Page 1


Dünya, üzerinde yaşamın tehlikeli olduğu bir yerdir. Bu yalnızca kötülük yapanların yüzünden değil, aynı Zamanda ötekilerin haksızlıklara göz yumması ve Yapılan kötülüklerin yanlarına kar kalması sebebiyle Böyledir. A. Einstein

1997 YILINA GİRERKEN Yahya Arıkan İSMMMO Başkanı 1996 yılına veda edip, 1997 yılına girdik. Yeni yılda siyasileri bir sürü sorun beklemektedir. * Güneydoğuda yaşanan savaş * Civan, Horzum, Susurluk kazasının ortaya çıkardığı kirli ilişkiler ve olaylar nedeniyle kirlenen siyaset ve temiz siyaset * AB'ne geçiş * Demokratikleşme * Yurttaşlık hakları * Vergi adaleti * Enflasyon * Özelleştirme Bununu gibi birçok sorun çözüm beklemektedir. Değerli meslektaşlarım; Yukarıda sıraladığım sorunların hepsinin ayrı bir önemi vardır. Bana göre bunlardan en önemlisi yurttaşlık haklarıdır. Ülkemizde maalesef yurttaşlık bilinci gelişmemiştir. Ve de geliştirilmemiştir. Nedir yurttaşlık hakları? * Toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü * Kanun önünde eşitlik * Siyasi terörün, işkencenin artık yurttaş için tehdit oluşturulmaması * Kişisel ve sosyal özgürlükler * Fırsat eşitliği (eğitim, sağlık gibi) Ülkemiz; maalesef yurttaş hakları konusunda on üzerinden iki alarak sınıfta kalmıştır. Yurttaşlık bilinci kadar üyelik bilinci de çok önemlidir. Diğer bir anlamda örgütlü olmak. Üyesi olduğumuz siyasi partilere, odalara, derneklere ve vakıflara sahip çıkınız. "Sürüden ayrılanı kurt kapar" diye bir atasözü vardır, ben de şöyle yorumluyorum: "Örgütsüz olan sosyal insan olamaz". Bu nedenle üyesi bulunduğunuz Odamıza sahip çıkınız. Değerli meslektaşlarım, Mali Genel Kurul' a kadar kesinleşen etkinliklerimiz ve hayata geçirmek istediğimiz projeler hakkında sizleri bilgilendirmek istiyorum.


KESİNLEŞEN ETKİNLİKLERİMİZ A- Aylık Mesleki Seminerler 7 Ocak 1997 Mevzuattaki son değişiklikler 4 Şubat 1997 SSK ve İş Hukuku uygulamaları 4 Mart 1997 Gelir Vergisi Beyanname düzenlenmesi 8 Nisan 1997 Kurumlar Vergisi Beyanname düzenlenmesi B- Paneller 14 Ocak 1997'de "Bağımlı üye kavramının dünyadaki konumu ve ülkemizdeki uygulamalar" 26 Şubat 1997 "Toplum ve Çevre Kirlenmesi" C- Sempozyum Odamızın organize ettiği III. Türkiye Muhasebe Denetim Sempozyumu 30 Nisan - 4 Mayıs 1997 tarihlerinde Alanya'da yapılacaktır. Sempozyuma katılım bedeli 1 kişi çift kişilik odada 300 DM, 1 kişi tek kişilik odada 400 DM’ dır. D- Sosyal Etkinlikler * 1 Mart Muhasebeciler gününde panel ve müzik şöleni * 12 Nisan 1997 Odamızın 7. yıl kuruluş balosu E- Bölge Eğitim Çalışmaları Bildiğiniz gibi 9 Kasım ile 7 Aralık tarihlerinde Odamızın Eğitim salonlarında bölge eğitim çalışmalarını yaptık. Meslektaşlarımızdan yoğun ilgi gördük. Bu yoğun talebi karşılamak üzere 14 Aralık 1996 - 11 Ocak 1997 tarihleri arasında ikinci kez aynı yerlerde bölge eğitim çalışmalarının tekrarı yapılacaktır. Bölge eğitim çalışmalarının bu yıl dördüncüsünü yapıyoruz. Türkiye'de örnek bir model olan eğitmenlerle eğitim projesine katılan eğitmen dostlarım; A. Nihat Yenibakır, A.Sait Başaran, Adem Elikara, Agop Çavikoğlu, Ahmet Demir, Atilla Özbank, Ayhan Çelik, Aziz Gökdeniz, Bahri Olgun, Burhan Sarıoğlu, Cafer Güler, Cenap Gündüz, E. Zafer Akgüç, E. Sabri Yücel, Ekrem Akalın, Esra Demirel, Gündoğdu Özbaş, Hüseyin Fırat, Hüseyin Mert, Hüseyin Turna, Leyla Kıyat, Masis Yontan, Mehmet Sayın, Mehmet Yılmaz, Muharrem Samur, N. Kemal Koç, Recep Selimoğlu, Saffet Benzerler, Servet Kozan, Talha Apak, Temel Öztürk, Temel İnce, Ülkü Sönmez, Vedat Kasapoğlu, İ. Ertan Paker, İ. Halil Demirci, Yaşar Alagöz, İlker Karatalay, İsmail Karaköylü. Yücel Akdemir, Ziya Disanlı'ya sizler adına teşekkür ediyorum. Eğitmenler kadromuzda yer alıp aramızdan ayrılan Erkin Balaban ve Erdinç Ersan dostlarımı da rahmetle anıyorum. Eğitmenlerin eğitiminde yer alan Doç. Dr. Recep Pekdemir'e, Prof. Dr. Rüstem Hacırüstemoğlu'na, Prof. Dr. Haluk Sümer'e ve Prof. Dr. Emre Burçkin'e ayrıca teşekkür ediyorum. PROJELERİMİZ A- 3568 Sayılı Meslek Yasamızın alternatif taslağının hazırlanması Yönetim Kurulumuzca; Yahya Arıkan, Yüksel Can, Mehmet Eren , Ziya Disanlı, Kemal Çolak, Orhan Arabacıoğlu ve Muhlis Selçik'den oluşturulan bu komisyona gerekli çalışmaları yapmak üzere görev verildi.


Komisyonumuz; Oda üyelerine (bültende), delegelere ve seçime giren gruplara bir yazı göndererek meslek yasamızla ilgili değişiklik önerilerini 15 Ocak 1997 tarihine kadar bildirmelerini talep etmiş, bu çalışmaları Mart 1997'de tamamlayarak Nisan 1997'de yapılacak bir toplantıyla son şeklini verecektir. Ağustos-Eylül 1997'de Türkiye genelinde yapılacak bir toplantıyla da TÜRMOB' un resmi çalışması haline gelecektir. Bu çalışmaya tüm arkadaşlarımın katkılarını bekliyoruz. B- Bürokrasi Dosyası - Maliye Bakanlığı ve ilgili birimlerindeki sorunlar * İşyeri tescil ve terkin işlemleri * Ödeme kaydedici cihazların alım satım devir ve el değişikliği * Vergi borcu olan mükelleflerin basım izin yasası * Yıl sonlarında verilen KDV, Muhtasar ve 249 nolu tebliğ gereği verilen yıllık bildirimler * Düzeltme işlemlerinin zamanında yapılmaması * Vergi daireleri arası nakil işlemleri * Müracaatların birden fazla kuruma ayrı ayrı yapılması * Otomasyona bağlı olmayan vergi dairelerine yapılan ödemeler * Vergi dairelerinden alınan ücretsiz evrak temini * Yasa, Yönetmelik, Tebliğ, İç Genelge ve İşlem Yönergesinin yarattığı sorunlar, - SSS Müdürlükleri ve Bölge Çalışma Müdürlüklerindeki sorunlar * Ek 1 ve Ek 2'ler * İdari para cezaları - Odalarımız ile diğer meslek odaları arasında yaşanan sıkıntılar * Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İI Müdürlükleri ve İTO'da yaşanan sıkıntılar. Yukarıdaki sorunlar, ilçe temsilcilerimizle tespit edilen hususlardır. Odamızın hazırladığı bu rapor 6 Aralık' da yapılan 15. Başkanlar toplantısında TÜRMOB ve oda Başkanlarının bilgisine sunulmuş, yine odamızca önerilen “Türkiye Bürokrasi Dosyası’nı hazırlamak üzere TÜRMOB temsilcileri, İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli ve Sakarya Odası baş- kanlarının yer alacağı bir komisyon oluşmuştur. Oluşan komisyon bir ay içerisinde çalışmasını tamamlayıp TÜRMOB 'a teslim edecektir. C- Muhasebe Enstitüsü 12500 meslek mensubumuzun, 9000 stajyerimizin eğitimi ve eğitimci kadrolarının yetiştirilmesi için ilimizde bir muhasebe enstitüsü kurmayı hedeflediğimizi biliyorsunuz. Dergi elinize geçtiğinde bu konudaki yuvarlak masa toplantımızı yapmış olacağız. En kısa zamanda olumlu, olumsuz gelişmeyi sizlere ileteceğiz. D- Ülke Sorunları Çözüm Dosyaları * Gümrük Birliği * Güneydoğu * Demokratikleşme * İnsan Hakları


dosyaları hazırlandı, bu dosyaları önümüzdeki günlerde kamuoyuna tartışmaya açacağız. Değerli meslektaşlarım; 37. sayıda mesleki kararlarımıza sahip çıkalım başlıklı yazımda mesleki kararların önemi üzerinde durmuştum. Biliyorum ki büyük bir çoğunluğunuz emanet usulü para toplayıp yatırma işini tasfiye ediyorsunuz. Gelin yeni bir yıla girerken tamamen bu işleri yapmaktan kurtulalım. Müşterilerimizi ikna edelim, bankaların yolunu gösterelim. Biz önümüzdeki günlerde bu işlerin yasaklandığına dair bir kampanya başlatacağız. Birbirimize yardımcı olalım. Mesleki kararlarına sahip çıkan kurumlar daha güçlü olacaktır. Yeni yılda daha çok dayanışmaya ihtiyacımız vardır. KDV'nin ayın 20'sine muhtasarın ayın 10'una çekilmesine dair, plan ve bütçe komisyonunda kabul edilen Meclisin gündeminde olan yasa teklifine karşı faksla tepki kampanyamız devam ediyor. Destek veren tüm meslektaşlarıma (gruplar dahil) teşekkür ediyorum. İstanbul Odası olarak bu uygulamanın hayata geçmemesi için sonuna kadar takipçisiyiz. Bu nedenle dayanışmaya daha çok ihtiyacımız var. Yeni yılın başarı, sağlık ve mutluluk getirmesi dileğiyle...


ALTI YILI GERİDE BIRAKIRKEN YAYIN KURULU Dergimiz içerik bakımından kendini geliştirme çabası içinde. Bu çabaların sonuçlarını önümüzdeki sayılardan başlayarak okurlarımıza sergileyebileceğimizi umuyoruz. Amacımız, beklenen ve daha çok okunan bir dergiyi yaratabilmek. Ancak bu amaca giden yolun, tartışma yaratabilen, ışık tutan, yol açıcı, özgün yazılar yayımlayabilmekten geçtiğinin bilincindeyiz. Bu yönde aldığımız kararlardan biri, her sayıda bir " ağırlıklı konu"yu derinlemesine işlemek ve dergiyi bir tartışma yerine dönüştürmek. İlk konumuz "Hayat Standardı" adıyla bildiğimiz vergilendirme ölçütü. "Hayat Standardı"nı ilk ağırlıklı konu olarak seçmiş olmamızın, şöyle bir esprisi de olsa gerek: Sayıları toplayıp çıkararak vergiye dayanak olacak bir sonuç sayısı bulma işlevine sıkıştırılmak istenen bizler, demek ki "Hayat Standardı" dediğimiz bu vergilendirme ölçütünün, o toplama çıkarma işini de elimizden aldığını,sonuç sayısını işin başında ve tepeden elimize vererek "sayma" işimizi iyice etkisizleştirdiğini bilmesine biliyoruz. Oysa bizler, bırakın sonuç sayısının elimize baştan verilmesini, toplanıp çıkarılacak sayıların hangileri olacağının belirlenmesi sürecinde de etkin olmak istemez miyiz? Bir meslek örgütü ve bir meslek dergisi, kendisini böyle bir süreçte edilgin görmek ister mi hiç? Etkin ve belirleyici olma yönündeki çabalarımız sırasında, bize doğru yolu göstermede ve olgun bir dergi yaratmada okur katkısının önemini de, katılımcılık anlayışımızın bir gereği olarak bir daha belirtmek istiyoruz. Geçen günlerde ülkemiz önemli bir konuyla çalkalandı: Susurluk olayı. Ancak olayın ardından edilen bir söz, çalkantıyı bir mantık bilmecesine dönüştürdü. Çok yakın geçmişte başbakanlık da yapmış bir başbakan yardımcısı, sahte kimlikli bir yasa kaçağının cenazesinin ardından, "devlet için kurşun atanın da kurşun yiyenin de şerefli olduğunu ve onların saygıyla anılacağını" söylüyordu. Kurşunun öldürmeye yaradığını bilen herkes -- bunu çocuklar da bilir-- "devlet için" yutturmacasıyla kimlerin tetikçilere öldürüldüğünü düşünmeye başladı. "Bunlar bunu hep yapıyorlar" anlamında çıkışlar da oldu. Ama "elimde belge var" diyen parti başkanları, yıllardır olduğu gibi, bu yazının yazıldığı güne değin herhangi bir belge sunamadılar kamuoyuna. Ya ellerinde gerçekte belge yoktu ya da o belgeleri gün ışığına çıkaracak özgüvenleri! Devletin tepelerinde birilerinin, yasa kaçaklarını maşa gibi kullanarak karşıtlarını öldürttüğü söylentileri, çocukların bile anlayacağı yalınlıkta, ama bu karanlık ilişkilerin dışındaki büyüklerin kolay kolay anlayamayacağı boyutlarda ve karmaşıklıkta bir sorular yumağını büyüttükçe büyütüyor. Böyle bir ortamda, Radyo Televizyon Üst Kurulları çocukları korumak için şiddet filmlerini yasaklasa ne olacak, yasaklamasa ne olacak? Basına sansür dayatması tam da bu günlere rastladı: "Belgem var-Varsa açıkla!" atışmalarının toz dumanında, politikanın ve hükümetin bu atışmaların uzağında görünen şeriatçı kanadı, önceden pişirdiği belli olan sansür yemeğini, kamuoyuna ve Meclis 'e sunuverdi.


Şimdi basın kendini savunuyor. Teşvikler, çanak-çömlekçilik, tekelleşme, gemi azıya almış seks ve şiddet haberciliği boyalı basında her ne denli belirleyici olsa da, hepsi bu sansür dayatması karşısında halkın yakınmalarına ve isteklerine kulak vermek zorunda kaldı. Temiz toplum isteği gazetelerde yeniden manşetlere çıktı. Derginiz, basının sansür yasalarıyla denetlenmesinin, onun iş özgürlüğünü ortadan kaldıracağını, bunun da basının işlevini ortadan kaldırmak anlamına geldiğini düşünüyor. "Sayma" işlevimizi yerine getirirken tepeden verilmiş sayılarla karşılaşmanın, vergilendirmede etkisizleşme anlamına geldiği yolundaki sezgimiz ile, basına tepeden haber sınırları çizme çabasının basının ana işlevini yok etme anlamına geldiği yolundaki sezgimiz örtüşüyor. Bu bakımdan, basında sansüre karşı çıkmanın da, vergilendirme sürecinde "hayat standardı" gibi tepeden inmeci yaklaşımlara karşı çıkmanın da, iş özgürlüğünü, onun da ötesinde toplumsal adaleti savunmak demek olan çok boyutlu ama aynı yoldaki savaşımların birer parçası olduğunu düşünüyoruz. Geçen günlerin mesleğimizi ilgilendiren iki konusu da "vergi affı" ve "beyanname günleri" tartışmalarıydı. Bu konulara ilişkin yazılarınız elimize ulaşırsa, gündemdeki ağırlığı ölçüsünde yayımlayacağımızı belirtelim. Yeri gelmişken de kurulumuzun ortak görüşü olan bir iki noktaya değinelim. Ardı ardına değişen yasal düzenlemeler, vergi yükümlülerini şaşkına döndürüyor, meslektaşlarımızı da güç durumda bırakıyor. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdi bir de vergi affı konusu çıktı. Birkaç yılda bir ısıtılıp ısıtılıp toplumun önüne sürülen ve "halkın vergisini, yükümlüsüne bağışlama" anlamına gelen bu vergi affı konusu, toplum vicdanında yer bulmuş mudur? Hukukun genel kurallarıyla ne denli bağdaşmaktadır? Yalnızca mali/parasal bir konu mudur yoksa toplumsal adaletle ilgisi de var mıdır? Her şeyden önce hukuksal içerikli bir işlem olan bu "bağışlama", "af" kavramının genel kabul görmüş gerekçeleri ile uyuşmakta mıdır? Yoksa halkın, "siz kimin vergisini kime bağışlıyorsunuz?" sorusunu da yanında mı getirecektir? Bu sorular bir yana; toplum vicdanının eğer bir af gereksinmesi varsa , öncelikle düşünce suçlarına yönelik çağdaş düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmez mi? Yazarlarının, sanatçılarının, gazetecilerinin hapiste olduğu, dışarıda olanlarının da, baskıcı yasaların hapis korkutmaları altında görev yapmaya çalıştığı bir toplumun vicdanı, öncelikle vergi bağışlamaları ile mi rahatlayacak? Vermedikleri vergilerle ellerinde tuttukları kamu parasının, gazetecinin, yazarın, sanatçının özgürlüğünden daha değerli olduğunu bize benimsetmeye mi çalışıyor birileri? Vergi affı gibi tüm toplumu ilgilendiren konuların, barolarda, meslek örgütleri ve öteki demokratik örgütlerde özgürce ve yeterince tartışıldıktan sonra karara bağlanmasının gereğine inanıyoruz.


Kaynak sıkıntısı, durduk yerde bir tartışma daha başlattı: Beyannameler. . . Hükümet, muhtasar beyannamelerin ve KDV beyannamelerinin vergisine daha erken kavuşmak istiyor. Bir yandan da, toplayamadığı vergiyi, yani halkın parasını "vergi affıyla ve de kendi eliyle bağışlamayı düşünüyor. Konuları alt alta dizince, kara mizah nasıl da sırıtıyor! Her ay düzenli olarak, "vergilendirilmiş kazanç kutsaldır" yazan kapılardan girerek vergisini ödeyenleri "daha çabuk, daha çabuk" diye sıkıştır, ille çelişkilerini nasıl açıklayacaklarını merak ediyoruz. Beyannamelerin ay sonlarında birleştirilmiş tek bildirimle verilmesinin vergi dairelerini de, vergi yükümlülerini ve meslektaşlarımızı da rahatlatacağını düşünüyoruz. Tek bildirgede vergi konularının ayrı olması sorunu, verilecek suret sayısının artırılmasıyla çözülebilir. Çevre Haftası ve Sakatlar Haftası'nı ve İnsan Hakları Haftası'nı geride bıraktık. Meslektaşlarımız, işletmelerin bazı atıklarının, toplayıcı gönüllü kuruluşlara verilmesi yönünde vergi yükümlülerini uyarabilirler. Katı olsun, sıvı ya da gaz olsun, endüstri atıklarının yol açtığı kirlenmenin tüm insanlığı ve doğayı etkilediği, geri dönülmez sonuçlar yarattığı düşünülürse, kirlenmeyi önlemenin maliyetinin bu bakımdan, doğayı yitirmenin maliyetinden daha ucuz olduğunun bilincinde kişiler olarak, bu gönüllü kuruluşlarla çeşitli dayanışmalar içine girebilirler. Kendi duyarlılıklarını, sanayici vergi yükümlülerine de benimsetmek için ne yapabilecekleri konusunda, yine bu kuruluşlara başvurabilirler. Elliden çok işçi çalıştıran işyerlerinin sakatları da çalıştırmak zorunda olduğunu hepimiz biliyoruz. Oysa kaç işyerinde bu kurala uyuluyor? Bizler, sakatların da çalışan insanlar olarak geçimlerini sağlayabilmeleri için bir şey yapıyor muyuz? Yapabileceklerimiz nelerdir? Meslektaşlar bir araya geldiklerinde, çeşitli kurullarda bu sorulara yanıt arayabilirler. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi' nın Birleşmiş Milletler' ce 1948'de benimsenişinin yıldönümüydü 10 Aralık. Ana Britannica'nın "İnsan Hakları" maddesinin ilk iki tümcesi, çarpıcı bir yalınlıkla yazılmış; şöyle: "Bireylerin salt insan olmakla kazandıkları haklar. İnsanların insan olarak taşıdıkları değerin sömürü, baskı, kıyım ve her türlü doğal güç karşısında korunması isteğine dayanır." Gencecik oğullarının, kızlarının devletin elindeyken ortadan kaybolduğunu söyleyen Cumartesi Anneleri'nin Galatasaray Lisesi önündeki adalet bekleyişleri bir yılını doldurdu. Çağdaş bir hukuk devletinde bir toplu kayıplar dilekçesi yerine geçmesi gereken bu eylem, kayıp annelerinin sessiz ama kararlı direnişi sonucu demokratik kitle örgütlerinin sahip çıkmasından sonra, polis copundan kurtulabildi. İnsan haklarına ve bilime dayalı çağdaş hukuk devletine ulaşmak için daha çok yolumuz var. Bizim üzerimize düşen görev, el yordamıyla temiz toplum arayışımıza, önce kendi işimizden başlayarak ışık tutabilmek. Eleştirilerinizi, önerilerinizi ve yazılarınızı bekliyoruz. Daha güzel, daha başarılı çözümlerde buluşmak dileğiyle, yeni yılınız kutlu olsun.


KIYMETLİ MADEN VE ZİYNET EŞYASI TİCARETİ İLE UĞRAŞAN VERGİ MÜKELLEFLERİNE YÖNELİK SON YASAL DÜZENLEME Dr Levent Demirdağ Vergi Denetmeni Erol Özcan Vergi Denetmeni I. GİRİŞ 20.11.1996 tarihinde kabul edilen ve 30.11.1996 tarih ve 22833 sayılı Resmi Gazete 'de yayınlanarak yürürlüğe giren 4213 sayılı "Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı Hakkındaki Kanun", faaliyetleri kıymetli maden ve kıymetli taşlar ile bunlardan yapılmış ziynet eşyasının imali veya alım- satımı olan mükelleflere, - İşletmelerinde fiilen mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan, - Kayıtlarında yer aldığı halde, düşük değerle gösterilen stoklarının, yasal kayıtlarına borsa rayici ya da emsal bedeli ile değerleyerek almalarına imkan tanımıştır. Ayrıca, 1 aralık 1996 tarih ve 22834 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanan 1 sıra numaralı tebliğ ile de konuya açıklık getirilmiştir. Öteden beri kıymetli maden ve kıymetli taşlar ile bunlardan yapılmış ziynet eşyasının imali veya alım-satımı ile uğraşanlar işletmelerinde fiilen ticaretini yaptıkları ancak kayıtlarında yer almayan ya da kayıtlarında yer aldığı halde düşük değerle gösterilen stokları için bunların belgelendirilmesi, stokların belirlenmesi, vergi incelemesi vb. aşamalarda zorluklarla karşılaşmaktaydı. 4213 sayılı Kanun da mükelleflerin bu konudaki güçlüklerini çözme amacı gütmektedir. II- YASAL DÜZENLEME: 4213 sayılı Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı Hakkında Kanun'la yapılan düzenleme aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir: a) Yasadan Yararlanacaklar: Esas faaliyetleri kıymetli maden (altın, gümüş, platin) ve kıymetli taşlar (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, topaz, safir, zebercet ve inci) ile bunlardan yapılmış ziynet eşyasının imali veya alım-satımı olan Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleridir. Buna, bu işlerle uğraşan ferdi işletmeler, adi ortaklıklar, kollektif şirketler, adi komandit şirketler ile sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait işletmeler dahildir. b) Bildirim Sayısı ve Süresi: 4213 sayılı Yasayla yapılan düzenlemeye ilişkin olarak bildirim bir defaya mahsus olacak ve yasanın yürürlüğe girdiği ayı izleyen ay içerisinde yani (yasa 30.11.1996 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir). 1-31 Aralık 1996 tarihleri arasında yapılacaktır.


c) Bildirime Konu Olacak Kıymetli Maden ve Kıymetli Taşlar: Esas faaliyetleri kıymetli maden (altın, gümüş, platin) ve kıymetli taşlar (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, topaz, safir, zebercet ve inci) ile bunlardan yapılmış ziynet eşyasının imali veya imali veya alım-satımı olan Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri; 1- İşletmelerinde fiilen mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan, 2- Kayıtlarında yer aldığı halde düşük değerde görülen stokları içermektedir. d) Bildirime İlişkin Değerleme Nasıl Yapılacak: 1- İşletmelerinde fiilen mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan kıymetli maden ve bunlardan yapılmış ziynet eşyası mükellefler tarafından cins; vasıf ve miktarları itibariyle tasnif edilerek, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki borsa rayici yani 30.1 1.1996 tarihli borsa rayici, borsa rayici olmayanlarda emsal bedeli ile değerlenerek beyannamelerde gösterilecek. 2- Kayıtlarda yer aldığı halde düşük değerde görülen kıymetli maden ve kıymetli taşlar ile bunlardan yapılmış ziynet eşyasına ilişkin stoklar da yine kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki borsa rayici, borsa rayici olmayanlarda emsal bedeli ile değerlenerek, bu değerleme sonucu çıkan değer ile maliyet bedeli arasındaki farkı değerleme farkı olarak beyan edeceklerdir. e) Borsa Rayici ve Emsal Bedelinden Ne Anlaşılacak: 4213 sayılı Kanuna ilişkin olarak bildirimde bulunacaklar borsa rayici esas alınmak suretiyle yapacakları beyanda Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yani 30.11.1996 tarihi itibariyle İstanbul Altın Borsasında uygulanmakta olan borsa rayicini esas alacaklardır. Borsa rayici olmayanlarda ise emsal bedeli ile değerlenecektir. Ancak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 267. maddesinde yer alan Maliyet Bedeli esası uygulanmayacaktır. f)Bildirime İlişkin Malların Yasal Defterlere Kaydı Nasıl Yapılacak: 4213 sayılı yasaya ilişkin olarak kıymetli maden ve ziynet eşyasına ilişkin Vergi Beyannamesi ile işletmelerinde fiilen mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan ya da kayıtlarda yer aldığı halde düşük değerde görülen stoklarını bildiren mükelleflerden, 1- İşletme Hesabına Göre Defter Tutanlar: Beyannamenin verildiği tarihi izleyen on gün içerisinde söz konusu farkları defterlerinin gider kısmına "Satın Alınan Mal" olarak kaydedeceklerdir. 2- Bilanço Esasına Göre Defter Tutanlar: Beyannamenin verildiği tarihi izleyen on gün içerisinde söz konusu farkları, pasifte özel bir hesap açacaklar ve bu hesapta izlenen tutar yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde yani 30.1 l.1997 tarihine kadar sermaye hesabına ilave edilecektir. Kanımızca bu hesap daha sonra sermayeye ilave edileceğinden 52 numaralı hesap grubunda 529 Diğer Sermaye Yedekleri Hesabı olabilir. Ancak, yasa hükmünde pasifle özel bir fonda tutulacağı ibaresi 549 Özel Fonlar Hesabına atılabileceği hususunu da düşündürmektedir. ÖRNEK: Kıymetli maden ve ziynet eşyasının imali veya alım-satımı ile uğraşan X Kuyumculuk Ltd. Şti.'nin - 3 kg kayıtlarına intikal ettirilmemiş külçe altını - 2 kg kayıtlarında 40.000.000.-TL ile kayıtlı 22 ayar bileziği bulunmaktadır. X Ltd Şti bu altınları, 30.11.1996 tarihi itibariyle İstanbul Altın Borsasındaki Borsa Rayici ile değerleyeceklerdir. Nevi Miktarı (Gr) Borsa Rayici Tutarı (TL) a) Kayıtsız Altın 3000 1.250.000 3.750.000.000.b) Düşük Değerle Kayıtlı Altın 2000 1.150.000 2.300.000.000.-


Düşük değerle kaydedilmiş olan 2.300.000.000.-TL 22 ayar altının maliyet bedeli olan 40.000.000.-TL düşülecek ve (2.300.000.000 - 40.000.000) = 2.260.000.000.-TL' lık bölümü dikkate alınarak beyan edilecektir. Bu durumda; İşletmede fiilen mevcut olan ancak kayıtlarda bulunmayan kıymetli maden ile işletme kayıtlarında düşük değerle yer alan kıymetli madene ilişkin yevmiye kaydı aşağıdaki gibi olacaktır: _______________________________ / ________________________________ 153 Ticari Mallar 6.010.000.000.529 Diğer Sermaye Yedekleri 6.010.000.000.- Kayıtsız altın tutarı 3.750.000.000.- Düşük değerle kayıtlı altın 2.260.000.000. Değerleme farkı ......... tarihli Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyasına İlişkin Vergi Beyannamesi ile beyan edilen Kayıtsız ve Düşük Değerle Kayıtlı Altının kaydı. __________________________________ / _________________________________ X Ltd. Şti 30.1 1.1997 tarihinde; __________________________________ / __________________________________ 529- Diğer Sermaye Yedekleri 6.010.000.000.500- Sermaye 6.010.000.000.......... tarihli Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyasına İlişkin Vergi Beyannamesi ile beyan edilen Kayıtsız ve Düşük Değerle Kayıtlı Altına İlişkin Değerleme Farklarının Sermayeye ilavesi... _________________________________ / __________________________________ Şeklindeki yevmiye maddesi ile Öze1 Fonlar Hesabı Sermaye Hesabına devredilmek suretiyle kapatılacaktır. g) Bildirim nasıl yapılacak ve uygulanacak vergi oranı ne olacaktır: İşletmelerinde kayıtsız ve düşük değerle kayıtlı kıymetli maden ve kıymetli taşlar ile bunlardan yapılmış ziynet eşyası bulunan mükellefler bunları 1.12.1996 tarih ve 22834 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanan 1 sıra numaralı Genel Tebliğin ekinde yer alan "Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyasına İlişkin Vergi Beyannamesi" ile beyan edeceklerdir. (Ek: Beyanname Örneği) Bildirim daha önce de belirtildiği üzere yasanın yürürlüğe girdiği ayı izleyen ay içerisinde yani 1-31 Aralık 1996 tarihleri arasında bağlı bulundukları Vergi Dairesine yapılacaktır. Vergi Dairesinin mükellefin Gelir ya da Kurumlar Vergisi açısından bağlı olduğu vergi dairesi olduğu, adi or- taklıklar, kollektif şirketler ve adi komandit şirketlerin ise bildirimlerini ortaklar tarafından müştereken imzalanmak suretiyle ortaklığın Katma Değer Vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairesine yapacaklardır. Bu bildirimden dolayı 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 9/2. madde hükmü uygulanmayacaktır.


