Page 1


MALİ

ÇÖZÜM

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI ISTANBUL CHAMBER OF CERTIFIED PUBLIC ACCOUNTANTS

ÇÖZÜM

MALİ

®

MART - NİSAN 2014

March - April 2014

YIL 24

YEAR 24

İ K İ   A Y L I K   M E S L E K İ   D E R G İ Sahibi İSMMMO Adına - Owner on behalf of the ISMMMO Genel Yayın Yönetmeni - Editor Sorumlu Yazı İşleri Müdürü - Editorial Assistant

DANIŞMA KURULU Alfabetik Sıraya göre (Alphabetical Orders) Advisory Board Doç. Dr. Volkan DEMİR (Galatasaray Üniversitesi) Prof. Dr. Rüstem HACIRÜSTEMOĞLU (Galatasaray Ün.) Prof. Dr. Cemal İBİŞ (Marmara Üniversitesi) Doç. Dr. İsmail Ufuk MISIRLIOĞLU (Bilgi Üniversitesi) Prof. Dr. S. Ateş OKTAR (İstanbul Üniversitesi) Prof. Dr. Serdar ÖZKAN (İzmir Ekonomi Üniversitesi)

YAHYA ARIKAN VEYSEL KARANİ PALAK GÜLGÜN ÖZTÜRK

YAYIN KURULU Publication Board Veysel Karani PALAK (Başkan) Gülgün ÖZTÜRK (Üye) Ayla BÜYÜKHAN (Üye) Ali Haydar TUNÇ (Üye) Tayyar GÜLER (Üye)

HAKEM KURULU (Alfabetik Sıraya Göre) Editorial Advisory Board (Alphabetical orders) Prof. Dr. Nalan AKDOĞAN (Başkent Üniversitesi) Doç. Dr. Tamer AKSOY (TOBB Üniversitesi) Yrd. Doç. Dr. Ali DURAL (Galatasaray Üniversitesi) Prof. Dr. Doğan ARGUN (Marmara Üniversitesi) Prof. Dr. Ercan BAYAZITLI (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Nejat BOZKURT (Marmara Üniversitesi) Prof. Dr. Emre BURÇKİN (Marmara Üniversitesi) Prof. Dr. Nurşen CANİKLİOĞLU (Marmara Üniversitesi) Prof. Dr. Nuran CÖMERT (Marmara Üniversitesi) Doç. Dr. Volkan DEMİR (Galatasaray Üniversitesi) Dr. A. Bumin DOĞRUSÖZ (Marmara Üniversitesi) Prof. Dr. M. Banu DURUKAN (Dokuz Eylül Üniversitesi) Prof. Dr. Melih ERDOĞAN (Anadolu Üniversitesi) Prof. Dr. Recep GÜNEŞ (İnönü Üniversitesi) Prof. Dr. Oktay GÜVEMLİ (E.Öğretim Üyesi) Prof. Dr. Rüstem HACIRÜSTEMOĞLU (Galatasaray Ünv.) Prof. Dr. Cemal İBİŞ (Marmara Üniversitesi) Prof. Dr. Seval KARDEŞ SELİMOĞLU (AnadoluÜnv.) Dr. Ahmet KAVAK (Yeminli Mali Müşavir)

Prof. Dr. Yüksel KOÇ YALKIN (E.Öğretim Üyesi) Dr. Resul KURT (Sosyal Güvenlik Uzmanı) Prof. Dr. Ömer LALİK (İst.Ticaret Üniversitesi) Mehmet MAÇ (Yeminli Mali Müşavir) Doç. Dr. İsmail Ufuk MISIRLIOĞLU (BilgiÜniversitesi) Prof. Dr. S. Ateş OKTAR (İstanbul Üniversitesi) Prof. Dr. Serdar ÖZKAN (İzmir EkonomiÜniversitesi) Doç. Dr. Korkut ÖZKORKUT (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Recep PEKDEMİR (İstanbul Üniversitesi) Dr. Veysi SEVİĞ Prof. Dr. Barış SİPAHİ (Marmara Üniversitesi) Prof. Dr. Fevzi SÜRMELİ (AnadoluÜniversitesi) Prof. Dr. Münir ŞAKRAK (E.Öğretim Üyesi) Prof. Dr. Tuğrul TÜFEKÇİOĞLU (E.Öğretim Üyesi) Yrd. Doç. Dr. Masum TÜRKER (İstanbul Ticaret Ünv.) Prof. Dr. Nuri UMAN (Koç Üniversitesi) Prof. Dr. Selçuk USLU (Bilkent Üniversitesi) Prof. Dr. Göksel YÜCEL (İstanbul Üniversitesi) Prof. Dr. Süleyman YÜKÇÜ (Dokuz Eylül Üniversitesi)

MART - NİSAN 2014

1


MALİ

ÇÖZÜM

ISSN 1303-5444

Net 3000 adet basılmıştır. Dergi Adı: Mali Çözüm® Dergimiz EBSCO ve ULAKBİM Sosyal Bilimler Veritabanı tarafından taranmaktadır. İmtiyaz Sahibinin Adı, Soyadı ve Adresi: Yahya ARIKAN Kurtuluş Caddesi No: 114 A Blok Kat:7 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Genel Yayın Yönetmeni: Veysel Karani PALAK Kurtuluş Caddesi No: 114 A Blok Kat:5 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Sorumlu Yazı İşleri Müdürün Adı, Soyadı ve Adresi: Gülgün ÖZTÜRK Kurtuluş Caddesi No: 114 A Blok Kat:5 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Yazı İçerik-Teknik Sorumlusu: İlkim MENGÜLEREK Kurtuluş Caddesi No: 114 B Blok Kat:5 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Grafik Tasarım ve Dizgi: Alican SEZER Kurtuluş Caddesi No: 114 A Blok Kat:6 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Yönetim Yeri Adresi: Kurtuluş Caddesi No: 114 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Basımı Yapanın Adı, Soyadı ve Adresi:

Yayın Türü: Yerel-Süreli, 2 aylık Dergimiz HAKEMLİ DERGİ olma özelliği taşımaktadır. Dergimize gönderilen yazılar, hakem değerlendirmesine tabi tutulduğundan yayımında gecikmeler olabilmektedir. Dergimizde yayınlanan yazılar kaynak gösterilerek kullanılabilir. Yazılardaki görüşler yazarlarına aittir. Mali Çözüm (Financal Analyze) is two months journal of Chamber of Certified Public Accountants of Istanbul. It is a peer-reviewed Journal publishing refered articles, opinion papers, letters, reviews, news, questions and answers, law decisions on accounting. Yönetim Merkezi ve Yazışma Adresi: İSMMMO Kurtuluş Caddesi No: 114 Kurtuluş-Şişli/İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00 pbx Faks: (0212) 343 47 80 E-mail: ismmmo@ismmmo.org.tr www.istanbulsmmmodasi.org.tr

2

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

SUNUŞ Baharın ilk günlerinde yeni telaşlar içindeyken, tekrar yeni bir sayı ile karşınızdayız. Mart ayı ile birlikte hız kazanan iş tempomuz, nisan ayında da hızını arttırarak devam etmektedir. Bu durumda da zamanı iyi kullanmak; yaptığımız işin zorluklarını, kişisel ihtiyaçlarımızın karşılanmasını daha kolay ve daha hızlı yapabilmemizi sağlayacaktır. Bu anlamda iş ve zaman planlarımızın önemi daha fazla ön plana çıkmaktadır. Birlikte olmanın güç birliği ile sinerji oluşturmanın, sahip olunacak bu güçle de yeni iş alanları yaratmanın gerekliliği her geçen gün kendini daha fazla hissettirmektedir. Mesleğimizin ihtiyaç duyduğu yeterli bilgi ve teknolojik donanım, bu birlikteliklerin sağlıklı yürütülmesi ile sağlanabilir. Haksız rekabet, uluslararası rekabet koşulları gibi yaşanacak olumsuzluklara da karşı koyabilecek gücümüz de, bu birliktelikler yolu ile daha kolay ve daha hızlı sonuca bizleri ulaştıracaktır. 122.Sayımızın içerdiği konuları özetlemek gerekirse;Dış Ticaret İşlemleri, Meslek Mensuplarının Muhasebe Standartlarına Uyum Sürecinde Eğitim Faktörü’ne ilişkin yapılan bir araştırma,Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Kanunları başta olmak üzere vergi uygulamaları, sigorta ve çalışma mevzuatı gibi makalelerinden oluşmaktadır. Konu başlıkları olarak sıraladığımızda değerli yazarlarımızın kaleme aldığı makaleler;  Dış Ticaret İşlemleri Nedeni İle Oluşan KDV ve ÖTV’ nin Muhasebeleştirilmesi  İşletmesel Raporlama  Muhasebe Meslek Mensuplarının Muhasebe Standartlarına UyumuSürecinde Eğitim Faktörü Üzerine Antalya İlinde Bir Araştırma  İflas Ertelemesi Durumunda Ticari Alacaklara Karşılık Ayrılabilir mi?  Anonim Şirketlerin Pay Senedi Bastırma Yükümlülüğü  Anonim ve Limited Şirketlerin Yargı Mercileri Nezdinde Temsili  Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Anonim Şirketlerde Sermaye Koyma Borcu  Vergi İncelemeleri Sonucu Tarh Edilen Vergi İle Kesilen Cezalar Nasıl Muhasebeleştirilir?  Yatırım İndiriminde Nihai Durum MART - NİSAN 2014

3


MALİ

ÇÖZÜM

 Teknokentlerde Kurumlar Vergisi İstisnası  Yurt Dışına Kazanç Aktarımı Amacıyla Alınan Faturalar Sahte Fatura Mıdır?  Yabancı İşçi Çalıştırılması Hazine Tarafından Destekleniyor  Tazminat Niteliğindeki İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı  İş Sözleşmesinin Tarafların Anlaşması Yoluyla Sona Ermesi  İSG Desteğinden Kimler Nasıl Yararlanacak  Ölüm Geliri Nasıl Hesaplanır ve Kimlere Bağlanır?  4(a) Sigortalılarının Hizmet Tespit Yöntemleri 123 nolu sayımızda tekrar görüşmek dileğiyle, dergimizde emeği geçen tüm yazarlarımıza teşekkür eder, siz değerli okurlarımıza sağlık ve başarı temennilerimizi sunarız. Yahya ARIKAN İSMMMO Başkanı

4

MART - NİSAN


MALİ

İÇİNDEKİLER

ÇÖZÜM

Mali Müşavirlikte “Olgu, Kural ve İlkelerle” Yürümenin Yol Haritası! Yahya ARIKAN 7

HAKEMLİ YAZILAR REFEREED PAPERS Dış Ticaret İşlemleri Nedeni İle Oluşan KDV ve ÖTV’ nin Muhasebeleştirilmesi Doç. Dr. Menşure KOLÇAK - Yrd. Doç. Dr. Nilgün BILICI Öğr. Gör. Yücel NAKTIYOK 15 İşletmesel Raporlama Yrd. Doç Dr. Eymen GÜREL - Yrd. Doç Dr. Gürol DURAK

45

Muhasebe Meslek Mensuplarının Muhasebe Standartlarına Uyumu Sürecinde Eğitim Faktörü Üzerine Antalya İlinde Bir Araştırma Yrd. Doç. Dr. Ahmet AKTÜRK 63 İflas Ertelemesi Durumunda Ticari Alacaklara Karşılık Ayrılabilir Mi? Tarık SELCİK 85

HAKEMSİZ YAZILAR OPINION PAPERS Anonim Şirketlerin Pay Senedi Bastırma Yükümlülüğü Soner ALTAŞ 105 Anonim ve Limited Şirketlerin Yargı Mercileri Nezdinde Temsili Mustafa YAVUZ 119 Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Anonim Şirketlerde Sermaye Koyma Borcu Serbay MORAY 129 Vergi İncelemeleri Sonucu Tarh Edilen Vergi İle Kesilen Cezalar Nasıl Muhasebeleştirilir? Rızkullah ÇETİN 137

MART - NİSAN 2014

5


MALİ

ÇÖZÜM

Yatırım İndiriminde Nihai Durum İdris KÖSE

147

Teknokentlerde Kurumlar Vergisi İstisnası İbrahim ERCAN 161 Yurt Dışına Kazanç Aktarımı Amacıyla Alınan Faturalar Sahte Fatura Mıdır? İzlem ORAL

177

Yabancı İşçi Çalıştırılması Hazine Tarafından Destekleniyor Ayhan BOSTAN 183 Tazminat Niteliğindeki İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Cumhur Sinan ÖZDEMİR 193 İş Sözleşmesinin Tarafların Anlaşması Yoluyla Sona Ermesi Mustafa BAŞTAŞ - Eray KARAGÖZ 203 İSG Desteğinden Kimler Nasıl Yararlanacak Eyüp Sabri DEMİRCİ 209 Ölüm Geliri Nasıl Hesaplanır ve Kimlere Bağlanır? S.Mehmet KELEŞ 215 4(a) Sigortalılarının Hizmet Tespit Yöntemleri Sami ÖNER 221 Yayın Politikası İlkeleri

6

MART - NİSAN

233


MALİ

ÇÖZÜM

MALI MÜŞAVIRLIKTE “OLGU, KURAL VE ILKELERLE” YÜRÜMENIN YOL HARITASI! Mali müşavirlik mesleğinde temel sorunların aşılması için sihirli tek bir formül yok. Araştırıp öğrenme, düşünüp çözümleme, sonuca bağlamak için, genel fotoğraf görülmeli “olgu, kural ve ilkeler” bütünüyle hareket edilmeli. Yahya ARIKAN1* “Muhasebe mesleğinde en hayati konulardan biri nedir?” diye sorulsa, inanıyorum çoğunluğun yanıtı “Haksız rekabetle mücadelede yeni yaklaşım ihtiyacı” olur. Gerçekten de bu doğru bir beklentidir ve kuşkusuz herkesin arzusu, mesleğimizle ilgili bütün tarafların lehine, dürüst ve bozulmamış rekabetin temin edilmesidir. Tabii ki konunun; sunumlar, tebliğler ve analizler boyutundan bağımsız olarak önemli detayları, yanı sıra önermeleri de mevcut. Esasında mesleğimiz üzerine profesyonelce kafa yoran değerli meslektaşlarımız zaman zaman konuyu gündeme getirerek her mecrada çözüm önerisinde bulunuyor ve ufuk açmaya çalışıyor. Ancak bugüne dek yaşanan pratikten anlıyoruz ki, analitik, yani çözümlemeli bir sonuca ulaşmak için önce mesleğin büyük fotoğrafını görüp “25 yıl önce neredeydik, bugün neredeyiz, yarın nereye gideceğiz” üzerine kafa yormak da önem kazanıyor. DÜN NEREDEYDİK? Muhasebe mesleği, meslektaşlarımın bildiği gibi, gelir ve kurumlar vergisinde 50’li ve 60’lı yıllardaki yapılan değişiklikle daha çok önem kazanmaya başladı. Bu süreç 80’li yıllara kadar devam etti. 1984 yılına kadar, adeta mart ayından mart ayına yapılan bir meslek icra edildi. Müşteriler bir poşet içersinde faturaları getirir, meslektaşlarım da mart ayı sonuna kadar bunları tamamlardı. Hatta öyle müşteriler vardı ki, son anda faturaların yazılmasını ve beyannamelerin düzenlenmesini isterdi. Mart ayı bittiğinde de 11 ay mali tatile çıkılırdı. Ama ne zamanki 1984 yılında Katma Değer Vergisi çıktı, düzenli olarak muhasebe tutulmaya başlandı. 1* İSMMMO Başkanı

MART - NİSAN 2014

7


MALİ

ÇÖZÜM

1990 yılı ise; Odalarımız ve TÜRMOB’un kurulmasıyla mesleğimizde önemli bir dönemeç oldu. Çünkü o yıla kadar, meslektaşımızla ilgili temel görüntü kâtip imajıydı. Eğitimler öne çıkınca, yıllar süren büyük mücadeleyle kötü imaj silinebildi. Tek düzen uygulama tebliği ise meslekte yeni bir kilometre taşı oldu. Muhasebe camiası hiçbir yerden destek almadan, ülke çapında düzenlenen eğitimlerden yararlanarak tek düzen muhasebe sistemini hayata geçirdi. Ardından enflasyon muhasebesi uygulaması geldi. Özveriyle üretilen yazılım sayesinde milyonlarca lira meslektaşın cebinde kalırken, süreç de başarıyla tamamlandı. Meslekte diğer bir önemli eşik de e-beyan sistemine geçiş. Çünkü çok kısa bir sürede bütün beyanname ve bildirimler elektronik ortamda verilmeye başlandı. Elle defter yazma döneminden, muhasebede ortak dilin kullanıldığı, her türlü bildirilerin internet üzerinden gönderilebildiği bir çizgiye gelindi. YARINLARA BAKMANIN FARKI! Anlatılan bu ana tabloya karşın, mesleğimizde gerçek ve doğru tavır ise “yarınlara bakmak” olmalı. “Nasıl bir yarın bizi bekliyor?” sorusunun yanıtı yaşamsal önemde. Bugün; yeni Ticaret Kanunu’nun getirdiği kurumsal yönetim ilkelerine uyum için atılacak adımlar, “kurumsallaşma, Türkiye Finansal Raporlama Standartları’nı uygulama, Bağımsız Denetim” benzeri konular mesleğimizin yarınlarının yeni kilometre taşlarını oluşturuyor. Artık çok net bir şekilde görülüyor ki; e-fatura ve e-defter uygulamasına geçişten sonra, gelecekte mesleğimiz, defter tutmanın yanı sıra,“finansal tabloları düzenleyenler, bunları denetleyenler ve danışmanlık yapanlar” çizgisinde şekillenecek. Finansal raporlamada, denetimde ve çeşitli danışmanlık alanlarında “uzmanlaşma” ise kaçınılmaz bir şekilde ajandamızı oluşturmaya aday. Çünkü uzmanlaşma, bilgiyi üretmenin yanı sıra bilgiyi yönetme becerisine de sahip olmak demek. Ve bugün muhasebe dışındaki yeni iş alanlarının sayısı hiç azımsanacak gibi değil. Bunlar ilk ağızda şöyle sayılabilir: • Entegre Raporlama • Şirket Değerlemesi • Derecelendirme 8

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

• • • • • • •

İç Denetim Adli Muhasebe Strateji Yönetimi Maliyet Muhasebesi Yönetim Muhasebesi Sorumluluk Muhasebesi Sosyal Muhasebe - Çevre - Karbon • Finans Matematiği KURUMSALLAŞMA ZORUNLULUĞU Görüyoruz ki kurumsal firmalar, bugün bu saydıklarımızın hepsini yapabiliyor. Meslektaşımızın da bu gözlükle bakması şart. Ancak, meslektaşımız bugünkü duruşunu devam ettirirse özlenilen hedefe uyum göstermekte ciddi bir şekilde zorlanabilir. Bu nedenle eğitim mesleki yarınlar için hep temel önceliğimiz olmalı. Bu kültür içselleştirildiğinde değişime ayak uydurmak mümkün olabilir. Meslekte kaliteyi yakalamak da buradan geçer. RADİKAL DEĞİŞİM: E-DEVLET Bugün dünyada ve ülkemizde “e-devlet” ifadesiyle radikal bir değişim yaşanıyor. bütün kurumlarımız süratle yenileniyor. Değişim, mali müşavirlik mesleğinin müşterilerini ve onların taleplerini, yanı sıra çevresini yeniden şekillendiriyor. Mesleğimiz ve meslektaşımız bu değişimin asla dışında kalmamalı. Süratle hazırlanmalı ve değişime ayak uydurulmalı. Herkes; defter tutmanın dışında bir dünya olduğunu görmek zorunda. Çünkü mali müşavirlik mesleği, “bir masa bir sandalye” mesleği değildir. Herkes küçük hesapları bir kenara bırakmalı, mali idare gelecekte meslektaşı köşeye sıkıştırmadan, meslektaş kendi birikimiyle ve Odalarımızın ona çizdiği vizyonla kurumsallaşma adımlarını hayata geçirmeli. Tek başına yönetme yerine birlikte yönetme, tek başına kazanma yerine birlikte kazanma kültürüne herkes açık olmalı. O zaman görülecek ki; sürdürülebilir yapılar oluşacak, kolay ve doğru yönetilecek, kaliteli hizmetle daha çok kazanılacak. Özetle; “müşteriyi ilk olarak kapıda sekreterin, güvenlikçinin karşıladığı, gelenin içinde MART - NİSAN 2014

9


MALİ

ÇÖZÜM

kendini güvende hissedeceği bir ofis” asla hayal değil. Büyükler’le rekabetin de tek çaresi bu. Ve ne zaman ki herkes bu ortaklık kültürünü oluşturur, o gün herkes bu mesleğin önünde şapka çıkartır ve saygı zirve yapar. İşkolumuz insanlarının yenilikçi yanıyla bu süreci başaracağına içtenlikle inanıyorum. Bu potansiyel meslektaşlarımızın da ruhunda fazlasıyla var. Yeter ki gelecek için hayal kurulsun ve ilk adım atılsın, gerisi gelir. ÖRGÜTLÜ YAPILAR İHTİYACI Bu sürecin güdümleyici gücü ise hiç kuşkusuz örgütlü yapılardır. Oysa bugün meslek örgütlülüğümüzün ayrıca tehlike altında olması “düşündürücü”. Görüyoruz ki, meslek odalarının örgütlü gücü yok edilmek isteniyor. Kimi çevrelerde “Oda’lara üye olma zorunluluğunun kaldırılması”, “bir Oda yerine birden fazla Oda olması” , “birden fazla Birlik olması” dillendiriliyor. Niyetin farklı olduğu, bölük pörçük örgütlenme olunmayacağını herkes biliyor. Bugün herkesin sorumluluğu, örgütlülüğün yok edilmesine karşı durmaktır. Aynı şekilde vesayetten kurtulmuş çağdaş ve demokratik bir meslek yasasına ise her zamankinden daha büyük bir ihtiyaç vardır. Bu başarılamazsa, mesleğe ve meslektaşa verilen zarar büyür. KGK’NIN MESLEĞE GETİRDİĞİ GÖLGE Tıpkı; Kamu Gözetimi Muhasebe  ve Denetim  Standartları  Kurumu’nun yapılanması ve mesleğe yaklaşımlarında olduğu gibi. Oysa bugün; “hazine ile mükellef arasında köprü oluşturan, işletmelerin gelişmesinde yol gösterici bir misyon üstlenen, işletmelerin uluslararası mecrada rekabetine ivme katan, her zaman büyük bir özveriyle çalışan” mali müşavirlerin geleceğine meslektaştan ziyade, tüm ekonomi aktörleri de sahip çıkmalı. Sahip çıkmalı çünkü ekonomide bir makas değişmesi tehlikesi vardır. KGK, varoluş sebebi “gözetim yapmak”tan ziyade, adeta kendini meslek örgütü yerine koymaya devam ediyor. Mali müşavirlerin denetçilikle ilgili neredeyse bütün yetkilerini tırpanlayarak, özellikle de gençlerin geleceğini tutsak eden bir anlayışla çalışıyor. Bu yaklaşımın ülkemize de zarar verdiği ortada. KGK’nın bu tavrıyla; ülkemizde kayıtlı, şeffaf, hesap verebilir işletme yapıları oluşturulamaz, 10

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

gerçek finansal tabloların üretilmesi sağlanamaz. Oysa biliyoruz ki yolsuzluğun ilacı denetim. Güvenlik ve yargı dışında, “tüm işletmeler, tüm şirketler, tüm yerel yönetimler, tüm siyasi partilerde ve vakıflar denetime tabi tutulmalı.” Artık KGK; çok hızlı bir şekilde asli görevi “denetimin gözetimini yapma” çizgisine çekilmeli, meslek mensuplarının önündeki engelleri kaldırmalı. Tüm bu vurgulananlar özelinde; “ortak dili oluşturma, örgütlülüğü pekiştirme, yarınları şekillendirecek görüşlerin ortaya konulması” zorunluluğu açık. Çünkü; haksız rekabetin önüne geçilebilmesi için öncelikle “haklı rekabet ortamları”nın yaratılması gerekir. Bu anlamda yayınlanan iki meslek kararına dört elle sahip çıkılmalı. İnanıyorum ki; 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren zorunlu uygulanacak “tahsilatların bankadan geçmesi” ve “zamana endeksli ücret tarifesi” mesleğin sorunlarının aşılmasına önemli katkı sağlayacak. Tabii ki esas formülün ise; tüm burada yazılan “olgu, kural ve ilkeler”le bir bütün olduğu unutulmadan.

MART - NİSAN 2014

11


HAKEMLİ YAZILAR REFEERED PAPERS

@

MALİ

ÇÖZÜM

MART - NİSAN 2014

13


MALİ

ÇÖZÜM

DIŞ TİCARET İŞLEMLERİ NEDENİ İLE OLUŞAN KDV VE ÖTV’ NİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ RECORDİNG OF VAT AND SCT FORMED DUE TO FOREİGN TRADE TRANSACTİON

Doç. Dr. Menşure KOLÇAK *2* Yrd. Doç. Dr. Nilgün BİLİCİ 3**** 4 Öğr. Gör. Yücel NAKTİYOK *** *** Öz Dolaylı vergiler arasında yer alan Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisinin (ÖTV) ülkelerin vergi gelirleri içerisinde önemli paylarının olduğu bilinmektedir. Gelir ve servet üzerinden yeterli miktarda vergi alamayan ülkeler gelir açıklarını KDV ve ÖTV ile gidermeye çalışmaktadırlar. Ülkemizde vergi gelirlerinde KDV ve ÖTV’nin % 70’ler civarında payının bulunduğu ekonomik verilerden anlaşılmaktadır. KDV ve ÖTV dış ticaret işlemleri üzerine uygulandığından vergi gelirlerini artırıcı bir özelliğe sahip olmaktadırlar. Bu çalışmada dış ticaret işlemleri olan ithalat ve ihracat üzerinden alınan veya iade edilen KDV’nin muhasebe kayıtlarının nasıl olması gerektiği irdelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dış Ticaret, Dış Ticaret Vergileri, KDV, ÖTV, Muhasebe Kayıtları Abstract It is well known that Private Consumption Tax (PCT) and Added Value Tax (AVT) taking the place among indirecttaxes had significant shares in tax revenues of the countries. The countries which cannot receive sufficient tax from revenues and possessions have tried to close their revenues deficient by taking AVT and PCT. Our country is among those whose tax revenues are around 70 % of AVT and PCT. As Added Value Tax Private Consumptions Tax (PCT) are applied from foreign Trade Operations, this means that it is of a property increasing tax revenue. In the study, we tried *2 Atatürk Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi 3 Atatürk Üniversitesi Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi ** 4 Atatürk Üniversitesi Erzurum MYO Öğretim Görevlisi ***

MART - NİSAN 2014

15


MALİ

ÇÖZÜM

to investigate how accounting records of AVT paid back or taken from export or İmport in Foreign Trade Operation should be KeyWords:ForeignTradeForeignTradeTaxes, VAT,PCT, Accounting Records I. Giriş Gelişmekte olan ülkelerde dolaylı vergilerin ağırlıklı olmasının temel nedenleri arasında, bir ülkedeki vergi kapasitesini oluşturan temel faktörlerden; sırasıyla kişi başına gelir düzeyinin düşüklüğü, aile içi üretim ve düşük verimlilik, yaygın ve dağınık küçük tarımsal işletmeler gibi faktörler gelmektedir. Bunun yanısıra, gelir vergisi matrahlarının tespit edilmesin zor olması ve masraflı olan tarım sektörünün ağırlıklı olması ve ikincil ve üçüncül sektörlerdeki genellikle kayıt dışı kalan esnaf örgütlenmesi gibi faktörler de önem kazanmaktadır. Bu ve benzeri özellikler nedeniyle geliri yeterince vergilendiremeyen hükümetler zorunlu olarak dolaylı vergilere yönelmektedir. Dolaylı vergiler arasında yer alan Katma Değer Vergisi(KDV) ve Özel Tüketim Vergisinin (ÖTV) ülkelerin vergi gelirleri içerisinde önemli bir payı bulunmaktadır. Gelir ve servet üzerinde yeterli miktarda vergi alamayan ülkeler gelir açıklarını KDV ve ÖTV ile kapatmaya çalışmaktadırlar. Aynı zamanda dış ticaret üzerinden alınan gümrük vergileri çeşitli ekonomik bütünleşmeler ve serbestleşme kapsamında çift ve çok taraflı yapılan anlaşmalarla ya tamamen kaldırılmakta ya da oranları düşürülmektedir. Bu tür uygulamalar sebebiyle azalan vergi gelirlerinin telafisi amacıyla eş etkili vergiler olarak KDV ve ÖTV vergileri ithalat ve ihracat işlemlerine de uygulanmaktadır. Ülkemizde 1.757.552 gelir vergisi mükellefi bulunmakta, bunların sadece 2.190 tanesi ithalat ve ihracat işleriyle uğraşmaktadır. Kurumlar vergisi açısından baktığımızda 619.710 tane kurumlar vergisi mükellefinin olduğu bunların sadece 15.590’ının ithalat ve ihracat işi, diğer bir ifadeyle dış ticaret yaptığı görülmektedir(GİB,2013, 118). Dış ticaret yapan işletmelerin gelir vergisi mükellefleri içerisindeki payı %0,12 iken kurumlar vergisi mükelleflerinin payı %2,52 dir. Rakamlardan da görülebileceği gibi son derece yetersiz sayıdaki gerçek veya tüzel kişi dış ticaret işleri ile uğraşmaktadır. Kurumlar vergisi mükelleflerinin oranı gelir vergisi mükelleflerinden fazla görülmektedir. Bu durumu kurumsallaşma anlamında olumlu olarak görmemiz mümkündür. Ancak yetersiz olduğu ve dış ticaretin desteklenmesi gerekliliği de açıktır (Kolçak, 2013, 195). 16

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Bu vergilerden ÖTV özellikle talep esnekliği çok düşük olan içki, sigara ve petrol ürünleri gibi sınırlı sayıda mal üzerine konulmaktadır. Böylece vergi oranları artırıldığında talebin esnekliği çok düşük olduğundan talepte fazla bir değişme meydana gelmemekte, talep çok az düşmektedir. Bunun sonucunda ise bir yandan devlet istediği vergi gelirini elde ederken, tüketici tercihlerinde önemli değişiklikler olmadığı için ortaya çıkan ek kayıp çok sınırlı kalmakta ve bu da kaynakların yanlış dağılımı sorununa yol açmamaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin vergi yapıları kıyaslandığında en belirgin farklılık, gelişmiş ülkelerde gelir ve servet üzerinden alınan dolaysız vergilerin ve sosyal güvenlik katkı paylarının toplam vergi gelirlerinin yaklaşık üçte ikisini oluştururken, gelişmekte olan ülkelerde satış vergileri, KDV ve ÖTV gibi tüketim ve harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerinin üçte ikisi civarında olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda; dış ticaret işlemlerinde KDV ve ÖTV uygulamaları hakkında teorik açıklamalar ve dış ticaret işlemlerinden tahsil edilen KDV’nin muhasebe kayıtlarıyla ilgili detaylı bilgiler alt başlıklar halinde anlatılmaya çalışılmıştır. II. Literatür Özeti

İbrahim HAYIRLIOĞLU (2013)

İhracatta KDV İadesi ve Muhasebeleştirilmesi

KDVK’da yer alan ve KDV yönünden ihracatçılara sağlanan ihracat istisnasının yerinde ve faydalı bir uygulama olduğunu, İhracatın vergisel açıdan teşvikiyle her bir firma bazında gerçekleşecek küçük bir ihracat artışının dahi, toplamda ekonomimize çok daha büyük oranda döviz girdisi sağlayabileceğini, bu durumun da gerçekleşmiş ya da gerçekleşecek girişimlerin yurtdışına açılmasına zemin hazırlayarak ülkenin refah düzeyinin arttırılmasına katkıda bulunacağını ifade etmektedir.

MART - NİSAN 2014

17


MALİ

ÇÖZÜM

Şafak TONGAL (2013)

Emrah AYGÜL Levent POLAT (2008)

Binnur ÇELİK (1999)

18

MART - NİSAN

ÖTV Kanununda yer almayan diğer kanunlarda bulunan istisna veya muafiyet hükümlerinin ÖTV bakımından geçerli olmadığı, bir kurumun kuruluş kanununda alımlarının her Özel Tüketim türlü vergi, resim, harç, pay Vergisi ve fondan muaf olduğuna Kanununda Yer dair hüküm bulunmasının, bu alan İstisnaların kurumun alımlarında ÖTV Gümrük uygulanmasına engel teşkil İşlemleri ile Olan etmeyeceği belirtilmektedir. İlişkisi Ancak uluslararası anlaşmalardaki ÖTV’ye ilişkin istisna ve muafiyet hükümlerinin saklı tutulduğu ifade edilmektedir. Vergi kanunlarının sadeleştirilmesi ve Avrupa Birliği mevzuatına uyum amacıyla düzenlenen 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu ile 16 adet vergi, harç, fon ve IV Sayılı Listepayın yürürlükten kaldırıldıdeki Mallara İlişğını belirtmektedirler. ÖTV kin ÖTV Kanunu Kanununa ekli IV Sayılı Lisve Muhasebe tede yer alan ve lüks olarak Uygulamaları nitelendirilen ve eskiden %26 orana tabi olan (taşıtlar hariç) mallara ilişkin ÖTV Kanunu ve muhasebe uygulamalarının nasıl olacağı konusunda bilgi verilmeye çalışılmıştır.

İthalde Alınan Katma Değer Vergisi ve Günümüzdeki Önemi

thalde alınan KDV’nin tek amacının gelir açığını kapatmak olmadığı, yerli üretimi korumak açısından büyük bir öneminin bulunduğu, ithal mallarının fiyatını artırarak yerli üretime iç talebi yönlendirdiği vurgulanmaktadır.


MALİ

ÇÖZÜM

III. Katma Değer Vergisi Ülkemizde Katma Değer Vergisi 1985 yılında 3065 sayılı Kanunla uygulamaya konulmuştur. KDV’si ekonominin dışa açılma sürecinin yaşandığı ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmeye çalışıldığı bir dönemde yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz vergi sistemi açısından önemli bir idari ve ekonomik başarı olarak kabul edilmektedir(Erbaş,1990,138).Avrupa Birliği vergisi olarak nitelendirilmekte ve tüm Avrupa ülkelerinde uygulanmaktadır(Andel,1990,182). Uluslararası ticarete konu olan mal veya hizmetlerin vergilendirilmesinde geçerli ilke, mal veya hizmetlerin tüketimlerinin gerçekleştirildiği ülke vergilendirilmesi olan varış ülkesi ilkesidir. Bu nedenle yurt dışından ülkemize gelen mallar malı ihraç eden ülke tarafından katma değer vergisinden arındırılırken ithalatçı konumundaki ülkemize girişi (ithalatı) sırasında vergilendirilmektedir. Buna göre dış ticarete konu olan malların ihracatında KDV iadesi, ithalatında da KDV tahsili söz konusu olmaktadır. KDV’nin matrahı ithal edilen malların CIF değerine, ithalat sırasında ödenen her türlü vergi, resim, harç ve paylar ile fiili ithalata kadar yapılan diğer ödemeler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemeler ilave edilerek tespit edilmektedir. Diğer bir ifadeyle, Dünya Ticaret Örgütünün (GATT) kıymet anlaşmasına göre ithalata konu olan malın gümrük vergisine esas teşkil eden kıymeti o malın satış bedeli, yani malın alıcı ve satıcısı arasında belirlenen fiyatı olmaktadır(Şahiner,2013,1-7). Ülkemizde ithalde alınan KDV’nin matrahı ise, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 21’inci maddesinde üç ana başlık halinde düzenlenmiştir. Buna göre; İthal edilen malın gümrük vergisine esas kıymeti, gümrük vergisinin kıymet esasına göre alınmaması veya malın gümrük vergisinden muaf olması halinde sigorta ve navlun bedelleri dâhil (CİF-Cost, Insurance, Freight) değeri, bunun belli olmadığı hallerde malın gümrükçe tespit edilecek değeri, İthalat sırasında ödenecek her türlü vergi resim harç ve paylar, Gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve ödemeler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemeler toplam matrahı oluşturmaktadır(Alsancak,1990,58). KDV’nin vergi gelirleri içerisindeki payı her yıl artma eğilimi göstermektedir. Diğer bir ifadeyle ülkemizdeki ithalat giderek artmış durumdadır. KDV’nin yıllar itibariyle artmasının nedenlerinden birisi de gümrük vergilerine eş etkili bir vergi olarak uygulanmasıdır(Çelik,1999,124). MART - NİSAN 2014

19


MALİ

ÇÖZÜM

Günümüzde gümrük vergisinin bir devamı ve tamamlayıcısı olarak nitelendirilen ithalde alınan KDV, eş etkili ve önemli bir vergi olarak kabul edilmektedir. İthal edilen malların gümrük vergilerinin yanı sıra eş etkili vergilere ve fonlara da konu olmalarının temel sebebi, birçok ülkenin bağlı bulunduğu, Dünya Ticaret Örgütü, (GATT) çerçevesinde gümrük vergilerinin oranlarının yükseltilmesinin çok zor olmasıdır(Tuncer,2000,24). Tablo 1:Yıllar İtibariyle Dış Ticaret Vergilerinin Vergi Gelirleri ve GSYH İçerisindeki Payı(%)

Yıllar

Vergi Gel. /Bütçe Gel.

Dış Ticaret Vergileri/ Toplam Vergiler

KDV /DTV

78,14 78,18 79,26 77,09 78,89 84,11 84,13 80,44 82,85 84,14 84,24 84,27 86,67 89,47 88,18

11,15 10,44 12,83 10,77 12,55 12,55 14,09 13,02 15,10 14,26 14,54 12,31 14,54 19,67 19,45

9,62 9,14 11,64 9,99 11,72 11,61 13,03 12,06 13,92 13,02 13,29 11,22 13,31 17,90 17,57

1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012

ÖTV /DTV

Dış.Tic.Ver. /GSYH

23,26 27,31 32,56 39,96 23,56 22,64 22,46 23,91 22,35 22,95 24,35

2,1 2,5 3,4 3,1 2,7 2,8 3,0 3,0 3,6 3,4 3,5 3,0 3,6 4,2 3,9

Kaynak: GİB verilerinden oluşturulmuştur.

Tablo 1’de kamu gelirlerinin toplamı 100 kabul edilerek, toplam gelirler içerisinde vergi gelirlerinin ve dış ticaretten alınan vergilerin payı hesaplanmıştır. Tablodan da görüleceği gibi dış ticaret vergilerinin neredeyse tamamı ithalde alınan KDV’den oluşmaktadır. Dış ticaret vergilerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı en düşük %10,77 ile 2001 yılında, en yüksek pay da %19,67 ile 2011 de gerçekleşmiştir. 2001 krizinin etkisi dış ticaret üzerinde de gözlenmektedir. KDV’nin dış ticaret vergi gelirleri içerisindeki payına baktığımızda en düşük olduğu yıl; %9,62 ile 1998’de, 20

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

en yüksek olduğu yıl da %17.90 ile yine 2012 de gerçekleşmiş bulunmaktadır. 2002’de uygulanmaya başlanan ÖTV’nin dış ticaretten alınan vergilerin içerisindeki payı %22,35 ile %39,96’sı arasında değişmektedir. ÖTV’nin payının KDV’nin payından fazla olduğu söylenebilmektedir. Dış ticaret vergilerinin GSYH içerisindeki paylarına baktığımızda, %2,1 ile %4,2 arasında değiştiği görülmektedir. IV. Özel Tüketim Vergisi Yurt dışındaki müşterilere teslim edilen ve Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesi’nden çıkan mallar ÖTV’den istisna edilmiştir. Yurt dışındaki müşteri tabiri; ikametgâhı, işyeri, kanuni ve iş merkezleri yurt dışında olan alıcılar ile yurt içinde bulunan bir işletmenin yurt dışında faaliyet gösteren şubelerini ifade etmektedir. Yurt dışındaki alıcı adına hareket eden Türkiye’deki kişi ya da kuruluşlara veya bizzat alıcıya işlenmek ya da herhangi bir şekilde değerlendirilmek üzere Türkiye’de teslim edilen mallar için ihracat istisnası uygulanmamaktadır. KDV Kanunu’nun 12/1. maddesindeki serbest bölgedeki alıcıya veya yetkili gümrük antreposu işleticisine yapılan teslimlerin ihracat teslimi sayılacağına dair hükümler, ÖTV Kanunu’nda yer almaması nedeniyle serbest bölgelere veya yetkili gümrük antreposu işleticilerine yapılan teslimlerde ÖTV yönünden ihracat istisnası uygulanması mümkün olmamaktadır. Aynı şekilde, KDV Kanunu’nun 11/1. maddesi kapsamında Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara yapılan teslimlerde KDV iadesi uygulamasına ilişkin düzenlemelerin ÖTV uygulaması açısından geçerliliği bulunmamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara ÖTV kapsamına giren malların tesliminde ÖTV istisnası uygulanması veya tahsil edilen ÖTV’nin iadesi söz konusu olmamaktadır. ÖTV Kanunu’nun 5. maddesinin 2 numaralı fıkrasında, ihraç edilen mallara ait alış faturaları veya benzeri belgelerde gösterilen ve beyan edilen ÖTV’nin ihracatçıya iade edileceği belirtilmiş olup, iadeye ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. ÖTV ödenerek satın alınmış bir malın üçüncü kişilere tesliminde yasa gereği ÖTV hesaplanmamaktadır. ÖTV Kanununun 8/2. maddesi uyarınca ihraç edilmek üzere ihracatçılara teslim edilen mallara ilişkin ÖTV’nin tahsil edilmemesi şartıyla, teslimi yapanların isteği üzerine özel tüketim vergisi tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil edilmektedir. Teslimi takip eden aybaşından itibaren üç ay MART - NİSAN 2014

21


MALİ

ÇÖZÜM

içerisinde malların yurtdışı edilmesi gerekmektedir. Eğer mallar bu tarih aralığında yurtdışı edilmiş ise tecil edilen vergi terkin edilecek, aksi takdirde tecil edilen verginin gecikme zammı ile vergi dairesine ödenmesi gerekecektir. V. Katma Değer Vergisinin Muhasebeleştirilmesi A. İthalatta KDV Kayıtları Örnek: Banka vesaik mukabili ödeme şekline göre yapılan ithalat ile ilgili olarak ticari mevduat hesabından (kendi döviz satış kuru üzerinden) mal bedelini almış ve döviz satış belgesini (DSB) düzenlemiştir. (mal bedeli: 2.000.- $:2,30.-TL) • Bankadan aynı tarihte bu ithalat ile ilgili olarak banka masrafı için ticari mevduat hesabının 250-TL borçlandırıldığına dair dekont gelmiştir. • Mal gümrükten çekildikten sonra, gümrük komisyoncusu gümrük ve diğer giderleri belgeleyen dekont ile yaptığı hizmet için fatura göndermiştir. Gümrük komisyoncusunun gönderdiği dekont 828.-TL’dir. Bu tutar içinde, mail için gümrükte ödenen 768.-TL KDV bulunmaktadır. Gümrük komisyoncusuna nakden KDV hariç 60.-TL ödenmiştir. • Malın ithalatı tamamlandıktan sonra verilen sipariş hesabı tutarı ticari mallar hesabına aktarılmıştır. Muhasebe kayıtları 1) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 159. Verilen Sipariş Avansları 4.600.159.50. Verilen Yurt Dışı Sipariş Avansları 159.50.001.Ref.No……2.000.- $ 102.Bankalar Hesabı 102.01.A.Bankası (İthalat Mal Bedeli 2.000-$ x 2.30.- TL)

22

MART - NİSAN

4.600.-


MALİ

2) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 159.Verilen Sipariş Avansları Hes. 250.159.50 Verilen Yurt Dışı Sipariş Avansları 159.50.001.Ref.No….2.000.-USD 102.Bankalar Hesabı 102.01.A.Bankası (İthalat Banka Masrafları) 3) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 191.İndirilecek KDV Hesabı 768.191.01.İthalatta (Gümrükte) Ödenen KDV 100.Kasa Hesabı -Gümrükte Ödenen KDV 4) –––––––––––––––– / ––––––––––––– 159.Verilen Sipariş Avansları Hes. 60.159.50.Verilen Yurt Dışı Sipariş Avansları 159.50.001.Ref.No….2.000.-$ 191.İndirilecek KDV 191.01. İthalatta (Gümrükte) Ödenen KDV 100.Kasa Hesabı (Gümrük Komisyoncusu Fat.No XXXX)

ÇÖZÜM

250.-

768.-

10.80.70,80.-

5) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 153.Ticari Mallar Hesabı 4.910.159.Verilen Sipariş Avans. 4.910.159.50.Ver.Y.Dışı Sip.Avans. 159.50.001.Ref No…2.000.- $ (İthal Edilen Malın Stok Hesabına Devri) –––––––––––––––– / –––––––––––––––– B. Bedelsiz İthalatta KDV Kayıtları Bedelli ithalatın yanı sıra bedelsiz ithalat da yapılabilmektedir. Yurt dışından bedelsiz olarak ithal edilen mallar için hiçbir ödeme ve masraf yapılmayacağı anlamına gelmemektedir. Bedelsiz ithalatta sadece malın MART - NİSAN 2014

23


MALİ

ÇÖZÜM

satın alındığı firma veya kişiye herhangi bir bedel ödenmemekte, ancak gümrük vergisi sigorta ve nakliye bedeli vb. masraflar ortaya çıkmaktadır(Şimşek,2013,2).Buradan yola çıkarak bedelsiz olarak ithalatı gerçekleştirilen işlemlerin nasıl muhasebeleştirileceğine dair örnekler aşağıda gösterilmiştir. Söz konusu malların maliyetini oluşturmak amacıyla 159. Verilen Sipariş Avansları Hesabı kullanılmalıdır. İthalat için ödenen mal bedeli, gümrük vergisi, navlun bedeli, sigorta bedeli, gümrük müşaviri ücreti, KDV masrafları 159 No’lu hesapta toplandıktan sonra malın muhteviyatına göre 150. İlk Madde Malzeme Hesabı veya 153.Ticari Mallar Hesabı gibi hesaplara aktarılması gerekmektedir. Örnek: ../../.2014 tarihinde bedelsiz olmak üzere 20 adet tıbbi cihaz ithal edilmiştir. Cihazın her birisinin emsal bedeli 1.250 TL olup % 6 Gümrük Vergisine tabidir, ithalatla ilgili diğer masraflar aşağıdaki gibi olup cari hesap çalıştırılmıştır; Navlun Bedeli 2.200-TL, Sigorta Bedeli 600-TL, Gümrük Müşaviri 350-TL, KDV 4.500-TL Çözüm: Mal Bedeli = Emsal Bedel x Miktar= 1.250, x 20 Adet= 25.000 Güm. Ver. = Rayiç Bedel x Güm. Ver. Or.= [(20x1.250) x % 6=] 1.500 Gümrük Vergisi Bedelsiz ithal edilen cihazların emsal bedeli işletme için olağan dışı bir gelir olduğundan 679. No’lu hesaba alacak kayıt yapılacaktır. 1)–––––––––––––––– / 2013 –––––––––––––– 159. Verilen Sipariş Avansları Hs. 159.01.Tıbbi Cihazlar Maliyeti Hs. 679.DiğerOlağandışı Gelir ve Karlar Hs. 679.01.Bedelsiz İthalat Geliri Hs.

24

MART - NİSAN

25.000 25.000


MALİ

ÇÖZÜM

2)–––––––––––––––– / 2013 –––––––––––––– 159.Verilen Sipariş Avansları Hs. 9.150 159. 01. 100. Tıbbi Cihazlar Maliyeti Hs. Gümrük Vergisi 1.500 KDV 4.500 Navlun Bedeli 2.200 Sigorta Bedeli 600 Güm. Müş. Üc. 350 102.Bankalar Hesabı 6.000 102.01.100. Bankası .(Gümrük+KDV) 6.000 320.Satıcılar Hs. 3.150 320.05.120.Navlun Bedeli 2.200 320. 05.121.Sig. ve Ar. Hizm.Hs. 600 320. 05.122.Güm. Müş. Üc. Hs. 350 Tıbbi Cihazların Maliyet Kaydı –––––––––––––––– / –––––––––––––– Bedelsiz ithalat için yapılan, gümrük vergisi, navlun, sigorta, gümrük müşaviri ücreti, KDV masrafları da 159 Verilen Sipariş Avansları Hesabına aktarılmıştır. 3) –––––––––––––––– / 2013 –––––––––––––– 153. Ticari Mallar Hs. 29.650 153.01.101.Tıbbi Cihazlar Hs. 191.İnd.KDV (İthalde Ödenen KDV) 4.500 159. Verilen Sipariş Avansları Hs. 34.150 159.01.100.Tıbbi Cihazlar Maliyeti Hs. Tıbbi Cihazların Stoklara Alınması Kaydı –––––––––––––––– / –––––––––––––– Örneğimizden de anlaşıldığı gibi bedelsiz olarak ithal edilen tıbbi cihazlar için emsal bedeli üzerinden hesaplama yapılmış ve 159 No’lu hesaba kaydedilmiştir. Daha sonra yapılan masraflar 159 No’luhesapta toplandıktan sonra, 153.Ticari Mallar Hesabına aktarılmıştır. Alınan 25 adet tıbbi cihaz satıldığında dönem sonu muhasebe kaydı aşağıdaki gibi olacaktır.

MART - NİSAN 2014

25


MALİ

ÇÖZÜM

4)–––––––––––––––– / 2013 –––––––––––––– 621.Satılan Ticari Mal Maliyeti Hs. 34.150 621.01. 101.Tıbbi Cihazlar Hs. 153.Ticari Mallar Hs. 34.150 153.01.101.Tıbbi Cihazlar Hs. Tıbbi cihazların satış kaydı –––––––––––––––– / –––––––––––––– C. İhracatta KDV İadesi ve Kayıtları KDV Kanunu’nda yer alan istisnaları tam ve kısmi istisna olmak üzere iki ana başlık altında toplamak mümkündür. İstisna edilmiş işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisinin indirim ve iadesine imkân tanıyan istisnalar tam istisna iken bu işlemlerle ilgili katma değer vergisinin indirim ve iadesi mümkün olmayan istisnalar ise kısmi istisna olarak bilinmektedir. Tam istisna kapsamındaki işlemler esas olarak KDV Kanunu’nun 32. maddesinde sayılmış olup, bunların başında ihracat istisnası gelmektedir. İhracat istisnası, Kanun’un mal ve hizmet ihracatı başlıklı 11. maddesinde düzenlenmiştir(Yapmış,2011,1-3).Mükellefler arasında “tecil-terkin sistemi” veya “11/1-c uygulaması” olarak isimlendirilmektedir. Sistemin başlıca özellikleri ve işleyişi özetle şu şekilde gerçekleşmektedir. İhracatçılar ihraç kaydıyla aldıkları malı, KDV indirimi yapmaksızın kayıtlarına geçirmekte, ihraç kayıtlı mal tesliminde (faturada KDV tahsil edilmediğine dair not bulunmaktadır) KDV sadece faturada görülmektedir. Söz konusu KDV ihracatçı tarafından yevmiye kaydına alınmayacağı gibi KDV beyannamesinde indirimler arasında da gösterilmemektedir. İhracatçılar bu şekilde KDV yüklenmeksizin teslim aldıkları malı, KDV hesaplanmaksızın ihraç ettikleri için, KDV ile ilgili herhangi bir sorunla karşılaşılmamaktadır. Ancak ihracata yönelik nakliye, komisyon, gümrük masrafları ve genel giderler gibi harcamalar dolayısıyla KDV yüklenebilmektedir. Yüklenilen KDV’lerin, talep halinde ihracatçıya iadesi gerekmektedir. Bu sistemde, KDV bakımından tüm risk ve sorumluluklar ihraç kaydıyla mal teslim edene yüklenmiştir. Uygulamada, ortaya çıkabilecek cezalar, gecikme zamları ve finansal yükler için ihracatçıya rücu edilebileceği yolunda anlaşmalar yapıldığı görülmektedir(Çoban,2013,2). İnternet üzerinden yapılan başvuru sonucunda sistemden alınan “KDV İade Talebine İlişkin İnternet Vergi Dairesi Liste Alındısı” çıktısı bir üst 26

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

yazı ile vergi dairesine verilerek listelerin internet üzerinden verildiği ve KDV iade işlemlerinin tamamlanması konusunda vergi dairesi bilgilendirilmiş olacaktır (Hepaksaz ve Hayrullahoğlu,2011,112). Bundan sonraki süreçte KDV iadesi işleminin tamamlanması önceden olduğu gibi vergi dairesinden takip edilerek sonuçlandırılacaktır. Böylece vergi dairelerinin iş yükü de azalmış olacaktır. İhracatta gümrük işlemlerinin uzun sürmesi nedeniyle, ihracat faturasının düzenlendiği tarih ile ihracatın fiilen gerçekleştirildiği tarih arasında belirli bir süre geçmektedir. Örneğin ihracat faturasının 12 Mart’ta düzenlenmesi ancak fiili ihracatın 16 Nisan’da yapılması gibi. Bu durumda ihracat faturası düzenlenmekle birlikte henüz satış işlemi kesinlik kazanmadığından ve düzenlenen faturanın VUK’nun 219. maddesinde belirtilen 10 günlük sure içerisinde kayıtlara intikal ettirilmesi bakımından fatura bedeli dövizin fatura tarihindeki cari alış kuru ile TL’ye çevrilerek muhasebeleştirilmesi gerekmektedir. Ancak satış işlemi henüz gerçekleşmediğinden fatura bedelinin hasılat yerine “ 380.Gelecek Aylara Ait Gelirler” hesabına intikali gerekir. İhracatın fiilen gerçekleştirildiği tarihte ise, fatura bedeli dövizin fiili ihraç tarihindeki T.C. Merkez Bankası Cari alış kuru üzerinden TL’ye çevrilerek hasılat hesabı olan “ 601.Yurtdışı Satışlar” hesabına kaydedilmesi ve faturanın düzenlendiği tarihte yapılan kaydın düzeltilmesi yoluna gidilmelidir. Özellik arz etmesi nedeniyle yurtdışı alıcılara ilişkin hususlar söyle belirtilmiştir; Yurtdışı alıcılar 120. Alıcılar ana Hesabının altında tali hesaplarda izlenmektedir(Aygül ve Polat,2008,79-82). • Mal ihraç eden firmalarda fiili ihraç tarihindeki; hizmet ihraç eden firmalarda fatura tarihindeki TC Merkez Bankası döviz alış kuru ile değerlendirilmiş bedel yurtdışı alıcılar hesabının borcuna, 601. Yurtdışı Satışlar hesabının alacağına kaydedilir. • İhraç nedeniyle yurtdışı alıcılardan akreditif veya diğer yollarla gelen döviz, hesaplara alındığı günkü TC Merkez Bankası alış kuru ile çarpılarak değerlenir. Ortaya çıkan fark satış hasılatı olarak 601No’lu hesabın alacağına kaydedilir. • Hesap dönemi sonunda yurtdışından alacaklar Maliye Bakanlığı’nca belirlenen döviz kurları ile çarpılarak değerlenir. Değerleme nedeniyle ortaya çıkan pozitif fark 601 Yurt Dışı Satışlar hesabın alacağına, negatif fark ise 611 Satış İndirimleri hesabının borcuna MART - NİSAN 2014

27


MALİ

ÇÖZÜM

yazılır. Yurtdışından gelen döviz ise, geldiği günden sonra meydana gelen kur farkları kambiyo karı veya zararı olarak kaydedilmek zorundadır.

VI. İhraç Kaydıyla Mal Teslimleri İle Tecil, Terkin Ve İade Uygulamalarında KDV A. İhraç Kaydıyla Mal Satın Alan İhracatçılar Açısından KDV • İhracatçılar, ihraç kaydıyla aldıkları mal bedelini KDV indirimi yapmadan kayıtlarına geçirirler. • İhraç kayıtlı satış faturasında görülen hesaplanan KDV ihracatçıyı ilgilendirmediğinden, KDV ihracatçı tarafından kayda alınmaz, indirilecek KDV hesabına yazılmaz ve KDV beyannamesine de aksettirilmez. Satıcının alacağına da kaydedilmez. • İhracatçılar bu şekilde KDV yüklenmeden aldıkları malı KDV’siz ihraç ettikleri için, ihracatçı açısından KDV sorunu bu aşamada tamamen çözümlenmiş olmaktadır. B. İhraç Kaydıyla Mal Satanlar Açısından KDV • KDV Kanunu’nun 11/1-c maddesine göre yapılan satışlarda fatura KDV’li olarak kesilmekle beraber faturanın altında; “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu hükümlerine göre ihraç edilmek şartıyla teslim edildiğinden, katma değer vergisi tahsil edilmemiştir.” ibaresi yazılmalıdır. • İhracatçıdan tahsil edilmeyecek olan KDV, beyannamede diğer iç piyasa satışlarına ait Hesaplanan KDV’lerle birlikte hesaplanan KDV (teslim KDV’si) olarak beyan edilir. Şayet beyannamede indirimlerden sonra kalan ödenecek KDV çıkarsa bu tutar ihraç kayıtlı teslim KDV tutarına eşit veya daha yüksek çıkarsa, KDV tahakkukunun ihraç kayıtlı teslim KDV’si kadar kısmı faizsiz olarak tecil edilir. Tecil edilen KDV ihracatın gerçekleştiği dönemde terkin edilir. • İhraç kaydıyla mal teslim eden imalatçının ilgili döneme ait KDV beyannamesinde, indirilecek KDV’nin fazlalığı dolayısıyla hiç ödenecek KDV çıkmayabilmektedir. Yani, ihraç kaydıyla teslim KDV’si tecil edilememişse (tecil edilecek KDV çıkmamış ise), ih28

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

raç kayıtlı satış faturasındaki KDV ihracatın gerçekleştiği dönemde ya nakden iade alınır ya da şirketin varsa başka vergi borçlarına ve SSK prim borçlarına mahsup ettirilir. İhracatçı şirketin istemesi durumunda daha sonraki aylarda ödenecek KDV’den indirilmek üzere, ertesi döneme devretme imkânı da bulunmaktadır(Kaplan, 2012, 194).Sistemin işleyişi aşağıdaki üç örnekle açıklanmıştır. Örnek1

Örnek2

Örnek3

Normal (iç piyasa) KDV’leri     

48.000

32.000

4.000

İhraç kayıtlı teslim KDV’leri     

24.000

24.000

24.000

İndirilecek KDV’ler toplamı

40.000

40.000

40.000

Tahakkuk eden KDV  

32.000

16.000

Tecil edilebilir KDV          

24.000

24.000

Tecil edilecek KDV          

24.000

16.000

Ödenecek KDV                      İadesi gereken KDV              

8.000

Devreden KDV          

8.000

24.000

24.000 12.000

Örnek 1: • Tahakkuk eden KDV, ihraç kayıtlı teslim KDV’sinden büyük olduğu için, ihracatçıdan tahsil edilemeyen 12.000.-TL’lik KDV tecil edilecektir. • Tecil edilen bu KDV ihracatın gerçekleştiği dönemde terkin edilecektir. • Böylece ihraç kayıtlı teslim KDV’si ortadan kaldırılmış olmaktadır. • İhraç kayıtlı teslim edilen mallara ait yüklenilen KDV’lerin indirimi de mümkün olduğundan (örneğimizdeki indirilecek KDV toplamı olan 20.000.-TL’nin içinde yer aldığından) ihraç kaydıyla teslim edilen mallara ait yüklenilen KDV’lerde beyanname üzerinde tamamıyla arındırılmış olacaktır.

MART - NİSAN 2014

29


MALİ

ÇÖZÜM

1) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 150. İlk Madde ve Malzeme Hesabı 222.222.150.01.İlk Madde ve Malzeme 191.İndirilecek KDV 40.000.191.23.İndirilecek KDV 320.Satıcılar Hesabı (İlk Madde ve Malzeme Alışları) 2) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 120.Alıcılar 314.600.120.01.Yurt İçi Alıcılar 600.01.Yurt İçi Satışlar 391.01.Hesaplanan KDV (İç Piyasa Satışları)

262.222.-

266.600.48.000.-

3) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 120.Alıcılar 133.400.120.51.Yurt İçi Alıcılar (İhraç Kaydıyla)     192.Tecil Edilecek KDV 24.000.192.01.Tecil Edilebilir KDV                                 601.Yurt Dışı Satışlar 133.400.601.02.İhraç Kaydıyla Satışlar                 391.Hesaplanan KDV 24.000.391 .02 .Hesaplanan KDV (İhr. Yoluyla) (İhraç kaydıyla satışlar) –––––––––––––––– / ––––––––––––––

30

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

4) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 391. Hesaplanan KDV 72.000.192. Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.192.02.Tecil Edilecek KDV 191.01.İndirilecek KDV 40.000. 192.Diğer KDV 24.000.192.01.Tecil Edilebilir KDV             392.Diğer KDV        24.000.392.02.Terkin Edilecek KDV                     360. Ödenecek Vergi ve Fonlar 8.000.360.51.Ödenecek KDV                                                                 (Dönem Sonu KDV mahsupları ve denkleştirme) –––––––––––––––– / –––––––––––––– İhracatın gerçekleşmesinden sonra, ihracatın gerçekleştiğinin vergi dairesine ibrazından sonra tecil edilen KDV, terkin ettirilir ve terkin edildiğine dair belge alınır. Bunun üzerine aşağıdaki muhasebe kaydı yapılır. –––––––––––––––– / ––––––––––––––  392.Diğer KDV                               24.000.392.02.Terkin Edilecek KDV                 192. Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.-                 192.02.Tecil Edilecek KDV                                                         (Tecil KDV’sinin Terkini) –––––––––––––––– / –––––––––––––– Örnek 2: • Tahakkuk eden KDV 16.000.- TL, ihraç kaydıyla teslim KDV’si olan 24.000.- TL’den az olduğu için ihraç kayıtlı teslim KDV’sinin bir kısmı yani,16.000.- TL’lik kısmı tecil ve terkin yoluyla yok edilecektir. Geri kalan 8.000.- TL, ihracatın gerçekleştiği dönemde gerekli belgelerin ibrazı koşuluyla ve mükellefin tercihine göre; nakden iade edilebilmekte, başka vergi borçlarına mahsup edilmekte yada devredilen KDV olarak dikkate alınabilmektedir. • İhraç kayıtlı teslim edilen mallar için yüklenilmiş olan KDV ise indirim yolu ile giderilmiştir.

