Page 1

YAS AM

SAYI

ISSN: 1306-5653

67

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN HAREKET ZAMANI l TELEVİZYONCU ALİ ÇAĞATAY İLE SÖYLEŞİ l DOSYA: GENÇ, AKTİF VE İŞSİZ l MESLEKTAŞ SELMAN ARINÇ TAM 240 ÜLKE GEZDİ l AYŞEGÜL ALDİNÇ İLE RÖPORTAJ l ALSAS LOREN’DE ŞARAP YOLCULUĞU l TRAKYA’YA AÇILAN KAPI: SİLİVRİ l AMAN GÜNEŞ ÇARPMASIN


başkandan

Sevgili İSMMMO Ailesi,

Baharı ve yazı derinden hissettiğimiz Mayıs ve Haziran aylarını geride bıraktık. Özellikle Mayıs pek çok özel ve güzel güne ev sahipliği yapması nedeniyle dolu dolu geçti. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’yle başladık. Emekçilerin gününü gönülden kutluyorum. Emeğin daha kıymetli olacağı yarınlar diliyorum. Oda olarak 1 Mayıs kutlamalarına katıldık. Bakırköy Salı Pazarı’nda bir araya geldik. İşçi ve Emekçi Bayramı etkinliğinde ‘Yaşasın 1 Mayıs’ pankartıyla yürüyüş gerçekleştirdik. Odamızın kortejinde çok sayıda meslek mensubunun olması bizi gönülden mutlu etti. Mayısın diğer bir önemli günü, 14 Mayıs Anneler Günü oldu. Değerli annelerimizin gününü tekrar kutluyorum. Biliyorumki mesleğimizde bu kutsal görevi yerine getiren pek çok kadın var. Ve tabii ki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı... Tüm yurtta yapılan kutlamalarda Mustafa Kemal Atatürk’ü coşkuyla andık. Ayrıca bu iki ayda meslek olarak çok kapsamlı eğitim ve toplantıları geride bıraktık. Gündemin bu yoğunluğundan sizleri biraz uzaklaştırabilmek için Mayıs ve Haziran sayımızda güzel konuları ele aldık. Kapağımızı çok önemli bir konuya ayırdık. ‘Nerede hareket, orada sağlık’ diyerek hareket etmenin sağlığa yararlarını bir kez daha gündeme taşıdık. Sağlıklı bir yaşam ve daimi gençlik için harekete geçme zamanı diyoruz... Dosyamızda da tam gündeme uygun olarak gençler var. Türk gençliğine ışık tutarak sorunlarını masaya yatırdık. Onların en büyük sorunu işsizlik ve sınavlar.... Zirvedekiler sayfamızın konuğu Reklamverenler Derneği Başkanı Ahmet Pura oldu. Gündemin Sesi’nde gazeteci ve televizyoncu Ali Çağatay var. O, Türkiye’de özel televizyonculuğun duayen isimlerinden. Pek çok kanalın kuruluşunda yer aldı. Meslektaş sayfamızda bu sayıda Selman Arınç’ı konuk ettik. Tam bir gezgin meslek mensubu ve 240 ülkeyi görmüş. Sanatçı röportajımızda yılların eskitemediği bir isim olarak Ayşegül Aldinç var. Yurtdışı gezi sayfalarımızda sizi Fransa’nın doğusundaki ünlü Alsas Loren’de yolculuğa çıkartıyoruz. Alsas Şarap Yolu’nu keşfediyoruz. Artık İstanbul’un ilçelerini yazacağımız yurtiçi gezi sayfamızda ise İstanbul’un Trakya’ya açılan kapısı Silivri var. Evcil dostlarla tatil, çalışanların yıllık izin hakları, güneş çarpmasına karşı önlemler, küçük evlere ferah dokunuşlar, çocuklara rol modeli olma, yeni teknolojiler, mizah, kültür sanat, sinema ve kitap dergimizin diğer sayfalarını süslüyor. Yine dolu dolu bir dergiyle karşınızdayız. Keyifli okumalar diliyorum....

Yücel Akdemir

İSMMMO ISSN: 1306-5653

YAS AM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yücel Akdemir Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Gülgün Öztürk

YAYINA HAZIRLAYANLAR Nil Demirciler, Ela Gökmen, Ayşegül Emir, Gaye Delen basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

l DANIŞMA KURULU

l BASILDIĞI YER: Fabrika Basım ve Tic. Ltd. Şti. Göztepe Mh. İnönü Cd. Yücel Akdemir, Erol Demirel, Orhan Sarıgene, Cemile Kuzu, No: 74/a 34214 Mahmutbey-Bağcılar / Ali Haydar Tunç, Gülgün Öztürk, Adem Çalışkan, İbrahim Balcı, İstanbul Telefon: (0212) 2943800 Turgay Kanarya, Halil İbrahim Avcı, Alim Karataş, Taner Yüceur, l Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, Nadir Hikmet Güneş, Aysel Tümer, Ayhan Çorapçı, Çiçek Yağmur, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel Mithat Erdoğan, İbrahim Şennur, Nilgün Saraçer, Sebahaddin Kunaçaf, süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, Ahmet Karakılınç, Hayrettin Özbakır, Bilal Karayazı, Nihat Savaş, 3.000 adet basılır. Fahrettin Ravanoğlu, Nevzat Pamukçu, Murat Düzgün, Halim Bursalı, Dergimizde yer alan yazıların Yıldız İrgin, Murat Ceyhan, Süheyla Öztürk Selçuk, Hacı Demir, Sabri Karakaşlıoğlu, Hafize Öztürk, Mustafa Çanakçıoğlu, Oğuzhan Bahadır, sorumluluğu yazarlarına aittir. l Yönetim Yeri ve Yazışma AdreKazım Mermer, Ali Ekber Özkan, Yılmaz Bolgün, Hüsniye Sezgin, si: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Emel Duman Yücetürk, Sevda Rızvanoğlu, Metin Gökdağ, Hüseyin Turna, Mustafa İrfan Yalçın, Turan Karabulut, Mahmut Şahin, İskender Demirci, Şişli- İSTANBUL Alper Karakaş, Filiz Bülbül, Arif Mert, Saadet Gençoğlu, Yalçın Sütütemiz, Telefon: (0212) 315 84 00, Özlem Gül Er, Cumhur Karatepe, Serdar Murat Akın, Yeşim Özer Faks: (0212) 343 47 80


başkandan

Sevgili İSMMMO Ailesi,

Baharı ve yazı derinden hissettiğimiz Mayıs ve Haziran aylarını geride bıraktık. Özellikle Mayıs pek çok özel ve güzel güne ev sahipliği yapması nedeniyle dolu dolu geçti. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’yle başladık. Emekçilerin gününü gönülden kutluyorum. Emeğin daha kıymetli olacağı yarınlar diliyorum. Oda olarak 1 Mayıs kutlamalarına katıldık. Bakırköy Salı Pazarı’nda bir araya geldik. İşçi ve Emekçi Bayramı etkinliğinde ‘Yaşasın 1 Mayıs’ pankartıyla yürüyüş gerçekleştirdik. Odamızın kortejinde çok sayıda meslek mensubunun olması bizi gönülden mutlu etti. Mayısın diğer bir önemli günü, 14 Mayıs Anneler Günü oldu. Değerli annelerimizin gününü tekrar kutluyorum. Biliyorumki mesleğimizde bu kutsal görevi yerine getiren pek çok kadın var. Ve tabii ki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı... Tüm yurtta yapılan kutlamalarda Mustafa Kemal Atatürk’ü coşkuyla andık. Ayrıca bu iki ayda meslek olarak çok kapsamlı eğitim ve toplantıları geride bıraktık. Gündemin bu yoğunluğundan sizleri biraz uzaklaştırabilmek için Mayıs ve Haziran sayımızda güzel konuları ele aldık. Kapağımızı çok önemli bir konuya ayırdık. ‘Nerede hareket, orada sağlık’ diyerek hareket etmenin sağlığa yararlarını bir kez daha gündeme taşıdık. Sağlıklı bir yaşam ve daimi gençlik için harekete geçme zamanı diyoruz... Dosyamızda da tam gündeme uygun olarak gençler var. Türk gençliğine ışık tutarak sorunlarını masaya yatırdık. Onların en büyük sorunu işsizlik ve sınavlar.... Zirvedekiler sayfamızın konuğu Reklamverenler Derneği Başkanı Ahmet Pura oldu. Gündemin Sesi’nde gazeteci ve televizyoncu Ali Çağatay var. O, Türkiye’de özel televizyonculuğun duayen isimlerinden. Pek çok kanalın kuruluşunda yer aldı. Meslektaş sayfamızda bu sayıda Selman Arınç’ı konuk ettik. Tam bir gezgin meslek mensubu ve 240 ülkeyi görmüş. Sanatçı röportajımızda yılların eskitemediği bir isim olarak Ayşegül Aldinç var. Yurtdışı gezi sayfalarımızda sizi Fransa’nın doğusundaki ünlü Alsas Loren’de yolculuğa çıkartıyoruz. Alsas Şarap Yolu’nu keşfediyoruz. Artık İstanbul’un ilçelerini yazacağımız yurtiçi gezi sayfamızda ise İstanbul’un Trakya’ya açılan kapısı Silivri var. Evcil dostlarla tatil, çalışanların yıllık izin hakları, güneş çarpmasına karşı önlemler, küçük evlere ferah dokunuşlar, çocuklara rol modeli olma, yeni teknolojiler, mizah, kültür sanat, sinema ve kitap dergimizin diğer sayfalarını süslüyor. Yine dolu dolu bir dergiyle karşınızdayız. Keyifli okumalar diliyorum....

