Page 1


KAÇAK (YETKİSİZ) ÇALIŞANLAR .. ÖNLENMEDİKÇE .. . MUHASEBE MESLEĞİ SAYGIN OLAMAZ Yahya ARIKAN İ.S.M.M.M.O. Başkanı Muhasebe Meslek Odaları bağımsız olduğu oranda saygınlığını korur ve işlevini gerçek anlamda başarıyla tamamlamış olur. Meslek Odaların bağımsızlığı, üyelerin haklarını hiçbir baskı altında kalmadan savunmasıyla özdeştir. Bugün Odalarımıza kayıtlı meslek mensupları kazançlarının tamamını beyan etmekte, buna karşılık giderlerinin büyük bir bölümünü indirememekte, bu yüzden de fazla vergi ödemektedirler. Öte yandan Odaya kayıtlı olmayan ruhsatsız, kendilerini muhasebeci diye tanıtan azımsanmayacak bir kesim büyük vergi kaybına neden olmakta, sosyal adalet ilkesi zedelenmekte, Anayasada belirtilen eşitlik kuralı işlememektedir. Meslek odalarının üyeleriyle ortaklaşa hazırladıkları 1991 yılı asgari ücret tarifesini, Maliye Bakanlığı esnaf derneklerinin politik baskılarından dolayı komik hale getirmiştir. Maliye Bakanlığının üst düzey yetkilileri yayınlanan asgari ücret tarifesiyle muhasebe mesleğinin gerçek anlamda yapılamayacağını kabul etmektedirler. Bizim önerdiğimiz "her il, sınırlan içinde geçerli olacak asgari ücreti kendisi belirler" ilkesinin önümüzdeki yıl gerçekleşebileceği konusunda yetkililerden aldığımız haberler önemli bir adımın atılmış olduğuna işarettir. İstanbul'da meslektaşlarımızın büyük bir bölümünün bilinçli olarak Odamızın yayınladığı tarifeyi uygulaması sevindiricidir. Bu anlamda meslektaşlarımızı coşkuyla kutluyorum. Kararlı, inançlı ve mesleğin saygınlığını titizlikle koruyan mensuplarımız, kaçak (yetkisiz) çalışma olgusunu el birliğiyle ortadan kaldıracaktır inancındayız. Bu konuda meslektaşlarımıza, Odalarımıza ve ilgili yetkililere büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu yazımızı, bu konuda nelerin yapılabileceğine ilişkin görüşlerimizle tamamlamak istiyoruz. Meslek Mensupları Yönünden · Yeni veya muhasebeci değiştirerek gelen iş sahiplerinin daha önce hizmetinden yararlandığı meslek mensubu kim olduğu öğrenilmeli ve onun muvafakati alınmadan o müşteriye hizmet vermeye başlanmamalı, · Bütün meslek mensuplarını düzenledikleri beyanname, bilanço, kar-zarar cetvelleri vb. evrakları, mutlaka ünvanını gösterir kaşe ile onaylanmalıdır, · Odaların aldığı her türlü tedbire, üyenin azami ölçüde uyması sağlanmalıdır. Meslek Odaları Yönünden · Meslek mensuplarının sözleşmeli müşterilerinin ayrılması veya başka bir meslektaşla çalışmaya başlaması halinde bir tutanak düzenlenmeli, bunun bir sureti Odaya gönderilmeli, · Meslek mensuplarının kullanacağı tabelalarda, Yasada anılan ünvanların yazılması sağlanmalı, · Odalarımızın, diğer meslek odaları ile koordinasyonu sağlanarak, iş sahibi üyelerinin belgesiz çalışan muhasebecilere defter tutturmaları engellenmeli, · Meslek mensuplarınızı çalıştırdıkları personelini vergi idarelerinde iş görürken yaka kimlik kartı taşımalarının


sağlanması, · Meslektaşlarımızın müşteri bildirimleriyle vergi idaresinin mükellef listesi arasında çapraz kontrolün sağlanması. Maliye Bakanlığı Yönünden · İşe başlamaların takip edilebilmesi için İdarenin Odalara, işe başlayan mükellefi bildirmesinin sağlanması, · Yasal olmayan veya şüpheli başvuruların Odalara bildirilmesinin sağlanması, · İşyeri denetimlerinde tutulan tutanaklara muhasebecinin isminin de yazılması, kanuna uygun bulunmayanların Odalara bildirilmesinin sağlanması, · Beyanlarında muhasebecisi bulunmayan mükelleflerin takibe alınmasında İdarenin harekete geçmesi sağlanmalıdır.


MESLEK ODALARI ÜZERINE A. Solmaz MARŞAN İnşaat Mühendisleri Odası İst. Şb. Sekreter Üye TMMOB çatısı altında yer alan mühendis mimar odalarının kuruluşları 1950'li yıllarda başlamıştır. Uzmanlıkların çeşitliği, örgütlenmelere de yansımış ve kurulan Oda sayısı giderek artmıştır. Şu anda İstanbul'da Şube ve Temsilcilik şeklinde örgütlülüğü bulunan 20 Oda mevcuttur. İnşaat Mühendisleri Odası üye sayısı en fazla olan ve ilk kurulan odalardandır. Türkiye genelinde 40 bin üyemiz var. İstanbul Şubesinin üye sayısı da 15 binlere ulaştı. Odamıza inşaat fakültelerinden mezun olanlar üye oluyor. Mesleki faaliyette bulunmak için bu zorunlu. 1982 Anayasası ile kamuda çalışanların üyeliği zorunluluk olmaktan çıkarılmışsa da, kamu kurum ve kuruluşları, çoğunlukla eleman alırken Oda üyeliği aramaktadırlar. 12 eylül 1980 sonrası TMMOB'ye bağlı meslek odaları da büyük ölçüde baskıdan payını almıştır. Odalar, "sol" politik çevrelerin üslendiği yerler olarak görülmüştür. Meslek alanlarımızdaki kurumsal etkilerimiz kırılmaya, yok sayılmaya ve kamuoyunun gözünde önem sizleştirilmeye çalışılmıştır. Oysa geriye dönüp baktığımızda bütün ülkede, bütün kurum ve kuruluşlarda, kentlerde ve köylerde, toplumun hemen bütün katmanlarında görülen politize olma durumunun meslek odalarında da yaşandığını görüyoruz yalnızca. Bütün bu ekstrem koşullara karşın Odalarımız yine de mesleğin gereklerini ve topluma sunulan mühendislik hizmetlerinin iyileştirilmesini, çağdaşlaştırılmasını savurmuşlardır. Bugün 1982 Anayasasının değişmesi gerektiği, iktidarı ile muhalefeti ile, yani siyasi yapıların tamamı tarafından söylenmektedir. Ne kadar değişeceği, nasıl değişeceği tartışılıyor. Artık eskidiğini, hemen herkes kabul ediyor. 10 yılda eskiyen bir Anayasa! Demek ki objektif kriterler kullanılmamış. Toplumu oluşturan tüm kesimlerin mutabakat zemini üstüne oturmamış, oturtulamamış ki yaşam tarafından aşılmış, bugünkü noktaya gelinmiş. Ama bu bir örnek olarak alınmıyor. Benzer yaklaşımlar sürüyor. Örneğin, üniversiteleri, öğretim üyelerinin karşı olduğu, yasal düzenlemelerin geçerlilik süresi ne kadar olacak ki? Kentlerimizin Anayasası niteliğindeki İmar Yasa değişikliği yapılırken uygulayıcıların yani yerel yönetimlerin, mimar-mühendis odalarının görüşünün alınması gerekmez miydi? Bir karmaşadır yaşanıyor ülkemizde. Ama bazı kavramlar da pek bilinçlice olmasa da, içeriklerine tam uyulmasa da, günlük dilimize giriyor. Giderek daha geniş kesimlerce benimseniyor. Çağdaşlık, çağdaş bir toplum olmak, 2000 yılına hazırlanarak, ancak demokratik işleyişlerle ve demokrasi içerisinde mümkün. Çağdaş demokrasilerde de alternatif örgütlülükler ortaya çıkıyor. Yeşiller hareketi, çevre korumacılık, tüketicinin örgütlenmesi gibi Bizlerin, yani meslek odalarının, mesleki konulardaki bilgi birikimimizle, üyelerimizle, bu ülkenin göz ardı edilemeyecek potansiyel güçleri ve değerleri olduğunu düşünüyorum. Bu konumumuzu öncelikle bizler algılamalıyız. Meslek alanlarımızda görüş ve öneriler üretebilmeliyiz. Gerek merkezi yönetimin, gerekse yerel yönetimlerin yasal yönetsel düzenlemeler yapılırken sürecin içinde yer alan ilgili kesimlerin, bu arada ilgili meslek odalarının görüş ve önerilerini almaları ve hatta mutabakat sağlamaya çalışmaları yararlı sonuçlar vereceği için mutlak zorunluluk olarak geliyor bana. Bu anlamda kurumsal ilişkiler oluşmalıdır.


Deneme yazılma yöntemleri terk edilmelidir artık. Bir büyük yangından sonra yangın yönetmeliği, bir büyük depremden sonra deprem yönetmeliği vb. çıkarılması gibi. Örneğin İstanbul için 20 yıl önce dile getirilen kaygıların tümü bugün yaşanıyor. 20 yıl sonra benzer şeyleri söylemek ne kadar üzücü. Oysa bu kent hepimizin, yitirtilen değerleri hepimize aittir. Olumsuzlukların faturasını hep birlikte ödüyoruz. Böylesi meslek bazından yola çıkan politikaların üretilebilmesi, ülkemizde barış ve demokratik işleyişin olmasına bağlı elbette. Yine aynı şeklinde sivil toplum örgütleri olarak bizlerin dinamizmi ülkenin demokratikleşmesine katkıda bulunacaktır. Kendi örgütsel yapılarımızı demokratikleştirmemizi de sağlayacaktır. Çağdaş toplum örgütlü toplumdur. Meslek odaları olarak uzmanlık alanlarımızda söz ve karar sahibi bulmamız gerektiğini anlatırken, bunları anlatabileceğimiz zemini, yani barışı, demokrasiyi, insan haklarını ve diğer evrensel değerleri de zaten savunmak durumundayız. Meslek Odalarının ortak, üretici çalışmalar yapabileceklerine inancımı ve İSMMMO' nun bu platformda yer almasından sevinç duyduğumu belirtirim.

SEMPOZYUM (20-24 Nisan 1991, GİRNE)

Kıbrıs'ta Girne yakınlarında "Celebrity Hotel Chateau"da 20-24 Nisan günlerinde bir sempozyum düzenlendi. Aslında bu sempozyum üniversitelerin, çeşitli fakültelerin aralarında düzenledikleri ve uygulamacıların da çağırdıkları "On bir sempozyumluk programın bir halkasıydı. Bu yıl düzenleyici, Ankara (üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü idi. Bu toplantıyı öncekilerden ayıran önemli bir güzellik vardı: her kez yurt dışında düzenlenmesi. Bu iddialı atılım, Türk Hava Yollan grevi ve şeker bayramı kalabalığıyla karşılaşınca, Fakültenin "düzenleme gücü" yeterli olamadı. Hele yeni işletmeye açılmış otellerin personel acemilikleri de eklenince seminer çok talihsiz bir kargaşa içinde geçti. Ne var ki ele alınan konunun ve sunulan tebliğlerin ciddiyeti bu kusurları telafi etti. Tebliğlerin ve sempozyumun - tam adı: Türkiye XII. Muhasebe Eğitimi Sempozyumu konusu, Avrupa Topluluğunda çıkartılan dördüncü, yedinci ve sekizinci önergelerin ve bunların Türkiye'deki uygulamalarla ilişkilerinin irdelenmesi idi. Açılıştan sonra ilk tebliğ. Odalar Birliği Yönetim Kurulu üyesi değerli hocamız Prof. Dr. Nalan Akdoğan' dan geldi. Yazılı olarak kırk sayfayı bulan tebliğini kendine ayrılan süre içinde özetlerken Akdoğan cidden görkemli bir performans sergiledi. Biz de onun anlattıklarını özetleyerek konuya girilir.

-I4. Yönergenin konusu: AT konseyi Roma Antlaşmasının 54. maddesinin 3. fıkrasının g bendi gereğince (Antlaşma 1956 yılında imzalandı) üye ülkelerdeki belli tipte şirketlerin yıllık finansal tablolarında ve raporunda genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinin uygulanmasını sağlamak, işletme ilgililerine doğru ve güvenilir bilgi verebilmek, böylece üye ülkelerdeki finansal tabloların birbiriyle karşılaştırılmasının yapılabilmesini sağlamak amacıyla, üye ülkedeki muhasebe uygulamalarını uyumlulaştırmak için 25 Temmuz 1978 tarihinde 4. yönergeyi yayınlamıştır. · Yönerge, Anonim, Limited ve sermayesi paylara ayrılmış komandit şirketlere uygulanacaktır. (Avrupa'da bu tiplere uymayan bazı şirketler de uygulama alanı içindedir. Ancak biz daima Türkiye'ye göre durumu irdeleyeceğiz.) Ancak kuruluşları ve çalışmaları yukarıdaki şirket tiplerine uysa da; a. Banka işletmelerine


b. Diğer finansal kurumlara c. Sigorta şirketlerine yönerge hükümleri uygulanmayacaktır. Sayın Akdoğan, 4 numaralı yönergeyi konu ve kapsam olarak böylece saptadıktan sonra, hemen bizdeki muhasebe standartlarına geçti. Türkiye'deki standart çalışmalar: Ülkemizde muhasebeyi standartlaştırmak üzere çeşitli çalışmalar vardır. Bunların en önemlilerini, Prof. Akdoğan üçe indirgiyor. · KİTI er için kabul edilmiş Tek Düzen Muhasebe planı, · SPK tarafından kendi yetki alanına giren firmalar için ha- zırlanmış muhasebe planı (SPK standartları), · Maliye Bakanlığında toplanan ve sekreteryasını Maliye Bakanlığının yaptığı muhasebe standartları komisyonu tarafından son şeklini alınış bulunan muhasebe standartları. Sayın Akdoğan bu "üç belge standart düzeni" ile 4. yönergeyi karşılaştırıyor. Karşılaştırmada önce 4. yönergenin temel esaslarını belirliyor ve üç tablodaki esaslar ile 4. yönerge esasları karşılaştırılıyor. Bu karşılaştırma EK: 1 olarak verilmiştir. (Aynen belirtmekte yarar gördük.) Bu karşılaştırmalarda bize göre ülke standartlarını en uygun görülen SPK muhasebe standartlarıdır. (Daha ayrıntılı bilgi Arslan Başer Kafaoğlu' nun yazısındadır.)

-IIAkdoğan' ın konuşması ve hele sunduğu karşılaştırmalı tablolar, senpozyumun en yararlı belgeleri olmakla birlikte, Maliye Bakanlığından Erdoğan Arslan' ırı tebliği buradaki bilgileri tamamlayıcı olmuştur. 21 Nisan günü dinlenen 2. tebliğ, Sayın Yüksel Koç Yalkın tarafından sunuldu. Sayın Yalkın 4 nolu önergeyi, Nalan Akdoğan' ın bilanço incelemelerin tamamlayıcısı olarak, gelir tabloları açısından ele alarak irdeledi. Tebliğde belirtildiğine göre Yönergede 4 tip gelir tablosu verilmiştir. Sayın Yalkın, bunlardan I nolu tabloyu en uygun buluyor ve bunu da yukarıda belirttiğimiz üç çalışma sonucu ortaya çıkan tablo ile birleştiriyor (Ek: 2). Sayın Yalkın bizdeki her üç tablo standartlarının da 4. yönerge standartlarından üstün olduğunu açıkladı. Aynı gün Yalkın' ın tebliğini yorumlayan Sayın Bülent Pamukçu, sempozyumun en kısa ve özlü konuşmasını yaparak Sayın Yalkııı'ın görüşünü doğruladı. 21 Nisan tebliğleri, sonuçta Sayın Akdoğan ve Yalkın'ın iddialı yargılarına katılınsın, cidden doyurucu ve dinleyenlere esaslı bilgiler verici nitelikteydi. 22 Nisan günü ise ülkemizde alışılmamış bir konuyu, birleştirilmesi gerekli bilançolarını birleştirilmesi esaslarını düzenleyen 7 nolu AT yönergesini açıklayan sayın Prof. Dr. Oktay Güvenli' nin bilimsel düzeyi oldukça yüksek tebliği ile başladı. Sayın Güvenli' nin 50 sayfayı bulan tebliğini çok kısa bir sürede özetlemesi, sayın hocamızın ders anlatmadaki üstünlüğünü de ortaya koydu. Güncelliğinin geçmeyeceği kanısında olduğumuz bu güzel tebliği gelecek sayımızda özetleyeceğiz. Bu tebliği yorumlayan Prof. Dr. Ömer Laik de kısa konuşmasıyla tebliğe açıklık getirdi.