4213 sayılı Yasaya ilişkin olarak yapılacak bildirimde uygulanacak vergi oranları ise şöyle olacaktır: 1- Külçe Altın %6 2- Diğerleri %7 3- Değerleme Farkı %6 Farklar beyannamenin verildiği tarihi izleyen 10 gün içerisinde defterlere ve dolayısıyla ilgili hesaplara intikal ettirilir. Bu 10 günlük süre 31.12.1996 tarihinde beyanname verenleri kapsamaması gerekir. Zira bu tarih itibariyle hesapların kapanması gerekir. h) Ödemeler Nasıl Yapılacak: 4213 sayılı Kanuna ilişkin olarak Kıymetli Maden ve Ziynet eşyasına ilişkin Vergi Beyannamesi ile bildirimde bulunan mükellefler, tahakkuk eden vergiyi 3 eşit taksitle ilkini beyannamenin verileceği dönem olan Aralık/ 1996 olmak üzere diğer iki taksitten birini Ocak/1997 diğerini de Şubat/ 1997 döneminde ödeyeceklerdir ı) Bildirime İlişkin Olarak Ödenen Vergiler Gider Yazılabilir mi? Yapılacak Bu Bildirimle Mükellefler Vergi İncelemesi Dışında mı Tutulacaktır: 4213 sayılı Yasa' dan yararlanan mükellefler bu bildirim sonucunda tahakkuk eden ve ödenen vergiyi Gelir ve Kurumlar Vergisi'nden mahsup edemez ve matrahların tespitinde gider sayamaz. İdarenin bu beyanın doğruluğunu inceleme hakkı saklıdır. Değerlemenin bu yasada belirlenen değerleme ölçülerine göre fazla ya da düşük yapıldığının saptanması halinde saptanan fark üzerinden % 3 oranında Özel Usulsüzlük Cezası kesilir. Farkın miktardan kaynaklanması halinde ise bu kez % 3 değil; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun vergilendirmeye ilişkin genel hükümler: uygulanır. % 3 ceza uygulamasında emtiaların cins ve vasıfları ayrı ayrı dikkate alınır. j) Beyanda Bulunup Tahakkuk Eden Verginin Taksitlerini Ödemeyen Mükelleflerin Durumu Ne Olacak: 4213 sayılı Yasadan faydalanmak üzere beyanda bulunan ancak tahakkuk eden vergiye ilişkin taksitleri ödemeyen mükellefler beyanname vermemiş sayılmazlar. Ancak haklarında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanununa göre takibat yapılacaktır. III- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ 4213 sayılı "Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı Hakkındaki Kanun" faaliyetleri kıymetli maden ve kıymetli taşlar ile bunlardan yapılmış ziynet eşyasının imali veya alımsatımı olan mükelleflerin - İşletmelerinde fiilen mevcut olduğu halde kayıtlarında ye almayan, ya da - Kayıtlarında düşük değerle gösterilen stoklarının bu yasayla tanınan hakla bir defaya mahsus olmak üzere beyan edilerek kayıtlarına borsa değeri ile geçmelerine imkan tanınmıştır. Böylece, hem mükelleflerin yıllardır yasal kayıtları ile mal mevcutları arasındaki süregelen dengesizlik giderilerek, işletmelerin fiili durumlarının kayıtlara yansıtılmasına olanak tanınmış, hem de kamu finansmanını bir türlü sağlam kaynaklarla finanse edemeyen kamuya bir gelir sağlanmış olacaktır.


Ancak, yasanın uygulamasında özellikle uygulanacak vergi oranının mükellefler açısından özendirici olup olmadığı hususu tartışılabilir.


ÖZEL GİDER İNDİRİMİ SİSTEMİ VE VERGİ İADESİ (ÜCRETLİLER) Yahya Arıkan SMMM Özel Gider İndirimi Sisteminin Özellikleri Özel gider indirimi ile ilgili olarak kanunda beş önemli husus sayılmıştır. 1- Özel gider indirimi sadece ücretlilerin yararlanabileceği bir indirim olup, harcamaya göre hesaplanacak tutar matrahtan indirilecektir. 2- Harcama Türkiye'de yapılmış olacak ve vergiye tabi gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinden alınmış; belgelerle tevsik edilecektir. . 3- Özel gider indirimine sadece eğitim, sağlık, gıda, giyim ve kira harcamaları konu edilecektir. 4- İndirim tutarı kanunda belirtilen harcamalar toplamının 1/3'ü olarak hesaplanacaktır. 5- İndirim tutarı; harcamanın yapıldığı yıla ait ücretin yıllık vergi matrahının % 35'ini geçemeyecektir. Bakanlar kurulu % 35 oranını sıfıra kadar indirmeye ayrıca, harcama konuları harcama ve ücret tutarı itibariyle farklı oranlar tesbit etmeye yetkilidir. Bakanlar kurulu; % 35 oranını, 1996 yılı için aynen uygulama kararı almıştır. Özel Gider İndiriminden Kimler Yararlanacaktır Özel gider indirimi sadece gerçek usulde tesbit edilen ücretlilere uygulanacaktır. Özel Gider İndiriminden Yararlanacak Olan Ücretliler Aşağıda yazılı ödemelerde ücret sayılır. 1- Türkiye Büyük Millet Meclisi, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri ile özel kanunlarına veya idari kararlara göre kurulan daimi veya geçici bütün komisyonların üyeleri, 2- Yönetim ve denetim kurulları başkanı ve üyeleriyle tasfiye memurları, 3- Bilirkişiler, resmi arabulucular, eksperler, spor hakemleri ve her türlü yarışma jürisi üyeleri, 4- Sporcular, Özel Gider İndirimine Konu Olan Harcamalar Gelir Vergisi Kanunu'nun 63. maddesine eklenen 5 nolu bendine göre "Ücretlilerin kendisi, eşi ve çocuğu için yaptığı Eğitim, Sağlık , Gıda, Giyim ve Kira harcamaları Özel Gider indiriminin kapsamına girer.


Maliye Bakanlığının yayınladığı 176. seri nolu tebliğe göre bu harcamaların neler olduğunu ve harcamaların niteliklerini belirlemiş durumdadır. Buna göre; a) Eğitim Giderleri: Eğitim ve öğretim kurumları ile anaokulu, kreş ve dershanelere eğitim amacıyla yapılan ödemeler ile kurs ücretleri, kitap ve kırtasiye alımları için yapılan harcamalar, özel gider indirimine esas alınacaktır. b) Sağlık Giderleri Ücretlilerin yaptığı ilaç masrafı, sağlık malzemesi ve hastane giderleri ile muayene, tahlil, fizik tedavi ve diş protez ücretleri, gözlük ve lens alımları gibi sağlık harcamaları özel gider indirimine konu teşkil edecektir. Ücretlilerin yaptığı bu harcamaların bir kısmının işverence karşılanması halinde, ücretlinin kendisinin karşıladığı harcama tutarı özel gider indirimine konu olacaktır. c) Gıda Giderleri Gıda giderlerinden, her türlü yiyecek ve içecek için yapılan harcamaların anlaşılması gerekir. Ancak, içecek giderlerinden; sigara, alkollü içkiler ve bira bu kapsamda değerlendirilemeyecektir. Ayrıca, evlerde beslenen kuş, kedi, köpek gibi hayvanlar ile diğer hayvanların tüketimi için alınan yem, mama ve sair gıda maddelerine dahil harcamalar gıda giderleri kapsamına girmeyecek ve özel gider indirimine konu teşkil etmeyecektir. d) Giyim Giderleri Giyim giderlerinden kumaş, hazır elbise, ayakkabı, şapka, iç çamaşırı, çorap, kemer gibi giyime müteallik her türlü malların satın alınması için yapılan harcamalar ile bunlara ilişkin dikim, tamir, onarım gibi harcamaların anlaşılması gerekmektedir. e) Kira Giderleri İkamet edilen konut için yapılan kira ödemesinin tamamının anlaşılması gerekir. Bu uygulamada, kiranın defaten veya bir kaç aylık veya aylık dönemler itibariyle ödenmesinin önemi bulunmamaktadır. Ancak, kira ödemesinin kapsadığı dönem belgede belirtilecektir. Özel Gider İndirimine Konu Olan Harcamalarda Aranacak Şartlar Bu harcamanın özel gider indirimine konu olabilmesi için 1- Harcamaların mutlaka Türkiye'de yapılması 2- Harcamaların Gelir ve Kurumlar vergisine tabi olan mükelleflerden alınan belgelerle tevsik edilmesi şarttır. 3- Yapılan harcamanın ücretlinin kendisi medeni kanun hükümlerine göre aralarında evlilik bağı kurulmuş eşi ve mükellefle beraber oturan veya mükellef tarafından bakılan (Nafaka verilerek bakılanlar dahil) 18 yaşını doldurmamış çocukları tarafından yapılması ve satın alınan mal ve hizmetleri bunlar tarafından tüketilmesi gerekmektedir.


Belgesi İndirim Konusu Yapılamayacak Kurum ve Kuruluşlar Özel gider indirimine konu olan harcamaların gelir ve kurumlar vergisine: tabi olmayan kişi, kurum ve kuruluşlara yapılması halinde bu harcamalar özel gider indirimine konu teşkil etmeyecektir. Kurumlar vergisi kanunun 7. maddesi veya kendi özel kanunlarında yer alan hükümlerde kurumlar vergisi muafiyeti tanınan kurumlardan yapılan harcamalar özel gider indirimine konu harcama olarak kabul edilmeyecektir. Ancak kurumlar vergisi kanunun 8. maddesinde yer alan istisnalardan yararlanan kurumlar ile istisna uygulaması öteden beri devam eden eğitim ve sağlık kurumlarına yapılan harcamalar özel gider indirimine konu olacaktır. 1- Ücretlinin yurtdışında yaptığı eğitim harcamaları, Türkiye'de yapılmadığı için, özel gider indirimine konu olmayacaktır. 2- Sağlık Bakanlığına ve üniversitelere bağlı hastanelerde yapılan sağlık harcamaları için, bu hastanelerin döner sermayelerine ödenen paralar özel gider indirimine konu olmayacaktır. 3- Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okulların okul aile birliğine veya okul koruma derneğine yapılan bağışlar da özel gider indirimine konu harcamalar kapsamına girmemektedir. 4- İçişleri Bakanlığı'na bağlı bazı görevlilere, bir bakanlık lojmanı tahsis etmiştir. Lojman kira bedelleri lojmanlardan yararlanan personelin ücretlerinden kesilerek tahsil edilmektedir. Ücretlilerin, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayan kişi, kurum ve kuruluşlara ödediği kira bedelleri de özel gider indirimine konu edilmeyecektir. 5- Tüketim kooperatifi, Kurumlar Vergisi Kanunun 7. maddesinin 16 numaralı bendinde yazılı şartları taşıdığı için, kurumlar vergisinden muaf bulunmaktadır. Bu kooperatiften yapılan giyim ve gıda harcamaları, kooperatifin kurumlar vergisi mükellefi olmaması (muaf olması) nedeniyle indirime konu teşkil etmeyecektir. 6- Ordu Yardımlaşma Kurumu 205 sayılı Kuruluş Kanunun 35. maddesine göre Kurumlar Vergisinden muaf olduğundan, bu kurum tarafından işletilmekte olan ordu pazarlarından yapılan harcamalar, özel gider indirimine konu edilmeyecektir. Özel Gider İndirimine Konu Olacak Harcama Belgeleri Ücretliler özel gider indirimine konu olan harcamalarını Gelir ve Kurumlar vergisi mükelleflerinden alacakları şu belgelerle tevsik edilecektir. 1- Fatura 2- Serbest meslek makbuzu, 3- Perakende satış fişi, 4- Ödeme kaydedici cihazlara ait satış fişi (Yazar kasa fişi) Özel Gider İndirimi Uygulaması


1- Ücretlilerin harcama belgelerini biriktirmesi ve işverene ibrazı: Ücretliler, kendileri, eş ve çocukları adına düzenlenen harcama belgelerini 1 Ocak'tan başlayarak 31 Aralık tarihine kadar biriktireceklerdir. * 01.01.1996 ile 31.12.1996 tarihleri arasındaki toplanan belgelere sıra no su verilerek zarfın arka tarafı doldurulacaktır. * Harcamalar; cinsine göre ayrımı yapılacak ve zarfın ön tarafındaki hesaplama tablosu doldurulacaktır. Eğer bir belgede birden fazla harcama cinsi varsa en yüksek harcama hangisi ise fişin toplamı o cins kabul edilerek tasnif yapılacaktır. Örneğin; süper marketten alınan bir belge ile 700.000.-TL gıda, 1.000.000.-TL giyim ve 300.000.-TL kırtasiye malzemesi alınmışsa, bunların toplamı olan 2.000.000.-TL giyim eşyası olarak dikkate alınacaktır. Ücretliler bir yıl boyunca biriktirdikleri özel gider indirimine konu harcama belgelerini, ertesi takvim yılının 20 Ocak tarihinin mesai saati sonuna kadar "Özel Gider İndirimine Ait Bildirim" ile işverenlerine beyan edeceklerdir. Bu bildirimde ücretliler, harcamaların toplam tutarını ve bu tutarın 1/3'nü hesaplayarak, göstereceklerdir. 2- İşverenlerce Yapılacak İşlemler: İşverenler, ücretliler tarafından kendilerine verilen bildirimi ve harcama belgelerini alacaklardır. İşverenler kendilerine ibraz edilen harcama belgelerinin geçerli belge olup olmadığını, harcamanın özel gider indirimi kapsamına girip girmediğini ve harcama toplamının ve bu toplamın 1/3'ünün doğru beyan edilip edilmediğini kontrol edeceklerdir. Ücretlilerin, ücretlerinden hesaplanan gelir vergisi üzerinden mahsup edilen bu vergi, mahsup işleminin yapıldığı ayda ücretliye nakden ödenmesi zorunludur. İşverenler, kendilerine ibraz edilen özel gider indirimine ait bildirimlerde yer alan harcama tutarlarını da dikkate alarak, "Özel Gider İndirimine Ait Bordro"yu Ocak ayı sonuna kadar düzenlemek zorundadırlar. Bordro muhteviyatından da görüleceği üzere işverenler, her bir ücretli için, ücretlinin yararlanacağı gelir vergisi farkını ayrı ayrı hesaplamak ve bordroda göstermek zorundadırlar. Diğer taraftan, işverenler kendilerine ibraz edilen bildirim ve harcama belgelerini tarh zaman aşımı süresi içinde saklamak ve istenildiğinde, vergi incelemesine yetkili olanlara ibraz etmek zorundadırlar. 3- Özel Gider İndiriminden Doğan Gelir Vergisi Farkının Ücretlilere Ödenmesi: İşverenler, Ocak ayı sonuna kadar düzenleyecekleri özel gider indirimine ait bordroda yer alan gelir vergisi farkını, 1 Şubat tarihinden itibaren ücretlilerine ödeyecekleri ücretlerin gelir vergisinden mahsup edeceklerdir. Bu mahsup işlemleri, her bir ücretli için ayrı ayrı yapılacaktır. Bir ücretliye ait mahsup edilecek vergi, diğer ücretlilerin vergileriyle ilgilendirilmeyecektir.


Bu mahsup işlemi için işverenler ücretliler için düzenledikleri ücret bordrosunda, "Özel Gider İndiriminden Doğan Mahsup Edilecek Gelir Vergisi" başlığı altında bir sütun daha açacak ve mahsup ettikleri vergi tutarını bu sütunda göstereceklerdir. Bu sütunda gösterilen tutar, ücretler üzerinden tevkif suretiyle kesilen gelir vergisinden mahsup edilecek ve kalan kısmı muhtasar beyannameyle beyan edilerek ödenecektir. Bu mahsuba rağmen arta kalan bir tutarın bulunması halinde, bu tutar ücretlilerin müteakip aylara ait hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilecektir. Özel Gider İndirimi Uygulamasına İlişkin Diğer Hususlar 1- Emeklilik Nedeniyle İşten Ayrılan veya Ölen Ücretlilere Uygulanacak Özel Gider İndirimi Emeklilik nedeniyle işinden ayrılan ücretliler ile ölüm nedeniyle işten ayrılan ücretlilerin varislerinden bir tanesi 1 Ocak tarihinden başlayarak işlerinden ayrıldıkları tarihe kadar biriktirdikleri özel gider indirimine konu olan harcama belgelerini yukarıda açıklanan esaslar ve süreler dahilinde iş- verene bildireceklerdir. 2- Bir İşyerinde Çalışmakta İken İşten Ayrılan ve Başka Bir İşte Ücretli Olarak Çalışmayanlar Hakkında Özel Gider İndirimi Uygulaması: Bir işveren nezdinde çalışmakta iken bu işyerinde ayrılan bir daha ücretli olarak çalışmayan ücretliler l Ocak tarihinden işen ayrıldığı tarihe kadar biriktirdiği harcama belgelerini ilgili esaslar ve süreler dahilinde iş- verene bildireceklerdir. 3- İşveren Değiştiren Ücretlilerde Özel Gider İndirimi Uygulaması: Bir işveren nezrinde ücretli olarak çalışmakta iken, bu işverenden ayrılarak başka bir işveren nezdinde çalışan ücretliler, işveren değiştirdiği takvim yılına ait özel gider indirimine ait bildirimi, en son çalıştığı işverene verecektir. Ancak, bu ücretliler daha önce çalıştığı işyerinde kendilerine ödenen ücretlerin vergi matrahını, bu matrahtan kesilen gelir vergisini ve bu vergilerin ilgili vergi dairelerine yatırılmış olduğunu gösterir bir belgeyi alarak, bu belgeyi de en son çalıştığı işverene ibraz etmek zorundadır. En son çalıştığı, işveren bu belgeleri de dikkate alarak işlem yapacaktır. 4- Aynı Zamanda Birden Fazla İşverenden Ücret Alan Ücretlilerde Özel Gider İndirimi Uygulaması: Ücretlilerin aynı zamanda birden fazla işverenden ücret alması halinde, her bir işverene özel gider indirimine ait bildirimi vermesi mümkün bulunmaktadır. Her bir işveren kendi ödediği ücretlerin vergi matrahlarına, yukarıda açıklanan esaslara göre özel gider indirimi uygulayacaktır.


5- Üç, Ayda bir Muhtasar Beyanname Veren İşverenlerin Yanında Çalışan Ücretlilerde Özel Gider İndirimi Uygulaması: Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanunun 98. maddesinde, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olan işverenlerin, muhtasar beyannamelerini önceden bildirmek kaydıyla her ay yerine Şubat, Mayıs, Ağustos ve Kasım aylarının 20. günü akşamına kadar verebilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre, üçer aylık dönemlerde muhtasar beyanname veren işverenler, Kasım, Aralık ve Ocak aylarına ait muhtasar beyannamelerini 20 Şubat akşamına kadar vereceklerdir. Bu işverenler, halen çalışmakta olan hizmet erbabı ile emekli olan, işten ayrılan ve ölenlere faiz özel gider indiriminden doğan vergi farkını, 20 Şubat akşamına kadar vereceği muhtasar beyanname ile beyan edecekleri tevkif suretiyle kesilen vergilerden mahsup edilecektir. Bu mahsuba rağmen arta kalan özel gider indiriminden doğan vergi far- kının bulunması halinde bu fark, muhtasar beyanname veren işverene, vergi dairelerince nakden iade edilecektir. Bu iade vergi inceleme raporuna dayanılarak yapılacaktır. Mahsup edilen vergi tutarı ile vergi dairelerince yapılan iadelerin işverenlerce 20 Şubat akşamına kadar hak sahiplerine nakden ödenmesi zorunludur. Ancak, iadenin vergi dairesinden bu tarihten sonra alınması halinde, vergi farkı, hak sahiplerine alındığı tarihten itibaren 3 gün içinde ödenecektir. 6- Yıllık Beyanname Veren Ücretlilerde Özel Gider İndirimi Uygulaması: Gelir Vergisi Kanunun 95. maddesinde aynen aşağıdaki hükme yer verilmiştir. "Aşağıda yazılı hizmet erbabının ücretleri hakkında vergi tevkif usulü cari olmaz: a- Ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabı; b- 16. maddede yazılı istisnadan faydalanmayan yabancı elçilik ve konsolosluk memur ve hizmetlileri; c- Maliye Bakanlığınca yıllık beyanname ile bildirilmesinde zaruret görülen ödemeler. Bunlar gelirlerini, "yıllık beyanname ile bildirirler." Ücretlerinden vergi tevkif usulü cari olmayan ve bu nedenle ücretlerini yıllık beyanname ile beyan etmek zorunda olan ücretlilerde özel gider indirimi bunların yıllık beyanname ile beyan etmek zorunda oldukları ücretlilerin vergi matrahlarına, yukarıda açıklanan esaslara göre hesaplanarak uygulanacaktır. Ücretlerini yıllık beyanname ile beyan etmek zorunda olan ücretlilerin verdikleri yıllık gelir vergisi beyannamesine tevkif suretiyle vergilendirilen ücretleri ile diğer kazanç ve iratlarını da dahil etmeleri halinde, özel gider indirimi sadece vergi tevkifatı cari olmayan ücretlerin vergi matrahına uygulanacaktır. Bu nedenle, toplam matrah içindeki bu ücretlere ait matrah kısmı ayrılacaktır.


Özel Gider İndiriminin Uygulanmasına İlişkin Örnekler: A) Muhtasar Beyanname Vermeyen İşverenlerde: Gelir Vergisi Kanununun 100. maddesine göre genel bütçeye dahil olan daire ve müesseseler, yaptıkları Gelir Vergisi tevkifatı için muhtasar beyanname vermemektedirler. (A) Bakanlığından çalışan ücretli (B)'nin 1.1.1996 tarihinden 31.12.1996 tarihine kadar biriktirdiği 170 adet harcama belgesinde yer alan özel gider indirimine konu harcamaların tutarı 150.000.000.-TL dır. Bu ücretli, 20.1.1997 tarihine kadar harcamaların toplamı olan ' 50.000.000.- TL 'yı, "Özel Gider İndirimine Ait Bildirimi" ile işverenine beyan etmiş ve harcama belgelerini bildirimine eklemiştir. İşveren (A) Bakanlığı, ücretlinin kendisine bildirdiği harcama tutarını da dikkate alarak "Özel Gider İndirimine Ait Bordro"yu 1997 yılı Ocak ayının sonuna kadar aşağıdaki şekilde düzenleyecektir. Ücretli (B)'nin 1.1.1996-31.12.1996 tarihleri arasındaki vergi matrahı toplamı................................................................................................ 120.000.000.-TL Ücretli (B)'den 1996 yılı içinde tevkif suretiyle kesilen gelir vergisi......................................................................................................... 30.000.000.-TL 1.1.1996 tarihinden itibaren özel gider indirimine konu olan harcamaların tutarı................................................................................... 150.000.000.-TL Harcamaların özel gider indirimine esas olacak tutarı ....................................... 50.000.000.-TL ( 150.000.000/3=) 1996 yılı matrahının özel gider indirimi yapılacak kısmı................................................................................................... 42.000.000.-TL ( 120.000.000 X °/0 35 =) Özel gider indirim tutarı (Getirilen belge tutarı /3 ile vergi matrahının % 35'inden küçük olanı)................................................................... 42.000.000.-TL Vergi matrahının özel gider indiriminden sonra kalan kısmı (yeni matrah)....................................................................................................... 78.000.000.-TL ( I 20.000.000 - 42.000.000) = Özel gider indirimi düşüldükten sonra kalan matrahın gelir vergisi (Yeni GV)....................................................................................... 19.500.000.-TL Nakden veya hesaben iade edilecek (30.000.000 - 19.500.000).................................................................................. 10.500.000.-TL


Muhtasar beyanname vermek zorunda olmayan bu işveren, 10.500.000 lira olarak hesap edilen gelir vergisi farkını, 15.2.1997 tarihinde ödeyeceği ücretli (B)nin ücretinden tevkif edeceği vergiden mahsup edecektir. Diğer bir ifade ile işveren, 15.2.1997 de ödenecek ücretten mahsup edilen vergi tutarı kadar ücretli (B)'ye daha fazla ücret ödeyecektir. Ücretli (B)nin 15.2.1997 tarihinde ödenecek ücretinin vergi matrahı üzerinden hesaplanan gelir vergisinin 7.500.000 lira olması halinde, bu ücretli bu ayda gelir vergisi ödemeyecek, net ücreti 7.500.000 lira daha fazla ödenecektir. Mahsup işlemi sonunda arta kalan (10.500.000 7.500.000) = 3.000.000 lira müteakip ayda mahsup edilecek, ücretliye ödenecektir. B) Muhtasar Beyanname Veren İşverenlerde: (C) Anonim Şirketinde çalışan ücretli (D)'nin 1996 yılında elde ettiği ücretlerinin vergi matrahı 415.000.000 liradır. Bu ücret üzerinden tevkif suretiyle kesilen gelir vergisi tutarı 109.500.000 liradır. Bu ücretlinin 1.1.1996 tarihinden 31.12.1996 tarihine kadar yaptığı özel gider indirimine konu olan harcamaların tutarı 435.750.000 liradır. Bu ücretlinin özel gider indirimi bordrosu aşağıdaki şekilde düzenlenecektir. Ücretli (D)'nin 1.1.1996 - 31.12.1996 tarihleri arasındaki vergi matrahı Toplamı...................................................................................... 415.000.000.-TL Ücretli (D)'den 1996 yılı içinde tevkif suretiyle kesilen gelir vergisi............... 109.500.000.-TL 1.1.1996 tarihinden itibaren özel gider indirimine konu olan harcamaların tutarı ................................................................................... 435.750.000.-TL Harcamaların özel gider indirimine esas olacak tutarı (435.750.000 / 3)................................................................................................145.250.000.-TL 1996 yılı matrahının özel gider indirimi yapılacak kısmı (415.000.000 X % 35) ...................................................................................... 145.250.000.-TL Özel gider indirimi tutarı ..................................................................................145.250.000.-TL Vergi matrahının özel gider indiriminden sonra kalan kısmı (yeni matrah) (415.000.000 - 145.250.000).............................................................................269.750.000.-TL Özel gider indirimi düşüldükten sonra kalan matrahın gelir vergisi (Yeni GV)........................................................................................67.437.500.-TL Nakden veya hesaben iade edilecek gelir vergisi farkı..................................................................................................................... 42.062.500.-TL ( 109.500.000 - 67.437.500)


Muhtasar beyanname vermek zorunda olan bu işveren, 42.062.500 lira olarak hesap edilen gelir vergisi farkını, 1.2.1997 tarihinden itibaren ücretli (D)'nin ücretinden tevkif edeceği vergiden mahsup edecektir. Diğer bir ifade ile işveren 1.2.1997 tarihinden itibaren ödeyeceği ücretten mahsup edeceği vergi tutarını ücretli (D)'ye o ay içinde nakden ödeyecektir. İşveren (C), ücretlinin Şubat ayı ücretinin gelir vergisinden mahsup ettiği vergiyi, ücret bordrosunda ayrıca gösterecektir. Mahsuba rağmen arta kalan kısım, müteakip ayların ücretinden Tevkif edilecek vergiden mahsup edilecektir. Mahsup edilen bu tutar da o ay içinde ücretliye nakden ödenecektir.

