle karşılaşmaları durumunda ilk başvurdukları adres haline de gelmiştir. Romanların 2000li

yılların başlarında gerçekleşen dernekleşme hareketleri

Turkiye’nin farklı şehirlerinde yankı bulmuştur. AB butunleşme sureciyle desteklenen demokratik atmosfer, Turkiye’de Romanlar uzerine yapılan çalışmaların daha belirgin bir hal almasını saglamıştır. Bu dogrultuda Turkiye’nin birçok bolgesinde Roman dernekleri faaliyete geçmeye başlamıştır. Roman derneklerinin faaliyete geçmesiyle birlikte; Şubat 2006’da, 11 Roman dernegi ortak çatı altında guçlerini birleştirmek amacıyla, EDROM aracılıgıyla Roman Dernekleri Federasyonu’nu (ROMDEF) oluşturmuşlardır. Katılan iki dernekle beraber Roman Dernekleri Federasyonu’nun uye sayısı 13’e çıkmıştır: Luleburgaz Romanlar Dernegi, Tekirdag Muratlı Romanlar Dernegi, Tekirdag Malkara Romanlar Dernegi, Izmir Çagdaş Romanlar Dernegi, Mersin Romanlar Dernegi, Adana Romanlar Dernegi, Keşan Romanlar Dernegi, Ankara Romanlar Dernegi (Romankara), Bartın Romanlar Dernegi, Lalapaşa Romanlar Dernegi, Balıkesir Ivrindi Romanlar Dernegi, Kırklareli Romanlar 14


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Dernegi, Edirne Roman Kulturunu Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Dernegi (EDROM). ROMDEF’e uye olmayan dernekler tarafından Mayıs 2006’da Ikinci Roman Dernekleri Federasyonu kurulmuştur: Anadolu Roman Dernekleri Federasyonu. Anadolu Roman Dernekleri Federasyonu ege bolgesinde faaliyet gostermiştir. Federasyonlara uye derneklerin en buyuk beklentisi konusunda esas olan, kurumları yaşatabilecek maddi kaynakların bulunması konusu olmaktadır. Roman toplumlarının gun geçtikçe biriken sorunları, daralan sosyal devlet olanaklarından Romanların da sınırlı oranlarda yararlanmaları ve Roman toplumlarının hak arama bilinci zayıflıgı, dernekleri sorunlarla baş başa bırakmaktadır. Bundan dolayı birçok dernek farklı turden alanlardaki sorunlarla başa çıkmaya çalışmaktadırlar. EDROM Başkanı Erdinç Çekiç, oncelikli hedeflerinin, Edirne’de kurbaga ve salyangoz toplayıcılıgı kooperatifi kurulması ve çop toplayıcılıgı işindekilerin daha saglıklı bir ortamda çalışması oldugunu soylemiştir. EDROM’un geniş bir çerçevede yer alan amaçları ve çalışmaları arasında; 

Çingene kulturunun araştırılması, bilgi edinilmesi, geliştirilmesi ve anlatılması için bilimsel çalışmalarda bulunulması,

Okuma-yazma bilmeyenler için kursların açılması,

Uyeleri becerileri dogrultusunda duzenli gelir kazanacak, elde edecek hale getirmek,

Uyeler arası yardımlaşma, birlik ve beraberlik duygularını geliştirmek,

Toplumlar arasındaki sosyal barış anlayışını guçlendirebilmek,

Elde edilecek bagışlar destegiyle ekonomik buyumeyi saglamak,

Çingene toplumlarının sorunlarının çozumu için ilgili kurum ve kuruluşlarla iletişime geçip, işbirligi saglamak,

Çalışmaya ihtiyaç duyan bireylere iş olanakları yaratmak bulunmaktadır. Turkiye’deki Roman derneklerinin uzerinde durdukları faaliyetler arasında; Egitim: Roman dernekleri, kimliklere sahip olamama sebebiyle okullara kayıt

yaptıramayan Roman çocuklara yardımcı olmak, farklı sivil toplum kuruluşlarının destegini alarak yoksul çocuklar için yaz kampları duzenlemek, yoksul Roman çocuklar için burs saglamak gibi faaliyetleri yurutmektedirler.

15


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Saglık: Dernekler, Romanların saglık hizmetlerine ulaşabilmeleri için yoksulluk belgesi duzenleme konusunda yardımlarda bulunmaktadırlar. Barınma: Kentsel donuşum projeleri kapsamında evlerinden edilen Romanların daha guvenli, daha saglıklı koşullarda yaşamlarını idame ettirmek adına diger insan hakları orgutleri ve barolarla birlikte yurutulen çalışmalarda yer almaktadırlar. Dayanışma ve Yardımlaşma: Roman dernekleri tarafından yoksul aileler için erzak, komur yardım temini gerçekleştirilmektedir. Mesleki Egitim: Meslek sahibi olmayan, işsiz gençlere, belediyelerin, ticaret odalarının destegiyle iş bulunması yer almaktadır. Bunların yanında Roman dernekleri çalışmalarının ilerlemesinde engel teşkil eden sorunlar da bulunmaktadır; Roman derneklerinin duzenli bir gelire sahip olmaması durumu, uye aidatlarını toplayamamaları durumu ya da aidatların dernekleri ayakta tutabilecek yeterlilikte olmaması kurumsal devamlılıgın saglanması onunde engel teşkil edebilmektedir. Roman aktivistlerin dernegin yonetim kurulu başkanı ya da uyesi olma hedefleri yoneticiligin,

dernek

uyeleri

uzerinde

iktidar

aracı

olarak

algılanmasına

neden

olabilmektedir. Derneklerin amaçlarını somut bir donuşume ugratamamaları, çabaların başarıya ulaşmasını engelledigi kadar hak mucadelesini besledigi umudunu da kırabilmektedir. “Roman derneklerinde hakim olan guçlu ama yuzeysel Turk milliyetçiligi, Roman toplumlarının ihlaller karşısında itiraz sergilemelerinin onunde en buyuk engeli teşkil etmektedir.” 13 SONUÇ Romanlar, tarihin farklı donemlerinde yaşamış, kultur mirası bırakmış ve devlet kurmuş bir halk degil farklı toplumların egemenliginde yaşamış neredeyse her toplumda dışlanmış, otekileştirilmiş, hor gorulmuş, aşagılanmış bir toplumdur. Ornegin; 1000 yıllık halk soyleminde yer alan “72,5 millet” tanımındaki buçuk, Çingeneleri tarif etmek için soylenmiştir. Bu dogrultuda Çingeneler kendilerine Çingene denmesini istememektedirler, çunku Çingene kavramının aşagılanma ya da hor gorulme ile eşdeger oldugunu duşunmektedirler. Roman olarak anılmak istemelerinin nedeni ise Roman kavramının “iyi adam” anlamına geliyor olmasıdır.

16


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

AB uyum sureci Turkiye’ yi degiştirirken Romanların da degişmesini ve Roman bilincinin one çıkmasını saglamıştır. AB uyum sureciyle beraber Turkiye Romanları arasında kendilerinin vatandaş olarak farkına varma ve orgutlenme gerçekleşmiştir. Bunların yanı sıra Turkiye’deki Romanların bir kısmı Turk vatandaşı olarak kabul edilirken, bir kısmı Turk vatandaşı olarak kabul edilmemektedir. Bu duruma ornek olarak Adana’da yaşayan “Coniler” olarak adlandırılan bir grup Roman’a kimlik verilmemesi gosterilebilir. Kimlik sahibi olabilen Romanların dernek kurabilmelerine izin verilebilmekte ancak bu dernekler için Turkiye adını kullanabilmeleri hususunda izin verilmemektedir. Romanların yukarıda anlatılan hak ihlalleri ve otekileştirilmeleri hususunda yapılması hedeflenen iyileştirmelerin yeterli olmadıgı gorulmektedir. Romanların belirli bir gelir duzeyine sahip olamayışları, egitim, kultur ve sosyal yapılarının gelişmesi onunde engel teşkil etmektedir. Bu durum, Çingenelerin kimlik bilincinin gelişememesine neden olmaktadır. Karşılaştıkları hak ihlalleri, kendi kulturel bilinçlerini geliştirmekte engel teşkil etmektedir. Kendilerini Turk vatandaşı olarak gormelerine karşın, devlet ve toplumsal algı tarafından bu durumun karşılıgını bulamaması Çingenelerin karşılaştıkları sıkıntılara yenilerini eklemektedir. Çingenelerin durumlarının iyileştirilmesi adına oncelikle devlet tarafından kabul ve destek gormeleri, sonrasında ise toplumun algısında yer alan yanlış kodlamanın izale edilmesi gerekmektedir.

_______________________________ Uzpeder, E., “Turkiye’de Roman Orgutlenmesi”, Biz Buradayız!-Turkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalar ve Hak Mucadelesi, 2008, s. 113-123. 13

17


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

KAYNAKÇA

* Aydogan D. (2007). “ Yabancı Çingenelerin Turkiye’ye Giriş, Ikamet, Seyahat Ozgurlukleri ile Turkiye’den Sınır Dışı Edilmeleri”, Ankara Universitesi Hukuk Fakultesi Dergisi, 56, 3-50.

* “Biz Buradayız! Turkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalar ve Hak Mucadelesi”, (2008). Edirne Roman Dernegi & European Roma Right Centre & Helsinki Yurttaşlar Dernegi, 1-157. http://www.errc.org/cms/upload/file/biz-buraday%C4%B1z!t%C3%BCrkiye%E2%80%99de-romanlar-ayr%C4%B1mc%C4%B1-uygulamalar-ve-hakm%C3%BCcadelesi.pdf

* ‘‘Çingene Soykırımı: Dün- Bugün’’, Toplumsal Yakınlaşma Platformu, http://www.durde.org/2010/11/cingene-soykirimi-dun-bugun/

* Guler H., (2006). “Çingeneler Anarşist Kapsamından Çıkarılsın”, http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&ArsivAnaID=31562

* Mezarcıoglu A., “Çingeneler Neden Asimile Olmazlar?”, http://www.durde.org/2010/11/cingeneler-neden-asimile-olmazlar/#more-2011

* Mezarcıoglu A., “Sozluklerde Çingenelere Kufur Etmek Serbest midir?”, http://www.durde.org/2010/11/sozluklerde-cingenelere-kufur-etmek-serbestmidir/#more-2127

18


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

* “Roman mı? Çingene mi? Ezilmiş Halkın Öyküsü.”, http://www.ufukturu.net/haberler/3597/roman-mi-cingene-mi-ezilmis-halkin-oykusu

* “Roman Derneklerinden Hukumete Çagrı”, (2009). http://www.errc.org/cms/upload/media/03/E2/m000003E2.pdf

* Solmaz B., “Turk Çingenelerin Medyada Temsili ve Kimlik Sureci”, Bilgi Universitesi Uluslararası Roman Çalışmaları Konferansı: Avrupa’nın Oteki Yuzu; Diaspora, Siyaset ve Kultur, 1-7. http://www.bgst.org/dans/arastirma/cingenearkaplan.html

19


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

DEĞERLENDİRME DANS EDEMEYECEKSEM BU BENİM DEVRİMİM DEĞİLDİR Aybars YANIK– Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. sınıf öğrencisi

Bu degerlendirme yazısı Emma Goldman’ın “Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir” 1 adlı eserini tartışacaktır. Yazı, kitabın “Benim Inandıgım”, “Anarşi ve Cinsiyet Sorunu”, “Kadınların Ozgurleşme Trajedisi” başlıklı bolumleri uzerinde duracaktır. Emma Goldman o donem yaşadıgı yerde - Amerika’da – kendi inandıgı şeylerin ve duşuncelerinin toplumun geneli tarafından nasıl algılandıgını bize yansıtır. Kendisinin bir “cadı” gibi algılandıgından alaylı bir dille soz ederken, bunun nedenini devletin, kilisenin vb. kurumların yeni ve ilerici olan her şeye şiddetle karşı çıkmasına baglar. Goldman’a gore, donemine gore yeni olan her şey topluma bir ocu gibi gosterilmiştir. Kuşkusuz kendisi de boyle algılanacaktır. Burada kendisi dile getirmese de bir muhafazakarlık eleştirisi gormek mumkun. Ilericilige karşı mevcut olanı, statukoyu ve duzenin ahengini savunan kurumsallaşmış bir yapıyı eleştirir. Soylemedigi şeyleri, topluma soylenmiş gibi gosteren medya vb. yapıları eleştirir. Işte tam da bu yuzden ozgurlugu ve anarşizmi (kusursuz toplum) gundemine alır. Insanlıgın dogal dengesini ve taleplerini yozlaştıran bir sistem vardır ve bu her turlu degeri; ozgurlugu, kadınlıgı, refahı vs. elimizden alır. Ozgurluk Goldman’a gore nihai bir hedeften çok bir sureçtir. Ulaşılınca sona erecek olan bir ulku degil, kusursuz toplumda anlamlı olan bir sureçtir. Fakat nedir Goldman’ın inandıgı degerler, ilkeler ve dikkat çektigi noktalar? “Mülkiyet, şeyler üzerinde hakimiyet kurarak, başkalarının bu şeyleri kullanmasına izin vermemektir.” şeklinde tanımlar Goldman mulkiyeti. Mulkiyet oldukça, refahın ve toplumsal huzurun tesis edilemeyecegini savunur. Mulkiyeti, ozgurlugun onunde en buyuk engel olarak gorur. Bunu iki temel nokta uzerinde durarak destekler. Birincisi, insan emegini satmak ________________________________ 1

Emma Goldman, Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Degildir, Istanbul, Agora Kitaplıgı, 2006.

20


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

zorundadır. Ikinci olarak ise, insanın bu emegi uzerinde olan tasarruf hakkı, egemenlerden ve efendilerden sonra gelir. Oysa bir insanın ne kadar tuketecegini ya da uretecegini insanın kendisi belirlemelidir. Bunlar olmadıkça ozgurlugun toplumda gerçekleşme ihtimalinden soz edemeyiz. Goldman’ın uzerinde durdugu diger bir konu ise militarizmdir. Militarizm, koşulsuz ve sorgusuz itaat soylemiyle ilerler. Verilen emir ve direktifler sualsiz uygulanır ve sorgulanamaz. Şunu belirtmekte fayda var, militarizm çogu insanın yanlış algıladıgı biçimde, askeri ifade eden ve sadece o kurumun içinde var olan bir degerler butunu olmaktan ziyade, belirli bir askeri burokrasi ve askerler eliti tarafından topluma benimsetilmeye çalışılan degerler butunudur. Dolayısıyla belirli bir toplum tahayyulu vardır. Sorgulamadan ve koşulsuz itaat eden insanlardan oluşacak toplum nasıl ozgur olabilir? Ya da nasıl belirli bir ilerleme kaydedebilir, daha dogru bir ifadeyle kendi iradesiyle nasıl bir ilerlemeye on ayak olabilir. Bu nedenlerden oturu Goldman’a gore militarizm, toplumun ve insanların içerisinden sokup atılması gereken bir anlayıştır. Bunun yanı sıra hukumetin ve devletlerin yalnızca mulkiyeti koruduguna işaret ediyor Goldman. Bu zamana kadar yapılan ozgurleşme hareketlerinin ve eylemlerin, hukumete ragmen yapıldıgını soyluyor. Dolayısıyla insanların zaten iyi şeyleri yapmaya yonelik erdemleri mevcutsa ve bunu her donem belirli hukumetlere ragmen yapıyorlarsa, devlete neden ihtiyaç duyuyoruz? Insanları aç bırakan, sefil hallere ve şartlara sokan ve bu şartlardan tureyen “suçluyu” cezalandıran devlet ne kadar adaletli? Kendi urettigi suçluyu cezalandırması için mi vardır yasalar? Goldman’a gore, insanın benligini bozan bu sisteme itaat etmek ve boyun egmek en buyuk saçmalıktır. Yazının başında, ilerlemeye yonelik oluşturulan tepkilerin her donem ortaya çıktıgından bahsetmiştik. Aslında bu Goldman’ın kiliselere karşı duşuncelerinin bir yansıması niteligindedir. Kilise, Goldman’a gore her donem ilerlemenin ve ozgur duşunmenin

karşısında

olmuş

bir

kurumdur.

