Page 1


SEÇİME GİDERKEN Geçmişe baktığımızda yapılanlar, yapılacakların ancak su yüzünde görülen aysbergidir. Önümüzde yeni bir genel kurul, yeni bir heyecan ve umut vardır. Yeni dönemde göreve talip olan adaylar, görevlerinin ne kadar büyük, şerefli olduğunun ve ne kadar, zor bir göreve talip olduklarının bilincindedirler. Yayın Kurulu Başarı; inançlı, azimli, planlı ve çok çalışmanın sonucudur. Muhasebe meslek yasamız uzun bir mücadele ve bekleyişten sonra 3568 Sayılı Yasa ile yasal statüye kavuşmuştur. Muhasebe mesleğimiz uzun bir geçmişe sahip olmasına rağmen, meslek yasası ancak yüz yılık bir gecikme ile çıkabilmiştir. Bu süre içinde hiç kuşkusuz muhasebe mesleği plansız, disiplinsiz, yeterli mesleki bilgi ve beceriden yoksun kimi kişiler tarafından da yürütülmüştür. Kuşkusuz toplumlarda tüm meslekler gerekli ve yararlıdır. Toplum yaşamına katkı sağlamayan mesleklerin yaşama şansları yoktur. Ancak toplumlarda mesleklerin konum ve saygınlıkları farklıdır. Mesleğin saygınlığı, meslek mensuplarının iyi ahlak yanında, yeterli bilgi, beceri ve disiplin içinde yetişmeleri ile sağlanabilir. 3568 Sayılı Meslek Yasası benzerlerinden yüz yıllık bir gecikme ile çıkmış olmasına rağmen, eksik ve yetersizdir. Kanunlar ana hatları belirler ve elbette kanun koyucular da insandırlar. Çalışan ve üreten insanlar elbette hata yapacaklardır bu affedilmeyecek bir durum değildir. Ancak tüm çabalara rağmen bu hataların düzeltilmesi ise affedilir gibi değil. Nedir bu hatalar? 1- Her şeyden önce yasamızın adı başlı başına bir hatadır. Benzerleri içinde böylesine uzun bir yasa ismine rastlamak mümkün değildir. Meslek yasamızın 1'inci adresinde amaç başlığı altında belirlenen, bu kanun hükümlerine göre meslek icrasına hak kazananlara "Serbest Muhasebeci", "Serbest Muhasebeci Mali Müşavir,", "Yeminli Mali Müşavir" denir hükmü yanlıştır. Dünyada olduğu gibi mesleğimiz muhasebe ve denetleme mesleğini içeren "Muhasebe Uzmanlığı", "Muhasebe Denetleme Uzmanlığı" şeklinde düzenlenmelidir. 2- Meslek yasamızın 2'inci maddesinde düzenlenen mesleğin konularına katılmak mümkün değildir. Serbest muhasebecilik mesleğinin ihdas edilerek "S. Muhasebeci Mali Müşavir" mesleğine göre çalışma konularının daraltılması; salt işletmelerin defterlerini tutmak, bilanço, kâr-zarar tablosu ve beyannameler ile diğer belgeleri düzenlemek ve benzeri işleri yapmak biçiminde çalışma konularının sınırlandırılması mesleğimizin ülkemizdeki yüz yıllık uygulamasına, diğer ülkelerdeki uygulamalara, ekonomik ve sosyal gerçeklere aykırıdır. Yeminli Mali Müşavirlik dünyada çok az sayıda ülkede uygulanmaktadır. Gelir idaresinin denetimlerine ilişkin bazı görevlerini belli formasyonlara sahip meslek mensupların devretmesi mesleğimiz için bir tesellidir. 3- Meslek yasasının, meslek mensubu olabilmenin genel şartlarını düzenleyen 4'üncü maddesinde "Düşünce suçlarından hüküm giymiş olanların kapsam dışı bırakılmaları" antidemokratiktir. Bu hüküm değiştirilmesi ile yasamız bir kara lekeden kurtarılmış olacaktır.


4- Meslek yasamızın S.Muhasebeci Mali Müşavir olabilmenin özel şartlarını düzenleyen 5-A maddesinin (a) fıkrasında yer alan meslekle ilgili olmayan öğretim kurumlarından lisans seviyesince mezun olanların, meslekle ilgili lisansüstü seviyesinde diplomâ almaları halinde mesleği girişlerine olanak veren düzenleme meslek ve ülke gerçeklerine aykırıdır. Bu konuda yasal düzenleme hemen yapılmalıdır. 5- Meslek yasamızın stajı düzenleyen 5-A maddesinin (b) fıkrasını oluşturan "Staj amacıyla S.M. Mali Müşavir veya Y.M. Müşavir yanında iki yıl çalışmış olmak" ifadesi meslek gerçek ve çıkarlarına aykırıdır. Ayrıca stajın mal oluşu ile ilgili yasal düzenleme halen yoktur. Staj süresince vergi muafiyeti ve indirimli sosyal sigorta kesintileri uygulamasına olanak tanıyan yasal düzenlemeler hemen yapılmalıdır. 6- Meslek yasamızın, sınavı düzenle en 7'inci maddesindeki "Sınav komisyonu 7 üyeden oluşur. Üyelerin 2'si Mali e ve Gümrük Bakanlığını temsil eder. 3 üye Yüksek Öğretim Kurulu'nca teklif edilecek 5 aday arasından diğer 2 üye ise Birlikçe teklif edilecek 4 üye arasından Maliye ve Gümrük Bakanı tarafından seçilir" mantığının demokrasi ile uzlaşır yanı yoktur. Olsa olsa bu vesayet mantığıdır. Bu neden ile sınav komisyonunun oluşumunda Birlik önder olmalı ve oluşacak sınav komisyonu 3'ü Yüksek Öğretim Kurulu, 3'ü Birlik ve 1'i de Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nca görevlendirilecek (7) üyeden oluşmalıdır. Geçiş döneminde yabancı dil sınavı kaldırılmalıdır. En az on yıllık bir sürede Y. mali müşavirlik sınavında yabancı dil aranmamalıdır. Mesleki düzenlemeye paralel olarak meslek Odalar ve Odalar Birliği ile ilgili olarak; 1- Oda yönetim kurulunun teşekkülü ile ilgili 21'inci maddenin Oda yönetim kurulunu (5) kişi ile sınırlaması gerçeklere uygun değildir. Oda yönetimlerini.. üye sayılarına paralel olarak (9) kişiye kadar arttırılabilmesine ilişkin yasal düzenleme yapılmalıdır. 2- Odaların, nitelik ve faaliyet konularını düzenleyen 14'iücü madde ile Odaların kuruluşunu düzenleyen 15'inci madde içlerinde barındırdığı antidemokratik, çağdaş insan ve çağdaş dünya ya aykırı hükümlerinden dolayı en kısa zamanda değiştirilmelidir. 3- Meslek Yasamızın Birlik Yönetim Kurulu ile İl ili 35'inci maddesindeki "Yönetim Kurulu üyelerinden beşinin yeminli mali müşavir olması zorunludur. "ve gene aynı maddenin "Yönetim Kurulu Başkanı yeminli mali müşavirler arasında seçilir. Başkanın bulunmadığı hallerde başkanın vekil tayin edeceği kişi başkanlık yapar. hükümlerinin adalet ve hakimiyet prensiplerine demokrasi ilke ve kurallara uygunluğunu yasa koyucuların vicdanlarına bırakarak, bu onur kırıcı hükümlerin bir an önce düzeltilmesi tüm meslek mensuplarının yararına olacaktır. 4- Meslek Yasamızın Oda ve Birlik organlarının denetimini düzenleyen 41'inci maddesi "Maliye ve Gümrük Bakanlığı oda ve birlik organlarının görevlerini kanun hükümlerine uygun olarak yapıp yapmadıklarını ve mali işlemlerini, hazırlayacağı yönetmelikte belirlenecek esaslara göre denetlemeye yetkilidir" şeklindedir. Yasanın 17'inci maddesinde Odaların organları, 31'inci maddesinde Birliğin organları belirlenirken organlara Genel Kurul, b) Yönetim Kurulu, c) Disiplin Kurulu, d) Denetleme Kurulu olarak sayılmıştır. Bilindiği gibi en üst kurulumuz genel kuruldur. Genel kurulu bile denetlemeyi düzenleyen bu hüküm salt antidemokratik değil aynı zamanda vesayetin de güzel bir örneğidir. Bu yönde gerekli yasal düzenlemeler hemen yapılmalıdır. Oda ve Birliklerin ancak kendi organları tarafından denetlenmeleri uluslararası bir kuraldır, bu bizde de böyle olmalıdır. 5- Meslek Yasamızın ücretim tespitini düzenleyen 46'ncı maddesi insan emeğine, meslek onuruna ve örgütlenme mantığına aykırı buluyor ve diyoruz ki her şeyin arz talep dengesine göre pazarlandığı ülkemizde lütfen bırakın kendi ücretimizi de kendimiz tespit edelim. Her Oda kendi ücretini kendi tespit etmeli, Odalar Birliği'nin onayı ile uygulanmalıdır. Ücret tarifelerinin tespitinde Maliye ve Gümrük Bakanlığı devreden çıkmalıdır.