Yücel Akdemir

İSMMMO ISSN: 1306-5653

YAS AM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yücel Akdemir Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Gülgün Öztürk

YAYINA HAZIRLAYANLAR Nil Demirciler, Ela Gökmen, Ayşegül Emir, Gaye Delen basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

l DANIŞMA KURULU

l BASILDIĞI YER: Fabrika Basım Yücel Akdemir, Yahya Arıkan, Erol Demirel, Orhan Sarıgene, Cemile Kuzu, ve Tic. Ltd. Şti. Göztepe Mh. İnönü Cd. No: 74/a 34214 Mahmutbey-Bağcılar / Ali Haydar Tunç, Gülgün Öztürk, Adem Çalışkan, İbrahim Balcı, İstanbul Telefon: (0212) 2943800 Turgay Kanarya, Halil İbrahim Avcı, Alim Karataş, Taner Yüceur, l Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, Nadir Hikmet Güneş, Aysel Tümer, Ayhan Çorapçı, Çiçek Yağmur, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel Mithat Erdoğan, İbrahim Şennur, Nilgün Saraçer, Sebahaddin Kunaçaf, süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, Ahmet Karakılınç, Hayrettin Özbakır, Bilal Karayazı, Nihat Savaş, 3.000 adet basılır. Fahrettin Ravanoğlu, Nevzat Pamukçu, Murat Düzgün, Halim Bursalı, Dergimizde yer alan yazıların Yıldız İrgin, Murat Ceyhan, Süheyla Öztürk Selçuk, Hacı Demir, Sabri Karakaşlıoğlu, Hafize Öztürk, Mustafa Çanakçıoğlu, Oğuzhan Bahadır, sorumluluğu yazarlarına aittir. l Yönetim Yeri ve Yazışma AdreKazım Mermer, Ali Ekber Özkan, Yılmaz Bolgün, Hüsniye Sezgin, si: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Emel Duman Yücetürk, Sevda Rızvanoğlu, Metin Gökdağ, Hüseyin Turna, Mustafa İrfan Yalçın, Turan Karabulut, Mahmut Şahin, İskender Demirci, Şişli- İSTANBUL Alper Karakaş, Filiz Bülbül, Arif Mert, Saadet Gençoğlu, Yalçın Sütütemiz, Telefon: (0212) 315 84 00, Özlem Gül Er, Cumhur Karatepe, Serdar Murat Akın, Yeşim Özer Faks: (0212) 343 47 80


KAPAK

Nerede hareket orada sağlık! Günde 10 saat oturan ve haftalık 150 dakika egzersiz yapmayanlar biyolojik olarak 8 yıl daha erken çöküyor. Ama teknolojideki gelişmelerin de etkisiyle herkes gün geçtikçe daha hareketsiz bir yaşamı benimsiyor. Hareketsizliğe savaş açanlar da var. Sağlıklı bir yaşam ve daimi gençlik için harekete geçme zamanı diyoruz...

İÇİNDEKİLER

16 Z İ R V E D E K İ L E R

‘Güven reklam yatırımını 5 milyar dolara çıkarır’ 25 yılı geride bırakan Reklamverenler Derneği’nin başkanı Ahmet Pura, bu bilinçle, paydaşlara ve sivil toplum örgütlerine örnek olmak zorunda olduklarını söylüyor. Pura, şu anda ülkemizde 2.1 milyar dolar olan reklam yatırımını da 5 milyar dolara çıkarma hedefi koyduklarını açıkladı. 12

D O S YA

Genç, aktif, işsiz! Türkiye’nin en çok övündüğü özelliklerinin başında nüfusunun genç olması geliyor... Ülkemizin yüzde 16.3’ü, 15-24 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor. Gençlik güzel bir dönem olsa da ülkemizde gençlerin pek çok sorunu var. Araştırmalar gençlerin en büyük sorununun sınavlar ve işsizlik olduğunu gösteriyor. 26


GÜNDEMİN SESİ

Özel TV’lerin gelişiminin tanığı Gazeteciliğe yazılı basında başlasa da televizyon dünyasının deneyimli isimlerinden biri, Ali Çağatay... Şu anda Bloomberg HT’de Haber Koordinatörü olarak görev yapıyor. Ama o CNN Türk, TV8, Habertürk gibi kanalların kuruluşunda yer aldı. Çağatay, özel televizyonculuğun 22 gelişiminin tanığı.

YAŞAMIN PORTRESİ

‘Müzik zirvede bırakılır’ Ayşegül Aldinç, yılların eskitip unutturamadığı bir isim. Pop müziğin önemli kadın yorumcularından. Şarkıcılığı dışında seramik sanatçısı, öğretmen, köşe yazarı ve oyuncu. Aynı zamanda her dönemin en güzel ve alımlı kadınlarından biri. Aldinç, müziği zirvede bırakmak istiyor... 32

KARİYER

Yıllık izinlerinizi biliyor musunuz? İş yerinde bir yılı dolduranlar için en az 14 gün olarak belirlenen yıllık izinlerinizde ise çalışma ücretinden, yol iznine ve çoklu kullanma tercihine kadar geniş bir kapsamda kanuni haklarınız var. Konuya mercek tuttuk.

36

R E N K L İ

Y A Ş A M

240 ülke gezdi Selman Arınç, tam bir gezgin meslek mensubu. 240 ülkeyi gezen Arınç’ın görmediği 30 ülke kalmış. En kısa sürede bu ülkeleri de görmek için plan yapıyor. Arınç, “Tüm Afrika kıtasını tamamlayıp, Okyanusya ile tüm dünyayı gezmek arzusundayım” diyor. 30

6 2 .

G Ü N

6

İSMMMO HABER

8

EĞİTİM

38

S A Ğ L I K

40

DOSTLARIMIZ

42

L E Z Z E T

44

EVİM EVİM

46

G E Z İ - D Ü N YA

48

GEZİ - TÜRKİYE

52

K Ü LT Ü R - S A N AT

56

SİNEMA - DVD

58

K İ TA P

60

T E K N O - YA Ş A M

62

MİZAH

64


62. GÜN

İşçi ve emekçinin bayramı

Milletlerarası İşçi Kardeşliği Teşkilatı’nın 1889’daki Paris Kongresi’nde işçilerin ortak bayramı olarak kabul edilen 1 Mayıs, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işçiler ve emekçiler tarafından coşkuyla kutlandı. Dünyada 1890’lı yıllara uzanan İşçi Bayramı, Osmanlı Devleti sınırlarında ilk olarak 1911’de Selanik’teki tütün, pamuk ve liman işçilerince kutlanırken İstanbul’daki ilk kutlama 1912 yılında gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı nedeniyle ara verilen 1 Mayıs kutlamaları, uzun bir aradan sonra 1921’de yapıldı. Türkiye Sosyalist Fırkasının (TSF) çağrısı üzerine İstanbul işçileri mayısın birinci pazar günü tatil yaptı. TSF merkezindeki bayramlaşmadan sonra partinin Genel Başkanı Hüseyin Hilmi Bey ve üç delege, sadrazamı ziyaret etti.Türkiye Cumhuriyeti’nin Sovyetler Birliği ile dostluk ilişkileri çerçevesinde, Ankara’da 1 Mayıs 1922’de işçi bayramı kutlandı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1 Mayıs 1923’te resmi olarak işçi bayramı kutlamaları yapıldı. Darbeler ve olağanüstü

