Page 1

YAS AM

SAYI

ISSN: 1306-5653

73

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

NÜKLEER ENERJİ GEREKLİ Mİ DEĞİL Mİ? l DOSYA: DİJİTAL ÇAĞA HAZIR OLUN l ETİK VE İTİBAR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI ASIM BARLIN l İLÇE: BAHÇELİEVLER l GAZETECİLERİN ŞEREF ABİSİ l YÖNETMEN TOLGA KARAÇELİK İLE SÖYLEŞİ l ADRENALİN TUTKUNU VE EĞİTİM SEVDALISI MESLEKTAŞ


başkandan

Sevgili İSMMMO Ailesi,

Baharı derinden hissettiğimiz ve yazın geldiği Mayıs ve Haziran aylarına girmiş bulunuyoruz. Bu iki ay çok önemli gün ve bayramları bünyesinde barındırıyor. Herkesin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü gönülden kutluyorum. Emeğin daha kıymetli olacağı yarınlar diliyorum. Bu güzel ve anlamlı gün başka amaçlarla gölge düşürülmeden, şenlik havasında kutlandı. İSMMMO olarak biz de kutlamalar da yerimizi aldık. Siyasi partiler, meslek örgütleri 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününde Maltepe Miting Alanında bir araya gelip İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutladı. ‘Yaşasın 1 Mayıs’ pankartıyla yürüyüş gerçekleştiren Oda kortejimize çok sayıda meslek mensubumuz katılım sağladı. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’mız da kutlu olsun. Anneler ve Babalar Günü de Mayıs ve Haziran ayında kutlanıyor. Değerli varlıklarımız anne ve babalarımızın gününü en içten dileklerimle kutluyorum. 15 Haziran ise Ramazan Bayramı. Ramazan Bayramı’nızı da gönülden kutluyorum. Diğer yandan İSMMMO olarak meslek mensuplarımızın sürekli gelişimi için de çaba gösteriyoruz. Önümüzdeki günlerde KGK’nın Sürekli Eğitim Tebliği’ne uyumlu eğitimlerimiz başlayacak. Bu konuda gerekli başvurularımızı yaptık. Aynı zamanda ilçelerimizde de eğitimlerimiz devam ediyor... Evet, odamızla ilgili bilgileri verdikten sonra dergimize dönelim. Bu ay size dopdolu bir içerik sunacağız. Kapak konumuzu gündemden hiç düşmeyen nükleer enerjiye ayırdık. Türkiye, Sinop, Mersin ve Trakya’da kurulması planlanan 3 ayrı nükleer santral projesi için yatırımlara tam gaz devam ederken, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu verilerine göre, bugün dünyada toplam 30 ülkede faal 449 nükleer reaktör bulunuyor. 15 ülkede ise 56 yeni reaktörün yapımı devam ediyor. Ancak yeni dijital devrimle Avrupa santrallerin kapısına bir bir kilit vururken, Türkiye’de nükleer tartışmaları da yatırımlar gibi tam gaz devam ediyor… Dosya konumuz ise dijital dönüşüm. Dijital dönüşüm ile gümbür gümbür gelen 4. Sanayi Devrimi’nin diğerlerinden farkı ise bugüne kadar meydana gelmiş tüm devrimleri birbirine bağlayacak olması… Zirvedekiler’de konuğumuz ise, Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Yönetim Kurulu Başkanı Asım Barlın. Barlın, yolsuzluğun dünya genelinde iş yapma maliyetini yüzde 10 artırdığını belirtiyor. Medya söyleşilerimizde sayfalarımızı Sabah Gazetesi yazarı ve Ekonomi Servisi Müdürü Şeref Oğuz süslüyor. Oğuz, yazılı basının sosyal medyayla rekabeti konusunda, “İnternet ve sosyal medyayı dışarıda bırakacak hiçbir analiz veya strateji, bizim mesleğin yarınında söz sahibi olamaz. Editörlerin daha da değerli hale geldiği bir dünyadayız artık. Önemimiz azalmıyor, aksine artıyor” diyor. Sanatçı sayfalarımızda Türk sinema ve dizi dünyasının son dönemde yetiştirdiği genç ve başarılı yönetmenlerden biri Tolga Karaçelik var. Kelebekler filmiyle Sundance Film Festivali’nde en iyi film ödülü kazandı. Yurtdışında sizi Portekiz’e götürüyoruz. Avrupa’nın en güneybatısında... Sunduğu doğal güzellik ve tarihle dünyanın pek çok ülkesinden turistleri çekmeyi başarıyor. İstanbul’da ise Bahçelievler semtindeyiz. Günümüzde, ulaşım kolaylığı, üniversiteleri, hastaneleri ve AVM’leri ile İstanbul’un yaşam merkezlerinden biri haline geldi.... Lezzet, Kültür Sanat, Mizah, Teknoloji, Kitap, Sinema, Eğitim, Sağlık ve Dostlarımız.... Keyifli okumalar dilerim.

Yücel Akdemir

İSMMMO ISSN: 1306-5653

YAS AM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yücel Akdemir Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Gülgün Öztürk

YAYINA HAZIRLAYANLAR Nil Demirciler, Ela Gökmen, Ayşegül Emir, Gaye Delen basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

l DANIŞMA KURULU

Yücel Akdemir, Yahya Arıkan, Erol Demirel, Orhan Sarıgene, Cemile Kuzu, Ali Haydar Tunç, Gülgün Öztürk, Adem Çalışkan, İbrahim Balcıoğlu, Turgay Kanarya, Halil İbrahim Avcı, Alim Karataş, Taner Yüceur, Nadir Hikmet Güneş, Aysel Tümer, Ayhan Çorapçı, Çiçek Yağmur, Mithat Erdoğan, İbrahim Şennur, Nilgün Saraçer, Sebahaddin Kunaçaf, Ahmet Karakılınç, Hayrettin Özbakır, Bilal Karayazı, Nihat Savaş, Fahrettin Ravanoğlu, Nevzat Pamukçu, Murat Düzgün, Halim Bursalı, Yıldız İrgin, Murat Ceyhan, Süheyla Öztürk Selçuk, Hacı Demir, Sabri Karakaşlıoğlu, Hafize Öztürk, Mustafa Çanakçıoğlu, Oğuzhan Bahadır, Kazım Mermer, Ali Ekber Özkan, Yılmaz Bolgün, Hüsniye Sezgin, Emel Duman Yücetürk, Sevda Rızvanoğlu, Metin Gökdağ, Hüseyin Turna, Mustafa İrfan Yalçın, Turan Karabulut, Mahmut Şahin, İskender Demirci, Alper Karakaş, Filiz Bülbül, Arif Mert, Saadet Gençoğlu, Yalçın Sütütemiz, Özlem Gül Er, Cumhur Karatepe, Serdar Murat Akın, Yeşim Özer

l BASILDIĞI YER:

l Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 3.000 adet basılır. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. l Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80


KAPAK

‘Nükleer gerçek’ Türkiye, Sinop, Mersin ve Trakya’da kurulması planlanan 3 ayrı nükleer santral projesi için yatırımlara tam gaz devam ederken, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) verilerine göre, bugün dünyada toplam 30 ülkede faal 449 nükleer reaktör bulunuyor. 15 ülkede ise 56 yeni reaktörün yapımı devam ediyor. Ancak yeni dijital devrim ile birlikte Avrupa santrallerin kapısına bir bir kilit vuruyor.

16

İÇİNDEKİLER

Z İ R V E D E K İ L E R

’Günümüzde en önemli şirket varlığı artık itibar’ Etik ve İtibar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Asım Barlın, yolsuzluğun dünya genelinde iş yapma maliyetini yüzde 10 artırdığını belirterek, “Ülke olarak almamız gereken çok önemli mesafeler olsa da yapılan çalışmaların umut verici olduğunu düşünüyorum” diyor. 12

D O S YA

Dijital çağa hazır olun! Dijital dönüşüm ile gümbür gümbür gelen 4. Sanayi Devrimi’nin diğerlerinden farkı ise bugüne kadar meydana gelmiş tüm devrimleri birbirine bağlayacak olması… Üstelik bu bağlantı sadece geçmiş ve geleceği değil, insanlar ve bitkiler dahil tüm canlılar ile tüm nesneleri kapsıyor… 26


GÜNDEMİN SESİ

R E N K L İ

Y A Ş A M

Adrenalin tutkunu ve eğitim sevdalısı

Gazetecilerin Şeref Abisi Sabah Gazetesi yazarı ve ekonomi müdürü olan Oğuz, teknoloji ve bilgi ekonomisi konusunda uzman kişilerden. Oğuz, yazılı basının sosyal medyayla rekabeti konusunda, “İnternet ve sosyal medyayı dışarıda bırakacak hiçbir analiz veya strateji, bizim mesleğin yarınında söz sahibi 22 olamaz” diyor.

YAŞAMIN PORTRESİ

‘İstanbul dışında film çekmek ekonomik’ Türk sinema ve dizi dünyasının son dönemde yetiştirdiği genç ve başarılı yönetmenlerden biri Tolga Karaçelik. Kelebekler filmiyle Sundance Film Festivali’nde en iyi film ödülü kazanan Tolga Karaçelik, genelde film ve dizilerini İstanbul dışında ekonomik olması nedeniyle çekmeyi tercih ediyor. 32

KARİYER

Ithaca Kralı’ndan bugüne: Mentorlük Kimi zaman mitolojik bir hikayede kimi zaman Fatih Sultan Mehmet ve Akşemseddin arasındaki ustalık ilişkisinde karşımıza çıkan ‘yol gösterici’ yani mentorlük, artık kariyer dünyasının ve şirket içi eğitimlerin ayrılmaz bir parçası…

36

Dr. Atilla Büyükçoban, adeta on parmağında on marifet olan bir meslek mensubu. İş yaşamındaki başarılarına hobilerini de eklemeyi başarıyor. Adrenalin dolu sporlarla ilgilenen Büyükçoban, Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli bölgelerinde tüplü dalış yapıyor, kayak sporuyla ilgileniyor ve motoruyla gezmekten keyif alıyor... 30

6 2 .

G Ü N

6

İSMMMO HABER

8

SAĞLIK

38

E Ğ İ T İ M

40

DOSTLARIMIZ

42

L E Z Z E T

44

EVİM EVİM

46

G E Z İ - D Ü N YA

48

G E Z İ - İ S TA N B U L

52

K Ü LT Ü R - S A N AT

56

SİNEMA - DVD

58

K İ TA P

60

T E K N O - YA Ş A M

62

MİZAH

64


1 Mayıs coşkusu Türkiye’nin dört bir yanında 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü coşkuyla kutlandı. Başta İstanbul olmak üzere İzmir, Ankara, Antalya’daki kutlamalar görülmeye değerdi İstanbul: 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde, Taksim Meydanı’na çıkan yollar araç trafiğine kapatıldı. Etrafı bariyerlerle çevrilen Taksim Meydanı’nda geniş güvenlik önlemleri alındı. Ankara: 1 Mayıs kutlamalarında bazı gruplar polisin kurduğu arama noktalarında uyarıları dikkate almayarak gerginlik çıkarttı. Ancak genelde büyük coşku vardı. Bolu: Binlerce işçi 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü bir arada kutlarken, inşaat ve temizlik işçileri çalışmaya devam etti. Bolu Belediyesi’ne bağlı temizlik firmasına bağlı

taşeron işçi Nevzat Güler, “Herkesin 1 Mayıs’ı kutlu olsun” dedi. Van: Van’ın Tuşba Belediye Başkanı Doç. Dr. Fevzi Özgökçe, “Tüm işçi kardeşlerimin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü yürekten tebrik eder ve en kalbi duygularımla selamlıyorum” dedi. Manisa: Manisa’nın Sarıgöl Ziraat Odası Başkanı Ali İhsan Ülgen, üzüm bağlarında çalışan tarım işçilerini ziyaret ederek, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutladı, karanfil dağıttı. İzmir: 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan vatandaşlar ellerindeki pankartlarla etkinliğin yapılacağı Gündoğdu Meydanı’na yürüdü.

Eskişehir: TÜRK-İŞ’e bağlı işçi sendikalar ve çeşitli STK’lar vatandaşlarla kutlama yaptı. Tokat: Niksar ilçesinde 1 Mayıs İşçi Bayramı dolayısıyla belediye başkanı tarafından belediye işçilerine kahvaltı düzenlendi. Zonguldak: 1 Mayıs İşçi Bayramı Çaycuma’da halaylar çekilerek kutlandı. Edremit: Baraj caddesinden, Azerbaycan Bulvarı üzerinden, Şehit Hamdi Bey eydanına yürüyen kutlama korteji 1 Mayıs’ı kutladı. Antalya: Antalya Perge Antik Kentinde çalışan işçiler, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla tarihi kulede pasta keserek kutlama yaptı. Adana: 1 Mayıs kentte coşkuyla kutlandı. Kutlamalarda Çorum Belediyesi Mehter Takımı’nın gösterisi büyük ilgi gördü.

62. GÜN

Dilekler dilendi, ateşten atlandı Tüm Türk dünyasında bilinen bayramlardan biri olan Hıdrellez, baharın gelişinin kutlanmasını sembolize eder... Hıdrellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla gül dalına dilekleri bağlamak, ateşten atlamak gibi ritüeller yapılır. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi herhangi bir yere istedikleri şeyin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanılır... Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle

6 l İSMMMO YAŞAM

kutlanır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır. Hıdrellez günü, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan gününe denk gelir.... Yaygın bir inanca göre Hızır, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölmezliğe ulaşmış; zaman zaman özellikle baharda insanlar arasında dolaşarak zor durumda olanlara yardım eden, bolluk-bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında ermiş bir ulu kişidir. Hızır’ın hüviyeti, yaşadığı yer ve zaman belli değildir. Hızır, baharın, baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür. Ülkemizde Hıdrellez Bayramı 6 Mayıs’ta

kutlanır. Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bu günü Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St.Georges Günü olarak kutlamaktadır. Büyük şehirlerde daha az olmak üzere, kasaba ve köylerde hıdrellez için önceden hazırlıklar yapılır. Bu hazırlıklar, evin temizliği, üst-baş temizliği, yiyecek-içeceklerle ilgili hazırlıklardır. Hıdrellez gününden önce evler baştanbaşa temizlenir. Çünkü temiz olmayan evlere Hızır’ın uğramayacağı düşünülür. Hıdrellez günü giyilmek üzere yeni elbiseler, ayakkabılar alınır.


Gençlik ve Spor Bayramı kutlandı Anne ve babalar için 2 özel gün Bizi doğuran, uykusuz gecelere rağmen sıkı sıkı sarıp sarmalayan, düştüğümüzde dizlerimizi ovalayıp bizi avutan annelerimiz baş tacımız. Her ne kadar annelerin hakkın ödenmez dense de her yıl mayıs ayının ikinci pazarı Anneler Günü olarak kutlanır. Bu yıl da 13 Mayıs’ta çocuklar annelerine en güzel, en özel hediyeleri alıp annelerini mutlu etti. Annelerini yitirenler için bu özel gün buruk geçse de hakkı hiçbir zaman ödenemeyecek annelerimizi mutlu etmeye çalıştık... Anneler Günü’nün nereden ortaya çıktığı ile ilgili birçok rivayet bulunmaktadır. Bunlardan en çok konuşulanı ise ABD’nin Virginia eyaletinde ikamet eden öğretmen Anna Jarvis isimli bir kadın, 1905 yılında vefat eden annesi için her yıl kutlama yapmak istedi. Bu kutlama ilk kez, 1908 yılında bir okulda 407 çocuk ve anneleriyle gerçekleşti. Anna’nın bu girişimi, temsilciler meclisi tarafından

uygun görülmemiş, resmiyete kavuşturulmamıştı. Anna bu durumu, medya ve politikacıların önde gelen isimlerine paylaşmış, bu çabalar sonunda 1914 yılının ikinci pazarı Anneler Günü olarak ilan edildi. Bir süre sonra Anneler Günü’nün ticarileştiğini gören Anna, davalar açmış fakat hiçbirisini kazanamamıştır.... Annelere özel bir gün olur da babalar unutulur mu? Her yıl Haziran ayının üçüncü pazar günü Babalar Günü olarak kutlanmakta. Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910’da Washington Spokane’da kutlandı. 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Calvin Coolidge kutlamaları destekledi ancak resmi olarak Babalar Günü ilan etmedi. 1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar Günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımladı. 1972 yılındaysa başkan Richard Nixon’ın imzasıyla Babalar Günü yasal olarak ABD’de resmi tatil ilan edildi.

62. GÜN

Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı gün olan 19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Gençlik ve Spor Bayramı olarak da kutlanmaktadır. Türk milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Nutuk’u 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışı ile başlatmasından anlaşılmaktadır. Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silahlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve bir şeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattı. Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18 Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti. Bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti.

İSMMMO YAŞAM l 7


İSMMMO HABER

‘Yaşasın 1 Mayıs’

8 l İSMMMO YAŞAM

Siyasi partiler, meslek örgütleri 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününde Maltepe Miting Alanında bir araya gelip İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutladı. ‘Yaşasın 1 Mayıs’ pankartıyla yürüyüş gerçekleştiren Oda kortejimize çok sayıda meslek mensubumuz katılım sağladı. Oda Başkanımız Yücel Akdemir, TÜRMOB Genel Sekreteri Yahya Arıkan, Oda Başkan Yardımcımız Erol Demirel, Oda Sekreterimiz Orhan Sarıgene, Oda Saymanımız Cemile Kuzu, Oda Yönetim Kurulu Üyemiz Ali Haydar Tunç, Oda Yönetim Kurulu Üyemiz Gülgün Öztürk ve Oda Kurullarından pek çok temsilci kutlamada yer aldı. Katılımcıların alandaki yerini almasının ardından 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra DİSK Korosu tarafından çeşitli türküler, ‘1 Mayıs Marşı’ ve ‘Enternasyonal Marşı’ seslendirildi. Programın sona ermesiyle 1 Mayıs kutlamalarına katılan işçiler ve yurttaşlar alandan ayrıldı.


Makam koltuğu çocuklarda Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle İSMMMO Hizmet ve Kültür Binasında, Odamız ve Sosyal Etkinlikler Komitemiz tarafından düzenlenen etkinlikte meslek mensuplarımız ve çocukları bir araya geldi. Oda Başkanımız Yücel Akdemir ‘23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ dolayısıyla makam koltuğunu meslek mensuplarımızın çocuklarına devretti. İSMMMO Hizmet ve Kültür Binasında gerçekleştirilen etkinlikte meslek mensupları ve aileleriyle birlikte 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlandı. Etkinlikte çocuklar palyaçolarla, karikatüristle, illüzyon gösterisiyle ve ikramlarla neşeli vakit geçirirken Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı öğrencileri gerçekleştirdiği performansla büyük ilgi gördü. Oda Başkanımız Yücel Akdemir ve Sosyal Etkinlikler Komitesi Başkanı Sezer Asiye Karan’ın yerine günün anlam ve önemine uygun olarak çocuklar konuşma yaptılar, şiirler okudular.

EĞİTİCİ VİDEOLAR

İSMMMO HABER

23 Nisan ile ilgili çocuklara eğitici videolar gösterilirken, illüzyon gösterisi ve çeşitli aktivitelerin yer aldığı etkinlikte çocuklar aileleriyle birlikte güzel bir gün geçirdi. Oda Başkanımız Yücel Akde mir ‘23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ dolayısıyla Oda Başkanlık makamı meslek mensuplarımızın çocuklarına devretti. İSMMMO Kurucu Onursal Başkanı ve TÜRMOB Genel Sekreteri Yahya Arıkan, Oda Sekreterimizi Orhan Sarıgene, Oda Yönetim Kurulu Üyemiz Gülgün Öztürk ve Sosyal Etkinlikler Komitesi Başkanı Sezer Asiye Karan’ın da yer aldığı etkinlikte çocuklar 23 Nisan’a ilişkin konuşmalar gerçekleştirdiler.

İSMMMO YAŞAM l 9


İSMMMO HABER

‘Bize daha fazla ihtiyaç var’ Odamızın ‘7103 Sayılı Kanunla gelen SGK Düzenlemeleri ve SGK, İşkur Teşvikleri ve Asgari ücret Devlet Desteği’ başlıklı semineri Perpa’da yoğun katılımla gerçekleşti. Oda başkanımız Yücel Akdemir’in açılış konuşması gerçekleştirdiği seminere çok sayıda meslek mensubu katılım sağladı. Mesleki olarak katkı sunan Perpa yönetimine teşekkür eden Akdemir, katılımın yoğunluğunun bir hayli sevindirici olduğunu söyledi. Mesleğin geleceğine ilişkin bilgiler veren Akdemir, “2020 yılına geldiğimizde ne açılış, ne kapanış tasdikleri olacak, ne de bürolarımızda bir tane defter olmayacak. Teknolojinin getirileri oluyor, itiraz edemiyorsunuz. İlerleyen yıllarda bürolarımızda bir tane fiş, bir tane fatura olmayacak. Bunlara alışmamız lazım” dedi. Mesleğin farklı bir noktaya doğru ilerlediğini, muhasebe mesleğinin hiçbir şekilde kalkmayacağını ifade eden Akdemir, şunları söyledi: “Diyorlar ki, muhasebecilik kalkacak mı? Muhasebeciye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Şu anda öyle. Bu sene arkadaşlarımıza ilk defa avukatlar geliyor. Avukatlar defterlerini bize getiriyor. İşler biraz daha karmaşık olduğunda bize olan ihtiyaç artıyor. Muhasebe sistemini kurmayı, raporlama yapmayı, tabloları

10 l İSMMMO YAŞAM

analiz etmeyi, denetim yapmayı ihmal etmeyelim. Meslek bu tarafa doğru gidiyor. Görünen o ki yakın gelecekte defter tutma kalkacak. Bazı konulara engel olamıyoruz. İş değişiyor, böyle bakmak gerek geleceğe. Bu anlamda planlama yapmalıyız. 30 yıl sonra KDV iadesi ile ilgili yetki aldık. Bu bizim için önemli. Genelgelere, tebliğlere bakacağız. Önemli olan kanunun çıkmasıdır. Bazı hususlar bizim hoşumuza gitmeyebilir ama bunları düzelteceğiz. Mecliste bir iş daha yaptık

dedik ki madem bize sorumluluk veriyorsunuz, karşıt inceleme yetkisi de verin dedik. O incelemeyi çıkarttık. Bununla ilgili bir husus var. Diyor ki eğitimi başarıyla tamamlayanlar diyor. O konuda bakanlıkla da karşılıklı görüştük ve eğitimin bizim işimiz olduğunu söyledik. Eğitimleri de oda olarak biz yapacağız. İnanıyorum ki tüm arkadaşlarımız bu işin altından kalkacaklar. Mesleğimizin önemi artıyor. Bize ihtiyaç artıyor. Güçlerimizi birleştirip uzmanlık alanlarımızı oluşturalım.”


Bilirkişilikte yola devam Odamızın düzenlediği ‘Bilirkişilik Temel Eğitim’ sertifika programını başarıyla tamamlayanlara katılım belgeleri verildi. Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunarak yetki alan odamız ‘Bilirkişilik Temel Eğitimi’ programı ile ilgili eğitimlerine devam ediyor. On sekiz saati teori ve altı saati de uygulama eğitimleri alan meslektaşlarımıza düzenlenen törenle oda başkanımız Yücel Akdemir sertifikalarını verdi.

İki yaka eğitimle bağlandı

İSMMMO HABER

İSMMMO, meslektaş ve stajyerlerin gelişimine yönelik eğitimlerini İstanbul’un birçok ilçesinde sürdürüyor. İstanbul Anadolu ve Avrupa Yakası’nda gerçekleştirilen ‘7103 Sayılı Kanunla Gelen SGK Düzenlemeleri SGK, İşkur Teşvikleri ve Asgari Ücret Devlet Desteği’ başlıklı seminer meslektaşların yoğun katılımıyla düzenlendi. Alanında uzman eğitimcilerin yer aldığı eğitimlerde katılımlar yoğun bir şekilde gerçekleşiyor. Odamız ve TESMER İstanbul Şubesi’nin ortak düzenlediği seminerler ve mesleki eğitimler, alanında uzman eğitimcilerin katkılarıyla sürecek.

İSMMMO YAŞAM l 11


ZİRVEDEKİLER

’Günümüzde en önemli şirket varlığı artık itibar’

Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Yönetim Kurulu Başkanı Asım Barlın, yolsuzluğun dünya genelinde iş yapma maliyetini yüzde 10 artırdığını belirterek, “Bu da iş dünyası açısından kaldırılması çok zor bir yük. Bu durumdan ülkemizin de etkilenmemesi düşünülemez. Ülke olarak almamız gereken çok önemli mesafeler olsa da yapılan çalışmaların umut verici olduğunu düşünüyorum” diyor.

12 l İSMMMO YAŞAM


GAYE DELEN

DİJİTAL DÜNYAYA GEÇİŞ DE ETKİLEYECEK Gelecekle ilgili öngörüleriniz neler? Türkiye bu konuda nasıl adımlar atmalı? Artık yeni bir çağın eşiğinde olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Endüstri 4.0’dan bahsedilen dijital dünyanın tüm kolaylıklarının hayatımıza değdiği yepyeni bir çağın şafağında yer alıyoruz. Artık bilgiye çok kolay ulaşılabiliyor. Yeryüzünün hiçbir köşesinde yapılan hiçbir eylem kolay kolay gizli kalamıyor. Bu nedenle dünyada etkin kurumlar iş etiğini çok daha fazla önemsemeye başladılar. Çünkü artık kurumların itibarlarını korumasının ve işlerini düzgün olarak yürütmelerinin temel standartı etik ilkelerin eksiksiz uygulanması ile mümkün olabiliyor. Bu açıdan bakınca iş etiği konusunda tavizsiz hareket edenlerin kazandığı ve kazanacağı yeni bir ortam oluşmaya başladı. Çünkü artık sadece kurumlar değil, devletler de bu yeni dürüst ve adil ortamın faydalarını gördüler. Kontrol, tepki ve bu konu ile ilgili uygun cezalar oluşmaya başladı. İş etiğinin böyle kabul görmesi ile çalışanların da etik standartlarını yükseltmeye çalışmasından sadece iş dünyası değil, tüm toplum kazançlı çıktı. Sonuçta bu bir zincirleme etik mücadelesi haline geldi. İşte bu yüzden etik bir iş dünyasının yaratılması konusunda bütün ülkeler neredeyse bir yarış halindeler. İlk başta belirttiğim gibi dijital dünyanın hızı ve erişebilirliliği bu yeni ortamın çok daha hızlı yayılmasını sağladı. Dijital dünyada hiçbir etik dışı davranışın saklı kalmayacağı ortaya çıkınca, ticarette devletler ciddi devrimler yapmanın yolunun iş etiği olduğunu anladı. Bu doğrultuda da adımlar atılmaya başlandı. Zaman zaman hükümetimizin bazı üyeleri ile çeşitli nedenlerle biraraya geldiğimizde ülkemizin yolsuzlukla mücadele konusunda uluslararası gelişmeleri yakalayan bir mevzuata ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Yurtdışında ülkemizin itibarını da olumlu olarak etkileyecek bu adımlardan biri olacak yolsuzlukla mücadele mevzuatı konusunda TEİD olarak bünyemizde bir çalışma başlattık. Mevzuat Geliştirme ve Etkinleştirme Çalışma Grubu’muzla bu doğrultuda çalışmalar yapıyoruz.

ZİRVEDEKİLER

Etik ve itibar.... Artık iş hayatında sıkça duyduğumuz iki kelime oldular. İşletmelerin en önemli konularından biri haline geldi. Yöneticilerin, kurum kültürleri içinde öncelikli görevleri arasında artık iş etik değerleri ve kodlarını oluşturmak da var. Kurumsal yöneticiler, etik kodlara sahip çıkmanın ve yapılandırmanın uzun vadede her zaman firmalarına değer ve itibar katacağı bilinciyle hareket ediyor. Rekabetin çok artması ise firmaların iş etiğine bağlı kalmasını gün geçtikçe zorlaştırıyor. Çoğu yönetici artık firma kârı ve başarısı ile kişisel etik değerleri arasında çoğu zaman kararsız kalabiliyor. Ama artık bir şirketin başarısını tanımlayan faktörlerin içinde dünya genelinde sorumlu vatandaşlık, sürdürülebilir üretim politikalarının etkinliği, inovasyon politikaları, etik ilkelere uyum ve itibar gibi kavramların en az finansal veriler kadar yüksek önem taşıdığı gerçeği de var. Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Yönetim Kurulu Başkanı Asım Barlın, yolsuzluğun dünya genelinde iş yapma maliyetini yüzde 10 artırdığını belirterek, “Bu da iş dünyası açısından kaldırılması çok zor bir yük. İş etiği bir şirketin tüm fonksiyonlarıyla ilgil. Bir yönetim sistemidir. Burada iletişim sizin ne yaptığınızla değil, şirket kimliğinizle ilgili olacaktır. Bu durumda tüm paydaşlarınız buna göre tepki verecektir. Bu tepkiye göre 21. yüzyılın en önemli şirket varlıklarından biri de itibar olacaktır. Yani iş etiği ile başlayan yolculuk itibar ile sonuçlanacaktır. Dolayısıyla itibar günümüzde sonuçları ölçülebilen bir şirket değeri haline gelmiştir” diyor. Barlın’la, her yönüyle etik ve itibarı konuştuk. Öncelikle TEİD’le ilgili bilgi verir misiniz?

