Page 1


TÜRKİYE S.M.M.M. VE Y.M.M. ODALARI BİRLİĞİ 2. OLAĞAN GENEL KURULUNUN ARDINDAN Bugün meslek camiasında sıkıntı yaşanmaktadır. Bu sıkıntı bir yıldan beri görev yapan Birlik yöneticilerinin meslek adına somut bir şeyler üretememesinden kaynaklanmaktadır. Yahya ARIKAN İ.S.M.M.M.O. Başkanı

Yayın organımızın Ağustos sayısında, 28 Eylül yönetmelikler olağanüstü genel kurulu ile 29 Eylül mali genel kurulunda odalarımızı ve delegelerimizi geleneklerin yaratılmaması, seviyeli, mesleğimize ve bize yakışır bir genel kurul yapılması konusunda sağduyulu olmaya davet etmiştik. Delege arkadaşlarımızın gösterdiği olgunluğa meslek adına sonsuz şükranlarımı sunarım. Aynı şeyi Odalar Birliği yöneticilerimiz için de söylemek isterdik; ancak bu konuda onlar delegeler kadar hassas değildiler. Kürsülerde insanları konuşturmamak, yanlış bilgilendirmek ve cevap hakkı tanımamak, delegelere kaba kuvvet ve sözlü hakarette bulunmak yöneticilere yakışmayan şeylerdi. Hele hele daha birkaç ay önce "İstanbul Odası olmasa biz mali açıdan bitmiştik; sizin maddi-manevi yardımlarınız olmasa Odalar Birliğini kapatırdık" diyen yöneticilerimizin çıkıp "büyük odaların borcu var, onlar birliği hegemonyaları altına almak istiyor" diyerek demagoji yapmaları, bilinçli delegelerin zihninden hiç bir zaman silinmeyecektir. Herkesin bilmesi gerekir ki, İstanbul Odası Birliğe her zaman destek olmuştur, köstek olmamıştır. Eğer bizim köstek olduğumuzu, maddi destek sağlamadığımızı, borcumuz olduğunu iddia edenler varsa bunu açıkça belirtsinler. Çünkü İstanbul Odası 6173 ruhsat müracaatı karşılığı 617.300.000 TL' nı diğer odalar gibi uhdesinde tutmayıp, direkt Birliğe göndermiş, 2 personelini de Birliğe gönderip ruhsatların hazırlanmasında çalıştırmasına rağmen, bugüne kadar bir tek ruhsat alamamıştır. Kaldı ki son üç aylık periyodik ödeme dönemi hariç, Birlikten hep alacaklı durumda olmuştur. Kasım 1990 tarihinde başlanılan ve komisyonlarca tamamlanan yönetmelik tasarılarına Birlik yönetim kurulunca yasaya aykırı maddeler eklenmiş ve bu tasan metinlerinin odalara ve delegelere genel kurula birkaç gün kala, bir kısmının da genel kurul günü iletilmesi suretiyle tartışılmalarına ve üzerlerinde çalışılmasına imkan verilmemiştir. Yine de delegeler özveriyle bir takım yasaya aykırı maddeleri değiştirmeye çalışmışlardır. Mali Genel Kurulda ise yaşananlar meslek adına üzüntü vericidir. Durum o kadar endişe vericidir ki insanlar eleştirmek gereği bile duymamışlardır. Ancak delegeler sağduyularıyla hareket ederek mesleğin zarar görmemesi için en doğru karan vermiş, bundan sonra da daha doğru kararlar vereceklerdir. Odalar Birliği genel kurulunda insanların konuşmaları esnasında yuhalanması, daha dün birlikte olan insanların birbirlerini yalancılıkla suçlamaları, birlik yöneticilerinin salonda delegeler arasına oturarak olayları kışkırtmaları ve diğer delegelere saldırmaları... işte bunlar yarınlar için endişe duyulan olaylardır.


Bugün meslek camiasında sıkıntı yaşanmaktadır. Bu sıkıntı bir yıldan beri görev yapan Birlik yöneticilerinin meslek adına somut bir şeyler üretememesinden kaynaklanmaktadır. Yasadaki eksiklikler konusunda parlamentoda yasa değişikliği yönünde bir yıldan beri hiç bir girişimde bulunmayan birlik yöneticilerinin, yasaya aykırı yönetmelikler teklif ederek dava açma yolunu seçmeleri bizce delegeye şirin gözüküp yarınlara seçim yatırımı yapmaktan başka bir şey değildir. Demokratiklik her şeyden önce demokratik kuralların işletilmesinden ve bu kurallara uymaktan geçmektedir. Yaklaşık 330 civarında imzaya ve 28 Oda başkanı veya Oda sekreterinin imzaladığı deklarasyona yok gözüyle bakmak, demokratlığı savunan insanlara ne denli yakışır bilemiyoruz. Yasanın 34. maddesinde belirtilen hüküm gereği genel kurulda toplanan erken seçim imzalarının göz ardı edilmesi halinde mesleğimiz onarılmaz yara alacaktır. Böyle bir oluşuma seyirci kalamayacağımızın ve mesleği karanlığa götürmek isteyenlere hiç bir zaman olanak tanımayacağımızın bilinmesinde yarar vardır. Değerli meslektaşlarım; Dergi elinize geçtiğinde toplanan imzalar Birlik yöneticilerinin ve denetim kurulunun eline ulaşmış olacaktır. 29 Eylül'de Mali Genel Kurulda yanlış geleneklerin başlatılmasını sağduyulu delegelerimiz nasıl engellediyse, delegelerin demokratik talebini geri çevirerek, yanlış bir geleneğin başlatılmasını da birlik yöneticilerinin engelleyeceklerini ümit ediyorum. Sayın birlik yönetim kurulu üyeleri, sizleri bir kez daha sağduyuya davet ediyorum.


ODALAR DEKLERASYONU Bizler imzalan bulunan Odalar, aşağıda saydığınız nedenlerle bir yıllık geçen icraat döneminde Odalar Birliği çalışmalarını da göz önüne alarak, bundan sonraki çalışma döneminde hiçbir faaliyette bulunamayacağı görüşüyle; Odalar Birliğimizin 2-3 Kasım 1991 tarihinde birinci toplantı, çoğunluk sağlanamadığı takdirde 9-10 Kasım 1991 tarihinde ikinci toplantı olmak üzere Seçimli Olağanüstü Genel Kurul toplantısına çağırılmasına, tekrar imza toplanmasına mahal vermeden Birlik Yönetim Kurulunda karar altına alınmasını Odalar Birliği Yönetim Kurulundan talep ediyoruz. GEREKÇELERDEN BAZILARI 1- Mesleki sorunların bugüne kadar, hayata geçirilmemesi ve bundan sonraki çalışma döneminde de aynı yöne- timle hayata geçirilemeyeceği kanaati hasıl olmuştur. 2- Mart 1991 tarihinde çıkartılması için karar alınan yönetmelikler ile ilgili genel kurulun bugüne kadar ertelenmesi. 3- Odalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanının temsil yeterliliğini kullanamaması. 4- Mevcut Oda yönetimleri atlanarak ve yönetim kurullarının görüşleri alınmadan yeni oluşumlara gidilmesi ve atamalar yapılması. 5- Tabanın istekleri ve genel kurul kararlan hiçe sayılarak ve Oda yönetimlerinin görüşü alınmadan, Genel Kurulca saptanan ruhsat ücretinin dışında ücret talep edilmesi ve bu konuda Odalar dışlanarak gazete ilanı yoluyla üyelerle direkt muhatap olunması. 6- Birlik yönetiminin odalar yöntemiyle iletişim kurmaktan sürekli kaçınması. 7- Tüm odalarımızın kesin tarih belirlenmesine ve birliğin üstün teknolojisine rağmen Ruhsatların bugüne kadar teslim edilmeyerek Oda yönetimlerini üyeleri karşısında güç duruma sokmaları. 8- Korsan ve kaçağın önlenmesinde ve hak eden aday meslek mensuplarının haklarının gecikmesiyle ilgili müracaat dosyalarının halen incelenmemesi neticesi yine Oda yöneticilerini, aday meslek mensupları karşısında güç duruma sokmaları. 9- Delegasyona sunmuş oldukları çalışma programlarından çok az bir kısmının hayata geçirilmesi ve bazı Odalarca çözümlenen sorunlara sahip çıkarak (staj ve askerlikteki erteleme ile sosyal güvenlik) kendi çözümleriymiş gibi göstermeleri. 10- Gerek Maliye Bakanlığı ve gerekse diğer bakanlık ile sosyal kurum ve kuruluşlarda mesleki sorumluluklarımız ve sorunlarımızla ilgili hiç bir somut neticenin alınmaması. 11- 1991 yılı ücret tarifesinde görülen çifte standardın önlenememesi. Birliğin çalışmaması ile ilgili örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu nedenle Odalar Birliğimiz sayın yöneticilerinin seçim kararı alarak kişisel sürtüşmelerle geçirdikleri kayıp bir yıla yeni bir yıl daha eklememek üzere yukarıda belirttiğimiz tarihte Seçimli Olağanüstü Genel Kurul kararı alınmasını arz ederiz. Saygılarımızla:


M S M S S M S

M E A A E A A @ N e R o

M R L Y R L Y

$% O V I A V I A

Ó E R C R 9 E R C R 9 @

w m a n ‡: e

\ O . \ O .

D Z d D Z d

S M c S M c

K \ u \ 0 3 u s K \ u \ 0 3 ÿ@ € G ž

s e s ‘

e S r e S

” r A L r A ‘

s L \ s L

ÿÿ

ÿ

A r i a l

"

©

ä

U S E R L \ \ I S

\ o r t a k \ A M Y \ D U Z E N \ 0 8 0 M \ I S M M M O \ o r t a k \ A M Y \ D U Z E N \ 0 8 0 M (x ‘ ‘ ’ ‡: ÿ T i m e s €

S y m b o l

q ˆ

Ä

©

3&ž

Ş‹b …äc†

!

0

d

T Ü R K 0 Y E ' D E U S E R u s e r

Ô

ž

5 ž

¥ À ´ ´ € V E

I U o I U o

Ù

Æ ÿÿ / D E - 0 ^ E N D Ü N Y A M U H A S E B E C 0 N 0 N Y E R 0

à…ŸòùOh «‘ ğ

şÿ +'³Ù0

|

ˆ

ž

È


8


D

P


\ d l t æ 0 TÜRKİYE'DE MUHASEBECİNİN YERİ EĞİUSER EN SER3 erMicrosoft Word 8.0 R@ ¤“Ö @ <ª2··Á @ Ş PrÖÁ

DEĞİŞEN DÜNYA VE Normal

-

e

©

şÿ ÕÍÕœ.

“—

+,ù®D

ÕÍÕœ.