6 l İSMMMO YAŞAM

koşullarla kimi zaman yasaklanan 1 Mayıs, DİSK’in 1976 yılında Taksim’de düzenlediği programla geniş kitlelerce kutlandı.Bir yıl sonra 1977’de yine Taksim Meydanı’nda yapılan 1 Mayıs kutlamalarında, meydandakilerin üzerine ateş açılması nedeniyle 34 kişi yaşamını yitirdi. Milli Güvenlik Konseyi’nce 12 Eylül döneminde resmi tatil olmaktan çıkarılan 1 Mayıs, 28 yıl sonra Nisan 2009’da Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan edildi. Bu kararın ardından 2 yıl boyunca kutlamalar Türk-İş, Türkiye Kamu-Sen, DİSK, Memur-Sen, Hak-İş ve KESK’in yanı sıra sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin katılımıyla Taksim’de ortak yapıldı.Sonraki dönemde Taksim Meydanı’nda kutlamalara izin verilmemesi nedeniyle bazı işçi ve memur konfederasyonları kutlamalarını Anadolu’daki şehirlere kaydırdı. DİSK ve KESK ise bu yıla kadar 1 Mayıs kutlamalarını Taksim Meydanı’nda yapılmasını talep etti. İstanbul Valiliği’nin bu yılki kutlamalar için Taksim Meydanı’na izin vermemesi sonrası DİSK ve

KESK 1 Mayıs’ı Bakırköy’de kutlama kararı aldı. İşçinin ve emekçinin bayramı 1 Mayıs’ı Türk-İş Ankara’da, DİSK ve KESK İstanbul’da, Memur-Sen Kütahya’da, Hak-İş Erzurum’da, Türkiye Kamu-Sen ise Eskişehir’de kutladı. Amerikalı işçilerin, 8 saatlik iş gününü kabul ettirmek için mücadelesi 1884’te başladı. Chicago’da, Trade-Unions (İşçi Birliği) Kongresi de 1 Mayıs 1886’dan itibaren normal iş gününün 8 saat olarak belirlenmesini kararlaştırdı. 1 Mayıs 1886’da ABD’nin büyük kentlerinde 5 binden fazla grev ilan edildi. Polisle grevciler arasında çıkan çatışmalarda bir işçi öldü, çok sayıda işçi yaralandı. 3 gün süren gösteriler sonrasında sendikacılardan 4’ü idam, 4’ü ağır hapis cezasına çarptırıldı.Milletlerarası İşçi Kardeşliği Teşkilatı’nın 1889 Paris Kongresi’nde (II. Enternasyonalin 1. kongresi), işçilerin dayanışmaları amacıyla yılda bir günün işçilerin ortak bayramı ilan edilmesi benimsendi. Amerikalı sendikacıların önerisi üzerine o gün 1 Mayıs olarak belirlendi.


19 Mayıs’ın 98. yıldönümünü kutladık Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere 19 Mayıs 1919’da ayak bastığı gün olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nın 98. yıldönümü kutlamaları tüm yurtta gerçekleştirildi. Samsun’da sağanak yağış altında başlayan törende Gençlik ve Spor Hizmetleri İl Müdürlüğü tarafından Atatürk anıtına çelenk sunuldu. Daha sonra saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da ayak bastığı Samsun’da işitme engelli çocuklar ve milli sporcular İstiklal Marşı’nı işaret dili ile söyledi. Ankara’da Ülkü Akın Ortaokulu öğrencileri 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında ilginç bir etkinliğe imza attı. 380 kişilik öğrenci grubu, okul bahçesinde toplanarak ay-yıldız oluşturdu ve hep birlikte İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını okudu. Tüm yurtta yapılan kutlamalarda Mustafa Kemal Atatürk coşkuyla anılırken, Çanakkale’deki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı için düzenlenen Cumhuriyet Meydanı’ndaki tören, Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başladı. Cumhuriyet Meydanı, İnönü Caddesi, Piri Reis Caddesi ve Kayserili Ahmet Paşa Caddesi üzerinden Çağlar Kaynak Basketbol Sahası’na kadar bayrak yürüyüşü gerçekleştirildi. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kordon boyunda düzenlenen çeşitli aktivitelerle kutlandı.

durumunun ağır olduğu belirtildi. Anneler Günü gezisi için İzmir’in Buca İlçesi’nden kalkan iki tur midibüsünden içinde 34 kişi bulunan 03 FR 747 plakalı midibüs MuğlaMarmaris yolundaki Sakar Geçidi’nden inişte kontrolden çıktı. Freninin boşaldığı söylenen ve viraja hızlı giren şoför Armağan Sertbaş yönetimindeki tur midibüsü, 30 metre savrularak yolun alt tarafında seyreden otomobilin üzerine düştü. Cenazelerin helallik alınmak üzere evlerinin önüne getirildiğinde sokağa çıkan mahalleli, hayatını kaybeden komşuları ve yakınları için dua edip gözyaşı döktü.

62. GÜN

En acı Anneler Günü

İzmir’in Buca İlçesi Yaylacık Mahallesi’nden Marmaris’e günübirlik Anneler Günü etkinliği için gidenleri taşıyan iki tur midibüsünden birinin Muğla- Marmaris karayolunun Sakar Geçidi rampasında virajda yaklaşık 30 metreden alt yola uçtu. Kazada yaşamını yitiren 21’i kadın 24 kişin cenazeleri toprağa verilirken en acı Anneler Günü yaşandı. Ölenlerin yakınlarının feryatları yürekleri dağlarken, gözyaşları sel oldu. Tur midibüsünde bulunan 34 kişiden kazayı yaralı atlatan 10 kişinin tedavileri Muğla ve Marmaris’teki hastanelerde sürerken, 4’ünün

İSMMMO YAŞAM l 7


İSMMMO HABER

1 Mayıs coşkusunu yaşadık

8 l İSMMMO YAŞAM

Siyasi partiler, meslek örgütleri, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde, Bakırköy Salı Pazarı’nda bir araya gelip İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutladı. Oda Başkanımız Yücel Akdemir, TÜRMOB Genel Sekreteri Yahya Arıkan, odamızın yönetim kurulu ve kurullarımızdan pek çok temsilci katılım sağladı. Etkinlikte, ‘Yaşasın 1 Mayıs’ pankartıyla yürüyüş gerçekleştiren odamızın kortejine çok sayıda meslek mensubu eşlik etti. Katılımcıların alandaki yerini almasının ardından 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunuldu. Mitingde işçiler ve yurttaşlar Kardeş Türküler’in seslendirdiği türküler ve Roman havaları eşliğinde dans ederek halay çekti. Programın sona ermesiyle Bakırköy’deki 1 Mayıs kutlamalarına katılan işçiler ve yurttaşlar alandan ayrıldı.


Öğrencilere mesleğimizi anlattık Oda başkanımız Yücel Akdemir, mesleğimizi öğrencilere anlattı. Esenyurt Halil Akkananat Çok Programlı Anadolu Lisesi, Aydın Üniversitesi Muhasebe ve Finans Kulübü’nün düzenlediği söyleşilere, 100. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi ve Nişantaşı Üniversitesi’nin de düzenlediği kariyer günü söyleşilerine katıldı. Akdemir, mali müşavirlik mesleği ve gençlerin meslek seçimlerinde nelere dikkat etmesi gerektiği konularında bilgi verdi. Öğrenciler tarafından ilgi ve coşkuyla karşılanan Akdemir, İSMMMO’dan ve mesleğin kuruluş aşamasından günümüze kadar olan çalışmalarından bahsederken meslek seçiminde eğitimin önemine değindi. Öğrencilerin mali müşavirlik mesleğini seçmeleri durumunda neler yapmaları gerektiğine dair bilgiler veren Akdemir, öğrencilerin sorduğu soruları da yanıtladı. Etkinlikler, verilen plaketlerle son buldu.

Odamız tarafından yapılan yeni düzenlemeyle birlikte sicil ve faaliyet belgeleri artık odamıza gelmeden ve kargo gerektirmeden hızlı bir şekilde imzalı olarak alınabilecek. Konuyla ilgili İSMMMO web sitesi üzerinden yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu, elektronik imzanın ıslak imza ile aynı hukuki

sonucu doğuracağını belirtir. Bu kanunun sağladığı kolaylık ilgili belgelerin Odamız tarafından elektronik olarak imzalanarak size dijital ortamda iletilmesini sağlıyor olmasıdır. Web sitemiz internet şubesi işlemlerinden kendi şifreniz ile girip Faaliyet Belgesi veya Oda Sicil Belgesini aynı iş günü içerisinde alabilirsiniz. Elektronik imzalı belge için Odamız İnternet

Şubesi, ‘Faaliyet & Ek9 Talep’ sayfasından ‘Elektronik İmza’ seçeneğini tıklayarak belge başvurusunda bulunabilirsiniz. Başvurunuzun ardından belgeniz hazırlanıp imzalanacak ve size elektronik imzalı dosyayı görüp indirebileceğiniz linki içeren bir bilgilendirme e-postası gelecek. Linki, belgeyi kullanmak istediğiniz kuruma iletmeniz yeterlidir.”