UYGULAMA SIRASI (RAKAMSIZ) 1- 12 aylık vergi matrahını toplayacaksınız, bu meblağ "yıllık gelir vergisi matrahı"nız olacaktır. 2- Bulduğunuz yıllık gelir vergisi matrahını % 35 ile çarpacaksınız bulunan meblağ "yıllık vergi matrahından indirebileceğiniz tutar"dır. 3- Bu indirimi yapabilmeniz için indirebileceğiniz tutarın 3 katı kadar belge toplayacaksınız. 4- Aylık olarak kesilen gelir vergilerinin 12 aylık toplamını alacaksınız bu tutar "Yıllık kesilen gelir vergisi toplamı"dır. 5- Yıllık gelir vergisi matrahından, getirdiğiniz belgenin 1/3'ünü düşeceksiniz. Bu meblağ "yeni vergi matrahı" olacaktır. 6- Yeni vergi matrahını; dilime giren vergi oranı ile çarpacaksınız, Bu "yeni verginiz" olacaktır. 7- "Yıllık kesilen gelir vergisi toplamından" hesaplanan "yeni vergiyi" çıkardığınız zaman "iade edilecek vergi iadesini" bulursunuz. ÖRNEKLER AYLIK NET ÜCRET ASGARİ ÜCRET 12.000.000.15.000.000.20.000.000.25.000.000.30.000.000.35.000.000.40.000.000.50.000.000.60.000.000.-

TOPLANACAK BELGE TUTARI 107.595.810 172.809.879 223.561.137 308.139.011 398.266.967 488.888.371 579.509.782 673.241.165 868.529.443 1.063.817.723

İADE ALINACAK TUTAR 8.966.318 14.400.823 18.630.095 25.678.251 37.154.008 48.888.837 57.950.978 69.383.220 98.211.489 124.112.068

*Asgari ücret 7 ay 8.460.000.- TL , 5 ay 17.010.000.- TL Brüt olarak hesaplanmıştır. *Net ücretlilerin brütü ve gelir vergisi matrahı hesaplanırken TTF kesintisi yapılmamıştır. *SSK matrahı ve primi, dönemsel olarak yürürlükteki rakamlardan hesaplanmıştır. *Getirilmesi gereken harcama belgelerinin tamamının getirildiği varsayılmıştır.


İHRACATTA REKLAMASYON GİDERLERİ VE YURTİÇİ PROMOSYON GİDERLERİ Emsal ÖZCAN Vergi Denetmeni Ülkemizde ekonomik gelişmeler hızlı bir şekilde devam etmektedir. Avrupa Birliği'ne geçiş sürecinde Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne kabulü ile birlikte dış ticaretin de artacağı herkesçe kabul edilmektedir. Türkiye ekonomik yönden iç pazarda tüketemediği bir kısım mallar için dış pazarlar aranmakta ve bu pazarlara açılarak mal ve hizmet satışlarını yıldan yıla artırmaktadır. Bu meyanda ülkemizde ihracat, sürekli olarak artış göstermiş olup, mal ve hizmet satışlarını artırabilmek için birçok firmalar; yurtdışında komisyon, reklam hizmeti ve reklamasyon giderleri ödemek durumunda kalmaktadır. Bu ödemeler yurtdışındaki kişi veya kuruluşlara yapılmakta ve büyük meblağlara varmaktadır. Aynı durum yurt içerisinde yapılan reklam ve promosyon giderleri için de söz konusudur. Bu yazımızda yurtdışı reklamasyon ve yurtiçi promosyon ödemelerinin vergi kanunları karşısındaki durumu ele alınacaktır. I. GİRİŞ: Bilindiği gibi vergi hukukumuzda "tam mükellefiyet ve dar mükellefiyet" olmak üzere iki türlü mükellefiyet öngörülmüştür. Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarında konu edilen mükellefiyetlerle ilgili geniş açıklamalara yer verilmiştir. İhracatta reklamasyon durumu yurtdışında oluşmakta, bu hizmetten yararlanan kişi ve kuruluşlar ise Türkiye'de bulunmaktadırlar. Yerli sermaye ve teşebbüslere tanınan bütün haklar, muafiyetler ve kolaylıklardan, aynı sahalarda çalışan yabancı sermaye ve teşebbüsler de aynı şartlar dahilinde istifade ederler. (6224 Sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu) Ancak, Türkiye'de yerleşik olmayan yabancı teşebbüs ve sermayenin vergi kanunları karşısındaki durumu farklıdır. Bu konu ile ilgili açıklamalarımıza aşağıda yer verilecektir. II. İHRACATTA REKLAMASYON VE KOMİSYON GİDERLERİNİN VERGİLEME DURUMU: 1- Gelir ve Kurumlar Vergisi Yönünden: Gelir Vergisi Kanunu'nun 3.4:5. maddelerinde tam mükellefiyet tanımlanırken gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirileceği belirtilmiştir. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 9. ve 10. maddelerinde buna paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir.


Dar mükellefiyet ise; G.V.K.nun 6.7. ve 8. maddelerinde açıklanmış ve K.V.K.'nun 11. ve 12. maddelerinde de benzeri düzenlemeler yapılmıştır. Dar mükellef, Türkiye'de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler sadece Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilirler. Dar mükellefiyete tabi kimseler bakımından kazanç ve iradın Türkiye'de elde edildiği aşağıdaki şartlara göre tayin olunur (G.V.K. md.7) l. Ticari kazançlarda; kazanç sahibinin Türkiye'de işyerinin olması veya daimi temsilci bulundurması veya kazancın bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla sağlanması, Türkiye'de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının veya her ikisinin Türkiye'de olması veya satış akdinin Türkiye'de yapılmış olmasıdır. İş merkezinden maksat ise, iş bakımından muamelelerin bilfiil toplandığı ve idare edildiği merkezdir. 2. Sair kazanç ve iratlarda; bu kazanç ve iratları doğuran işin veya muamelenin Türkiye'de ifa edilmesi veya Türkiye'de değerlendirilmesi, Bu maddenin 7. bendinde sözü edilen değerlendirmeden maksat, ödemenin Türkiye'de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa, Türkiye'de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya karından ayrılmasıdır. Ticari kazançlarda işyeri, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tayin olunur. (G.V.K md. 8) Daimi temsilci; bir hizmet veya vekalet akdi ile temsil edilene bağlı olup, onun nam ve hesabına muayyen veya gayri muayyen bir müddetle veya müteaddit ticari muamelelerin ifasına yetkili bulunan kimsedir. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 11 ve 12. maddelerinde düzenlenen dar mükellefiyette, kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye içinde bulunmayanlar, yalnız Türkiye'de elde ettikleri kurum kazançları üzerinden vergilendirilirler. Dar mükellefiyet mevzuuna giren kanuni kazançlar; - Türkiye'de VUK' nuna göre uygun işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumların elde ettiği ticari kazançlar, - Türkiye'de elde edilen ücretler, - Türkiye'de elde edilen serbest meslek kazançları - Türkiye'de bulunan zirai işletmelerden elde edilen kazançlar , - Gayrimenkullerin hakların ve menkul malların Türkiye'de kiralanmasından elde edilen iratlar, - Türkiye'de elde edilen menkul sermaye iratları - Türkiye'de elde edilen sair kazanç ve iratlar, olarak belirtilmiştir. Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar, ticari kazançtır. (GVK. md. 37) Bu itibarla; sermaye emek karışımı bir kaynağa tabi olarak devamlı organizasyona dayanan her türlü faaliyet, ticari faaliyettir. Mülkiyeti kendilerine ait olmayan ürünleri, kendilerince geliştirilmiş ticari bir organizasyon ve sermayeye dayanarak herhangi bir firma nam ve hesabına satan ve gerçekleştirdikleri satış miktarı üzerinden komisyon alanların bu faaliyetlerinin ticari bir faaliyet olarak değerlendirilmesi gerekir.


Yurtdışında da olsa, Türkiye'de faaliyette bulunanın işlerine aracılık eden komisyoncunun tedbirli bir tüccar gibi hareket etmek ve kendine işveren firmanın menfaatlerini korumak ve onun talimatına göre hareket etmek zorunluluğu vardır. Günümüzde, ister yeni pazarlar bulmak için, isterse mevcut pazarları korumak ve sağlamlaştırmak için yurt dışında komisyoncularla çalışma ihtiyacı doğmaktadır. Bu ihtiyaç geçici bir zaman süresi için olabileceği gibi sürekli de olabilmektedir. Bu bağlamda dar mükellefiyette; ticari kazancın vergilendirilebilmesi için kazanç sahibinin, Türkiye'de işyeri ve daimi temsilci bulundurması ve kazancın bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtası ile yapılan işlerden elde edilmesi, İşyeri veya daimi temsilcisi Türkiye'de bulunmayan yabancı kişi veya kuruluşların, yurtdışında yürüttükleri pazarlama hizmetleri karşılığında Türkiye'den elde ettikleri komisyon gelirlerinin Türkiye'de işyeri veya daimi temsilcileri bulunmadığından, Türkiye'de elde edilmiş ticari kazanç olarak vergilendirilemeyeceği. Yurtdışında mukim kişi ve kuruluşların yaptıkları pazarlama ve reklam hizmetlerinin Türkiye'de ifa olunmadığından bu gelirlerin arızi ticari kazanç olarak Türkiye'de vergiye tabi tutulamayacağı, (GVK. md. 82) ortaya çıkmaktadır. Nitekim, T.C. Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonu'nca hazırlanan görüşe göre; Türkiye'de işyeri ve daimi temsilcisi bulunmayan yurtdışında mukim kişi ve kuruluşların, yurtdışındaki faaliyetleri sonucu Türkiye'den elde ettikleri pazarlama hizmet komisyon gelirlerinin ticari kazanç ve arızi kazanç olarak, Gelir ve Kurumlar Vergisi'ne tabi olamayacağı belirtilerek, Maliye Bakanlığı'nca bu görüş onaylanmıştır. 2. Katma Değer Vergisi Yönünden Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesine göre Türkiye'de yapılan işlemler Katma Değer Vergisi'ne tabidir. Aynı kanunun 6/b maddesine göre Türkiye'de yapılan, değerlendirilen ve faydalanılan hizmetler Türkiye'de ifa edilmiş sayılır. Yurtdışındaki firmalara yaptırılan hizmetlerden bu kapsama girenlerin vergiye tabi olacağı açıklanmıştır. Bu gibi durumlarda mükellef yurtdışındaki firma olmakla birlikte, firmanın Türkiye'de işyeri, ikametgahı, kanuni merkezi ve iş merkezi bulunmadığı hallerde, hizmetten faydalanan yurtiçindeki muhatap tarafından KDVK 'nun 9'uncu maddesi gereğince sorumlu sıfatıyla verginin ödeneceği belirtilmiştir. Ancak "Bakan onayı ile uygulamaya konulan görüşte" şu açıklamalara yer verilmiştir: "Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesine göre temel prensip, Türkiye'de yapılan işlemler Katma Değer Vergisi'ne tabidir. Genel kural bu olmakla birlikte, aynı kanunun 6. maddesinde hizmetlerden Türkiye'de yararlanma koşulu da getirilmiştir. Hizmetin Türkiye'de olduğunun varsayılabilmesi için, hizmetten fiilen Türkiye'de yararlanılması gerekir. Hizmetten Türkiye dışında yararlanmak, vergileme için yeterli olmamaktadır. Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 11. maddesindeki istisnasının uygulanabilmesi için, hizmetin hem yurtdışındaki müşterilere yapılması, hem de hizmetten yurtdışında yararlanılması gerektiğinden, buna paralel olarak tersine durumlarda aynı prensipten hareketle olayımızda olduğu gibi hizmetin yurtdışında ifa edilmesi veya hizmetten yurtdışında


faydalanılması halinde, Türkiye'de Katma Değer Vergisi söz konusu olmayacaktır. Vergi mevzuatımızda üç türlü hizmet vardır. Bunlar ücret, serbest meslek ve ticari kazanç kapsamına giren hizmet ifalarıdır. Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde faaliyetin ticari olup olmadığı öncelikle Gelir Vergisi Kanunu'ndaki bu kazançla ilgili hükümlere göre tayin olunacağı belirtilmiştir. Ayrıca Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 6. maddesi değerleme yönünden Gelir Vergisi Kanunu'nun 7. maddesine atıfta bulunmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu'nun 7. maddesinde ise, ticari kazançlarla ilgili olarak değerlendirme hükmü bulunmamaktadır. Değerlendirme sadece ücret, sair kazanç ve serbest meslek faaliyeti kapsamına giren hizmet ifa:arı için geçerli olabilir. Arızi ticari kazançlar ise zaten Katma Değer Vergisi kapsamına girmemektedir. Kaldı ki, Katma Değer Vergisi mükellefiyeti, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi mükellefiyeti üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla Gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefi olmayan bir kişinin, Katma Değer Vergisi mükellefiyeti de söz konusu olamaz. Bu nedenle, yurtdışında ifa edilen ve faydalanılan pazarlama ve reklam hizmetleri Türkiye'de Katma Değer Vergisi'ne tabi tutulamazlar. 40 Seri no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nde de; Türkiye'de yerleşik seyahat acentelerince organize edilerek yurtdışına düzenlenen turlara katılanlara, yurtdışında verilen yeme, içme, konaklama, ulaştırma, rehberlik, gezi, sağlık vb. hizmetler yurtdışında verildiğinden ve yolcular bu hizmetlerden yurtdışında yararlandığından bu hizmetlerin Türkiye'de Katma Değer Vergisi'ne tabi tutulamayacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede, yurtdışında ifa edilen ve faydalanılan pazarlama ve reklam hizmetleri Türkiye'de Katma Değer Vergisi'ne tabi bulunmamaktadır. 3. Reklamasyon Ödemelerinin Türkiye'de Gider Unsuru Olarak Değerlendirilmesi Türkiye'de işyeri ve daimi temsilcisi bulunmayan yurtdışında mukim kişi ve kuruluşlara yaptırılan reklam hizmetleri ve pazarlama karşılığı yapılan ödemelerin, Türkiye'deki ödemeyi yapan tarafından değerlendirilmesi ve muhasebe kayıtlarına alınması yukarıda belirtilen iskan onayı uyarınca aşağıdaki gibi tespit edilmiştir: "1- Türkiye'de işyeri veya daimi temsilcisi bulunmayan yurtdışında mukim kişi ve kuruluşlara, pazarlama ve reklam hizmetleri karşılığında ödemede bulunan Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerinin, bu ödemeleri defter kayıtlarında gider olarak gösterebilmeleri için, bu giderleri yurtdışında mukim kişi ve kuruluşlardan alacakları Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun belgelerle tevşik etmeleri, tevsik edici bu belgelerin alınmış olduğu ülkede bulunan yurtdışı temsilciliklerimizde Türkçe ye tercüme ve tasdik edilmesi şartının aranması. 2- Yurtdışı temsilciliklerimizdeki görevlilerin bu tasdiki yaparken, belgeyi düzenleyen firmanın o ülkede bulunduğuna dair bir şerhi, tasdik sırasında belgeye not etmeleri." gerekmektedir. III. PROMOSYON ÜRÜNLERİ, NUMUNE VE EŞANTİYONLARIN VERGİLEME DURUMU: Bir malın yanında ayrıca bir bedel tahsil edilmeksizin başka bir malın verilmesi veya numune ya da eşantiyon mallar verilmesi şeklinde ortaya çıkan teslimler ile gazete, dergi vb. yayın faaliyetinde bulunan kuruluşların, bu yayınlarının tirajını artırmak amacıyla düzenledikleri


promosyon kampanyalarının vergi kanunları karşısındaki durumları aşağıda açıklanacaktır. 1- GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN: a) Promosyon Malları Yönünden: Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesinin 1 numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan giderlerin safi kazançtan indirilmesi gerektiği açıklanmıştır. Bu bakımdan, piyasadan satın alınan veya ithal edilen malların promosyon ürünü olarak müşterilere verilmesi, mükellefler açısından pazarlama gideri niteliğini taşımakta ve bu malların alış bedelleri yukarıdaki kanun hükmü gereğince gider olarak kaydedilebilmektedir. Ancak, promosyon mallarına ait bedellerin mükellefler tarafından müşterilere verilmesi halinde işletmeden çeşit olarak gösterilmemesi ve bu malların bedellerinin hasılat olarak yazılmaması gerekir. b) Eşantiyon ve Numune Mallar Yönünden: Eşantiyon ve numune olarak verilen mallar aynı pazarlama gideri niteliğinde olduğundan, bu malların müşterilere ayrıca bir bedel alınmaksızın verilmesi yukarıdaki GVK' nu hükmü gereğince işletmeler tarafından gider olarak kaydedilebilmektedir. Ancak, bu şekilde verilen malların vergilendirilmemesi için, - Ticari teammüllere uygun nitelikte ve miktarda olması. - Ayrıca bir satışa konu olmayacak şekilde verilmesi, gerekir. 2- KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN: Promosyon ürünleri, numune ve eşantiyon mallarının müşterilere tesliminde KDV uygulaması ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı'nca 50 Seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği yayınlanmış ve konu ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. a) Promosyon Mallarının KDV Karşısındaki Durumu: Ticari hayatta, ticareti yapılan mallara olan talebin arttırılması amacıyla, birtakım pazarlama teknikleri geliştirilmekte, satışı yapılan malın yanında başka bir malın ayrıca bir bedel alınmaksızın verilmesi de sıkça karşılaşılan bir pazarlama tekniği olarak ortaya çıkmaktadır. Bir malın tasarruf hakkının malik veya adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere zaruri olarak tanımlanan teslim hükümleri çerçevesinde ticari bir işletmenin yaptığı bedelsiz teslimler de Katma Değer Vergisi'ne konu olmaktadır. Ancak, firmaların iktisadî faaliyetlerini genişletme, emsal işletmelerle rekabet edebilme, üretim veya satışını yaptıkları mallara olan talebi koruma ve artırma amacıyla bir malın yanında başka bir mal verilmesi şeklinde gerçekleşen teslimlerde, promosyon ürünü açısından bir bedelsiz teslim söz konusu olmamaktadır. Zira firmanın genişleyen faaliyeti ile bağlantılı olarak işletmede yaratılan Katma Değer artmaktadır. Dolayısıyla, firmanın yarattığı Katma Değer içerisinde verilenen promosyon mallarının müşterilere verilmesi sırasında KDV hesaplanmaması gerekmektedir. Promosyon mallarında KDV indirimi adı geçen tebliğde ayrıntılı olarak açıklandığından yazımızda ayrıca değinilmeyecektir.


b) Eşantiyon ve Numune Mallarda KDV Uygulaması: Ticari işletmenin faaliyetini yaygınlaştırmaya yönelik verilen eşantiyon malların, ticari işletmenin faaliyetini ya da mallarını tanıtmaya yönelik numune malların alımı sırasında ödenen KDV'nin tamamı genel hükümler içerisinde indirilebilecektir. Bu malların, müşterilere ayrıca bir bedel almaksızın tesliminde ise KDV hesaplanması gerekmemektedir. 3- Promosyon, Eşantiyon ve Numune Mallar Nedeniyle Fatura Düzenlenip Düzenlenmeyeceği: Bedelsiz olarak müşterilere verilen promosyon, eşantiyon ve numune mallar, firma açısından bir reklam gideri niteliğinde olup, bu şekilde verilen mallar açısından bedelsiz teslim söz konusu olmamaktadır. Bu mallara ait bedeller, satışı yapılan malların bedelleri tespit edilirken dikkate alınmakta ve bu bedellerin içerisinde vergilendirilmektedir. Bu nedenle, satışı yapılan malların bedelleri içerisinde vergilendirilen ve KDV kanunu yönünden ayrı bir teslime konu olmayan bu teslimler, dahili sarf niteliğinde olup, bu teslimler için fatura düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır. Çünkü, bu teslimlerde VUK' nu hükümlerine göre fatura düzenlenmesi söz konusu olmayacaktır. IV- SONUÇ VE ÖNERİLERİMİZ: Gerek yurtdışında mukim kişi ve kuruluşlara yaptırılan pazarlama ve reklam hizmet karşılığı yapılan ödemelerin ve gerekse yurt içinde ödenen promosyon bedellerinin suni olarak artırılacağı ve büyük meblağları bulan bu ödemeler dolayısıyla vergi kaybına neden olacağı endişesi hüküm sürmektedir. Bu bakımdan; 1- Ödemelerin tartışma getirmeyecek, açık içerikli yasal belgelere dayandırılması, 2- Yurtdışı reklamasyon giderleri için Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca stopaj mükellefiyetinin getirilmesi, 3- Promosyon, eşantiyon ve numune mallar için Gelir ve Kurumlar Vergisi yönünden gider yazılabilmesi bakımından yaptırılan işlerin ehemmiyeti bakımından sınırlamalar getirilmesinin, Vergi kayıp ve kaçağı yönünden yararlı olacağı zorunlu bulunmaktadır: YARARLANILAN KAYNAKLAR 1- Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Katma Değer Vergisi Kanunu ve Genel Tebliğleri, 2- Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyon Kararı 3- Mükellefin Dergisi Sayı-28 Münir BELLEK (İhracatta Komisyon ve Reklamasyon) 4- Vergi Sorunları Dergisi Sayı – 81 Sabahattin ERDOĞAN – Gelirler Kontrolörü 5- Yaklaşım Dergisi Sayı – 37 Kemal BURÇAK (Promosyon, eşantiyon ve numune adları altında bedelsiz mal verilmesi halinde KDV)


YATIRIM İNDİRİMİ TUTARININ HESAPLANMASI: Adnan Uyar Vergi Denetmeni I- GİRİŞ: Yatırım indirimi, ülkemizin ekonomik kalkınması amacı ile özel sektörde faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, kalkınma planına uygun yatırımlarını teşvik eden bir vergi istisna rejimidir. Gelir Vergisi Kanunu'na 19 Şubat 1963 yılında 202 sayılı Kanunla, yatırımların vergileme yoluyla teşviki amacıyla yatırım indirimi müessesesi getirilmiş ve aynı tarihte Kurumlar Vergi Kanununa eklenen bir hükümle sermaye şirketleri ile kooperatif şirketlerinin de yatırım indiriminden yararlanacağı ve Gelir Vergisi Kanununda yer alan hükümlerin bu kurumlar için de uygulanacağı belirtilmiştir. Vergi politikası ile, genel kalkınma plânında ve yıllık uygulama programlarında yer alan sahalara yapılacak özel sektör yatırımlarını özendirmek üzere seçilen en önemli araç yatırım indirimidir. Yatırım indiriminin esası, gerçekleştirilecek yatırımların belirli bir miktarını eşit kazancı, gelir ve kurumlar vergisinden istisna etmektedir. Yatırım indirimi, işletmelerin her çeşit yatırımları için uygulanmamaktadır. Yatırım Gelir Vergisi Kanunu'nda aranılan koşullara uygun olması ve bu uygunluğun Devlet idaresince tespit edilmiş olması gerekmektedir. Bu bakımdan yatırım indirimi, yatırım konusu bakımından seçimli, uygulama bakımından ise otomatik değil, karara bağlı nitelikte bir indirimdir. Söz konusu indirim açısından aranılan koşullar, işletmenin bünyesi ile yatırım tutarı ve nitelikleri göz önüne alınmak suretiyle oluşturulmuştur. Yatırım indirimi, Vergi Reform Komisyonunca hazırlanan raporda şu şekilde tanımlanmıştır. "Yatırım indirimi, belli iktisadi faaliyet kollarında vergiye tabi kazançtan sabit yatırımlar için belirli oranlarda yapılan indirimlerle vergiyi azaltarak, yatırım hacminin selektif plana göre önemli ölçüde artmasını hedefleyen etkin bir mali teşvik tedbiri"dir. Yatırım indirimi uygulaması ile, vergilerin yatırımlar üzerindeki olumlu etkisinden yararlanılarak yatırımlar teşvik edilmektedir. 1 Bugüne kadar yatırım indirimi konusu çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Bu yazımızda yatırım indirimi konusu, yatırım indirimi tutarının hesaplanması yönüyle incelemeye tabi tutulacaktır. Yatırım indirimi tutarını üç ana başlık altında toplayabiliriz. 1. Toplam Sabit Yatırım Tutarı 2. Yıllık İşletme Giderleri (Maliyet) 3. Tam Kapasite İşletme Sermayesi.

Özhan ULUATAM. Vergilerin Yatırımlar Üzerindeki Etkisi ve Yatırımları Teşvik Edici Vergi Politikası. S.B.F. Yayını. Ankara. 1


Söz konusu bu üç unsur tutarlarını; Toplam sabit yatırım tutarı, Yıllık işletme giderleri ve İşletme Sermayesi tutarları göz önüne alınarak topladığımızda yatırım indirimi tutarına ulaşılacaktır. 1. TOPLAM SABİT YATIRIM TUTARI: Aşağıda Sabit Yatırım kalemleri ayrı ayrı belirtilmiş olup; toplam yatırım ve yıllara göre dağılımı ile ilgili düzenlemeler açıklanmıştır. Yatırımın özelliği gereği harcama gerektirmeyen kalemler açıklamalarımız esnasında dikkate alınmamıştır. 1.1. Arsa Bedeli: Arsa bedelinin hesaplanmasında birim fiyat ve alan belirtilerek toplam tutarın hesaplanması sağlanacaktır. 1.2. Etüd ve Proje Giderleri: Yatırıma ait etüd ve proje çalışmalarıyla ilgili ekonomik ve teknik araştırma masrafları ile yatırım dönemi ve işletmeye alma sırasında ihtiyaç duyulacak kontrolörlük, müşavirlik, eğitim vb. konularda yapılacak harcamalar bu kalemde dikkate alınacaktır. 1.3. Arazi Düzenlemesi ve Hazırlık Yapıları: Gerekli kazı ve dolgu çalışmaları, istinad duvarları, şantiye tesisleri, servis yolları, kanalizasyon, arazinin çevrilmesi ve bahçe tanzimi ile ilgili öngörülen harcamalar bu kalemde dikkate alınacaktır. 1.4. Bina ve İnşaat Giderleri: Ulaştırma için gerekli iç yollar, bağlantı yolları vb. işler dahil olmak üzere, tüm bina, inşaat ve ulaşım yolu giderleri uygun hesaplama yöntemleri uygulanarak ortaya konacaktır. 1.5. Ana Fabrika Makine ve Teçhizat Giderleri: Yerli ve ithal ayrımı yapılarak, üretimle doğrudan ilgili makine-ekipman tutarları ithaller için FOB fiyatlarıyla olmak üzere dikkate alınacaktır. 1.6. Yardımcı İşletmeler Makine ve Teçhizat Giderleri: Su, elektrik, yakıt, buhar, arıtma tesisi vb., servisler için gerekli makine-ekipman giderleri yardımcı işletmeler makine ve teçhizat giderleri arasında yer almaktadır. 1.7. İthalat ve Gümrükleme Giderleri: İthal makine-ekipman ve malların ithalatı ile ilgili masraflar bu başlık altında değerlendirmeye tabi tutulacaktır. 1.8. Taşıma ve Sigorta Giderleri: Navlun ve sigorta giderleri yurtdışı ve yurtiçi ayrımı yapılarak değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Elde ayrıntılı veri bulunmaması durumunda, iç taşıma ve sigorta gideri olarak toplam yerli makine teçhizat giderinin % 24'ü, dış taşıma ve sigorta gideri olarak FOB bedelinin Avrupa limanlarından olan ithalat için % 7'si, Amerika ve Japonya'dan olan ithalat için % 12'si alınabilir. 1.9. Montaj Giderleri: Ana fabrika, yardımcı işletme tesislerinin montajları ile ilgili tüm masraflar bu başlık altında değerlendirilir. Ortalama bir değer olarak toplam makine-teçhizat bedelinin %.6'sı kadar bir meblağ alınabilir. 1.10. Taşıt Araçları: Tesis için gerekli taşıt araçları için öngörülen harcamalar bu gider kaleminde gösterilecektir.