“—

user l

+,ù®`


h

p ¨

€ °

ˆ ¸

ž À

˜


ü

æ

-

-

0

ISMMO

Æ

1

DEĞİŞEN DÜNYA VE TÜRKİYE'DE MUHASEBECİNİN YERİ


a a b f _ k a f k s s y s a " d g s e g j t t i i T T h

l l o a o a y o 1 i e a i ç t a ö o t e e u a n n ü ü a

1 a r a n r a n l s v p s 1 e h r s k t o t b a d r r z

n c ç l u _ r k c t k a t k m a e y i i p u i n e k k 1

m a l i ç 1 l s a e r e l e v o n r o l m , i i r

a k a y l l a i l m v . m a l g

s l r e a a m y i e d m

e y e k , e n l i a r t u a k m y e y e l a

^

Titls 1 , a r 1 1 n t l e r 1 n _ t 1 a l a o n l d a m n d e i d ; e y a l a d e f n i _ a p m o n o z a m m u t i k a k t u l t a y u h a ' d e ' y i y a c

¢

è

1 i n ö r r r a a a e r t a m a h d m 1 s a

, s a t 1 _ s i p a r i _ l e r i n i n _ l e m e k o n u l m a s 1 , t a h s i l e d i l m e s i , d e n m e s i ; n e t i c e d e i _ l e t i n i n p l a n l a n m a s 1 , p l a n l a r l a 1 l m a s 1 , i c a p e d e n 1 n y a p 1 l m a s 1 g i b i a n a r , e k o n o m i k h a y a t 1 n r l a r 1 g i b i m u h a s e b e y e r i n i a l 1 r v e b u n l a r 1 n r e s i n i d e m u h a s e b e c i l e r M u h a s e b e s i s t e m i v e b u r i n i a l a n m u h a s e b e c i l e r d a n a n l a _ 1 l a c a 1 g i b i e r l e r i n " t u t u l m a s 1 n d a n f a a l i y e t a l a n l a r 1 n d a k t a d 1 r . . Ç o k y ö n l ü i k ç e r ç e v e s i y l e v e r i m l i n l 1 i _ l e v l e r i n i y e r i n e a s e b e c i n i n , T ü r k i y e ' d e f a k t ö r g ö z ö n ü n d e e e r l e n d i r i l m e s i , e i t i m a s 1 n 1 n g e r e k l i l i i n e z . B u g e r ç e k l e _ t i r i l d i e b e c i , d e i _ e n d ü n y a v e y e r i n i a l a c a k t 1 r . M u t l u 2 1 . a s 1 r a k t 1 r .

>

"%

$%

"

^

¢

ê

4

ˆ

,

,

e -

ı ù ö

CJ CJ . ü

m e

Ä

l

ª

Î

è

>

5 žCJ ,


Å&#x;


÷

÷

õ

ç Î

Ç ²

à

î

ç

à

À

Ù

À

¹

¹ d ÿ

²

d ÿ „ä „Ä " . ü

î

ç

^

¤C dÒş dış ¢ ê

dış ¤L ¤ 4

ˆ

¤4 dêş dêş Ä

d$ÿ

l

ª

¤ ¤

dêş Î

¤ è

$ >

,

¤

¤L


Å&#x;


, R"

. X"

 -$

Ä "%

& $%

( üüù

Ğ

Ò

Ì

Î

ˆ

®

. X"

 -$

Ä "% å

& $%

(

Ğ

Ò

Ì ñ

Î

ˆ

®

ø

°

æ

ì

°

æ

ì

î

( , R" ì

ñ

å

Ş

× Ë

ø

d ÿ ¤L d ÿ ¤H °‚. °ÆA!°‰ "°‰ #ž‰ $ž‰ %°

ø

ø Æ ¤C

Ò

ì

$ @ñÿ $ N o r m a l B a _ l 1 k $ dêş ¤< H$ 7$ 8$ @& 5 žCJ $ dêş ¤l @& 5 žCJ y 1 l a n P a r a g r a f Y a z 1 T i p i ’ . ÿÿÿÿ $% $% Ó Ù ” E R L \ \ I S M M M O S E R V E R \ D I S K \ u s e r s \ o r t M A L I C O Z U M \ 0 3 - S A L 0 M S A Y A R 9 . d o c u s e r L \ \ I S M S E R V E R \ D I S K \ u s e r s \ o r t M A L I C O Z U M \ 0 3 - S A L 0 M S A Y A R 9 . d o c ÿ@ € ‘ ‘ (x @ @ G ž ‡: N e w R o m a n 5 ž @

d„ÿ

½ d ÿ

¤&

d ÿ

dış

¤H

dĞÿ d ÿ

mH-

F

‡: e

ÿ

A r i a l

©

¥ À ´ ´ € V E

Ë

¿

[

F 1 2

Ş

ø

dış ¤C d ÿ ¤C

î ì

<

ž

@ < B a _ l 1 k J A@òÿ¡ J V a r s a

$% ”

ÿÿ

U S

a k \ A M Y \ D U Z E N \ 0 8 M M O a k \ A M Y \ D U Z E N \ 0 8 ‘

’ T i m e s

ÿ € "

S y m b o l

q ˆ

Ä

©

3&ž

Ş‹b …äc†

!

0

d

T Ü R K 0 Y E ' D E U S E R u s e r

Æ ÿÿ / D E - 0 ^ E N D Ü N Y A M U H A S E B E C 0 N 0 N Y E R 0


Ô 8

ä

à…ŸòùOh «‘ ğ

şÿ +'³Ù0

|

ˆ

ž

È


D

P


\ d l t æ 0 TÜRKİYE'DE MUHASEBECİNİN YERİ EĞİUSER EN SER3 erMicrosoft Word 8.0 R@ ¤“Ö @ <ª2··Á @ Ş PrÖÁ

DEĞİŞEN DÜNYA VE Normal

-

e

©

şÿ ÕÍÕœ.

“—

+,ù®D

ÕÍÕœ.

“—

user l

+,ù®`


h

p ¨

€ °

ˆ ¸

ž À

˜


ü

æ

-

-

0

ISMMO

Æ

1

DEĞİŞEN DÜNYA VE TÜRKİYE'DE MUHASEBECİNİN YERİ


Title _PID_GUID æ A N 9 A 0 7 0 0 0 0 2 1 E 9 8 8 6 D }

˜ 6 > { D C 2 1 C C 2 2 - 2 3 B A - 1 1 D 6 -


şÿÿÿ şÿÿÿ! " # $ % & ' şÿÿÿ) * + , . / şÿÿÿıÿÿÿ2 şÿÿÿşÿÿÿşÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿR o o t E n t r y ÿÿÿÿÿÿÿÿ À F ía¾ÑÁ €ÇímrÖÁ 4 € 1 T a b l e


ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ o c u m e n t -. a t i o n

(

W o r d D ÿÿÿÿÿÿÿÿ S u m m a r y I n f o r m ÿÿÿÿ

D o c u m e n t S u m m a r y I n f o r m a t i o n 8 ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ( C o m p O b j ÿÿÿÿ i O b j e c t P o o l ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ €ÇímrÖÁ €ÇímrÖÁ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ şÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿ şÿ ÿÿÿÿ À F Microsoft Word Belgesi MSWordDoc Word.Document.8 ô9²q


SAYGILI, ONURLU, YÜCE BİR MESLEĞE "Meslekler insanları yüceltmez insanlar mesleklerini yüceltir." Cafer GÜLER S.M.M.M. Değerli meslektaşlar, 3568 sayılı yasa ile kazanmış olduğumuz ünvanların gerekli saygı, onur ve yüceliğe kavuşması için neler yapmalıyız? Önce biz meslektaşlar kendimize, "mesleğimizin saygılı, onurlu, yüce bir yere gelesi için neler yapıyoruz?" sorusunu sormalıyız. Düne kadar doğru dürüst bir örgütlülüğümüz yokken bugün meslek odamız var. Odamızın başarısı biz değerli meslektaşların, Oda faaliyetlerine katılımı ile sağlanır. Bunun da en etkili aracı yayın organlarıdır. Odamızın çıkarmış olduğu aylık dergiye yazılarımızla öneli bir katılımı sağlamış olacağız. 8. sayısı çıkan dergimize karşı biz, meslektaşlar olarak, maalesef yeterli duyarlılığı göstermedik. Değerli meslektaşlar, derginize her türlü sorunlarımızı, dileklerimizi, mesleki konularda yazılarımızı yazmalıyız. Fikirler üretmeliyiz. Kurum ve kuruluşlarıyla, mükellefleriyle, bölgemizde, çevremizde meydana gelen önemli olayları yazmalıyız. Ayrıca aktif olarak Odamızın tüm faaliyetlerine katılmalıyız. Binlerce işletmenin muhasebelerini yapıyoruz. Bilançolarını, kâr/zarar tablolarını çıkarıyoruz. Bir kez de mesleki faaliyetlere katılımımız konusunda mesleğimizin saygılı, onurlu, yüce bir meslek olması yolunda, kendi muhasebemizi yapmalıyız. Bilançosunu, kâr/zarar tablosunu çıkarmalıyız. Eleştirinizi yapmalıyız; eleştirimizi yaparken özeleştirimizi de yapmalıyız. Çünkü; "özeleştiri hem eleştirinin önkoşulu ve ayrılmaz bir parçası, hem de kurumlan ve kişileri daha iyiye, daha i ileriye götürmenin en etkili aracıdır." Değerli meslektaşlar, saygılı, onurlu, yüce bir mesleğe sahip olmak istiyorsak, büyük özveri ile tüm meslektaşların, aktif olarak Oda çalışmalarına katılmak zorundayız. Saygılı, onurlu, yüce bir meslek mensubu olma yolunda, tüm meslektaşlara başarılar diler, saygılar sunarım.


3568 SAYILI YASANIN BAĞIMLI ÇALIŞAN MESLEK MENSUPLARINA GETİRDİKLERİ Burada şöyle bir yorumlama getirilebilir. Ünvan kullanma yasağından kasıt: "Bir işletme veya teşebbüste bağımlı olarak çalışan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir kendi adına başka bir yerde büro açıp meslek ifa edemez" olmalıdır. Mustafa GAYRETLI S.M.M.M. Her ne kadar kanun başlığı "Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik" ise de, yani ilk bakışta serbest çalışan meslektaşlarımızı kapsadığı zannedilse de, biz bağımlı çalışanlarla ilgili az da olsa değinmelerde bulunmakta; Serbest çalışan meslektaşlarımız teşebbüs ve işletmelerin muhasebe ve müşavirlik hizmetlerini yaparken bir bedel karşılığı hizmet akdi ile bu hizmeti verirken, bağımlı çalışan meslektaşlarımız da aynı hizmeti bir ücret karşılığı işyerinde fîilen çalışarak vermektedir. Yapılan iş aynı, amaç aynı, yalnız kanun koyucu, bağımlı çalışan meslek mensuplarına bir sınırlama getirmiş. Bağımlı olarak bir iş yerinde çalıştıkları süre içinde bu ünvanı kullanamayacağı şartını getirmiş. Bkz. Md. 45. 'Burada bir çelişkiden söz edilemez mi? Kullanılamayan ünvan ne işe yarar? Kanunun geçici 2. mad. C bendinde "Kamu kuruluşlarının veya bilanço usulünde defter tutan özel kurulların muhasebe birimlerinde birinci derece imza etkisini haiz olarak muhasebenin fiilen sevk ve idare edilmesinden veya mali denetiminden sorumlu olarak en az 5 yıl çalışmış olanlar, Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir olmaya hak kazanırlar" deniyor. Şimdi: Bir işyerinde en az beş yıl çalışmış ve hala çalışan bir meslek mensubuna bu ünvanı veriyoruz ve diyoruz ki sen bu ünvanı kullanamazsın, sen bu belgeyi sakla, yeri gelir lazım olur, veya bekle ilerde işverenle aran açılır, işten ayrılırsan bir büro kurarsın; o zaman da belgeyi kullanabilirsin. Böyle şey olmaz. Hiç bir meslek kuruluşunda böyle bir sınırlama yok. Bir tıp doktorunu ele alalım: Bir özel klinikte veya bir fabrikada mesleğini yerine getirirken unvanını kullanamazsın diyebilir miyiz? Veya bir avukatı ele alalım. Bir bankada veya özel bir iş yerinde çalıştı~ı sürece Avukat ünvanını kullanabiliyorsa bize bu kısıtlama niye? Burada şöyle bir yorumlama getirilebilir. Ünvan kullanma yasağından kasıt: "Bir işletme veya teşebbüste bağımlı olarak çalışan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir kendi adına başka bir yerde büro açıp meslek ifa edemez" olmalıdır. Bir başka konu da Staj sorunu: Kanunda bağımlı çalışan serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir yanında staj yapılamaz diye bir yasak yok; fakat uygulamada yalnızca serbest çalışan meslek mensupları yanında çalışılan süre staj süresinden sayılmakta. Bağımlı çalışanlar yanında staj olanağı yok. Bu konuya iler ki sayılarda tekrar değineceğiz. Sizlere bir de Odamız ikinci genel kurulunda alınan karar doğrultusunda Oda yönetimimiz tarafından oluşturulan bağımlı çalışanları ilişkiler komisyonu hakkında bilgi vermek istiyorum.