MART - NİSAN 2014

31


MALİ

ÇÖZÜM

1) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 150.01.İlk Madde ve Malzeme 222.222.191.İndirilecek KDV 40.000.191.23.İndirilecek KDV 320.Satıcılar 262.222.320.01. (İlk Madde Ve Malzeme Alışları) 2) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 120.01.Yurt İçi Alıcılar 600. Yurt İçi Satışlar 391.Hesaplanan KDV  391.01. (İç Piyasa Satışları) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 3) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 120.Alıcılar 133.400.120.51.Yurt İçi Alıcılar                   192. Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.192.01.Tecil Edilebilir KDV                       601.Yurt Dışı Satışlar 601.02.İhraç Kaydıyla Satışlar 391.Hesaplanan KDV 391.01 (İhraç Kaydıyla Satışlar)

209.800.177.800.32.000.-

133.400.24.000.-                  

4) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 391.Hesaplanan KDV 56.000.192.Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.192.02 .Tecil Edilecek KDV 16.000.192.64.İade Edilecek KDV    8.000.191. İndirilecek KDV 40.000.192. Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.192.01.Tecil Edilebilir KDV                   392.Diğer KDV 16.000.392.02.Terkin Edilecek KDV (Dönem sonu KDV Mahsupları ve Denkleştirme) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 32

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Terkin Yoluyla Muhasebe Kaydı İse Şöyle yapılır: –––––––––––––––– / –––––––––––––– 392.Diğer KDV 16.000.392.02.Terkin Edilecek KDV                                  192 Diğer Katma Değer Vergisi 16.000.192.02.Tecil Edilecek KDV (Tecil KDV’nin Terkini) –––––––––––––––– / –––––––––––––– Örnek 3: • Bu örnekte tahakkuk eden KDV olmadığından ihraç kayıtlı teslim KDV’sinin tamamı nakden veya mahsuben iade edilebilecektir. (İstenirse iade yerine gelecek aylar doğabilecek ödenecek KDV borçlarından düşülmek üzere devreden KDV olarak ta kullanılabilmektedir.). Şöyle ki, örneğimizde görüldüğü gibi, ihraç kayıtlı teslim KDV’sinin tamamı olan 24.000.- TL iade edilecektir. • İndirilecek KDV olan 40.000.- TL’den, iç piyasa teslim KDV’si 4.000.- TL ile ihraç kayıtlı teslim KDV’si 24.000.- TL’nin toplamı 28.000.- TL düşüldükten sonra kalan 12.000.- TL devreden KDV olarak müteakip döneme aktarılacaktır. 1) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 150. İlk Madde ve Malzeme 222.222.150.01.İlk Madde ve Malzemeler                        191. İndirilecek KDV 40.000.191.23.İndirilecek KDV 320. Satıcılar  262.222.(İlk Madde Malzeme Alışları) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 2) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 120.Alıcılar 26.200.120.01.Yurt İçi Alıcılar 600. Yurt İçi Satışlar  391.Hesaplanan KDV 391.01.Hesaplanan KDV (İç Piyasa Satışları)

22.200.4.000.-

MART - NİSAN 2014

33


MALİ

ÇÖZÜM

3) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 120.Alıcılar 133.400.120.51.Yurt İçi Alıcılar 192. Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.-  192.01.Tecil Edilebilir KDV  601.Yurt Dışı Satışlar 133.400.601.02. İhraç Kaydıyla Satışla 391. Hesaplanan KDV 24.000.4) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 391.Hesaplanan KDV 28.000.192. Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.192.64.İade Edilecek KDV 190. Devreden KDV 12.000.191. İndirilecek KDV  40.000.192. Diğer Katma Değer Vergisi 24.000.192.01.Tecil Edilebilir KDV (Dönem sonu KDV Mahsupları Ve Denkleştirme) –––––––––––-––––– / –-––––––––––––– Bu Örnekte Tecil Edilecek KDV Çıkmadığı İçin yapılacak Terkin İşlemi de bulunmamaktadır. C. İhracı Gerçekleşmeyen Malın, İhraç Kaydıyla Teslim Eden İmalatçıya İade Edilmesi 1. İhracatçılar tarafından yapılacak işlemler İhraç kaydıyla imalatçılardan alınan malların veya bu malların bir kısmının ihracatçı tarafından ihraç edilememesi veya imalatçıya iade edilmesi durumunda; ihracatçılar imalatçılara iade edilen malla ilgili KDV’li fatura kesmek zorundadırlar. Bu faturadaki KDV ihracatçılar tarafından beyannamede hesaplanan KDV olarak gösterilecek ve ayrıca bu KDV aynı beyannamede indirilecek KDV olarak ta yer alacaktır. Çünkü ihracatçılar ihraç kaydıyla malı aldıklarında imalatçılarını KDV’den dolayı alacaklandırmadıklarından, iade faturasını kendi kayıtlarına işlerken imalatçıları borçlandırmamaları gerekmektedir. İmalatçıların borçlandırılmaması demek ihracatçıların bu faturadaki KDV’yi hesaplanan KDV olarak beyan ettikleri halde bedelini tahsil edemeyecekleri anlamına gelmekte34

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

dir. O halde bu KDV yükünden kurtulabilmek için hesapladıkları KDV’yi aynı zamanda indirmeleri gerekmektedir. İhracatçıların iade faturasındaki KDV’yi hem hesaplanan KDV hem de indirilecek KDV olarak beyannamelerine yansıtarak durumu nötrleştirdikleri halde neden KDV’li fatura kesmek zorunda olmalarının sebebi, malın kendisine iade edildiği imalatçının iade faturasındaki KDV’yi indirebilmesi için belge (fatura) üzerinde ayrıca gösterilmesini gerekliliğidir. 2. İmalatçılar tarafından yapılacak işlemler İmalatçılar, ihracatçıların kendilerine kestiği iade faturasını aldıklarında malın KDV hariç bedeli kadar ihracatçıyı alacakalandırırlar. Çünkü daha önce bu mal için ihracatçıya ihraç kaydıyla fatura kestiklerinde ihracatçıyı KDV hariç tutar kadar borçlandırmışlardı. İmalatçılar iade faturasındaki KDV’yi indirirler. Karşılığında ise Tecil Edilebilir KDV hesabını alacaklandırırlar. Çünkü daha önce ihraç kaydıyla düzenledikleri faturadaki hesaplanan KDV’yi Tecil Edilebilir KDV hesabına borç yazmışlardı. İmalatçılar da bu şekilde kendilerini KDV yükünden arındırmış olmaktadırlar. D. İhraç Kaydıyla Satın Alınarak İhraç Edilen Malın Geri Gelmesi Bu durumda malın ithalat istisnasından yararlanabilmesi için, ihraç kaydı ile kesilen faturada hesaplandığı halde imalatçıya ödenmeyen KDV’nin ihracatçı tarafından ilgili gümrük idaresine ödenmesi veya aynı miktarda teminat gösterilmesi gerekmektedir. İmalatçılar İlgili Vergi Dairesine; bu KDV’nin Gümrük İdaresine ihracatçı tarafından ödendiğini tevsik ettiklerinde, imalatçıların iade veya terkin işlemleri yerine getirebilecektir. Geri gelen malın gümrükten KDV ödemeden çekilmesi durumunda ilgili vergi dairesinden imalatçının henüz iade almadığının tevsiki ile de mümkün olmaktadır. Ancak bu durumda geçmiş dönemlerden itibaren bir dizi düzeltme beyannamesi vererek hem mükellef olarak ve hem de Vergi Dairesi olarak bir takım işlemlerin yapılması gerekecek, sonuçta bir takım karışıklıklara ve düzensizliklere yol açabilecektir. Bu nedenle mala ait KDV’yi gümrükte ihracatçıya ödetip, Vergi Dairesinden de aynı meblağı iade olarak almak daha doğru olacaktır. Ayrıca, bu malı imalatçının geri alma mecburiyeti de yoktur. İhracatçı geri gelen bu malı istediği üçüncü şahıslara KDV’li olarak satabilir. Bu durumda ihracatçı KDV’yi beyan eder. Fakat (henüz ihraç etmeden imaMART - NİSAN 2014

35


MALİ

ÇÖZÜM

latçıya mal iade etmesi işlemindekinin tersine olarak) bu sefer müşterisini mal bedeli ve KDV’si kadar borçlandırır. 1. Dâhilde İşleme Rejiminde Tecil- Terkin uygulaması: Tecil – terkin kapsamında işlem yaptırmak, isteyen imalatçı-ihracatçılar geçici kabul veya dâhilde işleme izin belgelerini satıcılara ibraz ederek, hesaplanan verginin kendilerinden tahsil edilmemesini talep edeceklerdir. Satıcılar tarafından düzenlenecek faturada toplam bedel üzerinden katma değer vergisi hesaplanacak ve tahsil edilmeyecektir. Faturaya; “Katma Değer Vergisi Kanunun Geçici 17. maddesi hükmü gereğince KDV tahsil edilmemiştir.” İbaresi yazılacaktır. Alıcının dâhilde işleme izin belgesi ibraz etmesi halinde bu belgenin “İthal Edilen Maddelerle İlgili Bilgiler” bölümü satıcılar tarafından doldurularak imzalanacak ve kaşe basılacaktır. Bu şekilde şerh düşülen belgelerin bir fotokopisi belge sahibi tarafından imza ve kaşe tatbik edilmek suretiyle onaylanacak ve satıcıya geri gönderilecektir. Öte yandan imalatçı- ihracatçılara teslimde bulunanların tecil-terkin uygulanabilecek ve uygulanmayacak olan mallar için ayrı ayrı fatura düzenlemeleri gerekecektir. 2.Satıcıların Katma Değer Vergisi Beyanı Satıcılar tarafından bu kapsamda yapılan teslimler için Katma Değer Vergisi Kanunun 11/1-c maddesi uygulamasına ilişkin genel tebliğlerde yapılan açıklamalara göre işlem yapılacaktır. Ancak bu dönemde verilecek beyannameye alıcılar tarafından onaylanarak verilen dâhilde işleme izin belgesinin fotokopisi veya bu belgenin tarih sayısı ile satılan malın cins miktar ve tutarına ilişkin bilgileri ihtiva eden ve satıcı tarafından onaylanan bir liste eklenecektir. Bu tebliğde öngörülen esaslara uygun olarak hareket eden satıcıların tecil edilen veya iade edilen vergisi, ihracatın şartlara uygun olarak gerçekleşmemesi halinde satıcılardan değil, alıcılardan aranacaktır. İmalatçı ihracatçılar tecil- terkin kapsamında satın aldıkları maddelerle imal etkileri malların süresi içinde ihraç edildiğini Yeminli Mali Müşavirlerce düzenlenecek bir raporla tespit ettireceklerdir. İmalat kayıtlarındaki bilgiler esas alınarak üretim analizi ve randıman hesapları da yapılmak suretiyle düzenlenecek bu raporda ihracatla ilgili bilgilerin bulunması gerekmektedir. 36

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Örnek: Örme Kumaş imalatçısı (x)’in elinde DİİB bulunan imalatçı/ ihracatçıya satışı da dâhil 2012/Ekim dönemi işlemleri aşağıdaki gibidir. Satışlar

Tutar

KDV (%8)

KDV’li iç piyasa satışlar

28.125.-TL.

2.250.-TL.

DİİB kapsamındaki satış

22.500.-TL.

1.800.-TL.

Toplam

50.625.-TL.

4.050.-TL.

TOPLAM İndirilecek KDV           

2.250.-TL.

Önceki Dönemden Devreden KDV                

  250.-TL.

Muhasebe Kayıtları: Önceki dönemden devreden KDV veridir. Yani bir önceki dönemden devreden 190Devreden KDV Hesabı bakiyesidir. 1) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 120.Alıcılar Hesabı 30.375.(iç piyasa şartıyla) 120.Alıcılar Hesabı 22.500.(DİİB’ne göre İhraç Kaydı) 192. Diğer Katma Değer Vergisi 1.800.192.01.Tecil Edilebilir KDV 600.Yurt içi satışlar  28.125.601.Yurt Dışı Satışlar 22.500.601.İhraç kayıtlı satışlar  391.Hesaplana KDV 4.050. Satışlara ait kayıt

MART - NİSAN 2014

37


MALİ

ÇÖZÜM

2) –––––––––––––––– / –––––––––––––– 391.Hesaplanan KDV 4.050.192. Diğer Katma Değer Vergisi 1.800.192.02.Tecil Edilecek KDV 1.550.192.05.İade Edilecek KDV 250.190.Devreden KDV 250.191.İndirilecek KDV 2.250.192. Diğer Katma Değer Vergisi 1.800.192.02.Tecil Edilecek KDV             392.Diğer KDV 1.550.-    392.02Terkin Edilecek KDV   ( Dönem KDV denkleştirme ve mahsubu kaydı) –––––––––––-––––– / –-–––––––––––––– E.  İhracat İle İlgili Hesaplar Mal veya hizmet satışlarında yurt dışı müşteriler fatura tarihindeki TCMB döviz alış kuru üzerinden borçlandırılır. Yurt dışı satışlar hesabı da bu bedel üzerinden alacaklandırılır. Yurt dışındaki müşteriye gönderilecek fatura yabancı dilde düzenlenir. Türkiye de geçerli olan fatura ise, tutarları yabancı para birimi üzerinden olmakla beraber açıklamaları Türkçe olarak düzenlenir. Yurt dışına kesilen faturalarda KDV yer almaz. Çünkü mal ve hizmet ihracatı KDV den istisna edilmiştir. Yurt dışı alacaklar tahsil edildiğinde, alıcılar hesabı kayıt tarihindeki bedel üzerinden alacaklandırılır. Tahsil tarihindeki kur ile kayıt tarihindeki kur arasında doğan lehte veya aleyhte kur farkı 601 veya kurun yükselip düşmesine göre 646, 656 hesaplarla ilişkilendirilir. Bu ilişkilendirme yıl içinde yapılan ihracatın yıl içinde gelen mal bedelinden doğan kur farkı 601 hesapla ilişkilendirilir. Önceki yıla ait mal bedelinin tahsilinde oluşan kur farkı 646 veya 656 hesaplarla ilişkilendirilir. Dönem sonlarında yapılan kur değerlemelerinden doğan kur farkları da aynı şekilde değerlendirilir. Yanı yıl içinde yapılan ihracat mal bedeline ait kur farkı 601 hesapla, önceki yıl ihraç edilen mal bedeli bakiyeleri ile ilgili kur farkları ise 646 veya 656 hesapla ilişkilendirilir. Aracılı ihracatta, ihraç kayıtlı fatura KDV’li olarak kesilir. Fakat aracı ihracatçıdan KDV tahsil edilmez. Bunun için faturaya “3065 sayılı KDV kanunu hükümlerine göre ihraç edilmek şartıyla teslim edildiğinden, KDV tahsil edilmemiştir.” İbaresi yazılır. Hesaplanan KDV “tecil edilebilir” 38

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

KDV hesabında takip edilir. Aracı ihracatçı KDV tutarı ile borçlandırılamaz. Aracı ihracatçı da kendisine kesilen ihraç kayıtlı faturadaki KDV’yi kayıtlarında dikkate almaz. Önemle belirtilmesi gereken bir husus; 28.01.2008 tarih ve 2008/13186 nolu BKK ile ihracat bedellerinin tasarrufu serbest bırakılmış ve sonuç olarak ihracat bedellerinin yurda getirilmesi mecburiyeti kaldırılmıştır. Ancak muhasebedeki ihracat hesaplarının kapanması için yurt dışından gelen dövizin hangi ihracata ait olduğuna ilişkin bankaya talimat geçilerek, mutlaka DAB kestirilmelidir. Aksi halde hesap açık kalacak ve kur farkları oluşacaktır. Örnek: İhraç kayıtlı fatura kesen satıcı açısından kayıt: İhracat yapan firmanın kesmiş olduğu faturada alacaklı olduğu tutar 5.000.-TL + % 18 KDV’dir. Yevmiye kaydı aşağıdaki gibi olacaktır. İhraç kayıtlı fatura kesen satıcı açısından kayıt: –––––––––––––––– / –––––––––––––––– 120.Alıcılar 5.000.120.51.001.Yurt İçi Alıcılar 192. Diğer Katma Değer Vergisi 900.192.01.001.İhr.Kaydı Tecil Edilecek KDV                 601.Yurt Dışı Satışlar 5.000.601.02.002.İhr.Kaydıyla Satışlar                                            391.Hesaplanan KDV 900.–––––––––––––––– / –––––––––––––––– Alıcı Açısından Muhasebe Kaydı (KDV İşlemi Yapmayacak) –––––––––––––––– / –––––––––––––––– 153.Ticari Mallar 5.000.153.51.001.Ticari Mallar (a malı) 320.Satıcılar 5.000.-     320.51.001.Satıcılar (a satıcı) –––––––––––––––– / ––––––––––––––––

MART - NİSAN 2014

39


MALİ

ÇÖZÜM

Direkt İhracat Faturası Kaydı –––––––––––––––– / –––––––––––––––– 120.Alıcılar 5.000.120.50.001.Yurt Dışı Alıcılar 601. Yurt Dışı Satışlar –––––––––––––––– / ––––––––––––––––

5.000.-

Yıl içinde ihraç edilip tahsil edilen ihracat mal bedeli ile ilgili lehte oluşan kur farkının kayıtörneği ise aşağıdaki gibi olacaktır: İhraç faturası tutarı:50.000.-TL, Lehte kur farkı: 1.000.-TL –––––––––––––––– / –––––––––––––––– 102.Bankalar 51.000. 120.Alıcılar 50.000.120.01.Yurt Dışı Alıcılar 601.Yurt Dışı satışlar 1.000.601.01.001.Lehte Kur Farkı –––––––––––––––– / –––––––––––––––– Yıl içinde ihraç edilip tahsil edilen ihracat mal bedeli ile ilgili aleyhte oluşan kur farkının kayıt örneği ise aşağıdaki gibi olacaktır: İhraç Fatura Tutarı: 50.000.-TL, Aleyhte Kur Farkı: 1.000.-TL ________________ / _______________ 102.Bankalar 49.000.612.Diğer İndirimler (-) 1.000. 120.Yurt Dışı Alıcılar 50.000.–––––––––––––––– / –––––––––––––––– Yıl Sonunda Bir Önceki Yıldan Kalan Yurt Dışı Alacakların (İhracat Mal Bedellerinin) Değerlemesi İle İlgili Kayıt Örnekleri: Lehte Kur Farkı: 1000.- TL için; –––––––––––––––– / –––––––––––––––– 120.Yurt Dışı Alıcılar 1000. 646.Kambiyo Karları 1000.–––––––––––––––– / ––––––––––––––––

40

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Aleyhte Kur Farkı = 1.000.-TL için –––––––––––––––– / –––––––––––––––– 656.Kambiyo Zararları 1.000. 120.Alıcılar 1.000. 120.01.Yurt Dışı Alıcılar _______________ /__________________ İhracat faturası, fiili ihracatın yapıldığı yıldan önce düzenlendiyse, fiili ihracatın yapıldığı yılın geliri olarak kaydedilmek zorundadır. Bu durum vergisel açıdan önem taşımaktadır. Hizmet ihracatında ise, ihracat hizmet bedeli, hizmet bedelinin tahsil edildiği tarihte gelir yazılmalıdır. Hizmet ihracat bedeli 19.09.2014 te gelmiştir. –––––––––––––––– / –––––––––––––––– 136.Diğer Çeşitli Alacaklar 500.136.09.009.Diğer Çeş.Alacaklar (A Müşterisi)            601.Yurt Dışı satışlar 500. 601.09.009.Yurt Dışı Hizm.Satışları                                           (Bedeli Bu Yıl Tahsil Edilen Hizm.İhr.Mal Bedeli) –––––––––––––––– / –––––––––––––––– VII. Sonuç İhracat ve ithalatın ülkemiz ekonomisi için ne kadar önemli olduğu açıktır. İhracat sayesinde istihdam oranları artmakta, döviz girdisi ve ihracat sanayilerinin gelişmesi sağlanmakta, toplumların refah seviyesi genel anlamda yükselmektedir. İhracat faaliyetleri yurt içi firmalarının rekabet güçlerinin artmasına ve daha verimli çalışmalarına neden olabilmektedir. Ülkemizin sürekli dış ticaret açığı ile karşı karşıya bulunması da ihracatın önemini giderek artırmaktadır. Bunun yanı sıra ithalata bağımlı bir ekonomi olduğumuz da bilinmektedir. Bu gerçeklerden hareketle, dış ticaret yapan işletmelerin yaptıkları ihracat ve/ veya ithalat işlemlerinde ÖTV (Özel Tüketim Vergileri) ve KDV’nin (Katma Değer Vergisi) Tecili ve Terkini uygulamaları teorik bilgi verilerek aktarılmaya çalışılmış, yapılan teorik açıklamalar çerçevesinde KDV’si uygulamaları muhasebe kayıtları ile örneklenmiştir. Devletin ithalat ve ihracat işlemlerinde KDV uygulamaları ve uygulamadaki iade ve terkinleri defter kayıtları ile desteklenerek açıklanmaya MART - NİSAN 2014

41


MALİ

ÇÖZÜM

çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, ithalat ve ihracat işlemlerinde uygulanan vergilerden ÖTV ve KDV açısından dış ticarette sağlanan istisna ve muafiyetlerin açıklamalar ve örnekler aracılığıyla mükelleflere sağlanan kolaylıkların ve desteklerin neler olduğunu açıklamaya çalışmaktadır. KDV de muafiyetlerin gösterildiği hesaplar ana hesaplar ve alt hesaplar vasıtasıyla anlatılmıştır. Bu uygulama ile KDV den muaf işlemlerin kayıtlarda nasıl izlendiği, dolayısı ile dış ticarette istisnalar açıklanmaya çalışılmıştır.İthalat ve ihracat yapan firmaların defter kayıtlarında KDV’nin izlenmesini örnekleyen bu çalışmanın bu konuyla ilgilenen tüm kullanıcılara faydalı olmasını ümit ederek, asgari ölçüde de olsa ihtiyaç duyanlara bilgi aktarımı yapabilmek amaçlanmıştır. KAYNAKÇA Alsancak, Selçuk (1990). “İthalat İşlemlerinde Katma Değer Vergisi Matrahını Oluşturan Unsurlar”, Vergi Sorunları Dergisi, 1 (1990) : 56-58 Andel, N, (1990); “Public Finance and Trade: The European Community”, Public Finance and Development,Proceeding of 44th Congress of the International Institute of Public Finance, Istanbul 1988, (ed. By Vito Tanzi), Wayne State Universty Press, Detroit Ataman, Ümit veSümer, Haluk (2000).Dış Ticaret İşlemleri ve Muhasebesi, 7. bs.İstanbul : Türkmen Kitabevi, Aygül, Emrah ve Polat, Levent (2003). “IV Sayılı Listedeki Mallara İlişkin ÖTV Kanunu ve Muhasebe Uygulamaları”, Mali Çözüm, 63 (2003) :79-82. Batırel, Ömer Faruk,(2002).“Özel Tüketim Vergisi ve 4760 Sayılı Kanunun Getirdikleri”, Vergi Dünyası, 253 (2002) Çapar, Mustafa(2004). ”Özel Tüketim Vergisi ve Türkiye Uygulaması”, Sayıştay Dergisi, 52 (2004) : 121-135 Çelik, Binnur(1999). “İthalde Alınan Katma Değer Vergisi ve Günümüzdeki Önemi”, Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, 1, 2 (1999) : 117-125 Çoban, Savaş,(2013).” İhraç Kaydıyla Yapılan Teslimlerde K.D.V Uygulaması”, [çevrimiçi erişim : http:// www. vergi.net ]. Edizdoğan,Nihat(1981).Teoride ve Uygulamada Özel Tüketim Vergileri. Bursa : Üniversitesi Basımevi Erbaş,S.N, Hewitt,D.P,(1990); “The Value –Added Tax and Trade Performance in Turkey”, Public Finance Trade and Development Proce42

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

eding Congress of the International Institute of Public Finance, İstanbul, 1998, (ed. Vito Tnzi), Wayne State Universty Press, Detroit Gelir İdaresi Başkanlığı (2013). Faaliyet Raporu 2012. Ankara : Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı. 117, 96-124 Hepaksaz, Engin ve Hayrullahoğlu , Betül (2011). “E-Devlet Kapsamında VEDOP Uygulamaları ve E-Haciz”, Sosyal Ve Beşeri Bilimler Dergisi, 3, 2, (2011) : 109-120 [çevrimiçi erişim: sobiad.org sitesinden erişildi] Kaplan, Recep (2012). “Takas Müessesesi ve Vergi Hukukunda Yeri”, Vergi Dünyası, 368 (2012) : 191-201 Kolçak, Menşure (2013). “Dış Ticaret Vergilerinin Türkiye Ekonomisine Etkileri”, Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 27, 4,(2013) : 188-209. Maliye Bakanlığı (26.12.1992). 1 Seri no’luMuhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği. Şahiner, Gültekin(2013). “İthalatta Katma Değer Vergisi Uygulaması”, [çevrimiçi erişim: belgeler.com’dan] 1-7 Tongal, Şafak,(2013); “ Özel Tüketim Vergisi Kanununda Yer Alan İstisnaların Gümrük İşlemleri İle Olan İlişkisi”, [çevrimiçi erişim: gumrukkontrolor.org]. Tuncer, Selahattin(2002); “ÖTV: Özel Tüketim Vergisi”, Mükellefin Dergisi, 117 (2002) :199-213. T.C Yasalar (25.10.1984). 3065 Katma Değer Vergisi Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (18563 sayılı). T.C Yasalar (06.06.2002). 4760 Özel Tüketim Vergisi Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (24783 sayılı) Yapmış, Murat(2011); “İhracat İstisnası Nedeniyle KDV ve ÖTV’nin birlikte İadesi”, 12.08.2013 tarihinde özdoğrular.com adresinden ulaşılmıştır. 1-3

MART - NİSAN 2014

43


MALİ

ÇÖZÜM

İŞLETMESEL RAPORLAMA FIRM SPECIFIC REPORTING Yrd.Doç Dr. Eymen GÜREL*5* Yrd. Doç Dr. Gürol DURAK6**** Öz Yüksek kalitede finansal raporlama, sağlıklı işleyen ve güçlü bir ekonomik sistemin temel ihtiyacıdır. Bu nedenle, gerek bütün halinde raporların gerekse seçilen tablo kalemlerinin/gruplarının kalitelerinin belirlenmesi konusu araştırmacılar tarafından oldukça yoğun ilgi görmektedir. Ancak, kalitenin belirlenmesinin yanı sıra, finansal raporların kalitesini etkileyen faktörleri ele alan çalışmalar da oldukça yoğunluktadır. Bu çalışma da, literatüre paralel olarak, işletmelerin finansal raporların kalitesi üzerinde etkili olduğu düşünülen özelliklerini açıklamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen literatür taraması sonucunda, “işletme büyüklüğü”, “sermaye yapısı”, “ortaklık yapısı”, “yöneticilerin özellikleri”, “denetim şirketi tercihi”, “kurumsal yönetime verilen önem”, “yabancı ortaklı olma durumu” gibi konuların işletmelerin, özellikle UFRS’ye ilişkin, finansal raporlama kararlarında önemli etkilere sahip olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Finansal Raporlama Kalitesi, UFRS, İşletmeye-özgü Faktörler Abstract High quality financial reporting is the fundamental need of a healty and strong economy. Thus, questioning the quality of either complete set of or only selected items/groups in financial statements attracts great attention of researchers. However, there is also an intensive research on factors affecting financial reporting quality next to determining the quality level. In this study also, aims at explaining the characteristics of companies which may affect their financial reporting quality. The literature review shows that “firm size”, “capital structure”, “ownership structure”, “charecteristics of management”, “audit firm preference”, “importance given to corporate governance”, “having foreign partners”, etc. have important effects on the 5* Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü 6 Yaşar Üniversiteis, İşletme Bölümü **

MART - NİSAN 2014

45


MALİ

ÇÖZÜM

financial reporting (especially IFRS) related decisions of companies. Keywords: Financial Reporting Quality, IFRS, Firm-based Factors 1. Giriş Finansal tablolar çıkar gruplarının faydalarını maksimize edecek şekilde hazırlanarak kamuyu aydınlatma görevini yerine getirmeyi amaçlayan iletişim araçlarıdır. Şirketler gerek yatırımcılara, gerek devlete ve gerekse üçüncü kişilere belirli bir dönemdeki faaliyetlerinin sonuçlarını ve genel durumlarını raporlamaktadırlar. Hangi amaçla kullanılırsa kullanılsınlar, işletmelerin finansal tablolarını hazırlarken tek bir amaca yönelik olarak değil, bütün paydaşların ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde hazırlamaları gerekmektedir. Bu nedenle, finansal tablolar genel amaçlı finansal raporlar olarak isimlendirilmektedir. Genel amaçlı finansal raporlar aracılığı ile işletmeler finansal durumlarını, finansal performanslarını ve finansal durumlarında meydana gelen değişiklikleri karar vericilere sunmaktadırlar (TFRS Kavramsal Çerçeve, A2; 2013, 4). Sunulan finansal tabloların muhasebe bilgi sistemi sonucunda elde edilen sayıların sadece belirli bir sıraya konulması ile elde edilen tablolar olmadıkları, yöneticilerin sorumluluğunda belirli derecede mesleki yargıya, politika seçimine ve tahminlere dayanarak hazırlandıkları düşünüldüğünde, bu bilgilerin finansal tablolarda sunulabilmesi için belirli ilkeler ışığında hazırlanmaları ve bazı özelliklere sahip olmaları gerekmektedir. Uluslararası Finansal Raporlama Standartları Kurulu (UFRSK), mevcut ve potansiyel yatırımcılara, borç verenlere ve kredi veren diğer taraflara en çok fayda sağlayacak bilgiyi tanımlamak üzere niteliksel özellikler belirlemektedir. Söz konusu bu niteliksel özellikler ayrıca finansal bilginin sahip olması gereken temel niteliksel özellikler ve destekleyici niteliksel özellikler şeklinde sınıflandırılmaktadır. Temel niteliksel özellikler, “ihtiyaca uygunluk” ve “gerçeğe uygun sunum” olarak; destekleyici niteliksel özellikler ise “karşılaştırılabilirlik”, “doğrulanabilirlik”, “zamanında sunum” ve “anlaşılabilirlik” olarak ifade edilmektedir. İhtiyaca uygunluk: Bilginin kullanıcılar tarafından verilen kararları etkileme gücüne sahip olması şeklinde tanımlanmaktadır (Kavramsal Çerçeve, NÖ.6; 2013). Temel olarak, ihtiyaca uygun bir bilginin ekonomik karar alıcının tahmin yapabilmesine yardımcı olabilmesi ve önceki değer46

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

lendirmelerine yönelik geri bildirim sağlaması temel beklentidir. Diğer bir ifadeyle, ekonomik karar alıcıların kararları üzerinde etkili olabilecek tüm önemli bilgilerin finansal raporların içinde yer alması gerekmektedir. Gerçeğe uygun sunum: Finansal raporlama ekonomik olaylara ilişkin iddiaların rakamlar ve kelimeler yardımı ile ifade edildiğinde, bu iddiaların doğruluğu ve eksiksiz bir şekilde finansal raporlarda yer alması gerçeğe uygun sunum olarak ifade edilmektedir. Raporlanan bilgilerin tam, tarafsız ve hatasız olması durumunda gerçeğe uygun sunumun sağlandığı düşünülmektedir (Kavramsal Çerçeve, NÖ. 12; 2013). İşletmenin durumunu gerçeğe uygun şekilde raporlarına yansıtması yönetimin sorumluluğunda olmakla birlikte, denetlenmiş finansal tablolarla bu durum dışarıdan bir bakış açısı ile resmin gerçeğe daha çok yaklaşmasını sağlayacaktır. Destekleyici niteliksel özellikler ise temel nitelikleri daha etkin hale getirmek için vurgulanan kavramlardan oluşmaktadır. Karşılaştırılabilirlik: Bilgi kullanıcılarının yatırım yapacakları işletmeyi seçmeleri ya da söz konusu işletmenin borç verilebilir olup olmadığına ilişkin karar verebilmeleri açısından bilgilerin karşılaştırılabilirliği önem arz etmektedir. İşletmelere ilişkin bilgilerin diğer işletmelere ilişkin benzer bilgilerle ve aynı işletmenin başka bir döneme ait benzer bilgileri ile karşılaştırılabiliyor olması bilgi kullanıcılarına gereken faydayı sağlamaktadır (Kavramsal Çerçeve, NÖ. 20; 2013). Diğer bir ifadeyle, karşılaştırılabilir bilgi sayesinde “işletme önceki dönemler ile karşılaştırıldığında iyi yönde mi ilerliyor yoksa daha kötüye mi gidiyor?” ya da “yatırım yapmak için hangi işletmenin durumu daha iyi gözüküyor?” şeklindeki sorulara cevap bulunabilmektedir. UFRS’de tek bir ekonomik olayın birden fazla yöntemle gerçeğe uygun bir şekilde sunumunun sağlanabileceği, ancak aynı ekonomik olay için alternatif muhasebe yöntemlerine izin verilmesinin karşılaştırılabilirliği azaltacağı belirtilmektedir (Kavramsal Çerçeve, NÖ. 25: 2013). Bu durumun engellenmesi açısından, işletmelerin muhasebe uygulamalarında ya da yöntem seçimlerinde raporlama dönemleri arasında tutarlı davranmaları beklenmekte, politika ya da muhasebe yönteminin değiştirilmesi halinde ise söz konusu değişimden kaynaklanan etkinin TMS 8 - Muhasebe Politikaları, Muhasebe Tahminlerinde Değişiklikler ve Hatalar Standardı kapsamında tablolara yansıtılması gerekmektedir. Doğrulanabilirlik: Doğrulanabilirlik, farklı bilgi düzeyindeki ve baMART - NİSAN 2014

47


MALİ

ÇÖZÜM

ğımsız gözlemciler tarafından aynı veriler ve bilgilerin kullanılması sonucunda benzer sonuçlara ulaşılmasını ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, gözlemcilerin de belirli bir açıklamanın gerçeğe uygun sunulduğu hususunda görüş birliğine varabilmeleri anlamına gelmektedir (Kavramsal Çerçeve, 10: 2013) . Zamanında Sunum: İhtiyaç duyulan bilginin ihtiyaca cevap verecek zamanda hazır ve ulaşılabilir halde olmasıdır. Diğer bir ifadeyle, bir bilginin zamanında sunulmuş olması, söz konusu bilginin karar üzerinde etki yapma kapasitesini kaybetmeden sunulması anlamına gelmektedir. Karar alıcı için gerekli bilginin gecikmeli olarak sunulması veya ulaşılabilir olmaması, alacağı kararlarda yanılmasına ve dolayısıyla zarar görmesine sebep olabilmektedir. Anlaşılabilirlik: Bilgi kullanıcısının ileri düzeyde analiz yeteneği ya da bilgisi olması ve sadece onlara dönük bir finansal bilgi setinin sunulması, bu bilgiden yoksun olanların yanlış kararlar vermesine sebep olabilmektedir. Bu nedenle, finansal raporların makul seviyede ekonomi ve işletme bilgisi olan herkesin anlayabileceği şekilde açık ve anlaşılır bir şekilde sunulmaları tercih edilmektedir. Tanımlanan bu niteliksel özellikler sunulan finansal bilgilerin yararlılığı açısından son derece önemli olmakla birlikte, genel olarak finansal raporlamanın kalitesinin göstergesi olarak da kabul edilmektedirler. 2. Finansal Raporlama Kalitesi İşletmenin faaliyet sonuçları, özellikle de beklenen nakit akışları, hakkında yatırımcılara sunulan bilgilerin istenen özelliklere sahip olması durumunda finansal raporlama kalitesinin sağlandığı kabul edilmektedir (Biddle vd., 2009, 2; Chen vd. 2010, 6 ; Moeinaddin vd., 2012, 21; Nkundabanyanga vd., 2013, 67). Cohen (2003) ve Gençoğlu ve Ertan (2012) ise finansal raporlama kalitesini, “muhasebe karı ile ekonomik kar arasında güçlü bir ilişki bulunması” şeklinde tanımlamaktadırlar. Barth, daha az kazanç yönetimi uygulanan, kayıpların daha zamanlı bir şekilde sunulduğu ve işletmenin değerini daha iyi yansıtan muhasebe rakamlarını daha kaliteli olarak nitelemektedir (Ertan, 2011,11). Özetle, finansal raporlama kalitesini, hazırlanan raporların bilgi kullanıcılarının ihtiyaçlarını karşılayabilmesi durumu olarak ifade etmek mümkündür. Finansal raporların kaliteli olarak nitelendirilebilmeleri için gereken 48

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

özellikleri benzer olmasına rağmen sunulan finansal bilgilerin kalitesi birbirinden oldukça farklı olabilmektedir. Bu farklılığı açıklamak üzere literatürde oldukça çok sayıda çalışma yapılmıştır. Söz konusu bu çalışmalarda araştırmacılar çok sayıda faktör belirlemekte ve bu faktörleri ülkeye-özgü ve işletmeye-özgü faktörler olarak sınıflandırmaktadırlar. Bu bağlamda, çalışmanın kapsamı finansal raporlama kalitesi üzerinde etki eden işletmeye özgü faktörler olarak belirlenmiş ve bu kapsam çerçevesinde bir literatür taraması oluşturulmuştur. 3. Finansal Raporlama Kalitesini Etkileyen İşletmeye Özgü Faktörler İşletmelerin finansal raporlama kaliteleri üzerinde etkisi bulunan büyüklükleri, sermaye yapıları, ortaklık yapıları, aile işletmesi olup olmadıkları, kurumsal yönetime verdikleri önem, zarar açıklama sıklığı, yönetim yapıları, tabi oldukları denetim şirketi, yabancı ortaklı olma durumları, kullanılan muhasebe bilgi sisteminin kalitesi gibi özellikleri işletmeye özgü faktörler olarak sınıflandırılmaktadır. 3.1. İşletme Büyüklüğü Yatırım dünyasının katılımcıları ve basının ilgisi nedeniyle, büyük işletmelerin etik uygulamalara daha çok önem vermeleri beklenmektedir (Choi ve Pae, 2011, 412). Ayrıca, büyük işletmeler daha fazla kullanıcı çeşidine bilgi sunmakta ve bu nedenle, finansal tablolarında daha kapsamlı bilgi sunulması yönünde taleplerle karşılaşmaktadırlar. Diğer bir ifadeyle, büyük firmaların temsil maliyetlerini azaltmak ve ihtiyaç duydukları sermayeyi elde edebilmek için daha fazla ve kaliteli finansal açıklamalarda bulunmaları beklenmektedir (Lang ve Lundholm, 1993; Cohen, 2003). Küçük işletmelerde ise yoğunlaşmış (konsantre) ortaklık daha fazla görülmekte, bu durumlarda ortaklar işletme ile ilgili bilgileri doğrudan elde edebildikleri için finansal raporlamaya olan ilgi azalmaktadır (Cascino vd., 2010, 251; Narktabtee ve Patpanichchot, 2011, 82). Diğer taraftan, politik maliyet hipotezine göre, firma büyüdükçe ve karlılığı arttıkça, işletme ile ilgili olarak yapılan hükümet incelemeleri de artmaktadır. Bu nedenle, büyük firmalar, kazançlarını düşük gösterme eğilimi göstermekte ve finansal raporlama kalitesini düşürmektedirler (Watts ve Zimmerman, 1990, 136).

MART - NİSAN 2014

49


MALİ

ÇÖZÜM

3.2. Sermaye Yapısı Sermaye yapısı ile finansal raporlama kalitesi arasındaki ilişkinin yönü konusunda literatürde kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bazı araştırmacılara göre, borç oranı yüksek olan işletmeler finansal durumlarını olduğundan daha iyi göstermek isteyecekleri için finansal kaldıraç derecesi ile etik kurallara uyum, ve dolayısıyla finansal raporlama kalitesi arasında ters yönde ilişki beklenmektedir (Küçüksözen, 2004, 21; Van Tendelo ve Vanstraelen, 2005, 160; Bayırlı, 2006, 20; Choi ve Pae, 2011, 409; Gençoğlu ve Ertan, 2012, 6). Tersini savunan araştırmacılar ise yüksek oranda borçlanılması durumunda işletmelerin alacaklıları tarafından daha yakından inceleneceklerini ve bu nedenle, işletmelerin muhasebe kalitelerini artırmaları doğrultusunda zorlamalarla karşılaşacaklarını savunmaktadırlar. Diğer bir ifadeyle, finansal kaldıracın yüksek derecede kullanılması ile finansal raporlama kalitesinin yükseleceği düşünülmektedir (Cohen, 2003, 5; Cascino vd., 2010, 249; Gençoğlu ve Ertan, 2012, 7). 3.3. Ortaklık Yapısı Sahiplik yapısı yoğunlaşmış olan işletmelerde büyük paylara sahip az sayıda hissedar bulunmaktadır. Bu noktadan yola çıkarak, ortaklık yapısı ile muhasebe kalitesi arasındaki ilişkiyi açıklayan birbirine ters iki bakış açısı bulunmaktadır. Hizalama hipotezine (alignment hypothesis) göre hisselerin çok yayılmadan belirli birinin ya da birilerinin elinde olması, işletme sahipleri ile yöneticiler arasındaki çıkar çatışmalarının azaltılması açısından yararlıdır (Jensen ve Meckling, 1976, 309). Yoğunlaşmış ortaklık yapısı, hisse senedi piyasasındaki dalgalanmalara verilen önemi ve piyasa katılımcılarının, analistlerin işletmeler ile ilgili yapmış oldukları tahminlere ulaşılması yönündeki beklentilerini azaltmaktadır (Chen vd., 2008,224). Bu nedenle, yoğunlaşmış ortalık yapısının, yöneticilerin ekonomik gerçekleri yansıtmayan rakamlar raporlama yönündeki motivasyonunu azaltarak finansal raporlama kalitesini artırması beklenmektedir (Cascino vd., 2010, 249). Alternatif bakış açısı olarak “sağlamlaştırma hipotezi” (entrenchment hypothesis) yoğunlaşmış ortaklık yapısının muhasebe kalitesini düşüreceğini belirtmektedir (Morck vd., 1988, 296). Teoriyi savunanlar bu tür ortaklık yapısı altında, büyük ortakların azınlık pay sahiplerinin haklarını da kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek için finansal raporlarda yönlendirilmiş bilgiler sunabileceklerini (Cascino vd., 2010, 250; Gençoğlu ve Ertan, 50

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

2012, 4; Huang vd., 2012, 734), söz konusu işletmelerde yüksek kalitede finansal raporlama yapmak gibi bir motivasyon olmadığını, aksine bu işlemelerin bilgilerin işletme içinde saklanmasının tercih edilebileceklerini savunmaktadırlar (Fan ve Wong, 2002, 413; Francis vd., 2006, 266; Cascino vd., 2010, 259). Ayrıca, yoğunlaşmış ortaklık yapısı altında hissedarlar yönetimde aktif oldukları için ihtiyaç duydukları bilgilere doğrudan ulaşabilmektedirler. Bu durum sonucunda finansal raporlara olan talep ve finansal raporlama kalitesine olan ihtiyaç da düşük olmaktadır. Fan ve Wong (2002) ve Leuz (2006) çalışmalarında hisselerinin büyük kısmı bir kişinin elinde bulunan işletmelerin muhasebe rakamlarının daha az anlam içerdiğini, bu tür işletmelerde kazanç yönetimi uygulanmasına eğilimin daha yüksek olacağını belirtmektedirler. Ortaklık yapısı ile yakından ilişkili bir diğer konu da işletmenin aile işletmesi olup olmadığıdır. Ortaklık yapısı konusunda olduğu gibi işletmelerin aile işletmesi kimliğinin finansal raporlama üzerindeki etkisi ile ilgili de bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bir görüşe göre, aile işletmelerinde hisselerin tamamı ya da çok büyük bir çoğunluğu tek bir ailenin elinde tutulmakta ve büyük hissedarların azınlık paylarının sahiplerinin haklarını da kendi çıkarlarına kullanmak için özel bilgileri aile içerisinde saklamaya çalışmaları olasılığı bulunmaktadır. Bununla birlikte, aile işletmeleri yönetim kurullarına genellikle aile üyelerini atadıkları için bu işletmelerdeki denetim faaliyetleri finansal piyasalar tarafından düşük ve yetersiz olarak algılanmaktadır. Sonuç olarak, finansal raporlama kalitesinde düşüş olmaktadır (Anderson ve Reeb, 2003). Bu nedenle, hisseleri borsada işlem gören aile işletmelerinin daha düşük kalitede finansal raporlama yapması beklenmektedir (Wang, 2006, 621). Diğer taraftan aile işletmelerinin finansal raporlama kalitelerinin hisselerin bir kişinin ya da grubun elinde toplandığı diğer işletmelerden farklı olduğu da savunulmaktadır (Cascino vd., 2010, 250). Bunun nedeni olarak söz konusu işletmelerin kurucu ailelerinin uzun vadeli yatırımcılar olmaları ve yönetimi sürekli kontrol altında tutmaları gösterilmektedir (Anderson ve Reeb, 2003, 1311). Ali vd. (2007) de çalışmalarında aile işletmelerinde yöneticilerin ücretlerinin açıklanan muhasebe rakamlarından bağımsız olarak belirlendiğini; bu nedenle, söz konusu işletmeler için manipülasyon olasılığının da azaldığını belirtmektedirler. Benzer şekilde, Cascino vd. (2010) tarafından yapılan çalışmanın bulguları da aile işletmelerinde muhasebe kaMART - NİSAN 2014

51


MALİ

ÇÖZÜM

litesinin diğer işletmelere oranla daha yüksek olduğu yönündedir. 3.4. Kurumsal Yönetime Verilen Önem Araştırmacılar finansal raporlama kalitesinin kurumsal yönetimin kalitesiyle de ilişkili olduğunu belirtmektedirler (Zhao ve Chen 2008, 1360; Huang vd., 2012, 730). Ortaya konan genel görüş kurumsal yönetimin finansal durumun ve performansın daha zamanlı ve daha doğru şekilde açıklanmalarını sağlayarak finansal raporlama kalitesini artırdığı yönündedir (Li, 2009, 11; Choi ve Pae, 2011, 410). Byard vd. (2006) çalışmalarında kurumsal yönetimin kalitesinin artmasının işletmelerin gelecek dönemlere ilişkin kazançları hakkında daha fazla bilgi sunduğu sonucuna ulaşmaktadırlar (Gençoğlu ve Ertan, 2012, 6). Ayrıca, kurumsal yönetim uygulamaları işletmelerin ortaklık yapıları, denetimleri gibi konularda da çeşitli düzenlemeler getirmektedir. Bu nedenle, kurumsal yönetim mekanizmasının yöneticilerin, denetim komitesinin ve hatta ortakların fırsatçı hareketlerini engellemek üzerine kurulmuş bir mekanizma olarak düşünülmesi de mümkündür. Örneğin, yönetim kuruluna işletme dışından üye alımının etkin kurumsal yönetim uygulamalarından birisi olduğu genel kabul görmektedir (Anderson ve Reeb, 2003, 1309). Bu uygulamanın, denetimin daha sıkı yapıldığının bir göstergesi olması bakımından, tahakkuk kalitesinin artmasını sağladığını savunmak mümkündür. 3.5. Yabancı Ortaklı Olma / Yabancı Menkul Kıymetler Borsalarında İşlem Görme İşletmelerin gelişmiş menkul kıymet borsalarında işlem görmesi için finansal raporlarının kalitesinin yüksek tutulması gerekmektedir. Ayrıca, söz konusu borsanın yabancı bir borsa olduğu göz önünde bulundurulduğunda, hazırlanan raporlar farklı ülkelerin muhasebe kurallarına ve düzenlemelerine de uygun olmak durumundadır. Bu durumdaki işletmelerin finansal raporlarının daha şeffaf ve daha kaliteli olduğu görüşü bulunmaktadır (Gençoğlu ve Ertan, 2012, 7). Van Tendelo ve Vanstraelen (2005) çalışmalarında işletmelerin gelişmiş sermaye piyasalarında da işlem görmelerinin kazancın uyumlaştırılması faaliyetlerini azaltıcı etkisinin olduğu belirlemektedirler. Yabancı borsalarda işlem görmenin yanı sıra, UFRS uygulayan bir iş ortağının bulunmasının da UFRS ile uyumlu finansal raporlamayı kolaylaştırdığı savunulmaktadır (Shima ve Yang, 2012, 284). Finansal raporların UFRS ile uyumlu finansal raporlama yapan karşı işletme tarafından 52

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

da değerlendirilmesi, hazırlanan finansal raporlar üzerinde yöneticilerin yapacakları manipülasyon sonucunda işletmenin katlanmak zorunda kalacağı yükümlülük tutarının yüksekliği ile birleştiğinde yöneticileri finansal raporlama kalitesini yüksek tutmaları yönünde teşvik edici olmaktadır. 3.6. İşletme Yönetiminin Özellikleri İşletme yönetiminin sahip olduğu özellikler ve yönetimin yapısı finansal raporlar üzerinde yöneticilerin manipülasyon yapma eğilimleri üzerinde etkili olmaktadır. Huang vd. (2012) işletmelerin CEO’larının yaşı ile işletmelerin analistlerin tahminlerine ulaşma ya da onları geçme durumları ve yaptıkları finansal düzeltmeler arasındaki ilişkiyi incelemektedirler. Söz konusu çalışmada dayandıkları temel varsayım bireyler arasında yaştan kaynaklanan farklılıklar bulunduğu ve bu farklılıkların finansal raporlama sürecine yansıdığıdır. Önceki çalışmaların bulgularına göre bireyler yaşlandıkça daha ihtiyatlı ve etik kurallara daha uygun davranma eğilimi göstermektedirler (Sundaram ve Yermack 2007, 1560 ; Huang vd., 2012, 730). Bu nedenle, yaşları ilerlemiş CEO’ların saldırgan muhasebe uygulamalarından kaçınacağı ve böylece daha yüksek kaliteli finansal raporlar hazırlanacağı düşünülmektedir. Önceki araştırmalar aynı zamanda yaş ile risk tercihleri arasında da ilişki araştırmaktadır. Vroom ve Pahl (1971) ve Sundaram ve Yermack (2007) yaşları ilerlemiş yöneticilerin risk almaktan kaçındıklarını, bu nedenle de daha ihtiyatlı olduklarını belirlemiştir. Hambrick ve Mason’a (1984) göre yaşı ilerlemiş yöneticiler riskli stratejilerden kaçınmaktadırlar; çünkü yeni fikir oluşturma konusunda yeterince yetenekli olmayabildikleri gibi gelecek zamanlar için finansal açıdan güvenli durumda olmaya daha fazla ağırlık vermektedirler. Twenge ve Campbell (2008) de genç neslin daha narsist olduğunu ve kendini kanıtlamak için etik olmayan uygulamalara daha fazla başvurabileceğini belirtmektedirler. Öte yandan, CEO’nun görev süresi uzadıkça yönetim kuruluna bağlılığının arttığı ve bu durumun da kurulun ve denetim komitesinin etkinliğinin azalmasına ve dolayısıyla finansal raporlamanın kalitesinin düşmesine neden olduğu savunulmaktadır (Huang vd., 2012, 731). Benzer şekilde, CEO’nun aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğu durumlarda kazanç yönetimi eğiliminin daha yüksek olduğu ortaya konmaktadır (Zhao ve Chen, 2008, 1354). MART - NİSAN 2014

53


MALİ

ÇÖZÜM

Barua vd. (2010) tahakkuk kalitesi ile finans yöneticilerinin cinsiyeti arasında ilişki belirlemektedirler. Bulgulara göre bayan finans yöneticilerine sahip işletmelerde tahakkuk kalitesi daha yüksek çıkmaktadır. Krishnan ve Parsons (2008) ise kazanç kalitesi ile orta kademe yönetimdeki cinsiyet çeşitliliği arasında aynı yönde ilişki belirlemiştir. Daha geniş ya da daha büyük kısmı finans uzmanlarından oluşan denetim komitesine sahip işletmelerin daha yüksek finansal raporlama kalitesine sahip oldukları belirlenmiştir. Öte yandan, daha geniş yönetim kurullarına sahip işletmelerin finansal raporlarında düzeltme yapma ihtimali artmaktadır (Huang vd., 2012, 732). 3.7. Muhasebe Bilgi Sisteminin Yapısı Muhasebe bilgi sisteminin yapısı muhasebe bilgi sistemlerince üretilen bilgilerin kalitesini etkileyen bir faktördür. Muhasebe Bilgi Sistemlerinde kullanılan paket program ya da yazılımlar bilgi üretiminin en önemli araçlarındandır. Acar ve Özçelik (2011) kurumsal kaynak planlaması sistemlerinin işletmelerin muhasebe bilgi sistemlerinin bilgi üretiminde kullandıkları en önemli araçlardan birisi olduğunu ve işletmelerin kaliteli muhasebe bilgisi üretebilmek için kendi yapılarına en uygun kurumsal kaynak planlaması sistemini seçmek durumunda olduğunu belirtmektedirler. Kurumsal kaynak planlaması sistemlerinden, işletmenin organizasyon yapısına entegrasyon sağlanabildiği ölçüde verim alınabileceği, dolayısıyla üretilen muhasebe bilgisinin kaliteli olmasının sağlanacağı savunulmaktadır. Büyük işletmeler kurumsal kaynak planlaması ile ilgili yazılımları kullanırken (ORACLE, SAP-R3 vb.), küçük işletmeler ise genellikle muhasebe paket programlarını (Eta, Logo, Mikro vb.) tercih etmektedirler. Bu nedenle, büyük işletmelerin daha kaliteli finansal raporlar hazırlamaları beklenmektedir. 3.8. Etik Anlayışı Choi ve Pae (2011) etik anlayışı ile finansal raporlama kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemiş ve etik anlayışı daha yüksek işletmelerin ihtiyari tahakkuklar aracılığı ile kazanç yönetimine daha az başvurdukları, kötü haberi finansal tablolarına daha hızlı yansıttıkları ve tahakkuklarının gelecekte elde edilecek nakit akışını diğer işletmelerdekine göre daha iyi yansıttığı sonucuna ulaşmaktadırlar. Özetle, etik kurallara daha bağlı olan işletmelerin finansal raporlama kalitelerinin diğerlerine oranla daha yüksek olduğu belirlenmiştir. 54

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

3.9. Denetim Şirketinin Özellikleri İşletmelerin finansal raporlarını denetleyen denetim şirketlerinin büyük denetim şirketlerinden birisi olması durumunda finansal raporlama kalitesinin daha yüksek olacağı düşüncesi kabul edilmektedir (Francis vd., 2006, 294; Van Tendelo ve Vanstraelen, 2005, 168; Karacaer ve Özek, 2010, 66). Bu düşüncenin altında yatan temel varsayım büyük denetim şirketlerinin olası bir hatalı raporlama durumunda oldukça yüksek tutarlarda kayba uğrayacakları ve bu itibar ve müşteri kayıplarını göze alamayacakları düşüncesidir. Diğer bir ifadeyle, denetçilerin varlık düzeyleri ne kadar yüksekse, bu varlıklarını herhangi bir dava açılma ihtimaline karsı korumak için, doğru denetim raporları yayımlama çabaları da o kadar fazla olacaktır (Lennox, 1999, 791 ; Gençoğlu ve Ertan, 2012,15). Araştırmacılar tarafından denetim şirketinin finansal raporlama üzerinde etkide bulunabilecek en önemli özellikleri olarak tecrübe ve bağımsızlık kabul edilmektedir. Tecrübe konusunda yapılan davranışsal denetim araştırmalarının bulgularına göre tecrübe ile performans arasında doğru orantı bulunmaktadır (Wright ve Wright, 1997, 19). Krishnan (2003) uzman denetçiler (söz konusu sektörde denetlenen müşteri yoğunluğuna göre) tarafından denetlenen işletmelerdeki ihtiyari tahakkuk tutarının bu denetçiler tarafından denetlenmeyenlere göre daha düşük olduğu sonucuna ulaşmıştır. Söz konusu çalışmada uzman denetçilerin tecrübelerini kullanarak yöneticilerin finansal raporlar üzerindeki serbestliğini kısıtladıkları savunulmaktadır. Hem denetim dışı hizmetlere ödenen ücret miktarı hem de denetçi görev süresinin uzunluğu denetçi bağımsızlığına zarar verdikleri ölçüde kazanç kalitesi üzerinde olumsuz yönde etkiye sahiptirler. Ancak, denetim dışı ücretler ile kazanç kalitesi arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda denetim dışında ödenen ücretler ile kazanç kalitesi arasında ters yönde ilişki bulunduğuna dair bir kanıda ulaşılamamıştır. Diğer taraftan, Myers vd. (2003) ve Johnson vd. (2002) denetçinin görev süresinin artmasının kazanç kalitesi üzerinde beklenenin aksine olumlu etkisi olduğunu belirlemektedirler. Bu sonucu denetçilerin denetleme süresinin uzaması ile işletme ve ilgili sektörün işleyişi hakkında bilgi ve tecrübe sahibi oldukları, bu nedenle raporlar üzerinde daha etkin kontrol gücü kazandıkları şeklinde yorumlamak mümkündür.