- III Son tebliğ İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Alparslan Peker tarafından sunuldu. Tebliğin konusu, Denetim standartları ve ülkemizdeki uygulamalarla karşılaştırılmasıydı. Aslında burada da konuya AT nin 8 nolu yönergesi ile girildi. Burada belirlenen standartlar 3568'deki standartlarla karşılaştırıldı. Sayın Alparslan Peker ve yorumcu Prof. Dr. Sait Saygıner daha önce konuşan meslektaşlarının iyimserliklerini tamamladılar. Onlara göre Türkiye' deki denetim standartları AT'nin aradığı standartların bir hayli üzerindeydi. Gerçi tebliğin iadesi yazılı metinde daha sınırlıydı. Şöyle ki; "Kısaca açıklanacak olursa: i) Türk uygulamasında "bağımsız denetim" üç ayrı müessese halinde çalışmaktadır.


ii) Bunlarda üst düzeyde birleşmeye doğru bir gidiş vardır. Gerek SPK gerekse Merkez Bankası tarafından, bu gelişme, daha da hızlandırılmalı ve meslek daha yüksek standartlar taşıyan 3568 sayılı yasa çerçevesinde birleştirilmelidir. iii) Bu gelişme tamamlandığında AT' nin 8. yönergesinde öne sürülen standartlar her halde bir kısmıyla daha da yüksek düzeyde karşılanmış olacaktır..." Ama sözlü tebliğde bu yazılı ifadeler fazlaca mütevazi bulunmuş olmalı ki, standartlarımızın AT standartlarını çok geçtiği anlatıldı. 23 Nisan'da panelistler konuştu. ilk söz alan Prof. Dr. Büyük mirza, mevcut durumu ve tebliğleri değerlendiren ve Maliye' de toplanan komisyonun, başkanlıkça kurulacak bir komisyonca tamamlanıp, tek standartta (şimdiki gibi üç standartta değil) birleşmesi gerektiğini ileri sürdü. Standart tespitinde bir öncü gerekse, bunun Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Odaları ve Yeminli Mali Müşavir Odaları Birliği olması gerektiğini belirtti. Aslında Nalan Akdoğan da, Maliye' de kurulan komisyon raporlarını verdikten sonra, raporunun daha geniş bir şekilde diğer iki standart (Tekdüzen ve SPK standartları) ile karşılaştırılıp bir komisyonda ele alınması gereğini belirtmişti; ama bu, ilk gün tebliğ sırasında fark olunmamıştı. Fakat Maliye ve Gümrük Bakanlığı üst düzey yetkilileri bu öneriyle hoş karşılamadılar ve bunu belirttiler. Sempozyumun son konuşmasını yapan Gelirler Genel Müdürü Sayın Altan Tufan bu nedenle hem Odalar Birliği, hem de Maliye' de bulunan "standartlar komisyonu başkanı" olarak Sayın Büyük mirza' yı hiç de hak etmediği bir şekilde eleştirip yerdi. Daha da kötüsü Odalar Birliğinin yönetim kurulunun 7 üyesi orada olduğu halde bu konuşmaya bir yanıt verilmedi. Diğer panelist Şükrü Kızılot, en somut konulara değinen konuşmacılardan biri oldu. Özellikle yabancı denetçi şirket elemanlarının aldıkları işleri nasıl baştan savma ele aldıklarını deneyimleriyle çok güzel anlattı. Belki de seminerin en başarılı konuşmalarından birini yapan Sermaye Piyasası Kurulundan Feridun Özgen ve onu izleyen Prof. 'Iuna Taner'in konuşmaları da yararlı oldu. Özellikle ortada 3568 yok iken bir muhasebe ve bir denetim standardı kurma başarısını gösteren SPK' nın dinamosu Feridun Özgen, bunu kurarlarken dayanılan temelleri çok güzel anlattı. Tuna Taner ise İktisat ve İşletme Fakültesinde muhasebe ve işletme öğretiminde işlenecek esasları anlatmaya çalıştı. Ve bu da sevecenlikle karşılandı. Gelecek sempozyumu 9 Eylül Üniversitesi düzenleyecek.


MESLEKİ KİMLİK KAZANMADA ASGARI ÜCRET POLITIKASININ ÖNEMI Yılmaz UÇAK Türkiye S.M.M.M. ve Y.M.M. Odaları Birliği Y. K. Üyesi Asgari ücretin gerek tespitinde, gerekse uygulanmasında politika tespiti önemli bir konu olarak mesleki sorunlarımızın başında geliyor. Hele bu konunun mesleki kimlik kazanma süreci ile sıkı sıkıya bağlı olması konuyu daha da önemli hale getiriyor. Asgari ücret politikasının bir başka önemi de mesleki geleceğimizle bağlarıdır. Asgari ücret politikasının oluşması; bu oluşum sürecinin iyi tanımlanması yapılmadan ve çok yönlü bir incelemeye tâbi tutulmadan mümkün değildir. Asgari ücret uygulaması için yapılacak incelemede hem geçirdiği dönemler itibariyle, hem de karakteristik özellikler gösteren noktaların değerlendirilmesi, gelişmenin boyutlar, teknik ve pratik yönüyle ele alınmalıdır. Bu perspektif ile asgari ücretin geleceğine ilişkin değerlendirmeyi yaparken bundan önceki zamanı üç dönem içerisinde ele alarak başlayalım. a) Yasa öncesi dönem, b) Yasa sonrası 1. Dönem, c) Yasa sonrası 2. Dönem. a) Yasa öncesi dönem Bilindiği gibi yasa öncesi dönem her yönüyle standartsız bir dönem özelliği göstermektedir. Gerek meslek mensubu olmanın, gerekse mesleki uygulamaların hiçbir kuralının bulunmadığı bir dönemdir. Ücret bu dönemde çeşitli etkiler altında oluşmaktadır. Bu dönemde piyasanın arz talep ilişkileri içerisinde meta alım satımı konusunda fiyatın oluşması söz konusu ise de, serbest meslek mensubunun ürettiği hizmet olmasına rağmen sanki pazarda emtia rekabetine dönüşmüş bir hal arz ettirecektir. Bu dönem uzun yıllar devam ede geldiğinden tarafları arasında iki yönlü bir alışkanlığı ortaya çıkarmıştır. Meslek mensubu yönünden rekabet, müşteri yönünden pazarlık yapma eğilimi şartlar ne olursa olsun süregelmiştir. Bugün bu tehlike halen geçmiş alışkanlıklardan kurtulamadığından mesleği gizli gizli tehdit etmeye devam etmektedir. Bu dönemden çıkarılacak dersler gelecek için çok önemlidir. Meslek mensubunun kendine duyacağı öz saygının ve özetle kimlik kazanma sürecinde önlem ve uygulama esaslarında dikkate değer ve ışık tutacak iki özellik olarak görülmektedir. Bu noktada yapılacak bir saptama ile altını çizmek gerekmektedir. Birincisi: Pazarlık alışkanlığının sonucu bir ücret saptanması. İkincisi: Haksız rekabet alışkanlığı, bayağıdan kuralsızlık, standartsızlık. Mesleki kimlik açısından bu alışkanlıklar bireysel anlamda pek de ekonomik olmayan sonuçları ile kişisel küçük çıkarların mesleki çıkarların önüne geçmesine neden olurken, mesleğin toplumsal saygınlığa kavuşmasına, mesleki ortak tavrın çıkmamasına, mesleki kimlik kazanılmasına engel oldu. Elbette ki mesleğin icrası sonuç olarak meslek mensubunun geçimi ile doğrudan ilgilidir. Kazanç duygusunda oluşması da doğal bir sonuçtur. Ancak teknik anlamda yoğun ve yıpratıcı bir emek harcamayı gerektiren bu faaliyetin meslek mensuplarından götürdüklerinin karşılığı olmalıdır. Bugün asgari ücretin saptanmasında kötü yönde etki eden bir başka dönem özelliği de yukarıda saydığımız nedenlerin toplu bir sonucu olarak "asgari ücret" gerçekten söylenildiği gibi "asgari ücret mi?" yoksa bu dönem içerisinde yapılan pazarlıklar ve haksız rekabet


eğilimi son dönemi nasıl etkilemiştir? "Sonuçları günümüz açısından nedir?" sorusunu 2. dönemde inceleyeceğiz. b) Yasa sonrası 1. Dönem Yasanın çıkması her iki yönüyle, gerek meslek mensubu olmanın, gerekse mesleğin icrasının standartlarını oluşturdu. Bu arada ücretin de sınırlarının olduğunu ortaya çıkardı. Ücret meslek için her şey değildi ama her yönüyle sınırları bulunan ve ölçülere bağlanan bir ilke idi. Gerek tarifelerin yapılışının teknik ve pratiği, gerekse meslek mensubunun tahsilatı da dahil olmak üzere, bir standarda bağlanmış oldu. Bu dönemde çıkarılan asgari ücret tarifesine karşı düşürme çabasına giren, yılların disiplinsiz ücret ödeme ve hatta zaman zaman hiç ödememe alışkanlığına bağlı olanlar açıkça ifade edemedikleri bir tepki ile düşürmeyi başardılar. Bu tepkiler aslında ücretin miktarına ve baremine değil, kuralına bağlanmasına karşı bir hareket olarak görülmelidir. Meslek mensuplarının bu çıkışı kesmesinin olanağı yoktu. Çünkü meslek mensubunun örgütlenme dönemi sorunları, yeni elde ettiği haklarının korunması için çaba göstermek fırsatı bırakmayacak kadar yoğundu. Ne var ki geçmişten gelen ücret keşmekeşinin disiplinli döneme olan tepkisinin, yanlış değerlendirilmesi sonucu göz ardı edilmesi, daha dönemin başında bu eski sisteme verilen ilk taviz olarak görülmektedir. Bu taviz eski alışkanlıklarım atamamış, yeni koşullara uyum sağlayamamış meslek mensubunda, gizli bir haksız rekabet ortamım yaratacak eğilimlerin devamına evet anlamını taşımaktadır. Bu dönemde gerçek bir asgari standarda yakın olarak belirlendiği bugün de açıkça görülen ilk ücret tarifesinin düşürülmesinin iki sonucu vardır. Birincisi; gelecek dönemlerde de asgari ücreti aşağıya çekecek toplu pazarlıklar dönemini başlatma. İkincisi; ilk asgari ücretin düşürülmesi, sonraki yıllara esas olacak asgari ücretin hesaplanacak olan tabanının düşük düzeyde kalmasına neden teşkil etmiştir. Bu dönemde odalarımızın da yeni örgütlenme içerisinde olduğu ve hatta bazılarının daha kurulma aşamasında olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. c) Yasa sonrası 2. Dönem: Bu dönemin en belirgin özelliği, odalarımızın kendi tarifelerini hazırlamaları yanında, Odalar Birliğimizin de meslek mensubunun ilk asgari tarifesini yapması ve yürürlüğe koymasıydı. Ancak bu dönemde yapılan tarifenin gerek barem, gerekse teknik olarak hazırlanışı sırasında piyasa ve mesleki emeğin iş içindeki asgari değeri, yıl içerisindeki enflasyonun etkisi değerlemeye dahil edilmemiş olmasına rağmen asgari ücretin onaylanması ve yayınlanmasında yan faktörler gözetilmeksizin düşürülmüş olması bu dönemdeki ücret sorununun, sonraki yıllara sarkmasına neden olacaktır. Tarifenin yayınlanması, çeşitli nedenlerle geç kalması; Odalar Birliğimizin ücrette uygulama yönünden prensip kararı alması, bu dönemin geleceğe ilişkin önemli adımlarından biri olarak görülmelidir. Bu dönemin kendine has en önemli iki sonucu, fiili uygulamaya yönelik olarak Odalar Birliğinin ücrette uygulama prensibi ile değiştirilmiş, asgari ücret tarifesinin uygulanması sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Tarife ve prensip ikilemi içerisinde bir şey çok net ve anlamlı bir şekilde kendini göstermiştir. O da "asgari ücret" olarak açıklanan tarife ücretinin `fiili ücret 'e dönüşmesidir. Bu nokta bundan sonra çıkarılacak tarifede gözden kaçırılmamalıdır. Çoğunlukla açıklanan tarife üzerinde bile pazarlıkların yapılabildiğini yakından gözlediğimiz bir durum olması nedeniyle; üzerine çıkmak bir yana, mevcudun düşürülmesi için çabaların geliştiği görüldüğünden "asgari ücret" "fiili ücret" halini almıştır.


Bu her üç dönemi kimlik kazanma sürecine asgari ücret politikasının etkilerinden çıkarılacak dersler ve ücret tarifesinin bundan sonraki geleceği, uygulama sorunların aynı bir başlıkta inceleyeceğiz.


AÇIK MEKTUP Yüksel ÇALIŞKAN Emin ERDEN Serbest Muhasebeciler Bizler Kartal Sultanbeyli beldesinde serbest muhasebecilik yapmaktayız. Aynı zamanda beldemizde İSMMMO' nın temsili yardımcılığı görevini de yürütmekteyiz. Odamız kurulduğundan bu yana onun ilkeleri doğrultusunda çalışmayı şiar edindik. Diğer meslektaşlarımızın da aynı doğrultuda çalışması için bölgemizde teşkilatlanmaya başladık. Bütün bunlar Kartal Temsilcisi sayın Tevfik YILMAZ beyin önderliğinde gelişti. Gayemiz bu mesleği, Odamız ilkeleri doğrultusunda yapmak ve yaptırmaktır. Bunun için periyodik aralıklarla meslektaşlarımızla buluştuk, Odamızın akılcı politikaları doğrultusunda, mesleğimizi daha onurlu ve çağa uygun biçimde yürütebilmek için çalışmalar yaptık. Tabi bütün bu ölümlü gelişmelerin yanında meslek onuruna saygı göstermeyen, bu işi korsan olarak yapan ve Odamızın ilkelerine uymayan kişilerden tepkiler de aldık. 3 Mart'ta, aşağıda anlatacağımı olayı maalesef yaşamak zorunda kaldık. 8 Şubat günü Kartal'dan gelen temsili yardımcısı arkadâşlarla birlikte denetlemelerde bulunduk. Bu arkadaşlarımıza, bölgemizde izin belgesi olmadan muhasebecilik yapan veya merkezleri başka yerlerde olup, şubeleri ehliyetsiz kişilere bırakan ve 3568 sayılı yasaya uymayanlar hakkındaki tespitlerimizi ilettik. 3 Mart günü büromuza geldiğimizde kapının kırılmış, bilgisayar, yazıcı ve 1991 yılına ait defterlerimizin alınmış, masalarımızın karıştırılmış, serbest meslek makbuzlarının masalar üzerine çıkarılmış olduğunu gördük. Aynı zamanda Serbest Meslek Defteri özellikle incelenmiş, vergi levhası ve diplomalar masaların üzerlerine ters bir şekilde konulmuş. Başka hiç bir evraka dokunulmamış. Büroyu bu halde görünce Emniyet yetkililerine haber verdik. Olayın sıradan bir hırsızlık olmadığını anlamıştık. Birkaç gün sonra bulunduğumuz binanın çatısında bilgisayarları yanmış bir halde bulduk. Mart ayında bir muhasebecinin başına gelebilecek en kötü olayı yaşamıştık. Üzüntü, moral bozukluğu ve ümitsizlik içindeyken Kartal Temsilcisi sayın Tevfik Yılmaz ve meslektaşlarımız bizzat büromuz gelerek ilgilendiler. Fakat sonra her defterin Ticaret Mahkemesinden izin alınarak yeniden tasdik ettirilmesi için gerekli avukat ve noter masraflarını öğrendiğimizde iyice çıkmaza girdiğimizin farkına vardık. Bu arada Tevfik Yılmaz telefonla bizleri arayarak, İ.S.M.M.M.O'- nın maddi ve manevi destekte bulunacağını iletti. Oda Başkanı sayın Yahya Arıkan ve yönetim kurulu üyeleri büromuza bizzat gelerek bizleri ziyaret ettiler. İşlerimizin düzelmesi için üzerlerine düşen her türlü desteği vereceklerine söz verdiler. İstanbul Odası yönetimi tüm noter ve avukat masraflarını karşıladı. Ayrıca bilgisayar, yazıcı ve programlan bizlere hediye ettiler. Oda yönetiminin bu tavrı meslektaşlar arasında hiç bir siyasi görüş farkı aramaksızın yalnızca meslektaş şuuru içinde hareket ettiğinin kanıtıdır.