Yasalar eksik ve yanlış olunca, ona bağlı olarak düzenlenen yönetmelikler de eksik ve yanlış olur. Bu anlamda 28 Eylül 1991 tarihinde yapılan Yönetmelikler genel kurulu hataların düzeltilmesinde önemli bir adım olacaktı, iyi değerlendirilseydi. Odalar ve Birlik olarak çok iyi değerlendirdiğimiz söylenemez ama, Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın katı tutumu da unutulur gibi değil. Yönetmelikler genel kurulunca kabul edilen 1) Çalışma Usül ve Esasları, 2) Ücretlerin Esasları, 3) Staj, 4) Sınav, 5) Tutulacak Defter-Kayıtlar, 6) Başvurular, 7) Üye Aidatları, 8) Mali İşler, 9) SMMM Odaları, 10) YMM Odaları, 11) Odalar Birliği, 12) Disiplin, 13) Muhasebe Enstitüsü yönetmelikleri zamanında onaylanıp, yürürlüğe girebilseydi, belki meslek sorunlarımız tamamen çözülemeyecekti ama en azından bir soluk aldıracaktı. 3568 Sayılı Meslek Yasamızın üzerinden 3 yıl, Odalar Birliğimizin üzerinden 2 yıl geçmiş olmalarına rağmen hiçbir sorun çözülemediği gibi her geçen gün biraz daha artmıştır. Oysa bu süre içinde bazı sorunlar çözülebilirdi. Neler mi? 1- Meslektaşların sosyal güvenliğini sağlayacak "Topluluk Sigortası" ile "Mali Sorumluluk Sigortası" yaşama geçirilebilirdi. 2- Bilanço usulüne göre defter tutan özel ve kamu kuruluşlarının muhasebe işlerinin yönetiminden sorumlu olanların ruhsatlı olma şartı getirilebilirdi. Ruhsatlı meslek mensubu istihdam edemeyenlerin serbest çalışan meslek mensubundan müşavirlik ; hizmeti talep edebilmesi sağlanabilirdi. 3- Vergi Dairelerinde meslek mensuplarına çalışma odaları tahsis edilebilirdi. 4- Meslek mensuplarına. mükelleflerinin vergi dairelerindeki dosyaları "Hizmet Sözleşmese' ne uygun "Vekaletname" yetkisine dayanarak Vergi idaresi yetkilisinin denetimi altında inceleme yetkisi sağlanabilirdi. 5- Meslek mensupları arasında kurulacak şirketlerin tescil yetkisi odalara verebilirdi. 6-Tüm vergi beyannamelerini imzalama zorunluluğu getirerek kaçak muhasebecilerin çalışması engellenebilirdi. 7- Meslek mensuplarına temsil hakkı tanınabilir. 8- Meslektaşların büro malzemelerinin haczedilmelerini engelleyen yasal düzenlemeler yapılabilirdi. 9- Adalet Bakanlığı ve Yargı organları ile dialog kurularak bilirkişilerin meslek mensupları arasından seçilmesi sağlanabilirdi. 10- Gelir Vergisi yasasında tahsil esası ile K.Değer Vergisi yasasındaki hizmet yapma anlayışı çelişkisi giderilerek K.D.Vergisin de tahsil esası getirilebilirdi. 11- İşyeri açılışlarında Vergi Dairelerine verilen belgelere ek olarak meslek sözleşmesi zorunlu hale getirilebilirdi. 12- Yardım Sandığı kurularak meslek mensupları arasında sosyal yardımlaşma ve dayanışma sağlanabilirdi. 13- Muhasebe Enstitüsü oluşturularak meslek mensuplarının, meslek içi eğitimi ile lisansüstü eğitim yapma olanakları sağlanabilirdi. 14- Hiçbir meslekte olmayan bağımlı bağımsız ayırımı ortadan kaldırılabilirdi. 15- Muhasebe mesleğine. mesleğini uzmanlık bilgisi, deneyimi ve birimi ile ifa eden meslektaşlarımızın hizmetlerine talep yaratılabilirdi. Bu anlamda kredilendirmede denetlenmiş bilanço. Gelir gider tablosunun aranması yanında TTK' da yapılacak değişiklikle şirket denetçilikleri ile tasfiye memurluklarına meslektaşlarımızım seçilmesi zorunluluğunu sağlayan düzenlemeler yapılabilirdi. 16- Bugün gerek gelir idaresini, gerek yargı organlarını, gerek mükellefleri ve en çok da meslektaşları huzursuz eden Takdir Komisyonları ile Uzlaşma Komisyonlarında. Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile dialog kurarak meslektaşların üyeliği sağlanabilirdi.


Evet, Saygıdeğer meslektaşlarımız, geçmişe baktığımızda yapılanlar, yapılacakların ancak su yüzünde görülen aysbergidir. Önümüzde yeni bir genel kurul, yeni bir heyecan ve umut vardır. Yeni dönemde göreve talip olan adaylar, görevlerinin ne kadar büyük, şerefti olduğunun ve ne kadar, zor bir göreve talip olduklarının bilincindedirler. Göreve talip olan arkadaşlarımızın, meslektaşların katkı ve önerileri olmadan, varolan sorunların çözülmesinde çok zorlanacakları bir gerçektir. Bu anlamda tüm meslek mensuplarının, Meslek Odamızın ve Birliğimizin başarısının kendi başarıları olacağı bilinciyle hareket edeceği inancındayız. Biz Yayın Kurulu olarak geçmişte görev yapmış, bu genel kurulda görevlerini yeni arkadaşlara bırakacak tüm yöneticilere yapabildikleri iyi şeyler için teşekkür ediyoruz. Yeni seçilecek arkadaşlarımızdan, yukarıda sıraladığımız mesleki sorunlarımıza kısa zamanda çözüm üretmelerini bunları hayata geçirmelerini, istiyoruz. Ayrıca kendilerinin mesleki sorunlarımızın, ülkemizin var olan sorunlarından farklı olmadığı görüşü ile çalışacaklarına inanıyoruz. Yeni seçilecek yöneticilerin sorunlara çözümler üretirken, ülkemizde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal politikalar üreterek, insan hak ve özgürlüklerine, en kutsal varlık olan insanların yaşama haklarına da katkı sağlayarak, muhasebe mesleğini ve meslek mensuplarını toplumun en saygın yerine getirebilecekleri inancıyla kendilerine başarılar diliyoruz.


SERBEST MUHASEBECİLER VE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER İKİNCİ SINAVA GİDERKEN!

Erkin BALABAN SMMM 'Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalar Birliği 3. Olağan Genel Kurulu'na diğer bir deyimle seçimli İkinci Genel Kurul' a veya ikinci sınava az bir süre kaldı. Ancak görülüyor ki değişen yalnız ve yalnız isimler. Başka en küçük bir değişiklik ve başarısız geçen birinci sınavdan herhangi bir ders alma söz konusu değil. Ve ikinci sınavın da başarısızlıkla sonuçlanması engellenemeyecek gibi görülüyor. 27.8.1992 günü Spor Yazarları Derneği'nde İSMMMO tarafından düzenlenen birliğe gönderilmesi düşünülen İSMMMO adayların tespiti ve aynı göreve talip olan Yeminli Mali Müşavirlerin tanıtımının yapıldığı delege toplantısındaki manzara ve konuşmalar bize yukarıda sözünü ettiğimiz endişeleri yaşattı. Yine herkes yasadaki antidemokratik hükümleri düzeltme sözleri ile işe başladı. Zira bizlerin yumuşak karnını çok iyi keşfetmişlerdi. Artık şu antidemokratik hükümleri sorma ve bilme zamanı geldi sanırım. Evet bizler gerçekten sık sık söylendiği gibi demokratik kitle örgütünün birer üyeleri değil bal gibi ülkemizin en seçkin ANTİDEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTÜ' nün üyeleriyiz. Mesleğimle duyduğum gururu maalesef örgütümle duyamamaktayım. Konuyu daha fazla dağıtmadan gelelim şu meşhur antidemokratik hükümlere, artık bunları 4. ve 35. maddeler diye açık açık ortaya koyup yasanın bu maddeleri değiştirilmeden demokratik kitle örgütü olunamayacağını herkes haykırmalı. Haykırmak istemeyen veya haykırması yasaklananları da alkışlamamak zamanı geldi de geçiyor bile. Tabi ki bunlar yanlıştan doğru çıkarma mantık ve çabasının getirdiği saçmalıklardan başka bir şey değildir. Nedir yanlışlar? Yanlış 1- Yeminlilik ancak ve ancak geri kalmış ve bireylerine inancını yitirmiş ülkelerin başvuracakları bir çözüm müessesesidir. (Hayat Standardı Uygulaması gibi) Yanlış 2- Yeminli Mali Müşavirlik diye bir meslek ihdas ediliyorsa örgütlenmesi neden başka mesleklerin tepesine oturtuluyor? Yanlış 3- "Meslektaşız; meslekte bütünlüğü bozmayalım" derken ayrıcalıklara verilen bu meslek unvanı ile meslekte bütünlük sağlanır mı? İşte bu yanlışlardan doğru çıkarmaya uğraşan bizler, maalesef "ben sizden yanayım, seçilirsem beşe dört lehinize oluyor" gibi aldatmacalara ellerimiz kızarırcasına alkış tutuyoruz.