İSMMMO HABER

Sicil ve faaliyet belgeleri e-ortamda

İSMMMO YAŞAM l 9


İlçelerde eğitimlere tüm hızıyla devam

İSMMMO HABER

İSMMMO, meslektaş ve stajyerlerin gelişimine yönelik eğitimlerine ilçelerde tüm hızıyla devam ediyor. İlçelerdeki eğitim seminerleri yoğun katılımlarla gerçekleştiriliyor. Odamız ve TESMER İstanbul şubesinin ortak düzenlediği seminerler alanında uzman eğitimcilerin katkılarıyla devam edecek. Bu eğitimler arasında ‘Ticaret Sicil Uygulamasında Ortaya Çıkan Sorunlar ve Çözümleri, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, Vergisel Teşvikler, Hibe ve Vergisel Teşvikler, Mali Tabloların Analizi ve Yorumlanması, İç Denetimin Sunduğu Fırsatlar’ gibi eğitimler yer alıyor.

AB Proje Hazırlama Eğitimi

10 l İSMMMO YAŞAM

İSMMMO Teşvik ve Fonlar Komitesi ve İstanbul Valiliği’nin ortak düzenlediği etkinlikte, meslek mensuplarına Avrupa Birliği proje hazırlama eğitimi verildi. Oda saymanımız Cemile Kuzu ve Teşvik ve Fonlar Komitesi üyelerinin hazır bulunduğu etkinlikte, AB proje eğitimi programı kapsamında İstanbul Valiliği tarafından eğitim verildi. İSMMMO Hizmet ve Kültür Binasında gerçekleştirilen eğitimin sonunda katılımcılara sertifikaları takdim edildi.


3568 sayılı meslek yasamızın kabul yıldönümü tifadesine tarafsız bir şekilde sunmak ve yüksek mesleki standartları geçekleştirmek”dir. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa A. Aysan’ın daha önce yazdığına göre, ülkemizde ‘Muhasebe Uzmanlığı Mesleği’nin kurulması konusundaki ilk gereksinimler 1930’larda, ülkemiz ilk büyük ekonomik atılımlara başladığı tarihlerde ortaya çıkmıştır. 1932’de hazırlanan ilk meslek yasa tasarısı taslağının kaderi bakanlıklar arasında gidip geldikten sonra Maliye Bakanlığı’nın arşivinde maalesef uzun yıllar boyu unutulup gitmiştir. Bugün ise, ülkemizde TÜRMOB çatısı altında örgütlenen ülke genelindeki 77 Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Odası ile 8 Yeminli

Mali Müşavir Odasına kayıtlı, 101 bin meslek mensubu, 21 bin stajyer, büro çalışanları ve aileleriyle birlikte sayısı 1 milyona yaklaşan muhasebe camiası bulunmaktadır. 18 yıllık süreç, 3568 sayılı yasamız sayesinde meslek adına elde edilen önemli başarıların atılmasında en önemli başlangıçtır ve geçen sürede kanunun uygulamalarından doğan önemli eksikliklerin de zaman içinde giderilmesi için gayret gösterilmiştir. Meslek yasamızın gelecekte daha büyük başarılara imza atılmasında işlevselliği devam edecektir. Bu vesile ile tüm camiamızın bu özel gününü kutlar, bugünümüzün ve geleceğimizin şekillenmesinde emeği geçen tüm paydaşlarımıza da teşekkürü borç biliriz.

İSMMMO HABER

Türkiye’de mesleğimizin gelişmesinde en önemli dönüm noktası olan 01.06.1989 kabul tarihli 3568 sayılı meslek kanununun yürürlüğe girmesinin 28’inci yılını gururla kutluyoruz. 19.06.1989 tarihinde ve 20194 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’, mesleğin yasal kurallara ve örgütlere kavuşmasını sağlamış büyük bir reform kanunudur. Bilindiği gibi 3568 sayılı yasanın amacı, “İşletmelerde faaliyetlerin ve işlemlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde işleyişini sağlamak, faaliyet sonuçlarını ilgili mevzuat çerçevesinde denetlemeye, değerlendirmeye tabi tutarak gerçek durumu ilgililerin ve resmi mercilerin is-

İSMMMO YAŞAM l 11


‘Güven reklam yatırımını 5 milyar dolara çıkarır’ Pek çok kişi reklam ve tanıtıma mesafeli yaklaşsa da Türk ekonomisinin sürükleyici güçlerinden biri durumunda. Türkiye’nin önde gelen markalarını temsil eden Reklamverenler Derneği ise sektörün temsilcisi. 25 yılı geride bırakan derneğin başkanı Ahmet Pura, bu bilinçle, paydaşlara ve sivil toplum örgütlerine örnek olmak zorunda olduklarını söylüyor. Pura, şu anda ülkemizde 2.1 milyar dolar olan reklam yatırımını da 5 milyar dolara çıkarma hedefi koyduklarını açıkladı.

ZİRVEDEKİLER

UMUT EFE

12 l İSMMMO YAŞAM

Günümüzde adeta bir reklam ve tanıtım çağında yaşıyoruz. Reklam, bir şeyi geniş yığınlara tanıtmak, beğendirmek ve böylece o şeyin daha çok istenmesini, alınmasını, satılmasını sağlamak için söz, yazı ve benzeri araçlarla yapılan her türlü tanıtma çabası olarak tanımlanıyor.... Neredeyse kafamızı çevirdiğimiz her yerde bir reklamı görüyoruz. Televizyondan, internetten, gazeteden, billboard’lardan, telefon direklerinden ve aklınıza gelebilecek farklı her tür mecradan reklam bombardımanına maruz kalmayanımız yok. Bireyler için biraz rahatsız edici olan bu durum bir kesim için kapitalist bir baskı gibi görülüyor. Oysa reklamlar ekonominin lokomotifi ve pek çok kurumun da ayakta kalabilme aracı.


güvensiz ortamdan kaynaklanıyor. Bizde günü kurtarma savaşı yarın sabaha bile baktırmıyor. Yarın sabaha bakmazsanız ne vizyonunuz olur, ne stratejiniz olur. Bu anlamda şeffaflık ve güven unsuru sektör adına çok önemli” dedi. Ahmet Pura ile Türkiye’de reklam sektörünü, ekonomiyi ve derneğin hedeflerini konuştuk.

ÖRNEK OLMAK ZORUNDAYIZ 25. yılınızı kutluyorsunuz… Öncelikle bize çeyrek asrı ve derneğin faaliyetlerini kısaca anlatır mısınız? Reklamverenler Derneği’nin 25 yılı büyük başarılarla dolu. Bu başarıda geçmiş dönem yönetim kurullarının, geçmiş başkanların çok büyük katkısı olduğuna inanıyoruz. Biz bugün bu görevleri yapıyorsak, 5 dönem de Dünya Reklamverenler Federasyonu’ndan (WFA) davet almışsak, altyapının sağlamlığından almışızdır. Bizim görevimiz bayrağı daha da ileriye götürmektir. Bayrağı kendi becerilerimiz dahilinde götürebileceğimiz en iyi yere götürdük. Ama nefesimiz kesilmeden yeni kanların o bayrağı daha

yükseklere taşıması gerekiyor. Kaldı ki reklamveren demek reklamın hakiki sahibi demek. Bütün diğer paydaşlara ve sivil toplum örgütlerine örnek olmak mecburiyetindeyiz. Reklamverenler Derneği’nin hata yapmaya, yavaşlamaya, heyecansız kalmaya hakkı yoktur. O anlamda, 50’inci yılda da aynı başarılardan bahsediyor oluruz, bunun için de heyecanımızı ve aynı duruşumuzu sürdürmemiz gerekiyor. Sorumluluklarımızı da aynı güçle taşıyor olmamız, inancımızın yüksek olması gerekiyor. Türkiye’deki reklam yatırımlarının büyüklüğü ve sektörün dünyadaki yerine bakınca nasıl bir tablo çıkıyor önümüze? Türkiye’deki reklam yatırımları yıllık 2.1 milyar dolarlık büyüklüğe sahip. Bu rakam dünya ile kıyaslandığında çok düşük. 8.5 milyon nüfuslu İsrail’in reklam yatırımları 5.4 milyar dolar, İsveç’in nüfusu 10 milyon iken reklam yatırımları 3.2 milyar dolar. Türkiye’de gidilecek çok yol, yapılacak çok iş var. Dünyada da Türkiye’de de altı mecranın beşinde yükseliş birinde düşüş var. Dünyada da Türkiye’de de düşüş basında.