1.11. İşletmeye Alma Giderleri: Deneme üretiminde başlangıçtan itibaren kesin işletmeye geçişe kadar yapılması zorunlu olan harcamalar işletmeye alma giderleri olarak dikkate alınacaktır. 1.12. Genel Giderler: Haberleşme, aydınlatma, ilan vs. masrafları ile emlak ve taşıt alım vergileri, yatırım dönemi personel, personel eğitimi ve yönetim giderleri, idari ve sosyal binaların tefrişi ve çeşitli demirbaşlarla ilgili giderleri bu başlık altında sayabiliriz. 1.13. Gümrük Vergisi, Resim ve Harçlar: İthal makine teçhizat başta olmak üzere her türlü ithal girdi için ödenmesi gereken gümrük vergisi, resim ve harçları bu kalemde göz önüne alınacaktır. 1.14. Diğer Giderler: Başta yatırım dönemi finansman giderleri olmak üzere, çeşitli fon, vergi vb. masraflar bu harcama kaleminde gösterilecektir. 2. YILLIK İŞLETME GİDERLERİ: Tam kapasitede (% 100) aşağıda verilen harcama kalemleri ele alınarak, Tam Kapasitede Yıllık İşletme Giderleri Tablosu hazırlanacaktır. İşletmenin özelliğine bağlı olarak harcama gerektirmeyen kalemler dikkate alınmayacaktır. 2.1. Hammadde Giderleri: Tam kapasitede yıllık gerekli olan hammadde giderleri hesaplanacaktır. 2.2. Yardımcı Maddeler ve İşletme Malzemeleri: Yıllık tüketim ve birim fiyatlar dikkate alınarak hesaplanacak, bu esnada her bir madde ve malzeme için tüketilen miktar ve birim fiyat belirtilecektir. 2.3. Yardımcı Kullanım Kaynakları: Toplam kapasitede yıllık elektrik, su, yakıt vb. giderler göz önüne alınacaktır. 2.4. İşçilik ve Personel Giderleri: Vardiya sayısı belirtilerek, tüm çalışanlar, sayıları, brüt aylıkları, ikramiyeler ve sosyal sigorta ve çeşitli sosyal haklarla ilgili harcamaların yer aldığı İşçilik ve Personel Giderleri Tablosu düzenlenecektir. 2.5. Bakım ve Onarım Giderleri: Tesisin ve uygulanan proseslerin karmaşıklığı veya işletmenin özelliklerine bağlı olarak toplam sabit yatırımın belli bir oranı bakım ve onarım gideri olarak alınacaktır. 2.6. Amortismanlar: Genel uygulamalar çerçevesinde kabul edilecek amortisman oranına göre, yıllık amortisman giderleri hesaplanacaktır. 2.7. Patent ve Royalite Giderleri: Lisans anlaşmalarına bağlı olarak patent ve/veya royalite giderleri mevcut ise bu kalemde gösterilecektir. 2.8. Sabit Giderler: Üretime bağlı olmayan çeşitli arsa ve bina kiraları, sigorta giderleri, bina ve gayrimenkul vergileri mevcut ise bu kalemde göz önüne alınacaktır. 2.9. Genel Giderler: İdari masraflar, laboratuar, kalite kontrol vs. giderleri, fabrika içi haberleşme, sağlık, güvenlik ve sosyal haklarla ilgili olup diğer harcama kalemlerinde


gösterilmeyen masraflar genel giderler başlığı altında dikkate alınacaktır. 2.10. Finansman Giderleri: Yıllık ödenmesi gereken yatırım ve/veya işletme dönemi kredilerine ait faiz tutarları finansman giderleri başlığı altında gösterilecektir. 2.11. Satış ve Pazarlama Giderleri: Reklam, pazarlama, satış, büro, mağaza ve elemanları için yapılması planlanan harcamalar bu kalemde dikkate alınacaktır. 2.12. Ambalaj ve Paketleme Giderleri: Ürün veya ürünlerin özelliklerine bağlı olarak ambalaj ve paketleme harcamaları göz önüne alınacaktır. 3. TAM KAPASİTEDE İŞLETME SERMAYESİ: Aşağıda verilen işletme sermayesi kalemleri göz önüne alınarak % 100'lük Kapasite kullanım oranı için İşletme Sermayesi hesaplanacak ve Tam Kapasitede İşletme Sermayesi Tablosu düzenlenecektir. Sabit/ Değişken oranlarının belirlenmesinde Tablodaki değerlerin yanı sıra yatırımın özellikleri de göz önüne alınacaktır. İşletmelerin özelliği gereği harcama gerektirmeyen kalemler dikkate alınmayacaktır. 3.1. Hammadde, Yardımcı Madde ve İşletme Malzemesi Stokları: Yatırım ve işletmenin özelliklerine göre stok süreleri belirlenerek Yıllık İşletme Giderleri Tablosundan yararlanmak suretiyle ihtiyaç duyulan tutarlar hesaplanacaktır. 3.2. Yakıt Stoku: Stoklama imkanları, bulunabilirlik, temin yeri vb. durumlar göz önüne alınarak, stok süresi belirlenecek ve bu süre ile Yıllık İşletme Giderleri Tablosundan yararlanarak yakıt için gerekli İşletme sermayesi hesaplanacaktır. 3.3.Yarı Mamul Stoku: Gerekmesi halinde, proses süresi ve yarı mamül tamamlama oranı dikkate alınarak hesaplanacaktır. 3.4. Ambalaj Malzemesi Stoku: İşletmenin özelliğine göre gerekli stok süresi belirlenerek Yıllık İşletme Giderleri Tablosu'ndan hesaplanacaktır. 3.5. Mamül Madde Stoku: Ürün veya ürünlerin özelliklerine ve piyasa şartlarına göre tespit edilecek mamul stok süresi ile tam kapasitede yıllık işletme giderleri göz önüne alınarak bulunacaktır. 3.6. Yedek Parça Stoku: Gerekli yedek parçaların yerli veya ithal olma durumları dikkate alınarak, stok süresi ve stok tutarı belirlenecektir. Makine teçhizat bedelinin yaklaşık % 2'si yedek parça stok tutarı olarak alınabilir. 3.7. Müşteriye Bağlı Mal Değeri: Satışların peşin yapılması durumunda bu kalemin dikkate alınmasına gerek yoktur. Ancak vadeli satışlarda, vade süresi ve tam kapasitede yıllık işletme giderleri göz önüne alınarak hesaplanması gerekmektedir. 3.8. Nakit İhtiyacı: İşçilik ve personel giderleri, elektrik, su, bakım- onarım, genel giderler ve pazarlama ve satış giderleri gibi nakit harcama gerektiren, fakat stoklanamayan giderleri karşılamak amacıyla göz önüne alınacaktır. Süre genellikle 1 ay olarak alınır. Bu kalem için öngörülen yıllık giderler, Tam kapasitede Yıllık İşletme Giderleri Tablosundaki ilgili kalemlerden alınacaktır.


II- SONUÇ: Her yatırım için hesaplanacak yatırım indirimi tutarı, o yatırım içinde yer alan indirimden yararlanabilecek aktif değerlerin maliyet bedelleri toplamına, yatırım teşvik belgesinde yazılı olan indirim oranlarının uygulanması suretiyle bulunur. Yatırım indirimi tutarının hesaplanmasında yukarıda açıklanan kalemler tahmini olarak hesaplanır; Toplam Sabit Yatırım tutarı ile İşletme Sermayesi tutarları göz önüne alınarak toplam yatırım belirlenir ve Toplam Yatırım ve Yıllara Göre Dağılımı Tablosunda gösterilir. Yazımızda özel sektör yatırımlarını teşvik etmek ve yönlendirmek amacıyla mevzuatımızda yer alan yatırım indirimi uygulamasında yatırım indirimi tutarının hesaplanması ayrıntılı olarak incelenmeye çalışıldı.


İNŞAAT İŞLERİNDE ASGARİ İŞÇİLİK VE ÖLÇÜMLEME Agop Çavikoğlu SM TEMİNATIN PRİM BORÇLARINA KARŞILIK TUTULMASI VE ÖLÇÜMLEME KONUSUNU KAPSAYAN 506 SAYILI S.S. KANUNUNUN 83. MADDESİ AŞAĞIDA AYNEN ALINMIŞTIR: MADDE.B3- (3395 Sayılı Kanunun 7. maddesiyle değişik şekli.) Genel ve Katma bütçeli kuruluşlar, il ve belediyeler veya sermayesinin en az yarısı genel ve katma bütçeli kuruluşlar ile il ve belediyelere ait olan teşekkül ve müesseseler, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müesseseye bağlı ortaklık ve iştirakleri, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanarak kurulan kurum ve kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşların ihale yolu ile yaptırılan her türlü işleri üzerine alanları ve bunların adreslerini kuruma bildirmekle yükümlüdürler. Sigorta primlerinin hak edişlerden mahsubu yapılmak şartıyla alıkonularak ödenmesi esastır. Ödemenin ve teminatın geri verilmesine ait işlemlerin usul ve esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir. 506 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR KANU'NUN 83. MADDESİNE DAYANARAK ÇIKARILAN ÖLÇÜMLEME VE ÖLÇÜMLEMENİN UYGULANMASI Ölçümleme ilk defa 1978 yılında 2167 sayılı kanun ile diğer işlerde uygulanan ölçümleme sisteminin dışında İnşaat Sektöründe uygulanmak üzere ayrı bir ölçümleme sistemi getirilmiş idi. 1987 yılında ölçümlemenin kaldırılması ile Kaçak İşçi çalıştırılmaması için yeni önlemler alınması gerektiği anlaşılmış olduğundan İçişleri Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca ortak olarak 1992 Eylül ayında yayımlanan bir tebliğ ile getirilen bu uygulanma yine beklenen sonucu vermeyince bu kez de 08.12.1993 tarihli Resmi Gazete 'de yayımlanan 3917 sayılı Kanun ile Sigorta Müfettişlerine geniş yetkiler tanınmıştır. Asgari İşçilik uygulanması adı altında yeni bir uygulama başlatılmıştır. Asgari işçilik uygulaması hangi yenilikleri beraberinde getirmiştir? İlgili yasa ve genelgeler hükümlerine göre örnekleriyle hep beraber inceleyelim. 7.7.1994 TARİH VE 16-86 EK NUMARALI GENELGENİN GETİRDİKLERİ 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 83. maddesinde sözü edilen işler ile inşaat işleri için işçilik oranları belirlenmiş ve ilişikte gönderilmiştir. 17.11.1995 tarih ve 16-118 no.lu Ek Genelge ile Asgari İşçilik Uygulaması yeniden düzenlenmiştir. Her iki genelgeden de anlaşılmaktadır ki 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 42. maddesinde sayılan İnşaat ve Onarım işlerine giren her türlü inşaat ve onarım işlerinde çalıştırılan ve yapılan işlerde Sigorta Primlerinin eksik ödenmemesi için Asgari İşçilik esası getirilmiştir.


Genelge hükümlerini yerine getirmeyen işverenler için İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı'nın yazıları gereği inşaat, onarım işi yapanlar kesin hesap ve iskan alımlarında Sosyal Sigortalar Kurumuna ödenen prim yönünden ilişiksizlik belgesi aranması istenmiş ve genelge doğrultusunda işlem yapılması istenmiştir. Bu nedenlere dayanarak Sosyal Sigortalar Kurumu'nda dosya açtırmış olan İnşaat ve onarım işleri yapanların ilk incelemesi dosya memuru tarafından yapılacaktır. Yasanın ve Genelgenin doğrultusunda Sigorta Primi ödenmemişse dosya doğrudan 3917 sayılı Kanun gereğince Sigorta Teftiş Kurulu'na sevk edilecektir. Bilhassa ihaleli işlerde teminatın biran evvel çözülüp hesapların kesilmesi için dosyalar Sigorta Teftiş Kurulu'nda bekletilmekte bu da işverenleri ekonomik yönden bir hayli zarara uğratmakta, işte bu zamanın kısalması için alınan tedbirler işverene kolaylık sağlamaktadır. Dosya memurunun hesaplama şekli ve genelge doğrultusunda aranan Asgari Sigorta İşçiliği: ÖRNEK: 15 Mayıs 1992 tarihinde inşasına başlanan toplam 1500 m2'lik kalorifersiz, asansörsüz, karkas bina inşaatı 30.06.1995 tarihinde tamamlanmıştır. Söz konusu inşaattan dolayı işverenin kuruma beyan ettiği işçilik tutarı aşağıdaki gibidir: 1992 Yılı İçin Kuruma Bildirilen İşçilik : 35.000.000.1993 Yılı İçin Kuruma Bildirilen İşçilik : 48.000.000.1994 Yılı İçin Kuruma Bildirilen İşçilik : 55.000.000.1995 Yılı İçin Kuruma Bildirilen İşçilik : + 65.000.000.TOPLAM 203.000.000.Tüm faaliyet dönemi için bildirilen işçilik tutarıdır. 16/118 Ek Sayılı Genelgede hesaplama şekli inşaatın bittiği yıl maliyeti göz önüne alınmayıp, ondan önceki yıllar m2 birim maliyetleri dikkate alınmaktadır. 1992 Yılı m2 birim maliyeti 1993 Yılı m2 birim maliyeti 1994 Yılı m2 birim maliyeti

: 1.099.800.: 2.002.000.: 3.343.500.6.445.300.-

6.445.300 3 = 2.148.433 (Ortalama maliyet bulunmuş olur) 2.148.433 x 500 m2 = 3.222.649.500 ortalama bina maliyeti bulunmuş olur. Bu durumda yapılacak işlemin ne olduğu 16/118 sayılı Genelge 'de net bir açıklık bulunmamaktadır. Bununla birlikte 16%I 18 sayılı Genelge 'yle 16/ 105 sayılı Genelgenin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. 16/118 sayılı Genelge 'de inşaat maliyetleri ile ilgili yapılan değişiklik sadece maliyeti aşağıya çekmekle ilgili bir düzenlemedir. Yapılan düzenlemede inşaat süresi iki yıldan fazla süren özel bina, bina inşaatları ile kooperatif inşaatlarında inşaatın bittiği yıldan önceki m2 birim fiyatının esas alınmayıp, ortalama maliyetin esas alınması ile ilgili bulunmaktadır.


KURUMCA YAPILACAK İLK İŞLEMLER Kurumca yapılacak işlem tüm faaliyet dönemi ile ilgili ön kıyaslama işlemidir. Bu kıyaslama işlemi de aşağıdaki şekilde olacaktır. (16/105 sayılı Genelge) 7.7.1994 tarih ve 16/86 Ek sayılı Genelge hükümlerine göre; BİNA İNŞAATI Yığma veya betonarme karkas (Geleneksel) binalarda işçilik ücreti oranı % 9'dur. Bundan % 25 çıkarılarak 9 x % 25 = 2.25 bulunan bu rakam 9 - 2.25 = % 6,75 bulunacaktır. Yukarıda bulunan ortalama maliyet 3.222.649.500 x 6,75 - 217.528.841.-TL bildirilmesi gereken işçilik bulunmuş olur. Ön kıyaslamada bildirilmesi gereken işçilik : Faaliyet süresi içinde bildirilen işçilik:

217.528.841.-TL 203.000.000.-TL 14.528.841.-TL

14.528.841.-TL eksik işçilik bildiriminde bulunduğunun tespiti durumunda ikinci aşama olan son değerlendirmeye geçilecektir. KURUMCA YAPILACAK İKİNCİ DEĞERLENDİRME Kurumca yapılacak ikinci değerlendirme şu şekilde olacaktır: İşe başlama tarihi : 15.05.1992 İnşaatın bitim tarihi : 30.06.1995 İnşaatın alanı (m2 ) : 1500 İnşaatın ortalama maliyeti : 3.222.649.500.-TL FAALİYET 1992 Yılı 1993 Yılı 1994 Yılı 1995 Yılı 3.222.649.500 - 1126

SÜRESİ : 1126 Gün 226 Gün 360 Gün 360 Gün 180 Gün = 2.862.033.

Kıyaslama yapılacak devreye isabet eden ( 1.1.1994 - 30.06.1995 devresi) gün sayısı 540 gün olduğundan 2.862.033 x 540 Gün = 1.545.497.820.-TL 1.545.497.820 x % 6.75 = 104.321.102.-TL bildirilmesi gereken işçilik - Bildirilmesi Gereken İşçilik : 104.321.102.-TL - Bildirilen İşçilik : 120.000.000.-TL 1994 Yılı ... 55.000.000.1995 Yılı ..... 65.00.000.-


Bildirilmesi gereken işçilikten, bildirilen işçilik 15.678.898.-TL fazla olduğundan işveren hakkında şikayet ve ihbar olmamak koşulu ile başkaca işlem olmadığından 15/105 Ek sayılı Genelge gereğince işverene ait olan dosya üzerine işlem yapılmayacaktır. Yukarıda kayıtlı işin bina inşaatı yerine ihale konusu iş olması durumunda aynı işlemin müteahhide ödenen istihkak üzerinden yapılması gerekmektedir. İşçiliğin yukarıda açıklandığı gibi gerekenden fazla bildirilmesi durumunda müfettiş incelemesine gerek görülmeden, yapılan iş inşaatsa iskan ruhsatı, yapılan işin ihale konusu iş olması durumunda ise teminat iadesi için işverene ilişiksizlik belgesinin verilmesi gerekmektedir. Asgari işçilik uygulaması ile birlikte 2.7.1994 tarihli Resmi Gazete 'de (5) seri numaralı tebliğ yayınlanarak işverenlerin barajın üzerinde bildirimde bulunup bulunmadıklarını belirlemek ve yine bir ön değerlendirme niteliğinde olmak üzere, kayıtların Yeminli Mali Müşavirlere veya Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlere incelettirebilmeleri, ilişiksizlik belgelerinin ise meslek mensuplarınca düzenlenecek raporlara göre de verilmesi uygulanmasına başlanmıştır. Bundan sonra aynı konuda, 30.09.1994 tarihli Resmi Gazetede (10) seri numaralı 26.02.1995 tarihli Resmi Gazetede ( 12) seri numaralı ve son olarak da 26.11.1995 tarihli Resmi Gazetede (IS) seri numaralı tebliğler yayınlanmıştır. Ancak, durum sigorta müfettişleri derneğince açılan dava sonucunda Danıştay'ın verdiği yürütmeyi durdurma kararı üzerine anılan meslek mensuplarının düzenledikleri raporlara göre işlem yapılmasının 15.03.1995 tarihinden itibaren durdurulması zorunda kalınmıştır. Buna karşılık, işveren işlemlerinden sorumlu dosya memurlarınca ön değerlendirme niteliğindeki Asgari İşçilik uygulaması yürütülmekte ve ayrıca sigorta müfettişlerince yapılan incelemelerde anılan tebliğlerde açıklanan esaslara benzeyen kıstaslara göre raporlar düzenlenmektedir. Halen yürütülmekte olan baraj uygulamasına göre, tüm faaliyet dönemini kapsayacak şekilde yapılan ilk değerlendirmede barajın altında bildirimde bulunulduğu görüldüğünde de ayrıca, işveren lehine olmak üzere 1.1.1994 ve sonraki yıllara sarkan süreler için ikinci bir baraj değerlendirmesi yapılmaktadır. Sigorta müfettişlerince yapılacak tespitlerin objektif kriterlere dayandırılmasını sağlamak üzere kanun koyucu işin yürütümü için gerekli olan Asgari İşçilik miktarının belirlenmesinde, yapılan işin niteliği, kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, emsal işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı ve ilgili meslek kamu kuruluşlarının görüşleri gibi unsurların dikkate alınmasını şart koşmuştur. Ayrıca taraflar arasında çıkacak uyuşmazlıklar dikkate alınarak, Kurumca re'sen tahakkuk ettirilerek tebliğ edilecek prim borcu için işverenin Kuruma itiraz edebilmesine imkan sağlanmış, Kurumca itirazın reddi halinde karşı yargı yolu açık tutulmuştur. Yasada kapsam yönünden işyeri bazında bir ayırım yapılmadığından, tüm işyerleri uygulama kapsamına girmekte ise de, işin yürütümü için gerekli olan Asgari İşçilik miktarının yasada belirtilen yöntemde, tüm işler için kısa sürede saptanması mümkün olmadığından, uygulama öncelikle özel bina inşaatları ve ihale konusu olan işler için öncelikle başlatılmıştır.


Özel bina inşaatları ile ihale konusu işlerde sigorta primlerinin Kurumca re'sen hesaplanmasında Türkiye İnşaat Müteahhitleri Sendikası'nın (TİM- SE) görüşleri de alınmak sureti ile Kurumca hazırlanan ve çeşitli işkollarının işçilik ücreti oranlarını gösteren birim (m2) maliyet bedellerini gösterir liste esas alınacaktır. Barajın altında Bildirimde Bulunanların İş Bittikten Sonra Baraj Tamamlamaları İşverenlerin, iş bittikten sonra da olsa, çalıştırdığı sigortalılar için, geçmiş faaliyet dönemine ilişkin olarak işçilik bildiriminde bulunmaları her zaman (mümkündür) olanaklıdır. Bu nitelikte bir,işçilik bildirimi olduğunda, iş bitirildikten sonra yapılan işçilik bildirimleri, faaliyet süresinde yapılan işçilik bildirimlerine eklenmekte ve bu bildirimlerin toplamı baraj değerlendirmesinde göz önüne alınmaktadır. Bunun yanı sıra, sözü edilen 16/118 Ek genelge ile Kurumca barajın al- tında işçilik bildiriminde bulunan işverenler herhangi bir işçilikle ilgilendirilmeksizin, Baraja ulaşacak şekilde kuruma ödemede bulunabilme olanağı da tanınmıştır. Buna göre; iş bittikten sonra Kuruma ilişiksizlik belgesi almak için başvuran ve barajın altında işçilik bildiriminde bulunan işverenler, isterlerse Kuruma barajı tamamlayacak şekilde ödemede bulunurlarsa bunlara da müfettiş incelemesine gidilmeden ilişiksizlik belgesi verilmektedir. Bu işverenlerden, işin bitim tarihinden ödemede bulunulduğu tarihe kadar geçen süreler için gecikme zammı alınmaktadır. Gecikme zammının oranı ise Sigorta Primlerine uygulanan gecikme zammı oranları ile aynıdır. Buna karşılık, yapılan ödemenin herhangi bir işçilik karşılığı olmaması dolayısı ile bu ödemeler için işverenlerden herhangi bir prim belgesi istenilmemekte ve prim belgelerinin verilmemesine ilişkin idari para cezaları da uygulanmamaktadır. Yasal sürede işyeri bildirgesi verilmediğinden iş bitirilinceye kadar Kurumca tescil edilmemiş bulunan ve yasal sürede Kuruma herhangi bir işçilik bildiriminde bulunmayan işyerleri 3917 sayılı kanun çerçevesinde inceleme yapılmak üzere doğrudan sigorta müfettişlerine dosya sevk edildiğinden, bu uygulamadan yararlanamamaktadır. ÖZEL BİNA İNŞAATLARI İÇİN SİGORTA PRİMLERİNİN KURUMCA RE'SEN HESAPLANMASININ ESASLARI Özel bina inşaatlarında sigorta primlerinin kurumca ölçümleme yolu ile hesaplanarak tahsil edilmesi için, işverence kuruma bildirilen prime esas kazançlar toplamının, yukarıda sözü edilen işçilik ücreti oranları ile birim (m2) maliyet bedellerini gösterir listelere dayanarak Kurumca hesaplanacak asgari işçilik miktarından az olması gerekmektedir. Özel bina inşaatlarında yaklaşık maliyet bedeline, ihale konusu işlerde de müteahhide ödenen toplam istihkak tutarına, o iş için belirlenmiş olan asgari işçilik oranı % 25 eksiği ile uygulanarak, yani o işte esas alınacak işçilik barajı bulunmakta ve faaliyet döneminde kuruma aylık bildirgeler ile bildirilmiş olan sigorta primine esas kazançlar toplamı bu baraj ile karşılaştırılmaktadır.


Asgari işçilik oranı: İlgili meslek kuruluşlarının da görüşleri doğrultusunda çeşitli işleri kapsayacak şekilde kurum tarafından belirlenmiştir. ÖZEL BİNA İNŞAATLARINA İLİŞKİN YAKLAŞIK MALİYET BEDELİ: Her yıl Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca yapı grupları itibari ile yayınlanan birim maliyet bedeli ile her binanın ruhsatında m2 cinsinden kayıtlı alanının çarpılması sureti ile bulunmaktadır. Yaklaşık maliyet bedeli bulunurken, aynı yıl içinde başlayıp ve aynı yıl içinde bitirilen özel bina inşaatlarında, o yılda geçerli m2 birim maliyeti bedeli uygulanacaktır. Bir önceki yılda başlayıp, bir sonraki yılda veya yıl içinde bitirilen, özel bina inşaatlarında işin başladığı yılda geçerli birim maliyet bedeli uygulanacaktır. ÖRNEK: 1993 yılı içinde başlayan özel bina inşaatı, 1994 yılı içinde bitirildiğinde 1993 yılı bina birim maliyeti esas alınarak hesaplanacaktır. Yapımı iki yıldan fazla süren özel bina inşaatlarında ise (bitim yılı dışında faaliyet süresine giren her takvim yılına ilişkin birim maliyet bedellerini topladıktan sonra yıl sayısına bölünerek aritmetik ortalamanın alınması suretiyle bulunacaktır) ortalama birim maliyet bedeli esas alınmaktadır. Asgari işçilik tutarının hesaplanmasında kullanılacak formül şöyledir: Asgari işçilik tutarı = Yapı Yüzölçümü X m2 maliyet bedeli X ücret oranı ÖRNEK l: Yüzölçümü 2000 m2 olan 5 katlı bir (yığma veya betonarme) kaloriferli apartmanın inşaatı 1994 yılında başlayıp 1996 yılı içinde bitirilmiştir. Bu işyerinden dolayı işverence kuruma 810.000.000.-TL işçilik bildirilmiş ve primleri ödenmiştir. Yapının tamamlanması bir yıldan fazla sürdüğünden kurumca yapılacak asgari işçilik miktarı kontrolünde 1995 yılı birim (m2) maliyet bedeli esas alınacaktır. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca 1995 yılı için belirlenen birim (m2) maliyet bedeli 7.355.700.- Türk Lirasıdır. Öte yandan yığma veya betonarme kaloriferli bina inşaatları için belirlenmiş bulunan işçilik ücreti oranı % 9'dur. Bu oranın % 25 eksiği uygulanacağından % 6.75 oranı esas alınacaktır. Bu verilere göre, Kuruma bildirilmiş olması gereken asgari işçilik tutarı 2000 m2 x 7.355.700 x % 6.75 = 993.019.500.-TL'dir. Bu sonuca göre işyerinden kuruma bildirilmesi gereken asgari işçilik tutarının altında bildirimde bulunulduğu anlaşıldığından, işyerinin durumu sigorta müfettişlerince incelemeye alınacak, gerekiyorsa re'sen ek prim tahakkuku yapılarak, gecikme zammı ve idari para cezasıyla birlikte tahsil edilecektir. Hesaplama sırasında, faturalara ve hariçteki işyerlerine bakılmayacaktır. İşçilik nispetleri hesaplanırken mevcut teknoloji ve hariçteki işyerlerine yaptırılması söz konusu işçilikler de göz önüne alınarak oranlar tespit edilmiştir.