Sorunu olârı veya çalışmalar hakkında bilgi almak isteyen, çalışmalarımıza katkıda bulunmak isteyen bağımlı çalışan meslek mensubu arkadaşlar lütfen Oda kanalıyla bağımlı çalışanlar komisyonu başkanlığına sorunlarını iletsinler. Odamıza kayıtlı şu anda 2755 sayıda bağımlı çalışan meslektaşımız olmasına rağmen, Oda ile ilişkide bulunan veya Oda çalışmalarına katılan bağımlı çalışan arkadaşların sayısı çok düşük. Bunun belirgin örneği de 5 kişilik bağımlı çalışanlarla ilişkiler komisyonunda benden başka diğer 4 arkadaşımız da serbest çalışıyor. Bu mesleğin yücelmesinin ve hak ettiği saygınlığa ulaşmasının, bağımlı veya serbest çalışan ayrımı yapmadan tüm meslek mensubu arkadaşlarımızın özveriyle çalışıp çaba göstermesiyle mümkün olacağı inancıyla saygılar sunarım.


SÖZ SİZİN BİZ NEYİN HESABINI YAPIYORUZ İ.HALİL DEMİRCİ S.M.M.M. Muhasebe ve müşavirlik mesleğinin standardının mı? Mükellefe verilen hizmetin kalitesinin mi? İdareye toplanacak verginin mi? Ülke kalkınmasına katkıda bulunan meslek mensubunun kalitesinin mi? Yoksa, üç kuruşluk gelirimizi arttırmanın suskunlukla sağlanabileceğinin mi? Hepimiz konuşmaktan ve yazmaktan korkuyoruz. DİE verilerine güvenmiyorum. İşyeri kayıtlan takipsiz. Kontrol mekanizmaları arasında organik bağlar yok. Gönül ister ki... Tescile verdiğimiz bir şirket kuruluşunu 24 saat içinde alalım. Vergi Dairelerinin hepsinde aynı işi aynı uygulama ile yapalım. Görevliler sorumluluk yüklenip, insiyatif kullansın. Devlet milletine hizmet için vardır. Milletini, borcunu ödemeyen kişiler olarak görmek devletin bürokrasi yapısından gelmektedir. Asgari standardı olmayan, küçük ve orta ölçekli sanayi kuruluşlarında imal edilen mamullerin girdilerini takip edemezsiniz. Kapasite raporu olmayan, verimliliği hesaplanmamış hiçbir kuruluştan istatistik için sağlıklı bilgiler toplayamazsınız. Ücretin işverene maliyeti ile işçinin eline geçen net ücret arasındaki farkın yüzdesini, vergi diliminin en alt yüzdesinin altına indirmedikçe, emeklilik aylığına tavan koymadan, emekli aylığının hesaplamasını çalışılan bir ömür üzerinden yapmadan, ücret ödemelerini bordro üzerinde gösteremezsiniz. Mükellef sayısını biliyoruz. Muhasebeci, mali müşavir sayısını da biliyoruz. Yıllar sonra lütufmuş gibi çıkartılan yasamızı da biliyoruz. Görevimizi layıkıyla yapabilmek için; ciltler dolusu kitapları defalarca tekrarlayan bizler, uygulamada güçlüklerle karşılaşırken, muhasebe ve müşavirlik hizmeti almayan mükelleflerinizden, bunun neden ve niçinlerini sormadan vergi toplayamazsınız... Öylesine yazdım.


SÖZ SİZİN

BİLANÇO Yüksel CAN S.M.M.M.O. Kadıköy Temsilci Yardımcısı Bir an düşündüm; her şeyi yeniden değerlendirmek istedim. Ben kimim? Bu dünyada yerim ne? Anlamak, öğrenmek istedim yaşam denilen bu acımasız, sonu belirsiz savaş bitmeden ELLİ YILIN Bilançosunu çıkarıp sonucu görmek istedim.

AKTİF TOPLAMLARIM: Birkaç plâket, hizmet onur belgesi. Küçük bir emekli maaşı: Üçüncü dereceden birinci kademesi. Evde tabloların, şiirlerin, fotoğraflar ve senetsiz alacaklar. Büromda kanunlar, eskimiş demirbaşlar ve iki bilgisayar. KASA Hesabı ters bakiye veriyor, enflasyon azgın bir canavar. BANKALAR' da yüklü bir hesabım hiç olmadı ve asla olamayacaklar. MAL HESABI: Eski püskü eşyalar, az kaldı yakında antika olacaklar. BİNAI.AR VE ARSALAR: bende bu şans varken, hep ellerin kalacaklar. DEPOZİTO: elektrik, su, telefon, peşin vergi, bir sürü teminatlar. CARİ HESAPLAR hep borçlu, karşılığı pasifte. Şüpheli alacaklar. Benim en önemli varlığın: Lise sonda okuyan Emre ile Uğur var. Televizyon da olmasa, her yıl çok rahat geçilecek sınıflar. PASİFTE: Sermaye; yılların deneyimi, artı kısa vadeli borçlar. Kavgalar, şanssızlıklar, hayal kırıklıkları, gereksiz dargınlıklar. Kaybettiğim dostlar, kaçıp giden fırsatlar ve karşılıksız aşklar. Sitemler, şikayetler, serzenişler, yavaş yavaş beliren hastalıklar. ÖZ SERMAYE: Kalın camlı gözlükler, ağarmış dökük saçlar. Hep tatlı sözler söyleyen dudaklar, az işiten kulaklar. İyiye çalışan yorgun bir beyin, hep mütebessim dudaklar. Hep dostça uzanan eller, herkese açık sımsıcak kucaklar. BORÇ SENETLERİ geç de olsa bir gün hepsi ödenmiş olacaklar. CARİ HESAPLAR. kabarık, borç yiyen kesesinden yer diyor atalar. PERSONELE BORÇLAR hep, gününden önce ödendi, daima ödenecekler. ALINAN AVANS; yok, neredeyse herkes vergisini bana ödetecekler.


SONUÇ: Kâr olmasa da iyilikler, doğruluklar, dostluklar Pişmanlık duymadım hiç sürekli ölçülü davranışlar. Ömrümce kâr peşinde koşmadım, tabi ki sonuç sürekli zarar. Ben memnunum hayatımdan, umut doluyum, hayallerim dağlar kadar.


GECİKME ZAMMI VE GECİKME FAİZİNDE KARGAŞA

Dr. A. Bumin DOĞRUSÖZ M.Ü. Mali Hukuk Öğretim Üyesi İ.S.M.M.M.O. Mevzuat Komisyonu ve İst. Barosu Vergi Hukuku Komisyonu Üyesi Vergi Usul Kanunumuzun 112. maddesinde 3239 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda; ikmalen, res' en veya idarece tarh edilen vergiler için, bunların ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden, dava konusu yapılmaksızın kesinleşmeleri halinde tahakkuk tarihine kadar, dava konusu yapılmaları halinde ise yargı organı kararının tebliğine veya uzlaşmaya gidilmesi durumunda uzlaşma tutanağının imzalanmasına kadar geçen süre için gecikme faizi alınması öngörülmüştür. Öte yandan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesi hükmüne göre de, amme alacaklarının vadesinden sonra ödenmesi halinde de, vade tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süre için gecikme zammı alınır. Görüldüğü gibi, tahakkuk ve vadeye göre, gecikme faizi geriye doğru, gecikme zammı ise, ileriye doğru hesaplanmaktadır. Hesaplanacak gecikme faizi için, herhangi bir üst sınır yoktur. Gecikme zammının hesabında ise, daha önce var olan ve gecikme zammının doğumuna yol açan amme alacağının aslını geçemeyeceği şeklindeki kural ve sınır, 2985 sayılı kanunla 1.3.1985 tarihinden itibaren kaldırılmıştır. Vadesinde kısmen ödenmeyen amme alacaklarında gecikme zammı, yalnızca ödenmeyen kısım için hesaplanır. Vergi cezaları üzerinden gecikme faizi veya gecikme zammı hesaplaması yapılamaz. Gecikme faizi hesaplanması, görüldüğü gibi, dava konusu yapılmayan vergilerde tahakkuka veya uzlaşma tutanağının imzalanması olayına bağlanmıştır. Tarhiyat öncesi uzlaşma halinde ise, gecikme faizinin nasıl ve ne miktara kadar hesaplanacağı konusu, 10.12.1988 tarihinden önce yasada yoktu. Bu da pek haklı olarak, bu tarihe kadar, yasa koyucunun tarhiyat öncesi uzlaşılan hallerde gecikme faizi hesaplanmasını istemediği şeklinde yorumlanmıştır. Zira, yasa koyucu, bu sonucu istese idi, 112. maddenin metninde tarhiyat öncesi uzlaşmadan da söz ederdi. Yargı tarafından da itibar gören bu yorum karşısında, Vergi Usul Kanununun tarhiyat öncesi uzlaşmayı düzenleyen ek 11. maddesine, 3505 sayılı Kanunla, "uzlaşılan vergi malları üzerinden, bu kanunun 112. maddesine göre gecikme faizi hesaplanır" hükmü, 3. fıkra olarak eklenmiştir (Yürürlüğe girişi; 10.12.1988). Konumuzla ilgili bir diğer hüküm ise, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesinin 3. fıkrasının 3505 sayılı Kanunla değiştirilmesi sonucu getirilen ve uygulamada "katlamalı faiz" olarak anılan düzenlemedir. Anılan hükme göre içinde bulunulan yıl sonuna kadar ödenmemiş bulunan gecikme zammı ile gecikme faizi, müteakip yılın başından itibaren doğmalarına neden olan amme alacağı gibi addolunur ve bu amme alacağı tebliğ edilmeksizin tahakkuk eder. Tahakkuk eden bu amme alacağına, üzerinden hesaplandıkları amme alacağı aslına uygulanan hükümler aynen uygulanır" (hükmün yürürlüğe girişi; 10.12.1988).