Ana gayesi iş etiğini şirketlerin yazılı kültürünün temel bir unsuru haline getirmek olan Etik ve İtibar Derneği (TEİD) 2010 yılından bu yana faaliyet gösteriyor. İş etiği ilke ve politikalarının anlaşılması, benimsenmesi, yaygınlaştırılması ve referans merkezi olmak misyonuyla hareket eden TEİD’in hedefini ise bu alanda en iyi uygulamalara sahip şirketlerin gelişimine destek olurken, onların tecrübelerini Türkiye’nin her köşesindeki ticari kuruluşlara yansıtabilmek, bir referans noktası haline gelebilmek olarak özetleyebiliriz. Bir şirketin başarısını tanımlayan faktörlerin içinde dünya genelinde sorumlu vatandaşlık, sürdürülebilir üretim politikalarının etkinliği, inovasyon politikaları, etik ilkelere uyum ve itibar gibi kavramların en az finansal veriler kadar yüksek önem taşıdığı gerçeğiyle hareket eden TEİD, Türkiye Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler ve OECD nezdinde taraf olduğu yolsuzlukla mücadele anlaşmalarının hayata geçirilmesinde özel sektör koordinasyonu görevini sürdürüyor. Etik risklerin yönetimi alanında dünyada varolan değerlerin Türkiye’ye taşınmasında etkin rol oynamaya da çalışıyoruz. Bu fonksiyonu uluslararası ortaklar ve üyelerle yerine getirmeye çalışıyoruz. TEİD bu doğrultuda TRACE International Türkiye temsilciliği, Global Ethics Network bölge temsilciliği, European Business Ethics Network üyeliği, Basel Institute on Governance çalışma grubu üyeliği ve OECD Yolsuzlukla Mücadele çalışma grubu ve bölgesel danışma kurulu üyeliği görevlerini yürütüyor. Ülkemizde konumlanmış firma ve kuruluşların iş etiği ve politika oluşturmada en büyük destekçilerinden olmak adına kurulan TEİD, aynı zamanda kuruluşların etik, değer ve kültürlerini yazılı olarak sunarak bunları iş yapma biçimi haline

İSMMMO YAŞAM l 13


ZİRVEDEKİLER

YENİ BİR MESLEK DOĞUYOR Etik ve Uyum Yöneticiliği artık bir meslek oluyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Etik ve Uyum Yönetimini kısaca, şirketlerin etik davranış kodlarını, iş yapma tarzlarını ortaya koymaları ve genel olarak örgüt kültürünün ardındaki etik değerlerin ortaya konması ve tüm paydaşlarca anlaşılması, özellikle de çalışanlarca uygulanması olarak görebiliriz. Etik ve uyum programları ise temel etik politikalar ve bunların dayandığı şirket etik kültürü, etik kodu ile yönetilmeyen alanlardaki boşluğu dolduran ve çalışanlara doğruyu işaret eden önemli bir ortak payda olarak tanımlanabilir. İyi bir etik ve uyum programının şirkete faydaları; uyum risklerinin etkin yönetimi, kurumun marka ve piyasa değerinin artması, nitelikli çalışanı cezbetme ve tutma, yatırımcıları cezbetme, verimlilik ve kalite artışı, adil rekabetin sağlanması ve sürdürülebilirliğin sağlanması olarak görülebilir. Programın yönetiminden sorumlu en üst düzey yetkili olan etik ve uyum yöneticilerinin donanımları ve eğitimleri bu açıdan büyük önem taşıyor. Etik ve İtibar Derneği olarak bu doğrultuda öncü bir rol oynuyoruz. TEİD bünyesinde kurulan TEİD Akademi, şirketlerin en büyük ihtiyacı olan etik ve uyum yöneticilerinin yetişmesine öncülük ediyor. Bu yıl Boğaziçi Üniversitesi İnovasyon ve Rekabet Odaklı Kalkınma Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nin işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Kurumsal Etik ve Uyum Yönetimi Sertifika Programı, 10 Mart 2018’de başladı. İlki 2016 ve ikincisi 2017’de yapılan ve Etik ve Uyum Yöneticilerine yönelik dünyanın en önde gelen sertifika programlarından biri kabul edilen program, iş dünyası ve akademik dünyadan eğitmenlerle gerçekleştiriliyor. Etik ve Uyum Yöneticisinin günlük hayattaki gereksinimlerine ve şirketlerin bu pozisyondaki yöneticilerinden beklentilerine göre, yurtdışındaki başlıca sertifika programlarından esinlenerek tasarlanan ‘Etik ve Uyum Yönetimi Sertifika Programı’, katılımcılarının hem Türkiye’de hem de yurtdışında Etik ve Uyum Yöneticisi olarak çalışabilmelerini amaçlıyor.

14 l İSMMMO YAŞAM

getirmeyi hedefleyen en etkin sivil toplum kuruluşlarından biri olarak görülebilir. TEİD’in misyonu çok net, ‘Etik’ başlığında çalışmaları, iş dünyası perspektifinde yürüterek kamu yararı elde edilmesini sağlamak. TEİD, bugün Türkiye GSMH’nın yüzde 15’ini oluşturan ve 200 binin üzerinde çalışana istihdam sağlayan 130’u aşkın kurumsal üyesiyle çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen kurumsal firmalarını bünyesinde bir araya getiren bir dernek olarak üye sayımızı her yıl düzenli olarak artırıyoruz. Bunun yanında bireysel ve gönüllü üyelerimiz profesyoneller, akademisyenler ve öğrencilerden oluşuyor. Etik ilkeleri benimsemiş firmalarımızın yanı sıra bireysel ve gönüllü katılımlar, çalışmalarımız için bize ayrı bir umut ve güven sağlıyor. Etik konusunda kurumsal yapıdan aile şirketlerine, yönetimden en alt personele, öğrenciden akademisyene artan sayı ile devam etmesi doğru strateji ile ilerlediğimizin bir göstergesi. İş hayatında etik ve itibarla ilgili neler söylemek istersiniz? İş etiği bütüncül bir risk yönetimine dayanıyor. Bu yüzden iş etiğini sadece ‘ahlaklı bireylerin iş yapış biçimi’ olarak tanımlamak eksik kalabilir. İş etiği bir şirketin tüm fonksiyonlarında olduğu gibi verilere dayalı bilimsel yöntemlerle idare edilmesi gereken, raporlanan, sürekli bir gelişim içinde olan, şirketin yazılı kültürünün temel taşı haline gelmiş ve iletişimi yapılan bir yönetim sistemidir. Burada iletişim sizin ne yaptığınızla değil, şirket kimliğinizle ilgili olacaktır. Bu durumda tüm paydaşlarınız buna göre tepki verecektir. Bu tepkiye göre 21. yüzyılın en önemli şirket varlıklarından biri de itibar olacaktır. Yani iş etiği ile başlayan yolculuk itibar ile sonuçlanacaktır. İtibar bir şirketin fiyatlandırma politikalarından müşteri sadakatine, kalifiye ve tecrübeli personele ulaşmasından çalışan sadakatine kadar birçok alanda şirket verimini doğrudan etkileyen

bir unsurdur. Dolayısıyla itibar günümüzde sonuçları ölçülebilen bir şirket değeri haline gelmiştir. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, Kanada merkezli Environics International’ın 23 ülkede 25.000 kişi ile yaptığı bir araştırmada, katılımcıların yüzde 50’si şirketlerin etik davranışlarına ve faaliyetlerine özel bir dikkat gösterdiklerini söylüyor. Üstelik ürün veya hizmeti seçerlerken de bu konunun tercihlerini değiştirebileceğini ortaya koyuyor. Yine aynı araştırmaya katılanların yüzde 20’si, etik dışı davranışlarıyla öne çıkan şirketlerin ürün ve hizmetlerini özellikle tercih etmediklerini belirtiyor. Çalışanla ilişkiler konusundaki sonuçlar da son derece dikkat çekici olarak görülebilir. Maaşları aynı olursa itibarlı bir firmada çalışmayı tercih edeceğini söyleyenlerin oranı yüzde 81’e ulaşıyor. Etik olan şirket, olmayanın karşısında belirli bir alanda kısa vadede güçsüz görünse de, itibardan çalışan sadakatine kadar birçok alanda elde edeceği avantaj şirketi sadece kârlı değil, uzun ömürlü ve sürdürülebilir bir gelişme içinde olma yönünde geliştiriyor.

FARKINDALIK OLUŞTU Türkiye’de etik ve itibar yönetimine bakışla ilgili neler söylemek istersiniz? Dünya Ekonomik Forumu’na göre, yolsuzluk dünya genelinde iş yapma maliyetini yüzde 10 arttırıyor. Bu da iş dünyası açısından kaldırılması çok zor bir yük. Küreselleşen dünyamızda artık iş dünyasındaki her türlü gelişme ülkemizi de etkiliyor. Bu durumdan ülkemizin de etkilenmemesi düşünülemez. Ülke olarak almamız gereken çok önemli mesafeler olsa da yapılan çalışmaların umut verici olduğunu düşünüyorum. Artık Türkiye’de iş dünyası küresel ekonominin verimliliğini azaltan, sürdürülebilir gelişmenin yolunu kapayan ve adil rekabeti zorlaştıran her türlü engele karşı birlikte savaşmaktan


İSMMMO’YU İLGİ VE ÖVGÜYLE TAKİP EDİYORUM İSMMMO’nun çalışmaları hakkında düşünceleriniz neler? İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası’nın çalışmalarını yakından ilgi ve övgüyle takip ediyoruz. 37 yıldır ülkemize hizmet eden İSMMMO’yu, üyelerinin gelişimi için çaba gösteren, tüm paydaşlarına hizmet veren ve ekonomik olarak ülke kalkınmasına destek veren biri kurum olarak görüyoruz. Oda ayrıca geleceğe yönelik projeleriyle de 21. yüzyılın şeffaflığın öne çıktığı dünyasında büyük öneme sahip bulunuyor.

odaklı krizlerin, çok uzaklardaki çiftçinin hayatını bile altüst ettiğine tanık olduk. O bakımdan etik yönetimi, karlılığa indirgememek gerektiğine inanıyoruz. Bununla birlikte etik şirketlerin bu kararlarından dolayı değer kaybettiği yargısı doğru da değildir. Etisphere Institute her yıl dünyanın en etik 100 şirketini açıklar (World Most Ethical Companies Index WME). Bu endekste yer alan şirketlerin, 2005-2013 yılları arasında istisnasız her yıl, Standard & Poors 500 ve Futsee 100’de yer alan rakiplerinden yüzde 50 kadar daha fazla ciro ve karlılık açıkladıkları, krizlerden en az etkilendikleri ve en hızlı çıktıkları, etik şirketin aynı zamanda başarılı şirket olduğunun açık bir göstergesidir. Müşteriler ve çalışanlar arasında yapılan başka bir araştırma ise şu sonuçları önümüze getiriyor. Ürünleri aynı fiyatta olursa iş etiği olan bir firmanın ürünlerini satın almayı tercih edenlerin oranı yüzde 87, ürünleri yüzde 25 daha pahalı olsa da iş etiği olan firmayı tercih edenlerin oranı yüzde 49,9. Dolayısıyla etik öncelikle bir firmanın ayakta kalması için en fazla ihtiyaç duyması gereken faktör.

ZİRVEDEKİLER

başka çaresinin olmadığını fark ediyor. Devletler de bu konuda yargı sınırlarını da genişleterek önlem almaya çalışıyor. FCPA (ABD Rüşvetin Önlenmesi ve Yabancı Ülkelerde Yolsuzluk Uygulamaları Kanunu), UK Bribery Act (Birleşik Krallık Rüşveti Önleme Kanunu) ve Sapin II (Fransa Yolsuzlukla Mücadele Kanunu) gibi kanunlarla, devletler sadece kendi ülkelerinin yargı sınırları içerisinde işlenecek rüşvet suçlarına değil, yolsuzluk suçu hangi ülkede ve kim tarafından işlendiğine bakılmaksızın belirtilen şartlar meydana gelirse kendi mahkemeleri tarafından yargılayabilecekleri kanunları yürürlüğe sokuyorlar. Örnek vermek gerekirse, ülkemizde herhangi bir firma, Afrika’da bir ülkede işlediği bir rüşvet suçu yüzünden ABD mahkemeleri tarafından cezalandırabilir. Etik ve uyum yönetimi de işte tam burada devreye giriyor. Etik ve uyum konusu artık iş hayatının ayrılmaz parçası olarak görülürken, etik dışı davranışların özel sektörün yolundan çekilmesi için yürürlüğe giren ulusal ve uluslararası mevzuatlara uyum sağlanması büyük önem kazanıyor. Kurumsal etik

ve uyum programları ve bunların kurum kültürüne entegre edilebilmesi uluslararası ticarette söz sahibi olmak isteyen şirketler için bir zorunluluk haline geliyor. Almamız gereken çok önemli mesafeler olduğunu düşünüyoruz. Her yıl binlerce küçük ve orta ölçekli şirket kuruluyor. Gerekli kalitede uyumluluk altyapısı ve fonksiyonel prosedürler kaleme alınmadan kurulan şirketlerde bazı hayati konularda eksiklikler oluşabiliyor. Ya da aslında çok önemli olan detaylar, o şirketin değerleri arasında yer almayabiliyor. Bu gibi durumlarda şirketlere rehber olabilecek, onlara yol gösterecek, kar amacı gütmeyen, savunuculuk misyonu üstlenmiş kurumlara ihtiyaç doğuyor. Etik ve itibar yönetimi gibi kavramları özümseyen, bu kavramlara odaklanan ve bunu iş yapma biçimi haline getiren kuruluşlar sağlam bir şekilde yoluna devam ederken, bu düşüncede olmayan firmalar sıkıntılar yaşıyor. Türkiye için etik ve itibar algısının en üst seviyede oluşmasını, farkındalık yaratılmasını amaçlayan TEİD olarak bu konuda en büyük desteği sunmak amacıyla faaliyet gösteriyoruz. Bu yolda kuruluş dönemimize kıyasla iş dünyasında önemli bir farkındalık yaratmayı başardığımızı düşünüyoruz. Türk firmalara etik ve itibar konusunda neler önerirsiniz? Artık günümüzde bir şirketin değeri yıl sonunda açıkladığı finansal verilerin çok daha ötesinde görülüyor. Şirketler sadece çalışanları ve hissedarlarını değil, içinde bulundukları ekonomik ve sosyal çevreyi en uzak paydaşlarına kadar etkileyen yapılar haline geldiler. Son yıllarda dünyanın büyük ekonomik merkezlerinde yaşanan iş dünyası

İSMMMO YAŞAM l 15


Türkiye, Sinop, Mersin ve Trakya’da kurulması planlanan 3 ayrı nükleer santral projesi için yatırımlara tam gaz devam ederken, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) verilerine göre, bugün dünyada toplam 30 ülkede faal 449 nükleer reaktör bulunuyor. 15 ülkede ise 56 yeni reaktörün yapımı devam ediyor. Ancak yeni dijital devrim ile birlikte Avrupa santrallerin kapısına bir bir kilit vuruyor.

‘Nükleer gerçek’

KAPAK

UMUT EFE Bütün hikaye tüm zamanları etkisi altına alan ünlü bilim adamı Albert Einstein’ın, E=MC2 formülünü ortaya atması ile başlıyor… 1896 yılında Henri Becquerel adındaki bir Fransız bilim adamı, bazı atomların ayrılıp dağılması sonucu meydana gelen radyoaktiviteyi keşfetmişti. Aynı çıkış noktasına dayanarak deneysel çalışmalar yapan Marie ve Pierre Curie ise radyum ve polonyum adını taşıyan radyoaktif iki eleman buldular. Ancak, kütle ve enerji arasındaki ilişkiye işaret ederek, Einstein’ın 1905 yılında ortaya koyduğu bu ünlü formül,

16 l İSMMMO YAŞAM

atomların çekirdeğindeki dev enerjiyi bilimsel bir gerçeklikle açıklamış ve kilit noktayı çözmüş oldu. Her ne kadar Einstein yaşadığı dönemde söylediği “Ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zor” sözüyle hatırlansa da E=MC2 formülü, ikinci dünya savaşında önce bombaların, savaşın ardından sanayi devriminde de devasa enerji kaynaklarının önünü açarak aslında atomun parçalanmasının ne kadar kolay olduğunu da bizlere göstermiş oldu… Ve dünya hızla dönmeye devam ederken, enerji üretiminde yeni yollar arayan sanayi ülkeleri nükleer enerjiyi en iyi alter-

natif olarak belirleyerek santral inşaatlarına başlamıştı. Türkiye’de ise 2008 yılına kadar nükleer enerji dendiğinde akla gelen ilk resim, Karadeniz’de çay için bakan görüntüsü olmuştu. Nükleer, radyasyon, santral kavramlarıyla Çernobil felaketi sonrasında tanışan Türkiye’nin nükleer macerası aslında 1960’larda dünyayla aynı dönemde başlamıştı. 1955 yılında ‘Atom Enerjisinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılması’ amacıyla toplanan 1.Cenevre Konferansından sonra, Türkiye’de 1956 yılında Başbakanlığa bağlı bir “Atom Enerjisi Komisyonu” kuruldu. Nükleer santral kurma girişimleri 1960’larda başlayan Türkiye’de şu anda


6 MADDEDE NÜKLEER ENERJİ 1) Radyoaktif bir elementten ısı elde edilen enerji türüne nükleer enerji diyebiliriz. Nükleer enerji türü atom çekirdeğinde meydana gelen reaksiyonlar sonucunda elde edilir. 2) Nükleer, sadece bir enerji kaynağı olabildiği gibi tehlikeli bir silaha da dönüşme özelliğine sahiptir. 3) Nükleer enerjinin ana maddesi sayılan Uranyum, 1789 yılında Martin Heinrich Klaaproth tarafından keşfedilmiş bir elementtir. 1896 yılında Mendeleyev’in çalışmaları sonucunda da radyoaktif olduğu kanıtlandı. Uranyumun nükleer yakıt olarak kullanılabilmesi için uranyum karışımındaki U-235 konsantrasyonunu yükseltmek gerekmektedir ve bu işleme uranyum zenginleştirme çalışmaları denir. 4) Uranyum, zenginleştirme çalışmalarından sonra reaktörlerde kullanılabilecek hale getirilir ve yakıt çubukları olarak adlandırılabilirler. Yakıt çubuklarının için küçük kapsüller halinde zenginleştirilmiş uranyum bulunur. 5) 2013 yılında NASA’nın yaptığı bir araştırma 1976 ve 2009 yılları arasında nükleer enerjinin 1.8 milyon ölümü engellediğini ortaya çıkarıyor Bu dönemde gerçekleşen Çernobil ve Fukişama’daki kazanın ardından yaşanan ölümlerin de etkisinin sınırlı olduğu belirtiliyor. Araştırmaya göre, buradaki temel neden fosil yakıtlar ve onların çıkardığı zehirli Nisan 2018’de Mersin Akkuyu’da nükleer enerji santralinin temelleri atıldı. Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesini Rus devlet nükleer enerji şirketi Rosatom yürütüyor. 22 milyar dolara mal olması beklenen proje için Rusya şimdiye dek 3 milyar dolar civarında yatırım yapmış durumda. Akkuyu ve Sinop’ta toplam sekiz reaktör kurmayı planlayan Türkiye, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2025 sonuna kadar toplam elektrik ihtiyacının en az yüzde 5’ini nükleer güç ile sağlamayı hedefliyor. Türkiye halihazırda elektrik ihtiyacının yüzde 38’ini doğalgaz, yaklaşık yüzde 27’sini kömür santrallerinden ve yüzde 18’ini hidroelektrik

santrallerden sağlıyor. Yenilenebilir enerjinin üretimdeki payı ise yüzde 6 civarı. Maliyeti 20 milyar dolar olan Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin 4 bin 800 Megawattlık tam kapasite ile hizmet verdiğinde yaklaşık 35 milyar Kw/s elektrik üretecek. Bu rakam İstanbul’un enerji ihtiyacının tamamı anlamına geliyor. Sinop’ta 2023 yılında faaliyete girmesi beklenen nükleer enerji santralinin yapımını bir Fransız-Japon konsorsiyumu üstlenmiş durumda. Üçüncü projenin kim tarafından yapılacağı ise henüz netleşmiş değil. Nükleer enerji ağırlıklı olarak elektrik üretiminde kullanılıyor. Bunun dışında, endüstri,

KAPAK

planlanan 3 santral var. Hayata geçmesi ile Türkiye’nin ilk nükleer enerji santrali konumuna gelecek olan Akkuyu santrali için somut adımlar Mart 2008 tarihli Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ile birlikte atıldı. Rusya ile Şubat 2010’da Akkuyu Nükleer Santrali için başlayan görüşmeler aynı yılın Mayıs ayında tamamlandı. Sinop’a kurulması planlanan nükleer santral için de Japonya ile yapılan görüşmeler Fukuşima felaketini takip eden günlerde rafa kaldırılsa da, 2015 yılında tamamlanan süreçlerle birlikte fizibilite çalışmalarına başlandı. Yaşanan bu uzun sürecin ardından, 3

gazların etkisi. Nükleer enerji, fosil yakıtların daha az kullanılmasını sağlayarak, kanser ve akciğer rahatsızlıklarının sayısını dikkate değer bir şekilde azalttığı belirtiliyor. Kömür ve petrol sessizce ve yavaş yavaş insanlığa zarar verirken, nükleer enerjinin devasa ölçütte tekil kazalarının etkilerinin daha çok hissedildiği, araba ve uçak kazalarında da ölüm sayısının daha yüksek olduğu kaydediliyor.. 6) 1000 MW’lık bir nükleer santralde yılda ortalama 25 ton kullanılmış yakıt çubuğu atığı çıkar. Bunun hacimsel değeri bir yemek masası büyüklüğüdür. Reaktörlerde kullanılmış yakıt çubukları reaktörden çıkartıldıktan sonra, santralde inşa edilmiş ve 50 yıllık yakıt çubuğu depolayabilecek kapasitedeki su havuzlarına bırakılırlar. Reaktördeki ömrünü tamamlamış yakıt çubukları, sanılanın aksine nükleer santral işleten devletler tarafından diğer devletlere satılmaz. Yakıt çubuklarının teorik olarak yeniden kazanıma yatkınlığı bilindiğinden hem gelecek yıllarda plütonyum ve tekrar uranyuma çevrilebilme ihtimalleri hem de yakıtın kullanılamayacak kısmının camlaştırma işlemi ile kaplanıp saklanmasının mümkün olmasından dolayı atık satışı yapılmaz. Atık yakıtın camlaştırılmasının sebebi camlaştırılmış atığın su ve bir çok çözücüde çözünüp doğaya karışmasını engellemektir.

İSMMMO YAŞAM l 17


KAPAK

sağlık, tarım, araştırma geliştirme alanlarında nükleer enerjiden faydalanılıyor. Yatırımın günlük hayatımıza en büyük etkisinin ise elektrik fiyatlarındaki ucuzlama olması bekleniyor. 2023 yılına kadar Türkiye’nin yıllık enerji talebinde yüzde 7’lik bir artış öngörülüyor. Bu artış hızını karşılamak için gerekli toplam

yatırım miktarının, son 10 yılda gerçekleşen toplam yatırım miktarının 2 katını aşarak 120 milyar dolar olması bekleniyor. Buradaki kritik nokta, enerjide petrol ve doğalgaz nedeniyle dışa bağımlı olan Türkiye’nin ithalat rakamları… Bu noktada enerji talebinin içerdeki bir üretimle karşılanmasının özellikle elektrik

18 l İSMMMO YAŞAM

fiyatlarında önemli bir düşüşe sebep olacağına dikkat çekiliyor.

GEREKLİ Mİ, DEĞİL Mİ? Türkiye 3 santral için tam gaz çalışırken, ‘Nükleer enerji gerekli mi’ ‘Çevreye yararlı mıdır zararlı mıdır’ düşünceleri bölmüş durumda. Nükleer enerjiyi savunanların gerekçelerine baktığımızda, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) verileri, bu alandaki düşünceleri net bir şekilde özetiyor. TAEK’in raporunda, nükleer enerji üretim zincirinin, tümüyle ele alındığında sera gazı salımı konusunda en temiz seçenek olduğu belirtiliyor. Nükleer enerjinin iklim değişikliğine sebep olan atmosferdeki sera gazı konsantrasyonunun azaltılmasında büyük rolü olduğuna dikkat çekilen raporda şu tespitler yapılıyor: “Günümüzde nükleer santraller, elektrik sektöründen kaynaklanan sera gazı salımında yıllık olarak yaklaşık yüzde 17 azalmaya sebep olmaktadır. Yani bu santrallerin yerine fosil yakıtlı santrallerden elektrik

elde edilseydi her yıl 1.2 Milyar ton karbon atmosfere verilecekti. Nükleer enerji üretimi sürecinde ortaya çıkan atıkların ve kullanılmış yakıtların yönetimi, gelecek nesillere fazla bir yük bırakmadan insan sağlığı ve çevrenin korunmasını amaçlamaktadır. Ancak nükleer atıkların (yüksek seviyeli atıklar ve kullanılmış yakıtlar) hâlâ nihai depolanmasının uygulanmasına geçilememesi nükleer enerji açısından dezavantaj olmaktadır. Enerji kaynaklarının gelecek nesiller için de yeterliliği, sürdürülebilir kalkınma açısından önemli bir konudur. Özellikle fosil kaynak rezervleri kısıtlıdır. Nükleer yakıt hammaddesi olan uranyum ve toryum rezervleri ise oldukça fazladır.”

“FOSİL YAKITLARI GEÇEMEZ” Karşı tezlere baktığımızda ise en büyük gerekçe, yaşanacak olası bir kaza ile ortaya çıkacak çevre felaketleri… Türkiye Çevre Platformu raporuna göre nükleer enerjinin dünyadaki iklim değişikliklerini durduramayacağına dikkat çekilerek, şu yorumlara yer veriliyor: “Nükleer enerji sektörü, nükleer santrallerin kömür, petrol ve doğalgazın yerine geçemeyeceğini kabul ediyor. 2050 yılı itibarıyla, fosil kökenli enerjinin sadece yüzde 10’unun nükleer enerjiden sağlanması planlansa bile, yaklaşık 1000 tane yeni Nük-


leer santralin kurulması gerekir (şu an dünya genelinde yaklaşık 440 tane mevcut). 1000 yeni santralin kurulması mümkün olsa dahi inşa edilmesi onlarca yıl sürer. Avrupa reaktör kazası riski: yüzde 16. Nükleer santrallerde, teknik eksiklikler ve insan hatalarından dolayı çevreye büyük ölçüde radyoaktif maddelerin yayılmasına yol açabilecek çok ciddi, felaket düzeyinde kazalar olabilir.”

TÜRKİYE’NİN OLMAZSA OLMAZI

nin ekonomik kaderini enerji maliyetleri belirleyecek. Nükleer enerjiden elde edilecek elektrik birim fiyatı uzun dönemde diğer alternatiflere göre daha ucuz. Türkiye’nin kendi ürettiği bir elektrik olacak. Türkiye’deki enerji çeşitliliğinin artması özellikle doğal gaza olan bağımlığının azaltılması konusunda Türkiye’nin nükleerde daha ciddi adımlar atmasını bekliyorum. Ama nükleer enerjinin önemli bir dezavantajı da var… O da santrallerin çalıştırılması ve yaşamı bittiği zaman nasıl ortadan kaldıracağı… Bu konuda yeterli çalışma yok. ”

‘NÜKLEER RİSKLİ BİR YATIRIM’ Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Duygu Kutluay ise Türkiye’nin yenilebilir enerji konusundaki potansiyeline dikkat çekerek, enerji ihtiyacının buradan karşılanabileceğine işaret ediyor. Nükleer enerji için

KAPAK

Bugün nükleer enerjinin gerekliliği konusundaki en önemli gerekçe, artan enerji ihtiyacı olarak görülüyor. Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji alanındaki gelişmelerin hâlâ yavaş bir oranda büyüdüğünü kabul edersek, elektrik üretiminde nükleer teknoloji önemli bir yer ediniyor. Son verilere göre, dünyanın elektrik gereksinmesinin yüzde 17’si nükleer enerji

ile karşılanıyor… Almanya, Fransa, ABD gibi ülkelerin de sanayileşme sürecinde 1970’lerden itibaren nükleer enerji santrallerinin büyük etkisi olduğu biliniyor. Açıklamalarında sık sık nükleer enerjinin Türkiye’nin cari açığını kapatmasına ve gelişimine büyük katkı sağlayacağına dikkat çeken Uluslararası Enerji Ajansı Baş Ekonomisti Fatih Birol, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Nükleer enerji, karbondioksit emisyonu çıkarmayan nadir enerji türlerinden biri hem de genelde Türkiye’nin bölgede ve dünyadaki genel ağırlığı açısından olmazsa olmaz bir opsiyon. Türkiye açısından nükleer enerjinin şöyle bir avantajı var: Birincisi, elektrik üretimi açısından oldukça hesaplı bir teknoloji, ikincisi nükleer enerjiyi kendi ülkenizde ürettiğiniz için dışa bağımlılığınız azalıyor. Ayrıca, nükleer enerji, iklim değişikliğine yol açan karbondioksit emisyonunu çıkarmıyor. Türkiye ve birçok ülke-

İSMMMO YAŞAM l 19


KAPAK

kullanılan yakıt çubuklarının yüzde 100’ünü ithal edileceğini belirten Kutluay, “Türkiye’nin Akkuyu Nükleer Santrali’nde üretilecek her kilowatt (kwh) elektrik için 15 yıl boyunca Rus Rosatom şirketine 15.33 dolar sent ödeyecek ve nükleer için verilecek her kuruş bu şirkete gidecek. Santral ile 10 bin kişiye istihdam sağlanacağını söyleniyor. Ancak bu istihdam dönemsel ve inşaat dönemi bittikten sonra kaybolacak. Uluslararası Çalışma Örgütü gibi bağımsız kurumların yaptığı çalışmalar, yeşil ekonomiye yapılan yatırımların nükleerden en az üç kat fazla istihdam yaratacağını gösteriyor. Türkiye güneş zengini bir ülke. Nükleer gibi artık gelişmiş ülkelerin terk ettiği, pahalı ve riskli yatırımlar yerine bu potansiyelimizi kullanarak bölgesinde lider, temiz, güvenli ve güçlü bir ülke olabiliriz” yorumunu yapıyor.

reaktördeki sıcaklığın düşmesi gerekirken yükseldiğini fark etti. Sistemlerde bir arıza olduğu süphesiyle iki işçi reaktöre gittiğinde reaktörün alevler içinde olduğunu gördü. Yetkililer önce, ısının çok yüksek olması sebebiyle suyun işe yaramayacağını ve suyun içerisindeki hidrojenin patlamalara sebep olacağını düşündü. Ancak diğer yöntemler işe yaramayınca reaktör yine suyla söndürülmeye çalışıldı.