Din

ise

insanların

hayatı

anlamlandıramamalarından çıkan ve insanlara on ayak olan bir hurafedir. Dolayısıyla bu iki unsur, tutucu unsurlardır ve ozgurleşmenin onunde birer engeldirler. Aşksız yapılan her evlilige fuhuştur diyen Goldman, evlilik kurumunu –mevcut sistem içerisindeki- çok sert eleştirir. Boyle bir evlilikten dogacak çocugun, hiç dogurulmaması gerektigini soyler. Devletin ve kilisenin her daim destekledigi evliligi, mevcut toplumsal yapının yeniden uretimini saglayacak bir araç olarak gorur. Evlilik Goldman’a gore ekonomik bir duzenlemedir. Kadının bir anlamda sigortası işlevini gorur, erkege ise kadının uzerinde 21


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

kontrol hakkı ve tasarruf hakkı tanır. Aynı zamanda kadın bu “kurum”da erkegin turunun devamını saglamasına yarayan bir araçtır. Gunumuzde de hepsi degilse de birçok kadının, paralı ve zengin bir erkekle hayatını birleştirmesi istegi buradan gelir. Çunku evlilik kurumu kadın için bir tur sigorta ve dayanak olarak gorulur ve mevcut sistem devam ettikçe bu algı yıkılmayacaktır. Gerçek evlilik ve aşk ancak kadının bir insan gibi ozgur hareket alanının oldugu ve soz soyleme hakkının belirli koşullardan kaynaklanmadıgı bir toplumsal duzende var oldugu zaman mumkun olabilir. Kadının, erkegin cebine degil, zihnine ve aklına duydugu aşkla kurulacak evlilikten bahseder ve ancak bu evlilikten olacak bir meyvenin(çocugun) saglıklı şartlarda gelişiminin surdurulebilecegini işaret eder. Şiddet konusuna da deginen Goldman, şiddetin varoluş koşullarına dikkat çeker. Topluma ve insanlara algılatılmak istenen ve anarşistleri ocu gibi gosteren şey şiddettir. Goldman, şiddeti eleştirir fakat şiddeti var eden koşulları oluşturan kurumların zaten var oldugunu soyler. Devletin ve kilisenin zaten şiddetin kurumlaşmış halleri oldugunu ifa eden Goldman, şiddetin anarşizmin bir felsefesi olmadıgını ileri surer. Dayanılamaz hale gelen ekonomik ve siyasal baskılardan oluşan koşullar var iken, şiddeti anarşizme mal etmenin anlamsızlıgına işaret eder. Devlet ve onun kurumları insanlara anarşizmi ocu gostermek için “şiddeti” one surer ve bunu aslında başarır.

2

Fakat yine de Goldman şiddete prim vermez.

Kusursuz toplum hedefine ulaşmak için kitlesel, akılcı ve bilinçli bir orgutlenmeyle verilecek egitimin yararı uzerinde durur. Son olarak kadınların ozgurleşme hareketlerinden ve bazı kazanımlarından hareketle degerlendirmelerde bulunur. Goldman’a gore kadınların edindigi bazı sosyal ve ekonomik hakları kazanmaları bir kazanım olarak gorulebilir. Kısıtlı da olsa bir savaşım sonucu alınan bir zafer gibi algılanabilir; ancak bu yetersizdir. Kadınlara oy hakkı, çalışma hakkı vs. gibi haklar verilmesi asla arzulanan bir sonuç olarak yeterli olamaz. Ornegin, kadın bir iş yerinde çalışsa bile, eve dondugunde huzuru bulamayacaktır. Çunku evdeki işler; yemek yapmak, temizlik yapmak, çocuguna bakmak vb. onu beklemektedir. Yani degişen kadının toplumdaki ve ailedeki rolu olmamıştır. Kadın olmasından oturu ona yuklenen sorumluluklar hala yerli ________________________________ Ornegin bugun toplumların geneline de bakacak olursak, anarşistler veya şiddet eylemleri korkunç bir şekilde kınanır. Fakat, aslında burada kınanan şey, şiddet veya şiddetin kendisinden çok eylemi yapanlardır. Çunku medya vb. unsurlar tarafından boyle algılatılmıştır. Aksi halde, devletin uyguladıgı şiddet de kınanırdı. Her çeşit işkence, kadına yonelik şiddeti teşvik edebilecek politikalar, orantılı(!) guç kullanımları, protestoculara uygulanan şiddet araçları… Bunların hiçbiri o kadar da tepki goren eylemler olmamıştır. Sebebi çok açık degil mi? 2

22


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

yerinde durmaktadır. Toplumdaki rolunun degişmesi ve insan olarak kadınlıgını yaşaması elde edilen kazanımlarla saglanamaz. Kadın kendisine yuklenen tum kokuşmuş gelenekler ve alışılagelmişliklerden sıyrılmak zorundadır. Eylemlerini belirlerken o ne der, bu ne der zihniyeti hakim olmamalıdır. Goldman (2006) bunu açık bir biçimde şoyle ifade eder, “Kadının bağımsızlığı ve özgürleşmesine dair mevcut anlayışların sığlığı; sosyal dengi olmayan bir erkeğe aşık olma korkusu; aşkın, özgürlüğü ve bağımsızlığı ellerinden çalacağı endişesi; aşk ya da annelik hazzının mesleğinde tecrübe kazanmasına engel olacağından duyduğu dehşet; bunların hepsi özgürleşmiş modern kadını, kendi ruhunun duygularının farkına varamayan, acıyı ve neşeyi doya doya yaşayamayan saplantılı bir rahibe yapıyor.” 3 Buradan da anlaşılacagı uzere kadınların mevcut duzende aldıgı bazı haklar bir kazanım gibi gozukse de yine de onu hapseder ve duygularını yaşamasına engel oluşturur. Kadınlar, erkekler, siyahlar, beyazlar vb. kimlikler çeşitli toplumsal farklılıklar oluşturabilirler. Farklıdırlar da. Zaten farklı oldukları için eşitlik talepleri ve eşit hak talepleri mevcuttur. Farklılıklar bir grubu bir diger gruptan sosyoekonomik ve siyasal alanda “ayrıcalıklı” kılmamalı, aksine onemli olan “farklılık” ile “eşitligi” nasıl bir arada tutabilecegimize kafa yormak, bunu dert edinmektir. Bunu becerebilmek için birbirimizi “anlamak” zorundayız. Bazı kadınların gerek siyaseten gerekse de ekonomik olarak bazı yerlere gelmeleri bir toplumda kadınların haksızlıga ugramadıklarını gostermez. Thatcher, Çiller vb. gibi kadınların erkekleştirilmesinden tureyen sembolik karakterler, kadın haklarının gelişimi olarak gorulemez. Goldman’ın bahsettigi şey bunlar degildir. Sistemin ve toplumsal cinsiyet rollerini ureten kurumların lagvedilmesi gerekir. Aksi halde Turkiye toplumunda da var olan; “bakın kadınlar da başbakan oluyor, TUSIAD başkanı bir kadın, bazı CEO’lar kadın, demek ki bir engel yok” şeklindeki soylemlere bir karşı çıkış noktamız olamaz ve bu anlayışa dayanan duşunceler, bizi Goldman’ın arzuladıgı “kusursuz toplum”a goturmez.

______________________________ 3

Emma Goldman, a.g.e., s. 81.

23


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

TÜRKİYE’ DE VİCDANİ RED Gökcan ÇÜRÜK– Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. sınıf öğrencisi

GİRİŞ En genel anlamda savaşa, militarizme, askerlik hizmetine ve silah tutmaya karşı durmanın tanımı olan “vicdani red” kavramı, ilk olarak Ortaçag Avrupa’sında Almanya’da feodal beyliklerde, sonrasında ise yirminci yuz yılın başlarında kitlesel bir çıkışla Ingiltere’de gorulmuştur. Birinci Dunya Savaşı sırasında çogu ulkede uygulanmaya başlayan zorunlu askerlik, toplumlarda potansiyel olan vicdani reddin de tetikleyicisi olmuştur. Ancak, sonraki sureçte,

ulus-devletlerin

yukselmeye

başlamasıyla

ve

uluslararası

paradigmaların

degişmesiyle zorunlu askerlik donuşum geçirmiş ve buna paralel vicdani red hareketleri de dalgalanmaya başlamıştır. Buradan hareketle, vicdani reddin ne oldugu, vicdani red hareketlerinin geçirdigi donuşum, onu etkileyen kuresel olaylar ve iç dinamikler ile incelenmeye çalışılacaktır. “VİCDANİ RED” KAVRAMININ TANIMI Vicdani red, bireyde vucut bulan ve bu nedenle belli bir birey tasarımı dogrultusunda kavranabilen savaş karşıtı bir tutumdur.

1

Vicdani reddi iki şekilde tanımlayabiliriz. Ilk

olarak, vicdani red kişinin ahlaki tercih, dini inanç, felsefi goruş ya da politik nedenlerle askeri egitim ve hizmette bulunmayı, silah taşımayı ve kullanmayı reddetmesidir. 2 Ancak, bu tanım ile vicdani red, kişinin kendi kendine vicdani reddini açıklaması anlamı kazanmaktadır. Oysa vicdani reddin bir de deklaratif ozelligi vardır. Bir kollektiviteye dayayan, yasal ve siyasal sureçlere itiraz edip iyileşme isteyen ve sonucunda alacagı cezaya razı gelen sivil itaatsizlik turu olarak degerlendirebilecegimiz vicdani red, yasal ve siyasal _______________________________ 1 Guler,

E. , Meral, B. F. ve Cinisli, N. A., “Vicdani Retçiligin Tarihsel Gelişim Sureci”, 7 Mayıs 2005, http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=2&ArsivAnaID=26239&ArsivSayfaNo=2 2 Başkent,

C. ve Kardaş, U., “Bir Oz-Ifade Olarak Vicdani Ret”, 22 Agustos 2009, http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=53303 24


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

sureçleri kabul etmemenin yalnızca bir ifadesi olarak bireysel bir anlam taşısa da, orgutlukten kuvvet aldıgı için kamuoyuna beyan edilir olmalıdır. Buradan yola çıkarak, vicdani reddi daha geniş kapsamlı olarak kişinin ahlaki tercih, dini inanç, felsefi goruş ya da politik nedenlerle askeri egitim ve hizmette bulunmayı, silah taşımayı ve kullanmayı kamusal açıklamayla reddetmesi 3 şeklinde tanımlayabiliriz. Bu anlamda vicdani red, toplumun genel iyisinin yanında bireyin kendi ahlaki, vicdani ve siyasi iyisini tercih ettigi bir anlam kazanmaktadır. Yani, vicdani redci, karşısında oldugu yasaların degişmesi yonunde bir “eylem” degil; tercihlerini “uymama” edimi ile ortaya koymaktadır. Vicdani red hakkı, Insan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 18. Maddesi, Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sozleşmesi’nin 18. Maddesi ve Avrupa Insan Hakları Sozleşmesi’nin 9. Maddesi’nde belirtilen “duşunce, vicdan ve din ozgurlugu” kapsamında degerlendirilmektedir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birligi çeşitli kararlarında bu hakkın duşunce, vicdan ve din ozgurlugu ile baglantılı oldugunu belirtmiştir. 4 VİCDANİ REDDİN TARİHSEL ARKA PLANI Askerlik hizmetine karşı vicdani reddin temellerinin ilk ornekleri, 16. yuzyıl Avrupa’sında gorulmuştur. Menonitler, Baptistler ve Quakerler gibi Protestan Kiliseleri içerisindeki farklı gruplar, tanrıları veya ulkeleri için silah taşımayı ve savaşmayı dinlerinin ongordugu barış çerçevesinde pasifist bir tavırla reddetmişlerdir. 19. yuzyıl ortalarında Avrupa ve Amerika dini pasifizmin yanı sıra sosyalist bir pasifizm ile tanışmıştır. 1789 Fransız Devrimi’nden sonra yukselmeye başlayan “ulus - devlet” kavramı ve kapitalizm rejimlerin, sınıfların ve buna baglı olarak askerlik hizmetinin sorgulanmasını beraberinde getirmiştir. Ayrıca, 19. yuzyılda Avrupa, hizmet etmeyi ve devletin varlıgını sorgulamaya başlayan anarşist akım ile karşılaşmıştır. Ahlaki, vicdani, felsefi ve siyasi nedenlerle ortaya çıkabilen, ancak hepsinin temelinde “antimilitarist”5 bir tutum barındıran vicdani red, Birinci Dunya Savaşı’nda, politik bir nitelik kazanmış, ozellikle donemin, humanist, sosyalist, anarşist duşunur ve politikacıları tarafından bir emperyalist paylaşım savaşı olarak adlandırılan savaşa karşı onemli bir mu___________________________________________ 3

A.g.e.

Çınar, O. H., “Avrupa Konseyi Ulkelerinden Vicdani Red Hakkına Genel bir Bakış”, Bora, T. (Ed.). Çarklardaki Kum : Vicdani Red. içinde., Istanbul, Iletişim Yayınları, 2008, s. 235-246. 4

25


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

cadele aracı olmuştur.

6

Vicdani reddin ilk kitlesel çıkışı da Ingiltere’de, savaşa katılmaya

çagırılan erkeklerin savaşa katılmayı reddetmeleri ve ardından tutuklanmaları ile olmuştur. Bunun arkasından, 1921 yılında çogunlugunu Ingiliz redcilerin oluşturdugu Uluslararası Savaş Karşıtları (War Resisters' International) kurulmuştur. Bu orgut, vicdani retçilerin ortak bir noktada, uluslararası boyutta ve kitlesel olarak buluşabildigi ilk ornektir.

TÜRKİYE’ DE VİCDANİ RED Osmanlı Imparatorlugu, merkezi ve guçlu devlet yapısı uzerine kurulmuştur. Devletin, yonettigi insanlar uzerindeki hakimiyeti mutlaktır ve ordu devletin en onemli aygıtıdır. Oyle ki, hem dini hem de siyasi nedenlerle ordu el ustunde tutulmaktadır. Ayrıca hakim olan “ordu - millet” anlayışı, Musluman tebaadan ordu için zorunlu asker olmayı ve savaş zamanlarında fedakarlık yapmayı fazlasıyla ve sorgusuzca istemektedir. Vicdani red kavramının ilk ortaya çıktıgı donemde gelişen “ulus - devlet”, kapitalizm, sol argumanlar ve anarşizm Osmanlı Imparatorlugu’nun

dagılma

doneminden

sonra

gorulmektedir.