Peki sonuç olarak ne yapılmalı? Öncelikle bu alkışlar söz konusu yanlışlardan (özellikle 2. ve 3. yanlıştan) doğru çıkamayacağını belirten program ve seçim beyanlarını hazırlayıp altına imza koyabilenlere yapılmalı. İşte o zaman gerçek demokratik kitle örgütünün onurlu üyeleri olarak mesleğimizi yüceltebilir ve toplumsal işlevimizi çağdaş insan ve ülkelere yaraşır şekilde sürdürebiliriz. Haydi! Artık "yasanın antidemokratik hükümlerine karşıyım" aldatmacalarına alkış tutmadan somut adımlar atalım. Çağdaşlığın ölçütlerinden biri de yazılı ve imzalı belgelerle kamuoyu önüne çıkmaktır. Yoksa kürsü nutukları ile ve İstanbul - Ankara gibi kısır çekişmelerle bir yere varılamaz. Hepimiz sorumluluğumuzun bilincinde olmalı ve ikinci sınavı da kaybetmemeliyiz.


FONLAR...

Ahmet KAVAK Gelirler Başkontrolörü 25 HAZİRAN 1992 TARİH VE 3824 SAYILI KANUNUN GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ ÜZERİNDEN ALINAN FONLARIN BİRLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN HÜKÜMLER I. GİRİŞ 11 Temmuz 1992 gün ve 21281 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan 25.06.1992 tarih ve 3824 sayılı Kanun ile bir kısım vergi kanunlarında değişiklikler yapılarak, yeni bir kısım düzenlemeler vergi sistemimize getirilmiştir. Bu cümleden olarak; - 07.11.1985 gün ve 3238 sayılı Savunma Sanayi Müsteşarlığı Kurulması Hakkında Kanunun 13/5'inci maddesi uyarınca, yıllık, münferit ve özel beyanname veren Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri ile Gelir Vergisi Kanunu'nun 94 ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24'üncü maddeleri uyarınca vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlarca, Gelir ve Kurumlar Vergisi üzerinden ayrıca hesaplanıp ödenen Savunma Sanayi Destekleme Fonu (S. S. D.T.F.), - 29.05.1986 gün 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu'nun 1/c maddesi gereğince, yıllık beyanname veren Gelir ve Kurumları Vergisi mükellefleri tarafından, Gelir ve Kurumlar Vergisi üzerinden ayrıca hesaplanıp ödenen Sosyal Yardımlaşmayı Dayanışmayı Teşvik Fonu (S.Y.D.T.F.), - 05.06.1986 gün ve 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu'nun 32/2-e maddesi uyarınca, yıllık beyanname veren Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri tarafından, Gelir ve Kurumlar Vergisi üzerinden ayrıca hesaplanıp ödenen Çıraklık Mesleki ve Teknik Eğitimi Geliştirme ve Yaygınlaştırma Fonu (Ç.M.EĞT.F.) Söz konusu 3824 sayılı Yasanın 18-25'inci maddelerinde yer alan hükümlerle birleştirilerek, yeni bir düzenleme ve uygulama öngörülmüştür. 3824 sayılı Yasanın 18-25'inci maddeleri ve geçici 1'inci maddesinde yer alan hükümlerle getirilen yeni düzenlemelerin açıklanması, yazımızın içeriğini oluşturmaktadır. II. FONLARLA İLGİLİ OLARAK YAPILAN YENİ DÜZENLEMELER: Giriş bölümünde açıklandığı üzere, yıllık beyanname veren Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri tarafından Gelir ve Kurumlar Vergisi üzerinden ayrıca hesaplanıp ödenen %5 S.S.D. Fonu, %1 S.Y.D.T. Fonu ile %1 Ç.M.EĞT. Fonu ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24 ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'üncü maddesi uyarınca vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlar (vergi sorunluları) tarafından tevkif edilen Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi üzerinden ayrıca hesaplanıp ödenen %5 S.S.D. Fonu 3824 sayılı yasa uyarınca 01.01.1993 tarihinden geçerli olmak üzere birleştirilmek suretiyle ve FON PAYI adı altında ödenmesi öngörülmüş ve uygulama kapsamı ile nispeti de değiştirilmiştir. 1. FON PAYI ÖDEMEK ZORUNDA OLANLAR: 3824 sayılı Yasanın, 01.01. 1993 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olan, 18'nci maddesinde yer alan hükme istinaden, aşağıda yazılı gerçek kişiler ile kurumlar, fon payı ödemek zorundadırlar.


a) Kazanç ve iratlarını, G.V.K.nun 85'nci maddesi uyarınca, yıllık beyanname ile beyan eden Gelir Vergisi mükellefleri, b) Kazanç ve iratlarını, K.V.K.nun 20'nci maddesi uyarınca yıllık beyanname ile beyan eden Kurumlar Vergisi mükellefleri , c) Kazanç ve iratlarını, G.V.K.nun 101'nci maddesine istinaden, münferit beyanname ile beyan eden dar mükellef gerçek kişiler, d) Kazançlarını, K.V.K.nun 22'nci maddesi gereğince, özel beyanname ile beyan eden dar mükellefiyete tabi yabancı kurumlar, e) Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'ncü maddesinde sayılan öde- melerden Gelir Vergisi tevkifatı yapmak zorunda olan gerçek ve tüzel kişiler (Vergi sorumluları), f) Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24'ncü maddesi uyarınca Kurumlar Vergisi tevkifatı yapmak zorunda olan gerçek ve tüzel kişiler (vergi sorumluları), g) Kazançları, Gelir Vergisi Kanunu hükümlerine göre götürü usulde tespit edilen ticaret ve serbest meslek erbabı, Yukarıda sayılan gerçek ve tüzel kişiler aşağıdaki bölümde belirtilen matrahlar üzerinden, % 10 oranında hesaplanan fon payı ödemek zorundadırlar. 2. FON PAYININ MATRAHI VE NİSPETİ: Fon payının matrahını; a) Yıllık Gelir Vergisi beyannamesi ile beyan edilen kazanç ve iratlar üzerinden hesaplanan Gelir Vergisi, b) Yıllık Kurumlar Vergisi beyannamesi ile beyan edilen kazanç ve iratlar üzerinden hesaplanan Kurumlar Vergisi , c) Münferit beyanname ile beyan edilen kazanç ve iratlar üzerinden hesaplanır Gelir Vergisi, d) Özel beyanname ile beyan edilen kurum kazancı üzerinden hesaplanan Kurumlar Vergisi, e) Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'nci maddesinde sayılan ödemeler nedeniyle tevkif edilen Gelir Vergisi, Beyannameye dahil kazançlar nedeniyle daha önce tevkif suretiyle ödenen fon payı bulunması halinde, tevkif edilen fon payı ,beyan üzerinden hesaplanan fon payından mahsup edilir ve kalan yukarıda belirtilen süre içinde ödenir. f) Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24'ncü maddesi uyarınca tevkif edilen Kurumlar Vergisi, g) Götürü usulde tespit edilen ' ticari ve serbest meslek kazançları üzerinden hesaplanan Gelir Vergisi, teşkil eder. Ancak, yıllık gelir vergisi beyannamesinde, beyana dahil gelir unsurları içinde ücret gelirinin de bulunması halinde, hesaplanan Gelir Vergisinin, ücret gelirine isabet eden kısmı ile ücretlerden tevkif suretiyle alınan Gelir Vergisi üzerinden fon payı hesaplanmaz ve ödenmez. Bu iki durumu örnekle açıklamak yerinde olacaktır. ÖRNEK -1 Bir mükellefin 1992 takvim yılına ilişkin olarak, 1993/mart ayı içinde vereceği yıllık Gelir Vergisi beyannamesine dahil gelir unsurları aşağıdaki gibidir. - Ticari Kazanç : 35.000.000.-TL - Serbest Meslek Kazancı (Eşin) : 25.000.000.-TL - Ücret : 10.000.000.-TL – Gayrimenkul Sermaye İradı : 10.000.000.-TL TOPLAM 80.000.000. -TL Bu mükellefin ödemesi gereken Gelir Vergisi geçici vergi ve fon payının hesabı şöyledir.