2 FELAKET, 2 KAZA

ABD’nin Pensilvanya eyaletindeki Harrisburg yakınlarında bulunan Three Mile Island Nükleer Santralında Mart 1979’da kısmi çekirdek erimesi yaşandı. Kazanın sebebi teknik hataların insan hataları ile birleşmesiydi. Alınan yanlış kararlarla yakıt çubukları 2371 santifrad dereceye ulaştı. Reaktör kalbine

Dünyada nükleer enerji konusundaki en büyük korku olası bir kaza yaşanması. Bu alanda daha önce meydana gelen, 4 büyük kaza söz konusu. İngiltere’de 1957 yılında yaşanan Windscale Accident’te, kapalı sistem reaktörde kaçak tespit edilmemişti. Yetkililer

20 l İSMMMO YAŞAM

soğutma suyunun sağlanmasıyla çok daha büyük bir facianın eşiğinden dönülse de çevreye radyoaktif gazlar salındı Felaket olarak anılan ve izleri hâlâ silinmeyen kaza Çernobil… Ukrayna’da bulunan Çernobil nükleer santralinin 4 nolu reaktörü 26 Nisan 1986’da patladı. Fukuşima nükleer kazası ile birlikte 7 düzeyindeki iki nükleer felaketten biri olan Çernobil nükleer kazasından sonra, eski Sovyetler Birliği hükümetinin emriyle 800.000 ‘tahliye görevlisi’ felaketin yaşandığı alanda engelleme ve temizlik çalışmaları yaptı. Bugün, bu insanların yüzde 90’ından fazlasının engelli olduğu kaydediliyor. Reaktördeki patlamadan 20 yıl sonra, 17.000 Ukraynalı aile, babaları ‘tahliye görevlisi’ olarak çalıştığı ve hayatını kaybettiği için devlet yardımı alıyor. Felaketin ardından 1990 ile 2000 yılları arasında Belarus’da kanser oranı yüzde 40 arttı. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, sadece Belarus’un Çernobil yakınındaki Gomel bölgesinde yaşayan 50.000’in üzerinde çocuk tiroid kanserine yakalandı. Reaktörün yakınında yaşayan 350.000 insanın evlerini sonsuza kadar terk ettiği bildirildi. Türkiye’de de Çernobil’den yayılan radyasyon nedeniyle kanser vakalarında artış olduğunu, Türk Tabipleri Birliği’nin yaptığı bir araştırmaya göre bu nükleer kazadan en ağır biçimde etkilenen Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Hopa’da ölümlerin yüzde 47.9’unun kansere bağlı olduğunu biliyoruz. Mart 2011’de rihter ölçeğine göre 9.0’luk bir deprem nedeni ile Fukişima’da kapalı sistem reaktörde sızıntı gerçekleşmiştir. Atmosfere ve suya radyasyon teması olmuştur. 37 fiziksel yaralanma, 3 radyasyona maruz yaralanma ve 2 ölüm ile sonuçlanmış gözükse de etkileri hala devam etmektedir. Fukushima Reaktöründeki olay 9. derece nükleer felaket sınıfına girmiştir.


DÜNYADAKİ SANTRALLERE HIZLI BİR BAKIŞ 3. sanayi devriminin ana motorlarından biri olan nükleer enerji, atomun parçalandığı zamanlardan bu yana kullanımda… Nükleer enerji üretimi için ilk santraller 1950’li yıllarda inşa edildi. Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) verilerine göre, bugün dünyada toplam 30 ülkede faal 449 nükleer reaktör bulunuyor. 15 ülkede ise 56 yeni reaktörün yapımı devam ediyor. Nükleer reaktörler ve üretim kapasitesi açısından bakıldığında Amerika Birleşik Devletleri dünyada birinci sırada.… Dünyadaki enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 11’i nükleer enerjiden sağlanırken, 12 ülke ise ihtiyacının yüzde 30’undan fazlasını nükleer santrallerden karşılıyor. Santrallerin dağılımında ise santrallerin yarısından fazlası Kuzey Amerika ve Avrupa’da yoğunlaşıyor. Temiz enerjiye geçiş yapan Avrupa’daki reaktörlerin sayısında bir azalma ortaya çıkarken, Uzak Doğu’daki reaktör sayısı ise giderek artıyor. 2018 verilerine göre, Çin’de 18 yeni reaktör inşa edilirken, Hindistan ve Rusya’da da 6 reaktörün yapımı devam ediyor.

ALMANYA SANTRAL KAPATIYOR

RUSYA ARTIRIYOR Nükleer reaktörler ve üretim kapasitesi bakımından ABD dünyada birinci sırada. 100 reaktörün aktif olarak işlediği ülkenin elektrik ihtiyacının yaklaşık beşte biri nükleer güçten karşılanıyor. İki yeni reaktörün inşaat aşamasında olduğu ABD’de aynı zamanda üç yeni reaktörün inşası da plan aşamsında. Kanada 19 reaktörle ABD’yi takip ediyor ve elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 15’ini nükleer güçten sağlıyor. İki reaktörü bulunan Meksika’da ise üretimin yaklaşık yüzde 6’sı nükleer santraller aracılığıyla gerçekleşiyor. Türkiye’nin proje ortağı olan Rusya’da halen faal 36 nükleer reaktör bulunuyor ve ülkenin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 17’si nükleer güçten sağlanıyor. Dünyadaki genel eğilimin aksine, Rusya gelecek planları kapsamında nükleer güce bağımlılığını arttıracak adım-

lar atıyor. 2030 yılına kadar enerji üretiminde nükleer payını yüzde 30’a çıkarmayı planlayan Moskova, 2050’de yüzde 50’ye ve yüzyıl sonuna kadar da yüzde 80’e ulaşmayı hedefliyor. Dünyanın en büyük enerji üreticisi Çin ihtiyacını büyük ölçüde fosil yakıtlardan karşılıyor. Ancak 2000’li yılların başından bu yana nükleer enerji alanında artan yatırımlarla birlikte ülkedeki nükleer reaktör sayısı 36’ya ulaşmış durumda. Ayrıca 18 yeni reaktörün yapım ve planlama aşamasında olduğu Çin’de elektrik üretiminin yüzde 3 kadarı nükleer güçten karşılanıyor. 2011’deki Fukuşima felaketi sonrası nükleer enerji konusunda köklü değişiklikler yapan Japonya’da halen faal 43 reaktör bulunuyor. 2030 yılına kadar nükleer güce bağımlılığını yüzde 22’ye indirmeye hedefleyen ülkede felaketten bu yana nükleer güvenliği arttıracak önlemler alındı, ancak tüm reaktörlerin kapatılması gibi bir hedef bulunmuyor. Elektrik üretiminin yüzde 30’unu nükleer güçten sağlayan Güney Kore’de ise 25 reaktör bulunuyor. Ülkede halen dört reaktör inşaat aşamasında.

KAPAK

AB üyesi ülkeler enerji ihtiyaçlarının yaklaşık yüzde 30’unu nükleer güç ile karşılarken, 14 üye ülkede toplam 130 nükleer reaktör bulunuyor. Fransa, 58 nükleer reaktör ile AB üyeleri arasında ilk sırada yer alırken, enerji tüketiminin yüzde 70’inden fazlasını nükleer güç ile sağlaması bakımından da dünyada başı çekiyor. Nükleer enerjiye bağımlılığını azaltmaya çalışan ülke, 2025 yılına kadar elektrik üretimindeki nükleer enerji payını yüzde 50’ye çekmeyi planlıyor. AB içinde ikinci sırada ise yakında Birlik’ten çıkmayı hedefleyen İngiltere bulunuyor. Ülke, 15 reaktör elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 19’unu sağlıyor. Üçüncü sırada 10 reaktör ile İsveç bulunuyor. İskandinav ülkesinin

elektrik ihtiyacının yüzde 40’ı nükleer güç ile sağlanıyor. Almanya ise 8 reaktörle dördüncü sırada. 2011 yılında Japonya’daki deprem ve takip eden tsunami sonrası Fukuşima Daiçi Nükleer Santrali’nde yaşanan radyasyon sızıntısı üzerine Berlin yönetimi tüm reaktörlerini 2022 yılına kadar devre dışı bırakma kararı aldı. Almanya’daki enerji üretiminin yaklaşık yüzde 13’ü nükleer güçten sağlanıyor. Birlik içinde beşinci sırada elektrik üretiminin yarısını nükleer güçten sağlayan 7 reaktör ile Belçika ve onu takiben aynı sayıda reaktörle ihtiyacının yaklaşık yüzde 21’ini karşılayan İspanya bulunuyor. Fransa’nın başını çektiği grupta, 28 üyeli AB devletleri arasında enerji üretiminin en az yüzde 30’unu nükleer güçten sağlayan sekiz ülke bulunuyor. AB üyelerinin nükleer enerji politikaları devletlerin egemenlik alanına giriyor. Avrupa Komisyonu’nun raporuna göre, 2025 yılına kadar Birlik bünyesindeki nükleer reaktörlerin yaklaşık üçte biri ömürlerinin sonuna gelerek kapatılma sürecine girecek.

İSMMMO YAŞAM l 21


Gazetecilik sektörünün Şeref Abisi

GÜNDEMİN SESİ

GAYE DELEN

22 l İSMMMO YAŞAM

Ekonomi gazeteciliğinin doğuşu ve gelişmesinin canlı tanıkları arasında. Sabah Gazetesi yazarı ve ekonomi müdürü olan Oğuz, teknoloji ve bilgi ekonomisi konusunda uzman kişilerden. Oğuz, yazılı basının sosyal medyayla rekabeti konusunda, “İnternet ve sosyal medyayı dışarıda bırakacak hiçbir analiz veya strateji, bizim mesleğin yarınında söz sahibi olamaz” yorumunu yapıyor.

Hoşsohbetliği, esprileri, teknoloji, ekonomi ve kelimelerin kökenleriyle ilgili bilgisiyle herkesin gönlünde taht kurmuş bir isim. Basın sektörünün duayenleri arasında. Türkiye’de ekonomi gazeteciliğinin doğuşu ve gelişiminin adeta canlı tanığı... Dr. Şeref Oğuz’dan bahsediyoruz. Basın dünyasının Şeref Abisi. Şu anda Sabah Gazetesi yazarı ve Ekonomi Servisi Müdürü olarak görev yapıyor. Gazetecilik mesleğine 1970 yılında adım attı. O gün bugündür de medyanın sevilen sayılan isimleri arasında yerini almayı başardı. Oğuz, 1955 doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Trabzon’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra aynı okulda İstatistik ve Siyaset disiplinlerinde master ve ekonomi dalında doktora derecesi aldı. Doktora sonrası Londra Üniversitesi’nde araştırmalar yaptı. Oğuz, kariyerine Sabah Gazetesi’nde başladı. Daha sonra Tercüman Gazetesi, Günyadın, Meydan Gazetesi’nde çalıştı. Milliyet Gazetesi’nde Ekonomi Müdülürlüğü yaptı. Kanal 6 ve Yeni Yüzyıl’da üst düzey görevlerde bulundu. 20 yıla yakın süredir de bilgi ekonomisi, yeni ekonomi ve değişim yönetimi konularında araştırmalar yapıyor. Internet Society kurucuları arasında yer alıyor. Türkiye’de internetin ilk büyük gazetesi olan Milliyet.com.tr projesinin kuruluşunda yer aldı. Dr. Şeref Oğuz’la, kariyerini, medyayı, sosyal ağları ve yeni gelişmeleri konuştuk.

İKTİSAT EĞİTİMİ ALDI GAZETECİLİĞİ SEÇTİ Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Çocukken ne olmak istiyordunuz? Öğretmen bir babanın ve benim ilk öğretmenim bir ananın oğlu olarak Bayburt’ta doğdum. Ama Trabzon’da


yetiştim. İlk ve orta tahsilimi de bu kentte tamamladım. Çocukken müzisyen ve yazar olmak arzum vardı ve her ikisini de olmayı başardım. İnsan dilek tutarken dikkatli olmalı. Zira dilek tutmanın en kritik yanı; gerçekleşmesidir. İktisat eğitimi aldınız. Gazeteci olmaya nasıl karar verdiniz? Nerelerde çalıştınız? Hem okuyup hem çalışan nesildenim. 16 yaşında liseyi bitirince babamın tayiniyle Gebze’ye geldik. O sırada Babıali’de Sabah Gazetesi’nde Genel Yayın Müdürü olan rahmetli dayım İsmail Oğuz, beni başyazarımız Necip Fazıl’ın yanına çömez olarak verdi. Bu süreçte gazeteciliğe dair her şeyi öğrenmeye başladım. Sonra sırasıyla Büyük Anadolu, OrtaDoğu, Zaman, Tercüman, Günaydın, Meydan, Milliyet, Star ve son olarak Sabah’ta çalıştım. Sabah’taki görevime devam ediyorum. Hep ekonomi alanında mı çalıştınız? Bilgi teknolojilerine ve yeni ekonomiye ilginiz ne zaman başladı? 1970’lerde ekonomi gazeteciliği yoktu ve her muhabir her işe koşardı. Modadan

spora, anarşiden adliyeye, dış haberlerden magazine dek bütün alanlarda çalıştım. Bir ara öğretim üyesi olmak istedim, doktoramı alınca bu işe soyundum ancak 6 ay dayanabildim. Benim işim gazeteciliktir diyerek Tercüman’da gece muhabiri olarak başladım. 2 yıl sonra gece haber müdürü ve ardından ekonomi müdürü ve yazarı oldum. Sabah, 2007’de çalışmaya başladığım gazete… Önceleri yazar olarak başladım, bu süreçte konferanslar, yeni ekonomi konusunda çalışmalar yaptım. Sabah Gazetesi’nde 5 yıldan fazla

GÜNDEMİN SESİ

bir süredir Ekonomi Müdürü olarak görev yapıyorsunuz? Ekonomi haberciliğinde neleri öne çıkarıyorsunuz? Ekonomi müdürü olarak başladığım ilk gün, arkadaşlarıma şunu dediğimi hatırlıyorum; ekonomi gazeteciliği, kanaat önderliğine doğru giden entelektüel birikimi son derece yüksek ve çok fazla çalışmayı gerektiren bir alandır. Benim hatır haberim; daha iyi bir yarın uğruna dünü geride bırakan ve daha güçlü bir Türkiye’ye hizmet edenleri ön plana çıkaran haberlerdir. Yenileşim, inovasyon, KOBİ’ler ve bilgiye dair her türlü haber, benim için eşitler arasında birinci sırada olacaktır. Türkiye’de ekonomi gazeteciliğinin doğuşuna tanıklık ettiniz. Geçmişten bugüne geçen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? 1980’lerde Rahmetli Turgut Özal’ın dışa açık büyüme modeliyle ekonomi, yeni alanlar keşfetti. Döviz ve faiz, bankaların kambiyo bölümünün ilgi alanı iken vatandaşın uğraşı haline geldi. O sıralar Tercüman’da idim. 1986’da borsa yeniden kurulduğunda 24 kağıttan oluşuyordu ve ilk endeksi yaptım, düzenli yayınlamaya başladım. Bilgisayarı servise soktum, nöbetçi eczane listesinden lig puan cetveline, enflasyon grafiğinden regresyon analizine kadar pek çok alanda kullanmaya başladım. İzleyen süreçte borsa, piyasa, finansal tablolar giderek ağırlık

İSMMMO YAŞAM l 23


İSMMMO DAHA AKTİF OLABİLİR

İSMMMO’nun faaliyetlerini nasıl buluyorsunuz? Eskiye nazaran daha aktif olabilir diye düşünüyorum. Zira 90’lı ve 2000’li yıllarda İSMMMO’nun bülten veya etkinliği olmadan hafta geçmezdi. Şimdi bu süreci yeniden hızlandırabilir, sektörünün kanaat önderleri ile daha kapsayıcı faaliyetler düzenleyebilirler. kazandı. Sonrası benim Anadolu Kaplanları diye nitelendirdiğim Anadolu sermayesinin yükselmesine tanık olduk ve KOBİ’ler doğdu. Şimdi bilgi süreçlerinin giderek genişlemesiyle artık uzmanlığa, şirketlerin öykülerine ve haberleri derinlemesine yorumlamaya doğru genişleyen bir ekonomi haberciliği ihtiyacı var.

GÜNDEMİN SESİ

ÖNEMİMİZ AKSİNE ARTTI

MÜZİK VE KİTAPLA İLGİLİYİM İş dışındaki zamanınızı nasıl geçirirsiniz? Hobileriniz var mı? Şu sıralar işim çok fazla çalışmayı ve sık seyahati gerekli kılıyor. Yine de müzik ve kitap ile ilgiliyim. Ağustos içinde dağ kulübemde tabiat ile iç içe olmayı bir nimet biliyorum. İki oğlunuz olduğunu biliyoruz. Onlara zaman ayırabiliyor musunuz? Oğullarım büyüdü ve onlarla artık daha sık görüşme planları yapan yetişkinler gibi davranıyoruz. Kitap yazma ya da bu tarzda bir projeniz var mı? Bilgi ekonomisi ve Türkiye’nin dönüşümüne dair kitap çalışmalarım var.

24 l İSMMMO YAŞAM

İnternet ve sosyal medya haberciliğiyle nasıl rekabet etmeyi planlıyorsunuz? İnternet ve sosyal medyayı dışarıda bırakacak hiçbir analiz veya strateji, bizim mesleğin yarınında söz sahibi olamaz. Okur değişti, biz değiştik, medya değişti. Cebimizde bir matbaa, bir TV stüdyosu, bir radyo ve bir dev medya teknolojisi taşıyoruz. Buna cep telefonu diyoruz. Bunun sayesinde hemen herkes dünya çapında yayıncı fakat izleyicisi ortalama 120 kişi olan medya mensupları haline gelmiş durumda. Bu ortamda bizler, haber olgusuna, 5N1K’dan çok arka planını, konu uzmanlığını ve fikri takipten gelen birikimi koyarak ilerleyebiliriz. Herkesin stajyer muhabir olduğunu varsayarsak, gelen bilgiyi yorumlamak, doğrulamak, ilişkilendirmek ve oluşturacağı faydayı, önemi anlatmak için bizlere daha fazla iş düşecek. Kısaca, editörlerin daha da değerli hale geldiği bir


SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME İnternet haberciliğiyle yazılı basının haberciliğini nasıl karşılaştırırsınız?

İnternet haberciliği sürat açısından inanılmazdır. Ancak bir eksiği var ki bu eksik, biz editörleri daima gerekli kılacaktır. Zira internetin bilgisi, referanssızdır, güvenilmezdir, doğrulama veya yanlışlama mekanizmalarından yoksundur. Bir şey internette yayınlandı diye onu doğru veya yanlış var sayamayız. Bunu ancak medyanın temel ilkelerinden biri olan ‘güven’ kavramıyla birleştirmek zorundayız. Türkiye ekonomisine gelecek

olursak, son dönem ekonomi politikalarını nasıl yorumlarsınız? Türkiye, yüksek ve sürdürülebilir büyüme yolunda çok büyük mücadele veriyor. 3 tarafı deniz 4 tarafı sorunla çevrili bu coğrafyada bir yandan her yıl 600 bin gence iş pozisyonu açacak, bir yandan artan jeopolitik risklere karşı ordunuzu teknolojiyle donatacak diğer yanda da her yıl ortalama 7-9 oranında büyüyeceksiniz. Bu zorunluluklar karşısında ekonomi politikalarımızı yönetmek kolay değil. Türkiye’nin başkanlık seçimleri sonrasında girdiği yeni dönemle ilgili neler söylemek istersiniz? Karar süreçlerinin güçlü, hızlı ve etkin olacağı, uyum yasaları ardından çok başlılığın ortadan kalkacağı, bürokratik oligarşinin Türkiye’nin önünde hız tümseği oluşturmayacağı bir dönem olacak.

GÜNDEMİN SESİ

dünyadayız artık. Önemimiz azalmıyor, aksine artıyor. Zira bilgi kirliliği patlamış durumda ve insanların ‘doğru, yansız, ziyansız’ ve çalışan bilgiye ihtiyaçları daha da arttı. Bunu da bizler yapıyoruz, yapacağız.. Yeni dönemde Sabah Ekonomi olarak hedefleriniz neler? Hemen her gün yeni bir başlangıç olan, çok hızlı devinen bir değişim çağında Sabah Ekonomi olarak bu değişimin ruhunu yakalamaya çalışıyoruz. Daha fazla uzmanlık, daha nitelikli ekonomi haberciliği ve halkın haber alma özgürlüğüne hizmet ederken kamu, özel, akademi, sivil toplum ve sonuçta okuru aynı düzlemde bilgilendiren platform haline gelme yolunda çalışmalarımız var. Türkiye’de gazeteciliğin eski günlerine dönmesi için neler yapılmalı sizce? Eski derken eskinin koruması gerekenlerini kast ediyor olmalıyız. Gazetecilik eskiden daha güzeldi dersek bu toptancı bir zihniyet olur. Teknoloji, haber kanalları, imkanlar açısından eskiye dönmek istemeyiz. Ancak editör olarak eskinin daha tarafsız, reklam baskısı olmayan haberciliğini özlüyorum.Yapılması gereken son derece basit; temellerimize dönmek… Zira onlar değişmedi. Ben gazeteciliği, yarı kamu işi gibi görür, halkın haber alma hak ve özgürlüğüne hizmet ettiğimiz sürece işimizi doğru yaptığımıza inanırım.

İSMMMO YAŞAM l 25


DOSYA

Dijital çağa hazır olun! UMUT EFE İnsanlık tarihi bugüne kadar pek çok “Bedenimle beraber, sokaktadevrime şahit oldu… Dijital dönüşüm ile ki araçlar, mutfaktaki buzdolapları, gümbür gümbür gelen 4. Sanayi Devrimi’nin kümeslerdeki tavuklar ve ormandiğerlerinden farkı ise bugüne kadar meydana daki ağaçlar dahil, hepsi ama hepsi gelmiş tüm devrimleri birbirine bağlayacak Nesnelerin İntemeti’ne bağlanmalıdır. Buzdolabı kalan yumurtaların olması… Üstelik bu bağlantı sadece geçmiş sayısını tespit ederek kümesteki ve geleceği değil, insanlar ve bitkiler dahil tüm tavuğa ne zaman yeni yumurta tedacanlılar ile tüm nesneleri kapsıyor… rik edilmesi gerektiğini bildirmelidir.

26 l İSMMMO YAŞAM

Araçlar birbiriyle iletişim hâlinde olmalı, ormandaki ağaçlar da hava durumu ve karbondioksit seviyelerini bildirmelidir. Evrenin, yaşam ağına bağlanmayan ve dahil olmayan hiçbir parçası kalmamalıdır…” İlk bakışta korkutucu gelen bu cümleler, pek çok kişinin okuduğu Yuval Noah Harari’nin Homo Deus kitabından… Yuval Harari, analog çağın kapanması ile gelen dijital dö-


nüşüm -biz buna devrim de diyebiliriz- furyasına vericilik anlamına gelen ve ‘dataizm’ olarak bilinen yeni bir felsefi akım penceresinden bakıyor. Buharlı makinenin icadı ile başlayan ilk sanayi devriminin ardından gelen elektriğin keşfi, daha sonra da bilgisayar… Dünyayı milenium çağına bağlayan sanayi devrimleri çok köklü değişikliklere yol açtı. Son olarak dijitalleşme ile at başı giden 4. Sanayi Devrimi ise bugüne kadar yaşanmış tüm sanayi devrimleri arasında bütün branşları saracak bir bağlantı kuruyor... Bağlantı, hız ve veri bu dönüşümün kilit kavramlarını oluştururken, her ne kadar uç bir örnek gibi gelse de Harari’nin işaret ettiği ağaçlar ve araçların havadaki karbondioksit seviyesini ayarlamasını sağlayacak yeni bir iletişim şekli çok da uzak değil… Bir önceki sayıda giriş yaptığımız dijital dönüşüm furyasının bu kez sektörler ve çalışma hayatı üzerindeki etkilerine kısa bir bakış atıyoruz… Buharın ve kömürün gücü ile hız kazanan insanoğlu, petrolün devreye girmesiyle gelişimde adeta zirve yaptı. Ancak petrol ve diğer fosil yakıtların getirdiği bu dönüşümün faturası çevre felaketleri ile bir taraftan doğaya çıkarken, diğer yandan bu enerjilerden türetilen ve bunlarla sürdürülen teknolojiler de eskime yolunda… Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişme ile üretim sürecinde otomasyonun mümkün hale geldiği, internetin yaygınlaştığı, yenilenebilir enerji kaynaklarının önem kazandığı son 20 yılda, yeni dönem ayak seslerini güçlü bir şekilde hissettiriyor… Şimdi yeni bir çağın eşiğindeyiz… Bilişim teknolojileriyle endüstrinin bir araya geldiği bu yeni çağda, üretim sürecinin dijitalleşmesi, makinelerin birbirleriyle doğrudan iletişime geçmesi ve kişiselleştirilmiş üretimin yan ısıra verimliliğin artması, enerji ve su gibi kaynakların gereğinden fazla kullanılmaması sonucu doğanın daha az kirlenmesi öngörülüyor.

GELECEĞİN MESLEKLERİNİN % 65’İ BELİRSİZ

Accenture Dijitalleşme Endeks’i raporuna göre dijitalleşmenin şirketler açısından yaratacağı fırsat risk ve zorluklar şöyle öngörülüyor: • Her şirketin stratejisi, dijitalleşmenin herhangi bir şeklini içeriyor olmalı. Dijital değişim hızla geliyor ve her sektörü ve şirketi etkileyecek bir belirsizliği de beraberinde getiriyor. • Büyüme, müşteri dinamikleri ve taleplerine uyum sağlayan müşteri deneyimleri ve ilişkileriyle elde ediliyor. Büyümenin müşteriyi doğrusal satın alma süreçlerine iten yeni ürünler ve pazarlama stratejileri geliştirerek gerçekleşmesi artık mümkün değil. Her “karar anında” daha akıllı, kusursuz ve güvenli bir müşteri deneyimi yaratmak, dijital dünyanın yeni kuralı. Müşteriler, deneyimlerinin daimi, sürekli, son derece kendisine özel ve çapraz kanallardan olması beklentisi içinde. • Yüksek performanslı bir işletme ve çalışma modeline dayanacak şekilde bilgiyi, süreçleri, kanalları ve iş gücü kabiliyetlerini yepyeni bir yolla bir araya getirerek operasyonel sonuçlar elde edilebilir. Sosyal medya, etkileşim ve iş birliği konusunda yeni yollar getiriyor. Mobil teknolojiler her an her yerde erişimi mümkün kılıyor. Analitik kabiliyetler çok büyük miktarda veriyi işlemeyi ve farklılaştırılmış müşteri deneyimleri ve daha verimli operasyonlar için işletme iç görüleri oluşturmayı mümkün kılıyor. • BT altyapıları, dijital platformlara dönüşüyor. Şirketler; maliyet, karmaşıklık ve eski altyapılarının kısıtlı kapasitesi gibi engellere takılmayı bırakmazlarsa, dijital hedeflerine ulaşamayabilirler. Bir dijital iş platformu, farklı müşteri ve operasyonel gereksinimleri destekler. Sağladığı yatırım esnekliği, diğer şirketlerin BT altyapılarını kullanmayı sağlaması ve kullanıma bağlı “bir hizmet gibi” ücretlendirilme özellikleriyle, bulut platformları şirketlere katkı sağlayabilir. Tüm Türk şirketlerinin dijitalleşme trendiyle ortaya çıkan yeni fırsatlara, zorluklara ve risklere karşı hazır olması çok önemli. İyi haber şu ki, çalışmaya katılan tüm şirketler bu trendin farkında. Hepsi, dijitalleşmenin kendi sektörlerine bir etkisi olmasını bekliyor. *BT ve teknoloji liderlerinin yüzde 45’i dijitalleşmenin etkilerinin “yıkıcı” olacağına ve yüzde 47’si de “yüksek” olacağına inanıyor. Liderlerin hiçbiri dijitalleşmenin etkilerini yadsımıyor Türk BT ve dijital liderlerinin farkındalık seviyesi, 2014 yılında Almanya’da yapılan ve katılımcıların dijitalleşmenin etkisinin yüzde 78 oranında “yıkıcı” ya da “çok güçlü” kabul edildiğinin görüldüğü, dijitalleşmenin etkilerini yadsıyanların oranın yüzde 3’te kaldığı Accenture Dijitalleşme Endeksi çalışmasıyla benzerlik gösteriyor

DOSYA

Accenture ve Oxford Economics ortaklığında yapılan bir araştırmaya göre, ekonomik aktivite içinde dijital teknoloji penetrasyonunun artması, 2020 yılına kadar dünyanın ilk 10 ekonomisinin GSYH’sine yaklaşık 1.36 trilyon dolar katkı sağlayacak. Ülkelerin dijitalleşme seviyesini ölçmeye yönelik olarak yapılan bir başka araştırmaya göre ise bir ülkenin Dijital Yoğunluk Endeksi’ndeki her 10 puanlık artış, GSYH’nin yıllık ortalama büyüme hızını 0.25 ile 0.5 yüzde puanı kadar yükseltebiliyor. Türkiye’de teknolojideki gelişimin işlerine etkisinin çok hızlı olacağını düşünenlerin oranı ise yüzde 85. Türkiye, bu oranla diğer dokuz ülke arasında ilk sırada yer alıyor. Teknolojideki değişimin gelecek 5 yıl içinde işlerine etkisini heyecan verici bulan çalışanlar, yüzde 80’lik bir oranla yine bu değişimin çocuklarının iş yaşamlarına fırsatlar sunacağına inanıyor. Bu veri, raporun genelinde belirtilen bugünün çocuklarının çalışacağı işlerin yüzde 65’inin şu an tanımlanmamış olduğu bulgusuyla örtüşüyor. Diğer yandan Türkiye’deki çalışanlar, önümüzdeki 5 yıl içinde mevcut işlerini devam ettirebilmek için, yüzde 45’i teknik becerilerini, yüzde 38’i yaratıcılığını, yüzde 34’ü ise, insan yönetimi

RİSKLER VE FIRSATLAR

İSMMMO YAŞAM l 27


DOSYA

becerilerini geliştirmesi gerektiğini düşünüyor. Ayrıca Türkiye’deki çalışanların yüzde 94’ü mevcut işlerini devam ettirebilmek için gelecek 6 ayını yeni beceriler kazanmak için ayırmaya hazır olduğunu belirtiyor. Kendi işinde veya serbest çalışmaya sıcak bakanların oranı ise, yüzde 88 ile Türkiye’nin girişimcilik (start-up) alanında da ne kadar önde olduğunu gözler önüne seriyor. Y kuşağının yüzde 93’ü, baby boomer kuşağının yüzde 79’u ve toplam katılımcıların yüzde 87’si, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yaptıkları işin bir kısmının tamamen otomasyona dönüşeceğine inanıyor. Otomasyon beklentisi içinde olanların yüzde 80’i otomasyonun etkilerinin iş hayatlarında zorluk değil fırsat yaratacağını düşünüyor. Diğer yandan Accenture’ın 12 gelişmiş ülkede yaptığı ek bir araştırma, 2035 yılına kadar yapay zekânın tek başına yıllık ekonomik büyüme oranlarını iki katına çıkaracağını, iş verimliliğini ise yüzde 40 artıracağını ortaya koyuyor. Rapor, çocukların gelecekte çalışacağı işlerin yüzde 65’inin şu an tanımlanmış

28 l İSMMMO YAŞAM

bile olmadığını vurgularken, Türkiye’deki çalışanların yüzde 80’i teknolojik gelişmelerin çocuklarının iş yaşamlarında fırsatlar oluşturacağına inanıyor.