ZİRVEDEKİLER

Türkiye’de reklam veren firmaları temsil eden çatı kuruluş ise Reklamverenler Derneği (RVD)... Türkiye’nin önde gelen markalarını buluşturuyor. Sadece reklam yatırımlarıyla Türk ekonomisine her yıl 2 milyar doları aşkın kaynak yaratan bir kurum. Türk ekonomisinin nabzını tutan dernek, 1992 yılında 7 kişi tarafından kuruldu. Reklamverenler Derneği’nin misyonu, Türkiye’de reklamın önemini, etkinliğini, verimliliğini, bilincini anlatmak ve artırmak. Reklamveren- medya - reklam ajansı üçgeninde işleyişi yenileyerek güçlendirmenin peşinde. Bu yıl ise 25’inci yıldönümünü kutluyor. Çeyrek asrı geride bırakıyor. 2010 yılından bu yana derneğin başkanlık görevini ise Ahmet Pura yürütüyor. Geride kalan 25 yıl boyunca mecra ölçümlemesi başta olmak üzere şeffaflık ve temel kriterler konusunda pek çok basamağı atladıklarına dikkat çeken Pura, bundan sonraki dönemde ‘güven’in temel belirleyici olacağını söyledi. Türkiye’nin 3 yıl içinde 5 milyar dolarlık reklam geliri yaratabileceğini belirten Pura, “Bugün Türkiye’nin zaafı şeffaf olmayan

İSMMMO YAŞAM l 13


ZİRVEDEKİLER

DÜNYA REKLAMINDA DA SÖZ SAHİBİ Ahmet Pura, 1948 İstanbul doğumlu. İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezunu. Hacı Şakir Pazarlama ve Yatırım Şirketi’nin Genel Müdürlüğü’ne atanmış, Grubun, Colgate Palmolive ile birleşmesi sonrası Genel Satış Direktörlüğü ve Genel Müdürlük görevlerinde bulundu. Hâlâ Colgate Palmolive Türkiye’nin Yönetim Kurulu Üyeliği’ni sürdürüyor. Sabun ve Deterjan Sanayicileri Derneği Başkan Yardımcısı. Ayrıca, Kozmetik Ürünleri Üreticileri Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulunmaktadır. Dünya Reklamverenler Federasyonu’nun (WFA), 26 Nisan 2017’de Toronto’da gerçekleşen Genel Kurul toplantısında, RVD Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Pura, 5. kez WFA Yönetim Kurulu’na seçildi.

14 l İSMMMO YAŞAM

Basın neden düşüş yaşıyor? Buna ister TV’ye kayma dersiniz, ister dijitale kayma dersiniz ama net bir tablo var. Burada mecra bazından önce başka bir açıdan bakmak gerekiyor. Ölçümleme sonuçlansa bile bizim düşündüğümüz yatırımların artma olasılığı potansiyele göre olmayabilir. Bu sektör şeffaflık ister. Reklam pastası içinde televizyonun payı yüzde 45. Dünya içinde en yüksek oran da Türkiye’de. Biz hâlâ TV bağımlı reklamveren ve izleyen bir halkız ve sektörüz. Basının dünyada yüzde 17 payı var, Türkiye’de yüzde 14, İsrail’de yüzde 21. İngiltere’de yüzde 14.6. Bana sorarsanız yazılı basın hâlâ medeniyet göstergesi. Medeniyet göstergesine medeni bir şekilde yaklaşmazsak olmaz... Buradaki rakamları düşüren etkilerden bir tanesi de dergilerdir. Türkiye’de dergileri yapmışlar iyi reklam toplayamayınca kapatmışlar. Avrupa’da da İngiltere’de de dergiler biraz hareketli. Medeniyet göstergesinden biri gazeteler olduğu gibi diğeri de dergi. Bu tabloya baktığımızda TV bağımlığı sürmeye devam edecek. Aslında gelişme potansiyeli var ama Türkiye’de ölçümden kaçan tek mecra yazılı basın. Ölçümleme sağlanarak en azından bu düşüş önlenebilir. Dergileri de içine katarsan dijital ile birleştirirsen mutlaka bu düşüş önlenecek. Pazar hâlâ düşük olduğu ve TV’de reklam almak ve vermek kolay olduğu, izleyici de izlediği için, pazarın büyümesi açısından TV hâlâ çok önemli.

YAZILI BASIN ÖLÇÜMLENEMİYOR Türkiye’de son dönemi de göz önünde bulundurduğunuzda markaların reklam yatırımlarının, potansiyelin altında kalmasını hangi sebeplere bağlıyorsunuz? Bizim örgütümüzün yatırımlarını artırma potansiyeli yüksek. Birtakım bariyerler vardı sektörün ölçümlenememesine ilişkin. Burada 2010’dan bu yana önemli

adımlar atıldı. Radyo, TV, internet, açık hava ölçümlenebilirken bir tek yazılı basında ölçüm yok. Türkiye’de reklam pazarının büyümesi için yerine getirilmesi gereken 5 ana koşul var. Bunlar, ölçümlenebilme becerileri, şeffaf ve güvenli ortam, sağlıklı bir ekonomik yapı, denetim organlarının net kriterleri, sektörel güç birliği… Bunlar, Türkiye’deki reklam pazarının dünyadan aldığı payı yüzde 1’e çıkarabilmesi için olmazsa olmaz kriterler. Türkiye bu alanda verimsiz bir modelle büyüyor. Bunun yanında ekonomik istikrar ve tüm paydaşların ‘güvenli’ bir şekilde oyuna katılımı kritik bir nokta. Çünkü ekonomik istikrar olmazsa şirketlerin en kolay vazgeçebileceği iki şeyden biri reklam biri de çalışanlar. Tiraj ve reytingleri ölçümleme konusu reklam sektörü için neden kritik? Sektörün istediğimiz güce sahip olması için ölçümlemeler önemli bir etken. Son 6 yılda TV, dijital, radyo ve açık havanın bu konuda mükemmel bir şekilde örgütlendiğini ve başarılı sonuçlar aldığını görüyoruz. Ayrıca yerel yayıncılara, yerel reklam ajanslarına ve yerel üreticilere de marka olma ile reklam yapma yönünde cesaret sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Reklamı yayınlayan ve reklamı üreten reklam ajanslarının reklamverene güvenilir ve şeffaf bir ortam oluşturmalarının, sektörümüzün daha da büyümesi için vazgeçilmez bir unsur olduğuna inanıyoruz. Reklamsız marka olmaz. İstediğiniz kadar savaş verin, ben reklamsız marka olacağım diye, bir gün çakılır kalırsınız. Bu yıl için sektördeki büyüme öngörünüz nedir? Türkiye’de reklam yatırımlarının enflasyon kadar büyümesi bir basiretsizliktir. Ben 2017’de yüzde 15’ten bir gram aşağı büyüme beklemiyorum. Sektörüne ve mecrasına göre değişiyor ama ürünü raftan satışı anlamında da reklam pazarından aldığı pay olarak da ikinci çeyrek de bize çok fazla şey gösterebilir. Ama bu orandan aşağı


düşme olasılığını hiç düşünmüyorum. Dijitaldeki büyümede küçülme olabilir, benim kanaatim TV’de de büyüme yüzde 15’ten aşağı olmaz. 529 milyar dolarlık dünya reklam yatırımları içinde Türkiye’nin payı binde 4 ile oldukça düşük bir seviyede. Bu oranın yüzde 1’ler seviyesine yükselmesi gerekiyor. 2.1 milyar dolarlık rakamın en az 5 milyar dolara çıkması gerekiyor.

25 YILI TEK KİTAPTA TOPLAYACAK

Yeni bir de kitap projeniz var. Bu proje ile ilgili bilgi verir misiniz? ‘Sorumlu Reklamcılığa Adanan 25 Yıl’ başlıklı kitabımızın hazırlıklarını sürdürüyoruz. Derneğimizin ve sektörümüzün 25 yıllık arşivini oluşturmak üzere öncelikle RVD’de bugüne kadar görev almış başkanlarımız ile röportajlar yaptık. Sektör paydaşlarımızdan görüşler aldık, çeşitli arşiv taramaları yaptık. Kitabımızı bu ay paydaşlarımızla ve üyelerimizle paylaşacağız.