Odamızın bu tavrını başkanlığa anlattığımızda hayretler içerisinde kalmışlar ve gerçekten aramızdaki dayanışmaya imrenmişlerdir. Başta sayın başkan Yahya Arıkan beye, yönetim kurulu üyelerine, Kartal temsilcisi Tevfik Yılmaz beye, NCR ve Logo firmalarına çok teşekkür ediyor, mesleğin onuru ve geleceği için sonuna kadar mücadeleye devam edeceğimize söz veriyoruz. Saygılarımızla.


BASIN AÇIKLAMASI

İstanbul'da bulunan Meslek Odaları demokratik bir toplum yapısı amacı doğrultusunda, bilimsel, mesleki platformları geliştirmek, sağlıklı bir iletişim ortamı oluşturmak için koordinasyon protokolü imzaladılar. Kamu kurumu niteliğinde meslek örgütlerinin İstanbul birimleri şimdiye dek sürdürdükleri ortak çalışmaların bu aşamasında, bir protokol çerçevesinde bir araya gelerek İstanbul Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu (İMOH) oluşturmuşlardır. Koordine çalışmalar, iki temel eksende yürütülecektir. · Meslek kuruluşlarının sorumluluk alanlarına dayalı, tüm toplumu ilgilendiren konularda bilimsel çalışmalar düzenleyerek, panel, açık oturum, sempozyum, basın toplantıları ve yayınlar aracılığı ile kamuoyu aydınlatılmaya çalışılacaktır. · İkinci olarak, çağdaş ve demokratik bir toplumun, kendi sorunlarını bilincinde olan ve bu sorunlar etrafından organize olmuş bir toplum olduğu gerçeğinden hareketle, tüketim, sağlık, çevre, kültür vb. alanlarında, organizasyon modelleri geliştirilmeye, somut projelere dayalı pilot çalışmalar gerçekleştirilmeye çalışılacaktır. 11.4.1991 İstanbul Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu

ISTANBUL MESLEK ODALARI KOORDİNASYON KURULU PROTOKOLÜ Madde 1 : KURULUŞ Kamu kurumu niteliğinde meslek örgütlerini İstanbul birimleri, bu protokol çerçevesinde bir araya gelerek, İstanbul Meslek Odaları Koordinasyon kurulu' nu oluşturmuşlardır. Kurulun merkezi İstanbul'- dur. Kısa adı İMOK 'dur. Madde 2 :- AMAÇ Kurulları amacı, kurulu oluşturan meslek örgütleri arasında düzenli bir iletişim ortamı oluşturmak, ortak sorunlar ve amaçlar çerçevesinde koordinasyon sağlamak, bu yolla, bilimsel ve mesleki platformların gelişmesine, demokratik ve organize bir toplum yapısını oluşturma sürecine katkıda bulunmaktır. Madde 3 : GÖREV Kurul amacına uygun olarak yıllık hedefler belirler ve bu hedeflere yönelik somut proje ve programlar yapar. Gündemli periyodik toplantılarla, proje ve programların gidişini yönlendir. Basın toplantıları ve açıklamalar ile kamuoyunu uyarır ve aydınlatır. Madde 4 : SORUMLULUK Her örgüt, kendi uzmanlık alanından hareketle, amaç doğrultusunda ve ortak sorunlar çerçevesinde çalışmalar yaparak hedef ve gündem önerilerinde bulunur, iletişim ve koordinasyon için bilimsel, örgütsel ve maddi katkıda bulunur.


Madde 5 : ÖRGÜTLENME Kurul, kurulu oluşturan örgütlerin, temsil yetkisi olan üyelerinden birer kişinin katılması ile oluşur. Toplantılarâ aynı kişilerin katılmasına özen gösterilir. · Kurul toplantıları sıra ile ve iki aylık periyotlarla istekli ve kurulca kabul edinilmiş meslek örgütlerinin mekanlarında yapılır. · Toplantılar, toplantının yapıldığı meslek örgütünün temsilcisi tarafından yönetilir. · İki aylık yönetim döneminde, yazılı toplantı gündeminin gönderilmesi başta olmak üzere, sekreterya hizmetleri dönem sorumlusu meslek kuruluşunca yerine getirilir. · Düzenli olarak tutulan, gündem, toplantı tutanakları ve kararlar bir dosya halinde, dönem sonunda görevi üstlenen kuruluşa devredilir. Madde 6 : GÜNDEM VE KARAR ALMA Her kuruluş gündem önerme hakkına sahiptir. Gündemin kesinleşmesi, önceliklerin belirlenmesi ve karar alınmasında oybirliği esastır. Madde 7 : GİDERLER Kurulun giderleri, kurulu oluşturan örgütlerin açıkladıkları paylardan oluşur. Bu ilke yıllık katılım ve ortak çalışmalar için de geçerlidir. Madde 8 : PROTOKOLÜN DEĞİŞTİRİLMESİ Gelişen koşullar ve değişen ihtiyaçlar karşısında protokol oybirliği ile değiştirilebilir. Madde 9 : YÜRÜRLÜK · Bu protokol imzalandığı tarihte yürürlüğe girer. · Protokol süreklidir.: Herhangi bir örgütün Yönetim Kurulu aksi karar âlmadıkça ve resmen çekilmedigi sürece kurul üyeliği devam eder. · TMMOB Gemi İnşaat ve Gemi Makinaları Mühendisleri Odası. · İstanbul Diş Hekimleri Odası · TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi · İstanbul Eczacılar Odası · TMMOB Fizik Mühendisleri Odası İstanbul Temsilciliği · TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi · TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi · TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi · TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Temsilciliği · TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi · TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyük kent Şubesi · TMMOB Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi · TMMOB Maden Mühendisleri Odası İstanbul Temsilciliği · TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası İstanbul Temsilciliği · İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası · TMMOB Şehir Planlama Plancıları Odası İstanbul Şubesi · İstanbul Tabip Odası · İstanbul Veteriner Hekimleri Odası · TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Marmara Bölge şubesi BASIN AÇIKLAMASI ABD ve Batılı müttefikleri, Ortadoğu'da barışı değil, sömürüsünü devam ettirebilmek için sürekli savaş


hali yaratma politikasını adım adım geliştirmektedir. Kuzey Irak' da insanları göçe, açlığa, ölüme mahkum eden SADDAM, kana bulanan Ortadoğu'nun baş figüranlarından sadece biridir. ABD ve müttefikleri barış istemiyor, demokrasi istemiyor. Çünkü barış ve demokrasi sömürünün önündeki en büyük engeldir. Tarihleri boyunca yaptıkları gibi, "İnsan hakları, barış ve demokrasi" yanlışı görünüp, halkları ve ulusları birbirine düşürerek, kırdırarak, sömürü ve egemenliklerini sürdürmek, kendi halklarının barış ve demokrasi taleplerinin bedelini geri kalmış ülkelere yüklemek için Ortadoğu'yu kana bulamaktadırlar. Bizler baş aktörlerle figüranların kanlı oyunlarını bozmak için ABD ve Batık ülkelerin halklarının yardımını istiyoruz. İkiyüzlü politikaların değil, halkların dayanışmasına güvenmenin ve dayanmanın Ortadoğu'da barışı ve demokrasiyi yaratacağına inanıyoruz. Bu bağlamda, Kuzey Irak'tan göç ederek sınırlarımıza yayılan, açlık, hastalık ve ölümle karşı karşıya bulunan yüz binlerce insanla dayanışmada bulunmak üzere üyelerimizin ve halkın katılımına açık yardım kampanyası açmış bulunuyoruz. haç ve sağlık malzemesi yardımları İstanbul Tabip Odası'nın yiyecek, giyecek ve para yardımları tüm odalarımız şubelerine bırakılabilir. Sığınmacılara sağlık hizmeti vermek için bölgeye gitmek isteyen gönüllü hekimler İstanbul Tabip Odası'na başvurabilir. İstanbul Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu (11.4.1991)

BASIN AÇIKLAMASI 141, 142 ve 163. maddelerin değiştirilerek ülkemizde demokratikleşme konusunda ileri adımların atıldığının iddia edildiği günlerde, dünyanın her tarafında kutlanır 1 Mayıs işçi bayramının ülkemizde korku yaratılarak kurtarılmasının engellenmeye çalışılması demokrasinin ne dereceye kadar işlediğini göstermektedir. 1990 yılında da yaratılan aynı korku havası içinde bir çok kişi yaralanmış, tutuklanmış ve hayatını kaybetmişti. Hiç kimsenin arzu etmediği bu olayları bir daha yaşamamak için tüm siyasi partileri 1 Mayıs'ın İşçi Bayramı olarak yasallaşması için sorumlu ve duyarlı olmaya çağırıyoruz. TMMOB İstanbul h Koordinasyon Kurulu · İstanbul Tabip Odası·İstanbul Diş Hekimleri Odası · İstanbul Veteriner Hekimleri Odası · İstanbul Eczacı Odası · İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (30.4.1991 )


RE' SEN TAKDİR İŞLEMLERİ VE CEZA İI,İŞKİSİ Veysi SEVİĞ İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi Vergi Usul Yasası'nın 30. maddesinde hangi hallerde re' sen takdir yoluna başvurulabileceği hususu hükme bağlanmıştır. Yasal düzenleme gereği olarak "Re' sen Vergi Tarihi", vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya yasal ölçülere dayanılarak saptanmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah ve matrah kısmı üzerinden vergi salınmasıdır. Aşağıda belirtilen hallerden herhangi birinin bulunması durumunda, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya yasal ölçülere dayanılarak saptanmasının mümkün olmadığı kabul edilir. · Vergi beyannamesi, yasal sürenin sonundan başlayarak 15 gün geçtiği halde verilmemiş olması, · Vergi beyannamesi yasal ve ek süreler içinde verilmekle beraber, beyannamede vergi matrahına ilişkin bilgilerin eksik gösterilmesi veya hiç gösterilmemesi, · Vergi Usul Yasasına göre tutulması zorunlu olan defterlerin hepsi veya bir kısmı tutulmamış veya onaylanmamış olursa veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir nedenle ibraz edilmemesi, · Defter kayıtlan ve bunlarla ilgili belgeler, vergi matrahının doğru ve kesin olarak saptanmasına olanak vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla sağlıklı bulunmaması, · Tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunması, · Götürü gider usulüne göre vergilendirilen zirai kazanç sahiplerinin safi zirai kazançlarının belirlenmesinde dikkate alınan gerçek giderlere ait belgelerin ibraz edilememesi, halleri resen takdiri gerekli kılmaktadır. Yukarıdaki hallerin varlığı nedeniyle matrah belirlenmek üzere takdir komisyonlarına sevk edilen dosyalara ait gerekli takdir işleminin yapılabilmesi için yükümlülere 15 günden az olmamak üzere bir süre verilerek vergi matrahına ilişkin bilgileri vermeye ve yasal defterlerin takdir komisyonuna ibrazı istenir. Bu istek üzerine yükümlü gerekli bilgileri vermek ve yasal defterlerini ilgili takdir komisyonuna ibraz etmek zorundadır. İstenilen bilgilerin verilmesi, yasal defterlerin ibraz edilmesi ve defterlerin usulüne uygun olması koşuluyla, takdir komisyonları tarafından takdir olunacak matrah defter ve belge üzerindeki bilgilere göre belirlenecek miktarı aşamaz. Uygulamada çeşitli nedenlerle idarece takdir işlemlerine sıkça başvurulmaktadır. Takdir işlemlerinin gerçekleştirilmesi sırasında takdir komisyonları çeşitli yöntemlere başvurmak suretiyle elde ettikleri bulgu ve bilgilere göre matrah takdirini yaparlar. Ancak re' sen takdir yoluyla belirlenen matrahın, gerçeğe en uygun biçim- de saptanmış olması gerekir. Çünkü Vergi Usul Yasası'nın 31/8. maddesinde, takdir komisyonu kararlarında, takdire ait dayanakların kararda gösterilmesi gerektiği hususu ayrıca belirlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu hükümde takdir komisyonu kararlarında "takdirin müstenidatı ve takdir hakkında izahat" bulunması gerektiği hususu açıkça belirtildiğinden, takdir komisyonları matrah belirleme aşamasında, tarhı gerektiren vergiye ait matrahı gerçeğe en uygun biçimde belirlemek için gerekli araştırmayı yapmak zorundadırlar. Yükümlülerin kişiliklerine bakılarak matrah takdiri yapılamaz. Vergi beyannamesinin verilmemesi nedeniyle takdir komisyonu tarafından takdir işlemi yapılırken söz konusu dönemde vergiyi doğuran bir olay olmadıkça, yükümlü ifadesinin dikkate alınması, defter ve kayıtların yasal düzenlemeye uygun olması koşuluyla, defter kayıtlarına itibar edilerek gerekli takdir işleminin yapılması gerekir.