Yukarıdaki açıklamalarımızda değinilen tarihlerin de gösterdiği gibi, inceleme konumuz, 1.1.1986 sonrası epey hızlı gelişmelere sahne olmuştur. Bu konudaki en önemli tartışma, söz konusu kanun değişikliklerinin ve bu değişikliklerle getirilen yeni düzenlemelerin, hangi tarihten itibaren uygulanacağı noktasındadır. Bu kurallar hiç şüphesiz, yürürlük tarihinden sonra uygulanacak olmakla birlikte, bu tarihten önce doğmuş ve/veya normal vade süreleri geçmiş vergi borçlarına da uygulanacak mıdır? Sorun bir başka anlatımla, yeni kuralların geçmişe etkili olarak yürütülüp yürütülemeyeceği noktasındadır. Bu konuda vergi idaresi, hep, kuralları geçmişe yürütme çabası içerisinde olmuştur. Bu konuda vergi hukukunun ve ayrıca bir çok ilkesi ile vergi hukukuna hakim olan idare hukuku prensiplerinin açık olmasına rağmen, idarenin bu ısrarlı tutumu, gereksiz bir çok davaya da yol açmıştır. Ancak, bu konudaki soruların doğumuna yol açan en önemli faktörün, çıkartılan vergi kanunlarının düzenlediği konuları tam olarak kavrayamaması olduğu da unutulmamalıdır. Vergi yükümlülüğü, kişinin vergi konusu olan olayla fiili veya hukuki ilişki kurması ile doğar. Vergi yükümlülüğünün subjektif ve ferdi bir hukuki duruma dönüşebilmesi için beyan tarh ve tahakkuk işlemlerinin gerekli olması; vergi yükümlülüğünün, bu yükümlülüğü yaratan olayın ortaya çıkması ile doğacağı gerçeğini etkilemez. Vergiyi yaratan olay gerçekleştiği an vergi yükümlülüğü doğar. Bu yükümlülüğün, beyan yolu ile yükümlü tarafından veya ikmalen, re' sen yahut idarece tarh işlemleri yoluyla vergi idaresince tesisi hangi tarihte yapılmış olursa olsun, mükellefiyette esas alınacak olan tarih, vergiyi yaratan olayın meydana geliş tarihidir (Anayasa Mahkemesi E. 1988/7 K. 1988/27 T. 27.9.1988). İkmalen, re'sen veya idarece yapılacak tarhlarda, büyük ölçüde idarenin gecikmesinden, yargı yerlerinde uyuşmazlığın karara bağlanmasının veya uzlaşma sağlanmasının belli sürelerin geçmesine bağlı olmasından kaynaklanan gecikmeler mükelleflerin fiil ve davranışlarına bağlanamayacağından ceza olarak nitelendirilemeyecek gecikme faizinin, kanunda belli koşulların gerçekleşmesi ile ortaya çıkan, idarenin kamu hukuku alanında tek yanlı işlemlerine dayalı bir kamu alacağı teşkil ettiği ve bu haliyle "mali yüküm" niteliğini taşıdığının kabulü gerekmektedir. Ayrıca bu mali yükümün, üzerinden hesaplandığı ve birlikte tahsil edildiği vergiden ayrı düşünmek olanağı da bulunmadığı ve tarh edilen vergiye ek, fer' i amme alacağı niteliğinde bulunduğundan da kuşku duyulamaz. Bu niteliği itibariyle gecikme faizinin, bağlı olduğu verginin tabi olduğu hukuki rejime göre işlem görmesi ve onun akıbetine tabi olduğunun kabulü gerekir (İstanbul 3. Vergi Mahkemesi E. 1989/660, K. 1989/ 1393, T. 18.12.1989). Gerek uygulamada gerek teoride ve yargı kararlarında, gecikme zammı ve gecikme faizinin ceza niteliğinde olmadığı genel kabul görmüş bir husustur. Gecikme zam ve faizlerinin asıl borcun (konumuz açısından verginin) hukuksal rejimine tabi olması, bu konularda yapılacak değişikliklerin, geriye yürütülmesine kural olarak engel teşkil eder. Çünkü, hukuki güvenlik ve vergilendirmede belirlilik ilkeleri buna engel teşkil eder. Herkesin, bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi ve davranışların buna göre düzenlemesi biçiminde özetlenebilecek hukuki güvenlik ilkesi, vergi hukukunda özel bir öneme ve yere sahiptir. Bu ilke, vergi mükelleflerinin, devletin vergilendirme aracı ile hak ve özgürlük alanlarına yaptığı müdahaleleri önceden görmeleri ve durumlarını buna göre ayarlayabilmeleri olanağını vererek, kişilerin geleceğe yönelik planlarını buna göre yapmalarını sağlar. Bu ilke aynı zamanda, vergilendirmede keyfiliği önemli ölçüde engeller. Adam Smith' in geleneksel vergilendirme ilkelerinden olan belirlilik ilkesi ise, vergi miktarlarının tarh ve tahsil zaman ve biçimlerinin hem idare hem de kişiler yönünden belli ve kesin olması anlamına gelir. Bu ilke vergi kurallarının, geçmişte meydana gelen olaylara


uygulanmamasını gerektirir. Kişiler gelecek dönemlere ilişkin planlarını yürürlükteki vergi yasalarına göre yaparlar. Sonradan çıkartılan yasalarla, geçmiş dönemler için vergi yükünün arttırılması, mükelleflerin devlete ve hukuk düzenine olan güvenlerini sarsar; ekonomik ve ticari hayatta bulun- ması gereken belirlilik ve istikrar bozulur. Kanunlarımızda gecikme zammı ve faizi ile ilgili olarak yapılan değişikliklerin de, değişiklik tarihinden önce doğmuş vergi borçlanma uygulanmaması gerekir. Vergi idaresinin, bu konudaki hatalı geriye yönelik uygulama çabaları, artık yerleşik hal alan içtihatlara rağmen ısrarla sürmektedir. İdare, bu ilkeleri görmezlikten gelmektedir. Bu konuda yargı organlarınca verilmiş kararlar hep yukarıdaki ilkeler doğrultusunda ve geriye yürüme yapılamayacağı yönündedir. Gecikme faizi, Vergi Usul Kanununun 112. maddesinde 3239 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu mevzuatımızda yer aldığından, bu değişikliğin yürürlüğe girdiği 1.1.1986 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak yapılacak ikmalen, re'sen veya idarece yapılacak tarhiyatlara uygulanmaması gerekir (Danıştay İçti- hatları Birleştirme Kurulu Karan E.1988/5, K.1989/3, T. 3.7.1989). Danıştay'ın bu karan 27.10.1989 tarih ve 20325 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararlan, hem mahkemeler hem de idare için bağlayıcı niteliktedir (Danıştay Kanunu md. 40). Nitekim, Maliye ve Gümrük Bakanlığı bu kararı ve bu karara göre uygulama ilkelerini 1989/ 15 sayılı Vergi Usul İç Genelgesi ile bütün vergi dairelerine duyurmuştur. Buna rağmen, örneğin İstanbul'da hatalı işlem yaparak geriye yönelik uygulama yapan vergi daireleri hâlâ vardır. Ancak burada karşımıza yeni bir sorun çıkmaktadır. Bu kararın yayımı tarihinden önce, gecikme faizlerini ödemiş bulunan mükellefler, ödediklerini geri isteyebilecekler midir? Zira bu mükellefler kararın yayımı tarihine kadar, ödemede bulunmayanlara göre cezalandırılmış durumdadır. Bu konuda, ödenmiş bulunan vergilerin, kanaatimizce mükellefe düzeltme yolu ile iadesi gerekmektedir. Nitekim, Danıştay 4. Dairesi 28.9.1990 tarih ve E. 1989/2782 K. 1990/2484 sayılı kararı ile, bu durumdaki gecikme faizlerinin mükellefe düzeltme yoluyla red ve iadesinin gerektiğine karar vermiştir. Buna karşılık Danıştay 7. Dairesinin aksi yönde kararları da vardır (E. 1990/230 K.1990/ 1528 T.28.5.1990). Kararlar arası farklılığın çözümü ise, yeni bir içtihadı birleştirme kararını gerektirir niteliktedir. Ancak gelişmeler karşısında muhtemel içtihadı birleştirme kararının, 4. Daire kararlan doğrultusunda olacağı tahmini yapılabilir. Geriye yürüme uygulamasının yapılıp yapılamayacağı tartışmasının olduğu bir diğer konu da, katlamalı faiz konusudur. içinde bulunulan yıl sonuna kadar ödenmemiş bulunan gecikme zammı ve gecikme faizinin doğmalarına neden olan amme alacağına dönüştürülmesine ilişkin düzenlemeyi getiren 3505 sayılı Kanun 10.12.1988 tarihinde yürürlüğe girdiğine göre, bu tarihten önceki süreler için hesaplanan gecikme zam ve faizlerinin doğmalarına neden olan aslına dönüştürülmesi olanaksızdır (Danıştay 3. Dairesi E. 1990/419 K. 1990/3071 T. 7.11.1990). Ancak katlamalı faiz, yasanın yürürlüğünden sonra, işleyecek gecikme zam ve faizlerine uygulanabilir (Hatay 1. Vergi Mahkemesi E. 1989/ 193 K. 1989/646 T. 4. 12.1989). İkmalen veya re'sen yapılan tarhiyatlarda, tarhiyat öncesi uzlaşma yoluna gidilen hallerde, gecikme faizi hesaplanacağı şeklindeki hüküm 3505 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanununun ek 11. maddesinde yapılan değişiklik sonucu mevzuatımızda yer almış ve bu düzenleme, 10.12.1988'de yürürlüğe girmiştir. Anılan kanunun 112. maddesinde gecikme faizi ile ilgili olarak tarhiyat öncesi uzlaşmaya yer verilmemesi, sonradan Kanunla bu konuda değişiklik yapılması, yasa koyucunun bu tarihten sonra tarhiyat öncesi uzlaşmada da gecikme faizi hesaplanmasını istediğini göstermektedir. Kaldı ki, yukarıda belirttiğimiz vergi hukuku ilkeleri ve ayrıca Danıştayın, Kanunların zaman bakımından uygulanmasına açıklık getiren söz konusu içtihadı birleştirme kararı sonucunda, 3505 sayılı Kanunun yürürlüğe girişinden önceki dönemlerle ilgili olarak tarhiyat öncesi uzlaşma sağlanan hallerde de, gecikme faizi


hesaplanmasına olanak yoktur. Nitekim Danıştay 3. Dairesinin kararlan da bu yöndedir (E. 1990/ 146 K. 1990/3076 T. 7.11.1990). Bu konudaki dileğimiz, Maliye ve Gümrük Bakanlığının, yargı kararlarını da dikkate alarak hazırlayacağı bir genel tebliğ ile, uygulamayı yeniden yönlendirmesi ve böylece bu konuda çıkan ihtilaf sayısını azaltmasıdır.


