Page 1


I.S.M.M.M.O.'NIN 2. OLAĞAN GENEL KURULU Yahya ARIKAN I.S.M.M.M.O. Başkanı 25 Mayıs 1991 Cumartesi günü Odamızın 2. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Genel Kurula 7138 üyeden 663'ü katıldı. Katılımın beklenenin bir hayli altında olmasına rağmen, İstanbul'umuza yaraşır, seviyeli bir genel kurul yapıldı. Katılan meslektaşlarımızın eleştiri ve önerileri, Odamızın ve Yönetim Kurulumuzun 2. dönem çalışmalarına katkı sağlayacağı inancıyla, Yönetim Kurulumuzun çalışmalarını ibra eden tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu yazımda Yönetim Kurulumuzun birinci yılında yapmayı hedeflediği konulardaki başarı ve başarısızlıkla ile ikinci yılda yapmayı hedeflediği konuları Genel Kurula katılamayan üyelerimize de aktararak, mesleğimiz adına getireceğiniz öneri ve üretkenliklerinizi beklediğimizi belirtmek istiyorum. . BİRİNCİ YILDA 1- Oda binamızı Galatasaray'dan Şişli' ye taşıyıp, sizlere yaraşır bir şekilde donatarak çalışmalarımıza başladık. 2- 23 ilçede; Odamız' la meslek mensupları arasında iletişim kurmak, yetkisiz çalışanları tespit etmek ve Oda üyesi olanların eksiklerini düzeltmek için temsilcileri oluşturduk. 3-Aşağıdaki ihtisas komisyonları oluşturulmuştur a) Mevzuat Komisyonu b) 3568 sayılı Yasa Komisyonu c) Staj ve Sınav Komisyonu d) Ücret Tarifelerini Hazırlama Komisyonu; Odamız tarafından bastırılan asgari ücret tarifesi bu komisyonun ürünüdür. e) Meslek Eğitim Komisyonu: Bu komisyonumuzun proğram çerçevesinde; ea) İşletmelerde dönem sonu işlemleri semineri eb) Gelir ve Kurumlar vergisinde muafiyet ve istisnalar semineri ec) Gelir vergisi beyanname düzenleme semineri ed) Kurumlar vergisi beyanname düzenleme semineri gerçekleştirilmiştir. Gerek komisyon çalışmaları, gerekse meslektaşlarımızın, panel ve seminer gibi etkinliklere katılımı istenen düzeyde gerçekleşmemiştir. 4- Sizlere Odamız ve mevzuat ile ilgili pratik bilgileri aktarmak için 10 adet bülten gönderdik. 5- Mesleki politikaların tartışılacağı aylık yayın organımız olan Dergi 'yi çıkardık. Bu dergi, Oda üyelerinin dışında, 500'e yakın protokole gönderilmektedir. Türkiye'nin gündeminde yer alabilecek bir dergi olabilmesi sizlerin yazılarınızla gerçekleşecektir. 6- Kamuoyunun gündeminde olabilmek, muhasebeciler olarak "Türkiye ekonomisinde bizler de varız" düşüncesiyle, "Atatürk ve Ekonomi" konulu paneli düzenledik. 7 Sözleşme ve ücret levhalarının basımını gerçekleştirdik. 8- serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Eğitim Kursunu açtık. 15 arkadaşımızın 12'si kursu başarıyla tamamladılar. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir sınavına İstanbul'dan 15 kişi katıldı; 8 kişi sınavı kazandı. Sınavı kazanan 8 kişi kursunuzu başarıyla tamamlayan arkadaşlarımız idi. 9- Odamızın kuruluşunun 1. yıldönümü balosunu gerçekleştirdik. Balomuza İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Prof: Dr. Nurettin Sözen, İstanbul Milletvekili Yüksel Çengel, Silivri Belediye Başkanı Selami Değirmenci, Odalar Birliği Başkanı Kamil Büyük mirza, Yönetim Kurulu Üyeleri; Arslan Başer Kafaoğlu, Yılmaz Uçak, Nejat Koyuncu, Ziya Disanlı, Mehmet Öktem, Nalan Akdoğan ile, İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası Başkanı Sezai Onaral, Bursa Oda Başkanı Şahin Gençay, Edirne Oda Başkanı Sabri Taşkın, Çanakkale Oda Başkanı Ali Arıkan ve Yönetim Kurulu üyesi Mim Kemal Ertuğrul, Kırklareli Oda Başkanı Yaver Aydın, Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Genel Başkanı M. Necip Özer katıldılar.


10- Muhasebe meslek Odaları ile diyalog kurarak İstanbul, Samsun, İçel ve İzmir'deki bölge toplantılarına katıldık. 11- İstanbul'daki diğer meslek odaları ile oluşturulan koordinasyon kurulunun sekreteryasın da yer aldık. 12- Bizce bir yıllık uğraşımızın en önemli yanı, mesleğimizin kamuoyunda yer edinebilmesi, her şeyden önemli geliyordu. Bunun için profesyonel bir basın ajansı ile çalışılmıştır. Bugüne kadar basında toplam dört sayfayı bulan haberlerimiz yayınlanarak, meslek odaları içerisinde İTO ve İSO'dan sonra üçüncü sırada yer almıştır. 13-Odalar Birliğince oluşturulan yönetmelikler komisyonlarında Odamız aktif görev almasına rağmen, Odalar Birliğindeki yönetim sıkıntısından dolayı, hepimizi yakından ilgilendiren yönetmeliklerle ilgili sorunlarımız çözümlenememiştir. İKİNCİ DÖNEMDEKİ HEDEFLERİMİZ: 1- Yönetmelikler Genel Kurulunun en kısa zamanda yapılmasını ve mesleki sorunlarımızın belli bir kısmının çözümlenmesini sağlamak. 2- Yasadaki; a) 4. maddenin (d bendinde "affa uğramış olsalar dahi" ibaresi düşünce suçlarını ayırarak yeniden düzenlenmelidir, b) 35. maddede 9 kişilik birlik yönetim kurulunun oluşumunda 5/4 oranı kalkmalıdır, c) Geçici 3. maddenin (c) bendindeki 10 milyarlık aktif toplam şartı kaldırılmalıdır. gibi antidemokratik maddeleri ve eksik maddelerin düzeltilmesinde takipçi olacağız. 3- Aşağıdaki komisyonlar yeniden oluşturularak mesleğimize ivme kazandırılacaktır. a) Mevzuat b) Mesleki eğtim c) Staj ve Sınav d) Temsilci raporlarını değerlendirme e) Halkla ilişkiler Sosyal, eğitsel ve kültürel faaliyetler Ücret tarife komisyonu 4-Genel Kurulca kabul edilen iç yönetmelik gereği a) Temsilciliklerin yeniden oluşması, b) Danışma meclisinin oluşması 5- Yetkisiz çalışmayı önlemek 6- Serbest Muhasebeci Mali Müşavir eğitim kursunu yeniden açmak. 7- Ekim ayında başlamak üzere İstanbul genelinde ve bölgeler bazında seminer, söyleşi, panel, forum, açık oturum gibi toplantılar düzenlemek. 8- Matbuat olarak aşağıdakileri gerçekleştirmek; a) Adres fihristi b) Eğitim kitapçıkları 9- Üyelerimizin acil ihtiyaçlarından biri olan kimlik, bu dönem sizlere ulaştırılacaktır. 10- Sosyal tesis binaları; a) Danışma meclisi ve komisyonlar binası b) Lokal c) İstinye'de yapılacak kompleksin proje ve temelinin atılışı. 11- Odamızın 2. yıldönümü balosunu gerçekleştirmek. 12- 2. Muhasebe Haftası ile ilgili ön hazırlıkları: programlamak. 13-TRT, Basın ve demokratik kitle örgütleriyle daha sıkı ve daha çok diyalog kurmak. Sevgili Meslektaşlarım, 60 senenin biriken sorunlarını, yasanın eksik ve antidemokratik hükümlerinin düzeltilmesi süreci sizlerin mesleğimize sahip çıkmanıza bağlıdır. · Oluşturduğumuz komisyonlara yazılı önerilerde bulunarak,


· · · ·

Dergimize yazı yazarak, Kaçak çalışanlara karşı mücadelede çözüm üreterek, Mesleki geleneklerimizin oluşmasını sağlayarak, Düzenlediğimiz etkinliklere katılımı arttırarak, bu süreç kısalacaktır.


MESLEK ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRASİ MÜCADELESİ Meslek örgütlerinin birer "uydu" örgüt durumuna getirilmesini bizler kabul edemeyiz. Bunu kabul etmek, ülke sorunlarından kendimizi soyutlamak demektir ki, bunun en açık ifadesi yurtseverlikten uzaklaşmaktır.

Mehmet DOMAÇ Istanbul Eczacı Odası Başkanı "Kitle örgütleri nasıl güçlü bir konuma sahip olabilir?" sorusuna bir yanıt aramak gereksinimi içindeyiz. Artık sonuçlarla uğraşmak değil, sonuçları tersine çevirmek çabaları değil, tam karşıtı taleplerimizin, beklentilerimizin "alternatif politikalar" biçimine ulaşması için, kanımızca önce örgütlenme modelimizi eleştirmek ve yapılandırmak zorundayız. Öncelikle şunu belirtmeliyiz: Yargıç Dr. Recai Seçkin' in de duyarlılıkla üzerinde söz ettiği gibi; Anayasasında insan haklarına saygılı cumhuriyet, "demokratik cumhuriyet", "hukuk devleti" ilkelerini ilan etmiş bir ülkede ki 1982 Anayasasının 2. maddesinde bu ilkeler açıkça ilan edilmiştir.135. maddede yer alan, kuruluşların "siyasetle uğraşamayacakları" yolundaki hükümleri, bu anayasal ilkelerin taşıdığı anlamların asgarisi ile dahi bağdaştırmak mümkün değildir. Böyle olunca, "bir demokraside ve insan haklarına saygılı bir Hukuk Devletinde" meslek kuruluşlarının "kendi alanlarında ve amaçlarına ilişkin konularda" ve "toplumun tümünü ilgilendiren konularda" bile görüş ve tercihlerini dile getirmelerinin yasak bir eylem sayılabilmesi düşünülemez Çağımızda yasal baskı grupları olarak, demokrasinin yozlaşıp halkın zararına işleyen bir mekanizmaya dönüşmesini önleyici kurumların başlarında sayılan bu kuruluşlar, kendi amaçları doğrultusunda, ya da toplumun tümünü ilgilendiren genel sorunlarda dahi görüş ve tercihlerini bil- diremiyorlarsa, ülkemizde "demokrasinin asgarisinin", "insan haklarına saygının asgarisini ve Hukuk Devleti ilkesinin asgarisinin var olduğunu kabul edebilmek kesinkes olanaksızdır. "Demokratiklik", "insan haklarına saygılılık" ve "Hukuk Devleti olma" deyimlerinin bir anayasanın hem de Cumhuriyetin niteliklerini belirten ana maddesine, "süs olsun diye konulduğunu" düşünmek, her türlü anayasa, hukuk ve devlet anlayışına ters düşer. İster tek tek bireyler olsun, ister meslek örgütleri olsun, bunların "siyasetin" dışında düşünmek, insanların temel yapısına ve örgütlerin anlamına ters düşen bir durumdur. Çünkü eğer toplum söz konusu ise, eğer sosyal toplumsal yaşam söz konusu ise, şu ya da bu rejim, eğer bir yönetim mekanizması söz konusu ise, siyaset de söz konusudur. Fakat meslek örgütlerin birer "uydu" örgüt durumuna getirilmesini bizler kabul edemeyiz. Bunu kabul etmek, ülke sorunlarından kendimizi soyutlamak demektir ki, bunun en açık ifadesi yurtseverlikten uzaklaşmaktır. Meslek örgütleri birer uzman kuruluşlardır. Kendi uzmanlık alanında düşünce üretmek, varolana karşı çıkmak, asli görevlerdendir. Peki, bunları yerine getirmek, siyasi terim, kavram, eylemlerden soyutlanarak nasıl gerçekleşir? "Bugün ülkemizde ilaç sorunu vardır. Fiyatlar çığ gibi büyüyor. Avrupa'daki bir çök eşdeğer ilaçtan daha pahalı bizdeki bazı ilaçlar, çünkü tekeller belirliyor ilaç alanının koşullarını" dediğimizde, siyaset mi yapmış oluyoruz? Elbette. Çünkü son derece doğal ve doğrudur. Sorunu başka türlü nasıl anlatabiliriz ki? Toplum bilimsel bir gerçektir bu. Yasalar, ya da Tiranların hükmüyle bilimsel doğru tersine çevrilebilir mi? Bilimsel ve hukuksal doğrular konusunda şöyle diyor Prof. Muammer Aksoy bir yazısında: "Meslek örgütleri, Anayasanın açıkça yasaklamadığı (ne yasaklamayacağı) her araçla, görüşlerini duyurmakla yetkili ve