Beyanname verilmemesi hali Vergi Usul Yasası'nın 30. maddesi hükmü gereği olarak re' sen takdiri zorunlu kılmasına karşı, re' sen takdir nedeninin var olması başka, takdir edilecek bir matrahın bulunup bulunmaması başka olan hukuki durumlardır. Bir başka anlatımla re' sen tarh sebebinin bulunması halinde takdir edilecek bir matrahın da mutlak surette varlığını kabul etmek mümkün olmayabilir (Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 1.12.1989 gün ve E.No: 1989/29, K. No: 1989/ 120 gerekçesi). Re' sen takdir konusu olabilecek davranışlar karşısında takdir komisyonları, gerekli incelemeleri yapmadan, çevre koşullarını dikkate alarak matrah takdirini gerçekleştiremez. Takdir komisyonu kararında gösterilen gerekçenin, matrahını saptanması ve oluşumunu kanıtlayıcı ve inandırıcı nitelikte olması gerekir (Danıştay 4. Dairesi, 25.6.1985 E. No: 1985/638 K. No: 1985/ 1872). Takdiri gerekli kılan haller ile matrah belirleme işlemleri yukarıda da belirtildiği gibi farklı hukuki durumlardır. Bu iki unsur birbirlerinin sebebi veya sonucu değildir. Örneğin herhangi bir yükümlü herhangi bir nedenle dönem beyannamesini vermemiş olabilir. Bu eylem re' sen tarh işlemine başvurma nedenini oluşturur. Durum takdir komisyonuna veya inceleme elemanına intikal ettirilir. Komisyon veya inceleme elemanı gerekli incelemeleri yapmakla yükümlüdürler. Bu incelemeler sonucunda takdir edilecek bir matrahın bulunmadığına karar verilebilir. Bu takdirde yükümlü hakkında yapılacak bir işlem yoktur. Buna karşılık, takdir komisyonunca veya inceleme elemanınca yapılan inceleme sonucunda takdir edilecek bir matrah bulunabilirse, bunun nedeni ve inandırıcı açıklamaları da yapılmak suretiyle belirtilir. Böylece vergi yükümlüsü de hangi nedenle re' sen tarh ile muhatap tutulduğunu bilmiş ve anlamış olur. Vergi Usul Yasası'nın 31 /8. maddesinin amacı da budur. Takdir komisyonları Vergi Usul Yasası'nın 72. maddesinde yer alan düzenleme gereği olarak illerde defterdarın, ilçelerde malmüdürünün, bağımsız vergi dairesi olan ilçelerde ilgili vergi dairesi müdürünün veya bulunanların belirleyeceği memurların başkanlığı altında ilgili vergi dairesinin yetkili iki memuru ile seçilmiş iki üyeden oluşmaktadır. Görüleceği üzere takdir komisyonlarının oluşumunda idare egemendir. Ancak, takdir komisyonu toplantılarına yükümlünün sanat veya mesleki faaliyet bakımından bağlı veya ilgili olduğu teşekküllerden seçilmiş üyelerin katılması zorundur (Danıştay 4. Daire 27.2.1980, E. No: 1979/2644 K. No: 1980/588). örneğin avukatlık hizmeti ile ilgili olarak yapılacak takdir komisyonu toplantılarına Baro tarafından seçilmiş bir üyenin katılması gerekin, Mesleki bir teşekkülü bulunmayan yükümlüler ile ilgili olarak yapılacak takdir komisyonu toplantılarına ticaret odasınca seçilmiş üyenin katılması mümkündür. Takdir komisyonunun inceleme yetkisi vardır. Bu nedenle yükümlüden bilgi ve belge isteyebilir. Takdir komisyonu' vergi yasalarında yazılı fiyat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir eder. Bu görevlerini yaparken takdir nedenleri bulunup bulunmadığını incelemez. Yalnız hatalı gördüğü işlemlerde, ilgili vergi dairesini yazı ile uyarmakla yükümlüdürler (Vergi Usul Yasası Madde: 74). Takdir komisyonları takdir işlemini gerçekleştirirken, mutlak suretle gerekli araştırmaları ve incelemeleri yapmak zorundadırlar. Takdir komisyonu hiç bir araştırma ve inceleme yapmaksızın ve gerekçe göstermeksizin, genel ifadelere dayanarak matrah takdir edemez (Danıştay 4. Daire, 20.2.1984 E.No: 1982/4284, K.No: 1984/631). Takdir komisyonları bazı hallerde, ekonomik delil olarak kabul edilen çevre faktörlerini, veya yaşantı düzeylerini dikkate alarak karar verebilmektedir. Ancak yargı kararlan bu tür takdir işlemlerini onaylamamaktadır. Dolayısıyla takdir komisyonu kararlarının mutlak olarak ciddi bulgulara dayanması gerekmektedir. Takdir komisyonları üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanıp, yine çoğunlukla karar verir. Örneğin komisyon üç üye ile toplanıp, çoğunlukla karar verebilir (Danıştay 4. Daire 12.4.1985 K.No: 1984/4435, K. No: 1985/ 1 162). Yükümlülerin evvelce beyan ettikleri bir matraha âlt takdir işlemlerinde, takdir olunan matrah yükümlüğünün beyanından düşük olamaz (Vergi Usul Yasası Madde: 76). Takdir komisyonları vergi inceleme raporlarıyla öğrenilen miktarın üzerinde matrah takdirine yetkilidirler. Ancak böyle bir takdir işlemi


yapabilmek için komisyonun bir inceleme ve araştırma sonucunda ilave matrah farkı tespit etmiş olması gereklidir (Danış- tay 4. Daire, 23.2.1982 E.No: 1981/575 K. No: 1982/223). Takdir komisyonu, takdir işlemini yaparken, vergi yasaları gerçeğe bağlı olma kuralına göre hareket etmek zorundadırlar. Takdir komisyonu, yükümlüden alacağı bilgilere göre takdir işlemini gerçekleştirebilir. Yasal defterlerini tutmayan yükümlünün banka hesaplarındaki bilgiler ve kendi beyan ve ifadeleri esas alınarak yapılacak re' sen tarhiyatta yasaya aykırılıktan bahsedilemez (Danıştay 4. Daire 6.4.1988 E.No: 1987/4509, K.No: 1988/ 1356). Görülüyor ki, re' sen tarha ilişkin koşulların gerçekleşmesi nedeniyle idareye verilen takdir etme yetkisi, idarece keyfi bir şekilde belirlenen bir tutarın dönem matrahı olarak takdir edileceği anlamına gelmemektedir. Re' sen takdir sırasında yükümlüler tarafından daha önce beyan edilmiş bir matrah varsa, burun üzerindeki bir tutarın dönem matrahı olarak belirlenmesi için beyan edilenden daha fazla bir gelir elde edildiğine dair elde edilen bulgu ve kanıtların idarece gösterilmesi gerekir. Bir önceki yılda bilanço esasına göre defter tutmayı gerektiren hadlere ulaşılmasına karşın işletme hesabı esasına göre defter tutulması re' sen takdiri gerektiren bir hukuki olaydır. Ancak böyle bir durum tutulan defter ve ibraz edilen belgeleri geçersiz kılmaz. Dolayısıyla takdir edilecek matrah eğer söz konusu defter ve bu defterdeki kayıtlar, kayıtlara dayanak teşkil eden belgeler usulüne uygun ise, defter üzerinden belirlenen matrah olacaktır. Bilanço esasına göre defter tutulması gerekli iken işletme hesabı esasına göre tutulan defter ve bu defterdeki kayıtlarla, onları dayandığı belgelerin vergi matrahının doğru ve kesin olarak belirlenmesine elverişsiz bulunduğu yolunda hiçbir saptama yapılmaksızın, salt bu defterin bilanço esasına göre tutulmamış olması, gereği matrahının doğru ve kesin olarak tespitini olanaksızlaştırmış sayılamaz (Danıştay 4. Dairesi'nin 13.10.1987 ve E.No: 1987/ 1424, K. No: 1987/2870 sayılı karan gerekçesinden). Re' sen takdir işlemlerinde matrah takdir edilirken somut verilere dayanılması zorunludur. Konu Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından değerlendirilmiş ve karara bağlanmış bulunmaktadır. Bu karar uyarınca "Takdir Komisyonları, Vergi Usul Yasası'nın 72. maddesi gereğince inceleme yetkisini haiz olduklarından, inceleme raporu düzenlenmeden takdire sevk edilen konularda somut verilere dayanarak matrah takdir etmeleri gerekir." (Danıştay Vergi Daireleri Genel Kurulu 1.12.1989 E. No: 1989/29, K.No: 1989/ 120) Re' sen takdir işlemi ile ortaya çıkan yeni matrahlar üzerinden yükümlülere vergi salınmakta, salınan vergilere kaçakçılık, ağır kusur ve kusur cezaları uygulanabilmektedir. Ancak Vergi Usul Yasası'nda özel bir düzenleme ile kaçakçılık cezasının uygulanabileceği gelir unsurları ayrıca belirlenmiş bulunmaktadır'. Vergi Usul Yasası'nın 344. maddesinin ? numaralı bendi hükmü gereği olarak beyan esasına dayanan yükümlülüklerde beyanname verme süresi ve ek süre geçtiği halde. ticari, zirai veya mesleki kazanç sahiplerinin kazançları ile ilgili faaliyetlerinin vergi dairesinin bilgisi dışında bırakılması hali kaçakçılık cezasının kesilmesini gerekli kılan bir davranıştır. Aynı maddenin 8 numaralı bendi uyarınca beyana dayalı vergilerde, yıllık olarak verilmesi gereken beyannamelerde toplamı 1.500.000, diğer beyannamelerde toplamı 300.000 lirayı aşan veya beyannamede yazılı vergi matrahının yüzde 10'unu geçen bir miktarda eksik beyannamesi hali kaçakçılık cezasının kesilmesine neden olmaktadır. Bankalar Kurulu bu miktarları arttırabilmektedir. 27 Aralık 1989 gün ve 89 / 14918 sayılı Bakanlar Kurulu Karan ile 1.5 milyon liralık ölçü 6 milyon liraya, 300 bin liralık kısım da 1.200.000 liraya çıkartılmıştır (30.12.1989 gün ve 20388 sayılı Resmi Gazete). Bu miktarlar vergi iadesi ile ilgili işlemlerde daha farklıdır. Bir vergi yükümlüsünün kas den vergi kaybına neden olucu bir durumunun belirlenmesi halinde de kaçakçılık cezasının kesilmesi söz konusu olabilmektedir. Bunun için yükümlünün kasten vergi kaybına neden olduğunun idarece kanıtlanması gerekmektedir. Kas di olarak vergi kaybına neden olucu bir davranışta bulunan kayba uğrattıkları vergi veya matraha ilişkin bir alt sınır söz konusu değildir. Kaçakçılık cezasının kesilebilmesi için kast unsurunun varlığı yeterlidir. Bilindiği üzere Vergi Usul Yasası'nın 344. maddesinde yer alan ve ilk altı bendin konusunu oluşturan fiiller aynı zamanda adli yargı organlarında karara bağlanması gereken suçlardadır. Bu suçların oluşmasında herhangi bir rakamsal sınırlama veya başlangıç noktası söz konusu değildir.


Diğer yönden aynı yasanın mükerrer 347. maddesinin 4 numaralı bendi hükmü uyarırıca beyanname verme süresi içerisinde veya ek sürede ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile sair irad kazançlarını vergi dairesinin bilgisi dışında bırakan yükümlülere agari kusur cezasının kesilmesi gerekmektedir. Vergi Usul Yasası'nın mükerrer 344. maddesinde yer alan düzenleme ile mükerrer 347. maddesinde yer alan düzenleme birlikte incelendiğinde;  Ticari  Zirai,  Mesleki kazançlarını vergi dairesinin bilgisi dışında bırakan yükümlülere kaçakçılık,  Ücret  Gayrimenkul sermaye iradı  Menkul sermaye iradı  Sair irad ve kazançlarını vergi dairesinin bilgisi dışında bırakanlara ise ağır kusur cezasını kesilmesi gerekmektedir. Yasal düzenleme gereği olarak ücret, gayrimenkul ve menkul sermaye iradı ile sair irad ve kazançlarının tamamını veya bir kısmını vergi dairesinin bilgisi dışında bırakan, yani beyan etmeyen yükümlülere bu davranışları nedeniyle kaçakçılık cezasının kesilmesine olanak bulunmamaktadır. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi Vergi Usul Yasası'nın mükerrer 347. maddesinin 4 numaralı bendinde, beyanname verme süresi ve ek süre geçtiği halde ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile sair irad ve kazançlarını vergi dairesinin bilgisi dışında bırakan yükümlülere ağır kusur cezasının kesilebileceği hususu hükme bağlanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla inceleme elemanları, söz konusu eksik beyanlar dolayısıyla kaçakçılık cezasının kesilmesini talep edemeyecekleri gibi, bu tür işlemler dolayısıyla kesilen kaçakçılık cezalan da yasal düzenlemeye aykırı bulunmaktadır. Ücret, gayrimenkul ve menkul sermaye iradları ile sair irad ve kazançların beyan dışı bırakılması veya bu tür gelirler için beyanname verilmesi gerekli iken verilmemiş ise bu takdirde yükümlüler adına ancak ağır kusur cezasının uygulanması gerekmektedir. Danıştay bu konuda görüşünü ayrı doğrultuda belirlemiş bulunmaktadır (Danıştay 3. Daire E. No: 1991 /67, K. No: 1991 /457). Uygulamada bir çok halde çeşitli duraksamalar nedeniyle yükümlüler ücret, gayrimenkul veya menkul sermaye iradları ile sair irad ve kazançlarını yıllık beyannameye dahil etmeyi veya beyanname vermeyi unutabilmektedirler. Böyle bir durumda kesilecek cezanın niteliği Vergi Usul Yasası'nın mükerrer 347. maddesinin 4 numaralı bendinde belirlenmiştir. İnceleme elemanlarının veya vergi idaresinin konuya doğru yaklaşmaması nedeniyle yükümlüler arasında ceza kesme açısından eşitsizlikler ortaya çıkmakta, hatta bu konular çoğunlukla yargı organlarına intikal edebilmektedir. Danıştay tarafından verilen örnek kararın idarece dikkate alınması bundan böyle ücret, gayrimenkul veya menkul sermaye iradı ile sair irad ve kazancını beyan dışı bırakan yükümlülere bu davranışlar dolayısıyla ağır kusur cezasının kesilmesi gerekmektedir. Diğer yönden herhangi bir nedenle beyannamenin matraha ilişkin bilgiler açısından eksik düzenlenmesi hali re' sen takdiri gerektiren bir davranıştır.


DİSİPLİN YÖNETMELİĞİ ÜZERİNE Ünal GENÇAY I.S.M.M.M.O. Disiplin Kurulu Bşk.

13.6.1989 tarih ve 20194 sayılı Resmi Gazetede yayını ile yürürlüğe giren yasamız, 22.6.1990 tarih ve 20556 sayılı Resmi Gazetede "Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci-Mali Müşavirlik Kanunu Disiplin Yönetmeliği"' ile mesleğin disiplin altına alınmasında atılan önemli bir adım olmuştur. Tabiatıyla 3568 sayılı Yasa ve sonradan yayınlanan yönetmelikler de istenileni vermemiştir. Dolayısıyla Odalar Birliğimizi belirlediği doğrultuda yönetmelik değişiklikleriyle ilgili komisyonlar oluşturulmuş ve çalışmaların yapılması, raporların hazırlanması ivedilikle öne alınmıştır. Disiplin Yönetmeliği değişikliklerinin yapılması ve çalışmaların sürdürülmesi Serbest Muhasebeciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalar Birliği'nce oluşturulan komisyonlardan 5 Numaralı Komisyona verilmiş ve Komisyon ilk toplantısını Erdoğan GÖVEM' in başkanlığında İzmir'de yapmıştır. Bu komisyona bir çok ilimizin Odalarını temsil en katılan yürütme organında görevli meslektaşlarımla ben de 1,5 ay gibi bir süre birlikte çalışmalar yaptım. İstanbul, İzmir, Bursa, Manisa önde olmak üzere, Çanakkale, Burdur, Karaman, Ankara, Kütahya, Salihli odaları temsilcileri etkin çalışmalar yapmışlardır. Daha sonra Bursa ve Ankara'da yapılan çalışmalar sonunda Disiplin Yönetmeliği'nin tamamı gözden geçirilmiş, gerekli değişiklik ve eklentiler benimsenen şekli ile getirilmiştir. Yapılacak olan ilk Olağanüstü Genel Kurulda görüşlerinize sunulacaktır. Kıymetli meslektaşlarım, yukarıda belirttiğim Yönetmelik değişiklikleri ile ilgili çalışmalar yürütülürken, Yasanın öngördüğü ilçe temsilciler ataması çalışmaları da Odamız tarafından tamamlanmış ve bölgelerde temsilciler çalışmalara başlamışlardır. Sizlere, disiplin yönetmelikleriyle bağlantısı olması dolayısıyla Temsilcilerinin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesiyle temsilliklerin görev ve sorumlulukların sıralamak istiyorum. Temsilcilerin Görev ve Sorumlulukları: 1. Temsilciler Oda Yönetim Kurulunun almış olduğu kararlan üyelere iletir, görüş ve önerileri alır; 2. Meslek mensupları arasındaki haksız rekabeti önlemeye çalışır, meslektaşlar arasında dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlar; 3. Meslek mensuplarını sorunlarını yönetim kuruluna iletir, çözüm önerilerinde bulunur; 4. Meslek mensupların faaliyetlerinde yasa yönetmelik meslek ahlakı ve kurallarına uygun hareketini sağlar; 5. Üyelerin Oda faaliyetlerine katkıda bulunmasına çalışır; 6. Meslek mensuplarından çalışanlar kütüğüne kayıtlı üyeleri belirli aralıklarla kanun yönetmelik ve tebliğlerle açıklanan hususlara uyup uymadığı hususunda Oda yönetim kurulu adına denetim yapar, sonuçları üyeye ve Oda yönetim kuruluna bildirir; 7. Disiplin soruşturması ile ilgili Oda yönetim kurulunca bildirilen meslek mensubu hakkında ön araştırma yapar, Oda yönetim kurulu ve disiplin kuruluna gerekli bilgi ve dokümanlar sağlar; 8. Yetki sınırları içinde muhasebe mesleğinin gelişmesi açısından gerekli her türlü eğitim çalışmaları ve diğer sosyal faaliyetlerin hazırlanması ve gerçekleştirilmesinde yönetim kuruluna yardımcı faaliyetleri gerçekleştirir; 9. Haksız ünvan kullananlar ve mesleği belgesiz yapanlarla ilgili etkin mücadeleye Oda yönetim kurulu veya komisyonların çalışmalarına yardımcı olur; 10. Temsilciler Oda tarafından kendilerine verilen matbu evrak ve temsilcilik mührünü kullanırlar; 11. Oda yönetim kurulunca o ilçede Odaya ait bir hizmet birimi tesis edilmedikçe temsilci hizmetleri kendi bürosunda idare eder ve temsilci adresi olarak bürosunu kabul eder; 12. Temsilciler görev yaparken kamu veya özel kişi ve kuruluşlara karşı yaptıkları her türlü yasa dışı hareketten şahsen sorumludurlar; 13. Görevi esnasında su istimal yapan, Oda aleyhine çalışan, mesleği ve meslektaşı rencide edici davranışlarda bulunan temsilcinin görevine Oda yönetim kurulunca son verilir ve gerekli