MESLEĞİMİZ VE TOPLUMDAKİ YERİ Osman ÇAVUŞOGLU S.M.M.M. Ticaretin en küçük birimi olan köşe başındaki bakkaldan başlayarak, sanayi, banka, sigorta, ulaşım, inşaat, kooperatif, vakıf ve derneklere kadar, ekonominin her kesiminde, her aşamasında' i para vardır, hesap vardır, muhasebe vardır. Muhasebenin olduğu yerde muhasebeci, denetçi, müşavir vardır. Müteşebbis ve sermayeden kâr amacına yönelik oluşturdukları işletmelerde, mal ve hizmet üretimi esnasında verilen kararlar, muhasebenin neticesi olan Bilanço, Kar/Zarar tablolarının vereceği sonuç doğrultusunda olmaktadır. Muhasebeci, Mali Müşavir, tüccarın, müteşebbisin daima yanında yer almış, ekonomik hayatta onun ayrılmaz bir parçası olmuştur. "- Kamuoyunu aydınlatma ilkesi açısından, işletmelerin ilgililerine bakıldığında çevre çok geniştir. Pay sahipleri, gelecekteki pay sahipleri, şimdiki ve gelecekteki alacaklar, işçiler, hattâ üreticiden tüketiciye kadar uzanan bir yelpaze üzerinde yer alan toplumun çeşitli kesimleri ve devlet işletmelerinin ilgilileri sayılabilir." Görüldüğü gibi toplumun yalnız bir kesimini değil, uzaktan ve yakından hemen hemen tümünü ilgilendiren konunun mimarlarıdır onlar. Bundan dolayıdır ki, mesleğimiz bütün dünyada en saygın mesleklerden biridir. Buna karşın yurdumuzda bugüne kadar başıboşluğun beraberinde getirdiği olumsuz imaj yüzünden, toplumdaki yeri,saygınlığı hiç de iç açıcı değildir. En kısa zamanda, bu menfi olgunun yerine saygın, güvenilir bir meslek mensubu ikame etmek zorundayız. BU NASIL OLUR? 1- Her şeyden önce birey olarak, Oda ve Odalar Birliği olarak mesleğimize sahip çıkmalıyız. Mayıs ayında Odamızın olağan genel kurulu yapıldı. Yaklaşık sekiz bin üyeden katılım bin kişi bile değildi. Üye açısından en büyük odalar arasında yer alan Odamızın yıllık genel kurulu yapılıyor; Oda mensubu kayıtsız, basın ilgisiz, kamuoyu da habersiz. Biz mesleğimize sahip çıkmazsak başkalarından medet ummaya hakkımız yoktur. Sayın Yahya ARIKAN' ın yazılarından öğreniyoruz, dernekçi Odacı çatışmasının olduğunu. Ne demek Dernekçi, Odacı? Seçimlerde kıyasıya mücadele edilebilir, ama seçimden sonra her şey unutulur. Ve el ele mesleğin yücelmesi için çalışılır. 2- Maliye ve Gümrük Bakanlığının, yasamızın vücut bulmasında bize müzahir olduğu gibi, şimdi de mesleğinizin kamuoyunda saygın yerini almasında yardımcı olmasını istiyor ve bekliyoruz. Şöyle ki; a) Vergi yasalarının yasamızla ilgili yönleri yeniden düzenlenerek uyum sağlanmalı, b) Ruhsatsız çalışanlarla mücadelede bize yardımcı olunmalı, c) Ücret konusu; şu bir gerçektir ki, maddi müzayakası olmayan kişi hayatında başarılı, işinde de rantabl olur.


"- İngiliz vergi kanunları ve uygulamalarında muhasebe uzmanlar tarafından yapılan hesap, bilanço ve beyanname incelemelerinin idarece kabulü gerektiğini gösteren zorlayıcı bir hükme rastlanmaz, fakat Jean L'hoınme' un dediği gibi, kanundan daha tesirli ve kuvvetli bir gelenek bu konuda en pratik ve olumlu usulü bulmuş ve kabul etmiştir. Bu sayede devlet büyük bir idari kontrol ve denetleme organının yük ve zahmetinden kurtulmakta ve bu büyük zahmeti kendisine hemen hemen bedavaya mal etmektedir. 2- İşte oradaki ve bizdeki uygulama(!) Meslek mensuplarımız da bir bakıma, Maliye ve Gümrük Bakanlığına bedelsiz hizmet vermektedirler. Buna karşın ücret konusunda bize destek olacağı yerde siyasi kaygı ile köstek olmaktadır. Bu durumu anlamakta güçlük çekiyor ve yadırgıyoruz. Adı geçen bu antidemokratik madde (Md. 46) ivedilikle değiştirilmelidir. Bakanlığın bu gibi müdahalelerden kaçınmasını da bir yardım sayarız. İCRA ORGANLARI VE İCRAAT İcra organları yasaların ruhuna ve lâfzına uygun olarak gerekli genelge ve yönetmelikleri çıkarırlar. Bizim icra organlarımız da Odalar ve Odalar Birliğidir. İcra organları, bu işlevlerini yerine getirebilmeleri için, her şeyden önce tüm örgütlerini tamamlamış ve görev yapar hale getirilmiş olmaları lâzımdır. Odalar Birliğimiz bu duruma gelmiş midir? Gelmiş ise bu örgütler neye işlevlerini yapmıyor veya yapamıyor? Durumun böyle olduğunu yine Oda yöneticilerinden öğreniyoruz. Sayın Yahya ARIKAN: - "Odalar Birliğince oluşturulan yönet melikler, komisyonlarında Odamız aktif görev almasına rağmen, Odalar Birliğindeki yönetim sıkıntısından dolayı, hepimizi yakından ilgilendiren yönetmeliklerle ilgili sorunlarımız çözülememiştir:" demektedir. Neden? Nedenini işin içinde olmadığımız için tam bilemeyiz ama, ister istemez insanın aklı güçler dengesine takılıyor. 30294 geçici belge veriliyor, bu geçici belgelerin 1898'i Yeminli Mali Müşavirlere ait. Başka bir ifade ile tüm geçici belgelerin % 6,26'sı Yeminli Mali Müşavir. Oranın böylesine cılız olmasına karşın; dokuz kişiden oluşan Odalar Birliği yönetim kurulunun başkan dahil beş üyesi yeminli mali müşavir. Bu olmaz işte. Sebebine gelince, tabir caizse, eşyanın tabiatına ters düşmektir bu. Böylesine adil olmayan bir yönetimde sürtüşme kaçınılmaz olur. En kısa zamanda adı geçen madde (Md. 35) değiştirilmeli ve bu antidemokratik uygulamaya son verilmelidir. Meslek Odamızın Haziran bülteninden edindiğimiz bilgilere göre 889 Büro denetlenmiş. Bu büroların 124'ü ruhsatsız, başka bir deyimle korsan işyeri tesbit edilmiş. Edilmiş de ne olmuş, onlara işlerinde başarılar mı dilenmiş, yoksa yasada öngörülen herhangi bir yaptırım mı uygulanmış, bundan bahis yok. Yaptırım uygulanmalı, uygulandı ise belirtilmeli ki, yasa caydırıcı olsun. Sonuç: Görüldüğü gibi teşkilatımız 50 yıllık olumsuz birikim ve yozlaşan bir alışkanlığın üstesinden gelinmekte zorlanmaktadır. Amaçlanan standartlara bir an önce ulaşmak için, başta Maliye ve Gümrük Bakanlığı, üniversitelerimiz, ticaret ve sanayi odalarının yardımına ihtiyacımız vardır. Bunu bekliyoruz. (1) Pınf. Dr. Ünal Tekeli, 13. T. Muh. Kongresi bildirisinden (2) Muh. Uz. Der. Yayını, sayfa 5


YENİ ASGARİ ÜCRET VE HAYAT STANDARDI TEMEL GÖSTERGELERİ

Abubekir TAŞYÜREK S.M.M.M.

Gelir Vergisi Kanununda mevcut vergi güvenlik tedbirlerinden birisi olan hayat standardı esası söz konusu Gelir Vergisi Kanunumuza 2772 sayılı kanun ile mükerrer 116'ncı madde olarak konulmuştur. 3239 ve 3505 sayılı kanunlarla daha sonra değiştirilen hayat standardı esası son olarak 15. 12.1990 tarih ve 3689 sayılı Kanun'un Tinci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununa eklenen mükerrer 35'inci madde ile hayat standardı esasını düzenleyen mükerrer 116'ıncı madde tatbikattan kaldırılmamış, 116'ıncı maddeye aykırı olmayanların uygulanacağı belirtilmiştir.

Böylece 1.1.1990-31.12.1999 tarihleri arasında, Gelir Vergisi Kanununun geçici 35'inci maddesi ile mükerrer 116'ıncı maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri tatbik edilecektir. Bilindiği üzere Gelir Vergisi Kanununun 35'inci maddesinin birinci fıkrasına göre, 1.1.199031.12.1999 tarihleri arasında hayat standardı esası, kazançları gerçek usulde tesbit edilen ticari kazanç sahipleri ve serbest meslek erbabı için geçerlidir. Söz konusu Gelir Vergisi Kanununun 4. fıkrasına göre, kazançları gerçek usulde vergilendirilen çiftçilerle, noter vekilleri, geçici yetkili noter yardımcıları ve ruhsatlı dava vekilleri bu iştigal konularından dolayı 1. 1.1990-31.12.1999 tarihleri arasında sağlayacakları kazançları sebebiyle hayat standardı esasına tabi olmayacaklardır. Hayat standardı esasına genel olarak baktıktan sonra, bu yazımızın asıl gayesi olan Gelir Vergisi Kanununun geçici 35'inci maddesinin asgari ücretle bağlantılı olan ve meslektaşlarımızı yakından ilgilendireceğini zannettiğim tarafını incelemek istiyorum. Gelir Vergisi Kanununun geçici 35'inci maddesi ile birinci, ikinci sınıf tacirlerle, serbest meslek erbabı için ayrı ve diğer bir kısım işkolları için de değişik temel gösterge tutarları belirlenmiştir. Belirlenen bu temel gösterge tutarlarının da asgari ücret baz alınarak tesbiti öngörülmüştür. Yalnız hayat standardı göstergeleri ise asgari ücretle bir bağlantısı olmadan yeniden tesbit edilen tutarlar üzerinden uygulanacaktır. Gelir Vergisi Kanununun geçici 35'inci maddesinin 2 numaralı fıkrasının (a) bendinde, "Hayat standardı temel gösterge tutarı, faaliyetin yapıldığı takvim yılı sonunda geçerli olan ve 16 yaşından büyük sanayi kesiminde çalı,san işçiler için uygulanan asgari ücretin yıllık brüt tutarının, birinci sınıf tacirler için 3,1 katı, ikinci sınıf tacirler için 1,8 katı, serbest meslek erbabı için de 2,8 katıdır." şeklinde belirlenmiş, yine 2 numaralı fıkranın (d) bendinde de "Bu fıkranın (a) ve (c) bentlerinde yer alan temel gösterge tutarları, 3030 sayılı kanun uyarınca büyük şehir belediyesi olan illerin, büyük şehir belediye sınırları içinde faaliyette bulunan