görevlidirler. Ve baskı grupları, iktidarların. alkışçısı ve meddahı olmak durumunda da değildirler. Tam aksine iktidarların dalkavuğu durumuna düşen meslek kuruluşlarının yöneticileri; hem mesleksel ve kişisel haysiyetlerini ayaklar altıma almazlar; hem de `demokrasinin soysuzlaşmasına', hatta `kokuşmasına' neden olurlar." Madalyonun öbür yüzüne de bakarsak; 1982 Anayasası'nın antidemokratik hükümleri kaldırılmalıdır derken, bunun ötesinde bir düşünce üretimine gereksinim bulunduğunu da belirtmek durumundayız. Fakat, açıkça söylemeli. Bu alternatifler getirmek çabası içinde olamadık tümüyle. Meslek örgütlerinin bunu bütünüyle sağladığını ne oranda söyleyebiliriz? Sadece taslaklara, tasarılara, kararnamelere, yasaklara yani yaptırımlara karşı olmak, sorunlara bütünüyle çözüm getirebiliyor mu? Yani bunların karşısına çıkacak "altematif yaptırımlara ihtiyacımız var. Bunu meslek alanları için olduğu kadar. halkımız ve ülkemiz çıkarılan için de gerçekleştirmeliyiz. "Alternatif çözüm önerileri" nasıl yaratılır? sorusunu burada sormak gerekir. Meslek örgütlerinin tek tek kendi tabanında ve meslek birliğinin yine kendi örgüt tabanında "talepler" doğurmaya elverişli koşulların hazırlamak birinci adımdır. Çünkü "talepler" söz konusu değilse, "beklenenler" de yoktur demektir. Eğer tabanın beklentilerinden söz edilemiyorsa, "sorunlardan" sorunların gün ışığına çıkarılmasından Cazla umutlanmamak gerekir. Çünkü insanlar, önce kendilerinde bir ihtiyacın varlığını hisseder. Bu ihtiyacın karşılanmadığını görünce bir "beklenti" içine girer. Giderek, "beklenti", "talep" etmeye dönüşür. Böylece o konudaki sorun ortaya çıkar. Sorun doğru olarak saptanırsa, çözümü için öneriler ve arayışlar başlar. Örgütler ve üst örgüt önce kendi içinde demokrasi koşullarını oluşturmalıdır. Yoksa Örgütler birer "aygıt", birer "araç" olmaktan kendilerini kurtaramazlar. Bu konuda düşünce üretmede ve pratik çalışmada, herkes için yer aldıkları örgütlerde demokrasi koşullarını oluşturmak başta gelen bir görev olmalıdır.


DENETIM STANDARTLARI

Arslan Başer KAFAOĞLU 'Türkiye S.M.M.M. ve Y.M.M. Odaları Birliği Başkan Yardımcısı 20-24 Nisan günleri arasında Kıbrıs'ta Girne yakınlarında yapılan XII. Muhasebe Eğitimi Sempozyumunda Avrupa Topluluğunca kabul edilmiş Sekizinci Yönerge üzerinde, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinden Prof. Dr. Alparslan Peker bir tebliğ verdi. Tebliğde AT'nin Sekizinci Yönergesi ile ülkemizdeki uygulamalar tartışılmaktaydı. Peker konuya şöyle giriyor: "Bilindiği gibi Sekizinci Yönerge AT ülkelerinde bağımsız denetim ilkelerine ve hukukuna bir standardizasyon getirmektedir. ÜIkemizde ise yakın zamanlara kadar `bağımsız denetim" hukuksal bir yapıya ulaşamamıştır. Ancak 1987 yılı başlarından bu yana adeta parça parça oluşan bir hukuksal yapı ortaya çıkmıştır. Bu gelişme süreci nedeniyle bugün Türkiye'de `bağımsız denetim' olarak adeta birbirimizden de bağımsız üç tür örgütlenmeden bahsetmek mümkündür. Bunlar kabul edilmiş oldukları tarihe göre, 3098 sayılı Bankalar Yasasına dayalı bağımsız denetim kurumu ve denetçiler, 2499 sayılı SPK yasasına dayalı Sermaye Piyasası Kurulunun bağımsız denetim kurumu ve denetçileri, ve nihayet 3568 sayılı yasa ile getirilen Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik mıüessesesidir. Özellikle 3568 sayılı yasanın çıkmasından sonra toparlanan ve mesleğin standartları açısından `birlikte doğru gidiş süreci başlatılmıştır." Aslında Sayın Peker'in dedikleri doğru olmakla birlikte, gerek Banka denetimini düzenleyen Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ve gerekse SPK düzenlemesinin yöneticisi durumundaki Sermaye Piyasası Kurulu, çıkardıkları son tebliğlerle denetim yapacak kişilerin 3568 sayılı yasanın öngördüğü nitelikleri zorunlu kılmışlardır (SPK' nırı 9 Mart ve Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının 6 Mayıs 1991 günlü Resmi Gazetelerde yayınlanan tebliğleri bu konuda açıktır). Ne var ki, gerek 3098 sayılı yasaya göre konulmuş denetim ve gerekse 2499 sayılı yasaya dayalı denetimde bir "kurumlaşma" yani şirket haline geline zorunlu kılınmaktadır. Bu girişten sonra Peker, bizdeki oluşum ile AT' nin 8. Yönergesinin öngördüğü denetim standartlarını şöyle karşılaştırıyor: A Denetim Anlamı ve Kapsamı Açısından Karşılaştırma "Denetimin anlamı ve kapsamı açısından gerek Türkiye'deki üç uygulama arasında ve gerek Sekizinci Yönerge' deki `denetim' anlayışı i1e diğerlerinin herhangi biri arasında tam bir beraberlik yoktur. Bir bakıma, Sekizinci Yönerge 'de sözü edilen denetimin Türkiye de de üç ayrı kurumun öngördüğü denetimlerin kısmi bir sentezi sayılabileceği söylenebilir." Sayın Peker bu konuda; "Sekizinci Yönerge' de Bağımsız Denetimden neyin kastedildiği belli: `hesaplanın denetlenmesi ve yönetim raporlan ile bu raporların dayandığı hesaplar arasında mutabakat arama' (Madde 1, Bölüm 1). Aynı maddede denetimin Topluluk mevzuatınca zorunlu görülen ölçülerde yapılacağı vurgulanıyor Buna karşılık Türkiye'deki uygulama şöyle özetleniyor: "... 'Türk uygulamasında biri SPK ve Bankalar bağımsız mekanizmasının, diğeri 3568'in getirdiği olmak üzere denetim faaliyetleri(nin) ... iki ayrı grupta" toplanabilir. 1) SPK ve Bankalar Yasasına göre denetimler zorunludurlar. Ancak her ikisi de yalnız belirli durumdaki kuruluşları ,(SPK' da menkul değerleri Borsa' da işlem gören firmalar yatırım fonları ve aracı kurumlar; Bankalar denetçiliğinde ise bankalar) konu olmaktadır. 2) 3568'in getirdiği denetim esas itibariyle "ihtiyaridir". Fakat istekte bulunan tüm kuruluşları kapsar. Burada Sayın Peker'in bir kanısını da buraya almada yarar var:


"Yeminli mali müşavirlere verilen 2/A b ve c' deki görevler, onları da tam olarak bağımsız denetçi niteliğine kavuşturmaktadır. Yalnız bu niteliği verirken, 3568'in koyduğu standartlar hem AT'nin Sekizinci Yönergesindeki standartlardan ve hem de Türk uygulamaların içinde yer alan diğer bağımsıza denetçiler (SPK ve bankalar bağımsız denetçileri) için konan standartlardan çok yüksek düzeyde kalmaktadır." B- Denetçi ve Denetim Kurumlan Açısından Karşılaştırma Bu konuda da Peker'in vardığı yargıyı buraya aynen almakta yarar görmekteyiz: "Yukarıdan bu yana yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bağımsız denetim konusunda ülkemizde birbirinden ayrı üç kurum ve uygulama olduğu söylenebilir. Bununla beraber bu dağınık durumun giderilmeye çalışıldığı, daha başlangıçtan itibaren gözlenmektedir. Bu cümleden olarak 2499'a ve 3098'e göre kurulmuş denetim firmaları arasında çalışma sahalarının birleştirilmesi çabaları görülmektedir. Örneğin, 2499'a göre kurulmuş bir " `bağımsız denetim şirketi ' nin faaliyete geçmesi için SPK' ya müracaat etmesi ve listeye alınması yeterlidir. Ancak aynı şirket Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığına müracaat etmişse `bankalar bağımsız denetim firması' olarak da faaliyet gösterebilir" "Aynı şekilde, SPK'nın 13/ 12/ 1987 tarihli tebliğinde madde 9 . paragraf 2'de belirtildiği gibi `bankalar bağımsız denetim kurumları' SPK'nın belirlediği denetim standartlarına uymak koşuluyla SPK'ca bağımsız denetim ile görevlendirilebilirler." "3568 sayılı yasanın çıkmasından sonra meslekte bir bütünleşmeye doğru daha da belirgin bir şekilde gidildiği gözlemlenmektedir. Bu konuda, Maliye Bakanlığından ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalar Birliği'nden ilgili firmalara çeşitli uyarılar yapıldığı görülmektedir. Buna göre 2499, 3098 ve 3568'e göre kurulmuş tüm denetim firmalarının 3568'deki şekil koşullarına da uydurulmaları durumunda bu firmaların her üç alanda da (SPK, Bankalar ve genelde tüm kuruluşlar) ilgili yasaları belirlediği denetimleri yapabilecekleri anlaşılmaktadır." Tebliğin sonuç kısmı ise şöyle: i) Türk uygulamasında "bağımsız denetim" üç ayrı müessese halinde çalışmaktadır. ii)Bunlarda üst düzeyde birleşmeye doğru bir gidiş vardır... iii ) Bu gelişme tamamlandığında AT'nin Sekizinci Yönergesinde öne sürülen standartlar herhalde bir kısmıyla daha da yüksek düzeyde karşılaşmış olacaktır. iv) Mesleğin uluslararası uygulamasında "mütekabiliyet" ilkesine dikkatle sarılmakta ve karşı taraftan kesin uygulama olanağı yaratılmadıkça Türkiye'de de uygulanmasına izin verilmemesinde büyük yarar vardır." Sayın Peker'in tebliğinde varılan yargıların, hele (ii) ve (iv) bendlerinde varılan yargıların yeni baştan gözden geçirilmesinde büyük yarar vardır. Biz 3568 sayılı yasanın düzeni içinde varılacak düzeyin AT standartlarıyla boy ölçüşeceği ve hele o standartların aşılacağı kanısında değiliz. "Mütekabiliyet" esasında ise trenin kaçırıldığı kanısındayız. Bunu da gelecek sayıda gerekçeleriyle anlatacağız.