Gelir Vergisi Matrahı : 80.000.000.-TL Hesaplanan Gelir Vergisi : 25.000.000.-TL Geçici Vergi Matrahı : 18.750.000.-TL (60.000.000.-X 25.000.000.-) -------------------------------------80.000.000. Hesaplanan Geçici Vergi: 5.625.000.-TL : 5.625.00.-TL ( 18. 750.000 X %30) Fon Payı Matrahı=Topla Gelir Vergisi---------------Gelir Vergisi Matrahı veya Fon Payı Matrahı= ----------------------------------------------Gelir Vergisi Matrahı Formülleri kullanılarak suretiyle tespit edilir. Buna göre örneğimizdeki mükellefin fon payı matrahı ve ödeyeceği fon payı tutan; Fon Payı Matrahı : 21.875.000.-TL (70.000.000.- X 25.000.000.80.00.000.Hesaplanan Fon Payı : 2.187.500.-TL olacaktır (21.875.000.-X %10) Hesaplanan gelir vergisi ve fon payı 1993/Mart, Haziran ve eylül aylarında olmak üzere üç eşit taksitte ödenir. ÖRNEK -2: Bir konut yapı kooperatifi 1993/ Ocak ayı içinde çalıştırdığı bir hizmet erbabına 2.500.000.TL ücret, defterlerini tutan serbest muhasebeciye 1.000.000.-TL ücret ve inşaatların yapımını üstlenen müteahhide de 20.000.000.-TL istihkak ödemesi yapacaktır. Kooperatifin söz konusu ödemeleri nedeniyle yapacağı Gelir Vergisi tevkif atı ile fon payı tutarları aşağıdaki gibi olacaktır. - Hizmet Erbabının Ücreti : 2.500.000.-TL İndirimler Toplamı : 500.000.-TL (S.S. Pirimi + Özel İndirim v.s.) Gelir Vergisi Matrahı : 2.000.000.-TL TL G.V.K. 94/A-1 göre tevkif edilen G.V. : 500.000.-TL (2.000.000.- X %25) Bu ücret ödemesi üzerinden tevkif edilen Gelir Vergisi fon payına tabi olmadığından, fon payı hesaplaması yapılmayacaktır. - Serbest Muhasebeci Ücreti 1.000.000.-TL GV.K.nün 94/A-3-b' ye göre 150.000.-TL.


Tevkif Edilen Gelir Vergisi (1.000.000. - X % 15) Fon Payının Matrahı 150.000.-TL Tevkif Edilecek Fon Payı 15.000.-TL ( 150. 000x % 10) - Müteahhide Ödenen İstihkak Tutarı : 20.000.000.-TL G.V.K. 94/A-4'e göre : 1.000.000.-TL Tevkif Edilen Gelir Vergisi (20.000.000.-X %5) Fon Payı Matrahı : 1.000.000.-TL "Tevkif Edilecek Fon Payı : 100.000.-TL ( 1.000. 000. - X % 10) Konut yapı kooperatifi, yukarıda yer alan ödemeler ile bu ödemeler üzerinden tevkif ettiği Gelir Vergisi ve fon payı tutarlarını, bir muhtasar beyanname ile 20 Şubat 1993 günü akşamına kadar vergi dairesinde bildirmek ve bu süre içinde ödemek zorundadır. Örneklerde de görüldüğü üzere, yıllık beyannameye dahil ücretlere isabet eden Gelir Vergisi ile ücret ödemeleri nedeniyle tevkif edilen Gelir Vergisi üzerinden fon payı hesaplanmayacaktır. Fon payının nispeti %10 olup, Bakanlar Kurulu bu oram sıfır (0)'a kadar indirmeye ve tekrar kanuni orana t% 10'a) kadar yükseltmeye yetkili kılınmıştır. 3- FON PAYININ BEYANI VE ÖDENMESİ: Fon payı, mükellefleri itibariyle beyanı ve ödenmesi aşağıdaki şekilde yerine getirilecektir. a) Yıllık Gelir Vergisi beyannamesi veren Gelir Vergisi mükellefleri, hesaplayacakları fon payını, Gelir Vergisi beyannamesinde göstermek suretiyle beyan edenler ve yıllık Gelir Vergisini ödeme süreleri olan, Mart, Haziran ve Eylül aylarında olmak üzere üç eşit taksitte öderler. Gelirlerinin büyük bir kısmı zirai kazançtan oluşan mükelleflerin, Gelir Vergilerinin ödenmesi ile ilgili olarak Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nca özel ödeme süresi tespit edilmiş olması durumunda, fon payı da belirtilen sürelerde olmak üzere üç taksitte ödenir. Yıllık Gelir Vergisi beyannamesi veren mükellefler, beyannamelerine dahil kazanç ve iratları üzerinden daha önce tevkif suretiyle alınan fon payı bulunması halinde, tevkif edilen fon payı, beyan üzerinden hesaplanan fon payından mahsup edilecektir. Mahsuptan sonra kalan fon payı, yukarıda belirtilen süreler içinde ödenecektir. b) Yıllık beyanname veren Kurumlar Vergisi mükellefleri, hesapladıkları fon payım Kurumlar Vergisi beyannamesine göstermek suretiyle beyan ederler ve Kurumlar Vergisinin ödeme süresi olan Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında olmak üzere üç eşit taksitte öderler. Ancak, hesap dönemleri veya beyanname verme süreleri Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nca tayin edilen Kurumlar Vergisi mükellefleri fon payını, biri beyannamenin verildiği ayda, diğerleri ise bu ayı takip eden üçüncü ve altıncı aylarında olmak üzere üç eşit taksitte öderler. Kurumlar Vergisi beyannamesine dahil kazançlar nedeniyle daha önce tevkif suretiyle ödenen fon payı bulunması durumunda, tevkif edilen fon payı, beyanname üzerinden hesaplanan fon payından mahsup edilir ve mahsup sonrası arta kalan fon payı yukarıda açıklanan sürelerde ödenir.


c) Gelirlerini münferit beyanname ile bildirmek zorunda olan dar mükellefiyete tabi Gelir Vergisi mükellefleri, hesapladıkları fon payını münferit beyannamede göstermek suretiyle beyan ederler ve Gelir Vergisi ödeme süresi olan, münferit beyanname verme süresi içinde öderler. d) Özel beyanname veren dar mükellef kurumlar hesapladıkları fon payını özel beyannamede göstermek suretiyle beyan ederler ve fon payını, Kurumlar Vergisini ödeme süresi olan, özel beyanname verme süresi içinde öderler. e) Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'ncü maddesi uyarınca Gelir Vergisi tevkif atı yapmak zorunda olan gerçek ve tüzel kişiler, tevkif ettikleri Gelir Vergisi üzerinden hesapladıkları fon payını, muhtasar beyannamede göstermek suretiyle beyan ederler ve tevkif edilen Gelir Vergisinin ödeme süresi içinde, yani tevkif atın yapıldığı ayı izleyen ayın 20'nci günü akşamına kadar öderler. Ancak sözü edilen yasanın 94/A maddesinin 8 numaralı bendinde yazılı kazanç ve iratların dağıtılmaması halinde yapılan Gelir Vergisi tevkif atı, biri beyanname verme süresinde, diğerleri Kurumlar Vergisinin ikinci ve üçüncü taksitleri ile birlikte üç eşit taksitte ödenmesi Gelir Vergisi Kanunu'nun 119'ncu maddesinde hüküm altına alınmış olduğundan, söz konusu bu tevkif atlar üzerinden hesaplanan fon payı da, belirtilen sürelerde olmak üzere üç eşit taksitte ödenebilecektir. f)Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24'ncü maddesi gereğince Kurumlar Vergisi tevkif atı yapmak zorunda olan gerçek ve tüzel kişiler hesapladıkları fon payını, tevkif atla ilgili muhtasar beyanname ile beyan ederek, muhtasar beyannamenin verileceği süre içinde öderler. g) Kazançları götürü usulde tespit edilen ticaret ve serbest meslek erbabının hesaplanan fon payı vergi karnelerine yazılmak suretiyle tarh olunur ve hesaplanan fon payı, Gelir Vergisinin ödenmesi süresi olan Nisan, Ağustos ve Kasım aylarında olmak üzere üç eşit taksitte ödenir. Ancak. kazançları götürü usulde tespit edilen ticari ve mesleki kazanç sahiplerinden takvim yılı içinde işe başlayanlara, o yıla ait Gelir Vergisinin bir sonraki yılın Gelir Vergisi taksitleri ile birlikte üç eşit taksitte ödeyebilme imkanı, Gelir Vergisi Kanunun' nun 117'nci maddesinde yer alan hükümle, verilmiş olduğundan, bu durumda olan mükellefler, hesaplanan fon payını belirtilen sürelerde ödeyebilecektir. Fon payının beyanı, mahsup ve ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirleme yönünde, 3824 sayılı yasanın 19'ncu maddesinde, Maliye ve Gümrük Bakanlığı'na yetki verilmiştir. 4. FON PAYININ GİDER YAZILANIAYACAĞI: Fon payı ödemek zorunda bulunan mükellefler ve sorumlularca ödenen fon payı, hiçbir şekilde Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde gider olarak yazılamayacağı gibi, Gelir ve Kurumlar Vergisinden de mahsup edilmeyecektir. 5- FON PAYI HAKKINDA UYGULANACAK YASALAR: Mükellef ve sorumlularca: a) Gelir Vergisi üzerinden hesaplanacak fon payının beyanı, tarh, tahakkuk ve esaslar hakkında, Gelir Vergisi Kanunu ile Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, b) Kurumlar Vergisi üzerinden hesaplanacak fon payının beyanı, tarh, tahakkuk ve ödenmesi ile ret ve iadesine ilişkin usul ve esaslar hakkında, Kurumlar Vergisi Kanunu ile Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, hükümleri uygulanacaktır. Bu hükümden özetle, yazımızın II/3'ncü bölümünde açıklandığı üzere, Gelir Vergisi üzerinden hesaplanan fon payı, Gelir Vergisinin beyan, tarh, tahakkuk ve ödenmesi ile ret ve iadesiyle ilgili usul ve esaslara; Kurumlar Vergisinin beyan, tarh, tahakkuk ve ödenmesi ile ret ve iadesiyle ilgili usul ve esaslara tabi olacağı, fon payının beyan dışı bırakılması durumunda,


Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ikmalin, res’en veya idarece tarhiyat yapılarak ceza uygulanacağı, fon payının süresi içinde (vadesinde) ödenmesi halinde ise gecikme zammı uygulamak suretiyle cebren tahsili yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. 6. FON PAYININ DAĞITIMI: Vergi daireleri ve saymanlıklarca tahsil edilen fon payı hasılatının, kanunla kurulan fonlara dağıtılması (paylaştırılması) yetkisi Bakanlar Kurulu'na tanınmıştır. Bu yetkinin kullanılması sonucunda; Maliye ve Gümrük Bakanlığı . Merkez Saymanlığı, tahsil edilen fon yapı hasılatının, tahsil edildiği ayı takip eden bir ay içinde, Bakanlar Kurulu'nca belirlenen oranlardaki payı, ilgili fonlar adına Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında açılan hesap veya hesaplara aktaracaktır. III. 3824 SAYILI YASANIN GEÇİCİ 1'NCİ MADDESİ HÜKMÜ: Yukarıdaki bölümlerde açıklandığı üzere, Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri ve sorumlularınca Gelir ve Kurumlar Vergisi üzerinden hesaplanan fon payı ödeme mükellefiyeti 1 Ocak 1993 tarihinden itibaren başlayacaktır. Bu neden, 31.12.1992 tarihine kadar; a) Verilecek yıllık Gelir Vergisi beyannameleri ile beyan edilen kazanç ve iratlar nedeniyle hesaplanan Gelir Vergisi, b) Verilecek Kurumlar Vergisi beyannameleri ile beyan edilen kazanç ve iratlar nedeniyle hesaplanan Kurumlar Vergisi, c) Ölüm ve memleketi terk nedeniyle verilecek yıllık Gelir Vergisi beyannamesi ile beyan edilen kazanç ve iratlar dolayısıyla hesaplanan Gelir Vergisi, . d) Verilecek münferit beyanname ile beyan edilen kazanç ve iratlar dolayısıyla hesaplanan Gelir Vergisi; e) Verilecek özel beyanname ile beyan edilen kazanç ve iratlar nedeniyle hesaplanan Kurumlar Vergisi, f)Yapılan ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'ncü maddesindeki ödemeler nedeniyle tevkif edilen Gelir Vergisi, g) Yapılan ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24'ncü madde- sinde yer alan ödemeler nedeniyle tevkif edilen Kurumlar Vergisi, h) Götürü usulde vergilendirilen ticaret ve meslek erbabının 1992 takvim yılına ilişkin götürü matrahları üzerinden hesaplanan Gelir Vergisi, Üzerinden hesaplanacak fonlar hakkında, 07.11.1985 tarih ve 3238 sayılı yasanın 13/5'nci, 29.05.1986 tarih ve 3294 sayılı yasanın 4/e ve 05.06.1986 tarih ve 3308 sayılı yasanın 32/2-e maddesi hükümlerinin uygulanmasına devam edilecektir. Bir diğer değişle, yukarıda (a,b,c,d ve e) bentlerinde belirtilen Gelir ve Kurumlar Vergisi üzerinden %5 oranında S.S.D. Fonu, %1 oranında S.Y.D.T. Fonu ve %1 oranında Ç.M.EĞT. Fonu, (f.g ve h) bentlerinde yer alan Gelir ve Kurumlar Vergisi üzerinden ise sadece %5 oranında S.S.D. Fonu hesaplanıp ödenecektir. IV. ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ FARKI ÜZERİNDEN FON PAYI HESAPLANACAK MIDIR? Bilindiği üzere, 3824 sayılı Yasanın 11'nci maddesi ile, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'na mükerrer 25'nci madde eklenmek suretiyle, vergi sistemimize asgari Kurumlar Vergisi esası getirilmiştir. Henüz uygulamasına geçilmemiş olan ve kamuoyunda çeşitli panel ve seminerlerde tartışılması sürdürülen asgari Kurumlar Vergi farkı üzerinden fon payı hesaplanıp hesaplanmayacağı hususunda iki ayrı görüş ileri sürülmektedir.


Birinci görüş: Yabancı sermayenin teşviki, yatırımların teşviki ve ihracatın artırılması gibi tamamen olaya ekonomik yönden ve makro seviyede bakanlarca, asgari Kurumlar Vergisi farkı üzerinde fon payı alınmaması gerektiği ileri sürülmüştür. İkinci görüş: Olayı vergi tekniği ve mali açıdan ele alırlar tarafından ise, asgari Kurumlar Vergisi farkı üzerinden fon payının hesaplanıp ödenmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Her iki görüşünde, olaya bakış açıları itibariyle değerlendirildiğinde, haklılığı tartışmasızdır. Asgari Kurumlar Vergisi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi ile fon payı uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisinin Maliye ve Gümrük Bakanlığı'na verilmiş olduğu hususu dikkate alındığında, konunun yakın bir zaman içinde açıklığa kavuşturulacağı tabidir. Konu ile ilgili görüşümüz ise, asgari Kurumlar Vergisi farkı üzerinden fon payı hesaplanıp ödenmesi gerektiği yönündedir. Zira, asgari Kurumlar Vergisi farkı, Kurumlar Vergisi olarak, Kurumlar Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca beyan edilip ödenmekte olduğundan, 3824 sayılı yasının 18'nci maddesi hükmü uyarınca, Kurumlar Vergisi beyannamesi ile beyan edilen asgari Kurumlar Vergisi farkı üzerinden de %10 oranında fon payının hesaplanıp ödenmesi gerekmektedir.


İŞLETMELER AÇISINDAN ENFLASYONA KARŞI ALINACAK PALYETİF VE RADİKAL ÖNLEMLER

Öğrt. Gör. Dr. Zeki DOĞAN K.T.Ü. Gümüşhane Meslek Yüksekokulu Bugün Türk ekonomisinin karşılaştığı temel sorun son zamanlarda hızını gittikçe artırarak devam eden enflasyondur. Son sekiz yıllık bir dönemi göstermekle beraber, Türk ekonomisinin enflasyonist bir süreç içinde olduğu görülmektedir. Enflasyonun ve özellikle enflasyon beklentisinin yükseldiği dönemlerde enflasyonu kontrol altına alarak ciddi istikrar tedbirlerinin alınamaması halinde, ekonomideki enflasyonist baskılar kümü latif ve hızlı bir şekilde artmakta ve hiper enflasyon tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Enflasyonun işletmeler üzerindeki etkilerinin tutarlı bir biçimde analiz edilebilmesi için Türk ekonomisinde ortaya çıkan enflasyonist sürecin nedenleri üzerinde kısaca durulması gereklidir. Ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı enflasyon olgusunun açıklanması ile ilgili iki temel görüş mevcuttur. Birinci yapısal görüşe göre gelişmekte olan ülkeler hızlı bir ekonomik kâlkınmayı gerçekleştirmek istemektedirler. Ancak ekonomik kalkınma ise bu ülkelerde ekonomik kalkınma ekonomik yapının değiştirilmesini gerektirmektedir. Bu yapı değişikliği sürecinde ortaya çıkan çeşitli darboğazlar(1). Bu ülkelerdeki ekonomilerde enflasyon kaos yaratacak düzeylere çıkmaktadır(2). Ancak, yapısal faktörlerden kaynaklanan enflasyonist baskı abartılmamalıdır. Bununla beraber 'Türk ekonomisinde % 8-9 oranında bir enflasyonu iktisadi kalkınma sürecinin doğal bir sonucu olarak kabul etmemiz gerekir. Gelişmekte olan ülkelerdeki enflasyon olgusunu açıklayan ikinci temel görüş parasal yaklaşımdır. Bu görüş gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan enflasyon sürecini miktar teorisini esas alarak açıklamaktadır. Buna göre bu ülkelerde mal ve hizmetler piyasasındaki arz esnekliği düşüktür. Çünkü bu ülkelerde karşılaşılan işsizlik konjektürel işsizlik olmayıp sermaye ve teknik bilgi yetersizliğinden kaynaklanan yapısal bir işsizliktir. Diğer taraf tan gelişmekte olan ülkelerde sermaye piyasası fazla gelişmediği için para talebinin faiz esnekliği düşüktür. Bu nedenlerle, para arzında meydana gelen bir artış kısa sürede mal ve hizmetler piyasasına talep olarak intikal etmekte ve arz esnekliği düşük olduğundan bu talep artışı mal ve hizmetlerin fiyatlarını arttırmaktadır. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun kontrol altında tutulabilmesi için denk bütçe ve kontrollü para politikalarına ağırlık vermek gerekir. Aksi halde bütçe açıkları ve merkez bankası kredilerinin hızlı bir biçimde arttırılması emisyon hacmini ve para arzını önemli ölçüde yükseltecek ve bunun sonunda enflasyon ortaya çıkacaktır. 1980 yılında uygulamaya konan yeni ekonomik program enflasyonun önlemesi için denk bütçe ve kontrollü para politikalarına önem vermiş ve bu politikacılar 1981, 1982 ve bir ölçüde 1983 yıllarında başarı ile uygulanmıştır. Ancak 1984 yılından itibaren bütçe açıklarının giderek arttığım görmekteyiz.