YATIRIM YAPMAYANIN ŞANSI YOK Konunun birinci derecede muhatabı olan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği ise, “Sanayi 4.0” raporu ile hem üyelerini hem de iş dünyasını yaşanacak zorlu dönüşüm ve rekabet sürecine karşı uyarıyor… Raporda, özellikle düşük iş gücü maliyetleri ve lojistik avantajı gibi Türkiye sanayiinin rekabetçiliğinin temelini oluşturan etkenlerin artık önemli baskılara maruz kalacak olmasının bu dönüşümü kaçınılmaz kıldığına dikkat çekilerek şu tespitlere yer veriliyor: “Dünyanın 20 yıl önce başladığı bir konuda rekabet içinde kalabilmek için teknolojiye yatırım yapmak önemli bir şart. Endüstri 4.0 yaklaşımı ile Türkiye’nin rekabet gücü avantajlarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve artırmak, ancak bunun ötesinde katma değeri yüksek ve dünya üretim değer zincirinden çok

daha fazla pay alan bir Türk sanayisi yaratmak hedeflenmeli. Endüstri 4.0 teknolojilerinin üretim sürecine dahil edilmesi için önümüzdeki 10 yıllık süreçte –günümüz fiyatları ve ekonomik büyüklüğü baz alındığında her yıl üretici gelirlerinin yüzde 11.5’i ölçüsünde yılda yaklaşık 10-15 milyar TL yatırım yapılması gerektiği tahmin ediliyor. Türkiye’nin acil olarak bu teknoloji yatırımlarını yapmaması durumunda ise küresel ekonomi ile rekabet etmek mümkün olmayacak.”

BLOCKCHAİN İLK 10 ARASINDA Dönüşümün kuşkusuz en çok etkileyeceği alanlardan biri de Blockchain teknolojisi ile hayatımıza giren kripto paraların etkileyeceği finans ve muhasebe alanları olacak… Bu teknoloji yakın gelecekte dünyayı değiştirecek ilk 10 teknoloji arasında gösteriliyor. Blockchain, taraflararası ticari işlemleri, güven sağlayıcı başka herhangi bir aracı kurum olmadan, doğrudan, güvenli, hızlı, şeffaf ve merkeziyetçi olmayan bir yapıda gerçekleştirme imkânı sunuyor. Blockchain, gelecek yıllar içinde, tüm


5 SEKTÖR DEVRİMİN İLK HEDEFİ Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan raporda ise dijital dönüşümün etkileyeceği ilk 5 sektörü ve etkileri şöyle özetleniyor: OTOMOTİV: Kuşkusuz Google’ın sürücüsüz araç çalışmaları ile herkesin merakla beklediği alanların başında otomotiv geliyor. Dijital dönüşüm girişimleriyle sektöre gelecek değerin gelecek 10 yılda yaklaşık olarak 700 milyon dolara ulaşması beklenirken, bu girişimlerle birlikte 2018 milyon canlının korunması ve karbon emisyonunun 540 milyon metrik ton azalması hedefleniyor. LOJİSTİK: Dönüşümün kritik sektörlerinden biri de önümüzdeki 10 yılda dijital teknolojinin 2 milyon iş yaratması beklenen lojistik olacak. Bugün bildiğimiz kurye sisteminin gelecek dönemlerde makinalar ve dronelarla bambaşka bir şekle bürüneceğini düşünürsek, 10 milyon ton karbon emisyonunun da azalması hedefleniyor. Lojistik sektöründe dijital girişimlerin sektöre yapacağı toplam değerin ise 1.5 trilyon dolar olması bekleniyor. SAĞLIK: 3D yazıcılar ve sensörlerle üretilen organları düşündüğümüzde kilit dönüşümlerin yaşanacağı alanlardan biri de sağlık olacak…

Bugün gelinene noktada,akıllı ve bağlantılı sağlık cihazları sadece ABD sağlık sisteminde yılda 30 milyar dolardan fazla tasarruf edilmesini sağlarken, 4. Sanayi devriminin getireceği Tele Tıp ile birlikte evde bakım da hastane girişlerinin yüzde 35 azalmasına olanak tanıması bekleniyor… ELEKTRİK: Her yenilikte Tesla’nın kablosuz iletim hayalin anımsatan elektrik üretimi ve dağıtımı da devrimden 1. derecede etkilenecek sektörler arasında… Bugün gelinen noktada, bağlantılı sensörler ve anlık analizi içeren kilit teknolojiler, rüzgar çiftlikleri ve diğer varlıklar için tahmini bakım sistemlerini yaratıyor. Önümüzdeki 10 yılda dijital girişimlerin elektrik sektörüne etkisinin 1.7 trilyon dolar olması hedeflenirken, karbon ayak izinde 16 milyar metrik ton azaltılması bekleniyor.. TÜKETİM: Ve bir cep telefonuna tüm dünyayı sığdıran tüketim teknolojisi de hiper-kişiselleştirme, hizmet ve deneyim alanındaki dönüşümlerin de sektöre büyük değer yaratması bekleniyor. Dijital girişimlerin tüketim teknolojilerinde yaratacağı değerin 5 trilyon dolar olacağı tahmin ediliyor.

DOSYA

bankacılık işlemleri, tapu devirleri, ödeme sistemleri, değerli taşlar, telif hakları ve diğer hakların korunması, e-devlet çalışmaları, yerel ve genel seçimler, sağlık hizmetleri, e-ticaret, dijital sözleşmeler ve daha birçok alanın teknolojik altyapısı olacak. Bu sistemin diğer sistemlerden farkı; merkezi bir veri tabanı yerine dağınık bir veri tabanı ve blok zincirleri kullanıyor olması. Bu sayede tek bir kuruma olan ihtiyaç ortadan kalkıyor; güvenlik ve depolama maliyeti düşüyor. Sistem dijital paranın yanı sıra P2P (Peer to Peer) paylaşımları, kimlik ve pasaport gibi önemli belgeleri; tapu, sözleşme, bono gibi değerli evrakları ve akla gelebilecek her tür veriyi güvenli bir şekilde depolayıp yönetmeyi sağlıyor. Öte yandan ABD’de halka arz edilmiş finansal muhasebenin standartlarını belirleyen yetkili kuruluş FASB, Bitcoin ve diğer kripto para birimleriyle ilgili şirketler için yeni kurallar belirleyip belirlememe konusunda kararsız kalmış durumda. Dijital para birimleri ve Blockchain alanında iş yapan şirket ve grupların kurduğu Washington merkezli ticari organizasyon Chamber of Digital Commerce (CDC) ise bu konuda adım atması için FASB’den talepte bulundu. Avustralya’nın muhasebe standartları kurulu ise, gelişen kripto para teknolojileriyle ilgili standartların belirlenmesi konusunda global adımlar atılması gerektiğini daha önce vurgulamıştı. PwC, Deloitte ve EY gibi muhasebe devleri de geçtiğimiz yıl kurdukları yeni koalisyonla dijital para birimleri hakkında yeni standartları kurgulamayı hedeflemişti.

İSMMMO YAŞAM l 29


RENKLİ YAŞAM

Adrenalin tutkunu ve tam bir eğitim sevdalısı ELA DAMLA GÖKMEN Dr. Atilla Büyükçoban, adeta on parmağında on marifet olan bir Meslek mensubu Dr. Atilla Büyükçomeslek mensubu. İş yaşamındaki ban, iş yaşamını birbirinden farklı ve adrebaşarılarına hobilerini de eklemeyi nalin dolu hobileri ile çeşnilendiren renkli bir başarıyor. Adrenalin dolu sporlarla kişilik... Gençlerin iyi eğitim alıp, kendilerini ilgilenen Büyükçoban, Türkiye’nin tanımasını oldukça önemseyen Büyükçoban, eğitim konusunda da çalışmalar yürütüyor... ve dünyanın çeşitli bölgelerinde Özel hayatında çok sosyal olan Büyükçoban, tüplü dalış yapıyor, kayak motosiklet, tüplü dalış, kayak sporu ve gezsporuyla ilgileniyor ve motoruyla ginliği hayatının bir parçası haline getirmiş durumda. O, doğruluğun, dürüstlüğün, alçak gezmekten keyif alıyor...

30 l İSMMMO YAŞAM

gönüllülüğün, yardımseverliğin ve sevginin hayatın vazgeçilmez kavramları olduğuna inanıyor.... İş hayatına öğrencilik yıllarında aile şirketi Büyükçobanoglu Dış. Tic. Ltd. Şti çatısı altında ve birçok yerel kuruluşta her kademede çalışarak çekirdekten başlamış. Daha sonra profesyonel ülkenin önde gelen özel sektör kuruluşlarında yönetim kademesinde bulunmuş. 2007’den bu yana İstanbul Bakırköy’de muhasebe, denetim, vergisel danışmanlık ve mali müşavirlik sektöründe


faaliyet gösteren Büyükçoban Mali Danışmanlık’ın kurucu üyesi olarak faaliyetine devam ediyor. Eğitimi oldukça önemseyen Büyükçoban, asıl işi olan muhasebe finans sektörü dışında eşinin ortağı olduğu İstanbul Halkalı’daki CMA Özel Öğretim Kursu özel öğretim kurumunda da gençlere ufuk açmaya, destek vermeye çalışıyor. Bu faaliyetle amacının ülkemize donanımlı gençler yetiştirmek olduğuna dikkat çeken Atilla Büyükçoban, ayrıca İstanbul Aydın Üniversitesinde işletme bölümü öğrencilerine muhasebe atölyesi dersiyle katkı sağlayarak hayata hazırlanmalarına yardımcı oluyor.

MOTOSİKLET TURLARI...

Kayak yapmaya çocukluğunda başlayan Büyükçoban, sonrasında kayak sporu tutku haline dönüşmüş. Öyle ki; 40’lı yaşlardan önce yılda 4-5 kez kayak sporuna zaman ayırırken, 40 yaş sonrası yılda 2-3 kez ile sınırlamış. Kayak yapmak için Türkiye’de fiyatların bir hayli yüksek olduğuna dikkat çeken Büyükçoban, ender olarak Uludağ, Kartalkaya’yı sıklıkla Bulgaristan ve Avusturya’yı tercih ettiklerini belirtiyor. Büyükçoban, “Üç ülke arasında Bulgaristan’da yarı fiyatına kayak yapmak mümkün oluyor” diyor. Kayakla ilgilenenlere mutlaka eğitim almalarını tavsiye eden Büyükçoban, teçhizatsız kayak yapmamayı ve kendilerine zarar verecek cesaret gösterilerinden uzak durmalarını öneriyor. Adrenalin dolu sporlardan hoşlanan Büyükçoban’ın bir diğer hobisi de dalgıçlık. 1997 yılının yazında gittiği tatil beldesinde eğlence amaçlı dalan ve denizin dibini keşfetmekten büyük keyif alan Büyükçoban için dalgıçlık serüveni de o yıllarda başlamış. “Yeryüzünün güzellikleri karşısında insan büyülenirken su altının gizemli dünyasında küçücük 15 dakikalık gezinti ile büyülendim” diyen Büyükçoban, dalma serüvenini şöyle özetliyor: “Canlılar rengarenk, deniz altındaki değişik bitkiler, bitki örtüsü derken 2000 yılında İbrice limanında tüplü dalış denemelerine başladım. Günlük yaşamın kargaşasından kurtulup, deniz altı dünyasında deşarj olma, evrenin farklı canlılarıyla karşılaşma gibi essiz bir deneyime doğru ilerleme bu spora ilgimi artırdı. Eğitimler alıp bu sporu icra etmeye gönül verdim.”

DALIŞA DEVAM EDİYOR Büyüçoban, hali hazırda Kaş, Fethiye, Bodrum, Ayvalık, Datça, Mordoğan, Sığacık, İbrice gibi dalış merkezlerinde dalışlar yaparak serüvenine devam ediyor. Dalgıçlık sporuna ilgi duyanların ilgisini önce teorik olarak test etmesini öneren Büyükçoban, bu kişilerin denizle olan ilişkisini gözden geçirmesini, ekipmanlara önem vermesini, kurallara her şartta disiplinli bir şekilde uymasını öneriyor.

MATEMATİK ALANINDA EĞİTİM ALDI 1972 yılında yurtdışında doğan Atilla Büyükçoban, ilk ve orta eğitimini Edirne’de tamamlarken, Edirne Lisesi Matematik bölümünden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi Muhasebe Finans Uzmanlık dalını bitirerek Almanya’nın Hessen Eyaleti Frankfurt şehrindeki Johann Wolfgang Göthe Üniversitesine bütünleşik doktora eğitim programına katılmak üzere gitti. Daha sonra ailesinin sağlık sorunları dolayısıyla ülkeye geri dönerek 1998 yılında Askerlik hizmetini Asteğmen-Teğmen olarak tamamladı. Büyükçoban, İngilizce ve Almanca bilmektedir. Öğrenmenin yaşı olmadığını savunan Dr. Atilla Büyükçoban, 2010 yılında öğrencilik hayatına geri dönerek İstanbul Ticaret Üniversitesi İşletme Anabilim Dalı Muhasebe ve Denetim dalında yüksek lisans eğitimini ‘6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda İç kontrol Sistemi’ tez çalışması ile tamamladı. Aynı yıl İstanbul Aydın Üniversitesi’nde doktora eğitimine başlarken, 2015 yılında doktora eğitimini ‘Kobilerde İç kontrol Sisteminin Hileyi Önlemedeki Rolü’ doktora tez çalışmasıyla tamamladı. Uzmanlık konusu ile ilgili birçok çalışması bulunan Büyükçoban, üretmeye devam ediyor.

RENKLİ YAŞAM

Ortaokul yıllarında harçlıklarını biriktirip ailesinden habersiz mobilet kiralayan Atilla Büyükçoban’ın motosiklete ilgisi de bu vesileyle başlamış. Motosikleti olan akrabalarının motorlarını alarak küçük çaplı geziler yapmaya başlamış ve ilk motorunu 2004 yılında almış. 2009 yılında Honda grubundan güvenli sürüş eğitimi alan Atilla Büyükçoban, bu işe daha profesyonel olarak bakmaya başlamış. Sonrasında motosiklet tarzının da oturmaya başladığına dikkat çeken Büyükçoban, popülaritesi yüksek olan genel adı Choper olan klasik motosiklet ile profesyonel olarak motor kullanmaya başladığını ve kısa yol gezilerine katıldığını vurguluyor. O, belinde oluşan rahatsızlık nedeniyle tarzını değiştirip Enduro segmentine geçmiş; halk dilinde adı GS olan bir motosiklet edinmiş. Motosiklet ile Ege, Marmara, Orta Anadolu şehirlerinin birçoğuna gittiğini belirten Büyükçoban, motosiklet kullanıcılarına trafikte seyrederken diğer araçlar ve yayalar tarafından görünmez olduklarını düşünüp kendi emniyetlerine dikkat etmelerini öneriyor. İş hayatının yanı sıra gezgin kimliğiyle de biliniyor. Yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda kenti de gezmiş. Yurtiçinde en çok Efes Antik kentinden etkilenmiş. Bugüne kadar Kanada, Amerika, Arabistan, Çin, İngiltere, Almanya, Avrupa ve Kuzey Avrupa’nın da aralarında yer aldığı 26 ülkeyi görme şansı yakalamış.

ADRENALİN TUTKUNU

İSMMMO YAŞAM l 31


YAŞAM’IN PORTRESİ

Türk sinema ve dizi dünyasının son dönemde yetiştirdiği genç ve başarılı yönetmenlerden biri Tolga Karaçelik. Kelebekler filmiyle Sundance Film Festivali’nde en iyi film ödülü kazandı. Karaçelik, genelde film ve dizilerini İstanbul dışında çekmeyi tercih ediyor.

‘İstanbul dışında film çekmek daha ekonomik’ BANU BOZDEMİR Tolga Karaçelik… Türk sinema ve dizi dünyasının son dönemde yetiştirdiği genç ve başarılı yönetmenlerden. Kelebekler filmiyle Sundance Film Festivali’nde en iyi film ödülü kazandı. 2014 yılında Sarmaşık filminin yönetmenliğini yaptı. Bebek İşi, Gişe Memuru, Kaşık Adam, Güdü, Ya Çıkarsa, Us’lu Durmak yönetmenliğini yaptığı diğer film ve diziler arasında. 1981 doğumlu Karaçelik, Koç Lisesi’ni bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ardından ABD New

32 l İSMMMO YAŞAM

York’ta sinema üzerine eğitim aldı. Şiirleri ve öyküleri çeşitli dergilerde basıldı. Tolga Karaçelik ile son filmi Kelebekler’le ilgili bol kahkahalı, keyifli, uzun bir röportaj yaptık…

SENARYOSU TERAPİ AMAÇLI ÇIKTI Öncelikle geriye doğru gidip bu filmin hikayesinin nasıl ortaya çıktığını sizden dinleyelim… 2012 yılında ben bu senaryoyla Köprüde Buluşmalardan ödül aldım. Şarmaşık’tan önce yazmaya başlamıştım. Amcam Mazhar Camdan’ı kaybettikten sonra bana iyi gelsin diye yazmaya

başladığım bir şeydi, o zamandan beri üzerinde gidip geldiğim bir hikayeydi. Aslında birkaç senaryoyu bir arada yazarım ben. Bu da daha çok rahatlama ve terapi amaçlı ortaya çıkmış bir senaryoydu. Aklında ilk oluştuğu şekilde mi sonlandı peki? Suzan karakterinin gelmesiyle şekil değiştirdi. O ilk terapiyi atlattıktan sonra iyi geldi, özgürleştim ben de. O zaman hikayenin etrafında dönmeye başlayabildim. Hikayenin benle ilgisi yok. Sadece babanın isminin Mazhar olması ve ölümün bir konu olup, ana konu


Burada da bir insanı yazdım. Suzan bir insan. Ama senaryoda iki erkekken bu kardeşler Kenan ve Cemal’di… Bir eksiklik vardı hep. Suzan geldi sonra 2013-14 gibi. Suzan güzel bir karakter oldu, ayrı bir zaafım var ona.

FİLMDE KENDİNE DE ROL VERDİ Filmde siz de varsınız Suzan’ın kocası rolünde… Emre o karakterin ismi, soyadını bile biliyorum. Çok keyif aldım onu yazarken. Var öyle karakterler, masaya cüzdanı telefonu koyar. Soyadı Namyeter ama y’si büyük. Yazarken bütün karakterler canlanıyor, mekanlar canlanıyor. Emre’nin öncesini sonrasını aşk hayatını biliyorum. Ben getirdim ben oynayacağım dedim. Bir de Tuğçe’yla anısı da olsun istedim. Bir yandan da erkeklikle dalga geçme halini seviyorum. Daha önce bir rolde daha oynamıştım buna benzer o da iyi gelmişti. Kurtuluş Son Durak’ta Belçim Bilgin’in sevgilisini oynamıştım. İğrenç bir karakterdi. Kendimizde yakaladığımız geri zekalı hallerle dalga geçmek de keyifli oluyor. Filmde acı ve ironi yan yana… Zaten filmin sonundaki durum da bize hayatı

dikkate almamamız yönünde salıklar veriyor. Gerçekten böyle mi olması gerekiyor? Dünya o kadar farklı ki bizimkinden. İroni bile değil. Bazı şeyleri çözümlediğimizi düşünüyoruz ama illa evren buna bir anlam atfediyor olmak zorunda değil. Hayat da böyle genelde, filmler böyle değil. Sarmaşık politik argümanlarını hayatın içinde, hiyerarşik düzlemde anlatan bir filmdi, burada da politika var, buradaki çıkarsama nedir peki? Bu filmin dipnotlarından bir tanesi keyif vermesi. Keyif çok önemli bir şey ve keyfimiz yok. Şu dönemde insanlara keyif vermem gerektiğini hissediyorum. Kötülüğü konuşmak, kötülüğü büyütmek oluyor sadece. İnsanların bir arada olması için keyif olması lazım. 40 milyon yalnızın yaşadığı bir ülke burası. Niye? Bir araya gelmiyorlar çünkü. Bir araya geldiğimiz başka zamanlarda ne kadar mutlu olmuştuk, hatırlasanıza. Keyif vermektir bunun çıkarsaması… Bazı filmleri herkes çok seviyor sosyal medya yıkılıyor ama gişeye yansıması çok az oluyor, bir izleyicisi öngörünüz var mı? Benim her zaman öngörüm var. Bu filmi kaç kişi izlerse salondan mutlu bir şekilde çıkar. Sarmaşık çok izlenmedi ama açılıştan sonra yükseldi rakamları. Bunun da ilk haftasına bakar. 80 salonda vizyona girecek. Bu film bazı şeylerin değişmesini sağlayabilir. Dağıtım ağı, bunun gibi filmlerin üzerinde oluşan önyargı bakımından, sinema sahiplerinin önyargısı bakımından, başka şeyler söyleyen insanların seslerinin duyulması bakımından… Filmin festival-

YA Ş A M ’ I N   P O RT R E S İ

olmaması. Onun etrafında dönmesine karşın yine de bu konuyla ilgili dalga geçilebilmesi… Karşımızda bir yol ve aynı zamanda bir hesaplaşma hikayesi var, aslında hesaplaştıkları kendileri mi yoksa onları darmaduman eden sistem mi? Senaryoyu yazarken gidip gidip geldiğim iki cümle var. En çok dönüşmekten korktuğumuz şeydir aslında, zaten dönüşmüşsündür ama etrafa göstermekten nasıl kurtulurum diye düşünüyorsundur. Eğer dönüşmekten korkuyorsan çoktan o olmuşsundur. Bu ana noktalarından birisi senaryonun. Bizim jenerasyonun hayatta kalma kılavuzu haline gelen bir cümle de oldu. Bu büyüyememiş üç kişinin hikayesi. Ve bir inanç hikayesi olarak görüyorum ben bu filmi. Aile olmak inançtır. O olmasa hiç tahammül edemeyeceğiniz insanlarla berabersiniz aslında. O inanç sorgulanmaz kabul edilir. Sorgulanırsa sorun vardır. Sevgili olmak da böyledir, din de… Bunlar üç kardeş. İnanmak istedikleri şeyler bazen çakışıyor, bazen çatışıyor. Biraz paralellik arz ediyor. Tam inanmaya başlayacaklarken geri tepen bir mekanizma var aralarında, oturmamış. Kadın karakteri çok baskın çizmişsiniz, özellikle de pavyon sahnesinde. Genelde insan yazıyorum. Gişe Memuru, geri zekalı bir erkek olmanın travmaları üzerine bir senaryoydu. Sarmaşık’ta ise gemideki o asansör içindeki kavga etme üslubunu vermek istedim. Ortak geri zekalılık, ortak çarpışma ve onun durdurulamaz olması. Alanlar belirleme ve o alanların ihlali üzerineydi biraz da. Kadınlar bununla daha başka mücadele ediyor, ben erkeklerin daha dışavurumcu üslubu kullandım. Bir de gemi içinde kadın olsa bambaşka olurdu.

İSMMMO YAŞAM l 33


YAŞAM’IN PORTRESİ

HİÇ MADDİ DESTEK ALMADI Filmi bakanlıktan destek almadan çektiniz… Fon ve yurtdışı desteği gelmedi. Çünkü Kültür Bakanlığı desteğimiz yoktu, o fonların akışı için bakanlık desteği önemlidir. Ama her film nasıl yapılıyorsa öyle yapıldı, insanlar çağrıldı, ortak olunsun dendi. Herkes el attı, anime destek attı, dağıtımcımız Chantier ortak oldu, herkes bir araya geldi. Çok isim var destek olan…

34 l İSMMMO YAŞAM

lerde ödül almış filmlerden daha değişik bir tarzı var. Dolayısıyla alttan gelecekler için de istediğiniz filmi yapabilirsiniz demenin bir yolu. Bundan sonraki projeniz nedir? Yeni bir proje var. Bu tam bir şehirli filmi. Bir yazar üzerine kara komedi. Nerede, hangi şehirde olduğuna karar vermedim. Burası da olabilir başka bir yer de olabilir. Bir diğer film de 19. yüzyılın başlarında Sibirya’da geçiyor. Rusça, Yakutça ve Türkçe... 13 yaşında bir Türk askeriyle 80 yaşında bir kadının hikayesi. Hiç başkasının setinde bulunmadınız. Hiç asistanlık yapmadınız öyleyse? Hiç yapmadım, hiç kimsenin asistanı olmadım. Bir tek Mehmet Güreli’yle bir belgesel çektik onun görüntü yönetmenliğini yaptım belgeselde, çok severim Mehmet Ab’’yi. Onda da yalnız ikimizdik hakikaten. Onun dışında, nasıl biliyorsam, nasıl öğrendiysem.. Ondan önce altı tane kısa film çektim onları yaparken de çok öğrendim. Nasıl doğru olacağına inanıyorsam o şekilde... Biraz içgüdüsel gibi… Evet içgüdüsel... O yüzden bu filmde dört tane rejimi, kısa filmlerini sevdiğim hiç set deneyimi olmayan genç arkadaşlardan seçtim. İlerde iyi yerlere gelecek onlar. Sette neye neden karar verdiğimi dönüp anlatıyordum onlara. Ana bir rejimiz vardı Beril, o deneyimli bir rejiydi, onun altındaki dört kişi hiç daha önce set deneyimi olmayan ama kısa filmleri olan, bana bayağı uzun zamanlar yazmış rejiniz olabilir miyim diye tekrar tekrar yazıp sonunda kabul ettiğim arkadaşlardan seçtim. Çekerken, 18

günde çektik ama onun bir kısmı şöyle geçti, “onu şöyle yaptım çünkü onu bu yüzden böyle yaptım” diye dönüp anlatıyordum onlara.

KUBRICK’IN YERİ AYRI Hoşlandığınız film türleri ve yönetmenler? Çok fazla filmden hoşlanıyorum. Tarz olarak da çok farklı. Benim için filmlerde anlar var. En sevdiğim yönetmen bir sürü var. Ama tabii Kubrick’in yeri ayrı bende. Oyuncuları nasıl seçtiniz? Tuğçe Altuğ’u Kabileler diye bir oyunda gördüm. Afife Jale aldı, Sadri Alışık aldı. Çok iyi oyunlar var, çok iyi alttan gelen gençler var, ben olabildiğince onları fark etmeye çalışıyorum. Daha önce sinema filmi deneyimleri var mı? Yok, bir yerde figürasyon gibi gözüküyor sadece. Tolga Tekin’i zaten takip ediyordum, Bartu’yu zaten tanıyordum. Aynen Seda Türkmen’i de bir tiyatro oyununda gördüm. Hakan zaten Sarmaşık’tan beri tanıdığım çok güzel bir oyuncu, çok güzel bir insan. Bedir Bedir de aynı şekilde tiyatrodan. Görüntü Yönetmeni Andaç Şahan’ın da ilk sinema filmi, hani böyle ilk defa insanların da film ve sinemaya dahil oluyor olması da beni heyecanlandırıyor, aynı reji ekibinde o insanların olması gibi. Büyümek lazım biraz, yeni insanların, yeni yüzlerin gelmesi lazım. Şu geldiğin noktada kendini nasıl hissediyorsun? Üç tane film, bir şeyleri başarmış bir yönetmen izlenimi veriyorsun. Bu tamamen tekrar tekrar başlayan bir süreç. Kendimle, olduğum yerle ilgili mutluyum çünkü sözümü


söyleyebildim. Ve bu sözlerimin bir karşılığı oldu. Ve tevazu gösterdi bir grup insan, sandığımızdan daha fazla insan olduğunu gördüm. 20-35 yaş arası İstiklal’de yürürken “Merhaba Tolga Abi”yi çok fazla duyuyorum. Yönetmen için bu garip bir şey. O bakımdan mutluyum ama bu tekrar tekrar başlayan bir süreç. Geçen gün yeniden yazmaya başladım bir sahneyi, yine sıfırsın, yine tekrardan aynı süreci yapabilecek enerjim, işte o ilk tokadı yedikten sonra tekrar başlıyor.

YAZIM SÜRECİ SANCILI GEÇİYOR

HEP ŞEHİRLİ FİLMLERİ ÇEKTİM Çok İstanbul’da film çekmek istemiyorsunuz sanırım, oysa en fazla ironi yaratan şehirlerin başında geliyor. İstanbul dışında çekmek ekonomik anlamda daha kolay. Ama ben şehirli filmleri çektim şimdiye kadar. Yani bir taşra filmi, bir kasaba filmi çekmedim. Bu köyde geçiyor ama şehirli bir filmdir baktığın zaman. Böyle denk geldi. Bir ara modaydı kasaba filmleri çekmek. Ben Gişe Memuru’nu çekerken hiç onun gibi bir film yoktu, filmlerin çoğu kasabada geçiyordu. Bana çok sıkıcı geliyor kasaba filmleri. Kasaba en sevmediğim şeydir. Köyü severim, şehri severim ama kasaba alıp satar, üretmez, artı değer de katmaz. Ama Türkiye’nin bir zamandır olduğu durumu da özetleyen bir şey aslında. O kasaba kültürünün hakim olması. O yüzden çok kasaba filmi çekmek istemedim. Ama Gişe Memuru da şehirde geçiyor gibidir yani. Balat’ta da kısmı vardır ama o yalnızlık, ıssızlık üzerine olduğu için...

‘TAKDİR EDİLMEK GÜZEL ŞEY’

Sundance Film Festivali’nde en iyi film ödülü alan Kelebekler’in sonraki yolculuğunu sorduk yönetmene… Ödül almasının etkileri neler oldu, neler yaşattı size? Takdir edilmek çok güzel bir şey. Sundance gibi çok güzel bir festival tarafından takdir edilmek ayrı güzel. Gişe Memuru’nu çekerken ekibime değişik bir adam değişik bir film çekti demiştim. Sarmaşık’ı çekerken de bazı sahneleriyle kült olarak anılacak bu film demiştim. Yine aynı ekibin birçok üyesiyle bu filmi çekerken de dünya sinemasında tarihe geçecek bir film olacak bu demiştim. Bunu gerçekleştirmiş olmak, haklı çıkmak beni mutlu etti. Bunun örnekleri var tabii. Kusturica kafası iyi Balkanlılarla varız, biz burada dolanırken bu kadar melodramik olup, bir anda tavukların patladığı komedinin olduğu filmi çokça görmedim açıkçası. Anlar, sahneler gördüm ama bu iki çizgide gidip gelen film çokça görmedim. Bittikten sonra niye çok yapılmadığını anladım ama ben denemek istedim. Denemenin karşılığının belli grup bir insanda olması beni mutlu etti ama filmler kadar filme ödül verenler hakkında da bir şeyler söyler filmler. Benden çıkıp gitsin, gitti anlamında mutlu etti beni. Gemiyi güvenli limana soktum gibi hissettim. Ondan sonra fark ettim ki bir savaşım daha var benim: vizyon.

