Page 1


DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ VE 3568 SAYILI YASA Yahya ARIKAN İ.S.M.M.M.O. Başkanı Bir ülkenin çağdaşlığı, toplumdaki bireylerin örgütlülüğü ile doğru orantılıdır. Dünyamızda olduğu gibi ülkemizde de bireyler, haklarını savunabilmek için sendika, meslek odaları ve dernekler şeklinde örgütlenmişlerdir. On yılda bir yapılan Anayasa değişiklikleri, demokratik kitle örgütlerini konuşamaz ve ülke menfaatleri hakkında söz söyleyemez hale getirmiştir. Çeşitli meslek mensuplarının da dernek ve oda şeklinde örgütlenmeleri vardır. Tüccar, sanayici, ziraatçı ve serbest meslek erbabının odaları, esnafın ise dernekleri vardır. Bugün esnafın dernekleri de oda şekline dönüştürülmüştür. Demokratik kitle örgütleri bu değişikliğin olumlu ve olumsuz yanlarını açık bir şekilde tartışmalıdırlar. Bu yazımda serbest meslek erbabının örgütlendiği oda ve dernek ilişkileri ile yeni oluşturulan 3568 sayılı yasanın bugünkü durumunu ele alacağım. Hukukçular baro şeklinde örgütlenmişler. 100 yıllık bir mazisi var. Bunun yanı sıra Çağdaş Avukatlar Derneği isimli ayrı bir örgütleri de var. Sağlıkçıların; tabipler, veterinerler, eczacılar ve diş hekimleri olarak meslek odaları var. Bir de Diş Hekimleri Derneği var. Mühendislere gelince... Gemi inşaat ve gemi makina mühendisleri, elektrik mühendisleri, fizik mühendisleri,harita ve kadastro mühendisleri, inşaat mühendisleri, jeofızik mühendisleri, jeoloji mühendisleri, Mimarlar, makina mühendisleri, maden mühendisleri, metalurji mühendisleri, şehir planlama mühendisleri, ziraat mühendisleri ayrı ayrı odalar şeklinde örgütlenmişlerdir. Bir de Mühendisler Birliği Derneği var. Bildiğiniz gibi, muhasebe mesleği de Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları şeklinde örgütlenmişlerdir. Ayrıca, Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği, Muhasebe Uzmanları Derneği adı altında dernekler de mevcuttur. Yüksek ticaretlileri, işletmecileri, iktisat fakültesi mezunları derneği gibi dernekleri saymıyorum; çünkü bunlar beli bir okuldan mezun olanların tanışma ve dostluğu üzerine kurulmuşlardır. Meslekle doğrudan bir ilgileri yoktur. Dernek ve Oda örgütlenmelerini birbirleriyle karşılaştırarak tartışmak gerekir. Çünkü bu konuda bir sıkıntı vardır. Ama söz konusu sıkıntı sadece muhasebe camiasında vardır. Diğer meslek örgütlerinde ise kavga değil dayanışma var. Muhasebe camiasındaki sıkıntı da sadece İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde mevcuttur. Odalar Birliği seçimleri sırasında Anadolu'nun bir çok ilini dolaştım, hiçbirinde böyle bir sıkıntı yok. Bence nedeni de, ortada meslek mücadelesi veren insan sayısının azlığı olsa gerek. Dönelim büyük şehirlere. Derneğin yeni yönetimine gelen arkadaşlarımız artık çalışmalarını ülke genelinde 78 şubesi, 20 bin üyesi olan meslektaşlarıma değil, sadece İstanbul iline yöneltmişlerdir. Örneklersek: · Genel merkez gecesinin İstanbul'da yapılması . ·, Merkezi Ankara'da bulunan derneğin yayın organının İstanbul'da çıkartılması


· Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odaları 65 ilde mali genel kurullarını yapmış iken, Muhasebe ve Vergi Dünyası'nın 24. sayısındaki haberin sadece İstanbul Odasıyla ilgili olması. Derginin 40, 41, 42. sayfalarında yayın kurulu tarafından yazılan "İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın Genel Kurulu" adlı talihsiz yazıda Genel Kurul çarpıtılarak yazılmıştır. Yazının son bölümünde Oda İç Yönetmeliği hakkında söz alan Ziya Disanlı'nın görüşüne yer verilirken, İç Yönetmeliğin Genel Kurul' ca oy birliği ile kabul edilmesinin yazılmaması yanlı bir tutumdan başka bir şey değildir. Dernek yönetimi belli bir grup tarafından seçilebilir. Ancak çalışmalarını tüm Türkiye'ye ve meslek sorunlarına yönelik olarak sürdürmek zorundadır. Yaklaşık 4 aydan beri görev yapan yeni yönetim, meslek adına hiç bir şey vermemiştir. Genel Merkezin İstanbul'daki durumuna ve daha önce oluşturulan koordinasyon kurulunun gücüne bakalım. Bugün İstanbul'da 18 şube var. 8 tanesi Çağdaş Demokratlardan, 5 tanesi Demokratik Birlik grubundan, 2 tanesi Birleşik Demokratlardan, 3 tanesi de hangi gruptan olduğunu deklare etmeyen şubeler. İzlediğimiz kadarıyla Oda kurulmadan önceki dönemde var olan koordinasyonun etkili gücünü göremiyoruz. Yapılan şube geceleri ise grupların gecesinden öteye gidemiyor. En son örnek Bayrampaşa gecesinde Çağdaş Demokratların ve Birleşik Demokratların olmayışı gibi. Bence artık gerçekleri konuşmanın zamanıdır. Bugüne kadar yanlış anlaşılmasın diye, "ben dernekçiyim, o Odacı" gibi karşılıklı sürtüşmelerden dolayı hangi aşamada olduğumuza bakmamız gerekiyor; başlıklara geçeceğim: l. Genel Merkezin gecesi tüm İstanbul'u kapsadı mı? 2. Oda' nın balosuna katılım ne kadardı? 3. Oda' nın Genel Kurulunun % 10 katılımla gerçekleşmesi normal miydi? 4. Muhasebe Haftası'nın ilk gününde Taksim Anıtına çiçek kaç kişiyle konuldu? 5. Anayasa paneline kaç kişi katıldı? 6. İTO önünde düzenlenen koşuya kaç kişi katıldı? 7. İstanbul şubelerince düzenlenen söyleşiye kaç kişi katıldı? Buradan çıkan netice örgütlenmemizi sağlayan derneğimizin mücadelesiyle Oda mücadelesinin çakışmasından dolayı gücümüzün bölündüğü, meslektaşlarımızın "yeter!" dediği bir aşamaya gelinmiştir. Geçenlerde bir arkadaşım hesap yapmış, tüm et- kinliklere katılabilmenin yıllık faturasının tam 4.600.000 liraya ulaşmış olmasına veryansın ediyordu. Onun gibi düşünenlerin sayısının az olduğu inancında değilim. 3568 Sayılı Yasaya gelince... Meslektaşlarımız bu yasanın ne getirip, ne götürdüğünü kanımca tam anlamıyla bilmiyorlar. Madde 2/A-a: Gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince defterlerini tutmak, bilanço, kâr/zarar tablosu ve beyannameleri ile, diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak. Madde 47 Meslek mensupları, görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı, fillerinin niteliklerine göre Türk Ceza Kanunu'nun devlet memurlarına ait hükümleri uyarınca cezalandırılırlar. Madde 48 Eğer siz görevinizi yaparken kusurlu iseniz veya mesleğin yasada yer alan genel prensiplerine aykırı hareket ediyorsanız, geçici olarak mesleki faaliyetten men cezasına muhatap


olacaksınız. 5 yıl içerisinde iki kez bu cezayı alırsanız, meslekten men cezası uygulanacak. Mükellefle birlikte kasten vergi ziyanına sebebiyet verdikleri mahkeme kararıyla kesinleşen meslek mensuplarına meslekten çıkarma cezası verilir. Görüldüğü gibi mesleğin önemi ve sorumlulukları sıradan şeyle değildir. Sonuç olarak; l. Yönetmeliklerin düzeltilmesi 2. Yasadaki eksikliklerin düzeltilmesi 3. Ücret tarife sorunlarımız 4. Yetkisiz çalışanlarla mücadele 5. Sosyal güvenlik sorunlarımız 6. Mesleki eğitim sorunlarımız 7. Mesleğin ahlak kuralları 8. Mesleki politikalarımız Sıraladığımız dağ gibi sorunlarımızın çözümünde M.M.M. Birliği Derneği İstanbul Odası'na destek olmalı, katkı vermeli ki, mesleğimiz hepinizin özlediği saygın yerini alabilsin.


TEKNOLOJİ GELİŞİM SÜRECİ VE BAGIMLILIK Murat IGCIOGLU Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şube Saymanı İnsanoğlu var olduğu günden bugüne kadar, doğayla olan ilişkisinde, kendi gereksinimlerini karşılayabilmek için çeşitli ilkel aletleri kullanmaktan, bilgisayar destekli üretime gelene kadar uzun uzun bir tarihsel süreç yaşamıştır. Bu süreçte, sadece kendisi için kullanım değeri olan mal ya da eşya üretiminde kullanılan bu güne göre ilkel teknikler, kendisini yeniye, daha karmaşık ve gelişmiş olanlara terk etti. Sonuçta sermaye, emek, makinalar bütünüyle hammaddenin meta ya da hizmete dönüşüm sürecini belirleyen teknoloji ile birlikte kol ve kafa emeği birbirinden koparıldığı gibi, açık bir şekilde sermaye ve makinalar dan soyutlanmıştır. Manifaktür üretimle birlikte başlayan bu süreçte, üretim süreci kendi içinde bölünmüş, üretkenli~in artırılması ve kârın maksimize edilebilmesi için daha etkin ve karmaşık üretim örgütlenmeleri yaratılmıştır. Dolayısıyla, üretim süreci daha küçük parçalara ayrılmış, insan emeği yaratılan yeni örgütlenmeler ve tekniklerle vasıfsızlaştırılmıştır. En açık şekilde "Taylor" ile birlikte tasarlama ve uygulama birbirinden ayrılarak, üretim bilgisi tek elde toplanmaya başlanmış, yeni teknolojilerle beraber insan emeğinin ve işgücünün üretkenliği artarken, insan, teknolojinin esiri konumuna düşmüştür. Taylor'un teorik temellerini koyduğu, Ford'un ise bunu geliştirerek yarattığı montaj hattı ile üretimdeki insan, aynı parçayı belirli hız ve biçimde tekrarlayarak kendisi için gerek ve şart olan teknoloji karşısında tamamen edilgen olmaya başlamıştır. Gerçi, böylece işbölümü, seri hareket ve üretimde süreklilik sağlanmıştı, ancak toplumsal bir varlık olan insanın kendisini yeniden üretebilme olanağının kalktığı psikolojik ve sosyal anlamda bağımlı olduğu bir evre yaşanmaya başlanmıştır. 1903 yılında Henry Ford dahil toplam 8 kişiden oluşan küçük ölçekli bir otomobil atölyesinde, fabrikasında ekip halinde, konusunda nitelikli işçiler tarafından üretilen arabaların 1913 yılında titizlikle yapılan zaman ve hareket etütleri sonucu, yaklaşık 50 metrelik bir üretim hattında, 140 montaj işçisiyle üretimi devam etti. 12 saat 28 dakikalık sürede tamamlanan süreç yeni tekniklerle 5 saat 50 dakikaya indirilebilmiştir. 1914 yılında mekanik olarak hareket eden montaj hattı ile de bu süre 1,5 saate düşürüldü. 11 sene içinde gerçekleşen bu gelişme ile Ford fabrikasında eğitim ve beceri sahibi işçilerin yerini, niteliksiz (sadece birkaç vida sıkan vb.) işçiler aldı. Özellikle, sosyal ve ekonomik boyutlu bunalımların yaşandığı dönemler, teknolojik yeni buluşların yapıldığı uygulamaya sokulduğu ve üretim sürecinin check - up' dan geçirildiği dönemler olmuştur. (1929-30, 1950, 1957-60, 1971-72 vb.) Örneğin, 1950'li yılların başlarında II. Dünya Savaşı sonrasında, siyasal anlamda yeni dengeler kurulurken, savaş yıllarında sanayi nin ağırlıkla silah üretimine yönelmesi önemli sorunlar yarattı. Tank, askeri araçlar vb.' ni üreten fabrikaların, barış zamanında yeni mamullerin üretimine yönelmesi gerekti ve otomobil üretmek en yakın ve maliyeti en az olanıydı. (Hatta, o yıllarda Türkiye'de Amerikan arabaların seyredebileceği kilometrelerce karayolu inşa ettirilmiştir.) 1970'li yıllarla birlikte, bilgisayar alanında elde edilen gelişmeler sayesinde NC tezgahlan sanayi nin içine girmiştir. Dünya ekonomik bunalımı sonucu sanayide ve genel olarak ekonominin di- ger sektörlerinde üretim artış oranlarında önemli düşüşlerin ve dalgalanmaların oluşması, tüketicilerin talepleri, ulaşım ve haberleşme teknolojilerindeki gelişmelerle üretim süreçlerinin daha esnek olması ve değişen koşullara uyumun daha çabuk ve düşük maliyetlerle gerçekleştirilebilmesi önemli sorun haline geldi. NC takım tezgahları ve bu tip kontrol yöntemleri ile oluşturulan imalat sistemleri üretim süreçlerinin esnekleştirilmesinde önem kazandı. Günümüzde İtalya, İsviçre; ABD, İngiltere gibi ülkelerde NC tezgahlarının, toplam takım tezgahları içindeki oranı % 40'ın üzerine çıkmıştır. Değişen koşullarda, gelişen teknolojinin, üretim süreçlerinin esnek ve değişen koşullara uyumunun