Tablo 1- Bütçe açıkları Emisyon hacmi ve Enflasyon oranları (milyar TL) Yıllar

1983

Bütçe açığı

245

BA/G.S.M.H. 2.1 Emisyon 618 % Artış 34.9 Enflasyon oranı 30.4

1984 1985 1986 1987 967

772 1277 2160

1988 3440

5.3 2.9 2.9 3.9 972 1394 2021 3018 58.8 43.3 45.0 49.3

4.0 4563 51.2

50.3 44.1

72.0

32.4

52.2

Tablodan görüleceği üzere Türk ekonomisinde son yıllarda en önemli makro dengesizlik kamu kesiminde ortaya çıkmakta ve konsolide bütçe sürekli olarak ekonominin istikrarını bozacak boyutlarda açık vermektedir. Diğer bir ifadeyle denk bütçe politikası uygulanmaktadır. Bütçe açıkları iki şekilde finanse edilmektedir. Bunlardan birincisi Merkez Bankası kaynaklarına başvurulmasıdır. Buna bağlı olarak 'Türk ekonomisinde son yıllarda emisyon hacmi ve para arzı hızla genişlemektedir. Tablo-1'de görüldüğü üzere son beş yılda emisyon hacmi ortalama yılda %50 artmaktadır. Para piyasasında ortaya çıkan bu genişleme Türkiye'de sermaye piyasası tam manasıyla gelişmediği için kısa sürede talep olarak mal ve hizmetler piyasasına girmektedir. Bunun sonucunda fiyatlar genel seviyesi yükselmektedir(3). Enflasyonun İşletmeler Üzerindeki Temel Etkilerini İnceleyelim. 1- ENFLASYONUN YATIRIM ÜZERİNE ETKİLERİ: Enflasyon optimal yatırım miktarının küçülmesine neden olmaktadır. Bir başka ifadeyle enflasyon oranı büyüdükçe yatırımların optimal miktarı küçülecektir. Ayrıca enflasyon işletmelerin üretim teknolojisi seçimini etkileyecek sermaye iş gücü oranı düşük projelere yönelmesine neden olacak ve kısa ömürlü projeler tercih edeceklerdir. Çünkü ortamda bir belirsizlik hakim olup(4) gelecekte bir sis perdesi altına girmektedir. Kısacası ekonomik hayatta belirsizliği ve riski arttırdığı için, işletmelerin daha yüksek düzeyde kâr bekleyişi içinde olmalarına, dolayısı ile para değerinin değişmediği dönemlerde kabul edilebilecek risk ve kârlılıkta olan yatırın projelerinin reddedilmesine yol açabilmektedir. Ayrıca Enflasyonist ortamda işletmede yapılan plan, program ve bütçelerin normal zamanlarda olduğundan daha esnek olması gerekir. İşletmelerin her türlü yatırım kararlarını alırken yatırımın sağlayacağı nakit girişlerini ve katlanılacak giderlerinin doğru saptanması gerekir. Ancak fiyatların hâlâ artış gösterdiği bir ekonomik ortamda büyük sermaye yatırımlarının sağlayacağı kârların tahmin edilebilmesi oldukça zor olmaktadır. Bunun yerine enflasyonist dönemlerde kısa zaman aralıklarını ihtiva eden yatırım politikaları önermektedir(5). 2- ENFLASYONUN İŞLETMELERİNİN SERMAYELERİNE VE FİNANSMAN YAPISINA ETKİSİ: İşletmelerin mal ve hizmet üretiminde kullanılan sermayelerini makine, teçhizat ve bina yatırımlarını kapsayan sabit sermaye veya işletme varlıkları içerisinde satılmayan ve şekil değiştirmeyen ancak işletme faaliyetlerinin yürütülmesinde iş aracı olarak alınıp kullanılan ya da üretilen menkul gayrı menkul gibi her çeşit varlıklardır. Enflasyonist ortamda klasik muhasebe ilkelerine göre, söz konusu sabit kıymetler maliyet değerleriyle bilançoda gösterilir. Amortismanlarda bu değer üzerinden ayrılacağı için, fiyatların yükseldiği devrelerde bu artış dikkate alımından amortisman ayrılması işletmeler açısından sakıncalıdır. Çünkü, bir taraftan sabit kıymetlerin üretim gücü ve iktisadi değerleri korunamayacak, diğer taraftan amortismanlar eski değerler üzerinden hesaplandığı için kâr olarak dağıtılıp vergilendirilmesine yol açacağı gibi maliyet değeri üzerinden ayrılan amortisman böylece


dönem sonlarında normal kârlar yanında fiktif (Zahiri) kârların göz önüne alınmaması olayı işletmenin performansını aşırı abartılması sonucunu doğuracak. Böyle olunca da daha fazla kâr dağıtımı, vergi, ücret demek olacağından işletmenin iktisadi gücünün devam ettirilmesi imkansızlaşacaktır. Bu durumda gerek işletme gerekse milli ekonomi yönünden hiç istenmeyen sonuçların doğması da kaçınılmaz bir durum alabilir. Böylece ortaya çıkan bu gibi fiktif kârların elimine edilmesine yönelik vergi sistemimizde yeniden değerleme yeni değerleri üzerinden amortisman ayırabilme ve yüksek oranda amortisman ayırmak gibi imkanlar mevcut bulunmaktadır(6). 3- ENFLASYONUN İŞLETMELERİN VERİMLİLİKLERİNE ETKİSİ: Hızlı enfilasyon dönemlerinde firmaların verimliliklerinin olumsuz yönde etkilendiğini gözlemekteyiz. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Hızlı enflasyon dönemlerinde belirsizliğin artması nedeniyle işletmelerin uzun dönemli tutarlı planlar yapamaması verimliliği düşüren temel nedenlerdendir. Bunun yanında şirket yöneticilerinin enflasyonun yükselttiği fiktif kârlar nedeniyle rehâvete girmesi ve modern yönetim tekniklerinin uygulanmasında titizlik göstermemeleri prodüktivitenin azalmasının diğer bir seçebilir(7). Devam edecek.

DİPNOTLAR

(1) Yalçın DEMİRSOY; Enflasyonda işletmeler ve koruyucu düzenlemeler, Bilanço Aylık dergi sayı 3 Kasım 1991 s:22, (2) Alparslan PEKER; Modern yönetim muhasebeci, Fatih yayın evi matbaası, 4 baskı; İstanbul 1988 s:61. (3) Orhan MORGİL; Parasal Büyüme Modelleri ve Para Politikaları, Hacettepe Un. İkt. İdr. Bil. Fak. Yayını, Ankara 1983, (4) Atilla GÖNENLİ; İşletmelerde Finansal Yönetim, İ.Ü. İşl. Fak. 6. Baskı, İstanbul 1988, s:211 (5) Nuri UMAN; Yeniden Değerleme (Teori-Uygulama), Çağlayan kitab evi (6) Yalçın DEMİRSOY A.G.E. s: 23. (7) Nuri UMAN; Enflasyonun İşletmeler üzerindeki Etkileri 1987'den 1988'e 'Türkiye Ekonomisi, Ankara Sanayi Odası yayını, Ankara 1988 s:103,


TEK' İN GECİKME ZAMMINA UYGULADIGI KDV'NİN YASALLIGI

Metin BAŞER İSMMM Odası Disiplin Kurulu Üyesi 1- Giriş Türkiye Elektrik Kurumu CTEK) İstanbul Elektrik Dağıtım Müessesesi tarafından gerek vergi mükellefi olan abonelerine gerekse mükellef olmayan abonelerine gönderdiği elektrik faturalarının alt kısmında vade tarihinden sonra yapılacak ödemelere, aylık %7 gecikme zammı ve bu zamma %12 nispetinde K.D.V. uygulayacağını bildirmektedir. 6183 Sayılı "Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna" göre tahsil olunacak kamu alacaklarının vadelerinde öden- memeleri halinde her ay için %7 nispetinde gecikme zammı tahakkuk etmektedir. Tahsil olunan bu gecikme zammına Katma Değer Vergisi uygulanamaz. Yapılan işlem 3065 sayılı K.D.V. Kanunu'nun lafzına ve ruhuna aykırıdır. 2. KONUNUN YASALAR KARŞISINDAKİ DURUMU: 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde verginin konusunu teşkil eden işlemler belirtilmiştir. Söz konusu maddenin 3/g fıkrası aynen şöyledir. "Genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri "Katma Değer Vergisi'ne tabidir." Kanunun bu maddesine göre T.E.K.'nun teslim etmiş olduğu elektrik enerjisinin K.D.V.'ne tabi olduğu tartışmasızdır. Ancak, 6183 Sayılı Kanunun 51. maddesine göre vadesinde ödenmeyen amme alacağına uygulanan gecikme zammına K.D.V. uygulanması yukarıda belirtilen "Verginin Konusuna" girmemektedir. K.D.V. Kanunu'nun 24. maddesinde matraha dahil olan unsurlar arasında "Gecikme Zammı" sayılmamıştır. maddenin (c) fıkrası şöyledir. 'Vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlarla sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler" Kamu gelirlerini tahsil eden, başta vergi daireleri, S.S.K. Bağ- Kur, P.T.T. vb. kurumlar neden gecikme zammına K.D.V. uygulamıyor da, T.E.K. gecikme zammından K.D.V. tahsil ediyor. T.E.K. yasaya aykırı olarak tahsil etmiş olduğu K.D.V.'ni "Gecikme Zammı Tahsil Makbuzu" ile tahsil etmektedir. Oysa hesaplanan K.D.V' nin sadece fatura ve benzeri vesikalar ile tahsil olunacağı aynı kanunun 53. maddesinde belirtilmiştir. 213 sayılı V.U.K.nun 229 ve 230. maddeleri ise faturanın tarifini ve şeklini belirlemiştir. Haksız ve yersiz de olsa tahsil olunun K.D.V için fatura düzenlenmesi gerekir. Kanununun amir hükmünden de anlaşılacağı üzere haksız olarak tahsil olunan K.D.V yasalarda belirtilmeyen bir belge ile tahsil olunmuştur.