ÖRNEK: 2 Yapılan İşin Cinsi Niteliği Başlama Tarihi Bitiş Tarihi Yapı Alanı ASGARİ İŞÇİLİK ORANI

: İnşaat : Kalorifersiz Apartman (3. sınıf, (A) grubu) : 01.05.1990 : 31.12.1995 : 2000 m2 : (Ön değerlendirme % 9 - (% 9x% 0.25)= %6.75 oranına göre yapılacaktır.) Kuruma Bildirilen İşçilik Tutarı : 140.000.000.-TL 1.l .1994'ten sonra bildirilen işçilik tutarı : 40.000.000.-TL İnşaat: 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 83. maddesinde sayılan kuruluşlarca ihale edilerek yapılmışsa müteahhide ödenen toplam istihkak tutarına (malzeme fiyat farkı dahil) özel bina inşaatı ise aşağıdaki şekilde bulunacak yaklaşık maliyet bedeline göre ön değerlendirme yapılacaktır: Yaklaşık maliyet bedelinin ve barajın hesaplanması: 1990 Yılı m2 birim fiyatı : 371.621.-TL 1991 Yılı m2 birim fiyatı : 579.700.-TL 1992 Yılı m2 birim fiyatı : 962.300.-TL 1993 Yılı m2 birim fiyatı : 1.751.000.-TL 1994 Yılı m2 birim fiyatı : 2.924.000.-TL TOPLAM 6.588.621.-TL Ortalama birim maliyeti : 6.588.621 5 = 1.317.724.-TL Yaklaşık aritmetik ortalama bina maliyeti: 1.317.724 x 2000 m2 = 2.635.448.000.-TL Baraj İşçilik : 2.635.448.000 x 6.75 = 177.892.740.-TL Bu işyeri dosyasından faaliyet dönemi için kuruma verilen aylık bildirgelerdeki sigorta primine esas kazançlar toplamı (Kuruma bildirilen işçilik tutarı) 177.892.740.-TL'den fazla ise ilişkisizlik belgesi müfettiş incelemesine gidilmeden verilecektir. Kuruma bildirilen işçilik tutarı 177.892.740.-TL' dan az ise başka bir görüşle kuruma bildirilen işçilik barajın altında kalmışsa bu kez 01.01.1994 tarihinden sonrası için aşağıdaki şekilde ikinci bir değerlendirme yapılacaktır: Hesaplanan yaklaşık maliyet bedeli işin başlangıç tarihi 01.05.1990 ile işin bitim tarihi 31.12.1995 arasındaki süre 2040 güne bölünecek (177.892.740 2040 gün= 87.202) bulunan rakam 1.1.1994 tarihinden sonraki süre (720 gün) ile çarpılacak (87.202 x 720 = 62.785.440 ve ikinci değerlendirmeye esas baraj 62.785.440.-TL olarak bulunmuş olacaktır.) Bu kez 1.1.1994'ten sonra kuruma bildirilen işçilik tutarı 62.785.440.- TL'den fazla ise ilişiksizlik belgesi, yine müfettiş incelemesine gidilmeden verilecektir. Yukarıdaki örnekte, aradaki farkın 62.785.440 - 40.000.000 - 22.785.440.-TL ve ödenecek prim meblağı 22.785.440 x % 35.5 = 8.088.831.-TL olduğu görülmektedir. Bu tutarın Sosyal Sigortalar Kurumu'na 05:02.1996 tarihinde ödendiği düşünülürse, ödenecek gecikme zammı tutarı da (8.088.831.-TL x % 20 = 1.617.766.- TL gecikme zammı olacaktır).


Bunun sonucunda prim tutarı 8.088.831 + Gecikme zammı 1.617.766 = 9.706.597.-TL ödendiğinde, ayrıca idari para cezası alınmadan ve müfettiş incelemesine de gidilmeden ilişiksizlik belgesi verilebilecektir. Buna karşılık işverence, Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilen İşçiliğin gerçeği yansıtmadığı ileri sürülerek müfettiş incelemesi istenmesi de olanaklıdır. Bu durumda, yapılacak müfettiş incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre işlem yürütülecektir. FAYDALANILAN ESERLER 1234567891011-

Prof.Dr. Tankut Centel, İş Kanunu SSK Mevzuatı, Sayfa 516-521, 1996 Baskı, Mehmet Can, Sosyal Sigortalar Kanunu Uyg. Sayfa 1497-1592, 1995 Baskı, Memduh Yelekçi, Sos. Sig. Kanunu Şerhi, Sayfa 1585-1623, 1996 Baskı, Şükrü Kızılot, İnşaat Muhasebesi, Sayfa 1445-1488, 1995 Baskı, Şükrü Kızılot, İnşaat Muhasebesi, Sayfa 1445-1488, 1996 Baskı, Bülent Kuşoğlu, Yaklışım Dergisi, Sayfa 71-72. Aralık 1995 Baskı, Kemal Kılıçdaroğlu, İnşaat özel sayısı, Sayfa 47-51 Yaklaşım Dergisi, 1996 Baskı, Metin Tataroğlu, Yaklaşım Dergisi Sayfa 67-76, Mart 1996 Baskı Necati Perçin, Vergi Sor. Der. Sayfa 93-99, Eylül 1996 Baskı, Ejder Ayanoğlu, Vergi Dünyası Dergisi, Sayı 181, Sayfa 34-39, Eylül 1996 Baskı, İŞ ve Hukuk Dergisi, Sayı 244, 1994-1995 Aralık/Ocak


FİNANSMAN FONU VE MUHASEBESİ M. Vefa Toroslu SM 1. FİNANSMAN FONUNUN TANIMI Finansman fonu mevzuatımıza 2362 Sayıl Kanun ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen Mükerrer 8. madde ile girmiştir. Finansman fonu, belli koşullara bağlı olarak ödenmesi gereken Kurumlar Vergisi'nin bir yıl süre ile ertelenmesini sağlayan bir vergi kolaylığıdır. Finansman fonu, bir muafiyet veya istisna değildir. Kurumlar Vergisi'nin belli bir süre ertelenmesine yönelik bir uygulamadır. Bir önceki yıl safi kurum kazancından finansman fonu olarak düşülen tutar, hesap dönemi sonunda safi kurum kazancına eklenir. Dolayısıyla finansman fonunun sağladığı vergi kolaylığı, kurumların finansman yükünü erteleyen geçici bir vergi kolaylığıdır. 2. FİNANSMAN FONUNDAN YARARLANANLAR Finansman fonundan Kurumlar Vergisi'ne tabi sermaye şirketleri ve kooperatifler faydalanabilirler. Buna göre finansman fonundan faydalanabilecek Kurumlar Vergisi mükellefleri şunlardır: - Anonim Şirketler - Limited Şirketler - Eshamlı Komandit Şirketler - Kooperatifler Yukarıda sayılanların dışındaki Kurumlar Vergisi mükellefleri finansman fonu ayıramazlar. Yani dernek veya vakıfların iktisadi işletmeleri, kamu iktisadi teşebbüsleri ve iş ortaklıkları finansman fonu ayıramazlar. 3. FİNANSMAN FONU AYIRABİLME KOŞULLARI Sermaye şirketleri ile kooperatifler, yatırım indiriminden faydalanması kabul edilmiş bulunan yatırımların finansmanında kullanmak ve yatırım in- dirimi belgesinde bu yatırım için öngörülen süre ile sınırlı kalmak kaydıyla aşağıdaki şartlarla finansman fonu ayırarak safi kurum kazancından indirebilirler: - Ayrılacak finansman fonu Kurumlar Vergisi matrahının % 25'ini ve yapılacak yatırım tutarını geçemez. - Finansman fonunun T.C. Merkez Bankası'nda açılacak her an paraya çevrilebilir Devlet Tahvili hesabına yatırılması mecburidir. - T.C. Merkez Bankası'nda açılacak hesaptan çekişler Devlet Planlama Teşkilatınca düzenlenecek çekiş belgelerine dayanılarak yapılır ve yıl içinde yapılan yatırım tutarını aşamaz. - Bir öneki yıl safı kurum kazancından finansman fonu olarak ayrılan meblağ hesap dönemi sonunda safi kurum kazancına eklenir.


4. FİNANSMAN FONUNUN ÖZELLİKLERİ 4.1. Yatırım Teşvik Belgesi ve Yatırım İndirimi Bulunma Koşulu Finansman fonundan faydalanabilecek mükellefin bu fonu ayırabilmeleri için Yatırım Teşvik Belgesine sahip olmaları ve yatırım indiriminden yararlanıyor olmaları gerekir. Yatırım Teşvik Belgesi Hazine Müsteşarlığı'ndan alınmaktadır. Yatırım indiriminden yararlanabilmek için yatırımların, kalkınma planları ve yıllık programlarda belirtilenlerden Maliye Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığı tarafından ortaklaşa seçilen sektörler veya konularda yapılmalıdır. Yatırım indirimine ilişkin uygulama esasları Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Bakanlar Kurulu Kararları ve Hazine Müsteşarlığı Tebliğleri ile belirlenmektedir. Mükelleflerin finansman fonu ayırabilmeleri için Kurumlar Vergisi Beyannamesini verme süresinin bitiminden önce Yatırım Teşvik Belgesinin alınmış olması gerekmektedir. Ayrıca finansman fonunun ayrılabilmesi için Yatırım Teşvik Belgesinde yatırımın yararlanabileceği teşvik tedbirleri arasında yatırım indirimini’ nde bulunması gerekir. Yararlanılacak yatırım indirimi oranının finansman fonu ayrılması açısından bir önemi yoktur. 4.2. Finansman Fonu Ayırma Süresi Finansman fonu tanımı gereği, yapılacak yatırımların finansmanında kullanılacak bir fon niteliğindedir. Bu nedenden dolayı finansman fonu sadece yatırım sürecinde ayrılabilir. Yatırım süreci ise yatırım teşvik belgesinde belirlenen süredir. Yatırım teşvik belgesinin süre yönünden revize edilerek yatırım süresinin uzatılması durumunda, bu uzatılan süre boyunca da finansman fonu ayrılabilir. Finansman fonu ilke olarak yatırımın başlamasından sonra ayrılabilir. Ancak yatırım indimi belgesi alınmış olmak koşuluyla (Teşvik mevzuatı gereği uygulamada yatırım indirimi belgesi, ancak yatırımın belli bir aşamaya gelmesi halinde verilmekte olduğundan başlangıçta fon ayrılması için teşvik belgesi alınması yeterli sayılacaktır.) yatırıma başlamadan önceki yıl kazancından da finansman fonu ayrılabilmektedir. Bu durumda yatırım teşvik belgesinin Kurumlar Vergisi Beyannamesi verilme süresinden önce alınmış olması gerekir. Örneğin, finansman fonundan yararlanabilecek bir Kurumlar Vergisi mükellefi 1996 yılında yapacağı bir yatırım için 1995 dönemi Kurumlar Vergisi beyannamesini vermeden önce yatırım teşvik belgesi almış ise Nisan 1996'da vereceği 1995 dönemi Kurumlar Vergisi Beyannamesinde finansman fonu ayırabilecektir. Finansman fonu yatırımın tamamlandığı yılda ayrılamaz. Çünkü ertesi yılda finanse edilecek bir yatırım kalmamıştır. Özet olarak finansman fonu yapılmış yatırım harcamaları için değil, yapılacak yatırım harcamaları için ayrılabilmektedir. 4.3. Bir önceki Dönem Ayrılan Finansman Fonunun Cari Dönemde Matraha Eklenmesi Finansman fonu ayırma hakkı olan Kurumlar Vergisi mükellefleri, bir önceki dönem ayırdıkları finansman fonunun cari yıl sonunda Kurum?ar Vergisi matrahına ekleyerek vergilendirirler. İlavenin yapıldığı yılda da finansman fonu ayrılması söz konusu olursa fon ayrılacak tutarın tespitinde esas alınacak matrahın içinde önceki yıl ayrılan finansman konuda bulunacaktır.


4.4. Finansman Fonu Şartlarının İhlali Finansman fonu ayrılması sırasında yatırım indirimi şartlarının veya teşvik şartlarının ihlalinden dolayı yatırım teşvik belgesinin iptali durumunda, ayrılan fon tutarının T.C. Merkez Bankası’na yasal süresi içerisinde yatırılmaması veya hiç yatırılmaması durumunda ve yasal sınırın üzerinde finansman fonu ayrılması durumunda vergi ziyanı meydana gelmiş sayılacağından ayrılan finansman fonu tutarına tekabül eden vergi gecikme faizi ve ağır kusur cezası ile birlikte tahsil edilir. 4.5. Yeminli Mali Müşavir Raporu Gerekliliği 3568 Sayılı Kanun kapsamında yatırım indirimi ile beraber finansman fonu uygulamaları da Yeminli Mali Müşavirlerin tasdik konuları kapsamına alınmıştır. 3568 Sayılı Kanuna ilişkin 7 Sıra Nolu Genel Tebliğ ile proje tutarı 2,5 milyar TL 'sını aşan yatırımlarda finansman fonu ayrılabilmesi için YMM raporu alınması zorunluluğu getirilmiştir. Daha sonra 13 Sıra Nolu Genel Tebliğ ile bu sınır eski dönemleri de kapsamak üzere 10 milyar TL 'sına çıkartılmıştır. 4.6. Finansman Fonu ve S.P.K. Standartları Sermaye Piyasası Kurulu Denetleme Dairesi'nin açıklama tebliğlerine göre; Sermaye Piyasası Kanunu mevzuatına göre hesaplanarak dağıtılabilir karın tespitinde finansman fonu bir indirim olarak dikkate alınacak, bu fon ertesi yıl, gelir tablosu ile ilişkilendirilmeksizin kar dağıtımı sırasında dağıtılabilir kara ilave edilecektir. Finansman fonunun matraha dahil edildiği yılda, bu nedenle ödenecek vergiler, gelir tablosunun "Ödenecek Vergi ve Yasal Yükümlülükler", bilançonun "Kısa Vadeli Borçlar-Borç ve Gider Karşılıkları" kalemleri içinde gösterilecektir. 5. FİNANSMAN FONUNUN HESAPLANMASI Finansman fonundan faydalanabilecek Kurumlar Vergisi mükelleflerinin ayırabilecekleri finansman fonu tutarı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda Kurumlar Vergisi matrahının % 25'i olarak belirlenmiştir. Kurumlar vergisi matrahı ifadesinden, o yıl ayrılacak finansman fonunun düşülmesinden sonra kalan tutarın anlaşılması gerekmektedir. Cari yılda ayrılacak finansman fonu, safi kurum kazancına kanunen kabul edilmeyen giderlerin ve bir önceki yıl ayrılan finansman fonunun ilavesi ve gerekli indirim ve istisnaların uygulanması sonucu bulunan Kurumlar Vergisi matrahının % 25'ini aşamayacaktır. Bu oran, finansman fonu düşülmeden önceki safi kurum kazancının, başka bir ifade ile ticari kara kanunen kabul edilmeyen giderlerin eklenmesi ve indirim ve istisnaların uygulanması sonucu kalan tutarın % 20'sine tekabül etmektedir. Bu nedenle ilgili yılda % 20 oranına göre Kurumlar Vergisi ödenmesi halinde, o yıl safi kurum kazancından ayrılacak finansman fonu da bu orana göre hesaplanan Kurumlar Vergisi matrahının % 25'ine tekabül eder. Finansman fonunun hesaplanmasında kullanılacak formül şöyledir: 25 Finansman Fonu = Kurumlar Vergisi Matrahı

x

. 100 + 25


Ayrıca ayrılacak finansman fonu, yapılacak toplam yatırım tutarını da aşmamalıdır. Kurum matrahının müsait olması halinde her yıl tamamlanmamış yatırım tutarı kadar finansman fonu ayrılabilir. Yapılacak yatırım tutarının aşılması yolundaki sınırlamanın her yıl için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Bu uygulama sonucunda yıllar itibariyle fona ayrılan meblağlar toplamının, yatırımın toplam tutarından fazla olması sonucunu verebilecektir. 6. FİNANSMAN FONUNUN KULLANIMI Ayrılan finansman fonu tutarının, en geç ilgili yıl Kurumlar Vergisi Beyannamesinin verildiği tarihe kadar T.C. Merkez Bankası'nda açılacak her an paraya çevrilebilir Devlet Tahvili Hesabı'na yatırılması gerekmektedir. Bu hesaba T.C. Merkez Bankası tarafından yıllık % 20 faiz uygulanmaktadır. Finansman fonu tutarı T.C. Merkez Bankası'na hiç yatırılmaz veya süresi içerisinde yatırılmaz ise Kurumlar Vergisi matrahı haksız yere azaltılmış sayılır ve cezalı tarhiyat ve gecikme zammı ile karşılaşılır. T.C. Merkez Bankası tarafından yatırılan tutarlar karşılığında iki suret makbuz düzenlenir. Bu makbuzların bir sureti mükellef tarafından ilgili yıl Kurumlar Vergisi Beyannamesi'nin ekinde vergi dairesine verilir. Fona yatırılan paraların geri alınabilmesi için, ilgili teşvik belgesi kapsamındaki yatırım harcamalarının yapıldığının Hazine Müsteşarlığı'na tevsiki gerekmektedir. Fona yatırılan tutarlar yıl içinde gerçekleşen fiili yatırım tutarını geçmeyecek şekilde geri alınabilir. Hazine Müsteşarlığı'na başvurular aylık veya dört aylık dönemler itibariyle yapılır. Başvurular sırasında dilekçeye eklenmesi gereken belgeler şunlardır: - Devlet Tahvili Hesabına para yatırıldığını gösteren T.C. Merkez Ban- kası makbuzu, - Teşvik Belgesi ve Global Listesi, - Vergi dairesince onaylı bilanço, gelir tablosu ve Kurumlar Vergisi Beyannamesi, - Vergi dairesince düzenlenen tahakkuk fişi, - Harcama belgelerinin eklendiği Harcama İcmal Tablosu. Finansman fonuna konu olacak harcamalar yatırım indiriminden faydalanabilecek harcamalar olmalıdır. Bir önceki yıl açılmış akreditiflerin bir sonraki yıl finansman fonundan yararlanabilmesi için malın fiili ithalinin o yıl yapılmış olması ve bir evvelki yıl söz konusu akreditifler için finansman fonundan yararlanılmamış olması gerekir. Yatırımları ve Döviz Kazandırıcı Hizmetleri Teşvik Fonu'na ithalat sırasında yatırılan fon bedelleri, montaj masrafları ve montaj safhasında işçilere ödenen ücretler malın maliyetine girmesi sebebiyle finansman fonundan yararlanır. Ayrıca bir önceki yıl akreditifi açılmış olup, o yıl fiili ithali yapılmış malın bedeli bir sonraki yıl ödenmiş ise, bedelin ödendiği yıl esas alınır. Diğer taraftan, avans ödemeleri, Katma Değer Vergisi ve işletme dönemi ile ilgili işçi ve personel giderleri finansman fonundan yararlanamaz. Fona yıl içerisinde yatırılan ve aynı yıl içerisinde müracaat edilmemesi sebebi ile çektirilmeyen miktarlar için, harcamaların o yıla ait olduğunun tevsiki kaydıyla ertesi yılın sonuna kadar çekiş hakkı verilebilir. Aksi takdirde, bahse konu fondan çekilmeyen miktarlar


irad kaydedilir. Finansman fonundan yararlanabilmek için yatırımcıların dönem veya aylar itibariyle çekiş haklarını Teşvik Belgelerine vize ettirmeleri gerekmekte olup, uygulama T.C. Merkez Bankası'nca yapılır. Fona para yatırılan yıl harcama yapılmaması nedeniyle çekilemeyen tutarlar Teşvik Belgesinde kayıtlı süre içerisinde kalmak şartıyla daha sonraki yıllara ait harcamalara istinaden de çekilebilmektedir. Teşvik Belgesinde kayıtlı süre içerisinde fondan çekilmeyen miktarlar Hazine 'ye irat kaydedilir. Yıl içerisinde yapılan çekişler finansman fonuna ayrılan tutarın altında kaldığı takdirde T.C. Merkez Bankası'ndaki hesabın bakiyesi bir sonraki yıl fona ayrılacak tutarın hesabında dikkate alınır. Buna göre bir sonraki yıl ayrılacak finansman fonunun tamamı değil, T.C. Merkez Bankası fonundaki hesabın bakiyesi düşüldükten sonra kalan tutar sözkonusu fona yatırılır. Hazine Müsteşarlığı'nca inceleme yapılarak iade edilebilir hale gelen paranın tutarı tespit edilerek teşvik belgesi üzerine kaydedilir ve bu tutarın iade edilmesi hususu yazılıp onaylanır. Ayrıca yatırımcıya iadesi öngörülen tutarı gösteren çekiş belgesi verilir. Yatırımcı Hazine Müsteşarlığı'nca onaylı teşvik belgesi sureti ve çekiş belgesi ile beraber T.C. Merkez Bankası'na paranın iade edilmesi için müracaatta bulunur. 7. FİNANSMAN FONU MU HASEBESİ 7.1. Finansman Fonu İle İlgili Hesaplar Tek Düzen Hesap Planı çerçevesinde reeskont işlemleri ile ilgili hesaplar şunlardır: 7.1.1. 370 Dönem Karı Vergi ve Yasal Yükümlülük Karşılıkları Dönem karı üzerinden hesaplanan Kurumlar Vergisi, diğer vergi ve kesintiler, fonlar ve benzeri diğer yükümlülükler için ayrılan karşılıkların izlendiği hesaptır. Dönem karı üzerinden hesaplanan Kurumlar Vergisi ve yasal yükümlülükler, dönem karı hesabının borcu karşılığında bu hesaba alacak kaydedilir. Vergi tahakkukunun kesinleşmesi durumunda harç kaydı suretiyle hesap kapatılır ve ilgili tutar 371 Dönem Karının Peşin Ödenen Vergi ve Diğer Yükümlülükleri Hesabı ile mahsup edilerek kalan tutar 360 Ödenecek Vergi ve Fonlar Hesabına aktarılır. 7.1.2. 549 Özel Fonlar İşletmede bırakılması ve tasarrufu zorunlu yasal fonlar ile diğer maksatlarla ayrılan fonlar bu hesapta izlenir. Kardan ayrılan tutarlar bu hesaba alacak, mahsubunda borç kaydedilir. 7.1.3. 570 Geçmiş Yıllar Karları Geçmiş faaliyet dönemlerinde ortaya çıkan ve işletme sahibine veya ortaklarına dağıtılmamış bulunan karlardan ilgili yedek hesaplarına alınmayan tutarların izlendiği hesaptır.


7.1.4. 590 Dönem Net Karı İşletmenin faaliyet dönemine ilişkin vergi sonrası net kar tutarının izlendiği hesaptır. Sonuç hesaplarında yer alan 692 Dönem Net Karı veya Zararı Hesabı'nda aktarılan tutarlar bu hesaba alacak, aynı hesaba borç kaydedilir. 7.1.5. 690 Dönem Karı veya Zararı Dönem sonlarında, sonuç hesaplarında yer alan gelir ve gider hesaplarının aktarıldığı hesaptır. Gelir hesapları bu hesabın alacağına, gider hesapları borucuna kaydedilir. Hesabın kalanı vergiden önceki dönem karı veya zararı gösterir. 7.1.6. 691 Dönem Karı Vergi ve Diğer Yasal Yükümlülük Karşılıkları (-) Dönem karı üzerinden, ilgili mevzuat hükümlerine göre hesaplanan vergi ve yasal yükümlülükler bu hesabın borcuna, 370 Dönem Karı Vergi ve Diğer Yasal Yükümlülükler Karşılıkları Hesabı'nın alacağına kaydedilir. Bu hesap 690 Dönem Karı ve Zararı Hesabı ile birlikte kapatılarak 692 Dönem Net Karı veya Zararı Hesabi na devredilir. 7.1.7. 692 Dönem Net Karı veya Zararı 690 Dönem Kar veya Zararı Hesabı ile 691 Dönem Karı Vergi ve Diğer Yasal Yükümlülük Karşılıkları hesaplarının karşılıklı olarak kapatılması sonucu bulunan fark bu hesaba kaydedilir. Vergiden sonraki net dönem kan hesabı alacağına, net dönem zararı ise borcuna kaydedilir. Bu hesap, dönem sonlarında 590 Dönem Net Kan Hesabına devredilerek kapatılır. 7.2. Finansman Fonu ile İlgili Hesapların İşleyişi 7.2.1. Cari Yılda Yapılacak Kayıtlar ________________________________31.12.199X ___________________________ 691 DÖNEM KARI VERGİ VE DİĞER YASAL YÜKÜMLÜLÜK KARŞILIĞI 370 DÖNEM KARI VERGİ VE DİĞER YASAL YÜKÜMLÜLÜK KARŞII.IĞI 199X Yılı Vergi Karşılığı Tahakkuku __________________________________ / _________________________________ Dönem karı üzerinden ilgili mevzuat hükümlerine göre hesaplanan yasal yükümlülükler 691 hesabın borcuna, 370 hesabın alacağına kaydedilir. _________________________________31.12.199X ________________________________ 690 DÖNEM KARI VEYA ZARARI 691 DÖNEM KARI VERGİ VE DİĞER YASAL YÜKÜMLÜLÜK KARŞILIĞI 549 ÖZEL FONLAR 692 DÖNEM NET KARI VEYA ZARARI 199X Yılı Karının İlgili Hesaplara Aktarılması ve Finansman Fonu Ayrılması _____________________________________ / ___________________________________ Vergiden önceki dönem karı veya zararını gösteren 690 hesabın bakiyesi borçlandırılır, karşılığında ayrılan yasal yükümlülükler kadar 691 hesap, ayrılan finansman fonu kadar 549 hesap ve dönem karından yasal yükümlülükler ve finansman fonu düşüldükten sonra kalan tutar kadar da 692 hesap alacaklandırılır.


_________________________________31.12.199X ________________________________ 692 DÖNEM NET KARI VEYA ZARARI 590 DÖNET NET KARI 199X Yılı Net Karının İlgili Hesaba Aktarılması ________________________________ / ______________________________________ 692 hesap bakiyesi kadar borçlandırılır, karşılığında 590 hesap aynı tutarda alacaklandırılır. 7.2.2. Bir Sonraki Yıl Yapılacak Kayıtlar _________________________________01.01. 199Y ________________________________ 590 DÖNEM NET KARI 570 GEÇMİŞ YIL KARLARI Net Karın İlgili Hesaba Kaydı __________________________________ / ______________________________________ 590 hesap bakiyesi kadar borçlandırılır, karşılığında 570 hesap aynı tutarda alacaklandırılır. __________________________________31.03.199Y________________________________ 570 GEÇMİŞ YIL KARLARI 331 ORTAKLARA BORÇLAR 540 YASAL YEDEK AKÇELER 199X Yılı Karının Dağıtılması ___________________________________ / ______________________________________ Kar dağıtımı yapıldığında 570 hesap bakiyesi kadar borçlandırılır, karşılığında kanun hükümleri uyarınca ayrılmış bulunan yedekler 540 hesaba, ortaklara ödenecek kar payları 331 hesaba alacak kaydedilir. __________________________________30.04.199Y _______________________________ 102 BANKALAR 100 KASA 199X Finansman Fonunun T.C. Merkez Bankası'na Yatırılması _________________________________ / ________________________________________ Bir önceki yıl karından ayrılan finansman fonu T.C. Merkez Bankası'na yatırıldığında 102 hesap bu tutar kadar borçlandırılır, karşılığında 100 hesap alacaklandırılır. __________________________________31.12.199Y _______________________________ 691 DÖNEM KARI VERGİ VE DİĞER YASAL YÜKÜMLÜLÜK KARŞILIĞI 370 DÖNEM KARI VERGİ VE DİĞER YASAL YÜKÜMLÜLÜK KARŞILIĞI 199Y Yılı Vergi Karşılığının Ayrılması ______________________________________ / __________________________________ Dönem karı üzerinden ilgili mevzuat hükümlerine göre hesaplanan yasal yükümlülükler 691 hesabın borcuna, 370 hesabın alacağına kaydedilir. __________________________________31.12.199Y _______________________________ 690 DÖNEM KARI VEYA ZARARI 691 DÖNEM KARI VERGİ VE DİĞER YASAL YÜKÜMLÜLÜK KARŞILIĞI 692 DÖNEM NET KARI VEYA ZARARI 199Y Yılı Karının İlgili Hesaplara Aktarılması ______________________________________ / ___________________________________


Vergiden önceki dönem karı veya zararını gösteren 690 hesabın bakiyesi borçlandırılır, karşılığında ayrılan yasal yükümlülükler kadar 691 hesap, dönem karından yasal yükümlülükler düşüldükten sonra kalan tutar kadar da 692 hesap alacaklandırılır. __________________________________31.12.199Y _______________________________ 692 DÖNEM NET KARI VEYA ZARARI 590 DÖNEM NET KARI 199Y Yılı Net Karının İlgili Hesaba Aktarılması ___________________________________ / ______________________________________ 692 hesap bakiyesi kadar borçlandırılır, karşılığında 590 hesap aynı tutarda alacaklandırılır. __________________________________31.12.199Y _______________________________ 549 ÖZEL FONLAR 570 GEÇMİŞ YIL KARLARI 199X Yılı Finansman Fonunun İlgili Hesaba Aktarılması ___________________________________ / ______________________________________ Bir önceki yıl ayrılan finansman fonunu gösteren 549 hesap bakiyesi kadar borçlandırılır, karşılığında 570 nolu hesap alacaklandırılır. YARARLANILANKAYNAKLAR -

-

-

AKDOĞAN, Nuran Cömert Finansman Fonu Uygulamasına İlişkin İşlemlerin Tek Düzen Hesap Planına Göre Muhasebeleştirilmesi, Yaklaşım Sayı: 15 Mart 1994, CANOĞLU, Mehmet Ali – HACIRÜSTEMOĞLU, rüstem Vergi Uygulamaları ve Muhasebesi, Beta Yayınları, İstanbul 1990, DOĞRUSÖZ, Bumin Finansman Fonu, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı: 88, Ocak 1996, Maç,Mehmet Kurumlar Vergisi, Denet Yayınları, İstanbul 1995, TÜRKER, Mehmet Finansman Fonu ve Yönetim Açısından Değerlendirilmesi, İSMMMO Dergisi, Sayı: 30 Mayıs – Haziran 1995, 1995 Beyanname Düzenleme Kılavuzu, Maliye Hesap Uzmanları Derneği, İstanbul 1995 VUK Genel Tebliği Sıra No:20, VUK Genel Tebliği Sıra No:50,


YABANCI KAYNAKLARDA KISIT UYGULAMALARI Celal Yeğek SMMM 06 Temmuz 1994 gün ve 21892 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 4008 sayılı kanunla, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun bazı maddeleri değiştirilmiş ve kanuna bazı maddeler ilave edilmiştir. Tamamen yeni sayılabilecek, 01.011996 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere, 4008 sayılı kanunun 25. maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 41. maddesine eklenen 8. bent hükmü ile, dönem sonu stoklarını son giren ilk çıkar (LİFO) yöntemine göre değerleyen veya amortismana tabi iktisadi kıymetlerini yeniden değerlemeye tabi tutan mükelleflerin işletmede kullandıkları yabancı kaynaklara ilişkin; - Faiz - Komisyon - Vade farkı - Kur farkı - Kar payı ve benzeri adlar altında yaptıkları giderler ve maliyet unsurları toplamına (yatırım maliyetine eklenenler hariç) aşağıdaki indirim oranının uygulanması suretiyle bulunacak kısmın % 25'i indirim kapsamı dışında tutulacaktır. Bu bende ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda Maliye Bakanlığı'na yetki verilirken indirim oranının yabancı kaynak maliyetine uygulanmasından sonra gider olarak kabul edilmeyecek tutarı belirleyen % 25 oranının % 100'e kadar yükseltilmesi konusunda da Bakanlar Kurulu'na yetki verilmiştir. (GVK m 41/8) Giderlerdeki bu indirim O1 Ocak 1996 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanacak ve indirim için stok değerleme yöntemi olarak LİFO yönteminin kullanılması veya amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yeniden değerlemeye tabi tutulması yeterli olacaktır. Uygulamada her iki şart birlikte aranmayacaktır. LİFO yönteminin kullanılması veya yeniden değerleme, in- dirim için yeterli kabul edilmektedir. KISIT YAPMAYACAK İŞLETMELER - Sanayi siciline kayıtlı imalatçıların imalat faaliyetlerinde kullandıkları yabancı kaynaklara ait giderleri, imal edilmiş malın maliyetine pay vermek koşulu ile kısıt yapmayacaktırlar. Sanayi Sicil Belgesi almak için ilgili bakanlığa hesap dönemi sonuna kadar başvurulması ve en geç beyanname verme süresi sonuna kadar bu belgenin alınması şarttır. İmalatçı olsa dahi sanayi siciline kayıtlı bulunmayanlar bu madde kapsamında hesapladıkları giderleri indirim konusu yapamayacaklardır. - Bankalar, sigorta şirketleri ve finans kurumları da, kısıtlama hükmüne tabi tutulmayacaktır. - Yeniden değerleme yapılmaması yanında, emtia stoku yoksa veya stok değerlemesinde LİFO yöntemi uygulanmamış ise, yabancı kaynağa ait gider indiriminde kısıtlama yapılmayacaktır.