cezai muamele için disiplin kuruluna sevk edilir. Görüleceği üzere üzerinize düşen görev ve sorumlulukları yapmak ve bunların sorumluluğunu taşımak zorundayız. Yıllarca büyük uğraşı ve özverilerde bulunarak çıkarmaya çalıştığımız yasamız artık çıkmıştır. Yasanın eksikliklerini tamamlamak, uymayanlarla mücadele etmek zamanı geliniştir. Disiplin kurulu olarak, sizlerle beraber meslek için, haktan yana, yasanın uygulanmasında gereken her türlü özveriyi vermeye hazırız. Mesleğin vakarına yakışır şekilde hep birlikte yasayı uygulamaya çalışalım. Mesleğimize sahip çıkalım. Ona zarar verecek olan her şeyle, herkesle mücadele edelim. Biz tüm meslektaşlarımızla el ele bu mücadeleye hazırız. Bundan sonraki yazılarımızda Disiplin Kurulunun hiyerarşik konumdaki yerini ve görevlerini açıklamaya çalışacağız.


İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİR ODASI PANELİ: 3568 SAYILI MESLEK YASASININ UYGULAMADAKİ YERİ Bülent SOYLAN Yeminli Mali Müşavir Pazar şartlarını geçerli olduğu bir ekonomi esas alındığında, bir devletin harcamalarını finanse etmesinin sağlıklı yolu vergi toplamaktır. Eğer bu devlet, üstelik bir de kalkınma gayreti içindeyse, bunu başarmadaki dayanağı, bu kez, "kalkınmayı da finanse edebilecek kadar çok" vergiyi toplayabilmektir. Vergi toplamadan yapılan harcamaların karşılığı enflasyondur. şüphesiz kamu harcamaları ile vergi hasılatı arasında her zaman birebir ilişki kurulması gerekmez. Kamu harcamalarını, vergi toplamadan karşılamada belli toleranslar ve bazı arızi finansman imkanları vardır; Bu iç borçlanmadır, dış borçlanmadır, yardımdır, devlet tekellerinde fiyatları arttırmak memur ücretlerini ve kamu giderlerini baskı altında tutmaktır vb. Ama bütün bunlar, uzun vadeli ve sağlıklı kaynaklar değildir. Bunlarda arıziliğin ve belli bir toleransın üzerine çıkıldığı anda, enflasyon ve sosyal huzursuzluk devleti tehdit etmeye başlar. Nitekim bugün böyle bir tablo ile karşı karşıya gelinmiştir. Biz durumu böyle değerlendirirken acaba Türkiye'de durum nasıldır, bu konudaki resmi görüşler nelerdir? Resmi bakış açısını, dilerseniz, bu konunun nabzını tutmak durumunda bulunan Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın 3568 sayılı yasa tasarısını hazırlarken ileri sürdüğü ve bugün de önemini koruyan gerekçelerinden izleyelim: Gerekçede "... vergi denetimi konusundaki ağır yükü hafifletme Türk vergi sisteminin yozlaşmasına mani olmak, vergicilik ve işletmecilik sahasında güven ve ahlak unsurunun gelişmesini temin edebilmek vergi kanunlarının uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkları en az düzeye indirebilmek için ihtiyaç duyulduğu söylenmekte "... devlet kadrolarda görevli vergi inceleme elamanı sayısıyla, milyonları aşan vergi beyannamelerinin etkili bir denetimden geçirilmesine imkan yoktur... " denilerek tasarının yasalaşması o tarihlerde "zaruri" görülmektedir. Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlik mesleği, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de Maliye Bakanlığı, gerekçesi yönündeki görüş ve kararı ile, bundan on altı ay kadar önce yasalaşmıştır. O halde, tasan sahibi olan Maliye ve Gümrük Bakanlığı. tarafından tespit edildiği ve tasarıdan yukarıya aynen aktardığımız ifadelerde yer aldığı gibi; I- Türk vergi sisteminin yozlaşması sürmekte, 2- Vergi denetiminin ağır yükü devletteki denetmen kadroları tarafından kaldırılmakta 3- Sayılan milyonları aşan vergi beyannameleri etkin bir denetimden geçmemekte, 4- İşletmecilik sahasında güven ve ahlak unsurlarının gelişmesi temin edilememekte 5- Vergi kanunlarının uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar azaltılamamaktadır. Şimdi, bütün bunları ışığında, 3568 sayılı meslek yasamızın uygulamadaki yerini söylemek gerekirse; Türkiye'de de iyi bir vergileme ihtiyacı vardır. Vergi idaresi bu ihtiyacı tek başına karşılayamamaktadır. 3568 sayılı yasa, bu duruma, en azından vergiciliği sağlam bir zemine oturtabilmek için müdahale etmek üzere çıkarılmıştır. Aksi halde iş kötüye gitmektedir.


Diğer taraftan, Devletin almak istediği, ya da alması gerektiğini ileri sürdüğü vergi, belli bir hesabın, bir muhasebe işlemleri dizisinin sonucudur. Kimse, verginin bir bağış gibi verileceği ya da istenebileceğini kabul edemeyeceğine göre, kazanç ve bunun vergisi konusunda, işletme sahibi ile devletin, karşılıklı mutabık kalacakları bir hesabın çıkarılması, .hesabın kağıda dökülmesi lazımdır. Karda dökülen bu hesap, bir işletmenin muhasebesidir. Bununla şuraya geliyoruz; verginin gündeme gelmesi, ödenecek verginin hesap edilmesine imkan verecek olan muhasebeciliğin ve bu hesaplamaların mevzuata göre yorumlayacak olan mali müşavirliğin gündeme gelmesi demektir. Meslek yasanın Türk ekonomisi, maliyesi, ya da kısaca devlet hayatı yönünden ne kadar gerekli ve gündemde olduğunu kabul ettikten sonra, sıra bu yasanın işletilmesine geliyor. Yani, meslektaşların, kamu kurumlarının ve firmaların bu kanunda yazılı olduğu şekilde, kanun koyucunun istediği düzende çalışmalarına. Olaya şimdi bir de o yönüyle bakalım: İYİ ÜCRET İYİ HİZMET Bir ekonomide iyi maliye fiyat ilişkisi ne ise, iyi hizmet iyi ücret ilişkisi de aynıdır. Bunlar bir tabloya dökülecek, ya da grafikleri çıkarılacak olursa açıkça görülür ki, ücret yükseldikçe hizmet kalitesi de yükselir; hizmet kalitesi düşerse ücret de düşer. Bizde "ucuz etin yahnisi yavan olur" derler. İngilizler de "ucuz ayakkabı alacak kadar zengin değilim" derlermiş. Serbest ekonomilerde iş piyasa şartlarına döküldü mü, kimin neyi kaça alacağı, kimin ne kadar ucuzu tercih edeceği aslında kimseyi ilgilendirmez. Çünkü insanların kendi çıkarını gözetebilen yaradılışta, yani "homo economicus" olduğu düşünülür. Ancak bazı alışverişler vardır ki, piyasa koşullarına bırakılmaları halinde arz ile talebin kesişme noktalan, yukarıda sözünü ettiğimiz tablolarda bayağı alt düzeylerde kalır. istenmeyen bir denge kurulur. Oysa diğer taraftan toplumda bazı düzey arayışları vardır. İster statükonun korunması, ister daha üst düzeylerdeki denge noktalarına ulaşmak için olsun, başta devlet olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlar bu serbest piyasa dengelerine karışarak onların, kendi istedikleri noktalarda oluşmasına gayret ederler. Buna çeşitli örnekler verelim: Devlet, tütün üreticisini, fındık üreticisini piyasadaki tüccar ile karşı karşıya bırakırsa, ve bazı dönemlerde üreticilerin pazarlık gücü zayıfsa, her kalitede mala verilen fiyat tablosu, beklenenin çok altında oluşarak üreticiyi ezer. Devlet vatandaşının yaşam düzeyini korumak, üretimin devamlılığını sağlamakla yükümlü olduğundan buna izin veremez ve piyasaya karışır "taban fiyatı budur, ben en azından bu fiyattan alacağım, kimseyi bu fiyatların. altında satışa razı olmaya mahkum edemem" der ve dengeler derhal yükselir. Aynı şey kimi mesleklerin oda, birlik gibi kuruluşlarınca da yapılır. Meslek standardının belli bir noktadan aşağıda oluşmasına rıza göstermeyen kuruluşlar, kendi mesleklerine ve meslek mensuplarına hangi standardı uygun görüyorlarsa, o standardı oluşturacak koşulların empoze ederler. Böylece meslek üyelerin haklarını korurken mal ya da hizmet üretimini kalitesini de yukarı çekerler. Rekabetin sefalet ücretleri ve sefalet kalitesinden değil, medeni ücret ve medeni standartlardan itibaren başlamasına sağlarlar. Olay bugünlerde kendi dengelerini kurmaya gayret eden meslek mensuplarımız için de aynen geçerlidir. Aslında, çok büyük bir kamu yaran bulunmasına rağmen 3568 sayılı kanun çıkana kadar yapılamayan müdahale sonucu, bu meslek; Devletin belli bir hizmet standardı aramaması nedeniyle tamamen serbest piyasa koşullarına terkedilmişti ve iyi hizmet ile kötü hizmet arasında fark kalmamış, iyi ve ciddi hizmetin değeri bilinmez olmuş, defter yazımından beyanname düzenlenmesine, vergi danışmanlığına kadar her şey her fiyattan ve standarttan işlem görür olmuştu. Bunun bir yerde sona erdirilmesi şarttı. Çünkü vergi toplamaktan sermaye piyasasında kimin ne olduğunu anlayabilmeye kadar bir çok işin yapılması ve bunun mutlaka belli bir düzeyde yapılması gerekliydi. İşte hizmet piyasamızın yeni ve büyük alıcısı Devlet, bunun için araya girdi. Girer girmez de şartları oluşturacak iki faktörü tayin etti: 1. İstediği hizmetin standardını belirledi,


2. Bu standardın sağlanabilmesi için taban ücret tayin etti. Böylece eski haliyle vergi cennetinde oluşan "kötü meslek sefil ücret" noktasında oluşmuş denge "modern meslek medeni ücret" noktasında oluşturulmak istendi. Sonra bir yanlış yapıldı ve "piyasa bunu kaldıramaz" diye taban ücretleri düşürüldü. Ve böylece yeni dengeyi oluşturacak iki faktör: istenen kalite ile bunun karşılığını teşkil eden ücret ikilisinden biri zaafa uğratılarak, artık bir üst noktada dengeyi sağlama şansı azaltıldı. Halbuki, eski kayıt düzeninden farklı bir yere gelmek gerektiğinde eskisinden farklı bir ücret ödemekten başka yol var mıydı? Yine baştaki örneğe dönelim, devletin verdiği taban fiyatla tutturulan dengede sonradan bu taban fiyatı düşürülürse üreticinin korunabilmesi, ürün kalitesinin muhafaza edilebilmesine imkan var mıdır? Böylece şimdi uygulanmakta olan asgari tarifeyle öyle bir yere gelindi ki, fiyatlar serbest, yani piyasanın insafına bırakılırken, mesleki standardın tanımı aynı kaldı. Yani denge bozuldu. Şimdi iki ihtimal var: Ya düşük ücret hakim olup meslek standardını kendi düzeyine düşürecek; ya da meslek standardından taviz verilmeyip düşük ücretler onun gerektirdiği seviyeye çekilecek. Bu bizce mesleğin uygulanıp uygulanamayacağını belirleyebilecek maddi ve en temel koşuldur. . YABANCI ŞİRKETLER İkinci sorun, 'Türkiye piyasasında kök salmış yabancı denetim şirketleridir. Ne yazık ki, büyük sermayenin de onlar yönündeki tercihiyle, bağımsız dış denetim işleri daha çok yabancı kuruluşlara yanıltmakta, bizim meslektaşlarımız devre dışı kalmaktadırlar. Meslek yasamızın yıllarca ihmal edilmiş olması dolayısıyla bugün yaşamak zorunda bırakıldığımız ticari zaaf, sanki Türk meslektaşların beceri zaafıymış gibi karşımıza çıkmaktadır. Yabancı denetim şirketlerinin yaptığı "odit, bizim muhasebeci meslektaşlarımızın işidir. Bir şirketin muhasebe kayıtlarının kontrol edilmesinde bizim muhasebecilerimizin yapamayacağı bir şey yoktur. Hem bu nasıl bir şeydir ki, defterler yazılırken hep bizim muhasebecilerimiz yazar, mali bilançolarının altına imzasını atar da, onların kontroluna gelince yapamaz? Bizce sorun, bizim büyük sermayemizin 3568 sayılı kanunun çıkmasına rağmen, kendisini buna hazırlıklı hissetmemesidir. Kendi tercihlerine göre haklıdır da. Kimse kendi rızasıyla sıkı denetim altına girmek istemez. Siz eğer büyük şirketlerimizi, 3568 sayılı kanunun "imzaladığı her şeyden firma kadar sorumlu tuttuğu" yeminli mali müşavirlerine denetletmek yerine, kendi tercihlerine bırakırsanız, onlar da gider, Türk mali mercilerine karşı hiç bir yasal sorumluluğu olmayan denetim ticarethanelerinin denetiminden geçerler. Bu yarılış onların yanlışı değildir. Bu yanlış, o ticari raporlarla yetinip, 3568 sayılı kanunun gereklerini yerine getirmeyenlerin yanlışıdır. Yani; · devletin vergi yükü, KDV yolu ile küçük esnaf ve sade vatandaşın üzerine yıkılırken, büyük şirketlerin vergi vermesini onların kendi ihtiyarlarına bırakılan... · borsaya kimin kaç paradan hisse arz edeceğine bakmadan, sağlam çürük ayırt etmeden; kimsenin gidişini izlemeden halka borsa kuman oynatanların yanlışıdır. SONUÇ OLARAK Yukarıda belirttiğimiz ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı tarafından dile getirilen ihtiyaçlar, bu on altı ayda ortadan kalkmadığına göre, · Vergi denetiminin ağır yükü devletteki denetmen kadroları tarafından kaldırılamamakta, · Sayılan milyonları aşan vergi beyannameleri etkin bir denetimden geçmemekte,


· İşletmecilik sahasında güven ve ahlak unsurlarının gelişmesi temin edilememekte, olan bu ekonomide, kamu otoriteleri, yukarıda sayıların yabancı denetim şirketlerinin, düzenleyenine hiçbir mali sorumluluk yüklemeyen raporlarıyla çözümleneceğine mi inanmaktadırlar? Bizce 3568'in uygulamadaki yeri de, sorunu da buradadır.