sağlanmasına, her ne kadar kendine has kültürel özellikler taşısa da Japonya güzel bir örnek oluşturmaktadır. örneğin, Japonlar % 30 düşük maliyette otomobil üretmektedirler. Bunda en önemli faktör, Japon işyeri örgütlenmesi ve yerli üretim organizasyon yöntemleridir. Justining Time ve Total guality Control, yani; tam zamanında, gerektiğinde müdahale ile stoğa üretim yapmadan ve en genelde "0" hata ile yapılan üretim süreci sayesinde dakika 26 saniyede bu sağlanmaktadır. Japonya'da bir fabrikada yapılan analizler sonucu bir işçini 8 dakika 26 saniyede, 35 farklı iş yaparken 6 mil yol yürüdüğü tespit edilmiştir. ayrıca Japon işçisi, çalışma saatleri dışında üretimin daha hızlı ve kaliteli yapılabilmesi için oluşturulan örgütlenmelerde düşüncelerini söylemektedir. Bu yöntem 'Türkiye'de bir otomobil firması tarafından da uygulanmış ve 1984 rakamlarıyla 300-400 milyon TL ek kar sağlanmıştır.Ancak işçiler arasında gelişen, sosyal boyutlu örgütlenmeler nedeniyle vaz geçilmiştir. Artık günümüzde sermayenin uluslararası niteliğinden dolayı, teknolojinin yeni uygulamaları da hızla biçim değiştirmektedir. En genelde üretim süreci bir ülke içinde başlayıp aynı ülkede son bulmamaktadır. Dolayısıyla en kısa, en esnek, uygun kalite, en az maliyet ile üretim için uluslararası işbölümü yaratılmıştır. Yeni seçim sermayenin uluslararasılaşmasıyla, uluslararası işbölümüdür. Birleşmiş Milletler örgütü' ne göre (1973) 1967-1971 yıllan arasında, dünyadaki yabancı yatırımlar 108 milyar dolardan 165 milyar dolara yükselmiştir ve uluslararası yatırımların ortalama yıllık artış hızı % 11 dolayındadır. Uluslararası yatırımlarda 1971 yılı itibariyle, % 52'lik oranda ABD birinci olurken, % 14,5 ile İngiltere ikinci, % 5,8 ile Fransa üçüncü olmaktadır. Kitlesel üretimlerin yapıldığı, işgücünün üretkenliğinin maksimize edilmesi için gelişmiş ülkelerde otomasyon ve yeni teknikler uygulamaya sokulurken, geri kalmış ülkelerde ana yatırım ve sabit sermaye maliyeti düşük üretim birimleri yaratılmıştır. Bir de ucuz ve yoğun işgücünün olması, emek yoğun üretimlerin geri kalmış ülkelerde yapılmasına olanak sağlamıştır. Böylece bir malın üretiminde emek yoğun kısımlar, Filipinler, Meksika, Kore, Tayvan, Türkiye gibi ülkelerde yapılırken, ileri teknoloji ile yapılan kısımlar da gelişmiş ülkelerde yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca geri kalmış ülkelerde sosyal hakların sınırlı olması, çocuk yaşta işçilerin çalıştırılması, vergi indirimleri ve serbest bölgelerin açılması üretim maliyetini oldukça düşüren olgular olmuştur. Ayrıca geri kalmış ülkelere ihraç edilen geri kalmış teknolojiler- ile birlikte, gelişmiş ülkelerde çevre kirliliğine neden olan sanayi yatırımları az gelişmiş ülkelerde çevre kirliliğine neden olmaktadır. TÜRKİYE VE TEKNOLOJİ: Türkiye'deki ekonomi ve sanayi Osmanlı İmparatorluğu' ndan itibaren dış müdahalelerin etkisinde kalınış, kendi iç dinamizmi ile gelişememiştir. Dolayısıyla teknoloji üretimi, sanayi ve üretimin kendisiyle direkt ilgili olduğundan, ulusal teknolojik bilgi üretimi ve birikimi sağlanamamıştır. 1950'li yıllarla birlikte yabancı sermaye ve teknoloji girişi yeni sömürü yöntemleriyle ithal-ikameci politika adı altında teknoloji transferi, know- how, patent hakkı gibi isimlerle teknolojik bağımlılık sağlanmıştır. Gelişmiş kapitalist ülkelerin, dünya genelinde uyguladıkları ekonomik politikalardan Türkiye de nasibini almış- tır. 1963-1967 yıllan arasında 1988 rakamlarıyla özel sektörün imalat sanayi yatırımları 5 trilyon TL iken, 1983-1987 yıllan arasında 14 trilyon TL'yi bulmuştur. Çok ilginçtir ki bu yatırımlar içinde Ana makina donatım ve otomatik denetleme sistemleri tasarımında dış mühendisliğe gereksinim vardır. (1989 Sanayi Kongresi Bildirileri, Aykut GÖKER.) Mühendislerimiz


teknoloji üretim zincirinde son halkayı oluşturarak, ithal edilen teknolojinin uygulanma sürecini yaşamaktadırlar. Bilgisayar yazılımı konusunda da, teknolojiyi ellerinde tutan gelişmiş kapitalist ülkeler, yazılımlar sunarak kendi teknolojilerinin uygulanması için uygun zemin yaratmaktadırlar. Ülkemizin genel teknolojik dışa bağımlılığının bir yansıması olarak, mühendislik okullarında yaratıcı ve geliştirici mühendisler yerine, mevcut bilgileri uygulayan mühendisler yetiştirilmektedir. Ulusal araştırma ve geliştirme çalışmaları yok gibidir. "Uygun teknoloji seçimi" tartışmaları, teknolojinin üretimi ve uygulaması düzleminden, ithal edilen teknolojinin yerel koşullara uyarlanması ve maliyeti düzlemine kaymıştır. 1980 sonrası "ihracata yönelik sanayileşme" politikalarıyla sermaye, teknoloji, yönetim, pazar konularında dışa bağımlılık daha da belirgenleştirilmiştir. SONUÇ: Tarihsel gelişimi içinde insanın teknik yabancılaşması ve teknolojinin zamanla tek elde toplanmasını önlemek için öncelikle kafa ve kol emeğinin bütünleşmesi sağlanmalıdır. Önce insan faktörü düşünülerek, zamanla insanı makinaların bir parçası olmaktan çıkarmak, nitelikli ve yeni bilimsel bulgularla teknoloji insan birlikteliğini belirleyecek dönüşümler sağlanmalıdır. Özelde Türkiye için de, birincil olan yabancı ülkelere teknolojik bağımlılığının önüne geçmektir. Çünkü bilinmelidir ki, ithal edilen teknoloji kendini yenileyemediğinden zamanla eskimeye mahkumdur.


ÜLKEMIZDE VE AT'DA DENETİM STANDARTLARI (II) Denetim Standartları her şeyden önce denetçinin birey olarak taşıdığı ya da taşıması gerekli düzeye bağlıdır. Arslan Başer KAFAOĞLU Türkiye S.M.M.M. ve Y.M.M. Odaları Birliği Yönetim Kurulu Bşk. Yrd.