MART - NİSAN 2014

55


MALİ

ÇÖZÜM

3.10. İşletmenin Performansı İşletmenin performansı (iyi ya da kötü) ekonomik karar alıcıların istenen doğrultuda karar almalarını sağlamak üzere yöneticiler için finansal raporlar üzerinde manipülasyon yapma yönünde teşvik edici olabilmektedir. Mohanram (2003) kazanç yönetimi yapılmasının altında yatan nedenin önceki yıllar ile karşılaştırıldığında performansın düşmüş gözükmesinin engellenmesi, analistlerin tahminlerinin yakalanması, sadece karda kalmış olmak ya da yöneticilerin ücretlendirme ve prim sistemine bağlı olarak elde edecekleri ek geliri artırmak olabileceğini belirtmektedir. Genellikle kazançlar üzerinde manipülasyon yapma kararı, geçmiş döneme ilişkin finansal durum ya da performans yerine cari döneme ilişkin finansal durum ve performanstan etkilenmektedir. Araştırmacılar zarar eden ve esas faaliyetlerinden pozitif nakit akışı sağlayamayan işletmelerin piyasanın zarara göstereceği tepkiden kaçınmak için etik kurallardan ayrılabileceklerini belirtmektedirler (Choi ve Pae, 2011, 409). Ayrıca, işletmenin geçmiş kötü performansından ya da ileriye yönelik bir büyüme beklentisi olmamasından dolayı piyasa/defter değeri oranı düşükse, bu işletmelerin etik kurallara bağlılığının da düşük olması beklenmektedir. Genellikle performans ile açıklama derecesi arasında pozitif ilişki belirlemesine karşın (Dye, 1985, 130; Lang ve Lundholm, 1993, 256), işletmenin karlılığı arttıkça bu durum daha fazla işletmeyi cezbetmekte ve piyasaya girmek üzere diğer işletmeler için bir teşvik unsuru oluşturmaktadır. Bu nedenle, karlılığı sağlayan faaliyetlere ilişkin bilgilerin rakiplerden saklanması için yöneticiler bilgi açıklamaktan kaçınmakta ve finansal raporlama kalitesi de azaltılmış olabilmektedir. Diğer bir ifadeyle, finansal raporlamaya ilişkin tescil maliyetleri daha yüksek olmaktadır. Artan tescil maliyetleri karşısında işletmelerin dışarıya bilgi sunma konusunda isteksiz olacakları ve bu nedenle finansal raporlama kalitesinin düşeceği düşünülmektedir (Cohen, 2003, 11; Leuz ve Verrecchia, 2007, 390; Cascino vd., 2010, 250). Farklı bir bakış açısıyla, yüksek karlılık işletmelerin ek yatırımlar yapmaları ve bu nedenle de ek finansman bulmaları için motive edici olmaktadır. Bu durumda, finansman koşullarının iyileştirilmesi açısından finansal raporlama kalitesinin artması beklenmektedir. 56

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Yöneticilerin ücretlendirme politikası ile kazanç kalitesi arasındaki ilişki de araştırılan konulardandır. Yöneticilere hisse bazlı ödemeler yapılacak olması durumunda yöneticilerin hisse değerini artırmak üzere kazancı manipüle edebileceği ve böylece kazanç kalitesinin düşeceği savunulmaktadır (Bartov ve Mohanram, 2004, 892; Cohen vd., 2005, 13; Francis vd., 2006, 266). Mevcut birçok çalışma muhasebe bilgisinin yönetici prim dönemlerinin sonlarında ya da opsiyon vade bitiş tarihlerinde (Healy, 1985, 91; Aboody ve Kaznik, 2000, 76) ya da birleşme ve satın alma (Erickson ve Wang, 1999, 156) gibi işletmeye özgü çeşitli önemli olaylardan hemen önce fırsatçı şekilde kullanılabildiğini yansıtmaktadır. İşletme karlılığının yanı sıra nakit akışlarındaki ve satış hasılatındaki yüksek dalgalanmalar da yöneticilere finansal raporlar üzerinde oynama yapma konusunda alanlar sunmaktadır. Bu tür dalgalanmalar işletme faaliyetleri açısından daha fazla belirsizlik yaratmakta, bu belirsizlik durumunda yöneticiler takdir yetkisi kullanma konusunda daha rahat bırakılmaktadırlar (Narktabtee ve Patpanichchot, 2011, 83). Bu gibi durumlarda finansal raporlarda sunulan bilgilerin yönlendirilmiş bilgiler olma ihtimali de artmış olmaktadır. Dechow ve Dichev (2002) özellikle küçük işletmelerde ekonomik dalgalanmalar sırasında işletmenin ne yönde hareket edeceğinin bilinememesi ve önceden belirlenen hareket planlarının bulunmaması nedeniyle kazanç yönetimi uygulamalarının tespit edilmesinin daha zor olacağını belirtmektedirler. 4. Sonuç Uluslararası Finansal Raporlama Standartları, Kavramsal Çerçeve ’de de ihtiyaca uygun bilginin gerçeğe uygun şekilde sunulması gerektiği yönünde açıklamalar bulunmaktadır. İşletmenin kamuoyu ile paylaştığı bilginin kullanıcıları için yararlı olmasının kaliteli şekilde hazırlanması ve adil resim ilkesine göre gerçeği yansıtması gerekmektedir. Çalışmada finansal raporlama kalitesine etki eden işletmeye özgü faktörler ele alınmıştır. Finansal raporlama kalitesine etki eden işletmelere özgü faktörler, işletmelerin kendi özelliklerinden ya da yönetim şekillerinden etkilenen faktörleri ifade etmektedir. Bu kapsamda yapılan literatür çalışması sonucunda işletmeye özgü faktörler, “işletme büyüklüğü”, “sermaye yapısı”, “ortaklık yapısı”, “kurumsal yönetime verilen önem”, “yabancı ortaklı olma / yabancı menkul kıymetler borsalarında işlem görme”, MART - NİSAN 2014

57


MALİ

ÇÖZÜM

“işletme yönetiminin özellikleri”, “muhasebe bilgi sisteminin yapısı”, “etik anlayışı”, “denetim şirketinin özellikleri” ve “işletmenin performansı” olarak sıralanmaktadır. Söz konusu bu faktörlerden bazılarının kalite üzerinde olumlu ya da olumsuz yönde bir etkide bulunacağına ilişkin kesin bir beklenti bulunmamakla birlikte, finansal ve/veya işgücü kaynağına ulaşımı kolay olan, uluslararası işletmecilik uygulamalarına daha yatkın olan, ihtiyatlılığı ve gerçeğe uygun sunumu ön planda tutan bir bakış açısına sahip işletmelerin finansal raporlarının daha kaliteli olacağı sonucuna ulaşılmaktadır. KAYNAKÇA Aboody, D. ve Kasznick, R. (2000) “CEO stock option awards and the timing of corporate voluntary disclosures” Journal of Accounting and Economics 29, (2000) : 73-100. Acar, D. ve Özçelik, H. (2011) “Muhasebe Bilgilerinin Kalitesini Etkileyen Kritik Başarı Faktörlerinin Algılanma Düzeyleri: Muhasebe Yöneticileri Üzerine Bir Araştırma” Muhasebe Bilim Dünyası Dergisi, 2, (2011) : 239-273. Ali, A., Chen, T. Y. ve Radhakrishnan, S. (2007) “Corporate disclosures by family firms”. Journal of Accounting and Economics, 44, (2007) : 238-286. Anderson, R. C. ve Reeb, D. M. (2003) “Founding-family ownership and firm performance: Evidence from the S&P 500”. Journal of Finance, 58, (2003) : 1301-1328. Bartov, E. ve Mohanram, P. (2004) “Private information, earnings manipulations, and executive stock-option exercise”. The Accounting Review, 79, (2004) : 889–920. Barua, A., Davidson, L. F., Rama, D. V. ve Thiruvadi. S. (2010) “CFO gender and accruals quality” Accounting Horizons, 24 ,1, (2010) : 25–40. Bayırlı R. (2006) Yaratıcı Muhasebe, Etik, Firma Değeri ve Örnek Bir Uygulama. (Yayınlanmamış Doktora Tezi) Ankara, Gazi Üniversitesi Biddle G., Hillary G. ve Verdi R. S. (2009) “How Does Financial Reporting Quality Relate to Investment Efficiency? 03.04.2010 tarihinde http://management.bu.edu/academics/departments/documents/capalloc130409.pdf adresinden erişildi. Cascino, S., Pugliese, A., Mussolino, D. ve Sansone, C. (2010) “The 58

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Influence of Family Ownership on the Quality of Accounting Information” Family Business Review, 23, 3, (2010) : 246- 265. Chen, H., Parsley, D. ve Yang, Y. (2008) “Corporate Lobbying and Financial Performance”. Çalışma Metni. Chen, H., Tang, Q., Jiang, Y. ve Lin, Z. (2010) “The Role of International Financial Reporting Standards in Accounting Quality: Evidence from the European Union”. Journal of International Financial Management and Accounting, 21,3, (2010) : 220-278. Choi, T. H. ve Pae, J. (2011) ” Business Ethics and Financial Reporting Quality: Evidence from Korea” Journal of Business Ethics, 103, (2011) : 403 - 427 Cohen, D. A. (2003) “Quality of Financial Reporting Choice: Determinants and Economic Consequences” SSRN Working Paper Series. Aralık. http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.422581 Cohen, D., Dey, A. ve Lys, T. (2005) “The Sarbanes Oxley Act of 2002: Implications for compensation structure and risk-taking incentives of CEOs”. Çalışma Metni, New York University, University of Chicago and Northwestern University. Dechow, P. ve Dichev, I. D. (2002) “The Quality of Accruals and Earnings: The Role of Accruals Estimation Errors”. The Accounting Review, 77, (2002) : 35–59 Dye, R. A. (1985) “Disclosure of Nonproprietary Information”. Journal of Accounting Research, 23, (1985) : 123-145. Erickson, M. ve Wang, S. (1999) “Earnings management by acquiring firms in stock for stock mergers”. Journal of Accounting and Economics, 27, (1999) : 149 – 176 Ertan, Y. (2011). Türkiye Muhasebe Standartlarının Denetim ve Muhasebe Kalitesi Üzerindeki Etkisi: Bir Uygulama. (Yayınlanmamış Doktora Tezi) Bursa, Uludağ Üniversitesi. Fan, J. ve Wong, T. J. (2002) “Corporate ownership structure and the informativeness of accounting earnings in East Asia”. Journal of Accounting and Economics, 33, (2002) : 401–425. Francis, J., Olsson, P. ve Schipper, K. (2006) “Earnings Quality” Foundations and Trends in Accounting, 1, 4, (2006) : 259 – 340. Gençoğlu, Ü. G. ve Ertan, Y. (2012) “Muhasebe Kalitesini Etkileyen Faktörler ve Türkiye’deki Durum”. Muhasebe ve Finansman Dergisi, MART - NİSAN 2014

59


MALİ

ÇÖZÜM

(2012) : 1-24. Hambrick, D. C. ve Mason, P. A. (1984) “Upper echelons: The organization as a reflection of its top managers”. The Academy of Management Review, 9, 2, (1984) : 193–206. Healy, P. (1985) “The Impact of Bonus Schemes on the Selection of Accounting Principles” Journal of Accounting and Economics, 7, (1985) : 85–107. Huang, H.W., Rose-Green, E. ve Lee, C.C. (2012) ”CEO Age and Financial Reporting Quality”, Accounting Horizons, 26, 4 (2012) : 725– 740 Jensen, M. C. ve Meckling, W.H. (1976) “Theory of the Firm: Managerial Behavior, Agency Costs and Ownership Structure”. Journal of Financial Economics, 3, (1976) : 305-360. Johnson, V., Khurana, I. ve Reynolds, J. (2002) “Audit tenure and the quality of financial reports”. Contemporary Accounting Research, 19, (2002) : 637–660. Karacaer, S. ve Özek, P. (2010) “Denetim Firmasının Büyüklüğü ve Kar Yönetimi İlişkisi: İMKB Şirketleri Üzerinde Ampirik Bir Araştırma” Muhasebe ve Finansman Dergisi, 48, (2010) : 60-74. Krishnan, G. (2003) “Does Big 6 auditor industry expertise constrain earnings management?”. Accounting Horizons, 17, (2003) : 1–16. Krishnan, G. V. ve Parsons, L. M. (2008) “Getting to the bottom line: An exploration of gender and earnings quality”. Journal of Business Ethics,78, (2008) : 65–76. Küçüksözen, C.[t.y.]. Finansal Bilgi Manipülasyonu: Nedenleri, Yöntemleri, Amaçları, Teknikleri, Sonuçları ve İMKB Şirketleri Üzerine Ampirik Bir Çalışma. (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, Ankara Üniversitesi. Lang, M. ve Lundholm, R. (1993) “Cross-sectional Determinants of Analyst Ratings of Corporate Disclosures”. Journal of Accounting Research, 31, (1993) : 246-271. Lennox, C. S. (1999) “Audit Quality and Auditor Size: An Evaluation of Reputation and Deep Pockets Hypotheses” Journal of Business Finance & Accounting, 26, 7-8 (1999) : 779-805. Leuz, C. (2006) “Cross listing, bonding and firms’ reporting incentives: A discussion of Lang, Ready and Wilson (2006)” Journal of Accounting 60

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

and Economics, 42, (2006) : 285-299. Leuz, C. ve Verrecchia, R. E. (2007) “Accounting information, disclosure and the cost of capital” Journal of Accounting Research, 45, (2007) : 385-420. Li, Tegang, (2009), Earnings Management & Corporate Governance, (Master Thesis Accountancy) Tilburg University,. Moeinaddin, M., Heirani, F. ve Mirhosseini, A. (2012) “The Relatıonshıp Between Fınancıal Reportıng Qualıty And Return Volatility and The Role Of Institutıonal and Accounting Factors” Interdisciplinary Journal of Contemporary Research In Business, 4, 6 (2012) : 150 – 163. Mohanram, P. (2003) “How to Manage Earnings Management?” Accounting World, Ekim 2003 Morck, R., Shleifer, A. ve Vishny, R. W. (1988). Management ownership and market valuation: An empirical analysis”. Journal of Financial Economics, 20, (1988) : 293-315. Myers, J., Myers, L. ve Omer, T. (2003) “Exploring the term of the auditor-client relationship and the quality of earnings: A case for mandatory auditor rotation?” The Accounting Review, 78, (2003) : 779–799. Narktabtee, K. ve Patpanichchot, S. (2011) “The Impact Of Country-Level vs Firm-Level Factors On The Effectiveness Of IFRS Adoption: The Case Of European Union” International Business & Economics Research Journal, 10,10 (2011) : 79-92. Nkundabanyanga, S. K., Tauringana, V., Balunywa, W. ve Emitu, S. N. (2013) “The Association Between Accounting Standards, Legal Framework And The Quality Of Financial Reporting By A Government Ministry İn Uganda”. Journal of Accounting in Emerging Economies, 3, 1, (2013) : 65 - 81 Shima, K. M. ve Yang, D. C. (2012) “Factors Affecting the Adoption of IFRS”. International Journal of Business, 17, 3, (2012) : 276-298. Sundaram, Rangarajan K., ve David L. Yermack (2007) “Pay me later: Inside debt and its role in managerial compensation.” The Journal of Finance 62, 4, (2007) : 1551-1587. Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu. Finansal Raporlamaya İlişkin Kavramsal Çerçeve. Twenge, J. M. ve Campbell, S. M. (2008) “Generational differences in psychological traits and their impact on the workplace” Journal of ManaMART - NİSAN 2014

61


MALİ

ÇÖZÜM

gerial Psychology, 23,8, (2008) : 862–876. Van Tendelo, B. ve Vanstraelen, A. (2005) “Earnings Management Under German GAAP versus IFRS”, European Accounting Review, 14, 1, (2005) : 155- 180. Vroom, V. H. ve Pahl, B. (1971) “Relationship between age and risk taking among managers” Journal of Applied Psychology, 55, 5, (1971) : 399–405. Wang, D. (2006) “Founding family ownership and earnings quality” Journal of Accounting Research, 44, (2006) : 619-656. Watts R.L. ve Zimmerman J. L. (1990) “Positive Accounting Theory: A Ten Years Perspective”, The Accounting Review, 65,1, (1990) : 131-156. Wright, A. ve Wright, S. (1997) “An examination of factors affecting the decision to waive audit adjustments” Journal of Accounting, Auditing and Finance, 12, (1997) : 15–36. Zhao, Y. ve Chen, K. H. (2008) “Staggered boards and earnings management” The Accounting Review, 83, 5, (2008) : 1347–1381.

62

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

MUHASEBE MESLEK MENSUPLARININ MUHASEBE STANDARTLARINA UYUMU SÜRECİNDE EĞİTİM FAKTÖRÜ ÜZERİNE ANTALYA İLİNDE BİR ARAŞTIRMA A RESEARCH IN ANTALYA ON THE EDUCATION FACTOR OF THE ACCOUNTING PROFESSIONALS IN THE ADAPTATION OF THE ACCOUNTING STANDARTS Yrd. Doç. Dr. Ahmet AKTÜRK*7 Öz Muhasebe uygulamalarına ve finansal tabloların sunumuna yön veren uluslararası muhasebe standartlarının ve uluslararası finansal raporlama standartlarının temel amacı dünyada farklılık gösteren muhasebe sistemlerini ortak bir paydada buluşturmaktır. Bu amaca yönelik olarak dünyada birçok ülke tarafından standartlar yürürlüğe konulmuş veya konulmak üzeredir. Muhasebe standartlarında genel olarak sektörel ve kültürel farklılıkların dikkate alınmadığı ve Türkiye’de de vergi muhasebesi üzerine kurulu bir muhasebe sisteminin hâkim olduğu düşünüldüğünde bu gelişmenin ülkemizde önemli bir değişime sebebiyet vereceği açıktır. Her değişimin karşısında az veya çok bir direnç oluşur. Değişime karşı oluşan bu direncin ortadan kaldırılması için gerekli önlemler alındığında değişim süreci daha rahat atlatılacak ve bu uygulama başarısını da etkileyecektir. Değişime karşı oluşan bu direncin azaltılması hususunda eğitim önemli bir faktör olarak literatürde karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda Antalya ilinde yapılan çalışmada muhasebe meslek mensuplarının muhasebe standartları alanında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve konunun önemini de yeterince kavrayamadıkları görülmektedir. Bu durum meslek mensubunda kaygıya sebebiyet vermektedir. Kaygı nedeniyle de meslek mensupları bu sürecin olabildiğince gecikmesi yönünde bir eğilim sergilemektedirler. Anahtar Sözcükler: Muhasebe Meslek Mensupları, Muhasebe Standartları, Eğitim Abstract The main objective of the international accounting standards and inter7* Akdeniz Üniversitesi, Alanya İşletme Fakültesi

MART - NİSAN 2014

63


MALİ

ÇÖZÜM

national financial reporting standards that guide accounting applications and presentation of financial reporting is to bring the accounting systems that vary throughout the world to a common ground. Standards are being or have been imposed by many countries in the world to reach this goal. Sectoral and cultural differences have not been taken into account by the accounting standards and accounting systems have been built on tax accounting in Turkey. For these reasons, accounting standards will lead to an important change in Turkey. There are some obstacles in front of every change. When precautions are imposed to remove these obstacles, the process of change and the success of application will be effected positively. Education is an important factor in the literature to overcome the obstacles as well. In this study that’s executed in Antalya, it has been found out that accounting professionals are not knowledgeable enough regarding accounting standards and that they lack of the sufficient grasp of the topic. This situation leads to a certain concern among accounting professional, which result in a tendency to delay this process as possible as. Keywords: Accounting Professionals, Accounting Standards, Education 1. GİRİŞ Muhasebe uygulamalarına ve finansal tabloların sunumuna yön veren uluslararası muhasebe standartlarının ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının (UMS/UFRS) temel amacı dünyada farklılık gösteren muhasebe sistemlerini ortak bir paydada buluşturmaktır. Bu amaca yönelik olarak dünyada birçok ülke tarafından standartlar yürürlüğe konulmuş veya konulmak üzeredir. Muhasebe standartlarında genel olarak sektörel ve kültürel farklılıkların dikkate alınmadığı ve Türkiye’de de vergi muhasebesi üzerine kurulu bir muhasebe sisteminin hâkim olduğu düşünüldüğünde bu gelişmenin ülkemizde önemli bir değişime sebebiyet vereceği açıktır. Her değişimin karşısında az veya çok bir direnç oluşur. Değişime karşı oluşan bu direncin ortadan kaldırılması için gerekli önlemler alındığında değişim süreci daha rahat atlatılacak ve bu uygulama başarısını da etkileyecektir. Bu noktada değişim sürecinin daha rahat atlatılması için özellikle şu unsurların göz önüne alınması gerekmektedir (Şimşek ve diğ., 2011:311) • Değişime konu olan veya değişimden etkilenecek kişilerin değişimin planlaması ve uygulanması safhasına katılmaları sağlanmalıdır. • Değişimden etkilenecek kişilerle iletişim kurmak ve değişime ha64

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

zırlamak için eğitimler düzenlemelidir. • Değişimden etkilenecek kişilerle değişimin amacı, kapsamı, metodu ve süresi konusunda müzakere edilmelidir. Türkiye’de muhasebe standartlarına ilişkin ilgili taraflardan biri olan meslek mensuplarının değişime uyum süreci de bu çerçevede yönetilmelidir. Bu meslek mensuplarının daha çabuk uyumunu ve en doğru şekilde sürece dâhil edilmelerini sağlayacaktır. Değişimin yönetilmesine yönelik atılacak adımlar hem zaman hem de kaynak tasarrufu sağlayacaktır. Bu çerçevede çalışmada muhasebe meslek mensuplarının muhasebe standartlarına uyumu sürecindeki faktörlerden biri olan eğitim üzerine bir araştırma yürütülmüştür. Çalışmada öncelikle muhasebe standartları hakkında genel bilgilere ve literatür taramasına sonrasında araştırma bulguları ve sonuca yer verilmiştir. 2. MUHASEBE STANDARTLARI Muhasebe Standartları; muhasebe uygulamalarına yön veren ve finansal tabloların hazırlanmasına düzen getiren normlardır (Uslu, 1998:25). Başka bir ifade ile muhasebeci tarafından hangi nitelikte işlemlerin ve olayların, hangi değer üzerinden kaydedileceğini, sınıflandırılacağını ve hangi raporlarla beyan edileceğini belirleyen kurallardır (Marşap ve Kurt, 1997:228). Muhasebe bilgi sisteminden elde edilen bilgilerin, kullanıcıları için beklenen fonksiyonu yerine getirebilmesi ve işletme faaliyetlerine ilişkin sağlıklı bilgiler aktarabilmesi, benzer olayları benzer şekilde ifade etmesi, ürettiği bilgilerin doğru, güvenilir, anlamlı, gerçeğe uygun ve karşılaştırılabilir olması belirli muhasebe standartlarına göre hazırlanması ile mümkün olabilir (Bağcı, 2002:23). Dünya çapında kullanılabilecek, tek bir finansal raporlama setinin oluşturulması işletmelerin finansal olaylarının genel bir muhasebe diliyle anlatımının mümkün hale gelmesi, işletmelerin kar/ zarar durumlarının en açıklayıcı şekilde sunulması ve şeffaflık kavramının daha ön planda olması açısından önemlidir (Veneziani & Claudio 2008: 17’den aktaran Selimoğlu 2008:7). Bu doğrultuda uluslararası muhasebe standartlarını oluşturma görevi 1973-2000 yılları arasında Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesi (IASC) tarafından yürütülmüştür. IASC, 2000 yılına kadar Uluslararası Muhasebe Standardı (IAS) adıyla standartlar yayınlamıştır. Daha sonra IASC bu görevi 2000 yılında Uluslararası Muhasebe Standartları KuruluMART - NİSAN 2014

65


MALİ

ÇÖZÜM

na (IASB) devretmiştir. Bu tarihten sonra IASB, standartları Uluslararası Finansal Raporlama Standardı (IFRS) adıyla yayımlamaya başlamıştır. Şu ana kadar dünyada 145’den fazla ülke UFRS’yi benimsemiştir. Bunların 21 tanesi Kuzey Amerika ülkesi, 10 tanesi Güney Amerika ülkesi, 43 tanesi Avrupa ülkesi, 36 tanesi Asya ülkesi, 30 tanesi Afrika ülkesi ve 5 tanesi de okyanus ülkesidir (IFRS Adoption by Country Report, Pricewaterhousecoopers, www.pwc.com, Haziran 2012) Türkiye’de muhasebe standartlarını belirleme yetkisi 1999 yılında yapılan bir düzenleme ile Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’na (TMSK) verilmiş ve kurul 1999-2011 yılları arasında bu görevi icra etmiştir. 2011 yılında kurulan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK), uluslararası standartlarla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını oluşturmak ve yayımlamak görevini TMSK’dan devir almıştır. Türkiye’de 2005 yılından bu yana, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) işlem gören işlem gören işletmeler açısından, bu liste içinde yer almaktadır. 2012 yılında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile bu kapsam genişletilmiş olup son hali aşağıda listelendiği gibidir (6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1534. Madde, İkinci Fıkra). • Büyük ölçekli sermaye şirketleri ile bunların konsolidasyon kapsamına giren bağlı şirketleri, iştirakleri ve şirketler toplulukları, • Sermaye Piyasası kanununa göre, ihraç ettikleri sermaye piyasası araçları borsada veya teşkilatlanmış diğer bir piyasada işlem gören şirketler, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri ve konsolidasyon kapsamına alınan diğer işletmeler, • Bankalar ve bağlı ortaklıkları, • Sigorta ve reasürans şirketleri, • Bireysel emeklilik şirketleri. Muhasebe standartları, günümüzde muhasebe meslek mensuplarının büyük bir kısmını yakından ilgilendirmese de kapsam genişletildiğinde direkt olarak bu değişimden etkilenecekleri açıktır. 3. LİTERATÜR TARAMASI Muhasebe standartlarının uygulanması ve uyarlanması üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalarından bazıları aşağıdaki gibidir. Wong (2004) Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaptığı çalışmada muhasebe standartlarının uygulanması ve uyarlanmasında göz önüne alın66

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

ması gereken konuları şu şekilde tespit edilmiştir. Ulusal karar alıcı mekanizmaların bu uyumlaştırmaya bakışındaki hassasiyet, yasal düzenlemeler, ulusal kültür, işletmelerin ve muhasebe firmalarının yapısal durumu, anlaşılabilirlik, standartlarının çevirisi, öğrencilerin ve meslek mensuplarının eğitimi. Smith (2009), ABD’de uluslararası muhasebe standartlarına geçişe ilişkin olumlu ve olumsuz etkileri ortaya koymaya çalışmıştır. Bir tehdit unsuru olarak bu alandaki bilgi eksikliği ön plana çıkarılmıştır. Bu konuda eğitim faaliyetlerinin devam ettiğine değinilmiştir. Jermakowicz ve Tomaszewski (2006), Avrupa Birliği ülkelerinde yaptıkları çalışmalarında uyum sürecini aksatabilecek problemlerin içinde eğitim ve mesleki tecrübe faktörlerini saymışlardır. Romir (2004), Rusya’da muhasebe meslek mensubu, denetçi, bilgi kullanıcıları, eğitici ve öğrencilere yönelik yaptığı çalışmada yasal düzenlemelerin eksikliği, eğitim dokümanlarının eksikliği ve yeterli donanıma sahip çalışan eksikliğine işaret etmiştir. Pajunen (2008), Finlandiya’da muhasebe meslek mensuplarıyla yaptığı çalışmasında muhasebe standartlarının uygulamasının zor fakat gerekli olduğunu vurgulamıştır. Erdoğan ve Dinç (2009), Türkiye’de çapında yaptıkları çalışmalarında meslek mensuplarının muhasebe standartlarından haberdar oldukları fakat konu hakkında yeterli bilgiye sahibi olmadıklarını tespit etmişlerdir. Can ve Gör (2011), Ankara ve Çankırı illerinde yaptıkları çalışmalarında muhasebe meslek mensuplarının muhasebe standartları hakkında yeterli bilgilerinin olduğu tespit edilmiş bununla birlikte sistematik bir eğitime ihtiyaç duydukları vurgulanmıştır. Çankaya ve Hatipoğlu (2011), Türkiye çapında gerçekleştirdiği çalışmasında, muhasebe standartlarının benimsenme ve uygulanma sürecine ilişkin muhasebe meslek mensuplarının beklentilerine etki edebilecek faktörlerin tespitini araştırmıştır. Standartlara ilişkin eğitim faktörü ve uygulanabilirliği önemli bir faktör olarak tespit edilmiştir. Elitaş, Karakoç ve Özdemir (2011), Afyon, Denizli, Uşak illerinde yaptıkları çalışmalarında meslek mensuplarının eğitime ihtiyaç duydukları ancak verilen eğitimlerin yeterli olmadığını tespit etmişlerdir. Güneş, Durmuş ve Solak (2011), Elazığ ve Malatya illerinde yaptıkları çalışmalarında muhasebe meslek mensuplarının bilgi düzeylerinin oldukça yetersiz olduğu görülmüştür. Meslek mensuplarının standartların zamanında ve başarı ile uygulanabileceği konusunda oldukça zayıf bir inanç taşıdıkları da tespit edilmiştir. Çankaya ve Dinç (2012), Türkiye’de bağımsız denetçiler üzerinde yaptıkları çalışmalarında muhasebe standartMART - NİSAN 2014

67


MALİ

ÇÖZÜM

larının uygulama başarısını etkileyen faktörleri tespite çalışmışlardır. Bu amaçla çalışmada eğitim faktörü ile muhasebe standartlarının uygulama başarısı arasında pozitif bir ilişkinin varlığı ortaya konulmuştur. Özkan ve Özşahin (2012), çalışmasında Kayseri ilinde faaliyet gösteren muhasebe meslek mensupları üzerinde yaptıkları çalışmalarında muhasebe mesleğinin öneminin artacağı, iş yükünün artacağı ve meslek mensuplarının eğitilmesi gerektiği düşüncelerinde hemfikir olunduğunu ortaya koymuştur. Aktürk ve Akcanlı (2012), Türkiye çapında gerçekleştirdiği çalışmalarında, muhasebe akademisyenlerinin muhasebe standartlarına bakış açıları ve farkındalıkları üzerine bir araştırma yürütmüşlerdir. Akademisyenler, standartların uygulamaya geçiş sürecinin rahat atlatılması için meslek mensuplarının eğitimine önem verilmesi gerektiğini vurgulamışlardır. 4. ARAŞTIRMA Bu bölümde araştırmanın amacına, kapsamına, yöntemine, araştırma sorularına, geçerlilik ve güvenilirlik analizine ve araştırma bulgularına yer verilecektir. 4.1. Araştırmanın Amacı, Kapsamı ve Yöntemi Çalışmanın amacı, muhasebe meslek mensuplarının muhasebe standartlarına uyumu sürecinde eğitim faktörünün önemini ortaya koymaktır. Bu amaca ulaşabilmek için çalışmada anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın kapsamına Antalya bölgesinde faaliyet gösteren Yeminli Mali Müşavir (YMM) ve Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler (SMMM) alınmıştır. Örneklem büyüklüğünün tespit edilmesinde evrenin 3269 olduğu görülmüştür (http://www.turmob.org.tr/turmobweb/Attachment.aspx?param). Bu evrenden çekilmesi gereken büyüklük ise 346 olarak belirlenmiştir (Sekaran, 1992:253). Araştırma sonucunda elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılmış ve istatistik paket program yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma sorularından 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10’un cevaplanmasında sayı ve yüzde çözümleme teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sorularından 11, 12, 13, 14, 15 ve 16’nın cevaplanmasında varyansların homojen ve normal dağılım varsayımı karşılanmadığından parametrik olmayan hipotez testlerinden istifade edilmiştir. Sonuçların yorumlanmasında 0,05 anlamlılık düzeyi dikkate alınmıştır. Bu bölümde aşağıdaki değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. 68

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Önem Algıları Eğitim Düzeyleri Kaygı Düzeyleri

Eğitime Katılıp Katılmadıkları

Öğrenip Uygulayabilme Süreleri

Standartlar Hakkındaki Bilgi Düzeyleri

Şekil 1. Parametrik Olmayan Hipotez Testlerine Konu Olan Değişkenler

4.2. Araştırma Soruları Muhasebe meslek mensuplarının muhasebe standartlarına uyumu sürecinde eğitim faktörünü irdelemek için 16 adet araştırma sorusu tespit edilmiştir. Bunlara aşağıda yer verilmiştir. Soru 1: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişin ülkeye katkısı neler olacaktır? Soru 2: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişin muhasebe mesleğine katkısı neler olacaktır? Soru 3: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişte karşılaşılabilecek sorunlar neler olabilir? Soru 4: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişi kolaylaştıracak unsurlar neler olabilir? Soru 5: Meslek mensuplarının muhasebe standartları hakkında bilgi düzeyi hangi seviyededir? Soru 6: Meslek mensupları muhasebe standartlarına ilişkin kurumsal bir eğitim aldı mı? Yeterli miydi? Soru 7: Verilecek Eğitimleri Kim/Kimler Düzenlemelidir? Soru 8: Meslek mensuplarının muhasebe standartlarını öğrenip uygulayabilmesi kaç yıl sürer? Soru 9: Meslek mensupları muhasebe standartlarını önemli görmekte midir? Soru 10: Meslek mensuplarının muhasebe standartlarını uygulama süMART - NİSAN 2014

69


MALİ

ÇÖZÜM

recine ilişkin kaygıları bulunmakta mıdır? Soru 11: Meslek mensuplarının eğitim düzeyine göre muhasebe standartlarının önemini algılamaları arasında anlamlı bir fark var mıdır? Soru 12: Meslek mensuplarının eğitim düzeyine göre standartların uygulanabilirliğine ilişkin kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark var mıdır? Soru 13: Muhasebe standartları eğitimi alan meslek mensupları ile almayanların bilgi düzeyi arasında anlamlı bir fark mıdır? Soru 14: Muhasebe standartları eğitimi alan meslek mensupları ile almayanların muhasebe standartlarının önemini algılamaları arasında anlamlı bir fark var mıdır? Soru 15: Muhasebe standartları eğitimi alan meslek mensupları ile almayanların standartların uygulama sürecine ilişkin kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark var mıdır? Soru 16:Meslek mensuplarının muhasebe standartlarını öğrenip uygulayabilme süresi ile kaygı düzeyleri arasında bir ilişki var mıdır? 4.3. Geçerlilik ve Güvenilirlik Analizi Geçerlilik analizi: verilerin içerik geçerliliğini sağlamak amacıyla bu konuda muhasebe alanında çalışan iki akademisyenden anketin uygulanabilir olduğu hususunda olumlu görüş alınmıştır. Güvenilirlik analizi: Verilerin içsel tutarlılığı için yapılan güvenilirlik analizinde alfa katsayısı yöntemine başvurulmuştur. Değerlere aşağıda yer verilmiştir. Tablo 1. Güvenilirlik Analizi Test Sonuçları Cronbach’s Alpha Soru Sayısı Önem Algısını Ölçen Sorular

0,782

6

Kaygılarını Ölçen Sorular

0,696

6

4.4. Araştırma Bulguları Araştırma bulguları temel istatistikî bilgiler ve araştırma sorularının cevaplanması şeklinde iki bölümden oluşmaktadır. 4.4.1. Temel İstatistikî Bilgiler Araştırmaya katılan meslek mensuplarının unvanı, cinsiyeti, yaşı, mesleki kıdem yılları, eğitim durumu ve mezun oldukları bölüme göre dağılımı aşağıdaki tabloda sunulmuştur. 70

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 2. Meslek Mensuplarına İlişkin Temel İstatistikî Bilgileri Unvanı YMM SMMM Cevapsız Toplam Cinsiyeti Bay Bayan Cevapsız Toplam Yaşı ( =38) 20-35 36-50 51 ve üstü Cevapsız Toplam Mesleki Kıdem Yılı ( =11) 1-10 11-20 21 ve üstü Cevapsız Toplam

f 3 339 4 346 f 255 86 5 346 f 117 157 13 59 346

% 1 98 1 100 % 74 25 1 100 % 34 45 4 17 100

f

%

144 107 27 68 346

42 31 8 20 100

Eğitim Durumu Lisans altı (lise/önlisans) Lisans Lisansüstü Cevapsız Toplam Mezun Oldukları Bölüm İktisat İşletme Maliye Kamu Yönetimi ÇEKO Diğer Cevapsız Toplam

f 48 276 16 6 346 f 53 209 20 4 6 32 22 346

% 14 80 5 2 100 % 15 60 6 1 2 9 6 100

Bu tabloya göre ankete katılan meslek mensuplarına ilişkin şu hususlar ön plana çıkmaktadır. Meslek mensuplarının % 98’i SMMM’dir. % 74’ü erkektir. % 45’i 36-50 yaş arasında olup yaş ortalaması ise 37,78’dir. Meslek mensuplarının % 42’sinin kıdemi 10 yılın altında olup kıdem ortalaması 11,23’dir. Meslek mensuplarının % 80’i lisans mezunu olup % 60’ı işletme bölümü mezunudur. Meslek mensuplarının sadece % 5’inin lisansüstü eğitim aldığı görülmektedir. 4.4.2. Araştırma Sorularının Cevaplandırılması Soru 1: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişin ülkeye katkısı neler olacaktır? Çoklu seçmeli olarak yöneltilen soruya verilen cevaplara göre, meslek mensuplarının % 64’ü bu düzenlemenin uluslararası entegrasyon imkanı sağlayacağını belirtmektedir. Diğer katkıları noktasında ise meslek mensuplarının % 50’den fazlasının beklentisi olmadığı görülmek-

MART - NİSAN 2014

71


MALİ

ÇÖZÜM

tedir. Ayrıca hiçbir katkısı olmayacaktır diyenlerin oranı da % 8’dir. Tablo 3. Muhasebe Standartlarına Geçişin Ülkeye Katkısı N Uluslararası entegrasyonun sağlanması Kayıt dışı ekonominin azalması Muhasebe uygulamalarındaki çift başlılığının azalması Sermayenin tabana yayılması Verimliliği katkı sağlaması Sermaye maliyetinin azalması Hiçbir katkısı olmayacaktır

Katılıyorum f %

Katılmıyorum f %

346

220

64

126

36

346

171

49

175

51

346

98

28

248

72

346 346 346 346

78 54 24 26

23 16 7 8

268 292 322 320

77 84 93 92

Soru 2: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişin muhasebe mesleğine katkısı neler olacaktır? Çoklu seçmeli olarak yöneltilen soruya verilen cevaplara göre, muhasebe meslek mensuplarının % 66’sı bu düzenlemenin mesleğe saygınlık kazandıracağını belirtmektedir. Diğer katkıları noktasında ise meslek mensuplarının % 75’inden fazlasının beklentisi olmadığı görülmektedir. Ayrıca hiçbir katkısı olmayacaktır diyenlerin oranı da % 21’dir. Meslek mensuplarının mesleğin şu anki durumuna ilişkin karamsar oldukları literatürdeki diğer çalışmalarda görülmektedir (Biyan, 2012:131 ve Öztürk ve diğ., 2011:91). Bu değişimin fırsat bilinerek mesleğin saygınlığının arttırılması noktasında çalışmalarda yürütülebilir. Tablo 4. Muhasebe Standartlarına Geçişin Muhasebe Mesleğine Katkısı N Mesleğe saygınlık kazandırması Muhasebe ücretlerinin artması Kaçak çalışanların azalması İş yükünün azalması Hiçbir katkısı olmayacaktır

346 346 346 346 346

Katılıyorum f % 228 66 84 24 82 24 10 3 71 21

Katılmıyorum f % 118 34 262 75 264 76 336 97 275 79

Soru 3: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişte karşılaşılabilecek sorunlar neler olabilir? Çoklu seçmeli olarak yöneltilen soruya verilen cevaplara göre, meslek mensuplarının % 70’i iş yükünün artacağı, % 60’ı bilgi eksikliği ve % 55’i de işletme sahiplerinin deği72

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

şime göstereceği direnç kaygısı taşıdığı görülmektedir. Diğer kaygıları belirtenlerin oranı ise % 50’nin altında kalmıştır. Meslek mensuplarının bilgi eksikliği konusunda kaygılı oldukları görülmektedir. İş yükünün artması endişesi de meslek mensuplarının muhasebe standartlarını öğrenme ve vergi muhasebesini devam ettirme yükümlüğü ile açıklanabilir. Değişim süreci yönetilirken meslek mensuplarının iş yükü hesaplanmalıdır. Ayrıca işletme sahiplerinin değişime göstereceği direncin de ticaret ve sanayi odaları tarafından verilecek eğitimler ile aşılması sağlanabilir. Tablo 5. Muhasebe Standartlarına Geçişte Karşılaşılabilecek Sorunlar 346 346

Katılıyorum f % 243 70 208 60

346

190

55

156

45

346

129

37

217

63

346

110

32

236

68

346

100

29

246

71

346

52

15

294

85

N İş yükünün artması Bilgi eksikliği İşletme sahiplerinin değişime göstereceği direnç Kayıt dışı ekonominin getireceği sorunlar Maliye Bakanlığı’nın muhasebe sistemi üzerindeki hâkimiyeti Karmaşık ve ilke bazlı olmasından kaynaklanan sorunlar Kültürel/sektörel farklılıkların dikkate alınmaması

Katılmıyorum f % 103 30 138 40

Soru 4: Meslek mensuplarına göre muhasebe standartlarına geçişi kolaylaştıracak unsurlar neler olabilir? Çoklu seçmeli olarak yöneltilen soruya verilen cevaplara göre, meslek mensuplarının % 73’ü, öncelikli unsurun eğitime önem verilmesi gerekliliği olarak belirtmişlerdir. Meslek mensuplarının % 69’u anlaşılabilirliğinin arttırılmasını, % 59’u işletme sahiplerinin konu hakkındaki bilgi düzeyleri arttırılmasını ve % 53’ü de KGK, TÜRMOB ve Maliye Bakanlığı arasındaki uyumun arttırılmasını istemektedir. Diğer unsurları belirtenlerin oranı ise % 50’nin altında kalmıştır. Önceki soruyla paralel şekilde meslek mensupların eğitimi burada da ön plana çıkardıkları görülmektedir.

MART - NİSAN 2014

73


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 6. Muhasebe Standartlarına Geçişi Kolaylaştıracak Unsurlar N

Katılıyorum f %

Katılmıyorum f %

Meslek mensuplarının eğitimine önem verilmesi

346

254

73

92

27

Anlaşılabilirliğinin arttırılması

346

239

69

107

31

İşletme sahiplerinin konu hakkındaki bilgi düzeylerinin arttırılması

346

204

59

142

41

KGK, TÜRMOB ve Maliye Bakanlığı arasındaki uyumun arttırılması

346

182

53

164

47

346

144

42

202

58

346

109

32

237

68

346

81

23

265

77

346

30

9

316

91

Gerekli tüm destekleyici yasal düzenlemelerin tamamlaması Kapsama ilişkin belirsizliklerin kaldırılması Maliye Bakanlığı’nın sistem üzerindeki etkisinin azaltılması Etik değerler ve cezaya vurgu yapılması

Soru 5: Meslek mensuplarının muhasebe standartları hakkında bilgi düzeyi hangi seviyededir? 5’li Likert ölçeğinde yöneltilen soruya verilen cevaplara göre, meslek mensupları kendi bilgi düzeylerinin orta seviyede ( =3,06) olduğunu beyan etmektedirler. Bu noktada bilgi düzeylerinin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Meslek mensuplarının TTK ve kurumsal yönetim hakkında da bilgi düzeylerinin iyi olduğu söylenemez. Bu çerçevede verilecek eğitimlerin sadece muhasebe standartları ekseninde değil, meslek mensuplarına daha geniş bir bakış açısı sağlayacak şekilde çeşitlendirilmesi faydalı olacaktır. Tablo 7. Bilgi Düzeyleri Muhasebe Standartları TTK Kurumsal Yönetim *1-Hiç…….5-Çok iyi

74

MART - NİSAN

N 342 342 342

* 3,06 3,37 3,14

S.S. 0,85 0,84 0,96


MALİ

ÇÖZÜM

Soru 6: Meslek mensupları muhasebe standartlarına ilişkin kurumsal bir eğitim aldı mı? Yeterli miydi? Verilen cevaplara göre meslek mensuplarının % 61’i muhasebe standartlarına ilişkin kurumsal bir eğitim almış, % 39’u ise almamıştır. Eğitim alanların % 82’si aldıkları eğitimi yeterli bulmamaktadırlar. Sadece 38 kişi aldığı eğitimi yeterli bulmaktadır. Bu durum eğitim alanında önemli bir eksikliğin yaşandığını ortaya koymaktadır. Çoğunluğu verilecek bir eğitime katılabileceklerini beyan etmişlerdir. Bu konuda istekli oldukları görülmektedir. Tablo 8. Aldıkları Eğitimler Hakkındaki Görüşleri Evet Hayır N f % f % 211 61 135 39 346 38 18 173 82 211

Kurumsal Bir Eğitim Alıp Almadıkları Yeterli Bulup Bulmadıkları

Soru 7: Verilecek Eğitimleri Kim/Kimler Düzenlemelidir? Çoklu seçmeli olarak yöneltilen soruya verilen cevaplara göre meslek mensupları bariz bir şekilde TÜRMOB’u ön plana çıkarmaktadırlar. Bu noktada kurumlar arası işbirliği ile eğitimlerin verilmesi kurumların ortak bir paydada buluşulmasına katkı sağlayabilir. Tablo 9. Verilecek Eğitimleri Kimlerin Düzenlemesi Gerektiği Hususundaki Görüşleri TÜRMOB Üniversiteler KGK Maliye Bakanlığı Diğer

f 257 54 40 26 2

Evet

% 74 16 12 8 1

f 89 292 306 320 344

Hayır

% 26 84 88 92 99

N 346 346 346 346 346

Soru 8: Meslek mensuplarının muhasebe standartlarını öğrenip uygulayabilmesi kaç yıl sürer? Verilen cevaplara göre meslek mensupları ortalama 4 yıllık bir süre zarfında muhasebe standartlarını öğrenip uygulayabileceğini beyan etmektedir. Biraz daha ayrıntılı bakıldığında 175 kişinin 5 yıl ve üzeri ifadesini tercih ettiği görülmektedir. (mod=5) Bu % 51’ e denk gelmektedir. Bu sürenin bilgi eksikliği, standartların getireceği iş yükü ve işletme sahiplerinin göstereceği direnç nedeniyle uzun tutulduğu söylenebilir. MART - NİSAN 2014

75


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 10. Meslek Mensuplarının Muhasebe Standartlarını Öğrenip Uygulayabilme Süreleri Muhasebe Standartlarını Öğrenip Uygulayabilme Süreleri

N 341

* S.S. 3,95 1,22

*1-Bir yıl…….5-Beş yıl +

Soru 9: Meslek mensupları muhasebe standartlarını önemli görmekte midir? 5’li Likert ölçeğinde yöneltilen sorulara verilen cevapların ortalaması 3,60 çıkmıştır. Buna göre meslek mensuplarının muhasebe standartlarının öneminin yeterince farkında oldukları söylenemez. Ortalamanın katılıyorum (4) seviyesine yükseltilmesi gerekmektedir. Tablo 11. Meslek Mensuplarının Muhasebe Standartlarının Önemine Bakış Açıları Kurumsal yönetime katkı sağlayacaktır. İşletmelerin denetimlerini kolaylaştıracaktır. İşletmelerin faaliyet risklerini daha rahat görmelerini sağlayacaktır. Muhasebe mesleğinin vergi için değil bilgi için yapılmasını sağlayacaktır. İlgili taraflara daha tarafsız, doğru ve güvenilir bilgi sağlayacaktır. İşletmelerin kredibilitesini arttıracaktır. Ortalama

N 346 346

* S.S. 3,72 0,91 3,63 0,95

346

3,63 0,93

346

3,60 1,05

346

3,59 0,99

346

3,47 1,00 3,60

*1-Kesinlikle Katılmıyorum…….5-Kesinlikle Katılıyorum

Soru 10: Meslek mensuplarının muhasebe standartlarını uygulama sürecine ilişkin kaygıları bulunmakta mıdır? 5’li Likert ölçeğinde yöneltilen sorulara verilen cevapların ortalaması 3,84 çıkmıştır. Meslek mensuplarının bu süreçte kaygılarının daha ön planda olduğu görülmektedir. (Kaygı Düzeyi=3,84 > Önemini Algı Düzeyi=3,60) Ortalamanın aşağı doğru çekilmesi gerekmektedir. Özellikle sorumluluklarının artması, iş yükünün artması, uygulamadaki çift başlılık ve kalifiye eleman sıkıntısı kaygıları ön plana çıkmaktadır.

76

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 12. Meslek Mensuplarının Muhasebe Standartları Hakkındaki Kaygıları N 346 346

* 4,06 4,00

S.S. 0,89 0,98

346

3,95

0,85

Bilgi teknolojileri ve istatistik için kalifiye eleman sıkıntıları olacaktır.

346

3,81

0,99

Sektörel/kültürel farklılıkların dikkate alınmaması bir eksikliktir.

346

3,63

0,88

346

3,60

1,15

Meslek mensuplarının sorumluluklarını artıracaktır. Meslek mensuplarının iş yükünü arttıracaktır. Vergi mevzuatı muhasebe standartları uyumlaştırılmalıdır.

Süreçle ilgili meslek mensuplarının görüşleri dikkate alınmamaktadır. Ortalama

3,84

*1-Kesinlikle Katılmıyorum…….5-Kesinlikle Katılıyorum

Soru 11: Meslek mensuplarının eğitim düzeyine göre muhasebe standartlarının önemini algılamaları arasında anlamlı bir fark var mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak amacıyla öncelikle meslek mensuplarının muhasebe standartlarına bakış açılarına ilişkin sorulardan yeni bir üst boyut oluşturulmuştur. Meslek mensuplarının algıladıkları önem düzeylerinin, eğitim düzeyi değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan Kruskal Wallis-H testi sonucunda eğitim düzeylerinin sıra ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0,001<0,05) Bu farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığını belirlemek üzere Mann Whitney-U testi uygulanmıştır. Analizlerin sonucunda lisans altı grubu ile diğer gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Lisans altı eğitimi bulunan meslek mensuplarının algı düzeyi düşüktür. Yine tabloda eğitim düzeyi yükseldikçe sıra ortalamasının yani algı düzeyinin de arttığı görülmektedir. Bu nedenle mümkün olduğunca meslek mensuplarının lisans tamamlama ve lisansüstü eğitimleri teşvik edilmelidir.

MART - NİSAN 2014

77


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 13. Eğitim Düzeylerine Göre Standartların Önemini Algı Düzeylerinin Kruskal Wallis-H testi Sonuçları Frekans

Sıra Ortalaması

Lisans altı

48

126,43

Lisans Lisansüstü Toplam

276 16 340

175,90 209,56

ChiSquare

Serbestlik Derecesi (df)

Anlamlılık Düzeyi (p)

Sonuç

13,147

2

0,001

Anlamlı

Soru 12: Meslek mensuplarının eğitim düzeyine göre muhasebe standartlarının uygulanabilirliğine ilişkin kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark var mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak amacıyla öncelikle meslek mensuplarının muhasebe standartları hakkındaki kaygılarına ilişkin sorulardan yeni bir üst boyut oluşturulmuştur. Meslek mensuplarının kaygı düzeylerinin, eğitim düzeyi değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan Kruskal Wallis-H testi sonucunda eğitim düzeylerinin sıra ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (p=0,741>0,05) Buna göre eğitim düzeyi ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki yoktur. Kaygı ortaktır. Tablo 14. Eğitim Düzeylerine Göre Kaygı Düzeylerinin Kruskal Wallis-H testi Sonuçları Frekans Lisans altı Lisans Lisansüstü Toplam

48 276 16 340

Sıra Ortalaması 180,02 169,30 162,66

ChiSquare

Serbestlik Derecesi (df)

Anlamlılık Düzeyi (p)

Sonuç

0,599

2

0,741

Anlamsız

Soru 13: Muhasebe standartları eğitimi alan meslek mensupları ile almayanların bilgi düzeyi arasında anlamlı bir fark mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak amacıyla yapılan Mann-Whitney U testi sonuçlarına göre gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0,000<0,05) Meslek mensuplarının beyanına göre verilen muhasebe standartları eğitiminin faydalı olduğu kişilerin bilgi düzeylerini arttırdığı 78

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

görülmektedir. Kısa sürmesine rağmen eğitimlerin kendilerine katkı sağladığı meslek mensuplarınca beyan edilmektedir. Tablo 15. Eğitim Alıp Almamasına Göre Bilgi Düzeylerinin Mann-Whitney U testi Sonuçları Frekans Eğitim Aldı Eğitim Almadı Toplam

211 135 346

Aritmetik Ortalama 185,98 148,74

Z Değeri

Anlamlılık Düzeyi (p)

Sonuç

-3,635

0,000

Anlamlı

Soru 14: Muhasebe standartları eğitimi alan meslek mensupları ile almayanların muhasebe standartlarının önemini algılamaları arasında anlamlı bir fark var mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak amacıyla yapılan Mann-Whitney U testi sonuçlarına göre gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0,000<0,05) Verilen muhasebe standartları eğitiminin faydalı olduğu kişilerin muhasebe standartlarının önemini algılamalarına yardımcı olduğu görülmektedir. Tablo 16. Eğitim Alıp Almamasına Göre Standartların Önemini Algı Düzeylerinin Mann-Whitney U testi Sonuçları Frekans Eğitim Aldı Eğitim Almadı Toplam

211 135 346

Aritmetik Ortalama 189,44 148,59

Z Değeri

Anlamlılık Düzeyi (p)

Sonuç

-3,725

0,000

Anlamlı

Soru 15: Muhasebe standartları eğitimi alan meslek mensupları ile almayanların standartların uygulama sürecine ilişkin kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark var mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak amacıyla yapılan Mann-Whitney U testi sonuçlarına göre gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0,291>0,05) Meslek mensuplarının eğitim alıp almamalarına göre uygulama sürecine ilişkin kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark görülmemektedir. Verilen muhasebe standartları eğitimi meslek mensuplarının kaygı düzeyini değiştirmemiştir.

MART - NİSAN 2014

79


MALİ

ÇÖZÜM

Tablo 17. Eğitim Alıp Almamasına Göre Kaygı Düzeylerinin Mann-Whitney U testi Sonuçları Frekans Eğitim Aldı Eğitim Almadı Toplam

211 135 346

Aritmetik Ortalama 168,98 180,57

Z Değeri

Anlamlılık Düzeyi (p)

Sonuç

-1,056

0,291

Anlamsız

Soru 16: Meslek mensuplarının muhasebe standartlarını öğrenip uygulayabilme süresi ile kaygı düzeyleri arasında bir ilişki var mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak amacıyla öncelikle meslek mensuplarının muhasebe standartları hakkındaki kaygılarına ilişkin sorulardan yeni bir üst boyut oluşturulmuştur. Meslek mensuplarının kaygı düzeylerinin, yıl değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan Kruskal Wallis-H testi sonucunda yıl sıra ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0,016<0,05) Bu farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığını belirlemek üzere Mann Whitney-U testi uygulanmıştır. Analizlerin sonucunda kısa vadede öğrenip-uygularım diyenler ile diğer gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kaygı nedeniyle de meslek mensupları bu sürecin olabildiğince gecikmesi yönünde bir eğilim sergilemektedirler. Tablo 18. Öğrenip Uygulayabilme Süresine Göre Kaygı Düzeylerinin Kruskal Wallis-H testi Sonuçları

Kısa vade (1-2 Yıl) Orta vade (3-4 Yıl) Uzun vade (5 Yıl +) Toplam

80

MART - NİSAN

Frekans

Sıra Ortalaması

50

137,59

116

185,38

175 341

171,01

ChiSquare

Serbestlik Derecesi (df)

Anlamlılık Düzeyi (p)

Sonuç

8,290

2

0,016

Anlamlı


MALİ

ÇÖZÜM

5. SONUÇ Muhasebe standartlarının uygulanması sürecinde önemli taraflardan birisi muhasebe meslek mensuplarıdır. Meslek mensuplarının muhasebe standartları alanındaki bilgi düzeylerinin arttırılması uygulama başarısını etkileyen unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Literatürdeki çalışmalarda bunu destekler mahiyettedir. Bu çerçevede muhasebe meslek mensuplarının muhasebe standartlarına uyumu sürecinde eğitim faktörü üzerine bir araştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre meslek mensuplarının muhasebe standartları alanında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve konunun önemini de yeterince kavrayamadıkları görülmektedir. Aldıkları eğitimde yeterli görülmemektedir. Bu durum meslek mensubunda kaygıya sebebiyet vermekte vermektedir. Kaygı nedeniyle de çoğunluk 5 yıl (+) gibi uzun sayılabilecek bir sürede muhasebe standartlarını öğrenip uygulayabileceğini beyan etmektedir. Proaktif bir yaklaşım izlenerek şu hususların dikkate alınması muhasebe standartlarının daha rahat bir şekilde kabul görmesini sağlayacaktır. • Eğitimlerin içeriği oluşturulurken teorik ve uygulamalı eğitimlerden önce konunun önemi kavratılmalıdır. • Belirsizlik kaygıya sebebiyet vereceğinden ilgili kurumlar arasındaki uyum arttırılmalıdır. • Eğitim seviyeleri farklılık gösterdiğinden, verilecek eğitimler meslek mensuplarının anlayabileceği şekilde daha uygulamaya dönük hazırlanmalıdır. • Değişim süreci planlanırken katılımcı bir politika güdülerek meslek mensupların görüşleri dikkate alınmalıdır. • Meslek mensuplarının lisans tamamlama ve lisansüstü eğitimi teşvik edilmelidir. • Lisans ve lisansüstü muhasebe eğitimi muhasebe standartlarına uyumlu hale getirilmelidir. • Eğitimler KOBİ muhasebe standartları ve TMS/TFRS seti ayrımına gidilerek verilmelidir. • TÜRMOB tarafından meslek mensuplarına yönelik anlaşılır ve uygulamaya dönük yayınlar yapılmalıdır. • Mali müşavirlik bürolarında çalışan staj sürecindeki personelin eğitimi de gündeme alınmalıdır. • İşletme sahiplerine muhasebe standartlarının amacı ve önemi öğretilmelidir. MART - NİSAN 2014

81


MALİ

ÇÖZÜM

KAYNAKÇA Aktürk, Ahmet ve Akcanlı, Fatma, (2012). “Muhasebe Akademisyenlerinin Muhasebe Standartlarına Bakış Açıları ve Farkındalıkları Üzerine Bir Araştırma”. 32. Türkiye Muhasebe Eğitimi Sempozyumu, Antalya’da sunulan bildiri. Bağcı, Hamdi, (2002). “Ulusal Muhasebe Standartları ve Uluslararası Standartlarla Uyum”, XVII. Türkiye Muhasebe Kongresi. Bildiriler Kitabı. [y.y.] : [yayl.y.] Beyhan, Marşap ve Kurt, Ganite, (1997). “Muhasebe Standartlarının Farklı Eğitim Düzeylerinde Müfredat ve Kapsam Açısından İncelenmesi ve Bir Model Önerisi”. Türkiye XVI. Muhasebe Eğitimi Sempozyumu, Antalya’da sunulan bildiri. Biyan, Özgür, (2012). “Muhasebe Meslek Mensuplarına Yönelik Bir Çalışma: Meslek Mensuplarının Demografik Durumları. Mesleki Sorunları ve Değerlendirilmesi”. Sosya-Ekonomi Dergisi. (2012) : 105-134. Can, İsmail ve Gör, Yusuf, (2011). “Türkiye Finansal Raporlama Standartlarının Meslek Mensupları Arasında Bilinirlik Düzeyini Ölçmeye Yönelik Bir Araştırma”. World Of IFRS-UFRS Dünyası Dergisi, 5 (Ekim 2011). [çevrimiçi erişim : http://dergi.mumeyek.org/pdfler/3186c.pdf.] Çankaya, Fikret ve Hatipoğlu, Oğuzhan, (2011). “Türkiye’de Uluslararası Muhasebe Standartlarının Uygulanabilirliğini Etkileyen Faktörlerin Meslek Mensuplarınca Değerlendirilmesine Yönelik Bir Araştırma”. Uluslararası İktisadi ve İdari İncelemeler Dergisi, 4; 7, (2011) : 6189, [çevrimiçi erişim: http://www.uiiid.net/documents/sayi74_MAKALE_61_88.pdf.] Çankaya, Fikret ve Dinç, Çankaya, (2012). “Türkiye finansal raporlama Standartlarının uygulama başarısını etkileyen faktörler: bağımsız denetçiler üzerine bir araştırma”. Süleyman Demirel Üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesi dergisi. 17 (2012) : 81-102 [çevrimiçi erişim: http://www.turmob.org.tr/turmobweb/Attachment.aspx?param]. Elitaş, Cemal, Karakoç, Mehtap ve Özdemir, Serkan, (2011). “Muhasebe Meslek Mensupları Perspektifinden Türkiye Muhasebe Standartları”. World Of IFRS-UFRS Dünyası Dergisi. 5 (2011). [çevrimiçi erişim Ekim, http://dergi.mumeyek.org/pdfler/eb6a9.pdf.] Erdoğan, Murat ve Dinç, Engin, (2009). “Türkiye Muhasebe Standart82

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

ları ve Muhasebe Meslek Mensuplarının Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi”. Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi, 43. (Temmuz 2009) : 154-169. Güneş, Recep, Durmuş, Ahmet, Fethi ve Solak, Bilal, (2011). “Muhasebe Meslek Mensuplarının KOBİ TFRS’ye Yönelik Bilgi Düzeyleri ve Uygulamaya Yönelik Beklentileri: Elazığ ve Malatya İlleri Örneği”. World of IFRS-UFRS Dünyası Dergisi, 5, (Kasım 2011). [çevrimiçi erişim: http://dergi.mumeyek.org/pdfler/5e3c8.pdf.] IFRS Adoption by Country Report, Price pricewaterhousecoopers. www.pwc.com, Haziran 2012. Jermakowicz Eva K. ve Sylwia Gornik-Tomaszewski, (2006). “Implementing IFRS From The Perspective of EU Publicly Traded Companies”. Journal of International Accounting, Auditing and Taxation 15 (2006) : 170-196. Özkan, Azzem ve Özşahin, Filiz, (2012). “Muhasebe Meslek Mensuplarının KOBİ Finansal Raporlama Standartları Hakkındaki Görüşlerinin Tespitine Yönelik Bir Araştırma”. Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi. 12; 37 (2012) : 47-68. Öztürk, Veli, Koçyiğit, Seyhan Çil ve Bal, Emine Çına, (2011). “Muhasebe Meslek Mensuplarının Mesleki Tükenmişlik Düzeyleri İle İşe Bağlılık Arasındaki İlişkiyi Belirlemeye Yönelik Bir Araştırma: Ankara İli Örneği”. Doğuş Üniversitesi Dergisi. 12,1 (2011) : 84-98. Romir Monitoring Research Holding, (2004). “Accounting Reform II Complex Survey Results”, www.accountingreform.ru. 1-94 Sekaran, Uma, (1992). Research Methods for Business – A Skill Building Approach. 2.bs. United States of America: John Wiley & Sons, Inc. Selimoğlu, Seval Kardeş, (2008). “Dünyadaki Uygulamalarından Hareketle Finansal Raporlama Standartlarının Finansal Tablolar Üzerindeki Genel Etkileri”. XII. Türkiye Muhasebe Standartları Konferansı. [y.y.] : [yayly.] Smith, Kenneth, (2009). “A Cost-Benefit Analysis of the Transition from GAAP to IFRS in the United States”, The Honors Program Senior Capstone Project. ABD http://www.google.com/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=1&cad=rja&ved=0CDkQFjAA&url=http%3A%2F%2Fdigitalcommons.bryant.edu%2Fcgi%2Fviewcontent. cgi%3Farticle%3D1008%26context%3Dhonors_economics&ei=tZe9UMART - NİSAN 2014

83


MALİ

ÇÖZÜM

o3xGoOYtAbYiICgAg&usg=AFQjCNEtHPKZZSLYxb3mkLDP2qG2Qn97kw&bvm=bv.58187178,d.Ym Şimşek, M. Şerif, Akgemci, Tahir ve Çelik, Adnan (2011). Davranış Bilimlerine Giriş ve Örgütlerde Davranış. İstanbul : Nobel Yayın Dağıtım. T.C. Yasalar (14.02.2011). 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu : 1534. Madde. Ankara : resmi Gazete (27846 sayılı) Uslu, Selçuk (1998), “Muhasebe Standartları Yüksek Öğretimde Öğrenciye Hangi Aşamada Verilebilir: Bir Örnek: ABD Uygulaması”. Muhasebe Öğretim Üyeleri Bilim ve Dayanışma Vakfı Bülteni, 9 (1998) : 25-28. Venezianı, Monica & Claudio, Teodori (2008), “The International Accounting Standards (IAS/IFRS) and Italian Non-Listed Companies: Perception And Financial Impact. The Results of an Empirical Survey”. AACF (MODAV) 5th International Accounting Conference İstanbul’da sunulan bildiri. Wong, Peter, (2004). “Challenges and Successes In Implementing International Standards: Achieving Convergence To IFRSs and ISAs”. [çevrimiçi erişim : http://www.ifac.org/sites/default/files/meetings/files/1156.pdf.]