İNDİRİM ORANI Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre o yıl için tespit edilmiş olan yeniden değerleme oranının, ilgili kuruluşlardan alınan bilgilere göre Maliye Bakanlığı'nca o yıl için hesaplanan ortalama ticâri kredi faiz oranına bölünmesi suretiyle bulunur. Formüle edecek olursak; Kanunen Kabul Edilmeyecek Gider = Yabancı Kaynak Maliyeti X (Yeniden Değerleme Oranı /Ortalama Ticari Kredi Faiz Oranı) x % 25 ÖRNEK: 1996 yılı yeniden değerleme oranı % 72, ortalama ticari kredi faiz oranının % 95 olması halinde indirim oranını şu şekilde hesaplarız: Yeniden Değerleme Oranı 72 İndirim Oranı =

= % 76 olacaktır. Ort. Ticari Kredi Faiz Oranı 95

İşletme 200.000.000.-TL 'lık yabancı kaynak kullandığını kabul edelim. Kısıt Matrahı = Yabancı Kaynak Tutarı x İndirim Oranı 200.000.000.-TL x % 76 = 152.000.000.-TL Kısıt Miktarı = 152.000.000.-TL x % 25 = 38.000.000.-TL'lık kısmı gider veya maliyet olarak dikkate alınmayacaktır. Bu hesaplamaya göre yeniden değerleme oranı sabitken ticari kredi oranı yükseldikçe veya aradaki fark açıldıkça indirimi kabul edilmeyecek tutar azalacaktır. Yeniden değerleme oranı ile ticari kredi faiz oranının eşit olması halinde ise, finansman giderinin % 25'i gider veya maliyet kabul edilmeyecek finansman giderinin artması gerektiği halde, kanunda yer alan hesaplama yöntemi bu sonucu vermemektedir. 4008 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu'nun 41. maddesine eklenen 8 no.lu bent hükmü ile yapılmış olan düzenleme ile işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ait giderlerin kazanç tespitinde indiriminin sınırlandırılmış olmasıdır. Aynı yönde hüküm, Kurumlar Vergisi Kanunun 15 no.lu maddesine eklenen 13 no.lu bent hükmü ile Kurumlar Vergisi mükellefleri için de getirilmiştir. Bilindiği gibi stok değerlemesinde son giren ilk çıkar yöntemi ile değerleme olanağı, Vergi Usul Kanunu'nun 274. maddesinde 4008 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle kabul edilmiştir. (Bu yöntemi seçenler, en az 5 yıl süre ile bu yöntemden vazgeçemezler.) Vergi Usul Kanunu'ndaki değişikliğin yürürlük tarihi 0l Ocak 1996'dır. Aynı şekilde Gelir Vergisi Kanunun 41. maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 15. maddesinde yapılmış bulunan konu ile ilgili düzenleme de O1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.


ÖZEL HESAP DÖNEMİ

'

Özel hesap dönemi 1996 yılı içinde sona eren mükellefler 1.1.1996 tarihinden önce yaptıkları gider ve maliyet unsurlarının tamamını indirim konusu yapabileceklerdir. 01 Ocak 1996 tarihinden itibaren işletmede kullanılan yabancı kaynaklara yapılan giderler ile maliyet unsurları toplamına belirlenen indirim oranı uygulanacaktır. Özel hesap dönemi 1996 yılı içinde sona eren kurumlar, 1995 yılı için yeniden değerleme oranı % 99.5, ortalama ticari kredi faiz oranında ise % 16'dır. Özel hesap dönemi 1996 yılı içinde biten kurumlar için uygulanacak indirim oranı (99.5/116=) % 85.7'dir. Özel Hesap dönemi 1996 yılı içinde sona eren 06.12.1996 tarihinden önce beyannamelerini veren mükellefler, 06.12.1996 tarihinden itibaren bir ay içinde yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde beyannamelerini yeniden düzenlemeleri VUK’ nun düzeltme hükümleri çerçevesinde ilgili vergi dairesine vermeleri halinde vergi ve fonlarına ceza ve gecikme faizi uygulanmayacaktır. AÇIKLAMA BEKLEYEN NOKTALAR 06 Aralık 1996 tarih 22839 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 54 no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde, konu ile ilgili usul ve esasların tespitine yönelik açıklamada şu hususlar net değildir: - Getirilen hükmün uygulamasında yabancı kaynak kavramından ne anlaşılması gerektiği hususunda net bir belirleme yoktur. Genel olarak kredilerin bu kapsamda değerleneceği kesindir. Sorun kabul kredili ithalat veya vadeli mal alımlarında alış bedelinin vade farkına tekabül eden kısmın mal bedelinden tefrik edilmesi çok açık değildir. - KDV Kanunu'nun 34. maddesi hükmüne göre, kanunen kabul edilmeyen giderler üzerinden hesaplanan KDV'nin hesaplanan KDV'den indirilmesi mümkün değildir. Bu durumda, yabancı kaynaklara ilişkin gider ve maliyetler üzerinden ödenen ve yıl içinde indirim konusu yapılan KDV ne olacaktır? - Ortaklardan cari hesap yolu ile alınan borçlar, yabancı kaynak olarak değerlendirilecek mi değerlendirilmeyecek mi ? bu konuda net değildir. - Bir başka sorun ise, bilindiği üzere yeniden değerleme VUK'nun hükümleri çerçevesinde mükelleflere tanınan seçimlik bir haktır. Mükellef dilerse yeniden değerleme yapar, dilerse yapmayabilir ya da bütün iktisadi kıymetlerin yerine sadece belirli bir kısım iktisadi kıymetlerini değerlemeye tabi tutabilirler. İktisadi kıymetlerin tamamının değil de sadece bir kısmının değerlemeye tabi tutulması durumunda söz konusu indirimin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Buna benzer sorunlar uygulamada karşımıza çok sayıda çıkacaktır.


SAYMAN... Hürriyet Yaşar Osmanlıca denen düşünce çemberinden kurtulmamız için, biz hiçbir şey yapmayacak mıyız? Kim miyiz biz? İşimizin adını, bugüne değin kullandığımız sözcükle anmayı içime sindiremiyorum doğrusu. O işi yapanların adını da... 1923'te adını koyduğumuz uluslaşma devrimi, işimizin ustalarına Türkçe bir ad armağan etmiş etmesine de, biz o adın Osmanlıcısında takılıp kalmışız. 'Ne ulusalcıyız ne de Türkçeci' dercesine, o devrimci devlete bırakmışız adımızı; o kuşanmış, biz çekinmiş, geri durmuşuz. Devlet, devrimci olduğu dönemlerde 'sayman' demiş işimizi yapanların adına. O devrimci devlette bütçeye sayı verebilmek için o işi yapanların adi öylece benimsenmiş. Devletin tutucularla gericilerin eline geçmesi çok sürmemiş. Saymanlık da orada kalakalmış. O devrimci devlet olmasaydı, bugün 'vergi' yerine 'tahsilat', 'Sayıştay' yerine 'Divan-ı Muhasebat', 'Danıştay' yerine 'Şurayı Devlet' diyecektik. Devlet tutucularla gericilerin eline geçtikten sonra biz ne yaptık? Korkmaktan başka, demek istiyorum. Arapça sözcükler orada öylece duruyor. 'Beyanname', bizde yine beyanname! Ulusalcı ve devrimci devleti benimsemiş işçilerse, onu çoktan 'bildirge' yaptılar. Biz yapamadık. 'Arz ederiz' yerine 'dileriz' demeye ödümüz kopuyor. Oysa ulusalcı devlet 'arzuhali çoktan 'dilekçe' yaptı. Şimdi kimse bize 'dilekçe' yerine 'arzuhal' dedirtemez. Peki neden 'arz ederim' yerine 'dilerim' diyemiyoruz dilekçelerimizin sonunda? Daha kaç yıl gerisinde kalacağız Osmanlı döneminde bile Türkçe savaşı vermiş Ömer Seyfettin'in? Daha kaç yıl el bağlayacağız devrimci devleti elli yıl önce ele geçirmiş gericilerin önünde? Ulusalcı diye bilinenlerin, önce işlerinde ulusalcı ve Türkçeci olmaları gerekmez mi? Yoksa biz Türkçe'den yana değil miyiz? Ya da... Yoksa bizi ilgilendirmiyor mu böyle konular? Yoksa biz yalnızca sayı saymayı mı biliriz? Bir Uzakdoğu bilgesi olan Konfüçyüs, bakın ne diyor Nermi Uygur'un bir denemesinden düşünce çevrenimize ağarak:


"Dil düzgün olmayınca söylenen, söylenmek istenen değildir. Söylenen, söylenmek istenen olmayınca, yapılması gereken yapılmadan kalır. Yapılması gereken yapılmadan kalınca törelerle sanatlar geriler. Törelerle sanatlar gerileyince de adalet yoldan çıkar. Adalet yoldan çıkınca halk çaresizlik içinde kalır. İşte bundan, söylenmesi gereken, boş bırakılamaz. Bu her şeyden önemlidir." Baştan başlayalım. Dil nasıl düzgün olacak? Nedir düzgün? "Doğru ve pürüzsüz" diyor Türkçe sözlük 'düzgün' için. Doğru deyince kıvrımsız ve gerçek olanı, pürüzsüz deyince de takıntısız olanı anımsamıyor muyuz? Öyleyse dil, doğru ve gerçek olacak önce. Söylenmek istenen, günlük dilde dosdoğru bir düşünce akışı içinde anlaşılacak; öyleyse takıntısız da olacak. Bizim iş dilimiz öyle mi? İşimizin adı bile öyle değil. Günlük koşturmacılarımızdan sıyrılma olanağı bulduğumuzda, işimizin adının sözlük anlamına, kök anlamına ulaşmak istersek, çeviri denen bir yöntemden yararlanmaktan başka yolumuz yok. Demek takıntı var işimizin adında. Demek düşüncemiz kendiliğinden yürüyemiyor. Dernek daha işimizin adı bile kendi dilimizden değil. Üstelik de "izindeyiz, izindeyiz" diye uyanıkken sayıkladığımız büyük devrimci, işinizin adını da armağan etmişken. "Dil düzgün olmayınca, söylenmek istenen söylenen değildir" diyor bilge Konfüçyüs. Bizim iş dilimiz düzgün mü? Pürüzsüz mü? Takıntısız mı? Nerdeee?.. Dilekçelerinizde uyduruk bir Osmanlıca sözcüğün ya da tamlamanın yerine (evet, Osmanlıca uyduruk sözcüklerle doludur) Türkçe sini kullanmayı düşündüğümüzde elimiz titrer. "Aman dilekçem geri dönmesin!" Niçin Osmanlıca dilekçe geri dönmezken Türkçe dilekçe geri dönecekmiş ki? Niçin 'hele bir dönsün!..' diye coşkulu bir Türkçe bilinci yok ki içimizde? Biz bu işle uğraşanlar, biz okuyup yazmış ve de çokça sayı saymışlar..Biz Osmanlılıktan Türklüğe geçemedik mi daha? Bu takıntılı dille geçebilir miyiz hiç? Dilde takıntı, düşünmede takıntı demektir. Takıntılı düşünce, dosdoğru yürüyemez. Oysa, dosdoğru yürümesi için koruyacağımız en önemli aracımız, öz dilimizdir. Dil düzgün olmazsa, söylenen söylenmek istenen değildir, diyor Konfüçyüs. "Söylenen, söylenmek istenen olmayınca, yapılması gereken yapılmadan kalır" diyor. Sözünü adalete ve


halkın umarsızlığına değin götürüyor. Nedir adalet? Bizimle bir ilgisi var mı? Var mı, yok mu? Ya halkın umarsızlığa düşmesinin?.. "Söylenmesi gereken, boş bırakılamaz" diyor Konfüçyüs. Yine dile dönüyor, başa dönüyor. Başta bir yanlışlık mı var? Olamaz mı? Bir çok şey baştan başlamaz mı? Başı da birçok şey etkilemez mi? Biz baştan başlayamaz mıyız? Saymaktan başlayamaz mıyız? Dosdoğru, dolambaçsız, takıntısız... Kolay olduğunu söylemiyorum. Kolay iş var mı? Ben saymanım. Siz ne iş yaptığınızı düşünüyorsunuz? Doğru konuşup, doğru düşünmek... Sonrası, doğru saymak. Az iş mi?


VERGİ USUL KANUNU'NA GÖRE İŞYERİ KAVRAMI VE ÖNEMİ Ali Niyazi Barut SM I.VERGİ USUL KANUNU'NDA İŞYERİ KAVRAMI: A) Tanımı: İşyeri kavramının tanımı, VUK’ nun 156. maddesinde yapılmıştır. Sözkonusu maddeye göre: "Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette işyeri, mağaza, idarehane, muayenehane, imalathane, şube, depo, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, çiftlik ve hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleleri, maden ve ocakları, inşaat şantiyeleri ve vapur büfeleri gibi ticari ve mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir." Görüldüğü gibi VUK’ nun 156. maddesinde işyeri; ticari, sınai veya zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilmiş veya bu faaliyetlerde kullanılan yer şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım oldukça kapsamlı ve ayrıntılı bir tanımdır. Çünkü VUK’ nun 154. ve 155. maddelerinde, gerek tüccarların ve gerekse serbest meslek erbabının işyeri açmış olması, onun işe başlama belirtisi olarak ve dolayısıyla vergiyi doğuran olayın nedeni olarak kabul edilmiştir. Bu durumda ise örneğin, bir doktorun muayenehane olamayacak bir depoyu kiralaması onun orada muayenehane açtığını ve serbest meslek faaliyetinde bulunduğunu göstermez. Çünkü 156. maddede, bir işyerinin mesleki faaliyetin yapılmasına tahsis edilen ve bunun için kullanılan bir yer olması koşulu da öngörülmüştür. B) İşyeri örnekleri: VUK’ nun 156. maddesinde yer alan işyeri örneklerinin sayısı 22 dir. Aşağıda bunların dökümü yapılmıştır. l. Mağaza 2. Yazıhane 3. İdarehane 4. Muayenehane 5. İmalathane 6. Şube 7. Depo 8. Otel 9. Kahvehane 10. Eğlence yeri 11. Spor yerleri

12. Tarla 13. Bağ 14. Bahçe 15. Çiftlik 16. Hayvancılık 17. Dalyan 18. Voli mahalleleri 19. Madenler 20. Taş ocakları 21. İnşaat şantiyesi 22. Vapur büfeleri

İşyeri örnekleri yalnızca yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir. Madde metninde "gibi" ibaresi kullanıldığı için, yukarıdakilere benzer yerlerde işyeri olabilecektir. Ancak, bunun başka örneklerini de bulmak pek kolay değildir.


C) işyerinin sınıflandırılması: VUK' nun 156. maddesinde sıralanmış olan işyerlerini, kendi aralarında sınıflandırmaya tabi tuttuğumuzda başlıca dört ana guruba ayrıldığını fark ederiz. Bunlar; 1. Ticari işyerleri 2. Sınai İşyerleri (Madencilik dahil) 3. Tarımsal İşyerleri (Hayvancılık dahil) 4. Hizmet İşyerleri (Mesleki Faaliyetler dahil) Yukarıdaki sistematiğe birkaç örnek verilecek olursa, bir süpermarketi, bir perakende ve toptan satış mağazası ticari; bir fabrika veya imalathane sınai; bir çiftlik, bir portakal bahçesi tarımsal, bir otel, gazino, mali müşavir ve avukat bürosu, doktor muayenehanesi bir hizmet işyeri olmaktadır. II. GELİR VERGİSİ KANUNUNDA İŞYERİ KAVRAMI A) Gelir Vergisi Kanununda adı geçen "iş Merkezi, İşyeri ve İkametgah" kavramı: Gelir Vergisi Kanununun 7. maddesine göre; bir yabancının Türkiye'de işyerinin olması veya daimi temsilci bulundurması ve kazancın bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtası ile sağlanması, bu kişinin dar mükellef olarak vergiye tabi olması için yeterli sayılmıştır. Ancak bu şartlara haiz olsalar dahi "iş merkezi" Türkiye'de bulunmayanlardan, ihraç edilmek üzere Türkiye'de satın aldıkları veya imal et- tikleri malları Türkiye'de satmaksızın yabancı memleketlere gönderen dar mükellefiyete tabi kişilerin, bu işlerinden sağlanan kazançları Türkiye'de tam imal edilmiş sayılmaz ve vergilendirilmez. (GVK madde 7/1) Yukarıdaki maddede "işyeri" ve "iş merkezi" kavramları geçmektedir. 1- İş Merkezi: Gelir Vergisi Kanunu 7. maddesinde iş merkezinden ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre iş merkezi bakımından muamelelerin bilfiil toplandığı ve idare edildiği merkezdir. İş merkezi şirketlerde "merkez" ve "ana merkez" benzemekte ve bu kavramda birinci kısımda açıklandığından burada tekrar değinilmemiştir. 2- İşyeri: Gelir Vergisi Kanununun 8. maddesinde işyerinin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tayin olunacağı belirtilmiştir. Ticari faaliyette bir yerin işyeri sayılabilmesi için sadece ticari faaliyete tahsis edilmesi ve ticari faaliyette kullanılması yeterlidir. Gelir Vergisi Kanunu'nun 7. maddesinde, dar mükellefiyet esasında ticari kazancın Türkiye'de ede edilmiş olması için, işyerinde sağlanmış olması şartına bağlanmıştır. Dar mükellefiyete tabi bir kişinin Türkiye'de belirtilen neviden bir işyerinin bulunması halinde, bu işyerinde yapmış olduğu faaliyetler sonucu sağladığı kazanç, ticari kazanç olup bu kazanç vergilendirilecektir. Ülkeler arasında ticari ilişkilerin çok arttığı günümüzde, işyeri ve kazanç ilişkisi önem arz etmektedir. Ticari kazancın, Türkiye'de elde edilmiş sayılarak vergilendirilmesi için kazancın doğrudan muamelenin bütün unsurları ile işyerinde yapılması zorunlu olmayıp, işyerinde


kazancın elde edilmesini dolaylı olarak etkileyen faaliyetlerinde yapılması halinde, kazancın Türkiye'de elde edildiğinin kabul edilmesi ve Türkiye'de vergilendirilmesi gerekir. Bir kişinin, başka ülkeden kendisine ait olarak bulundurduğu her işyeri sayılır. Bu yerde yapılan muamelenin müstakilen kazanç doğurması şart olmayıp, kazancın doğuşu dolaylı olarak yeterlidir. İşyeri, kazanç ilişkisinde üzerinde durulması gereken bir diğer bir husus da, dar mükellefiyete tabi tutulacak yabancı kişilerin işyerinin ne zaman açıldığı ve ne zaman kapatıldığı yani işyerinin faaliyete başlama ve bitiş tarihinin belirlenmesidir. Bu konuda özel bir hüküm yoktur. Ancak Vergi Usul Kanunu'ndaki "Tüccarlarda işe başlamanın belirtileri" ve "İşi bırakmanın tarifi"ni düzenleyen 154 ve 161. maddelerdeki hükümlerde belirtilen ölçülere göre tayin ve tespit edilmesi gerekir. B) Hayat standardı uygulamasında iş yeri kavramı: Hayat Standardı Esasının uygulamasında iş yeri deyimi VUK’ nun 156. maddesinde yazılı iş yeri deyiminden farklıdır. Hayat Standardı Esasında iş yeri deyiminden müşteriye mal teslimi veya hizmet ifasının yapıldığı iş- yerleri anlaşılmaktadır. İşyeri tanımı kapsamına giren ve müşteriye mal teslimi veya hizmet ifasının yapılmadığı; iş merkezi, garaj, depo, imalathane, fabrika gibi işyerleri işyeri olarak anlaşılmayacaktır. Ancak bu yerlerde aynı zamanda müşteriye mal teslimi ve hizmet ifasının da yapılması halinde, bu iş yerlerinde birden fazla işyerine ait temel gösterge tutarının tespitinde işyeri olarak göz önüne alınacaktır. Öte yandan, müşteriye hizmet verilen garaj, oto park, soğuk hava deposu, emanet deposu gibi yerlerde nakliyecilikle uğraşan mükelleflerin işletmelerine dahil ve taşımacılık içinde kullandıkları her bir taşıma aracı ayrı birer işyeri olarak kabul edilecektir. Yapılmış oldukları ticari faaliyetleri taşımacılık olmayan mükelleflerin, kendilerine ait ticari emtiayı taşımacılık amacıyla kullandıkları, işletmelerine dahil taşıma araçları işyeri olarak kabul edilmeyecektir. Örneğin, dayanıklı tüketim malı, mobilya, tüp gaz, ekmek gibi malların satışı işi ile uğraşan mükelleflerin münhasıra sattıkları malların müşterilerine teslim amacıyla kullandıkları, işletmelerine dahil nakil vasıtalarının bulunması halinde, bu mükellefleri Hayat Standardı Temel Gösterge tutarlarının hesaplanmasında bu araçlar ayrı bir işyeri olarak dikkate alınmayacaktır. Ancak bu gibi mükelleflerin nakil araçlarının ayrı bir işyeri olarak değerlendirileceği kuşkusuzdur. Görüldüğü gibi, Hayat Standardı Uygulamasında, VUK’ ndaki işyeri tanımlanmasında farklı bir tanımlama getirmiştir. VUK’ ndaki işyeri tanımlaması, Hayat Standardı Uygulamasında söz konusu olan işyeri kav- ramından oldukça farklıdır. Bu nedenle hangi hallerde ayrı iş yerinden söz edileceği hususu Bakanlık Tebliği ile belirlenmiştir. Belirleme yapılırken de göz önünde bulundurulan husus o işyerinden müşteriye mal ve hizmet ifasının yapıldığı ve "gelir elde etme" kıstasından ön plana çıkmasıdır. III. KURUMLAR VERGİSİ KANUNUNDA İŞYERİ KAVRAMI: Kurumlar Vergisi Kanununda işyeri kavramı ve bu kavram ile aynı anlam ifade eden kavramlar yer almaktadır. Kurumlar Vergisi Kanunun, çeşitli maddelerinde işyeri kavramına atıflar yapıldığı görülmektedir.