DÖNEMSONU MUHASEBE KAYITLARI

Prof. Dr. Mehmet YAZICI M.Ü. İ.İ.B.F. Öğretim Üyesi "Dönem sonu muhasebe Kayıtları" başlığı ile sunulan bu yazıda , hesap dönemi sonlarında, kurum ve işletmelerin muhasebe defterlerine ve özellikle Yevmiye defterine düşülmesi gereken kayıtların başlıcalarından söz edilecektir. Bu kayıtlar, kurum ve işletmelerin kendilerine özgü hesap planlarında yer alan, ana, ara ve ayrıntı hesaplar kullanılarak kolayca yapılır. Belirli bir muhasebe tümlemine dayalı hesap çerçevesine uygun olarak yapılan bir hesap planı ile tüm muhasebe kayıtları ve özellikle dönem sonu muhasebe defter kayıtları açık, seçik ve kolay olur. Çünkü, muhasebe defterlerine ve özellikle yevmiye defterine yapılan dönem sonu kayıtları, yani envanter ve kapanış kayıtlan ayrı bir özellik taşır. Her hesap dönemi, yani yılda bir kez yapılan dönem sonu kayıtlarıyla ilgili bilgilerin, her hesap dönemi sonuna doğru, yeniden gözden geçirilmesinde ve yenilenmesinde yarar vardır. Bu açıklamalara göre, burada, ilkin hesap dönemi ve hesap planı kâvramları kısaca tanımlanacak, sonra dönem sonu muhasebe kayıtları başlığı altında, dönem ayırımı, değer düzeltimi ve kapanış kayıtlarının başlıcaları anlatılacaktır. 2. HESAP DÖNEMİ Hesap dönemi kavramı, işlem muhasebesinin, kişilik, süreklilik, dönemsellik, türdeşlik ve belgesellik ilkelerinden, dönemsellik ilkesine dayanır. Dönemsellik ilkesi, süreklilik ilkesini zedelememek ve yalnız işletmeyle ilgili olmak üzere, her kurumun her hesap dönemi başında yeniden kuruldu ve o hesap dönemi sonunda tasfiye edildiği kanısıdır. Bu ilke, süreklilik ilkesini zedelemez, tam tersine onunla bağdaşır. Çünkü kuruluş ve tasfiye varsayımı kurumun yalnız işletme faaliyetiyle sınırlıdır; tümünü kapsamaz. Bu nedenle, hesap dönemlerinin başında ve sonunda kurum varlığının tümü yeniden değerlemez. Yanlız işletme faaliyeti ile yani masraf ve hasılatla ilgili bölümleri değerlenir. O hesap dönemine ait masraflarla, o hesap dönemine ait hasılat belirlenir. Hesap dönemi, bir kurum ve işletmesinin ardarda iki envanter günü ya da anı arasında geçen zaman dilimi ya da süredir. Her kurum, her hesap dönemi ya da iş yılı sonunda envanter yapmak ve bilanço düzenlemek zorundadır. Hesap dönemi ya da iş yılının süresi bir takvim yılını yani 12 ayı geçmemelidir. Hesap dönemi, başlangıç diye belirlenen günün ilk saniyesinden, dönem sonu diye belirlenen günün son saniyesine kadar geçen süredir. Hesap döneminin son günün son anındaki duruma


göre envanter yapılır ve bilanço çıkartılır. Buna göre, envanter ve bilanço anı demek yerinde olur. Bu andaki durumu saptamak için yasa, kural, örf ve görenekler genellikle üç ayı aşmayan süreler belirler. Envanter ve bilanço günü ile iş yılı Türk Ticaret Kanunu'nun 72'nci maddesinde, şöyle belirlenmiştir: "Envanter defterine işletmenin açılış tarihinde ve müteakiben her iş yılı sonunda çıkarılan envanterler ve bilançolar kaydolunur. Envanter ve bilançonun taâlluk ettiği tarihe "Bilanço günü" denir. İŞ yılı, altı aydan az, on iki aydan çok olamaz. Kanunda aksine hüküm olmadıkça, iş yılı sonu için çıkarılacak envanter ve bilançolarının gelecek iş yılın ilk üç ayı içinde tamamlanmış olması lazımdır." Hesap dönemi, VUK' nun 174'üncü maddesinde şöyle' belirlenmiştir: "Defterler hesap dönemi itibariyle tutulur. Kayıtlar her hesap dönemi sonunda kapatılır ve ertesi dönem başında yeniden açılır. Hesap dönemi normal olarak takvim yılıdır. Şu kadar ki, takvim yılı dönemi, faaliyet ve muamelelerinin mahiyetine`uygun bulunmayanlar için bunların müracaatı üzerine Maliye Bakanlığı 12'şer aylık özel hesap dönemleri belli edebilir. Yeniden işe başlama veya işi bırakma hallerinde, hesap dönemi içinde bir yıldan eksik olan faaliyet süresi, hesap dönemi sayılır. Bu maddeye göre, özel hesap dönemi tayin edilenlerin ticari ve zirai kazançların hesap dönemlerinin kapandığı takvim yılının kazancı sayılır" Bilanço günü, VUK' nun 185'sinci maddesinde şöyle belirlenmiştir: "Envanter defterine işe başlama tarihinde ve müteakiben her hesap döneminin sonunda çıkarılan envanterler kaydolunur ve bu tarihte bilanço günü denir. " Muhasebenin doğal yasasına ve bu yasaya dayalı Ticaret ve Vergi yasalarına göre hesap dönemi sonlarında, muhasebe defterlerine, belirli bir Hesap Planına uygun olarak kayıtlar yapılır. 3. HESAP PLANI Hesap planı, belirli bir muhasebe tümlemine uygun hesap çerçevesine ya da genel hesap planına dayanarak,kurum ve işletmelerde tutulan ana, ara ve ayrıntı hesapları, amaca ve denetime uygun bir biçimde belirleyip tanımlayan, kesin olarak sınırlayan ve açıklayan, aynı iş olgularının sürekli ve duraksamadan aynı hesaplara, izlenmesini ne aynı hesaplarda izlenmesini sağlayan özel bir yönergedir: Hesap planı, mal oluş yerleri ile içi içe ya da birlikte, tüm muhasebe örgütünün temel dayanağıdır. Hesap planı, belirli bir muhasebe tümlemine uygun hesap çerçevesine dayanılarak yapılmalıdır. Böylece, hem belirli bir muhasebe tümlemine uyulmuş, işler kolaylaştırılmış; hem de ülke iktisadına uygunluk sağlanmış olur. Belirli bir tümleme uyulmadan herhangi bir kurum ya da işletmenin sıraladığı hesaplar, bir hesap planı değil, olsa olsa bir hesap listesi olur. Dış yapı bakımından nasıl olursa olsun, hesaplar nasıl sıralanırsa sıralansın, bir tümleme uyulmadan hesap planı oluşturulamaz. Muhasebe defter kayıtlarını ve özellikle dönem sonu muhasebe defter kayıtlarını yapabilmek için bir hesap planı gereklidir.


Her kuruma uyan bir hesap planı olamayacağına göre, burada, her kuruma ayrı ayrı uyan hesap planlarının yapımına uygun bir Hesap Çerçevesinin hesap sınıf ve kümelerinden gerekli hesapları oluşturma yoluna gidilmiştir. Bu amaçla, M. Yazıcı' nın önerdiği "Türk İşletmelerinin Tekdüzen Hesap Çerçevesi "THÇ" 1965-1990'ın, hesap sınıf ve kümelerini kapsayan 2 sayfalık bir teksir ekte sunulmuştur. Dönem sonu muhasebe defter kayıtlarının yapılmasında THÇ' nin tüm hesap sınıf ve kümelerinden gerekli olanlardan yararlanılır; ancak özellikle yararlanılan hesap kümeleri ve bu kümelerden oluşturulan birkaç ana hesap "defteri kebir hesabı" şöyle sıralanabilir: 18 Aktif Dönem ayırımları 180 Gelecek Dönem Masrafları 185 Gerçekleşen Hasılattan Alacaklar 19 Para ve Alacakların Değer düzeltimleri 191 Kasa Farkı Karşılıkları 192 Alacak Senetleri Değer düzeltim leri "Reeskont" 195 Şüpheli Alacak Karşılıkları 29 Mal ve Ürettiklerin Değer düzeltimleri 290 Değeri Düşmüş Mal Karşılıkları . 295 Değeri Düşmüş Ürettik Karşılıkları 39 Temel Yatırımların Değer düzeltimleri 390 Eskime payı Karşılıkları 48 Pasif Dönem ayırımları 480 Gerçekleşen Masraftan Borçlar 485 Gelecek Dönem Hasılatı 49 Borçların Değer düzeltimleri 490 Borç Senetlerinin Değer düzeltimleri "Prekont" 55-56 Yedek Akça Niteliğindeki Karşılıklar 550 Yeniden Değerleme Değer Artış Fonu Karşılıkları 99 ... Açılık Bilançosu, Kâr ve Zarar, Kapanış Bilançosu 997 Açılık Bilançosu 998 Kâr ve Zarar 999 Kapanış Bilançosu 4. DÖNEMSONU MUHASEBE DEFTER KAYITLARI 1:GİRİŞ Dönem sonu muhasebe defter kayıtları, muhasebe dışı envanter ve muhasebe içi envanter işlemleri ile belirlenen dönem ayırımı, değer düzeltimi gibi tutarların hesap planında yer alan ilgili hesaplara usulüne göre borç ve alacak olarak yazılmasını, hesapların kapatılmasını, dönem sonunda varlık ve sermaye denkleşimi ile o döneme düşen masraf, hasılat ve kazancın hesaplar üzerinde belirlenmesini kapsar. Muhasebe dışı envanter, bir kurumun belirli bir gündeki tüm varlık ve sermaye bölümlerinin, muhasebe kayıtları göz önünde bulundurmaksızın, ayrı ayrı sayılması, ölçülmesi, tartılması, değerlendirilmesi ve dökümlü bir çizelgede gösterilmesidir. Muhasebeci envanter, bir kurumun belirli bir andaki varlık ve sermaye bölümleri ile masraf ve hasılat bölümlerini muhasebe defterlerindeki hesaplar üzerinde tutar olarak belirlemedir.


Bu iki envanter arasındaki farklar, ilgili hesaplara borç ve alacak işlenir; başka bir deyişle, dönem sonu muhasebe defter kayıtlan ile giderilir. (Devam edecek)


GİRNE EĞİTİM SEMPOZYUMU Arslan Başer KAFAOĞLU Türkiye S.M.M.M. ve Y.M.M. Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Muhasebe Eğitim Sempozyumlarından XII ncisi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü tarafından düzenlendi ve Yavru Vatan adıyla ün alan Kuzey Kıbrıs Türk Federe Cumhuriyeti'nde yapıldı. Bu benim katıldığım ilk sempozyumdu. Bu bakımdan bazı değerlendirmeler yapma kararındayım. Kendime sorduğum ilk soru şuydu: Ben Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanlığından. ayrıldıktan sonra, ülkedeki mikro ekonomi ve muhasebe konusundaki çalışmalardan uzak kaldım Özellikle makro ekonomik çalışmalara ağırlık verdim Acaba bu son 25 yılda ülkede bu alanda eğitimin durumu neydi? Yanıtı hemen ilk gün aldım. Bugün ile o günler arasında dağlar kadar fark vardı. Muhasebe öğretim üyeleri Yalkın, Akdoğan, Büyük mirza, Gövemli o günlerin öğretim ve bilgi düzeyinin epeyce ilerisindeydiler. Bu olumlu yanıtla, iktisat ve işletmelerinin bu alanına kanım ısındı. Konuşmaları zevkle dinledim. Sonunda topluca bir konuşma yapma kararına vardım. Düzenleme Komitesi Başkanı Sayın Çakıcı' ya bana uzun ve ilk söz fırsatını vermesini iki gün önceden rica etim. Bana "ağabey" diye hitap etme zerafetini gösteren bu değerli bilim adamı, bu isteğimi kabul etti. Ancak son gün zaman o kadar kısalmıştı ki, ben bu iltimasa, ayrıcalığa teşekkürle birlikte, asıl konuşma metnini yazılı olarak vereceğini söyleyip, tek bir konuda yoğunlaştım. Şimdi Sempozyumda yapmayı tasarladığım konuşmanın; orada konuşmadığım kısmını buraya alıyorum Denetim Standartları konusunu ise ya gelecek dergide, ya da İzmir Odasının dergisine yazacağım. (Ama kürsüde yapacağım eleştiriyi kısaca burada aktaracağım.) -IHer şeyden önce acaba muhasebede standart olarak, Avrupa ülkelerin standartlarını benimsemek doğru mu? Burada belirtelim ki, Avrupa'ya "Business Management" fakülteleri, Amerika'dan ' çok sonra girmiştir. Amerikan muhasebe standartları, bütçelemeye ve bütçe' uygulamalarını hemen düzeltmeye elverişli "Standart Maliyet Muhasebesi" ni belkemiği olarak almıştır. Avrupa ve ülkemiz bu esası uygulamaz. Bu nedenle AT standartlarını uygulamada güçlüğümüz olmaz ama, "bu bize ne kazandırır?" diye düşünmekte de yarar vardır. Bence Türkiye ne Amerikan ve ne de AT standartlar mı değil, ülkenin yıllardır (17 yıl) yüzde 30'dan aşağıya düşmeyen enflasyon oranlarını göz önünde tutan bir muhasebe standartlarını aramalıdır. Bunun da ilk aracı muhasebelerden iki değil üç ya da dört yıllık karşılaştırmalı bilanço elde edilecek bir standart a gidilmesidir. Ayrıca enflasyonun getirdiği veriler, Amerikan standart maliyeti sistemleri gibi kolayca yönetime ışık tutacak bir sisteme gerek duyulmalıdır. Bu yapılmadıkça yıllık ya da iki yıl bir arada düzenlenen mali tablolarla bir yere gidemeyiz. -IIAma enflasyon muhasebesine gidilmeyecekse bu standartların AT benzerleri konularak yapılan standart düzenlemelerine geçeceksek bile bugünkü düzenlemelerde bazı şeylere daha dikkat edilmesinde yarar vardır. Şöyle ki; 1- Hangi Standart kabul edilirse edilsin, mutlaka bazı ölçülerin altında kalan işletmelerde, tutulması çok zor ve külfetli olan bu standartlar dayatılmamalıdır. (AT dördüncü yönergesinde de bu nokta göz önünde bulundurulmuştur.)