Genel kabul görmüş muhasebe usul ve esasları ile vergi kanunları gereği gecikme zammı "Kanunen kabul edilmeyen" giderdir. Ancak mükellefin ödemiş olduğu Katma Değer Vergisi ne olacak? a) İndirim konusu yapılabilecek mi? b) Gider olarak yazılabilecek mi? Yukarıdaki soruların cevaplarını yasaları tetkik ederek verelim. aa) İndirim konusu yapılamaz; Çünkü ödenen K.D.V. kanunen kabul edilmeyen bir gidere ilişkindir. bb) Gider olarak yazılamaz; Çünkü K.D.V. Kanunu'nun 58. maddesinde, "Mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan Katma Değer Vergisi ile mükellefçe indirilebilecek Katma Değer Vergisi, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilemez." hükmü vardır. 3-SONUÇ: T.E.K. tarafından mükelleflerden tahsil edilen gecikme zammına ilişkin hesaplanan Katma Değer Vergisi yukarıda genişçe açıklandığı üzere yasal değildir. Konunun Maliye ve Gümrük Bakanlığı tarafından incelenerek kuruma gerekli ikazın yapılıp, bu tür gayri yasal K.D.V. tahsilinin önüne geçilmelidir. Meslektaşlarımızın konuyu idari yargıya intikal ettirip gerek mükelleflerinin ve gerekse vatandaşlarımızın fazla ve yersiz vergi ödemeleri önlenmelidir.


MALİ AÇIDAN YOKLAMA Levent DEMİRDAĞ Vergi Kontrol Memuru I- YOKLAMANIN TANIMI VE UNSURLARI A TANIMI Sözcük olarak, muayene, kontrol, sınav gibi anlamlar taşıyan yoklama, genel olarak, bir topluluğu oluşturan birimlerin, belli bir zaman ve yerde bulunup bulunmadığını anlamak için yapılan sayma işlemidir. Vergi Usul Kanuna' na göre yoklama, mükelleflerin ve mükellefiyetle ilgili maddi olayların, kayıtların ve konuların araştırılması ve saptanmasıdır (VLTK md. 127). Hemen belirtmek gerekirse, Vergi Usul Kanunu'nun 127. maddesindeki hüküm, bir tanımlamadan çok yoklamanın amacı ve kapsamını ifade etmektedir. Zira 3239 sayılı kanunun 12. maddesiyle, hasılat tespitleri belge ve kayıt düzeni kontrolü gibi maddi kontroller de yoklama kapsamına giren çalışmalardır. Bu haliyle yoklama, vergi idaresinin mükellef hakkında yaptığı bilgi toplama faaliyetleri yanında kayıt ve belge düzeni kontrolünü de içeren bir vergi güvenlik önlemi mahiyetini almış bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında yoklamayı şöyle tanımlamak mümkündür. Yoklama: Mükelleflerin ve mükellefiyetle ilgili olayların araştırılması ve vergilendirmeye ilişkin ödevlerin yapılıp yapılmadığının saptanmasıdır. B- UNSURLARI Yoklama kavramına dahil bir takım unsurlar vardır. Bunlar, yoklama kavramının iyice anlaşılmasına hizmet etmesi bakımın- dan açıklanmaya değer unsurlardır. Yoklama kavramına giren bu unsurlar; mükellefler (ve vergi sorumluları), maddi olmayan, kayıtlar ve konulardır. 1.Mükellefler ve vergi sorumluları a- Mükellefler: Yoklama kavramının asli unsuru yani sujesi, mükelleftir. Mükellef, Vergi Usul Kanunu'nun 8. maddesinde, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden (düşen) gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmıştır. Ancak bu tanım, mükellef olgusunu tam olarak kavramaktan uzaktır. Zira günümüzde tüzel kişiliği olmayan bazı teşebbüsler de vergi mükellefi olabilmektedir. Bu nedenle mükellef , "hukuken kendisine vergi borcu düşen fert ve kurumlar" şeklinde tanımlamak daha gerçekçi olacaktır. Mükellef kavramı üzerinde durulurken, mükellefiyet kavramını da açıklamak gerekir. Zira maliye ders kitaplarında daha çok mükellef üzerinde durulmakta, her nedense vergi mükellefiyetine değinilmemektedir. Oysa vergi mükellefiyeti iktisadi ve sosyal olmaktan çok hukuki nitelik taşıyan temel kavramlardan birisidir. Vergi mükellefiyetinin niteliği özel hukuk alanındaki borç ilişkisinden farklıdır. Önce, özel hukuk ilişkilerinden doğan borçlarda tarafları kişiler ve kurumlar oluşturduğu halde, vergi mükellefiyetinde tarafları, bir yanda devlet, diğer yanda kişiler oluşturmaktadır. Bu bakımdan vergi mükellefiyeti kamu hukuku alanında benzeri bulunmayan bir mükellefiyet çeşididir.


Gerçek anlamı ile vergi mükellefiyeti, bireyin vergi kanunu dolayısıyla vergiye bağlılığını, yani vergi kanunlarından doğan bağlamaları (vecibelerin) tamamı ifade eder. Mükellefiyet kavramı maddi (vergi borcu) ve şekli mükellefiyet biçiminde tezahür etmekte vergi mükellefi ve vergi borcu bu kavram içinde yer almaktadır. b- Vergi sorumluları Vergi Usul Kanunu'ndaki mükellef kavramının, vergi sorumlularını da içermesi nedeniyle, vergi sorumlusu kavramına değinmek gerekmektedir. Vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir (VUK md. 8). Vergi sorumlusu, aslında mali olarak vergi borçlusu değildir. Kimi teorisyenler vergi sorumlusunu, kendisi gerçek mükellef olmamakla beraber, gerçek mükelleflerle olan ilişkileri dolayısıyla, vergi kanunlarının gösterdiği hallerde, verginin hesaplanarak kesilmesi ve vergi dairesine ödenmesi veya diğer bazı işlerin yapılması (beyanname verme vb.) mecburiyeti olan üçüncü kişi olarak tanımlamıştır. Vergi sorumluluklarının kimler oldukları Vergi Usul Kanunu’ nda ve diğer kanunlarda belirlenmiş bulunmaktadır. Bunların belli başlıları aşağıda açıklanmıştır. ba- Vergi Kesenlerin Sorumluluğu Vergi Usul Kanunu'na göre, yaptıkları ve yapacakları ödemelerden vergi kesmeye mecbur olanlar verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludurlar. (VLJK. md 11). Yaptıkları ve yapacakları ödemelerden vergi kesmeye zorunlu olanları şöyle sıralayabiliriz: - Gelir Vergisi Kanunun' nun 94. maddesinde sayılanlar, - Kurumlar Vergisi Kanunu 24. maddesinde sayılanlar, - Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinde sayılanlar, - Damga Vergisi Kanunu'nun 19. maddesinde sayılanlar, - Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 9. maddesinde göre Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nca belirlenecek olanlar. Sorumlular vergi borcunu mükellef adına vergi dairesine ödemek zorundadırlar. Bu görevi yerine getirmedikleri takdirde vergi ikmalen veya re sen tarh edilerek kendilerinden alınacaktır. Vergiye ilişkin cezalarda bunlar adına kesilecektir. Sorumlular ödedikleri vergiyi mükellefe rücu edebildikleri halde cezayı ve gecikme zammını rücu edememektedirler. bb. Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu 'Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkürleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir (VUK md. 10). Kasıt ve ihmalleriyle bu görevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya sorumluların varlığından alınamayan vergi alacakları, kanuni temsilcilerden alınacaktır (VUK md 10/2). Ancak ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilmektedirler. (WK md 10/3). Cezalar için değişik hükümler kabul edilmiştir. Veli, vasi ve kayyım, vergi kanunlarına aykırı hareket ettikleri takdirde, kasıt ve ihmalleri olsun olmasın cezayı küçük ve kısıtlıya rücu edemezler (VIJK md 332).


Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin vergi kanunlarına aykırı hâreketlerinden dolayı ortaya çıkacak vergi cezaları tüzel kişiler adına kesilir. Kanuni temsilcinin varlığına başvurulabilmesi için, ödevlerin, bunların kasıt ve ihmalleriyle yerine getirilmemesi ve kesilen cezanın tüzel kişinin varlığından alınamaması gereklidir. Ceza mahkemelerince verilen kaçakçılık, kaçakçılığa teşebbüs, bilgi vermekten çekinme gibi suçlara ilişkin cezalar ise kanuni temsilciler adına hükmolunmaktadır (VUK md 333). bc. Mirasçıların Sorumluluğu Ölüm halinde mirasçıların ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mahsup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olurlar (VUK md. 12). Danıştay, müflis murisin vergi borçlarından dolayı mirasçıların sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir. Diğer taraftan, intifa hakkını seçen eşler ölümün vergi borçlarından dolayı sorumlu değildirler. Sorumluluk mülkiyet hakkına sahip mirasçılara aittir. Ölüm halinde vergi cezası düşmektedir ('VLJK md. 372). bd. Karnesiz Hizmet Erbabı Çalıştıranların sorumluluğu Kazançları götürü usulde saptanan ticaret ve serbest meslek erbabı ile götürü gider usulünü kabul eden gayrimenkul sermaye iradı sahipleri, yanlarında çalışan hizmet erbabının karne almalarını ve vergilerini ödemelerini sağlamakla sorumludurlar. Bu ödev yerine getirilmezse, vergi, sorumlu adına tarh edilir, ceza da aynı kimse adına kesilir. Sorumlu ödediği vergileri asıl mükellefe rücu edebilecektir (VUK md. 251). be. Diğer Sorumluluklar Yukarıda değinilen sorumluluklardan başka gerek Vergi Usul Kanunu'nda gerekse diğer vergi kanunlarında bazı sorumluluk halleri daha vardır. Bunların bazıları şunlardır: -

Tasfiye memurlarının sorumluluğu, İflas idaresinin sorumluluğu, Noterlerin sorumluluğu, Trafik şube ve büro memurlarının sorumluluğu.

2. Maddi Olaylar Yoklama kavramının bir diğer unsuru ise mükellefiyetle ilgili maddi olaylardır. Mükellefiyetle ilgili maddi olaylar, vergiyi doğuran olaylardır. Vergi Usul Kanunu'nun 19. maddesinde, vergiyi doğuran olay konusunda şöyle bir hüküm yer almaktadır. "Vergi alacağı vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumunun tekemmülü ile doğar (VLTK md. 19/1). Vergi Usul Kanunu, görüldüğü gibi, vergiyi doğuran olayın ne olduğunu tanımlamamış, sadece hukuksal sonucun ne olacağını vermekle yetinmiştir. Bir verginin doğumu bakımından, vergi konusunun varlığı yeterli olmayıp, bir olayın gerçekleşmesi veya hukuki durumun oluşması gerekmektedir. Vergi borcu, vergi konusu ile kurulan ilişkiler sonucu oluşmakta olup, bu ilişki, vergi konusunun elde edilmesi, kullanılması, tüketilmesi biçiminde olabilmektedir. Vergiyi doğuran olayın ne olduğu üzerinde genel olarak birleşildiği halde, bu olayın sonuçları konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bir yaklaşıma göre vergi borcu, vergiyi doğuran olayın ortaya çıkmasıyla kendiliğinden doğmaktadır. Diğer bir yaklaşıma göre, bu yeterli olmayıp, vergi dairesince bazı işlemlere girişilmesi de gereklidir. Bu açıklamalar ışığında vergiyi doğuran olay şöyle tanımlanabilir:


Vergiyi doğuran olay; vergi mükellefinin, vergi kanunlarında belirtilen vergi konusu ile ilişki veya bağlılık halinde bulunmasıdır. 3. Kayıtlar Yokla kavramına dahil bulunan bu unsur, mükellefiyete ilişkin olup; defter ve belgelerde yer alan muhasebe kayıtlarıyla diğer yazı ve ifadeleri içerir. Yoklama, bir bilgi edinme süreci olduğuna göre, yoklamaya yetkili eleman, mükellefin kendi kayıtları ile yetinmeksizin başka kayıtlardan da yararlanabilecektir. Mükellefiyete yönelik kayıtlar, sadece kanuni defter ve belgelerle sınırlı olmayıp, kanuni defter ve belgeler dışında kalan defterler ve belgeler de yer alabilmektedir. Burada kanunikanuni olmayan ayrımının önemi olmayıp, kayıtların mükellefiyete ilişkin olması önemlidir. 4. Konular Mükellefiyetle ilgili konular verginin konduğu kıymetlerin cins ne nevileridir. Bir diğer ifade ile üzerine verginin konulduğu, doğrudan veya dolaylı olarak kaynağını oluşturduğu ekonomik unsurlardır. Verginin konusunu oluşturan unsurlar, farklılık gösterirler. Verginin konusu, bir gelir elde etmek olabileceği gibi, bir servete sahip olmak, bir şey almak, satmak veya tüketmek olabilir. Denilebilir ki vergi kanunlarının pek çoğu adlarını konularından almışlardır. Verginin konusu, verginin temel unsurlarındandır. Konusu belli olmayan bir verginin konulması ve alınması olanaksızdır. C- YOKLAMA ELAMANLARI Vergi Usul Kanunu'nun "yoklamaya yetkililer" başlıklı 128. maddesine göre, yoklama, vergi dairesi müdürleri, yoklama memur , yetkili makamlarca yoklama işiyle görevlendirilenler ve vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılır. 1. Yoklama Memurları Bağımsız vergi dairelerindeki yoklama servisleri ile bağlı vergi daireleri (mal müdürlüklerindeki tahakkuk servislerine bağlı olarak görev yapan yoklama memurları bir taraftan yoklamalara katılırken, diğer taraftan işlerin yoğun olduğu dönemlerde vergi dairesi içinde muhtelif işlerde çalıştırılmakta, zaman zaman da tebliğ memuru olarak görevlendirilmektedirler. Vergi idaresi, Vergi Usul Kanunu'nun 127. maddesindeki yet- kilerin hangilerinin şekilde kullanılacağını yayınladığı bir genel tebliğle belirlenmiştir. Yapılan belirlemeye göre yoklama memurları, yoklamaya yetkili olanlar ve yoklamaya özel yetkili olanlar olarak ikiye ayrılmıştır. a- Yoklamaya Yetkililer Vergi Usul Kanunu'nun 127. maddesinin a fıkrasında belirtilen günlük hasılatı tespit etmekle, d ve e faklarında belirtilen nakil vasıtalarını özel işaretle durdurarak belge kontrolü yapabilme yetkisi dışında kalan ve maddede sayılan diğer yetkileri kullanmaktadırlar. b- Yoklamaya Özel Yetkililer Özel yoklama yetki belgesine sahip yoklama memurları 127. maddede sayılan tüm görev ve yetkileri kullanabilmektedirler. Vergi idaresinin yoklama memurluğu kadro sayısı ülkemizde bir hayli fazladır. 2. Yetkili Makamlarca Yoklama İşiyle Görevlendirilenler Son yıllarda ülkemizde sürdürülen yoğun ve yaygın vergi denetimleri nedeniyle çok sayıda yoklama elemanına gerek duyulmaktadır. Vergi idaresi bu denetimleri, kadrolu yoklama


memurları ile yürütmede yetersiz kaldığından, diğer memurlardan faydalanma yoluna gitmektedir. Bunlar, sahip oldukları yetkiler bakımından iki kategoriye ayrılmışlardır. a- Yoklamaya Yetkililer Yetkili makamlarca yoklama işiyle görevlendirilen yoklamaya yetkili memurlar, günlük hasılat tespiti ve taşıt araçlarını özel işaretle durdurarak belge kontrolü yapma yetkisi hariç Vergi Usul Kanunu'nun 127. maddesine göre verilen görevleri ve yetkileri kullanabilmektedirler. b- Yoklamaya Özel Yetkililer Yetkili makamlar tarafından yoklama işiyle görevlendirilen ve özel yoklama yetki belgesi taşıyan memurlar, 127. maddede belirtilen tüm yetkileri kullanabilmektedirler. 3. Vergi İncelemesine Yetkili Olanlar Vergi Usul Kanunu'nun 128. maddesine göre, vergi incelemesine yetkili olanlar aynı zamanda yoklamaya yetkilidirler. Vergi incelemesine hesap uzmanları, hesap uzman yardımcıları, defterdarlar (ilin en büyük mal memurları), vergi kontrol memurları ve vergi dairesi müdürleri yetkilidirler. Diğer taraftan maliye müfettişleri, maliye müfettiş yardımcıları, gelirler kontrolörleri ve stajyer gelirler kontrolörleri de her hal ve takdirde vergi inceleme yetkisine sahiptirler. Bunlardan, maliye müfettişleri ve yardımcıları, hesap uzmanları ve yardımcıları, gelirler kontrolleri ve stajyer gelirler kontrolörleri ile vergi kontrol memurları vergi denetim elemanı olarak tanınmakta, vergi incelemeleri yanında (hesap uzmanları hariç), servis teftişleri ve memur soruşturmaları da yapmaktadırlar. Denetim elemanları şöyle sıralanabilir: - Maliye müfettiş ve yardımcıları - Hesap uzmanları ve yardımcıları - Gelirler kontrolörleri - Vergi kontrol memurları

Malicozum16  
Malicozum16