GİDER KAYDI VE SERVET INCELEMESI OLAYLARI Veysi SEVİĞ I.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi Gelir Vergisi Yasası'nın 41. maddesinde gider olarak kabul edilmeyen ödemeler sayılmak suretiyle belirlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme gereği olarak; · Teşebbüs sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar veya aynen aldıkları sair değerler, · Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar, tazminatlar, · Teşebbüs sahibinin işletmeye koyduğu sermaye için yürüttüğü faizler, · Teşebbüs sahibinin, eşinin ve küçük çocuklarının işletmede cari hesap veya diğer şekillerdeki alacakları üzerinden yürütülecek faizler. Her türlü para cezalan ve vergi cezalan ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar, gider olarak kayıtlara intikal ettirilemez. Uygulamada çok rastlanan olaylardan birisi de işletme sahibi ile eş ve çocuklarının işletmeden kayıt dışı yararlanmalarıdır. İşletme sahibi işyerinden kendi gereksinimi için ticari işlemlere konu olan herhangi bir malı kayıt dışı edinmede genellikle bir sakınca görmemektedir. Yine işletme sahibinin eş ve çocukları da aynı görüş çerçevesinde işletmeden kayıt dışı çekişler yapabilmektedir. Oysa yasa maddesinde de belirtildiği gibi bu gibi çekişleri gider olarak kabul etme olanağı bulunmadığı gibi aynen alınan mallar emsal bedeli ile teşebbüs sahibinin çekişi olarak kabul edilmektedir. Böyle bir durumda işletmeden çekilen mal emsal bedeli ile işletme sahibinin borcuna intikal ettirilecektir. Ferdi bir işletmede işletme sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler ve tazminatlar ticari kazancın belirlenmesinde gider olarak indirim konusu yapılama. Ancak söz konusu ücretlerden gelir vergisi kesintisinin yapılması gerekmektedir. Eşe ödenen ücret gider olarak kayıtlara intikal ettirilmez, ancak eğer eşe ücret ödeniyorsa ücret üzerinden vergi kesintisi yapılır ve bu vergi kesintisi muhtasar beyanname ile ilgili vergi dairesine yatırılır. Konu ile ilgili olarak yargı organlarına intikal eden benzer bir olay nedeniyle Danıştay, eşe yapılan ödemenin gider alamayacağı olayı ile ücret üzerinden yapılacak vergi kesintisi hesaplanması olayının birbirinden farklı olduğunu, eşe yapılan ödemeler üzerinden gelir vergisi kesinlisinin hesaplanması gerektiği yönünde karar vermiştir. (Danıştay 3. Daire, 30.9.1986 E.No: 1986/2928, K. No: 1986/ 1803) Maliye ve Gümrük Bakanlığı da konuyla ilgili olarak vermiş bulunduğu bir mükleza' da şahıs işletmelerinin eşe ödenen ücretlerden vergi kesinlisi yapılması gerektiği yönünde görüş vermiş bulunmaktadır. İşletme hesaplarında bazı zamanlar işletme sahibinin, eşinin ve çocuklarının ya alacaklı veya borçlu oldukları görülmektedir. Bu tür hesapların çoğunluğu gerçek bir işlemden kaynaklanmamaktadır.Çoğunlukla bu hesaplar, dönem içerisinde yanlış işleyen ve özellikle ters bakiye veren hesapların düzeltilebilmesi için kullanılan hesaplardır. İşletme sahibi kendi işletmesinden alacaklı olamayacağı için borçlu da olamaz. Ancak bazı istisnai hallerde işletme sahibinin işletmesine borçlu veya alacaklı olması mümkündür. İşletme sahibi eğer kendi işletmesinden alacaklı ise bu takdirde işletmenin paraya gereksinimi vardır. Dolayısıyla, işletmeye işletme sahibi tarafından verilen paralar işletme sahibinin hesabını alacaklı hale getirebilir. Böyle bir durumda mantıki olarak işletme sahibinin alacaklı


hale gelmesi yerine sermaye arttırımına giderek işletmeye para sokması mümkündür. Sermaye arttırımı yolu yerine alacaklı cari hesap çalıştırılması hali hukuken kabul edilebilecek bir ekonomik olay değildir. İşletmelerde işletme sahibine âit bir hesabın devamlı çalışır vaziyetle tutulması vergi hukuku açısından `üzerinde durulması ve gerçek niteliği araştırılması gereken ekonomik bir olaydır. İşletme sahibi dönem kazancını çekme hakkına sahiptir. Bu kâr payı her vakit işletmeden çekilmeyebilir. Bu takdirde çekilmeyen kazancın sermayeye eklenmesi söz konusu olabilir. Gelir Vergisi Yasasının 41. maddesinde gider olarak kayıtlara intikal ettirilmesine olanak bulunmayan ödemeler belirlenmiştir. Bu ödemelerden bazıları kayıt dışı yapılabilir. Bu takdirde yapılan işlem yasal nitelikte bir ticari işlem olmadığından; böyle bir halin varlığında inceleme yapılmak suretiyle karar verilebilir. İşletme sahibinin işletmeye devamlı borçlu veya işletmeden devamlı alacaklı görülmesi halinde de işletme hesaplan denetime tabi tutulabilir. İşletme sahibinin hangi koşullarda işletmesinden alacaklı ve hangi koşullarda işletmesine borçlu olabileceğine dair bugüne kadar belirlenmiş bir muhasebe standardı yoktur. Vergi hukuku, olaylarda gerçekçilik aramaktadır. Vergi hukuku açısından gerçeğe uymayan bir muhasebe veya kayıt işlemini hukuken değerlemeye tabi tutabilene olanağı yoktur. Dolayısıyla işletmelerde işletme sahibinin kendisi veya çocukları için açtırttığı hesaplarda bu özelliğin dikkate alınması zorunlu olmaktadır. Yükümlü kayıtlarının gerçeği yansıtmaması, yaşam düzeyinin kayıtlara uygun bir gelir düzeyi ile ilişki kurulamayacak rahatlıkta olması halleri ayrı bir hukuksal olay olarak kabul edilmektedir. Son günlerde bu konuda basına yansıyan bazı vergisel olayları bu açıdan irdelemekte yarar vardır. Vergi Usul Yasası'nın 171. maddesinde defter tutmanın amacı belirlenmiş bulunmaktadır. Yasal düzenleme gereği olarak yükümlüler Vergi Usul Yasasına göre tutacakları defterleri vergi uygulaması bakımından aşağıdaki amaçları sağlayacak şekilde tutmak zorundadırlar. · Yükümlülerin vergi ile ilgili servet ve hesap durumlarını belirlemek, · Vergi ile ilgili faaliyet ve hesap neticelerini belirlemek, · Vergi ile ilgili işlemlerini belli etmek, · Yükümlünün vergi karşısındaki durumunu hesap üzerinden kontrol etmek ve incelemek, Yükümlünün hesap ve kayıtlarının yardımıyla üçüncü şahısların vergi karşısındaki durumunu kontrol etmek ve incelemek, Yükümlüler defter kayıtlarını, yukarıda belirlenen amaçlara ulaşabilmek için tutmak zorundadırlar. Defter kayıtlarının yukarıda belirtilen amaçlara uygun olarak tutulmaması hali re'sen takdiri gerektiren bir olaydır. Diğer yönden Vergi Usul Yasası'nın 30/6. maddesi hükmü uyarınca tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunursa, bu takdirde yükümlü vergi matrahının re' sen takdiri zorunlu hale gelmektedir. Fatura veya benzeri belgeleri düzenlemediği veya kullanmadığı belirlenen bir yükümlünün dönem matrahının mevcut düzenle- meler çerçevesinde re' sen takdir yoluyla belirlenmesi gerekmektedir. Çünkü söz konusu yükümlünün bu davranışı hem defter tutma amacına ters düşmekte ve hem de Vergi Usul Yasası'nın 30/6 maddesinde tanımı yapılan bir fiil olarak karşımıza çıkmak- tadır. Kaldı ki böyle bir yükümlü aynı zamanda Vergi Usul Yasası'nın 30/4. maddesinde belirlenen re' sen takdir nedenine de konu olmaktadır. Söz konusu yasa


maddesi hükmü gereği olarak defter kayıtları ve bunlarla ilgili belgeler vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespit ine olanak vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık bulunursa, bu durumda da re' sen takdir yoluna başvurulacaktır. Re' sen takdir işlemi gerçekleştirilirken, takdir komisyonları somut verileri dikkate alarak matrah belirlemek zorundadırlar. Bu- güne kadar ortaya çıkan yargı kararlarından anlaşılan budur. Örneğin "Re' sen takdir nedenlerinin bulunması, re' sen matrah takdiri için tek başına yeterli sebep teşkil etmez. Takdir kararının belirli inceleme ve donelere dayandırılması gerekir." (Danıştay 4. Daire 28.6.1988 gün E.No: 1986/ 1966, K. No: 1988/2748) Yapmış bulunduğu ticari işlemleri defter kayıtlarına intikal ettirmeyen, belge düzenlemeyen ve belge kullanılmayan bir yükümlünün, kayıt dışı bıraktığı tüm işlemleri tam olarak saptayabilme olanağı yoktur. Böyle bir durumun varlığında idare ve takdir komisyonları da çaresiz kalabilmektedir. Bu arada yargı kararları daima somut veri ve bulguların varlığı araştırmayı zorunlu kılmaktadır. Ekonomik açıdan giderek büyüyen, toplum içerisinde harca- maları ve yaşantısı ile dikkat çeker hale gelen bir vergi yükümlüsünün defter kayıtları üzerinden belirlenen kazancı eğer bu yaşantıyı sağlayacak büyüklükte değilse, bu takdirde acaba vergi idaresi veya takdir komisyonları, yükümlü yaşantısını dikkate alarak re' sen takdir yoluyla vergi matrahı belirleyebilir mi? Bu konuda geçtiğimiz günlerde basında vergi idaresinin temsilcilerinin de dahil bulunduğu bir dizi tartışma yer almıştır. Vergi İdaresi'nin görüşü, vergi hukukçuları tarafından tartışılmış, Ankara'da vergi haftası dolayısıyla yapılan bir panelde konu işlenmiştir. Servet incelemesi denilen ve bir yükümlünün bir takvim yılı içerisindeki servet artışları ile harcamaları toplamı dikkate alınarak beyan ettiği gelirle harcama ve servet artışı arasındaki farkın vergi matrahı olarak takdir edilmesini öngören eğilime karşı, bu işlemin, yani bu tür vergilendirmenin ayrı bir vergi hukuku olayı olduğu görüşü daha çok savunulur hale gelmiştir. Servet incelemesi ve servet karşılaştırması yoluyla matrah belirleme yöntemi Türk Vergi Sisteminden çıkartılmıştır. Bu nedenle vergi yasalarımızda servet karşılaştırması yoluyla matrah belirlemeye yönelik bir düzenleme yer almamaktadır. Buna karşılık defter tutmanın amacından hareketle, bazı yan bulgularla re' sen takdir aşamasında servet artışı dikkate alınarak matrah belirlenebilir mi? Tartışma bu noktada toplanmaktadır. Böyle bir belirlemenin Anayasa hukukuna ters düştüğünü iddia edenler ile servet karşılaştırması yaparak matrah tesis edilebileceğini ileri sürenlerin tartışması günlük basın organlarında sürerken geçtiğimiz günlerde buna benzer bir tartışma İngiltere basınında da yer almış bulunmaktadır. Vergicilerimiz ve vergi hukukçularımız sadece ülke içerisinde konuyu pratik açıdan, kendi yönlerinden çözümlemeye çalışırken, gözden kaçan ve İngiliz basınında yer alan benzer bir konu örnek alınması gereken bir vergi hukuku olayıdır.(*) (*) Reform due on tax appeals" 30 Mart 1991, Financial Times. 18


ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Mİ ASGARİ HİZMET TARİFESİ Mİ? Bülent SOYLAN Y.M.M. Mesleğimizin belli bir statü ve disipline kavuşturulabilmesi için gösterilen gayretlerin başında, hizmet bedelinin asgari bir tarifeye uygun olarak alınmak istenmesi gelmektedir. Piyasada kendi başına oluşmuş ücret dengelerini birazcık yukarıya çekerek, "dolayısıyla" hizmet seviyesini yükseltilmeyi amaçlayan bu düzenlemeler, ekonomik krizin de etkisiyle, ne yazık ki, 3568 Sayılı Meslek Yasamızı, mükellefler ve iş sahipleri nezdinde, sanki sadece meslektaşlarımızın ekonomik durumlarını iyileştirmek üzere ortaya atılmış bir model gibi algılatmaktadır. Statüsü kuvvetli, düzeyli, disiplinli bir mesleğin; mensuplarına her zaman iyi bir gelir sağlayacağı ve onları hoşnut edeceği tartışılmaz. Bunu gizlemek, "ekonomik yönü önemli değil" demek yanlış olur. Ama bir de, modelin diğer sahipleri olan Maliye, Sermaye Piyasası, bankalar, işletmeler grubu var ki; kimse onların bu konuya, bizim ekonomik durumumuzu yükseltmek için taraf olduklarını söyleyemez. Yasa gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, Türkiye ekonomisinin, işletmeciliğinin, iş hukukunun böyle bir modele ihtiyacı olduğu görülmüş ve 3568 Sayılı Yasa bu ihtiyacı karşılamak üzere çıkarılmıştır. Ne var ki; 3568 Sayılı Yasa, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçirilene kadar onun takipçiliğini yapan ve bu modelin gerçekleşmesini destekleyen bir kısım taraftarımız, Yasanın çıkışından sonra, neredeyse ortadan çekilmiş ve modelin savunmasını sadece biz meslek mensuplarına bırakmışlardır. Ekonomide o günden bugüne acaba ne değişmiştir ki, uygulanmak istenen modelden vazgeçilmiştir? Düzeltilmesi gereken bazı yanları olmasına karşın, tek başına kalmasa bile, Meslek Yasamızın savunulması biz meslektaşların görevi olmaya devam edecektir. Çünkü olay, kendi ekonomik geleceğimiz ile doğrudan ilgili olduğu gibi, ülke ekonomisinin ihtiyacı ile de ilgilidir. Burada sıkıntı yaratan durum, işin makro ekonomik boyutlan ile ilgilenmek durumunda olanların sessiz kalmasına karşılık; konuyla şahsi ekonomilerimiz yönüyle de ilgili olan bizlerin, hizmetimizin bedelini ve kendimizi, ülke ihtiyaçları ve çıkarları ile bir arada savunmak zorunda kalmamızdan kaynaklanmaktadır. Para krizi içindeki bir ekonomide, daha iyi hizmet verebilmek için, asgari ücret tarifesinin yükseltilmesi gerektiğini; çünkü pazar ekonomisinde iyi hizmetin ancak iyi ücretle alınabileceğini; hizmeti iyiye doğru çekmek için ücreti iyiye doğru çekmek gereğini; bu iyi hizmetin ise ülkenin mali yapısından gelir dağılımına, sermaye piyasasından iş ahlakına kadar pek çok konudaki acil ihtiyaçlara cevap vereceğini geniş kitlelere anlatabilmek, bu mantık sürecini kavratabilmek zordur. Çünkü, bu karışamadan çıkarı olanların da zihinleri bulandırmasıyla cevap hazırdır: Siz de çok para kazanmak istiyorsunuz! Kısaca toparlayacağım: 3568 Sayılı Yasa ile getirilen modeli, yalnız kalsak da, biz meslektaşlar savunacağız. Bunda kuşku yok. Ama savunurken, asgari ücret tarifesini oturtmaktan değil de hizmet standardını oturtmaktan başlasak daha yararlı olmaz mı? Bugün pek çok mesleki hizmetimizde, asgari ücret şartına uyulmasını 3568 Sayılı Yasa esaslarına uyma gibi algılıyor ve diğer standartları ihmal ediyoruz. Uygulaması izlenmeyen mesleki standartlar, iyi hizmet veren ile kötü hizmet verenin piyasada, hatta bazı Devlet kuruluşları nezdinde aynı potaya konmasına neden oluyor ve mesleki titizlik gösteren arkadaşlarımız, titizlik göstermeyenlerle bir tutuluyor. Meslek standartları kamu tarafından titizlikle irdelenmiyor. Hatta bir takım işler, en düşük ücret isteyenin bulunabilmesi için çeşitli Devlet kuruluşları tarafından ihaleye çıkarılıyor. O halde, konuya sahip çıkması gereken meslektaşların, asgari ücret i;arifesine uyulması yanı sıra, asgari mesleki standartlara da uyulması için oto kontrol mekanizmaları oluşturmaları,