2- Muhasebe standartlarında AT yi geçtiğimiz iyimserliğinde direnilmemelidir. Bugün ciddi olarak uygulamaya konulan tek muhasebe standart ı, SPK standart ı, uygulamasında SPK aracı kuruluşlarına olsun denetim kuruluşlarına ciddi uyarılarda bulunmaktadır. Bu uyanlara bakınca Türkiye'nin standart uygulamaları hakkında iyimser yorumlar- da bulunamayız. 3- Dört numaralı yönergede en büyük tereddüdümüz aradan şunca yıl geçmesine karşın (1978'den bu yana 13 yıl) hiçbir ülkenin bu standart ‘ı tam olarak uygulamaya geçmemesidir. Hele muhasebenin ilk yurdu olan İtalya'nın, standartları uygulamada hâlâ duraksaması düşündürücüdür. Acaba AT bürokrasisinin direnişi kırılamıyor mu? 4- Muhasebe standartları komisyonu (Maliye' de çalışmalarının sonuna varmış komisyon) iyi bazı şeyler yapmış. Ama bence en iyi model SPK Standartları. Ancak Maliyedeki komisyonun çekler konusundaki düzenlemesini beğendim. Bu konuda (vadeli çekler konusunda) bir adım atılması isabetli. Ancak bunun ticaret, vergi, icra-iflas ve ceza hukukunda paralel biçimde yeniden düzenlemelerle çözümlemeye kavuşacağı kesin. 5- Bize göre ne AT ve ne de bizim standart çalışmalarında KDV ile ilgili konular gereğince ele alınmış değil. Muhasebe standartları komisyonu, çalışmalarının sonunda buna da bir güz atmalıdır. 6- Bizce kıdem tazminatları ana hesaplarda yer almamalıdır. Bu konuya Tranzituar hesaplarda ya da dipnotlarda yer verilmelidir. 7- Bütün düzenlemelerde yönetimin ve iç denetimin görevlerini titizlikle görmesini sağlayacak önlemler alınmalıdır. 8- Dördüncü yönergede Sayın Yalkın I no. lu Gelir Tablosu tipini beğendi. Benim favorim, burada uzun uzun anlatma olanağı yok, 3 nolu tiptir. Ayrıca bu SPK Gelir Tablosu modeline de benzemektedir. - III Yazıyı, Girne'de olduğu gibi, Denetçi Standartları konusundaki değerlendirmelerle bitireceğim Bizim Denetim Standartlarımız AT ninkin den üstün olduğu boş bir övünmedir. Biz oluş olarak nedense böyle övünmeleri pek severiz. Bir tarihte bir devlet bakanı kompüterde Avrupa'yı geçtiğimizi, Amerika ve Japonya düzeyini zorlamakta olduğumuzu iddia etmişti. O sırada üniversitelerimizde bir "enformatik kürsüsü" bile olmadan ileri sürülen bu mizah konusu iddia dikkati bile çekmemişti. Aslında denetim mesleğinin icracıları kendi standartlarını kendileri koyup geliştirirler. Uzun lafa gerek yok, Türkiye'de meslek mensupları ne zaman kendi öz örgütlerini kurdular? Ondan bu yana daha bir yıl bile geçmedi. Eğer kağıt üzerinde saptanan standart beğeniliyorsa, orda da büyük yanılgı var. Denetçide aranan ilk standart "bağımsızlık veya bu anlamda kullanılan tarafsızlık" ilkesidir. İnsaf edilsin 3568 sayılı Yasa ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın her vesileyle ortaya çıkan sıkı vesayet iki bu vesayet raporların teker teker okunup onaylanmasına kadar uzanmıştır içinde bu mesleğin tarafsızlığı kalabilir mi? Oysa serbest meslek mensupları içinde bağımsızlık ya da tarafsızlığın I nolu standart olduğu tek meslek "denetçilik" mesleğidir. Yabancı şirketlere kapılar ardına kadar açılmıştır. Sayın Şükrü Kızılot' un belirttiği gibi, bu şirketler üniversitelerden yeni mezun kişilere raporlar yazdırıyorlar. Aslında Türk meslektaşlar ülke içinde bunlardan, yüzyıllarca deneyimleri olmasına karşın, hiç de aşağı değillerdir. Bu ülkede en sağlıklı denetimi biz yaparız. Çünkü bu ülkeyi, bu halkı, bu işvereni, bu işçiyi en iyi biz biliriz. Evet, en iyi denetimi biz yaparız; yeter ki elimiz kolumuz bağlanmasın. Bağlanıyorsa, orada denetim standartlarında AT'yi geçtiğimizi iddia edenler bulunabilir ama, bu iddialar mesleğe, ülkeye ve bu emekçi halka bir yarar sağlamaz.


MUHASEBECİNİN ÜCRETİ Demokratik kitle örgütleri demokrasinin temel taşlarıdır. Bu örgütler üyelerinin menfaatlerini korumakla beraber, toplumun tümünün menfaatlerini ilgilendiren konularda uzlaşma yoluyla beraber olmalıdırlar. Sabri TÜMER Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Muhasebecilerin asgari defter tutma ücretlerinin esnaf ve sanatkâr kesimince fazla bulunarak kamuoyunda tartışma sebebi yaratması, biz muhasebecileri hayrete düşürmüştür. Demokratik kitle örgütü olan ve henüz bir yaşına yeni basmış Meslek Odamızın görevlerinden biri de, muhasebecilerin sosyal sorumluluklarını tam manasıyla yerine getirebilmeleri için ekonomik seviyelerinin yükseltilmesini sağlamaktır. Ekonomik seviyenin yükseltilmesi de mükellef ten hak edilen ücretin alınmasıyla mümkündür. Hak etme sözcüğü çeşitli kesimlerce farklı yorumlanabilir. Ancak muhasebeciler için tek bir yorum tarzı vardır; o da beyinsel ve bedensel emektir. Ülkemizin ekonomik geleceğinde önemli görevler üstlenecek olan muhasebeciler, 3568 sayılı yasa ve yönetmeliklerle, toplum ve devlete karşı, işletme sahip ve yöneticilerine karşı, meslektaşlarına karşı sorumluluklar yüklenmiştir. Bu sorumlulukların yerine getirilmesi ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. Düşük ücretin getirdiği yaşam kavgasından dolayı yüzlerce veya az sayıda defter tutan bir muhasebeciden bu sorumluluklarının yerine getirilmesini ve bağımsız olmasını beklemek büyük bir haksızlıktır. Muhasebe biliminden ve bu mesleği yapan kişilerden toplum adına bir şeyler isteniyorsa, mesleğin muhatabı olan kesimlerin de muhasebeciler kadar sorumluluk duyması gerekmektedir. Biz muhasebeciler bu sözleri söylerken Türk halkının sosyo ekonomik yapısını da çok iyi bilmekteyiz. Ve bu yapının dışında kendimizi tutmuyoruz. Son yıllarda tatbik edilen ekonomik politikalardan dolayı muhasebecinin ağırlıklı muhatabı olan, GSMH oluşumuna yaklaşık % 20 katkıda bulunan, milli gelir bölüşümün de bizler gibi yaya kalan esnaf ve sanatkarın büyük sıkıntı çektiğinin bilincindeyiz. Yine aynı ekonomik politikadan dolayı rantiye gelirlerle vergisiz krallar gibi yaşayanları da çok iyi bilmekteyiz. Anayasamızın 73. maddesini esas alarak, GVK' nun mükerrer 116. maddesindeki Hayat Standardı esasına karşı çıkan biz muhasebecilerle, esnaf ve sanatkâr kesimi 3568 sayılı yasanın ticari hayata oturtulmasında el ele vermelidirler. Demokratik kitle örgütleri demokrasinin temel taşlarıdır. Bu örgütler üyelerinin menfaatlerini korumakla beraber, toplumun tümünün menfaatlerini ilgilendiren konularda uzlaşma yoluyla beraber olmalıdırlar. Serbest Muhasebecilik Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik kanunu Türk halkının geleceği ile yakından ilgilidir. Bu denli önemli bir meslek grubunu asgari aylık 100.000 TI. defter tutma ücreti için "Muhasebeci bizi soyuyor",diye kamuoyuna takdim etmek bizce yanlıştır. Muhasebe mesleği toplumda saygın yerine oturduğu zaman, bundan en büyük faydayı Türkiye genelindeki 3 milyonluk sayılarıyla esnaf ve sanatkâr görecektir. Bütün demokratik kuruluşların küçük hesapları bırakıp, ulus adına büyük hesaplar yapmaları umuduyla...


MESLEKTAŞA UYARILAR Akop ÇAVIKOGLU İ.S.M.M.M.O. Disiplin Kurulu Üyesi 3568 sayılı muhasebe meslek yasamız, mesleksel çalışmada yalnız bağımsız çalışanlara ağır koşullar getirmiştir. Meslek yaşamı artık daha önce olduğu gibi sürdürülemez. Bu ağırlığı taşıyan meslektaşlarının yaptıkları işin önem derecesini bilmelerinde yarar vardır. Muhasebe mesleği artık eski yıllardaki gibi değildir. Her an hem kamu yönetimi bakımından, hem de işadamı tarafından suçlanabilir. Hatta ilgili hizmetliler ve üçüncü kişilerden de suçlamalar gelebilir. Yaşımız başımız ne olursa olsun, dikkat etmemiz gereken bazı meslek kurallarının şöylece sıralayabiliriz: · Her şeyden önce, her muhasebe meslek bürosunun kendine özgü aylık ve yıllık giderleri maliyeti vardır. Önce bu giderleri ve mal oluşu çok iyi hesaplamalı. Bugünkü para birimi ve enflasyona karşı meslek yaşamını sürdürebilmenin fayda ve sakıncaları da en iyi şekilde dikkate alınmalıdır. · İşadamları ile yaptığımız görüşmelerde yapamayacağınız işler için söz vermeyiz. · İşadamları (müşteriniz) ile mutlaka, önce sözlü, sonrâ yazılı sözleşme yapınız. · Yapılacak işin, ayrıntı ve ilkelerini iyi belirleyiniz. · Alacağınız ücreti sözleşmenize mutlaka yazınız. Eksik ya da fazla yazılırsa ilerde sakıncalar doğabilir. · Sözleşmeyi işadamına imza ettirmeden önce, mutlak yüksek sesle okuyunuz veya kendisine okutunuz. · Müşterinizin kabullendiği ücreti sözleşmeye yazınız; sözleşmeye binde beş damga pulu yapıştırınız. Pulun üstüne ve açığa imza attırınız. · 1991 yılı başından beri, sözleşmelere iki bin liralık imza pulundan az pul kullanmayınız. · İşadamlarıyla yaptığınız sözleşmelerdeki koşullara sadık kalınız. Aynı sadakati ondan da bekleyiniz. · İşinizde dikkatli ve titiz olunuz. · İşinizi önemseyiniz ve zamanında yapınız. · Muhasebe mesleğini uygularken iş hayatı ile ilgili tüm kanunlara ve muhasebe prensiplerine sadık kalınız. · İşverenin her istediğini yapmaya kalkışmayınız; zira ileride onarılmayacak ve geç kalınmış sıkıntılarla karşılaşırsınız. Onları ikna edici metotlarınızı kullanınız ve ısrarlı olunuz. · Meslek Odamızın çıkarmış olduğu taban ücret tarifesinin altında iş kabullenmeyiniz. · Meslektaşlarınızdan daha düşük ücret talep ederek iş konusunda rekabete girişmeyiniz. Ucuzcu olmayınız. · Herhangi bir meslektaşınızı iş sahiplerine. karşı ulu orta suçlamayınız, bizzat kendisini uyarınız. · Üstünüze aldığınız her bir işi, süresi içinde yapınız. Batı ülkelerinde olduğu gibi para ödeme işlerini üstlenmeyiniz. İşyerlerinin tahsildarlığını yapmayınız. · Gereğinden fazla iş yüklenmeyiniz, yapamayacağınız işleri asla üstlenmeyiniz. · Meslektaşlarınıza karşı saygılı olunuz. · Mesleğinizi her yerde yüceltiniz, kişisel ve mesleksel onur ve gururunuzu koruyunuz. · Meslektaşlarınızı başkalarına asla kötülemeyiniz. · Müşterilerinizin yüzlerine karşı işinizden bıktığınızı söylemeyiniz. · Resmi dairelerde yaptırdığınız iş takiplerinde dikkatli olunuz. Amir ve memurlara karşı saygılı ve sabırlı olunuz; zira başkalarına karşı saygılı davranan her meslek mensubu hem kendisine hem de mesleğine saygınlık kazandırır.


· Sözleşme gereği ücretlerinizi zamanında tahsil ediniz. · Sözleşme gereği ücretinizi alamadığınız müşterinin işini sürdürmeyiniz; sözlü ya da yazılı uyandan sonra işini imza karşılığı iade ediniz. Zira o müşteriden hayır gelmez. Ancak, size maddi ve manevi külfet olur. Bu sömürüye asla müsaade etmeyiniz. · Ayak üstü bedava dânışmanlık yapmayınız. · Meslektaşlarınızla tanışma ve dayanışma zincirini genişletiniz ve güçlendiriniz. · Mesleksel yaşamda yasal sorumluluk kadar, vicdani sorumluluğun da önemli olduğunu unutmayınız. · Katip kalmamak için mesleksel bilgi ve kültürünüzü geliştiriniz, araştırınız, okuyunuz, kendinizi sürekli yenileyiniz. Yukarıdaki uyanlara daha bir çoğunu eklemek mümkündür. Ağır koşullar altında çalışmakta olduğumuzu ve 3568 sayılı yasa maddelerindeki koşulların meslek mensubuna nimetten çok külfet yüklediğini unutmamalıyız.


568 SAYILI YASA VE YÖNETMELİKLERİMİZİ TANIYALIM, YORUMLAYALIM VE UYGULAYALIM Masis YONTAN I.S.M.M.M.O. Yönetim Kurıılu Üyesi Bu sayımızda 3568 sayılı yasamızın staj ile ilgili 6. maddesini incelemeye çalışacağız. Staj sürelerinden sapılan hizmetler Madde 6- Aşağıda belirtilen hizmetlerde geçen süreler, staj amacıyla serbest muhasebeci mali müşavir yanında çalışılmış süre olarak kabul edilir: a) Kanunları uyarınca vergi incelemesine yetkili olarak çalışanların bu yetkiyi aldıktan' sonra kamu hizmetinde geçen süreler. b) Kamu kuruluşlarının veya bilanço esasında defter tutan özel kuruluşların muhasebe birimlerinde birinci derece imza yetkisini haiz, muhasebenin fiilen sevk ve idare edilmesinden veya mali denetiminden sorumlu bulunanların bu hizmetlerinde geçen süreleri. c) Bu kanunun 5. maddesinin A/a bendinde sayılan konularda öğretim üyesi veya görevlisi olarak çalışanların bu görevlerde geçen süreleri. Yasa maddesine göz attığımızda hemen ilk bakışta, yasanın özünü oluşturan serbestlik ile maddenin içeriği çelişki yaratmaktadır. 3568 sayılı meslek yasası tamamen serbest, yani herhangi bir kurum veya kişiye ücret sözleşmesi ile bağımlı olmayan, tamamen kendi adlarına bağımsız çalışan meslek mensuplarının yasal yetki ve sorumluluklarını düzenlemektedir. Kanımca yasa koyucular bu maddeyi düzenlerken bir yanda ülkemizin sosyoekonomik yapısı, diğer yandan Maliye Bakanlığı ve bu bakanlığa bağlı birimlerde çalışan elemanların durumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Başvuru ve Staj Yönetmeliğinin, ilkelerle ilgili 5. maddesinin a ve b bentlerinde, stajın amacı, mesleki disiplin, bilgi ve yeterliliğe sahip meslek mensubu yetiştirmek, b bendinde ise "Aday meslek mensuplarının kendilerini yetiştirmelerine imkan sağlayacak ve yanında staj yapılan meslek mensubunun mesleki faaliyetlerini aksatmayacak bir staj uygulaması yapılması esastır" der: Gene yönetmeliğin 5/c maddesi gereği, stajını başarı ile tamamlamayan aday meslek mensupları, meslek mensubu olamazlar şeklinde düzenlendiği görülmektedir. Burada gerek meslek mensuplarına ve gerekse aday meslek mensuplarına karşılıklı yetki ve sorumluluklar yüklenmiştir. Şimdi isterseniz, yasanın staj sürelerinden saydığı hizmetleri biraz inceleyelim. a) Kanunları uyarınca vergi incelemesine yetkili olarak çalışanların durumu: Vergi incelemesine yetkili olanların, bu yetkilerini almadan önce belli sınav ve eğitimden geçtikleri bilinen bir gerçektir. Ancak bu eğitim, muhasebe biliminin günümüz işlevleri olan, denetleyicilik, yorumculuk, sonuç çıkancılık ve yönlendiricilikten çok vergicilik yönünde eğitildikleri, eğitici olmaktan çok cezalandırıcı olarak yetiştirdikleri de bir gerçektir. Özellikle Avrupa Ekonomik Topluluğu ile entegrasyonun tartışıldığı günümüzde, gelecekte belki de çoğu bağımsız çalışacak olan bugünün vergi inceleme yetkililerinin kendilerini yenileyeceklerine inanmak isterlim. b) Kamu kuruluşları ve Bilanço esasına göre defter tutan firmalarda çalışanların durumu: Bugün ülkemizde yaklaşık beş yüz kamu kuruluşu, Sermaye Piyasası kanununa tâbi iki bin firma, beş bin işler kooperatif, altmış bin civarında sermaye şirketi, seksen bin civarında ferdi veya ortaklık halinde Bilanço esasına göre defter tutan kuruluş veya firma mevcuttur. Stajın amacı yeterli, seviyeli, mesleki bilgi-beceri ve disipline sahip meslek mensubu yetiştirmektir. Bu bilgi-beceri ve disiplin ise ancak daha önce bu aşamalardan geçmiş meslek mensuplarının yanında veya denetimlerinde çalışmakla sağlanır. Bugün ülkemizde genel anlamda herhangi bir muhasebe standardı uygulanmadığından her kuruluş veya firma kendi bünyesine uygun muhasebe sistemi uygulamaktadır. Bu ise muhasebede standardizasyonu zorlaştırdığı gibi uygulamada stajı da zorlaştırmaktadır. Kamu