84

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

İFLAS ERTELEMESİ DURUMUNDA TİCARİ ALACAKLARA KARŞILIK AYRILABİLİR Mİ? CAN COMMERCIAL RECEIVABLES ASSUMED DOUBTFUL WHEN BANKRUPTCY IS POSTPONED? Tarık SELCİK*8* Öz İflas ertelemesi talebinin mahkeme tarafından kabulü ile şirket aleyhinde yapılan takipler duracak ve takiplerin durmasının özel ve kamu hukukuna çeşitli etkileri olacaktır. Bu çalışmada iflas ertelemesi talebinin mahkeme tarafından kabulü halinde şirketten alacağı bulunan ticari kazanç sahibi alacaklıların ticari alacaklarına karşılık ayırıp ayıramayacakları konusu değerlendirilecektir. Anahtar Sözcükler: İflas, İflas Ertelemesi, Şüpheli Ticaret Alacaklar Abstract Follow-up claims against a company stops with acceptance of the request to postpone bankruptcy by a court. This situation has various effects in terms of both private and public law. Within the frames of this study, can commercial receivables of creditor companies assumed as doubtful when a request to postpone bankruptcy is accepted by the court will be assessed. Key Words: Bankruptcy, To Postpone Bankruptcy, Doubtful Receivables,

8* Eski Maliye Müfettişi

MART - NİSAN 2014

85


MALİ

ÇÖZÜM

1. GİRİŞ İflasın ertelenmesi müessesesi;borcualacağından fazla yani borca batmış durumda olan bir işletmenin, geçici bir süre iflasına karar verilmesini önlemek ve işletmenin durumunun iyileştirilmesi ve faaliyetinin devamını sağlamakmaksadıyla tesis edilmiş bir müessesedir. İflas ertelemesi,mali bakımdan güçlük içinde bulunan sermaye şirketine,durumunu düzeltmesi için son bir şans verilmesi olarak da ifade edilebilir. Bu müessesenin temel amacı, mali yapısı bozulmuş ve iflası istenmiş olan işletmenin, gerekli tedbirler ve iyileştirici önlemler alınarak,varlığını ve faaliyetini devam ettirmesini sağlamaktır. Şunu da unutmamak gerekir, bu müesseseden,mali durumu kötü aynı zamanda düzelme ihtimali de bulunmayan bir işletmeninfaydalanabilmesi söz konusu değildir. Zaten müessesenin getiriliş amacı, işletmenin tekrardan işler hale gelmesini sağlamaktır. Dolayısıyla, mali yapısı kötü ve düzelme ihtimali de bulunmayanbir işletmenin,iflas ertelemesi müessesesinden yararlanabilmesi mümkün değildir. Söz konusu çalışmamızda, iflas ertelemesi müessesesi ayrıntılı ele alınacak ve iflas ertelemesi talebinde bulunan şirketten alacağı bulunan ticari kazanç sahibi alacaklıların, ticari alacaklarına karşılık ayırıp ayıramayacakları hususu değerlendirilecektir. 2. İFLASIN ERTELENMESİ 2.1. İflasın Ertelenmesi Müessesesi ve Amacı İflasın ertelenmesi “borca batık durumda olan (aktifi pasifini karşılamayan) bir sermaye şirketi veya kooperatif hakkında, ticaret mahkemesince iflas kararı verilmeyerek önerilen iyileştirme projesi çerçevesinde borca batık durumdan kurtulmalarını sağlayan ve iflaslarını önleyen bir kurum”dur(Uyar, 2009:1218). İflasın ertelenmesi sadece bir erteleme olup, bir cebri icra aracı değildir. Sermaye şirketinin durumu hâkimin iflasın ertelenmesi kararıyla dondurulmuştur. İflasın ertelenmesi, belirli şartların yerine gelmesi halinde iflasın açılması kararının kanun tarafından ertelenmesidir(Öztek, 2006,44). İflasın ertelenmesinde amaç, sermaye şirketi ve kooperatifin ekonominin içinde kalarak faaliyetini devam ettirmesini, alacaklıların da şirketin iflasına bağlı olumsuz sonuçlardan etkilenmemesini sağlamaktır(Arslan, 2008:117). İflasın ertelenmesi kararının en önemli özelliği iflas kararının ve bu kararın etkilerinin geçici bir süre içinde bekleme dönemine bir diğer 86

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

deyişle bir çeşit rehabilitasyon dönemine girmesidir(Yüksel, 2006:110). İflasın ertelenmesi kurumunda pactasundservanda19 ilkesi geçerli kalmakta devam eder. Bu kurum çerçevesinde hiçbir hüküm, sermaye şirketinin akdetmiş olduğu bir sözleşmeyi ortadan kaldırmaya veya daha genel olarak, sermaye şirketinin hukuki ilişkilerini şekillendirmeye, alacak ve borçlarının özüne doğrudan etki yapmaya imkân vermemektedir(Öztek, 2006:42). Söz konusu sözleşmeye bağlılık (pactasuntservanda) ilkesi gereği, her borçlu, sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan zorluk ve engellere rağmen sözleşmede öngörülen edimi aynen ifa etmelidir. Bu ilke, hukuk güvenliği ve dürüstlük kuralının bir gereğidir. İflas ertelemesi müessesesi de,geçici bir süreyle alacakların takibini durdurduğu için,söz konusu ilkeden taviz verildiği anlamına gelmemektedir. Aksine, müessesenin getiriliş gayesi;şirketin aktiflerinin korunması, borçlarının ödenmesi ve diğer yükümlülüklerinin mümkün olan en kısa sürede yerine getirilmesi amacı taşıdığı için,söz konusu sözleşmeye bağlılık ilkesine daha çok hizmet etmektedir. İflasın ertelenmesi veya konkordato gibi müesseseler her ne kadar ilk bakışta borçlunun menfaatine görülse de aslında aynı zamanda alacaklıların menfaatini de koruyan hükümler içerir. Bu müesseselerin düzenleme amacında, alacaklıların da daha yüksek oranda bir tatmine kavuşmaları yatmaktadır(Atalay, 2003,93). Özetle,iflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketi ve kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olması halinde,iflasın olmasını önleyen bir kurumdur. Söz konusu kurumun amacı ise, şirketin ekonomi içinde kalarak faaliyetinin devamını ve alacaklıların iflasa bağlı olumsuz sonuçlardan etkilenmemesini sağlamaktır. 2.2. İflasın Ertelenmesinin Şartları 2.2.1. İflasın Ertelenmesinin Şekli Şartları 2.2.1.1. Borca Batıklık Bildirimi Borca batıklık ya da İsviçre kanununun ifadesiyle “aşırı borçlanma”, şirketin aktiflerinin değeri ile şirket borçlarının toplamının karşılaştırılması sonucunda anlaşılır. Eğer bu karşılaştırma sonucunda şirketin borçları lehine bir bakiye kalıyorsa, o şirket borca batık (aşırı borçlanmış) demektir(Öztek, 2005,42). Yönetim kurulu, şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini

19 Ahde Vefa (Latince: PactaSuntServanda) uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan ve devletinanayasasında var olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan kuraldır.

MART - NİSAN 2014

87


MALİ

ÇÖZÜM

uyandıran işaretler varsa, aktiflerin, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden,bir ara bilançosunuçıkartmakla yükümlüdür. Söz konusu bilançodan,aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu bu durumu,şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirmek zorundadır.Ancak belirtmek gerekir ki, sadece iflasın ertelenmesi talebinde bulunmak da yeterli olabilmektedir. Nitekim Yargıtay 19 uncu Hukuk Dairesinin bir kararında (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2005.)“Erteleme talebinin TTK’nun 324/2 maddesine göre borca batıklık anlamındadır” benzer bir görüş ifade edilmiştir.Esasen, iflasın ertelenmesi talebinde bulunularak -zımni olarak- şirketin borca batık durumda olduğu da kabul edilmektedir. Dolayısıyla borca batıklık bildirimi yapılmadan da iflasın ertelenmesi talebinde bulunulması mümkündür. 2.2.1.2. İflasın Ertelenmesinin Talep Edilmesive Yetkili Mahkeme 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 377 nci maddesinde, yönetim kurulunun ya da herhangi bir alacaklının; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 179 uncu maddesinde de, şirketi idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimselerin ya da alacaklılardan herhangi birinin, şirketin iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair projeyi mahkemeye sunmak koşuluyla, iflasın ertelenmesini isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Türk Ticaret Kanunu’nda anonim şirketin, yönetim kurulu tarafından yönetilip temsil olunacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Türk Ticaret Kanunu ve İcra İflas Kanunu hükümleri birlikte değerlendirildiğinde,şirketin borca batık olması durumunda, yönetim kurulu ya da herhangi bir alacaklı,şirketin iflasının ertelenmesini talep edebilir. İflas dışındaki tasfiye hallerinde tasfiye memurları da iflasın ertelenmesini isteme yetkisine sahiptirler.İsviçre hukukunda genellikle tasfiye memurlarının iflas dışındaki tasfiye hallerinde de iflasın ertelenmesini isteyemeyecekleri kabul edilmektedir. Bu görüşteki yazarlara göre, iflasın ertelenmesinin borca batık şirketin kurtarılması ve yaşamasının sağlanması şeklindeki amacı, tasfiye halindeki bir şirkette ortadan kalkmıştır(Öztek, 2006,47). Türk Ticaret Kanunu’nun 291 inci maddesinde, tasfiye memurlarının, şirketin faaliyette bulunduğu dönemde başlanmış olup da henüz sonuçlan88

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

dırılmamış olan iş ve işlemleri tamamlamaya, şirketin borç ve taahhütlerini yerine getirmeye, şirketin alacaklarını toplamaya,yetkili ve zorunlu oldukları hüküm altına alınmıştır. Ayrıca mezkûr Kanunun 292 nci maddesinde, tasfiye memurlarının, tasfiyenin gereklerinden olmayan yeni bir işlem yapamayacakları,aksi takdirde bu tür işlemlerden dolayı ortaklara karşı müteselsilen sorumlu olacakları,hüküm altına alınmıştır. Tasfiyeye giren şirketlerde, geleceğe yönelik ekonomik faaliyette bulunma gayesi ortadan kalkmış olmaktadır.Kurumların, sermaye yapılarının güçlendirilmesi, finansman sıkıntılarının giderilmesi ve finansal bünyelerinin güçlendirilmesi amacı, tasfiye sürecinin başlamasıyla birlikte son bulmaktadır. Tasfiye döneminde, şirketin aktif kazanç sağlama ve ortaklarına kâr dağıtma gayesi sona erer, şirket bu dönemde pasif kalır. Zaten, tasfiye ve iflasın ertelenmesi müessesesi, birbirine zıt iki müessesedir. Tasfiyenin gayesi,şirketin kısa zamanda faaliyetini durdurup infisah ettirilmesini;iflasın ertelenmesinin gayesi ise,şirketin ekonominin içinde kalarak faaliyetini devam ettirmesini sağlamaktır. Dolayısıyla, zaten ekonomik ömrünü tamamlamak üzere tasfiyeye giren bir şirketin,aynı zamanda borca batık olması durumunda,iflasın ertelenmesi talebinde bulunması anlamsız olacaktır. Tasfiyeye girmiş ve sonrasında borca batık hale gelen böyle bir şirketin,artık iflas ettirilmesi gerekir. Sonuç olarak; yukarıda sayılan nedenlerden ötürü,tasfiye memurlarının,tasfiye döneminde iflasın ertelenmesi talebinde bulunmaları halinde, her ne kadar iflasın ertelenmesi taleplerinin önünde hukuken bir engel bulunmasa da, mahkeme tarafından talepleri kabul görmeyecektir. Ortaklar şirkete karşı ancak genel kurul kâr dağıtımına (TTK m.455) karar vermişse alacaklı durumda olabilirler. Bu takdirde ortakların iflasın ertelenmesi talebinde bulunmaya yetkili kılındıkları söylenebilir mi? Bu sorunun olumlu cevaplandırılması, üçüncü kişilere karşı herhangi bir sorumluluk üstlenmedikleri için ortakların şirketin idaresine karışmamalarını öngören ilkeye aykırı olacaktır. Öte yandan, idareci olmayan ortaklar şirketin yönetimine dolaylı olarak, genel kurulda şirket iradesinin oluşumuna katkıda bulunmak suretiyle iştirak ettikleri için, onların durumu şirket alacaklılarının durumuna benzetilemez. Şu halde ortaklar kâr alacaklarına dayanarak iflasın ertelenmesini istemek konusunda hiçbir yetkiye sahip değildirler. Ama bir ortak Türk Ticaret Kanununun 455 inci madMART - NİSAN 2014

89


MALİ

ÇÖZÜM

desinin dışında kalan bir nedenle şirkete karşı alacaklı ise, o zaman iflasın ertelenmesi talebinde bulunabilir(Öztek, 2006:48). Hâkim de iflasın ertelenmesine resen karar veremez. Böyle bir karar ancak yönetim kurulunun veya bir alacaklının ya da tasfiye memurlarının talebi üzerine verilebilir. Fakat hâkim, bilançodan veya ara bilançodan şirketin durumunun düzeltilmesinin mümkün olduğunu görürse, yönetim kurulunun dikkatini böyle bir talepte bulunabileceği hususuna çekebilir(Öztek, 2006:48). İflasın ertelenmesi talebinde yetkili ve görevli mahkemenin hangisi olduğunu anlamak için, İcra ve İflas Kanunu’na bakmak gerekir. İcra ve İflas Kanunu’nun 154 üncü maddesinde, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamayacağı ve iflas davasının mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılacağına hükmedilmiştir.İflasın ertelenmesi başvurusu da, borçlu durumda olan şirketin muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesine yapılır. Yönetin kurulu ya da herhangi bir alacaklı,şirketin muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesine giderek iflasın ertelenmesi talebinde bulunabilirler. 2.2.1.3. İyileştirme Projesinin Mahkemeye Sunulması İflasın ertelenmesi talebiyle birlikte mahkemeye tevdi edilmesi gereken bir diğerbelge de “iyileştirme projesi”dir. Şirket böyle bir projeyi mahkemeye vermediği takdirde,iflasın ertelenmesi talebi kural olarak reddedilir. Bu proje, öngörülen kurtarma tedbirlerini veborca batıklığı ortadan kaldırmak için gerekli olan süreyi içermelidir. İyileştirme projesi,gerektiğinde, işletmenin durumun iyileştirilmesini ümit ettiren dış faktörlere de yer vermelidir.Özellikle, kurtarma tedbirleri bir sonuç verinceye kadar, kısa vadede kaçınılmaz olanzararların aşılmasına imkân veren finansman kaynakları projede tanımlanmalıdır. Ayrıca,iyileştirme projesi iflasın ertelenmesi talebinin gerekçelerini etraflı ve titiz bir şekildeyansıtmalıdır; böylece alacaklıları borçlu şirketin keyfi atılımlarına karşı korumak mümkünolur(Öztek, 2005,40). 2.2.2. İflasın Ertelenmesinin Esasa İlişkin Şartları 2.2.2.1. Borca Batıklık Türk Ticaret Kanunu’nun 376 ncı madde gerekçesinde; borca batık olma kavramı, şirket aktiflerinin şirketin borç ve taahhütlerini karşılayamaması olarak tanımlanmıştır. Gerekçenin devamında; borca batık du90

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

rumda olmanın işaretleri, yıllık bilânçodan, aylık, üç aylık veya altı aylık hesap durumlarından, denetçinin, erken teşhis komitesinin raporlarından ve/veya yönetim ile yönetim kurulunun belirlemelerinden ortaya çıkabileceği ifade edilmiştir. Ayrıca, şirketin aktif ve pasiflerinin, işletmenin sürekliliğine göre değerlendirilmesi ve faaliyetine devam edecek bir işletme esas alınarak değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Mahkeme yalnız şirketin borca batıklık bildirimine dayanarak iflas veya erteleme kararı veremez. Davacının bu iddiasının, mahkeme tarafından yapılacak araştırma ve tespitle doğrulanması gerekir. Mahkeme, ortaklığın gerçekten borca batık olup olmadığını re’sen araştırmak zorundadır. Ancak şirket, borca batık olduğunu gösteren tüm belgeleri mahkemeye sunmalıdır. Bununla birlikte re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda mahkeme tarafların gösterdiği delillerle bağlı değildir; bir vakıanın ispatı için gerekli olan tüm delillere başvurabilir(Türk, 1999,308). İcra ve İflas Kanunu’nun 179 uncu maddesinin sağlamak istediği başlıca amaç, şirket öz varlığını tamamen yitirdiği için, alacaklıları korumaktır. Kanun koyucuya göre şirketin borca batıklığı, alacaklılar için borç ödemeden aciz haline oranla daha tehlikelidir. Zira borca batıklık halinde, şirket aktifinin tamamen paraya çevrilmesi durumunda dahi alacaklılar alacaklarını tam olarak alamayacaklardır. Borç ödemeden aciz hali ise, en azından teorik olarak ve borca batıklık durumu yoksa alacaklıların alacaklarının tamamının ödenmesine imkân verecek bir paraya çevirmeye götürebilir. Demek ki, borca batıklık, kanun koyucunun en başta gelen endişesidir. Bu açıdan bakıldığında, borca batıklığın, borç ödemeden aciz eşliğinde tezahür edip etmemesi bir önem taşımamaktadır. Zira kanun koyucu, aktif noksanı ile likidite noksanını birbirinden ayırmıştır(Öztek, 2005,42). Yargıtay, borca batıklık bildiriminin mahkemece re’sen araştırılacağı ve borca batıklığın tespiti halinde,iflasaya dailgililerin talebi ve şartların varlığı halinde iflasın ertelenmesine,karar verilmesi gerektiği görüşündedir. Şirketin borca batık olmadığı ancak nakit sıkıntısı çektiği durumda,iflasın ertelenmesi talebi,mahkeme tarafından kabul edilmeyecektir.Yargıtay, 19 uncu Hukuk Dairesi bir kararında (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2006.) “…İflasın ertelenmesine karar verilebilmesi için her şeyden önce erteleme talebinde bulunan şirketin borca batık durumda bulunması gerekir. Bilirkişi raporunda erteleme talebinde bulunan limited şirketin borca batık durumda olmadığı, nakit sıkıntısı bulunduğu belirtilmiştir. Aciz haMART - NİSAN 2014

91


MALİ

ÇÖZÜM

linde bulunmak iflasın ertelenmesine karar verilebilmesi için yeterli değildir. Mahkemece borca batık durumda olmayan davacı şirketin iflasın ertelenmesi talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır…” bu hususu teyit etmiştir. 2.2.2.2. İyileştirmenin Mümkün Olması ve İyileştirme Projesi İflasın ertelenmesi müessesesinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus; şirketin, iyi hazırlanmış bir iyileştirme projesi aracı kılınarak, tekrar ekonomik hayatına devam edebilir vaziyette olmasıdır. Şirket,zaten uzun zamandır mali sıkıntılarla boğuşmakta ve alınan tüm önlemlere rağmen gerekli iyileşmeyi sağlayamamışsa, bu durumda,iflasın ertelenmesi talebi mahkeme tarafından muhtemelen kabul görmeyecektir. Borçlu şirket ayağa kaldırılabilir ve yaşamını devam ettirebilir olmalıdır. Aksi takdirde, iflasın ertelenmesi prosedürü, dörtnala yaklaşmakta olan yapısal sorunların ötelenmesinden başka bir şeye yaramaz. Eğer ilgili şirket yaşayamayacak durumda ise ve buna rağmen iflasın ertelenmesine karar verilmişse, hâkim “tedavi işgüzarlığı”yla suçlanabilir(Öztek, 2006,54). İflasın ertelenmesi talebiyle birlikte,iflasın ertelenmesi talebinde bulunanlar tarafından, mahkemeye bir iyileştirme projesi sunulmalıdır. Söz konusu projede; şirketin borca batıklıktan kurtulması için alınacak tedbirler ve söz konusu tedbirlerin şirketi ne zaman borca batıklıktan kurtaracağı, ayrıntılı bir şekilde sunulmalıdır. Ayrıca, projede yer alan iyileştirme tedbirlerinin,inandırıcı ve makul olması, iflasın ertelenmesi talebinin kabulü açısından son derece önemlidir.Projede yer alan çözümler, gerçekten uzak ve vaat ya da temenni içeren ifade cümlesinden olmamalıdır. Proje, şirkette yakın süreçte kalıcı bir iyileştirme oluşturacak şekilde hazırlanmalıdır. Proje kapsamında sunulabilecek iyileştirme tedbirlerine bazı örnekler aşağıda sunulmuştur: - Ortakların şahsi taşınmazlarının satılarak veya şirkete devredilerek işletmeye yeni kaynak aktarılması. - Yeni ortak alınması. - Şirkete uzun vadeli ek kredi temin edilmesi. - Küçülme yoluyla şirkete ek kaynak aktarılması. İyileştirme projesinde, özellikle, iflasın ertelenmesi süresi içinde yeterli nakde sahipolunacağının garantisini oluşturan tedbirler yer almalı ve hâkim en başta bu konuda iknaedilmelidir. Şirketin tasarruf edebileceği 92

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

nakit onun şu veya bu siparişi yerine getirmek ya dayatırımı yapmak için gerekli süreye uygun olmalıdır(Öztek, 2006,52). Yargıtay 19 uncu Hukuk Dairesi(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2005) konuyuşöyle ele almaktadır: “…Somut olayda davacı erteleme projesini sunmuş, projede kapasiteninve karlılığın arttırılacağı, bu nedenle yatırımlar yapılacağı belirtilmiştir. Bilirkişi raporundagerçekleştirilecek yatırımların veya faaliyetlerin hangi finansal kaynakla yapılacağıkonusunda açıklık bulunmadığı, satış artışları yoluyla sağlanacak kaynaklar dışında dışkaynak planının olmamasının eleştirilebileceği ifade edilmiştir. Erteleme talebinde bulunanşirket vekili 16.2.2005 tarihli dilekçesinde projede öngörülen yatırımın finansmanı içinsatışlardan elde edilecek gelirler ve atıl durumdaki aktiflerin paraya çevrilmesinden eldeedilecek gelirler ve yapılacak tasarruf sonucu doğacak kaynağın kullanılacağını belirtmiştir. İyileştirme projesinde öngörülen yatırımların finanse edileceği kaynak konusunda davacışirketin ileri sürdüğü hususlar somut bilgi ve belgelere dayanmamaktadır. Mahkemece buyönler gözetilmeden iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunun kabulünde isabetgörülmemiştir…”. 2.3. İflasın Ertelenmesi Müessesesinin İşleyiş Süreci İflasın ertelenmesi müessesesi Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmekle birlikte, Kanunun 377 nci maddesinde İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili hükümlerine atıf yapılmıştır. İflasın ertelenmesi müessesesi, iflasın ertelenmesi talebiyle başlayan ve hâkimin talebi kabul edip etmemesine göre şirketin iflası veya iyileşmesi ile sona eren bir süreçtir. Söz konusu süreci Şekil 1’deki gibi özetleyebiliriz.

MART - NİSAN 2014

93


MALİ

ÇÖZÜM

2.4. İflasın Ertelenmesi Kararının Etkileri 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda, iflasın ertelenmesi talebinin mahkeme tarafından kabul görmesi ile şirket hakkında yapılan takiplerin -evvelce başlamış olan takipler de dâhil olmak üzere- duracağı; ancak, erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticarî işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle takiplere devam edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Ertelemenin kabulü ile birlikte, takiplerin durması kendiliğinden olacaktır. Hacizlerin ve temliklerin kaldırılması ise söz konusu değildir. Ancak, alacaklılar, maddi hukuktan doğan haklarını kullanabilirler. Teminat mektuplarının paraya çevrilmesi, çekin bankaya ibrazı, vadesi gelip de ödenmeyen bonolar sebebiyle protesto çekilmesi vb. işlemlerin,alacaklılar tarafından yapılmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Erteleme kararının en önemli etkilerinden biri tatil etkisidir. 6183 sayılı Kanun’a tabi takipler dâhil tüm takipler durur. Erteleme kararı verilmesiyle birlikte, 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler, haciz yoluyla yapılan takipler ve iflas takipleri durur. Çünkü iflasın ertelenmesinin temel mantığı alacaklıların takiplerinden borçluyu erteleme süresi içinde korumak, mal 94

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

varlığının parçalanmasını engellemektir. Gerçekten, her bir alacaklı münferit takip yapıp işletmenin bir unsurunu koparıp götürürse geriye işletmeyi devam ettirecek mal varlığı kalmayabilir. İşte bunu engellemek için mal varlığının muhafazası esastır. Bunu sağlamak için de takip yasağı getirilmiştir. Erteleme kararıyla birlikte daha önce başlamış olan takipler de durur. Taşınır, taşınmaz rehni ve ticari işletme rehini sahibi alacaklılar, takibe devam edebilirler veya yeni takip yapabilirler. Ancak erteleme süresi içinde muhafaza tedbiri alınamaz ve satış işlemi gerçekleştirilemez. Bu da çok makul ve amaca hizmet eden bir düzenlemedir(Atalay, 2003,98). İflasın ertelenmesi kararı ile birlikte şirkete,mali durumunu düzeltmesi için son bir şans verilmektedir. Ertelemenin başarıyla sonuçlanması ve şirketinvarlıklarının korunması için,takiplerin durması olmazsa olmazlardandır. Aksi durumda,nasıl gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğer tüm düğmeler de yanlış iliklenir ve ne yapılırsa yapılsın ilk düğmeyi düzeltmeden sonuç değişmez. Benzer bir durum,bu süreçte takiplerin durmaması durumunda yaşanır ve istenilen sonuca ulaşılamaz. Süreç başladıktan sonra, geri dönüş çok zor olacağından ve telafisi imkânsız yaralar doğurabileceğinden, şirketin mali durumunun düzelebilmesi için takiplerin durması önem arz etmektedir. 3. ŞÜPHELİ HALE GELEN TİCARİ ALACAKLARA KARŞILIK AYRILMASININ ŞARTLARI VE MUHASEBESİ 3.1. Şüpheli Ticari Alacaklara Karşılık Ayrılabilmesinin Şartları Şüpheli hale gelen alacaklara ilişkin hükümler Vergi Usul Kanunu’nun 323 üncü maddesinde düzenlenmiştir. 3.1.1. Alacak Ticari veya Zirai Kazancın Elde Edilmesi İle İlgili Olmalıdır Türk Ticaret Kanunu’na göre bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlemler ticari iştir. Örneğin, şirket çalışanının, şirket aracına yüklediği malları alıcı müşteriye götürmesi bir ticari iştir. Ancak, şirket sahibinin, şahsi telefonunu başkasına satması ticari bir iş değildir. Şüpheli hale gelmiş ticari alacağa karşılık ayrılabilmesi için, alacağın,ticari veya zirai kazancın elde edilmesi ile ilgili olmalıdır. Yani, şüpheli hale gelen alacak ile ticari kazanç arasında bir illiyet bağının bulunması gerekir. Bununla birlikte, öncesinde karşılık ayrılacak alacak,işletmenin kanuni defterlerine hasılat kayıt edilmiş olmalıdır. Muhasebe kayıtlarında MART - NİSAN 2014

95


MALİ

ÇÖZÜM

gözükmeyen alacaklar için karşılık ayrılamaz. 3.1.2. Alacak Dava veya İcra Safhasında Olmalıdır Alacağın şüpheli hale gelebilmesi için - Ya dava veya icra safhasında bulunan - Ya da yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük Alacaklardan olması gerekir. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmiş olmasına rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava veya icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklarda,miktarın belirlenmesinde bu alacaklar için yapılacak dava ve icra masrafının kıstas olarak göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bir başka ifade ile avukat ücreti, noter veya mahkeme masrafı vs. tahmini olarak hesaplanarak alacakla kıyaslanmalıdır. Söz konusu masrafın, alacak tutarına yakın veya fazla olması halinde,direkt karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır. 3.1.3. Alacak Teminatlı Olmamalıdır Teminatlı alacaklar için karşılık ayrılması söz konusu değildir. Borcun ödenmemesi halinde, teminat paraya çevrilir ve borç tahsil edilmiş olunur. Ancak, teminat alacağı karşılamaya yetmiyorsa kalan kısım için karşılık ayrılabilir. 3.2. Şüpheli Hale Gelen Alacakların Muhasebe Kayıtları İşletme bünyesinde bulunan her türlü ticari alacak için şartların varlığı halinde karşılık ayırması mümkündür. Aşağıda şüpheli hale gelen ticari alacaklara ilişkin örnek muhasebe kayıtlarına yer verilmiştir. Örnek : Hazır Giyim A.Ş. hazır giyim sektöründe faaliyet göstermektedir. a-) 20.10.2011 tarihinde bir müşterisine 30.000 TL tutarında 20.04.2012 tarihinde ödenmek üzere vadeli mal satmıştır.

96

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

-------------------------20.10.2011-------------------------------120-Alıcılar 30.000 100-Kasa 5.400 391-Hesaplanan KDV 5.400 600-Yurtiçi Satışlar 30.000 ---------------------------------------------------------------------b-) Müşterinin ödemeyi zamanında yapmaması üzerine ödeme yapmasını iki kez yazı ile bildirmiştir(Tebligat tarihleri 15.06.2012 ve 23.10.2012). Fakat buna rağmen ödeme yapılmamıştır.

-------------------------23.10.2012-------------------------------128-Şüpheli Ticari Alacaklar 30.000 120-Alıcılar 30.000 ---------------------------------------------------------------------c-) Bunun üzerine Hazır Giyim A.Ş. 05.01.2013 tarihinde icra takibiiçin gerekli çalışmaları başlatmış ve alacağının peşine düşmüştür.

-------------------------05.01.2013------------------------------654-Karşılık Giderleri 30.000 129-Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı 30.000 ---------------------------------------------------------------------d-) Hazır Giyim A.Ş. alacağının 20.000 TL’lik kısmını tahsil etmiştir(07.05.2013).

------------------------07.05.2013--------------------------------------------100-Kasa 20.000 128-Şüpheli Ticari Alacaklar 20.000 ------------------------07.05.2013--------------------------------------------129-Şüpheli Ticari alacaklar Karşılığı 20.000 644-Konusu Kalmayan Karşılıklar 20.000 ---------------------------------------------------------------------------------Tahsilat takibebaşlanılan yılda değil de izleyen yıl ya da yıllarda yapılmış olsaydı 644-Konusu Kalmayan Karşılıklar Hesabı yerine 671-Önceki Dönem Gelir ve Karları Hesabı kullanılacaktı.

MART - NİSAN 2014

97


MALİ

ÇÖZÜM

e-) Kalan kısmın tahsiline imkân bulunmamaktadır(31.12.2013).

------------------------31.12.2013------------------------------------------129-Şüpheli Ticari alacaklar Karşılığı 10.000 128-Şüpheli Ticari Alacaklar 10.000 -------------------------------------------------------------------------------Vergi Usul Kanunu’nun 323 üncü maddesindeki“karşılığın hangi alacaklara ait olduğunun karşılık hesabında gösterileceği ile şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kâr-zarar hesabına intikal ettirileceği”hükmü şüpheli hale gelmiş bir alacağın doğrudan zarar hesabına intikal ettirilmemesine ilişkindir. Karşılık ayrılmak suretiyle dönem kazancından indirilen şüpheli alacakların,işletme bilançolarında devamlı surette izlenmesi gerekir. Şüpheli hale gelen alacağın tahsil edilmesi halinde, tahsil edilen tutarın dönem kazancına eklenmesi ve ilgili hesapların düzeltilmesi zorunludur. Öte yandan, karşılığın,hangi alacağa ait olduğunun muhasebe kayıtlarından ayrıntılı olarak görülmesi gerekir. Ayrıca, katma değer vergisi;ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve işletmenin alışları sırasında ödediği, işletme alacaklarının bir unsurunu teşkil eden ve doğrudan doğruya mal veya hizmet tesliminden veya ifasından kaynaklanan bir alacaktır. Bu itibarla, katma değer vergisinden kaynaklanan alacak için şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi;yukarıdaki madde hükmünde yer alan şartların mevcut olması, alacağın ilgili dönemin kayıtlarına girmesi ve katma değer vergisi beyannamelerinde beyan edilmesi halinde mümkün olacaktır. 4. İFLASIN ERTELENMESİ HALİNDE ALACAKLARA KARŞILIK AYRILMASI Bir önceki bölümde de açıklandığı üzere, iflas ertelemesi kararının verilmesi, firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamakta, sadece icra takiplerini engellemektedir. İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca,iflasın ertelenmesi kararı, dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurmaktadır. İflas ertelenmesi talebinin mahkeme tarafından kabulü ile birlikte,şirketten alacağı bulunan ticari kazanç sahibi alacaklıların alacakları,Vergi Usul Kanunu muvacehesinde şüpheli hale gelmiş sayılır mı?Vergi Usul 98

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Kanunu’nun 323 üncü maddesinde yer alan düzenlemenin amacı, alacağın şüpheli hale geldiğinin ispatı olduğuna göre;alacaklının yasal haklarını sınırlayarak alacağının temini için başvuracağı icra takibini engelleyen İcra İflas Kanunu’nun 179/b maddesi, şartın yerine getirildiğinin ispatı bakımından yeterli midir? Konu ile ilgili olarak Gelir İdaresi Bakanlığı’nca verilen bazı özelgelerin özetleri aşağıdadır: Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 23/07/2009 tarihli ve B.07,1.GİB.4.99.16.01/01-MUK-57 sayılı özelgesi: “Bu nedenle, gerek alacaklı olduğunuz şirket hakkında “iflasın ertelenmesi” kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibi İcra ve iflas Kanunu hükmü uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve Kanunen takibine de imkân olmayan alacaklarınız için mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayırmanız mümkün bulunmaktadır. Ancak, iflası ertelenen borçlu şirketin daha sonra iflas veya iflastan kurtulma halleri söz konusu olur ise, ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kâr / zarar hesabına intikal ettirileceği tabiidir.” İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 07/12/2010 tarihli ve B.07.1. GİB.4.34.19.02-019.01-551 sayılı özelgesi: “ Gerek alacaklı olunan şirket hakkında “iflasın ertelenmesi” kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibi İcra ve iflas Kanunu hükmü uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanunen takibine de imkân olmayan alacaklar için mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır. Ancak, iflası ertelenen borçlu şirketin daha sonra iflas veya iflastan kurtulma halleri söz konusu olur ise, ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kâr / zarar hesabına intikal ettirileceği tabiidir.” İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 03/05/2011 tarihli ve B.07.1. GİB.4.34.19.02-019.01-419 sayılı özelgesi: MART - NİSAN 2014

99


MALİ

ÇÖZÜM

“ Pasifleri aktiflerinden fazla olan, diğer bir deyişle borca batık olan bir işletmenin belli koşullarda geçici olarak iflasına karar verilmesini önlemek, varlığını ve faaliyetlerini sürdürmesini sağlamak amacıyla şirketi idare veya temsille görevlendirilmiş olanlar veya alacaklılar tarafından iyileştirme projesi hazırlanıp mahkemeye ibrazı ve mahkemenin de bu projeyi inandırıcı bulması halinde ifalasın ertelenmesi söz konusu olmakta, bu kararın verilmesi ise firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamakta, sadece icra takiplerini engellemektedir. İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca iflasın ertelenmesi kararı dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurmaktadır. Bu itibarla, gerek alacaklı olunan şirket hakkında iflasın ertelemesi kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibi İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanuni takibe de imkan olmayan alacaklar için mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır. Ancak, iflası ertelenen borçlu şirketin daha sonra iflas veya iflastan kurtulması halleri söz konusu olur ise, ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kâr/ zarar hesabına intikal ettirileceği tabiidir. Bu bağlamda, söz konusu dilekçenizin tetkikinden, şüpheli hale gelen alacaklarınız için 2009 yılında dava veya icra takibine başlanıldığı ve yine aynı yılda mahkemece iflasın ertelenmesi kararı verildiği anlaşılmış olup, ilgili dönemde karşılık ayrılmayan alacaklarınız için 2010 ve müteakip yıllarda karşılık ayrılması mümkün bulunmamaktadır.” Özet olarak, idare,iflasın ertelenmesi talebinin kabulü ile alacağın şüpheli hale geleceği ve söz konusu alacak için karşılık ayrılabileceği tezini savunmaktadır. Son özelgedede, esasında, iflas ertelemesi ile alacağın şüpheli hale geldiği ancak,iflas ertelemesi talebinin kabul edildiği dönemde karşılık ayrılmadığı için, izleyen yıllarda karşılık ayrılamayacağı yönünde görüş beyan edilmiştir. İflas ertelemesi davası, alacaklılar tarafından açılabilmektedir. Bu durumda alacaklılar, zaten iflasın gerçekleşmemesi için dava açmaktadırlar. Ayrıca, iflas ertelemesi davası,alacaklılar tarafından açılmadığı takdirdealacaklılar, ancak,iflasın ertelemesinin reddi için dava açabilmektedirler. 100

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Dolayısıyla,ortada alacak için açılan herhangi bir dava bulunmamaktadır. Bununla birlikte, iflas ertelemesi talebinin kabulü ile söz konusu alacaklar için(iflas ertelemesi talebinin kabulü ile icra takipleri de durduğu için) herhangi bir icra takibinin de yapılması mümkün olmamaktadır. Bu iki husus birlikte değerlendirildiğinde;iflasın ertelenmesi talebinin kabulünün gerçekleştiği dönemde,ticari kazanç sahiplerinin ticari alacakları için karşılık ayırabilmesi mevzuat hükümleri açısından mümkün görünmemektedir. Ayrıca, iflas ertelemesi, şirketin iflastan kurtulabilmesi ve ekonomik ömrünü devam ettirebilmesi için, şirket hayatiyetini devam ettirebilme kabiliyetine sahipse, şirkete verilen son bir şanstır. Esasında, talebin kabulü ile birlikte mahkeme, şirketin ayakta durabileceği ya da en azından alacaklıların, iflasın yıkıcı etkilerine kıyasla daha az etkilenecekleri kanaatini taşımaktadır. Mahkemece, şirketin ekonomik ömrünün henüz dolmadığı ve ayakta durabileceği kanaati oluşmuşsa, bu demektir ki, ilerleyen zamanda şirket hayatta kalacak ve tüm borçlarını ödeyebilecektir. Ancak, verilen özelgelere baktığımızda, konunun bu yönünün hiç değerlendirilmediği görülecektir. Şirket aleyhine, iflasının ertelemesinden önce ya da iflasının ertelenmesinden sonra,bir alacak için dava açılmışsa, bu durumda diğer şartlarında varlığı halinde alacağın şüpheli hale geldiğinin kabulü gerekir. Ancak, salt iflas ertelemesinden hareketle, alacağın şüpheli hale geldiğinin kabulü mümkün görünmemektedir. 5. SONUÇ İflasın ertelemesi müessesesinin nihai amacı, gerekli adımlar atılarak iflasın yıkıcı etkilerinden (işçilerin işsiz kalması, borçların ancak bir kısmının ödenebilmesi, şirketin kapanması v.b.) kurtulma ümidi olan şirketin ayakta kalmasını sağlamaktadır. Sürecin başarı ile yönetilmesi durumunda, şirket ayakta kalıp faaliyetine devam edecek ve borçlarını da ödeyebilir hale gelecektir. Söz konusu durum gerçekleştiğinde tüm taraflar (işçiler, alacaklılar, şirket sahipleri) memnun kalacaklardır. Gerek iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalkmadığı, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibinin İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirilerek;iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanuni takibe de imkân olmayan alacaklar için,mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneMART - NİSAN 2014

101


MALİ

ÇÖZÜM

minde,alacağın şüpheli hale geldiğinin kabulü yukarıda açıklanan nedenlerle mümkün görünmemektedir. Müessesenin nihai amacı da göz önünde bulundurularak,konunun yeniden değerlendirilmesi yerinde olacaktır. KAYNAKÇA Arslan, Ramazan (2008). “İflasın Ertelenmesi Uygulamaları” Bankacılar Dergisi. 67 (2008): 116-123. Atalay, Oğuz (2003). “İflasın Ertelenmesi” Bankacılar Dergisi. 47 (2003): 93-98. Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı (23.07.2009) B.07,1.GİB.4.99.16.01/01-MUK-57 sayılı muktezası. İstanbul: Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı (07.12.2010) B.07.1. GİB.4.34.19.02-019.01-551 sayılı muktezası. İstanbul: İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı (03.05.2011) ve B.07.1. GİB.4.34.19.02-019.01-419 sayılı muktezası. İstanbul: İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı. Öztek, Selçuk (2005). “İflasın Ertelenmesi” Bankacılar Dergisi. 53 (2005): 23-71. Öztek, Selçuk (2006). “İflasın Ertelenmesi” Bankacılar Dergisi. 59 (2006): 38-83. Türk, Ahmet (1999). Anonim Ortaklıkta Borca Batıklık ve Sermaye Kaybının Hukuki Sonuçları. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Uyar, Talih (2009). “İflasın Ertelenmesi (İİK. mad. 179, 179a, 179b)” İstanbul Barosu Dergisi. 83 (2009): 1215-1241. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi(07.04.2005).E.2005/448 ve K.2005/3753 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 19. Hukuk Dairesi. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi (14.07.2005) E.2005/4782 ve K.2005/7979 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 19. Hukuk Dairesi. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi (11.05.2006). E.2006/2085 ve K.2006/5161 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 19. Hukuk Dairesi. Yüksel, Kemalettin (2006). “İflasın Ertelenmesi Kararının Sonuçları” Bankacılar Dergisi. 59 (2006): 110-115.

102

MART - NİSAN


HAKEMSİZ YAZILAR OPINION PAPERS

@

MALİ

ÇÖZÜM

MART - NİSAN 2014

103


MALİ

ÇÖZÜM

ANONİM ŞİRKETLERİN PAY SENEDİ BASTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ ** Soner ALTAŞ10

Öz 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu’nda anonim şirketlere hisse senedi bastırma zorunluluğu getirilmediği için, pay devirlerine ilişkin vergisel avantajlardan faydalanmak amacıyla hisse senedi bastıran sınırlı sayıda şirket dışında, payların senede bağlanması uygulamasına pek rastlanmamaktaydı. Oysa, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu “hisse senedi” yerine “pay senedi” tabirini getirerek, koşullu da olsa anonim şirketlerin pay senedi ba stırmalarını zorunlu tutmuştur. Bu çalışmada, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre anonim şirketlerce pay senedi çıkarması yükümlülüğü üzerinde durulmakta ve anonim şirketler tarafından çıkarılabilecek nama ve hamiline yazılı pay senedi örneklerine yer verilmektedir. Anahtar Sözcükler: nama yazılı pay senedi, hamiline yazılı pay senedi, azlık, güvenlik önlemleri, pay defteri. 1. GİRİŞ 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu (ETK), anonim şirketler tarafından çıkarılacak olan hisse senetlerine ilişkin oldukça detaylı hükümler içermekteydi. Şöyle ki, eski Kanun; anonim şirketin esas sermayesine karşılık gelen hisse senetlerinin hamiline veya nama yazılı olacağını(ETK, m.409/f.1), ancak, şirketin esas sözleşmesinde aksine bir hüküm yok ise hisse senetlerinin nama yazılı olması gerektiğini(ETK, m.409/f.2); bedelleri tamamen ödenmemiş olan paylar için hamile yazılı hisse senetleri veya ilmühaberler çıkarılamayacağını, bu hükme aykırı olarak çıkarılan senetlerin hükümsüz olacağını(ETK, m.409/f.3); şirket esas sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça çıkarılan hisse senetlerinin nev’inin değiştirilebileceğini, ancak nama yazılı senetlerin hamiline yazılı senetlere çevrilmesi için pay bedelinin tamamen ödenmiş olması gerektiğini (ETK, m.410); şirketin tescilinden önce çıkarılan hisse senetlerinin hükümsüz olacağını(ETK, m.412), sermaye artırımlarında ise “esas sermayenin artı* Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Başmüfettişi 10

MART - NİSAN 2014

105


MALİ

ÇÖZÜM

rılması keyfiyetinin tescilinden” önce çıkarılan hisse senetlerinin hükümsüz olacağını (ETK, m.395) ve hisse senetlerinin itibarî değerlerinin en az bir kuruş olacağını (TK, m.399/f.1) öngörmekte idi. ETK, ayrıca, hamiline yazılı hisse senetlerinde; “şirketin unvanına, esas sermaye miktarına, tescil tarihine, senedin nev’ine ve itibari kıymetine” yer verilmesini(TTK, m.413/f.1); nama yazılı hisse senetlerinde ise yukarıda sayılanlara ilave olarak “sahiplerinin ad ve soyadının, ikametgahının, senet karşılığında ödenmiş olan miktarın” yazılı olmasını ve nama yazılı hisse senetlerinin ayrıca şirketin pay senetleri defterine kaydedilmelerini şart koşuyor ve senedin şirket adına imzaya yetkili olanlardan en az ikisi tarafından imzalanması gerektiğini belirtiyordu(TTK, m.413/f.2). Ancak, bütün bu hükümlere rağmen, ETK, pay sahipliği yönünden his1 ) şart koşmamıştı. Bir başka dese senedi bastırılmasını (çıkarılmasını11 yişle, eski Ticaret Kanunu’na göre, anonim şirketlerin esas sermayelerine karşılık gelen paylar için hisse senedi bastırmaları zorunlu değildi. Çünkü, hisse senedi çıkarılmamış olsa bile, anonim şirketin tescili ve tüzel kişilik kazanması ile birlikte pay sahipliği sıfatı doğmuş oluyordu. Yani, anonim şirketlerde hisse senedi bastırılması, kambiyo senetlerinde olduğu gibi “kurucu” bir özellik taşımıyordu. Pay sahipliği sıfatı, hisse senedi çıkarılmadan önce zaten mevcuttu ve şirket esas sözleşmesinde aksine bir hüküm yok ise genel hükümler dairesinde devir edilirdi(ARSLANLI, 1959:158). Hal böyle olunca da, genelde pay devirlerine ilişkin vergisel avantajlardan faydalanmak amacıyla hisse senedi bastıran birkaç şirket dışında, anonim şirketlerce pay senedi bastırılmasına uygulamada pek rastlanılmamakta 2 . Oysa, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk idi12 Ticaret Kanunu, hisse senedi yerine “pay senedi”ni kanunî terim olarak 3 koşullu da olsa anonim şirketlerin pay senedi bastırmalarını kabul ederek13 zorunlu tutmuştur. İşte bu çalışmada, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre kapalı (halka açık olmayan) anonim şirketler tarafından pay senedi 11 1 Çalışmamızda, pay (hisse) senetlerine ilişkin olarak, “çıkarma”, “bastırma” ve ”ihraç etme” kavramları, eşanlamlı olarak kullanılmıştır. 12 2 Detaylı açıklama için Bkz. ALTAŞ, Soner, Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Şirketlerce Hisse Senedi Bastırılması Zorunlu mudur? TTK Tasarısının Bu Konudaki Yaklaşımı Nedir?, Yaklaşım Dergisi, Nisan 2009, Sayı:196 313 Çünkü, TTK da, ETK gibi, anonim şirketteki sermayenin bölünmesi sonucu oluşan birime “pay” demiş ve payı kanunî terim olarak kabul etmiştir. Ancak, payın kıymetli evrak niteliğinde bir senede bağlanınca adının “hisse” olarak değişmesinin ve söz konusu senede “hisse senedi” denmesinin makûl bir sebebi olmadığını düşünen Yasa Koyucu anılan çelişkiyi ortadan kaldırmak amacıyla, TTK’da senedin kanunî adının “pay senedi” olmasını uygun görmüştür. Bkz. Komisyon Raporu

106

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

çıkarılması ele alınmakta ve uygulamaya dönük olarak kapalı anonim şirketlerce çıkarılabilecek nama ve hamiline yazılı pay senedi örneklerine yer verilmektedir. 2. PAY SENEDİ BASTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ TTK’da pay senedi bastırma yükümlülüğü, payın türüne, yani, nama veya hamiline yazılı olmasına bağlı olarak farklı esaslara bağlanmıştır. Bu nedende, pay senedi bastırma yükümlülüğü aşağıda iki başlık halinde ele alınmıştır. 2.a. Hamiline Yazılı Pay Senedi Bastırma Yükümlülüğü Şirket sermayesine karşılık gelen payların hamiline yazılı olduğu anonim şirketlerde, yönetim kurulu, pay bedelinin tamamının ödenmesi tarihinden itibaren üç ay içinde pay senetlerini bastırıp pay sahiplerine dağıtmak zorundadır (TTK, m.486/f.2). Anılan sürenin başlangıç tarihi, hamiline yazılı payların bedellerinin tamamen ödendiği tarihtir. Hamiline yazılı payların bedelleri tamamen ödenmedikçe, anılan yükümlülük de doğmaz. Hatta, hamiline yazılı payların bedelleri ödenmedikçe pay senedi de çıkarılamaz. Zira, TTK’nın 484üncü maddesinin ikinci fıkrasında “Bedelleri tamamen ödenmemiş olan paylar için hamiline yazılı pay senetleri çıkarılamaz. Bu hükme aykırı olarak çıkarılanlar geçersizdir. İyiniyet sahiplerinin tazminat hakları saklıdır.” hükmüne yer verilmiştir. TTK’nın 486. maddesinin ikinci fıkrasında “Yönetim kurulunun hamiline yazılı pay senetlerinin bastırılmasına ilişkin kararı tescil ve ilân edilir, ayrıca şirketin internet sitesine konulur.” denilmiştir. Anılan hükümden, yönetim kurulunun bu konuda bir karar alması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Bu itibarla, hamiline yazılı hisse senetlerinin bastırılması konusunda öncelikle yönetim kurulunca bir karar alınmalı ve bu karar ticaret siciline tescil ettirilip ilan olunmalı, şirket internet sitesi yükümlülüğüne tabi ise ayrıca şirketin internet sitesinde yayınlanmalıdır. TTK’ya göre hamiline yazılı pay senetlerinde; • Şirketin ticaret unvanının, • Şirketin sermaye tutarının, • Şirketin kuruluş tarihinin, • Şirketin kuruluş tarihindeki sermaye tutarının, • Çıkarılan pay senedinin tertibinin, • Çıkarılan pay senedinin tertibinin tescili tarihinin, MART - NİSAN 2014

107


MALİ

ÇÖZÜM

• Senedin türünün ve itibarî değerinin, • Senedin kaç payı içerdiğinin belirtilmesi gerekir (TTK, m.487/f.1). Dolayısıyla, yönetim kurulunun bastıracağı hamiline yazılı pay senetlerinde asgarî olarak bu bilgilere yer verilmelidir. Ayrıca, yukarıda yazılı bilgileri içerir hamiline yazılı pay senedin geçerlilik kazanabilmesi için, senedin şirket adına imza etmeye yetkili olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır (TTK, m.487/f.1). Kanun, “imza atmaya yetkili olan en az iki kişi” dediğinden, bastırılacak pay senedinin şirket adına imza atmaya yetkili olan yönetim kurulu üyelerinin tamamı tarafından imzalanması da mümkündür. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi ve hamiline yazılı pay senedi çıkarmak isteyen anonim şirketlere yol göstermesi bakımından, kapalı anonim şirketler tarafından çıkarılabilecek olan hamiline yazılı pay senedi örneklerine, esas ve kayıtlı sermaye sistemi ayrımı bazında, çalışmamızın sonunda yer verilmiştir. 2.b. Nama Yazılı Pay Senedi Bastırma Yükümlülüğü Payları nama yazılı olan kapalı anonim şirketlerde pay senedi çıkarma zorunluluğu bir koşula bağlanmıştır. Bu koşul, nama yazılı pay senetlerin bastırılması için azlığın talepte bulunmasıdır. Çünkü, TTK’nın 486. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Azlık istemde bulunursa nama yazılı pay senedi bastırılıp tüm nama yazılı pay senedi sahiplerine dağıtılır.” denilmektedir. 4 talebi Bu itibarla, halka açık olmayan (kapalı) anonim şirketlerde azlığın14 üzerine, nama yazılı pay senetleri bastırılacak ve bütün nama yazılı pay senedi sahiplerine dağıtılacaktır. Azlığın böyle bir talepte bulunmaması durumunda ise, pay senedi bastırma zorunluluğu doğmayacaktır. Burada dikkat edilecek bir diğer husus, azlığın talebi halinde, sadece azlık için değil bütün nama yazılı pay sahipleri için “pay senedi”nin bastırılacak olmasıdır. Bu çerçevede, şirket sermayesinin en az onda birini oluşturan pay sahipleri –tek kişi bu oranı sağlayabileceği gibi birden fazla kişi de bu oranı sağlayabilir- yönetim kuruluna müracaat ederek nama yazılı pay senedi bastırılmasını talep etmelidirler. TTK’da bu talebin yazılı mı yoksa sözlü mü olacağı konusunda bir açıklık yoktur. Kanımızca, sözlü talep üzerine de nama yazılı pay senedi bastırılabilmelidir. Ancak, yönetim kurulunun 4 TTK’nın 411’inci maddesinin birinci fıkrasına göre; kapalı anonim şirketlerde şirket sermayesinin en az 14 onda birini oluşturan pay sahipleri, “azlık” olarak nitelendirilmektedir.

108

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

anılan talebinin gereğini yerine getirmemesi ihtimaline karşı, ispat hukuku açısından, anılan talebin yazılı olarak yönetim kuruluna iletilmesi daha uygun olacaktır. Kanun Koyucu, bu düzenleme ile kapalı anonim şirketlerde, özellikle aile şirketlerinde pay senedinin bastırılmaması ve dağıtılmaması yoluyla baskı yapılması, pay sahiplerinin bu sıfatlarını ispattan yoksun bırakılmaları, devir olanaklarının sınırlandırılması gibi hukuka aykırı yöntemlerin önüne geçmeyi amaçlamıştır. Düzenlemenin gerekçesinde “Nama yazılı pay senetlerinin basılmaması ve pay sahiplerine dağıtılmaması, pay defteri bulunmayan, düzensiz olan ve güncel durumu yansıtmayan şirketlerde daha büyük sakıncalar doğurmaktadır. Hükme aykırılık hâlinde pay sahiplerinin mahkemeye başvurabilecekleri şüphesizdir” denilmiştir(Komisyon Raporu). Dolayısıyla, nama yazılı pay senedi çıkarılması talebi yönetim kurulu tarafından karşılanmayan azlığın konuyu yargıya taşıması ve mahkeme kararına istinaden pay senedinin bastırılmasını sağlaması mümkündür. Bir önceki bölümde belirttiğimiz üzere, TTK’nın 486. maddesinin ikinci fıkrasında “Yönetim kurulunun hamiline yazılı pay senetlerinin bastırılmasına ilişkin kararı tescil ve ilân edilir, ayrıca şirketin internet sitesine konulur.” denilmiştir. Bu nedenle, yönetim kurulunun hamiline yazılı pay senedi çıkarmadan önce bir karar alması gerekmektedir. Ancak, TTK’da, nama yazılı pay senedi bastırılması için bu yönde bir hükme yer verilmemiştir. Dolayısıyla, anonim şirket yönetim kurulunun nama yazılı pay senedi bastırılması hususunda bir karar alıp tescil ve ilan ettirmesi şart değildir. Ancak, yönetim kurulu, arzu ederse, tescil ve ilan edilmemek kaydıyla, azlığın talebine istinaden nama yazılı pay senedi çıkarılması yönünde bir karar alabilir. TTK’ya göre nama yazılı pay senetlerinde; • Şirketin ticaret unvanının, • Şirketin sermaye tutarının, • Şirketin kuruluş tarihinin, • Şirketin kuruluş tarihindeki sermaye tutarının, • Çıkarılan pay senedinin tertibinin, • Çıkarılan pay senedinin tertibinin tescili tarihinin, • Senedin türünün ve itibarî değerinin, • Senedin kaç payı içerdiğinin, • Senet sahibinin adının ve soyadının veya ticaret unvanının, MART - NİSAN 2014

109


MALİ

ÇÖZÜM

• Senet sahibinin yerleşim yerinin, • Pay senedi bedelinin ödenmiş olan miktarının belirtilmesi gerekir (TTK, m.487/f.1-2). Bu çerçevede, yönetim kurulunun bastıracağı nama yazılı pay senetlerinde asgarî olarak yukarıda sayılan bilgilere yer verilmelidir. Ayrıca, yukarıda yazılı bilgileri içerir nama yazılı pay senedin geçerlilik kazanabilmesi için, senedin şirket adına imza etmeye yetkili olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır (TTK, m.487/f.1). Konunun daha iyi anlaşılabilmesi ve nama yazılı pay senedi çıkarmak isteyen anonim şirketlere yol göstermesi bakımından, kapalı anonim şirketler tarafından çıkarılabilecek nama yazılı pay senedi örneklerine, esas ve kayıtlı sermaye sistemi ayrımı bazında, çalışmamızın sonunda yer verilmiştir. 2.c. Payları Nama Ve Hamiline Yazılı Olan Anonim Şirketlerde Pay Senedi Bastırma Yükümlülüğü Yukarıda ayrı ayrı ele alınmış olmakla birlikte, bazı anonim şirketlerde, şirket sermayesinin bir kısmı nama diğer kısmı da hamiline yazılı paylardan ibaret olabilir. Böyle bir durumda, yine yukarıda belirtilen kurallar uygulanır. Bir başka deyişle, hamiline yazılı payların bedelinin tamamı ödendikten sonra, yönetim kurulu, hamiline yazılı pay senetlerinin bastırılmasına ilişkin bir karar alır, bu kararı tescil ve ilân ettirir, şirket internet sitesi yükümlülüğüne tabi ise ayrıca şirketin internet sitesine koyar ve pay bedellerinin tamamının ödenmesi tarihinden itibaren üç ay içinde pay senetlerini bastırıp pay sahiplerine dağıtır (TTK, m.486/f.2). Nama yazılı pay senetlerin bastırılması için ise azlığın talebi aranır. Yani, azlığın talepte bulunması üzerine, nama yazılı pay senetleri bastırılır ve bütün nama yazılı pay senedi sahiplerine dağıtılır. Ancak, bu durumda olan kapalı anonim şirketlerde, özellikle nama yazılı pay senedi çıkarmak için aranacak azlık talebinde, “azlığın” nasıl belirleneceğinin tartışmalı olduğu kanısındayız. Dilerseniz bir örnek ile izah edelim: esas sermayesi 1.000.000 TL olan bir anonim şirkette, şirket sermayesinin yarısının hamiline diğer yarısının da nama yazılı paylardan ibaret olduğunu varsayarsak, 100.000 TL (1.000.000x%10=100.000) tutarındaki payların sahiplerini mi yoksa 50.000 TL (500.000x%10=50.000) tutarındaki payların sahiplerini mi azlık olarak kabul edeceğiz? Hamiline yazılı pay sahipleri için talepte bulunma koşulu aranmadığından ve pay se110

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

netleri edinme hakları ödeme yapmaları ile otomatik olarak doğacağından, hamiline yazılı pay sahiplerinin böyle bir talepte bulunmalarını beklemek hayatın olağan akışına uygun düşmeyecektir. Bu durumda, 500.000 TL tutarındaki nama yazılı paylara sahip olanlardan en az 100.000 TL tutarındaki payların sahiplerinin talepte bulunması beklenecektir. Zira, TTK’nın 411’inci maddesinin birinci fıkrasına göre; kapalı anonim şirketlerde şirket sermayesinin en az onda birini oluşturan pay sahipleri, “azlık” olarak kabul edilmektedir. Bu da nama yazılı pay sahiplerinin %20’sine, yani onda ikisine denk gelmektedir. TTK’nın m.486/f.3 hükmünde bu husus öngörülmediğinden, Kanun hükümleri açısından bu soruya kesin bir cevap vermek güçtür. Ancak, kanımızca, böyle bir durumda, şirketin toplam sermayesinin değil de nama yazılı payların itibari değerleri toplamının onda biri esas alınmalıdır. TTK’nın m.486/f.3 hükmünün “nama yazılı pay senetlerinin basılmaması ve pay sahiplerine dağıtılmaması”nın doğurduğu sakıncaları gidermek gerekçesiyle getirildiği dikkate alındığında, amaca en uygun çözümün bu olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, konunun Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın TTK’nın 210uncu maddesi uyarınca çıkaracağı bir Tebliğ düzenlemesi ya da öğreti ve içtihatlarla açıklığa kavuşturulacağı kanısındayız. 3. PAY SENEDİ BASTIRIRKEN SAĞLANACAK GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ETK pay (hisse) senetlerinin güvenliği konusunda herhangi bir düzenleme içermemekte iken, TTK “kapalı şirketlerde baskı şeklinde imzanın delikli olmasını veya sahtekârlığı engelleyici diğer güvenlik önlemlerinin uygulanmasını” şart koşmaktadır (TTK, m.487/f.1). TTK’nın 487. maddesinin gerekçesinde “Hüküm, bazı değişikliklerle 6762 sayılı Kanunun 413’üncü maddenin tekrarıdır. 487’nci maddenin birinci fıkrasındaki hüküm kapalı şirketler hakkındadır. Çünkü, halka açık olanlar hakkında SPK tebliğleri uygulanır.” denilmekle birlikte, maddede geçen “baskı şeklinde imzanın delikli olmasına” ve “diğer güvenlik önlemlerine” dair bir açıklamaya yer verilmemektedir. Bu hükümden bizim anladığımız, halka açık olmayan (kapalı) anonim şirketlerce çok sayıda pay senedi çıkarılacaksa, bunlara baskı şeklinde imzanın tatbik edilebileceği, ancak baskı şeklinde imzanın tatbiki halinde imzanın delikli olması zorunluluğudur, fakat bu yegane koşul değildir. MART - NİSAN 2014

111


MALİ

ÇÖZÜM

Zira, TTK’nın 487. maddesinde, “baskı şeklinde imzanın delikli olması” ibaresinden hemen sonra “veya” denilerek “sahtekârlığı engelleyici diğer güvenlik önlemlerinin uygulanacağı” belirtilmiştir. Dolayısıyla, baskı şeklinde imza kullanılacaksa, delikli imza yerine, başkaca güvenlik önlemleri ile pay senedi çıkarmak mümkün olabilecektir. Fakat, buradan pay senedinde imzanın sadece baskı şeklinde olacağı anlamını çıkarmamak gerekir. Biraz önce de belirttiğimiz üzere, gerekçesinde değinilmese dahi, TTK’nın 487. maddesindeki bu cümle ile amaçlanan çok sayıda –örneğin; 5.000-10.000 adet pay senedi çıkarılması halinde bu pay senetlerine –pay senetlerinin her birine ıslak imza atmanın zorluğu düşünülerek- baskı şeklinde imza uygulanmasına imkan tanınması, bu imkandan faydalanılması halinde ise güvenlik önlemlerinin uygulanmasıdır. Yoksa, az sayıda pay senedi çıkarılacak olması –örneğin; 5 ortaklı bir şirkette sadece kupür halinde 5 adet pay senedi çıkarılması- durumunda, TTK’nın 413üncü maddesindeki bilgileri taşıyan pay senetlerinin şirket adına imza atmaya yetkili olanların en az ikisinin ıslak imzası ile çıkarılması geçerli kabul edilmelidir. Hatta, arzu edilmesi halinde çok sayıda –örneğin; 5.000 adet- pay senedinin ıslak imza ile çıkarılmasının önünde yasal bir engel olmadığı kanısındayız. 4.BASTIRILAN PAY SENETLERİNİN PAY DEFTERİNE KAYDEDİLMESİ Türk Ticaret Kanunu’na ve Ticari Defterlere İlişkin Tebliğe göre, anonim şirketlerde pay defteri tutulması yasal bir zorunluluktur. Şirket tarafından tutulması ve saklanması zorunlu olan bu pay defterine; senede bağlanmamış payların sahiplerinin, nama yazılı pay senedi sahiplerinin ve intifa hakkı sahiplerinin ad ve soyadları ya da ticaret unvanları ile adresleri kaydedilir (TTK, m.499/f.1). Bununla birlikte, Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ’in 9uncu maddesinin beşinci fıkrasında, anonim şirketlerde senede bağlanmamış hamiline yazılı payların senede bağlanıp, bu senetlerin pay sahiplerine teslim edildikleri tarihten itibaren 10 gün içerisinde defterde açıklanmak suretiyle pay defterinden silineceği öngörülmüştür. Anılan hükümden, hamiline yazılı payların, pay defterine kaydedileceği ve pay senedine bağlanana kadar pay defterinde takip edileceği ve senede bağlandıktan sonra “hamiline yazılı payların bastırılıp sahiplerine teslim edildikleri” yönünde bir açıklama 112

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

yapılarak teslim tarihinden itibaren 10 gün içerisinde pay defterinden silineceği sonucu çıkmaktadır. Kanımızca, buradaki silmeyi, kaydın üzerini, önceki içeriği okunacak şekilde çizmek olarak anlamak gerekir. Yoksa, kaydın silinmesi, deftere yapılacak kaydın anlamını ortadan kaldırır ve yazılacak açıklamayı da dayanaksız bırakır. 5. ÖZET VE SONUÇ 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu, anonim şirketler tarafından çıkarılacak olan hisse senetlerini oldukça detaylı olarak düzenlediği halde, hisse senedi bastırılmasını zorunlu tutmamıştı. Diğer bir deyişle, hisse senedi çıkarıp çıkarmama hususu tamamen şirketlerin ihtiyarına bırakılmıştı. 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu ise, yürürlüğe girdiği 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren, anonim şirketlere hamiline yazılı pay senetlerini mutlak surette, nama yazılı pay senetlerinin ise koşullu olarak çıkarma zorunluluğu getirmektedir. Şirket sermayesine karşılık gelen payların hamiline yazılı olduğu anonim şirketlerde, yönetim kurulu, pay bedelinin tamamının ödenmesi tarihinden itibaren üç ay içinde pay senetlerini bastırıp pay sahiplerine dağıtmak zorundadır. Payları nama yazılı olan anonim şirketlerde ise azlık talepte bulunur ise, nama yazılı pay senetleri bastırılır ve bütün nama yazılı pay sahiplerine dağıtılır. Nama yazılı pay senedi çıkarılması talebi yönetim kurulu tarafından karşılanmayan azlığın konuyu yargıya taşıması ve mahkeme kararına istinaden pay senedinin bastırılmasını sağlaması mümkündür. Bastırılacak hamiline yazılı pay senetlerinde “şirketin ticaret unvanının, şirketin sermaye tutarının, şirketin kuruluş tarihinin, şirketin kuruluş tarihindeki sermaye tutarının, çıkarılan pay senedinin tertibinin, çıkarılan pay senedinin tertibinin tescili tarihinin, senedin türünün ve itibarî değerinin, senedin kaç payı içerdiğinin”, nama yazılı pay senetlerinde ise bunlara ilave olarak “senet sahibinin adının ve soyadının veya ticaret unvanının, senet sahibinin yerleşim yerinin, pay senedi bedelinin ödenmiş olan miktarının” belirtilmesi ve senedin şirket adına imza etmeye yetkili olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır. Bu itibarla, anonim şirket yönetim kurullarının, TTK’nın pay senedine ilişkin düzenlemelerine vakıf olup, hamiline ve nama yazılı pay senedi bastırma yükümlülüklerini, şartları doğduğunda eksiksiz bir şekilde yerine getirmeleri ve bu konuda Kanunun aradığı şekil şartları ile gerekli güvenlik önlemlerini sağlamak MART - NİSAN 2014

113


MALİ

ÇÖZÜM

başta olmak üzere diğer zorunlulukları yerine getirmeye özen göstermeleri menfaatlerine olacaktır. KAYNAKÇA Altaş, Soner (2009). “Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Şirketlerce Hisse Senedi Bastırılması Zorunlu mudur? TTK Tasarısının Bu Konudaki Yaklaşımı Nedir?”, 196 Yaklaşım Dergisi, 196 (Nisan 2009). Arslanlı, Halil (1959). Anonim Şirketler-I, Umumi Hükümler, 2. Bs. İstanbul : Fakülteler Matbaası. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı (19.12.2012) Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ, Ankara: Resmi Gazete (28502 sayılı) Komisyon Raporu : Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu, Esas No:1/324, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:23, Yasama Yılı:2, S.Sayısı:96, Nr.112 T.C. Yasalar (09.07.1956) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (9353 sayılı) T.C. Yasalar (14.02.2011) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (27846 sayılı) T.C. Yasalar (30.06.2012) 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu  İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Ankara: Resmi Gazete (28339 sayılı)

114

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Örnek-1: Esas Sermaye Sistemine Tabi Kapalı Anonim Şirkete Ait Hamiline Yazılı Pay Senedi Örneği :

10 PAY 10.000 TÜRK LİRASI

(ABC) TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ ESAS SERMAYESİ : 100.000 TÜRK LİRASI (TAMAMI ÖDENMİŞTİR)

Şirket 10/11/2005 tarihinde 50.000 Türk Lirası sermaye ile kurulmuş olup, Ankara 15. Noterliğinin 10/11/2015 tarih ve 10500 sayılı tasdikini havi şirket esas sözleşmesi, 20/11/2012 tarihinde İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce 2005/11876 ticaret sicil numarası ile tescil edilmiş ve 30/11/2005 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiştir. İşbu tertip pay senedi ihracını kapsayan 100.000 TL tutarındaki sermaye, ……… Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce ……. tarihinde tescil edilmiş ve ….. tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiş olup; bedeli tamamen ödenmiş olan, her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 80 adet nama yazılı paydan ve her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 10 adet hamiline yazılı paydan ibarettir. HAMİLİNE YAZILI BEHERİ 1.000 TÜRK LİRASI İTİBARİ DEĞERDE 10 PAY SENEDİ KARŞILIĞINDA 10.000 TÜRK LİRALIK 1. TERTİP B GRUBU PAY SENEDİDİR.