DİJİTAL DOLANDIRICILIK

genel firmalar müştereken taahhütte bulunacaklar, bu kısıtlamalara yönelik bizim aldığımız önlemler budur diye. İmza aşamasına geldi bir duyuru haline getireceğiz. Önce Ankara’daki otoriteyi ziyaret edip, gelişmeleri aktaracağız. Ama öncesinde bir arkadaşımız bu konuyla ilgili Dünya Reklamverenler Federasyonu’nda bir toplantıya gitti. Hayretle karşıladılar çünkü bu alanda lokal bir çalışma yok. Bu taahhütnameyi imzalarsak muhteşem bir şey olacak. RVD’nin 25 yıllık hayatında en büyük başarısı ve en büyük krizi nedir? Mecra ölçümlerinin tüzel kişiliğe kavuş-

İSMMMO’NUN ÇALIŞMALARINI TAKİP EDİYORUM İSMMO ile ilgili düşünceleriniz nedir? İstanbul Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası, çalışmalarını yakından takip ettiğim bir kurum. Eski ve çok değerli bir topluluk. Başarılarının ve çalışmalarının devamını dilerim.

masını destekleyen paydaşlardan biri olmak. Kaldı ki açık karşılaştırmalı reklamlara ilişkin kılavuz hazırlıklarında geldiğimiz nokta, reklam yatırımları artsın istiyorsak bu uygulamaya yönelik yönetmelik maddesinin iptalinin daha akılcı olacağını gösteriyor. Ayrıca reklamın hakiki sahibinin kuruluşundan itibaren 20 yıl Gümrük Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu üyeliğine davet edilmemesi ne kadar olumsuz ise, 29 üyeden 19 üyeye düşen yeni yapısına aldığı davet de o kadar olumlu bir gelişmedir. Bir de gençlere yol göstermek için oluşturduğunuz platformlar var… Evet. Bu yıl sektörde ve dünyada yaşanan değişime uyum adına, ayrıca reklam sektöründe çalışmaya yeni başlamış meslektaşlarımızın gelişimine de katkı sağlamak amacıyla bir eğitim programı kurguladık. Geçtiğimiz yıllardan farklı olarak ve geleneksel eğitimlere nazaran yeni neslin ihtiyaçlarına daha uygun olduğunu düşündüğümüz pazarlama paylaşım platformu olan M.E. Talks’u Şubat ayında hayata geçirdik. M.E. Talks’ta pazarlama ve iletişim dünyasının önde gelen isimleri deneyimlerini, hatalarından çıkardıkları dersleri ve başarı hikayelerini tüm samimiyetleriyle paylaşıyor ve henüz yolun başındaki gençlere yol göstermeye çalışıyorlar.

ZİRVEDEKİLER

Dijital dünyanın reklam yatırım süreçlerine ve kararlarına olan etkisini nasıl yorumluyorsunuz? Dijital tarafta birtakım sorunlar yaşanıyor. Reklamveren verdiği reklamın istediği kitleye ulaşıp ulaşamadığını kontrol edemiyor. Örneğin, bir reklamın tıklanma oranının ne kadarı insan, ne kadarı robot bu ölçülemiyor. Hiçbir reklamveren, gerçek bir insan tarafından görülmeyen veya bir robot tarafından tıklanan bir reklam için ödeme yapmak istemiyor. Dünya reklamverenlerinin yüzde 60’ı mutlaka dolandırıldığına inanıyor dijitalde. Dijitalde yaşadıklarından korkan parası da elinde varsa açıkhavaya gidecek, televizyona gidecek, basına gidecek. Bu da basın için bir fırsattır. RVD olarak uluslararası örgütlerde de üyeliğiniz ve çalışmalarınız var. Burada Türkiye adına yapılmış herhangi bir ilk var mı? Dünyada gıda reklamlarında çocuklarla ile ilgili kısıtlamalar var. Burada Dünya Sağlık Örgütü’ nün büyük bir savaşı var. Fakat aynı zamanda bununla ilgili sorumluluklarını bilen markalar da var. Biz geçen yıl birleşelim ve Türkiye’de bunun taahhütnamesini imzalayalım dedik. Bununla ilgili Reklamverenler Derneği olarak, Ankara’da bir çalıştay düzenledik. Çalıştayda sağlık Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türk Tabipler Birliği, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Reklamcılar Derneği yer aldı. Ayrıca RTÜK de vardı. Onlar bu konuda önemli bir otorite. Bu kısıtlamaları konuştuk. Şimdi imza aşamasına geldik birtakım uluslararası firmalarla birtakım

İSMMMO YAŞAM l 15


Nerede hareket orada sağlık! Günde 10 saat oturan ve haftalık 150 dakika egzersiz yapmayanlar biyolojik olarak 8 yıl daha erken çöküyor. Ama teknolojideki gelişmelerin de etkisiyle herkes gün geçtikçe daha hareketsiz bir yaşamı benimsiyor. Hareketsizliğe savaş açanlar da var. Sağlıklı bir yaşam ve daimi gençlik için harekete geçme zamanı diyoruz...

KAPAK

ELA GÖKMEN Hemen her gün rutin olarak evinin önünden geçen personel servisine biniyor, işyerinin kapısında iniyor... Asansörle ofisine çıkarken bütün gün masa başında çalışıyor. Öğlen yemeğine bile asansörle inerken akşam eve yine servisle gidiyor ve asansörle yaşadığı kata çıkıyor.... Geç bir akşam yemeğinden sonra günün verdiği yorgunlukla televizyon izlerken uykuya dalıyor... Bu sahne size çok tanıdık mı geldi?

16 l İSMMMO YAŞAM

Evet, sanayileşmenin ve teknolojinin getirdiği kolaylıkların etkisiyle birçoğumuz yaşamını bu şekilde hareketsiz geçiriyor. Yürüyen merdiven, asansör kullanımı, her yere araçla gitmek gibi davranışlar bizi hareketsiz bırakıyor... Ancak bu yaşam tarzı da kötü sonuçlar doğuruyor. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ciddi bir sorun hareketsizlik. Kalp damar hastalıklarından obeziteye kadar birçok önemli hastalığa davetiye çıkartıyor. Ancak bu sonuçlara karşın çocuk yetişkin her geçen gün daha çok insan hareketsiz yaşamı

tercih ediyor. Ama hareketsizliğe savaş açanlar da var. Bu alanda ciddi çalışmalar yürütülüyor. Sağlık Bakanlığı, 2010 yılında başlanan Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı’nı 2014-2017 yılları arasında da yürütme kararı alarak Türk halkının daha hareketli ve sağlıklı bir yaşam sürmesi için çalışıyor. Türk insanını harekete geçirmek üzere 2018 yılına kadar Türkiye genelinde 1 milyon bisiklet dağıtımı kampanyası da tüm hızıyla devam ediyor... 10 Mayıs da ‘Dünya


Sağlık İçin Hareket Et’ günü ilan edildi. Bu kapsamda hareketin sağlık için önemine yönelik bilinçlendirme kampanyaları da yapılıyor. Önce bir durum tespiti yapmak gerekiyor. Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nın verilerine göre, ülkemizdeki bireylerin yüzde 71.9’u düzenli fiziksel aktivite yapmıyor. 6-11 yaş grubu çocukların yüzde 58.4’ü düzenli olarak aktivite yapmazken, televizyon, video, bilgisayar ve internet başında geçirilen ortalama süreler, 2-5 yaş için günde 3.36 saat, 6-11 yaş için günde 6 saati buluyor. Bilgisayarın başından ayrılmayan, tabletleri, akıllı telefonları ile bütünleşen çocuklar da hareketsiz yaşamın etkisi altına girmiş durumda. Bilgisayar başında geçirilen saatlerin artması, çocukların park ve bahçe yerine dört duvar arasına sıkışmış olması küçük yaşlardan itibaren hareketsizliği beraberinde getiriyor. Gelişmiş toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de hareketsizliğe bağlı sağlık sorunları yaşayan çocukların ve yetişkinlerin sayısı, bunlar için yapılan sağlık harcamaları çok hızlı artıyor. Çocuklarımızı sokağa çıkarmak ve onların mümkün olduğunca çok hareketli bir yaşam sürmelerini sağlamak zorundayız.Yapılan birçok çalışmanın, düzenli spor/fiziksel aktivite ve egzersiz yapan çocukların okulda ve sosyal hayatta daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor...

TÜM DÜNYANIN SORUNU

KAPAK

Sağlık Bakanlığı da sağlık için hareketin önemine dikkat çekmek amacıyla son yıllarda etkili çalışmalar yürütüyor. Yürümeyi teşvik etmek ve hem fazla kilolara hem de kronik hastalıklara savaş açmak amacıyla öne çıkan ‘Günde 10 bin adım’ kampanyası ve uzmanların uyarıları ile toplumda bilinç uyanmaya başladı. Yürüyüş alanlarında, sahillerde düzenli ve tempolu yürüyenlere rastlamak mümkün. Ancak