kuruluşlarının veya Bilanço esasına göre defter tutan firmalarda yapılacak stajların yeterli bilgi ve disiplini sağlaması için bu kurumlarda mutlaka belgeli süreli veya süresiz çalı- şan mali müşavir veya yeminli mali müşavirlerce yönlendirilmesi ve denetlenmesi şarttır. Burada karşımıza bir başka sorun daha çıkıyor. Yönetmeliğin 15. maddesine göre serbest muhasebecilerin yanında staj yapılamıyor. Kanımca bu madde praükte bir çok zorluklara neden olmuştur. En azından Ticaret, Maliye Meslek Liseleri ve ön lisans mezunları olan ve ancak serbest muhasebeci olabilecek olanların, serbest muhasebeciler yanında staj yapmaları öncelikle sağlanmalıdır. Staj sürelerinin uzunluğu veya kısalığı tartışılabilir, ancak AE'I"de staj süreleri bizden daha uzundur ve staj sürelerinin değiştirilmesi yasal düzenlemeye bağlıdır. Gene yasada ifade edilen birinci. derecede imza yetkisi kaldırılmalı, yerine vekaletname veya yönetim kurulu karar örneği getirilmelidir. Birinci derece akrabalıklar dahil belgeli tüm meslek mensupları yanında veya denetimlerinde staj yapılabilmelidir. Stajyerlerin sosyal güvenlik sorunları öncelikle çözüme kavuşturulmalı, ücretler sosyal sigorta problemlerin den bağışık tutulmalıdır. Halen geçerli olan Sosyal Güvenlik yasası ile Sosyal Sigortalar Müdürler Kurulunun görüşleri; stajyerlerin çalışma sürelerinin uzunluğu ve belli bir sözleşme ile çalışmalarından dolayı bu çalışmaların staj olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle sigorta primlerine tâbi olacağı doğrultusundadır. Bu ise meslektaşlarımıza stajyerlerin maliyetini artırdığı gibi bu mesleğe yeni girecek olan stajyerlere yer temin edememe sorununu her zaman gündemde tutmaktadır. Şimdi de 6. maddenin c bendine bakalım. 3568 sayılı yasanın 5. maddesinin A/a bendinde sayılan konularda (hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi veya siyasal bilimler dallarında) eğitim veren fakülte veya yüksekokullarda veya bunlara eşdeğer yabancı yüksek öğrenim kurumlarında lisans seviyesinde mezun olmak. Buraya kadar bu yasa maddesine çokça söylenecek söz yoktur. Yasa maddesinin son cümlesi ise kanımca mesleğimiz adına kabul edilemeyecek bir şekildedir. Bakın yasanın 5. maddesinin A/a bendinin son cümlesi aynen şöyledir: "Diğer öğretim kurumlarından lisans seviyesinde mezun olmakla (örneğin, botanik, veteriner Orta Asya dilleri gibi) bu fıkrada belirtilen bilim dallarında lisansüstü seviyesinde diploma almış olmak." Bugün meslekle ilgili okullardan lisans seviyesinde mezun olanlara iki yıllık staj öngörülmüşken (AET de bu staj süresi üç yıldır) meslekle hiç bir ilgisi olmayan bir okuldan lisans seviyesinde mezun olup, meslekle ilgili bir okulda iki yıllık bir lisansüstü eğitimle bu mesleğe girilmesi, mesleğin kalitesini de onurunu da zedeleyecektir. Bu nedenle yasanın bu maddesi, düzeltilmesi gereken maddeler arasında yerini almalıdır. Sonuç olarak muhasebe bilimi finansal karakterli, para ile ifade edilebilen olayları, ekonomik değerleri prensiplerine göre kaydetme, özetleme; raporlama ve sonuçları yorumlama bilimidir. Kanımca muhasebe mesleğinin saygınlığı, meslek uygulamacılarının yeterli bilgi, beceri ve disiplini ile sağlanır. Bu ise sürekli ve planlı eğitimle olur. Bu nedenle Staj Temel Eğitim Merkezi öncelikle kurulmalı ve çalışmalara başlamalıdır. Onurlu ve saygın bir meslek, ancak meslek mensuplarının sürekli eğitimiyle sağlanır.


DANIŞTAY KARARLARI VE MEVZUATTAKİ DEĞİŞİKLİKLER Yaşar KIZILKUM I.S.M.M.M. Mesleki Eğitim Komisyonu Başkanı Danıştay Kararları 1. Verginin zamanında ödendiği durumlarda, tahakkuk gecikmesi nedeniyle vergi kaybından söz edilemez. (Danıştay 4. Daire, 14.6.1988 tarih ve Esas No: 1986/3877 Karar No: 1988/2478 Danıştay 4. Daire, 10.11.1986 tarih ve Esas No: 86/3082 Karar No: 1986/3090 Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurul Kararı, 4.11.1988 tarih ve Esas No: 1988/21 Karar No: 1988/ 122) 2. KDV beyannamesini pişmanlıkla veren ve matrah göstermeyen yükümlüye V.U.K. 352. maddesi uyarınca usulsüzlük cezası kesilebileceği hk. (Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurul Karan, Esas No: 1988/2 Karar No: 1988/58) 3. Uzlaşma süresinin bitiminin adli tatile rastlaması halinde süresinin uzayacağı hak. (Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurul Karan, Esas No: 1987/32 Karar No: 1988/8) 4. Sanayi ürünü ihraç eden kurumların ihracattan sağladıkları dövizin transfer edildiği tarihteki kur dikkate alınarak TL' na çevrilmek suretiyle bulunacak miktar Kurumlar Vergisinden istisna edilir. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1986/2129 Karar lVo: 1988/ 175) 5. İşi bırakmanın Vergi Dairesine bildirilmemiş olması şirketin faaliyete devam ettiğini göstermeyeceği gibi, işe Devam ettiği tespit edilmeyen şirket hakkında ilgili dönem KDV beyannamesi verilmediği gerekçesiyle usulsüzlük cezası verilmeyeceği, ancak işi bırakmanın bildirilmemesinin cezası olarak usulsüzlük cezası kesilmesi gerekir. (Danıştay 7. Daire, Esas No: 1987/2849 Karar No: 1988/ 1122) 6. Beyannamenin yasal çerçeve ve süresinde verilmemesinden kaynaklanan usul noksanlığından dolayı yasal sürede ödenen vergiye vergi kaybından bahisle ceza uygulanamaz. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1986/3877 Karar No: 1988/ 2473) 7. Uzlaşmanın vaki olmaması nedeniyle vergi mahkemesinde dava açma süresinin bitiminin çalışmaya açma verme zamanına rastlaması halinde sürenin ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzayacağı hk. (Danıştay 4. Daire, Esas No: 1986/2696 Karar No: 1988/ 1656) 8. Bir vergi alacağının diğer vergi borçlanma mahsubunun talep edilmesi halinde herhangi bir parasal sınırla bağlı olmaksızın ve inceleme raporu ile teminat aranmaksızın mahsup talebinin yerine getirilmesi gerektiği hk. (Danıştay 3. Daire, Esas No: 1989/3886 Karar No: 1989/ 2904 Karar Tarihi: 21.12.1989) 9. Bilgi verilmek üzere Vergi Dairesine başvurulması gerektiği yolundaki yazı izaha davet yazısı niteliğinde olmayıp Vergi Dairesine çağrılmaya yönelik genel bir yazı niteliğinde olduğundan, bu yazıya cevap verilmemesi üzerine izahta bulunulmadığı kabul edilerek tarhiyat yapılmasında isabet bulunmadığı hk. (Danıştay 3. Daire, Esas No: 1989/ 1965 Karar No: 1989/ 2116 Karar Tarihi: 11.10.1989)


10. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yapılan ihracattan dolayı ihracat istisnasından yararlanılması gerektiği hak. (Danıştay 3. Daire, Esas No: 1989/260 Karar No: 1989/ 2801 Karar Tarihi: 13.12.1989)


Mevzuattaki Değişiklikler 1. Gelir Vergisi 167 Seri nolu Genel Tebliği yayınlandı. (Resmi Gazete tarihi: 12.4.1991 Sayı: 20843) A) Artırılarak yeniden tespit edilen bazı maktu had ve miktarlar: 1. Küçük çiftçi muaflığı, 2. Göçmen ve mülteci muaflığı, 3. Gayrimenkul sermaye iratlarında istisna tutan, 4. Bilirkişilere, tanıklara ve resmi arabuluculara ödenen ücretlere ait istisna tutan, 5. Serbest meslek kazançlarında götürü gider tutan, 6. Değer artışı kazançlarında istisna, 7. Geliri toplanması ve ihtiyari toplama ve beyanla ilgili hadler, 8.Ortalama kâr haddine ait had, 9.Asgari zirai kazanç esasına ait had, B) Götürü usule tabi olmaya ilişkin hadlerde yapılan yeni düzenlemeler: 1. Götürülüğün genel şartlarına ait hadler, 2. Götürü usule tâbi olmanın özel şartlarına ait hadler, C) Götürü ticaret ve sanat erbabı ile götürü serbest meslek erbabının 1991 yılına ait gelir vergisinin tarhı sırasında göz önünde bulundurulacak hususlar: 1. 1991 yılında uygulanacak sâfi kazanç tutarları, 2. 1991 yılında uygulanacak götürü matrahlar, 3. Götürü usule tabi mükelleflerin girdikleri derecelerin matrahların, bir üst dereceye ait safi kazanç tutarını aşmayacaktır, 4.ilk defa işe başlayan mükelleflerde safi kazanç tutarlarının tespiti, 5. Münhasıran belediye teşkilatı bulunmayan köylerde işyeri bulunan ve bu yerlerde faaliyet gösteren mükelleflerin safi kazanç tutarlarının tespiti D) Zirai ürün bedelleri üzerinden yapılan vergi tevkifatının, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsubu: 2. 3713 numaralı Terörle Mücadele Kanunu yayınlandı. (Resmi Gazete Tarihi: 12.4.1991 Sayı: 20843 Mükerrer) 3. Madencilik Fonu Kredi Yönetmeligi yayınlandı. ' (Resmi Gazete Tarihi: 15.4.1991 Sayı: 20846)


MUHASEBECININ MAYIS '91 GÜNLÜĞÜ

Hazırlayan : H.Turgut ARIĞ İ.S.M.M.M.O. Denetim Kurulu Başkanı 7 Mayıs '91 Salı'ya kadar - Ücretlilerin Mayıs '91 alış fatura ve fişleri, Vergi İade Bildirimine listelenerek işyerine verilir. 10 Mayıs '91 Cuma'ya kadar -Boş video ve ses kaseti imal ya da ithalinden geçen ayın vergi kesintisi Ziraat Bankasına yatırılır; bildirimi Turizm Bakanlığına gönderilir. - TV satışı bandrol ücreti Ziraat Bankasına yatırılır; bildirimi TRT Genel Müdürlüğüne yollanır. 15 Mayıs '91 Çarşamba'ya kadar - Geçen ayırı Banka ve Sigorta İşlemleri Beyannamesi, Vergi dairesine verilir ve ödenir. - Anlaşmalı matbaalarda geçen ay basılan ve dağıtılan fatura, P.S.V. ve reçetelerin bildirimleri, vergi daireleri ile defterdarlıklara verilir. - Eczane, imalatçı kuyumcu, mıhlamacı, anlaşmalı matbaaların reçete basımı; tapu sicil müdürlükleri ile valilik, belediye, TEK ve benzeri kuruluşlarda onaylanan emlakle ilgili Nisan '91 bilgi form ve bildirimleri, MGB, Vergi İstihbarat Şb. Ulus Ankara adresine taahhütlü yollanır. 20 Mayıs '91 Pazartesi'ne kadar

'

- Anonim şirketlerce, Damga Vergisi beyannamesini vergi dairesine verilir ve pul bedelleri ödenir. - Ücretlilerin geçen aya ait alış belge sonuçları, Vergi İade Beyannamesi ile vergi dairesine bildirilmeli. -Ticaret ve serbest meslek sahipleri ile şirketlerin Mayıs '91 Geçici Vergisi ödenir. -10'dan az işçi çalıştıran işyerlerinde Şubat-Nisan döneminde ,10'dan fazla işçi çalıştıranlarda ise geçen ay yapılan ödemelerin vergi kesintileri, Muhtasar Beyanname ile vergi dairesine verilir ve ödenir. - Kendi adlarına reklam yapanlar ve reklamcıların geçen aya ait ilan-Reklam Beyannamesi ile Eğlence, Yangın Sigorta, Akaryakıt Tüketim beyannameleri Belediye' ye verilir ve ödenir. 27 Mayıs '91 Pazartesi'ne kadar - Geçen ayın KDV Beyannamesi vergi dairesine verilir, fazla kesinti varsa ödenir. 31 Mayıs '91 Cuma'ya kadar - Bağ- Kur' un Mayıs '91 primi bankaya, posta çekine, il müdürlük veznesine ödenir. - Ocak-Nisan '91 aylarında çalışan işçilerin Dönem Bordrosu ile Nisan Aylık Sigorta Bildirgesi SSK Müdürlüğüne verilir, aylık prim tutarı ödenir. - Geçen ay 9'darı fazla işçi çalıştıranlarca a) Konut Edindirme Yardım Fonu bildirimi, SSK Müdürlüğüne verilir, tutan banka ya da sigortaya ödenir.


b) Zorunlu Tasarruf Kesintisi yeni aylık bildirimi fonu Ziraat Bankası şubesine verilir ve yatırılır. - Emlak Vergisi ilk yan taksidinin ödenmesinde 3. ve son ay. Sermaye Piyasası Kanunu kapsamına giren kuruluşlar, Sermaye Piyasası Kurulu'na bildirimde bulunurlar. - Komisyoncular, Merkez Bankası'na bildirimde bulunurlar. Vergi Levhası onaylatmada son ay. Ticâret, Sanayi, Deniz Odaları ile Borsaların yıllık munzam aidatının ilk yarı taksidi, Oda veznesine ya da banka hesabına ödenir (kâzancın binde 8'i, en çok 1.250.000 lira). 1989'de verilen Harita Müteahhitlik Karnesi ve İmar Planı Yeterlilik Belgesi, yenileriyle değiştirilmeli, (1. ay - RG. 20.9.1990). Merkezi İstanbul'da bulunan İTO üyelerinden 1990 kazancından en az 120 milyon lira Gelir Vergisi, ya da 240 milyon lira Kurumlar Vergisi bildiriminde bulunanlar ödüllendirme işlemi için Oda' nın Etüd Araştırma şubesine başvurmalı. -Ticaret ve serbest meslek sahipleri geçen ayın Vergi İade Beyannamesini vergi dairesine verirler.

Malicozum3  
Malicozum3