Belge No: 128 (ABC) Tekstil Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (veya Üyesi)

MART - NİSAN 2014

115


MALİ

ÇÖZÜM

Örnek-2: Kayıtlı Sermaye Sistemine Tabi Kapalı Anonim Şirkete Ait Hamiline Yazılı Pay Senedi Örneği : 10 PAY 10.000 TÜRK LİRASI

(ABC) TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ KAYITLI SERMAYESİ : 1.000.000 TÜRK LİRASI KAYITLI SERMAYENİN TESCİL TARİHİ : 11/02/2014

Şirket 10/08/2012 tarihinde 200.000 Türk Lirası sermaye ile kurulmuş olup, İstanbul 15. Noterliğinin 10/08/2012 tarih ve 10500 sayılı tasdikini havi şirket esas sözleşmesi, 10/09/2012 tarihinde İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce 2012/15876 ticaret sicil numarası ile tescil edilmiş ve 30/09/2012 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiştir. Şirket Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 15/01/2014 tarih ve 2014/120 sayılı izni ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 11/02/2014 tarihli tesciliyle kayıtlı sermaye sistemine geçmiştir. Bu pay senedi Yönetim Kurulunun 20/03/2014 tarih ve 2014/12 sayılı kararını takiben Şirketin çıkarılmış sermayesinin 750.000 Türk Lirasına artırılması nedeniyle ihraç edilmiştir. İşbu tertip pay senedi ihracını kapsayan 750.000 TL tutarındaki çıkarılmış sermaye; İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce ……. tarihinde tescil edilmiş ve ….. tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiş olup; bedeli tamamen ödenmiş olan, her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 600 adet nama yazılı paydan ve her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 150 adet hamiline yazılı paydan ibarettir. HAMİLİNE YAZILI BEHERİ 1.000 TÜRK LİRASI İTİBARİ DEĞERDE 10 PAY SENEDİ KARŞILIĞINDA 10.000 TÜRK LİRALIK 3. TERTİP B GRUBU PAY SENEDİDİR.

Belge No: 149 (ABC) Tekstil Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (veya Üyesi) 116

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Örnek-3: Esas Sermaye Sistemine Tabi Kapalı Anonim Şirkete Ait Nama Yazılı Pay Senedi Örneği : 20 PAY 20.000 TÜRK LİRASI

(ABC) TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ ESAS SERMAYESİ : 100.000 TÜRK LİRASI (TAMAMI ÖDENMİŞTİR)

Şirket 10/11/2005 tarihinde 50.000 Türk Lirası sermaye ile kurulmuş olup, Ankara 15. Noterliğinin 10/11/2015 tarih ve 10500 sayılı tasdikini havi şirket esas sözleşmesi, 20/11/2012 tarihinde İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce 2005/11876 ticaret sicil numarası ile tescil edilmiş ve 30/11/2005 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiştir. İşbu tertip pay senedi ihracını kapsayan 100.000 TL tutarındaki sermaye, ……… Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce ……. tarihinde tescil edilmiş ve ….. tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiş olup; bedeli tamamen ödenmiş olan, her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 80 adet nama yazılı paydan ve her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 10 adet hamiline yazılı paydan ibarettir. NAMA YAZILI BEHERİ 1.000 TÜRK LİRASI İTİBARİ DEĞERDE 20 PAY SENEDİ KARŞILIĞINDA 20.000 TÜRK LİRALIK 1. TERTİP A GRUBU PAY SENEDİDİR.

Belge No: 129 Yirmibin Türk Lirası kıymetinde olan işbu yirmi adet pay senedinin bedeli tamamen ödenmiştir. Pay Senedi Sahibinin; Adı-Soyadı veya Unvanı : İkametgahı : (ABC) Tekstil Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (veya Üyesi) MART - NİSAN 2014

117


MALİ

ÇÖZÜM

Örnek-4: Kayıtlı Sermaye Sistemine Tabi Kapalı Anonim Şirkete Ait Nama Yazılı Pay Senedi Örneği : 100 PAY 100.000 TÜRK LİRASI

(ABC) TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ KAYITLI SERMAYE : 1.000.000 TÜRK LİRASI KAYITLI SERMAYE TESCİL TARİHİ : 11/02/2014

Şirket 10/08/2012 tarihinde 200.000 Türk Lirası sermaye ile kurulmuş olup, İstanbul 15. Noterliğinin 10/08/2012 tarih ve 10500 sayılı tasdikini havi şirket esas sözleşmesi, 10/09/2012 tarihinde İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce 2012/15876 ticaret sicil numarası ile tescil edilmiş ve 30/09/2012 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiştir. Şirket Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 15/01/2014 tarih ve 2014/120 sayılı izni ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 11/02/2014 tarihli tesciliyle kayıtlı sermaye sistemine geçmiştir. Bu pay senedi Yönetim Kurulunun 20/03/2014 tarih ve 2014/12 sayılı kararını takiben Şirketin çıkarılmış sermayesinin 750.000 Türk Lirasına artırılması nedeniyle ihraç edilmiştir. İşbu tertip pay senedi ihracını kapsayan 750.000 TL tutarındaki çıkarılmış sermaye; İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce ……. tarihinde tescil edilmiş ve ….. tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde neşredilmiş olup; bedeli tamamen ödenmiş olan, her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 600 adet nama yazılı paydan ve her biri 1.000 Türk Lirası itibarî kıymetinde 150 adet hamiline yazılı paydan ibarettir. NAMA YAZILI BEHERİ 1.000 TÜRK LİRASI İTİBARİ DEĞERDE 100 PAY SENEDİ KARŞILIĞINDA 100.000 TÜRK LİRALIK 1. TERTİP A GRUBU PAY SENEDİDİR.

Belge No: 146 Yüzbin Türk Lirası kıymetinde olan işbu yüz adet pay senedinin bedeli tamamen ödenmiştir. Pay Senedi Sahibinin; Adı-Soyadı veya Unvanı : İkametgahı : (ABC) Tekstil Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (veya Üyesi) 118

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERİN YARGI MERCİLERİ NEZDİNDE TEMSİLİ ** Mustafa YAVUZ15

Öz Tüzel kişiliği haiz olan anonim ve limit ed şirketler, taraf ve dava ehliyetine sahiptir. Söz konusu şirketler, yargı mercileri nezdinde, yetkili organları tarafından temsil edilir. Yetkili organ, anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdür/müdürlerdir.İşte bu çalışmada, yenilenen temel mevzuat (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu) hükümleri ve yargı kararları çerçevesinde, uygulama da göz önünde bulundurularak, anonim ve limited şirketlerin yargı mercileri nezdinde temsiline ilişkin hususlar ile buna dair usul ve esaslar,tüm yönleriyle ve detaylı bir şekilde incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler:Anonim şirket, limited şirket, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, yetkili organ, şube, isticvap, yemin. 1. GİRİŞ 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(T.C. Yasalar, 14.02.2011) (TTK) uyarınca anonim ve limited şirketler (sermaye şirketleri) tüzel kişiliği haizdir. Tüzel kişi olmalarından dolayı bu şirketler, hak ve fiil ehliyetine sahiptir. Hak ve fiil ehliyetinin bir sonucu olarak sermaye şirketlerinin,taraf ve dava ehliyetleri de bulunmaktadır. Bu kapsamda anonim ve limited şirketler, bir davanın tarafı olabilirler. Sermaye şirketlerine ilişkin genel yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihteki davalı sermaye şirketinin yerleşim yeri mahkemesidir. Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu çalışmada, mevzuat hükümleri çerçevesinde, anonim ve limited şirketlerin yargı mercileri nezdinde temsiline ilişkin esaslar üzerinde durulacaktır. * Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi 15

MART - NİSAN 2014

119


MALİ

ÇÖZÜM

2. TARAF VE DAVA EHLİYETİ Sermaye şirketlerinin hukuk davalarındaki taraf ve dava ehliyeti, TTK, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(T.C. Yasalar, 08.12.2001) (TMK), 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (T.C. Yasalar, 04.02.2011) (HMK) ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (T.C. Yasalar, 04.02.2011) (TBK) hükümleri çerçevesinde aşağıda değerlendirilecektir. Konuya girmeden önce belirtelim ki, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun(T.C. Yasalar, 10.01.1982) 31. maddesi uyarınca, HMK’nın ehliyete ilişkin hükümleri idari davalar hakkında da uygulanacaktır. Bir başka deyişle, bu çalışmada belirtilen hususlar, idari davalar için de geçerlidir. 2.1. Taraf Ehliyeti Tüzel kişiler; cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildir, bir başka deyişle hak ehliyetine sahiptir.HMK’nın 50. maddesinde, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu belirtilmiştir.Davaya taraf olma ehliyeti, hak ehliyetine sahip olmanın bir neticesidir.Dolayısıyla, tüzel kişiliği bulunan ve medeni hakları kullanma ehliyeti haiz olan anonim ve limited şirketler(sermaye şirketleri), dava ehliyetine de bir sahiptir.Bu çerçevede, sermaye şirketleri, dava (davacı sıfatıyla) açabileceği gibi haklarında da dava (davalı olarak) açılabilecektir. Sermaye şirketlerinin hak ehliyeti, tüzel kişiliğin kazanılması ile başlayıp tasfiye ile sona erer.Tüzel kişilik devam ettikçe, hak ehliyeti ve buna bağlı olarak taraf ehliyeti de devam eder. Yeri gelmişken ifade edelim ki, sermaye şirketleri, şirket sözleşmeleri çerçevesinde, ortaklarının menfaatlerini korumak için kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açmaya yetkilidir (HMK md. 113). 2.2. Dava ehliyeti Dava ehliyeti, kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı temsilcisi aracılığı ile bir davayı (davacı veya davalı olarak) takip etme ve usul işlemlerini yapabilme ehliyetidir. HMK’ya göre dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir.TMK’nın 49. maddesinde ise tüzel kişilerin, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil 120

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

ehliyetini kazanacakları ifade edilmiştir. Bu bağlamda, ticaret şirketleri, fiil ehliyetine sahip olmalarının doğal bir sonucu olarak dava ehliyetine de sahiptir. Sermaye şirketleri de dahil olmak üzere dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip 1 , kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir. edebilir16 Davada tüzel kişiler (sermaye şirketleri), yetkili organları tarafından temsil edilir.Şirket adına hareket eden temsile yetkili organlar, şirketi hak ve borç sahibi yaparlar.Bu organ, anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdür/müdürlerdir. Temsil organı, sadece sermaye şirketi ile ilgili davaları takip edebilir; ortaklara ilişkin davaları takip edemez.Bunun yanında, yetkili organlarticari mümessil ve ticari vekil de atayabilir. Ticari mümessil ve ticari vekiller, anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde de şirket sözleşmesinde başka şekilde düzenlenmediği takdirde genel kurul kararı ile atanır. Ticari mümessil atanması durumunda, davaya ilişkin işlemler bunlar tarafından yerine getirilir ve yürütülür.Tasfiye halindeki anonim ve limited şirketleri tasfiye ile ilgili konularda mahkemeler nezdinde tasfiye memurları temsil eder. Anonim ve limitedşirketlerin temsilcisi olan gerçek kişiler, şirketin taraf olduğu davayı bizzattakip edebilir;bu temsilcinin avukat olması gerekli değildir.Zira organ vekil durumunda değildir. Organ, anonim ve limitedşirketin bizzat kendi iradesidir. Ancakyetkili temsilci, şirketi temsilen bir avukatla vekalet sözleşmesi yapabilir, dava hakkındaki yetkileriniona devredebilir (İşeri, 2006, 31). Öte yandan, sermaye şirketinde çift imza kuralı (birlikte temsil ilkesi) geçerli ise şirketin temsilcileri davayı birlikte açmalıdır. Buna karşın dava, sadece temsilcilerden biri tarafından açılmışsa, temsil yetkisindeki eksiklik nedeniyle aktif husumet yönünden dava hemen reddedilmez. Mahkeme, adına dava açılan tüzel kişinin; temsile yetkili olan kimselerce onay (icazet) verilebilmesi ve dava dilekçesindeki eksikliğin giderilmesi için uygun bir süre tanır. Diğer temsile yetkili kişi, açılan davayı onaylarsa bu işlem geçmişe etkili olarak sonuç doğurur ve dava devam eder. Fakat davanın açılmasına onay verilmez ve eksiklik giderilmezse dava reddedilir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 1993; Danıştay 9. Dairesi, 1997; Danıştay 4. Dairesi, 1998). 16 1 Bu kuralın istisnası, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35. maddesidir. Anılan hükme göre; 250.000 TL veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu hükme aykırı davranan kuruluşlara Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgari ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idari para cezası verilecektir.

MART - NİSAN 2014

121


MALİ

ÇÖZÜM

Anonim şirketler, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir. Limited şirketlerde ise şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetim ve temsil, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir (TTK md. 365, 367, 623/I). Belirtelim ki, sermaye şirketlerinin organları temsil belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadır; aksi takdirde dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamazlar. Ancak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mahkeme, yetkili organın, temsil belgesine ilişkin eksikliği gidermesi şartıyla dava açmasına yahut davayla ilgili işlem yapmasına izin verebilir. Süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi halinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır (HMK md. 54). Bu çerçevede mahkeme, sermaye şirketince açılan davada, dava açanın/açanların gerçekten şirketi temsile yetkili olup olmadığını öncelikle değerlendirmelidir. Bunun için imza sirküleri istenebileceği gibi ticaret sicili kayıtlarına ve şirket sözleşmesine de bakılabilir. Davada husumet ve sıfat kamu düzenine dair olup, yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Bir sermaye şirketi davadan önce tasfiyesini tamamlamış, ticaret sicilinden terkin edilmiş ve keyfiyet ilan edilmiş ise artık şirket temsilcileri veya tasfiye memurları şirket adına dava açamayacak, açmış olsa bile dava ve karar tarihi itibariyle tüzel kişiliği bulunmayan şirket hakkında yargılama yapılıp hüküm verilemeyecektir. Eğer ki, bu durumda dava açılmışsa, mahkemenin tüzel kişiliğin yeniden ihyası (ek tasfiye) amacıyla dava açılması için süre vermesi, bu davanın açılması halinde sonucunu beklemesi ve yeniden ihya kararı verilmesi halinde ise buna göre davanın yeniden görülmesi gerekmektedir (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2011, K.2011/15190; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2011, K. 2011/14335; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2011, K. 2011/5105; Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2007). Bazı durumlarda şirket tüzel kişiliği yerine şirket temsilcisine karşı dava açılabilmektedir. Örneğin, bir eser sözleşmesinde şirket adına sözleşmeyi şirket temsilcisi imzalamış; karşı taraf da imzayı atan kişiyi hasım 122

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

göstererek dava açmıştır. Bu durumdatemsilcide yanılma olmuştur. Yargıtay Genel Kurulu davaya dahil edilen yüklenici limited şirketin hasım kabul edilmesi gerektiği, davacı/iş sahibinin dava dilekçesinde “işi yapan yüklenici firma” kısmına şirket temsilcisinin ismini yazmakla beraber davacı olarak işi yüklenen şirketi belirtmek istediği, davacıya davalı şirketin eksiksiz biçimde isim, unvan ve adresini de içeren dilekçe tanzim etmesi ve doğru hasmı göstermesi için olanak sağlanması gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2007). Öte yandan, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun(ETTK) 341. 2 hükmü, TTK’ya alınmamıştır. Dolayısıyla, şirket yöneticileri hakmadde17 kında hukuki sorumluluk davası denetçiler tarafından açılamayacaktır. Kaldı ki, TTK’da denetçilerşirket organı olarak kabul edilmemiştir. Bunun yanında, TTK’da kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olduğu ve şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi ile belli hallerde alacaklıların isteyebileceği ifade edilmiştir. Kanun koyucu böylece sorumluluk davasını sermaye şirketinin yasal temsilcisine, diğer bir anlatımla yönetim kuruluna/müdürlere bırakmıştır. Bu yetki kural olarak görev başındaki yönetim kuruluna/müdürlere aittir. Çok üyeli yönetim kurullarında, halen üye sıfatını taşıyan bir (veya birkaç) üye hakkında sorumluluk davası açılması gereken hallerde, dava açılmasına karar verme yetkisi, kurulun diğer üyelerine aittir. Davada şirketi, temsil yetkisine sahip üyeler temsil eder. Şayet görevdeki üyeler veya tek üyeli yönetim kurulunun tek üyesi sorumlu tutuluyorsa bu takdirde başta ortaklar ve alacaklılar olmak üzere her ilgili şirketin bu konudaki menfaatlerini korumak üzere mahkemeden TMK md. 3 atanmasını isteyebilir (Çamoğlu, 2012). 426 uyarınca bir temsil kayyımı18 17 2 ETTK’nın 341. maddesinde; “Genel kurul, yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmasına karar verirse yahut dava açılmamasına karar verilip de esas sermayenin en az onda birini temsil eden pay sahipleri dava açılması reyinde bulunursa, şirket, bu karar veya talep tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmaya mecburdur. Bu süre geçirilmesiyle dava hakkı düşmez. Denetçilerin ve alacaklıların vekilinin sorumluluğu hakkındaki hükümler saklıdır. Şirket namına dava açmak, denetçilere aittir. Ancak azlığın reyiyle dava açılması halinde, azlık, denetçiler dışında bir vekil tayin edebilir. Dava açılması reyinde bulunan pay sahipleri hisse senetlerini şirketin zarar ve ziyanına karşı teminat olarak davanın sonuna kadar merhun kalmak üzere muteber bir bankaya yatırmaya mecburdurlar. Davanın reddi halinde pay sahipleri yalnız şirkete karşı tazminat ile mükelleftirler.” denilmekteydi. 18 3 Türk Medeni Kanununun 426. maddesi;“Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya resen temsil kayyımı atar: 1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,

MART - NİSAN 2014

123


MALİ

ÇÖZÜM

Diğer taraftan,hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk süjesi olarak tanıdığından ve onlara ad, şeref, onur ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğundan tüzel kişiler de (sermaye şirketleri de) manevi tazminat talep edebilir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Sermaye şirketinin çevresinde kazandığı itibarı aşağılayan yazılı, sözlü veya görüntülü beyanlar, şu veya bu vasıflara sahip olmadığına dair yayınlar, kişilik haklarından şeref ve haysiyete yönelik tecavüz olarak kabul edilir. Tüzel kişinin şeref ve haysiyeti yanında onun toplumsal ve ticari itibarı da TMK’nın 24. maddesindeki korumadan yararlanır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2004; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2000; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2003). 3. YETKİSİZ TEMSİLCİ Anonim ve limited şirketleri temsil yetkisi bulunmayan bir kimse tarafından şirket adına dava açılması halinde, TBK’nın “yetkisiz temsil”e ilişkin 46. ve 47. madde hükümleri uygulanacaktır.Buna göre bir kimse yetkisi olmadığı halde temsilci olarak sermaye şirketi adına bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak sermaye şirketi tarafından onandığı (icazet verildiği) takdirde temsil olunan şirketi bağlayacak, aksi takdirde şirketi bağlamayacaktır. Bunun yanında, yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan (sermaye şirketinden), uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulacaktır. Eğer ki, sermaye şirketinin açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması halinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilecektir. Bir başka deyişle, ortaya çıkan zarardan yetkisiz temsilci sorumlu olacaktır.Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemeyecektir. 4. ŞUBELERİN DAVA EHLİYETİ HMK’nın 14/I. maddesinde, bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu ifade edil2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, 3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.” şeklindedir.

124

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

miş, ancak şubelerin dava ehliyetinin olup olmadığına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Ticaret Sicili Yönetmeliğinin (Bakanlar Kurulu, 2013) 118. maddesinde ise şube; “Bir ticari işletmeye bağlı olup ister merkezinin bulunduğu sicil çevresi içerisinde isterse başka bir sicil çevresi içinde olsun, bağımsız sermayesi veya muhasebesi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kendi başına sınai veya ticari faaliyetin yürütüldüğü yerler ve satış mağazaları şubedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu kapsamda, bir şirketin tüzel kişiliği, şirketin merkezi bünyesinde tezahür eder. Bunun dışında şubelerin şirketten ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Bu nedenle şubelerin taraf ve davaehliyeti kural olarak kabul edilmemektedir(İşeri, 2006, 32).Bununla birlikte bazı yazarlar, şirket sözleşmesinde şubenin tüzel kişiliği temsil edebilmesine imkan veren bir hükmün bulunması halinde şubenin taraf ve dava ehliyetinin olduğunu ifade etmektedir. 5. İSTİCVAP İsticvap, bir tarafın veya tarafların kendi aleyhine olan belli bir veya birden fazla vakıa hakkında sorguya geçilmesidir (Şener, 1990, 59). Hukuk davalarında mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabına karar verebilir. İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur. Tüzel kişiler adına, temsil yetkisine sahip kimseler isticvap olunabilir. Kural olarak anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde de müdür/müdürler isticvap olunur. 6. YEMİN Hukuk davalarında delil ve ispat yöntemleri arasında yemin de yer almaktadır. Yemin, bir olayın gerçeğe uygun olup olmadığı hususunu mahkeme önünde ve kanunda belirtilen şekilde beyan ve doğrulamaktan ibaret kesin delil niteliğinde bir işlemdir. Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Yemin, tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. Ancak taraflardan birinin sermaye şirketi ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, sermaye şirketini temsile yetkili kişi veya organ tarafından eda ya da iade olunabilir. Bu halde sermaye şirketleri için yemin, yönetim kurulu/müdürler ya da temsile yetkili kişilerce veya şirket tasfiye halinde ise tasfiye memurları tarafından yapılacaktır. MART - NİSAN 2014

125


MALİ

ÇÖZÜM

Şirket adına yemin edecek organ ise yemine ve davaya konu olan işlemin yapıldığı tarihteki değil, duruşma tarihinde şirketi temsile yetkili organdır. 7. SERMAYE ŞİRKETLERİNE TEBLİGAT Tüzel kişilere ve dolayısıyla sermaye şirketlerine tebliğ, yetkili mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin işlemlerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ de muteberdir. Öte yandan,sermaye şirketleri namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur (personel) veya müstahdemlerinden birine yapılır (7201 sayılı Tebligat Kanunu md. 12, 13). Tebligat Kanununa(T.C. Yasalar, 19.02.1959) 2011 yılında eklenen ve 19.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren hüküm gereğince, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur. Ancak elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması halinde mevzuatta belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacaktır. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacaktır.                                8. SONUÇ Anonim ve limited şirketler (sermaye şirketleri), tüzel kişiliğe sahip olduklarından, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre hak ehliyetine ve fiil ehliyetine sahiptir; dolayısıyla bu şirketlerin hukuk ve idari davalarda taraf ehliyeti ve dava ehliyeti mevcuttur.Davada sermaye şirketleri, yetkili organları tarafından temsil edilir. Bu organ, anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdür/müdürlerdir. Bununla birlikte, yetkili organlar ticari mümessil ve ticari vekil de atayabilir.Eğer ki, organ üyeleri veya tek üyeli yönetim kurulunun tek üyesi hakkında hukuki sorumluluk davası açılacaksabaşta ortaklar ve alacaklılar olmak üzere her ilgili şirketin bu konudaki menfaatlerini korumak üzere mahkemeden temsil kayyımıatanmasını isteyebilir. Öte yandan, tasfiye halindeki şirketi tasfiye ile ilgili konularda yargı mercileri nezdindetasfiye memurları temsil eder. Şirketi temsil eden gerçek kişiler, şirketin taraf olduğu davayı bizzat takip edebilir; bunların avukat olması gerekli değildir. Sermaye şirketlerinin temsilcileri, kural olarak temsil belgelerini dava veya cevap dilekçesiyle mah126

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

kemeye vermek zorundadır; aksi takdirde dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamazlar.Diğer taraftan, bir kimse yetkisi olmadığı halde temsilci olarak sermaye şirketi adına bir hukuki işlem yapmışsa, bu işlem ancak sermaye şirketi tarafından onandığı takdirde temsil olunan şirketi bağlar. Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen tahkikat çerçevesinde, sermaye şirketleri adına, temsil yetkisine sahip anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde de müdür/müdürler isticvap olunabilir. Ayrıca, yine ispat ve delil kapsamında, sermaye şirketi adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, şirketi temsile yetkili kişi veya organ tarafından eda ya da iade olunabilir.Bunun yanında, tüzel kişilere ve dolayısıyla sermaye şirketlerine yargı mercileri tarafından yapılan tebliğ, yetkili mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır. KAYNAKÇA Bakanlar Kurulu (27.01.2013) Ticaret Sicili Yönetmeliği. Ankara: Resmi Gazete (28541 sayılı). Çamoğlu, Ersin (2005). “Yeni Türk Ticaret Kanununda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı”, Yaklaşım Dergisi.233 (Mayıs 2012). Danıştay 4. Dairesi (13.10.1998). E.1997/3888 ve K. 1998/3564 sayılı kararı. Ankara: Danıştay 4. Dairesi. Danıştay 9. Dairesi (23.09.1997). E.1996/6087 ve K. 1997/2653 sayılı kararı. Ankara: Danıştay 9. Dairesi. İşeri, Zafer (2006). Anonim Şirketlerin Temsili, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) İstanbul, Marmara Üniversitesi. Şener, Oruç Hami (1990). “Medeni Yargılama Hukukunda Tarafların İsticvabı”, Yargıtay Dergisi.1-2, C.16 (1990). T.C. Yasalar (04.02.2011). 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.

Ankara: Resmi Gazete (27836 sayılı). T.C. Yasalar (04.02.2011). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (27836 sayılı). T.C. Yasalar (08.12.2001). 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (24607 sayılı). T.C. Yasalar (09.07.1956). Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (9353 sayılı). T.C. Yasalar (14.02.2011). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Anka-

MART - NİSAN 2014

127


MALİ

ÇÖZÜM

ra: Resmi Gazete (27846 sayılı).

T.C. Yasalar (19.02.1959). 7201 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (10139 sayılı). T.C. Yasalar (20.01.1982). 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (17580 sayılı). Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (01.11.2011). E.2011/13182 ve K. 2011/15190 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (20.10.2011). E.2010/6253 ve K. 2011/14335 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi. (11.04.2011). E.2011/2059 ve K. 2011/5105 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi (26.11.1993). E.1992/10667 ve K. 1993/8039 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 19. Hukuk Dairesi. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi (07.05.2007). E.2006/9102 ve K. 2007/7610 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (16.06.2003). E.2003/3293 ve K. 2003/7775 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (01.02.2012). E.2011/4-687 ve K. 2012/26 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (15.12.2004). E.2004/4-709 ve K.2004/720 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (17.10.2007). E.2007/15-603 ve K. 2007/724 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (31.05.2000). E.2000/4-900 ve K.2000/935 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu.

128

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

TÜRK TİCARET KANUNU KAPSAMINDA ANONİM ŞİRKETLERDE SERMAYE KOYMA BORCU ** Serbay MORAY19

Öz 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda anonim şirket; sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirket olarak tanımlanmış olup, pay sahiplerinin sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumlu oldukları belirtilmiştir. Kanunun amir hükmünden de anlaşılacağı üzere anonim şirketin önemli unsurlarından birisi de şirket sermayesinin belirli ve paylara bölünmüş olmasıdır. Pay sahiplerinin sorumluluğu sadece şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye borcu ile sınırlı olduğundan şirket alacaklıları alacağın tahsilini sadece şirket malvarlığından talep edebilmektedirler. Söz konusu kanunda pay sahiplerinin şirkete borçlanmaları yasak olduğundan, pay sahibinin şirkete karşı tek borcu koymayı taahhüt ettiği sermaye payının ödenmesi olacaktır.   I-GİRİŞ Anonim şirketlerin esas sözleşmelerinde yer alan amaç ve faaliyetlerini gerçekleştirebilmesi adına ihtiyaç duyulan kaynağa sermaye adı verilmiştir. Şirketin sermaye ihtiyacı kurucu gerçek veya tüzel kişilerce karşılanmaktadır. Sermayenin anonim şirket için zaruri olması nedeniyle taahhüt edilen sermayenin eksiksiz olarak yerine getirilmesi önem arz etmektedir. Nitekim, taahhüt edilen sermayenin ilgililerce yerine getirilmemesi durumunda uygulanacak müeyyideler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda(yTK) yer almıştır. Ayrıca kanunun 329.maddesinde pay sahiplerinin sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payı ile şirkete karşı sorumlu oldukları hükmü ibaresi mevcuttur. Bu hüküm gereğince anonim şirket ortaklarının şirketin borçlarından sorumluluğu, şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olmaktadır. Dolayısıyla taahhüt edilen sermaye tutarını aşan borçlar için ortakların sorumluluğu doğmamaktadır. Bu çalışmamızda, anonim şirketlerde sermaye olarak taahhüt edilebilecek değerler, bu taahhütlerin yerine getirilme zamanı ve sermaye taahhü*19 Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Müfettişi

MART - NİSAN 2014

129


MALİ

ÇÖZÜM

dünün yerine getirilmemesi durumunda uygulanacak müeyyideler ile ayni sermayenin değerlemesinde yapılan yolsuzluklara ilişkin cezai hükümler konuları üzerinde durulacak, yeri geldikçe 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu arasındaki farklı düzenlemelere yer verilecektir. II-SERMAYE OLARAK TAAHHÜT EDİLEBİLECEK DEĞERLER II.I. Genel Olarak 6102 sayılı Kanunun esas sözleşmenin içeriğini düzenleyen 339.maddesinde; şirketin sermayesi ile her payın itibari değeri ve bunların ödenmesinin şekil ve şartlarının esas sözleşme de yer alması gerektiği belirtilmiştir. Kanun hükmü gereği ortaklarca taahhüt edilen sermaye tutarı esas sözleşmeden öğrenilebilecektir. Tek düzen muhasebe sistemi gereği taahhüt edilen sermaye tutarları 501 Ödenmemiş Sermaye Hesabına alınırken ortaklarca yapılan ödemeler 500 Sermaye Hesabında izlenmektedir. II.II. Ayni Sermaye Unsurları yTK’nın 127.maddesinde ticaret şirketleri için belirtilen sermaye olarak konulabilecek değerler şunlardır: -Para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar, -Fikri mülkiyet hakları, -Taşınırlar ve her çeşit taşınmaz, -Taşınır ve taşınmazların faydalanma ve kullanma hakkı, -Kişisel emek ve ticari itibar, -Ticari işletmeler, -Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler, -Maden ruhsatnamaleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar, -Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer. Ancak, maddenin ikinci fıkrasında anonim şirketlere konulabilecek sermaye unsurları için istisna getirilmiştir. Buna göre, anonim şirketlerde ayni sermaye konulabilecek unsurları düzenleyen yTK’nın 342.maddesinde; üzerlerinde sınırlı bir ayni hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikri mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dahil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş ala130

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

caklar sermaye olamaz denilmektedir. Görüleceği üzere, ticaret şirketlerine ilişkin genel hükümlerde fikri mülkiyet haklarının tamamı taahhüt edilebilirken anonim şirketlerde bu kapsam daraltılmıştır. Bunun nedeni ise gerekçede sermayenin korunması ilkesine bağlanmıştır. Ayrıca kişisel emek ve ticari itibar anonim şirketlerde sermaye olamayacaktır. 6102 sayılı kanunda yer alan 342.madde yeni ihdas edilmiş olup 6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu’nda(eTK) karşılığı bulunmamaktadır. eTK’da sermaye koyma borcu 139.madde de düzenlenmişti. yTK bu hükümlerinin bazıları aynen korunmuş bazı hükümlerde ise değişikliğe gidilmiştir. Yeni düzenlemede sınai haklar yerine daha geniş kapsamlı ifadeyi içeren fikri mülkiyet hakları, menkul şeyler yerine sermaye şirketlerine ait paylar ibareleri kullanılmıştır. Değişen şartlar ve gelişen ticaret anlayışıyla birlikte eTK’da yer almayan elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretlerde sermaye olarak konulabilecek unsurlar olarak yTK’da yerini almıştır. Diğer taraftan, getirilen yeniliklerden bir diğeri kanunun 128.maddesinde; “Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya şerh verildiği, fikrî mülkiyet hakları ile diğer değerler, varsa özel sicillerine, bu hüküm uyarınca kaydedildikleri ve taşınırlar güvenilir bir kişiye tevdi edildikleri takdirde ayni sermaye kabul olunur” şeklinde yer almıştır. Bu hüküm sermaye olarak konulan para dışındaki değerleri korumak, şirketin kuruluş aşamasında sorunlarla karşılaşılmamasını sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Taşınmaz mülkiyeti veya sair ayni bir hak sermaye olarak konulmuşsa, şirketin bunlar üzerinde tasarruf edebilmesi için tapu siciline tescil gerekir. Ayni sermaye olarak konulmuş bulunan taşınmazlar ve diğer haklar zaten tapu sicili ile diğer sicillere şerh verilmiş veya kayıt edilmiş olacaklarından(128.madde gereği) sicil müdürünün bunların şirket adına tescili talebi resen ve hemen yapılır. Tapu sicili memuru ile diğer sicillerin yetkilileri tescil işlemini gerçekleştirir. Paradan başka ekonomik bir değer veya bir taşınırın sermaye olarak konulmasının borçlanılması halinde şirket, tüzel kişiliği kazandığı andan itibaren bunlar üzerinde malik sıfatıyla doğrudan tasarruf edebilme imkanını yeni yasayla birlikte sağlamış olmaktadır. II.III. Nakdi Sermaye 6102 sayılı yTK ile birlikte eTK’dan farklı olarak nakdi sermaye payları için kanunun 344.maddesinde ayrı bir başlık açılmıştır. Buna göre, MART - NİSAN 2014

131


MALİ

ÇÖZÜM

nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmibeşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamı tescilden önce ödenir. Tescilden önce ödenen tutarın dışında kalan sermaye borcunun, tescili izleyen yirmidört ay içinde ödenmesi şartı ile sermayenin ödenmemiş kısmının unutulmaya bırakılması sağlanmış, bu yolla “sermayenin korunması ilkesine”(genel gerekçe 57 ve 50 numaralı paragraf) uygun hareket edilmiştir. III- SERMAYE TAAHHÜTÜNÜN ÖDENECEĞİ YER Kanunun 480/3.maddesi gereğince pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler, ancak tasfiye payına ilişkin hakları saklıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 343. maddesine göre nakdî ödemeler, 19.10.2005 tarih ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na bağlı bir bankada, kurulmakta olan şirket adına açılacak özel bir hesaba, sadece şirketin kullanabileceği şekilde yatırılır. Taahhüt edilen payların, kanunda veya esas sözleşmede öngörülmüş bulunan ve Kanun’da yazılı olandan daha yüksek olan tutarlarının ödendiği, ticaret siciline yöneltilecek bir banka mektubu ile ispatlanır. Banka, bu tutarı, şirketin tüzel kişilik kazandığını bildiren bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, sadece şirkete öder. Şirket, 335. maddenin birinci fıkrasında öngörülen noter onayı tarihinden itibaren, üç ay içinde tüzel kişilik kazanamadığı takdirde, bu hususu doğrulayan bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, bedeller banka tarafından sahiplerine geri verilir. IV- SERMAYE TAAHHÜDÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİ DURUMUNDA UYGULANACAK MÜEYYİDELER Sermaye borçlarının yerine getirilmesi şirketin temsil organınca her bir ortaktan istenebilir. Ödemeye çağrının şekli kanunun 481.maddesinde yer almıştır. Buna göre, yönetim kurulunca payların bedelleri esas sözleşmede başkaca hüküm bulunmadığı taktirde pay sahiplerinden ilan yoluyla istenir. İlanda ödenmesi istenen sermaye borcunun oranı veya tutarı ile ödeme tarihi ve ödemenin nereye yapılacağı açıkça belirtilir. 6102 sayılı kanunun 128.maddesinde, şirketin, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebileceği belirtilmiştir. Tazminat istemi için ihtar şarttır. Ortaklarca, 132

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

sermaye olarak konulması taahhüt edilen hakların korunması için, kurucular tarafından ortaklar aleyhine ihtiyati tedbir istenebilir. Tedbir üzerine açılacak davalar için, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda öngörülen süre ancak şirketin tescil ve ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlar. Şirket, ortaktan sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği, ortağı dava edebileceği yahut uğradığı zararın tazminini isteyebileceği gibi, sermaye koyma borcunu zamanında yerine getirmeyen ortaktan temerrüt faizi de talep edebilecektir. Nitekim yasanın 482/1.maddesine göre sermaye koyma borcunu süresi içinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara gerek olmaksızın, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Yine yasanın 129.maddesinde; zamanında ifa edilmeyen sermaye para ise, 128. madde gereğince tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, aksine şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede hüküm yoksa, şirketin tescili anından itibaren temerrüt faizi de ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yönetim kurulunun, Kanun’un 482. maddesinin ikinci fıkrasına göre mütemerrit pay sahibini, iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakmaya ve söz konusu payı satıp yerine başkasını almaya ve kendisine verilmiş pay senedi varsa, bunları iptal etmeye yetkisi bulunmaktadır. İptal edilen pay senetleri ele geçirilemiyorsa iptal kararı 35. maddede yazılı gazetede ve ayrıca esas sözleşmenin öngördüğü şekilde ilan olunur. Sermaye taahhüdünün ödenmesi konusunda temerrüde düşülmesi halinde ortaklardan temerrüt faizi dışında yasanın 482/3.maddesi hükmü gereğince esas sözleşmeyle belirlenmesi şartıyla sözleşme cezası talep edilebilir. Bununla birlikte aynı maddenin 4.fıkrasında temerrüt halinde şirketin tazminat hakkının saklı olduğu belirtilmiştir. Tazminata ilişkin yasanın 128.maddesin de hüküm belirtilmişti. 6102 sayılı kanunun 483. maddesine göre; 482. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının uygulanabilmesi için, yönetim kurulu tarafından, mütemerrit pay sahibine, 35. maddede yazılı gazete ile esas sözleşmenin öngördüğü şekilde ilan yoluyla şirketin internet sitesinde de yayımlanacak bir mesajla ihtarda bulunulur. Bu ihtarda, mütemerrit pay sahibinin  temerrüde konu olan tutarı bir ay içinde ödemesi, aksi hâlde, ilgili paylara ilişkin haklarından yoksun bırakılacağı ve sözleşme cezasının isteneceği belirtilmelidir. Nama yazılı pay senetlerinin sahiplerine bu davet ve ihtarın, ilan yerine, iadeli taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajı ile MART - NİSAN 2014

133


MALİ

ÇÖZÜM

yapılacağı aynı madde de düzenlenmiştir. Sermaye taahhüdünü yerine getirmede temerrüde düşen pay sahibinin, yeni pay sahibinin ödemelerinden açık kalan tutar için şirkete karşı sorumlu olduğuna dair eTK’da yer alan hüküm yTK’da aynen korunmuştur. V-AYNİ SERMAYEYE DEĞER BİÇİLMESİNDE YOLSUZLUK Ayni sermaye likit halde olmadığından değerlemesi yapıldıktan sonra taahhüt edilen sermayede karşılığını bulmaktadır. Nitekim değerleme sonuçları esas sözleşmede de yer almaktadır. Yasanın 343.maddesinde ayni sermayenin değerlemesine ilişkin hüküm belirtilmiştir. Buna göre, konulan ayni sermayeye şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilecektir. Değerleme sonunda bir rapor düzenlenir. Bu raporda, değerleme yönteminin somut olayın özellikleri bakımından herkes için en adil ve uygun seçim olduğu, sermaye olarak konulan alacakların gerçekliği ve geçerliği, tahsil edilebilirliği ve tam değeri ile ayni olarak konulan varlıklara karşılık gelen pay miktarı ile Türk lirası karşılığı, tatmin edici ve hesap verme ilkesine uygun biçimde belirtilir. Bu raporlar mahkemenin onaylaması sonrasında kesinleşmektedir. Mahkemece onaylanan raporda belirtilen ayni sermaye değerlemeleri şirketin esas sözleşmesinde yer alacağından ve taşınmazların tapuya şerh verilmeleri ve taşınırların da tevdi edilmeleri şart olduğundan ticaret sicili müdürü yapılan değerlemeyi arayacak, aksi halde ayni sermayeyi kabul etmeyecektir. yTK’nın 551. maddesine göre, aynî sermayenin veya devralınacak işletme ile ayınların değerlemesinde emsaline oranla yüksek fiyat biçenler, işletme ve aynın niteliğini veya durumunu farklı gösterenler ya da başka bir şekilde yolsuzluk yapanlar, bundan doğan zarardan sorumludur. Ayni sermayeye değer biçilmesinde yolsuzluk yapılması hükmü eTK’da 307. madde de yer almaktaydı. Buna göre, değer biçilmesinde hileye başvurulması da yolsuzluk kapsamında iken yTK’da hile kavramı yer almamıştır. Yukarıda bahsedilen 551.maddede ki hüküm değer biçilmesinde yolsuzluğa başvurulması karşısındaki hukuki sorumluluğu düzenlemiştir. Bunun yanında, yasanın 562.maddesinde yapılan yolsuzluğun cezai sorumluluğu yer almıştır. Buna göre, “aynî sermayenin veya devralınacak işletme ile ayınların değerlemesinde emsaline oranla yüksek fiyat biçenlere, işletme ve aynın niteliğini veya durumunu farklı gösterenlere ya da başka bir şekilde yolsuzluk yapanlara” doksan günden az olmamak üzere adlî para cezası verilecektir. 134

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

VI-SERMAYE HAKKINDA YANLIŞ BEYAN VE ÖDEME YETERSİZLİĞİNİN BİLİNMESİ yTK’nın 550. maddesinin birinci fıkrasına göre; sermaye tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, “taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu olmaları şartıyla, şirket yetkilileri”, bu payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler. Yine sermaye  taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay verenler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumlu olurlar(yTK md. 550/2). Sermayenin, tamamıyla taahhüt olunmadığı veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmediği halde, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığının bilinmesine rağmen, buna onay verenlerin hukuki sorumluluğunun yanında üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılması da söz konusu olabilecektir. VII-SONUÇ Ticaret şirketlerine ayni sermaye olarak koyulabilecek değerler kanunda genel olarak belirtilmiş olmakla birlikte, anonim şirketlerde genel hükümlerden farklı olarak fikri mülkiyet haklarının kapsamı daraltılmış, emek ve ticari itibarın sermaye olarak konulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ayni sermaye dışında nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmibeşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenmesi gerekmektedir. Taahhüt edilen sermayenin ortaklarca karşılanmaması durumunda şirket, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebilecektir. Ayrıca sermaye koyma borcunu süresi içinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara gerek olmaksızın, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Esas sözleşmede yer alması şartıyla temerrüt faizi dışında sözleşme cezası da talep edilebilecektir. Yasada aynî sermayenin veya devralınacak işletme ile ayınların değerlemesinde emsaline oranla yüksek fiyat biçenlere, işletme ve aynın niteliğini veya durumunu farklı gösterenlere ya da başka bir şekilde yolsuzluk yapanlara” doksan günden az olmamak üzere adlî para cezası MART - NİSAN 2014

135


MALİ

ÇÖZÜM

öngörülmüştür. Sermayenin, tamamıyla taahhüt olunmadığı veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmediği halde, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığının bilinmesine rağmen, buna onay verenlerin de üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılması söz konusu olabilecektir. KAYNAKÇA Karahan, Sami(2012). Şirketler Hukuku. Konya: Mimoza Yayınları. Pulaşlı, Hasan(2012). Yeni Şirketler Hukuku Genel Esaslar. Ankara: Adalet Yayınevi. T.C. Yasalar (09.07.1956). 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (9353 sayılı) T.C. Yasalar (14.02.2011). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (27846 sayılı)

136

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

VERGİ İNCELEMELERİ SONUCU TARH EDİLEN VERGİ İLE KESİLEN CEZALAR NASIL MUHASEBELEŞTİRİLİR? ** Rızkullah ÇETİN20

1-GİRİŞ 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (T.C. Yasalar, 1961) 134’üncü maddesinde vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu hüküm altına alınmış, vergi incelemesini kimlerin yapacağı ise söz konusu Kanun’un 135’inci maddesinde sayılmıştır. Vergi incelemesi, neticesi alınmamış hesap dönemi de dahil olmak üzere, tarh zamanaşımı (Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler) süresi sonuna kadar her zaman yapılabilir. Evvelce inceleme yapılmış veya matrahın re’sen takdir edilmiş olması yeniden inceleme yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline mani değildir. Vergi incelemeleri sonucu tespit edilen hususlar vergi inceleme raporu ile ortaya konmaktadır. Bu raporlarda, yapılan incelemeler sonucu resen ve ikmalen tarh edilen vergiler, bulunan matrah farkları ve kesilmesi önerilen cezalar yer almaktadır. Mükellefler dilerse bu raporlar sonucu düzenlenen vergi/ceza ihbarnamelerine karşı, yargı yoluna gidebilir, cezalarda indirim talebinde bulunabilir ya da sorunun idari aşamada çözülmesini isteyerek, tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası uzlaşma müessesesinden faydalanabilir. Bu makalemizde ise yapılan incelemeler sonucunda tespit ve tenkit edilen hususlarla ilgili olarak düzenlenecek vergi inceleme raporlarında bulunan matrah farkları üzerinden tarhı önerilen vergiler, kesilmesi önerilen vergi cezaları ile hesaplanması gereken gecikme faizlerinin muhasebeleştirilmesi işlenecektir. 2-VERGİ CEZALARI NELERDİR? MÜKELLEFLERE NASIL TEBLİĞ EDİLİR? Vergi incelemeleri sonucunda bulunan matrah farkı üzerinden salınan vergi ve vergi cezalarını kesme yetkisi, mükellefin bağlı bulunduğu vergi dairesine aittir. VUK’un 4’üncü maddesinde “Vergi Dairesi” mükellefi tespit eden, vergiyi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden daire olarak *20 Vergi Müfettişi

MART - NİSAN 2014

137


MALİ

ÇÖZÜM

tanımlanmıştır. Vergi incelemeye yetkili olanların vergi incelemesi sırasında tespit etmiş olduğu vergi kayıpları dolayısıyla kesilecek cezalar ise Vergi Usul Kanunu’nun 112, 341, 344, 352, 353, 355, mükerrer 355 ve 359’uncu maddelerinde sayılmış olup, bu cezalar ise şunlardır; a) Usulsüzlük cezaları: Bu kapsamdaki cezalar VUK’un 352’nci maddesinde sayılmış olup, vergi kanunlarında belirtilmiş olan şekil ve usullere riayet edilmemesi durumunda uygulanır. Usulsüzlük cezalarının had ve tutarları her yıl VUK’a bağlı cetvellerde güncellenerek gösterilmektedir. b) Özel usulsüzlük cezaları: Bu kapsamdaki cezalar VUK’un 353, 355 ve mükerrer 355’inci maddelerinde sayılmış olup, vergi kanunları uyarınca düzenlenmesi gereken belgelerin düzenlenmemesi, alınıp verilmemesi, günlük işlenmesi gereken defterlere kayıtların yapılmaması, muhasebe standartları ve hesap planına uyulmaması, vergi incelemesi sırasında bilgi vermekten çekinilmesi gibi durumlarda uygulanacak olan cezalardır. c) Vergi ziyaı cezası: VUK’un 341 ve 344’üncü maddelerinde düzenlenen vergi ziyaı cezası, mükellef veya  vergi sorumlusunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder. ç) Gecikme Faizi: VUK’un 112’nci maddesinde açıklandığı üzere, ikmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyatlarda, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’(T.C. Yasalar, 1953) kapsamında tespit edilen gecikme zammı oranında (%1,40) gecikme faizi uygulanır. d) Kaçakçılık suçlarına ilişkin cezaları: Kaçakçılık suç ve cezaları VUK’un 359’uncu maddesinde sayılmış olup, mükellef veya vergi sorumlusunun kasıtlı olarak vergi kaybına sebep olması sonucu uygulanacak cezalardır. Bu madde de sayılan cezalar maddi cezalar olmayıp hürriyeti bağlayıcı cezalardır. Vergi inceleme elemanları, ibraz edilen defter ve belgeler üzerinde yaptıkları incelemeler ile harici araştırmalar neticesinde mükelleflerin eksik, hatalı veya hileli yollarla vergi ziyaına neden olduklarını tespit ederlerse vergi türleri itibariyle vergi inceleme raporları düzenleyeceklerdir. İlgili raporlarda tarh edilecek vergilere, kesilecek cezalara yer verilecektir. Ancak vergilerin tarh edilmesi ile cezaların kesilmesi düzenlenen vergi inceleme raporları ile değil vergi dairesince düzenlenen vergi/ceza ihbarnamesi ile yapılmaktadır. 138

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

İkmalen veya re’sen tarh edilen vergilerin hukuken bir değer kazanabilmesi için bu vergilerin ilgililerine mutlaka ihbarname ile tebliğ edilmesi gerekmektedir. İlgili husus VUK’un 34’üncü maddesinde “ ikmalen ve re’sen tarh edilen vergiler –ihbarname- ile ilgililere tebliğ olunur. Nev’i ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarname kullanılır” şeklinde hüküm altına alınmıştır. (Uçak,2013,41-46) 3-VERGİ CEZALARI GİDER OLARAK GÖSTERİLEBİLİR Mİ? 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun(T.C. Yasalar, 1960) 37’nci maddesinde ticari kazancın tanımı yapılarak bu kapsama giren faaliyetler sayılmış, 40’ıncı maddesinde bu kazançtan indirilebilecek giderler ve 41’inci maddesinde de indirilemeyecek giderler tek tek sayılmıştır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun(T.C. Yasalar, 2006) 6’ncı maddesinde safi kurum kazancının, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde esas olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazancın tespitine ilişkin hükümleri ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan indirilecek giderler, kanunen kabul edilmeyen giderler ve diğer indirimler bir bütün olarak dikkate alınacaktır. Vergisi Kanunu’nun 41/6’ncı maddesinde “ Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar” ın gider kabul edilmeyeceği belirtilmiş olup aynı Kanun’un 90’ıncı maddesinde ise “Gelir vergisi ile diğer şahsi vergiler ve her ne şekilde olursa olsun vergi cezaları ve para cezaları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler Gelir Vergisinin matrahından ve gelir unsurlarından indirilmez. Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri,vergi matrahından ve gelir unsurlarından indirilmez.” hükmü yer almaktadır. Benzer düzenleme Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11/1-d bendinde yer almaktadır. İlgili maddeye göre “Bu kanuna göre hesaplanan kurumlar vergisi ile her türlü para cezaları, vergi cezaları,21.07.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler ile Veri Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri” nin kurum kazancından indiMART - NİSAN 2014

139


MALİ

ÇÖZÜM

rilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla vergi cezaları dönem kazancının tespitinde “Kanunen Kabul Edilmeyen Gider” olarak dikkate alınacaktır. 4-VERGİ ASLI VE CEZALARININ MUHASEBELEŞTİRİLMESİ Vergi incelemeleri neticesinde bulunan matrah farkları üzerinden tarh edilen vergi ve cezaların muhasebeleştirilmesi vergi ve cezaların kesin1 sonucunda mükellefler, leşmesi ile yapılacaktır. Verginin kesinleşmesi21 vergi aslı ve cezaların muhasebeleştirilmesinde yukarıda belirtmiş olduğumuz Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nda belirtilen hükümler çerçevesinde muhasebe kayıtlarını yapmaları gerekmektedir. Konuyu örneklerle açıklayacak olursak; Örnek 1: Yapılan bir vergi incelemesi sonucu beş ortaklı A Yapı Denetim ve İnşaat AŞ’nin 2011 yılında satmış olduğu 150 m2 lik 30 adet gayrimenkule ait beyanını eksik yaptığı tespit edilmiştir. Vergi inceleme raporu sonucunda mükellef hakkında 250.000 TL kayıt dışı hasılat tespit edilmiş, Kurumlar Vergisi, Geçici Vergi, KDV tarhiyatı istenmiş, vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezası kesilmiştir. Mükellefin talebi gereğince 10.06.2013 tarihinde yapılan tarhiyat öncesi uzlaşmada 50.000 TL Kurumlar Vergisi, 45.000 TL KDV, 40.000 TL Vergi Ziyaı ve 5.000 TL özel usulsüzlük cezası tutarında uzlaşılmıştır (Geçici vergi ihmal edilmiştir). Uzlaşma tutanağı 10.06.2013 tarihi itibariyle taraflarca imza altına alınmıştır. Aynı tarihte vergi dairesince ayrıca 20.000 TL gecikme faizi hesaplanmıştır. Uzlaşmanın vaki olduğu tarihte işletme aşağıdaki kaydı yapacaktır. Kayıt dışı kurum kazancı Tarh Edilen Kurumlar Vergisi Vergi Sonrası Kar KDV Vergi Ziyaı Özel Usulsüzlük Cezası Gecikme Faizi

: 250.000 : 50.000 (250.000*%20) : 200.000 : 45.000 : 40.000 : 5.000 : 20.000

121 Vergi kesinleşmesinden kasıt ise, dava açma süresi içinde dava açılmaması, yargı mercilerince nihai kararın verilmiş olması veya uzlaşmanın vaki olması gibi hallerde, verginin kesinleşmesi ve itiraz edilmeyecek durumda olmasıdır.

140

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

-------------------10.06.2013------------------------131-Ortaklardan Alacaklar 295.000 Ortak A:59.000 Ortak B:59.000 Ortak C:59.000 Ortak D:59.000 Ortak E:59.000 770-Genel Yönetim Gideri 65.000 (-KKEG) 770.01 Vergi ziyaı 770.02 Özel usulsüzlük c. 770.03 Gecikme faizi 671-Önceki Dönem Gelir Ve Karlar (Vergiye Tabi Olmayan Gelir) 368-Vadesi Geçmiş Ertelenmiş Veya Taksitlendirilmiş Vergisel Yükm. 368-01 Kurumlar Vergisi 368-02.KDV 369-Ödenecek Diğer Yükümlülükler 369-01 Vergi Ziyaı, 369-02 Özel Usulsüzlük C. 369-03,Gecikme Faizi -----------------------------------------------

200.000

95.000

65.000

Ortaklardan alacaklar hesabına kaydedilen tutarlar şirket ortaklarının payları oranında dağıtılır. Söz konusu vergi ve cezalar bir ay içinde ödenmesi gerekmektedir. Ödenmesi halinde şu kayıt yapılacaktır.