toplumun geneline bakıldığında bu sayı son derece yetersiz ve daha alınması gereken çok yol var gibi görünüyor. Teknolojik gelişmelerle insan aktivitelerinin azalması ve hareketsiz yaşam nedeniyle ortaya çıkan sağlık sorunları tüm dünyanın ortak problemi haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre, fiziksel aktivite azlığı nedeniyle artan hastalıklar yılda yaklaşık 3.2 milyon kişinin ölümüne yol açmaktadır. Meme ve kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 21- 25’inin, diyabetin yüzde 27’sinin, kemik kalp hastalığının yüzde 30’unun ana nedeninin hareketsizlik olduğu tahmin ediliyor. Dünya genelinde fiziksel hareketsizlik, kötü beslenme ile birlikte ortalama toplam sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 2’si ile ilişkilendiriliyor. Sağlıklı bir yaşam için üç önemli başlık var. Bunlardan birincisi sağlıklı beslenme. Genç nesillerin sağlık beslenmesi obeziteye bağlı rahatsızlıkların da önüne geçilmesi anlamını taşıyor. O nedenle Milli Eğitim Bakanlığı geçtiğimiz yıllarda yayınladığı genelge ile okul kantinlerinde sağlıklı ürünler satılmasını zorunlu hale getirdi. Uzmanlara göre, sağlıklı beslenmenin yanı sıra hareketli yaşamın da benimsenmesi gerekiyor. Uzmanlar sağlıklı bir toplum için, çocukların teknolojik cihazlar karşısında geçirdikleri zamanların azaltılıp mutlaka koşup, oynamalarını, bisiklete binmelerini, okullarda, evlerde, sokaklarda, parklarda değişik aktiviteler yapmalarını öneriyorlar. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Rahşan Turan, sağlıklı yaşam için kişilerin beslenmelerine dikkat edip düzenli egzersiz yapmaları gerektiğini anımsatıyor. Egzersiz, kalp sağlığı ve beslenme ilişkisinin önemine dikkat çeken Dr. Turan, “Egzersizin hemen her hücremize olumlu etkisi var. Düzenli sporun bizi kalp krizi ve inmenin yanı sıra kemik erimesi, şeker hastalığı, kalın

İSMMMO YAŞAM l 17


bağırsak, meme kanseri, depresyon ve bunama gibi ciddi birçok kronik hastalıktan koruduğunu gösteren güçlü kanıtlar var” diye konuşuyor.

KAPAK

SPORUN ÖNEMİ BÜYÜK Spor yapmanın kalp ve damar sağlığını doğrudan etkilediğini vurgulayan Dr. Turan, sporun vücutta yarattığı olumlu etkileri şöyle özetliyor: “Antrenmanlı kalp, sıkıntılı bir durumla karşılaştığı zaman sakin bir tepki verir. Hareketsizliğe alışan kalp ise kolay telaşa kapılır. Örneğin; otobüse yetişmek için koşarken veya çok heyecan uyandırıcı bir durumla karşılaşan kalbin hızı kolayca yükselir, dakikada 180-200’e kadar çıkabilir. Halbuki bir sporcunun kalbi aynı koşullarda daha yavaş atarak tepki verir ve en kısa zamanda normale döner.”

18 l İSMMMO YAŞAM

Düzenli spor yapanlarda, örneğin günde yarım saat tempolu olarak yürüyenlerde kan basıncının düştüğü biliniyor. Özellikle tansiyon tehlikesi altında olanların her gün yapacakları yürüyüşle bu tehdidi bertaraf etmeleri mümkün. Araştırmalara göre fiziksel egzersiz, yüksek tansiyonu olanlarda tansiyonu kontrol altına almada yardımcı olmakta ve ilaç gereksinimini azaltmaktadır. Düzenli egzersiz sadece spor yapıldığında değil, dinlenme halinde tükettiğimiz enerjiyi de artırdığı için kilo vermeyi kolaylaştırır. Kilo verdikten sonra düzenli spor yapmadan ideal kiloyu korumak çok zordur. Damar sertliğine karşı koruyucu rol oynayan HDL kolesterolü yükseltmenin yollarından biri egzersiz yapmaktır. Haftada 3 gün 3 kilometre yürüyenlerde bile iyi kolesterolün yükseldiği biliniyor. Egzersizin

süresi ve sıklığı arttıkça olumlu etki de artar. Düzenli egzersiz kanda pıhtılaşmayı başlatan ve güçlendiren maddelerin dengede kalmasına yardımcı olur. Diyabet olma riski yüksek olanların ellerinde sağlıklı beslenmenin yanı sıra çok güçlü bir silah da düzenli egzersiz oluyor. İlaçlardan çok daha etkin, yan etkisi yok...

FORMA GİRMEK İÇİN... Düzenli spor yapanların hareketsiz bir yaşam sürenlere göre daha az endişeli olduklarını, uykularının daha düzenli olduğunu gösteren çalışmalar da bulunuyor. Günde 30 dakika hızlı şekilde yani saatte 5-6 kilometre hızla yürümenin ve bunu en az haftada 5 gün yapmanın kalp ve damara yararlı olduğu biliniyor. Yarım saat sürekli yürüyemezseniz bile günde 3 kere 10 dakika yürümek de yeterli oluyor.


Yapılan egzersiz ağırlaştıkça sağlığa olumlu etkisi de artıyor. Buna karşılık gezinti yapar gibi yavaş yürümek aynı yararı sağlamıyor. Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da 30 dakikalık yürüyüşün normal günlük faaliyetlere ek olarak yapılması gerektiği... Spor yaparken birkaç farklı antrenman tipini kullanarak yapılan egzersizler, yağ oranını azaltarak ve kas kütlesini artırarak hızlı bir şekilde forma girmeyi sağlıyor. Fiziksel kapasite ve sosyal hayata uygun bir şekilde belirlenen egzersiz programının başarıya ulaşmanın en önemli yolu olduğunu belirten Fitness Danışmanı Murat Biçer, birkaç farklı antrenman tipi kullanılarak yağ oranını azaltılıp kas kütlesinin arttırılabileceğini, yağ oranını azaltabilmek için kardiyo antrenmanların büyük önem taşıdığını vurguluyor. Orta şiddetle ve oksijen tüketimini belirli oranda tutarak yapılan çalışmalar en ideal yöntem olarak kabul edilmektedir. Maksimum kalp hızının yüzde 50-60 aralığı hesaplanarak yapılan yürüyüş, hafif tempolu koşu, koşu, bisiklet ve yüzme antrenmanları ile yağ yakımı sağlanabilir. Spor geçmişiniz yapacağınız egzersizin şiddetini belirlemede önemli rol oynar. “Koşu mu, yürüyüş mü? Sorusunun cevabının kişiye göre değiştiğine işaret eden Murat Biçer, şunları söylüyor: “Kardiyovasküler kapasite düşükse veya ortopedik problemler varsa koşu yapılması uygun değildir. Egzersize yeni başlayanlar için ise tempolu yürüyüş daha etkili olacaktır. Tek seferde yapılabiliyorsa minimum 45 dakikalık yürüyüşler başlangıç için yeterlidir. Daha sonrasında süre ve hız kademeli olarak arttırılabilir. Koşu yaparken birçok faktör önemli rol oynar. Koşuda kullanılan ayakkabı, koşulan zemin gibi birçok faktör antrenmana etki edebilir. Mümkünse tartan pisti olan, koşulan mesafeye veya ayak tabanına uygun bir ayakkabı ve kıyafetler ile egzersiz yapılmalıdır. Bisiklet sürmek de iyi bir alternatif olabilir. Vücut ölçülerine uygun ve kişiye göre ayarlanmış

BİSİKLET DAĞITILIYOR

KAPAK

Türkiye’yi harekete geçirmek için projeler de geliştiriliyor. Bunlardan biri Sağlık Bakanlığı’nın bisiklet dağıtım projesi. Bakan Mehmet Müezzinoğlu, 19 Mayıs’ta ortaokul ve lise öğrencilerine 65 bin, 29 Ekim’de üniversite öğrencilerine 50 bin bisiklet dağıtacaklarını, Haziran ayında da 1 metre bisiklet yolu yapan belediyeye 1 adet, 1 kilometre bisiklet yapan belediyeye bin adet, 5 kilometre bisiklet yolu yapan belediyeye 5 bin adet bisiklet armağan edecekleri bilgisini verdi. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 80’ine yakını şehirlerde yaşıyor. Şehir yaşantısı içinde düzenli spor yapma, fiziksel aktiviteleri bilinçli olarak hayatımızın bir parçası haline getirme alışkanlığımız ise yok denecek kadar az. Sağlık Bakanlığı sağlıklı yaşam kültürünü çocuklara ve yetişkinlere kazandırmak için bisiklet dağıtımı kampanyası yürütüyor. Bu kapsamda bu yıl sonuna kadar 40 bin bisiklet 81 ilde, üniversitelerde, okullarda dağıtılacak. Önümüzdeki yıl için hedeflenen rakam 300 bin. 2018 yılına kadar toplam 1 milyon bisikletin Sağlık Bakanlığı aracılığı ile ülkemizde dağıtımı planlanmış durumda. Ayrıca birlikte toplumun her kesimini hareketli yaşam için kampanyalar yürütülecek. Proje kapsamında sadece merkezi yönetim değil yerel yönetimlere de bisiklet yollarının artırılması, insanları hareketli yaşama teşvik edecek park ve bahçelerin oluşturulması gibi çeşitli görevler düşüyor. Proje ile, bugüne kadar yeterli fiziksel aktivite içinde olmayan nüfusun yüzde 10 oranında azaltılması hedefleniyor. Yurt çapında1 milyon bisikletin dağıtılıp bisiklet kullanımının toplum arasında yaygınlaştırılması ile insanların daha hareketli bir yaşamı benimsemelerinin sağlanması hedefleniyor. Ülkemizde belli bölgeler haricinde köklü bir bisiklet kullanma kültürü olmadığı için bisiklet yolları da bulunmuyor. Bu konuda belediyelere büyük görevler düşüyor. Halkın bisikleti bir hobi aracı olarak görmekten vazgeçip bir ulaşım aracı olarak değerlendirmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Bu yaklaşım yaya ve araç yolu yanında bisiklet yolunu da zorunlu hale getiriyor. Bisiklet yollarının parkların, rekreasyon alanlarının içine sıkışmaktan kurtarılıp günlük hayatın bir parçası haline dönüştürülmesi de planlanıyor.