odaların bu konuda organize olmaları gereklidir. Mesleki standartların denetlenmesi, hizmet standartlarının sıkı bir biçimde belirlenmesi, modelin oturtulmasında ücret tarifesinden belki de daha belirleyici olacaktır. Üstelik, karşımızdakiler bu gayretlerimizin sadece bir ücret yükseltme, pastadan pay kapma sorunu olduğu iddiasında da bulunamayacaklardır.


DÖNEMSONU MUHASEBE KAYITLARI (Geçen sayıdan devam)

Prof. Dr. Mehmet YAZICI M.Ü. İ.İ.B.F. Öğretim Üyesi Bu açıklamalara göre, dönem sonu muhasebe defter kayıtları, dönem sonu genel sağlama ile ilgili düzeltmeler dışında, 1) Masraf ve hasılatta dönem ayırımları, 2) Varlık ve Sermayede değer düzeltimleri ve 3) Kapanış işlemleri, olmak üzere, başlıca üç bölümde açıklanabilir. 41. Masraf ve Hasılatta Dönem ayırımı Kayıtları Dönemsellik ilkesine göre ve bu ilkeye dayanan yasalar uyarınca her masraf ve hasılat, yalnız ilgili olduğu dönem içindir. Dönem kazancı, bir hesapsal kişinin bir hesap dönemi içinde elde ettiği hasılat ile sarf ettiği masraflar arasındaki som tutardır. Buna göre, 1) Kapatılan hesap dönemine işlenen, fakat gelecek dönemlere düşen, kira, taşıt sigortası, faiz gibi, masraf tutarları, ilgili oldukları masraf hesaplarına alacak ve 180 Gelecek Dönem Masrafları gibi bir aktif hesaba borç yazılır. 2) Kapatılan hesap dönemine düşen, fakat belgesi gelmediği için henüz işlenmemiş, telefon, elektrik, su, gaz gibi masraf tutarları, ilgili oldukları masraf hesaplarına borç ve 480 Gerçekleşen Masraftan Borçlar gibi bir pasif hesaba alacak yazılır. 3) Kapatılan hesap dönemine düşen, fakat henüz işlenmemiş, kira, faiz gibi hasılat tutarları, ilgili oldukları hasılat hesaplarına alacak ve 185 Gerçekleşen Hasılattan Alacaklar gibi bir aktif hesaba borç yazılır. 4) Kapatılan hesap dönemine işlenen, fakat gelecek dönemlere düşen, kira hasılatı, faiz geliri gibi hasılat, ilgili oldukları hasılat hesabına borç ve 485 Gelecek Dönem Hasılat gibi bir pasif hesaba alacak yazılır. Burada, 18 Aktif Dönem ayırımına hesap kümesi ve onun altında yer alan 180 Gelecek Dönem Masrafları ve I 85 Gerçekleşen Hasılattan Alacaklar gibi ana hesaplar yerine kimi muhasebe kitaplarında ve uygulamada, Borçlu Tranzituar Hesaplar, Aktif Geçici Hesaplar, Peşin Ödenen Masraflar, Muvakkat Alacaklar, Muvakkat Borçlular gibi hesaplar kullanılır. 48 Pas f Dönem ayırımları hesap kümesi ve onun altında yer alan 480 Gerçekleşen Masraftan Borçlar ve 485 Gelecek Dönem Hasılatı gibi ana hesaplar yerine de Alacaklı Tranzituar Hesaplar, Pasif Geçici Hesaplar, Muvakkat Borçlar, Muvakkat Alacaklılar gibi hesaplar kullanılır. Türkiye'de belirli bir muhasebe tümlemine dayalı bir hesap çerçevesi, yani bu konuda yol gösterici bir genel yönerge olmadığından, isteyen istediği ad ve biçimde hesap kullanmaktadır. Bu nedenle de, aslında kolay olan dönem ayırımı kayıtları karmaşık ve zor görünmektedir. Küçük kurum ve işletmelerde, aktif ve pasif dönem ayırımı kayıtları, genelde dönem sonlarında yapılır. Çünkü bu kurum ve işletmelerde mal oluş dönemi ile hesap dönemi genelde aynıdır. Orta ve büyük kurum ve işletmelerde, aktif ve pasif dönem ayırımı kayıtları, hesap dönemi içinde, dahası günü gününe yapılır. Çünkü, bu kurum ve işletmelerde hesap dönemi içinde aylık, üçer aylık gibi mal oluş dönemleri belirlenir.


Muhasebe ilke ve kurallarına göre, genelde hesap dönemi bir yıl, mal oluş dönemi bir aydır. 42. Varlık ve Sermayede Değer düzeltimi Kayıtlan Varlık ve sermaye denkleşimi, yani bilanço, bir kurumun belirli bir andaki varlık ve sermaye durumunu ve ek olarak belirli bir çalışma dönemindeki başarı sonuçların, muhasebe ilkelerine, kurallarına ve ilgili yasaların hükümlerine uygun karşılıklı tutarlar olarak gösteren bir hesap ya da ödeşkedir. Bilanço bir kurumun belirli bir andaki,örneğin dönem sonundaki varlık ve sermaye durumunu belirtmek için düzenlenir. Buna göre, dönem sonunda, önce tüm hesaplardaki biçimsel ve maddesel yanlışlar düzeltilir; sonra, daha önce yapılmamış ise, dönem ayırımları yapılır ve genel Geçici Sağlama düzenlenir, bu Sağlamada yer alan hesapların artakalan tutarları, elden geldiğince, bilanço günündeki değerlerine uygun olarak düzeltilir; bunlara değer düzeltimi kayıtları denir. Dönem sonunda muhasebe defterlerinde, varlık ve sermayedeki değer düzeltimleri ile ilgili kayıtlar, THÇ' ye göre, aşağıda sıralanan ve açıklanan hesap kümelerinde yer alan ana hesaplar kullanılarak yapılır. 19 Para ve Alacakların Değer düzeltimleri 29 Madde, Gereç, Mal ve Ürettiklerin Değer düzeltimleri 39 Temel Yatırımların Değer düzeltimleri 49 Borçların Değer düzeltimleri 55-56 Yedek Akça Niteliğinde Karşılıklar 59 Sermayenin Değer düzeltimler "Dönem Zararları" 421. Para ve Alacakların Değer düzeltimi Kayıtlan THÇ' de yer alan, 19 Para ve Alacakların Değer Düzeltimlerini hesap kümesi, 1 sayılı hesap sınıfındaki para ve alacaklarla ilgili bütün değer düzeltimlerini kapsar. Bu küme altında, 191 Kasa Farkı Karşılıkları 192 Alacak Senetleri Değer düzeltimleri "Reeskont" 195 Şüpheli Alacak Karşılıkları gibi ana hesaplar açılır. A. Kasa Değer düzeltimi Kayıtları Kasa' da eksik çıktığında, sorumlu kişinin hesabına ya da 890 Çeşitli Zararlar hesabına, o tutar kadar borç ve 100 Kasa hesabına aynı tutarda alacak yazılarak değer düzeltimi yapılır. Kasa' da fazla çıkma olgusuna, her nedense uygulamada çok az rastlanır. Bu durumda, fazla çıkan tutar, 100 Kasa hesabına borç ve 960 Çeşitli Gelirler hesabına ya da 191 Kasa Farkı Karşılıkları hesabına alacak işlenerek değer düzeltimi yapılır. Her iki durumda da bu kayıtların belgesi "sayım tutanağı"dır. B. Alacak Senetlerinin Değer düzeltimi Kayıtları Hesap dönemi sonunda varolan Alacak Senetleri ve Borç Senetleri bilanço günündeki değerleriyle değerlenir. Bunun için, Alacak Senedinin üzerinde yazılı değeri ile yani vadesindeki değeri ile, bilanço günü arasındaki süre, gün olarak sap- tanır. Bu süre için, o andaki yasal faiz yüzdesi ile iskonto tutarı hesaplanır. Bu tutar, değer düzeltimi olarak bir yandan 855 Hesaplanan Faiz ve İskonto Giderleri hesabına borç ve I 92 Alacak Senetleri Değer düzeltimleri "Reeskont" hesabına alacak kaydedilir. Bu kayıtların belgesi, Senet Bordrosu, Hesaplama belgesi gibi belgelerdir. Hesaplanacak faiz ve iskonto konusunda, VLlK-281. Maddesi: "Vadesi gelmemiş senede bağlı alacaklar değerleme gününün kıy- metine irca olabilir. Bu takdirde, senetle faiz nispeti