MART - NİSAN 2014

141


MALİ

ÇÖZÜM

-------------------10.07.2013---------------------------368-Vadesi Geçm. Ertl. Veya Takl. V. Yükm 95.000 368-01 Kurumlar V. 368-02 KDV 369-Ödenecek Diğer Yükümlülükler 65.000 369-01 Vergi Ziyaı 369-02 Özel Usulsüzlük C. 369-03Gecikme F. 102-Bankalar 160.000 ----------------------------------------------------------Bazı kaynaklarda vergi sonrası kar kısmının takip edildiği 671-Önceki Dönem Gelir Ve Karlar hesabının yerine 570- Geçmiş Yıllar Karları hesabı kullanılmaktadır. Bu hesabın kullanılması durumunda söz konusu kar kısmı yedek akçe hesaplaması dışında kalmış olacaktır. Zaten bu hesap genel itibariyle dönem sonlarında kullanılmaktadır. Ayrıca unutulmaması gereken diğer bir husus da 671-Önceki Dönem Gelir Ve Karlar hesabına kaydedilen vergi sonrası karın cari dönem kazancının tespitinde vergi matrahının dışında tutulması (Vergiye Tabi Olmayan Gelir olarak) gerekmektedir. (Yılmaz, Çetin, 2013) Ancak ticari kazancın hesabında dikkate alındığından yedek akçelerin hesaplanmasına dahil edilecektir. Örneğin, işletmenin 2013 hesap dönemi kurum kazancı 500.000,00 TL ise; -Ticari Bilanço Karı------------------------ 500.000,00 TL -Vergiye Tabi Olmayan Gelirler (-)----- 200.000,00 TL -Mali Kar------------------------------------ 300.000,00 TL olmaktadır. Örnek 2: Z Ltd. Şti’nin 2013 yılına ilişkin vergi incelemeleri neticesinde düzenlenen vergi inceleme raporunda; Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi’nin beşinci fıkrasında “Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın % 5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilir. Bu şekilde ceza kesilen mükellefler hakkında üçüncü fıkra hükmü uygulanmaz. (6009 sayılı Kanun’un(T.C. Yasalar, 2011) 12 inci maddesiyle eklenen 142

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

cümle Yürürlük; 01.08.2010) Ancak, bu fıkra uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 800.000 TL’yi (422 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği (Maliye Bakanlığı, 2012) ile 1.1.2013’den itibaren  940.000 -TL) geçemez.” hükmü yer almakta olup, 332 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde(Maliye Bakanlığı, 2004) ise 01.05.2004 tarihinden itibaren tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerin 8.000,00 TL’yi aşan işlemleri ile ilgili olarak ilgili madde hükmünün uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca söz konusu kanun maddesinde de belirtildiği gibi özel usulsüzlük cezaları her bir işlem için ayrı ayrı ve 2013 yılı en az ceza haddi olan 1.200,00 TL dikkate alınarak hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Z Ltd. Şti’ne tevsik zorunluluğuna uymaması nedeniyle 24.000 TL özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mükellefin tarhiyat öncesi uzlaşma talep etmesi dolayısıyla, 03.03.2014 tarihinde yapılan uzlaşma sonucu 5.000,00 TL özel usulsüzlük cezasında uzlaşılmıştır. -------------------03.03.2014------------------------770-Genel Yönetim Gideri 5.000 ( -KKEG) 770.01 Özel usulsüzlük cezası 369-Ödenecek Diğer Yükümlülükler 5.000 369-01 Özel Usulsüzlük Cezası ----------------------------------------------------------Örnek 3: X Ltd. Şti’nin 2012 hesap dönemi kayıt ve işlemleri vergi müfettişince 2013 yılında incelenmiş ve inceleme neticesinde, mükellef kurumun aktifine kayıtlı taşıtlar için ilgili yılda 5.000 TL amortisman ayırması gerekirken 50.000 TL amortisman ayırdığı tespit edilmiştir. İnceleme sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporunda mükellef kuruma adına gerekli vergi ve cezalar önerilmiş ve 03.03.2014 tarihinde yapılan tarhiyat öncesi uzlaşma neticesinde mükellef kurum adına 9.000 TL kurumlar vergisi, 4.000 YL vergi ziyaı ödenmesi konusunda uzlaşılmıştır. Ayrıca verginin normal vade tarihinden uzlaşma tutanağının düzenlendiği tarih arasında geçen süreye isabet eden gecikme faizi ise 1.500. TL dir.

MART - NİSAN 2014

143


MALİ

ÇÖZÜM

Fazladan ayrılan amortisman farkı (50.000-5000) Tarh edilecek kurumlar vergisi (45.000*%20) Vergi Sonrası kar (45.000-9.000) Vergi Ziyaı Gecikme Faizi

: 45.000 : 9.000 : 36.000 : 4.000 : 1.500

-------------------03.03.2014------------------------257-Birikmiş Amortismanlar 45.000 770-Genel Yönetim Gideri 5.500 (-KKEG) 770.01 Vergi ziyaı 770.02 Gecikme faizi --------------------

671-Önceki Dönem Gelir Ve Karlar 36.000 (Vergiye Tabi Olmayan Gelir) 368-Vadesi Geçmiş Ertelenmiş Veya Taksitlendirilmiş Vergisel Yükm. 9.000 368-01 Kurumlar Vergisi 369-Ödenecek Diğer Yükümlülükler 5.500 369-01 Vergi Ziyaı 369-02 Gecikme Faizi ----------------------------

5- SONUÇ Ödenmesi gereken verginin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak için vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca yapılan vergi incelemesi sonucu, tarhiyat yapılması ve ceza kesilmesi için vergi inceleme raporu düzenlenmektedir. Bu rapora istinaden yapılan tarhiyatlar sonucu, verginin kesinleşme tarihi itibariyle de tarh edilen vergi ve cezanın muhasebe kaydının yapılması gerekmektedir. Muhasebe kayıtlarının yapılmasında dikkat edilecek husus ise 671-Önceki Dönem Gelir Ve Karlar hesabına kaydedilen vergi sonrası karın cari dönem kazancının tespitinde vergi matrahının dışında tutulması (Vergiye Tabi Olmayan Gelir olarak) gerekmektedir. Ayrıca kayıt dışı hasılatın muhasebe kaydında 131-Ortaklardan Alacaklar hesabının alt hesabında kayıt dışı hasılatın ortakların payları oranında dağıtımı yapılmalıdır. 144

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

KAYNAKÇA Maliye Bakanlığı (27.04.2004) 332 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği. Ankara: Resmi Gazete (25445 sayılı) Maliye Bakanlığı (31.12.2012) 422 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği. Ankara: Resmi Gazete (28514 sayılı) T.C. Yasalar (06.01.1961) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (10700 sayılı) T.C. Yasalar (10.01.1961) 213 sayılı Vergi Usul Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (10703 sayılı) T.C. Yasalar (21.06.2006 ) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (26205 sayılı) Uçak Mesut,(2013) ”Vergi İnceleme Raporlarına İstinaden Tarh Edilen Vergi İle Kesilen Cezaların Cari Dönemde Muhasebeleştirilmesi” Dayanışma Dergisi. 205 (2013) : 41-46 Yılmaz, Osman ve Çetin, Rızkullah,(2013) “Vergi İncelemeleri Sonucu Tespit Edilen Matrah Farkları ve Vergi Cezalarının Muhasebeleştirilmesi” Yaklaşım Dergisi, 243 (2013) : 546-551

MART - NİSAN 2014

145


MALİ

ÇÖZÜM

YATIRIM İNDİRİMİNDE NİHAİ DURUM İdris KÖSE*22* Öz 1963 yılında 202 sayılı Kanun ile vergi mevzuatımıza giren yatırım indirimi; 5479 sayılı Kanun ile 01.01.2006 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmış ve söz konusu kanuna istinaden elde edilen hakların korunmasına yönelik olarak Gelir Vergisi Kanun’unun geçici 69’uncu maddesi düzenlenmiştir. Bu madde hükmü ile; geçmiş dönemlerden devreden yatırım indirimi ile 01.01.2006 tarihinden sonra belirli şartlar dahilinde yapılan yatırımlardan kaynaklanan yatırım indirim tutarlarını kullanma hakkı 2006, 2007 ve 2008 yılları ile sınırlandırılmış ancak söz konusu düzenlemede yer alan süre kısıtlaması Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararındaki gerekçeler de dikkate alınarak 6009 sayılı Kanun ile mezkur geçici madde de değişiklikler yapılmış ve buna istinaden süre kısıtlaması kaldırılarak yatırım indirimi istisnası olarak indirilecek tutarlar ilgili kazancın %25’ini aşamaz hükmü getirilmiştir. Yatırım indirimi istisnasından yararlanma hakkına getirilen %25’lik oransal sınırlamada Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Bu karar dahilinde mükellefler vergi matrahının tespitinde yatırım indirimi istisnasından kaynaklanan indirim tutarlarının tamamını dikkate alabileceklerdir. Anahtar Sözcükler: Yatırım İndirimi İstisnası, GVK geçici 69.madde, Anayasa Mahkemesi Kararları 1. GİRİŞ Yatırım indirimi uygulaması ilk olarak; ülkemizin makro ekonomik düzeyde kalkınması ve özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesi kapsamında 19.02.1963 tarih ve 202 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanun’una eklenen Ek1-6 maddeleriyle birlikte vergi sistemimizde yerini almıştır. Yarım yüzyılı aşkın bir süredir uygulamada yerini alan yatırım indirimi istisnası, birçok kereler değişikliğe uğramasına karşın günümüze kadar ulaşmış ancak 5479 sayılı Kanun’un 2’nci maddesiyle 01.01.2006 tarihi *22 Vergi Müfettişi

MART - NİSAN 2014

147


MALİ

ÇÖZÜM

itibariyle yürürlükten kaldırılmıştır. Mükelleflerin hak kaybına uğramamaları amacıyla yatırım indirim tutarlarını 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından indirim konusu yapabileceğine ilişkin geçiş hükümleri Geçici 69’uncu maddede düzenlenmiştir. Ancak söz konusu düzenlemede yer alan süre kısıtlaması Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı görülmesinden dolayı iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararının ardından yapılan 6009 sayılı yeni düzenlemeyle süre kısıtlaması kaldırılırken bunun yerine “vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak dikkate alınabilecek tutarların ilgili dönem kazancının %25’ini aşamaz” şeklinde oransal bir sınırlama getirilmiştir. Binaenaleyh yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesi tarafından benzeri gerekçelerle iptal edilmiş ve iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlanacağı tarihe kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Bu çalışmamızda; 5479 sayılı Kanun ile 01.01.2006 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılan ve mükelleflerin kazanılmış haklarına yönelik olarak düzenlenen geçici maddeler ile bunlara ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda yatırım indirimi istisnasında son durum ele alınacaktır. 2. 4842 SAYILI KANUN KAPSAMINDA YATIRIM İNDİRİMİ UYGULAMASI 4842 sayılı Kanun’un 1’inci maddesiyle yatırım indirimi istisnası GVK mülga 19. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve yatırım indirimi istisnasını düzenleyen GVK’nın ek 1 ile ek 6’ncı maddeleri anılan Kanun’un37/1-c maddesiyle 24.04.2003 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. 4842 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle GVK’na eklenen geçici 61’inci madde uyarınca 24.04.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri çerçevesinde yapılan yatırımlara GVK’nın kaldırılan ek 1 ile ek 6’ncı maddelerinin uygulanmasına devam edilmiştir.( Beyanname Düzenleme Kılavuzu, 2013, 67) 2.1. GVK Geçici 61. Madde Kapsamında Yatırım İndirimi Uygulaması Gelir Vergisi Kanun’unun 19 uncu maddesinde yatırım indirimi istisnası yeniden düzenlenmiş ve bu kapsamda yatırım indirimi uygulamasında, teşvik belgesi alma zorunluluğu kaldırılmış, bölge ve sektör ayrımına 148

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

dayalı farklı yatırım indirimi oranı uygulamasına son verilmiş ve yatırım indirimi oranı % 40 olarak belirlenmiştir. Ayrıca, yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar üzerinden yapılan gelir vergisi tevkifatı karın dağıtımı aşamasına çekilmiş ve tevkifat oranı düşürülmüştür. Geçici 61 inci maddede yer alan düzenleme ise, 24/04/2003 tarihine kadar teşvik belgesi almak üzere müracaatta bulunmuş olan mükelleflerin, bu yatırımlarını 24/04/2003 tarihinden önce geçerli olan hükümler çerçevesinde tamamlayabilmelerine ve daha önceki dönemlerde hak kazandıkları ancak ilgili yıllarda kazançlarının yetersiz olması dolayısıyla indiremedikleri istisna tutarlarını kullanabilmelerine olanak sağlamak üzere yapılmıştır. Düzenleme 24/04/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenmiş teşvik belgelerini kapsamaktadır. Bu müracaatlara ilişkin teşvik belgelerinin düzenlenme tarihinin uygulama açısından bir önemi bulunmamaktadır. 24/04/2003 tarihinden itibaren yapılacak müracaatlara ilişkin olarak düzenlenecek teşvik belgeleri kapsamında yapılacak yatırımlara konu iktisadi kıymetler Gelir Vergisi Kanun’unun 19 uncu maddesi hükmü çerçevesinde yatırım indiriminden yararlanacaktır. 2.2. GVK’nın Mülga 19. Maddesi Kapsamında Yatırım İndirimi Uygulaması 4842 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi ile GVK’ya eklenen mülga 19’uncu maddede yatırım indirimi istisnası yeniden düzenlenmiş, yatırım indiriminden yararlanabilmek için teşvik belgesi alma zorunluluğu kaldırılmış ve yatırım indirimi istisnası tutarının tespitinde bölge ve sektör ayrımına dayalı farklı yatırım indirimi oranı uygulamasına son verilerek tek oran uygulamasına geçilmiştir. Diğer taraftan 4842 sayılı Kanun’la GVK’nın 94/6-b-ii maddesinde yer alan istisna kazançlara ilişkin gelir vergisi tevkifatı kaldırılmış dolayısıyla GVK’nın mülga 19’uncu maddesinde yatırım indirimi istisnasından yararlanan kurumlar vergisi mükelleflerinin söz konusu istisna tutarı üzerinden gelir vergisi tevkifat yapma zorunluluğu da bulunmamaktadır. (Beyanname Düzenleme Kılavuzu, 2013, 70) 2.2.1. Yatırım İndiriminin Konusu ve Oranı Yatırım indiriminin konusu, dar mükellefiyete tâbi olanlar dahil, ticarî veya ziraî kazançları bilanço esasına göre tespit edilen vergiye tâbi mükelleflerin (adi ortaklıklar, kollektif ve adi komandit şirketler ile kurumlar MART - NİSAN 2014

149


MALİ

ÇÖZÜM

vergisi mükellefleri dahil) faaliyetlerinde kullanmak üzere satın aldıkları veya imal ettikleri amortismana tabi iktisadi kıymetlerden yeni olanlarıdır. Oranı ise, bu iktisadi kıymetlerin maliyet bedellerinin %40’ ıdır. Deneme üretimi maliyetleri ve malzeme bedelleri amortismana tabi iktisadi kıymet niteliğinde değerlendirilemeyeceğinden yatırım indirimine konu edilemez. Ayrıca, Petrol Kanunu ve Maden Kanununa göre yürütülen arama ve sondaj faaliyetleri için yapılan ve aktifleştirilen harcamalar yatırım indirimi istisnası uygulamasından yararlanacaktır. Petrolün çıkartılması, maden yatağının bulunması ile işletilmesi arasında meydana gelen, madenin ve petrolün işletilmesi öncesi yapılan ve aktifleştirilen harcamalar arama ve sondaj faaliyetleri için yapılan harcamalar kapsamında değerlendirilecektir. 2.2.2. Yatırım İndirimi Uygulanacak Kazançlar Yatırım indirimi istisnası, bilanço esasına göre tespit edilen ticari veya zirai kazançlara uygulanır. Diğer bir ifade ile İşletme Hesabı Esası veya Basit Usulde tespit edilen ticari veya zirai kazanca yatırım indirimi istisnası uygulanması mümkün değildir. Mükelleflerin bilanço esasına göre tespit edilen birden fazla şahsi işletmesi varsa, yatırım indirimi “ticari kazançlar toplamına” uygulanacaktır. Ancak, bilanço esasına göre tespit edilen hem ticari hem de zirai işletmesi olan bir mükellefin ticari faaliyeti ile ilgili olarak yaptığı yatırımdan dolayı hak kazandığı yatırım indirimini, zirai faaliyetinden sağladığı kazançtan indirmesi mümkün değildir. Yatırım indirimi uygulaması açısından adi şirketler ile kollektif ve adi komandit şirketler, bağımsız birer ünite olarak kabul edilmişlerdir. Bu nedenle, bunların yaptıkları yatırımlara ait indirim, ortaklığın bünyesi içinde kalacak ve dolayısıyla ortaklar hisselerine isabet eden indirim tutarlarını, vermiş oldukları yıllık beyannamelerinde yalnızca bu ortaklıktan elde etmiş oldukları ticari kazançlarına uygulayabileceklerdir. Kurumlar vergisi mükellefleri uygulamaya hak kazandıkları yatırım indirimini kurum kazancından indireceklerdir. Kurumlar vergisi mükelleflerinin yatırım indirimi uygulanacak kazançlarının tespitinde, kazancın türü bakımından herhangi bir ayırım söz konusu değildir.

150

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

2.2.3. İktisadi Kıymetlerin Elden Çıkarılması Gelir Vergisi Kanun’unun 19 uncu maddesinin 5 inci fıkrasında, “ yatırım indirimi istisnasına konu iktisadi kıymetleri aktife alındıkları tarihten itibaren iki yıl içinde elden çıkaran mükellefler, bu iktisadi kıymetlerle ilgili olarak yatırım indirimi istisnası uygulama hakkını kaybederler. Bu durumda daha önce yararlanılan yatırım indirimi istisnası için herhangi bir işlem yapılmaz.” hükmü yer almaktadır. Buna göre; -Yatırım indirimi istisnasına konu iktisadi kıymetlerin iki yıldan önce elden çıkarılması halinde, yararlanılamayan istisna tutarı yatırım indirimine tabi olmayacaktır. -Söz konusu iktisadi kıymetlerin iki yıldan sonra elden çıkarılması halinde, satan veya devreden, yararlanılmayan istisna tutarından satıştan sonra da yararlanmaya devam edecektir. -Yatırım indiriminden kısmen faydalanılmış veya hiç faydalanılmamış aktif değerleri satın veya devir alanların istisnadan yararlanmaları mümkün değildir. İnşaatı devam eden binaların satın veya devir alınmasından sonra yapılan harcamalara, bina yatırımları için gerekli koşulların sağlaması halinde, satın veya devir alanlarca yatırım indirimi istisnası uygulanacaktır.123 3. 5479 SAYILI KANUN KAPSAMINDA YATIRIM İNDİRİMİ UYGULAMASI 5479 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile yatırım indirimi uygulamasına ilişkin olarak GVK’nın 19. maddesi 01.01.2006 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmış mezkur kanunun 3’üncü maddesiyle de uygulamaya yön vermek amacıyla GVK geçici 69’uncu madde ihdas edilmiştir. Gelir Vergisi Kanun’una eklenen Geçici 69 uncu madde hükmü aşağıdaki gibidir: “Geçici Madde 69- Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri; 31/12/2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile; a) 24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmadan ön123 24.03.2004 ve GVK-22/2004-14 /Yatırım İndirimi 2 sayılı sirkü

MART - NİSAN 2014

151


MALİ

ÇÖZÜM

ceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 1/1/2006 tarihinden sonra yapacakları yatırımları, b) 193 sayılı GelirVergisi Kanun’unun mülga 19 uncu maddesi kapsamında 1/1/2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip bu tarihten sonra yapılan yatırımları, nedeniyle, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) çerçevesinde sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından indirebilirler. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” denilmektedir. GVK’ya eklenen Geçici 69’uncu maddeyle, 01.01.2006 tarihinden önce yatırım indirimine başlandığı halde tamamlanamayan indirimlerden, kimi ek koşullarla ve üç yılla sınırlı olmak üzere yararlanma olanağı sağlanmıştır. Madde kapsamında yatırım indirimi istisnasından yararlanılması durumunda, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında gelir ve kurum kazançlarının hesaplanmasında geçerli olacak vergi oranının, (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) sözcükleri kullanılmak suretiyle, 31.12.2005 tarihi itibariyle sabitlenmesi öngörülmüştür. Başka bir anlatımla, “vergi oranına ilişkin hükümler dahil” sözcükleri kullanılmak suretiyle, yürürlükteki oranların uygulanmasına ilişkin genel hükme istisna getirilmiştir. (Erdem, 2012, 100) Ayrıca GVK’ya eklenen Geçici 69 uncu madde kapsamında yatırım indirimi istisnasından yararlanılıp yararlanılmaması mükelleflerin isteklerine bırakılmıştır. Mükellefler bu tercihlerini 2006, 2007 ve 2008 yıllarının tamamı için kullanabilecekleri gibi bu yılların herhangi biri için de kullanabileceklerdir. Ancak mükelleflerin kendi istekleriyle yararlanmadıkları yatırım indirimi istisnası tutarlarının yatırım indirimi uygulamasının tercih edildiği yıllarda indirim konusu yapılması mümkün değildir. Kazanç yetersizliği nedeniyle indirimi fiilen mümkün olmayan kısmın ise müteakip dönemlerde indirilebileceği tabiidir. 3.1. Süre Sınırlamasının Anayasa Mahkemesi Tarafından İptali Anayasa Mahkemesi; 5479 sayılı Kanunla mükelleflerin yatırım indiriminden kaynaklanan haklarını en son 2008 yılı kazançlarına ilişkin olarak kullanabileceklerine yönelik yapılan düzenlemeyi 15.10.2009 tarih ve 2009/144 sayılı kararı ile iptal etmiştir. Söz konusu kararın gerekçesi 152

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

olarak da “yatırım indiriminden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar yapılması gereken indirimin sonradan üç yılla sınırlandırılması verginin genellik, eşitlik, öngörülebilirlik ve kamusal yetkinin kullanılmasında yükümlülere hukuksal güvenlik sağlayan yasallık ilkelerine aykırılık oluşturduğu ve ilgili hükmün Anayasa’nın 2’nci ve 73’üncü maddelerine aykırı olduğu” belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; 5479 sayılı kanunla kaldırılan yatırım indirimi istisnasının yürürlük tarihini de kanunların geriye yürümezliği ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Bu durumda 01.01.2006-08.04.2006 tarihleri arasında GVK’nın mülga 19. madde kapsamında yeni başlayan ve bu tarihler arasında yapılan yatırımlar nedeniyle hesaplanan yatırım indirimi tutarları da yatırım indirimi istisnasından yararlanabilecektir. Ancak 08.04.2006 tarihinden sonra yeni başlayan yatırımlar nedeniyle yapılan harcamaların ya da 01.01.200608.04.2006 tarihinde başlamakla birlikte bu süre içerisinde tamamlanmayıp devam eden yatırımlar için 08.04.2006 tarihinden sonra yapılan harcamaların yatırım indirimi istisnasından yararlanabilmeleri mümkün değildir. 4. 6009 SAYILI KANUN KAPSAMINDA YATIRIM İNDİRİMİ UYGULAMASI Anayasa Mahkemesi’nin GVK Geçici 69’uncu maddenin bazı bölümlerini iptal etmesi neticesinde; söz konusu kararın iptal gerekçeleri de dikkate alınarak 6009 sayılı Kanun ile GVK’nın Geçici 69’uncu maddesi yeniden düzenlenmiştir. Değişiklik sonrası madde hükmü aşağıdaki gibidir. Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri; 31/12/2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile; a) 24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 1/1/2006 tarihinden sonra yapacakları yatırımları, b) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mülga 19 uncu maddesi kapsamında 1/1/2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip bu tarihten sonra yapılan yatırımları, MART - NİSAN 2014

153


MALİ

ÇÖZÜM

nedeniyle, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, (6009 sayılı Kanunun  5 inci maddesiyle değişen  ibare Yürürlük; 2010 takvim yılı kazançlarına uygulanmak üzere 01.08.2010)yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (bu Kanunun geçici 61 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan vergi oranına ilişkin hüküm dâhil) çerçevesinde kazançlarından indirebilirler. (6009 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle eklenen cümleler Yürürlük; 2010 takvim yılı kazançlarına uygulanmak üzere 01.08.2010)Şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25›ini aşamaz. Kalan kazanç üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” Söz konusu düzenlemeyle GVK’nın geçici 69’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) çerçevesinde kazançlarından indirebilirler.” ibaresi “yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (bu Kanunun geçici 61’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan vergi oranına ilişkin hüküm dahil) çerçevesinde kazançlarından indirebilirler.» şeklinde değiştirilmiş ve bu ibareden sonra gelmek üzere “Şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25›ini aşamaz. Kalan kazanç üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanır.» hükmü eklenmiştir. 4.1. Oran Sınırlaması ve Düzenlemenin Uygulanacağı Yıla İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı 6009 sayılı Kanun’un 5’inci maddesiyle GVK’nın Geçici 69. maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25’ini aşamaz.” şeklinde yapılan düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından 09.02.2012 tarih ve E.2010⁄93, K.2012⁄9 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına hükmedilmiştir. 154

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Anayasa Mahkemesi’nin yürürlüğün durdurulmasına yönelik kararıyla birlikte esasen iptal kararının etkisi yürürlüğü durdurma anına çekilmiştir. Böylece Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen bir hükmün iptaline ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayımlanması anına kadar dahi yürürlüğünü koruması engellenerek mükellefler açısından hukuki güvence ve haklarının korunmasının sağlanması öngörülmüştür. Bu çerçevede, yürürlüğün durdurulması kararının yayım ve ilanıyla birlikte artık GVK’nın geçici 69’uncu maddesinin 6009 sayılı Kanun’un 5’inci maddesiyle eklenen “Şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25’ini aşamaz.” hükmünün uygulanması imkanı kalmadığından, yatırım indimi istisnasından yararlanma hakkı bulunan mükelleflerin oransal bir sınırlamaya tabi olmaksızın ilk etapta 2011 dönemi ve sonrasında da arta kalan hakları bakımından izleyen dönemler için yatırım indirimi istisnasından yararlanmalarına kapı açılmıştır. Dolayısıyla, devreden yatırım indirimi tutarı bulunan mükelleflerin sahip oldukları indirim hakkı tutarlarının tümünü (% 100) bir oran sınırlamasına tabi olmaksızın indirime esas kazançlarının tamamına kadar indirebilmeleri mümkündür. (Erdem, 2012) Nitekim; Yüksek Mahkeme›nin 6009 sayılı Kanun›un 5›inci maddesiyle GVK›nın Geçici 69.maddesinde yapılan düzenlemeye ilişkin iptal kararı 26 Temmuz 2013 tarih ve 2012/20 sayılı kararı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup iptal gerekçesi olarak da “1.1.2006 tarihinde yürürlüğe giren geçici 69. madde ile 31.12.2005 tarihi itibariyle mevcut olup 2005 yılı kazançlarından indirilemeyen yatırım indirimi istisnası tutarlarıyla, 1.1.2006 tarihinden önce başlayan ve devam eden yatırımlar için böyle bir sınırlama getirilmiş olması, bu kapsamdaki mükellefler için hak kayıplarına yol açabilecek ve yatırım sahiplerinin hukuki güvenliklerini ihlal edecek bir nitelik taşımaktadır. Yatırım indirimi istisnasını kaldıran 5479 sayılı Kanun’un yayımlandığı 8.4.2006 tarihine kadar yatırım indirimi istisnasından herhangi bir sınırlama olmaksızın yararlanacaklarını ve indirilecek tutara ulaşılıncaya kadar kazançlarından indirim yapılacağını bilerek yatırım yapan mükelleflerin, indirebilecekleri yatırım indirimi istisnası tutarlarının, yıllık kazançlarının %25’i ile sınırlandırılması hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.” ifadelerine yer verilmiştir. MART - NİSAN 2014

155


MALİ

ÇÖZÜM

Ayrıca mezkur kararda GVK Geçici 69. maddesinin parantez içi hükmünde yer alan “2010 takvim yılı kazançlarına uygulanmak üzere” ifadesi, yatırım indiriminin sadece 2010 yılı kazançlarına uygulanması ve sonraki yılların kazancından indirim yapılamaması anlamına gelebileceği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı görülerek oy birliğiyle iptal edilmiştir. 4.2. 31/12/2005 Tarihi İtibarıyla Mevcut Olup Devreden Yatırım İndirimi İstisnası Tutarları Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri, 31/12/2005 tarihi itibariyle mevcut olup, kazancın yetersiz olması nedeniyle indiremedikleri devreden yatırım indirimi istisnası tutarlarını (2006, 2007 ve 2008 yıllarında yararlandıkları tutarlardan kalan kısmı), endekslenmiş değerleri ile birlikte 2010 ve müteakip yıllarda elde ettikleri kazançlarından indirebileceklerdir. 4.3. 01/01/2006 Tarihinden Sonra Yapılan Yatırımlar İçin Yatırım İndirimi İstisnası 4.3.1. 24/4/2003 Tarihinden Önce Yapılan Müracaatlara İstinaden Düzenlenen Teşvik Belgeleri Kapsamında Yapılan Yatırımlar İçin Yatırım İndirimi İstisnası Uygulaması Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri, - 24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, Gelir Vergisi Kanununun 4842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1-6 ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için, belge kapsamında 1/1/2006 tarihinden sonra yapmış oldukları yatırım harcamaları dolayısıyla 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarından, 31/12/2008 tarihi itibarıyla mevcut olup kazancın yetersizliği nedeniyle indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile - Bu yatırımlar kapsamında olup halen devam eden yatırım harcamaları dolayısıyla 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını yeniden değerleme oranında endekslenmiş değerleri ile birlikte 2010 ve müteakip yıllarda elde ettikleri kazançlarından indirebileceklerdir. Diğer taraftan, 24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen teşvik belgeleri kapsamında Gelir Vergisi Kanununun 4842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1-6 ncı mad156

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

deleri çerçevesinde yapılan yatırımlar için yatırım indirimi istisnasından yararlanılması halinde, Gelir Vergisi Kanununun geçici 61 inci maddesi uyarınca yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın dağıtılmasın %19,8 oranında vergi kesintisi yapılacağı tabiidir. 4.3.2. GVK’nın Mülga 19’ Uncu Maddesi Kapsamında Yapılan Yatırımlar İçin Yatırım İndirimi İstisnası Uygulaması - Gelir Vergisi Kanununun mülga 19 uncu maddesi kapsamında 1/1/2006 tarihinden önce yatırıma başladığını belgeleyen gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri, komple ya da entegre tesisler gibi tamamlanması belli bir süreci gerektiren yatırımlar ile ilgili ve bu yatırımlarla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip bu tarihten sonra yaptıkları yatırım harcamaları için, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde hesapladıkları yatırım indirimi istisnası tutarlarından 31/12/2008 tarihi itibarıyla mevcut olup kazancın yetersizliği nedeniyle indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile - Bu yatırımlar kapsamında olup bu yatırımlarla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip halen devam eden yatırım harcamaları dolayısıyla 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını ÜFE artış oranında endekslenmiş değerleri ile birlikte 2010 ve müteakip yıllarda elde ettikleri kazançlarından indirebileceklerdir. 4.4. Kazancın Bulunmasına Rağmen Herhangi Bir Dönemde Yatırım İndirimi İstisnasından Yararlanılmaması Durumu Yatırım indirimi istisnasından, kazancın elverişli olduğu yılda yararlanılabilmekte, ilgili yıl kazancı elverişli olduğu halde yatırım indirimi istisnasından yararlanılmaması halinde, mükelleflerce yararlanılmayan bu indirim tutarlarının daha sonraki yıllara ait kazançlardan indirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle, mükelleflerin önceki yıllarda (2006, 2007 ve 2008) kendi istekleriyle yararlanmadıkları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yatırım indirimi uygulamasının tercih edildiği diğer yıllarda indirim konusu yapabilmeleri mümkün değildir. Kazanç yetersizliği nedeniyle indirimi fiilen mümkün olmayan kısmın ise müteakip dönemlerde indirilebileceği tabiidir. Ancak, 2009 hesap dönemine ilişkin olarak kazanç beyan etmekle MART - NİSAN 2014

157


MALİ

ÇÖZÜM

birlikte önceki yıllardan devreden yatırım indirimi istisnası tutarlarından yararlanamayan mükelleflerin, bu kazanç tutarlarına isabet eden yatırım indirimi tutarlarını, endekslenmiş değerleri ile birlikte daha sonraki dönemlerin kazançlarından indirebilmeleri mümkün bulunmaktadır.(Maliye Bakanlığı, 01.10.2010) Örnek: B A.Ş; 2013 yılında 200.000 TL ticari bilanço karı, 20.000 TL KKEG’i indirim olarak dikkate almıştır. B A.Ş›nin söz konusu kazancına iştirak ettiği İ A.Ş›den elde ettiği 30.000 TL kar payı dahildir. Ayrıca B A.Ş; sağlık ocağı inşaatı için 10.000 TL tutarında harcama yapmıştır. B A.Ş›nin 2012 mali yıl zararı ise 20.000 TL dir. B A.Ş.’nin GVK’nın mülga 19’uncu madde kapsamında gerçekleştirdiği yatırımı dolayısıyla 2013 yılına devreden yatırım indiriminin endekslenmiş tutarı 40.000 TL’dir. Ticari Bilanço Karı: KKEG Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna Ve İndirimler İştirak Kazançları İstisnası Kar ve İlaveler Toplamı Cari Yıla Ait Zarar, İstisna Ve İndirimler Toplamı Mahsup Edilecek Geçmiş Yıl Zararı İndirime Esas Tutar Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler, Bağış ve Yardımlar Yatırım İndirim İstisnası KV Matrahı Hesaplanan KV

200.000 TL 20.000 TL 30.000 TL 220.000 TL 30.000 TL 20.000 TL 170.000 TL 10.000 TL 40.000 TL 120.000 TL 24.000 TL

GVK’nın Geçici 69’uncu maddesine 6009 sayılı Kanun ile eklenen “Şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25’ini aşamaz.” hükmü Anayasa Mahkemesi’nin 2012/20 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Ayrıca söz konusu iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmi Gazete’de yayınlanacağı güne kadar %25’lik sınırlamaya ilişkin hükmün yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Buna göre B A .Ş›nin GVK’nın mülga 19’uncu madde kapsamında gerçekleştirdiği yatırımı dolayısıyla 2013 yılına devreden yatırım indirimine ilişkin herhangi bir sınırlama olmayacaktır. 158

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

5. SONUÇ Yatırım ve istihdamı artırma maksadıyla vergi sistemimize dahil edilmiş olan yatırım indirimi uygulamasına; 5479 sayılı Kanunla 01/01/2006 tarihinden itibaren son verilmiş ancak mükelleflerin yatırım indirimi istisnasından kaynaklanan hakların korunmasına yönelik olarak anılan Kanun ile GVK’nın geçici 69. maddesi düzenlenmiştir. Yapılan düzenlemenin muhtevasında yer alan süre sınırlaması Anayasa Mahkemesi tarafından verginin genellik, eşitlik, öngörülebilirlik ve kamusal yetkinin kullanılmasında yükümlülere hukuksal güvenlik sağlayan yasallık ilkelerine aykırı görülmesinden dolayı iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararının ardından yapılan 6009 sayılı yeni düzenlemeyle süre kısıtlaması kaldırılırken; bunun yerine “vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak dikkate alınabilecek tutarların ilgili dönem kazancının %25’ini aşamaz” şeklinde oransal bir sınırlama getirilmiştir. Söz konusu sınırlama da Yüksek Mahkeme tarafından hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturmasından dolayı iptal edilmiştir. Netice itibariyle; geçmiş dönemlerde yaptıkları ya da başladıkları yatırımlar nedeniyle yatırım indirimi hakkı bulunan mükelleflerin; Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın ilgili dönem beyannamesinde kazancın bulunması halinde indirim hakkına sahip oldukları tutarların tamamını indirim konusu yapmalarında bir engel bulunmadığı kanaatindeyiz. KAYNAKÇA 2013 Beyanname Düzenleme Kılavuzu. [y.y.] : [yayl.y.] 24.03.2004 ve GVK-22/2004-14 /Yatırım İndirimi 2 sayılı sirkü. [y.y.] : [yayl.y.] Anayasa Mahkemesi (09.02.2012). 2012/20 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı Anayasa Mahkemesi (15.10.2009). 2009/144 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı Erdem, Tahir (2012). “Yatırım İndirimi İstisnasından Yararlanma Hakkının Kullanımına Yönelik 6009 Sayılı Kanunla Getirilen Oransal Sınırlama Hükmünün Anayasa Mahkemesi Tarafından İptali”, Lebib Yalkın, 100 (Nisan 2012) Maliye Bakanlığı (01.10.2010). 276 seri no’lu Gelir Vergisi Genel MART - NİSAN 2014

159


MALİ

ÇÖZÜM

Tebliği. Ankara : Resmi Gazete (27716 sayılı) T.C. Yasalar (06.01.1961). 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (10700 sayılı) Tuncer, Selahattin; “6009 Sayılı Yasada Yatırım İndirimi ile İlgili Düzenlemeler”, Lebib Yalkın, 81 (Eylül 2010)

160

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

TEKNOKENTLERDE KURUMLAR VERGİSİ İSTİSNASI ** İbrahim ERCAN24

Öz Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin, bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlara ilişkin istisna125 ne 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda (T.C. Yasalar 2006) ne de 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda(T.C. Yasalar 1961) düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’na(T.C. Yasalar 2001) eklenen Geçici 2’nci madde ile yapılmıştır. Böylece, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyette bulunan yönetici şirketlerin elde ettikleri kazançlar ile bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, bu bölgedeki yazılım ve ARGE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançların 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Ayrıca, aynı süre içinde söz konusu mükelleflerin bölgede ürettikleri bazı mal ve hizmetler katma değer vergisi istisna edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Teknoloji geliştirme bölgesi, kurumlar vergisi, gelir vergisi, katma değer vergisi, istisna, yönetici şirket, yazılım, Ar-Ge. 1- GİRİŞ Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, Teknopark Kanunu olarak da adlandırılan bu Kanun ülkemizdeki Ar-Ge faaliyetlerinin vergisel açıdan teşvik ile ilgili ilk yasal düzenleme olması hasebiyle farklı bir önem taşımaktadır. (Beyanname Düzenleme Rehberi 2013) Gelir ve kurumlar vergisi yönünden, teknoloji geliştirme bölgelerinde gerçekleştirilen yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlara ilişkin istisna, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nun geçici 2’nci maddesinde düzenlenmiştir. 2011 yılında 6170 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un(T.C. Yasalar 2011) 7’inci maddesi ile 31.12.2013’de sona eren istisna süresi 31.12.2023 tarihine kadar uzatılmıştır. *24 Vergi Müfettişi 125 Vergi hukukunda istisna: Vergi kanunlarına göre bir verginin konusu üzerinden vergi alınması gerekirken, yine kanunla yapılan düzenleme uyarınca o vergi konusunun belirli şartlarda kısmen veya tamamen açıkça vergi kapsamı dışında bırakılmasıdır.

MART - NİSAN 2014

161


MALİ

ÇÖZÜM

Bununla birlikte, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’na(T.C. Yasalar 1984) eklenen Geçici 20’inci maddesi ile, bölgede faaliyet gösteren mükelleflerin söz konusu bölgede ürettikleri bazı mal ve hizmetlere katma değer vergisi istisnası getirilerek bölgede faaliyette bulunmanın avantajlarını vergisel olarak daha da arttırmıştı, yapılan değişiklikle KDV açısından istisna süresi de 2023 yılına kadar uzatılmıştır. Teknoloji geliştirme bölgelerinde gerçekleştirilen yazılım ve ArGe faaliyetlerinden elde edilen kazançlara ilişkin istisna, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin kazançları bulunması halinde beyan edecekleri gelirden diğer indirimler başlığı ile beyannameleri üzerinde gerçekleştirdikleri Ar-Ge indirimi gibi, mükelleflerin araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin teşvikine yönelik bir uygulamadır. Bu yazımızda, teknoloji geliştirme bölgelerinde (Teknokentler) gerçekleştirilen yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlara ilişkin istisnanın, uygulamasına ilişkin usul ve esaslar anlatılmaya çalışılacaktır. 2- TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGELERİNDE ELDE EDİLEN KAZANÇLARA İLİŞKİN İSTİSNA UYGULAMASI 2.1- Yasal Düzenleme 6170 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi ile 12/3/2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4691 sayılı Kanunun geçici 2’nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır. Bölgede çalışan Ar-Ge ve destek personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri, 31/12/2023 tarihine kadar her türlü vergiden müstesnadır. Muafiyet kapsamındaki destek personeli sayısı Ar-Ge personeli sayısının yüzde onunu aşamaz. Yönetici şirket, ücreti gelir vergisi istisnasından yararlanan kişilerin bölgede fiilen çalışıp çalışmadığını denetler. Ancak, bölgelerde yer alan girişimcilerin yürüttükleri Ar-Ge projesi kapsamında çalışan Ar-Ge personelinin, bölgede yürüttüğü görevle ilgili olarak yönetici şirketin onayı ile bölge dışında geçirmesi gereken süreye ait ücretlerinin 162

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

bir kısmı gelir vergisi kapsamı dışında tutulur. Kapsam dışında tutulacak ücret miktarı, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak hazırlanacak yönetmelikle belirlenir. Yönetici şirketin onayı ile bölge dışında geçirilen sürenin bölgede yürütülen görevle ilgili olmadığının tespit edilmesi halinde, ziyaa uğratılan vergi ve buna ilişkin cezalardan ilgili işletme sorumludur. Bu madde hükümleri TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi Teknoloji Serbest Bölgesi yönetici şirketi, bu bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri ile bölgede çalışan araştırmacı, yazılımcı ve Ar-Ge personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri bakımından da uygulanır.” Bununla birlikte, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin(Maliye Bakanlığı 2007) “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununda yer alan İstisna” başlıklı bölümünde söz konusu istisnaya ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Söz konusu Tebliğ, 6170 sayılı Kanun’unla istisnaya ilişkin yapılan değişiklikler doğrultusunda, 6 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Maliye Bakanlığı 2012) ile güncellenmiştir. 2.2- Teknoloji Geliştirme Bölgeleri 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yer aldığı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’nde (Bilim ve Teknoloji Müdürlüğü 2002) “Teknoloji Geliştirme Bölgesi”nin tanımı aşağıdaki gibi yapılmıştır. Teknoloji Geliştirme Bölgesi: Yüksek/ileri teknoloji kullanan ya da yeni teknolojilere yönelik firmaların, belirli bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü ya da AR-GE merkez veya enstitüsünün olanaklarından yararlanarak teknoloji veya yazılım ürettikleri/geliştirdikleri, teknolojik bir buluşu ticari bir ürün, yöntem veya hizmet haline dönüştürmek için faaliyet gösterdikleri ve bu yolla bölgenin kalkınmasına katkıda bulundukları, aynı üniversite, yüksek teknoloji enstitüsü ya da AR-GE merkez veya enstitüsü alanı içinde veya yakınında; akademik, ekonomik ve sosyal yapının bütünleştiği siteyi veya bu özelliklere sahip teknoparkı,

MART - NİSAN 2014

163


MALİ

ÇÖZÜM

2.3- Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Elde Edilen Kazançlarda Kurumlar Vergisi İstisnasının Kapsamı 2.3.1- Yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda istisnanın kapsamı; Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar, kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Gelir vergisi mükellefleri de aynı şekilde bu istisnadan yararlanabilmektedirler. İstisna süresi 6170 sayılı Kanun’unla 31/12/2023 tarihine kadar uzatılmıştır. İstisna uygulamasında, mükellefin tam veya dar mükellefiyet esasında kurumlar vergisine tabi olmasının bir önemi yoktur. Bölgede faaliyet gösteren tüm mükellefler bu istisnadan yararlanabileceklerdir. Ayrıca, bölgenin yönetimi ve işletmesinden sorumlu yönetici şirketlerin söz konusu faaliyetlerinden dolayı elde ettikleri kazançlar da kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. İstisna kapsamına, yalnızca yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar dahildir. Ar-Ge ve yazılım 1 Seri No.lu KV Genel Tebliği’nde aşağıdaki gibi tanımlanmış olup, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’nde de aynı benzer tanımlara yer verilmiştir. Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge), araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yazılım dahil yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmalar, Yazılım, bir bilgisayar, iletişim cihazı veya bilgi teknolojilerine dayalı bir diğer cihazın ça lışmasını ve kendisine verilen verilerle ilgili gereken işlemleri yapmasını sağlayan komutlar dizisinin veya programların ve bunların kod listesini, işletim ve kullanım kılavuzlarını da içeren belgelerin, belli bir sistematik içinde, tasarlama, geliştirme şeklindeki ürün ve hizmetlerin tümü ile bu ürün ya da mal ve hizmetlerin lisanslama, kiralama ve tüm hakları ile devretme gibi teslim şekillerinin tümü. Dolayısıyla, bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin, yukarıda tanımları yapılan Ar-Ge ve yazılım faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar istisna olacak, bu faaliyetler dışında elde ettikleri kazançlar istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. Ayrıca, teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan mükelleflerin 164

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

bölge dışında gerçekleştirdikleri faaliyetlerinden elde ettiği kazançlar, yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilmiş olsa dahi istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. Bununla birlikte, teknoloji geliştirme bölgelerinde yazılım ve ArGe faaliyetinde bulunan şirketlerin, bu faaliyetler sonucu buldukları ürünleri kendilerinin seri üretime tabi tutarak pazarlamaları halinde, bu ürünlerin pazarlanmasından elde edilen kazançların lisans, patent gibi gayrimaddi haklara isabet eden kısmı, transfer fiyatlandırması esaslarına göre ayrıştırılmak suretiyle istisnadan yararlanabilecektir. Üretim ve pazarlama organizasyonu nedeniyle doğan kazancın diğer kısmı ise istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. Ancak, lisans, patent gibi gayrimaddi haklara bağlanmamış olmakla birlikte uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon, ek yazılım gibi faaliyetlerden elde edilen kazançların istisna kapsamında değerlendirileceği tabiidir. Örnek-1: teknoloji geliştirme bölgesinde yazılım faaliyetinde bulunan şirketin, ürettiği yazılımların lisans satışından veya kiralanmasından elde edeceği kazançlar istisnadan yararlanacak, ancak söz konusu yazılımın disk, CD veya elektronik ortamda pazarlanmasından elde edilen kazançların (lisansa isabet eden kısmı hariç) istisnadan yararlanması mümkün olmayacaktır. Örnek-2: Bir ilaç şirketince bölgede gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyeti sonucu ortaya çıkan kanser ilacına ait gayrimaddi hakkın kiralanması veya devrinden elde edilecek kazançlar istisnadan yararlanacak, ilacın bizzat üretilerek satılması halinde bu faaliyetten elde edilen kazancın gayrimaddi hakka isabet eden kısmı hariç istisnadan yararlanması mümkün olmayacaktır. Maliye Bakanlığı’nın 20.05.2004 tarih ve 22359 sayılı Özelgesinde; “İstisna sadece bölgede yürütülen yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerine tanındığından, mükelleflerin gerek bölge içinde gerekse bölge dışarısında üretim faaliyeti sonrası verdikleri destek, bakım, uygulama danışmanlığı gibi hizmetlerden sağladıkları kazançların istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Teknoloji geliştirme bölgelerinde şube olarak faaliyet gösteren mükelleflerin, bu bölgelerden şubeleri kanalıyla elde edecekleri kazançlara istisna uygulanabilmesi için kayıt sistemlerini merkez ve şube hesaplarının ayrı ayrı izlenmesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Mükelleflerin bu amaçla teknoloji bölgelerinde MART - NİSAN 2014

165


MALİ

ÇÖZÜM

faaliyet gösteren şubeleri için ayrı defter tutmaları ve ayrı defter bastırmaları da mümkündür.” Denilmektedir. Uzmanlar, münhasıran merkezine hizmet verecek teknoloji geliştirme bölgesindeki şubelerin, ayrı bir şirket olarak yapılanmasını önermektedirler. (Uzay, 2006) Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 30.09.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.33.15.01-2010-721-2-23 sayılı “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Kazanç İstisnası” konulu Özelgesinde; “Buna göre, şirketinizce münhasıran teknoloji geliştirme bölgesindeki yazılım ve ArGe faaliyetlerinden elde edilen kazançların (söz konusu yazılımların disk, CD veya elektronik ortamda pazarlanması halinde lisans, patent gibi gayri maddi haklara isabet eden kısmı) ilgili Kanun ve yönetmelik hükümleri ile yukarıda belirtilen tebliğlerde yapılan açıklamalara uyulmak kaydıyla, 31.12.2013 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisna tutulması gerekmektedir. Ancak, bölge dışında gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden elde edilen kazançlara, yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilmiş olsa dahi istisna uygulanması mümkün bulunmamaktadır.” denilmektedir. Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 15/10/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.16.16.01-KV-10-23-58 sayılı Özelgesinde “Buna göre, istisna sadece bölgede gerçekleştirilen yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik olup uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon, ek yazılım gibi faaliyetlerden elde edilen kazançlarda bu kapsama girmektedir. Bölge dışında gerçekleştirilen faaliyetlerden elde edilen kazançların ise Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilse bile istisnaya konu edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla, “...i” yazılımının satışından sonra, bu yazılımın işletilmesi ve sürdürülmesi için periyodik zamanlarda verilen destek hizmetlerinden elde edilen kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün değildir.” denilmektedir. 2.3.2- Bölgede faaliyete geçilmeden önce başlatılmış projelerden sağlanan kazançların istisna kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği; Mükelleflerin bölgede faaliyete geçtikleri tarih itibarıyla tamamlamış oldukları yazılım ve Ar-Ge’ye dayalı projelerden elde edecekleri kazançların istisna kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, 1 Seri No.lu KV Genel Tebliği’nde açıkça, belirtilmiştir. 166

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Ancak, mükelleflerin bölgede faaliyete geçmeden önce başlayıp, bölgede devam ettirdikleri yazılım ve Ar-Ge’ye dayalı projelerden sağladıkları kazancın, sadece projenin bölgede gerçekleştirilen kısmına isabet eden tutarı istisnadan yararlanabilecektir. Elde edilen kazancın ne kadarının bölgede gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin olduğu, bölgede faaliyete başlanmasından sonra ortaya çıkan maliyetin projenin başlangıcından tamamlanmasına kadar geçen dönemde oluşan maliyete oranı kullanılmak suretiyle belirlenecektir. Daha sağlıklı bir sonuç verecekse, mükelleflerin başka bir yöntem kullanmak suretiyle de (kullanılan doğrudan işgücü miktarı gibi) bu ayrımı yapabilmeleri mümkün bulunmaktadır. Dolayısıyla, bölgede faaliyete geçen mükelleflerin önceden tamamlamış oldukları, yazılı ve Ar-Ge’ye ilişkin kazançları istisna kapsamında değerlendirilmeyecek, henüz tamamlanmamış yazılım ve ArGe projelerinin ise bölgedeki tamamlanma yüzdesine isabet eden kazanç istisna kapsamında değerlendirilecektir. 2.3.3- Yönetici şirketlerin yararlanabilecekleri istisnanın kapsamı; Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’nde “Yönetici Şirket” 4691 sayılı Kanuna uygun ve anonim şirket olarak kurulan, bölgenin yönetimi ve işletmesinden sorumlu şirket olarak tanımlanmıştır. Yönetici şirketlerin bölgenin kurulmasına, yönetilmesine ve işletilmesine ilişkin faaliyetlerden kaynaklanan kazançları kurumlar vergisinden istisnadır. Bununla birlikte, “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Uygulanan Vergisel Teşvikler”e ilişkin 15.03.2004 tarihinde yayınlanmış olan 6 no.lu Kurumlar Vergisi Sirkülerinde; yönetici şirketlerin, Kanun uygulaması kapsamındaki faaliyetleri dışında ancak, normal ticari işlemleri kapsamında elde edecekleri gelirleri ile olağandışı gelirlerinin istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı, bu kapsamda nakitlerin değerlendirilmesi sonucu oluşan faiz gelirleri, yabancı para cinsinden aktifler dolayısıyla oluşan kur farkları, iktisadi kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan gelirler istisna kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.

MART - NİSAN 2014

167


MALİ

ÇÖZÜM

2.4- İstisna Kazanç Tutarının Tespiti 2.4.1- Genel olarak; Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere tanınan istisna, bir kazanç istisnasıdır. İstisna kapsamındaki yazılım ve ArGe faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve yapılan maliyetlerin düşülmesi sonucu bulunacak kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisna olacaktır. İstisna tutarının saptanmasında; istisna kapsamındaki faaliyetlerden elde edilen hasılattan (gelirden), bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunacak kazancın tamamı istisna olacaktır. İstisna kapsamındaki gelir iki şekilde elde edilebilir: a) Bölgede üretilen ürünlerin satışı sonucu ortaya çıkan satış hasılatı veya, b) Üretilen ürün önce maliyet bedeli ile aktifleştirilir, sonra lisans ücreti, kira vs. alınarak ürün geçici bir süre için kullandırılabilir. Bu takdirde ürünün maliyetinin amortisman yoluyla giderleştirilmesi gerekir. (Sağlam, 2005) İstisna kazancın ve bu bağlamda kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından, Kanun uygulaması kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi gerekmektedir. İstisna kapsamında olan faaliyetlere ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir. İstisna kapsamındaki faaliyetlere ilişkin hasılat, maliyet ve giderin diğer faaliyet ve gelirlerle ilişkilendirilmesi beyan edilecek matrahın hatalı tespitine yol açabilir. Bununla birlikte, yönetici şirketin istisnadan yararlanacak kazancının tespitinde, istisna kapsamına giren faaliyetlerine ilişkin kazançlar ile istisna kapsamında değerlendirilmeyecek faaliyetlerinden elde ettiği kazançların ayrımını yapabilecek şekilde muhasebe kayıtlarının tutulması gerekir. (Sağlam, 2005) İstisna kapsamındaki faaliyetlerin zararla sonuçlanması halinde, bu zararların istisna kapsamında olmayan diğer faaliyetlere ilişkin kazançlardan indirilmesi mümkün değildir. Bölgede faaliyet gösteren mükelleflerin, 4691 sayılı Kanun kapsamı dışındaki ticari işlemlerinden elde edecekleri gelirleri ile olağandışı gelirlerinin istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda, nakitlerin değerlendirilmesi sonucu oluşan faiz gelirleri, yabancı para cinsinden aktifler dolayısıyla oluşan kur farkları ve iktisadi 168

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan gelirler istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. Bununla birlikte, bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine, diğer kurumlardan geri ödeme koşuluyla sermaye desteği olarak sağlanan yardımlar, borç mahiyetinde olduğundan bu yardımların ticari kazanca dahil edilmesi söz konusu olmayacaktır. Diğer taraftan, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere, istisnadan yararlanan Ar-Ge projelerine ilişkin olarak, TÜBİTAK ve benzeri kurumlar tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde hibe şeklinde sağlanan destek tutarları ile diğer kurumların bu mahiyetteki her türlü bağış ve yardımları, kurum kazancına dahil edilecek ve istisnadan yararlandırılacaktır. 2.4.2- Müşterek genel giderler ve amortismanların dağıtımı; Bölgede faaliyet gösteren mükelleflerin, istisna kapsamına giren faaliyetler ile bu kapsama girmeyen işleri birlikte yapmaları halinde, müşterek genel giderlerin, bu faaliyetler ile ilgili olarak cari yılda oluşan maliyetlerin birbirine oranı esas alınarak dağıtılması gerekmektedir. İstisna kapsamına giren ve girmeyen faaliyetlerde müştereken kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarının amortismanlarının ise bunların her bir işte kullanıldıkları gün sayısına göre dağıtımının yapılması gerekmektedir. Hangi işlerde ne kadar süreyle kullanıldığı tespit edilemeyen sabit kıymetlere ilişkin amortismanlar, müşterek genel giderlerle birlikte dağıtıma tabi tutulacaktır. 2.4.3- Bağış ve yardımlar ile ödenen destekleme primlerinin kazanç tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı; Bilindiği üzere, 04.03.2005 tarihinde yayınlanmış olan 16 no.lu Kurumlar Vergisi Sirküleri’nin(Gelirler Genel Müdürlüğü, 2005) “Diğer Kurumlardan Sağlanan Ar-Ge Destekleriyle İlgili Olarak Yapılacak Uygulama” başlıklı bölümünde, 6 no.lu KV Sirkülerinde(Gelirler Genel Müdürlüğü, 2003) “bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine herhangi bir karşılık beklemeksizin TÜBİTAK ve benzeri kurumlar tarafından yapılan bağış ve yardımların, Kurumlar Vergisi Kanununun 1 nci maddesinde yer alan kurum kazancının gelir vergisi mevzuuna giren gelir unsurlarından terekküp edeceğine yönelik MART - NİSAN 2014

169


MALİ

ÇÖZÜM

hüküm gereğince vergiye tabi olacak kazancın tespitinde dikkate alınmayacağının” belirtildiği, ancak, konuyla ilgili olarak 86 sıra numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile “diğer kurumlardan geri ödeme koşuluyla sermaye desteği olarak sağlanan yardımların borç mahiyetinde olduğundan ticari kazanca dahil edilmesinin söz konusu olmadığı, ilgili mevzuat çerçevesinde hibe şeklinde sağlanan destek tutarları ile diğer kurumlardan bu mahiyette sağlanacak her türlü destek tutarlarının ticari kazancın bir unsuru olarak kazanca dahil edileceği” şeklinde açıklama yapılmış olduğundan, uygulamanın Tebliğle yapılan düzenlemeye göre yapılacağı, dolayısıyla 6 no.lu KV Sirkülerinin yukarıdaki bölümünde yer alan görüşün değiştirildiği belirtilmiştir. Ayrıca, 1 seri no.lu KV Genel Tebliğinde bağı ve yardımlara ilişkin açıklama da yapılmamıştır. Buna göre, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere, istisnadan yararlanan Ar-Ge projelerine ilişkin olarak, TÜBİTAK ve benzeri kurumlar tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde hibe şeklinde sağlanan destek tutarları ile diğer kurumların bu mahiyetteki her türlü bağış ve yardımların, kurum kazancına dahil edilmesi ve istisnadan yararlandırılması gerekmektedir. 2.5- İstisna Uygulamasında Süre Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerden elde ettikleri kazançlara ilişkin istisna, 6170 sayılı Kanunla 31/12/2023 tarihine kadar uzatılmıştır. İstisna süresinin başlangıç tarihi olarak, yönetici şirketten izin alınarak bölgede fiilen faaliyete geçilen tarih esas alınacaktır. Ayrıca, yönetici şirketlerin bölgenin kurulmasına, yönetilmesine ve işletilmesine ilişkin faaliyetlerden kaynaklanan kazançları da 31/12/2023 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisna olacaktır. 2.6- İstisna İçin Bildirim ve İstisna Kazancın Beyanı 2.6.1- Teknoloji geliştirme bölgeleri uygulama yönetmeliği hükümlerine göre bildirim ve beyanın yapılması gereken yer; Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinin 37’nci maddesinde, yönetici şirketin kuruluşunun Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından sonra Maliye Bakanlığı’na başvuruda bulunacağı; bölgede yer alan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgedeki 170

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarının gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilebilmesi için Maliye Bakanlığı’na müracaat edecekleri, bu müracaata bölgede faaliyette bulunulduğunu gösteren yönetici şirketten alınan bir belgenin ekleneceği; girişimcilerin, istihdam ettikleri tüm araştırmacı, yazılımcı ve Ar-Ge projelerindeki personelin listesini, görev tanımlarını, nitelik ve çalışma sürelerini yönetici şirkete onaylattıktan sonra aylık olarak Maliye Bakanlığı’na bildirecekleri belirtilmiştir. Bu doğrultuda, bölgede faaliyet gösteren mükelleflerin söz konusu bildirimlerini kurumlar vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairesine yapmaları ve bildirimlerin bir örneğini muhtasar beyanname yönünden bağlı olunan vergi dairesine bilmeleri gerekmektedir. Vergi dairelerince mükelleflere istisna uygulamasına ilişkin olarak herhangi bir belge verilmesi söz konusu değildir. Bölgede faaliyete geçen mükellefler, işe başlama, işi bırakma ve diğer değişiklikler konusunda Vergi Usul Kanununda yer alan hükümlere uymak zorundadır. 2.6.2- İstisna kazancın beyannamede gösterilmesi; Yönetici şirketler ile bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin istisna kapsamındaki kazançları, kurumlar vergisi beyannamesinin “Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisnalar” bölümünde yer alan “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Elde Edilen Kazançlar” satırında gösterilir. İstisnaya tabi faaliyetin zararla sonuçlanması halinde, zarar tutarı “kanunen kabul edilmeyen giderler” satırında gösterilir. 2.6.3- Geçici vergi uygulaması; Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere tanınan istisna uygulamasına ilişkin olarak yıllık vergilendirme dönemi baz alınarak yapılan açıklamalar, mükelleflerin geçici vergi dönemleri itibariyle hesaplayacakları kazancın tespiti açısından da geçerlidir. 2.7- Diğer Hususlar 2.7.1- İstisna kapsamındaki kazançların dağıtılması; Yönetici şirketler dahil olmak üzere bölgede faaliyet gösteren kurumların, bu bölgelerde elde ettikleri kazançları dağıtmaları halinde, dağıtılan kar payları üzerinden elde edenin hukuki niteliğine göre 193 MART - NİSAN 2014

171


MALİ

ÇÖZÜM

sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b) alt bendi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1’inci maddesinin ikinci fıkrası ve 3’uncu maddesinin üçüncü ve altıncı fıkraları uyarınca vergi kesintisi yapmaları gerekmektedir. 2.7.2- Bölgedeki işyeri kiralamalarında gelir vergisi kesintisi; Bölgede faaliyet gösteren mükelleflerin vakıflardan taşınmaz kiralamaları halinde, vakfa yapacakları kira ödemeleri üzerinden (bu vakıfların Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış olup olmadığına bakılmaksızın), Gelir Vergisi Kanununun 94’üncü maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinin (b) alt bendine göre vergi kesintisi yapmaları gerekmektedir. Yönetici şirketlerin ilgili mevzuat uyarınca anonim şirket olarak kurulması zorunlu olduğundan, bu şirketlerden yapılan kiralamalarda ödenen kira bedelleri üzerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır. 2.8- Katma Değer Vergisi Yönünden Değerlendirme 5035 sayılı Kanun ile, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu’na eklenen Geçici 20’inci maddenin 1’inci fıkrası ile 01.01.2004 tarihinden itibaren bazı mal ve hizmetlere katma değer vergisi istisnası getirilerek bölgede faaliyette bulunmanın avantajlarını vergisel olarak daha da arttırmıştır. Söz konusu maddede; 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa göre teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde ürettikleri ve sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetlerinin KDV’den istisna olduğu, Maliye Bakanlığı’nın, program ve lisans türleri itibariyle istisnadan yararlanacak bedele ilişkin olarak asgari sınır belirlemeye, istisna uygulanacak yazılım programlarını tanımlamaya ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye yetkili olduğu, hüküm altına alınmıştır. Buna göre; -İstisnanın kapsamı; Mükelleflerin bu bölgelerde ürettikleri, sistem yönetimi, veri yönetimi, 172

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı, şeklindeki teslim ve hizmetleri KDV istisnasının kapsamına girmektedir. Ancak, bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin istisna konusuna girmeyen işlemleri ile bölge dışında yapmış oldukları teslim ve hizmetler KDV’den istisna olmayacaktır. Bu kapsamda, örneğin bu bölgede yazılım faaliyetinde bulunan mükellefin, ürettiği yazılımların lisans satışı ve kiralanması işlemleri KDV istisnası kapsamında değerlendirilecek, ancak söz konusu yazılımın disk, CD veya elektronik ortamda pazarlanması KDV’ye tabi olacaktır. Bununla birlikte, istisnadan yararlanan mükelleflerin istisna kapsamındaki teslim ve hizmetleriyle ilgili her türlü mal ve hizmet alımları genel hükümlere göre KDV’ye tabi bulunmaktadır. Ayrıca, KDV Kanunu’nun 30’uncu maddesinin (a) bendinde; vergiye tabi olmayan veya vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan katma değer vergisinin indirim konusu yapılamayacağı, hükmüne yer verilmiştir. (Ercan, 2010) -İstisnanın süresi; KDV yönünden istisna, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere tanınan gelir veya kurumlar vergisi istisna süre ile sınırlıdır. Söz konusu süre 6170 sayılı Kanun ile 31.12.2023 tarihinde kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla, mükelleflere tanınan KDV istisnası da 31.12.2023 tarihinde kadar geçerli olacaktır. Bununla birlikte, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın “Teknoloji geliştirme bölgelerinde verilen teslim ve hizmetlerde KDV uygulaması” hakkındaki KDV-2009/89 Uygulama Tamiminde; “Buna göre; teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyette bulunan mükelleflerin, kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde ürettikleri sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı kapsamındaki teslim ve hizmetleri KDV’den istisna bulunmaktadır. Diğer taraftan, bu mükelleflerin istisna kapsamında yer alan üretimleriyle ilgili her türlü mal ve hizmet alımları genel hükümlere MART - NİSAN 2014

173


MALİ

ÇÖZÜM

göre KDV’ye tabi bulunmaktadır. Ayrıca, KDV Kanununun geçici 20/1. maddesi gereğince vergiden istisna bulunan bu teslim ve hizmetlerle ilgili yüklenilen KDV’nin indirimi mümkün olmayıp, işin mahiyetine göre gelir ya da kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması gerekmektedir.”denilmektedir. 3- SONUÇ Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyette bulunan mükelleflere tanınan gelir veya kurumlar vergisi istisnası, 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, bölgede faaliyette bulunan yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile, bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar, 31.12.2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Ayrıca, bölgede çalışan Ar-Ge ve destek personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri, 31.12.2023 tarihine kadar her türlü vergiden istisna edilmiştir. Bununla birlikte, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin, kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde bu bölgelerde ürettikleri sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı kapsamındaki teslim ve hizmetler KDV’den istisna edilmiştir. Ancak, istisnadan yararlanan mükelleflerin istisna kapsamındaki teslim ve hizmetleriyle ilgili her türlü mal ve hizmet alımları genel hükümlere göre KDV’ye tabi olacaktır. KAYNAKÇA Beyanname Düzenleme Kılavuzu (2011). [y.y] : Hesap Uzmanları Derneği. Beyanname Düzenleme Rehberi (2013). [y.y.] : Vergi Müfettişleri Derneği. Bilim ve Teknoloji Müdürlüğü (19.06.2002). Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği. Ankara: Resmi Gazete (24790 sayılı) Ercan, İbrahim (2010) “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Uygulanan KDV İstisnasının Kapsamı” E-yaklaşım Dergisi, 211 (2010) 174

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Gelirler Genel Müdürlüğü, (04.03.2005). Kurumlar Vergisi 16 no.lu Sirküler.Ankara. Gelirler Genel Müdürlüğü, (28.10.2003). Kurumlar Vergisi 6 no.lu Sirküler.Ankara. Maliye Bakanlığı (03.04.2007). Kurumlar Vergisi Kanunu 1 seri no.lu Genel Tebliği. Ankara: Resmi Gazete (28283 sayılı) Maliye Bakanlığı (05.05.2012). Kurumlar Vergisi Kanunu 6 seri no.lu Genel Tebliği. Ankara: Resmi Gazete (26482 sayılı) Sağlam, Erdoğan (2005) “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde (Teknoparklarda) Uygulanan Vergisel Teşvikler” Vergi Dünyası, 280 (2005) T.C. Yasalar (02.11.1984) 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (18563 sayılı) T.C. Yasalar (06.01.1961) 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (10700 sayılı) T.C. Yasalar (06.07.2001) 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (24454 sayılı) T.C. Yasalar (12.03.2011) 6170 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Ankara: Resmi Gazete (27872 sayılı) T.C. Yasalar (21.06.2006) 5420 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (26205 sayılı) Uzay, Şaban (2006). Türk Vergi Sisteminde Teknoloji Geliştirme Teşvikleri, [çevrimiçi erişim: iibf.erciyes.edu.tr/akademi/mh/suzay]

MART - NİSAN 2014

175


MALİ

ÇÖZÜM

YURT DIŞINA KAZANÇ AKTARIMI AMACIYLA ALINAN FATURALAR SAHTE FATURA MIDIR? İzlem ORAL*26* Öz Ana merkezi yurt dışında bulunan firmalar, Türkiye’de kurdukları şirketlerin kazançlarını kendi bünyelerine aktarırken, vergi yüküne maruz kalmamak için Türkiye’deki şirketler adına fatura düzenlemekte ve bu faturalar Türkiye’de gider olarak kaydedilmektedir. Örtülü kar dağıtımı amacıyla alınan bu faturaların düzeltme işlemleri sırasında veya vergi incelemesine tabi tutulduğunda nasıl değerlendirileceği makalemizin konusunu oluşturmaktadır. Makalemizde, bu faturaların sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura olarak değerlendirilmemesi ve bu faturalara transfer fiyatlandırması mevzuatı uygulanarak düzeltme ve vergi incelemesi işlemlerinin bu suretle yapılması gerektiği savunulmaktadır. Giriş Günümüzde şirketler, başka bir ülkede yatırım yapmak istediklerinde ya o ülkedeki partnerleriyle ortaklaşa, ya da doğrudan kendileri o ülkede kurdukları şirketler aracılığıyla yatırım yapmaktadırlar. Bazı durumlarda ilgili ülkede kurulan alt firmaların bağımsız bir tüzel kişilik oldukları, kendi gelir-giderlerine sahip oldukları, kendi kazançlarını elde etmek zorunda oldukları ve bu şirketlerin yönetiminin bağımsız olarak yürütülmesi gerektiği ana firmalar tarafından görmezden gelinebilmektedirler. Ana firmalar, kendi yaptıkları işin bir kısmını, yine kendi kurdukları firmalara aktarmakta veya kendi faaliyetlerini yerel ülkelerde veya bölgelerde kurdukları firmalara yaptırmaktadırlar. Bunun yanında, ana firmalar alt firmaların elde ettiği kazançlarını kendi bünyelerine aktarabilmek için vergi mevzuatının izin vermediği uygulamalarla vergi yükünden kaçınmak amacıyla vergi planlaması yoluna gidebilmektedirler. Ana firmaların, Türkiye’de elde ettikleri kazancı kendi bünyelerine aktarabilmek için kullandıkları yöntemlerin yasal olanı, Türkiye’de elde edilen kazancın, kar dağıtımı mevzuatı kapsamında ana firmaya aktarılması olup, bu aşamada maruz kalınan % 32’lere 127 varan vergi *26 Vergi Müfettiş Yrd. 127 Öncelikle Türkiye’de elde edilen kazancın % 20 oranında Kurumlar Vergisi hesaplanmalı, dağıtılan kar payı ise % 15 oranında veya ÇVAÖ anlaşmasında yer alan oranda tevkifata tabi tutulmalıdır.