20-24 Nisan günlerinde Kıbrıs'ta Girne'de yapılan XII. Muhasebe Eğitim Sempozyumu'nda Avrupa Topluluğu'nca kabul edilmiş Sekizinci AT Yönergesi ile kabul edilmiş Denetim Standartları, Türkiye'de konulmuş (3568 sayılı Yasa ve SPK Mevzuatı ve 2499 sayılı Yasaya göre belirlenmiş standartlarla karşılaştırılmış ve Türkiye Standartlarının bu standartlara eşit ve hatta bunların üstünde olduğu belirtilmiş idi. Bunu Dergimizin geçen sayısında belirtmiş ve buna katılmadığımızı belirtmiştim. Şimdi bu sav ya da kanımın dayandığı kanıtları anlatacağım. Muhasebe standardı içinde Denetim Standartlarının neye bağlı olduğunu belirtmekle başlayacağız konuyu deşmeye. Denetim Standartları her şeyden önce denetçinin birey olarak taşıdı~ı ya da taşıması gerekli düzeye bağlıdır. Bunun en iyi belirlendiği belge olarak 3568 sayılı "Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu" gereğince ve bu kanunun 50 nci maddesine dayanılarak hazırlanan, 3.1.1990 günlü ve 20391 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanmış, "Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik" gösterilmiştir. Bu yönetmeliğin ikinci bölümünde aranan veya aranması gereken Genel Mesleki Standartlar "A. Başlığı" altında bu standartlar şöyle sıralanmış bulunmaktadır: 1. Yeterlilik ilkesi (Madde 4), 2. Mesleki Eğitim ve Bilgi, 3.Dürüstlük, güvenlilik, tarafsızlık, 4.Sır Saklama, 5.Sorumluluk 6.Bağımsızlık Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odaları ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği'nde (Buradan sonra kısaca Birlik diye anılacaktır) yapılan yeni yönetmelik çalışmalarında yönetmeliklerdeki bu düzenleme yeterli bulunmayıp, konu şu nitelikleriyle ele alınmıştır: · Mesleki yeterlilik · Dürüstlük · Tarafsızlık · Sorumluluk


Bu incelemelerde eldeki olanakların, düzenlemelerin gerekli gördüğü bu standartları sağlayıp sağlamadığı, ya da ne ölçüde sağladığı konularında bir sonuca varmaya çalışacağız. Daha sonra da mevzuatımızdaki denetim çalışmaları ile ilgili konuları ele alacağız. A. MESLEKİ YETERLİLİK Gerek 3568 sayılı yasa ve ek mevzuat gereğince yapılan ve gerekse SPK mevzuatı gereğince belli edilen öğrenim, bilgi ve örgütlenme standartları açısından sempozyumda yapılan değerlemelerde Türkiye'deki standartların üstün oluşu dile getirilmiştir. Bu yargıya varılmasında ağırlık taşıyan konu şu idi: Türkiye'de Denetimle yetkili elemanlar (Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler) yasa gereği mutlaka yüksek öğrenim yapmış kişiler olma durumundadırlar. Oysa AT sekizinci yönergesinde belirlenmiş standartlarda bu ölçü yer almış değildir. Kuşkusuz bu öğrenim standardı küçümsenecek bir değerleme ölçüsü sayılmaz. Ancak öğenim derecelerinde mukayese yaparken, öğrenim kurumlarının sadece etiketlerine ve adlarına değil, verdikleri eğitimin içerik ve düzeyine de bakılması gerekir. Benim bildiğim AT de eğitilmiş temel normlarının saptanmasında kaynak oluşturan Fransız ve Alman eğitim sistemlerinde lise (gymasium) eğitimi küçümsenecek bir eğitim sistemi değildir. Bakalorya sınavını vermiş bir Fransız Lisesi Mezunu'nun (hele yeni kurulan üniversitelerin bazılarının muhasebe ve ekonomi eğitim düzeyleri meydanda iken) bilgi düzeyi açısından küçümsenecek bir bilgi düzeyinde olduğu kabul edilemez. Ancak konu klasik eğitimle sınırlı olarak ele alınırsa düşülen hata yukarıdakine kıyasla daha da önemlidir. Bir mesleğin hele denetim mesleğinin mensuplarının bilgi ve denetim düzeyleri sadece öğrenim kurumlarında aldıkları bilgi derecelerine dayanılarak değerlendirilemez. Aslında denetimde bilgi düzeyini belirleyen, Denetim mesleğindeki kuruluşlarını yaptığı yayınlar, meslek kuruluşlarının meslek mensupları üzerinde kurduğu mesleki disiplindir. Bu konuda Türkiye standartlarının Avrupa Denetim mesleği standartları ile boy ölçüşebileceğini iddia etmek öylesine kolay değildir. Kuşkusuz, bilgi düzeyindeki temeli oluşturacak en az asgari eğitimin yeterli oluşuna karşılık, ülkemizde denetim mesleğinde, dosyalama, raporlama ve bilgi edinme olanakları, meslek örgütlerinin yeni oluşu göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması gerekir. Fiili meslek kuruluşunun, meslek mensuplarına genel anlamda vereceği eğitim, standart ve disiplinin istenen düzeye gelmesi epeyce zaman alacaktır ve bu konu asla unutulmamalıdır.


TÜRK VERGİ SİSTEMİNİN ve GELİR İDARESİ'NİN SORUNLARI Ahmet AKIN İçel S.M.M.M. Odası Başkanı Günümüz çağdaş toplumlarının vergicilik anlayışı; ekonomik, sosyal ve politik anlayışların, teknolojide meydana gelen hızlı değişikliklerin, ekonomi bilimindeki olağanüstü hamlelerin ve çağdaş özlemlerin etkisinde yeni bir yörüngeye girerken, Türkiye bu değişimden payına düşeni yeterince alamamış görülmektedir. Türk vergi sisteminin ekonomik gelişme üzerindeki etkilerinin bir türlü özlenen seviyeye çıkarılamaması ve kalkınmanın hizmetinde etkin bir araç olarak kullanılmaması, en çok yakınılan konular olarak gözükmektedir. Vergi politikalarının, hızlı, adil ve dengeli kalkınma hamlelerinde etkin bir araç olarak kullanılmaları gerçeğini hiç kimse yadsımamaktadır. Bütün bu olumsuzluklar ve yakınmalar Türk vergi sistemini radikal bir değişime zorlamaktadır. Türkiye'deki vergi sisteminin verimsizliğinde en çok üzerinde durulan konulan şu şekilde sıralayabiliriz: · Halkın üzerindeki vergi yükü, devletten beklenen hizmetlerin artışına ve kalkınma seviyesine paralel bir gelişme göstermemektedir. · Ticaret sahasındaki kazançlar ile serbest meslek kazançları kolaylıkla vergi dışı bırakılabilmekte, vergilemenin bütün yükü, gelirleri kaynakta vergilenebilen ücret ve maaşla geçinenlerin üzerine yıkılmaktadır. · Çeşitli gelirler için tanınan muafiyet ve istisnalar, vergi matrahının tespitinde kullanılan götürü usuller, sistemin hem kapsamını, hem de geçerlilik niteliğini ciddi şekilde azaltmaktadır. · Ayrıca vergi potansiyelinden yararlanma oranının düşüklüğü Türk vergi sisteminin verimsizliğinde etken olan konulardan birisidir. · Hükümetler üzerindeki politik baskılar da konu üzerinde uzun vadeli politikalar belirlemeye engel olmaktadır. Modern vergi sisteminde vergicilik anlayışının, üç temel fonksiyonu birlikte yerine getirmesi beklenmektedir: a) Vergi sisteminin devlete normal hizmetlerin yanında ekonomik gelişme için gerekli olan maddi olanakları sağlaması. b) Vergi yükünü vatandaşlar arasında adil dağıtmakla kalmayıp, vergi sisteminin toplumda gelir ve servet dağılışlarındaki adaletsizlikleri giderici yönde yardımcı ve etkili olması. c) Vergilerin ekonomik hayat üzerindeki olumsuz etkilerini, kaçınılması mümkün olmayan en alt seviyelerde sınırlaması. Türk vergi sisteminde ciddi sorunlara kaynaklık eden bir diğer neden de Türk vergi idaresidir. Bu kurumun uzun yıllar, Türk vergi sistemindeki kimi yenilik ve değişikliklere karşın köklü değişikliklere uzamaması, idarenin ekonomi ve mali yapı ile bütünleşmesine engel olmakta ve var olan yapı çağdaş olmaktan çok uzak kalmaktadır. Bir çok vergi dairesi, hem fiziki kapasite olarak, hem de görünüm olarak yetersiz olup vergi daireleri, kapasitelerinin çok üzerinde mükellef sayısına sahiptirler. Müdür ve yardımcılarının temel görevi imza atmanın, havale işlemi yapmanın ötesine pek geçememekte, söz konusu kişilerin vergi mevzuatını okumak, gelen tebliğ ve genelgeleri değerlendirmek ve hiyerarşik yapı içerisinde kendi personelini eğitmek ve uygulama ile ilgili çalışmalar yapmalarına zamanlan kalmamaktadır.


Vergi dairesinde hiyerarşik amir konumunda bulunanların ; yetkilerini kullanmaktan özellikle kaçındıkları gözlenmektedir. Bunun temelinde mevzuata tam hakim olmama ve olmamış olma endişesi, denetim neticesinde kusurlu bulunma ve kendisine zimmet çıkartılması korkusu ya da bir mükellef kayırma ile suçlarıma korkusu yatmaktadır. Vergi dairelerinde çalışan kişilerin eğitim açısından yetersizliği ve vergi memurlarının vergi mevzuat ve hukukuna yeterince vakıf olmaması bir çok anlamsız devalara yol açmaktadır. Defterdarlıklar, kendi ili içerisinde uygulamadaki farklılıkları giderici çalışmalar yapmamakta ve vergi dairesinin iş yükü yeterince ağırken, yeni yasa tasarıları ile bu yük daha da arttırılmaya çalışılmaktadır. Bütün bu sorunlar sistemi verimsizleştirir ve etkinliğini azaltırken, Türkiye'deki hantal vergicilik anlayışının ne denli hızlı değişmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.


VERGİ YASASINDA TANIK İFADESİ Veysi SEVİĞ İ.Ü Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi Vergi Usul Yasası'nın 19. maddesinde yer alan tanımlamadan anlaşılacağı üzere "Vergi alacağı vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar." Vergi yasalarının özelliklerine göre vergiyi doğuran olay farklıdır. Örneğin gelir vergisi yasasında yer alan düzenlemeler gereği olarak ticari kazanç tahakkuk esasına göre belirlenmektedir. Buna göre ticari kazancın belirlenmesi sırasında bir malın satımı veya bir hizmetin bedel karşılığı yapılması vergiyi doğuran olay olarak kayıtlara intikal ettirilir. Yapılan işin veya satılan malın bedelinin tahsil edilmesi vergilemeyi istisnai haller dışında etkilemez. Vergi Usul Yasası'nın 229. maddesinde yer alan düzenlemeden anlaşılacağı üzere satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye bir belge verilmesi gerekmektedir. Eğer bu belge verilmemiş ise büyük bir ihtimalle malın satış işlemi veya hizmetin ifa edilmiş olması kayıtlara intikal ettirilmeyecek, yani vergiyi doğuran olay kayıtlara intikal ettirilmediği için vergi idaresinin bilgisi dışında kalmış olacaktır. İnşaat işlerinde vergiyi doğuran olay, inşaatın alıcıya fiilen teslimidir. Teslimden önce yapılan ödemeler avans mahiyetinde olduğundan vergiyi doğuran olay sayılmamaktadır. İnşaat iskana hazır bir şekilde, yani alıcının tasarruf edebileceği bir tarzda teslim edilmediği sürece vergiyi doğuran olay gerçekleşmez. Bilindiği üzere gayrimenkullerde mülkiyet tescil işlemi ile değişebilmektedir. Dolayısıyla ticari yönden gayrimenkullerde vergiyi doğuran olay tapuya tescil işlemi ile tamamlanır. Ancak Danıştay vermiş bulunduğu bir kararda "İnşaat iskana hazır bir şekilde, yani alıcının tasarruf edebileceği bir tarzda teslim edilmediği sürece, tapuya tescil işlemi vergiyi doğuran olayı meydana getirmez." diyerek gayrimenkulün el değiştirme özelliği ile uyumsuz bir görüşü benimsemiş bulunmaktadır. Vergiyi doğuran olayın gerçek yüzünü kavramak çok zordur. Olayı geniş boyutlar ile değerlendirecek olursak vergiyi doğuran olayı belirlemek ve bu olayları değerlendirerek vergi matrahına ulaşmak, yükümlülerin vergi yasalarına karşı olan duyarlılıkları ile özdeş bir olgudur. Eğer yükümlüler vergiyi doğuran olayları gizleme eğiliminde iseler, bu takdirde idare vergi gelirlerini yeterince toplama olanağından yoksun kalır. Ticari kazançta tahakkuk esası geçerli olmasına karşılık serbest meslek kazançlarında tahsil esası kabul edilmiştir. Dolayısıyla serbest meslek erbabı yaptığı işin bedelini tahsil etmediği sürece tahsil etmediği bedeli vergi matrahına dahil etmez. Katma değer vergisinde vergiyi doğuran olay genel kural olarak teslim ile gerçekleşir. Katma Değer Vergisi Yasası'nın 10. maddesinde vergiyi doğuran olay geniş olarak tanımlanmış bulunmaktadır. Vergiyi doğuran olay, Vergi Usul Yasası'nın 227. maddesi hükmü gereği olarak belgeye bağlanmak zorundadır. Vergiyi doğuran olayın belgeye bağlanmaması halinde kayıtlara