Ancak,

Osmanlı

Imparatorlugu’nda bir sivil toplum anlayışı olmayışı ve bu nedenle bu gelişmeleri saglayacak ortam bulunmadıgı için vicdani reddin gelişimi de geç olmuştur. Ayrıca, Islamiyet pasifist bir din de degildir. Ancak belirtmek gerekir ki; Birinci Dunya Savaşı sırasında dunya çapında yaşanan askerden kaçma eylemlerinin buyuk bir çogunlugu şaşırtıcı şekilde Osmanlı Imparatorlugu’nda yaşanmıştır. Bunun nedeni olarak, vicdani reddin içselleştirilmiş olması degil; orduyu denetleyen birimlerin birbirine çok uzak oluşu ve bu nedenle kontrolu saglayamadıgı

belirtilmektedir.

7

Ayrıca,

bu

eylemleri

cezalandırmak

için

Istiklal

Mahkemeleri kurulmuş ve “Vatana Ihanet Yasası” çıkarılmıştır.

__________________________________ 5

Ancak, son zamanlarda her vicdani redcinin “antimilitarist” olmadıgı yonunde tartışmalar da yapılmaktadır.

6

Sonmez, O., “Vicdani Ret.”, 16 Aralık 2006,

http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=36880 Zurcher, E. J., “Hizmet Etmeyi Başka Biçimlerde Reddetmek: Osmanlı imparatorlugu’nun Son Donemlerinde Asker Kaçaklıgı.”, Bora, T. (Ed.). Çarklardaki Kum : Vicdani Red. içinde., Istanbul, Iletişim Yayınları, 2007, s. 5968. 7

26


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

korunmuştur. Oyle ki; ordu duzeni korumak ve duzenin tesisini saglamak gerektigine inandıgı her durumda mudahale etmiş ve “gorevini” yerine getirmiştir. Dolayısıyla, Osmanlı Imparatorlugu’nda da oldugu gibi devletin merkezi yapısı, ordunun hegemonyası ve zorunlu askerlik uygulaması devam etmiştir. Turkiye, “vicdani red” ile ilk olarak 1990 yılında Tayfun Gonul ve Vedat Zencir’in Sokak Dergisi aracılıgı ile askerligi reddettiklerini duyurması ile tanışmıştır.

8

Aslında bu

durum askerlik hizmetinin kutsal oldugu ve erkekligin askere gitmekle tamamlandıgı bir ulke için, vicdanının sesini dinleyerek toplumsal kimliginden vazgeçmek olmuştur. 1980 darbesinin yarattıgı farklı duşuncelere ve muhalefete izin vermeyen siyasi ve kulturel ortam, bu iki açıklama ile farklı bir muhalefet tarzı ile karşılaşmış ve başlangıçta ne yapacagını bilememiştir. 1992 yılında Tayfun Gonul ve Vedat Zencir’in de aralarında bulundugu bir grupredçi, Izmir’de Savaş Karşıtları Dernegi’ni kurmuştur. Bu dernek, hiyerarşik bir yapısı olmayan, antimilitarist, toplumsal kesimler ile işbirligine giden ve toplumsal talepler için çabalayan bir dernek olarak kurulmuştur. Dernek, bir yıl sonra valilik tarafından kapatılma kararının ardından “Izmir Savaş Karşıtları Dernegi” adıyla tekrar kurulmuştur. Dernek, ulke içinde ve uluslararası alanda etkili olarak savaş karşıtı faaliyetler yurutmuştur. 1993 yılında, dernek başkanı ve bir vicdani retçinin ozel bir kanalda bir soyleyişe katılmasının ardından, devletin tepkisi buyuk olmuş ve ilk defa vicdani retçiler askeri mahkemede yargılanmıştır. 1994’te Istanbul’da da “Savaş Karşıtları Dernegi” kurulmuş fakat sonrasında kapatılmıştır. 1995 yılında Osman Murat Ulke’nin vicdani reddini açıklaması ve 1996 yılında tutuklanması, Turkiye’deki bu harekete farklı bir boyut kazandırmıştır. Izmir Savaş Karşıtları Dernegi, bu tutuklanmanın ardından sivil toplumu harekete geçirmeye ve kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştır. Osman Murat ulke davasını desteklemek amacıyla çeşitli insiyatifler kurulmuştur.

________________________________ Usterci, C. ve Yorulmaz, U., “Turkiye’de Vicdani Red.”, Bora, T. (Ed.). Çarklardaki Kum : Vicdani Red. içinde., Istanbul, Iletişim Yayınları, 2007, s. 217-231. 8

27


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Tum bu çalışmaların etkisiyle, Uluslararası Af Orgutu, Birleşmiş Milletler Insan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 50. Yılı nedeniyle yuruttugu kampanyada Osman Murat Ulke’yi Evrensel Bildirge’nin duşunce, vicdan ve din ozgurlugunu guvence altına alan 18. Maddesi’nin sembol kişisi olarak ilan etmiştir. 9 Bu durum, hem Osman Murat Ulke’nin hapisteki koşullarının kotuye gitmesini engellemek hem de kamuoyunun dikkatini çekmek adına çok onemlidir. Ayrıca, vicdani red toplulukları, 2003 yılında ABD’nin Irak’a saldırısı sonrasında “antimilitarizm” ekseninde çeşitli kampanyalar yurutmuşlerdir. 2004 yılında “Militurizm” adında duzenlenen festival ile ilk defa kadınlar vicdani redlerini açıklamışlardır. Yine bu durum da kamuoyunun dikkatini çekmek ve vicdani reddi sonuna kadar savunmak adına onemlidir. Onemli bir nokta da, Osman Murat Ulke’nin vicdani reddinin kabul edilmeyişini Avrupa Insan Hakları Mahkemesi’ne goturmesi olmuştur. Avrupa Insan Hakları Mahkemesi, (Ulke Turkiye’ye Karşı) kararında, Turkiyeli vicdani redcilerin karşı karşıya kaldıkları, bir çeşit sosyal izolasyona denk duşen, bu agır yaşam koşullarını “sivil olum” kavramı ile çok çarpıcı bir şekilde tanımlamaktadır.

10

Bu gerçekten ilginç, fakat yerinde bir tespit olmuştur.

Oyle ki; vicdani reddini açıklayan insanlar cezalarını çektikten sonra gundelik hayatta bir hiç gibi yaşamakta, pasaport, ehliyet edinme hakkından mahrum bırakılmakta, sosyal guvenceleri bulunmamakta ve resmi işlemler yaptıramamaktadır. Turkiye’nin de uyesi oldugu Avrupa Konseyi, AIHM’in Osman Murat Ulke ile ilgili kararından sonra 2007 yılında Ulke davasını gundemine almıştır. Turkiye’de vicdani reddini açıklayanlara uygulanan orantısız cezanın “orantılı” hale getirilmesi için ilk olarak 2009’da uyarıda bulunmuştur. Vicdani reddin açıklanmasından sonra, “halkı askerlikten sogutmak” suçu ile verilen hapis cezası, askere gitmemiş olanlar için ceza bittikten sonra askere gitmeyi ongormektedir. Ancak, vicdani redciler bunu reddetmekte ve bu durumda askerden firar etmek, karşı gelmek gibi bir suçla tekrar hapis cezası almaktadır. Bu sureç, kısır bir dongu

________________________________ 9 A.g.e.

10

A.g.e.

28


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

şeklinde ilerlemekte ve vicdani redcilerin neredeyse hayatlarına mal olmaktadır. Avrupa Konseyi, bu baglamda Osman Murat Ulke’nin AIHM kararından sonra, Turkiye’nin Ulke’ye tazminat odemek zorunda olmasına ragmen, Ulke’nin yakalanmamak için kaçmak zorunda oldugunu goz onune alarak bir ara uyarıda bulunmuştur. Arından, geçtigimiz yıl Turkiye’ye bir uyarıda daha bulunmuş ve vicdani red ile ilgili gerekli duzenlemeleri yapması için sure tanımıştır. Aksi takdirde, Turkiye Avrupa Konseyi’nden çıkma tehlikesi yaşayacaktır. Ancak, bir yıl sonrasına baktıgımızda, Turkiye bu uyarı çok fazla dikkate alıyor gibi gozukmemektedir.

29


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

KAYNAKÇA

* Başkent, C., “Bir Oz-Ifade Olarak Vicdani Ret”, 22 Agustos 2009, http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=53303

* Bora, T. (Ed.)., Çarklardaki Kum : Vicdani Red, Istanbul : Iletişim Yayınları, 2008.

* Bulbul, K. “Ulus-Devlet, Ulusallıgın Donuşumu ve Turkiye”, I.U. Siyasal Bilgiler Fakultesi Dergisi, (35), 2006, s. 23-47.

* “Dünyada Vicdani Red.”, Erişim tarihi: 21 Nisan 2011, http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=2&ArsivAnaID=144

* Kardaş, U., “Modern devlet, ordu ve vicdani ret itirazı”,

22 Kasım 2006,

http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=36415

*

Kardaş,

U.,

“Vicdani

ret

itirazının

boyutları”,

25

Aralık

2007,

http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=42750

* Mızrak, D., “Zorunlu Askerlik Hizmetine Karşı Vicdani Ret”, Yayınlanmamış yuksek lisans tezi, Ankara Universitesi Sosyal Bilimler Enstitusu Kamu Hukuku Anabilim Dalı, 2008.

* Speck, A., “Dunyada Çagdaş Red ve Red Hareketlerinin Ana Hatları”, 23 Agustos 2006, http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=35333

30


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

* Sonmez, O., “Vicdani Ret”, 16 Aralık 2006, http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp? ArsivTipID=1&ArsivAnaID=36880 * Taşkın, A., “Terorizm ve Sivil Itaatsizlik”, Polis Bilimleri Dergisi, 6 (1-2), 2004, s. 119-140. * Tolstoy, L. N. (2011). Yurtseverlik Askerlik ve Itaatsizlik Uzerine., (O. A. Suer, Çev.). Ankara: Epos Yayınları.

31


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

BABURŞAH Gökalp ARSLAN– Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 1. sınıf öğrencisi

BABUR KİMDİR? Hindistan’da 1526-1858 yılları arasında hukum suren imparatorlugun ve hanedanın kurucusu olan Babur, 1483 yılında Fergana’da dogmuştur. Baba tarafından Timur’un beşinci kuşaktan torunu, anne tarafından ise Cengiz Han’ın soyunun Çagatay kolundandır. Babası Omer Şeyh Mirza, annesi ise Çagatay hukumdarı Yunus Han’ın kızı Nigar Kutluk’tur. 1 Asıl adı Muhammed Zahuriddin olup, kendisi eski Turkçede “kaplan, panter” anlamına gelen Babur adını kullanmıştır. Bu isim, çogu kez yanlış bir şekilde Babur (veya Babur) şeklinde yazılır. Babur, hatıratında da kendisinden Babur olarak bahsetmiştir.

SİYASİ VE ASKERİ HAYATI Babur, hatıratına “Salı günü, beş ramazan 899 (10 Haziran 1494) da, Fergana vilayetinde, on iki yaşında padişah oldum.” yazarak başlar. 2 1497’de Ozbek şehri Semerkand’a saldırır ve uzun bir kuşatmadan sonra ele geçirir. 1504 yılına kadar Fergana ve Semerkand’daki hakimiyetini korumak için mucadele eder. Ozbek Şeybani Han’a karşı yaptıgı savaşı kaybedince, Afganistan’a yonelir ve Kabil’i ele geçirir (1504). Hatıratında belirttigi uzere Hindistan’a ilk seferini 1507 yılında yapar fakat Afganistan’daki isyan uzerine geri donmek zorunda kalır. 1511 yılında Maveraunnehr’e gider fakat burada yine Ozbeklere yenilir. Muttefiki ve dostu Şah Ismail’in 1514’te Çaldıran Savaşı’nda Osmanlılara yenilmesi uzerine tekrar Kabil’e doner. Bu tarihten sonra Turkistan’a fetih umudunu keser. Hatıratında 1509-1519 yılları arası boştur, bu tarihlerde siyasi olarak etkinligi azdır. Babur, Hindistan’a ________________________________ 1

Kamuran Gurun, Turkler ve Turk Devletleri Tarihi, cilt 2, Istanbul, Karacan Yayınları, 1982, s. 214.

Baburname, "Babur'un Hatıratı", haz. Reşit Rahmeti Arat, Ankara, Kultur ve Turizm Bakanlıgı Yayınları, 1985, s. 3 2

32


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

sefer hazırlıklarını tamamlar ve 1525 yılında Delhi Sultanlıgı’nın ustune yurur. 1526 yılındaki Panipat Savaşı’nda Babur’un yaklaşık 13 bin kişilik ordusu, Ibrahim Lodi’nin 100 bin kişilik ve 1000 adet fille desteklenen ordusunu maglup eder. Bu savaşta Sultan Ibrahim de olmuştur. Babur’un Çaldıran Savaşı’ndan hareketle ateş gucunu, barutu ve topları kullanması bu savaştaki başarısını onemli olçude etkilemiştir. Babur, daha sonra Hindistan’da guneye dogru ilerleyerek fetihlerine devam eder. 1527 yılında Rajput seferlerini surdurur, aynı yıl Çitor Racasına karşı Kanva Savaşı’nda buyuk bir zafer kazanır. Bundan sonra olumune kadar sefer ve isyanlarla meşgul olur. Dort yıl içinde Hindistan’daki hakimiyetini kesinleştirir ve uç yuzyıldan fazla surecek olan imparatorlugu kurar. Olmeden once oglu Humayun’u veliaht olarak tayin eder ve 26 Aralık 1530 gunu olur. 3

MİLLİYETİ VE KİMLİĞİ Babur, anne tarafından Cengiz Han, baba tarafından Timur’un soyundan gelmekteydi. Kendisini her zaman Turk olarak gormuş ve bununla gurur duymuştur. Babur, hatıralarında 1519 yılında Hindistan’a yaptıgı seferi anlatırken şoyle yazar: “Behre, Hoşap, Çanap ve Cenyut gibi vilâyet, kaç zamandır Türk tasarrufunda idi ve bunları kendi mülkümüz gibi tasavvur ederdik; zorla veya sulhla kendimizin oralara mutasarrıf olacağımıza emindik.” ya da “… Bu vilâyetler eskiden beri Türk’ün olagelmiştir, sakın korku ve telâşa yer verip halkın bozulmasına yer vermesinler.” 4 Yine Babur, Biyana’da kendisine kafa tutan Afgan beyine verilmesi için şu beyiti yollamıştı: “Ey Biyâne Emiri, Türkler ile kavgaya girme; Türklerin çevikliği ve kahramanlığı mâlûmdur. Eğer çabuk gelmez ve öğüt dinlemezsen, mâlûm olanı beyana ne lüzum vardır.” 5 Babur’un Mogollara karşı tutumu ise olumsuzdur. Anne tarafından dedesi Yunus Han bir Mogol Hanı olmasına ragmen, Mogollar hakkında çok olumsuz sozler soylemiştir: ________________________________ Halis Bıyıktay, Timurlular Zamanında Hindistan Turk Imparatorlugu, Ankara, Turk Tarih Kurumu Basımevi, 1989, s.6-43; Kamuran Gurun, a.g.e., s.214-217; Enver Konukçu, Baburluler: “Hindistan’daki Temurluler”, Turkler Ansiklopedisi, Ankara, Yeni Turkiye Yayınları, 2002, s. 1324-1329 3

4 Baburname, 5

a.g.e., s. 355-356.

Baburname, a.g.e., s. 478.

33


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

“… O vilayetlerde, Moğol ve Özbek yüzünden, kurganı olmayan hiçbir köy yoktur.”