MART - NİSAN 2014

177


MALİ

ÇÖZÜM

yükünün de ana merkezin olduğu ülkedeki vergi mevzuatının izin verdiği oranda indirilebilmesini öngörür. Fatura Alınması Yoluyla Kar Payı Dağıtımı Ana firmalar, yasal kar dağıtım yöntemini, iki aşamadan oluşan işlemler ile uygulamamak ve yüksek oranlı vergi yüküne katlanmadan, yatırım yaptıkları ülkedeki alt firma kazançlarını yasal olmayan yöntemler kullanmak suretiyle bünyelerine aktarabilmektedirler. Türkiye’deki kazançların ana merkezlere aktarılmasında bu uygulama genellikle, herhangi bir mal teslimi ya da hizmet ifası karşılığı olmaksızın yurt dışındaki ana merkez tarafından komisyon, hasılat payı gibi açıklamalarla fatura düzenlenerek, bu faturaların Türkiye’deki alt firma tarafından gider olarak kaydedilmesi suretiyle kazancın vergi yüküne maruz bırakılmadan ana merkeze aktarılması şeklinde olmaktadır. Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre, ticari faaliyete ilişkin dar mükellef kurumlardan alınan faturalara ilişkin yapılan ödemelerde herhangi bir tevkifat bulunmamaktadır.( Demireller, 2013, 55 ) Ancak, bu ödemelerden, hizmet ithali kapsamında KDV tevkif edilip ödenmekte, bu şekilde ödenen KDV ilgili dönemde indirim konusu yapılmaktadır. Yapılan işlemler sonucunda, bu şekilde yapılan kar dağıtımının vergi yükü % 0 olduğundan, ana firmaların yaptığı kar dağıtımında yasal olmayan bu yolun seçimi cazip hale gelmektedir. VUK’un 3/B hükmüne göre, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyeti esas alınmakta, diğer bir ifade ile vergi uygulamalarında olayın görünen yönü değil gerçek biçimi esas alınarak buna göre işlem yapılmaktadır. Yukarıda bahsedildiği şekliyle alınan bu faturaların, kazanç aktarımı amacıyla alındığı tartışma götürmez bir gerçek olup, bu durumun vergi incelemesi sırasında tespit edilmesi halinde kar dağıtımı amacıyla alınan faturaların ne şekilde değerlendirileceği önem kazanmaktadır. Kar Dağıtımı Faturalarının Niteliği Tartışması Bir bakış açısına göre, kar dağıtımı amacıyla yurt dışındaki ana merkezden alınan faturalar herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifasına dayanmadığından, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Yapılan düzeltme işlemleri veya vergi incelemesi sırasında da bu sahte faturaların Kurumlar 178

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Vergisi matrahından indirimi kabul edilmeyerek ticari kazancı Kurumlar Vergisine tabi tutulmalı, arkasından da alınan fatura tutarı net kar payı kabul edilip bu tutar brütleştirilerek KVK’nın 30. maddesi uyarınca tevkifata tabi tutulmalıdır.228 Sahte faturaların bilerek alındığı ve kullanıldığı da açık olduğundan, VUK 359. maddeye aykırı olan fiilin Cumhuriyet Savcılığa bildirilmesi ve alt firma yetkilisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması gerekmektedir. İkinci ve bizim de katıldığımız görüş ise, kar dağıtımı amacıyla ana merkezden alınan faturalar, Transfer Fiyatlandırması ve Örtülü Kazanç Dağıtımı mevzuatı uyarınca değerlendirilmelidir. Şöyle ki, KVK’nın Transfer Fiyatlandırması düzenlemesinin yer aldığı 13. maddesinin gerekçesinde; “Bu madde ile transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtım müessesesi, uluslar arası gelişmeler özellikle Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)’nın düzenlemeleri dikkate alınarak düzenlenmiştir” açıklaması bulunmaktadır. Bu uygulamanın getirilmesinde, OECD’nin hazırladığı Uluslararası Şirketler ve Vergi İdareleri İçin Transfer Fiyatlandırması Rehberi esas alınmış olup, Rehberin önsözünde Çok Uluslu Şirketlerin, çevre ülkelerde elde ettikleri karların ana merkezlerinin bulunduğu ülkelere aktarımında, çevre ülke vergi matrahlarının aşınmasının önlenmesi amaçlandığı yer almaktadır. K. Cravens’in, ABD bazlı 542 çokuluslu işletmeden oluşan bir örneklem üzerinde çokuluslu işletmelerde transfer fiyatlamasının kullanım sebepleri üzerine yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, % 40 oran ile vergi yükünü yönetme amacı ilk sırada gelmektedir. (Anbar, 2008, 175) Ayrıca 1 Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin Avans kâr payı dağıtımı başlıklı bölümünde, avans kar dağıtımı yapılan hesap dönemi itibarıyla zarar doğması veya safi kazancın avans olarak dağıtımı yapılan kârdan düşük çıkması halinde geri çağrılan tutarlara transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Yapılan bu düzenleme ile Vergi İdaresinin Transfer Fiyatlandırmasına ilişkin mevzuatın uygulama alanını geniş olarak kabul etme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Transfer Fiyatlandırması mevzuatının uygulanması için mutlaka bir mal teslimi veya hizmet ifasında bulunulması gerektiği tezi, mevzuatımızın hiçbir yerinde açıkça yazılı değildir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, fatura alınması suretiyle 28 2 Kar Dağıtımı yapılan yurt dışındaki ana firmanın Türkiye’de daimi temsilcisi bulunmaması durumunda.

MART - NİSAN 2014

179


MALİ

ÇÖZÜM

vergi yüküne maruz kalınmadan kar dağıtımı yapılması konusunda, Transfer Fiyatlandırması mevzuatının uygulanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Örtülü Kazanç Aktarımında Kullanılan Faturalar Sahte Belge midir? Türk Ticaret Kanununun 21. maddesi 1. bendinde; “Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir” hükmü konulmak suretiyle, Fatura düzenlenmesini gerektiren işlemlerin sınırı oldukça geniş olarak tutulmuştur. VUK’nun 229. maddesinde Fatura; “satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemenin yanında sahte faturayı tanımlayan VUK’nun 359. maddesi b bendinde; “Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.” hükmü bulunmaktadır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, ortada bir mal teslimi veya hizmet ifası olmamasına karşın bir menfaatin veya durumun varlığı halinde de düzenlenen Faturaların sahte olmayacağı kabul edilmelidir. Bu sebeple, ortada kar dağıtımı amacıyla yapılan bir muamelenin ve durumun varlığı halinde, bu faturaların sahte belge olarak değerlendirilmesi mevzuata uygun görünmemektedir. VUK’nun 359. maddesi a bendinde; “Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm uyarınca alınan faturalar ile kazanç aktarımında bulunulduğu açıksa ve bu faturalarda “kazanç/kar aktarımı amacıyla düzenlenmiştir” ibaresi bulunmadığında, faturanın mahiyetinin yanlış olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, kar dağıtımı amacıyla alınan faturalar muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olarak değerlendirilebilir. Ancak bu şekilde yapılan değerlendirmenin sonucu diğer bazı vergisel durumlara uygulandığında, Transfer Fiyatlandırması uygulanan tüm işlemlerdeki faturaların muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğu ortaya çıkmaktadır. Böyle 180

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

bir değerlendirmenin, şeklen hukuka uygun görülse de, vergi kanunlarının ruhuna ve Transfer Fiyatlandırması mevzuatına uygun olduğu iddiası geçersizdir. Sonuç Yurt dışındaki ana merkeze, Türkiye’de elde edilen kazançların vergi yüküne maruz kalmadan aktarma yolu olarak alınan faturaların gider veya maliyet olarak kaydedilmesi, vergi mevzuatına aykırıdır. Bu faturaların sahte belge olarak değerlendirilmesi, TTK mevzuatı ile fatura düzenlenebilen işlemlerin geniş tutulması ve kar dağıtımı faturalarının VUK’ndaki sahte belge tanımına tam olarak uymaması sebepleriyle mümkün değildir. Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olarak kabulü de, vergi kanunlarının ruhuna ve Transfer Fiyatlandırması mevzuatına aykırıdır. Transfer Fiyatlandırması mevzuatının konuluş amaçları ile vergi idaresinin bu mevzuatı geniş olarak uygulama eğilimi de gözetilerek, kar dağıtımı amacıyla düzenlenen faturaların sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olarak değil, Transfer Fiyatlandırması mevzuatı kapsamında dağıtılan örtülü kazanç olarak değerlendirilmesi ve düzeltme işlemleri ile vergi incelemelerinin buna göre yapılması gerektiği kanaatindeyiz. KAYNAKÇA Anbar, Adem (2008) “Çokuluslu İşletmelerde Transfer Fiyatlandırması”, Vergi Dünyası. 324 (2008) 175-188 Demireller, Ali (2013) “Yurt Dışındaki İlişkili Firmalara Komisyon Adı Altında Yapılan Ödemeler Kar Aktarımı Olarak Değerlendirilebilir mi” Vergi Dünyası. 385 (2013) 54-61

MART - NİSAN 2014

181


MALİ

ÇÖZÜM

YABANCI İŞÇİ ÇALIŞTIRILMASI HAZİNE TARAFINDAN DESTEKLENİYOR ** Ayhan BOSTAN29

I. GİRİŞ: Bilindiği üzere; 5510 sayılı Yasanın 81 inci maddenin birinci fıkrasının (ı) bendi ile Yasanın ek 2 nci maddesi, 4447 sayılı Yasanın 30 ve geçici 10’uncu maddesi ile 5225 ve 5746 sayılı Kanunlar gereği sağlanan sigorta prim desteklerinden yine bu Kanunlardayer alan hükümlerden; sayma usulü ile ilgili Kanunlarda yer verilen işler, işverenler ve bir kısım sigortalılar yararlandırılmamaktadır. İlgili Kanunlarda sigorta prim desteklerinden kimlerin yararlandırılacağının belirtilmesi yerine kimlerin yararlandırılmayacağının dikte edilmesi yöntemi tercih edilmiştir. Hal böyle olunca da ilgili Kanunlarda yer verilmeyen iş, işveren ve sigortalıların sigorta prim desteklerinden yararlandırılmasının önü açılmıştır. Bu kapsamda, sırf teşvik Kanunlarında belirtilmemesi nedeniyle yurt dışından getirilen ve bu ülkenin milli gelirinin oluşmasında herhangi bir katkısı bulunmayan yabancı işçilerinHazine, işsizlik sigortası fonundan verilmekte olan bu desteklerden yararlandırılmasının önü açılmıştır. Yabancı işçilerin yararlandırıldıkları Hazine sigorta prim desteklerinin neler olduğu, yararlandırılıyorlar ise nedenleri ve destek türlerinin (halen yürürlükte bulunan destek unsurları açısından) irdelenmesi bu makalenin konusunu oluşturmuştur. II. UYGULANMAKTA OLAN GÜNCEL SİGORTA PRİM DESTEK TÜRLERİ VE YARARLANDIRILMAYAN İŞYERLERİ/ SİGORTALILAR: A) 5 Puanlık destekten yararlanma hakkı bulunmayanlar: Kanunun 81 inci maddenin birinci fıkrasının (ı) bendi gereği; - 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara130ait işyerleri, *29 Eski SGK Başmüfettişi İş Güvenliği Uzmanı 130 Bu kuruluşlar: genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklardır.

MART - NİSAN 2014

183


MALİ

ÇÖZÜM

-

2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri231, - 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, - sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar, - yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında 5 puanlık prim desteği uygulanamamaktadır. İşverenin Kuruma prim borcu bulunmaması ve kayıt dışı sigortalı çalıştırmış olması nedeniyle 1 yıl teşvik durdurma cezası almamış olması kaydıyla belirtilenler dışında kalan tüm işyerleri ve sigortalılar hakkında (uzun vadeli sigorta kollarına tabi sigortalılar için uygulanacak olup SGDP ve Çırak, kursiyer, öğrencilerin yararlanması mümkün bulunmamaktadır)bu indirim uygulanabilmektedir. Konu hakkında 13.11.2008 tarih, 2008/93 sayılı genelge çıkartılmış olup 01/10/2008 tarihinden itibaren süresiz olarak uygulanmaya başlanmıştır. B) 5510 sayılı Yasanın ek 2. maddesinde yer alan yatırım teşvikleri kapsamında sağlanan prim desteğinden yararlandırılmayanlar: 5510 sayılı Kanunun ek madde 2 hükmü gereği; - 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri - sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar, - yurt dışında çalışan sigortalılar, hakkında uygulanmaz.Primlerin Ekonomi Bakanlığınca karşılanabilmesi için işverenlerce, çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak bu Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içerisinde Kuruma verilmesi ve Ekonomi Bakanlığınca karşılanmayan tutarın yasal süresi içinde ödenmiş olması şarttır. 29/06/2011 tarih, 2011/54 sayılı genelge ile konu hakkında gerekli açıklamalar yapılmıştır. Genelgeye göre; “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin2009/1 sayılı Tebliğde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden, Hazine Müsteşarlığınca düzenlenen teşvik belgesinin tamamlama vizesinin yapıldığı (yatırımın 231 Kanunda geçen alım ve yapım işleri 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 4 üncü maddesinde ikiye ayrılarak tanımlanmıştır. Kanuna göre alım-satım “Taşınır ve taşınmaz mallar ile her türlü ihtiyaç maddeleri, hizmet ve hakların alım ve satımını”, yapım ise “Her türlü inşaat, ihzarat, imalat, sondaj, tesisat, onarım, yıkma, değiştirme, iyileştirme, yenileştirme ve montaj işlerini” ifade etmektedir.

184

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

yapıldığı) işyerlerinden dolayı yararlanılabilecektir. Dolayısıyla, Hazine Müsteşarlığınca teşvik belgesinin düzenlendiği işyeri işvereninin, aynı veya farklı Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerimizde/ Sosyal Güvenlik Merkezlerimizde tescilli birden fazla işyerinin olması halinde, tamamlama vizesi yapılmış teşvik belgesi hangi işyeri için düzenlenmiş ise sigorta primi işveren hissesi desteğinden de bu işyerinden dolayı yararlanılabilecektir. 2009/1 sayılı Tebliğde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden, gerçek kişiler, adi ortaklıklar, sermaye şirketleri, kooperatifler, iş ortaklıkları, kamu kurum ve kuruluşları (genel ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlar, il özel idareleri, belediyeler ve kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların sermaye bileşimindeki hisse oranları %50’yi geçen kurum ve kuruluşlar) ve kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşları, dernekler ve vakıflar ile yurt dışındaki yabancı şirketlerin Türkiye’deki şubeleri istifade edebilecektir. Buna göre, bahse konu sigorta primi işveren hissesi desteğinden anılan Tebliğde öngörülen diğer şartların da sağlanmış olması kaydıyla özel nitelikteki işyeri işverenlerinin yanı sıra resmi nitelikteki işyeri işverenlerinin de yararlanması mümkün bulunmaktadır.” C) 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesi ile sağlanan ek istihdam primdesteğinden yararlandırılmayanlar: Kanunla sağlanan destek; - 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri, - 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri, - 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, - sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar, - yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. 31/12/2015 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere, 01/03/2011 tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince işe alınan ve fiilen çalıştırılanların; - işe alındıkları tarihten önceki altı aya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları, MART - NİSAN 2014

185


MALİ

ÇÖZÜM

-

aynı döneme ilişkin işe alındıkları işyerinden bildirilen prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları, - aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi, - sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarını yasal süresi içinde ödemesi - kapsama giren sigortalının işe alındığı işyerinden dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması, halinde sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarı, sigortalıların işe alındıkları tarihten itibaren İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Konu07/06/2011 tarih, 2011/45 sayılı genelgede ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. D) 4857 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin altıncı fıkrasında uyarınca uygulamaya konulan özürlü istihdamı prim desteğinden yararlanamayacaklar: Bakanlar Kurulunca belirlenecek oranların üstünde özürlü ve eski hükümlü ve terör mağduru çalıştıran işverenlerin kontenjan fazlası işçiler için özürlü ve eski hükümlü çalıştırmakla yükümlü olmadıkları halde özürlü çalıştıran veya çalışma gücünü yüzde seksenden fazla kaybetmiş özürlüyü çalıştıran işverenlerin bu şekilde çalıştırdıkları her bir özürlü için 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre ödemeleri gereken işveren sigorta prim hisselerinin yüzde ellisini kendisi, yüzde ellisini Hazine öder. 4857 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine 5763 sayılı Kanunla getirilen sigorta primi işveren hissesi teşviki; özel sektöre ait işyerlerinde çalıştırılan özürlü sigortalıların, sigorta primine esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hisselerinin, anılan maddede belirtilen oran ve şartlar dahilinde Hazinece karşılanmasını düzenlemektedir. Yalnızca özel sektör işverenlerince çalıştırılan özürlü sigortalılardan dolayı sigorta primi işveren hissesi teşvikinden yararlanılması söz konusu olup, kamu işyerlerinde (genel ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile bunlara bağlı işletmeler, sermayesinin yarısından fazlası bunlara ait olan işyerleri ve diğer kamu işyerlerinde) çalıştırılan özürlü sigortalılar için, bahse konu sigorta prim teşvikinden yararlanılması mümkün bulunmamaktadır. 186

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

4857 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinde düzenlenen teşvikten yararlanmak isteyen işverenlerin; Türkiye İş Kurumu İl/Şube Müdürlüklerinden onaylatacakları ve özürlü statüsünde çalıştırdıkları sigortalıların TC kimlik numarasını, ad-soyadını, İş Kurumuna tescil tarihini, kontenjan dahilinde/korumalı işyerinde/kontenjan fazlası olarak/yükümlü olunmadığı halde çalıştırma durumlarını ihtiva eden (Ek-1)’de yer alan belgenin aslını işyerinin bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik İl/Merkez Müdürlüklerine ibraz etmeleri gerekmektedir. Konu ile ilgili olarak 19/08/2008 tarih, 2008/77 sayılı genelge çıkartılmıştır.01/07/2008 tarihinden itibaren süre sınırı olmaksızın uygulamaya konulmuştur. E) 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanununun 5. maddesinde yer alan kültür yatırım ve girişimlerinde sağlanan prim desteğinden yararlanamayacak olanlar: Maddenin birinci fıkrası (c) bendi hükmü gereği; - 5225 sayılı Kanun uyarınca belgelendirilmiş kurumlar vergisi mükellefi yatırımcı veya girişimcilerin, ilgili idareye verecekleri aylık sigorta prim bordrolarında bildirdikleri, münhasıran belgeli yatırım veya girişimde çalıştıracakları işçilerin, - 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81 ve 82nci maddeleri uyarınca prime esas kazançları üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hissesinin, yatırım aşamasında üç yılı aşmamak şartıyla % 50’si, işletme aşamasında ise yedi yılı aşmamak şartıyla % 25’i, Hazinece karşılanmaktadır.22/09/2010 tarih, 2010/109 sayılı genelgede konu açıklanmıştır. F) 5746 sayılı Kanun’un 3. maddesinin üçüncü fıkrası ile Ar-Ge faaliyetlerinde sağlanan prim desteği: Sigorta primi desteği, Kamu personeli hariç olmak üzere; teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde,kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi  anlaşmaları  kapsamında  uluslararası  kurumlardan  ya  da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen ya da TÜBİTAK tarafından yüMART - NİSAN 2014

187


MALİ

ÇÖZÜM

rütülen Ar-Ge ve yenilik projeleri ile rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve tekno girişim sermaye desteklerinden yararlanan işletmelerde çalışan Ar-Ge ve destek personeli ile 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hissesinin yarısı, her bir çalışan için beş yıl süreyle Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır. 25/09/2008 tarih, 2008/85 sayılı genelgede gerekli açıklamalar yapılmıştır. Bu destek unsurundan 01/10/2008 tarihinden itibaren süresiz olarak, AR-GE projesi süresince ve maksimum 5 yıl için yararlanılabilecektir. G) Sigorta prim desteklerinden birlikte yararlanılabilmesi/yararlanılamaması: 5510 sayılı Kanunun 81’inci maddesinde 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler ile 4447 sayılı Kanunun geçici 7, 9 ve 10. Maddeleri veya diğer Kanunlar kapsamında uygulanmakta olan sigorta prim desteklerive gereksebeş puanlık prim desteğinden aynı dönemde aynı sigortalı için birlikte yararlanılması olanaklı hale getirilmiştir. Kanunlarda öngörülen sigorta prim desteğinden yararlanılması sırasında, öncelikle 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde öngörülen beş puanlık prim desteğinden yararlanılacak, ardından belirtilen Kanunlarda öngörülen desteklerden, işveren hissesine isabet eden beş puanlık kısım düşüldükten sonra kalan işveren hissesi üzerinden ilgili kanunlarda öngörülen oranlar üzerinden yararlanılabilecektir. Buna karşın, - 5084 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde, - 4447 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen desteklerden, aynı sigortalıdan dolayı ayrıca 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde öngörülen beş puanlık prim desteğinden, 5084 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin (j) bendi ve 4447 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin beşinci fıkrası engel teşkil ettiğinden, birlikte yararlanılması mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca; - 5084 sayılı Kanun kapsamında verilmiş olan hazine desteği, - 4857 sayılı Kanun’un 30. maddesinin altıncı fıkrasında (Özürlü istihdamı prim desteği), 188

MART - NİSAN


MALİ

- -

ÇÖZÜM

5746 sayılı Kanun’un 3. maddesinin üçüncü fıkrasında (Ar-Ge faaliyetlerinde sağlanan prim desteği), 5225 sayılı Kanun’un 5. maddesinde (Kültür yatırım ve girişimlerinde sağlanan prim desteği),hiçbir durumda (işveren prim borçlarını yasal süresinde ödemese, işyerinde kayıt dışı sigortalı çalıştırıldığı tespit edilse dahi) iptal edilmemekte veya durdurulmamaktadır.

III. YABANCI ÇALIŞTIRAN İŞVERENLERİN SİGORTA PRİM DESTEKLERİNDEN YARARLANDIRILMASI: A) Yabancıların sigortalılık başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü: Türkiye dışında ikamet eden yabancılar, çalışma izni başvurularını bulundukları ülkelerdeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yapabilmektedirler. Temsilcilikler aracılığı ile alınan başvurulara istinaden çalışma izni verilen yabancıların, bu belgeyi aldıkları tarihten itibaren en geç doksan gün içinde ülkeye giriş vizesi talebinde bulunmaları, ülkeye giriş yaptıkları tarihten itibaren en geç otuz gün içinde İçişleri Bakanlığına ikamet tezkeresi almak için başvurmaları gerekmektedir. Çalışma izin belgesi verilmiş olan yabancının belgenin tebliğinden itibaren 90 gün içerisinde ülkemize giriş vizesi başvurusunda bulunmuş olması kaydıyla çalışma vizesi verilmiş yabancılar için bunları çalıştıracak işverenler tarafından Yabancılar Şube Müdürlüklerine ülkeye giriş tarihlerinden itibaren bir ay içerisinde çalışma meşruhatlı ikamet izin başvurusunda da bulunulması gerekmektedir. Yabancı ülke uyruğunda bulunan kişilerden çalışma izin belgesi ve çalışma vizesi almak suretiyle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerdenülkemize geçici görevle gönderilenlerden, geldiği ülkenin sosyal güvenlik kurumu tarafından, kendi ülkesinin mevzuat hükümlerine göre sosyal güvenliklerinin sağlandığına ilişkin sözleşmelerle belirlenmiş formülleri SGK’ya ibraz eden kişiler, ilgili ülke ile Türkiye arasında imzalanmış olan sosyal güvenlik sözleşmesinde öngörülen ve bu süreye ilave edilecek süreler kadar (İsviçre ve İngiltere vatandaşları geçici görevle bulunduğu sürece kayıtlı olduğu ülke mevzuatına tabi olduklarından bunlar hariç) sigortalı sayılmayacaklardır. Yabancı ülke uyruğunda bulunan kişilerden çalışma izin belgesi ve çalışma vizesi almak suretiyle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerden ülkemize geçici görevle gönderilen yabancılardan bir iş için MART - NİSAN 2014

189


MALİ

ÇÖZÜM

gönderilen ve yabancı ülkede sosyal sigortaya tabi çalıştığını ya da kendi çalışmalarından dolayı aylık aldığını belgeleyen kişiler 12.05.2010 tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (Değişik:RG-21/8/2013-28742)(d) bendi gereğince sigortalı sayılmayacaktır. Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış olsun veya olmasın yabancı bir ülkede kurulu herhangi bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına ve hesabına Türkiye’ye bir iş için gönderilmemiş, çalışma izni ve vizesi almak suretiyle gelmiş yabancılar veya çeşitli nedenlerle en az altı ay süreli ikamet izni almış olup da bu izin süresi içerisinde çalışma izni verilmiş yabancılar için yukarıda belirtilmiş olan süreler geçerli değildir. Bu durumda olan yabancılarla ilgili olarak, çalışma meşruhatlı ikamet izni için işverenleri tarafından emniyete müracaat ettikleri tarihten itibaren en geç 15 gün içerisinde işe giriş bildirgelerinin SGK’ya bildirilmiş, TC numarası henüz alınmamış ise elle düzenlenerek verilmiş olması gerekmektedir. Aksi takdirde sigorta prim desteğinden yararlanılamayacağı gibi yararlanılmakta olan (hiçbir surette kesilemeyecek ve yukarıda belirtilmiş olanlar hariç) sigorta prim desteklerinden de 1 yıl süreyle yararlanma hakkı kaybedilecektir. B) Yabancıların yararlanabilecekleri sigorta prim destek türleri: Ülkemizde halen uygulanmakta olan (yukarıda belirtilmiş) sigorta prim destekleri tek tek incelendiğinde görüleceği üzere yabancı ülkelerden ister kendiliğinden gelmiş olsun, isterse geçici görevle gönderilmiş ve sigortalı sayılmayacak süre tamamlanmış olanlardan olsun ve isterse ülkemizde çeşitli nedenlerle bulunmakta iken çalışma izni almak suretiyle işe başlatılan ve işe giriş bildirgesi verilen yabancı sigortalıların tamamı (işverenin diğer şartları yerine getirmesi kaydı ile) aşağıda belirtilen sigorta prim desteklerinden yararlanabilmektedir. 1) 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi gereği, uzun vadeli sigorta kollarına tabi olan 4/a statüsündeki sigortalılarınmalullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazine tarafından karşılanmaktadır. Çalıştırılan yabancılar için Kanunda herhangi bir kısıt konulmadığından tüm sigorta kollarına tabi bildirimi yapılan yabancıların da bu destekten yararlandırılması mümkündür. 2) 5510 sayılı Kanun’un ek 2. maddesinde (Yatırım teşvikleri kapsamında sağlanan prim desteği), 5225 sayılı Kanun’un 5. maddesinde 190

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

(Kültür yatırım ve girişimlerinde sağlanan prim desteği),5746 sayılı Kanun’un 3. maddesinin üçüncü fıkrasında (Ar-Ge faaliyetlerinde sağlanan prim desteği) öngörülmüş olan sigorta prim desteklerinden yabancıların yararlandırılmayacağı konusunda herhangi bir kısıt konulmadığından tüm sigorta kollarına tabi bildirimi yapılan yabancıların da bu desteklerden de yararlandırılması mümkündür. 3) 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde (Ek istihdam prim desteği): Kanunun çıkışında her ne kadar istihdamın arttırılması amaçlanmış ise de yabancıların bu kapsamda değerlendirilebileceği ön görülmemiş ve herhangi bir kısıt konulmamıştır. İlk işe başlayan,yabancı sigortalıların büyük çoğunluğu Türkiye’de son altı aylık dönem içerisinde bildirgeye kayıtlı olmayacaklarındanson 6 aylık ortalama işçi sayısının üzerine ilave olmak veya yeni açılan bir işyerinden ilk kez işe alınmak kaydıyla teşvik kapsamına girmeleri daha mümkün olabilmektedir. 18 yaşından büyük, 29 yaşından küçük erkekler ile 18 yaşından büyük kadınların bu şartalrı taşımaları halinde 24 aylık süre ile işveren sigorta primlerinin tamamı İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmaktadır. 4) 4857 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin altıncı fıkrasında (Özürlü istihdamı prim desteği) öngörülmüş olan bu destekten yabancı sigortalıların faydalanabilmesi için; öncelikle ikamet/ çalışma izni ve TC numarası kaydı, sonrasındaözürlü olduklarının belgelenmesive Türkiye İş Kurumu İl/Şube Müdürlüklerinden onaylatacakları ve özürlü statüsünde çalıştırdıkları sigortalıların TC kimlik numarasını, ad-soyadını, İş Kurumuna tescil tarihini, kontenjan dahilinde/korumalı işyerinde/kontenjan fazlası olarak/yükümlü olunmadığı halde çalıştırma durumlarını ihtiva eden belgenin aslını işyerinin bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik İl/Merkez Müdürlüklerine ibraz etmesi gerekmektedir. IV - SONUÇ VE ÖNERİ: Görüldüğü üzere, yurt dışına görevle gönderilmiş Türk Vatandaşı sigortalıların yukarıda belirtilen sigorta prim desteklerinden yararlandırılması mümkün değilken(5510 sayılı Yasanın 5/G maddesi kapsamında yurt dışına gönderilenlerin GSS primi işveren hisselerinin 5 puanlık kısmı Kanunun 81 inci maddesi birinci fıkrasına 21/5/2013 tarih, 6486 sayılı yasanın 5 inci maddesi ile eklenen (i) bendi ile Hazine tarafından karşılanmaya başlanmış olup burada bahsedilen yurt dışına gönderilme geçici görev kapsamında MART - NİSAN 2014

191


MALİ

ÇÖZÜM

gönderilen tüm sigorta kollarına tabi 4/a statüsündeki sigortalılardır) yabancı ülkelerden çalışmak üzere ülkemize gelen ve tüm sigorta kollarına tabi olanlar hakkında uygulanabilmektedir. Aynı şekilde Türk vatandaşı emeklileri çalıştırmayı tercih eden işverenlerin de bu desteklerden yararlanması olanağı bulunmamaktadır, çünkü emekliler için öngörülmüş olan sosyal güvenlik destek primi uzun vadeli bir sigorta kolu olarak düzenlenmemiştir. Emeklilerimizin ödedikleri sosyal güvenlik destek prim oranı % 30 (% 7,5 sigortalı, % 22,5 işveren hissesidir) ve iş kazaları meslek hastalıkları prim oranı % 2 olmak üzere toplam % 32 düzeyindedir ve oldukça yüksektir. Bu primin kendilerine bir geri dönüşü de yoktur. Sağlık aktivasyonları zaten mevcuttur ve çalışırken kaza geçirmeleri durumunda % 10 dan fazla iş göremez durumda kalmaları halinde kendilerine veya hak sahiplerine sürekli iş göremezlik geliri adı altında (fazla olanın tamamı, az olanın yarısı olmak kaydı ile)ek bir gelir bağlanmaktadır. Dolayısı ile sistemden geri aldıkları neredeyse hiç bir şey yok iken ve ödedikleri prim teşvikten yararlanmayan normal bir işçi seviyesinde iken ve daha da kötüsü ne amaçla çalıştırıldıkları dahi belirgin olmayan ev hizmetlisi bir yabancının iki katı kadar prim ödettirirken genç işçi istihdamını arttırmak amacıyla emeklilerimizin teşviklerden yararlandırılmaması ne acıdır. Bu negatif ayrımcılığa bir an önce son verilmesi gerekmektedir ve hatta yabancı işçileri çalıştıran işverenlerin sigorta prim desteklerinden yararlandırılmaması ve tüyü bitmemiş yetim Türk çocuğunun hakkının elin yabancısına yedirilmemesi gerekmektedir. Bunun için Hazine ve İşsizlik Sigortası Fonunu yönetenlerin devreye girmesi ve yasal düzenlemeye ön ayak olmaları gerekmektedir. KAYNAKÇA T.C. Yasalar (16.06.2006). 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (26200 sayılı) T.C. Yasalar (08.09.1999). 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (23810 sayılı) T.C. Yasalar (21.07.2004). 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (25529 sayılı) T.C. yasalar (12.03.2008). 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun. Ankara : Resmi Gazete (26814 sayılı) 192

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

TAZMİNAT NİTELİĞİNDEKİ İŞÇİLİK ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI ** Cumhur Sinan ÖZDEMİR32

1. Giriş Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir sürekullanılmaması yüzünden dava edilebilmeniteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Zamanaşımı, alacakhakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç haline” dönüştürür ve “alacağın dava edilebilmeözelliğini” ortadan kaldırır. Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur.Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur. 2. Türk Borçlar Kanunu Yönünden Zamanaşımı 2.1. Zamanaşımının Süresi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun,146’ıncı maddesine göre Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir.Aşağıda belirtilen alacaklar için aynı Kanunun 147’inci maddesine göre beş yıllık zamanaşımı uygulanır. • Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler. • Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri. • Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar. • Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar. • Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar. • Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.

*32 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Başmüfettişi

MART - NİSAN 2014

193


MALİ

ÇÖZÜM

2.2. Zamanaşımının Başlangıcı Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar. Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar. Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur. 2.3. Zamanaşımının Durması Türk Borçlar Kanunu’nun,153’üncü maddesine göre aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz,başlamışsa durur.Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür. • Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için. • Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için. • Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için. • Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için. • Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece. • Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. • Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece. 2.4. Zamanaşımının Kesilmesi Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse zamanaşımı kesilir. • Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa zamanaşımı kesilir. • Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borç•

194

MART - NİSAN


MALİ

• •

ÇÖZÜM

lularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur. Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz. Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar. Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise yeni süre her zaman 10 yıldır. Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı, iflas masasına başvurma sebebiyle kesilmişse, iflasa ilişkin hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan itibaren yeniden işlemeye başlar. Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı 60 günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir. Alacağın bir taşınır rehniyle güvenceye bağlanmış olması, bu alacak için zamanaşımının işlemesine engel olmaz; bununla birlikte alacaklının, hakkını rehinden alma yetkisi devam eder.

2.5. Zamanaşımından Feragat Zamanaşımından önceden feragat edilemez. Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş olması, diğerlerine karşı ileri sürülemez. Bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragat etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır.Asıl borçlunun feragati de kefile karşı ileri sürülemez. 3. İş Kanunu’nda Yer Alan TazminatlarYönünden Zamanaşımı 3.1. Zamanaşımı Süresi İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar,hakkın doğumundan itibaren, 10 yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun; MART - NİSAN 2014

195


MALİ

196

ÇÖZÜM

5’inci maddesinde yer alan “…iş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka…”eşit işlem borcuna aykırılık tazminatı, 17’inci maddesinde yer alan“…bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21’inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir…”kötüniyet tazminatı, 21’inci maddesinde yer alan“İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur…” işe başlatmama tazminatı, 26’ıncı maddesinde yer alan “24 ve 25’inci maddelerde gösterilen ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmeyi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten ve her halde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra kullanılamaz. Ancak işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık süre uygulanmaz.Bu haller sebebiyle işçi yahut işverenden iş sözleşmesini yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde feshedenlerin diğer taraftan tazminat hakları saklıdır”maddi ve manevi tazminat, 28’inci maddesinde yer alan“İşten ayrılan işçiye, işveren tarafından işinin çeşidinin ne olduğunu ve süresini gösteren bir belge verilir.Belgenin vaktinde verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veyahut işçiyi işine alan yeni işveren eski işverenden tazminat isteyebilir…”belgenin zamanında verilmemesindenkaynaklanan tazminat, 31’inci maddesinde yer alan“Herhangi bir askeri ve kanuni ödev dolayısıyla işinden ayrılan işçiler bu ödevin sona ermesinden başlayarak iki ay içinde işe girmek istedikleri takdirde işveren bunları eski işleri veya benzeri işlerde boş yer varsa derhal, yoksa boşalacak ilk işe başka

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

isteklilere tercih ederek, o andaki şartlarla işe almak zorundadır. Aranan şartlar bulunduğu halde işveren iş sözleşmesi yapma yükümlülüğünü yerine getirmezse, işe alınma isteğinde bulunan eski işçiye üç aylık ücret tutarında tazminat öder…”askerlik sonrası işe almama nedeniile öngörülen tazminatistekleri,10 yıllık zamanaşımına tabidir. 3.2. Zamanaşımı Başlangıcı Zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihtir. Zamanaşımı harekete geçememek, istemde bulunamamak durumundabulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın talebinin doğmadığı bir tarihte zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve eldeedilmesini olanaksız kılar. Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.( Yargıtay 9.HDE:2010/38436-K:2013/00253-T:14.01.2013) 3.3. İş Sözleşmesi Yönünden İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçininsözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazminiamacı ile açacağı dava Türk Borçlar Kanunu uyarınca 10 yıllık zaman aşımına tabidir. Borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifasıhenüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğutarihten başlar. Türk Borçlar Kanunu’nun,149’uncu maddesine göre Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde ise zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. 3.4. Ücretler Yönünden 4857 sayılı İş Kanunun 32’inci maddesinin son fıkrasında işçi ücretinin 5 yıllık özel bir zamanaşımı süresinetabi olduğu açıkça belirtilmiştir. MART - NİSAN 2014

197


MALİ

ÇÖZÜM

Türk Borçlar Kanunu’nun,147’inci maddesine görede ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları 5 yıllık zamanaşımına tabidir.İşçiye fazladan ödenen ücret ve eklerinde de zamanaşımı süresi 5 yıl olarak uygulanacaktır. (Yargıtay 9.HD-E:2009/43216-K:2012/06010-T:27.02.2012) İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshiile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresi fesih tarihinden başlar. (Yargıtay HGK-E:2000/9-1079K:2000/1103-T:05.07.2000) Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur.Ancak,zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz. 3.5. İlave Tediye Yönünden İlave tediye alacağının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması hakkındaki kanun ile düzenlenmiştir. Kanunun 1’inci maddesinde devlet ve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkça belirtilmiştir. Buna göre; işveren kapsamı yönünden devlete ve ona bağlı olmak üzere; • Genel, Katma ve Özel bütçeli daireler, • Sermayesi değişen kurumlar, • Sermayesinin yarısından fazlası devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar, • Belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlar, • Sermayesinin tamamı devlete ait olan veya bu sermeye ile kurulan iktisadi devlet kuruluşları, Yukarıda sayılanlar hariç diğer kurum, banka ve ortaklıklar olarak yasada açıkça belirtilmiştir. Kanun, devlet tarafından yasa ve yasanın verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusal yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı kuruşlarda iş sözleşmesi ile çalışanları kapsamına almaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nuni 2’nci maddesine göre “bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi” denir. Bu durumda bir iş sözleşmesine dayanarak, yukarıda belirtilen kurumlarda çalışan her işçiye ilave tediye ödemesinin yapılması gerekir. 198

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

6772 sayılı Kanunun 1’nci maddesinin son cümlesinde yukarıda belirtilen işyerlerinde çalışan işçilere ücret sistemleri ne olursa olsun her yıl için birer aylık ücret tutarında ilave tediye ücreti ödeneceği belirtilmiştir. Devlet ve ona bağlı maden işletmelerinin yeraltında çalışan işçilere, ayrıca bir aylık ödeme dışında birer aylık daha ödemenin yapılacağı Kanunun 2’nci maddesinde açıklanmıştır.Kanunun 3’üncü maddesinde, işçilere her yıl için birer aylık (yeraltında çalışan işçilere her yıl için ikişer aylık) ilave tediye dışında, birer aylık ücret istihkaklarını geçmemek üzere Bakanlar Kurulu kararı ile aynı oranda bir ilave tediye ödemesi yapılabileceği belirtilmiştir. Kanunun 4’üncü maddesine göre, ilave tediye alacağının ödeme zamanını Bakanlar Kurulu belirler. Bakanlar Kurulunun kararı ile ilave tediye alacağı muaccel hale gelir. İlave tediye alacağının nasıl hesaplanacağı ve kesinti yapılıp yapılmayacağı yasada belirtilmiştir. İlave tediye alacağının bir ay için 26 gün üzerinden hesaplanması gerekir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 80/c ve 105’inci maddeleri uyarınca ücretin eki niteliğinde kabul edilen ilave tediye alacağısigorta prim kesintisine tabidir. İlave tediye alacağı, ödeme tarihinde işçinin işinden ayrılmış olup olmadığına bakılmaksızın hak edilen yıl içinde o yerde veya aynı idare, teşekkül ve müesseseye ait muhtelif yerlerde geçmiş olan hizmetlerinin toplamı oranında ve son çalıştığı yerde ödenir. İşçi tam yıl çalışmamış ise ilave tediye o yıl için kıstelyevm esasına göre hesaplanıp ödenecektir. İşçinin ilave tediye alacağına esas olacak çalışma süresinin hesaplanmasında, iş sözleşmesinin devamı müddetine rastlayan yasal ve idari izinler, hastalık izinleri, hafta tatili ile ulusal, bayram ve genel tatil günleri, çalışılmış gibi hesaba katılır. Yargıtay(Yargıtay 9.HD-E:2011/53277-K:2012/01089-T:23.01.2012) “Davacının hesaplanan ve hüküm altına alınan ilave tediye alacağı dava tarihine göre zamanaşımı itirazına uğramayan süre içinde aylık ücretin ödendiği tarihte yıllık ödenen ilave tediye alacağının aylık süreye düşen oranına göre hesaplanıp hüküm altına alınmıştır. Oysa ilave tediye alacağının ödeme tarihlerini Bakanlar Kurulu kararı belirlemektedir. İlave tediye alacağının ödeme tarihi kararlaştırılan tarihteki ücret üzerinden hesaplanması gerekir. Bu nedenle davacının dava konusu ettiği yıllara ait ilave tediye ödeme tarihleri araştırılarak bu tarihlerdeki ücret üzerinden ödenmesine karar verilen ilave tediye alacakları hesaplanmalı ve sonuMART - NİSAN 2014

199


MALİ

ÇÖZÜM

cuna göre karar verilmelidir” kararın da belirtildiği üzere ilave tediyenin ödeme tarihini Bakanlar Kurulu belirlediğinden, zamanaşımı süresinin ödemenin yapılacağı tarihten itibaren başlaması gerekir. 4. Sonuç Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğerbir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran,değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, saltdoğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadankaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdanzamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğiniortadan kaldırır. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, Yasadaöngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgiliolmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Bu durumda zamanaşımı savunması ilerisürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğuve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal birengel bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun,161’inci maddesine göre; zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz. Kanundaki zamanaşımı süreleri tarafların iradeleri ile değiştirilemez. Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmediğinden, ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilikalacaklarının tespiti ve ödenmesi için ilgili Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne şikâyettebulunma kanaatimce zamanaşımını kesmez. Ancak, işverenin alacağı ikrar etmesi zamanaşımınıkeser. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun,146’ıncı maddesine göre Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nda, kıdem ve ihbar tazminatıalacakları için özel bir zamanaşımı süresiöngörülmemiştir.Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar,hakkın doğumundan itibaren, 10 yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 4857 sayılı İş Kanunun 32’inci maddesinin son fıkrasında işçi ücretinin 5 yıllık özel bir zamanaşımı süresinetabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun,147’inci maddesine görede ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları 5 yıllık zamanaşımına tabidir. KAYNAKÇA Özdemir, Cumhur Sinan (2009). Yargıtay Kararları İle Açıklamalı Güncellenmiş İş Kanunu, Ankara : Yaklaşım Yayınları 200

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Özdemir, Cumhur Sinan (2010). İş Kanunuİşveren Ve İşçi Rehberi. Ankara : Adalet Yayınevi Özdemir, Cumhur Sinan (2012).Yargıtay Karar İçtihatlı Ve Açıklamalı İş Kanunu. Ankara, Maliye Postası Yayınları. Özdemir, Cumhur Sinan(2011). Açıklamalı Ve İçtihatlı İş Mevuzatı Rehberi. İstanbul, Maliye Hesap Uzmanları Derneği Yayınları. T.C. Yasalar (04.02.2011). 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (27836 Sayılı) T.C. Yasalar (10.06.2003). 4857 Sayılı İş Kanunu. Ankara : Resmi Gazete (25134 Sayılı) T.C. Yasalar (11.07.1956). 6772 Sayılı Devlet Ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun. Ankara : Resmi Gazete (9355 Sayılı) T.C. Yasalar (16.06.2006) 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ankara : Resmi Gazete (26200 Sayılı) Yargıtay Hukuk Genek Kurul Kararı (05.07.2000). HGK-E:2000/9-1079 - K:2000/01103 Yargıtay Kararı 9.HD. (14.01.2013). E:2010/38436-K:2013/00253 Yargıtay Kararı 9.HD. (23.01.2012). E:2011/53277-K:2012/01089 Yargıtay Kararı 9.HD. (27.02.2012). E:2009/43216-K:2012/06010

MART - NİSAN 2014

201


MALİ

ÇÖZÜM

İŞ SÖZLEŞMESİNİN TARAFLARIN ANLAŞMASI YOLUYLA SONA ERMESİ * Mustafa BAŞTAŞ33 * ** Eray KARAGÖZ34** 1. GİRİŞ İş sözleşmesine taraf olan işçi ve işveren tarafları aralarındaki sözleşmeyi anlaşarak sona erdirebilir. İş sözleşmesi de nihayet bir sözleşme olduğundan herhangi bir sözleşme gibi tarafların rızasıyla ortadan kaldırılabilir (Narmanlıoğlu,2012). Anayasadan kaynaklanan sözleşme özgürlüğü ilkesi (m.48) uyarınca iş akdi hangi türde yapılmış olursa olsun tarafların anlaşmasıyla kural olarak her zaman sona erdirilebilir. İşçi ile işverenin aralarındaki iş akdinin sona erdirmek üzere yaptıkları anlaşma bir sözleşme olduğundan, bu sözleşme hakkında da Türk Borçlar Kanununun sözleşme serbestîsine ilişkin 26. ve 27. Maddeleri ile irade fesadını düzenleyen 30 vd. maddeleri uygulanır (Süzek, 2012). Örneğin, yasaya uygun yapılan ikale sözleşmesi neticesinde iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak mümkün olamayacaktır (Kurt ve Koç, 2013). Aynı şekilde yasalara uygun yapılan ikale sözleşmesinden işçi, feshe bağlı olan haklar olan kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmayacağı gibi, işsizlik sigortasından da yararlanmayacaktır (Çil, 2007, 33). İkale, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasında giderek yaygın bir hal almıştır. İş güvencesi kapsamındaki işçinin işe iade davası ile karşılaşmamak için, uygulamada ikale sözleşmelerinin kullanıldığı görülmektedir (Kurt, 2011). Bu makalede ikale sözleşmesi yapılabilmesi için nelere dikkat edilmesi gerektiği ilgili mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında açıklanmaya çalışılmıştır. 2. İKALE SÖZLEŞMESİNİN NİTELİĞİ ve UNSURLARI İşçi ve işveren iradelerinin iş sözleşmesinin feshi konusunda birleşmesi, bir tarafın feshi niteliğinde değildir. İş Kanununda bu sona erme türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren açıklamasının ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur

*33 Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişi ** 34 Kurt ve Koçak Danışmanlık Denetmen Yardımcısı

MART - NİSAN 2014

203


MALİ

ÇÖZÜM

(Yargıtay 9. H.D., 2013). Tarafların anlaşmasıyla iş sözleşmesinin sona erdirilmesi fesih niteliği taşımamaktadır. Çünkü fesih işlemi tek taraflı bir irade beyanıdır. Buna karşın “ikale, karşılıklı ve birbirine uygun iki iradenin birleşmesi ile oluşur” (Süzek, 2012). Ancak, işçinin bu yoldaki iradesi, sakatlanmış olmamalı ve sona erdirmekte işçinin gerçekten bir çıkarı bulunmalıdır (Demircioğlu ve Centel, 2012). İkalenin karşılıklı, uygun ve sakat olmayan iradeleri ile mevcut sözleşmeyi sona erdirmesi, feshe bağlı sonuçların ortaya çıkmamasına neden olmaktadır. İkale sözleşmesi zımni olabileceği gibi açık olarak da yapılabilir (Güven ve Aydın 2013). İş sözleşmesinin belirli veya belirsiz süreli oluşu, sözleşmenin anlaşma yoluyla sona erdirilmesi bakımından önem taşımaz (Demircioğlu ve Centel, 2012). İkalenin mutlaka açık bir biçimde yapılması gerekmemektedir. Kendi onayıyla işveren tarafından memur kadrosuna geçirilmesi durumunda, yanların örtülü anlaşmasıyla iş sözleşmesinin sona erdirilmesi söz konusudur (Demircioğlu ve Centel, 2012). İşçinin özgür iradesine dayanan gerçek ikale ile iş güvencesi hükümlerini dolanma amacı güden ve aslında işverenin feshini gizlemeye yarayan görünürdeki ikaleyi ayırt etmek gerekmektedir (Süzek, 2012). Bu sebepledir ki Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 16.03.2009 tarihli 2009/6967 karar sayılı kararında “bozma (ikale) sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, İş Hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi genel hükümler dışında İş Hukukunda yararına yorum ilkesi göz önünde bulundurulacaktır” diyerek ikalenin geçerliliği için genel niteliklerini belirlemektedir. Yine aynı kararın devamında işçi lehine yorum yapılmasının gerekçesini “Bozma sözleşmesi yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi, iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Yine 4447 sayılı yasa kapsamında işsizlik sigortasından da yararlanamayacaktır. Bütün bu hususlar, İş Hukukunda hakim olan ibranamenin dar yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır” Şeklinde açıklamıştır. Gerçekten de işçinin ikalenin hukuki sonuçlarını bilmesi ve ikaleden zarar görmemesi için makul bir yarar elde etmesi gerekmektedir. Aynı kararın yine devamında “ irade fesadı denetimi dışında tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının 204

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

olup olmadığın da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusunda icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır” denmektedir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. İş ilişkisinin bozma anlaşması yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı halde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasında giderek yaygın bir hal almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla sona erme gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin dolanılması şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusunda icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır (Yargıtay 9. H.D., 2013) diyerek ikale sözleşmesinin incelenmesinde dikkat edilmesi gereken unsurları net bir biçimde ortaya koyulmuştur: İkale iradesinin hangi taraftan geldiği, denetim ve makul yarar ölçütüdür. İş hukukunun özellikle işçiyi korumaya yönelmesi nedeniyle is sözleşmesinin ikale yolu ile sona erdirilmesinde kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti gibi bazı haklarının ikale yoluyla sona erme halinde de teminat altına alınması gerekmektedir (Kurt, 2011). İkale bir fesih olmadığı için iş ve sosyal sigorta kanunlarının feshe bağladığı sonuçlar ikale bakımından söz konusu olamaz. Bununla birlikte taraflar anlaşarak fesih ile ortaya çıkabilecek haklar düzeyinde hatta bunların üzerinde haklar dahi kararlaştırabilirler (Güven ve Aydın, 2013). Tarafların ikale (bozma) sözleşmesinde ihbar ve kıdem tazminatı ile iş güvencesi tazminatı hatta boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklardan bazılarını ya da tamamını kararlaştırmaları da mümkündür (Kurt, 2011). İş güvencesi kapsamındaki iş ilişkilerinde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı yanında iş güvencesi karşılığı ek bir ödeme bulunulması halinde ikalenin iş güvencesini dolanma amacını taşımadığı kabul edilebilir (Süzek, 2012). İşçi ve işveren taraflarının her ikisinin de bu anlaşmadan yarar sağlaması gerekmektedir. Bu durumda; somut olayın özellikler, işçinin kıdemi, işletmenin mali durumu, sözleşmeyi sona erdirme nedenleri dikkate alınarak makul bir tutar belirlenebilir (Süzek, 2012). Bütün bu hususlar, İş Hukukunda hâkim olan ibranamenin dar MART - NİSAN 2014

205


MALİ

ÇÖZÜM

yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır (Topçu, 2012). İşçinin makul yarar elde etmesi, iradelerin sakat olmadığının denetim ile tespiti halinde Yargıtay ikale sonrası işe iade olmayacağını onamıştır. “Davacı işçi işten çıkartılacağı ve tazminatlarının ödenmeyeceği yolunda yapılan baskı sonucu bu sözleşmeyi imzaladığını ileri sürmekte olup, sözleşme eki ibra belgesinde davacıya kıdem ve ihbar tazminatları yanında 6 aylık ücreti olan 21.235,68 YTL tutarında ek bir ödeme yapıldığı görülmektedir. Dinlenen tanık beyanlarının hep birlikte değerlendirilmesinde, iş sözleşmesi bu şekilde sona eren işçilere yasal hakları yanında işverence ayrı bir ödeme yapıldığı, karşılıklı sözleşme imzalamayan işçilerin ise sadece yasal kıdem ve ihbar tazminatlarının ödeneceğinin, ek ödeme yapılmayacağının bildirildiği, bu yoldaki bildirimin işçiyi iradesi dışında sözleşme imzalamaya zorlayacak nitelikte olmadığı, her ne kadar ibranamede, davacının işe iade davası açmaktan feragat ettiğine ilişkin beyan geçersiz ise de olayların bütün halinde gelişimi dikkate alındığında, davalı şirkete ait 2 birimin birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan istihdam fazlalığının giderilmesi amacıyla işverence yapılan bu işleme davacı işçinin muvafakat ederek, iş sözleşmesinin tarafların karşılıklı iradesiyle sona erdirildiği, bu nedenle davacının işe iade taleplerinin reddi gerekeceği sonucuna varılmıştır (Yargıtay 9. H.D. 2007 ve Süzek, 2012).” 3. İKALE SÖZLEŞMESİNİN VERGİ VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU AÇISINDAN İRDELENMESİ 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun “Tazminat ve Yardımlarda” müstesna başlıklı 25. Maddesi gereğince “1475 ve 854 sayılı kanunlara göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile 5953 sayılı Kanuna göre ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarları (hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler tazminat sayılmaz.)” İşverenle işçiler arasında karşılıklı anlaşmalı olarak yapılacak “ikale sözleşmesi” (bozma sözleşmesi) neticesinde ödenen kıdem tazminatı eski İş Kanunu’nun 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatı kapsamına girmemektedir. Bu nedenle GVK’nın 25/7. maddesine göre vergiden istisna edilmesi mümkün değildir (Şakar, 2010). Anlaşmalı olarak yapılan ikale sözleşmesiyle verilen kıdem tazminatlarının ücret olarak değerlendirilerek GVK’nın 61, 94, 103 ve 104. maddeleri gereğince vergilendirilmesi gerekmektedir. 206

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Ayni yardımlar ve ölüm, doğum ve evlenme yardımları, görev yollukları, seyyar görev tazminatı, kıdem tazminatı, iş sonu tazminatı veya kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu ödeme, keşif ücreti, ihbar ve kasa tazminatları ile Kurum’ca tutarları yıllar itibarıyla belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları, işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen ve aylık toplamı asgari ücretin % 30’unu geçmeyen özel sağlık sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı payları tutarları, prime esas kazanca tabi tutulmayacağı ve bunların dışında her ne ad altında ödeme yapılırsa yapılsın tüm ödemelerin prime tabi tutulacağı hükme bağlanmıştır (Kurt, 2011). İşçiyle işveren arasında karşılıklı anlaşmalı olarak yapılacak ikale sözleşmesi neticesinde ödenen kıdem tazminatının 1475 sayılı eski İş Kanunu’nun 14. maddesinde tanımı yapılan kıdem tazminatı kapsamına girmemektedir. Bu nedenle, anlaşmalı olarak yapılan ikale sözleşmesiyle verilen kıdem tazminatlarının ücret olarak değerlendirilerek SGK primine de (tavan tutar aşılmamak koşuluyla) tabi tutulması gerekmektedir (Kurt, 2011). 4. SONUÇ Sözleşme serbestisi gereğince taraflar iş sözleşmesini anlaşarak sona erdirebilmektedir. Bu anlaşma bir fesih niteliği taşımadığından; feshe bağlı olan haklardan yararlanamayacağı açıktır. Bir başka ifade ile ikale ile taraflar iş sözleşmesinin sona ermesi sonucu anlaşması halinde işçi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş güvencesi, işsizlik sigortasından faydalanma vb. haklardan mahrum kalmaktadır. Bu sebeple Yargıtay verdiği kararlarda söz konusu hakların karşılığının verilip verilmediğini aramaktadır. 1 İkale sözleşmesinin ne olduğunu anlayabilecek35 ve iradesi sakat olmayan işçi ile belirtilen hakların karşılığının verilmesi halinde iş sözleşmesi ikale ile her zaman sona erdirilebilecektir. KAYNAKÇA Çil, Şahin (2007). “İbra Sözleşmesi ile İkale Sözleşmesinin İş Güvencesine Etkileri,” MESS Sicil İş Hukuku Dergisi 7, (Eylül 2007) : 33. Demircioğlu, Murat ve Centel, Tankut (2012). İş Hukuku. 16.bs. İstanbul: Beta Güven, Ercan ve Aydın, Ufuk (2013). Bireysel İş Hukuku, 4. bs. İs-

135 Yargıtay 22. HD, 6.7.2012 tarihli kararında “davacı mühendis olup eğitimi itibariyle imzaladığı

belgelerin hukuksal sonuçlarını tayin ve takdir edecek durumdadır” şeklinde hükmetmiştir.