YAŞAM’IN PORTRESİ

Yazım süreci galiba sende sancılı geçiyor okuduğum kadarıyla. Yalnızca benim için değil etrafımdaki herkesi için sancılı geçiyor. Yani çok sevimli bir insan olmuyorum. Ama yazı bittikten sonra, bir şeyler çözülmeye başladıktan sonra anlayışlı, gülümseyen, çok konuşmayan, en iyi Tolga oluyorum. Çekime doğru yine bir geliyor ama sete çıktığım zaman bir penguen suda ne kadar mutluysa o kadar mutluyum. Normal hayatta bütün benim falsom olan şeylerin hepsi sette işime yarıyor. Nasıl penguen yürüyemez ama suda çok rahat gider ya ben de işte sette penguen kadar mutluyum. Vizyon aşamasında yine aynı stresi yaşıyor musun? Yok, film benden çıktıktan sonra rahatım. Mesela şimdi bu savaşı benden sonra gelecek sinemacılar için veriyorum. Vizyonunda insanlara ulaşsın diye. Yoksa film benim için çoktan bitti.

Uzaklaşabilir benden çok rahat bir şekilde çünkü bir ilişkim kalmıyor benim çektikten sonra. Kurguda tamam dediğim zaman benim için bitiyor. Yeni bir şeye geçebilirim diyorsun... Tabii, şimdi mesela geri dönüp Gişe Memuru’nu izlediğim zaman “Ha güzel film” diyorum, Sarmaşık’a uzun zaman sonra bakınca, “Haa güzeeel” diyorum falan. Ama bittiği zaman hiç bir ilişkim kalmıyor. Haklısın. Film Gago diye çıkacak, nedir Gago’nun hikayesi… Yeğenim 20 aylıkken bana Gago demeye başladı, ismimi söyleyemiyor Gago diyor. Düzeltmeye çalışsam da Gago demekten vazgeçmedi. Ben de baktım olmayacak bu iş, bir de biz hep bebeklere ad koyuyoruz bu sefer de bebekler bize ad koysun dedim. Artık birbirimize Gago diyoruz. Bu film de Tolga Karaçelik tırnak içinde Gago diye çıktı zaten. Şimdi 24 aylık oldu hala Gago diyor bana. 35 yaşından sonra Gago olduk işte, o yüzden insanlar da bana Gago Hoca diyorlar.

İSMMMO YAŞAM l 35


Ithaca Kralı’ndan bugüne: Mentorlük

KARİYER

UMUT EFE Rivayet odur ki Ithaca Kralı Ulysses, Truva savaşına giderken evini ve oğlu Telemakhos’un eğitimini ‘ona bildiğin her şeyi öğret’ diyerek en yakın arkadaşı Mentor’a emanet eder. Kralın savaştan dönmesi yirmi yıl alır ve Mentor, prensi kralın yokluğunda en iyi şekilde eğitmiş ve yetiştirmiştir… Hikayeye göre, bu süre zarfında Mentor Telemakhos’a ne yapması gerektiğini hiç söylemez ancak gerekli her şeyi öğrenmesine ve doğru kararlar almasına yardım eder. Hikayede zaman zaman savaş ve bilgelik tanrıçası Athena’nın, Mentor’un kılığına girerek Telemakhos’la konuştuğu söylenir… Kökeni mitolojik bir hikayeye dayanan ‘men-

36 l İSMMMO YAŞAM

tor’ kavramı, yol gösteren, bilge bir arkadaş anlamıyla günümüze kadar uzanır…

BİR NEVİ USTA ÇIRAK İLİŞKİSİ Bu mitolojik hikaye dışında, Büyük İskender ve Aristo, Beethoven ve Haydn, Schiller ve Goethe, Yunus Emre ve Taptuk Emre, Fatih Sultan Mehmet ve Akşemseddin tarihteki usta çırak ilişkisi ile bir nevi mentorlük olarak da görülebilecek örnekler arasındadır. Usta çırak ilişkisinin akademik çevrelerde, ‘mentor mentee’ ilişkisi olarak belirtiliyor… Bu kişisel ve mesleki anlamda rol model olan, derin bir tecrübe ve bilgi birikimine sahip birey mentor yani usta olurken onun gözetiminde yetişen çırak konumundaki yeni birey ise mentee olarak anılıyor. Bu ikili arasında gerçekleşen

Kimi zaman mitolojik bir hikayede kimi zaman Fatih Sultan Mehmet ve Akşemseddin arasındaki ustalık ilişkisinde karşımıza çıkan ‘yol gösterici’ yani mentorlük, artık kariyer dünyasının ve şirket içi eğitimlerin ayrılmaz bir parçası...

yetiştirme-yetişme evresi mentorlük olarak adlandırılıyor. Günümüzde ise iş ve eğitim hayatından sosyal ilişkilere kadar mentorlük nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi ve mesleki gelişimlerini devam ettirmelerinde kullanılan önemli bir gelişim aracı olarak görülüyor …

KURUMA BAĞLILIK ARTIYOR Bu kadar akademik bilginin ardından mentorlük kavramının kariyer dünyasında edindiği yer ise artık bambaşka bir noktada… Deneyimli yöneticilerin kendilerinden daha az deneyimli, gelecek vadeden, şirkette önemli görevlere gelmesi beklenen çalışanların kişisel, kariyer ve mesleki gelişimlerine destek olmalarını sağlayan yapılandırılmış bir ilişki şeklinde iş dünyasında tezahür eden bu model ile yeni


bir rehber ve akıl hocası modeli de yaratılmış durumda... Genç çalışanların çalıştıkları sektöre, kuruma ve kurumun kültürüne daha rahat uyum sağlamaları üstlerinin rehberliğinde gerçekleşiyor… Bu nedenle mentorlük, günümüzde hem kurumlara hem de bireylere büyük artılar getiren hizmetlerin arasında yerini aldı… Mentorlerin deneyimlerinden yararlanırken daha az hata yapmayı öğrenen ve kurum kültürüne çabuk uyum sağlayan çalışanlar, ne yapmak istediklerine kısa sürede karar verme, isteklerine göre kariyer planlama becerilerini kazanması beklenirken, öte yandan çalışanlara destek verirken iletişim becerilerini geliştiren mentorler de sahip oldukları bilgileri pekiştirme olanağına sahip oluyor… Uzmanlara göre, mentorlüğün kurum açısından en büyük getirilerinden biri de çalışanların kurum bağlılığının artması ve çalışanların performansının yükselmesi… Burada mentorler, farklı sosyal ve kültürel gruplardan gelmiş insanlarla anlaşabilmeyi, problemlere çözüm üretebilmeyi, sorunlara ve çözümlere çalışanlarının gözünden bakabilmeyi becerebilirler.

Günümüzde mentorlük kavramı hepimizin bildiği gibi “yol gösterici” anlamında

MENTORLÜĞÜN KAZANDIRDIKLARI Mentorlük hizmeti almak, iş hayatına yeni atılmış, hedeflerini henüz belirleyememiş gençlerin kariyerlerini geliştirmelerinde önemli bir faktör olmakla beraber aynı zamanda, kurum kültürüne alışmakta zorlanan, kuruma uyum sağlayacak bireysel planlarını yapmakta desteğe ihtiyaç duyan çalışanlar için de öneriliyor… Mesleki gelişim sürecini kısaltmak ve bu süreci en az hatayla atlatmak isteyen çalışanlar da mentorlük hizmeti almayı düşünebilirler… Mentorlüğün getirilerinde ise şu başlıklar öne çıkıyor: l Kurumsal verimliliğin artırılması l Kurum içinde yaşanan değişim ve gelişimin yönetilmesi l Kurumda çözüm odaklı düşünme şeklinin yerleştirilmesi l Liderlerin zor zamanları başarı ile yönetmesi l Liderlerin yeni sorumluluklar almaya teşvik edilmesi l Liderlerin yaratıcılıklarının gelişmesi l Liderlerin yetkinliklerinin artırılması l Liderlerin proaktif davranışı benimsemelerinin sağlanması

KARİYER

Y KUŞAĞI VE YENİ MENTORLER

kullanılsa da Y kuşağının iş hayatına girişi ile birlikte artık bambaşka bir anlam kazanmaya başladı… Önceki yıllarda iş dünyasında daha çok koçluk kavramı ile bağdaştırılan ve yeni işe başlayan gençlere yol gösteren bu oryantasyon süreçleri artık tersine de işleyebiliyor… Sosyal ağlar ve yeni teknolojilerle birlikte ‘dijital’ kavramının hayatımızın ortasına iyice yerleşmesiyle, herkes için bir sonraki kuşağa ayak uydurma ihtiyacı oluşmaya başladı. Bu ihtiyacın iş dünyası tarafında da oluşmasıyla dünya genelindeki kurumlar “Tersine Mentorluk” programları başlatıyor. Küreselleşen dünya düzeninde varlıklarını korumak ve geleceklerini daha iyi şekillendirmek isteyen firmalar da Y kuşağı gençlerin ne istediklerini, neye önem verdiklerini anlama yoluna gidiyor. Tersine Mentorluk Projeleri sayesinde firmalar Y kuşağının mezuniyetlerini bile beklemeksizin onların fikirlerinden, düşünce ve yeteneklerinden yararlanma fırsatı bulabiliyor. Genç üniversite öğrencilerinin şirketlerin üst düzey yöneticilerine mentorluk yaptığı bu program, hem öğrencilerin iş dünyasında var olmalarını, hem de yöneticilerin genç kuşağı yarının iş dünyasının nasıl olacağını anlamalarını ve stratejilerini bu yeni düzene göre şekillendirmelerini sağlıyor.

İSMMMO YAŞAM l 37


SAĞLIK

Teknolojik gelişmeler hayatımızda birçok şeyi kolaylaştırmasının karşın sağlık konusunda da bir takım sıkıntılar yaratıyor. Telefon, tablet başında ve sosyal medyada geçirilen zamanlar duruş bozukluklarına; karpal tünel, boyun fıtığı, bel tutulması gibi rahatsızlıklara neden oluyor. Mutluluğun şifresinin aslında duruşta gizli olduğunu biliyor muydunuz?

38 l İSMMMO YAŞAM

Mutluluğun şifresi duruşunda gizlidir ELA DAMLA GÖKMEN Lise öğrencisi Mustafa, her gün telefonundan, tabletinden sosyal medyayı takip edip videolar izlemekten büyük keyif alıyordu. Ancak son dönemde boynunda, sırtında ve bileklerinde dayanılmaz ağrılar hissetmeye başlamıştı. Üstelik baş parmağını kullanmakta da güçlük çekmeye başlamış, su şişesinin kapağını çeviremez bir hale gelmişti. Bu genç yaşında onu bu hale getiren şey neydi? Anne ve babası sağlığından endişe duymaya başlamışlardı. Hep beraber doktora gittiklerinde gerçek ortaya çıktı; gün içinde saatlerce mesaj, sosyal medya, internetten video izlemek derken Mustafa boyun fıtığı ve karpal tünel rahatsızlıklarına yakalanmıştı. Artık telefon, tablet ve sosyal medya Mustafa’ya yasaklanmıştı…. Artık günümüzde böyle vakaları

sık duyar olduk. Çünkü birçoğumuz günde ortalama 2-4 saatimizi başımız öne eğik şekilde mail, mesaj ya da sosyal medya trafiğinde geçiriyoruz. Yapılan araştırmalara göre, bu durum boyun omurlarımıza yılda 700 ila 1400 saat ek stres yüklememize neden olurken, lise öğrencilerinde ise bu süre yaklaşık 5000 saati buluyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, başta cep telefonu olmak üzere mobil cihazların kullanımı ve düşük ergonomiye bağlı olarak bel, boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının görülme sıklığını artırdığını söylüyor. İş, eğlence ya da sosyalleşme adına elimizden düşürmediğimiz cep telefonları ve tabletlerin kullanım süresi arttıkça sağlığımız üzerinde yarattığı


olumsuz etkilerde de artış yaşanıyor. Özellikle de insanların kas iskelet sistemi üzerindeki baskı süresinin artması sağlık sorunlarının daha hızla gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Sağlık sorunlarının başında da boyun ve bel fıtıkları ile bunlara bağlı ağrılar, sinir sıkışmaları, duruş bozuklukları geliyor. İnsan omurgasının uzun süre aynı pozisyonda durmak için tasarlanmadığına dikkat çeken Dr. Nural Aydın, “Sağlıklı bir insan için duruş çok önemli. İdeal duruş omurga sağlığının yanı sıra genel vücut sağlığı ile ruh halini de olumlu yönde etkiliyor. Yapılan araştırmalar düzgün duruşun serotonin düzeylerini de olumlu yönde etkilediğini gösteriyor” diye konuşuyor.

BOYUN TEHDİT ALTINDA Teknolojinin gelişmesi ile hayatımıza giren cihazların yarattığı travmalardan en çok boyun bölgesi etkileniyor. İnsanlar başını nötral pozisyon denilen sağlıklı ideal açıda

tuttuğunda, boyun omurlarına binen yükün yaklaşık 4.5 - 5 kg civarında olduğu biliniyor. Baş statik veya öne eğik haldeyken boyun kasları, çevre tendon ve bağlar başı destekliyor. Yapılan araştırmalara göre, boynun 15 derece eğimi ile boyuna binen yükün 12.25 kg, 30 derece eğimi ile 18 kg, 45 derece eğimi ile 22 kg’a kadar çıktığı kanıtlanmış durumda. Bu durum da stresin zaman içerisindeki tekrar eden artışıyla boyun bölgesinde erken dejenerasyona ve beraberinde çeşitli boyun rahatsızlıklarına neden oluyor. Dr. Nural Aydın, aşırı cep telefonu kullanımı ve düşük ergonomi sonucunda sıklıkla karşılaşılan hastalıklar arasında; bel- boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının yer aldığına dikkat çekiyor. Genel aşırı kullanım ve duruş bozukluğuna bağlı oluşan sakatlanmalara ek olarak, sürüş veya yürüyüş (özellikle düzgün olmayan yüzeylerde) gibi tam dikkat gerektiren durumlarda cep telefonu kullanımı da akut yaralanma riskini beraberinde getiriyor. Bu nedenle mevcut risklerin farkında olmak ve potansiyel yaralanmaları önlemek için sağlıklı adımlar atmak ve güvenlik tedbirleri almak son derece önem taşıyor.

NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

SAĞLIK

Mobil telefonları ergonomik kullanmanızı sağlayacak şu önerilere dikkat ederek daha sağlıklı olabilirsiniz.... • Cihazlarınızı kullanırken bilekleriniz ve parmaklarınızdaki gerginliğini en aza indirin ve mümkün olduğunca dik bir şekilde durun. • Boyunda düzleşme ve omuz başında içe dönüklüğe sebep olmasından dolayı aşağıya uzun süreli bakmaktan sakının. • Akıllı cihazınızı boynunuzun rotasyon da denilen dönmesine sebep olacak bir yere koymayın. • Mesajlarınızı mümkün olduğunca kısa tutun ya da ses tanıma yazılımlarını kullanın. Fazla tuş vuruşu daha fazla bilek-parmak yorgunluğuna neden olacaktır. • Dokunmatik ekranlı telefonlarda mesajlaşırken, telefonunuzu dikey bir konumda kullanın. Bu, yazarken tuşa basmak için başparmağınızın ulaşması gereken alan miktarını azaltacaktır. • Uzun süreli çalışmalar için cep telefonu veya tablet kullanmayın. • Yazma sürenizi 10-15 dakikaya sınırlayın. Her 15 dakikada en az 2-3 dakika küçük molalar verin. Telefonunuzu sessize alarak bu küçük molaların kesintiye uğramasını engelleyin. • Cep telefonunuzu kullanırken başınızı eğmek yerine telefonunuzu kaldırın. • Ekranı okurken telefonunuzu çene hizası veya biraz altına gelecek şekilde konumlandırın. -Telefonunuzu kucağınızda veya göğüs yüksekliğinin altında tutmaktan kaçının. • Mesaj, mail yazarken başparmağa alternatif diğer parmaklarınızı da kullanmaya çalışın. -Telefonu tek elle kullanmak yerine mümkün olduğunca düz bir yüzeye koyun ya da bir elle telefonu tutarken diğer elle yazmaya çalışın. • Başparmağınızla yazarken parmağınızı bükmek yerine parmak ayasıyla yazmaya özen gösterin. • Bileklerinizi mümkün olduğunca rahat ve düz tutun.

İSMMMO YAŞAM l 39


LGS, YKS sınavlarına sayılı günler kala öğrencileri heyecan sardı. Başarısız olma korkusu öğrencilerde stres faktörü olurken, bu gerilimli süreçte rahatlatmak için neler yapılmalı sorusu akıllarda. Bu süreci rahat atlatmak için yapılması gerekenler...

Sınav stresine dur deyin! NİL DEMİRCİLER Liseye geçiş sınavına hazırlanan Can ile üniversite sınavına hazırlanan İdil’i sınav tarihleri yaklaştıkça heyecanları da giderek artıyordu. Anneleri Nur çocuklarının sınav stresi yaşamamaları için onları sürekli telkin ediyordu ancak çocuklarına belli etmese de kendi stresini yönetmekte zorlanıyor, uykusuz geceler geçiriyordu... Çocuklarının ve kendisinin sınav stresini yönetmek için ne yapması gerektiğini bilemiyordu... Sınav stresine dur demek ve stresi yenmek için neler yapmalı? İşte bu sorunun yanıtı:

EĞİTİM

SINAVLAR HAZİRANDA

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemi yerine, MEB’in getirdiği Liseye Geçiş Sınavı (LGS) bu yıl ilk kez 2 Haziran’da yapılacak. 8. sınıfta okuyan 1.2 milyon öğrencinin yüzde 10’u, sınavla yaklaşık 600 okula girmeye çalışacak. Zorluk derecesinin yüksek

40 l İSMMMO YAŞAM

olacağı açıklanan sınavda öğrencilerin soruları dikkatli okumaları öneriliyor. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından bu yıl ismi değişerek ilk kez düzenlenecek olan Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) tarihi de cumhurbaşkanlığı seçiminin öne alınması ile birlikte değişti. 24 Haziran’da yapılması planlanan sınavlar, YÖK kararı ile 30 Haziran-1 Temmuz tarihlerine alındı. YKS’nin birinci oturumu olan Temel Yeterlilik Testi (TYT) 30 Haziran Cumartesi, ikinci oturumu olan Alan Yeterlilik Testi (AYT) ile Yabancı Dil Testi (YDT) 1 Temmuz Pazar günü yapılacak. Milyonlarca öğrencinin iyi bir eğitim alabilmek adına birbirleriyle yarışacağı bu sınavlar nedeniyle hem velileri hem de öğrencileri stres sarmış durumda. Özellikle de her iki sınavın sisteminin değişmiş olması ve ilk defa düzenlenecek olmalarının yarattığı bilinmezlikler öğrencilerde ayrıca stres yaratıyor. 24 Haziranda yapılması planlanan YKS’nin ileri

bir tarihe alınması stres sürecinin de artmasına neden olmuş durumda. Velilerin ve öğrencilerin korkulu rüyası olan sınav stresini yenmenin yolları da var elbette. Psikolojik Danışman ve Rehberlik Uzmanı Bülent Gökmen, sınavı öncesinde veli ve öğrencilerin stres yaşamasının doğal olduğuna dikkat çekerken, stresin abartılmaması ve kontrol altında tutulması gerektiğini vurguluyor.

DÜNYANIN SONU DEĞİL Gökmen, öğrenci ve velilerin sınav kaygısıyla ve stresiyle doğru baş etme yöntemlerini öğrenip öğrencinin başarısını ve özgüvenini artırabileceğini söylüyor. Sınava hazırlık sürecinde yeterince çalışmayan öğrencinin daha çok stres yaşayacağına dikkat çeken Gökmen, “Sınava hazırlanan öğrencinin çalışması gereken konuları zamanında tamamlamasına özen gösterilmeli. Öğrenci konulara hakim olduğunda yaşayacağı stres daha az olacaktır” diye konuşuyor.


Uzmanlar sınava girecek öğrencilerin stresini azaltmanın bir yolunun da öğrencilere sınavı kazanamama ya da istediği okula girememelerinin dünyanın sonu olmadığını anlatmak gerektiğine dikkat çekiyorlar. Çünkü öğrenci ve velilerin sınava verdikleri anlam stres seviyesini belirleyen temel unsur olarak karşımıza çıkıyor. Sınavı tek çıkar yol olarak görmek stresi daha da artırırken, öğrencinin hayatta başka alternatiflerinin de olduğunu bilmesi stresi azaltıyor. Stresi azalan öğrenci de sınavda daha az hata yaparak daha başarılı olabiliyor. Velilerin çocuklarına “Sınavda elinden geleni yap ama başarılı olamazsan da bu dünyanın sonu değil. Başka seçeneklerimiz de var” telkininde bulunmaları öneriliyor. Anne babaların çocuklarının sınavları ile ilgilenmeleri, sınav endişesiyle doğru baş etme yöntemlerini çocuklarında uygulamaları; çocuklarının sınavları hakkında ve çalışma düzenleri hakkında bilgi sahibi olmaları, sınav sürecinde atılacak adımları bilip çocuklarının o yöne yönlendirmeleri öneriliyor.

VERİMLİ ÇALIŞMALI

NELER YAPILMALI? Sınava sürecinde beslenme ve uyku düzeni öğrencinin performansını etkileyen önemli durumlardır. Bilgisayar, televizyon, cep telefonu gibi elektronik aletler uyumadan en az 30 dakika öncesinde bırakılmalı; rahat bir uyku için uyku öncesinde ders çalışmayı bırakmak, kafeinli içeceklerden uzak durmak ılık süt içip, duş almak uykuya geçişi kolaylaştıracaktır. Sınava sayılı günler kala öğrenci normal beslenme alışkanlıklarında çok büyük değişiklikler yapmamalı; bol proteinli, zihin açıcı etkiye sahip vitaminlerce zengin besinler tüketmeli. Sınavdan önceki gün nasıl geçirilmeli? Rahat uyumak için hareketli aktiviteler yapmalı mı? Uzmanlara göre, öğrenci sınav öncesinde her gün kalktığı saatte kalkmalı, ders çalışmayı bırakıp dinlenmeye geçmeli. Açık havada keyifli bir aktivite uygun olurken, sınav öncesin gevşeme egzersizlerinin yapılıp kaygıyı azaltılabilir. Sınava iyi hazırlanmış olarak girilmeli, uykusuz ve aç olunmamalı. Sınav öncesi ve sınav esnasında heyecanı yenmek için ise, neler yapılmalı? Öğrenci sınava gireceği merkeze erken gitmeli, son anda ders çalışılmamalı. Stresini iyi yönetmek için “Başaramayacağım”, “Sorular zor olacak”, “Bilmediğim konular çıkarsa!” gibi endişelerden uzak durmalı.

SINAVDA BUNLARA DİKKAT EDİN l Sınav esnasında stresinin arttığını fark eden öğrenci bir iki dakika sınava ara verip üç defa burnundan nefes alıp ağzından vererek kaygı seviyesini azaltmalı. l Herhangi bir soruyu çözemediğinde sorunun yanına işaret koyup bir sonraki soruya geçmeli. Vakti kalırsa işaretlediği sorulara yeniden bakmalı. l Sınavdan erken çıkanları gördüğünde endişelenmemeli, sınav süresi bitene kadar sınavda kalmalı.

BAŞARI İÇİN BUNLARI YAPIN

Hazırlık döneminde düzenli yaşamalı ve planlı çalışmalı. Öğrenci ve ailesi düzenli beslenip düzenli uyumalı. Moral bozacak negatif duygu ve düşüncelerden uzak durmalı, başarıya odaklanmalı. Sınavda acele etmeden, endişeye kapılmadan rahatça soruları yanıtlamalı. Sorularla inatlaşmamak, çözemediklerini işaretleyip tüm soruları tamamladıktan sonra geri dönüp onları yeniden çözmeye çalışmalı. Sınavdan erken çıkmamak, son dakikaya kadar zamanı kullanmalı.

EĞİTİM

Öğrencinin eksikliklerini tamamlayabildiği, konulara bütünüyle hakim olabildiği bir çalışma düzeni oluşturulmalı, verimli bir çalışma için öğretmenlerin desteği alınmalı. Öğrencinin kendi çalışma düzenini oluşturması sağlanmalı; sınavdan önceki hafta yeni konu öğrenmek yerine bilgileri pekiştirilmeli, öğrenci kendini rahat ve güvende hissettiği ortamlarda bulunmalı. Sınav başlı başına kaygı yaratan bir durum olduğu için anne babaların bu kaygıyı arttıracak baskılar yapmamalı. Öğrencinin rahatlamaya ve ailesinin kendisine güvendiğini görmeye ihtiyacı vardır. Veliler çocuklarının geleceği için endişeli olabilir ancak çocuğa serin kanlı bir şekilde yaklaşıp güven verilmeli.

Başarıda büyük rolün kendilerinde olduğunu görmeleri özgüvenlerini arttırıcı bir etki yaratır, öğrencinin bu gerçeği fark etmesini sağlamak he sınav başarısını hem de gelecekteki tutumlarını etkiler. Veliler bu süreci başarılması gereken bir sınav olarak değil, aynı zamanda çocuğun gelişimiyle alakalı önemli bir geçiş dönemi olarak görmeli. Bu önemli dönemde çocuklarla konuşup, onun yaşadığı sıkıntıyı anlayıp ona destek olmalılar.

İSMMMO YAŞAM l 41


DOSTLARIMIZ

Yavrusu olsun mu olmasın mı? yılda 2 kez kızgınlık dönemi geçirdiğini aktaran Sadak, UMUT EFE Uzmanlar bu dönemde evcil dostlarımızda görülebilecek davranışlar evcilleştirilen için şunları söylüyor: “Kedi ve köpekler işte bu kızgınlık İnsanlarda olduğu gibi üreme konusu evcil kedi ve dönemlerinde erkeğin dikkatini çekmek amacıyla kokular dostlarımızda da temel bir güdü olarak ortaya çıkarken, yayabilir ve eşleşmek için kaçmaya dahi çalışabilir. Erkek köpeklerin kısırlaştırma operasyonları, uzun yılardır çözüme kavuşasokak köpekleri, kızgınlıkta olan bir dişi ev köpeğinin mayan bir konu olarak süregeliyor… Ancak, köpeklerin insanlar gibi bulunduğu bölgede kavga edebilir, iz bırakmak amacıyla atalarının kurt, kedilerin ise kaplan soyundan geldiğini anne ve baba evin kapısına, yakınına idrar yapabilirler. Gebe kaldıkları düşündüğümüzde, insanlarla birlikte yaşamaya alışan ve içgüdüsüne sahip doğal seleksiyonun dışına çıkarak evcilleşen dostlarımız için takdirde dişi kediler 2 ila 10, köpekler ise 2 ila 20 yavru doğurabilirler. Erkek kedi ve köpekler yaklaşık 6 aylıkken olmadığına durum biraz daha farklı artık… eşleşebilirler. Dişiler gibi belirli kızgınlık dönemleri yoktur, Kısırlaştırılmayan evcil dostlarınızın yavru sahibi dikkat çekerken, kızgınlıkta bir dişi olduğu sürece yılın her anı veya döneolması eve yeni dostların gelişi demek. Pek çok uzman ise bahar ve minde eşleşebilirler. 6 aylık dönemde ergenlik dönemine evcil dostlarımızdaki ebeveyn olma duygusunun insanlaryaz ayları ile giren erkek kedi ve köpeklerde hormonlara bağlı olarak dan tam tersi bir şekilde yürüdüğünü aktarıyor. Kedi ve hayat boyu sürebilen alışkanlıklar haline dahi gelebilecek birlikte gelen köpeklerde annelik hayat boyu sürmemekte. Öte yandan, bazı davranış problemlerinin başlangıcı sık görülmektedir. uzmanlar kısırlaştırmanın kedi ve köpek dostlarımızın kısırlaştırma Yaşam alanlarını işaretlemek için evin içine kötü kokulu dönemleri, minik sağlığı açısından olumlu pek çok faydası olduğuna dikkat idrar yapabilirler. Bazılarında ise aşırı baskın veya agresif çekiyor. dostlarımız için davranışlar görülebilir.” en eski tartışma KRİTİK EŞİK 6 AY UZMAN CERRAH ŞART Veteriner Hekim Seda Sadak’ın verdiği bilgilere konusunu Uzmanlara göre, dişi ve erkek kedi ve köpeklerin göre, dişi kediler, genellikle en erken 6 aylık olduklarında yeniden gün kısırlaştırılması güvenli, tek seferlik ve en sık yapılan eşleşebilir ve hamile kalabilir. Dişi bir kedinin yılda 4 kez yüzüne çıkardı. eşleşmek için kızgınlığa girebildiğini, dişi köpeklerin ise operasyonlar arasında yer alıyor. Ancak bu noktada

42 l İSMMMO YAŞAM


DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

operasyonun mutlaka tam steril şartlarda ve uzman cerrahlar tarafından yapılması büyük önem taşıyor. Uygun kısırlaştırma zamanlarına gelince, uzmanlara göre kedi ve köpekler en erken 8 haftalık olduklarında güvenle kısırlaştırılabilirler. Bu operasyonlar evcil petlerimizin genel sağlık durumuna bağlı olarak aslında 8 haftalıktan başlayarak herhangi bir yaşta genel anestezi altında gerçekleştirilebilir.