6

ya da

“Kötülük ve bozgunluk daima Moğol ulusundan çıkagelmiştir. Şimdiye kadar benimle beş defa düşman oldular. Düşman olmalarının sebebi benimle anlaşamadıklarından dolayı değildi. Kendi hanlarına karşı da birkaç defa bu şekilde hareket ettiler.” 7 gibi sozleri, O’nun Mogollar hakkındaki duşuncelerini gosterir. Bunun gibi birçok açık delile ragmen, Batılılar ısrarla kendisi ve devleti için Mogol, Mogol veya daha ozel olarak Mughal gibi yanlış tabirleri kullanmış ve kullanmaktadırlar.

KİŞİLİĞİ VE ÖZELLİKLERİ Babur; yuksek otorite sahibi, cesur, adil, comert ve durust biriydi. Kılıç, ok ve yay kullanmada, savaş sanatlarında yetenekliydi. Hatıralarında bu ozelliklerinden bahseder, hatta bir keresinde savaşta beş kişiyi nasıl maglup ettigini uzunca anlatır. Babur, aynı zamanda muzisyen, daha onemlisi yazar ve şairdi. Turk edebiyatının en guzel eserlerinden biri olan ve Turkçenin Çagatay lehçesiyle hatırat turunde yazılmış olan eseri Baburname (Vekayi) en unlu eseridir. Bu eserini gezerken, savaşta, avda, toplantılarda, kısacası her durumda ve koşuldayken yazmıştır. Babur, bu eserinde gordugu yerleri, oradaki bitki ve hayvanları, tanıdıgı insanları, tecrubeleri, siyasi ve askeri olayları, şiirlerini ve daha birçok şeyi yazmıştır. Fransız tarihçi Fernand Grenard, Baburname ve Babur hakkında şunları yazar: “Aslında Baburnâme en kötü tarihi kaynaklardan biridir. Çünkü bu eserler; daima karşındakini yanıltmak maksadıyla yazılır. Halbuki Babur'un Hatıralar'ı alışılmamış bir açıklık ve hakikât havası içindedir. Bir tek ithamda bulunmaz, bir tek şikâyetini göremezsiniz, hiçbir itirazda bulunmaz, bir tarafın işine gelecek vesikalar vermez. Şüphesiz rakipleri hakkında söylediklerini kayd-ı ihtiyatla karşılamak gerekir; ama kendisinden bahsedişi, son derece büyük bir sadelik içindedir; hatalarını ve yanlış hareketlerini örtbas etmeye kalkışmaz.

________________________________ 6 Baburname,

a.g.e., s. 91.

7 Baburname,

a.g.e., s. 98.

34


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Menşei ile alâkalı olan gururunu bir tarafa bırakacak olursak, hikâyesinin hiçbir tarafında kendisini değerlendirmek için bir gayret görülmez; aynı şekilde kibrî emareleri, olup bitenleri haklı göstermek için üstü örtülü çark etmeler de yoktur. Okuyucu kendisini O'nun uşağı hisseder.” 8 Babur’un Baburname’si dışında başka eserleri de vardır, ayrıca Hatt-ı Baburı adında yeni bir yazı icat etmiştir. Babur, kendisini Çagatay edebiyatının unlu şairi Ali Şir Nevai’nin çıragı olarak gormuştur. Ana dili Turkçenin dışında şiir yazacak kadar Farsça, az seviyede de Mogolca ve Arapça bilmekteydi. Bununla beraber, Turkçeyi başta Farsça olmak uzere butun dillerden ustun tutardı. Babur, av ve sporu severdi; boş zamanlarında ava çıkar ve eski bir Turk oyunu olan Çevgan (Çukan)’ı oynardı. Bu oyun, daha sonra Hindistan’ı işgal eden Ingilizler tarafından duzenlenerek Polo adını almıştır ve gunumuzde hala oynanmaktadır. Eglence ve içkiyi severdi ve hatıralarında bu yonlerinden durustçe bahsetmiştir. 9

SONUÇ Babur, Turk ve Hindistan tarihinin en onemli şahsiyetlerinden biridir. Kurdugu imparatorluk 1526 yılından Ingilizler tarafından yıkılış tarihi olan 1858’e kadar uç yuzyıldan uzun bir sure Hindistan’da hukum surmuştur. Babur, aynı zamanda Baburname gibi çok onemli bir tarihi ve edebi bir kaynak da bırakmıştır. Butun bu ozellikleri ve onemi ile Babur; hem Turk, hem de dunya tarihinde onemli bir iz bırakmıştır.

________________________________ 8 Fernand Grenard, Babur, Istanbul, Milli Egitim Basımevi, 1971, s. 194. 9 Fernand

Grenard, a.g.e., s. 194-198; Halis Bıyıktay, a.g.e., s. 44-48.

35


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

KAYNAKÇA

* Baburname, "Babur'un Hatıratı", haz. Reşit Rahmeti Arat, Ankara, Kultur ve Turizm Bakanlıgı Yayınları, 1985.

* Enver Konukçu, Baburluler: “Hindistan’daki Temurluler”, Turkler Ansiklopedisi, cilt 8, Ankara, Yeni Turkiye Yayınları, 2002.

* Fernand Grenard, Babur, Istanbul, Milli Egitim Basımevi, 1971.

* Halis Bıyıktay, Timurlular Zamanında Hindistan Turk Imparatorlugu, Ankara, Turk Tarih Kurumu Basımevi, 1989.

* Kamuran Gurun, Turkler ve Turk Devletleri Tarihi, cilt 2, Istanbul, Karacan Yayınları, 1982.

36


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

NEOLİBERAL PİYASA ve KADIN EMEĞİ Tuğçe ÇETİNKAYA– Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. sınıf öğrencisi

GİRİŞ Gunumuz toplumlarında kadının ikinci plana atılmasının temelinde -sosyokulturel anlamda kabul goren bazı normları bir kenara atacak olursak hakim neoliberal sistemin yarattıgı eşitsiz duzen yatmaktadır. Kadınların ekonomik alandaki konumları ve istihdam alanları genelde esnek ve guvencesiz çalışma biçiminde seyretmektedir. Esnek çalışma biçimlerinin ataerkil koşullar içerisinde kadınların çalışma koşulları lehine işleyecegi yonunde genel bir kanı oluşturulmuş olsa da, durum esasen tam tersi istikamette seyretmekte; ataerkil yapının kadınlar uzerindeki baskı mekanizmaları, kadın emegini sermaye açısından ‘elverişli’ hale getirmektedir. Esnek çalışma, sermayenin maliyetleri duşurmek ve karlılıgını garanti altına almak amacıyla çalışma saati, çalışma yeri, çalışan sayısı, ucret gibi konuları kendi ihtiyaçlarına gore belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır.

1

Bu sistem, iş guvencesini ve sosyal guvenligi

ortadan kaldırarak enformel istihdamın onunu açmakta ve kadınların birer ucuz istihdam alanı olarak gorulmesiyle sonuçlanmaktadır. Turkiye’de de ozellikle 2000’li yıllar boyunca kadın istihdamında esnek uretim biçimlerinin ve enformelleşmenin birer norm halini aldıgı gorulmektedir. 2 Bu tarz enformel sektorler, dunyanın neresinde olursa olsun somuruye en açık ekonomik mekanizmayı oluşturmaktadır. Kadınların tercihi elbette formel sektorlerden yanadır fakat bu sektorlerde yeterli derecede istihdam alanı yaratılamaması sonucunda, kadınlar enformel sektorlere yonelmekte; ekonomik faaliyetlere atolyelerde fason uretim, evlerde parça başı çalışma, ________________________________ 1

Saniye Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk (der.), Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emegi, s. 16.

2

A.g.e., s. 9.

Gulay Toksoz, “Neoliberal Piyasa ve Muhafazakar Aile Kıskacında Turkiye’de Kadın Emegi”, Nergis Mutevellitoglu-Sinan Sonmez (der.), Kureselleşme, Kriz ve Turkiye’de Neoliberal Donuşum, 2009, s. 208-209. 3

37


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

evlerde parça başı çalışma, seyyar satıcılık ve çeşitli hizmet faaliyetleri uzerinden katılmaktadırlar. Kadın emeginin degersizleştirilmesi, herhangi bir kazancının olmaması ve olumsuz şartlarda esnek istihdam biçimlerinde istihdam edilmesi, hiç kuşkusuz, sermayenin yararına bir durumdur. Gunumuzde sermaye, onun varoluş koşullarını hazırlayan artı deger uretimine yonelmektedir. Kadın emek-gucu esnek enformel uretim sureçlerinde daha kolay ve ucuza istihdam edilebilmekte, dolayısıyla sermaye açısından ‘ideal’ bir profil oluşturmaktadır. Kadınların ‘ideal’ iş gucu olarak gorulmesinin ardında, kadınların klasik çalışma biçimlerinde istihdamının erkeklere gore daha zor oldugu duşuncesi yatmaktadır. Kadınların tam sureli ve evin dışında çalışmasının onundeki engeller, ev içi işler, çocukların, yaşlıların ve hastaların bakımı gibi gorevlerin kadınların sorumlulugunda oldugu yonundeki genel toplumsal kanılardır. Kadın iş gucunun sermaye tarafından cazip kabul edilmesinin bir diger sebebi, kadın emek gucunun erkek emek gucunden daha ucuz olmasıdır. Kadınların daha duşuk ucretle çalıştırıldıgı birçok akademik çalışmada ortaya konmaktadır. 4 Diger taraftan, devletin yetki alanını mumkun oldugunca daraltmayı ilke edinen neoliberal sistemde, kadın uzerindeki ev işleri ve çocuk bakımı yukunu ortadan kaldırmaya yonelik toplumsal kurumlaşmalar birer "yuk" olarak gorulmuş ve kamusal hizmet alanından çıkarılmıştır. Bir yandan çalışma zorunlulugu, diger taraftan ev içi işlerin sorumlulugu, kadınları iki taraftan sıkıştırmakta ve olaganustu bir emek harcamalarına sebep olmaktadır. Kadınlar Için Kuresel Istihdam Egilimleri Raporu (2008) dunyayı dokuz bolgeye ayırarak kadınların işgucu piyasasındaki konumlarını incelemekte ve birçok bolgede kadınlara duzgun işlerde ilerleme saglandıgını ancak istihdama erişim ve çalışma koşulları itibariyle tam bir eşitlikten uzak bulunuldugunu ortaya koymaktadır. Ekonomik kalkınma açısından en onemli atılımlara Dogu Asya bolgesi, kadın istihdamının en yuksek ve cinsiyet ayrımcılıgının da onemli olçude azaldıgı bir bolgedir. Fakat Kuzey Afrika ve Ortadogu kadın kadın istihdamının en duşuk oldugu bolgelerdir. Bu orneklerden referansla ozellikle uzerin-

________________________________ 4

Saniye Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk, a.g.e., s. 29.

38


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

de uzerinde durulması gereken nokta, Ortadogu bolgesinde bile 1997-2007 arasında kadınların istihdama katılım oranı %30 artarken, Turkiye’de %12 gerilemesidir. 5 Goruldugu gibi, dunyada kadınların istihdama katılabilmesi açısından yaşanan gelişmelerin aksine, Turkiye bu gelişmelerin tersine bir yol izlemektedir. Turkiye’de kadın emeginin konumu, kadınların işgucu ve istihdama katılabilmesi onundeki engeller ve bu engellerin hangi politikalar yoluyla oluşturuldugu, bu çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır.

SANAYİLEŞME VE KADIN EMEĞİNİN ÜRETİM SÜREÇLERİNDEN AYRIŞTIRILMASI Sanayileşme oncesi donemde temel ihtiyaçlar ev endustrilerinde yapılan uretime tum aile bireylerinin katılımıyla karşılanmaktaydı. Buyuk sanayilerin oluşmasıyla birlikte, ev ile iş arasında keskin bir bolunme yaşanmış; evde çalışan erkekler fabrika işçisi konumuna girmiş, kadınlar ise ya giderek onem yitiren ev endustrilerinde yer almaya devam etmiş ya da gelir getirici faaliyetlerin dışına itilmiştir.

6

Çalışan kadınların dogum yapmaları durumunda

işverene yuklenebilecek ek maliyet ve guçlu ataerkil zihniyetin bir sonucu olarak “kadın işi” ve “erkek işi” arasında bir kategorik ayrımın bulunmasıyla, ev ve çocuk bakımı işlerinin kadının sorumlulugunda atfedilmesi, kadınların ekonomik alandan otelenmesine yol açmıştır. Kapitalizmle birlikte kamusal/ozel alan ayrımının iyice ayrışmasıyla ev, uretim alanı olmaktan çıkmış; ev işi emegi uretici emek olarak gorulmedigi gibi, herhangi bir deger veya karşılıktan da yoksun bırakılmıştır.

7

“Paranın degeri belirledigi bir toplumda bu işi yapan

kadınların, elbette para için çalışan erkekler kadar degerleri beklenmemektedir”.

8

Burada,

tek suçlunun kapitalizm oldugunu soylemek pek de tatmin edici olmayacaktır; zira sosyo-

________________________________ 5 Gulay 6

Toksoz, a.g.e., s. 210.

Gulay Toksoz, a.g.e., s. 205.

Serpil Çakır, “Ataerkil Iktidarın Eleştirisi”, H. Birsen Ors (der.), 19. Yuzyıldan 20. Yuzyıla Modern Siyasal Ideolojiler, 2009, s. 463. 7

8

Josephine Donovan, Feminist Teori, 1992, s. 148. 39


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

kulturel birtakım bileşenlerin belirleyiciligi kesinlikle goz ardı edilmemelidir. Ancak kapitalizm ucretli emek duzeni altında gelişen buyuk olçekli uretimle, ev ile iş yerini ayrıştırmış, emegin uzmanlaşmasına, hiyerarşinin artmasına yol açmıştır. Ucretli iş, “erkek işi” olarak goruldugunden, kadınların emek piyasasındaki konumu erkeklerinkinden farklılaşmıştır: Kadınlar, genellikle aile gelirine katkıda bulunmak, koca işsiz kaldıgında ailenin geçimini saglamak ve daha başka zorunlu haller dahilinde çalışmaya yonelmektedirler. Fakat istihdama katılmak onlar için, ev içi işlerin yukunden kurtulmak bir yana, “ikinci mesai” anlamına gelmektedir. 9 Dahası, pek çok kadın ev içi işlerden arda kalan kısıtlı zamanda ucretli işe katılabilmektedir. Yoksulluk faktoru de hesaba katıldıgında, kadınlar turlu olumsuz ve kotu koşullara ragmen bulabildikleri işte çalışmaya mecbur kalmaktadırlar.

TÜRKİYE’DE KADIN EMEĞİNİN KONUMU VE KADIN İŞGÜCÜ TALEBİNE YÖNELİK POLİTİKALAR Turkiye’nin demografik ozellikleri ile istihdam oranları referans alındıgında, surekli yukselmekte olan potansiyel bir işgucu arzı ve istihdam alanlarının yaratılamaması, yukselen işsizlik oranlarına işaret etmektedir. Turkiye’de şimdiye kadar çalışma çagındaki nufusun ve işgucune katılanların artış hızı istihdamın artış hızından daha yuksek olmuştur.

10

Bu, işsiz

kadın nufusu uzerinde gorece daha fazla etki yaratmaktadır. Çunku guçlu ataerkil zihniyetin toplum uzerinde egemen bir rol oynaması ve cinsiyetçi rol kalıplarının devamlılıgını saglaması, zaten kadınların iş hayatından otelenmesine ve kadınların ev işleri ve kamu hizmeti dahilinde olmayan çocuk bakımı gibi sorumlulukların tumunu ustlenmelerine yol açmaktadır.