açıklanmış ise bu nispet, açıklanmamışsa Cumhuriyet Merkez Bankası'nın resmi iskonto haddi uygulanır." hükmünü koymuştur. C. Senetsiz Alacakların Değer düzeltimi Kayıtları Çürük ve Şüpheli Alacaklar envanterle belirlenir. Çürük alacak, yasal bir yargıya ya da inandırıcı bir belgeye göre tahsil edilemeyeceği kesinleşen bir alacak olduğundan ilgili olduğu hesaba alacak yazılarak bu hesaptan doğruca düşülür ve 890 Çeşitli Zararlar hesabına borç yazılır. Böylece alacağın değeri düzeltilmiş olur. Şüpheli alacak, dava ve icra safhasındaki ihtilaflı alacaklar ya da vadesi üç defa uzatıldığı halde tahsil edilememiş alacak olduğundan, bu ilgili olduğu hesaptan düşülüp kaydı silinmez. Böyle bir tutar, bir yandan 890 Çeşitli Zararlar hesabına borç, öte yandan 195 Şüpheli Alacak Karşılıkları gibi bir değer düzeltimi hesabına alacak yazılır. Böylece, alacağın değeri düzeltilir, bilanço günündeki değere indirilir. 422. Madde, Gereç, Mal ve Üretiklerin Değer düzeltimi. Kayıtlan THÇ de yer alan, 29 Madde, Gereç, Mal ve Üretiklerin Değer düzeltimleri hesap kümesi, madde ve ticari mallardaki miktar ve değer azalışlarını, 2 sayılı hesap sınıfının 21-28 sayılı hesap kümeleri altındaki hesaplardan doğrudan doğruya indirmeyen işletmelerin, bu amaç için açacağı hesapları kapsar. Bu hesap kümesinin amacı, fire, çalınma, dökülme gibi nedenler dışında, moda geçmesi, bozulma ve benzeri nedenlerle ortaya çıkan değer değişimlerini aktiften indirmemek ve aktifi brüt olarak tutmak, karşılık olarak değer düzeltim madde ve mal kümelerine göre, dolaylı olarak, yani pasifte göstermektir. Bu hesap kümesi altındaki hesaplara karşı 89 sayılı hesap kümesinin kapsadığı hesaplar borçlandırılır. Muhasebe dışı envanterle saptanan modası geçmiş ya da değeri düşmüş mallara aynı envanter çizelgeleri düzenlenir. Bunlar, aktifte aynı hesaplarda da gösterilebilir. Bu tür modası geçmiş ya da de~eri düşmüş malları, düşen değer tutarları, belirli bir oranla ya da başka bir yolla saptanır. Bu tutarlar, bir yandan 890 Çeşitti Zararlar hesabına borç, öte yandan 290 Değeri Düşük Mal Karşılıktan adıyla bir değer düzeltimi hesabına alacak kaydedilir. 423. Temel Yatırımların Değer düzeltimi Kayıtları A. Eskime payı Ayırma ile ilgili Kayıtlar THÇ' de yer alan, 39 Temel Yatırımların Değer düzeltimleri hesap kümesi, kullanma, aşınma, teknik gelişme yani eskime nedeniyle arılan eskime paylarının birikimli karşılıklarının işlendiği hesapları kapsar. Her hesap dönemine düşen eskime payları, ya doğrudan doğruya aktifteki Sabitler Hesabından indirilir; ya da pasifte eskime- paylan karşılığı altında bir hesapta tutulur. Bu konuda WK' nun 321'inci maddesinde şu hüküm yer almıştır: "Bu bölüm gereğince hesaplanan amortismanların, (Eskime- paylarının hesaplarda ayrıca gösterilmek şartı ile ilgili bulundukları değerlerden doğrudan doğruya indirilmesi veya pasifte ayrı bir karşılık hesabında toplanması caizdir." Amortisman ya da eskime payı listesi ile belirlenen eskime payı tutarları, bir yandan 860 Eskime payları hesabına borç ve öte yandan 390 Eskime payı Karşılıları adıyla bir değer düzeltimi hesabına alacak kaydedilir. B. Yeniden Değerleme Değer Artışı ile ilgili Kayıtlar Yeniden değerleme değer artışı şöyle hesaplanır:


O yıl belirlenmiş yeniden değerlere değer artış oranı ile (Bu oran 1989 için 0,70.4; 1990 için 0,55.5'dir): - Sabit varlığın kayıtlı değeri çarpılarak A kadar bir tutar bulunur; - Sabit varlığın birikmiş eskime payları tutan çarpılarak B kadar bir tutar bulunur. Bu iki tutar arasındaki fark, yani A-B yeniden değerlere değer artış tutandır. - Sabit varlığın yeni kayıtlı değeri, eski değerine, belirli artış oranı ile bulunan tutar yani A eklenerek bulunur. Bulunan tutar üzerinden, belirli eskime payı oranı ile o yılki eskime payı C ayrılır. Bu sabit varlığın bir makina olduğu kabul edilirse, yeniden değerleme değer artışı ve eskime payı ayırımı kayıtlan şöyle yapılır: 350 Makina hesabına A kadar borç ve 550 Yeniden Değerleme Değer Artışı Fon Karşılıkları hesabına A kadar alacak kaydedilir. Sonra, 550 Yeniden Değerleme Değer Artışı Fon Karşılıkları hesabına B kadar borç ve 393 Eskime payı Karşılıkları hesabına B kadar alacak kaydedilir. Ayrıca, 860 Eskime payları hesabına C kadar borç ve 393 Eskime payı Karşılıkları hesabına C kadar alacak kaydedilir: Böylece değer düzeltimi yapılır. İş olgusu: Yeniden Değerleme Değer Artışı ve Eskime payı 01.01.1990'da, defter kayıt değeri 20.000.000 lira olan bir makine nın Birikmiş Eskime payı Karşılığı tutarı 8.000.000 liradır. Bu makine nın eskime payı oranı 0,20'dir. 1990 yılı için yeniden değerleme değer artış oranı 0,55.5'dur. İstenen: Bu verilere göre 1990 yılı için: a) Yeniden değerleme değer artışı tutarını hesaplayınız; b) Eskime payı tutarını hesaplayınız; c) Gerekli muhasebe defter kayıtlarını yapınız. çözüm: a) Yeniden değerleme değer artış tutarı, 20.000.000 x 0, 55.5 = 1 1.100.000 TL. 8.000.000 x 0, 55.5 = -4.440. 000 TL. 6.660.000 TL.'dır. b)Eskime payı tutarı, 20.000.000 TL. 11.100.000 TL. 31.100.000x0,20=6.220.000 TL.


424. Borçlanmayı Değer düzeltimi Kayıtları THÇ'de yer alan, 49 Borçların Değer düzeltimleri hesap kümesi altındaki hesaplara genel olarak borç senetlerin iskontoları işlenir. Kural olarak, Alacak Senetleri ve Borç Senetleri, bilanço günündeki değerleriyle değerlenir. Bunun için Borç Senedinin üzerine yazılı değeri ile yani vade- sindeki değeri ile. bilanço günü arasındaki süre gün olarak saptanır. Bu süre için, V.U.K.' nun 285'inci maddesine göre, senette faiz nispeti açıklanmışsa bu nispet, açıklanmamışsa Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi iskonto haddinde bir faiz yüzdesi ile iskonto tutan hesaplanır. Bu iskonto tutarı bir gelirdir. Çünkü borç, bilanço günü, bu tutar kadar eksiğine ödenebilir. Bu nedenle. bu tutar, bir yandan 490 Borç Senetleri Değer düzeltimleri "Prekont" hesabına borç ve öte yandan 955 Hesaplanan Faiz ve Iskonto Gelirleri hesabına alacak kaydedilir.


Varlık ve sermayedeki değer düzeltimleri. varlık ve sermaye denkleşimini yani bilançoyu arındırmak ve dönem sonu öz sermaye doğru olarak hesaplayabilmek için yapılır. Böylece, d8nem- sonunda hesaplanan öz sermaye ile aynı usulde hesaplamış dönem başındaki öz sermaye arasındaki olumlu fark, o dönemin kazancı olarak belirlenir. 43. Kapanış İşlemleri Dönem sonunda Aralık Ayı Sonu Sağlaması ile biçimsel ve maddesel eşitlik sağlanır. Sonra unutulanlar işlenir ve maddesel yanlışlıklar düzeltilir ve Genel Geçici Sağlama yapılır. Bundan sonra, dönem sonu muhasebe işlemleri önce, muhasebe defterleri elle tutulan işletmelerde, Kapanış işlemleri Çizelgesi üzerinde; muhasebe defterlerini bilgisayarla tutan işletmelerde deneme alanında yapılır; bilanço ve K5r-Zarar çıkartılır. Kapanış işlemleri Çizelgesi üzerinde envanter ve kapanış işlemleri yapılıp Kür ve Zarar ile Bilanço çıkartıldıktan sonra, bu çizelge temize çekilir. Bu çizelge, günlük deftere "yevmiyeye" ve oradan hesaplara yazılacak envanter işlemleri için bir belge olur. böylece envanter işlemlerinin resmi tasdikli defter ve hesaplara yazılması için her şey, bütün belge. not ve bilgiler hazır olur. Bundan sonra. envanter işlemleri kolayca günlük deftere yani yevmiyeye yazılır. Günlük deftere. şu işlemlerin sayfa başlarından başlayarak yazılması öğütlenir: a) Açılış işlemleri; b) Günlük işlemler; c) Ay sonu işlemleri; ç) Envanter işlemleri; d) Kapanış işlemleri. Yukarda belirtildiği üzere, kapanış işlemleri için yevmiyede bir sayfa başı yapma ve sayfanın başına kapanış işlemleri diye yazmak iyi olur. Dönem sonu envanter kayıtları yapıldıktan sonra, Genel Kesin Sağlama düzenlenir; bu sağlamada yer alan hesapların artakalan tutarlarından Genel bilanço oluşur. Genel Bilanço, Varlık + Masraf = Sermaye + Hasılat, denkleşimidir; başka bir deyişle, o dönemde kalacak Masraf - Hasılat = Kazanç ve yitinç Denkleşimi yani kâr ve Zarar ile, ertesi döneme aktarılacak, Varlık = Sermaye Denkleşimi yani Bilançonun bir arada olduğu durumdur.


HER ZAMAN EN ÖNDEYDİN, SON YÜRÜYÜŞÜNDE BİLE... İslam DOĞAN S.M.M.M. Hepimiz başında toplanmışız. Hoca soruyor "Nasıl bilirdiniz? Hakkınızı helâl ediyor musunuz?" diye... Nasıl bilirdik? Hepinize soruyorum, nasıl bilirdik? Yalçın İnce' yi nasıl bilirdik? Bu sorunun cevabını meslektaşlarım gerek cenaze töreninde, gerek tören sonrasında yürekleriyle, gözleriyle cevapladılar. Severdik, saygı duyardık. Çünkü bilgiliydi. Disiplinliydi. Temizdi. Kimsenin arkasından konuşmaz, herkese her şeyi yüzüne karşı söylerdi. Bizden çok daha iyi bildiği konularda bile arar, o konu üzerinde tartışmaktan zevk alırdı. Çekinirdik, korkardık. Çünkü bu meslekte hataya katlanamazdı. Hata yapanı af etmezdi. Yüzüne karşı hataları söyler, "bunu yapmadan önce soramaz mıydın?" derdi. Dürüsttü. Son derece dürüsttü. Bu doğruluğu, dürüstlüğü, açık sözlülüğü ona her zaman pahalıya patlardı. Vergi Dairesiyle hep bu doğruluğu yüzünden kavgalıydı. "Ne geliyorsa başıma, hep bu doğrucu Davut' luğum dan geliyor" derdi. Her zaman ilkti. Daima birinciydi. Yalova Mali Müşavirler, Muhasebeciler Derneğimizin 1. üyesidir. Her sene Mart ayında ilk gelir vergi beyannamesini vergi dairesine o verirdi. Meslek Yasamız çıktığında Değerlendirme Komisyonuna ilk o başvuruda bulundu. Ancak Değerlendirme Komisyonu'nun azizliğine uğradığından Yetki Belgesini en son alanlardan oldu. Son yolculuğunda bile birinciliği kimseye bırakmadı. Tüm cemaatin önünde gidiyordu. Tüm meslektaşlarından önde ve omuzlarımızda. Bir an doğrulmanı istedim. Dernek lokalimizin önünde, kalabalığın üzüntülü bakışları arasında yatıyordun. Doğrulup şöyle bir seni uğurlayanları görmeni çok istedim. Çok değer verip çok eleştirdiğin Meslek Yasamızın bizleri nasıl birbirimize bağladığımı görecektin. odanız, Başkan. Yönetim Kurulu ve diğer kurul temsilcileriyle: Birliğimiz. Genel Sekreteri, İstanbul şube Başkan ve yöneticileriyle yanındaydı. Yanımızdaydı. Bir doğrulmanı, yanımdakileri görmeni çok isterdim. Oda Başkanınız ve Birlik Genel Sekreterimiz senin için güzel şeyler s8yledüer. Ve Hocaya cevabımızdır: - ÇOK İYİ BİLİRDİKİ" - HELAL OLSUN" Mesleki ve özel yaşamındaki tavır ve davranışların bizler için örnek olacak. Meslek yaşamındaki bir çok ülkelerin bizler için ulaşılması gereken bir hedeftir. Bir meslektaşımızın dediği gibi. "Yalçın İVCE, bizleri on sene sonra yapabilecegi şeyleri. yıllardır yapabilen biridir." Örneklersek: - Hiçbir mükellefin hiç bir zaman değerlerini tasdik ettirmemiştir. -Hiçbir mükellefin vergisini veya beyanını vergi dairesine götürmemiştir. - Her sene yaz aylarında büroyu öğleden sonra açmamış. Bunun gibi daha bir sürü şeyler... Disiplinli, doğru, yiğit, tutarlı tavırların hepimiz tarafından adınla anılacaktır. tüm bu kavramlar anlamını korudukça sen unutulmayacaksın... Senin olduğun yere gelmemeye kararlı olarılar, umarım şu anda bulunduğun yere de gelmezler. Seni meslektaşlarımızın olduğu her yere taşıyacağız Hoca Efendi! Onu çok iyi bilirdik. RAHAT UYU YALÇIN AĞABEY! Tüm Meslek mensuplarının başı sağ olsun.