ÖLÜME TERK EDİLİYOR

DOSTLARIMIZ

Burada operasyon süresinin 20 ila 60 dakika arasında olduğuna dikkat çeken Seda Sadak, şu bilgileri veriyor: “Evcil hayvanların çoğu, operasyonu- aynı gün taburcu edilebilecek kadar- iyi tolere ederler. Dişi kedi ve köpeklerin operasyonu nispeten erkeklere göre daha büyük çaplı olduğu için 1 gün hospitalize edilmelerinde yarar var. Operasyon yarası 7-10 günde iyileşir ve bu süreçte yaraların bandajla korunması şarttır. Erkek kedilerde çoğu kez yakalığa dahi ihtiyaç duyulmaz. Merkezimizde sağladığımız steril operasyon koşulları sebebiyle ameliyat sonrası herhangi bir antibiyotik uygulamasına gerek olmamaktadır.” Diğer taraftan hayvan sağlığında kı-

sırlaştırmanın öneminin toplumda farkındalık yaratması amacıyla The Humane Society of the United States (HSUS) tarafından her Şubat ayının son haftası ‘Dünya Kısırlaştırma Farkındalık Haftası’ olarak ilan edilmiş durumda. Bu noktada uzmanlar, evcil hayvan sahiplerini kişisel zevkleri doğrultusunda riske atmaması konusunda uyarırken, kısırlaştırmanın onların ömrünü uzattığı konusuna dikkat çekiyor. Pek çok uzmana göre, kanser riski ve davranış sorunları bir yana, bir dişi kedi veya köpeğin kısırlaştırılmasının onun sağlığına aslında pek çok yararı var. Özellikle dişilerde kısırlaştırma sayesinde rahim içi ve rahim ağzı enfeksiyonu riski ciddi oranda azalmaktadır. Erkek kedilerde ise AIDS (FIV+) riski neredeyse tamamen yok oluyor. Birleşik Krallık merkezli dünyanın en büyük hayvan hakları ve hayvan sağlığı derneği olan RSCPA’nın verilerine göre, evcil hayvan ırkında plansız bir nüfus artışı söz konusu. Dernek başkanlarından Carrie Stones’a göre, kısırlaştırma ile planlı ve sağlıklı bir evcil hayvan nüfus yaratılabilir. Stones, her yıl dünyaya gelen evcil hayvanların neredeyse yüzde 70’inin çeşitli nedenlerden dolayı ölüme terk edildiğini ifade ediyor.

Kedi ve köpek sahiplerinin kısırlaştırma konusunda karar vermesi yanlış bilinen veya bilinmeyen pek çok konudan dolayı oldukça zor olabilmektedir. Bunu konuda karar vermeye yardımcı olabilecek bazı bilgiler aktarmakta fayda var: l Evcil dostlarımızı kendimizle kıyaslayacak olursak, kediler insanlardan 45, köpekler ise 15 kat daha fazla üreme yeteneğine sahip. Yani uzmanlara göre kedi ve köpekler üremek için değil, her birinin sağlıklı ve iyi koşullarda yaşamalarını mümkün kılabilmek amacıyla sağlanabilecek şartlar için insanlara ihtiyaç duyarlar. Bu şartların sağlanabilmesi, üreme hızları göz önünde bulundurulursa ancak sayılarının artış hızının önüne geçmek, sayılarının artmasına izin vermemek-yani kısırlaştırma ile mümkün olabiliyor. l FIV-Feline Immune defficiency Virus, en çok ısırık yaralarıyla bulaştığı ve kısır olmayan erkek kedilerin daha çok kavga ettikleri biliniyor... Uzmanlara göre kısırlaştırılmamış sokak kedilerinin yaşam ömrü ortalama 2 yılın altında. l Evcil dostlarımızda bir kez doğum yaptıktan sonra kısırlaştırılma daha sağlıklı. İlk kızgınlık dönemi veya cinsel olgunluğa ulaşmadan önceki dönem kısırlaştırılan dişi kedi ve köpeklerin daha sağlıklı ve uzun yaşadığı ise yanlış bilinen doğrular arasında yer aldığı belirtiliyor. l Uzmanlara göre, kısırlaşmanın beden ağırlığına etkisi en fazla yüzde 30. Evcil hayvanlarda kilo almanın asıl nedeni ise fazla besleme ve yetersiz egzersiz. Kedim/köpeğim çok özel olduğu için aynen onun gibi bir kedi/köpek istiyorum-Yanlış. Yavruların, anne ve babalarının kopyası olma olasılığı pek yoktur. Profesyonel yetiştiriciler dahi bunu garanti edemezler. l Köpeğin kısırlaştırılması durumunda koruma yapmayacağını düşünmek doğru bilinen yanlışlar arasında. Aile ve evini koruma köpeklerde doğal bir içgüdüdür. Köpeklerin kişilik özellikleri hormonlarından ziyade genetik ve çevresel etkiler ile şekilleniyor.

İSMMMO YAŞAM l 43


SUZY’S CAFE du LEVANT Haliç’te kapıdan girdiğiniz anda iliklerinize kadar size Fransız esintisi yaşatacak bir mekan, Suzy’s Café du Levant… Rahmi Koç Müzesi’nin tam karşı tarafında yer alan Cafe du Levant by Divan, tam bir Fransız bistrosu. Paris’in nostaljik havasını doyasıya yaşayabileceğiniz Suzy’s Café du Levant, kapıdan adımızı atar atmaz sizi romantik ambiyansıyla karşılıyor. Fransa’dan özel olarak getirilen antikalar, duvarları süsleyen eski bistro afişleri, antika çanta ve şapka koleksiyonları restoranın her köşesini süslüyor. Bu özel objeler ile yapılan dekorasyonun yanı sıra menüsü, Parizyen damak tadına uygun lezzetler sunuyor. Her bölmesi ayrı sıcaklığa ayarlanabilen antik bir buzdolabı içerisinde saklanan Fransız şarapları ise misafirlerinin yemeklerine eşlik ediyor. Bir Divan işletmesi olan Suzy’s Café du Levant, İstanbul’un karmaşasından uzaklaşarak, büyülü bir ortamda farklı tadları denemek için kaçırılmayacak bir deneyim fırsatı sunuyor. Yemeklere her bölmesi ayrı sıcaklığa ayarlanabilen antik bir buzdolabı içerisinde saklanan Fransız şarapları eşlik ediyor. Mönüdeki en popüler yiyecekler ise Portakallı mercimek salatası, soğan çorbası, Bouillabaisse (Fransız usulü balık çorbası), ördek konfit, krem brüle…

LEZZET

Müzelik restoranlar Nüfusu bir metropol olma yolunda hızla ilerleyen İstanbul, müzelerinde dünyanın en önemli sanatçılarının, en ünlü ekollerinin sergileriyle birlikte usta şeflerin de mönülerine ev sahipliği yapıyor. İşte İstanbul’un en iyi müze restoranları.

44 l İSMMMO YAŞAM

UMUT EFE Keşmekeşli caddelerine ve son dönemlerde artan betonlaşma oranına rağmen, neredeyse her sokağın sonu bir müzeye çıkan dünya üzerindeki ender şehirlerden biridir, İstanbul…Buram buram tarih kokan, medeniyetlerin beşiği güzel İstanbul, bir yanda Topkapı Sarayı, bir yanda Modern Sanatlar Müzesi ile hem geçmişin hem de geleceğin ışıltısıyla ruhunuzu doyururken, gurme lezzetleriyle de hayatınızda bambaşka kapılar aralıyor. Topkapı Sarayı’nı gezdikten sonra içeceğiniz bir Osmanlı Şerbeti, Sabancı Müzesi’nde gezeceğiniz Picasso sergisinden sonra sizi karşılayan tablo tadındaki yemekler, kültüre tüm hücrelerinizle doymanızı sağlıyor. Sanatla gurme tatların iç içe geçtiği İstanbul’daki müze restoranları, yurtdı-

şındaki muadilleri ile yarışacak noktaya geldi... Yemek yemenin önemli bir yer edindiği kültürümüzde, sergi ve müzeleri gezdikten sonra cafe veya restoranlarında soluklanıp bir şeyler atıştırmak neredeyse müze gezmek kadar önemli… Bu duruma yeme içme mekanlarında yaşanan gelişmeler de eklendiğinde müze ya da sanat galerisi içindeki restoranların sayısı artarken, var olanlar da bir yandan evrim geçirdi. Artık sanat eserleri dışında, İstanbul’da müze bünyeleri içerisinde açtıkları şık restoranlarıyla adlarından söz ettiriyor. Nüfusu bir metropol olma yolunda hızla ilerleyen İstanbul, müzelerinde dünyanın en önemli sanatçılarının, en ünlü ekollerinin sergileriyle birlikte usta şeflerin de mönülerine ev sahipliği yapıyor. Sizin için şefleri ve mönüleri ile öne çıkan İstanbul’un ünlü müze restoranlarını derledik…


MÜZEDECHANGA Gezi sonrası tablo gibi bir manzara karşısında oturup tablolardan esinlenerek hazırlanmış yemeklerle sanata doymak isterseniz en doğru adreslerden biri Müzedechanga… İstanbul’un en ünlü restoranlarından Changa, 1999 yılında İstanbul Taksim’de başlayan yiyecek içecek macerasına 2005 yılından bu yana Sakıp Sabancı Müzesi içinde Müzedechanga olarak devam ediyor. Mönüsündeki Modern Türk - Akdeniz karışımı olan yaratıcı ve özgün yemekler Taksim’deki Changa restoranda sunulanlardan farklı ama devamı niteliğinde ve yine ağırlıklı olarak füzyon tekniği kullanılarak hazırlanıyor. Şef Pınar Taşdemir liderliğindeki genç mutfak ekibi, Sakıp Sabancı Müzesi içinde yer alan sergilerle eş zamanlı olarak sergiyle bağlantılı sanat-yemek eşleşmeleri ve temalı yeni yemek çalışmaları yapıyor. Rembrandt, Monet, Anish Kapoor ve Miro sergilerinden sonra ZERO sergisinde yer alan eserlerden esinlenerek yaratılan yeni yemekler sergi süresince mönüde yer alacak...Teras tarafında oturduğunuzda müthiş bir Boğaz manzarası da olan restoranın mönüsüne her sergi döneminde farklı yemekler giriyor… Restoranda 10:30 – 18:00 arası “gün boyu” menüsü, 18:00 - 00:00 arası ise “akşam yemeği” menüsü, Cumartesi ve Pazar günleri saat 15:00’e kadar a la carte “kahvaltı” menüsü servis ediliyor. Türk - Akdeniz karışımı, yorumlanmış, çağdaş, yaratıcı ve özgün yemekler Taksim Changa Restoran’da sunulanlardan farklı ama devamı niteliğinde…

NEOLOKAL

eşliğinde Türk ve Dünya mutfağı örnekleri sunuyor. Müzenin ambiyansına uygun minimal bir dekoru olan restoranın geniş bir terası var. Kahvaltıyla başlayan servis öğle ve akşam yemekleriyle devam ediyor. Akşam servisi fine-dining veriliyor. Restoranın özel bir davet mönüsünden örnekler şöyle: Mutabbal (patlıcan ve nohutla yapılan bir meze), kırmızı pancar tahin, füme mersin balığı, lakerda, levrek fileto ve Morrel mantarlı bakla sos ve fırınlanmış rezene, çikolata terine - tuzlu fıstık karameli ve dondurma ile.

TOPKAPI SARAYI KONYALI LOKANTASI

İSTANBUL MODERN RESTORAN

Beşiktaş’ta bir semt havası aldıktan sonra, bienal başta olmak üzere pek çok etkinliğe ev sahipliği yapan İstanbul Modern Sanat Müzesi farklı mimari yapısıyla da görülmesi gereken noktalardan… İstanbul Modern içindeki restoran, boğaz manzarası ve servis kalitesiyle pek çok kişinin buluşma noktası olmuş durumda. Özellikle pizza ve ev yapımı makarnalar mönünün yıldızı durumundalar. içinde yer alan İstanbul Modern Restoran, Eski İstanbul ve Boğaz manzarası

Topkapı Sarayı’nda Osmanlı tarihine doyduktan sonra, Konyalı Lokantası’nda içeceğiniz Osmanlı şerbetleri size tüm yorgunluğunuzu unutturabilir.. Topkapı Sarayı Müzesi içinde 1969 yılından itibaren hizmet vermeye başlayan Topkapı Sarayı Konyalı Lokantası , yeni yapılan düzenlenme ile yurt içi , yurt dışı bir çok üst düzey devlet adamı,bürokrat,sanatçı ve misafirlerine Osmanlı – Türk mutfağının damak tadını yıllardır büyük beğeni ile yaşatıyor. Topkapı saray’nın tarihi dokusu içinde bulunan lokanta, aynı zamanda muhteşem manzarası ile gelen misafirlere lezzetli yemekler eşliğinde sunduğu Osmanlı şerbetinin tadı ile de büyük beğeni topluyor. Başlangıçlardan etli dolma tabağı, ana yemeklerden incik kebabı, Konyalı kebabı ya da kuzu dolması denenmeli. Sadece kırmızı et değil beyaz et severler de düşünülmüş. Mönüde yer alan Piliç dolması, sebzeli piliç sarma hem göze hem mideye hitap ediyor. Anadolu ve Türk mutfağının en özel tatlılarından birini de yemek sonrasında almayı unutmayın.

LEZZET

“Restaurant olarak kendimizi zamansız görüyoruz. Zamana bağlı kalmadan yolumuzda

yürümek; bir yandan geçmişimizden öğrenme, diğer yandan da bize devamlı kendimizi yenileme ve geliştirme fırsatı tanıyor. Geçmişimiz derken geleneklerimizden ve kayıp kültürlerimizden bahsediyoruz. Gelecek ve yeni nesiller için geçmişimize sahip çıkmanın görevimiz olduğuna inanıyoruz. Bu inançla geçmiş ve gelecek arasında köprü olduğumuzu hissediyor ve gelecekte kabul görecek şekilde eski yemeklerimizi modernleştirerek sunuyoruz” cümleleri ile kendini anlatan Nolokal, zamana meydan okuyan Salt Galata’nın içinde, mekanın ruhuna uygun olarak geleneksel lezzetleri günümüze uyarlıyor... Kuzu ve pancar borani, çerkez ördeği, içli köfte, hünkar beğendi, mücver ve palamut en çok tavsiye edilen yemeklerden… Salt Galata’daki sergileri gezdikten sonra, karşınızda uzanan tarihi yarımada manzarası da görmeye değer. Yemek öncesi Osmanlı Bankası Müzesi”nin kalıcı koleksiyonunu görebilir, Robinson Crusoe 389’un raflarını da mutlaka görmelisiniz…

İSMMMO YAŞAM l 45


EVİM EVİM

Bakarsan yazlık olur! Yaz aylarıyla birlikte yazlıklara geçme zamanı da geliyor. Okulların kapanması ile birlikte yazlıklarına gidecek olanlar bütün kış kapalı kalan yazlıklarını yaza hazırlayacaklar. Yapılacaklar listesi çıkarıp yazlığınızı elden geçirmek için yol haritası çıkardık....

46 l İSMMMO YAŞAM

ELA DAMLA GÖKMEN Yaz mevsimi demek tatil demek. Kimileri için de kışlıklarından yazlık evlerine geçiş anlamını taşıyor. Okulların kapanması ile birlikte kış mevsiminde yoğun bir koşturmacanın içine giren aile bireyleri sıcak yaz mevsimini keyifli bir biçimde geçirmek, denizin ve güneşin tadını doyasıya çıkarabilmek için yaz evlerine yani yazlıklarına gidiyor. Kış mevsiminde kapalı kalan yazlıkların da bu süreçte bakıma ve elden geçirilmeye ihtiyacı oluyor. En sevilen mevsim olan yazın tadını iyi çıkarabilmek için yazlığınız yaz mevsimine hazır mı? Yaz aylarını geçirdiğiniz evinizdeki hazırlıklar konusunda ne yapacağınızı bilmiyorsanız işinizi kolaylaştıracak pratik önerilerimize göz atın... İlk yapmanız gereken şey yazlık evinizin nerelerinde bakıma ihtiyaç

duyduğunu tespit etmek ve yapılması gerekenlerin bir listesini çıkarmak...

NEREDEN BAŞLAMALI? DUVARLAR: Yazlığınızın bakımına duvarlardan başlamanız uygun olacaktır. Çünkü uzun zaman boş kalan yazlıklarda rutubet nedeniyle duvarlar harap olmaktadır. Rutubetten çatlayan iç ve dış cepheye badana yaptırarak duvarlarınıza temiz ve bakımlı bir görüntü kazandırabilirsiniz. ELEKTRİK TESİSATI: Elektrik tesisatının da bakımını yaptırmalısınız. Yıpranan priz ve duylar ile yanan ampulleri de değiştirmeniz gerekiyor. MUTFAK VE BANYO: Islak zeminler her zaman için sorun çıkarabilir. Özellikle de su tesisatında problem varsa su tesisatınızın bakımlarını zamanında yaptırın. Damlayan musluklar varsa


BALKON VE VERENDALAR: Balkonlar ve verandalar yazlık evlerin en çok zarar gören bölümleri olmasına rağmen genellikle ihmal edilir. Balkon ve verandaların boyası, su akıtma sistemleri ve karolarını gözden geçirin. Paslanan balkon demirlerini boyayın. Eğer balkonunuzda barbekü varsa bacasını gözden geçirip tıkalı olup olmadığına bakın. Buralardaki saksılara yeni çiçekler dikin. İLAÇLAMA İŞLERİ: Yazlık bölgelerde

genellikle zehirli böcekler bulunabilir. Bu nedenle yılda iki kez ilaçlama yaptırmanızda fayda var. Ayrıca sivrisinekler için de önlemler almalısınız. HAVUZ: Yazlığınızda kendinize ait havuzunuz varsa onların bakımına özen göstermeniz gerekiyor. Kış mevsiminde havuzunuzun üstünü kapatmaya özen gösterin. Eğer açık bıraktıysanız sorunsuzca kullanabilmek için bakımını yaptırarak iyice dezenfekte ettirin.

EVİM EVİM

onları tamir ettirin veya yenileriyle değiştirin. Mutfaktaki eviye ve dolapları, banyoda ise vitrifiyeleri iyice kontrol edin. Bakıma ihtiyaç duyanlara gerekli bakımları yaptırın. ÇATI: Çatıdaki kiremitler kış aylarında rüzgar ve yağışlı havanın etkisiyle uçmuş ya da kırılmış olabilir. Bunları tek tek belirleyerek yenilemelisiniz. Bunun için bir çatı ustasından yardım alabilirsiniz. Çatınızın izolasyonunu dayanıklı çatı kaplama malzemeleri ile yaptırırsanız uzun süre bakım yaptırma derdinden de kurtulmuş olursunuz. Yalıtımı iyi yapılmış bir çatı hem akmalara karşı dayanıklı olacaktır hem de yaz sıcağında evinizin sıcaktan korunmasını sağlayacaktır. KAPI VE PENCERELER: Doğramalarınız ahşap ise, kış mevsiminde rutubet ve yağmurun etkisiyle şişmiş olabilir. Böyle bir durumda hepsinin bakımını yaptırıp kapıların üst çıtalarını da değiştirmelisiniz. Pencerelerin cam macunlarını kontrol ederek, eğer kötü durumdalarsa yeni macun çektirmelisiniz. Pencerelerinizin sineklikleri yoksa sineklerin içeri girmesini engellemek için pencerelere sineklik de yaptırabilirsiniz. BAHÇE: Yazlığınızın bahçesi de özenle elden geçirilmesi gereken yerler arasında ilk sıralarda yerini alıyor. Bahçenizde ilk etapta toprağı havandırmalısınız; bakımsız kalmış bitkileri ilaçlayıp kuruyan ve çürüyen kısımlarını temizlemelisiniz. Gerek duyduğunuz taktirde yeni süs bitkileri ve çiçekler ekmelisiniz. GÜNEŞ ENERJİSİ SİSTEMİ: Günümüzde birçok yazlık bölgede kullanılan güneş enerji sistemi ile suyunuzu ısıtıyorsanız, sistemin bakımını da düzenli olarak yaptırmalısınız. Güneş enerji sisteminizin güneş panellerinin sağlam olup olmadığını ve su deposunun da rutin kontrollerini ihmal etmeyin. Kimi zaman kuşlar güneş panellerine zarar verebilecek cisimler atıp kırılmasına neden olabilmektedir. Eğer onarılamayacak derecede zarar görmüşse sistemi tamamen yenilemek zorunda kalabilirsiniz.

İSMMMO YAŞAM l 47


GEZİ-DÜNYA

Okyanusun kıyısı, Avrupa’nın en güney batısı

AYŞEGÜL EMİR Portekiz... Avrupa’nın en güneybatısında... Sunduğu Bir yanda Atlas Okyanusu, diğer yanda tarih, doğal güzellik ve tarihle doğal güzellikler ve sıcak kanlı insanlar..... Karadan dünyanın pek çok ülkesinden tek komşusu İspanya... Okyanus kıyısında olmanın turistleri çekmeyi başarıyor... verdiği avantajla pek çok denizci ve kaşif yetiştiren Mutfağı, şarabı, Fado müziği, bir ülke... Portekiz’den bahsediyoruz. Avrupa’nın en güneybatısında... Sunduğu doğal güzellik ve çini desenli evleri.... Lizbon tarihle dünyanın pek çok ülkesinden turistleri ve çevresinde kısa bir tura çekmeyi başarıyor... Mutfağı, şarabı, Fado müziği, çini desenli evleri.... buyrun...

48 l İSMMMO YAŞAM

Portekiz’i keşfetmeye başkent Lizbon’dan başlıyoruz. Yedi tepeli bir şehir. Biraz İstanbul’u andırıyor. İnişli çıkışlı yollar, daracık sokaklar... Tarihi, anıtları, kocaman meydanları, Fado müziği, deniz mahsulü ağırlıklı mutfağı ve müthiş denizcilik geçmişiyle ziyaretçilerine çok şey vaat ediyor. En eski mahallesi Alfama’da, çini desenleriyle kaplı birbirinden güzel binaların arasında ve dar sokaklarda


PORTEKİZ’İN BODRUM’U Lizbon’dan günübirlik olarak gidilebilecek diğer bir şehir ise Cascais. Bu kez rotamız burası oluyor. Yani Portekiz’in Bodrum’u. Dünya sosyetesinin buluşma noktası. Eski küçük bir balıkçı kasabasıyken şimdi çok farklı durumda. 1900’lü yıllara doğru aristokratlar tarafından yazlık kasaba olarak tercih edilmeye başlanmış. Zamanla hızla yapılaşmış. Çizgi filmlerden fırlamış gibi şato ve konaklar hayranlık uyandırıcı. Ayrıca denize girecek pek çok yeri var. Biz hava uygun olmasına karşın bir gün geçireceğimiz için denizi pas geçiyoruz. Zaten plajları çok kalabalık... 1537’de Portekiz’in ilk deniz feneri burada yapılmış. Şu anki fener ise bunun kalıntıları üzerine kendinizi geçmiş yıllarda yaşıyormuş gibi hissetmeniz içten değil...

MEŞHUR SARI TRAMVAY

gibi yedi tepe üzerinde kurulmuş olması. Lizbon, dünya tarihine pek çok kaşif ve keşif kazandırmış. Bu kez istikamet Rua Agusta caddesi ve kentin en büyük meydanı olan Comercio’ya bağlayan güzergah. Kemerli yüksek kapı Arco Triunfal’ın (Zafer Takı) altından geçiyorum. İnsan seli arasında liman yolundayım. Praça do Comercio yani Ticaret Meydanı burada. Bu yapı, muhteşem mimarisiyle göz kamaştırıyor. Ama Lizbon’da ilginç bir şekilde denizden gelecek saldırılardan korkulduğu için sahil kenarında yapılaşma olmamış. Yeniden Rua Augusta’dayım. Küçük taşlarla baş döndürecek şekilde özenle tek tek örülmüş kaldırımları inceliyorum... Havayı burada karartırken yemek vakti geliyor. Gruptan ayrı dolaşsam da yemek için gruba katılmam gerekiyor. Çok güzel bir restoranda Fado müziği eşliğinde hem de... Enfes okyanus ürünlerini tatma fırsatı buluyoruz. Alfama Mahallesi, Fado müziğiyle ünlü. İnsanı bir anda hüzünlendiriyor. Fado’nun kökenini de öğreniyorum. Önceden savaşlarda, denizde kocalarını, kardeşlerini kaybeden kadınların duygularını anlatan bir müzik. Kocaları savaştan ya da denizden dönmeyen kadınların evlerini geçindirmek için dilenirken söylediği

GEZİ-DÜNYA

Meşhur sarı tramvaydayız... Tramvay, ağır ağır dış duvarlarını güzel çinilerin süslediği tarihi binaların arasından ilerliyor. Bir durak sonra inerek, bu tarihi dokunun keyfini yürüyerek çıkartmaya karar veriyorum. Burası Lizbon’un en eski mahallesi Alfama. Lizbon’un okyanus kıyısındaki tarihi kesimi. Mavi, yeşil, kırmızı dahil her renkte çinilerle dışları kaplanmış binalara hayran kalıyorum. Çininin merkezi ve bina içi ve dışında bu malzemeyi çok kullanan bir ülke. Bol yokuşlu sokaklarda yoruluncaya kadar dolaşıyorum.. Tarihi atmosferi olabildiğince içime çekiyorum... Başkent Lizbon’un 3 milyona yakın nüfusu var. Tagus Nehri’nin okyanusa döküldüğü yerde kurulmuş. Şehrin en ilgi çeken özelliklerinden biri İstanbul

kurulmuş. Sarayları ve yazlıklarıyla tam bir cennet. Şehri ilk olarak ‘Cehennem Ağzı’ denen Boca do Inferno’dan gezmeye başlıyoruz. Okyanus dalgalarının kayalıkları aşındırmasıyla oluşmuş mağara. Villaların önünden yürüyerek kaleye varıyoruz. Manzarası çok etkileyici... Portekizli bir bankere ait olan Casa de Santa Maria ile bugün bir müze olan Palacio dos Condes’i, belediyenin bulunduğu şehir merkezini mutlaka görmelisiniz. Plajları, sokakları, festivalleri, insanlarıyla tam bir yaz kenti. Festival zamanları özellikle çok hareketli ve kalabalık oluyormuş.... Cascais’e yakın olan Boca del Inferno’da ise gün batımını izlemek için harika bir deneyim...

İSMMMO YAŞAM l 49


San Jorge kalesi

GEZİ-DÜNYA

PORTEKİZ’DE NE YENİR? Portekizlilerin mutfağı deniz ürünlerinden oluşuyor. Balıkçılığın oldukça önemli olduğu ülkede başta Lizbon gibi liman şehirleri olmak üzere balığa oldukça önem veriliyor. Sabah kahvaltılarında bile deniz ürünleri ağırlıklı tüketiliyor. Yemeklerinde baharat ve değişik sosları kullanıyorlar. Bu soslar da, zeytinyağı başta olmak üzere tereyağı kullanılarak yapılıyor. Lizbon’da balığın her çeşidini bulmanız mümkün. Özellikle balık çeşitlerinden sardalya kızartmasını deneyebilirsiniz. Lizbon’da deniz ürünlerinin sunulduğu birçok restoran var. Balık dışında Portekiz mutfağında önerilen yemek, Lizbon usulü ciğer. Bizim ciğer sote yemeğine benziyor. Pasta, kek, poğaça gibi pastane ürünleri Lizbon’da oldukça ünlü. Henüz yeni çağa yenik düşmemiş pastanelere adım başı rastlayabilirsiniz.

50 l İSMMMO YAŞAM

nağmelerden oluşuyor... Bir tür ağıt gibi... İnsan hüzünlenmeden edemiyor. Yiyecekler neşemizi yerine getiriyor. Porto şarabı bir harika.

KALEDEN ŞEHRE BAKIŞ Lizbon’da ikinci günümüzde en tepedeki San Jorge kalesini geziyoruz. Kaleden şehre bakış bir harika. Daha sonra Belem’deyiz. 1515 yılında yapılan Belem Kulesi en önemli anıtlarından birisi. Portekiz denizciliğini temsil ediyor. Belem’in ikinci büyük anıtı ise Jeronimos Katedrali. Vasco da Gama’nın, Hindistan yolculuğuna çıkmadan önce bütün gece burada dua ettiği söyleniyor. Ferdinand Macellan, Bartolomeu Dias, Gonçalo Coelho Kaşifler Anıtı’nda yer alan ünlü denizciler arasında. Belem’de de Portekizli kaşiflere dair pek çok bilgiyi öğrenme şansı buluyoruz...

SİNTRA’DA PERİ MASALI Lizbon’da iki günlük kısa turun ardında çevresindeki cazibe merkezleri için yola koyuluyoruz. Lizbon’a 28 kilometre


Guincho plajı

Pena Sarayı

GEZİ-DÜNYA

uzaklıktaki Sintra’dayız. Yol 45 dakika sürüyor. Adeta peri masallarından fırlamış yapılarıyla çok ilgi çekici. Şatolar, saraylar ve değişik mimarili yapılar... Tepede yokuşlu bir yerleşim olduğu için ulaşım zor ama havası da bir öyle güzel. Lizbon’dan günübirlik gidilebilecek çok güzel bir lokasyon. Sintra yüksek tepelerin ortasında kurulmuş, romantizm akımının çıktığı yer. Sintra Ulusal Sarayı’yla başlıyoruz. Diğer adıyla şehir sarayı, Sintra’nın eski şehir bölgesinde. Tarihi 10. yüzyıla kadar gidiyor. Bugünkü görünümünün bir bölümünü ise 1385 yılında Portekiz Kralı I. John döneminde almış. Çok sayıda odası var ve girişi için para ödemeniz gerekiyor. Şehrin tepesindeki meşhur Palacio Pena yani Pena Sarayı ise benin favorim. 19. yüzyılda yapılmış. Pena Sarayı, parlak sarı ve kahverengi renkleriyle ilgi çekici. Adeta bir oyuncak saray gibi büyüleyici... Tarihi, manzarası ve havası şahane. Daha önce sarayın yerinde Leydi Pena’ya adanmış bir şapel bulunuyormuş. 1493 yılında bu şapel genişletilerek manastıra çevrilmiş. Uzun yıllar bu şekilde kullanılmış. Depremden sonra ise kullanılamaz hale gelmiş. 1847 yılında tekrar yaptırılmış. Ortaya renkli ve muhteşem bir saray çıkmış. Saray içindeki odaları gezip görüyoruz. O dönemin kralları burayı genelde yazlık saray olarak kullanıyormuş. O dönemin oturma ve yemek odası eşyalarını görmek de ayrı bir his. Sintra’yı her yönüyle keşfetmek ve yaşamak harika bir deneyim oluyor.....

Sintra sokakları

Sintra Sarayı

İSMMMO YAŞAM l 51


Bahçelievler, Bizans İmparatorluğu döneminde tarım ve bağcılığın geliştiği Hepdemon olarak anıldı... Doğası ve güzellikleriyle rağbet gören yazlık bölgesiydi. Günümüzde, ulaşım kolaylığı, üniversiteleri, hastaneleri ve AVM’leri ile İstanbul’un yaşam merkezlerinden biri haline geldi...