________________________________ 9 Saniye 10

Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk, a.g.e., s. 9.

Gulay Toksoz, a.g.e., s. 211.

40


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Işgucu piyasasının katı yani işgucu arzının sınırlı oldugu ulkelerde kadınların işgucu piyasalarına katılımı desteklenmektedir.

11

Kadınların istihdama katılabilmeleri için hizmet

alanlarının devlet destegiyle genişletilmesi sonucunda işgucune olan talep yukselmiş, bu da ucretlerin yukselmesiyle sonuçlanmıştır. Boylelikle ataerkil yapının çozulmesi yolunda onemli gelişmeler kat edilebilmiştir. Turkiye’de ise her koşul altında çalışmaya hazır geniş bir genç erkek kitlesinin varlıgı, işveren tercihlerinin çogu kez iş yasalarının getirdigi kadınları koruyucu hukumlere tabi olmamak için erkeklerden yana olmasına yol açmakta; işverenlerin ucuz ve uzun sure çalıştırabilecekleri işgucu kaynagı başka gelişmekte olan ulkelerdekinden farklı olarak erkekler olmaktadır. 12 Turkiye’de genel olarak kadın istihdamı uzerindeki makroekonomik politikalara goz atıldıgında, 1950’lerden itibaren dunya kapitalizmine eklemlenme politikaları çerçevesinde tarımda geliştirilen piyasa ilişkileri ve mekanizasyonu, emege duyulan ihtiyacın duşmesine yol açmış ve kadın emegi uzerinde olumsuz etkiler yaratmıştır. Bunun sonucunda tarımsal kesimde gozlemlenen emek artışı sebebiyle koyden kente yogun goç hareketleri başlamıştır. Kentlere goç eden aileler barınma, iş bulma, egitim ve saglık gibi temel hizmetlerden buyuk olçude yoksun kalmışlardır. Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda dikkat çekildigi uzere, kentler verili fiziksel ve toplumsal altyapıları ile artan nufusa iş olanagı saglamaktan uzaktır.

13

Ataerkil zihniyetin dayattıgı “kadın işi” ve “erkek işi” kategorizasyonu, şehre goç eden aile bireyleri

arasındaki

bolumunu

farklılaştırmış,

soz

konusu

kategorizasyonun

derinleşmesine yol açmıştır. Konuyu tarım alanlarında ikamet etmekte olan aileler açısından ele alacak olursak, imalat sanayii açısından girdi niteligi taşıyan pamuk, tutun, çay, şekerpancarı gibi emek yogun urunlerin uretiminde kadın işgucu kuçuk olçekli çiftçi hanelerinde ucretsiz aile işçisi veya

________________________________ 11

Gulay Toksoz, a.g.e., s. 211.

12

A.g.e.

13

Saniye Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk, a.g.e., s. 35.

41


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

topraksız hanelerde ucretli tarım işçisi konumunda en ucuz girdi olarak çalışmaya devam etmiştir. Fakat son yıllarda uluslararası finans orgutlerinin dayatmaları sonucunda tarımsal istihdam alanları daraltılmaya başlanmıştır. Ulusal çapta uygulanan tarım politikalarının Dunya Bankası, Avrupa Birligi ve Dunya Ticaret Orgutu’nun politikalarına uyumlu olarak duzenlenmesinin ongorulmesiyle kalkınma planlarında oncelikli hedefler tarımda çalışan nufusun azaltılması, verimlilik ve rekabetin artırılması olarak belirlenmiştir. Bu dogrultuda, devlet tarımsal urunlere destegi azaltmış, çiftçiye verilen ucuz girdi ve krediler kaldırılmış, ekim alanları daraltılmış, fiyat destekleme uygulamaları sona erdirilmiştir. Uygulama kapsamına alınan bu politikalar yine kadınların gorece daha fazla etkilenmesine ve uretim alanından dışlanmalarına yol açmıştır. Kadın emeginin tarım dışı ekonomik faaliyetlerde de istihdamı çok sınırlı kalmıştır. Kadınların en fazla istihdam edildikleri işkolları, kadınlar açısından geleneksel işkolları olarak bilinen konfeksiyon ve deri eşya, dokuma, metal, madeni eşya ve makine ile gıda, içki ve tutun işkollarıdır.

14

Ancak bu işkollarında da çogunlugu kadınlar oluşturmamaktadır.

Istisnai olarak, 1988-2006 arasındaki donemde artan hizmet sektoru istihdamı ile birlikte kadın istihdamı yaklaşık olarak 3 kat artmış ve 2 milyon kişiyi geçmiştir. Turkiye’de neoliberal politikalar açısından onemli bir ugrak noktası olan 1980’lerden itibaren dışa açık olarak gelişen kapitalist birikim ve bununla birlikte yaşanan donuşumler, hiç kuşkusuz emek piyasalarını onemli olçude etkilemektedir. Uretim sureçleri uzerindeki etkisi gun geçtikçe artma egiliminde olan esnekleşme ve enformelleşme, 2000’li yıllara gelindiginde en ust duzeye ulaşmış bulunmaktadır. Ancak bu donemde sermayenin uluslararası hareketinin hızlanması, yeni finans kurumlarının ve finansal araçların oluşturulması, banka ve sigorta şirketi gibi hizmet sektorlerinde kadın istihdamının buyumesine yol açmıştır.

15

Fakat oluşturulan istihdam alanları yalnızca vasıflı

kadın emek gucunu kapsamaktadır.

________________________________ 14

Gulay Toksoz, a.g.e., s. 213-216.

15

Saniye Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk, a.g.e., s. 33.

42


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

2003 yılında yururluge konan Yeni Iş Yasası, kadınları gorece dezavantajlı bir duruma sokmuş; ilk olarak, esnek uretim sureçlerine yasal dayanak saglamış; ardından sosyal guvenlik sistemi yeniden yapılandırılarak, çalışanların kazanımları torpulenerek emek maliyetleri duşurulmuştur.

16

Boylece kadınlar iş guvencesinin olmadıgı, sosyal guvenlik

sisteminden yoksun ve sermayenin ihtiyaç duydugu zaman, ihtiyaç duydugu sureyle istihdam edilmeye başlamışlardır. Bu esnek çalışma biçimi, kadınları ilgilendirecek şekilde başka bir ozellik daha barındırmaktadır: Kadınlar, soz konusu yasa kapsamında ev içi işlerinden muaf tutulmadan istihdam edileceklerdir. Donemin Çalışma ve Sosyal Guvenlik Bakanı Murat Başesgioglu bu Yeni Iş Yasası ile ozellikle çalışan kadınlara esnek çalışma usulleri getirildigini soylerken, benzer bakış açısını yansıtmaktaydı: Kadınlar ev içinde ucretsiz bakım işlerini yapmayı surdurecek ve butun bu işlerden sorumlu olacak; aynı zamanda, sendikal hakların olmadıgı, çalışma yaşamına dair hakların budandıgı, iş guvencesi ve sosyal guvencenin bulunmadıgı esnek çalışma koşullarında ucuza çalıştırılabileceklerdir. 17 Yasa, bunların yanında kadınları istihdama çekmeyi amaçlayan bazı maddeler de içermektedir: Dogum izninin 16 haftaya çıkarılması, gece çalışmayı engelleyen hukmun kaldırılması gibi. Fakat soz konusu maddelerin işleyişi gunumuz ataerkil toplumunda pek de olası gorunmemektedir. Yukarıda bahsedilen “kadın işi” ve “erkek işi” kategorizasyonunun cinsiyetlere yukledigi farklı toplumsal rollerin hakim oldugu bir toplumda, kadınlara bagımsız bir ucretli çalışan olarak yaklaşan yasanın uygulanabilirliginin sorgulanması gerekmektedir. Yine 1980’lerden itibaren IMF ve Dunya Bankası’nın talepleri dogrultusunda ithal ikameci modelden vazgeçilerek, ihracata dayalı buyume modeli ve Yapısal Uyum Programları benimsenmiştir.

18

Neoliberal politikaların birer uzantısı olarak, kamu sektorunun alanı

daraltılmış, burada oluşan boşluklar ozelleştirmeler yoluyla ozel sektore devredilerek

________________________________ 16

Saniye Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk, a.g.e., s. 25.

17

A.g.e., s. 43.

18

Gulay Toksoz, a.g.e., s. 214.

43


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

kapatılmıştır. Hukumetlerin yerli ve yabancı sermaye için yatırımların kolaylaştırılması, kuruluş ve işletme donemlerindeki idari engellerin kaldırılması için çok sayıda hukuki duzenleme yapmasına, vergi yukunu azaltmak için çeşitli indirimlere gitmesine ragmen yatırımların yeterli duzeyde istihdam yaratacak olçude artmaması ozellikle 1990’lı yıllarda ranta dayalı birikim modelinin one çıkmasıyla baglantılıdır. 19 Soz konusu sistem, Simten Coşar ve Metin Yegenoglu’nun dikkat çektigi uzere, kadınların emek gucune katılmasını istemiyor degil, ama belirli biçimler altında ve ataerkil normlara uyacak biçimde, kısa donemli, esnek duzenlemelerle ve prestij, guvenlik ve kazanç saglamayacak biçimde istihdam edilmesini istemektedir. 20

SONUÇ Turkiye, dunya genelinde saglanan gelişme ve kalkınmayla paralel bir dogrultuda yol izleyememiş, toplumun geneli açısından yeterli istihdam alanları yaratamamış; ozellikle de kadın istihdamı çok duşuk duzeylerde seyretmiştir. Kadın işgucune talebin duşuklugu, kadın işgucu arzı uzerindeki engellerle karşılaştırıldıgında ortaya çıkan durum kadınların işgucune ve istihdama katılımlarının % 20-25 gibi çok duşuk bir oranda olması ve surekli degişme egilimi içinde bulunmasıdır.

21

Bu durum, hem toplumsal gelişme hem de demokratikleşme

çabaları onunde ciddi engeller teşkil etmektedir. Kadınlara istihdam alanları yaratılmasının hayati onemi birçok sendika, meslek ve kadın orgutleri tarafından dile getirilmeye devam etse de, herhangi bir adım atılmamakta, tam tersine şimdiye kadar iktidarda bulunan siyasi iktidarlar bilinçli ya da bilinçsiz olarak ataerkil işbolumunun devamlılıgını saglamışlar; bunu uygulanan politikalar ve soylemler aracılıgıyla topluma da lanse etmişlerdir. Kadınlara istihdam alanı yaratmak amacıyla kadın girişimciliginin desteklenmesi ve esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması çabalarını, bu yaklaşım çerçevesinde degerlendirmek yerinde olacaktır. 22 ________________________________ 19

Gulay Toksoz, a.g.e., s. 215.

20

Saniye Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk, a.g.e., s. 45.

21

Gulay Toksoz, a.g.e., s. 228-229.

22

A.g.e., s. 229. 44


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Kadın istihdamına yonelik politikalar iki yonlu seyretmektedir. Ilk olarak, kadınlar esnek çalışma biçimlerinde istihdam edilerek ‘ideal’ emek gucu yaratılmakta; ikinci olarak soz konusu esnek çalışma biçimlerinde istihdam edilen kadınlardan ev işleri, çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi gorevleri aksatmamaları istenmektedir. Yani kadın çalışma hayatına katılacaksa, kendine, evdeki sorumluluklarını ihmal etmeden gerçekleştirebilecegi işler seçmelidir. Tam zamanlı, iş guvencesi ve sosyal guvenlige sahip iş alanları erkekler için ongorulurken; kadınlar kayıt dışı, sosyal guvenlikten yoksun ve korumasız işlerde çalışmakta ve bu da kadınların genel anlamda işgucu piyasalarında erkeklerle eşit konumda bulunmadıklarını gostermektedir. Sosyal guvenlik ve saglık hizmetlerinin metalaştırılması ile iş yasasında kadın istihdamına yonelik duzenlemeler de birbirini tamamlar niteliktedir.

23

Soz konusu

metalaştırma sureçlerinde saglık ve bakım hizmetler alınıp satılır hale getirilmekte; yukselen ucretler sebebiyle bu gibi hizmetlerden yararlanamayan ailelerde çocuk, yaşlı ve hasta bakımı kadınlar uzerine yuklenmektedir. Diger taraftan, artan saglık ve prim maliyetlerinin karşılanması için aile butçesine katkıda bulunmak durumunda olan kadınların çalışması zorunlu hale gelmektedir. Bu olumsuz koşullar, kadınları esnek, korumasız, ucuza ve bulabildikleri herhangi bir işte çalışmaya zorunlu bırakmaktadır. Ozetle, Turkiye’de neoliberal politikaların birer uzantısı olarak kadınlar açısından oluşturulmak istenen istihdam biçimleri, kadınların hem ev içindeki hem de emek piyasalarındaki yuklerini artırmaktadır. Turkiye’de yoksulluk, işsizlik, gelir dagılımında adaletsizlik, bolgeler arası eşitsizlik gibi faktorlerle mucadele edilmedigi; uygulanan politikaların istihdam alanlarında toplumsal cinsiyet eşitligi hedeflemedigi ve kar odaklılıgın suregeldigi muddetçe kadın emegi somurusunun onune geçmek mumkun gorunmemektedir.

________________________________ 23

Saniye Dedeoglu ve Melda Yaman Ozturk, a.g.e., s. 72.

45


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

KAYNAKÇA

* H. Birsen ORS (2009), 19. Yuzyıldan 20. Yuzyıla Modern Siyasal Ideolojiler, Istanbul Bilgi Universitesi Yayınları. * Josephine Donovan (1992), Feminist Teori, Iletişim Yayınları. * Nergis MUTEVELLIOGLU ve Sinan SONMEZ (2009), Kureselleşme, Kriz ve Turkiye’de Neoliberal Donuşum, Istanbul Bilgi Universitesi Yayınları. * Saniye DEDEOGLU ve Melda Yaman OZTURK, Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emegi, Sosyal Araştırmalar Vakfı.

46


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

KURULUŞUNDAN GÜNÜMÜZE “ETA” Gökhan AKINÇ– Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. sınıf öğrencisi

GİRİŞ Dunyada çeşitli orgutler vardır. Bu orgutler kimi zaman devlet destegi ile kurulmuş, kimi zaman bagımsızlık ve ozgurluk mucadelesi temelinde halkın istegi dogrultusunda zamanla kurulmuşlardır. Şartlar bu orgutlerin kurulması için uygun olmuştur. Fakat bu orgutler her zaman faaliyetlerini barışçı bir şekilde surdurmemişlerdir. ETA (Euskadi Ta Askatasuna) orneginde oldugu gibi kurulmasına neden olan etkenler, kurulduktan sonraki kaydettigi aşamalar ve eylemler nedeniyle bu orgut birçoklarınca tehdit olarak algılanmıştır. Kurucuları, eylemleri ve algılanışları bakımından diger orgutlerle farklılıkları ve benzerlikleri bulunmaktadır. Kullandıkları yontemler ve eylemleri ile birçok orgutten ayrılmışlardır. Bu çalışmamda anlamaya çalıştıgım şey ETA’ nın kuruluşu ve kuruluşundan bugune faaliyetleri sonucunda bir teror orgutune donuşup donuşmedigi, bu faaliyetleri hangi ideolojik çerçevede ele aldıkları temelde incelememin ozunu oluşturmaktadır. Makalemde soru cevap şeklinde bir ilerleme yontemini uygun buldum.