YETERLILIK, BILGI VE ONUR DUZEYLERI ÜZERINE "Yeterlilikte, ekmeğin kalitesi yerine, etiketinin tercih edilmiş olması sadece bir görüştür." İbrahim KILINÇ S.M.M.M. Meslek Yasamıza göre sınavsız Yeminli Mali Müşavirler, "Gerçek ve tüzel kişilerin veya bunların teşebbüs ve işletmelerinin mali tablolarını ve beyannamelerini, mevzuat hükümleri, muhasebe prensipleri ile muhasebe standartlarına uygunluğunu ve hesaplarının denetim standartlarına göre inceleyip tasdik eden, ta- rafsız hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler dallarında PRÖFÖSÖR ünvanı almış olanlar ile kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisi almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olan" kişilerdir. Bu tanımdan anlaşılan, yeminli olabilmek için bilme ve uygulama becerisine sahip olmanın gerekli olmadığıdır. ülkemiz ve insanlarımızın çıkarlarına, insanların etiketi mi, yoksa bilgi ve becerisi mi hizmet eder? Bu anlayışın kamu vicdanında derin yaralar açtığı bir gerçektir. Vergi incelemesi, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. Vergi incelemesi yapma- ya yetkili olanların tanımını yapacak olursak bunlar, "Gerçek ve tüzel kişilerin defter ve belgelerini, mali tablolarını ve beyannamelerini yasalara göre, muhasebe, ilke ve denetim standartlarına göre inceleyen" Hesap uzmanları, Mali- ye müfettişleri, Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Kontrol Memurları ünvanlı olan devlet memurlarıdır. Vergi incelemesi, yukarıda sayılan ünvanların dışında hin en büyük Mal memuru ile Vergi Dairesi Müdürleri tarafından da yapılabilmektedir. Vergi yargıçlarının, vergi inceleme tekniğini vergi adaleti yönünden neyi alıp, neyi sattıklarını ekonomik ve yasal göstergeler ışığında neyi alıp neyi nasıl ürettiklerini usul ve esasa ilişkin incelemenin temel mantığını bilmeden, her olayı inceleme elemanının ak kara demesine göre yapmadığı ayrı bir gerçek ve yeterlilik tartışmasıdır. (özellikle, denetim ve vergi incelemesinde en aktif görev yapan vergi kontrol memurlarının haklan "yeterliliği kelimesi ile çiğnenmiştir. Yeterliliğin kelime anlamını Nasrettin Hocamıza sorabilmiş olsaydık, her halde kürkünü gösterirdi. Değişen dünyamızda çağdaş düşünce sahipleri ile üretken ve katılımcı düşüncelerden yana olanlar "kürkün varsa yemin et , yeminli ol" diyemezler. Vergi kontrol memurları, mükellefin tanıdığı "müfettiş"tir Bu gözle gördüğü, denetim ve inceleme elemanıdır. Saygın ve aktif görev yapan değerli kamu görevlileri defterdar, uzman, müfettiş, gelirler kontrolörü, vergi kontrol memurları ve vergi dairesi müdürlerinin görevlerinde bir bütün olarak ulus çıkarları için görev yaptıkları gerçeğinden hareketle, kürk, etiket anlayışı ile bu bütünlüğe gölge düşürülmesine izin verilemez. Vergi incelemesini yapanlar aynı işi aynı yasalara ve aynı kriterlere göre yapmaktadır. örneklersek, biri "altın", vergi kontrol memuru da "gümüş" iadesi yapmamaktadır. Kamu görevi yaparken "yeterli"' olan vergi kontrol memurlarının, vergi dairesi müdürlerinin bu ünvanlara sahip olmak için kaz kez sınav verdiklerini yazmanın gereksizliği yanında, sadece vergi kontrol memurlarının atanmalarının gelirler kontrolörleri ile aynı olduğunu anlatmak gereklidir.


Yeterlilik sınavına girmeleri ile vergi kontrol memurlarının yeterlilikleri kanıtlanıyorsa, vergi kontrol memurlarının vergi inceleme raporlan nasıl yeterli ve güvenilir olabilecektir? Veya olmaktadır. Kaldı ki, yeterlilik sınavına girmemiş bir kısım gelirler kontrolörlerinin yeterliliği konusunda Danıştay'dan görüş istenmiş ve yeterlilik sınavının gereksizliği yıllar önce ortaya konmuştur. Kişi ve kurumların yanında, yeminli Mali Müşavirlerin de def terini inceleme yetki ve yeterliliğine sahip vergi kontrol memurların, ayrıldıklarında nasıl olup da yeterli görülmeyebilecektir? "Kamu görevi yaparken yeterli, ayrıldıklarında yetersiz' dir" anlayışı sadece bir görüştür; görüş olmaktan öte bir anlamı da yoktur.


3568 SAYILI YASA VE YÖNETMELIKLERIMIZI TANIYALIM, YORUMLAYALIM VE UYGULAYALIM Masis YONTAN I.S.M.M.M.O. Yönetim Kurulu Üyesi Bu sayımızda da 3568 sayılı yasamızın Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ile ilgili 7, 8, 9 ve 10. maddelerini incelemeye çalışacağız. Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Sınavı Madde 7: Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Sınavı Birlik tarafından yazılı olarak yapılır. Sınav komisyonu 7 üyeden oluşur. 2'si Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nı temsil eder. 3 üye Yüksek Öğretim Kurulunca (YC)K) teklif edilecek 5 aday arasından, kalan diğer 2 üye ise Birlikçe teklif edilecek 4 üye arasından Maliye ve Gümrük Bakam tarafından seçilir. Sınav komisyonu üyeliklerine aday gösterileceklerin; hukuk, iktisat, maliye, muhasebe, işletme, bankacılık, idari bilimler dallarından lisans veya lisansüstü seviyesinde mezun olmaları ve bu konularda on beş yıl çalışmış veya bu kadar süre öğretim üyeliği veya görevliliği yapmış bulunmaları şarttır. Bilindiği gibi yasalar genel çerçeveleri çizer. Nitekim Meslek Yasasının Yönetmeliklerle ilgili 50 nci maddesine dayanılarak 20.8.1989 tarih ve 20288 sayılı Resmi Gazetede, Serbest Muhasebeciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Sınav komisyonların çalışma usulleri sınav esasları ve sınav konulan hakkında yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiş tir. Bu yönetmelik, 4'ü genel hükümler, 7si sınava dair esaslar, 7'si sınavların uygulanmasına dair esaslar, 5'i çeşitli hükümler ve 2'si ise yürürlük ve yürütme hükümleri ile ilgili olmak üzere 25 maddeden oluşmaktadır. Biz burada meslek yasamızın 7. maddesi ile gene meslek yasamızın 50. maddesine dayanılarak çıkartılan yönetmeliğin bazı maddelerini incelemeye, başarabilirsek tartışmaya, açmaya çalışacağız. Meslek yasamızın üzerindeki Maliye ve Gümrük Bakanlığının vesayetinden hep söz ederiz, edeceğiz de. Neden mi? Meslek yasamız ile yönetmeliklerimizde buram buram vesayet kokuyor da ondan. Öncelikle Sınav Komisyonunun yapısına bakalım. Sınav Komisyonu 7 üyeden oluşur. üyelerin 2'si Maliye ve Gümrük Bakanlığı tarafından atanır ve bunlar hiç tartışmasız kabul edilir. Yüksek öğretim Kurulu bu komisyona 5 üye önerir; bunlardan 3'ü kabul edilir ama neye, hangi görüş ve düşünceye göre, o bilinmemekte. Ve geliyoruz Sınav Komisyonun kalan 2 üyesine. Yıllardır örgütsüz-örgütlü bu mesleğe emek veren, mesleğin toplumda gerçekten onurlu ve saygın bir yere gelmesi için çalışan meslek mensuplarının örgütü yasal gücü olan Odalar Birliği 4 üye önerecek ve bunlardan ancak 2'st Maliye ve Gümrük Bakanlığı tarafından uygun, diğer 2'st ise uygunsuz görülecektir. Sanırım Dünyada benzeri olmayan bir uygulama. Dünyadaki uygulamalara baktığımızda Muhasebe ve Denetim meslek yasaları tamamen bağımsız veya ekonomi, ticaret, sanayi bakanlıklarına bağlı olduklarını, sınavların ise tamamen meslek örgütleri ile üniversitelerin işbirliği de oluşturulan komisyonlarca yapıldığı görülmektedir. Bizde de böyle olması en büyük istek ve arzumuzdur. Şimdi de sınavla ilgili yönetmeliğin bazı maddelerine bir göz atalım: Sınav Türleri Madde 7: a) Ara Yeterlilik Sınavı: Staj sırasında birinci yılın sonunda sınav komisyonları tarafından yapılır. Kanımca bu maddenin bu bendi yapılacak ilk değişiklikler arasında yer almalı ve tamamen kaldırılmalı.


Diğer ülke uygulamalarında olmadığı gibi yasada da yer almamıştır. b) Yeterlilik Sınavı: Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik için 2 yıllık staj sonunda; Yeminli Mali Müşavirlik için ise en az 10 yıllık Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik dönemi sonunda tüm konularda ayrı ayrı olmak üzere yapılan sınavdır. Geçen sayımızda, yasamızın staj ile ilgili 6. maddesini incelerken,"staj sürelerinin uzunluğu veya kısalığı tartışılabilir, ancak AET°de staj süreleri bizden uzundur" demiştim. Bu konuda bazı okurlarımızdan sitem kâr yazılar aldım. Bilindiği gibi staj süreleri yasamızda, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olabilmeni özel şartları başlığı altında 5 madde olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla bu maddenin değiştirilmesi T.B.M. Meclisinden geçmesi ile mümkündür. Bizim bu konudaki görüşümüz ise açık ve nettir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal şartlarını göz önüne alarak bu sürelerin yarı~a kadar kısaltılması şarttır. Sınav sonuçlarının değerlendirilmesi Madde 8: a) Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlikte; 1- Stajın birinci yılı sonunda yapılacak ara yeterlik sınavında 100 puan üzerinden alınan not, 2- Staj süresi sonunda, yanında staj yapılan meslek mensubunun bağlı olduğu Odaya staj yönetmeliğindeki değerlendirme formu ile 100 puan üzerinden yazılı olarak bildireceği yetişme notu, 3- Staj süresinin sonunda yapılan yeterlik sınavında başarılı olmak için ayrı ayrı konularda 100 puan üzerinden en az 50 puan alınmak şartı ile tüm konuların ayrı ayrı puanları toplanır. Aritmetik ortalaması alınır. Başarılı sayılmak için bu ortalamanın 100 puan üzerinden en az 60 puan olması gerekir. Bu maddenin içeriğini incelediğimizde; 1- Stajın birinci yılı sonunda ara yeterlik sınavı yapılmamalı, yukarıda 7. maddenin incelenmesinde de belirtildiği gibi uygulaması yasada olmadığı gibi, pratikte de uygulama ve denetimi çok zordur. 2- Staj süresi sonunda, yanında staj yapılan meslek mensubunun stajyer aday meslek mensubuna vereceği not her zaman objektif olmayabilir. Bu nedenle yanında staj yapılan meslek mensubunun vereceği not kesinlikle aritmetik ortalamaya girmemelidir: 3- Staj süresinin sonunda yapılacak yeterlik sınavında, sınav konularının her birinde 50 puan yeterli görülmüşken, ortalamanın 60 puan olarak alınması haksızlıktır. Bir an için düşünürsek tüm sınav konularında 50'den çok ama 60'tan az puan alan bir stajyer sınavlarda başarısız olacaktır. Bu nedenle ortalama kesinlikle 50 puan olmalıdır. 4- Yeminli Mali Müşavirlikte; Yeterlik sınavında başarılı sayılmak için, ayrı ayrı sınav konularından 100 puan üzerinden en az 50 puan alınması şartıyla sınav konularından alınan puanların ortalamasının en az 65 puan olması gerekir diyen ve halen yürürlükte yönetmeliğin bu maddesindeki en az 65 puan barajı 55 puana indirilmelidir. Sınav zamanları Madde 9- Halen yürürlükte bulunan yönetmeliğe göre değerlendirme ve yeterlik sınavları Nisan, Ağustos ve Kasım aylarında yapılır. Sınav günleri ve yerleri sınav gününden en az bir ay önce Resmi Gazetede ve Odaların ilan tahtalarında asmak suretiyle ilan edilir. Burada üzerinde durduğumuz tek nokta sınav tarihleridir; özellikle Nisan ayının Kurumlar Vergisi beyanname verme dönemi olması nedeniyle değiştirilmesi ve Mayıs ayına alınmasında büyük fayda vardır.