mükellefler için % 25 artırılarak, kalkınmada öncelikli yörelerde faaliyette bulunan mükelleflerde ise, birinci derecede öncelikli yörelerde % 50 oranında, ikinci derecede öncelikli örelerde % 40 oranında indirilerek dikkate alınır." denilmiştir. Yine 2 numaralı fıkranın (e) bendinde ise, bu fıkranın (a), (c) ve (d) bentlerinde yer alan temel gösterge tutarlarının, altın imalatı ve/veya ticareti ile uğraşanlar için % 50 oranında artırılarak tatbik edileceği belirlenmiştir. Belirtmeye çalıştığım bütün bu kurallar çerçevesinde 1991 yılı mart ayında 1990 yılı gelirlerinin beyanı sırasında geçerli olan asgari ücret 414.000 lira olduğundan, bu rakama göre temel gösterge tutarları belirlenerek beyan edilmiştir. 1991 yılı içinde belirlenen ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücret 801.000 liradır. Asgari ücretin 801.000 lira olarak belirlenmesi ile beraber Gelir Vergisi Kanunu geçici 35'inci maddesi hükümlerine tabi olan birinci sınıf tacir, ikinci sınıf tacir ve serbest meslek erbabının 1992 yılı mart ayında beyan etmeleri gereken temel gösterge miktarları da belirlenmiş bulunmaktadır. Birinci sınıf tacir, ikinci sınıf tacir ve serbest meslek erbabı temel göstergeleri diğer bir anlatımla "beyan etmek zorunda oldukları asgari gelir miktarları" aşağıdaki cetveldeki gibi olacaktır. ( 1 )


Temel Göstergeler

1.Der.Kalk. Önc.Yörelerde

2.Der.Kalk. Önc. Yörelerde

Diğer Yöreler de

Büyük Şehir Beled.

1.Sınıf Tacir Serbest Mes.Erbabı 2.Sınıf Tacir Altın imalat ve/veya Ticareti ile Uğraşan 1.Sınıf Tacir 2.Sınıf Tacir

14.800.000 13.400.000 8.600.000

17.800.000 16.100.000 10.300.000

29.700.000 26.900.000 17.300.000

37.100.000 33.600.000 21.600.000

22.200.000 12.900.000

26.700.000 15.400.000

44.500.000 25.900.000

55.600.000 32.400.000

Büyük Şehir Bld.olan illerde Hesaplanan vergi

11.185.000 9.960.000 5.880.000

18.040.000 9.890.000


tablonun son sütununda da görüldüğü gibi büyük şehir belediyesi olan illerin (ve diğerlerinin) birinci, ikinci sınıf tüccar ve serbest meslek erbabının 1991 yılı gelirleri için ödemek zorunda olduğu ' gelir vergisi miktarları, 1990 yılı vergilerine oranla % 90'ın üstünde artış göstermektedir. Üstelik bu rakamlara hayat standardı göstergeleri eklenmemiştir. 1991 yılında uygulanacak miktarlar henüz belirlenmemiş olmakla beraber, Maliye ve Gümrük Bakanlığı hayat standardı göstergelerinde de büyük ihtimalle yeni belirlemeler yapacaktır. Gelir vergisi mükellefleri ekseriyet itibariyle asgari ücretin yükselmesinden dolayı kendilerini de içine alan vergi yükünün henüz farkında değillerdir. Meslektaşlarımızın işi her konuda olduğu gibi bu konuda da gerçekten zordur. Çünkü memleketimizde Î vergi kanunları sanki mükellefe değil de muhasebeciye çıkmaktadır. Kanunun yayımından sonra onu en zor şartlarda mükelleflere anlatıp doğru beyanlarda bulunmalarını sağlayan muhasebecilerdir. Maliye ile mükellef arasındaki bu çok mühim irtibat maliye ve mükellef ikilisinin muhasebeciye vereceği değerle aksamadan yürüyebilecektir. Maalesef hayat standardı esasını başından beri mükellefe anlatmak çok zordur. Çünkü mantık olarak da bu esas Türk Vergi Sistemine ters düşmektedir. Vergi sistemimiz temel olarak maddi hadise ve delillerle elde edildiği tesbit edilen kazanç ve iratların mükellefin beyanı ile vergilendirilmesini isteyen bir sistemdir. Bu sebeple bir nokta da idarenin önyargısına dayanması sebebiyle hayat standardı esası subjektif bir esastır. Danıştay Vergi Sistemimizle ilgili kararlarından birinde(2) "Kanaate ve varsayıma dayalı vergilendirme yapmak sistemin özüne aykırıdır" demektedir. Yürürlüğe girdiğinden beri sürekli tartışma konusu olan, hatta bazı yorumcular tarafından "kolay vergicilik"(3) diye adlandırılan hayat standardı esası beyana dayanan sistemimizi de temelinden sarsmakta, belge ve kayıtlan vergi açısından anlamsız kılmaktadır. Öyle ya... Göstergeleri de asgari ücrete ve hatta yeniden değerleme oranına bağlayarak otomatikleştirdiniz. Daha deftere belgeye ne gerek var?

(1) Cetveldeki rakamlar yuvarlak olarak alınmıştır. (2) Danıştay 4. Daire E.No: 1988/ 178, K.No: 1990/ 15 Gerekçe Danıştay Kararlar Dergisi, Sayı: 80, Shf. 184 (3) Veysi SEVİĞ, Varsayımına Dayalı Vergilendirme, Dünya Gazetesi, 22.8. 1991


3065 SAYILI KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNDA SERBEST MESLEK FAALİYETLERİ

D. Ali TURANLI S.M.M.M.

GİRİŞ Katma Değer Vergisi Kanununun 2. ve 3. maddesinde teslim ve teslim sayılan haller açıklanmaktadır. Aynı maddelerde Vergi Usul Kanununa da atıf yapılmaktadır. Hizmet ise Kanunun 4. madde- sinde tarif edilmektedir. Şöyle ki; "Hizmet, teslim ve teslim sayıları haller ve mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir." denilmektedir. Hizmetin yapılmasına ve tanımına fazlaca yer ayrılmamıştır. Katma Değer Vergisi Kanununda mal teslimi ve hizmet ifası özel bir önemi haiz bulunmaktadır. Malın teslimi, hizmetin yapılması vergiyi doğuran olay olarak kabul edilmektedir. (K.D.V.K. Md. 10) Serbest meslek faaliyetlerinde verilen hizmetin bedelinin tahsilatı yapılmasa da Katma Değer Vergisi Kanununun konusuna girdiği açık bir şekilde görülmektedir. GELİR VERGİSİ VE V.U.K. AÇISINDAN Serbest meslek faaliyetleri Gelir Vergisi Kanununun 65. maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır: "Sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır. " denilmektedir. Gelir Vergisi Kanununun 67. maddesinde de "Serbest Meslek Kazancı bir hesap dönemi içinde Serbest Meslek faaliyetleri karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretle sağlanan ve para ile temin edilebilen menfaatlerde bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır." denilmektedir. Serbest Meslek kazancı bu şekilde tahsilata bağlanarak tanımlanmaktadır. Vergi Usul Kanunu md. 19 "Vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumunun tekemmülü ile doğar" denilmektedir. Her vergi kanununda, o verginin doğumu için gerekli olan olaylar ve hukuki durumlar tarif ve tesbit edilmiştir. Gelir Vergisinde verginin mevzuu gerçek kişilerin gelirleridir. Ancak vergiyi doğuran olay ise gelirin elde edilmesidir. SERBEST MESLEK KAZANCINDA TAHSİL ESASTIR Serbest Meslek kazancında elde etme, tam anlamıyla tahsil esasına bağlanmıştır. Bir yandan bazı Serbest Meslek faaliyetlerinde yapılan hizmetin ve miktarının belirlenememesi, miktarda bir takım sorunların çıkması, bunun yanında Serbest Meslek faaliyetleri ekonomik yönünün yanında beşeri yönü de önem ve ağırlık taşımaktadır. Olayı örnekleyecek olursak bir muhasebeci veya mali müşavir işlemlerini takip ettiği bir işletmenin; sözleşmesi gereği aylık olarak verdiği hizmetine karşılık, alması gereken ücretlerini alamadığını, ama isteme hakkının dolduğunu, buna karşılık ücretini tahsil edemediğini, yine bu alacağın hukuki dava ve takip yollarına başvurulmuş olması gereğini doğurur. Böyle bir olayın meydana gelmesi Serbest Meslek faaliyetleriyle bağdaşmayacaktır. En azından bu olayın her tahsilatta tekrarlanamayacağı açıkça görülmektedir. ~2~


MUHASEBE USUL VE PRENSİPLERİ YÖNÜNDEN Gelir Vergisi Kanunu Serbest Meslek kazancını tahsil esasına bağlamıştır. Ancak 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununda hizmetin yapılması vergiyi doğuran olay olarak kabul edilmektedir. Durum böyle olunca genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ve Borçlar Kanunu açısından sorunlar başlamaktadır. Serbest meslek erbabı tarafından tahsilatı yapılan gelir kayıtlara geçirilecektir. Bu gelir idareye bildirilecektir. Ancak aylık tahsilatı yapılamayan ancak sözleşme ile sabit olan serbest meslek ücretlerinde durum ne olacaktır? Makbuz düzenlemeden hizmeti alan K.D.V.'sini nasıl indirim konusu yapabilecektir? 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununda hizmeti verilen bölüme makbuz düzenlenerek dönemleri itibariyle idareye bildirilecektir. Diğer bir ifadeyle tahsilatı yapılamayan bir ücrete makbuz düzenlenecektir. Bu durum genel kabul görmüş muhasebe prensiplerine uyma- maktadır. Düzenlenen bu Serbest Meslek makbuzu tevkifata da tabi olacaktır. Gelir Vergisi Kanunu md. 94'de "Kamu idare ve müesseseleri, İktisadi Kamu Müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, menkul kıymetler yatırımı fonu yönetenler, ger çek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve Serbest Meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ticari işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerini gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapma.ya mecburdurlar." denilmektedir. ödemesi yapılmayan bir hak edişin tevkifatı da olamayacaktır. Yine meslek yasalarında ücretin i5denmemesi sözleşmenin feshini, dolayısıyla alacaklarının yasal takip ile alınmasını gerektirecektir. Borçlar Kanunu 67. maddesinde borçların ifası "Borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacakların menfaati bulunmadıkça, borçlu borcunu şahsen ifaya mecbur değildir." Bu durumda Serbest Meslek makbuzu düzenlenmiştir. Tahsilat yapılamamıştır. Olay böyle olunca meslek mensubu yasal bir takibat ve icra yapamayacaktır. Olay genel kabul görmüş muhasebe prensiplerine uymamaktadır. Yürürlükteki Gelir Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Borçlar Kanunu ile Katma Değer Vergisi Kanunu arasında bir paralellik bulunmadığı görülmektedir. SONUÇ Kanun koyucu Serbest Meslek faaliyetlerinin özelliklerini ve çıkabilecek sorunları göz önünde bulundurarak Serbest Meslek kazançlarında tahsilat esasını kabul etmiştir. Ancak 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu hizmetin verilmesini esas almaktadır. Bu durumda Kanunlar birbirini tamamlayamamaktadır. Bu itibarla 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Yürürlükteki kanunların birbirine paralelliği sağlanmalıdır. Aksi halde uygulamada ihtilaflar çıkmaya devam edecektir. İhtilaftarın çözümlenmesinde yargı mercilerinin vereceği kararlar önem taşıyacaktır.