Kurumlar Vergisi Kanunun 12. Maddesinin birinci bendi uyarınca; Türkiye'de VUK hükümlerine uygun bir işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumların, bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden ticari kazanç sağlamaları halinde dar mükellef olarak vergiye tabidirler. Görüldüğü gibi bu madde de işyeri kavramı geçmekte ve işyeri kavramının tanımlanması bakımından da VUK’ nun 156. maddesine yollama yapılmıştır. Böylece Kurumlar Vergisi açısından da, VUK’ nunda tanımlanan kavramı önem kazanmaktadır. Kurumlar Vergisi Kanununda sözü edilen kanuni ve İş merkezleri deyimlerinden ne anlaşılması gerektiği aynı kanunun 11. maddesinde belirtilmiştir. Buna Göre; Kanuni merkez; Vergiye tabi kurumların esas nizamname mukavelenamelerinde veya teşkilat kanunlarında gösterilen merkezdir. Bu maddelerden de anlaşıldığı gibi, Kurumlar Verisi Kanunu açısından da, işyeri kavramının tanımlanması, sınırlarının belirlenmesi, vergi uygulaması yönünden oldukça önem arz etmektedir. Gerek Gelir Vergisi Kanunu açısından gererse de Kurumlar Vergisi Kanunu açısından anlam ve dar mükellefiyetin belirlenmesinde işyeri kav- ramının rolü çok büyüktür. IV İŞYERİNİN İŞLEVİ VE VERGİ AÇISINDAN IŞYERİNİN ÖNEMI: A) işyerinin işlevi: İşyerinin, Vergi Hukuku yönünden, çeşitli işlevleri vardır. Bunlar uygulamada çok değişik şekilde ortaya çıkmaktadır. 1- İşe Başlamanın Belirlenmesi Yönünden VUK’ nun 154. maddesinin birinci fıkrasında bir işyeri açmak, tüccarlarda işe başlamanın bir belirtisi olarak sayılmıştır. Bir işyeri açmaktan amaç; belli bir yerde bilfiil ticari veya sınai faaliyete geçmek demektir. Bu yerin, ne amaçla olursa olsun yalnızca tutulmuş olması ya da içinde irtibat ve tesisat yapılmakta bulunması, işyeri açıldığını göstermez. 2- Vergi Tarhiyatına Esas Olması Yönünden: İşyeri olarak belirlenen yerler, vergi tarhiyatına (mekan) yönünden temel teşkil eder. Bu kural ticari, sınai, tarımsal ve mesleki kazançların vergilendirilmesi açısından geçerlidir. Bir yer (mekan) yasal açıdan işyeri sayılmıyorsa, bu yer vergi tarhiyatına daha doğrusu vergilendirmeye esas teşkil etmez. 3- Dar Mükellefiyetin belirlenmesi Yönünden: İşyeri, Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulamasında da, dar mükellefiyetin belirlenmesi yönünden önemli bir ölçü sayılmıştır. (GVK. Md.7 ve KVK.l2)


4- Mükerrer Vergilendirmeyi Önleme Yönünden: İşyerinin işlevi, milletler arası vergi hukuku yönünden değişmektedir. Bir ülke açısından vergilemeye esas teşkil eden işyeri, çifte vergilemeyi önlemeye yönelik ikili vergi anlaşmalarında, işyerinin bulunduğu ülkeye vergilemede öncelik tanıyarak, çifte vergilemeye engel olmaktadır. Gerek OECD ve gerekse Birleşmiş milletler vergi anlaşma modellerinde, işyerinin ele alınıp tanımlanması, örneklerin sıralanması ve işyeri sayılmayan yerlerin belirlenmesindeki asıl amaç, vergi mükerrerliğini ortadan kaldırmaktadır. B- Vergi tarhı açısından işyerinin önemi: Vergi tarh yönünden esas itibariyle ikametgah ve sonrada işyeri önem taşımaktadır. Gelir Vergisi Kanunun 106. maddesine göre, gelir vergisi mükellefin ikametgahının bulunduğu yer vergi dairesince tarh edilir. İşyeri ve ikametgahı ayrı vergi daireleri bölgesinde bulunan mükelleflerin vergileri, Maliye ve Gümrük Bakanlığınca uygun görüldüğü takdirde ve mükellefe de önceden bildirmek koşuluyla işyerinin bulunduğu yerin vergi dairesince tarh olunacaktır. Bakanlık, kanunun kendisine tanıdığı bu yetkiye dayanarak, 1950 yılında yayınlandığı Ankara, İstanbul ve İzmir illerindeki mükelleflerin, işyerleri bulunduğu yerin vergi mükellefi olmaları kararlaştırılmıştır. Daha sonra 1.7.1986 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, işyerlerinin bulunduğu yerin vergi dairesinde Gelir Vergisi mükellefleri olacakları kapsamı genişletilmiştir. Bu uygulama en son şeklini, 1989 yılında yayınlanan bir genelge yazı ile almıştır. Gelir Vergi si Kanunu'nun 98. maddesi hükmü gereği olarak, vergi kesintisi yapmak zorunda olan mükellefler, bir ay içinde yapmış oldukları ödemeler ve tahakkuk ettirdikleri iratlar ve ücretler üzerinden, kesinti yoluyla tevkif ettikleri vergileri, ertesi ayın 20. günü akşamına kadar, ödeme ve tahakkukun yapıldığı yerin, bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirmekle yükümlüdürler. Katma Değer Vergisi yönünden yapılan uygulamaya göre de, mükelleflerin birden fazla il yada ilçede işyeri bulunsa dahi, Katma Değer Vergisi beyannamesini işyeri merkezinin bulunduğu ya da Gelir Vergisi yönünden bağlı olduğu vergi dairesine verecektir. Kurumlar Vergisi mükellefleri için de tarha yetkili vergi dairesi, kurumunun bağlı bulunduğu vergi dairesidir. bu vergi dairesi ise, işyeri merkezinin bulunduğu yer vergi dairesi olarak belirlenmiştir. YARARLANILAN KAYNAKLAR: 1- Kızılot Şükrü, Vergi Usul Kanunu 2- Özbalcı Yılmaz, Vergi Usul kanunu ve Yorumu


YENİDEN DEĞERLEME UYGULAMASI VE MUHASEBELEŞTİRİLMESİ Hüseyin Mert SMMM I. GİRİŞ Yeniden değerleme uygulamasının amacı, muhasebe üzerindeki enflasyonist etkilerin giderilmesi, nominal değerlerin, reel değerlere dönüştürülmesidir. Mali tablolarda, farklı niteliklerdeki iktisadi kıymetler yer almaktadır. Bunlardan bir kısmı' çok çabuk dönüştüğü için paranın değerindeki değişmelerden pek fazla etkilenmemektedir. Oysa bazı iktisadi değerler tablolarda ilk iktisap değerleriyle yer aldığından cari değerleriyle tabloya yansımamaktadır. Bu nedenle yanlış değerlendirmelere ve hesaplamalara neden olmaktadır. Mali tabloların gerçekleri göstermesi ve günün şartlarına uygun düzenlenmesi esastır. O nedenle işletmelerin gerçek varlıklarını belirlemede, bu varlıklarında cari değerleri üzerinden değerlendirilmesi zorunluluğu doğ- maktadır. Yeniden değerleme uygulamasına bu yönde bir işlev yerine getirmek üzere mevzuatta yer verilmiştir. Yeniden değerleme uygulamasının sağladığı sonuçları şöyle özetleyebiliriz: a- Varlıkların gerçek değerleriyle değerlenmesi, b- Mali tabloların gerçek değerleri içermesi, c- Aşırı vergi ödenmesinin önlenmesi, d- Reel karların belirlenmesi e- Öz sermayenin korunması vb. gibi. 2- ÜLKEMİZDE UYGULAMASI Bilanço esaslarına tabi Gelir ve Kurumlar Vergisi Mükellefleri bilançolarına dahil amortismana tabi iktisadi kıymetleri ve bu kıymetler üzerinden ayrılmış olup, bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları, her hesap dönemi sonunda yeniden değerleyebilirler (KİT'lerin yeniden değerleme yapmaları zorunludur.) Yeniden değerleme sonucunda doğacak değer artışı bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında gösterilir. Değer artış fonu, yeniden değerleme sonrası net aktif değerinden, yeniden değerleme öncesi net aktif değerin çıkartılmasıyla hesaplanır. Amortismana tabi iktisadi kıymetlerinin yeniden değerlemeye tabi tutan Kurumlar ve Gelir Vergisi mükellefleri, yeniden değerlemenin yapıldığı hesap döneminden itibaren sabit kıymetlerini yeni değerleri üzerinden amortismana tabi tutarlar. Şu kadar ki bina, arsa ve araziler yeniden değerlemeden önceki değerleri üzerinden amortismana tabi tutulurlar (4008 sayılı yasa ile getirilen değişiklik).


Değer artışı Kurumlar Vergisi mükellefleri tarafından sermayeye ilave edilebilir. Herhangi bir hesaba aktarılması veya işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilir. Gelir vergisi mükellefleri değer artış fonunun sermayeye ilave edemezler. her hangi bir hesaba aktarmaları, sermayeye ilave etmeleri veya işletmeden çekmeleri halinde değer artış fonu vergilendirilir. Hesap dönemi içinde aktife giren amortismana tabi iktisadi kıymetler için aktife girdiği dönem yeniden değerleme yapılmaz. 3. YENİDEN DEĞERLEMENİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ X A.Ş.'nin amortismana tabi aktifindeki kıymetlerle ilgili mal oluş bedelleri ve yeniden değerleme uygulamasına ilişkin hesaplar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir: İşletmenin 1995

mali yılı öncesi yeniden değerleme yapmadığı kabul edilmiştir. VARLIKLARIN DEĞER ARTIŞI Değerlenmiş Bedel (4) - Binalar 103.680.000.- Tesis, Makine ve Cih. 86.400.000.- Taşıtlar 69.120.000.- Demirbaşlar 51.840.000.AMORTİSMANLARDAKİ DEĞER ARTIŞI Değerlenmiş Amortisman (5) Binalar 2.073.600.Tesis, Makine ve Cih. 34.560.00.Taşıtlar 13.824.000.Demirbaşlar 20.736.000.-

-Maliyet Bedeli (1) = - 60.000.000.= - 50.000.000.- = - 40.000.000.- = - 30.000.000.- =

-

Birikmiş Amortisman (2) = 1.200.000.- = 20.000.000.- = 8.000.000.- = 12.000.000.- =

Değer Artışı 43.680.000.36.400.000.29.120.000.21.840.000.-

Değer Artışı 873.600.14.560.000.5.824.000.8.736.000.-

3.1. 7/A SEÇENEĞİ _______________________________31.12.1996 ________________________________ 252. BİNALAR 253. TESİS, MAKİNE VE CİHAZLAR 254. TAŞITLAR 255. DEMİRBAŞLAR 257. BİRİKMİŞ AMORTİSMAN 257.02. Binalar Amort. 257.03. TMC Amort.

43.680.000 36.400.000 29.120.000 21.840.000 29.993.600 873.600 14.560.000


257.04. Taşıt. Amort. 257.05. D.baş. Amort. 522. MDV. YEN. DEĞERLEME ART. 522.02. Bin. Yn. Dğ. Art. 522.03. TMC Yn. Dğ. Art. 522.04. Taş. Yn. Dğ. Art. 522.05. D. Baş. Y.D. Art.

5.824.000 8.736.000 101.046.400 42.806.400 21.840.000 23.296.000 13.104.000

31.12.1994 tarihli Yeniden değerleme işlemlerinin ilgili hesaplara kaydı. _________________________________ 31.12.1996 ________________________________ 730-740-750-760 veya 770 06. Amort. Tük. Payl. 10.20.... Gider Yerleri 257. BİRİKMİŞ AMORTİSMAN

42.672.000

42.672.000

257.02. Binalar Amort. 1.200.000 257.03. TMC Amort. 17.280.000 257.04. Taşıt. Amort. 13.824.000 257.05. D.Baş. Amort. 10.368.000 1994 Yılı Amortisman Giderinin Kaydı ______________________________________ ___________________________________ 2. 7B SEÇENEĞİ ____________________________________ 31.12.1996 ____________________________ 796. AMORT. VE TÜRENME PAY. 42.672.000 257. BİRİKMİŞ AMORTİSMAN 42.672.000 257.02. Binalar Amort. 1.200.000 257.03. TMC Amort. 17.280.000 257.04. Taşıt. Amort. 13.824.000 257.05. D.baş. Amort. 10.368.000 1994 Yılı Amortisman Giderinin Kaydı _______________________________________ ___________________________________ 4. SATIŞ İŞLEMİNİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ İşletmenin aktifinde kayıtlı olan Taşıt 20.01.1997 tarihinde (KDV hariç) 40.000.000.-TL’ye peşin olarak satılmıştır. Satışla ilgili kayıt aşağıdaki gibi yapılacaktır. _________________________________20.01.1997 _________________________________ 100. KASA 40.000.000 257. BİRİKMİŞ AMORTİSMAN 27.648.000 257.04. Taşıtlar Amort. 27.648.000 522. MDV. YENİDEN DEĞERLEME. ARTIŞ, 23.296.000 522.04. Taş.Yn.Dğ.Art. 23.296.000 254. TAŞITLAR 69.120.000 679. OLAĞANDIŞI GELİR VE KARLAR 21.824.000 Taşıt Satış Kaydı


5- SONUÇ Vergi mevzuatımız, Yeniden Değerleme Uygulaması için mükelleflere bir zorunluluk getirmemiş, uygulanıp uygulanmamasını mükellefin iradesine bırakmıştır. Ancak 26 Aralık 1992 tarih ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Muhasebe Sistemi Uygulama Tebliği ile Muhasebe Hukukunun oluşturulmasının ilk adımı atılmış ve muhasebenin usul ve esasları belirlenmiştir. Uygulamaya konulan Muhasebe usul ve esasları ile; işletme faaliyet ve sonuçlarının sağlıklı ve güvenilir bir biçimde muhasebeleştirilmesi, mali tablolar aracılığı ile ilgililere sunulan bilgilerin gerçek durumu yansıtmasının sağlanması ve denetim çalışmalarının kolaylaştırılması amaçlanmıştır. Bu düzenlemeler vergi düzenlemelerinden tamamen bağımsız, vergi kaygılarının dışında hazırlanmıştır. Amaçlanan, mali tabloların işletmenin gerçek durumunu yansıtmasını sağlamaktır. Bu nedenle yeniden değerleme uygulaması, tarihi maliyetlerle muhasebe kayıtlarına alınmış olan maddi duran varlıkların gerçek değerlerine taşınmasını sağlamaktadır. Sonuç olarak; vergi mevzuatımız Yeniden Değerleme Uygulaması için bir zorunluluk öngörmezken, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği uygulamayı zorunlu hale getirmiştir. 6- KAYNAKLAR: 1- Erkural, Prof. Dr. Kenan, Muhasebe Prensipleri ve Uygulama, Nihat Sayan Yayın ve Yardım Vakfı, İstanbul 1991 2- Akdoğan, Prof. Dr. Nalan Sevilengül, Prof. Dr. Orhan, Tekdüzen Muhasebe Sistemi Uygulaması, İSMMM Odası Yayınları, İstanbul 1993 3- Hacırüstemoğlu, Doç. Dr. Rüstem-Pekdemir, Doç. Dr. Recep-Türker, Masum-Arslan, Erdoğan; Tekdüzen Hesap Planı açıklamaları ve Mali Tablolar, TÜRMOB yayınları – 7,Ankara 93 4- Ataman Prof. Dr. Ümit; Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri Nihat Sayan Yayın ve Yardım Vakfı, İstanbul, 1994 5- Vergi Usul Kanunu ve İlgili Tebliğler 6- Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği (Sıra No: 1,2,3,4,5) 7-


VERGİLERDE ERKEN ÖDEMELERDE BAZI SORUNLAR Erdal Demir SM 6138 sayılı Kanunda (03.09.1995 tarih ve 22746 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan 4179 sayılı Kanunla) yapılan düzenleme ile vergilerin erken ödenmesinde indirim yapılması müessesesi getirilmiştir. Yasanın verdiği yetkiye istinaden 01.10.1996 tarihli ve 22746 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan 96/8560 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile indirim oranları açıklanmış, aynı Resmi Gazete' de yayımlanan 396 seri No.lu Tahsilat Genel Tebliği'nde de indirime konu vergiler, indirim oranları ile ilgili usul ve esaslar açıklanmıştır. Biz yukarıda sözü edilen indirime konu vergiler ve indirim oranları üzerinde durmayacağız ancak, 396 seri nolu Tebliğde yapılan açıklamalar doğrultusunda yapılacak her hangi bir erken ödemede mükelleflerin indirim oranının ne şekilde ve hangi hesaplarda takip edilmesi gerektiği, muhasebe teknikleri ve kayıtları açısından önemlilik arz etmektedir. Düşüncemize göre 396 seri nolu Tebliğde yapılan açıklamalardan hareket ederek erken ödemelerle ilgili bazı sorunların ve kayıtların içeriği aşağıdaki örnekten sonraki açıklamalardaki gibi olacaktır. Örnek: 31.10.1996 Vadeli Kurumlar Vergisi III. Taksit tutarı 3.000.000.000.- TL' nın 01 Ekim 1996 tarihinde ödenmesi halinde, indirim miktarı ve ödenecek vergi aşağıdaki şekilde

belirlenecektir. Yukarıda belirtildiği üzere 396 seri nolu Tebliğde yapılan açıklamalar doğrultusunda erken ödemede indirimle ilgili verilen örnekten anlaşıldığı üzere mükellefin erken ödemeden dolayı 153.729.000.-TL indirime hak kazandığı görülmektedir. Burada mükellefler açısından aşağıda gösterildiği üzere muhasebe kayıtlarını yaparken indirimden dolayı (360- ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR) hesaplarında indirim oranı kadar fark kalmaktadır. Muhasebe ilkeleri ve Tek Düzen Hesap Planı Sistemi Uygulamasına göre pasif karakterli olan bu hesabın gelir hesaplarına alınması gerekliliği doğmaktadır. Erken ödemelerle ilgili Yevmiye ve Defter-i Kebir kayıtları aşağıdaki gibi olacaktır.


Yevmiye Kayıtları 1. _________________________________ .../.../1996 _____________________________ 360- ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR 2.846.271.000.360.01- Ödenecek Kurumlar Vergisi 100- KASA 2.846.271.000.100.01- Merkez Kasa Kurumlar Vergisi 3. Taksidinin 4179 sayılı Kanuna Göre Erken Ödenmesi. Defter-i Kebir Kayıtları 100-KASA X 2.846.271.000.X X XXX 2.846.271.000.-

360- ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR 2.846.271.000.3.000.000.000.2.846.271.000.Bakiye 153.729.000.-

3.000.000.000.-

Kayıtlardan da görüldüğü üzere 360- ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR hesabında indirim oranı kadar fark bulunmaktadır. Farkın kapatılabilmesi için ayrıca bir mahsup fişi düzenlenmesi gerekmektedir. 2. _______________________________ .../.../ I 996 ______________________________ 360- ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR 153.729.000.360.01- Ödenecek Kurumlar Vergisi 679- DİĞ. OLAĞAN DIŞI GEL. VE KARLAR 153.729.000.679.90- Diğer Çeşitli Olağandışı Gel. ve Karlar Kurumlar Vergisi 3. Taksitinin 4179 sayılı Kanuna Göre Erken Ödenmesi Nedeniyle İndirim Oranının gelir Kaydı. Örnekteki erken ödeme indiriminin ilgili gelir hesaplarına alınması durumunda ise mükellefin ilgili yıl kazancıymış gibi vergilendirilmesi gerekmektedir, oysa mükellefler açısından özendirici nitelikte çıkarılan bu kanunun hiçbir faydası bulunmamaktadır. Çünkü yürürlükteki vergi yasalarına göre ortalama vergi oranı % 61.5 (Geçici Vergi ve Fonlar Dahil) civarındadır.(1) Daha açık bir anlatımla örnekteki mükellefin erken ödemeden dolayı indirime hak kazandığı 153.729.000.-TL' nın bir sonraki yılda beyan edeceği beyannamesinde vergi yükünün maliyeti şu şekilde olacaktır:


Açıklama ve örneğimizden de görüleceği üzere mükellefin indirimden yararlandığı tutar ( 153.729.000.- 94.543.335.-) = 59.185.665.-TL.dir. Ancak buraya kadar saydıklarımız bilanço esasına göre defter tutan mükellefler açısından geçerli olmaktadır. Diğer taraftan Gelir Vergisi mükellefleri ve serbest meslek kazancı geliri elde edenler tarafından tutulan işletme ve serbest meslek kazancı defterlerine böyle bir gelirin kaydedilmesi mümkün değildir. Durum böyle olunca mükellefler arasında vergide eşitlik ilkesine ters düşmektedir. Başka bir sorun da serbest meslek kazancı sahipleri tarafından Gelir Vergisi Beyannamesi düzenlenmesi esnasında çıkacaktır. Şöyle ki; serbest meslek kazancı elde edenler beyannamelerine kesintilere ilişkin stopaj listesi eklemektedirler, dolayısıyla serbest meslek kazancı üzerinden kesilen stopaj vergileri, hizmetin yapıldığı mükelleflerden istenecek belgelerle dikkate alınacaktır. Eğer hizmetin yapıldığı mükellefin erken ödeme yaptığı varsayılırsa, serbest meslek kazancı sahibine vereceği belgede ödediği kadar vergi tutarını yazacaktır. Bu durumda serbest meslek kazancı elde edenler kendi kayıtlarını dikkate alarak Gelir Vergisi beyannamelerini düzenleyeceklerdir ancak, beyanname ekindeki stopaj kesinti ödemelerine ilişkin eklerle beyanname üzerinde mahsup edilecek Gelir Vergisi tutarları arasında olumsuz farklar çıkacaktır. Aynı sorun Katma Değer İadelerinde ve sorumlu sıfatıyla ödenen Katma Değer Vergilerinde de çıkacaktır. Konunun başka bir boyutu ile ilgili olarak 23.10.1996 tarih ve 10573-4928 sayılı Dünya Gazetesi'nin 4. sayfasında açıklamalar bulunmaktadır.(2) Bize göre yukarıdaki indirime esas tutarın Tekdüzen Hesap Planı sistemine göre gelir hesaplarına alınmasından dolayı mükelleflerin vergilerini erken ödemelerinde özendirici nitelik bulunmamaktadır. Ayrıca Gelir ve Kurumlar Vergilerinin gider olamayacağına göre mevhumu muhallinden gelir de yazılamaz. Yukarıda sayılan konuların bir an önce Maliye Bakanlığı tarafından aydınlatılmasının yararlı olacağı kanaatindeyiz.


HAYAT DEVAM EDİYOR M. Cenap Gündüz SMMM Nejat Koyuncu’nun ardından , Cenaze törenlerine katılmak sevimsiz ama kaçınılmaz bir görevdir. Yıllardır tanıdığınız, bir şeyler paylaştığınız, sevdiğiniz, saydığınız O insan bu dünyada yoktur artık. Ve siz Onu olabildiğince görkemli bir şekilde son yolculuğuna uğurlamak istersiniz tüm üzüntünüze rağmen. Defin işlemi bitene kadar cemaati şöyle bir gözden geçirir, kimin gelip kimin gelmediğini inceler, katılmayanlara içinizden sitem edersiniz. Daha çok insan görmek ister, onlar da sizin gibi gelip bu acıyı paylaşsınlar istersiniz. Onun ruhuna dualar eder, iyilik, güzelliklerinden bahsedersiniz hep. Sanki O bir insan olarak günahıyla, sevabıyla, hatasıyla yaşamış biri değilmişçesine hiç aleyhinde konuşmazsınız. Hep kusursuzluklarıyla, sizinle olan iyi ilişkileriyle anar, belleklere son yolculuğunda Onun güzelliklerini kazımaya çalışırsınız. Çünkü aleyhinde konuşursanız Onun kendisini savunma imkanı yoktur artık ve bu da bir çeşit yargısız infaz olur. Bu nedenle dinler de töreler de ölenleri hayırla yad etmemizin doğru olduğu konusundaki tavsiyelerle doludur. Sonunda cenaze töreni bitmiş herkes dağılmıştır ve siz kaybettiğiniz insanın acısıyla yıkılmış bir haldesinizdir. Cemaatin çokluğuna bakarak rahmetlinin hayattayken ne kadar çok sevildiğini düşünür, teselli bulmaya çalışırsınız. Sizin gibi düşünen başkaları da vardır ve henüz sıcak olan bu acıyla onlar da bir şeyler yaparak teselli bulmaya çalışırlar. Sonunda hep beraber her ölüm yıldönümünde Onu kabrinde ziyaret etmeğe karar verirsiniz. Çok olumlu bir düşüncedir bu ve çok da taraftar bulur o an için. İşte her şey de ondan sonra başlar. Daha ilk sene-i devriyesinde bile cenazesine katılanların ancak onda biri gelir mezar başına. Sonra her yıl daha da azalır bu sayı. Siz ise her yıl bir sonraki yıl daha çok insanın geleceğini ümit eder durursunuz. Ve bir gün bir bakarsınız ki sizden başka kimse kalmamış mezar başında. Sonra bir gün başka bir dostunuzun öldüğünü haber verirler. Gene üzülür, gene yıkılır, gene koşarsınız cenazeye ve gene yeniden başlar her şey. Acaba cenaze törenlerine katılmak mı, bu törenlerde rahmetliyi hayırla yad etmek mi, yoksa hiç olmazsa senede bir gün mezarını ziyaret edip onu anmak mı önemlidir artık anlayamazsınız. Sizin de bir gün mezarınıza kimselerin gelmeyeceğini düşünür ama fazla üzülemezsiniz buna. Çünkü hayat devam etmektedir ve insanlar güncel uğraşlar içinde pek de ölülerini anamaz olmuşlardır bu yüzyılda. Bu karmaşık düşünceler içinde belleğinizi toparlayıp tek tek sayamadan topluca bir dua edersiniz tüm ölmüşlerinizin ruhuna ve son bir kez daha arkanıza bakıp hüzünle ayrılırsınız mezarlıktan.


M.ERDİNÇ ERSAN'IN ARDINDAN... Erol Çelen SM Erdinç Abi'ye, Denizin Öte Yanı Güldeste Denizin Öte Yanı Sımsıcak Denizin Öte Yanı Can Nefes Denizin Öte Yanı Dost Kucak. Yukarıdaki dizeleri Kadıköylü Erdinç Abi'ye Karaköy'deki büromdan 28.12.1994 tarihinde yazmışım. Erdinç Abi ile dostluğumuz Odamızın Sosyal Kültürel Etkinlikler Komisyonu'nda çalışırken başladı. 1994-1996 yılları arasındaki bu çalışmada Erdinç Abi'yi çok yakından tanıma onuruna eriştim. Gerçekten Erdinç Abi gibi biriyle tanışmak ve Onun dostları arasında olmak benim için tam bir onur kaynağı olmuştur. Erdinç Abi'nin üç tane çok güzel özelliği vardı. Birinci özelliği çok zeki ve çalışan olması idi. Öyle ki, zekası ile bulunduğu ortamı hemen etkisi altına alır, en karmaşık sorunlara çok basit ve güzel çözümler üretirdi. O çalışırken yaptığı işi çok ciddiye alır, en küçük ayrıntıyı düşünür, gerekirse bu küçük ayrıntı için saatlerce çalışır, tüm bunları yaparken de yaptığı esprilerle yanındakilere hoşça anlar geçirtirdi. Onun bir diğer özelliği ise dostlarına verdiği önem ve vefasıdır. Bu özelliğine birçok kez şahit olmuşumdur. Mesleki ve özel yaşantımda karşılaştığım sorunlarda o hep yanımda olmuş, adeta bir baba gibi bana yol gösterip, bu sorunlardan kurtulmama yardım etmiştir. Bence Erdinç Abi'nin en önemli özelliği yüreğinin sevgi dolu olmasıdır. O insanlara sevgi ile yaklaşır, yüreğindeki sevgisini herkesle paylaşmak isterdi. Erdinç Abi, senin arkandan yazı yazmak inan o kadar zor ki, senin yokluğunu hep hissedeceğim. Sevgisizlik denen karanlığın toplumumuzu kararttığı bu dönemde senin sevgi meşaleni taşımaya çalışacağım. Rahat uyu.