intikal ettirilmesi olasılığı zayıflar, bu tür olayların vergi idaresi tarafından kavranması da zorlaşır. Vergiyi doğuran olayın belgelenmemesi halinde vergi kaçağından ve kaybından bahsetmek zorunlu olur. İdare. vergiyi doğuran olayları kavrayabilme çabası içerisindedir. Ancak her gün milyon veya milyarlarca defa gerçekleşen ve tarafları çok farklı gerçek ve tüzel kişiler olan bu olayların tümünü idare bilebilme ve izleyebilme olanağından yoksundur. Vergiyi doğuran olayların belgelendirilmesi zorunluluğu bu nedenle vergi hukuku' nun en önemli müesseselerinden birisidir. Belgelendirme müessesesi bu nedenle vergi uygulaması açısından da ayrıca ek düzenlemelerle takviye edinilmiştir. Belge alımı ve kullanımı belli kurallara bağlanmadığı sürece vergiyi doğuran olayları kavramak imkansızdır. Ülkemizde de vergiyi doğuran olayların belgelendirilmesi zorunlu hale getirilmiş, hatta vergiyi doğuran olayların belgelendirilmesi aşamasında düzenlenecek belgelerde de bazı şekil koşullarının aranmasına gerek görülmüştür. Belge düzeninin yeterli bir biçimde çalışmaması halinde, yükümlüler vergiyi doğuran olayı bütünüyle kayıtlara intikal ettiremiyebilirler. Böyle bir durumun saptanması tesadüflere ve vergi denetçilerinin mesleki bilgi ve deneyimlerine bağlıdır. İdare vergiyi doğuran olayı çeşitli yöntemlerle kavramaya çalışır. Bu çalışmalarında bazı hallerde başarısız kalabilir. Vergiyi doğuran olayın belgeye bağlanması ayrı bir kültür olayıdır. Bir malın sahiplenilmesi malın kullanımı veya malın sözde sahibi olmakla olmaz. Malın kişilere ait olduğu, ancak eldeki belge ile belirlenebilir. Ülkemizde henüz vergiyi doğuran olayın bütünü ile kavranmasına yönelik düzenlemelere gidilmemiş, yapılan incelemeler sırasında saptanan ve vergi dairesinden gizlenmiş olaylar yargı organlarınca iyi değerlendirilmemiştir. İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 31. maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasına yollama yapılmıştır. Hangi hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasına başvurulacağı hususu söz konusu düzenlemede tahdidi olarak belirlenmiştir. İdari yargılamada yazılı muhakeme (yargılama) ilkesi benimsendiğinden, yargılama aşamasında duruşma yapılması istisnai (2) olduğu gibi tanık dinlenmesi, yemin tekli ı idari yargı da uygulanmaması gereken hususlardandır. İdari Yargılama Usulü Yasasının duruşma ve duruşmaya ilişkin esasları düzenleyen 17 ve 18. maddelerinde duruşmada tarafların dinleneceği hükme bağlanmış, tanık dinleneceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Diğer yönden İdari Yargılama Usulü Yasası'nın idari davada delillerin belirlenmesine ilişkin 58. maddesinde tarafların, idari dava açıldıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, İdare ve Vergi Mahkemesi istemi uygun gördüğü takdirde, üyelerden birini bu işle görevlendirebileceği gibi, tespitin mahalli idari ve adli yargı mercilerce yaptırılmasına da karar verilebileceği, delillerin tespiti isteminin ivedilikle karara bağlanacağı hükmüne yer verilmiştir.


Vergi davalarının çözümlenmesi aşamasında tanık dinlenmesinin mümkün olmamasına karşılık tanık niteliğindeki kişilerden yazılı bilgi alınarak uyuşmazlığın çözümlenmesi aşamasında kullanılması mümkündür. (çünkü mahkeme her türlü delili toplayarak olayı çözüme kavuşturmak zorundadır. Vergi davalarının çözümlenmesi sırasında tanık dinlenmesinde yarar vardır. Çünkü olayla ilgili vicdani kanaatin hakim nezdinde oluşması aşamasında tanık ifadeleri etkili olabilir. Yargılama aşamasında yapılacak sözlü tanıklık hakimin olaya ilişkin düşüncelerini değiştirebileceği gibi olayla ilgili daha derin bir araştırmayı da zorunlu kılabilir. Tanığın vergi mahkemelerinde dinlenmemesine karşılık tanıktan noter aracılığıyla alınmış imzalı beyana itibar edilebilmektedir. Gerçekte tanığın vicdani kanaat oluşmasında çok önemli bir yeri vardır(1) Vergi Usul Yasa' nın mükerrer 378. maddesinde iddia ve savunmanın gerekli kıldığı hallerde mahkemenin vergi davasına konu olan tarhiyatın dayanağı incelemeyi yapmış bulunan inceleme elemanları ile yükümlünün duruşmada hazır bulunduracağı mali müşavirinin veya muhasebecisinin dinleneceği hususu hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme vicdani kanaatin oluşturulmasında "tanık"a duyulan gereksinimden kaynaklanmaktadır. Kanımızca takdiri delili niteliği olan tanık ifadelerinin, adli yargılamada kararların oluşmasındaki etkinliği dikkate alınarak vergi yargılamasında da kabul edilmesi gerekmektedir. Bunun için İdari Yargılama Usulü Yasasında değişiklik yapılması gerekmektedir. Yukarıda da açıklandığı üzere "2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda, yazılı yargılama usulünün esas alınmış bulunması ve aynı kanunun 31. maddesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun şahadete ilişkin hükümlerine atıfta bulunmamış olması nedeniyle vergi mahkemesince bir şahsın duruşmada şahit olarak dinlenmesinde, şahide yemin teklif edilmesinde ve yemine icabet etmemesi nedeniyle yemin teklif edilen hususun ikrar edildiğinin kabulü suretiyle verilen kararda kanun ve usul hükümlerine uyarlık" bulunmamaktadır. Danıştay böyle bir karan verirken İdari Yargılama Usulü Yasasında yer alan düzenlemelerden hareket etmiştir. Vergiyi doğuran olayın özellikleri dikkate alındığında, olayların vergi idaresi tarafından kavranabilmesi için bazı hukuksal vergilerden ve tanık ifadelerinden yararlanılması kaçınılmaz olmaktadır. Günümüzde iktisadi gerçeklerle bağdaşmayan bazı olaylar, delil yetersizliğinden veya olayın maddi delillerle yeterince belirlenememesinden dolayı vergi matrahının belirlenmesi sırasında gerçek değerleri ile dikkate alınamamaktadır. İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 20/ 1. maddesi hükmü uyarınca vergi mahkemeleri davalara alt her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süreler içerisinde gerekli gördükleri belgelerin gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Buna karşılık mahkeme yazılı yargılama usulünün gereği olarak tanık dinleyemezler. Tanık dinlenmemesi hali kararın oluşturulmasına olumsuz yönde etkisi olan bir hukuki eksiklik olarak kabul edilmelidir.


(1) Danıştay 13.Daire E.No:1978/1094,K.No:1979/1281 (2) KONDU,İdari Yargılama Usulünde Tanık I.Ulusal İdare Hukuku Kongresi, İdari Yargı,Ankara ,1990 Sf.:268


TARHİYAT ÖNCESİ UZLAŞMAYA VARILMASI HALİNDE HAPİS CEZASI KALKAR MI? Şükrü KIZILOT Tarhiyat öncesi uzlaşma 1.1.1986'dan itibaren 3239 sayılı Kanunun 33. maddesiyle eklenen Ek Madde 11 ile vergi hukukumuza getirilmiş bir müessesedir. Buna göre; "Tarhiyat öncesi uzlaşmaya varılması halinde, tutanakla tespit edilen bu husus hakkında dava açılamaz ve hiç bir mercie şikayette bulunulamaz..." Kanunda yer alan bu hükme, Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Yönetmeliği'nin 16. maddesinde yer verilmiştir. Tarhiyat öncesi uzlaşmaya varılamaması, ya da herhangi bir nedenle uzlaşmanın sağlanamaması halinde, mükellefler, verginin tarhından sonra bir daha uzlaşma talep edemezler. Bazı durumlarda, tarhiyat öncesi uzlaşmaya konu ikmalen ya da re' sen tarhiyatı gerektiren konularda veya özel usulsüzlük cezasının uygulandığı durumlarda, vergi ve cezanın yanı sıra ayrıca kaçakçılığa teşebbüs ya da kaçakçılık suçu ile ilgili hükümlerin de uygulanması söz konusu olabilmektedir. Örneğin; naylon fatura düzenlenmesi ya da bunların bilerek kullanılması vergi kanunlarına göre tutulması zorunlu olan defter kayıtlarının tahrif edilmesi, bu defterlerin sayfaların yok edilmesi, defter ve belgelerin inceleme elemanına ibraz edilmeyip gizlenmesi ... gibi fiiller kaçakçılık suçu olarak nitelendirilmekte ve 3 (üç) aydan 3 (üç) yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. Ayrıca bu kadar süre teşhir ve ticaretten men cezası da uygulanabilmektedir. Ayrı şekilde, yukarıdaki fiilleri ya da bir hesap dönemi içinde ayrı tarihlerde en az iki defa fatura, sevk irsaliyesi, gider pusulası, müstahsil makbuzu, serbest meslek makbuzu, taşıma irsaliyesi, günlük müşteri listesi düzenlememe ve vesikasız mal bulundurma fiilleri, verginin tarhı için kanunda belli edilen sürenin girmesinden önce meydana çıkarılanlar, bu fiilleri vergi ziyanına neden olup olmayacağına bakılmaksızın, kaçakçılığa teşebbüs etmiş etmiş sayılmaktadırlar. Bunun yaptırımı ise 1 (bir) aydan 1 [bir) yıla kadar hapis cezasıdır. Ayrıca, bu kadar süre teşhir ve ticaretten men cezası da uygulanabilmektedir. Yukarda belirtilen Ek Madde 11 ve Yönetmeliğin 26. maddesindeki "Tarhiyat öncesi uzlaşmaya varılması halinde, tutanakla tespit edilen bu husus hakkında dava açılamaz ve hiç bir merci' e şikayette bulunulamaz." hükmü Vergi idaresince, vergi ve vergi cezası ile ilgili bir hüküm olarak nitelendirilmekte ve hapis cezasını kapsamadığı şeklinde yorumlanarak; kaçakçılığa teşebbüs ya da kaçakçılık suçu sayılan fiiller gerekli işlemlerin yapılabilmesi için savcılığa intikal ettirilmektedir. Ancak, yargı mercileri tarhiyat öncesi uzlaşmaya yanıldığı durumlarda Ek 11. madde hükmüne istinaden, mükellef ya da sorumlu hakkında, hapis cezası uygulanamayacağı yönünde kararlar vermektedirler.  Başka bir anlatımla, kaçakçılık ya da kaçakçılığa teşebbüs suçu sayılan fiiller nedeniyle, ayrıca vergi ve ceza kesildiği durumlarda, tarhiyat öncesi uzlaşma talep edilip, uzlaşılması halinde, mükellef ya da sorumla hakkında hapis cezası uygulanmamaktadır.