MART - NİSAN 2014

207


MALİ

ÇÖZÜM

tanbul: Nisan Kitabevi Kurt, Resul (2011). “İkale (Bozma) Sözleşmesinin; Vergi, Sosyal Güvenlik Ve İş Hukuku Açısından Değerlendirilmesi” Yaklaşım Dergisi. 222 (2011) Kurt, Resul (2011). Vergi ve Sosyal güvenlik Mevzuatında Ücret, Tazminat, Harcırah ve Diğer Ödemeler. Ankara : TÜRMOB Kurt, Resul ve Koç, Muzaffer (2013). İş Sözleşmesinin Feshi ve İş Güvencesi Uygulaması, İstanbul: RS Yayıncılık ve Danışmanlık Narmanlıoğlu, Ünal (2012). İş Hukuku Ferdi İş İlişkileri. 4. bs. İstanbul : Beta Süzek, Sarper (2012). İş Hukuku. 8. bs. İstanbul: Beta Topçu, Umut (2012). “Hukuken Geçerli Bir İkale Sözleşmesi Yapmak İçin Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar”, Yaklaşım Dergisi. 236 (2012) Yargıtay 9.HD (29.01.2007) 2007/1013 sayılı Kararı Yargıtay 9.HD (01.04.2013) 2013/10619 sayılı Kararı Yiğit Şakar, Ayşe (2010). “İşçiye Ödenecek Bazı Tazminatların Vergi Hukuku Bakımından Durumu” MESS Sicil Dergisi, 224, (Mart 2010)

208

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

İSG DESTEĞİNDEN KİMLER NASIL YARARLANACAK * Eyüp Sabri DEMİRCİ36 *

I- GİRİŞ 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun (T.C. Yasalar, 30.06.2012) 7. maddesinde, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yerine getirilmesi için kamu kurumları hariç olmak üzere, çok tehlikeli ve tehlikeli sınıfta yer alan ve ondan az çalışanı bulunan işyerlerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca destekleneceği, Bakanlar Kurulunca karar verilmesi halinde ondan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinin de bu destekten yararlanabilecekleri, uygulamanın usul ve esaslarının ise Yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür. Konuyla ilgili olarak hazırlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 24.12.2013)1/1/2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiş olup, anılan Yönetmelik uyarınca destek destekten kimlerin nasıl yararlanabilecekleri, ödenecek destek tutarının nasıl hesaplanacağı ve ödemelerin ne zaman ve nasıl yapılacağı hususları aşağıda açıklanmıştır. II- DESTEK KAPSAMINA GİREN İŞVERENLER 6331 sayılı Kanunda öngörülen destekten Türkiye genelinde dokuz veya altında çalışanı bulunan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işverenler faydalanabilecektir. Dolayısıyla, az tehlikeli sınıfta yer alan işverenler dokuz veya altında sigortalı çalıştırsalar dahi sözkonusu destekten yararlanamayacaklardır. Örneğin, Türkiye genelinde iki işyeri bulunan (A) gerçek kişisine ait işyerlerinin her ikisinde de pasta imalatı yapıldığıve bu işyerlerinde 2014/ Nisan ayında toplam 7 sigortalı çalıştırıldığı varsayıldığında, bahse konu işveren 2014/Nisan ayında her ne kadar ondan az sigortalı çalıştırmış olsa da pasta imalatı işyerlerinin1071.01 NACE kodunda ve az tehlikeli sınıfta yer alması nedeniyle bahse konu destekten yararlanması mümkün olamayacaktır. Öte yandan, destekten yararlanabilmek için işyerinin, İSG-KATİP sistemine kayıtlı onaylanmış ve devam eden iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin verilmesine ilişkin, hizmet sunucusu ile yapılmış bir sözleşmesinin olması şarttır.

*36 SGK İşverenler Prim Daire Başkanlığı Şube Müdürü

MART - NİSAN 2014

209


MALİ

ÇÖZÜM

III- ÇALIŞAN SAYISININ TESPİTİ 1-Aynı işverene ait hem az tehlikeli sınıfta, hem de çok tehlikeli sınıfta faaliyet gösteren işyerlerinin bulunması halinde toplam çalışan sayısının tespitinde az tehlikeli sınıfta faaliyet gösteren işyerlerindeki sigortalılar hesaplamaya dahil edilmeyecektir. Aynı işverene ait Türkiye genelinde tescil edilmiş birden fazla işyerinin bulunmasına rağmen bu işyerlerinin faaliyet konularının farklı olması, dolayısıyla aynı işverene ait bazı işyerlerinin az tehlikeli sınıfta, bazı işyerlerinin ise tehlikeli veya çok tehlikeli sınıfta faaliyet göstermesi halinde, toplam çalışan sayısının (dokuz veya altında sigortalı çalıştırılıp çalıştırılmadığının) tespitinde,az tehlikeli sınıfta faaliyet gösteren işyerlerindeki sigortalılar hesaplamaya dahil edilmeyerek, sadece tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde çalışan sigortalı sayısı dikkate alınacaktır. Örneğin, merkez adresinde kurulu işyerinde büro faaliyeti, şube işyerinde ise inşaat faaliyeti yürüten bir işverenin 2014/Nisan ayında büro işyerinde 8 sigortalı, inşaat işyerinde 7 sigortalı olmak üzere toplamda 15 sigortalı çalıştırdığı varsayıldığında, büro işyerinin 8211.01 NACE kodunda ve az tehlikeli sınıfta, inşaat işyerinin ise 4120.02 NACE kodunda ve çok tehlikeli sınıfta yer alması nedeniyle, toplam çalışan sayısının tespitinde az tehlikeli işyerlerinde çalışanların sayısı dikkate alınmayacağından, bahse konu işveren inşaat işyerinde çalıştırdığı 7 sigortalıdan dolayı bahse konu destekten yararlanabilecektir. 3- Alt işverenlerce çalıştırılan sigortalılar toplam çalışan sayısına dahil edilecektir. Çalışan sayısının tespiti sırasında alt işverenlerce çalıştırılan sigortalı sayısı da toplam çalışan sayısına dahil edilecektir. Dolayısıyla tehlikeli veya çok tehlikeli sınıfta faaliyet gösteren işyerlerinde asıl işverenin yanı sıra alt işverenlerce de sigortalı çalıştırılması halinde, toplam çalışan sayısının tespitinde asıl işverenler ve alt işverenlerce çalıştırılan toplam sigortalı sayısı esas alınacaktır. Örneğin Türkiye genelinde kendi adına tescil edilmiş yalnızca bir işyeri bulunan ve bu işyerinde de mutfak mobilyalarının imalatı faaliyetini yürütmekte olan bir işveren tarafından 2014/Nisan ayında 6 sigortalı, bu işverenden iş alan alt işverence 5 sigortalı çalıştırıldığı varsayıldığında, bahse konu işyerinin 3102.01 NACE kodunda ve tehlikeli sınıfta yer almasına rağmen asıl işveren ve alt işveren tarafından çalıştırılan toplam 210

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

sigortalı sayısının 9 sigortalının üzerinde olması nedeniyle 2014/Nisan ayında bahse konu destekten yararlanılması mümkün olamayacaktır. 4-Sıfır gün ve sıfır kazançlı sigortalılar da toplamçalışan sayısına dahil edilecektir. Hizmet akdi devam etmesine rağmen çeşitli nedenlerle (ücretsiz izin, istirahat gibi) ay içinde çalışması olmayan ve çalışmadıkları günler için işverenlerince ücret ödenmeyen sigortalıların bulunması halinde, bu sigortalılar aylık prim ve hizmet belgelerine 0 (sıfır) gün ve (0) kazançlı olarak kaydedilmektedir. Bu bağlamda hizmet akdi devam etmesine rağmen çeşitli nedenlerle 0 gün ve 0 kazançlı olarak bildirlşmiş sigortalılar da toplam çalışan sayısının tespitinde dikkate alınacaktır. 5- Toplam çalışan sayısının tespitinde 5.1- Asıl ve ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalı sayısından, iptal nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalı sayısı düşülecektir. 5.2- Ay içinde işe giren veya işten çıkan sigortalılar da sigortalı sayısına dahil edilecektir. 5.3- Aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler hesaplamaya dahil edilmeyecektir. IV- ÖDENECEK DESTEK TUTARININ HESAPLANMASI Kapsama giren işverenlere, çalıştırdıkları sigortalıların ay içindeki prim gün sayısı toplanarak bulunan gün sayısı ile prime esas kazanç alt sınırının günlük tutarının, işyeri; -Tehlikeli sınıfta yer alıyor ise % 1,4’ü -Çok tehlikeli sınıfta yer alıyor ise %1,6’sı ile çarpımı sonucunda bulunacak tutar kadar destek verilecektir. Dolayısıyla, kapsama giren işyerlerine ödenecek destek tutarı; -Tehlikeli sınıfta yer alana işyerleri için; Bir gün için ödenecek destek tutarı= Günlük asgari ücret X 1.4 /100 Ödenecek toplam destek tutarı = Bir gün için ödenecek destek tutarı X Sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısı -Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için: Bir gün için ödenecek destek tutarı= Günlük asgari ücret X 1.6 /100 Ödenecek toplam destek tutarı = Bir gün için ödenecek destek tutarı X MART - NİSAN 2014

211


MALİ

ÇÖZÜM

Sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısı Formülü vasıtasıyla hesaplanacaktır. Örneğin,(A) Limited Şirketince düzenlenen 2014/Nisan ayına ilişkin aylık prim ve hizmet belgesinde ; -Tehlikeli sınıfa giren işyerinde 4 sigortalı için105 prim ödeme gün sayısıbildirildiği varsayıldığında ilgili ay için ödenecek destek tutarı; Bir gün için ödenecek destek tutarı = 35,70 X 1,4 / 100 = 0,50 Ödenecek toplam destek tutarı = 0,50 X 105 = 52,5 TL olacaktır. -Çok tehlikeli sınıfa giren işyerinde 5 sigortalı için 133 prim ödeme gün sayısı bildirildiği varsayıldığında ilgili ay için ödenecek destek tutarı; Her bir gün için ödenecek destek tutarı = 35,70 X 1,6 / 100 = 0,57 Ödenecek toplam destek tutarı = 0,57 X 133 = 75,81 TL olacaktır. V-DESTEĞİN ÖDENME ZAMANI VE ŞEKLİ Yönetmeliğin 6. maddesine göre, kapsama giren işverenlere ödenecek destek, üçer aylık dönemler itibariyle hesaplanarak takip eden ikinci ayın sonunda ödenecektir. Buna göre, -Ocak/Şubat/Mart ayında çalıştırılan sigortalılardan dolayı destek, Mayıs ayında -Nisan/Mayıs/Haziran döneminde çalıştırılan sigortalılardan dolayı destek, Ağustos ayında -Temmuz/Ağustos/Eylül döneminde çalıştırılan sigortalılardan dolayı destek, Kasım ayında -Ekim/Kasım/Aralık döneminde çalıştırılan sigortalılardan dolayı destek takip eden yılın Şubat ayında Ödenecektir. Ancak ilgili aylara ilişkin olarak kapama giren işverenlere ödeme yapılabilmesi için aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde verilmiş olması gerekmektedir. Dolayıyla kapsama giren işverenlerce yasal süresi dışında aylık prim ve hizmet belgesi verildiği aylarda sözkonusu destekten yararlanılması mümkün olamayacaktır. Diğer taraftan, desteğin ödenebilmesi için başvuruda bulunulmuş olması ve ödeme vadesi geçmiş prim borcunun bulunmaması şarttır. Bu bağlamda, destekten yararlanmak amacıyla başvuruda bulunmamış olan işverenlere ödeme yapılmayacağı gibi ödeme vadesi geçmiş prim 212

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

borcu bulunan işletmelere ödenecek destek tutarı da işverenlerin prim borçlarına mahsup edilecektir. VI- KAYIT DIŞI SİGORTALI ÇALIŞTIRILDIĞININ TESPİTİ Kanunun 7. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, bu Kanun ve diğer mevzuat gereğince yapılan kontrol ve denetimlerde; istihdam ettiği kişilerin sigortalılık bildiriminde bulunmadığı tespit edilen işverenlerden, tespit tarihine kadar yapılan ödemelerin yasal faizi ile birlikte Sosyal Güvenlik Kurumunca tahsil edileceği ve bu durumdaki işverenlerin, sağlanan destekten üç yıl süreyle faydalanamayacakları öngörülmüştür. Yönetmelikte ise, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitler veya diğer kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatları gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde ya da bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden veya mahkeme ilamına istinaden çalıştırdıkları sigortalıları Kuruma bildirmedikleri tespit edilen işverenlerin, tespitin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanılarak sağlanan destekten üç yıl süreyle faydalanamayacakları ve kayıt dışı çalışanın işe başladığı aydan itibaren yapılan ödemelerin Kurumca yasal faizi ile birlikte geri alınacağı, Birden fazla işyeri bulunan işverenlere ait işyerlerinde kayıt dışı çalışanıbulunduğunun tespiti halinde, gerek tespitin yapıldığı işyeri için, gerekse diğer işyerleri için kayıt dışı çalışanın işe başladığı aydan itibaren yapılan ödemelerin Kurumca yasal faizi ile birlikte geri alınacağı ve söz konusu işverenlerin tespitin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanılarak sağlanan destekten üç yıl boyunca yararlanamayacakları, açıklanmıştır. Bu bağlamda, sözkonusu destekten yararlanan bir işverenin kayıt dışı sigortalı çalıştırdığının tespiti halinde, -Kayıt dışı çalışan sigortalının işe başladığı aydan itibaren işverene ödenen destek tutarları (hem kayıt dışı sigortalının çalıştığı işyerinden dolayı hem de varsa aynı işverene ait diğer işyerlerinden dolayı yapılan ödemeler) yasal faizi ile birlikte geri alınacak, - Tespitin yapıldığı ayı takip eden aydan itibaren (hem kayıt dışı sigortalının çalıştığı işyerinden dolayı hem de varsa aynı işverene ait diğer MART - NİSAN 2014

213


MALİ

ÇÖZÜM

işyerlerinden dolayı) üç yıl boyunca destekten yararlanılması mümkün olamayacaktır. VII-SONUÇ 2014 yılı Ocak ayından başlanılarak, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işverenler ondan az sigortalı çalıştırdıkları takdirde 6331 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde öngörülen destekten yararlanabileceklerdir. Çalıştırılan sigortalı sayısının tespitinde aynı işverene ait Türkiye genelinde tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta tescil edilmiş tüm işyerlerindeki çalışan sayısı dikkate alınacak, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri ise dikkate alınmayacaktır. Kapsama giren işverenlere, çalıştırdıkları sigortalıların ay içindeki prim gün sayısı toplanarak bulunan gün sayısı ile prime esas kazanç alt sınırının günlük tutarının, işyeri; -Tehlikeli sınıfta yer alıyor ise % 1,4’ü -Çok tehlikeli sınıfta yer alıyor ise %1,6’sı ile çarpımı sonucunda bulunacak tutar kadar destek verilecektir. Destek tutarları, -Ocak/Şubat/Mart ayında çalıştırılan sigortalılardan dolayı, Mayıs ayında -Nisan/Mayıs/Haziran döneminde çalıştırılan sigortalılardan dolayı, Ağustos ayında -Temmuz/Ağustos/Eylül döneminde çalıştırılan sigortalılardan dolayı, Kasım ayında -Ekim/Kasım/Aralık döneminde çalıştırılan sigortalılardan dolayı takip eden yılın Şubat ayında Ödenecektir. KAYNAKÇA Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (24.12.2013). İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik Ankara: Resmi Gazete (28861 sayılı) T.C. Yasalar (30.06.2012).6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun. Ankara : Resmi Gazete (28339 sayılı) 214

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

ÖLÜM GELİRİ NASIL HESAPLANIR VE KİMLERE BAĞLANIR? S. Mehmet KELEŞ*37* 1. GİRİŞ Ölüm geliri, iş kazası yada meslek hastalığı sonucu ölen sigortalıların hak sahiplerine bağlanan bir gelirdir.Ölüm gelirinin amacı ölenin geride kalanlarının mağdur olmasını önlemeye yöneliktir. Hak sahiplerine bu gelirin bağlanabilmesi için ölen kişinin iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olarak ölmüş olması gerekmekle birlikte her hangi bir sigortalılık süresi veya prim ödeme gün sayısı gerekmemektedir. Yazımızda kimlere hangi hallerde ölüm geliri bağlanacağı ve ölüm gelirinin nasıl hesaplandığı açıklanacaktır. 2. ÖLÜM GELİRİ NEDİR? Ölüm geliri iş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş görmezlik geliri almakta iken ölen sigortalıların hak sahiplerine, iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından bağlanan bir aylık türüdür. Bağlanan bu gelirin kaynağı kısa vadeli sigortalardır. Uzun vadeli sigorta kollarından bağlanan emekli maaşlarına “aylık” kısa vadeli sigorta kollarından bağlanan maaşlara “gelir” denilmektedir. Ölüm aylığı bağlanması için ölen sigortalının belirli sigortalılık şartlarına haiz olması gerekmekte iken ölüm gelirinde sigortalılık süresi veya prim günü ile ilgili (EK-5 sigortalıları hariç) her hangi bir kıstas bulunmamaktadır. Ek-5 sigortalılarındaki sigortalılık süresi, bu sigortalılığın kendine has bir durumudur. Ek-5 kapsamında tarım işi yapan sigortalıların iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından yararlanabilmeleri için iş kazası tarihinden en az 10 gün önce tescil edilmiş olmaları gerekmektedir. Olay tarihinden en az 10 gün önce tescil edilip, iş kazası sonucu ölen EK-5 sigortalılarına da ölüm geliri bağlanır. 3. ÖLÜM GELİRİNİN HESAPLANMASI İş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalılara iş görmezlik derecesine göre sürekli iş görmezlik geliri ödenmektedir. Ölümleri halinde *37 *Sosyal Güvenlik Denetmeni Manisa Sosyal Güvenlik İl Müdür Yrd. V.

MART - NİSAN 2014

215


MALİ

ÇÖZÜM

ödenen sürekli iş görmezlik geliri aşağıdaki esaslarda ölüm gelirine dönüştürülmektedir. Sürekli iş görmezlik derecesi %50 ve daha yukarı olup sürekli iş görmezlik geliri almakta iken ölen (ölümün iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olup olmadığı fark etmeksizin) sigortalının hak sahiplerine, Sürekli iş görmezlik derecesi %50 oranının altında olup sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış iken ölen ve ölümü iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olan sigortalının hak sahiplerine, Günlük kazanç (GK) x 30 x %70 formülüyle bulunan ve TÜFE oranında güncellenerektespit edilen tutarda gelir bağlanır. Formül kısaca GK x 21 şeklinde formülüze edilebilir. Yani günlük kazancın 21 katı ölüm geliri olarak hesaplanır. Bağlanan gelir hak sahiplerine hisseleri oranında paylaştırılır. Sürekli iş görmezlik geliri almadan, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine yukarıdaki formülle hesaplanan şekilde ölüm geliri bağlanır. Formülde geçen Günlük kazanç, sigortalının sürekli iş görmezliğine veya ölümüne neden olan çalışmasının geçtiği aydan önceki on iki ayda son üç ay içindeki kazançlarının ortalamasıdır. Örnek: 21.10.2013 tarihinde iş kazasına uğrayan ve ölen sigortalının kazançları aşağıdaki gibidir. Buna göre bağlanacak Ölüm Gelirini hesaplayalım. Dönem 2013/10 2013/09 2013/08 2013/07 2013/06

Gün 21 30 18 12

Kazanç 900,00 1.500,00 1.100,00 1.000,00

Kaza geçirdiği ay dikkate alınmamaktadır. Bir önceki aydan geriye doğru 12 ay içinde 3 aylık kazançlar tespit edilmelidir. Buna göre Günlük kazanç hesaplanırken çalışma olmayan 2013/08. Ay da dikkate alınmayacaktır. Bu durumda 2013/09-07-06. Ayların kazançları toplanacak ve toplam gün sayısına bölünerek günlük kazanç bulunacaktır. (1.500,00 + 1.100,00 + 1.000,00) / (30 + 18 + 12) = 3.600 / 60 = 60,00 TL Günlük kazanç 60,00 TL olarak bulunmuştur. Bu kazancın 21 katı 216

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

ölüm gelirini oluşturmaktadır. Ölüm geliri = 60,00 x 21 = 1.260,00 TL olur. Sürekli iş görmezlik derecesi %50 oranının altında olup sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış iken ölen ve ölümü iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olmayan sigortalının hak sahiplerine daha önce ölüm geliri bağlanmamaktaydı. 01.10.2008 tarihinden sonra bu durumda olan sigortalıların hak sahiplerine de ölüm geliri bağlanmaya başlanmıştır. Ancak bu durumda olan hak sahiplerine yeniden gelir hesabı yapılmamakta, sürekli işgörmezlik derecesine göre ölen sigortalıya ödenen sürekli işgörmezlik geliri tutarında ödeme yapılmaktadır. Yani ölümünden önce sigortalıya ödenen sürekli iş görmezlik geliri ne ise bu tutar üzerinden hak sahiplerine hisseleri oranında paylaştırma yapılır. 4. ÖLÜM GELİRİ BAĞLANACAK HAK SAHİPLERİNİN TESPİTİ VE ÖLÜM GELİRİ BAĞLAMA ORANLARI Ölen sigortalının eşine, çocuklarına ve ana babasına ölüm geliri bağlanabilmektedir. Sırasıyla bunların hak sahipliği durumlarını inceleyelim. Ölen sigortalının eşi tekrar evlenmediği sürece hak sahibidir. Eşin çalışıp çalışmadığı, kadın yada erkek olması, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alması, ölüm gelirine ihtiyacı olamayacak kadar zengin olması fark etmeksizin “eş” hak sahibi durumundadır. Eşin hak sahipliği evlenmediği sürece devam eder.Bu şekilde hak sahibi olan eşe, çalışmaması veya kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almaması halinde hesaplanan ölüm gelirinin %75’i, çalışması veya kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alması durumunda ise hesaplanan ölüm gelirinin %50 oranında Ölüm geliri bağlanır. Erkek çocuklar okumuyorsa 18 yaşına kadar, orta öğrenimde okumaları halinde 20 yaşına, yükseköğrenimde okumaları durumunda ise 25 yaşına kadar hak sahibidir. Erkek çocukların hak sahibi olabilmesi için her hangi bir işte çalışmaması veya kendi çalışmalarından dolayı gelir almaması da gerekmektedir. Evlenmeleri hak sahipliğini ortadan kaldırmaz. Evli olmayan yada sonradan boşanan veya kocasının ölümüyle dul kalan kız çocukları da çalışmamaları veya kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almamaları koşuluyla hak sahibidirler. Kız çocukların 18 yaşından küçük olup olmadığına veya okuyorsa diğer yaş şartlarına bakılmaksızın evlendikleri takdirde hak sahipliği sona erer. Bu durumda erkek MART - NİSAN 2014

217


MALİ

ÇÖZÜM

çocuklara göre daha dezavantajlı konumdadırlar. SGK sağlık kurulu tarafından malul olduğuna karar verilen çocuklar maluliyeti devam ettiği sürece yaş şartı aranmaksızın hak sahibi olurlar. Malul çocukların da diğer çocuklar gibi çalışmaması veya kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almaması gerekmektedir. Malul çocukların da hak sahipliği evlenmelerine bağlı olarak sona ermez. Yukarıdaki formüle göre hesaplanan ölüm gelirinin Hak sahibi konumundaki çocuklardan her birine bağlanma oranı %25’tir. -Sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan çocuklara veya daha sonra bu duruma düşen çocuklara, - Ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan çocuklara, - Sigortalının ölüm tarihinde aralarında evlilik bağı bulunmakla birlikte ana veya babaları daha sonra evlenen çocuklara, - Kendisinden başka hak sahibi bulunmayan çocuklara, %50 oranında ölüm geliri bağlanır. 65 yaşın altında olan ana babalar için öncelikle, ölen sigortalının eşi ve çocuklarına bağlanan gelirden artan hisse olması gerekmektedir. Artan hisse ile birlikte, ana babanın her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç gelir ve/veya aylık almaması gerekmektedir. 65 yaş üstü ana babada artan hisse şartı aranmaz. Ana ve babaya toplam %25 oranında gelir bağlanır. Ana veya babadan sadece birine gelir bağlanması durumunda %25, her ikisine de gelir bağlanması durumunda ise %12,5’er oranlarında ölüm geliri bağlanır. Hak sahiplerine bağlanacak gelirlerin toplamı, yukarıdaki formülle hesaplanan gelir tutarını geçemez. Bu tutarın geçilmesi halinde hak sahiplerinin gelirlerinden orantılı olarak indirim yapılır. 5. SONUÇ Hak sahibi konumundaki eş, çocuk ve ana babaya iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından gelir bağlanmaktadır. Bağlanan bu gelirde sigortalının iş görmezlik derecesi ve ölümün iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olup olmadığına göre farklılık oluşmaktadır. Sürekli iş görmezlik derecesi %50 ve üzerinde olan sigortalılar için ölüm sebebinin iş kazası veya meslek hastalığına bağlılık unsuru fark etmezken, sürekli iş görmezlik derecesi %50 den aşağı olanlarda ölüm nedeni önem kazanmaktadır. 218

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

%50 den az olan sürekli iş görmezlik derecelerinde, ölüm iş kazası veya meslek hastalığına bağlı değil ise hak sahiplerine bağlanan gelir miktarı daha düşük olmaktadır. KAYNAKÇA Şimşek N. (2012). SSK ve Bağ-Kur’da Emeklilik. gnclnmş. 2.bs. Ankara : Yaklaşım Yayıncılık T.C. Yasalar. (16.05.2006) 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (26200 sayılı)

MART - NİSAN 2014

219


MALİ

ÇÖZÜM

4(a) SİGORTALILARININ HİZMET TESPİT YÖNTEMLERİ Sami ÖNER*38* 1.GİRİŞ 07.11.1982 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu yürürlüğe giren Anayasa’nın(1) 60. maddesinde “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” kuralı benimsenmiş ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun(2) 92’nci maddesinde de “Kısa ve uzun vadeli sigorta kapsamındaki kişilerin sigortalı ve genel sağlık sigortalısı olması, genel sağlık sigortası kapsamındaki kişilerin ise genel sağlık sigortalısı olması zorunludur. Bu Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersizdir” denilmek suretiyle Anayasanın 60’ncı maddesiyle paralel bir hüküm kayıt altına alınmıştır. Böylelikle sigortalılığın zorunlu oluşu ve vazgeçilemeyeceği hukuk sisteminin en temel kuralı olarak benimsenmiş ve bu hususa da Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında sıklıkla değinilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 21.10.1986 tarihli kararında(3); “Sosyal sigorta sistemimizin en belirgin özelliğini sigortalılığın mecburiliği ilkesi oluşturmaktadır. 506 Sayılı Yasa’nın 6. maddesinde yer alan bu ilkeye göre, çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. Bu suretle sigortalı olma hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz .’’ açıklamasına yer verilirken, Yargıtay 10.Hukuk Dairesi’nin, 21.02.2000 tarihli kararında da (4) bu nitelik açıkça dile getirilmiş ve, “ Davacı askerlik görevi yaparken 4 aylık hava değişimi raporuna göre istirahatlı olduğu süre içinde 18.08.1960-15.09.1960 devresi Sosyal Sigortalar Yasasına göre fiilen çalışarak Kuruma bildirilen sürenin geçerli olmasının tespitini istemiştir. Davacının çalışmasının varlığı uyuşmazlık konusu değildir. Askerlik süresinde sigortalı çalışılamayacağı belirtilmişse de bu fiilen askerlik yapılan devreyi kapsar. Hava değişimi sırasında ya*38 Sosyal Güvenlik Denetmeni

MART - NİSAN 2014

221


MALİ

ÇÖZÜM

sal olarak kişi her ne kadar asker sayılsa da fiilen böyle bir çalışma yapılmıştır. Sigortalılıkta 506 sayılı Kanunun 6’ya göre vazgeçilmez ve feragat edilmez haktır. Kamu düzenine ilişkindir. Bu davayı açmakta da hukuki yararı vardır. Diğer taraftan Anayasanın 60. maddesine göre her çalışan Sosyal Güvenlik Hakkına sahiptir. Hükmü de göz önünde tutularak davacının davasının kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” görüşüne yer verilmiştir. 1982 Anayasası, 5510 sayılı kanun ve yargı kararlarında sigortalılığın zorunlu olduğu ve vazgeçilemeyeceği belirtilmesine karşın, işverenler ve çalışanlar tarafından çeşitli saiklerle sigortalı olmaktan kaçınıldığı bilinmektedir. İşverenler genellikle, çalışanların sigortasını yapmayarak sigortanın maliyetinden kaçınma yönünde tavır sergilerken; çalışanlar ise genellikle, nafaka ödemekten, kredi ve icra borç takibinden kurtulmak için sigortalı olmak istememektedir. Bahsedilen bu hususu, çalışma hayatına genellemek doğru olmamakla birlikte, görmezden gelinebilecek bir durumda değildir. Hangi saikle olursa olsun, çalışanların sigortalı olması gerektiği halde, işverenler tarafından sigortalı bildirimi yapılmayan döneme sigortalılık kazanılabilir. Bu makalemizde 5510 sayılı kanununda 4(a) sigortalısı olarak adlandırılan bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmet tespiti hususu, sosyal güvenlik mevzuatı ve yargı kararları çerçevesinde açıklanacaktır. 2.5510 KANUNA GÖRE HİZMET TESPİT YÖNTEMLERİ 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86’ncı maddesinin 7’nci fıkrasında “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca, fiilen yapılan denetimler sonucunda veya işyeri kayıtlarından yapılan tespitlerden ya da kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde veya kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir…” hükmü ile aynı maddenin 9’uncu fıkrasında yer alan “Aylık prim ve hizmet belgesi 222

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” hükmü incelendiğinde, 5510 sayılı kanunda hizmet tespiti yöntemleri; fiili tespit, kaydi tespit, kamu kurumlarından gelen bilgi ve belgeler ile yargı kararları olmak üzere 4 ana başlıkta belirlenmiştir. a. Fiili Tespit: 2013\5 sayılı Sosyal Güvenli Denetmenleri Standartları Genelgesinde(5)fiili tespitin genel anlamı ile çalışan yönünden anlamı açıklanmıştır. Buna göre; genel anlamda fiilen tespit, Kanun uygulamasında yetkili denetim elemanlarının işyerinde yaptıkları denetimler sırasında, işyeri ve çalışanları hakkında tespit ettikleri bilgilerdir. Çalışan yönünden fiili tespit ise, yetkili denetim elemanlarınca, Kanuna göre sigortalı olması gereken kişinin işyerinde çalıştığının görülmesi, işyerinden ayrılmış veya izinli, raporlu, görevli olması gibi çeşitli nedenlerle denetim anında işyerinde bulunmayan sigortalılar açısından fiili tespit ise bordro tanıklarının dinlenmesi veya civar incelemesi sonrasında sigortalı olması gereken kişinin işyerinde çalıştığının anlaşılmasıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86’ncı maddesinin 8’inci fıkrasında “Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca işyerinde fiilen yapılan tespitlerden ve kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden kayıt ve belgelere dayanmaksızın çalıştığı belirlendiği halde, hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının Kuruma bildirilmediği anlaşılan veya eksik bildirildiği tespit edilen sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının, en fazla tespitin yapıldığı tarihten geriye yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmı dikkate alınır.” denilmek suretiyle fiili tespite istinaden en fazla 1 yıl hizmet verilebileceği hüküm altına alınmıştır. 2013\5 sayılı genelgede, denetim elemanlarınca, Kanun bakımından sigortalı olması gereken kişinin işyerinde çalıştığının görülmesi veya anlaşılmasının yeterli olduğu, çalışmaları fiilen tespit edilenlere, irade fesadı halleri (hata, hile, tehdit) hariç başkaca bir delile veya tespite gerek kalmadan hizmet kazandırılabileceği belirtilmiştir. MART - NİSAN 2014

223


MALİ

ÇÖZÜM

Yargıtay 10’uncu Hukuk Dairesinin 22.03.2011 tarihli kararında (6) “ 5510 sayılı kanunda yer alan; Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir, hükmü gözetilerek, Sosyal Güvenlik Kontrol Memurları tarafından düzenlenen durum tespit tutanağında işyerinde çalışması tespit edilen ve sigortalılığı kuruma eksik bildirilen işyeri çalışanından ötürü, kurum tarafından uygulanan idari para cezası ve prim borçlarının iptali yönündeki talebin yerinde olmadığı” belirterek, kurum denetim elemanlarınca işyerlerinde gerçekleştirilen fiili denetimde tespit edilen hususların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu belirtilmiştir. b. Kaydi Tespit: 5510 sayılı kanunun 86’ncı maddesinde, “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca ...işyeri kayıtlarından… yapılan tespitlerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir…” hükmünde belirtildiği üzere işyeri kayıt ve belgelerinden yapılan tespitler sonucu sigortalılık tesis edilebilir. Kurumun denetim elemanlarınca işyerlerinde gerçekleştirilen fiili denetime istinaden en fazla geriye yönelik olarak 1 yıl hizmet verilebilirken; işyeri kayıtlarından yapılan tespitlerde böylesi bir süre sınırı konulmamıştır. Böylelikle işyerinde çalıştığı kayden tespit edilenlere, kayıtlardan tespit edilebilen en eski tarihe kadar hizmet verilebilmesi önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. 2013\5 sayılı genelgede işyeri kayıtlarının tanımını “işverenler tarafından bir kanun gereği tutulması zorunlu olan defterler ve dayanağı belgeler, deftere tabi olmayanlar için ise, kayıt niteliğinde olmak üzere düzenlemek zorunda oldukları ücret ödeme bordrolarıdır.” şeklinde yapılmış ve işverenin tutmak zorunda olduğu defter ve belgelerden, bir Kanun gereğince tutmak zorunda olduğu defter ve belgelerin (Türk Ticaret Kanunu, Vergi Usul Kanunu, İlgili Diğer Kanunlar ve Sosyal Sigortalar İşlemleri Yönetmeliği) anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. İşveren tarafından çalıştırılan ve sigortalılığı kuruma bildirilmeyen ça224

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

lışanlara işyeri kayıt ve belgelerinden hizmet tespiti yapılmaktadır. Bunlar 2013\5 sayılı genelgede; ücret bordrosu, gider pusulası ve diğer belgeler olarak sınıflandırılmıştır. I. Ücret Bordrosu: Vergi Usul Kanununun 238 inci maddesinde ücret bordrosu düzenlenmiş ve işverenlerin her ay ödedikleri ücretler için ücret bordrosu tanzim etmeye mecbur oldukları belirtilerek ücret bordrolarında bulunması gerekli bilgilere yer verilmiştir. İşveren tarafından çalıştırıldığı halde sigortalılığı kuruma bildirilmeyen işyeri çalışanı adına ödenen ücretin yer aldığı ücret ödeme bordrosuna istinaden hizmet tespiti sağlanabilmektedir. II. Gider Pusulası: Vergi Usul Kanununun 234 üncü maddesinde, gider pusulası konusu düzenlenmiş, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla, defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin; Vergiden muaf esnafa, yaptırdıkları işlerden veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulasının fatura hükmünde olduğu belirtilmiştir. Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere, gider pusulası yaptırılan iş veya satın alınan emtia için düzenlenen ve fatura yerine geçen bir belgedir. Ancak, uygulamada çoğu zaman hizmet akdine dayalı çalışması dolayısıyla sigortalı olması gereken kişilere gider pusulası ile ödeme yapıldığı görülmektedir. Kanun gereğince, Kanun uygulamasında sigortalılık niteliği taşıyacak bir hizmet karşılığı alınan ücretler için ücret bordrosu düzenlenmesi gerekmekte ise de, hak edilen ücretin gider pusulası ile ödendiğinin saptanması halinde de, bu belge yasal kabul edilecek ve çalıştığı tespit edilen adına sigortalı hizmet kazandırma yoluna gidilmektedir. III. Diğer Belgeler: Vergi Usul Kanununun 227 ila 252 nci maddelerinde, ayrıca fatura, sevk irsaliyesi, perakende satış vesikaları (perakende satış fişleri, makineli kasaların kayıt ruloları, giriş bileti, taşıma biletleri), müstahsil makbuzu, serbest meslek makbuzu, taşıma irsaliyesi, yolcu listeleri, günlük müşteri listeleri, muhabere evrakı belgelerinin taşıması gereken özellikler ile düzenlenme kuralları ve içerdiği hususlar belirtilmiştir. Bir kanun gereğince düzenlenen ve kayıt kavramı içerisinde bulunan belgelerde yazılı bilgilerden çalışma olgusunun tespiti mümkün olup, bu anlamda delil niteliğindedir. MART - NİSAN 2014

225


MALİ

ÇÖZÜM

Yargıtay 10’uncu Hukuk Dairesinin 26.04.2011 tarihli kararında(7), İzmir 6’ncı İş Mahkemesinin 10.01.2011 tarih, 2010/968 Esas, 2011/4 Karar numaralı dava dosyasında verilen hükmü onaylamıştır. İzmir 6’ncı İş Mahkemesinin 10.01.2011 tarihli kararında “Yoklama Memurunca incelenen 2000 - 24.1.2006 dönemine ilişkin tüm kayıt ve belgelerde, dava dışı sigortalının doğum yaptığı 1.11.2001 - 30.6.2002 tarihleri arasındaki belgeler hariç, diğer tüm belgelerde isim ve imzasının bulunduğu ve anılan süre hariç davacıya ait işyerinde 506 sayılı Yasa kapsamında çalışmasının bulunduğunun tespit edildiği, Kurum tarafından hizmet tespit edilen bu sürelere idari para cezası ve prim tahakkuku yapılması işleminin davacı tarafından iptali istendiği belirtilmiştir. Yapılan yargılama sonunda; Sosyal Sigortalar Kanununun 130. maddesine 4958 sayılı Yasanın 49. maddesi ile eklenen ve 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren yedinci fıkra hükmünde; Kurumun, işyerlerinin mevcut durumlarım, faal olup olmadıklarını, sigortalı çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve benzeri hususları inceleme, araştırma, tespit ve yoklamasını sigorta yoklama memurları vasıtasıyla yaptırabileceğini, anılan yasa ile ekli dördüncü fıkra hükmünde ise; bu maddenin uygulanmasında teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine sahip olanlar tarafından düzenlenen tutanakların aksi sabit oluncaya kadar muteber olacağı düzenlemesine yer verilmiş olup, bu tutanakların aksinin aynı güç ve nitelikteki delillerle kanıtlanmış olması gerekirken, davaya konu olayda, yoklama memurları tarafından tespite konu edilen dönemlerde davalı S. T.’ın, davacıya ait işyerinde çalıştığının, işyeri kayıtlarına dayanarak tespit edilerek tutanak düzenlenmiş olup, bu tutanağın aksi eşdeğer belge ile ispat edilemediğinden davacının, davasının karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak, davacının idari para cezası ve prim tahakkuku işlemlerinin iptali yönündeki talebi reddedilmiştir.” Denilmek suretiyle işyeri kayıt ve belgelerinden (faturalar vb.) çalışması tespit edilen çalışanlara hizmet verilmesinin yasal zorunluluk olduğu ve bunun aksini işverenin kuvvetli delillerle ispatlaması gerektiği belirtilmiştir. c. Kamu Kuruluşlarından Gelen Bilgi ve Belgeler: I. Kamu Kuruluşlarınca Düzenlenen Belgeler: Trafik kazası tespit tutanakları, vergi denetim elemanları tutanakları, kolluk kuvvetleri (polis-jandarma) tarafından düzenlenen tutanaklar ile ihale makamları tarafından düzenlenen imza föyleri, puantaj kayıtları, ça226

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

lışanların her birinin işyerine girmesinde kullanılan kimlik belgeleri, varsa çalışanlar için tutulmuş dosyadaki bilgiler, liman reisliklerince düzenlenen gemi çalışanları listeleri vb. bu kapsamda sayılabilir. Kamu kuruluşlarında görevli olan ve verilen görev gereğince düzenlenen tüm belgeler de, kamu kuruluşlarınca düzenlenen belge niteliğindedir. Bu bağlamda, İş Müfettişlerince düzenlenen tutanaklar ve raporlar da aynı nitelikte sayılmak suretiyle, çalıştığı tespit edilenlere hizmet kazandırılması gerekmektedir. Yine, PTT memurlarınca yapılan tebligatlarda, resmi kuruluşlarca düzenlenen belge (tutanak) niteliğindedir. Kamu kuruluşları tarafından düzenlenen bu ve benzeri belgelere istinaden hizmet verilebilmektedir. Örneğin posta dağıtım görevlileri, işyerine gönderilen tebligatları işyerinde çalışanlara imza karşılığı teslim etmektedir. Böylesi durumlarda evrakı teslim alan çalışanın sigortalılığı sağlanmamış ise bu posta tebliğ alındısına istinaden hizmet verilebilmektedir. II. Kamu Kuruluşlarından Alınan Bilgiler: Bu kapsamda; İhale konusu işlerde, çalışanlarla ilgili olarak ihale makamından alınan bilgiler, Milli Eğitim Bakanlığının ilgili il/ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlı özel okullar, dershaneler ve sürücü kursu çalışanları için temin edilen bilgiler, Kamu bankalarınca, ihale konusu işte çalışanlar hakkındaki bildirimler, Türkiye Futbol Federasyonundan temin edilen profesyonel futbolcularla ilgili bilgiler diğer kamu kurum ve kuruluşlarından bu kapsamda alınan bilgi ve belgeler, olarak sayılabilir. III. 1774 Sayılı Kimlik Bildirme Kanunu Gereğince Yapılan Bildirimler: Söz konusu Kanunun; 2 ve 4 üncü maddelerine istinaden otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, kamp, kamping, tatil köyü ve benzeri her türlü, özel veya resmi konaklama yerleri ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri, dini ve hayır kurumlarının sosyal tesisleri müesseselerinde sürekli veya geçici olarak çalıştırdıkları kimseleri ve bunların ayrılışlarını, örneğine uygun kimlik bildirme belgesi doldurarak 24 saat içinde bağlı oldukları en yakın kolluk örgütüne, 5 inci maddesine istinaden binalarda kapıcı, kaloriferci, bekçi, telefoncu ve benzeri idari, teknik ve yardımcı hizmetlerde çalışanlar için, bunlaMART - NİSAN 2014

227


MALİ

ÇÖZÜM

rın işe başlamalarını izleyen üç gün içinde, örneğine uygun kimlik bildirme belgesinin doldurulup mahalli genel kolluk örgütüne, 6 ncı maddesine göre de, sürekli veya geçici olarak konutta kalarak çalışan hizmetçi, aşçı, mürebbiye, bekçi ve benzeri her türlü hizmetler ile Kanunun 2 nci maddesi dışında kalan her çeşit ticaret ve sanat amacı güden işyerlerinde çalışanlar ve buralarda barındırılanlar, öğrenci yurtları ve benzeri yerlerde çalışanlar ile buralarda kalan öğrenciler ve resmi dairelerde kalmalarına izin verilenlerin üç gün içinde genel kolluk örgütüne, bildirilmesi zorunludur. Kimlik bildirme kanununa göre ilgili kurumlara verilen belgeler, Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilmektedir. Kurumca yapılan inceleme sonucu bu kişilerin sigortalılıklarının sağlanmadığı tespit edilmesi durumunda sigorta tescil işlemleri yapılmaktadır. d. Yargı Kararları: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86’ncı maddesinin 9’uncu fıkrasında yer alan “Aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” Hükmünde hizmet tespiti için iş mahkemesine başvurulabileceği, bu başvurunun hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde yapılması gerektiği belirtilmiştir. Örneğin işveren yanında 2008 yılı içerisinde çalışması sona eren çalışanın, hizmetin geçtiği yılın sonu 31.12.2008 tarihinin 5 yıl sonrası olan 31.12.2013 tarihine kadar dava açabilecektir. Yargıtay çeşitli kararlarında, ilk derece mahkemelerinin hizmet tespit davalarında süre yönünden irdeleme yapması gerektiğini belirtmekte ve bu hususa dikkat edilmemesini bozma nedeni olarak kabul etmektedir. Yargıtay 10’uncu Hukuk Dairesinin 31.05.2012 tarihli kararında(8), “ 506 Sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine dair davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Anılan hükme göre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilmeyen 228

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

sigortalılar, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan itibaren ( işyerinden ayrıldıkları yılın sonundan itibaren ) 5 yıllık hak düşürücü süre içinde mahkemeye başvurarak dava açtıkları ve iddialarını kanıtladıkları takdirde, mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamlarıyla prim ödeme gün sayıları sigortalı hizmet olarak değerlendirilir. Öte yandan, çalışma ilişkisinin kesintisiz biçimde sürdüğü durumlarda; bir başka anlatımla blok çalışmanın varlığı halinde ise, bildirim dışı çalışmalara dair iddia yönünden 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, blok çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınmalıdır. Davacının mevsimlik dönem dışında, çalışmaya ara vermesi varsa, hak düşürücü süre yönünden irdeleme yapılmalıdır.” denilmek suretiyle dava açma süresinin başlangıç tarihi ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Yargıtay’ın hizmet tespit davaları ile ilgili birçok kararında, ilk derece mahkemelerin Hukuk Genel Kurulu’nun 29.06.2005 tarih ve 409/413 sayılı ilamında belirtilen esaslara dikkat etmesi gerektiği belirtilmektedir. Hukuk Genel Kurulu ilgili kararında “Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıcı sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun 3B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır. Bu davalarda işverenin, çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç MART - NİSAN 2014

229


MALİ

ÇÖZÜM

doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.” Denilmek suretiyle hizmet tespit davalarında ilk derece mahkemelerinin dikkat etmesi gerekli hususlar belirtilmiştir. İşyerinde çalıştığı sürece sigortasının yapılmadığını iddia eden çalışanlar, hizmet tespit davası açarken ilk derece mahkemelerinin hangi usul ve esaslara göre hizmet tespiti yaptıklarını bilmeli ve bu hususlara dikkat etmelidirler. 3. SONUÇ T.C. Anayasası ve 5510 sayılı kanunda, çalışanların sosyal güvenlik sistemine sigortalı olarak dahil olmaları, işveren ve çalışanın keyfiyetine bırakılmayıp, yasal bir zorunluluk olarak benimsenmiştir. 5510 sayılı kanun göre çalışanların sigortalılıkları, işverenlerce kuruma bildirilmekte olup işverenlerin beyanı esas alınmaktadır. İşverenler tarafından çalışanların sigortalılıklarının bildirilmemesi durumu ile sıklıkla karşılaşılmakta ve bu durum kayıt dışı istihdama yol açmaktadır. İşyerlerinde kayıt dışı olarak çalışanlar, sigortalılıklarının sağlanmadığı dönemlere ilişkin olarak yukarıda belirtilen hizmet tespit yöntemleri ile sigortalılıklarının tescilini sağlayabilirler. Çalışanlar, işyerinde çalışmaları devam ederken sigortalılıklarının yapılmadığını Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmeleri durumunda, işyerinde gerçekleştirilen fiili tespite istinaden sigortalılıkları sağlanmaktadır. Çalışanların iş akitleri sona erip, işyerinden ayrılmaları durumunda ise, işyeri kayıt ve belgelerinden veya diğer kamu kurumlarından alınan bilgi ve belgelere istinaden hizmet tespiti yapılabilmektedir. Bu yöntemler neticesinde hizmet tespiti yapılamayan sigortalılar, yargı kanalıyla hizmet tespiti yoluna gitmelidir. KAYNAKÇA Anayasa Mahkemesi ( 21.10.1986). E.1986/16 ve K.1986/25 Sayılı Kararı. Ankara: Anayasa Mahkemesi Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (29.01.2013). Sosyal Güvenli Denetmenleri Standartları Genelgesi. Ankara: 124 sayı 230

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

T.C Yasalar (16.06.2006). 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu. Ankara: Resmi Gazete (26200 sayılı) T.C. Yasalar (07.11.1982). 1982 T.C. Anayasası. Ankara: Resmi Gazete (17863 sayılı) Yargıtay 10. Hukuk Dairesi( 21.02.2000). E.2000/798 ve K.2000/932 Sayılı Kararı. Ankara: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi( 22.03.2011). E.2011/2286 ve K.2011/3892 Sayılı Kararı. Ankara: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi( 26.04.2011). E.2011/2833 ve K.2011/6085 Sayılı Kararı. Ankara: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi( 31.05.2012). E.2012/2572 ve K.2012/10187 Sayılı Kararı. Ankara: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi.

MART - NİSAN 2014

231


MALİ

ÇÖZÜM

YAYIN POLİTİKASI İLKELERİ

MART - NİSAN 2014

233


MALİ

234

MART - NİSAN

ÇÖZÜM


MALİ

ÇÖZÜM

ÖNEM L İ D U Y U R U Aşağıda yayın politikasında belirlenen kurallara uygun biçimde gönderilen makaleler Yayın kurulu değerlendirilmesiyle yayımlanıp yayımlanmayacağına karar verilir. Eğer yazı dergide yayımlanmayacaksa, yazar(lar)a yazısının neden yayımlanamayacağına ilişkin bir e-posta gönderilir. Dergimize gönderilen yazılar başka bir yayın organı tarafından yayımlanmamış ya da yayımlanmak üzere gönderilmemiş olmalıdır. Dergimizde yayımlanan tüm yazıların telif hakkı Mali Çözüm Dergisine aittir. Dergimizde çıkan yazıların başka yayın organlarınca aynen yayınlanması ancak yayın kurulu tarafından verilen yazılı izinle mümkün olmaktadır. Yazılı izin almadan yazısını başka bir yere yollayan yazarların daha sonra yollayacağı yazıların hiçbiri dergimiz tarafından yayımlanmayacaktır. Yazılarda yer alan görüşler, yazarların kişisel görüşleri olup, fikri sorumluluk kendilerine aittir. Dergimizde yayımlanan yazılardan “Mali Çözüm Dergisi” kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.

MART - NİSAN 2014

235


MALİ

ÇÖZÜM

MALİ ÇÖZÜM DERGİSİ YAYIN POLİTİKASI İLKELERİ 1.

YAYIN POLİTİKASI

Mali Çözüm dergisinin ulusal ve uluslararası veri tabanlarında yer alabilmesi; yazıların niteliğinin daha da yükseltilmesi için aşağıda belirlenen kurallara uyulması konusunda karar alınmıştır. Bu uygulama, İSMMMO Mali Çözüm dergisinin uluslararası yerini pekiştirecek, uluslararası kullanım alanı olan “Index” ve “Abstract”lar içerisinde yer almasını kolaylaştıracaktır. Dünyanın değişik yerlerinden yazı isteği söz konusu olabilecek, yazarların da konularıyla ilgili yurtdışı iletişimini kolaylaştıracaktır. Bu açıklamalara bağlı olarak; Editör, dergiye gelen yazıların hakemlere gönderilip gönderilemeyeceği konusunda ön değerlendirmeden geçirir. Ön değerlendirme ardından yazıları gerekli düzeltmeleri yapmak üzere yazarlara geri gönderebileceği gibi, hakemlere de değerlendirme yapmaları için gönderebilir. 236

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

Her yazı en az iki hakem tarafından değerlendirilir. Hakemlere gönderilen yazılarda yazar adı yer almaz; değerlendirme sonuçları gönderilen yazarlar da hakemlerin kim oldukları belirtilmez. Her hakem 2-3 hafta içinde yazı ile birlikte gönderilen değerlendirme formunu doldurup Editöre gönderir. Editör de gelen değerlendirmeleri, gerekiyorsa yazarlara gönderir. Yazar(lar)ın gerekli düzeltmeleri yapıp geri göndermesi üzerine, gerekiyorsa, yazı ikinci kez hakem(ler)e gönderilebilir. Aşağıda belirlenen kurallara uymayan yazılar Hakemli Yazılar bölümünde yayımlanamaz: • Makalenin adı Türkçe ve İngilizce verilir. • Makalenin hemen başında Türkçe ve İngilizce “öz (abstract)” yer alır. Öz yazının amacı, hedefleri, kapsamı, bulguları ve sonucu konusunda 100-200 sözcükten oluşur. • Türkçe “öz”ün altında yazı hangi konuları içeriyorsa onlara ilişkin Türkçe “anahtar sözcük”leri belirtilir. Anahtar sözcük sayısı bir tane olabileceği gibi beş, altı tane de olabilir. • İngilizce abstract (öz) altında da Türkçe verilen anahtar sözcükler, İngilizce olarak belirtilir. • Yazının sonunda mutlaka “Sonuç” ve “Kaynakça” yer alır. • Dergide Hakemli Yazılar yanında, Hakemsiz Yazıların yer aldığı bölüm de bulunacaktır.. • Hakemsiz yazılarda yalnız Türkçe öz yer alır, anahtar sözcük, İngilizce öz ve anahtar sözcükler gerekmez. • Mali Çözüm dergisinin kaynakça ve dipnot verme tekniklerinde aşağıdaki örneklere bağlı yol izlenecektir. 2. TELİF HAKKI Mali Çözüm Dergisinde 75. sayıdan başlayarak her yazı iççin bir telif hakkı ödeme kararı alınmıştır. Buna göre her yazı için net 250 YTL, değerlendirme yapan her hakem için de değerlendirme karşılığı net 150 YTL ödenecektir. 3.

KAYNAKÇA VERME TEKNİKLERİ

Mali Çözüm Dergisinde Kullanılan kaynakça ve dipnot verme tekniği olarak American Psychological Association (APA) kullanılmaktadır.

MART - NİSAN 2014

237


MALİ

ÇÖZÜM

TEK YAZARLI KİTAP Arıkan, Yahya (2004). Dünden bugüne Türkiye’de muhasebecilik ve İSMMMO tarihi. İstanbul: İSMMMO. TEK YAZARLI MAKALE Arıkan, Yahya (2005). “Türk Ticaret Kanunu tasarısındaki denetimle ilgili maddelere ait görüş ve değerlendirmeler” Mali Çözüm.71 (2005): 7-12. İKİ YAZARLI KİTAP Ceyhun, Yurdakul ve Çağlayan, M. Ufuk (1997) Bilgi teknolojileri Türkiye için nasıl bir gelecek hazırlamakta. Ankara: Türkiye İş Bankası İKİ YAZARLI MAKALE Pazarçeviren, S.Yüksel ve Aygen, Filiz. (2005). “Çok uluslu şirketlerde transfeR fiyatlaması manipulasyonları ve konunun Türkiye açısından irdelenmesi” Mali Çözüm.71 (2005): 91-103. ÜÇ YAZARLI KİTAP Tonta, Yaşar, Bitirim, Yıltan ve Sever, Hayri (2002) Türkçe arama motorlarında performans değerlendirme. Ankara: Total Bilişim. ÜÇ YAZARLI MAKALE Kaymaz, A.R., Elitaş, C. ve Kula, V. (2005) “Nazım hesaplar ve muhasebeleştirilmesi” Mali Çözüm 71(2005): 104-115. ÜÇTEN ÇOK YAZARLI KİTAP Elgün, Aysel ve ötekiler (2005) Ekonomik denge. Ankara: Ser Yayınları. ÜÇTEN ÇOK YAZARLI MAKALE Çakın, İ. Ve ötekiler.(1993) “Türk kütüphaneciliğinin sorunları ve çözüm önerileri” Türk Kütüphaneciliği 7(1993),s. 220-226. KİTAP İÇİNDEN BÖLÜM Akdoğan, Nalan “Yatırımların Muhasebeleştirilmesi Standardı” Türkiye Muhasebe Standartları Sempozyumu IV., (3-7 Ekim 1999) İstanbul s.99-121. 238

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

YAZARI OLMAYAN KİTAPLAR Muhasebe denetimi mesleğinde yetkiler, sorumluluk ve meslek ahlakı.(1997) Editör Recep Pekdemir. İstanbul: İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası. YAYIMLANMAMIŞ TEZ Gücenme, Ümit. (1993)Uluslararası Muhasebe Standartları ve Türkiye Uygulaması. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi)Bursa, Uludağ Üniversitesi YAYIMLANMAMIŞ BİLDİRİ Küçük, M. E. (1999 Kasım) “İnternet bilgi kaynaklarının kataloglanması: metadata standartları” V. Türkiye’de İnternet Konferansı, Ankara’da sunulan bildiri. DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAM ÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bütün olarak yararlanılıyorsa) Seyidoğlu, Halil (2002) Ekonomik terimler ansiklopedik sözlük. Geliştr. 3.bs. İstanbul: Güzem Can Yayınları. DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAM ÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bir parça/bölüm olarak yararlanılıyorsa) Jacobs, Francis (2005) “Avrupa Parlamentosu (AP)” Avrupa Birliği ansiklopedisi. İstanbul: Kitap Yayınevi, 1.c. ELEKTRONİK MAKALE (BİR VERİ TABANINDAN ERİŞİLEN) Dedoulis, Emmanouil (2006)”The Code of Ethics and the development of the auditing profession in Greece, the period 1992–2002” Accounting Forum. Vol.30 (June 2006):2, p.155-178. 27 Haziran 2006 tarihinde. Science Direct veri tabanından erişildi. YASALAR T.C. Yasalar (13.06.1989). 3568 sayılı Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik kanunu. Ankara: Resmi Gazete (20194 sayılı)

MART - NİSAN 2014

239


MALİ

ÇÖZÜM

TEBLİĞLER Maliye Bakanlığı(03.04.2007). Kurumlar Vergisi 1 No’lu Genel Tebliği. Ankara: Resmi Gazete (26482 sayılı) YÖNETMELİKLER Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (28.08.2008)Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği. Ankara: Resmi Gazete (26981 sayılı) MUKTEZA İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı (15.12.2004) KDV.MUK.B.07.4.DEF. 0.34.32.18.8152 sayılı muktezası. İstanbul: İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı YARGITAY KARARLARI Yargıtay 9.Hukuk Dairesi( 21.03.2002). E.2001/19469 ve K.2002/4655 sayılı kararı. Ankara: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi. DANIŞTAY KARARLARI Danıştay 7.Dairesi (16.12.2004). E.2000/9456, K.2004/324 Sayılı Karar. Ankara: Danıştay 7. Dairesi

1. DİPNOT VERME TEKNİKLERİ TEK YAZARLI KİTAP (Arıkan, 2004, 393) TEK YAZARLI MAKALE (Arıkan, 2005, 11) İKİ YAZARLI KİTAP (Ceyhun ve Çağlayan, 1997, 124) İKİ YAZARLI MAKALE (Pazarçeviren ve Aygen, 2005, 97). ÜÇ YAZARLI KİTAP (Tonta, Bitirim ve Sever, 2002, 79); 240

MART - NİSAN


MALİ

ÇÖZÜM

İkinci ve sonraki göndermeler (Tonta ve ötekiler, 2002, 83) ÜÇ YAZARLI MAKALE (Kaymaz, Elitaş ve Kula, 2005, 112) ÜÇTEN ÇOK YAZARLI KİTAP / MAKALE (Elgün ve ötekiler, 2005, 121) KİTAP İÇİNDEN BÖLÜM Akdoğan, 1999, 119). YAZARI OLMAYAN KİTAPLAR (Muhasebe denetimi, 1997, 37) YAYIMLANMAMIŞ TEZ (Gücenme, 1993, 48) YAYIMLANMAMIŞ BİLDİRİ (Küçük, 1999) DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAM ÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bütün olarak yararlanılıyorsa) (Seyidoğlu, 2002, 424) DANIŞMA KAYNAKLARI (ANSİKLOPEDİ, SÖSLÜK, YAŞAM ÖYKÜSÜ VB.) (Kaynaktan bir parça/bölüm olarak yararlanılıyorsa) (Jacobs, 2005, 159) ELEKTRONİK MAKALE (BİR VERİ TABANINDAN ERİŞİLEN) (Dedoulis, 2006, 161) YASALAR (T.C.Yasalar, 1989)

MART - NİSAN 2014

241


MALİ

ÇÖZÜM

TEBLİĞLER (Maliye Bakanlığı, 2007) YÖNETMELİKLER (Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, 2008) MUKTEZA (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 2004) YARGITAY KARARLARI (Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, 2002) DANIŞTAY KARARLARI (Danıştay 7.Dairesi, 2004)

242

MART - NİSAN

Malicozum122  
Malicozum122