ETA NE ZAMAN, NEREDE, KİM YA DA KİMLER TARAFINDAN KURULMUŞTUR? 1. “PNV” ve Kilisenin Rolü ETA, 31 Temmuz 1959 yılında PNV ( Partido Nacionalista Vasco) yani Bask Milliyetçi Partisi’nin kuruluş yıl donumunde Bask Bolgesi’nde kurulmuş bir orguttur. Bu nokta da PNV’den onun kim tarafından kuruldugundan ve ne zaman kuruldugundan bahsetmek gerekir. PNV ve ETA’nın kuruldugu Bask bolgesi Ispanya ve Fransa’nın sınırlarına yayılmıştır. Çogunluk nufusun ki bu yaklaşık 23 milyon insan Ispanya tarafında geri kalan birkaç yuz bin kişi ise Fransa tarafında yaşamaktadır.

1

Bolge, Guipuzcoa, Vizcaya ve Alava illerinden

meydana gelir. Basklar, kendilerini Iber Yarımadası’nda başkalarına karışmayan tek ırk

47


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

olarak gorurler, bagımsızlık ve ozgurluk duyguları ile koyu Katolik oluşları onların tarihlerine yon vermiştir. 2 Yaşanan gerginliklerin çogu Ispanya bolgesinden kaynaklanmaktadır. Çunku Fransa tarafındakilerin ekonomik durumu çok daha iyidir. 3 Karlist Hareket denen hareket Ispanya bolgesinde otonom yapıyı destekleyenlerin savundukları bir olgudur. Gerçekte Bask bolgesinde ki halkın Fueros Yasası denilen bir yasa ile ayrıcalıkları vardı fakat destekledikleri grubun krala karşı yenilmesi sonucu bu ayrıcalıkları da kaybettiler. Bu sureç devam ederken “Karlist” yaklaşımı ve bu ortadan kalkan yasayı destekleyen Sabino Arana otonomi için mucadeleye başlamıştır. Sonucunda 1895 yılında PNV’yi kurmayı başarmıştır. PNV kısa zaman içerisinde Bask bolgesinde bir kitle partisi gorunumunu almıştır. 4 Partiden dışlanan tek kesim bolgeye sonradan gelen ve yerleşik duzene adapte olamayan işçilerdir. Sabina Arana bu işçileri pek çok yerde kendilerini asimile etmeye çalışan insanlar olarak gostermiştir. Kullanmış oldugum makale ve kitapların bazılarında da bu aynen soylenmektedir. Bu bolgeye Euskadi yani Bask bolgesi olarak ayrı isimle anılmasının sebebi diger bolgelerden kendilerini ayrı tutmalarıdır. 1916- 30 Kasım 1930 tarihleri arasında PNV’de kısa sureli bir bolunme yaşanmış CNV adını kullanmışlardır fakat tekrar birleşmeleri ortak bir anlaşma ile olmuştur. JEL yani: “Euskadi, Bask milleti, doğal hakkı ve tarihsel hakkı olarak, Ulu Tanrı’nın onayı ve kendisinin de isteği doğrultusunda ve doğanın yasaları çerçevesinde, kendi kendini yönetmek için kendi öz yazgısının mutlak hakimi olmalıdır.” 5 1960 ve 70 lerde Basklı militanların buyuk kısmı Katolik kilisesine baglı dini okullarda egitim gorerek gelmişlerdir ki bu sebeple çogunlugu kırsaldan gelen bu militanlar davalarının ateşli birer savunucusu haline gelmişlerdir. Azınlık grup ise şehirli muhafazakar-

________________________________________ 1 Emin Gurses, Ayrılıkçı Terorun Anatomisi/ IRA,ETA, PKK, Istanbul, Baglam Yayıncılık, 1997.

Fatma Gul Çokmez, “Bask Bolgesi: Etnik Milliyetçiligin Tarihsel Gelişimi ve Ispanya’daki Devlet Politikalarının Etkisi”, Ege Academic Bakış, Cilt 8, No 1, 2008. 2

Cameron Watson, “Basque Nationalism And Political Violence: The Ideological and Intellectual Origins of ETA, New. : Center for Basque Studies, University of Nevada , Reno, 2007. 3

4

Hasan Emre Şenocak, “Avrupa Teror Orgutleri ve Ulke Uygulamaları”, Istanbul, Platin, 2006.

5 A.g.e.

48


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

dır. Dini ogeleri kullanarak, var olan kulturel baskıları gozler onune sermekte olan ruhban sınıfı sivil haklara yeterince saygı duyulmadıgını ve bunun dinen yanlış oldugunu ifade etmektedir. Dini degerleri en fazla on plana alan ve Bask bolgesinde başlamış olan hareketlere en fazla destek veren peder ise Alberto Garcia’dır. Fakat zamanla hukumetin ustune çok fazla gelmesi ve orgutu çok ciddi bir şekilde kışkırtması nedeniyle hapse atılmıştır. Fakat bu olayların durmasına degil daha fazla ateşlenmesine ve halkın daha çok destegini almasına yardımcı olmuştur. Birçok din adamı ve halktan sıradan insan bu faaliyetler sonucu ETA’ya kazandırılmıştır. ETA’nın nasıl kuruldugu sorusuna donecek olursak; PNV’ye baglı bir yapılanma olan EGI’den ve EKIN adlı dergiden bahsetmemiz gerekir.

6

EGI Bask Milliyetçi Partisi PNV’nin

gençlik kolu olarak işlev gormekteydi. Bu sebeple partiye gençlerin kazandırılmasında ki en buyuk gorev onlara duşuyordu. Fakat EGI yasal olmayan faaliyetler yurutmekteydi. Diger taraftan EKIN ise 1952 yılında bir grup genç tarafından siyasi gelişmeleri degerlendirmek amacıyla kurulmuş bir dergiydi. Bu gençler Bask milliyetçisi ailelere mensup kişilerdir. Bask milliyetçisi olarak zamanında EGI’de gorev alanlarda vardır. Bu kişiler Franco’nun hareketlerini ve politikalarını eleştiri yagmuruna tutmaktaydılar. Bu faaliyet onların buluşmalarının sıklıgından ve yazdıkları yazıların birikmesinden oturu dergi haline gelmiştir. Bir kısım genç daha sonra ETA’nın onder kadrosunda da yer almıştır.

7

1958 li yıllarda

EGI’den bir grup ile PNV’nin arası açılmıştır. Bu sureçte EKIN dergisinin uyeleri ve EGI’ciler bir araya gelerek ETA’yı kurarlar. Bu tarih Sabino Arana’nın kurdugu ve ETA’nın temellerini atılmasını saglayan partinin, yani PNV’nin kuruluşunun 64. yıldonumune denk gelmektedir.

2.ETA’nın Kuruluş Amacı 1812 yılında merkeziyetçi bir anayasa olan Fueros Yasası kabul edildi. Fakat bu yasa merkeziyetçilerle bolgecilerin yani ozellikle Bask bolgesinde yaşayan halkın arasını açtı.

________________________________ 6 Emin

7

Gurses, a.g.e.

Cameron Watson, a.g.e.

49


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Bu haklar Bask bolgesine kral tarafından verilmişti ve bu nedenle Karlist hareketler devam ederken Bask halkı da kralın yanında mucadeleye girdi. Fakat mucadele de kayıplar yaşanmaya başladı ve 1840larda çok zorlu bir surece girildi. Dikkat edilmesi gereken onemli nokta birinci cumhuriyetin 1873’te kurulduktan sonra bir yıl dayanmış olması ve 1931’e kadar

tekrar

kurulamamış

olmasıdır.

Cumhuriyetle

kazanılan

haklarda

zamanla

kaybedilmiştir. Ozellikle 1876 yılında Madrid hukumeti bu hakları tamamen kaldırdı. Sonuçta da PNV’nin kurulması ve ETA ya kadar giden bir yol açılmış oldu. ETA, onun oncesinde PNV, EKIN ve EGI gibi yapıların ilk amacı Fueros Yasası ile daha onceden kazanmış oldukları haklara tekrar kavuşabilmek. 1931 yılında kurulan ve 1936’da ortadan kalkan cumhuriyet Bask bolgesinde ikinci ciddi Cumhuriyet denemesi olarak kabul edilebilir. Iki onemli karar alınmıştır: 1) Yerel işlerin yerinden yonetilmesi. 2) Ulusal ve bolgesel toplulukların ozerkliginin tanınmasıydı. Fakat sureç devam ettikçe 1936-37 yıllarında General Mola, Sanyury ve Franco emrindeki askerler Bask bolgesine yonelik şiddet eylemlerinin dozunu artırdılar ve Bask Bolgesinde Bilbaoyu ele geçirdiler. Ikinci cumhuriyet sona ermiş oldu. ETA bu cumhuriyet deneyimini de bildigi için tekrar elde etme adına çaba sarf etmektedir.

8

ABD’nin destegini alan Franco

yonetimi Bask bolgesi ve onları destekleyenler uzerinde ciddi guç kullanmaya başlayınca bu Bask milliyetçileri için hareketlerini korukleyecek neden haline gelmiştir. Çunku başta Franco ardından Fransa yonetimi ve ABD Bask bolgesinin egemenlik kazanmaması ve milliyetçilik hareketlerinin bitirilmesi için ugraştıkça ETA’nın ve diger Bask milliyetçilerinin amaçları ugruna daha fazla militan toplamasına yardımcı olmuştur. ETA’nın en buyuk amacı Bask bolgesinin bagımsızlıgı ve Fransa’daki Bask bolgesiyle birleşebilmektir. Bununla da yetinmeyip PNV’nin yumuşak tutumunu da hedef alan konuşmalar yapmaktadırlar. Bununla yetinmedikleri zamanlarda da çeşitli eylemlerle asıl amaçlarını belli etmişlerdir. 9 ETA Bask bolgesinin Ispanya’nın bir kolonisi oldugunu ve bolgenin ekonomik, siyasal ve kulturel olarak somuruldugunu soylemektedir. ETA 1962 yılında bir bildiri yayınlamıştır. Amaçlarına

________________________________ 8

James Mandrell, “ ‘It Couldn’t Happen Here’ A Cross- Cultural Rhethoric”, South Atlantic Quarterly, Spring,

2007. 9

Emin Gurses, a.g.e. 50


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

burada deginen orgut, Bask bolgesinin bagımsızlıgını kazanmak için mucadele veren gizli bir orgut oldugunu açıkladı. ETA ayrıca etnik sınırlara gore belirlenmiş yeni bir Avrupa federasyonu istiyordu. Ikinci cumhuriyet denemesini 1963 yılında yapmıştır. Kurulan meclis EKIN grubunun eline geçmiştir. 1964’de uçuncu meclis toplandı. Bu nokta da genç radikaller yani EKIN ve EGI ciler eski tufeklere bayrak açarak, onlara karşı olduklarını dile getirdiler. 10

DEVLETLER VE VATANDAŞLAR TARAFINDAN NASIL GÖRÜLÜYOR? Bask ve Katalan milliyetçiligi, diger ulkeler tarafından az destek bulmuştur. Ozellikle komşu Fransa, Ispanya’dan ayrılabilecek azınlıkların kendi bunyesindeki Katalan ve Bask azınlıkları için bir tehlike olacagını bilmektedir. 11 Fransa’nın rahatsızlıgının diger bir nedeni bu olayların bazılarında Fransa’dan ateşli silahlar saglanmıştır. ETA ile goruşmeler yapan hukumetin tarzı çok safça bulunuyor. ABD ETA’yı teror orgutleri listesine aldıgı için buna gore degerlendirme yapıyor.

ETA BİR TERÖR ÖRGÜTÜ MÜDÜR? ETA bir teror orgutudur. Ilk olarak, asimetrik savaş teknikleri kullanmaktadır. Sembolik etki yaratmak adına birçok eylemde bulunmuştur. Bu eylemlerde yuzlerce insanı oldurmuştur. Korku unsurunu on plana alan orgutun yarattıgı en buyuk etki şuphesiz budur. Çunku insanların gunluk hayatlarında ki duzenlerinin bozulması, guvenli ortamın kaybolması çok ciddi bir sorundur. Rutini bozulan insanlar buna neden olan şeylerden herhangi bir şeyden daha fazla korkarlar. Bu da ozellikle teror orgutlerinin kullandıgı yontemdir. Teror orgutu oldugunu soyleyebilmemizde ki en onemli unsurlardan digeri ise mesaj veren eylemlerde bulunmasıdır. Oldurdugu insanları her zaman rastgele belirlemez.

_______________________________ 10 Emin

Gurses, a.g.e.

11 Fatma

Gul Çokmez, a.g.e.

51


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Bazen de ozellikle seçer bu insanların popularitesini kendi çıkarı için kullanır. 12 Bu yolla adı daha çok duyulmuş olur. Ayrıca ETA orgutunde, kendi savundukları degerleri halka ve militanlara açıklayacak, sadece bu işler için ugraşacak bir grup eleman vardır. Bunların yaptıkları tek iş mucadeleleri için çaba sarf etmektir. Bu sebeple orgut onlara maaşta baglamıştır. Sonuçta onlar profesyonel orgutçu olmuşlardır. 13

ETA BİR TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK NE TARZ EYLEMLERDE BULUNMUŞTUR? Ilk silahlı eylem 1965 yılında gerçekleşen bir soygundur. Daha artan oranda devam etmiştir. Orgut merkez komitesi eylem faaliyetlerini sınıflandırmıştır: basım- yayım ve iletişim, hucre ve çalışma gruplarını oluşturmak, propaganda faaliyetlerinde bulunmak, yasal eylemleri planlamak ve yerine getirmek, askeri eylemleri organize etmek. ETA’nın var oldugu yıllar suresince tum eylemlerinde oldurdugu insan sayısı Ispanyol kaynaklarına gore 829 bazı insanlara gore de 859 kişidir. Ornek olarak 2006 yılından 2007 yılına kadar olan surede ki birtakım eylemler verilebilir. 2006 yılı eylemleri: 22 Mart: ETA 24 Mart gecesi başlatılmak uzere Bask devleti için ateşkes kararı almıştır. 29 Haziran: Başbakan Zapatero, ETA artık kimsenin katili olmayacak. Bu sozleriyle ateşkesi desteklemiştir. Ağustos: Ilan edilen ateşkesten sonra ilk tehdit savrulmuştur. Kriz bahane edilmiştir. 29 Aralık: Zapatero, ETA’nın barış surecinde başarılı olacagını ve daha iyiye gidecegini soylemiştir. 30 Aralık: Madrid’de Uluslararası Barajas Havaalanı otoparkında patlama meydana geldi. 26 yaralı ve 2 olu vardı. Destekçi Batasuna partisi dışında diger partiler sert tepki verdi ve ateşkes askıya alındı. Aralık: ETA liderleri ve Ispanyol hukumeti Ankara’da buluştu. Bu buluşmada Ankara arabuluculuk yapmıştır. Sonuç kısa vadeli ihlalin ateşkese zarar vermeyecegi goruşunun kabul edilmesidir. 2007 yılı eylemleri: 15 Ocak: Zapatero ateşkes kararından pişmanlık duydugunu ifade etmiştir. Mecliste ki olaganustu toplantıda hatasını kabul etmiştir. 4 Mart: 25 kişinin olumu________________________________ 12 Cameron

13

Watson, a.g.e.

Emin Gurses, a.g.e.