Yaşamın merkezi: Bahçelievler GEZİ-İSTANBUL

NİL DEMİRCİLER Dünyanın en kalabalık kentlerinden biri olan İstanbul, çok sayıda ilçeye de ev sahipliği yapıyor. Birbirinden farklı ve birbirinden renkli bu ilçelerde tarihi, doğal güzellikleri, sosyal yaşamları, yeme-içime mekanları, alışveriş merkezleri ile insanlara kendi güzelliklerini sunuyorlar. İstanbul’un ilçelerindeki seyahatimize bu sayımızda Bahçelievler ile devam ediyoruz... İstanbul’un Avrupa Yakası’nda yer alan Bahçelievler, güneyden Bakırköy’e, batıdan Küçükçekmece’ye, kuzeyden Bağcılar’a ve doğudan Güngören’e komşu. 1992 yılında Bakırköy’den ayrılarak

52 l İSMMMO YAŞAM

ilçe statüsü kazanan Bahçelievler, Cumhuriyet, Çobançeşme, Fevzi Çakmak, Hürriyet, Kocasinan, Siyavuşpaşa, Soğanlı, Şirinevler, Yenibosna, Zafer ve Bahçelievler olmak üzere 11 mahalleden oluşuyor... 1950’li yıllara kadar bugün Bahçelievler ilçesinin bulunduğu bölgede Kocasinan ve Yenibosna köyleri vardı. Bahçelievler’in bulunduğu kesim zaman içinde Bakırköy’ün O-1 karayolunun (eski E-5) kuzeyine doğru büyümesiyle oluşmuş durumda....

NASIL GİDİLİR? Bahçelievler, zengin ulaşım imkanlarıyla İstanbul’un her yerinden kolayca ulaşılabilen bir yerleşim yeri olarak öne çıkıyor. İlçe, İstan-

bul’un ve Türkiye’nin en önemli iki yolu olan eskiden E-5 denilen şimdinin D-100 karayolu ile TEM yolunun ve bağlantı yollarının tam ortasında konumlanıyor. İster karayolu ile ister İETT otobüsü, minibüs metrobüs, metro, tramvay gibi toplu taşıma araçları ile de Bahçelievler’e ulaşmanız mümkün. Atatürk Havalimanı’na da komşu ilçeye, Bakırköy sahilden hareket eden İDO deniz otobüsleri ve sadece 20-25 dakikada mesafedeki Yenikapı Hızlı Feribot ile de ulaşım mümkün. Bahçelievlere gitmek için neden arayanlara zengin alışveriş olanakları söylenebilir. Bahçelievler’de konumlanan Kadir Has Çocuk Dünyası, Metro Cash&Carry Merter, Kuyumcu-


kent Wedding World, StarCity Outlet’den Eskidji Bit Pazarı’na kadar pek çok alışveriş merkezinde eğlenceden yeme içme mekanlarına ve mağazalara kadar geniş yelpazede seçenek bulunabiliyor.

NÜFUSU KALABALIK... Bahçelievler kolay ulaşım olanakları nedeniyle en çok tercih edilen yerleşim yerlerinden biri oluyor. Bahçelievler’in nüfusu 1960’lı yıllardan itibaren çok hızlı bir artış göstermiş; 1960 yılında 8 bin 500 olan nüfus, 1965’te 20 bin 881’e çıkarken 1975 yılında ise, 100 bini aşmış. 2017 yılı itibarı ile nüfusu yaklaşık 600 bin kişiye ulaşmış durumda. Bahçelievler, 15 milyon olan İstanbul nüfusunda 6. sırada olmasına rağmen kilometrekareye düşen insan sayısında üçüncü gözükmektedir. Bu da ilçemizdeki nüfus yoğunluğunun çok fazla olmasının göstergesi oluyor.

KÖKLÜ TARİHE SAHİP

HAZİNE’YE DEVREDİLDİ Osmanlı Devleti İstanbul’daki toplumsal ihtiyaçları vakıf yoluyla karşılandığından devlet bünyesinde kentsel sorunlara eğilmek üzere ayrıca örgütlenmeye gerek duyulmamıştır. II. Meşrutiyet’ten sonra, Hazine-i Hassa mallarını maliye hazinesine devrederken Bahçelievler ve civarındaki alanlar da bu mallar kapsamındaydı. Bu araziler 1912’den sonra bir komisyon tarafından değer biçilme yoluyla satılmıştır. Cumhuriyet döneminde Avrupa ile ekonomik ilişkiler gelişince, demiryolları yetersiz kalmış yeni karayollarının yapımına hız verilmişti. Bugün Londra asfaltı olarak tanımlanan ve 2×2 şeklinde Bahçelievler’in kuzeyinden geçen yol bu arada yapıldı. Yol boyunca iskan ve istihdam alanları açıldı ve birçok mahalle bu yol boyunca oluştu.

FABRİKA ÜSSÜYDÜ Bahçelievler için 1955-1960 dönemi belediye, karayolları, limanlar dairesi ve daha sonra devreye giren İmar İskan Bakanlığı ile yapılan ortak çalışmalarla proje ve uygulamaların yoğun olduğu hareketli bir dönem oldu. 1960’larda yetersiz kalan Londra Asfaltı’na ilaveten güneyden yeni bir yol, E-5 inşa edilirken bu yol Bahçelievler’i güneyden sınırlandırdı. Bu yol boyunca birçok fabrika kurulunca yerleşim kent görünümü almaya başladı, büyük iskan alanı oluştu ve bugünkü Bahçelievler inşa edildi. Ateştuğla Fabrikası, Coca Cola fabrikası gibi fabrikalar ilçede birbiri ardına yükseldi... O dönemde Bakırköy’e bağlı olan ilçede, 1978’lerden itibaren yüksek binalar inşa edildi. Bahçelievler, İstanbul’un diğer ilçelerine göre daha az gecekonduya sahip bölgesi olurken, planlı yerleşimi ile de dikkat çekiyor. Bahçelievler, 1992 yılında Bakırköy ilçesinden ayrılarak ilçe statüsüne kavuştu.

Bahçelievler ile Bakırköy’ü ayıran çevre yolu.

Havuzlu Köşk.

Bahçelievler UEFA Meydanı.

GEZİ-İSTANBUL

Günümüzde yapılaşmanın giderek arttığı Bahçelievler, İstanbul’un en köklü yerleşim yerlerinden biriydi. Bizans İmparatorluğu döneminde tarım ve bağcılık faaliyetlerinin yoğunlaştığı bölge, Hepdemon diye anılırmış. Hepdemon, Rumeli’den gelen kervan ve askeri konvoyların İstanbul’a geçiş güzergahı üzerinde bulunuyormuş; burada imparator sarayları, kiliseler ve konutlar inşa edilmiş... Geniş toprakları, İstanbul’a yakınlığı ve bol suyu sayesinde bir karargah haline gelmiş. Büyük depremlerde halk bu bölgeye kaçar ve afet dinene kadar bölgede kalırmış. Hepdemon, başkente ve Marmara kıyılarına yakınlığı yüzünden çok rağbet gören yazlıklardan biriymiş... Hepdemon kiliseleri meydanında Ayios, İonnis, Evangelistis ve Vaktitis kiliseleri çok meşhurdur. Bu kiliselerde imparatorlar taç giyerlerdi. Tarih boyunca Rum Ortodoksların tarım alanı olan ilçe toprakları, Türklerin İstanbul’u fethetmesiyle zaman içinde terk edildi. Bölge, Osmanlılar zamanında Bakırköy ve

Yeşilköy’deki küçük bölgeler dışında tamamen sahipsiz kaldı.

İSMMMO YAŞAM l 53


GEZİ-İSTANBUL

Çobançeşme köprüsü

İstanbul’un tarihi zenginliklerinin bir kısmını bünyesinde barındıran Bahçelievler’de 16.yüzyıldan kalma eserler görmek mümkün. Havuzlu Köşk (Çavuş Başı) ilçedeki Milli Egemenlik Parkı’nın içinde bulunmaktadır. Yapılan ek ve değişikliklere karşın, köşkün genel görünüşü 16. yüzyıl Osmanlı sivil mimarlığının tüm özelliklerini yansıtır. Günümüzde çocuk kitaplığı olarak değerlendirilen yapı, adını Sultan III. Mehmet zamanında iki defa sadrazamlık yapan Siyavuş Paşa’dan almıştır.

ASKERLERE SU SAĞLADI

Soğanlı çeşmesi

54 l İSMMMO YAŞAM

Çobançeşme Köprüsü (Mimar Sinan Köprüsü) ve Çoban Çeşmesi de ilçenin diğer tarihi yapıları arasında yerini almaktadır. Londra Asfaltı’nın Atatürk Havalimanı kavşağında yer alır. Altı kemerli, 38 metre uzunluğunda, yontma taşlardan yapılan Doğu Roma İmparatorluğu dönemine ait bu köprü, suyu bol Ayamama Deresi üzerine kurulmuşken şimdi suları çekilmiş kuru bir dere yatağı üzerinde duruyor. Çoban Çeşmesi ise, Çobançeşme Köprüsü yanında gelip geçenleri selamlıyor.

Bahçelievler’in tarihi yapılarından biri de Soğanlı Çeşmesi’dir. Bizans imparatorluğu döneminde imparator neron döneminde askerlerinin susuzluğunu giderebilmek için yapılan Soğanlı Çeşmesi, tarihinde birçok savaş görmüştür ve tarihe şahitlik etmiştir… Viran Saray (Viran Bosna), Yenibosna Merkez Mahallesi’nde Yenibosna İlköğretim Okulu’nun güneybatısında yer almaktadır. Şu anda tamamen viran olmuş, sarayın kalıntıları vardır. Osmanlı Dönemine ait olan saray, bugünkü Yugoslavya’da bulunan Bosna kentinden ismini alır; önceleri Saray Bosna iken saldırı sonucu yıkıldıktan sonra Viran Bosna adını almıştır...

EĞİTİM KURUMLARI Çok sayıda eğitim kurumuna ev sahipliği yapan ilçe, yoğun öğrenci nüfusu ile de dikkat çekiyor. İlçede yer alan üniversiteler ise şöyle; Anadolu Üniversitesi AÖF Bürosu (Talat Paşa Caddesi), İstanbul Kültür Üniversitesi (Yenibosna-Kuleli), İstanbul Aydın Üniversitesi Hazırlık Okulu (Adnan Kahveci Bulvarı; Eski Londra Asfaltı-Yayla), İstanbul Aydın Üniversitesi Diş He-


‘İLKLERE TANIKLIK EDEN BİR İLÇEYİZ’ İstanbul’un ekonomisi en hareketli ilçelerinden biri olan Bahçelievler’de İstanbul Ticaret Odası’na kayıtlı 13 bin 600 işletme bulunuyor. Bunların yüzde 64’ü sermaye şirketi, yüzde 34’ü şahıs işletmesi, yüzde 1’i kooperatif, iktisadi işletme, yüzde 1’i de banka şubelerinden oluşuyor. İlçede toplam bin 658 meslek mensubu bulunurken, bunlardan 742’si mesleği serbest büro şeklinde sürdürüyor, 916 meslek mensubu ise, çeşitli kurum ve kuruluşlarda hizmet akdi ile çalışıyor. İSMMMO Bahçelievler İlçe Temsilcisi S.M. Mali Müşavir Özlem Güler, 2002-2007 yılları arasında uluslararası firmalarda muhasebe finans yöneticisi olarak çalıştı. 1992-1994 döneminde İSMMMO Disiplin Kurulu’nda

görev alan, odanın kuruluşunda etkin rol alan babası İsrafil Gül’ün 2007 yılında vefatı ile 25 yıl önce kurduğu ofisini devralmış. Böylece bağımlı çalışan listesinden serbest çalışan Özlem listesine geçtiğini Güler belirten Özlem Güler, “Babamın ve oda kuruluşunda görev alan tüm önderlerimizin devrettiği bayrağı Bahçelievler’de 2013’te İSMMMO Bahçelievler ilçe temsilcisi olarak devraldım. Daha etkin ve sürdürülebilir bir meslek  oluşturmak adına temsilcilik görevime severek ve gururla devam ediyorum” diyor. Bahçelievler’in Türkiye ekonomisinde

bazı ilklere ve önem taşıyan çok sayıda gelişmeye tanıklık eden bir ilçe olduğuna dikkat çeken Özlem Güler bu ilkleri şöyle özetliyor: “Yenibosna Doğu Sanayi Sitesi Türkiye’nin ilk sanayi sitelerinden. Coca Cola İncirli Fabrikası Türkiye’nin ilk kola fabrikası. Ömür Restorant&Yoğurt o zamanlar Kanlıca Yoğurdu ile yarış içindeki Ömür Yoğurtları, zamanın turistik mekanlarından biriydi, Kuyumcukent Türkiye’nin yeni kuyumculuk merkezi.” Özlem Güler, 2013-2016 arasında İSMMMO Akademi Denetleme Kurul Üyeliği, 2016’dan bu yana da İSMMMO Akademi Yönetim Kurul Üyesi. Özlem Güler, “Cumhuriyet Değerleri ile yetişmiş varlığını ve bu gününü Atatürk’e borçlu bir Cumhuriyet Kadını olarak, bizleri her platformda destekleyen öne çıkaran kadına değer veren Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan büyük bir aile olan İSMMMO’nun bir üyesi olmaktan onur duyuyorum” diyor.

SAĞLIK ÜSSÜ OLDU

ALIŞVERİŞ FIRSATLARI Bahçelievler, İstanbul’un çok sayıda AVM’yi bünyesinde barındıran ilçelerinden biri olarak da dikkat çekiyor. MetroPort AVM, Kadir Has Çocuk Dünyası, Merter Meydan AVM, Metro Cash&Carry Merter, Koçtaş Yenibosna, Kuyumcukent Wedding World AVM, StarCity Outlet, Ömür Plaza, Şirinevler Osmanlı Çarşı Outlet, Eskidji Bit Pazarı, BahçePark AVM gibi alışveriş merkezleri ile de zengin alışveriş olanakları sunuyor.

GEZİ-İSTANBUL

kimliği Fakültesi (Çalışlar Caddesi), Kadir Has Üniversitesi İngilizce Hazırlık Okulu Bahçelievler Kampüsü (Bahçelievler Metro).

Bahçelievler, kalabalık nüfusunun yanı sıra, İstanbul’da çok sayıda kamı ve özel sağlık kurumuna ev sahipliği yapan bir ilçe olarak da biliniyor. İstanbul Fizik Tedavi Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bahçelievler Semt Polikliniği, Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Bahçelievler Devlet Hastanesi ilçede faaliyet gösteriyor. İlçede faaliyet gösteren özel sağlık kurumları ise şöyle, Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi, Medical Park (Bahçelievler Metro), Aile Hastanesi (İncirli Kavşağı), İstanbul Göz Hastanesi (Çalışlar), İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği, Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Çalışlar), Medicana Hastanesi (Haznedar Meydan), Safa Hastanesi (Ahmet Yesevi Caddesi), Özel Nisa Hastanesi (Fatih Caddesi), Özel Yenibosna Hastanesi (Yıldırım Beyazıt Caddesi), Özel Bahçelievler İstanbul Tıp Merkezi (Mahmutbey Caddesi), Özel Median Tıp Merkezi (Mustafa Kemal Paşa Caddesi), Özel Ataköy Hastanesi (E-5 Yanyol-Şirinevler), Özel Vital Hastanesi (Haznedar Meydan), Medicana Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Haznedar Meydan).

İSMMMO YAŞAM l 55


Massive Attack geliyor

Geçmişi, İngiltere’nin en büyük DJ kolektiflerinden biri olan Bristol çıkışlı Wild Bunch’a, dayanan ve müzik tarihinin en etkili oluşumlarından biri olan, trip-hop denilince akla gelen ilk isim Massive Attack, 25 Haziran’da Zorlu PSM’de sahne alacak. Hip-hop ritimlerinin, duygusal melodilerin, dub seslerinin karanlık, tutkulu ve sinematik bir birleşimi olarak yorumlanabilecek Massive Attack’in müziğinden ilham alan sanatçılar arasında Portishead, Beth Orton, Radiohead ve TV on the Radio da var. DJler Andrew “Mushroom” Vowles ve Grant “Daddy G” Marshall, grafiti sanatçısı 3D (Robert del Naja) ile 1987 yılında Massive Attack’i kurmuştu. İş birlikleri sayesinde Tricky, Jonny Dollar ve Nellee Hooper’ın da fazlasıyla dahil olduğu topluluk, ilk parçaları Daydreaming’i 1990 yılında yayınladı. Daydreaming’i tüm zamanların en iyi şarkılarından biri olarak kabul edilen (NME) “Unfinished Sympathy” ve “Safe From Harm” izledi.

K Ü LT Ü R S A N AT

Çeyrek asrı İstanbul baharı notalarla karşılayacak deviren festival İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 46’ncısı düzenlenecek İstanbul Müzik Festivali, özel dev projelerle, La Scala Filarmoni Orkestrası, mezzosoprano Joyce DiDonato ve Mischa Maisky gibi yıldız isimleri ağırlamaya hazırlanıyor. Festival, Türkiye’deki en saygın ve köklü klasik müzik etkinlikleri arasında yer alıyor ve 40 yılı aşkın bir süredir İstanbul ve Türkiye’de klasik müzik sevgisi ve beğenisinin yerleşmesinde önemli bir rol üstleniyor. 46 yıldır farklı kuşakları müzikle buluşturan İstanbul Müzik Festivali’nin teması “aile bağları” olacak. Sanatçıları, dinleyicileri, destekçileri ve çalışanlarıyla kendisi de büyük bir aile olan İstanbul Müzik Festivali, bu yıl müzikseverleri aile ilişkileri arasındaki müziğin izini sürmeye, müziğe dair anılarını yeniden hatırlamaya ve keşfetmeye davet ediyor. Festival bu tema kapsamında müzikseverleri Lauma & Baiba Skride, Güher & Süher Pekinel ve Ferhan & Ferzan Önder gibi kardeş müzisyenler, Selman & Kudsi Ergüner, Mischa, Lily & Sascha Maisky gibi müzisyen baba ve çocukları ile Diana Damrau & Nicolas Tesle gibi eş müzisyenlerin de aralarında olduğu zengin bir programla buluşturuyor.

56 l İSMMMO YAŞAM

Başarılı program seçim ile İstanbul’un uluslararası konser haritasında önemli bir yer edinmesini sağlayan ve çeyrek asır boyunca İstanbullu müzikseverleri, cazın en iyi ve en yeni örnekleriyle buluşturan İstanbul Caz Festivali, bu yıl da 26 Haziran-17 Temmuz tarihleri arasında yıldız isimlerden yeni keşiflere pek çok müzisyeni İstanbul’da ağırlayacak. 25. yıl programının açıklanan ilk sanatçısı ise müziğin efsane ismi Nick Cave ve grubu The Bad Seeds. Birincisinin düzenlendiği 1994’ten yılından bu yana her yıl Temmuz ayında caz ve güncel müziğin efsane sanatçılarının müzikseverlerle buluştuğu bir geçit töreni haline gelen ve yıllar içinde Al di Meola, Bryan Ferry, Björk, Buena Vista Social Club, David Sanborn, Dead Can Dance, Eric Clapton, George Benson, Grace Jones, Herbie Hancock, John McLaughlin, Joan Baez, Joss Stone, Joe Sample, Keith Jarrett, Marianne Faithfull, Marcus Miller, Massive Attack, Morrissey, Nick Cave, PJ Harvey, Paul Simon, Paco de Lucia, Patti Smith ve Wynton Marsalis gibi müzisyenleri konuk eden İstanbul Caz Festivali, 25. yılını da özel bir programla kutlamaya hazırlanıyor.


Londra sokaklarına 39 basamak Sergilendiği her ülkede seyircinin yoğun ilgisiyle karşılaşan, Alfred Hitchcock, John Buchan’ın romanından yola çıkarak filme aldığı 39 Basamak oyunu, ünlü Türk oyuncularının yorumuyla sahneleniyor. Oyunun konusuna gelince, 1935 Ağustos’u, Richard Hannay (Engin Hepileri), can sıkıntısını dağıtmak üzere bir tiyatro oyununa gitmeye karar verir. Hannay, o gece tiyatroda gizemli güzel Annabella’yla (Demet Evgar) tanışır ve kendini Londra’dan İskoçya’ya uzanan çok komik, heyecanlı,

hareketli, çılgın bir casusluk serüveninin ortasında bulur. Bu serüvende ise onlara pek çok rolle karşımıza çıkan soytarılar (Okan Yalabık ve Bülent Şakrak) eşlik eder. Oyun, sergilendiği her ülkede seyircinin yoğun ilgisiyle karşılaşan 39 Basamak, 9 sene boyunca aralıksız olarak sahnelendiği West End’in en uzun soluklu yapımlarından biri oldu… Alfred Hitchcock, John Buchan’ın 39 Basamak adlı romanını filme çekerken bu gerilim romanının heyecan yüklü atmosferine, incelikli ama geri planda duran bir mizah

dozunu eklemeyi de ihmal etmemiştir. Patrick Barlow, 39 Basamak’ı tiyatroya uyarlarken bu mizah anlayışını alabildiğine öne çıkarmış, gerilim atmosferinin çevrelediği alabildiğine çılgın bir ko-

medinin izini sürmüştür. Ortaya çıkan bu çılgın komediyi izlemek isteyenler için 39 Basamak, 18 Ekim’den itibaren Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde saat 20.30’da seyircisini bekliyor.

Pera’da deniz sefası

yetinmek zorunda kaldı. Deniz hamamından plaja geçiş ise bir devrim niteliğindeydi. Rus ihtilalinde ülkelerinden kaçan Beyaz Ruslar, İstanbul’da pek çok dönüşüme neden olmuşlardı, bunlardan en önemlisi de halkın denizle buluşmasına vesile olan plaj alışkanlıklarıydı. 1920’lerden itibaren deniz hamamları evrilerek yerlerini yavaş yavaş kadın ve erkeğin beraber denize girebildiği plajlara bıraktı. Küratörlüğünü tarihçi, yazar ve akademisyen Zafer Toprak’ın yaptığı, özel ve kurumsal koleksiyonlardan derlenen, fotoğraf, dergi, karikatür, eşya ve kitap gibi orijinal malzemelerle hazırlanan İstanbul’da Deniz Sefası sergisi, bir nostaljinin öyküsünü anlatırken, kent halkının boş zaman değerlendirme normlarındaki değişimine, toplumsallaşmasına değiniyor. Sergi 26 Ağustos tarihine kadar Pera Müzesi’nde gezilebilecek.

K Ü LT Ü R S A N AT

İstanbul’un tarihine bu kez denizden ışık tutan Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, “İstanbul’da Deniz Sefası: Deniz Hamamından Plaja Nostalji” sergisi ile İstanbul kent tarihinin sosyokültürel yapısını plaj kavramı üzerinden sergiliyor. Kuruluşunun 10. yılını geride bırakan İstanbul Araştırmaları Enstitüsü arşivinden ve farklı koleksiyonlardan derlenen bu sergi, 1870’lerden 20. yüzyılın ortalarına uzanan süreçte, deniz hamamından plaja geçişin devrim niteliğindeki hikâyesine odaklanıyor. Osmanlı halkının denizle olan ilişkisinin dönüşümünü büyük ölçüde I. Dünya Savaşı belirledi. Uzun süre mahremiyetin bir parçası olan denizde yüzmek sakıncalıydı, yasaktı. Suyla iç içe bir kent olan İstanbul’da, Batılılaşmanın etkisine rağmen halk 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren denizden tahta perdelerle ayrılmış “deniz hamamları” ile

İSMMMO YAŞAM l 57


Jurassic World: Yıkılmış Krallık

Tür: Macera, Aksiyon, Bilimkurgu Yönetmen: Juan Antonio Bayona Oyuncular: Chris Pratt, Bryce Dallas Howard, Toby Jones Vizyon tarihi: 8 Haziran 2018

Sinema tarihinin en popüler ve en başarılı film serilerinden biri olan Jurassic World, aynı heyecan ve maceraya sahip bu yepyeni sinema filminde, eskisinden daha büyüleyici ve dehşet verici yeni türler, favori karakterler ve dinozorlarla geri dönüyor. İlk film “Jurassic World”ün birkaç yıl sonrasında geçen devam filmi, artık parkı istila etmiş olan dinozorları tehdit eden Isla Nublar adasındaki yanardağı konu alıyor. Adanın uykuda olan yanardağı harekete geçince, Owen (Chris Pratt) ve Claire (Bryce Dallas Howard) adada kalan dinozorların soyunun tükenmesini engellemek için bir kurtarma kampanyası başlatır. Owen, hala ormanın derinliklerinde kayıp olan öncü raptor Blue’yu bulmak ister, Claire ise bu yaratıklara saygı duyduğunu anlamıştır ve misyonunu yerine getirmeye kararlıdır. Adaya vardıkları sırada lavların da harekete geçmesiyle, bu macera tüm gezegeni, prehistorik çağlardan beri görülmemiş ölümcül bir tuzağa sürükler. Dinozor eğitmeni Owen Grady (Chris Pratt) ve parkın eski müdürü Claire Dearing (Bryce Dallas Howard) dinozorları güvenli bir şekilde adadan nasıl götürebileceklerini bulmaya çalışıyor.

Deadpool 2 Tür: Aksiyon, Komedi, Macera Yönetmen David Leitch Oyuncular: Ryan Reynolds, Josh Brolin, Morena Baccarin Vizyon tarihi: 18 Mayıs 2018

Ocean’s 8

SİNEMA-DVD

Tür Komedi, Polisiye Yönetmen Gary Ross Oyuncular: Sandra Bullock, Cate Blanchett, Anne Hathaway Vizyon tarihi: 22 Haziran 2018 Yönetmenliğini Hunger Games filminin senarist ve yönetmeni Gary Ross’un üstlendiği komedi ve suç filmi, Ocean’s üçlemesinden Ocean’s Eleven adlı filmin kadın oyunculardan oluşan tekrar çekimidir. Bir grup kadın suçlunun MET Ball galasını soyma planlarını aktaracak filmde Helena Bonham Carter, Anne Hathaway, Sandra Bullock, Cate Blanchett, Mindy Kaling, Rihanna ve Awkwafina gibi ismler yer alıyor. Ocean’s 8’in yönetmen koltuğunda ise Gary Ross oturuyor. Debbie Ocean liderliğinde, bu kez tamamı kadın karakterlerden oluşan soygun ekibinin seyirci karşısına çıkacağı Ocean’s 8, ekibin New York’ta düzenlenen Met Gala’daki soygun girişimini ele alıyor.

58 l İSMMMO YAŞAM

Ryan Reynolds’ın yeniden sevilen karakterini canlandırdığı Deadpool 2, gelecekten gelen Cable’a karşı kendi süper kahraman timini toplayan Deadpool’un maceralarını anlatıyor. Deadpool, kahramanlık işlerini devam ettirmekte, bir yandan da gündelik hayatını sürdürmektedir. Kız arkadaşı Vanessa’yla mutlu bir ilişki sürdüren Deadpool’un düzeni, gelecekten gelen Cable’ın ortaya çıkışıyla sarsılır. Cable gelecekte tehdit oluşturacak bir çocuğun peşindedir. Deadpool, Cable’ı durdurabilmek için süper güçlere sahip bir ekibi toplar ve bu aykırı karakterlerden oluşan X-Force ekibi, Deadpool’la birlikte maceraya atılır... Gelecekten gelen kötü kahraman Cable’a karşı, kendi süper güçlere sahip kahraman ekibini toplayan Deadpool’un Cable’a karşı vereceği mücadeleyi konu alan Deadpool 2’de sevilen kahramana Ryan Reynolds hayat vermeye devam ederken Cable rolünde karşımıza Josh Brolin çıkıyor. Atomic Blonde sonrasında aksiyon ve macera türündeki işlere devam eden David Leitch filmin yönetmenliğini üstlendi.


Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok Tür Dram Yönetmen: Onur Ünlü Oyuncular: Demet Evgar, Fatih Artman, Ezgi Eyüboğlu Vizyon tarihi: 11 Mayıs 2018

Onur Ünlü’nün yönetmenliğini yaptığı Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok filmi gösterime giriyor. Cinayet masası dedektifi olan Salim, 30’lu yaşlarında olan içine kapanık bir adamdır. Eşinden ayrılan ve 3 yaşında bir kızı olan Salim, bir süredir devam etmekte olduğu göz tedavisinin sonuç vermediğini ve zamanla tamamen kör olacağını öğrenir. Bu sorunla baş etmeye çalışırken üzerinde çalışmaya başladığı yeni cinayet davasında öldürülen kişinin karısı Handan Hanım’ın da kör bir piyanist olması, Salim’in durumunu daha da ilginç kılar. Dava süreci ilerledikçe Handan

DVD SEPETİ

l Mutluluk Zamanı Başrölde Kiralık Aşk dizisinde de birlikte yer almış Elçin Sangu ve Barış Arduç bulunuyor. Hep kaybettiğini düşünenlere bir ‘kazanan’ olma şansı veren “mutluet.com.tr” şirketinin sahibi olan Mert (Barış Arduç) genç yaşta maddi açıdan sahip olunabilecek her şeye sahip olmuş gibidir. Üstelik yakışıklı, karizmatik ve çapkın Mert’in etrafında kadınlar pervanedir. Ancak bu tür şeylerde gözü olmayan

l Sir Başrollerini Helen Mirren

heykeltıraş Ada’yla (Elçin Sangu) tanıştığı anda hayatı değişecektir. Ada’nın sevgisini elde edebilmek için türlü numaralar deneyen Mert’e karşı önce soğuk davransa da birtakım hisler beslemeye başlayan Ada’nın bilmediği bir şey vardır: İlişkilerde hiç başarılı olamamış, kimsenin fark etmediği, çok sevdiği ağabeyi Cengiz (Cengiz Bozkurt) çapkınlık dersleri almaya başlamıştır ve hocası Mert’ten başkası değildir.

l Ben Tonya Varoşlardan

çıkıp gelen, pek çok önyargıya rağmen Amerika Şampiyonu olan Tonya Harding, kendi jenerasyonunun en yetenekli buz patencilerindendir. Üçlü Axel hareketini yapabilen tek Amerikalı kadın sporcu olmasına karşın, skandallar ve aykırı tavırları nedeniyle Amerikan halkı ve medyasıyla yıldızı bir türlü barışmaz. Tüm engellere karşın hırsla Olimpiyat Oyunları’na hazırlanan Tonya’nın hayatı, rakibi Nancy Kerrigan’a yapılan bir saldırıya adının karışmasıyla alt üst olur. FBI da soruşturmaya dahil olunca Tonya Harding, hayattaki en büyük tutkusundan ömür boyu men edilmekle karşı karşıya kalacaktır. En İyi Film dahil 3 dalda Altın Küre’ye aday gösterilen ve Margot Robbie’nin yıldızlaşan performansıyla yılın merakla beklenen filmlerinden “BEN, TONYA / I, TONYA”, tüm dünyayı şoke eden gerçek bir hikayeden uyarlama.