Sınava kabul şartları Madde 10- Sınava gireceklerin Kanunun 4. maddesindeki genel ve 5, 8, 9, 45, 48/c-d-e, 49 uncu maddelerindeki özel şartları taşımaları esastır. Bu genel ve özel şartlar; her sınav dolayısıyla yapılacak ilanlarda ayrıca belirtilir. Sınava gireceklerde aranacak genel ve özel şartlara bakacak olursak; Genel Şartlar Madde 4- Meslek mensubu olabilmenin genel şartlan; T.C. vatandaşı olmak, medeni haklan kullarıma ehliyetine sahip olmak, kamu haklarından mahrum bulunmamak, taksirli suçlar hariç olarak üzere; affa uğramış olsalar dahi ağır hapis veya 5 yıldan fazla hapis yahut zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanmadan dolayı iflas gibi suçlar, istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçlan, resmi ihale ve alım satımlara veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından dolayı hüküm giymiş bulunmamak, ceza veya disiplin soruşturması sonucunda memuriyetten çıkarılmış olmamak, meslek şeref ve haysiyetine uymayan durumları bulunmamak. Bu arada özellikle bir nokta üzerinde durmak gerekir. Hukukta af herhangi bir suç veya bu suça uygulanan yaptırımları tüm sonuçları ile ortadan kaldırma, başka bir deyişle kişilere yasaların suç saydığı fiillerin öncesi duruma sahip olmasından başka bir şey değildir. O halde bu maddeden "affa uğramış olsalar dahi" kısmı çıkarılmalıdır. Özel şartlar Madde 5- Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olabilmenin özel şartlarıyla, Madde 8- Yabancı serbest muhasebeci mali müşavirlerle, Madde 9- Yeminli mali müşavir olabilmenin özel şartlarıyla, Madde 48- Disiplin cezalarıyla, Madde 49- Ceza hükmü ile ilgili maddelerdir. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olabilmenin özel şartlarını belirleyen 5. maddeye daha önceki yazılarımızda değindiğimiz için burada bu konuya girmeyeceğiz. Yabancı serbest muhasebeci mali müşavirlere, karşılıklılık ilkesine bağlı kalmak şartı ile izin verilmelidir. Özellikle AT ile uyumun tartışıldığı günümüzde bu daha da önem kazanmaktadır. Disiplin cezalan ise mesleğin gerek ve onuruna aykırı davranışlarda bulunanlara, görevlerini yapmayan veya kusurlu yapanlara, güveni sarsıcı davranışlarda bulunan meslek mensuplarına durumlarının nitelik ve ağrırlık derecesine göre verilen, uyama, kınama, geçici olarak mesleki çalışmadan alıkoyma, yeminli ünvanını kaldırma ve meslekten çıkarma cezalarıdır. Burada gerek disiplin cezalan ve gerekse ceza hükmü maddeleri aynı birer yazı konusudur. Sınav kabul şartlarına ise, 10. maddede yer aldıkları için değinmeye çalıştım. Sınavların günlük muhasebe işlem ve kavramlardan çok, teori düzeyinde kaldığı bir sistemde daha önce şu veya bu şekilde Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik belgesini alamamış, bu mesleği fiilen yürüten yüksek okul mezunlarına bir defaya mahsus olmak üzere sınavsız geçiş hakkı tanınmalıdır. Tüm bu istek ve arzularımızın en . geç bu yılın eylül ayında yapılacağını umduğumuz Yönetmelikler Genel Kurulu sonrasında gerçekleşeceği inancı ile... Mesleğin saygınlığı, meslek mensuplarının saygınlığıdır.


İ.S.M.M.M. ODASI ODA İÇ YÖNETMELİGİ 25 Mayıs 1991 tarihinde yapılan Odamız 2. Olağan Genel Kurulunda oy birliğiyle kabul edilen, S.M.M.M. Odaları yönetmeliğinde bulunmayan Oda Danışma Meclisi, Temsilcilikler, Yardımcı Kurullar, Tescil Belgesi ile ilgili maddeler. AMAÇ MADDE 1- Bu yönetmeliğin amacı; İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasının kuruluşu, Oda organlarının görev ve yetkileri, seçilme ve çalışma esasları, birlikte temsili, Odaların gelirleri, Odaca verilecek ve onaylanacak belgeler, meslek men- suplarının Odaya kaydı ile Odalar arasındaki iş birliği esaslarını belirlemektedir. YASAL DAYANAK MADDE 2- Bu yönetmelik, 3568 sayılı kanunun 50. maddesi hükmüne dayanılarak çıkarılan yönetmeliklere uygun olarak hazırlanmıştır. ODA DANIŞMA MECLISI MADDE 24-1 /A Kuruluş: Danışma meclisi, Oda yönetim kurulu asil üyeleri, oda denetleme kurulu asil üye' leri ile disiplin kurulu asil üyeleri, ilçe temsilcileri, komisyon başkanları ve yönetim kurulunun seçeceği beş kişiden oluşur. B) Görevleri: aa) Oda Yönetim Kurulunun danışma meclisine getireceği mesleki her türlü konuları, bb) Oda Temsilcilikleri bölge sorunları cc) Odalar birliğinin veya diğer mesleki oda birliklerinin oda ile ilgili sorunları, dd) Kamu kurum ve kuruluşları ile olan sorunlarını görüşmek, Ancak, "bb" ve "cc" şıklarında belirtilen sorunları görüşmek, Danışma Meclisi üyelerinin 1 /3 çoğunluğunun yazılı istemi ile gerçekleşir. C) Toplantı Şekli: aa) Olağan: Oda Yönetim Kurulunun teklifi üzerine üç ayda bir; Nisan, Temmuz, Ekim, Ocak aylarının ilk cumartesi günü saat 10.00'da toplanır. bb) Olağanüstü: Yönetim Kurulunun en az üçte birinin yazılı başvurusu ile gerçekleşir. hk toplantıda meclis üyeleri arasından bir yıl için bir başkan, iki sekreter seçilir. Ancak yönetim kurulu üyeleri danışma meclisi başkanı seçilemezler. Üst üste iki toplantıya mazeretsiz olarak katılmayan danışma meclisi üyesi, üyelikten istifa etmiş sayılır. Görevi sona eren üye hangi kurula mensupsa, o kurulun yedeğinden Oda üyesi ise çalışanlar listesinden yönetim kurulu tarafından tayin olunur. Danışma meclisi, kararlarını meclis karar defterine geçirir. D) Danışma Meclisi Kararlan: aa) Oybirliği ile alınan kararları yönetim kurulu aynen uygulamak zorundadır. bb) Oy çokluğu ile alınan kararlar, tavsiye kararı mahiyetinde olup, uyup uymamak yönetim kurulu kararına bağlıdır. TEMSİLCİLİK MADDE 24-2/A Temsilcilik: aa) Oda yönetim kurulu, oda faaliyetleri ile diğer mesleki konu ve sorunları üyelere aktarmak, üyelerin görüş ve öneri ve sorunlarını almak ve denetimlerini sağlamak amacıyla gerekli gördü~ü ilçe ve semtlerde temsilcilik oluşturur ve temsilcilerin seçilmesini sağlar veya atar. Yapılacak ilk olağan genel kuruldan başlamak üzere temsilciliklerin genel kurulla beraber Yönetim Kurulunun görev süresince seçimle göreve gelmesi ve disiplin kurulu kararı ile görevden alınması. bb) Yönetim kurulu temsillerin önerilerini de dikkate alarak seçilecek veya atanacak yardımcı sayısını belirler. Ayrıca gerekli görülen hallerde bu temsilcilikler için büro açar ve tefriş eder. Temsilcilerin Görev ve Sorumlulukları,


cc) Temsilcilerin görev ve sorumlulukları: l. Oda temsillisi Yönetim Kurulunun aldığı kararlan üyelere iletir, görüş ve önerilerini alır. 2. Meslek mensupları arasındaki haksız rekabeti önlemeye çalışır. Meslektaşlar arasındaki dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlar. 3. Meslek mensuplarının sorunlarını Yönetim Kuruluna iletir. Çözüm önerilerinde bulunur. 4. Meslek mensuplarının faaliyetlerinde yasa, yönetmelik, meslek ahlak ve kurallarına uygun hareketi sağlar. 5. Üyelerin Oda faaliyetlerine katkıda bulunmasına çalışır. Temsilciliğin süresi, dd) Atanan temsilcinin süresi Yönetim Kurulunun görev süresi kadardır. Ancak görevlerini yerine getirmeyen temsilcinin görevine son verilir. Yerine, kalan sürede görev yapmak üzere yenisi atanır. Temsilci raporları, ee) Oda temsilcileri yapmış oldukları çalışmalarla ilgili olarak yönetim kuruluna her ay yazılı rapor verirler. Bu rapor takip eden ayın onuncu gününe kadar Odaya ulaştırılır. Temsilciler Kurulu, Temsilcilerin tamamı, temsilciler kurulunu oluşturur. Temsilciler kurulu, Yönetim Kurulunun çağrısı ile toplanır. Bilgi ve tecrübelerin aktarılmasına ve uyum birliği sağlanmasına çalışılır. YARDIMCI KURUL (KOMİSYONLAR) MADDE 25-A Kuruluş: Yönetim Kurulu gerekli gördüğü konularda kendisine yardımcı olmak üzere her birinin üye sayısı 5 kişiden az olmamak şartıyla yardımcı kurul (komisyonlar' oluşturabilir. ilçeleri ilgilendiren konularda ilçe temsilcilerinin de katılımı gereklidir. B) Çalışma Usul ve Esasları: aa) Komisyon üyeleri Yönetim Kurulunun yazılı çağrısıyla göreve başlarlar. hk toplantıda komisyon üyeleri arasından bir başkan, bir başkan vekili seçilir. bb) Komisyonlar en az 15 günde bir toplanmak zorundadır. cc) Toplantılara mazeretsiz olarak iki kez üst üste katılmayan veya her halde üç kez toplantıya katılmayan üyenin görevi sona erer. Yönetim Kurulu tarafından boşalan üyenin yerine yenisi seçilir. dd) Komisyon çalışmaları sonucu alınan kararlar bir rapor halinde Yönetim Kuruluna sunulur. Raporlar komisyon karar defterine işlenir. ee) Komisyonlar Yönetim Kurulunun atayacağı tarihte çalışmaya başlar, olağan genel kurulun yapılacağı tarihe kadar sürer. ff) Komisyon üyelerinin konularını inceleme ve araştırma anında meslek mensupları; her türlü yardım ve kolaylığı göstermek, detayı istenen bilgi ve belgeleri vermek ve yapmak zorundadırlar. Aksi davranışlar disiplin cezasını gerektirir. TESCİL BELGESİ MADDE 42- Oda çalışanlar kütüğüne kaydolan meslek men- supları ile ortaklık büroları ve şirketler İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından düzenlenen büro tescil belgesini almak ve bürolarına asmak zorundadır. Ferdi, ortaklık bürosu veya şirket olarak faaliyette bulunan meslek mensupları şube, irtibat bürosu vs. adlar altında birden fazla büroda mesleki faaliyette bulunamazlar.