52


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

ne sebep olan Ignacio Juana Chaos 115 gunluk açlık grevinin ardından serbest bırakılmıştır. Halkın iktidar partisine tepkisi buyuk olmuştur. 27 Mayıs: Batasuna yani ETA’nın yasa dışı ilan edilen siyasi kanadı Bask Milliyetçi Eylem Partisi’nin gosterdigi adayların çogunun seçime girmesi yasaklandı. Bunun uzerine Batasuna’dan eylem tehdidi geldi. 5 Haziran: ETA, ateşkes resmen son buldu. Zapatero, çok ugraştıgını ama başaramadıgını ifade etti. ETA Fransa’da eyleme hazır 70 adamım var dedi. Silahlı saldırıya karşı hazırlıklı olunmasını istedi. 24 Ağustos: Ispanya’nın kuzeyinde bomba yuklu bir araç patladı 2 polis hafif yaralandı. 30 Eylül: Bask bolgesi Ozerk yonetiminin ılımlı başkanı Juan Jose Ibarretxe, bolge için yeni bir siyasi surece girildigini ve referanduma ihtiyaç duyuldugunu soyledi. Amacı ETA ile goruşme yetkisine sahip olabilmek. Siyasi gozlemcilerin bu hareketin anayasaya aykırı olacagını belirttiler. 6 Ekim: ETA’nın siyasi kolu olmak suçuyla Batasuna’ya baskın duzenlendi 22 kişi gozaltına alındı. Neden olarak, yasaklı olmalarına ragmen siyasi faaliyet yurutmeleri ve ETA ile ilişkilerini surdurmeleri gosterildi. Bu işi Ulusal Mahkeme Yargı Baltasar Garzon yapmıştır. 2003 yılında partiyi yasaklayan da odur. 2 Aralık: Fransa’da bir Ispanyol jandarmasını oldurup digerini agır yaralamıştır. 21 Aralık: ETA‟nın 52 uyesinin yargılandıgı davada, 47 sanık toplam 521 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanıklar arasında bulunan Batasuna partisi uyesi ve eski belediye başkanı Jose Luis Elkoro, 24 yılla en fazla cezaya mahkum oldu.

14

Txabi Etxebarrieta ETA orgutunun ust duzey militanlarından biriydi fakat Ispanyol polis teşkilatı tarafından olduruldu. Bunun uzerine ETA Meliton Manzaras adında onemli bir polis şefini oldurmuştur. Bu olay onları tarihin en onemli davalarından biri kabul edilen Burgos Davası’na goturmuştur. 30 Aralık 1970 yılında Franco toplumsal baskı nedeniyle olum cezası verilen ETA uyelerinin cezasını hapse çevirmek zorunda kalmıştır. 1973’te Amiral Luis Carrero Blanco’nun evinin altına tunel kazılıp oraya konulan bombanın patlatılması sonucu oldurulmesi de buyuk bir olay sayılabilir. Amiral bu saldırıda yaşamını yitirmiştir.

________________________________ 14

Fatma Gul Çokmez, a.g.e.

53


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

GERÇEKLEŞTİRİLEN EN ÖNEMLİ EYLEM Sivil halkın yogun oldugu yerlerde eylem duzenleyerek seyirci sayısını ve buna baglı olarak korku oranını artırmak ETA’nın en onemli işlevidir. Ozellikle bu bolgelerde bombalı saldırılar duzenlerlerdi. En onemli bombalı eylemlerinden biri Madrid Havaalanına ve iki demiryoluna 29 Temmuz 1979 yılında koydukları bombadır. Bu olayların sonucunda 6 kişi olmuş 100 kişi yaralanmıştır. ETA Ispanyol polisini bu olayAda sorumlu gostermiştir. Nedenini olayı yarım saat onceden ihbar etmelerine ragmen kimsenin onlem alması olarak gostermişlerdir.

İDEOLOJİK AÇIDAN YAPTIĞI BÜTÜN BU EYLEMLERİN VE FAALİYETLERİN BİR AMACI VAR MIDIR? Bu noktadan sonra kokleri olan PNV partisinden iyice ayrılmaya başladıklarını goruyoruz. PNV burjuva partisi olarak yorumlanırken, ETA anti- kapitalist ve antiemperyalist olarak tanımlandı. Ilerleyen yıllarda ETA’nın ideolojisine ve eylemlerine karşı GAL denilen bir orgut kurulmuştur. Bu orgut guvenlik guçlerine istihbarat saglamaktaydı. Devlet bu orgutu el altından destekleyerek ETA ve onun ideolojisine karşı bir çeşit savunma programı uygulamaktaydı. Bu eylemler ile Bask bolgesinde birlik en temel amaçtır.

“KAS” SİSTEMİ NEDİR? Kas sistemi ve kendi kararını kendi alabilme hakkı bolgenin ve ETA’nın savundugu en onemli argumanların başında gelmektedir. Ispanyolların çogunlukta oldugu ama ETA’ya gore Bask bolgesinin içinde yer alan Navara bolgesine referandum hakkı tanınmamalıdır. ETA bu dogrultuda gerçekleşen eylemlerde olen masumların hepsinin sorumlusunun Ispanyol hukumeti oldugunu soylemektedir. Bu eylemlerde hayatını kaybeden masumların ve diger bolge vatandaşlarının birleşerek kamuoyu yaratmaları gerektigini duşunmuşlerdir. Ancak bu yolla referanduma giden yolun açılabildigini duşunmuşlerdir. Fakat kendi kararını kendi alma yeterli gorulmemiştir. Bu nokta da KAS (Sosyalist Koordinasyon Konseyi)

15

sistemi

devreye girer. Bu orgutlenme Franco olmeden başlamışır. Bu yapılanmaya birçok orgut des-

54


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

tek vermiştir. Bazıları şoyle sıralanabilir; Halkçı Devrimci Sosyalist Parti, Yurtsever Devrimci Işçi Partisi, bazı işçi sendikaları ve kadın hareketleri). Bu hareketin yaratılmasının en buyuk amacı, kendi kararını kendi verebilmek için Bask ulusal kurtuluş mucadelesini degişik birimlerden koordine edebilmek. Bunun için 1978 de bir bildiri yayınlanmış ve isteklerini bildirmişlerdir.

MALİ KAYNAKLARI ETA’nın eylemleri bolgede ki yatırımlara da yansıyordu. En buyuk mali kaynaklar soygunlardan, bolgedeki yatırımcıya koydugu vergilerden, sanayiciden alınan haraçlardan ve ozellikle adam kaçırmadan geliyordu. Nisan 1980’de Katalan iş adamı Jesus Serra Santamans’tan 1.5 milyon dolar fidye alınmıştır. Gelirlerinin en buyuk kısmı Bask bolgesindeki 20 30 şirketten kaynaklanmaktaydı. Yatırımcılar ETA’nın bu tutumuna ayak uydurmuşlardı. Bunun sonucunda orgut hareketlerini degiştirmeden devam ediyordu.

ETA’NIN 43 YILDIR YÜRÜTTÜĞÜ SİLAHLI MÜCADELEYİ BIRAKTIĞINI AÇIKLAMASININ ÖNEMİ VE BU SÜRECİ HAZIRLAYAN ETMENLER NELERDİR? ETA 20 Ekim 2011 tarihinde Gara ve Berria adlı gazetelerin internet sitelerinde yazılı bildiride vi bir video goruntusunde silahlı faaliyetlerini tamamen sona erdirdigini duyurdu. Silah bırakmakta kararlı oldugunu ve açık bir vaatte bulundugunu vurgulayan ETA, Ispanyol ve Fransız hukumetlerine çatışmanın sonuçlarını çozume kavuşturmak için direkt bir diyalog yolu açılması çagrısında bulundu. Fakat orgutun bu açıklamayı yaparken ne orgutun fesfedilmesine ne de silah teslim edilmesine herhangi bir atıfta bulunmaması dikkat çekiciydi.

16

Bu açıklamadan sonra Ispanya Başbakan’ı Jose Luis Rodriguez Zapatero’da bir

açıklama yaparak, “Bu demokrasinin, yasaların ve aklın bir başarısı.” demiştir. Fransa’nın işbirliginin onemi uzerinde durmuştur. Teror yuzunden buyuk acılar çekildiginden bahseden

_________________________________ 15

Emin Gurses, a.g.e.

55


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Zaperato, hafızalardan silinmeyecek deneyimlerimiz oldu demiştir. Korkunun sona erecegini ve teror kurbanlarının her zaman Ispanyol toplumuna eşlik edecegini, artık yeni bir doneme girilecegini de sozlerine ekleyerek bitirmiştir. Bundan sonra urecin nasıl devam edecegi kesin degildir. Çunku bu ETA’nın ilk ateşkesi ya da silah bırakması degildir. Surecin takip edilmesi ve ETA’nın sozlerinde ki ciddiyete sadık kalıp kalmayacagının gozlenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, ETA bir teror orgutudur ve buna gore degerlendirilmesi gerekmektedir. Oldurdugu yuzlerce insan goz onunde bulundurulmalı, olayların ustu kapatılmamalıdır.

________________________________ “ETA Teror Orgutu Silah Bıraktı: Bask bölgesinde faaliyet gösteren ayrılıkçı ETA terör örgütü, 43 yıllık silahlı mücadeleye son verdi”, Cihan Haber Ajansı, 20 Ekim 2011, 16

http://www.haberler.com/eta-teror-orgutu-silah-birakti-3072952-haberi/

56


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

KAYNAKÇA

* Atacan Cumayev, “Ispanyol Teror Orgutu ETA 43 Yıllık Silahlı Mucadeleyi Sona Erdirdigini Açıkladı”, Cihan Haber Ajansı, 21 Ekim 2011, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1193145

* Cameron Watson, “Basque Nationalism And Political Violence: The Ideological and Intellectual Origins of ETA”, New. : Center for Basque Studies, University of Nevada , Reno, 2007.

* Emin Gurses, “Ayrılıkçı Terorun Anatomisi/ IRA, ETA, PKK”, Istanbul, Baglam Yayıncılık, Ekim 1997.

* “ETA Teror Orgutu Silah Bıraktı, Bask bolgesinde faaliyet gosteren ayrılıkçı ETA teror orgutu, 43 yıllık silahlı mucadeleye son verdi”, Cihan Haber Ajansı, http://www.haberler.com/eta-teror-orgutu-silah-birakti-3072952-haberi/

* Fatma Gul Çokmez, “Bask Bolgesi: Etnik Milliyetçiligin Tarihsel Gelişimi ve Ispanya’daki Devlet Politikalarının Etkisi”, Ege Academic Bakış, 8(1), 2008.

57


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

* Hasan Emre Şenocak, “Avrupa Teror Orgutleri ve Ulke Uygulamaları”, Istanbul, Platin, 2006. * James Mandrell, “ ‘It Couldn’t Happen Here’ A Cross- Cultural Rhethoric”, South Atlantic Quarterly Spring, 2007.

58


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

ARAŞTİRMA HRANT DİNK NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ? Tevfik Burak ÖZ– Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. sınıf öğrencisi

Bu çalışmada, Hrant Dink’in kim

başvurarak

ismini

“Fırat”

olarak

oldugu, oldurulmesine giden sureçte nasıl

degiştirmiştir. Hrant Dink ve eşi Rakel

hedef gosterildigi, olumunun ardından

Dink, bu donemde içinde yetiştikleri Tuzla

yaşanan dava sureçleri ve “derin devlet”i

Çocuk Kampı´nın yonetimini ustlenerek

sorgulamak isteyen iktidarın Hrant Dink

pek çok kimsesiz Ermeni çocuguna sahip

cinayetini neden başlangıç noktası olarak

çıkmışlardır. Tuzla Kampı´na "Ermeni

kabul ettigi ifade edilmeye çalışılacaktır.

militan yetiştirildigi" suçlaması ile Devlet tarafından el konulması sonrasında Dink,

HRANT DİNK KİMDİR?

siyasal goruşleri nedeniyle de uç kez

Hrant Dink, 15 Eylul 1954'te

gozaltına alınmış ve tutuklanmıştır.

Malatya'da dogmuştur. Annesi, babası ve

Kardeşleriyle birlikte bir kitabevi

iki kardeşiyle birlikte Istanbul’a goç

işleten Dink, 90’lı yıllarda Ermenice

ettikten

gunluk

sonra

Gedikpaşa

Ermeni

Marmara

gazetesinde

Ermeni

Yetimhanesi’nde buyumuşlerdir. Incirdibi

tarihine ilişkin Turkiye´de çıkan kitaplara

Ilkokulu’nda okumuşlar ve yazları da

yonelik

okulun

başlamıştır. 5 Nisan 1996’da ilk sayısı

Tuzla’daki

barınmışlardır. Universitesi

Hrant Fen

kampında Dink,

Istanbul

Fakultesi

Zooloji

eleştiri

yayınlanan

haftalık

yazıları Agos

yazmaya gazetesi,

Istanbul’da Turkçe-Ermenice yayımlanan

Bolumu’nden mezun olmuştur. Burada

ilk

okurken

Gazetenin hedefi, Turkiye Ermenilerinin

Komunist

yasadışı

TKP/ML

(Turkiye

Partisi/Marksist-Leninist)

gazete

devlet

olarak

nezdindeki

tarihe

geçmiştir.

sorunlarını

kendi

orgutunde siyaset yapan Hrant Dink,

sesinden dile getirerek geniş kamuoyunun

siyasi kimligi ile Ermeni cemaati arasında

destegini almak ve Ermeni kultur ve

bir bag kurulmaması için mahkemeye

kultur ve tarihini ana kaynagından Turk

59


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

toplumu ile paylaşmaktır. Yazdıgı yazılar

sergiledigi için hedef olarak gosterilmeye

nedeniyle sık sık hakkında soruşturma ve

başlamıştır. Asıl yogun yargı surecinin

dava açılan Hrant Dink, Ermeni diasporası

başlangıç noktasını, 6 Şubat 2004’te,

ile yaşadıgı tartışmalarla da gundeme

Agos’ta "Sabiha-Hatunun Sırrı" başlıgıyla

gelmiştir. Ermeni kimliginin yanı sıra

yayınladıgı

solcu kimligi ile de one çıkan bir yazar

Haberde, Ataturk´un manevi kızı Sabiha

olan

Ermeni

Gokçe´nin Ermeni kokenli oldugu ve

olaylarına ilişkin Batılı ulkelerin tavrını

Ermenistan´da akrabalarının bulundugu

sık sık eleştiri konusu yaparken aynı

ifade

zamanda Turkiye’nin Avrupa Birligi’ne

Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan

uyeligini destekleyen goruşleriyle de ilgi

Gazalyan, kendisinin Gokçen’in yegeni

çekmiştir.

oldugunu ve Ataturk’un manevi kızı

Hrant

Dink,

ozellikle

haber

oluşturmuştur.

edilmektedir.