SİNEMA-DVD

ve Sam Worthington’ın paylaştığı Sır, Birkenau Cerrahı olarak bilinen savaş suçlusu bir Nazi’yi yakalayıp mahkemeye çıkarmak için İsrail adına gizli görevde olan ancak görevi, adamın Doğu Berlin sokaklarında ölmesiyle sonuçlanan eski Mossad Ajanı Rachel Singer’ın (Mirren) güçlü hikâyesini anlatıyor. Bugün, aradan 30 yıl geçtikten sonra, birileri cerrahın hala hayatta olduğunu söylüyor ve Rachel Doğu Avrupa’ya gidip gerçekleri ortaya çıkarmak zorunda. En İyi Film dahil 3 dalda Altın Küre’ye aday gösterilen ve Margot Robbie’nin yıldızlaşan performansıyla yılın merakla beklenen filmlerinden “BEN, TONYA / I, TONYA”, tüm dünyayı şoke eden gerçek bir hikayeden uyarlama.

Hanım’a fena halde gönlünü kaptıran Salim, ondan yüz bulamayınca ilgisini cinayetin bir numaralı katil zanlısının kör karısı Leyla’ya yöneltir. Ama şüphesiz en tuhafı, Salim’in canından çok sevdiği annesinin yaşlı ve kör bir fahişe olmasıdır. Olaylar geliştikçe Salim daha da körleşir. , Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok ise Adana’dan En İyi Film ödülüyle dönmüştü. Aynı festivalden Onur Ünlü’ye yönetmen ödülünü de kazandırmıştı.

İSMMMO YAŞAM l 59


Ünlü Leyla ile Mecnun

l Yazar: Burak Aksak l Yayın Evi: Küsurat l Sayfa Sayısı: 272 “Bir yanımız çöl bir yanımız

deniz…” “Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir. Biz... Daha doğrusu ben, o dengeyi bozdum…” Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak ‘seni seviyorum’ diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak’ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor. Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi? Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.

Pembe Fili Düşünme

l Yazar: Zeynep Selvili Çarmıklı l Yayınevi : İnkılap Kitabevi l Sayfa Sayısı: 208

Pembe fili düşünmemem gerekiyor. Tamam, o zaman kocaman, gri bir balina düşünürüm. Pembe fili düşünme. Balinalardı değil mi su püskürten? O kadar zaman nefeslerini mi tutuyorlar, ne yapıyorlar? Pembe fili düşünme. Geçenlerde aldığım kitabı da düşünebilirim. Pembe fili düşünme. Çok heyecanlıyım başlamak için. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünmemem lazım. Acaba kaç defa düşündüm? Pembe fili düşünme. Böyle de düşünmemem lazım galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu. Pembe fili düşünme. Of kaç dakika oldu acaba? Pembe fili düşünme. Dakika tutmayı unuttum galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Acaba telefonum nerede? Kılıfı da pembe! La la la la. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Zeynep Selvili Çarmıklı kitabında bilinçli farkındalık, öz-şefkat, kabul ve kararlılık gibi kavramlar üzerinden insanların tepkilerinin asıl kaynaklarını irdelediği ve kendi değerlerini bulmaları için okurlara adeta bir yol arkadaşlığı yapıyor.

Kırlangıç Çığlığı

KİTAP

l Yazar: Ahmet Ümit l Yayınevi : Everest Yayınları l Sayfa Sayısı: 400

Yazdığı sürükleyici polisiye romanlarla adından sıkça söz ettiren Ahmet Ümit, yeni kitabı “Kırlangıç Çığlığı” soluk soluğa okunan bir polisiye olmasının yanı sıra ‘Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?’ sorusunun ardına düşen büyük bir roman olma özelliği taşıyor. Kitap tanıtım bülteninde ise şöyle anlatılıyor… Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm. Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır. Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim. Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim. Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan. İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim. Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar. İşte bu yüzden geri döndüm...

60 l İSMMMO YAŞAM

l Leyla ile Mecnun l Pembe Fili Düşünme l Kırlangıç Çığlığı l Bazı Yollar Yalnız Yürünür l Hayal l Nevbahar l Lao Tzu Tao Te Ching l IKIGAI l Ecevit’in Anıları l Fasa Fiso

l Remzi Kitabevi

EN ÇOK SATANLAR

ŞİİR GİT Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle, Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar, Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. Hadi git, benden sana dilediğince izin, Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın. Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak! Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez, Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez. Her darbene tehammül edecektir bedenim, Gururum mani olur perişanıma benim. Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Sana gül bahçesini kim açar benden başka! Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler! Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin, Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et! Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm, Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm. Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum; Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum. Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

CEMAL SAFİ


Lao Tzu Tao Te Ching l Yazar: Ursula K. Le Guin l Yayınevi : Metis Yayıncılık l Sayfa Sayısı: 152 Ünlü yazar Ursula K. Le Guin, eserini bir yol kitabı olarak sunuyor. Le Guin kitabın tanıtım yazısını ise kendi cümleleri ile yazıyor: “Tao Te Ching”i yöneticiler için el kitabı olarak gören akademik çeviriler, Taocu “bilge”nin biricikliğini, erkekliğini, otoritesini vurgulayan terimler kullanır. Bense, günümüzün bilge olmayan, güç sahibi olmayan, muhtemelen erkek de olmayan ve kapalı bir çevrenin anlayabileceği sırlar peşinde koşmak yerine doğruca ruha hitap eden sese kulak kabartacak okuruna, ulaşabileceği bir Yol Kitabı sunmak istedim. Bu kitabın neden iki bin beş yüz yıldır sevildiğini görmesini istedim bu okurun. “Tao Te Ching” büyük dini metinler arasında en sevilesi olanıdır; eğlencelidir, keskindir, iyicildir, mütevazıdır, durdurulamaz bir taşkınlığı, tükenmez bir yenileyiciliği vardır. Tüm derin kaynaklar arasında suyu en berrak olanıdır….

Bazı Yollar Yalnız Yürünür l Yazar: Özgür Bacaksız l Yayınevi : Destek Yayınları l Sayfa Sayısı: 144 Kitapsız, çiçeksiz, hayvansız, vicdansız, doğrusuz insandan uzak dur. Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur. Hayatı sadece ideoloji ve düşünce olarak görenden uzak dur. Mutlu olmanı, sorgulamanı, düşünebilmeni kendilerine yapılmış bir tehdit olarak görenlerden uzak dur. Kendilerine duydukları yabancılık yüzünden karşısındakini kötü bilenlerden uzak dur. Nefreti evinin kapısına koyan, artık her dışarı çıktığında avucunda nefret taşıyanlardan uzak dur. İnsan hayatına olan saygısızlığı bir övünç madalyası gibi, gurur mekanizması gibi görenlerden uzak dur. Kelimeleri özenle seçmeyen, her cümlesi biat olan, her sözcüğü toz olandan uzak dur. Sesinin tonu kalbinin tonundan çok olanlardan uzak dur. Çünkü neye çok yaklaşırsan, neyi çok biriktirirsen, ona dönüşürsün. Deli Çocuğun Güncesi, ve Mutsuz Çocuklar Ülkesi’nin ardından yazarın 3’üncü kitabı okurlarıyla buluşuyor.

İLK GENÇLİK KİTAPLARI Seksen Günde Dünya Turu

Yazar: Süleyman Bulut Yayınevi : Can Çocuk Yayınları Sayfa Sayısı: 99 Çoğunu ilk kez okuyacağınız, onlarca Atatürk öyküsü... Mustafa Kemal’in nasıl Atatürk olduğunu biliyor musunuz? Ya sevdiği atının öyküsünü okudunuz mu hiç? Köpeği Foks’un matraklıklarını... Kesilen iğde ağacını aramaya çıkan Atatürk’ü... Onun çiftçilik serüvenlerini... En sevdiği çiçek olan al karanfilin öyküsünü okudunuz mu? Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler, sevilen yazarımız Süleyman Bulut tarafından derlendi ve kaleme alındı.

KİTAP

Yazar: Jules Verne Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları Sayfa Sayısı: 152 Kült çocuk romanı Seksen Günde Dünya Turu, kısaltılmış metni ile İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı. İngilizlerin dillere destan soğukkanlılığı ve ciddiyetinin temsilcisi gibiydi Phileas Fogg. Herkes İngiliz olduğundan emindi ama kimse, hakkında bir şey bilmiyordu. Hem serinkanlı hem de gizemliydi. Titizliğini, dakikliğini ve düzenli hayatını bilenler, kulüpteki arkadaşlarıyla servetinin yarısı üzerine iddiaya girdiğini duyunca şaşkınlık içinde kaldılar. Üstelik bu iddiayı kazanabilmesi için, Bay Fogg’un Dünya’yı 80 gün gibi imkânsız bir sürede dolaşması gerekiyordu.

Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler 1

İSMMMO YAŞAM l 61


Bilgisayar, cep telefonu ve tablet kullanıcıları güvenlik konusunda her zamankinden daha duyarlı. Ancak bu duyarlılığın eyleme geçmesi ancak başlarına bir şey geldikten sonra oluyor. Dikkat edilmesi gerekenler göz attık.

Sanalda güvende misiniz?

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR İnternete bağlanan herkesin siber güvenliğe dikkat etmesi gerekiyor. Hayatımızdaki teknoloji cihazı sayısı arttıkça bu daha da önemli hale geliyor. Bilgisayar, cep telefonu ve tablet kullanıcıları güvenlik konusunda her zamankinden daha duyarlı. Ancak bu duyarlılığın eyleme geçmesi ancak başlarına bir şey geldikten sonra oluyor. Ama önemli veri, dosya ve fotoğraflarını da kaybetmiş oluyorlar. Cep telefonu ve bilgisayarda güvenlik için dikkat edilmesi gerekenlere göz attık. l Pek çok zararlı yazılım artık sadece mobil cihazları hedef alarak kurgulanıyor. Çünkü neredeyse herkesin telefonu var. Kişisel cep bilgisayarı haline gelen bu mobil cihazlarda çok fazla hassas kişisel veri saklanıyor. Hacker’ların hedefli saldırıları için daha ilgi çekici hale geliyorlar. Burada mobil güvenlik yazılımları öne çıkıyor. Saldırıları büyük ölçüde önlüyorlar. l Yeni nesil zararlı yazılımlar kendilerini fark ettirmeden çalışıyor. Şimdi artık asıl amaç,

62 l İSMMMO YAŞAM

fark edilmeden bilgisayarlarda, mobil cihazlarda daha uzun kalarak daha çok kişisel bilgi, kredi kartı bilgisi gibi hassas ve değerli verinin çalınabilmesi. l Son dönemde görülen güvenlik açıkları ise şöyle: Kullanıcıların dikkatsizliğinden faydalanmaya yönelik aldatmacalar, yetenekleri giderek artan virüsler, truva atları, merak uyandırıp kullanıcıyı zehirli bağlantılara taşıyan hileler, dosyaları şifreleyip şantaj yapan fidye yazılımları, IoT cihazlarındaki açıklar... Ancak iki temelleri var. Birincisi oltalama, ikincisi karmaşık teknik kodlar. l Tüketicilerin en çok yaptığı hata ise sanal dünyayı hala fazla sanal algılamaları. Hayat artık her biçimiyle dijital dünyada akıyor. İletişim, bilgi, para, alışveriş, arkadaşlık... Gerçek hayata ilişkin pek çok şey artık bilgisayar, tablet veya telefonlar aracılığıyla yaşanıyor. Bu dünya ciddiye alınmalı. l Şu sıralar çok yaygın olan en güncel tehdit ‘CoinMiner’ adlı zararlı yazılım. Siber korsanlar, zararlı yazılımlar oluşturarak, birey-

lerin ve kurumların sistemlerini kollektif olarak kullanıyor ve kripto para üretiyor.

FARKLI PAROLA ŞART l Bilgisayar ve cep telefonlarında virüsten korunmak için alınacak basit önlemler var. Dijital cihazlarınızın güncellemelerini, sistem yamalarını mutlaka yapın. Hepimiz artık en az 15 parola veya şifreye sahibiz. Zor gibi görünüyor olabilir ama kesinlikle her site veya amaç için aynı parolayı kullanmayın. Parolalarınızı 3 ayda bir, olmuyorsa 6 ayda bir mutlaka değiştirin. Kırılmış olabilir, haberiniz olmayabilir. Mutlaka lisanslı ve güncel bir internet güvenliği veya antivirüs yazılımı kullanın. l İnanılmaz tekliflere inanmayın. Sosyal medya veya e-posta üzerinden gelen indirim veya satış teklifi gerçek olamayacak kadar güzelse büyük ihtimalle gerçek değildir. Halka açık Wi-Fi noktalarında alışveriş yapmayın. Halka açık ücretsiz bağlantılar üzerinden kredi kartı bilgileriniz çok kolay görüntülenir ve bu da başınıza gelmesini hiç istemeyeceğiniz bir hırsızlığa yol açabilir.


BÜYÜK EKRANLI TABLET Reeder, büyük ekranlı tablet modeli M10 Plus’ı duyurdu. Yeni model 9.6 inç ekranı, 5000 mAh pili ve HDMI çıkışı ile tablette büyük ekran beklentisi olanlara hitap ediyor. 16 GB olan depolama kapasitesi microSD bellek yuvası ile 64 GB’a kadar yükseltilebiliyor. Ekran çözünürlüğü 1280x800 piksel olan M10 Plus tablet, detayların gözden kaçmasını engelliyor. Tablet, Android Nougat ile gelen Reeder M10 Plus, arkada 2, önde 0.3 Megapiksel çözünürlüklü kameraları ile fotoğraf ve video beklentilerini de karşılıyor. Gücünü 4 çekirdekli 1.3 GHz MTK8163 işlemciden alan tabletin 2 GB Ram’i var. USB Type C bağlantısına da sahip.

SANAL GERÇEKLİK KULAKLIĞI

DESIRE SERİSİNE İKİ ÜYE HTC, akıllı telefon serisine iki yeni model ekledi. HTC Desire 12 ve HTC Desire 12+’yı kullanıcılarla buluşturan HTC, bu iki modelle dijital neslin beklentilerine cevap vermeyi hedefliyor. 5.5” inç ekrana sahip HTC Desire 12 ve 6” inç’lik HTC Desire 12+ büyük, 18:9 uçtan uca ekranla geldi. Büyük ekran ve kolay kavramayı bir arada sunuyor. Büyük ekranına karşın avuç içine tam oturuşuyla rahat bir kavrayışa sahip ikili, hafiflik, 18:9 telefonların etrafını sarmalayan ikonik akışkan yüzey ve şık tasarıma sahip. Hareket halindeyken daha fazla netlik için Faz Algılama Otofokus özellikli 13 MP ana kamera ile gece ve gündüz canlı fotoğraflar çekilmesini sağlıyorlar.

OYUNCULAR İÇİN BİLGİSAYAR

TEKNO-YAŞAM

Acer, şık tasarımı ve olağanüstü performansıyla standart oyuncuları hedefleyen Nitro 5 serisine en son eklenen modelini duyurdu. Gücünü en son 8. nesil Intel Core i7 ve Intel Core i7+ işlemcilerden alan 15.6 inç boyutundaki yeni Nitro 5, kullanıcılara arkadaşlarıyla internette oyun oynarken üst düzeyde heyecan yaşatacak gelişmiş hız ve işlem verimliliği sunuyor. 512 GB’a kadar depolama alanına sahip olan Nitro 5, ultra hızlı yükleme süreleri sunarken uygulamalar ve oyunlar için de fazlasıyla boş alan sağlıyor. 32 GB’a kadar DDR4 belleğe sahip. Oyun oynamaya başladığınızda, fanları en uygun performans için ayarlıyor.

Son yıllarda gelişen sanal gerçeklik (VR) teknolojileri, sanal gerçekliğe olan ilgiyi artırarak popülaritesini yaygınlaştırmasına neden oldu. Plantronics, VR teknolojisine özel geliştirdiği sanal gerçeklik kulaklığı RIG 4VR’ı beğeniye sundu. VR gözlükleriyle birlikte kullanıldığında sanal gerçeklik deneyimlerine üstün ses kalitesiyle katkı sağlayan Plantronics RIG 4VR, görsel şölenin tamamlayıcısı oluyor. Beyaz rengi, orijinal tasarımı, modüler mikrofonuyla şık bir duruş kazanan RIG 4VR, bu alanda geliştirilen ilk kulaklık seti olma özelliğine sahip. Plantronics RIG 4VR aynı zamanda Sony PlayStation VR’ın tek orjinal resmi lisanslı kulaklığı.

İSMMMO YAŞAM l 63


l

K O M İ K

R E S İ M L E R

LEBLEBİYİ SEN VER

Kayserili bir çocuk annesiyle bir kuruyemişçinin önünden geçerken çocuk ‘leblebi istiyorum’ diye annesinden istekte bulunur. Bunu gören kuruyemişçi: Oradan bir avuç alabilirsin evladım, der. Çocuk hayır, der. Sen verirsen alırım. Kuruyemişçi çocuğa bir avuç leblebi verir ve sonra sorar: -Neden kendin almadın da benim vermemi istedin. Çocuk: - Senin avucun daha büyük amca:)

KARA KARGA Teyo Pehlivan’a takılmak için sorarlar. -Teyo bahasan bu Gargalar niye bele gara? Teyo Pehlivan’ın cevabı cebinde: -Güneşe yakın uçduhlari içün.

MİZAH

DİLBİLGİSİ Dilbilgisi dersinde Karadenizli öğretmen, Erzurumlu öğrencisini sözlüye kaldırıp sormuş: -Pakmak fiilinin çekiminu yap pakalum... -Erzurumlu öğrenci hemen atılır: -Bakirem, bakirsem, bakir... Öğretmen öğrencisinin bu cevabı karşısında: -Uy diluni eşekarisu soksun. Öyle mi denur daa? Onun aslu pöyledur: -Pakayrum, pakaysun, pakay...

64 l İSMMMO YAŞAM

ÇÖPÇATAN Çöpçatan, damat ve gelin adayını karşılaştırır. Gelin zengin olduğundan damat adayının ufak tefek kusurlarını bağışlaması için önceden uyarılmıştır. Gelin adayı odaya topallayarak girer. Damat adayı çöpçatana bakar: -Topal bu, der. Çöpçatan başıyla onaylar. Damat gelinin saçlarını okşamaya

kalkar. Peruk elinde kalır. Çöpçatan bakışlarıyla: - Kel bu, der. Çöpçatan başıyla onaylar. Damat adayı odadaki gümüş takımlara, antikalara bakar. Onların da sahte olmasından şüphelenir. Çöpçatanın kulağına fısıldamak ister. Çöpçatan: -Rahat konuşabilirsin, duymaz kulağı sağırdır....

YAVRU KUTUP AYISI Yavru kutup ayısı babasının yanına gelip sormuş: - Baba ben gerçekten kutup ayısı mıyım? Baba: - Elbette yavrum nereden çıkardın bunu? ‘Allah Allah!..’ deyip gitmiş yavru ayı. Bu sefer annesinin yanına gitmiş ve sormuş: - Anne ben gerçekten kutup ayısı mıyım? Anne: - Tabii evladım kutup ayısısın. Yine ‘Allah

Allah’ deyip, yeniden babasının yanına gitmiş yavru ayı. Bir daha sormuş: -Yaa baba Allah aşkına doğru söyle bak beni evlatlık falan almadınız değil mi? Yani ben sizin öz oğlunuzum. Baba dayanamamış artık:- Oğlum dedim ya sana bizim oğlumuzsun diye, hem sen neden ikide bir soruyorsun ki bunu?” Yavru ayı:- Yav donuyorum baba, donuyorum...”

LEYLA İLE MECNUN Temel bir gün karısı Fadime ile film izlemeye gitmiş. Gişedeki görevliye ‘İki pilet lütfen’ demiş.

Gişedeki kadın ‘Leyla ile Mecnun’ için mi demiş. Temel hayır daa, Fadime ile penum için demiş.


l Kalbimde yaşıyorsun ama kiranı vermiyorsun. l Kuaförden çıkan kız özgüven patlaması yaşarken, berberden çıkan erkek eve gitmenin en kısa yolunu arar. l Biri gelip kapıyı açmaya çalışır açamaz ve dolu mu diye sorar ya. Evet boş. Kapıyı kilitledim havalandırmadan kaçtım. l Küçükken ailemi vejetaryen sanıyordum meğerse fakirmişiz. l Bebeğinizin altına yapmasını istemiyorsanız çevirin üstüne yapsın. l Okul madem kapandın bir daha açılma çok günah valla. l Bir kızın çantasından çıkanlar ile ıssız adada yeniden hayat kurabilirsiniz. l Niye öyle aptal aptal bakıyorsun, benim ben, cep telefonun… Çantanda durmak boğucu ve karanlıktı beni çıkardığın için teşekkür ederim. l Tecrübeli satış elemanı arayan mağazalara eski dostlarımın ismini veriyorum. Gerçekten satış konusunda çok tecrübeliler. l Temelin evi yanmış odaları düz. l Başkalarının seni ezmesine izin verme, ehliyet al, sen onları ez. l Zorla güzellik olmaz, estetikle olur. l Mutluluk herkesin hakkıysa biri benim hakkımı yiyor kesin. l Sol kulağını kapatırsan sağduyulu olursun. l Şu hayatta pozitif olan bir şey varsa o da kan grubum. l Hayatta tek gerçek ‘kariyer’ var. Sen çalışırsın karı yer. l Gittiğim yol yol değil de manzarasını seviyorum. l Hatayı kendinizde aramayın, Hatay Akdeniz Bölgesi’ndedir. l Anneme dünya rekorunu kırdım dedim, iyi yaptın sana da bir şey dayanmıyor dedi. l Er ya da geç günahlarınızın bedelini ödeyeceksiniz. Ödeme yaptıysanız bu mesajı dikkate almayın.

KEDİ NEREDE?

Bir gün Nasrettin Hoca’nın canı et yemeği istemiş. Kasaptan iki kilo et alıp evine götürmüş. Eşine: -Akşama güzelce pişir bunları. Ancak o gün eve hanımın misafirleri gelmiş. Kadıncağız eti pişirip onlara ikram etmiş. Akşamda Hoca’nın önüne sadece tarhana çorbası çıkarmış. Hoca: -Et nerede, diye sorar. Kadın durumu kurtarmak için yalan söylemiş: – Eti kedi yedi. – Getir şu kediyi bakalım, demiş Hoca. Sonra teraziyi çıkartıp kediyi tartmış. Bakmışlar ki tam iki kilo geliyor. Hoca hanımına sormuş: – Peki hanım demiş, kedi bu ise bizim et nerede? Et buysa kedi nereye gitti?

YANLIŞ GİDEN E-POSTA

Ahmet ile Ayşe, Amerika’da iş gezisindedir. Florida’da buluşup yaz sıcaklarının yaşandığı bu bölgede, bir kaç gün geçirmeye karar verirler. Eşi, Ahmet’ten önce gider Florida’ya ve ertesi gün için Ahmet’e de yer ayırttıktan sonra ona bir e-posta gönderir. Fakat e-postayı yanlışlıkla bir gün önce karısı ölen Ali’ye atar. Yaşı ilerlemiş olan Ali, bilgisayar ekranında mesajı okuyunca bir çığlık atar ve düşüp bayılır. Ali, kendine gelir ve neden çığlık attığını soranlara mesajı gösterir: -Sevgili kocacığım, bugün buraya ulaşır ulaşmaz önce yarın senin gelişinle ilgili tüm işlemleri tamamladım sonra da bana ayrılan yerime yerleştim. Burası gerçekten de dedikleri gibi çok sıcak... Seni dört gözle bekliyorum...”

Cevaplar

ANLAMLI SÖZLER

1-Hangi masada yemek yenmez? 2-Hiç büyümeyen yaprak hangisidir? 3-Hangi simit yenmez? 4-Ağzımıza dolu girere, boş çıkar. 5-Çocukların en çok korktuğu il hangisidir? 6-Hangi gül kokmaz? 7-Hem kendimizin hem başkasının kullandığı şey nedir? 8-Ağzı yok, burnu yok, karnı tok 9-Yeraltında kırmızı boru

1-Ameliyat masasında 2-Defter yaprağı 3-Can simidi 4-Kaşık 5-Tokat 6-Virgül 7-Adımız 8-Yumurta 9-Havuç

l İ N T E R N E T T E   B U N L A R   VA R : )

ÇOCUK BİLMECELERİ

ÇOCUĞUN DUASI Çocuğun biri dua eder. Lütfen yarın anneannem ölsün diye. Babası bunu duyar ve seslenmez ve ertesi gün anneannesi ölür. Çocuk yine:- Yarın dedem ölsün diye dua ederken, babası bunu da duyar ve ertesi gün dede ölür. Çocuk bu defa: - Babam ölsün diye dua eder. Adam bunu da duyar bir korku sarar, sabaha kadar uyuyamaz. Ertesi gün ölümü bekler fakat ölmez. Akşam eve geldiğine karısını ağlamaklı bulur. Ne oldu der. -Ne olacak bey. Bugün bizim kapıcı ölmüş...

İSMMMO YAŞAM l 65


K A R E

B U L M A C A

SUDOKU K O L A Y

Z O R

SOLDAN SAĞA 1. Misafir – Bir hastalık adı. 2. Tasvip etmek – Vergiler. 3. Yermantarı – “... Bilgin” (tiyatrocu). 4. Bir tembih sözü – Ebe yapmak. 5. Kiloamperin simgesi – Bağış yapma – Yabancı. 6. Düz duruma getirilmiş – Dolma yapılan malzeme. 7. Özenli, düzgün – Akdeniz bitki örtüsü. 8. İnce urgan – Tedirgin, bezgin, usanmış – Altın. 9. Atıf Yılmaz’ın bir filmi – Mevki, makam. 10. Meydan – Askerler sayar. 11. Boyun eğen – Gemi omurgası. 12. Kalbur – İlçe – Basit şekerlerin ortak adı. 13. Düzgün söz söyleme kolaylığı – Uzun omuz atkısı. 14. Çanakkale’nin bir ilçesi – Zamir. 15. Geçim parası – Rusya’da bir göl. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. İlaç formüllerinin yazılı olduğu, ilgili velayet tarafından onaylanmış fihrist – İdare etmek üzere. 2. Ses yansıma – Dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan tahıl, soğan vb. 3. Ünlü – Lahza – Çapraz, dolaşık yol. 4. “... Thurman” (aktris) – Dağ kırlangıcı – Geminin çektiği suyu gösteren işaretler. 5. Satrançta bir taş – Kutsal inanç – Tatlı bir çörek türü. 6. Afganistan’ın başkenti – Sanma – Kar romanındaki temel tip. 7. “... Özsoy” (Galatasaraylı kadın voleybolcu) – Hayali karate. 8. Müstahkem yer – “... tabakası” (Marksist ideolojiye göre toplumun en alt yoksul tabakası) – Ayrıksı, müstesna – Bir nota. 9. Saç kıvrımı – İlave – Esmer. 10. Mantık – Görece – Bir çeşit İngiliz birası. 11. Trakya – Alkol. 12. Hatay’da bir ova – Eski Rus kralı – Bir kümes hayvanı – Ayak.

Ç Ö Z Ü M

KARE BULMACA ÇÖZÜM SOLDAN SAĞA 1. Konuk-Kolera. 2. Onamak-Rüsum. 3. Domalan-Lemi. 4. Emi-Ebelemek. 5. Ka-İra-El. 6. Stabilize-İç. 7. Onat-Maki. 8. İp-Bizar-Zer. 9. Delikan-Kat. 10. Alan-Şafak. 11. Ram-Karina. 12. Elek-Kaza-Oz. 13. Talakat-Şal. 14. Ezine-Adıl. 15. Nafaka-Onega. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Kodeks-İdareten. 2. Onomatope-Alaza. 3. Nami-AnLamelif. 4. Uma-Ebabil-Kana. 5. Kale-İtikat-Kek. 6. Kabil-Zan-Ka. 7. Neriman-Kata. 8. Or-Lazar-Şaz-Do. 9. Lüle-Ek-Karaşın. 10. Esemeİzafi-Ale. 11. Rumeli-Etanol. 12. Amik-Çar-Kaz-Pa.

K O L A Y

Z O R

SOLDAN SAĞA: 1. Konuk-Kolera. 2. Onamak-Rüsum. 3. Domalan-Lemi. 4. Emi-Ebelemek. 5. Ka-İra-El. 6. Stabilize-İç. 7. Onat-Maki. 8. İp-Bizar-Zer. 9. Delikan-Kat. 10. Alan-Şafak, 11. Ram-Karina. 12. Elek-Kaza-Oz. 13. Talakat-Şal. 14. Ezine -Adıl, 15. Nafaka-Onega YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1. Kodeks-İdareten. 2. Onomatope-Alaza. 3. Nami-An-Lamelif. 4. Uma-Ebabil-Kana. 5. Kale-İtikat-Kek. 6. Kabil-Zan-Ka. 7. Neriman-Kaza. 8. Or-Lazar-Şaz-Do. 9. Lüle-Ek-Karaşın. 10. Eseme-İzafi-Ale. 11. Rumeli-Etanol. 12. Amik-Çar-Kaz-Pa.


UYGULAMALI MUHASEBE MESLEK ELEMANI EĞİTİMİ

MUHEL

YARIŞTA BİR ADIM

ÖNDE OLUN

e l r e l m i t i ğ e ı l a k Sertifi

n u ş o k e f hede

MUHEL

BİLGİ VE SORULARINIZ İÇİN

tesmer.muhelproje@ismmmo.org.tr

İLETİŞİM BİLGİSİ KAYIT ADRESİ: İSMMMO Hizmet ve Kültür Binası, Kurtuluş Cad. No: 114 34375 Kurtuluş - Şişli / İSTANBUL, Telefon: (212) 315 84 00 EĞİTİM ADRESİ: İSMMMO Akademi, Gayrettepe Mah. Yıldızposta Cad. No: 48 Dedeman İş Hanı Kat: 3 Beşiktaş - İSTANBUL Telefon: (212) 274 42 22, (212) 274 35 39


2004 yılından itibaren bulut teknolojisini muhasebe yazılımında başarı ile uygulayan LUCA'dan E dönüşümde lider çözümler..

LUCA Ticari Paketleri’ nde yer alan çözümler ile firma iş süreçlerinde başlayan e uygulamaların LUCA Mali Müşavir Paketi’ ndeki e defter gönderimi ile Gelir İdaresi Başkanlığı’ na doğrudan bildirimi sağlanır. E dönüşüm süreçlerinde TÜRMOB İŞNET Özel Entegratörlük Hizmetleri anlaşması ile birlikte elektronik belgelerin saklanması konusunda da önemli hizmetler sunulur.

İSMMMO Yaşam Sayı 73  
İSMMMO Yaşam Sayı 73