Genel Bilançonun, Kâr ve Zarar ve Bilanço olarak ayrışımı, kapanış kayıtlarıyla yapılır. Bu kayıtların yapımında, 990 Kâr ve zarar ile 999 Kapanış Bilançosu ana ve toplu hesapları kullanılır. Kapanış kayıtlan, günlük deftere, yani yevmiyeye şu sıra ile kaydedilir: 1) Masraf Hesaplarındaki artakalan tutarlar, 998 Kâr ve Zarar hesabına borç ve ilgili Masraf Hesaplarına alacak yazılır ve bu hesaplar kapatılır. 2) Hasılat Hesaplarındaki artakalan tutarlar, bu hesaplara borç ya da alacak ve 997 Kâr ve Zarar hesabına alacak ya da borç yazılır ve bu hesaplar kapatılır; 3) 998 Kâr ve Zarar hesabının borç-alacak yanları farkı yani Masraf-Hasılat farkı bulunur; bu tutar, duruma göre ya 570 Dönem Kâr hesabına alacak 998 Kür ve Zarar hesabına borç; ya da 590 Dönem Zararı hesabına borç ve 998 Kâr ve Zarar hesabına alacak kaydedilir. Böylece, 998 Kûr ve Zarar hesabı kapatılır.


4) Varlık hesaplarının artakalan tutarları, 999 Kapanış Bilançosu hesabına borç ya da alacak yazılarak bu hesaplar kapatılır. 5) Sermaye hesaplarının artakalan tutarları, 999 Kapanış Bilançosu hesabına alacak ya da borç yazılarak bu hesaplar kapatılır. Böylece, dönem sonu kapanış işlemleri, günlük deftere ve ora- dan da ilgili hesaplara kayıt edilmiş, tüm hesaplar kapatılmış, 998 Kâr ve Zarar ile 999 Kapanış Bilançosu hesabı çıkartılmış olur. Dönem sonu kapanış kayıtları yapıldıktan sonra 998 Kâr ve Zarar, 999 Kapanış Bilançosu ana ve toplu hesaplarda yer alan hesap ve tutarları, ekteki THÇ' ye göre hesap sınıfı ve kümeleri olarak, şöyledir:

Böylece, muhasebenin yasa, ilke, kural, yöntem ve kuramlarına göre dönem sonu Bilanço ile Kâr ve Zarar hesaplan çıkartılmış olur. Aynı zamanda birer ana hesap, yani defteri kebir hesabı olan bu 998 Kür ve Zarar ile 999 Kapanış Bilançosu hesabından istenilen amaca uygun olarak Bilanço ve Gelir Çizelgeleri düzenlenir. Bu çizelgeler, düzenlendikleri amaca göre Ticari Bilanço, Mali Bilanço, Vergi Bilançosu, Kredi Bilançosu, Akışkanlık Bilançosu gibi adlar alır.


Muhasebe defter kayıtları, Muhasebenin doğal yasalarına göre yapılır. Ancak, Ticaret Yasası, Vergi Yasaları gibi devletin yasa diye belirlediği konmuş hükümler de göz önünde bulundurulur. Muhasebenin doğal yasaları ile devletin koyduğu yasalar arasında, masraf yazma, değerleme gibi farklılıklar, ara ve ayrıntı hesaplara kâydedilir ya da ayrıca not edilir. Bildirgelerde ve resmi denetimlerde bu farklar, (örneğin, kabul edilmeyen giderler, vergiden muaf gelirler), doğal ortak olan devletin istediği biçimde hesaba katılır. Muhasebe ile ilgili olarak devletin koyduğu yasalar ya da yasa diye belirlediği hükümler, muhasebenin doğal yasa, ilke, kural ve yöntemlerine, elden geldiğince, uygun olmalıdır. Bu uyum, ne ölçüde iyi olursa, o ülkedeki muhasebe ve denetim düzeni de o ölçüde iyi olur. Devam Edecek


MÜKELLEFLERE YOGUN BASKI Mustafa KÖSEOĞLU S.M.M.M. Fiili envanter ve kasa sayımı yapmak üzere mükellefler üzerinde yoğun baskı uygulanıyor. Vergi incelemesi demek, mükellef işyerinin aranması. rafların karıştırılması, kapalı dolapların ve kasanın açtırılması demek değildir. Anılan cümleyi (V.U.K. 213) 142. madde düzenlemektedir. Sayılan eylemlerin tümü delillerin toplanması ile ilgili 1412 sayılı ceza muhakeme usulünde aramanın kapsamında yer almaktadır. Oysa son günlerde (V.U.K.) 135. maddede sayılan personel vergi inceleme başlığı altında l3ill envanter ve kasa sayımı yapmak üzere mükellefler üzerinde yoğun baskı uyguluyor. Fiili durum yaratılması şu andaki vergi kanunlarımızda hiç bir elemana verilmemiştir, verilmesi de mümkün değildir. Anayasamız ve' Türk Medeni Kanununda kişilik dokunulmazlığı ve mahremiyeti açıkça belirtilmiştir. Dükkan ve evlerin içinde yapılabilecek olan fiili envanter sulh hukuk hakimliğinin arama izninden sonra mümkün olabilir. inceleme genel olarak mükellef tarafından verilen ve saik ve doneler çerçevesinde yapılır. Sonuç olarak filli envanter, kasa sayımı yapmak isteyen hesap uzmanı, muavinleri ve gelirler kontrolörleri ve stajyerlerin öncelikle gerekçeli bir yazı ile sulh hukuk hakimliğinden arama kararı çıkarmaları gerektiğini hatırlatmak isterim.


KATMA DEGER VERGİSİNDE YENİ BEYANNAMELER T.C. Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi yasasının kendilerine vermiş olduğu yetkiye dayanarak, Gerçek Usulde Vergilendiren mükelleflere ait 1 No' lu Katma Değer Vergisi Beyannamesini yeniden düzenleme çalışmalarına başlamıştır. Katma Değer Vergisi ile ilgili olarak uygulamaya konulması düşünülen bu beyanname örnek ve açıklamaları yorumsuz olarak siz sayın meslektaşlarımızın bilgilerine sunuyoruz. Yorumsuz sunuyoruz, çünkü sizlerden en kısa zamanda bu konuda yorum ve görüş bekliyoruz. YAYIN KURULU Gerçek Usulde Vergilendirilen Mükellefler İçin Hazırlanan (1 No' lu) Katma Değer Vergisi Beyannamesinin Doldurulması İle İlgili Açıklamada I. Beyannamenin Doldurulması TABLO I- Vergi Dairesi, Vergilendirme Dönemi ve Mükellefin Kimliğine Ait Bildirim - (1) numaralı karenin karşısına. beyannamenin verileceği vergi dairesi,(2) numaralı karenin karşısına da vergi dairesinin bulunduğu il veya ilçenin adı yazılacaktır. - Vergilendirme dönemine ilişkin bilgiler için hazırlanan ve ayların yazıldığı kısımdaki kareler, beyannamenin ait olduğu ayın (dönemin) yanındaki kareye (x) işareti konularak suretiyle işaretlenecektir. Üçer aylık dönemler halinde beyanname veren mükellefler de keza beyannamenin ait olduğu üç ayın (dönemin) yanındaki kareleri (x) işareti ile işaretleyeceklerdir. "YILI ........................" kelimesinin önüne dönemin ait olduğu yıl yazılacaktır. - Özel hallerde vergilendirme dönemi satırına beyannamenin verileceği dönem içinde işe başlanılması, işin terk edilmesi veya ölüm halinde, işe başlama-dönem sonu tarihleri, dönem başı işi terk veya dönem başı- ölüm tarihleri yazılacaktır. Özel hallerin dışında beyannamenin ".../...19... .../.../19..." satın doldurulmayacaktır. - Bu Tablonun 3-23. satırlarına mükellefin sicil numarası, kimliği, işyeri ve ikametgah adresi gibi bilgiler yazılacaktır. TABLOII-Matrah ve Vergi Bildirimi 24 numaralı satıra: Gelir veya Kurumlar vergisi yönünden tabi olunan vergilendirme döneminin başından itibaren beyannamenin ait olduğu dönem de dahil olmak üzere verilen kalma değer vergisi beyannamelerin deki' teslim ve hizmetlerin karşılığını teşkil eden bedel' lerin toplamı yazılacaktır. Bu işleme Gelir veya Kurumlar Vergisi yönünden tabı olunan vergilendirme dönemin sonuna kadar devam edilecek, ertesi vergilendirme dönem ilk ayına alt katma değer vergisi beyannamesinde bu sütun. o aya ait teslim ve hizmetlerin karşılığını te5kll eden 6edel satırındaki tutarla aynı olacaktır. 25 numaralı satıra mükellefin ilgili vergilendirme dönemi içinde yapmış olduğu işlemlerin; vergili. tam veya kısmi istisna kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın toplam bedelleri (özel matrah Sekline tabi işlemlerde matraha dahil olmayan bedeller dahil tek tutar olarak yazılacaktır 26 Numaralı satıra:Özel matrah şekline tabi olup vergisi önceki safhalarda beyan edilen işlem bedelleri ile özel matrah şekline tabi işlemlerin matraha dahil olmayan kısımları yazılacaktır. 27 numaralı satıra:mal ve hizmet ihracatı işlemlerinin karşılığını teşkil eden tutarı yazılacak kanunun11/1-c maddesi çerçevesinde ihraç kaydıyla mal tesliminde bulunan mükellefler bu teslimlere ait bedeli kesinlikle bu satıra yazamayacaklardır.