Antep

asıllı

Hrant Dink’in, bir siyasal figur

Sabiha Gokçe´nin aslında yetimhaneden

olarak hedef haline getirilmesinde onun

alınmış bir Ermeni yetim oldugunu iddia

goruşlerinin çok onemli bir yeri olmuştur.

etmiştir. Bu haber uzerine basında birçok

Turkiye

gazete ve gazeteci Hrant Dink’e eleştiri

ile

komşuluk

Ermenistan

ilişkilerinin

arasında

tesisi,

sınırın

getirmiştir.

açılması, Turkiye´nin demokratikleşme surecinin

desteklenmesi

21 Şubat 2004’te, Hurriyet gazetesi

ve

1915

manşetinde "Sabiha Gokçen mi Hatun

uzerinde

acıtıcı

Sebilciyan mı" başlıgına yer vermiştir.

rakamsal bir anlayış yerine kalanlar

Ertesi gun, “Hayır Boşnak’tı” haberiyle bir

uzerinden, karşılıklı iki halkın onurunu

onceki gunku resmi goruşun sınırlarını

gozeten empatik bir uslupla konuşulur

zorlayan

kılınması, konuya ilişkin resmi tez dışında

istenmiştir. Aynı gun, Genel Kurmay

alternatif yayınların da yaygınlaşması

Başkanlıgı,

konularını gundeme getirmiştir.

Ataturk’un manevi kızı olması hem de ilk

olaylarının

olenler

ifadeler Sabiha

dengelenmek Gokçen’in

hem

kadın savaş pilotu olması nedeniyle ulusal HEDEF GÖSTERME KAMPANYALARI VE

bir sembol oldugunu belirtmiştir. Bu

YARGILANDIĞI DAVALAR

nedenle, boyle bir tartışmanın içerisine

Hrant Dink, kendi deyimiyle 1, Agos

sokulmasının

ulusal

butunlugu,

Gazetesi’ni çıkardıgı gunden beri “Ermeni

Ataturk’un milliyetçilik anlayışını, ilke ve

sorununu” dile getirdigi ve Turk resmi

inkılaplarını

tezinin

şekilde belirtmiştir. Ardından, Hrant Dink

hoşuna

gitmeyen

bir

duruş 60

zedeleyecegini

sert

bir


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

Istanbul Valiligi’ne davet edilmiş ve Vali

Hrant

Dink’in

yazısında

geçen

Yardımcısı Erol Gungor´un makamında,

"Turk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini

kendilerini Vali Yardımcısı´nın yakınları

dolduracak

olarak tanıtan ve kimligi belirsiz iki kişi

Ermenistan’la kuracagı asil damarında

tarafından uyarılmıştır.

mevcuttur." ifadesi, yazının baglamından

Genel

olarak

temiz

kan,

Ermenilerin

bakıldıgında,

koparılarak Dink hakkında "Turklugu

Hurriyet, Sabah, Milliyet, Akşam, Once

neşren tahkir ve tezyif etmek" suçundan

Vatan, Radikal, Tercuman, Ortadogu, Yeni

dava açılmış ve 6 ay hapis cezasına

Çag, Yeni Şafak gazeteleri Genel Kurmay

mahkum edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet

Başkanlıgı’nın yaptıgı açıklamaya destek

Başsavcılıgı bu karara itiraz etmiş, ancak

vermiş ve Hrant Dink eleştirilmiştir.

itirazı

Ozellikle

milliyetçi

tarafından reddedilmiştir. 3 Hrant Dink´in

gazeteler olan Yeni Çag, Once Vatan ve

karara ilişkin açıklamaları uzerine de

Ortadogu gazetelerinde “ Turk duşmanı

"yargıyı etkilemeye çalışmak"tan yeni bir

bir Ermeni” ifadesiyle Hrant Dink hedef

dava açılmıştır.

ulusalcı

gosterilmiştir.

2

ve

aşırı

Ayrıca, Hurriyet gazetesi

Yargıtay

Ceza

Genel

Kurulu

Davanın ilk duruşmasına adliyenin

yazarı Emin Çolaşan, bireysel olarak hedef

dışında,

gosterme kampanyasını yogun bir şekilde

salonunda davaya mudahil olmak isteyen

surdurmuştur.

kişiler

24 Şubat 2004 tarihli

koridorlarda protesto

ve

duruşma

gosterilerinde

makalesinde Emin Çolaşan, Dink’in, 13

bulunmuştur. Hrant Dink ve avukatlarına

Şubat’ta Agos’ta çıkan bir yazısını ele

fiziksel ve sozlu şiddet uygulanmıştır.

almıştır. O makalenin içinden tek bir

Hrant Dink, Birgun gazetesinde

cumleyi

cımbızlamıştır:

boşalacak

o

dolduracak

zehirli

temiz

"Turk’ten

kanın

kan,

yayınlanan,

yerini

Avrupa

Birligi

ile

muzakerelerin başlamasıyla ilgili olan

Ermenilerin

"Hoş

Gidişler

Ola"

başlıklı

yazısı

Ermenistan’la kuracagı asil damarında

sonrasında, 9 Ekim 2004’te ise Yeniçag

mevcuttur." Boylece, Hrant Dink’in Turk

gazetesinde

duşmanlıgı yaptıgı ortak bir kampanyayla

manşetle

dile getirilmeye başlamıştır. Ulku Ocakları,

gazetesinde,

Agos’un onunde "Ya sev ya terk et", “Bir

yayınlanan "301e Karşı 1 Oy" başlıklı

gece

“Kahrolsun

haber nedeniyle de Hrant Dink, Sorumlu

ASALA” şeklinde bagırmıştır. Işçi Partisi,

Yazı Işleri Muduru Arat Dink ve Imtiyaz

protesto yuruyuşu yapmıştır.

Sahibi Sarkis Seropyan hakkında dava

ansızın

gelebiliriz”,

61

"Ermeniye hedef 21

Bak"

başlıklı

gosterilmiştir. Temmuz

Agos

2006’da


İZDÜŞÜM DERGİSİ

açılmıştır.

SAYI 3/ MAYIS 2012

Haberde,

Dink´in

Reurters

2004'de Trabzon'da McDonald's'a bomba

Ajansı’na verdigi demeçteki “Ermenilere

koyarak altı kişinin yaralanmasına sebep

soykırım uygulandıgı” ifadesi nedeniyle

olan Yasin Hayal, azmettirici oldugu

“Turklugu

suçundan

gerekçesiyle tutuklanmıştır. Yasin Hayal,

hakkında dava açılmıştır. Hrant Dink

tutuklandıktan bir sure sonra cinayetin

oldukten sonra ise, hakkında 301’den

polis muhbiri Erhan Tuncel tarafından

açılan davalar duşmuştur.

planlandıgını açıklanmıştır. Iddialara gore

aşagılamak”

polis muhbiri olan Tuncel, Hayal'in Dink'i HRANT

DİNK’İN

ÖLÜMÜ

VE

oldurmeyi planladıgını polise on yedi kez

SONRASINDAKİ GELİŞMELER

bildirmiştir.

Hrant Dink, 19 Ocak 2007´de Agos gazetesinin

onunde

oldurulmuştur.

Ilk

kurşunlanarak olarak,

HRANT DİNK DAVASI VE “BİR DERİN

deliller

DEVLET OYUNU”

geregince Ogun Samast katil zanlısı olarak

2 Temmuz 2007’de Hrant Dink

Samsun’da yakalanmış ve suçunu itiraf

davası başlamıştır. Başta Erhan Tuncel,

etmiştir. Tutuklanma sırasında çekilen ve

Yasin Hayal ve Ogun Samast olmak uzere

ilk olarak TGRT kanalında yayımlanan

on sekiz kişi şupheli olarak gorulmuştur.

Ogun Samast'ın elinde Turk bayragı

2012 yılına kadarki beş yıllık sure

tuttugu ve arkasında Ataturk'un "Vatan

zarfında, Hrant Dink cinayetinin hiçbir

topragı

orgutle ilgisi olmadıgı ve uç-beş gencin

kutsaldır.

edilemez.”

sozunun

fotografları

tepki

fotograflarda, Ogun

yaptıgı

terk

gorundugu

toplamıştır.

guvenlik

Samast'a

muamelesi

Kaderine

bir

Bu

kuvvetlerinin tur

“milliyetçi”

duygularla

giriştikleri

kararıyla

eyleme

Hrant

Dink

sonsuzluga ugurlanmıştır.

kahraman

gorulmektedir.

bu

Hrant Dink ve ailesinin avukatı

29

Fethiye

Çetin’in

hazırladıgı

dava

Ocak’ta tutuklamayı soruşturmak uzere

raporlarına ve davayla ilgili yapılan veri

Samsun’a gonderilen mulkiye mufettişinin

taramalarına gore, Hrant Dink cinayetinde

raporunda,

devlet kurumlarının haberdar oldugu ve

bu

ortamın

zanlının

konuşturulması için bir taktik olarak

buna

hazırlandıgı ve herhangi bir suç teşkil

amacıyla bilgileri ortbas ettigi sonucu

etmedigi belirtilmiştir. Bunun uzerine

çıkmaktadır.

takipsizlik kararı alınmıştır.

emniyet

Ogun Samast'ın ardından, 24 Ekim

ragmen

bazı

kişileri

Trabzon

mudurlukleri,

korumak

jandarma Hrant

cinayetinin planlandıgını bilmesine 62

ve Dink


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

ragmen bu bilgiyi Istanbul’a ilettigini iddia

gerekçesiyle bazı oluşumlar tarafından “iç

etmiştir. Ancak, Istanbul’daki kurumlar bu

tehdit” unsuru olarak gorulmuştur.

ifadeyi dogrulamamıştır. Bu gibi çabalarla

Av.

Fethiye

Çetin,

gunumuze

cinayetin ihmalini uzerlerinden atmak

kadarki sureci şu şekilde ozetlemiştir:

istemişlerdir.

4

“Burada

soruşturma

kapsamı

Dava sureçlerinde ise, dar

tutulmuş,

işaret

edilen

mekanizmaların

kurumlar

Dink

ve

cinayetinin

yalnızca Ogun Samast, Yasin Hayal ve

hazırlanması, işlenmesi, cinayetin ardından

Erhan Tuncel arasındaki iletişim on plana

delillerin gizlenmesi, karartılması, gerçeğin

çıkarılmış ve bu kişilerin destek aldıkları

üstünün

baglantılar goz ardı edilmiştir. Av. Fethiye

sınırlarının ve çerçevesinin çizilmesi ve bu

Çetin, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in, BBP

sınırların dışına çıkılmamasındaki uyumu

(Buyuk Birlik Partisi) uyesi olduklarını ve

dikkat çekicidir. Esasen bu uyum, cinayetin

bu

meşrulaştırılması yanında cezasızlığını da

nedenle

kapsamına

partinin

alınması

soruşturma

gerektigini

ifade

örtülmesi,

olağanlaştıran

etmektedir.

yargı

güçlü

süreçlerinin

bir

aygıtın

ve

zihniyetin varlığına tekabül etmektedir.

Hrant Dink’in 2004’ten itibaren

Cinayetin gerçek failinin, yani azmettirenin

hedefe alındıgı, devletin içerisindeki bazı

dokunulmazlığını

“derin” unsurların çarkı dondurmeye

meşrulaştıran bu sistemin gerçekte cinayeti

başladıgı gorulmektedir. Hrant Dink’in

olağanlaştıran

2004’te Sabiha Gokçen ile ilgili yazdıgı

yarattığını ve benzerleri gibi Hrant Dink

yazı

cinayetinin

uzerine

Istanbul

Valiligi’ne

ve bir

de

cezasızlığını

zihniyet

dokusu

aydınlatılamayarak

bu

çagrıldıgında goruşmede bulunan kimligi

aygıtın ve zihniyetin her seferinde yeniden

belirsiz kişilerin, dava suresince MIT

üretildiğini

(Milli

mümkündür.”

Istihbarat

Teşkilatı)

oldukları açıga çıkmıştır.

5

gorevlisi

Bu baglamda,

net

Sonuçta,

olarak Hrant

söylemek

Dink’in

bazı

Hrant Dink MIT tarafından da tehdit

oluşumlar tarafından kasten olduruldugu,

edilmiştir.

iktidar

2001

yılında,

MGK

(Milli

mekanizmasını

Guvenlik Kurulu) Siyaseti Belgesi’nde,

bulunduranların

azınlık

bilmelerine ragmen goz ardı ettikleri

faaliyeti

yurutmenin

yanında

boyle

elinde gerçekligi

misyonerlik faaliyeti yurutmek de bir “iç

duşunulmektedir.

tehdit” unsuru olarak kabul edilmiştir.

Ergenekon yapılanmasını yargılayabilmek

Hrant Dink de hem azınlık faaliyeti hem

için

de

oluşumların varlıgının kanıtlanmasının

misyonerlik

faaliyeti

yuruttugu 63

devlet

Bunun

bir

nedeni

içerisindeki

ise,

“derin”


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

gerekliligidir. Boylece, Hrant Dink, derin devleti açıga çıkarmanın bir aracı olarak oldurulmuştur. AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) cinayetin oncesindeki sureçte gorev yapan çeşitli kamu personelini, cinayet

sonrasında

çeşitli

terfilerle

“odullendirmiştir”. AKP, Ankara’nın eski karanlık

dehlizlerinden

kurtulmaya

çalışırken, yenilerini yaratmıştır. Sonuç olarak,

Hrant

çatışmalardan

Dink dolayı

devlet

içi

guvercin

tedirginligiyle aramızdan ayrılmıştır.

__________________________________ Dink, H.,”Neden Hedef Seçildim”, 12 Ocak 2007, http://bianet.org/bianet/bianet/90517-nedenhedef-secildim 1

Ilıcak, N., “Ya Sev Ya Terk Et!”, 23 Ocak 2012, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/0 1/23/ya-sev-ya-terk-et 2

Ilıcak, N., “Kronoloji”, 20 Ocak 2012, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/0 1/20/kronoloji 3

Ilıcak, N., “Hrant Dink cinayeti gerçekler, yalanlar”, 12 Ocak 2012, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/0 1/12/hrant-dink-cinayeti-gercekler-yalanlar 4

5 “Hrant

Dink Davası Dördüncü Yıl Raporu”, http://www.hranticinadaleticin.com/tr/belgeler.p hp

64


İZDÜŞÜM DERGİSİ

SAYI 3/ MAYIS 2012

KAYNAKÇA * Dink, H., “Neden Hedef Seçildim”, 21 Ocak 2007, http://bianet.org/bianet/bianet/90517-neden-hedef-secildim

* Goktaş, K., “Turkiye’de Basının Kamuoyu Oluşturması Ornek Olay: Hrant Dink’in Hedef Haline Gelen Bir Siyasal Figure Donuşturrulmesi”, Yayınlanmamış yuksek lisans tezi, Ankara Universitesi, 2007.

* “Hrant Dink Davası Birinci Yıl Raporu”, http://www.hranticinadaleticin.com/tr/belgeler.php

* “Hrant Dink Davası Ikinci Yıl Raporu”, http://www.hranticinadaleticin.com/tr/belgeler.php

* “Hrant Dink Davası Uçuncu Yıl Raporu”, http://www.hranticinadaleticin.com/tr/belgeler.php

* “Hrant Dink Davası Dorduncu Yıl Raporu”, http://www.hranticinadaleticin.com/tr/belgeler.php

* Ilıcak, N., “Hrant Dink cinayeti gerçekler, yalanlar”, 12 Ocak 2012, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/01/12/hrant-dink-cinayeti-gercekler-yalanlar

65


* Ilıcak, N., “Kronoloji”, 20 Ocak 2012, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/01/20/kronoloji

* Ilıcak, N., “Ya Sev Ya Terk Et!”, 23 Ocak 2012 http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/01/23/ya-sev-ya-terk-et

* Laçiner, O., “Omer Laçiner ile Soyleşi: Bütün Faşist Cinayetler Pusuda İşlenir”, 30 Ocak 2007, http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=252

66


67

İzdüşüm Dergisi  

Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğrenci Topluluğu Düşünce Dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you