YARGI KARARLARI VE MEVZUATTAN HABERLER MEVZUAT KOMİSYONU

Danıştay Kararı Danıştay Üçüncü Dairesi'nden: Esas No: 1996/2860 Karar No: 1996/3363 Kanun yararına temyiz eden : Danıştay Başsavcılığı Davacı : Asyeloğlu Tekstil Konfeksiyon San.ve Tic.Ltd.Şti Topt Manifaturacılar Sitesi D Blok No:4/63-Konya Davalı : Selçuk Vergi Dairesi Müdürlüğü - Konya İstemin Özeti : Davacı şirketin 26.02.1995 gün ve 41330 no.lu toplu sevk irsaliyesi ile muhtelif müşterilere pazarlamak üzere 42-FA-493 plakalı vasıtası ile sevk ettiği mallardan Rıfat Köse'ye 28.2.1995 tarihinde sattığı emtia için anında fatura düzenlemediğinden bahisle 1995 takvim yılı için kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı açılan davayı:2l3 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 231/5 maddesinde; faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami on gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı, aynı kanunun 4008 sayılı kanunla değişik 353/1. maddesinde de, verilmesi ve alınması icap eden fatura gider pusulası ve müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzunu vermeyen ve almayanlardan her birine her fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ve serbest meslek makbuzu için 1.000.000 liradan (1.1.1995 tarihinden itibaren I .500.000.- lira) aşağı olmamak üzere bu vesikalara yazılması gereken meblağın yüzde yirmi beşi nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceğinin hükme bağlandığı, madde hükümlerinin incelenmesinden, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren on gün içinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağının, fatura vermeyen ve almayanlardan her birine ayrı ayrı özel usulsüzlük cezası kesileceğinin anlaşıldığı, olayda ceza kesilmesine dayanak alınan 28.2.1995 günlü tutanağın incelenmesinden; satış anında fatura düzenlenmediği belirlenen 10.400.000.- liralık emtiaya ait faturanın on günlük yasal sürede satışın yapıldığı günde A-1No 058305 sayıyla düzenlettirildiği anlaşıldığından, satış anında fatura düzenlenmemesi nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasında yasal isabet görülmediği, idarece 173 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin C/1-a şıkkında, toplu sevk sonucu emtia satışı sırasında faturanın düzenlenmesi gerektiğinin belirtildiği, bu nedenle kesilen cezanın yerinde olduğu ileri sürülmekte ise de. Genel Tebliğin Kanuna aykırı olamayacağı gibi yargı yerlerini de bağlayıcı bir niteliğinin mevcut olmadığı, kaldı ki anılan tebliğin sözü edilen C/1-a şıkkının son bendinde, "diğer taraftan, faturanın malın teslimi anında düzenlenmesi şartıyla. Önceden tek bir sevk irsaliyesi düzenlenebilmesi imkanı tanınan mükelleflerin, faturayı anında düzenlemeyip daha sonra on günlük süre içinde düzenlemek istemeleri halinde belirtilen kolaylıktan yararlanmalarının mümkün bulunmadığı, bu takdirde genel esaslara göre malın sevkı anında her alıcı için ayrı bir sevk irsaliyesi düzenlenmeleri gerekmektedir." denilmekle faturayla ilgili yapılacak işlemler değil C/1-a şıkkının başlangıcında da belirtildiği gibi alım satımın çeşitli şekillerine göre irsaliye ile ilgili olarak yapılacak işlemler açıklandığından davalı idarenin bu iddiasında da yasal isabet görülmediği gerekçesiyle kabul ederek kesilen özel usulsüzlük cezasını kaldıran Konya Vergi Mahkemesinin 15.11.1995 gün ve E 1995/244. K: 1995/762 sayılı kararına karşı davalı idare tarafından yapılan itirazı kabul ederek mahkeme kararını bozup davayı reddeden Konya Bölge İdare Mahkemesinin 7.3.1996 gün ve E:1996/10. K:1996/9 sayılı kararının: 213 sayılı Vergi


Usul Kanununun 353.maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan 4008 sayılı kanunla değişik şeklinin l. bendinde; verilmesi ve alınması icap eden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzunu vermeyen ve almayanlardan her birine, her fa- tura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ve serbest meslek makbuzu için 1.000.000.- liradan aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın yüzde yirmi beşi nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilmesinin öngörüldüğü, anılan kanunun 23l.maddesinin S. fıkrasında da, faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami on gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağının hükme bağlandığı, maddelere göre kanunun , mükelleflere, faturanın düzenlenmesi için, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren on günlük bir süre tanıdığı, mükelleflerin, söz konusu haklarını kullanarak, anılan on günlük süre içerisinde olmak kaydıyla, faturalarını herhangi bir tarihte düzenleyebilecekleri, ayrıca kanunun bu sürenin artırılması veya azaltılması yada faturanın belli tarihte düzenlenmesinin zorunlu kılınması konusunda idareye düzenleme yapma yetkisini de vermediği, bu bakımdan, l73 no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin (c) bendinin (a) paragrafında yer alan ve toplu sevk irsaliyesine konu emtianın satışı anında fatura düzenleme zorunluluğu öngören düzenlemenin, mükelleflere VUK’ nun 231. maddesinin 5. fıkrasında, fatura düzenleme konusunda tanınan süreyi kaldırması ve öngörülen süre içerisinde fakat satış anından sonra düzenlenen faturanın hiç düzenlenmemiş sayılmasını gerektirmesinin olanaklı bulunmadığı Genel Tebliğin anılan düzenlemesinde öngörülen koşula uyulması Vergi Usul Kanunu'nun 230. maddesinin 5. fıkrasına göre her alıcıya gönderilen emtia için ayrıca düzenlenmesi asıl olan sevk irsaliyesinin, mükelleflerin kendi araçları ile nakledilen ve alıcıları ile alacakları miktarı belli olmayan emtianın tamamı için topluca düzenlenmesi halinde geçerli olduğu başka anlatımla da toplu sevk irsaliyesi ile pazarlanan emtianın satışı anında fatura düzenlenmemiş olmasının fatura düzenlememe eylemini değil sevk irsaliyesi düzenlememe ya da usulüne aykırı sevk irsaliyesi düzenleme eylemini oluşturacağı, bu eylemin ise Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin dava konusu ceza kesme işlemine dayanak alınan 1. bendinde sayılan eylemlerden de olmadığı, olayda davacı şirketin yoklama anından sonra, aynı tarihte ve on günlük süresi içerisinde fatura düzenlediğinde ihtilaf bulunmadığından fatura düzenlememe eyleminin gerçekleşmemiş bulunması nedeniyle davacı şirket adına kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı açılan davayı kabul eden Vergi Mahkemesi kararını bozan Konya Bölge İdare Mahkemesi kararının yürürlükteki mevzuata aykırı bulunduğu ileri sürülerek Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması isteminden ibarettir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Konya Bölge İdare Mahkemesince verilen 7.3.1996 gün ve E:1996/10, K:1996/9 sayılı kararın Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenmesi üzerine Tetkik Hakimi Sefer Yıldırımın açıklamaları dinlenildikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık; davacı şirketin 26.2.1995 gün ve 41330 no.lu toplu sevk irsaliyesi ile muhtelif müşterilere pazarlamak üzere 42-FA-493 plakalı vasıtası ile sevk ettiği mallardan Rıfat Köse' ye 28.2.1995 tarihinde satılan emtia için anında fatura düzenlememesi nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin bulunmaktadır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 231. maddesinin 5. fıkrasında faturanın , malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami on gün içinde düzenleneceği, bu süre içinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı aynı kanunun 353. maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan 4008 sayılı Kanunla değişik şeklinin l. bendinde de verilmesi ve


alınması icap eden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzunu vermeyen ve almayanlardan her birine, her fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ve serbest meslek makbuzu için 1.000.000.- liradan aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın yüzde yirmi beşi nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Yukarıda açıklanan kanun maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami on gün içinde faturanın düzenlenmemiş olması gerekmektedir. Dava dosyasının incelenmesinden: 26.2.1995 gün ve 41330 sayılı toplu sevk irsaliyesi ile pazarlamak üzere servise çıkarılan ve 28.2.1995 tarihinde satılan 10.400.000.- liralık emtia için malın teslimi anında fatura düzenlenmediğinin aynı gün yapılan yoklama ile tespit edilmesinden sonra aynı tarih ve 058305 no.lu fatura düzenlenmiş olmasına karşın idarece davacı şirket adına özel usulsüzlük cezası kesildiği anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere Kanun, mükelleflere, faturanın düzenlenmesi için, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren on günlük bir süre tanımış bulunmaktadır. Mükellefler söz konusu haklarını kullanarak on günlük süre içinde olmak koşuluyla faturalarını herhangi bir tarihte düzenleyebilirler. Bu sürenin artırılması veya azaltılması ya da faturanın belli bir tarihte düzenlenmesinin zorunlu kılınması konusunda idareye düzenleme yapma yetkisi de verilmiş değildir. 173 no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin (c) bendinin (a) paragrafında yer alan ve toplu sevk irsaliyesine konu emtianın satışı anında fatura düzenleme zorunluluğu getiren hüküm Vergi Usul Kanunu'nun 231. maddesinin 5. fıkrasında mükelleflere fatura düzenleme konusunda tanınan süreyi kaldıramayacağı gibi öngörülen süre içerisinde fakat satış anından sonra düzenlenen faturanın hiç düzenlenmemiş sayılmasına da imkan vermemektedir. Genel Tebliğin düzenlenmesinde öngörülen koşula uyul- ması, Vergi Usul Kanunu'nun 230. maddesinin 5. fıkrasına göre her alıcıya gönderilen emtia için ayrıca düzenlenmesi asıl olan sevk irsaliyesinin, mükelleflerin kendi araçları ile nakledilen ve alıcıları ile alacakları miktar belli olmayan emtianın tamamı için topluca düzenlenmesi halinde geçerli ola- bilir. Başka bir anlatımla, toplu sevk irsaliyesi ile pazarlanan emtianın satışı anında fatura düzenlenmemiş olması fatura düzenlememe eylemini değil sevk irsaliyesi düzenlememe ya da usulüne aykırı sevk irsaliyesi düzenleme eylemini oluşturur. Bu ise Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin dava konusu ceza kesme işlemine dayanak alınan 1. bendinde sayılan eylemlerden değildir. Bu durumda davacı şirketin yoklama anından sonra, aynı tarihte ve kanunun tanıdığı on günlük yasal süre içerisinde fatura düzenlediğinde ihtilaf bulunmadığından vergi mahkemesi kararının bozulması yolundaki Konya Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle Danıştay Başsavcısı tarafından yapılan temyiz isteminin kabulü ile Konya Bölge İdare Mahkemesinin 7.3.1996 ve E:1996/10 K:1996/9 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere bozulmasına kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmi Gazete' de yayımlanmasına 2.10.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Resmi Gazete 05 Ekim 1996 - Sayı: 22778, Sayfa: 38 Gümrük Müsteşarlığından: 1615 Sayılı Gümrük Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Gümrük Yönetmeliğine 827. madde ile 67 nolu Ekin İlave Edilmesine İlişkin Yönetmelik Türkiye'den veya üçüncü ülkelerden serbest bölgelere depolanmak, işlenmek veya ihraç edilmek üzere gelen eşyanın bilahare Avrupa Topluluğu ülkelerine, statü belgesi olarak A. TR dolaşım belgesi ile gönderilmek istenmesi halinde, Tespit ve Tahakkuk kağıtlarının düzenleme esasları belirtilmiştir. Resmi Gazete 17 Ekim 1996 - Sayı : 22790, Sayfa: 7 Maliye Bakanlığından: Katma Değer Vergisi Genel Tebliği Seri No: 57 Şehir içi yolcu taşıma hizmetlerinde kullanılan otobüsler, Hazine Müsteşarlığınca verilen yatırım teşvik belgesi kapsamındaki global listede yer alması, henüz fiili ithali yapılmamış veya Katma Değer Vergisi ödenmemiş olması şartıyla, Katma Değer Vergisi ertelemesinden yararlanabilecektir. Resmi Gazete 18 Ekim 1996 - Sayı: 22791, Sayfa: 30 Danıştay Başkanlığından: Esas No: 1995/1 Karar No: 1996/1 İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı Diş protezciliğinin, vergi uygulaması yönünden "serbest meslek faaliyeti" niteliği olduğu hakkında. Resmi Gazete 22 Ekim 1996 - Sayı: 22795 , Sayfa: 4 Maliye Bakanlığından: Tahsilat Genel Tebliği Seri No: 397 Halen yıllık % 144 olarak uygulanmakta olan tecil faizi oranı bu tebliğin yayımı tarihinden itibaren yıllık % 120 olarak belirlenmiştir. Resmi Gazete 31 Ekim 1996 - Sayı: 22803, Sayfa:2 30.09.1996 Tarihli ve 96/8635 Sayılı Kararnamenin Eki Karar 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun değişik 94. maddesinde yer alan kazanç, ücret, menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarından yapılacak vergi tevkifatına ait 30.12.1993 tarihli ve 93/5148 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki Kararın 94/5255 sayılı Kararnamenin eki Kararla değişik l. maddesinin 7 numaralı bendinin (a), (b) ve (c) alt bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. a) Devlet Tahvili faizlerinden % 10 b) Hazine bonosu faizlerinden % 10 c) Toplu Konut İdaresi ile Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlıklarınca çıkarılan menkul kıymetlere sağlanan gelirlerden % 10 Bu karar hükümleri, l Kasım 1996 tarihinde yürürlüğe girer.


Resmi Gazete 30 Kasım 1996 - Sayı: 22833, Sayfa: 1 Yasama Bölümü: Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı Hakkında Kanun Kanun No: 4213 Kabul Tarihi: 20.11.1996 Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri, bir defaya mahsus olmak üzere esas faaliyetleri ile ilgili olarak işletmelerinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan kıymetli maden ve kıymetli taşlar ile bunlardan yapılmış ziynet eşyasını cins, vasıf ve miktarlarını belirten bir beyanname ile bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi izleyen ay içerisinde bağlı oldukları vergi dairelerine bildirmek kaydıyla kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki borsa rayici, borca rayici olmayanlarda emsal bedeli üzerinden defterlerine intikal ettirebilirler. 0l Aralık 1996 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 1 sıra nolu tebliği ile kanuna açıklık getirilmiştir. Resmi Gazete 04 Aralık 1996 - Sayı: 22837 Sayfa: 21 Maliye Bakanlığından: Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği Sıra No: 252 Yeniden Değerleme oranı 1996 yılı için % 72,8 (Yüzde Yetmiş İki Virgül Sekiz) olarak tespit edilmiştir.


TEBLİĞLER Maliye Bakanlığından: Kurumlar Vergisi Genel Tebliği Seri No: 54 Gelir Vergisi Kanunu'nun gider kabul edilmeyen ödemeler başlığı altında düzenlenen 41. maddesine 4008 sayılı Kanunla eklenen 8. bentte, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre, dönem sonu stoklarını son giren ilk çıkar yöntemine göre değerleyen veya amortismana tabi iktisadi kıy- metlerini yeniden değerlemeye tabi tutanların, işletmede kullandıkları ya- bancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kar payı, kur farkı ve benzer adlar altında yaptıkları giderler ve maliyet unsurlarının bir kısmının gider olarak kabul edilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Maliye Bakanlığından: Katma Değer Vergisi Genel Tebliği Seri No: 58 Hurda metal teslimleri ile fason işlerde tevkifat açıklamalar. Resmi Gazete 13 Aralık 1996 - Sayı 22846 Sayfa: 16 Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünden: Sosyal Sigortalar Kurumunca 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna Göre Kullanılacak Yetkilerin Usul e Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik Yönetmeliğin 12. maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. "Tecilde ödemeler öncelikle tecil konusu borcun aslına mahsup edilir." "Tecilin bozulması durumunda, tahsil edilmiş bulunan tecil faizlerinin, tecile konu toplam borç içerisindeki gecikme zammına isabet eden bölümü Kuruma gelir kaydedilir." Resmi Gazete 13 Aralık 1996 - Sayı: 22846 Sayfa: 21 Maliye Bakanlığından: Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Genel Tebliği Seri No: 26 01.01.1997 tarihinden geçerli olmak üzere veraset ve intikal vergisinden istisna edilecek maktu miktarlar, aşağıda gösterilmiştir. "b) Değerleri 10. maddeye göre belirlenen menkul ve gayrimenkul mallardan evlatlıklar da dahil olmak üzere füruğ ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinin 2.859.000.000 lirası (füruğ bulunmaması halinde eşe isabet eden miras hissesinin 5.721.000.000 lirası)" "d) ivazsız suretle vaki intikallerin 67.000.000 lirası" "e) Para ve mal üzerine düzenlenen yarışma ve çekilişlerde kazanılan ikramiyelerin 67.000.000 lirası" Resmi Gazete 13 Aralık 1996 - Sayı: 22846, Sayfa: 20 Maliye Bakanlığından Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği Seri No: 22 1997 yılında katı atıklar için uygulanması gereken aylık Çevre Temizlik Vergisi tutarları aşağıda gösterilmiştir. Aylık Vergi Tutarları (TL) Bina Grupları 1. Derece 2. Derece 3. Derece 4. Derece 5. Derece l. Grup 15.706.000 12.565.000 9.423.000 7.852.000 6.282.000 2. Grup 9.423.000 7.852.000 6.282.000 4.711.000 3.141.000 3. Grup 6.282.000 5.495.000 4.711.000 3.141.000 2.354.000 4. Grup 3.141.000 2.51 1.000 1.882.000 1.254.000 626.000 5. Grup 1.882.000 1.569.000 1.254.000 784.000 469.000 6. Grup 941.000 784.000 626.000 469.000 312.000


7. Grup 312.000 250.000 186.000 Resmi Gazete 13 Aralık 1996 - Sayı: 22846 Sayfa: 22 Maliye Bakanlığından Harçlar Kanunun Genel Tebliği Seri No: 30

154.000

76.000

Gümrük idarelerine yapılan ithal taleplerine ilişkin olarak her talep için kıymet yekunu üzerinden binde 1 ,2 nispetinde tahsili gereken ithal talep harçları, hiç bir limite bağlı olmaksızın ilgili vergi dairesinin yanı sıra, istenildiği takdirde işlemin yapıldığı yer gümrük saymanlığına da makbuz mukabili ödenebilecektir.


ODAMIZDAN HABERLER

* İSMMMO'nun başlatmış olduğu Muhasebe Enstitüsü kurma çalışmalarının ilki 17.12.1996 tarihinde yapıldı. Toplantıya Prof. Dr. Mustafa Aysan, Prof. Dr. Oktay Gövemli, Doç. Dr. Recep Pekdemir, Burhan Sarıoğlu, İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, Yönetim Kurulu Üyesi Serpil Zorbozan, Disiplin Kurulu Üyesi Ali Hüsrev ve İSMMMO eski Oda Sekreteri ve Başkan Yardımcısı Mehmet Eren'in katılımıyla gerçekleştirildi. Mesleki eğitime duyulan zorunluluk ve önem açısından araştırmalar yapma gereğini duyan İSMMMO tüm meslek mensuplarının ve özellikle stajyerlerin eğitiminde önemli yer tutacak olan Muhasebe Enstitüsü kurma çalışmalarını başlatmış bulunmaktadır. * İstanbul'da bulunan tüm meslek odalarının katıldığı İMOK (İstanbul Meslek Odaları Koordinasyonu)'da bu dönem sekreterya görevini İSMMMO üstlenmiş bulunmaktadır. TMMOB bünyesinde bulunan Mimar ve Mühendislik Odaları, Tabip Odası, Diş hekimleri Odası ve Eczacı Odası temsilcilerinin de katıldığı 10.10.1996 ve 02.12.1996 tarihli toplantılar Odamız Lokalinde yapıldı. 16.12.1996 tarihinde İstanbul Barosunun yeni yönetimi ziyaret edildi ve İMOK bünyesindeki çalışmalara katılmaları istendi. Ülkemizde son günlerde yaşanan olaylar karşısında temiz toplum ve bizlere düşen görevlerle ilgili İMOK olarak 21.1 1.1996 tarihinde İstanbul Barosu önünde basın bülteni okundu. İstanbul Meslek Odaları yöneticilerinin tanışması amacıyla 06.01.1997 tarihinde Odamız Lokalinde İMOK kokteylinde bir araya gelecekler. İMOK ve İstanbul Barosu Susurluk olayının izlenmesi ile ilgili ortak çalışmalar yapacaktır. Bu çalışma içinde; - Susurluk olayının kapanmaması, - Bu konu ile ilgili olarak belge temini ve bu belgelerin kamuoyuna açıklanması, - Susurluk olayı ile ilgili davaların tıkanması halinde kamuya açıklama yapmak düşüncesindedir. ' * Odamız üyelerinden Rüstem Yazıcı, Erdinç Ersan, Garabet Türe ve Rafet Yavaş'ı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Ailelerine ve tüm meslek camiamıza başsağlığı dileriz. Odamız üyesi ve TÜRMOB başında anıldı.

eski Saymanı Nejat Koyuncu ise 12.1 1.996 tarihinde Çorlu'da mezarı


BASINDA ODAMIZ

GEÇEN SAYIDAN BU YANA BASIN BİLDİRİLERİMİZ 1- Libya gezisi, devleti küçük düşürdü: İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, Erbakan'ın Libya gezisi ve Kaddafi'nin saldırgan tutumuna, duyarsız kalınmasını eleştirdi. 2- Net Aktif Vergisi Adaletsiz Anayasa Mahkemesi'nin geri ödemelerle ilgili kararının, yalnızca ihtirazı kayıtla vergi veren mükellefleri kapsaması adaletsizliktir. 3- Muhasebecilerden çevre atağı İSMMMO Çevre Komisyonu'nun hazırladığı panel Kadıköy'de yapıldı. 4- İSMMMO'dan meslek içi eğitim İSMMMO Yeni dönem eğitim çalışmalarına, sektörler bazında da vergi ve muhasebe uygulamaları eğitim çalışmalarına başladı. 5- 3568 Sayılı meslek yasası yeniden düzenlenmeli 3568 sayılı Yasa ile ilgili eksiklikler tebliğlerle giderilmeye çalışılıyor. Odamızın önerileri basında yer aldı. 6- Beyanname verme süresinin erkene alınmasına tepki İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Yahya Arıkan "Hükümet böyle bir uygulamaya giderse mükellef ve muhasebecinin işini zora sokacaktır" dedi. 7- KDV Beyannamesi ayın 15'inde verilemez Bütçe Planlama Komisyonu'nda görüşülen konu, pratikte uygulanabilir değildir. 8- Erken ödemede vergi indirimi pratikte zor Vergi indirimi düşüncede doğrudur, ancak ekonomik konular birbiri ile bağlantılıdır. Bu yüzden tek başına uygulamaya konabilmesi zordur. 9- Ticaret sicili işlemleri arapsaçı Ticaret Sicili işlemlerinin tek bir yerden yürütülmesi, işlemleri arap saçına çeviriyor. 10- KDV'de hükümetin görüşleri çelişkili Katma Değer Vergisi'nin 10 gün daha erken tahsil etmek amacıyla ha- zırlanan kanun tasarısını kaynak ihtiyacını gerekçe gösteren Refah Partisi Milletvekillerince ısrarla savunulmakta bu da REFAHYOL hükümetinde ayrılıklara neden olmaktadır. 11- İnter star Tv' ye tepki İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası İnter Star Televizyonu'nu, kamuoyunda Susurluk Kazası olarak bilinen haberi muhasebe camiasını aşağılayan bir üslupla verdiği gerekçesiyle kınadı. 12- İTO'dan ticaret sicili almak hasta ediyor Altyapı hazırlığı yapmayan İTO, ticaret sicili işlemlerini arapsaçına döndü. 13- Beyanname süreleri erkene alınıyor Beyanname verme süresini KDV'de beş gün, Gelir ve Vergisi'nde on gün öne çeken yasa tasarısı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi. 14- KDV'yi erken isteyen hükümete muhasebecilerden uyarı KDV'nin erken tahsili ekonomiye felce uğratacaktır. 15- Hiç kimse vergi ödemesin Üçüncü kaynak paketinde açıklanan vergi affı değerlendirilirken vergi ödeyenler hükümet tarafından enayi olarak görülmektedir. 16- Vergi iadesi için son çağrı Vergi iadesinden yararlanacak ücretlilerin 20 Ocak 1997 tarihine kadar topladıkları belgeleri işyerlerine teslim etmeleri gerekiyor.


17- Muhasebecilerden faks yağmuru KDV beyannamelerinin ayın 20'sinde verilmesini öngören yasa tasarısına tepki gösteren 40 bin muhasebeci hükümet ve parti gruplarını faks yağmuruna tuttu. 18-Emekçiyi düşünen yok Üçüncü kaynak paketi hayal ürünü. Paket sermayeden yana, emekçinin hakkını ~yok sayıyor. 19- İSMMMO' dan dönem sonu semineri İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası "Dönem Sonu İşlemleri" konulu bir seminer düzenledi. 20- Asgari ücretliye vergi iadesi: 9 milyon Vergi iadesinden yararlanan ücretliler 20 Ocak 1997 tarihine kadar belgelerini işyerlerine teslim edeceklerdir. Vergi iadesinden yararlanan asgari ücretliler ise en fazla 9 milyon lira alacaktır. 21- Devlet tahribata uğruyor Yapılan vergi aflarından dolayı yurttaşın devlete olan güveni her geçen gün zedelemektedir ve devlet tahribata uğramaktadır. Ekim ayı başından 11 Aralık tarihine kadar basına geçtiğimiz haber başlıkları yukarıdadır. Basın duyurularımız bu süre içinde 35 kez yazılı basında yer almıştır. Dünya, Hürses, Evrensel, Ekonomik Bülten, Cumhuriyet, Sabah, Radikal, Barometre, Cumhuriyet Ekonomi Eki, Demokrasi, Aydınlık, Hürriyet ve Ekonomik Trend dergilerinde haber konusu olan Odamız; gene bu süre içinde Kanal E, Yaşam Radyo, Radyo Barış, Canlı Radyo ve TRT'de canlı yayın konuğu olarak yer aldı.


TÜRMOB MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTA KOŞULLARI Seçilecek Asgari Ödenecek Sigorta Teminatı Yıllık Brüt Prim Depo Primi 1.000.000.000.-TL 12.500.000.-TL 3.125.000.-TL 5.000.000.000.-TL 62.500.000.-TL 15.625.000.-TL 10.000.000.000.-TL 125.000.000.-TL 31.250.000.-TL 20.000.000.000.-TL 250.000.000.-TL 62.500.000.-TL 50.000.000.000.-TL 625.000.000.-TL 156.250.000.-TL -DEPO PRİMİ yukarıda seçilen sigorta bedeline isabet eden asgari yıllık brüt primin %25’idir. -POLİÇE TANZİMİNDE KESİNLEŞECEK SİGORTA PRİMİNİN hesaplanması;mükellef sayısı, yıllık ücretler toplamı, çalıştırılan personel sayısı ve sigortalının poliçe tanziminden önce kendisine gönderilecek olan SORU FORMLARINA vereceği yanıtlardan sonra hesaplanacaktır. -AZAMİ YILLIK BRÜT SİGORTA BEDELİ özel haller dışında, asgari yıllık brüt primin yaklaşık % 50 fazlası civarında olabilecektir. -Depo Primi ile poliçe primi arasındaki fark; peşin ödemelerde, depo primi ile peşin ödemeleri gerekli prim farkını, poliçelerini teslim aldıktan itibaren en geç beş iş gününde BARIŞ BROKERLİK A.Ş.’nin Türkiye İş Bankası Ayaspaşa Şubesi (1005) 300 636 no.lu hesabına yatıracaklardır. Vadeli ödemelerde (% 25 peşin, bakiye birer ay vade ve 5 eşit taksitle) kesinleşen primle depo primi arasındaki fark poliçe üzerine yazılacak prim ödemelerinde aynı sistem içinde dikkate alınacaktır. -PEŞİN ÖDEME İNDİRİMİ % 20 olarak tespit edilmiştir. -Yıllık Brüt Prime %5 oranında Banka ve Sigorta Muamele Vergisi dahildir. - Sigorta başlangıcı depo priminin ödendiği günün ertesinde saat 12.00’de başlar ve bir yıl sürer. - Mali Sorumluluk Sigortasını yaptırmak isteyen üyelerimiz; Ödedikleri Depo Primi dekontu ile aşağıdaki Bilgi formunu Barış Sigorta ve Reasürans Brokerliğine faks veya mektupla göndereceklerdir. Tel: 0212/ 245 59 35- 245 42 42 Faks: 243 49 96

TÜRMOB MALİ SORUMLULUK SİGORTA BİLGİ FORMU Sigortaya Girmek İsteyen Türmob Üyesinin Adı Soyadı :........................................................................... Kayıtlı Olduğu Oda :............................................................................ Müşavirlik Firma Unvanı :............................................................................


İşyeri Adresi İşyeri Tel. No Seçtiği Sigorta Bedeli Tutarı : Depo Primi 25’i Depo Primi Ödeme Yeri Sigorta ve Reasürans

:............................................................................ :..............................................................................

: Seçilen sigorta bedeline isabet eden yıllık asgari brüt primin % : Türkiye İş Bankası Ayaspaşa Şubesi (1005) 300 636 no.lu Barış Brokerliği A.Ş. hesabına masrafsız olarak ödenecektir.

TÜRMOB ÜYELERİ MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI Bütün gelişmiş ülkelerde yaygın bir şekilde uygulanmakta olan ve büyük bir ihtiyaca cevap veren “Mesleki Sorumluluk Sigortası”; bir mesleki faaliyet nedeniyle hukuki sorumluluk altına girme rizikosuyla karşı karşıya olan ve bu rizikoya karşı sigorta güvencesine kavuşmak isteyen çeşitli mesleklere mensup kişilerin teminat altına alındığı bir sigorta uygulamasıdır. Anadolu Sigorta, TÜRMOB ve Barış Sigorta Brokerliği’nin yapmış oldukları müşterek çalışmalar neticesinde hazırlanan, TÜRMOB üyeleri için düzenlenecek Mesleki Sorumluluk Sigortası ile, Kanunlar, Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nca çıkartılacak yönetmelikler ve tebliğler çerçevesinde yapmış oldukları mesleki faaliyetleri nedeniyle muhasebe prensiplerine ve standartlarına ihmal, hata veya atlamadan kaynaklanacak aykırılık halleri sonucunda yasal olarak ödemekle sorumlu tutulacağı tüm giderler ve masraflar poliçede gösterilen limitlere kadar teminat altına alınmaktadır. Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, Muhtasar, KDV, Damga resmi beyannameleri ve SSK bildirgelerinin ihmal veya hata nedeniyle verilmemesi ya da Tek Düzen Muhasebeye hata nedeniyle uyulmaması, ayrıca KDV incelemesi, Kurumlar / Gelir Vergisi tasdikleri sırasında hata, ihmal veya atlamadan dolayı ortaya çıkacak yasal sorumluluklar nedeniyle yapılacak ödemeler bu sigortanın konusunu teşkil eder. Sigortacı, aynı zamanda bu sigorta kapsamında çözümlenmesi gereken herhangi bir hasar talebinin araştırılması, savunulması ve uzlaşmasında yapılacak tüm giderleri ve masrafları ödemeyi kabul etmektedir. Sigortacı, bu poliçe ile işveren mesuliyetini, dürüstlük dışı fiilleri, başka sigortaların konusunu teşkil eden zararları, sigortalının iflasından kaynaklanan zararları temin etmemektedir. Zaman aşımı: Vergi yasalarında belirtilen zaman aşımıdır. İlk poliçenin yapılmasından önceki işlemlerden doğan tazminat taleplerine karşı sigortacının bir sorumluluğu yoktur. Sigortacının sorumluluğu hasarın kesinleştiği tarihte yürürlükteki sigorta bedeli ile sınırlıdır. Hasarın kesinleştiği tarihte yeni poliçe yoksa, tazminat ödemelerinde son poliçedeki sigorta bedeli esas alınır.

Malicozum38  
Malicozum38