(1)Yılmaz Özbalcı,Vergi Kanunu Yorum ve Açıklamaları,İstanbul 1975,s.54 (2)Yılmaz Özbalcı,Gelır Vergisi Kanunu Yorum ve Açıklamaları,İstanbul 1976,s.460 (3)Abdurrahman Kadıoğlu ve Recep Araç’ın konuyla ilgili görüşlerinden yararlanılmıştır.


SANAYİ ÜRÜNÜ İHRACAT İSTİSNASI Ali UYSAL S.M.M.M.

Sanayi ürünü ihracat istisnası, Katma Değer Vergisi Kanununun 8. maddesinin 6 no' lu bendinde düzenlenmiştir. Sanayi ürünü ihracatına ilişkin istisnanın esas ve koşullan ana başlıklar itibariyle Şöyledir: a) İhracat istisnası esas itibariyle sanayi ürünü ihraç eden kurumlar için öngörülmüştür. İmal edilen sanayi ürününün, imalatçı tarafından doğrudan ihraç edilmesi veya ihraç kadıyla ihracatçıya satılması gerekmektedir. Ancak .imalatçı kurumların, sanayi ürünlerinin bir kısmını piyasadan hazır olarak satın alıp, ihraç kaydıyla satmaları halinde bu satışları için istisna söz konusu değildir. b) İmalatçıdan satırı aldığı sanayi ürününü ihraç eden kurumlar da, imalatçı kuruma tanınan istisnanın dörtte biri oranında istisnadan ayrıca yararlanır. İhracatçı kurumun bu istisnadan yararlanması, sanayi ürününü kururum yerine, gerçek kişi statüsündeki imalatçı- dan alması halinde de mümkündür. Ancak imalatçı olmayanlardan satın alınan sanayi ürünlerinin ihracında, istisna uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir açıklık yoktur. c) İstisna uygulaması için yıllık ihracat tutarının 1991 yılı için 250.000 ABD $ veya muadili yabancı para karşılığı Türk Lirasını aşmaması gerekmektedir. Yıllık en az haddin hesabında göz önünde bulundurulması gereken diğer hususlar şunlardır: · İhracat tutarının hesabında GÇB' lerde yer alan FOB değer esas alınacaktır. ABD $ dışında diğer yabancı para ile ihracat söz konusu ise, fıili ihracat tarihinde geçerli olan, dolar/yabancı para paritesine göre hesaplama yapılacaktır. · İmalatçı kurumun doğrudan yaptığı ihracat yanında, ihracatçıya ihraç kaydıyla yaptığı satışlar da söz konusu ise, en az haddin hesabında ihracatçının GÇB' sinde yer alan FOB değer de dikkate alınacaktır. · İmalatçı kurumun ihracatının tamamını aracı ihracatçı ile yaptığı durumda, gerçekleştirilen ihracatın FOB de geri, hem imalatçı hem de ihracatçı için, yıllık en az ihracat tutarının hesabında dikkate alınacaktır. İmalatçının ihraç kaydıyla yaptığı satışlarda ihracatçının kurum olması şart değildir. d) 1991 yılı için ihracat tutarına uygulanacak istisna oranı % 12, 1992 yılına ise % 8'dir. Bu oran FOB bedelin fiili ihraç tarihindeki Dolar kuru ile bulunacak Türk Lirası karşılığına uygulanacaktır. Kur farkları, Bakanlık görüşüne göre, istisna uygulamasına dahil edilmemektedir. Danıştay'ın görüşü ise, aksi yöndedir. e) İstisnadan yararlanan kurum kazancı üzerinden Gelir Vergisi Kanunu Md. 94/A-8'e göre % 10 Gelir Vergisi Stopajı ve bu verginin de % 5'i tutarında Savunma Sanayii Destekleme Fonu hesaplanarak Mayıs ayının 20'sine kadar Muhtasar Beyanname ile bağlı bulunan vergi dairesine beyan edilecektir. ~ İmalatçı kurum, kendi imal ettiği ile dışarıdan satın aldığı sanayi ürününü bir arada ihraç ediyorsa ve her ikisinin de tutan ayrı ayrı 250.000.- ABD $' ının altında kalıyorsa, istisna oranı imalatçı tarafından imal edilen kısım için % 12 tedarik suretiyle elde edilenler için de 1 /4 oranındadır. (Bakanlık görüşü) g) İstisna uygulaması, kurum kazancı ile sınırlı değildir. Kurumun yurt içi mal veya hizmet satışından doğan kazancı varsa bu kazançlarına da istisna uygulanacaktır. h) İstisna dönem kazancı ile sınırlıdır. Başka bir anlatımla, istisna tutan kurum kazancından daha fazla ise gelecek yıllar kazancı için bu fazlalık kullanılmayacaktır.


i) GÇB' lerde yer alan FOB değerlerin 250.000.- ABD $'ı veya muadili yabancı para karşılığı Türk Lirasını aşması koşuluyla CF teslim şartıyla ihracat işleminde, ihracatçının taşımayı bizzat kendisinin yapması veya Türk Lirası karşılığında diğer gerçek ve tüzel kişilere yaptırması halinde, kurum kazancından istisna edilecek tutarın hesaplanmasında CF değerlerin esas alınması gerekir. Söz konusu ihracatın CIF teslim şartıyla yapılması durumunda da CIF ihracat bedelinden sigorta bedelinin indirilmesinden sonra kalan değerler esas alınabilir. (Nakliyenin CF teslimle ilgili açıklamalarda belirtilen şekilde olması kaydıyla.) j) Bakanlık görüşüne göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne Türk Lirası üzerinden yapılan ihracatlarda istisna uygulanmayacaktır. Ancak bu konudaki Danıştay görüşü aksi yöndedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yapılan ihracatlarda KDV iadesi söz konusudur. k) Serbest tasarrufa bırakılan ihracat bedeli dövizlerin, istisnaya etkisi söz konusu değildir. 1) Serbest bölgelere yapılan ihracatlar istisnadan yararlanır. m) Bakanlık görüşüne göre: · Bedelsiz geçici kabul yoluyla hammadde ithal edip, sanayii ürünü haline getirildikten sonra ihraç edilmesi halinde, ihracat istisnası söz konusu değildir. · Bedelli geçici kabulde ise, ithal işlemi dolayısıyla borçlanılan döviz tutarının, ihracattan sağlanan döviz tutarından mahsup edilmesi suretiyle aradaki fark ihracat istisnasından yararlanır.


YARGI KARARLARI VE MEVZUATTAN HABERLER

Yaşar KIZILKUM Mevzuat Komisyonu Başkanı

DANIŞTAY 1. Kurumlar Vergisi Kanununun 35. maddesi uyarınca talepte bulunulmasından itibaren bir ay içinde vergi incelenmesine başlanılmaması halinde şirketin vergi borcundan dolayı tasfiye memuru sorumlu tutulamaz. Ancak bu tarihten sonra vergi incelemesi yapılmasına bir engel bulunmadı hk. (Danıştay 13. Daire, E. No: 1980/357 K. No: 1981 /2315 K.T.: 28.9.1981) 2. Sermayesinin bir bölümü yabancı ortaklara ait olan kurumların da yatırım indiriminden yararlanabilecekleri hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1985/711 K. No: 1986/ 1029 K.T.: 13.3.1986) 3. Ortaklarına konut yapmak amacıyla kurulan kooperatifin bu amaç için 1956 yılında satın aldığı arsayı, imar planı uygulamalar sonucu arsanın kooperatif amacının gerçekleşmesine imkân vermeyecek duruma gelmesi sebebiyle 1983 yılında satışı zorunlu bir işlem niteliğinde olduğundan ve bu satışın münhasıran üçüncü şahıslara yapılmış bulunması bu işlemin ortak- dışı işlem olarak nitelendirilmesi için yeterli bulunmadığından, kooperatifin arsa satışından elde ettiği ticari kazancın 5422 sayılı kanunun 7. maddesinin 16. bendi hükmüne göre kurumlar vergisinden muaf tutulması gerekeceği hk. (Danıştay 3. Daire, E.No: 1986/698 K.No: 1986/2319 K.T.: 25.1 1.1986) 4. Sanayi Ürünü ihraç eden kurumların ihracattan sağladıkları dövizin transfer edildiği tarihteki kur dikkate alınarak Türk Lirasına çevrilmesi suretiyle bulunacak miktarın kurumlar vergisinden istisna edileceği hk. (Danıştay 4. Daire, E.No: 1986/2129 K.No: 1988/ 175 K.T.: 24.3.1988) 5. Gayrimenkul satışından doğan kazanç nedeniyle 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3239 sayılı kanunla değişik geçici 10. maddesinde öngörülen istisna hükmünden yararlanabilmesi için 'Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirket esas mukavelesinin tadil edilerek sermayesinin arttırılması gerektiği (Danıştay 3. Daire, E.No: 1987/280 K. No: 1988/4g3 K.T.: 17.2.1988) 6. Kurumlar Vergisi Kanununun 35. maddesinde, tasfiye beyannamesi ve inceleme istemli dilekçenin verilmesinden itibaren idare için öngörülen bir aylık süre geçirildikten sonra yapılan inceleme sonucuna göre uygulanan tarhiyatın muhatabı tasfiye memuru değildir. (Danıştay Vergi Dava' Daireleri Genel Kurulu, E.No: 1989/ 154 K.No: 1990/10 K.T.: 19.1.1990) YARGITAY 1. Yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacı ile hizmet aktini fesheden işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurduğunu işverene belgelemesi gerekir. İşverenin kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğü de bu belgenin


kendisine verildiği tarihte. başlar. (Yargıtay, 9. Hukuk Dairesi, E.No: 1990/ 12433 K.No: 1990/ 12654 K.T.: 29. 11.1990) 2) Bir kimsenin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılabilmesi için sadece gelir vergisi mükellefi olması yeterli olmayıp, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması da zorunludur. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E.No: 1991 / 1 100 K.No: 1991 / 1731 K.T.: 26.2.1991) ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI 1. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun "Sağlık Yardımlarının süresi" başlıklı 34. maddesinin üçüncü fıkrasındaki " ... 18 aya kadar ..." sözcüklerinin, Anayasa nın 60. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir. (Anayasa Mahkemesi, E.No: 1990/27 K.No: 1991/2 K.T.: 17.1.1991)