28 numaralı satıra:mükelleflere işletmelerinde kullanacakları deniz hava ve demir yolu taşıma araçlarının yüzer tesis ve araçların teslimi ile bunlara tadil bakım ve onarım şeklinde verilen teslim ve hizmetlerin karşılığını teşkil eden bedel yazılacaktır. 29 numaralı satıra:Kanunun 13/b maddesi çerçevesinde liman ve hava meydanlarında yapılan ve katma değer vergisinden istisna olan hizmetlere ait toplam bedel yazılacaktır. 30 numaralı satıra:6326 sayılı petrol kanunu hükümleri gereğince petrol arama faaliyetlerine münhasır olmak üzere bu faaliyetleri yürütenlere yapılan teslim ve hizmetlerin karşılığını teşkil eden bedel yazılacaktır. 31 numaralı satıra:transit ve uluslar arası yük ve yolcu taşımacılığının karşılığını oluşturan bedel yazılacaktır. 32 numaralı satıra:karşılıklı olama kaydıyla yabancı devletlerin Türkiye deki diplomatik temsilciliklerine konsolosluklarına ve bunların diplomatik haklarına sahip mensuplarına yapılan teslim ve hizmetlerin karşılığı oluşturan bedel yazılacaktır. 33 numaralı satıra: uluslararası anlaşmalarla vergi muafiyeti tanımış olan uluslararası kuruluşlara ve bunların mensuplarına yapılan teslim ve hizmetlerin karşılığını oluşturan bedel yazılacaktır. 34 numaralı satıra: net alanı 150 m2'yi geçmeyen konut teslimlerinin karşılığını teşkil eden bedel yazılacaktır. 35 numaralı satıra: sadece 150 m2'yi aşmayan konutlar için yapılan inşaat-taahhüt işlerine münhasır olmak üzere, Kanunla kurulmuş sosyal güvenlik kuruluşları ile belediyelere yapılan inşaat taahhüt işlerini karşılığını teşkil eden bedel yazılacaktır. 36 numaralı satıra: konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinin karşılığını teşkil eden bedel yazılacaktır. 37 numaralı satıra: Kanunun l7nci maddesinde sayılan kısmi istisna kapsamındaki işlemler ile 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca yapılan teslim ve hizmetlerin karşılığını oluşturan bedeller yazılacaktır. 38 numaralı satırda: özel matrah şekline tabi işlemlerde matraha dahil olmayan bedel ile 2737 numaralı satırlarda beyan edilen istisna kapsamına giren işlemlere ait tutarların toplamı gösterilecektir. 39 numaralı satırda: teslim ve hizmetlerin karşılığını teşkil eden bedelden, özel matrah şekline tabi işlemlerde matraha dahil olmayan bedel ve istisna kapsamına giren işlemlere ait tutarlar çıkarıldıktan sonra kalan fark, katma değer vergisi matrahı olarak gösterilecektir. 40. 41, 42. 43 ve 44 numaralı satırlarda: katma değer vergisi matrahının oranlara göre dağılımı, vergi oranlan ve hesaplanan katma değer vergisi beyan edilecektir. Buna göre, matrah kolonunun altındaki satırlarda, 39 numaralı satırdaki matrahın oranlara göre dağılımı yapılacak, oran kolonunun altındaki "%" işaretli satırlarda yer alan boşluklara, o dönem- de yapılan işlemlere ait oranlar (büyükten küçüğe doğru sıralanarak) yazılacaktır. Vergi kolonunun altındaki satırlara ise, dağılımı yapılan matrahlar üzerinden hesaplanan katma değer vergileri yazılacaktır. 45 numaralı satıra: 40, 41, 42, 43 ve 44 numaralı satırlardaki vergilerin toplamı, hesaplanan katma değer vergisi olarak yazılacaktır. 46 numaralı satıra: vergiye tabi olmayan işlemlere vergi uygulanması veya işlem hatası yüzünden fazla vergi hesaplanması gibi nedenlerle fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergiler yazılacaktır. 47 numaralı satıra: alışlardan iade edilen, işlemi gerçekleşmeyen veya I işleminden vazgeçilen mal ve hizmetler dolayısıyla hesapların katma değer vergisi yazılacaktır. 48 numaralı satır: indirim konusu yapılıp yapılamayacağı bilinemediği için önceki dönemlerde indirim konusu yapılan katma değer vergisi ile, zayt olan mallar nedeniyle yüklenilip daha önce indirim konusu yapılmış olan katma değer vergisi, indirilebilir vergi


niteliğini kaybederek indirilemeyecek vergi niteliğine dönüştüğü dönemde bu satırda beyan edilecektir. 49 numaralı satıra: 45 numaralı satırda yer alan "Hesaplanan katma değer vergisi" ile 46, 47 ve 48 numaralı satırlardaki tutarların toplamı yazılacaktır. 50 numaralı satıra: Vergiye tabi işlemler nedeniyle yüklenilen ve önceki dönemde indirim konusu yapılamayarak, beyannamenin ait olduğu döneme devreden katma değer vergisi yazılacaktır. 51 numaralı satıra: indirim hakkı tanınan işlemlerde kullanılan amortismana tabi iktisadi kıymetler nedeniyle yüklenilen ve Kanunun 31 irin maddesi uyarırıca indirilmesi gereken katma değer vergisinden, 8nceki dönemde indirim konusu yapılamayarak beyannamenin ait olduğu döneme devreden vergi tutarı yazılacaktır. 52 numaralı satıra: Beyannamenin ait olduğu dönemde amortismana tabi iktisadi kıymet dışındaki mal ve hizmet alımları nedeniyle yüklenilen ve indirilebilir nitelikte olan katma değer vergisi tutarı yazılacaktır. 53 numaralı satıra: İndirim hakkı tanınan işlemlerde kullanılmak üze- re imal ve inşa edilen amortismana tabi iktisadi kıymetlere ait mal ve hizmet alımları nedeniyle yüklenilen vergiler ile indirim hakkı tanınan işlemlerde kullanılmak üzere satın alınan ve/veya imal ve inşa edilen amortismana tabi iktisadi kıymetlere ilişkin olarak yüklenilen katma değer vergisinin Kanunun 31 inci maddesi uyarınca ilgili dönemde indirilmesi gereken kısmı yazılacaktır. 54 numaralı satıra: Satışlardan iade edilen, işlemi gerçekleşmeyen, veya işleminden vazgeçilen mal ve hizmetler dolayısıyla indirilmesi gereken katma değer vergisi yazılacaktır. 55 numaralı satıra: Kanunun 1 1 / 1-b maddesi uyarırıca Türkiye'de ikamet etmeyen yabancı yolculara mal satışında bulunan mükelleflerin, yapmış oldukları satışlar nedeniyle tahsil ederek, hesaplanan katma de- ger vergisi olarak beyan ettikleri katma değer vergisini, alıcıların gerekli şartları yerine getirmesinden sonra iade etmeleri durumunda, iade edilen vergi tutarı, iadenin yapıldığı dönemde bu satıra yazılmak suretiyle indinim yoluyla giderilecektir. 56 numaralı satıra: 50, 51, 52, 53, 54 ve 55 numaralı satırlardaki in- dirim tutarları toplamı yazılacaktır. 57 numaralı satır: 49 numaralı satırda yer alan toplam katma değer vergisi tutarının, 56 numaralı satırda yer alan vergi indirimleri toplamın- dan büyük olması halinde doldurulacak, toplam katma değer vergisi tu- tan ile indirimler toplamı arasındaki müspet fark "ödenmesi gereken katma değer vergisi" olarak bu satıra yazılacaktır. 58 numaralı satır: 56 numaralı satırda yer alan vergi indirimleri toplamı, 49 numaralı satırda yer alan toplam katma değer vergisi tutarından büyük olması halinde doldurulacak ve indirimler toplamı ile toplam katma değer vergisi arasındaki menfi fark, iade edilmek veya sonraki dönemlere devredilmek üzere bu satıra yazılacaktır. 58 (a) ve (b) numaralı satırlar: sonraki döneme devreden katma değer vergisinden, vergili işlemlere ve amortismana tabi iktisadi kıymetlere isabet eden kısmın ayrımı için düzenlenmiştir. 58-a numaralı satıra: 50, 52, 54 ve 55 numaralı satırlarda gösterilen ve amortismana tabi iktisadi kıymetlere ait indirimler dışında kalan indirimler toplamın, 56 numaralı satırda gösterilen toplam indirim tutarına bölünmesi suretiyle elde edilecek oranın, 58 numaralı satırda yer alan sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutan ile çarpılması sonu- cunda bulunacak tutar yazılacaktır. Bu tutar, sonraki döneme devreden katma değer vergisi içindeki vergili işlemlere isabet eden kısımdır. 58 b numaralı satıra 51 ve 53 numaralı satırlarda gösterilen amortismana tabi iktisadi kıymetlere ait indirilmesi gereken vergi tutarın, 56 numaralı satırda gösterilen toplam indirim tutarına bölünmesi suretiyle elde edilecek oranın, 58 numaralı satırda yer alan sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutarı ile çarpılması sonucu bulunacak tutar yazılacaktır. NOT: iade hakkı doğuran işlemleri ve Kanunun 11 / 1-c maddesi kapsamında mal teslimleri bulunmayan mükellefler bu bölümden sonraki TABLO III, TABLO IV ve TABLO V' de yer alan kısımları doldurmayacak, TABLO VI yer alan denkleştirme tablosundaki 91 numaralı sahra geçeceklerdir. TABLO III- İade Hakkı doğuran İşlemlere Ait Vergi Bildirimi:


(59-a)-(67-a)numaralı satırlara;Katma Değer Vergisi Kanunu uyarınca iade hakkı doğuran işlemlere ait teslim ve hizmet tutarları, (59-bl-(67-b1 numaralı satırlara: bu teslim ve hizmetlere ilişkin olarak yüklenilen katma değer vergileri ayrı ayrı yazılacaktır. iade hakkı doğuran işlemlere ilişkin yüklenilen katma değer vergisi, bu işlemlerin bünyesine doğrudan giren mal ve hizmet alışana ait katma değer vergisi ile genel imal ve genel idare giderleri için yüklenilen vergilerden bu işlerine isabet eden paylar dikkate alınmak suretiyle Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerinde yer alan esaslar çerçevesinde hesaplanacaktır. 68 numaralı satıra: (59-a)-(67-a) satırlarında gösterilen iade hakkı doğuran işlemlere ilişkin teslim ve hizmet tutarların toplamı yazılacaktır. ~9 numaralı satıra: (59-b)-(67-b) satırlarında gösterilen iade hakkı doğuran işlemlere ilişkin olarak yüklenilen katma değer vergilerinin toplamı yazılacaktır. 70 numaralı satıra 58-a ve 69 nolu satırlardaki tutarların karşılığı olması sonucunda bulunacak tutar yazılacaktır. Şöyle ki, 69 numaralı satırdaki tutarın 58-a numaralı satırdaki tutardan küçük olması halinde, bu satıra 69 numaralı satırdaki tutar: büyük olması halinde ise 58-a numaralı satırdaki tutar yazılacaktır. 58-a numaralı satırdaki tutarın 70 numaralı satırdaki tutardan büyük olması halinde aradaki fark 93-a numaralı satırda gösterilecektir. 71 numaralı satır Bu satırın doldurulması sırasında 68 numaralı satırda yer alan iade hakla doğuran işlemlere ait teslim ve hizmet bedellerinin genel vergi oranı ile çarpılması sonucu bulunacak tutardan. 70 numaralı satırda yer alan meblağ düşüldükten sonra kalan tutar 58-b numaralı satırdaki tutar ile karşılaştırılacaktır. 58-b numaralı satırdaki tutarın, bu şekilde bulunacak tutardan küçük olması halinde; bu satıra 58-b numaralı satırdaki tutar yazılacak, büyük olması halinde, aradaki fark 93-b numaralı satırda gösterilecektir. 72 numaralı satıra: 70 numaralı satırda gösterilen iade hakkı doğuran işlemlere ilişkin olarak iade olunacak katma değer vergisi ile 71 numaralı satırda gösterilen ve iade hakkı doğuran işlemlerde kullanılan amortismana tabi iktisadi kıymetlere ait iade edilecek katma değer vergisini toplamı yazılacaktır. TABLO IV- İmalatçılar Tarafından İhraç Edilmek Kaydıyla İhracatçılara Yapılan Mal Teslimlerine İlişkin Tecil Edilebilecek Vergi Bildirimi IV ve V numaralı Tablolar. Katma Değer Vergisi Kanununun 1 1 / 1-c maddesi çerçevesinde mal tesliminde bulunan mükelleflerce doldurulacaktır. 73 numaralı satıra~ ilgili dönemde imalatçılar tarafından ihraç kaydıyla ihracatçılara (Dış Ticaret Sermaye Şirketleri dahil) veya imalatçı olmayanlar tarafından sadece ihracatçı Dış Ticaret Sermaye Şirketlerine katma değer vergisi tahsil edilmeden ihraç kaydıyla yapılan teslimlere ait bedel yazılacaktır. Bu tutar kesinlikle, 27 numaralı satırda gösterilmeyecektir. i 74-78 numaralı satırların: teslim bedeli kolonuna, ihraç kaydıyla yapılan teslimlere ait bedeller, oran kolonuna ise, bu bedelleri tabi olduğu oranlar küçükten büyüğe doru sıralanmak üzere yazılacaktır. Vergi kolonunda ise ihraç kaydıyla teslimlere ait bedellerin vergi oranı ile çarpıl- ması sonucu bulunacak olan vergi tutarları gösterilecektir. 79 numaralı satıra: 74-78 numaralı satırlardaki vergi tutarlarının toplamı yazılacaktır. 80 numaralı satır: bu satırın doldurulması sırasında 57 numaralı satırdaki tutar ile 79 numaralı satırdaki tutar karşılaştırılarak, 57 numaralı satırda yer alan ödenmesi gereken katma değer vergisinin 79 numaralı satırdaki tutardan küçük olması halinde, 57 numaralı satırdaki tutar; büyük olması halinde ise 79 numaralı satırdaki tutar yazılacaktır. 81 numaralı satıra: Ödenmesi gereken katma değer vergisinin tecil edilebilir nitelikteki katma değer vergisinden küçük olması halinde bu satıra tecil edilemeyen tutar yazılacaktır. 82 numaralı satıra: Kanunun 1 1 / 1-c maddesi çerçevesinde katma de- ger vergisi tahsil edilmeden yapılan satışlar nedeniyle yüklenilen katma değer vergisi tutan yazılacaktır. 83 numaralı satıra: 81 ve 82 numaralı satırlarda yer alan tutarlar karşılaştırılarak suretiyle bulunacak olan tutar yazılacaktır. Şöyle ki, 81 numaralı satırdaki tecil edilemeyen vergi tutarının 82 numaralı satırda gösterilen yüklenilen katma değer vergisi tutarından büyük olması halinde, bu satıra 82 numaralı satırdaki tutar yazılacak; 82 numaralı satırda yer alan tutarını 81 numaralı satırdaki tutardan büyük olması halinde ise bu satıra 81 numaralı satırda gösterilen tutar yazılacaktır.


84 numaralı satırda: tecil edilecek ve iade edilecek katma değer vergisi tutarları hesaplandıktan sonra telafi edilemeyen verginin kalması halinde, telafi edilemeyen tutar gösterilecektir. Bu satıra, 79 numaralı satırda yer alan ihraç kaydıyla yapılan teslimler üzerinden hesaplanan ve tahsil edilmeyen katma değer vergisinden, diğer bir anlatımla tecil edilebilir katma değer vergisinden, 80 numaralı satırda gösterilen tecil edilecek katma değer vergisi tutan ile ihracatın gerçekleştirildiği dönemde iadesi gereken katma değer vergisi tutan toplamının çıkarılması sonucunda kalan tutar yazılacak olup, söz konusu tutar ihracatın gerçekleştirildiği dönemde, 50 numaralı satırda gösterilen indirim hakkı tanınan işlemlere ilişkin önceki dönemden devreden katma değer vergisi tutarına ilave edilerek beyan edilecektir. TABLO V- İmalatçılar Tarafından ihraç Edilmek Kaydıyla İhracatçılara Yapılan Mal Teslimlerine İlişkin Terkin ve İade Edilmesi Gereken Vergi Bildirimi V numaralı tablo, Kanunun 11 / 1-c maddesi kapsamında mal satışı yapan mükelleflerce ve teslim ettikleri mallarını ihraç edilip terkin veya iade işlemlerinin yapıldığı dönemde doldurulacak, teslimin yapıldığı dönemde bu tablo doldurulmayacaktır. 85 numaralı satıra: ihraç kaydıyla teslim edilen malların Kanunun 1 1 / 1-c maddesinde belirlenen süre içerisinde ihracatının yapılıp yapılmadığının tespiti bakımından, ihraç kaydıyla teslimin yapıldığı vergilendirme dönemi yazılacaktır. Bu tablo ihraç kaydıyla satılan mallara ait ihracatın gerçekleşip, terkini iade veya 6183 sayılı kanuna göre gecikme faizi veya tecil faizi ile ödeme yapıldığı dönem beyannamesinde doldurulacaktır. Bu nedenle bir veya birkaç dönem önce ihraç kaydıyla teslim edilen malların tümünün ayrı dönemde ihraç edilmiş olması halinde, 85 numaralı satır yatay olarak ikiye veya üçe ayrılarak, malların ihraç kaydıyla teslim edildiği dönemler sırasıyla yazılacaktır. 86 numaralı satıra: vergisi beyannamenin ait olduğu dönemde terkin edilen veya 6183 sayılı Kanuna göre gecikme zammı veya tecil faizi ile ödenen ihraç kaydıyla teslimlere ait bedeller yazılacaktır. 87 numaralı satıra: ihraç kaydıyla teslimin yapıldığı vergilendirme döneminde yapılan hesaplamalar sonucunda tecil edilen ve ihracatın gerçekleşmesi nedeniyle iade için gerekli olan belgelerin ibrazı şartıyla bu dönemde terkin edilen vergi tutan yazılacaktır. 88 numaralı satıra: ihraç kaydıyla teslimi yapıldığı vergilendirme döneminde yapılan hesaplamalar sonucunda, ihracatın gerçekleştirildiği dönemde iade edilecek katma değer vergisi olarak ilgili dönem beyannamesinin 83 numaralı satırında beyan edilen ve ihracatın gerçekleşmesi nedeniyle gerekli belgelerin ibrazı suretiyle iade olarak alınan tutar yazılacaktır. 89 numaralı satıra: Katma Değer Vergisi Kanununun 1 1 / 1-c maddesi gereğince ihraç kaydıyla teslim edilen malların teslim tarihi takip eden aybaşından itibaren 3 ay içerisinde ihraç edilmemesi halinde, teslimin yapıldığı vergilendirme döneminde tecil edilen katma değer vergisinin, tahakkuk ettirildi~i tarihten itibaren 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen gecikme zammının % 50 fazlası ile birlikte ödenmesi gerektiğinden, bu şekilde ödenen katma değer vergisi tutan yazılacaktır. 90 numaralı satıra: ihraç kaydıyla teslim edilen malların, teslim tarihini takip eden aybaşından itibaren 3 ay içerisinde mücbir sebepler nedeniyle ihracatının yapılmaması halinde teslimin yapıldığı vergilendirme döneminde tecil edilen katma değer vergisinin tecil edildiği tarihten itibaren 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinden, bu şekilde ödenen katma değer vergisi tutan yazılacaktır. NOT: Farklı dönemlerde ihraç kaydıyla teslim edilen malların ihracının aynı döneme rastlaması halinde; - 86 numaralı satıra, ihraç kaydıyla yapılan teslimlere ait bedeller toplamı, - 87 numaralı satıra, terkin edilen vergiler toplamı, - 88 numaralı satıra, iade edilen vergiler toplamı, - 89 ve 90 numaralı satıra, 6183 sayılı Kanuna göre tecil faizi ve- ya gecikme zammı ile birlikte ödenen vergiler toplamı yazılacaktır. TABLO VI: Denkleştirme Tablosu iade hakkı doğuran işlemler ve/veya tecil-terkin kapsamında mal tesliminde bulunan mükellefler, diğer tabloları doldurduktan sonra bu tabloyu dolduracaktır. Bu işlemleri


bulunmayan mükellefler ise TABLO III, TABLO IV ve TABLO V 'de yer alan bölümleri doldurmadan doğrudan bu tabloyu düzenleyeceklerdir. 91 numaralı satıra: ilgili dönemde tecil-terkin kapsamında satış yapan mükelleflerce, tecil işlemine rağmen ödenmesi gereken katma değer vergisi çıkması halinde, tecil edilecek vergiden arta kalan tutar bu satıra yazılacak, bu kapsamda satış yapmayan mükelleflerce 57 numaralı satır- daki tutar, aynen bu satıra aktarılacaktır. 92 numaralı satıra: daha önce 72 numaralı satırda iadesi gereken katma değer vergisi olarak gösterilen tutar aynen yazılacaktır. 93 numaralı satıra: 58 numaralı satırda gösterilen sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutarından, iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle yüklenilen ve iadesi gereken katma değer vergisi olarak 72 numaralı satırda gösterilen katma değer vergisinin düşülmesinden sonra kalan tutar yazılacaktır. 93-a numaralı satıra: 58-a numaralı satırda gösterilen vergili işlemlere ait sonraki döneme devreden katma değer vergisinden, iade hakkı doğuran işlemlere ilişkin olarak iade edilecek olan vergilerin düşülmesinden sonra kalan fark tutar yazılacaktır. 93-b numaralı satıra: 58-b numaralı satırda gösterilen sonraki döneme devreden amortismana tabi iktisadi kıymetlere ilişkin katma değer vergisinden, iade hakkı doğuran işlemlerde kullanılan amortismana tabi iktisadi kıymetlere ait olup, bu dönemde iade edilecek katma değer vergisinin düşülmesinden sonra kalan tutar yazılacaktır. TABLO VII: Savunma Sanayi Destekleme Fonu ile Toplu Konut Fonuna Ait Bildirim: 94 numaralı satıra 2634 sayılı Kanuna göre talih oyunlarını işleten müesseselerin bu faaliyetleri ile ilgili olarak elde ettikleri gayri safi hasılattan % 30 oranında ayrılacak tutar yazılacaktır. 95 numaralı satıra: 94 üncü satırda gösterilen tutarını % 50'si yazılacaktır. 96 numaralı satıra: 94 üncü satırda gösterilen tutarın % 50'si yazılacaktır. 97 numaralı satıra: a) Spor Toto' dan elde edilen hasılattan, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü payı olarak ayrılan kısmın % 30'u, b) Spor Loto' dan elde edilen hasılattan, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü payı olarak ayrılan kısmın % 60'ı, c) 1473 sayılı Kanuna göre ayrılan pay, yazılacaktır. TABLO VIII- Beyannameye Eklenecek Belgeler Bu tabloda sayılan belgeler, beyannamedeki bilgilerin doğruluğunun tespiti açısından vergi dairesince yapılacak ön incelemelerde kullanılacağından, mükelleflerin yaptıkları işin özelliğine göre eklemeleri gereken belge hangileri ise bu belgeler mutlaka beyannameye eklenecektir. Beyannamenin yukarıda açıklandığı şekilde doldurulmasından sonra, hangi sıfatla verildiği ilgili bölümde (x) işareti ile işaretlendikten sonra, gerekli damga pulu da yapıştırılmak ve imzalanmak suretiyle vergi daire- sine verilecektir. Beyannamenin serbest muhasebeci veya serbest muhasebeci yeminli mali müşavir tarafından düzenlenmiş olması halinde, beyannameyi düzenleyen kişiye ait bilgiler kısmını da ayrıca doldurulması gerektiği tabiidir.