DANIŞTAY KARARLARI VE MEVZUATTAKİ DEGİŞİKLİKLER Yaşar KIZILKUM S.M.M.M. DANIŞTAY KARARLARI 1. Kendi adına aldığı banka kredisini başka bir şirkete kullandırmanın finansmanın temini hizmeti niteliğinde olduğundan bahisle salınan katma değer vergisini; olayda ya- sanın öngördüğü anlamda bir hizmet ve bu hizmet karşılığı yükümlü şirket lehine bir menfaat doğmadığından vergiye tabi tutulamayacağına dair. (Danıştay, 7. Daire, Esas No: 1989/2546, Karar No: 1989/ 2530 Karar Tarihi: 13.11.1989) 2. 13.7.1987 tarihinde satın alınan arsa için satıcı tarafından 1986 genel beyan döneminde Emlak Vergisi beyannamesi verilmediği ve 1986-87 yılları vergilerinin ödenmediğinin Vergi Dairesince saptanması üzerine arsayı satın alandan 1986-87 yıllarına ait Emlak Vergisinin ağır kusur cezalı olarak 1319 sayılı kanunun 30. maddesinin son paragrafına göre istenebileceği, ancak Emlak Vergisi tahakkukunda alıcının Emlak Vergisi beyanı yerine 1986 yılı asgari birim değerinin esas alınacağı hk. (Danıştay, 9. Daire, Esas No: 1988/2378 Karar No: 1989/ 2853 Karar Tarihi: 18.10.1989) 3. Miras yoluyla intikal eden murisin ferdi işletmesine dahil kıymetlerin bir kısmının satılmasından dolayı bilançoda kayıtlı değerleri ile satış bedeli arasındaki farkın değer artış kazancı olarak vergiye tabi tutulamayacağı hak. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1987/4371 Karar No: 1988/ 1357 Karar Tarihi: 1988) 4. a) İşletmeye giren çıkan nakit tutarları ile beyan edilen kârın karşılaştırılması yoluyla bir kısım hasılâtın fiyat dışı bırakıldığından bahisle dönem matrahı hesaplanamayacağı, b) Nakliyecilik faaliyetinin devamı için yapılanması zorunlu giderlere ilişkin faturalarda kamyonun plaka numarasının doğru olarak yer almasına karşın kamyon sahibi yerine kamyon şoförünün adının yazılmasının, olayın özelliğine göre faturaların gider kaydedilmesini engellenemeyeceği hk. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1986/2116 Karar No: 1988/ 1326 Karar Tarihi: 1988) 5. Hizmet erbabına ödemede bulunan vergi sorumluları tarafından vergi tevkifatı yapılarak ertesi ayın 20.nci günü akşamına kadar bir muhtasar beyanname ile vergi dairesine bildirilmesi için, ilgili ay içinde hizmet erbabına "nakten" veya kendilerini istihkak sahibine karşı borçlu durumda gösteren bir kayıt ve işlemde bulunmak suretiyle "hesaben" ödeme yapılmış olması gerektiği hk. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1987/5739 Karar No: 1988/ 2198 Karar Tarihi: 1988) 6. 213 sayılı WK 'nun 139. uncu maddesinde yer alan ve incelemenin yapılacağı yer ile ilgili bulunan kurallara uyulmaksızın doğrudan yazı yazılarak incelenmek üzere istenilen defter ve belgelerin ibraz edilmemesi halinin re' sen takdir sebebi olarak kabul edilemeyeceği hk. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1987/5067 Karar No: 1988/ 2702 Karar Tarihi: 22.6.88) 7. Ücretlilere ait ödenmesi gereken vergi iadesi tutarının mahsubu sırasında damga vergisine tabi tutulamayacağı hk (Danıştay 7. Daire, Esas No: 1988/2281 Karar No: 1988/ 1633 Karar Tarihi: 9.6.88) 8. Mağazada paketleme için kullanılan naylon poşet çantalar üzerinde yazılı ve işletmeyi tanıtıcı işaretlerin reklâm vergisi kapsamına girmediği hk. (Danıştay 9. Daire, Esas No: 1987/669 Karar No: 1988/ 649 Karar Tarihi: 23.2.1988)


9. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 2361 sayılı Kanunun 75.nci maddesiyle değişik 111. nci maddesindeki Ortalama kâr haddi esasına göre mükellefler adına ikmalen salınan gelir vergisine bağlı olarak ceza kesilemeyeceği hk. (Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı, Esas No: 1988/ 1 Karar No: 1989/ 1 Karar Tarihi: 16.2.1989) 10. İhracatçılara sattığı konfeksiyon ürünlerinin sadece dikiş işlemini fason olarak başka firmalara yaptıran yükümlü şirketin, ihracat istisnası uygulamasında imalatçı firma olarak ihracat istisnasından faydalanması gerektiği hk. (Danıştay 3. Daire, Esas No: 1989/42 Karar No: 1989/981 Karar Tarihi: 3.4.1989) MUKTEZALAR: Yazar kasa kullanılan işyerinde hasılat defteri veya kasa defterinin kullanılıp kullanılmayacağı ve Notere tasdik ettirilip ettirilmeyeceği sorunu İşletme esasına göre defter tutanlarda: İşletme esasına göre defter tutanlarda günlük perakende satış ve hasılat defteri yazar kasa kullananlar için 1 Ocak 1986 tarihinden itibaren kullanılması kaldırılmıştı. Ancak kanun ve 167 seri no. lu V.U.K. Genel Tebliğinde tasdik ettirilip ettirilmeyeceği hususunda bir açıklık yoktu. Bu yüzden çoğu muhasebeci arkadaş haklı olarak tereddüt ediyor ve re' sen takdir durumu düşünülerek hasılat defteri tasdik ettiriliyordu. İstanbul Defterdarlığı VSZ-VUK-11185-13-392-04.0.06.909455 sayılı muktezasında özetle şöyle demektedir: "İkinci sınıf tüccarlardan satışlarının tamamı toptan ve faturaları olan mükellefler ile ödeme kaydedici cihaz kullanan mükelleflerin günlük perakende satış ve hasılat defteri kullanma mecburiyetleri 1.1.1986 tarihinden itibaren kaldırılmış olduğundan, perakende satış yapılan ve ödeme kaydedici cihaz kullandığınız birinci işyeriniz için günlük perakende satış ve hasılat defteri tutmanıza ve tasdik ettirmenize gerek bulunmamaktadır. Ancak ödeme kaydedici cihaz kullanmadığınız ikinci işyeriniz için perakende satışlarımızı tamamına fatura düzenlense dahi günlük perakende satış ve hasılat defteri kullanmamız gerekmektedir.. Bilanço esasına göre defter tutanlarda: Bilanço esasına göre defter tutanlarda yazar kasa kullananlar için 10.5.1989 tarihinden itibaren V.U.K. Genel Tebliği: 190 ile kasa defteri tutma mecburiyeti kaldırılmıştı. Tasdik durumu 1990 ve müteakip yıllarda ne olacaktı? Bu konuda gerek genel tebliğ ide, gerekse V.U.K.'nda bir açıklık yoktu. Bir Kollektif Şirket Toptan ve Perakende, nalburiye, inşaat malzemeleri alım-satımı işleriyle iştigal ettiğini, bilanço esasına göre defter tuttuğunu ve işyerinde ödeme kaydedici cihaz kullandığını belirterek Günlük Kasa Defteri kullanıp kullanmayacağını ve Notere tasdik ettirip ettirmeyeceğini İstanbul Defterdarlığına sormuş ve aşağıdaki özeti yazılı muktezayı almıştır: İstanbul Defterdarlığı, VSZ-VUK- Mük-11257-31-420-30.12.89- 5031 1 sayılı muktezasında özetle şöyle demektedir: "Günlük Kasa Defteri tutma mecburiyetiniz olmadığından bu defterin notere tasdik ettirilmesi gerekmemektedir." Bu iki muktezayı, iki genel tebliği ve V.U.K.' n daki gerek ilgili maddeyi, gerekse Bakanlığın yetkisini düşündüğümüzde şu sonuca vardım: İşletme ve Bilanço esasına göre defter tutup da (ister perakende, ister perakende-toptan birlikte olsun) yazar kasa kullanan mükelleflerin günlük perakende satış ve hasılat defteri ile Kasa Defterini kullanmalarına ve tasdik ettirmelerine gerek yoktur. I MEVZUATTAKİ DEGİŞİKLİKLER 1. Maliye ve Gümrük Bakanlığı Kontrol Genel Müdürlüğü Kontrolörleri Görev ve Çalışma Yönetmeliği yayınlandı. (Resmi Gazete Tarihi: 6.5.1991 Sayı: 20.863)


2. Emekli olup da tek meskeni olanlardan alınacak bina vergisinin 1991 yılı için binde 4'ten binde 2'ye indirilmesine dair bakanlar kurulu kararı yayınlandı. (Resmi Gazete Tarihi: 8.5.1991 Sayı: 20.865) 3. Katma Değer Vergisi mükelleflerinin ödeme kaydedici cihazları kullanmaları mecburiyeti hakkında kanunla ilgili 31 seri no lu genel tebliğ yayınlandı. (Resmi Gazete Tarihi: 10.5.1991 Sayı: 20867) 4. Temel gıda maddeleri, hayvan yemi, doğalgaz, gazete, dergi, kitabı gibi mallara 1. Haziran 1991 tarihinden itibaren uygulan- ması daha önce kararlaştırılan % 8 KDV oranının 1 Ağustos 1991'e ertelenmesi ve eski oran olan % 6'nın 31 Temmuz 1991 akşamına kadar uygulanmasına devam edilmesi yönündeki Bakanlar Kurulu kararnamesi yayınlandı. Diğer değişiklikler bülten ile duyurulacak. (Resmi Gazete Tarihi: 31.5.1991 Sayı: 20887)


MUHASEBECİNİN HAZİRAN '91 GÜNLÜĞÜ Hazırlayan : H.Turgut ARIĞ İ.S.M.M.M.O. Denetim Kurulu Başkanı 7 Haziran '91 Cuma'ya kadar Ücretlilerin Mayıs '91 alış fatura ve fişleri, Vergi İade Bildirimine listelenerek işyerine verilir. 10 Haziran '91 Pazartesi'ne kadar Boş,video ve ses kaseti imal ya da ithalinden geçen ayın vergi kesintisi Ziraat Bankasına yatırılır; bildirimi Turizm Bakanlığına gönderilir. TV satışı bandrol ücreti Ziraat Bankasına yatırılır; bildirimi TRT Genel Müdürlüğüne yollanır. 17 Haziran '91 Pazartesi'ne kadar Geçen ayın Banka ve Sigorta İşlemleri Beyannamesi, Vergi dairesine verilir ve ödenir. Anlaşmalı matbaalarda geçen ay basılan ve dağıtılan fatura, P.S.V. ve reçetelerin bildirimleri, vergi daireleri ve defterdarlıklara verilir. Eczane, imalatçı kuyumcu, mıhlamacı, anlaşmalı matbaaların reçete basımı, tapu sicil, valilik, belediye, TEK ve benzeri kuruluşlarda onaylanan emlakle ilgili Mayıs '91 bilgi form ve bildirimleri, MGB, Vergi İstihbarat Şb. Ulus Ankara adresine taahhütlü yollanır. 20 Haziran '91 Perşembe'ye kadar Anonim şirketlerce, Damga Vergisi beyannamesi vergi dairesi- ne verilir ve pul bedelleri ödenir. Ücretlilerin geçen aya ait alış belge sonuçlarının Vergi İade Beyannamesi, vergi dairesine verilir. Ticaret ve serbest meslek sahipleri ile şirketlerin Haziran '91 Geçici Vergisi ödenir. 10'dan çok işçi çalıştıran işyerlerinde geçen ay yapılan ödemelerin vergi kesinti ve eklentilerinin Muhtasar Beyannamesi vergi dairesine verilir ve ödenir. Kendi adlarına reklam yapanlar ve reklamcıların geçen aya ait han-Reklam Beyannamesi ile Eğlence, Yangın Sigorta, Akaryakıt Tüketim beyannameleri Belediye' ye verilir ve ödenir. Devlet ve bağlı kamu kuruluşlarında çalışan işçilere yıllık ilk ikramiyenin ikinci yan dilimi ödenir. (6772 sayılı yasa, m. 1) 27 Haziran '91 Perşembe'ye kadar [Kurban Bayramı ertesi) Geçen ayın KDV Beyannamesi vergi dairesine verilir, fazla kesinti varsa ödenir. 28 Haziran '91 Cuma'ya kadar Merkezi İstanbul'da bulunan İTO üyelerinden 1990 kazançları en az 120 milyon lira Gelir Vergisi, ya da 240 milyon lira Kurumlar Vergisini aşanların ödüllendirme işlemi için Oda' nın Etüt- Araştırma şubesine başvurmalı. 1 Temmuz '91 Pazartesi Bağ kur' un Haziran '91 aylık primi bankaya, posta çekine, il müdürlük veznesine ödenir. Mayıs Aylık Sigorta Bildirgesi SSK Bölge Müdürlüğüne verilir, aylık prim tutan ödenir. Gelir Vergisinin 2. taksidi (1/3 ü) ödenmelidir. Geçen ay 9'dan fazla işçi çalıştıranlarca; a) Konut Edindirme Yardım Fonu bildirimi, SSK Müdürlüğüne, tutarı banka ya da sigortaya ödenir. b) Zorunlu Tasarruf Kesintisi yeni aylık bildirimi formu Ziraat Bankası şubesine verilir ve yatırılır.


Yedek Subay yoklamasının son ayı. İhracatçılar Birliği'ne yıllık aidat ödenir. Sermaye Piyasası Kanunu kapsamına giren kuruluşlar, geçen ay bulunmasaydılar Sermaye Piyasası Kurulu'na bildirimde bulunurlar. Ticaret ve serbest meslek sahipleri geçen ayın Vergi İade Beyannamesini vergi dairesine verirler. Zorunlu tasarruf kesintisinde iki yılı dolduranlar, Ziraat Bankası şubesine dilekçeyle başvururlarsa, birikimin faizinin 1 / 3'ünü geri alırlar. 1990 yılı perakende satış yada iş hasılatları 15 milyonu aşan satıcılar, süresi uzatılan yazar kasa hazırlıklarını tamamlamalı. 1989'da verilen Harita Müteahhitlik Karnesi ve İmar Planı Yeterlilik Belgesi, yenileriyle değiştirilmeli (2. ay-RG 20.9.1990) İhracatçılar Birliği'nin yıllık ödentisi, vezne ya da bankaya ödenir.

Malicozum4  
Malicozum4