MEVZUATTAN HABERLER 1. Vergi iadesi genel tebliği yayınlandı. (5 Seri Numaralı) a) 10 ve daha az işçi çalıştırıp da muhtasar beyannamelerini üç aylık olarak verenler, ayrıca bir dilekçe vermelerine gerek kalmadan vergi iade beyannamelerini de 1 Ağustos 1991 tarihinden itibaren üç ayda bir vereceklerdir. b) Muhtasar beyannamelerini aylık olarak verenler yine vergi iade beyannamelerini de aylık olarak vermeye devam edeceklerdir. c) Vergi Daireleri, net vergi iade tutarını verilen muhtasar beyannamedeki gelir stopajından anında re'sen mahsup edecekler ve işverenler de işçilerine üç aylık vergi iade net tutarını tahakkukun alındığı tarihten itibaren 10 gün içerisinde ödeyeceklerdir. d) Üç ayda bir verilen vergi iade beyanlarına uygulanacak oran ve tutarlar şöyledir: 180.000 TL'ya kadar ......................................... % 10 360.000 TL'nın 180.000 TL'sı için % 10, aşan kısmına ............................... ............. % 20 600.000 TL'nın 360.000 TL'sı için % 15 aşan kısmına ................................................ % .12 600.000 TL'dan fazlasının, 600.000 TL'sı için % 13,8, aşan kısmına .:................... % 5 e) Vergi dairesine verilmek üzere düzenlenen ve aynı kağıtta yer almasına rağmen birbirinden tamamen ayrı işlemler olan muhtasar beyanname ile vergi iade beyannamesinin ayrı ayrı damga vergisine tabi tutulması gerekir. (Resmi Gazete Tarihi: 7.9.1991, Sayı: 20.984) 2. Vergi Usul Kanunu ve Katma Değer Vergisi Kanununda değişiklikler yapıldı. (Resmi Gazete Tarihi: 7.9.1991 Sayı: 20984) 3. İrsaliyeli Fatura kullanımına olanak veren Vergi Usul Kanunu 211 sıra no' lu Genel Tebliğ yayınlandı. [Resmi Gazete Tarihi: 12.9.1991, Sayı: 20989) 4. Kurumlar Vergisinden muaf olan kurumlardan yapılan mal ve hizmet alımları vergi iade kapsamından çıkarıldı. (Resmi Gazete Tarihi: 11.9.1991, Sayı: 20.988) 5. Tahvillerin şekil şartlarına ilişkin tebliğ yayınlandı. (R.G. Tarihi: 20.9.1991 Sayı:20997) 6. Katma Değer Vergisi mükelleflerinin ödeme kaydedici cihazları kullanmaları mecburiyeti hakkında kanunla ilgili 35 seri nu- maralı genel tebliğ yayınlandı. a) İsteğe bağlı olarak ödeme kaydedici cihaz alan mükelleflerin bu cihazları kullarına mecburiyetleri cihazları aldıkları tarihten itibaren 30 gün içinde başlar. b) 1991 yılında ödeme kaydedici cihazları kullarıma mecburiyeti başladığı halde bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen mükelleflerin mecburiyetlerinin başlama tarihleri (daha


sonra yayınlanacak bir Genel Tebliğ ile belirlenmek üzere) 1992 yılına uzatılmıştır. [R.G. Tarihi: 27.9.1991 Sayı: 21004) 7. Kahvehaneler ve çay ocaklarını işleten mükelleflerin düzenlemek zorunda oldukları belgeler konusunda 212 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği yayınlandı. 1.9.1991'de başlayan adisyon tipi perakende satış fişi uygulamasında süre uzatılmadı. (R.G.Tarihi: 27.9.1991 Sayı:21004)


SORULAR - YANITLAR

Sayın A. SÖĞÜT' e yanıt: Soru : Mühendislik ve inşaat işleri ile uğraşan bir limited şirkette mühendislik hizmetleri için Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesi uyarınca stopaj yapılması gerekir mi? Yanıt : Limited şirketinizin mühendislik hizmetleri ticari kazanç sayıldığından söz konusu mühendislik hizmetleri için düzenlenecek faturalarda stopaj yoktur. Sayın B. DURAN' a yanıt: Soru : Limited Şirket ortaklarının Bağ-Kur primleri şirketin defterlerine gider olarak yazılır mı? Yanıt : Bağ-Kur primleri şahsa ait olduğundan limited şirketin kayıtlarına gider olarak yazılamaz. Ancak Bağ- Kur sigortalısının gelir vergisi beyannamesi vermesi halinde, sigorta primlerini gelirinden indirebilir. Sayın E. KAYA' ya yanıt: Soru : Kooperatiflerimizin inşaatlarını 3. yıllık sözleşme ile, bir müteahhide ihale ettik. Müteahhide ödenecek istihkaklar için kesinti yapılması gerekir mi? Yanıt : İnşaat sözleşmeniz birden fazla, yıla sirayet ettiği için Gelir Vergisi Kanununca 94. maddesi uyarınca ve S.S.D.F. Kanunu uyarınca stopaj yapılması gerekir.


MUHASEBECİNİN EKİM ’91 GÜNLÜĞÜ

Hazırlayan : H.Turgut ARIĞ İ.S.M.M.M.O. Denetim Kurulu Başkanı

7 Ekim '91 Pazartesi'ye kadar Ücretlilerin Eylül '91 alış fatura ve fişleri, Vergi İade Beyannamesine listelenerek işyerine verilir. 10 Ekim '91 Perşembe'ye kadar I Boş video ve ses kaseti imal ya da ithalinden geçen ayın vergi kesintisi Ziraat Bankasına yatırılır, bildirimi Turizm Bakanlığına yollanır. TV satışı bandrol ücreti Ziraat Bankasına yatırılır, bildirimi TRT Genel Müdürlüğüne gönderilir. 15 Ekim '91 Salı'ya kadar Banka ve Sigorta İşlemleri Eylül '91 Beyannamesi, vergi dairesine verilir ve ödenir. Anlaşmalı matbaalarda Eylül '91 `de basılan ve dağıtılan fatura, P.S.V. ve reçetelerin bildirimleri, vergi daireleri ve defterdarlıklara verilir. a) Eczane, imalatçı kuyumcu, mıhlamacı, anlaşmalı matbaaların reçete basımı ile tapu sicil, valilik, belediye, TEK ve benzeri kuruluşlarda onaylanan emlakle ilgili Eylül '91 b) 50'den fazla işçi çalıştıran imalatçılar ile mahkemeler ve icra-iflas daireleri avukatlarının Temmuz-Eylül '91 işlem- lerinin bilgi ve form bildirimleri M.G.B. Vergi İstihbarat Şb. Maltepe, Ankara'ya taahhütlü gönderilir. Taşıtların ön koltuğunda Emniyet Kemerini takmadan oturan- lara, bugünden sonra para cezası uygulanır. Zorunlu Tasarrufu Teşvik kesintilerinin Temmuz-Eylül '91 dönemi Bildirim ve İcmal Formları Ziraat Bankası şubesine verilir. 18 Ekim '91 Cuma'ya kadar Çıraklık eğitimi kayıtlarını daha önce yaptıramayanlara İstanbul'da ek başvuru süresi. 21 Ekim '91 Pazartesi'ye kadar Anonim şirketlerce Damga V. Beyannamesi vergi dairesine verilir ve pul bedelleri ödenir. Ücretlilerin Eylül '91 alış belge sonuçları, (yalnız aylık muhtasar beyanname verenlerince) Vergi İade Beyannamesi ile vergi dairesine verilir. Kişi ve şirketlerin Eylül '91 Geçici Vergisi ödenir. 10'dan fazla işçi çalıştıran işyerlerinde geçen ay yapılan ödemelerin vergi kesintileri Muhtasar Beyanname ile Vergi daire- sini bildirilir ve ödenir. Kendi adlarına reklam yapanlar ve reklamcıların geçen aya ait han-Reklam Beyannamesi ile Eğlence, Yangın Sigorta ve Akar yakıt Tüketim Beyannameleri Belediyeye verilir ve ödenir. Kurumlar Vergisi Kanunu m. 24'e göre yapılan vergi kesintisi bildirimi, vergi dairesine verilir ve ödenir.


25 Ekim '91 Cuma'ya kadar KDV Eylül '91 Beyannamesi vergi dairesine verilir, vergi kesinti fazlası varsa ödenir. 31 Ekim '91 Perşembe'ye kadar Bağ-Kur Ekim '91 primi bankaya, posta çekine, Müdürlüğü veznesine ödenir. Sosyal Sigorta Eylül '91 Bildirgesi SSK Müdürlüğüne verilir , prim tutarı ödenir. Geçen ay 9'dan fazla işçi çalıştıranlarca a) Konut Edindirme Yardım Fonu Bildirimi SSK Müdürlüğüne verilir, tutarı banka ya da sigortaya ödenir. b) Zorunlu Tasarruf Kesintisi yeni aylık bildirim formları Ziraat Bankası şubesine verilir ve yatırılır. Kurumlar Vergisinin 3. taksidi yatırılır. Ticaret ve serbest meslek sahiplerince Eylül '91 Vergi İade Beyannamesi verilir. Zirai Gelir Vergisinin ilk 1 /3 taksidi ödenir. Götürü usulde vergilendirilenlerin 2. yarı taksidi ödenir. Ticaret, Sanayi, Deniz Odaları ile Borsaların yıllık ve munzam aidatlarının 2. yarı taksidi ödenir. 30.9.1990'a kadar verilen Harita, Müteahhitlik Karnesi ve İmar Planı Yeterlilik Belgesi yenisiyle değiştirilmeli (2. ay- RG. 20.9.1990). Bağımsız Denetim Kuruluşları, durumlarını yeniden düzenlemelidir (8. ay-RG 9.3.1991 m. 5, 6). 17.5.1991'den önce olağan genel kurullarına yapmayan ve 200'den az üyeli esnaf derneklerinin durumları, yeni .Oda yasasına uyumlulaşmalı (5. ay- RG 17.5.1991 G.m.2). 5 milyar ödenmiş sermayeli ve 100 milyon FOB dış satımı gerçekleştiren şirketler, Dış Ticaret Sermaye Şirketi olabilmek için Dış Ticaret ve Hazine Müsteşarlığına başvurmalı. (4. ay RG 21.6.1991). Daha önce yabancılara ait yatları kiralayan ve temsilciliğini üstlenen işletmelerin faaliyetleri son bulur (4. ay- RG 29.6.1991). Halen kurulu tüm ihracatçı birlikleri, bölge birliği olarak çalışmalarını sürdürebilmeleri için yenileme düzenlemeleri yapmalı (4. ay-RG 1.7.1991) Yeni işe başlayan, götürü den gerçek usule geçen, sonradan zorunlu olanlardan yazarkasa alamayan perakende satıcılar yükümlülüklerini yıl sonuna kadar tamamlamalı. Belediyelerce verilen yeni yapı, eskiye kat eklenmesi, değişiklik, posseptik, bahçe ve destek duvarı ve benzeri inşaatlara başlanılması için Yeni Yapı Ruhsatı kullanılacak (2. ay-RG 7.8.1991). Yürürlükteki çekler 30.9.1991'den sonra bankalarca işlem görmeyecek. Yıl sonundan sonra da geçerliliğini yitirecek ( 1. ay).

Malicozum8  
Malicozum8