MUHASEBE HAFTASI GELENEKSELLEŞMELİDİR

YAYIN KURULU Bir ülkenin ekonomik kalkınmışlığı o ülkede ekonomi ile ilgili kurum ve kuruluşların karar organında yer almasına bağlıdır. Ülkemiz, günümüz gelişmiş toplumlarına çağdaş, demokratik, örgütü ve deneyimli kurumlarla yetişmek zorundadır. Ülkemizde Muhasebe ve Denetleme mesleğinin yasal düzenlemeye kavuşturulması çabaları çok eski olmasına rağmen ancak 1 Haziran 1989 tarihinde TBMM'ne önerilip 13 Haziran 1989 tarihinde yürürlüğe giren 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile yasallığa kavuşmuştur. Her ne kadar meslek yasamız dünyadaki benzerlerinden yaklaşık yüz yıl sonra da olsa, çıkmış olması olumlu bir adımdır. Ancak istediğimiz anlamda mesleki, sosyal, kültürel ve örgütsel düzenlemeyi sağlayamamıştır. 3568 Sayılı Meslek yasamızın düş kırıklığına neden olmaması, meslek mensuplarının gönül ve eylem birliğine bağlıdır. İşte bu düşüncelerle Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirleri bir araya getirmek, mesleki sorunları en ince detaylarına kadar toplumun tüm kesimlerince tartışılmasını sağlamak üzere 1-7 Haziran günlerini Muhasebe Haftası olarak ilan ettik. Bu geleneğin önümüzdeki yıl ve yıllarda daha güzel ve daha görkemli olarak devam etmesi en büyük dileğimizdir. Ülkemizin Avrupa Topluluğu'na girme çabaları ve bu Topluluğa uyumun tartışıldığı bir ortamda, başta Anayasamız olmak üze- re tüm yasalarımızın Topluluğa üye ülkelerin yasaları ile ne oranda uyum sağladığı sorusunun, en ince detaylarıyla toplumun tüm kesimlerince tartışılmasını sağlamaya çalıştık. Burada amacımız yeni yasa taslakları hazırlamak değil, olumlu ve özgür ortamlarda görüş alış verişi sağlamak, böylelikle Muhasebe Meslek yasamım ile meslek mensuplarımızın genel sorunlarının düşünsel temelinin oluşumuna katkıda bulunmaktı. Bunu da mesleğine ve mesleki sorumluluklarına her zaman sahip çıkan Muhasebe mesleğinin onurlu ve sabırlı temsilcileriyle el ele başardık. Muhasebe Haftası'na 1 Haziran 1991 Cumartesi günü sabah saat 10'da Taksim Atatürk Anıtına çelenk konulmasıyla başlandı. Ardından İstanbul Sheraton Oteli Balo salonunda yapılan "Anayasa' da Ekonomik ve Sosyal Hayatın Düzeni" paneli ile devam edildi. Panelin oturum başkanlığını Türkiye S.M.M.M. ve Y.M.M. Odaları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı sayın Arslan Başer Kafaoglu yaptı. Prof. Dr. sayın Aydın Aybay, Prof. Dr. sayın S. Sulhi Dönmezer ve Doç. Dr. sayın Bülent Tanör panelist olarak katıldılar. Panelistlerin konuya hakimiyetleri, konuyu güncelleştirmeleri ve sunuşları, dinleyicilerin panelistleri dikkatleri sevindiriciydi. Dileğimiz bu gibi etkinliklere meslektaşlarımızın daha çok katılımıdır. Muhasebe Haftasının ikinci etkinliği 4 Haziran 1991 Salı günü Rumeli Hisarı Açık Hava Tiyatrosunda gerçekleştirilen Müzik- Eğlence Şöleni idi Bu şölene folklör, Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği 11e hatif batı müziğinin seçkin sanatçıları olan Kamil Sönmez Nuray Hafiftaş, Gönül Yazar, Gökben, Nurcan Eren, Gülten Evren katıldılar. Sunuculuğu ise Fatih Mühürdar yaptı. üç binin üzerinde meslek mensubumuz, eşleri ve çocukları ile coşkulu bir gece yaşadı ve eğlendiler.


Muhasebe Haftasının son etkinliği 6 Haziran Perşembe günü Levent Spor Yazarları Derneği Lokalinde, meslektaşlarımızın coşkulu ve samimi katılımı ile gerçekleştirilen kapanış kokteyli oldu. Siz, muhasebe mesleğinin üretken, katılımcı ve,onurlu mensuplarıyla her gün daha iylye daha güzele gideceğimize inanıyoruz. · Muhasebe işletmenin namusudur. · En iyi ekonomistler muhasebecilerdir. · Hala ruhsat bir muhasebeciniz yok mu? · Değerli Vergi Mükellef Ucuz defter tutturacağım diye bugün kâr edip yani büyük zarara uğramayın · Verimlilik, düzgün ve dürüst muhasebeden geçer. · Her şey insan için, her şey meslek onuru için.


DANIŞTAY KARARLARI VE MEVZUATTAKI DEGIŞIKLIKLER Yaşar KIZILKUM S.M.M.M. DANIŞTAY KARARLARI 1. Ödevlinin bilinen adreslerinin tümünde aranmadan, ilân tebliğgat yoluna gidilemeyeceği hk. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1978/ 1525, Karar No: 1978/ 3103, Karar Tarihi: 24.10.1978) 2. a) Satışların tamamının faturalı olmasının ortalama kâr haddi esasının uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği hk. b) Gerçek usuldeki mükelleflere yapılan satışlara ortalama kâr hadlerinin uygulanmayacağı hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1975/27G9, K. No: 1977/97, Karar Tarihi: 12.1. 1977) 3. İşyeri kirasının yüksek oluşunun kâr düşüklü~üne neden olduğu hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1973/4600, K. No: 1975/ 1 13, Karar Tarihi: 15.1.1975) 4. Tasfiyeye gidilmesini, kazançtaki düşüklüğün izahına yeterli olduğu hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1975/ 1517, K. No: 1976/461, Karar Tarihi: 26.2.1976) 5. Sahibi bulunduğu birden fazla konutu kiraya veren mükellefin, kira ile oturduğu konutun kirasını kendi konutlarından sadece birisinin kirasından düşebileceği hak. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1976/ 1753, K. No: 1976/2474, Karar Tarihi: 27.10.1976) 6. Trafik ve kasko sigortaları primlerinin ödendiği yıl gider yazılacağı hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1977/59, K. No: 1977/2138, Karar Tarihi: 9.9.1977) 7. a) Yangın sigortası bedelinin istendiği yılın giderleri arasında gösterilmesi gerektiği hk. b) Satın alınan kamyon için ödenen Taşıt Alım Vergisinin gider yazılamayacağı ve maliyete ilavesi gerektiği hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1979/683, K. No: 1979/ 1673, Karar Tarihi: 6.6.1979) 8. Özel inşaatlarda çalışan işçilere yapılan ücret ödemelerinin kesintiye tabi olmadığı hak. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1978/434, K. No: 1978/ 1677, Karar Tarihi: 18.5.1978) 9. Serbest meslek erbabını bu faaliyete başlamadan önceki aylara ilişkin ücretlerinin yıllık beyannamede birleştirilmeyeceği hk. (Danıştay 4.Daire,E.No:24.4.1975.K.No:1975/1461.Karar Tarihi:24.4.1975) 10. İşçi çalıştırılmadığının ve ücret ödenmediğinin saptanması halinde, kesinti yapılıp muhtasar beyanname verilmesine gerek olmadığı hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1976/2357, K. No: 1977/ 1 1 1, Karar Tarihi: 13.1.1977) 11. Serbest meslek faaliyeti karşılığında nakden ödemede bulunulmasının kesinti yapılabilmesinin şartı olduğu hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1977/833, K. No: 1978/ 154, Karar Tarihi: 23.1.1978) 12. Pişmanlıkla verilen beyannamede zarar gösterilmesi veya matraha vergi isabet etmemesi hallerinde başkaca takdir nedeni olmadan re' sen takdire gidilemeyeceği hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1979/ 1872, K. No: 1979/[3192, Karar Tarihi: 26.1 1.1979) 13. Defter tutmada sınıf değişikliği için alış ve satış tutarlarından herhangi birisinin aşılmasının yeterli olduğu hk. (Danıştay 4. Daire, E. No: 1974/2544, K. No: 1975/ 1475, Karar Tarihi: 24.4.1975) MEVZUATTAKI DEGIŞIKLIKLER 1. Turizmi Teşvik Kanunu'nda değişiklik yapılmış ve ayrıca iki ek madde eklenmiştir. Buna göre, Turizm Belgeli yatırım ve işletmeler elektrik, gaz ve su ücretlerini o bölgedeki sanayi ve meskenlere uygulanan tarifelerden en düşüğü üzerinden öderler.


(Resmi Gazete Tarihi: 6.6.1991, Sayı: 20893) 2. 1991 / 1 sayılı ihracatı ve Döviz Kazandırıcı Faaliyetleri Teşvik Tebliği'nde değişiklikler yapıldı. (Resmi Gazete Tarihi: 14.6.1991, Sayı: 20901) 3. İhracat istisnası için gerekli asgari ihracat tutarları 1992 yılı için aşağıdaki şekilde tespit edildi. KVK Md. İstisnanın Konusu 1991 ve 1992 için Uygulanacak İstisna oranı No Uygulanacak Asgari 1991 1992 İhracat Tutarı 8/6 Sanayi Ürünleri ihracatı 250.000 ABD Doları %16 %14 veya eşdeğeri yabancı para 8/7 Yaş meyve,sebze,kesme çiçek, Sıfır %16 %14 süs bitkileri ile bunların tohum ve fideleri ve su ürünleri ihracatı 8/8 Dış Navlun Sıfır %16 %14 Hasılatı (Resmi Gazete Tarihi: 28.6.1991 Sayı: 20913) 4. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 4. maddesindeki istisna rakamları arttırıldı. Ölenin menkul ve gayrimenkul mallarından alınacak Veraset ve İntikal Vergisi'ndeki istisna tutan; Fürug ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinin 10 milyon TL' sı füruğ bulunmaması halinde, eşe isabet eden miras hisselerinin 20 milyon TL' sı , İvazsız surette vaki intikallerin ve Para ve mal üzerine ter- tip ve keşide olunan alelumum piyango ve kuralarda kazanılan ikramiyelerin 250.000 TL"sı istisnadır. Bu istisna rakamları 29.6.1991 tarihinden itibaren geçerlidir. (Resmi Gazete Tarihi: 29.6.1991, Sayı: 20914)

Malicozum5  
Malicozum5