İSMMMO YAŞAM l 19


SAĞLIKLI YAŞAMIN 10 KURALI 1-Spor ve egzersiz yapılmalı. 2- Sağlıklı beslenilmeli. Sabah kahvaltısı yapılmalı, meyve-sebze tüketimine özen gösterilmeli, yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı. 3- Alkol ve sigara tüketilmemeli. 4- Gün içerisinde sürekli oturulmamalı, aktif olunmalı. 5- Kişisel temizlik ve çevre temizliğine önem verilmeli. 6- Stresten uzak durulmalı. 7- Cinsel yaşama dikkat edilmeli. 8- Düzenli uyumaya özen gösterilmeli. 9- Haftada bir bile olsa şehrin stresli yaşamından uzaklaşıp doğa ile baş başa kalınmalı. 10- Hobi edinilmeli. bir bisikleti sürmek, egzersizden alınan yararı artırır ve olası sakatlıkların da önüne geçer.”

KAPAK

KRONİK HASTALIK NEDENİ Hareketsiz yaşam, sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın ortak sorunu haline gelmiş durumda. Bulaşıcı olmayan hastalıklar, günümüzde dünyadaki en büyük salgınlardan biridir. 2008’de meydana gelen ölümlerin yüzde 63’üne yani 36 milyon insanının ölümüne bulaşıcı olmayan hastalıklar neden oldu. Bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi ve kontrolüne dair BM Genel Kurulu kararı 2010 yılında kabul edildi. BM Genel Kurulu, tüm dünyada toplumsal ve ekonomik kalkınmayı engelleyen bulaşıcı olmayan hastalıkların küresel yükü ve tehdidini, 21. yüzyılda ülkelerin kalkınmasında en önemli sorunlardan biri olarak kabul etti. Bulaşıcı olmayan hastalıkların birçok üye devlet ekonomisi için bir tehdit olduğunu ülkeler ve ülke nüfusları arasında gelir eşitsizliğinin artmasına neden olabileceğini bildirip, üye devletlerin başlıca görev ve

20 l İSMMMO YAŞAM

sorumluluklarının, bulaşıcı olmayan hastalıklar ile mücadele etmek olduğunu açıkladı. Ülkemizde de dünyaya paralel olarak kronik hastalıklar, ölüm nedenleri ve hastalık yükü bakımından ilk sırada. Yapılan araştırmalar, dünyada olduğu gibi ülkemizde de fazla kilolu olma ve obezite sıklığının giderek arttığını ve obezitenin özellikle çocukları ve gençleri etkisi altına almaya başladığını gösteriyor. 0-5 yaş grubu çocuklarda obezite sıklığı yüzde 8.5, fazla kiloluluk ise yüzde 17.9 seviyelerine ulaşmış durumda. Türkiye genelinde 19 yaş ve üzeri tüm yetişkin bireylerde ise obezite görülme sıklığı yüzde 30.3, hafif şişmanlık görülme sıklığı ise yüzde 34.6’dır. Sağlık Bakanlığı himayesinde gerçekleştirilen Sağlıklı Yaşam Kültürünü Teşvik projesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da destekleniyor. Geçtiğimiz aylarda projeye destek vermek üzere konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, “Başbakanlığım döneminde, 2010 yılında yayınladığım bir genelge ile sağlıklı beslenme, hareketli

hayat, obezite ile mücadele, düzenli fiziksel aktivite çevresel faktörlerin iyileştirilmesi gibi başlıklar altında bu mücadeleyi başlatmıştık. Bu genelge doğrultusunda Sağlık Bakanlığımızın stratejik planlarımızda Kalkınma Bakanlığımızın kalkınma planlarında bu konu ayrıntılı olarak yer aldı. Projeler birer birer uygulanmaya başlandı” diyerek projenin başlama sürecini özetlemişti.

HAREKETSİZLİK YAŞLANDIRIYOR Tüm dünyada ve Türkiye’de insanların hareketli yaşamı benimsemeleri için çalışmalar yapılırken, hareketli olmanın önemi ata sözlerine de yansımış durumda. ‘İşleyen demir ışıldar’ deyimi hareketin önemine dikkat çeken en önemli atasözlerinden biri. Hareketsiz kalmak insanı depresif yapmanın yanı sıra kilo almasına da neden oluyor. Yapılan son araştırmalara göre ise, hareketsiz yaşam genleri yaşlandırıyor. Günde 10 saat oturan ve haftalık 150 dakika aerobik egzersiz önerisini yerine getirmeyenlerin, biyolojik olarak 8 yıl


TELOMERLERİ KISALTIR Telomer, her bir DNA sarmalının ucunda bulunan ve kromozomları koruyan parçalardır. Tıpkı ayakkabı bağcıklarının ucundaki plastik parçalara benzerler. Vücudumuzdaki tüm hücrelerdeki DNA sarmallarının ucunda bulunurlar. Her hücrede 23 kromozom çifti olduğundan, her hücrenin 92 telomeri vardır. Hücrelerimiz bizi genç ve sağlıklı tutabilmek için her bölündüğünde, telomerler sürekli

şamın aslında genleri yaşlandırdığını gösteriyor. Hareket ve egzersizin yaşlanmayı geciktiren unsurlar olduğuna dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya, “Eskiden günde 6 saat oturan kadınların üç saat oturanlara göre yüzde 10 daha fazla kansere yatkın olduğunu

biliyorduk. Ama yeni çalışmalar işin ciddiyetini biraz daha gözler önüne serdi. Kanserin ötesinde çok oturarak genlerimizi yaşlandırıyoruz. Günde 10 saat oturan ve haftalık 150 dakika aerobik egzersiz önerisini yerine getirmeyenler, biyolojik olarak 8 yıl daha yaşlanmaktadır” tespitini yapıyor.

KAPAK

daha yaşlandığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, yaşamınızı sağlıklı geçirmek, genlerinizi genç tutabilmek için harekete geçmenizi öneriyorlar. Gerçek yaşımız ile biyolojik yaşımız her zaman aynı oranda ilerlemez. Bazen çok daha yaşlı bazen çok daha genç bir bedene sahip olabiliriz. İşte yapılan çalışmalar, hareketsiz ya-

kısalır. Ayrıca telomer uzunluğu stres, sigara, obezite, egzersiz eksikliği, kötü beslenme alışkanlıklarının da katkısı ile daha da kısalır. Embriyonun ilk başlangıçta telomer uzunluğu 15 bin BP’dir. (BP:basepair-baz çift) Anne rahminde o kadar hızlı bir hücre bölünmesi ve çoğalması yaşanır ki bebek doğduğunda telomer uzunluğu 10 bin BP’e kadar düşer. Hareketsiz yaşam telomer kısalmasını

hızlandırıyor. Hareketsiz bir yaşamınız varsa, günde 10 saat oturuyorsanız telomerleriniz yılda ortalama 170 BP kısalıyor. Hareketsiz yaşam telomer kısalmasını hızlandırırken bu da yaşanmamış 8 yıla karşılık geliyor. Bu nedenle sabit pozisyonda uzun süre çalışanların her 30 dakikada bir 2-3 dakika ayağa kalkıp yürümesi, haftada 2-3 kez 30-40 dakika tempolu yürüyüş yapmaları öneriliyor. O halde harekete geçme zamanı diyoruz...

İSMMMO YAŞAM l 21


GÜNDEMİN SESİ

Gazeteciliğe yazılı basında başlasa da televizyon dünyasının deneyimli isimlerinden biri, Ali Çağatay... Şu anda Bloomberg HT’de Haber Koordinatörü olarak görev yapıyor. Ama o CNN Türk, TV8, Habertürk gibi kanalların kuruluşunda yer aldı. Türkiye’de özel televizyonculuğun gelişiminin canlı tanığı adeta.

22 l İSMMMO YAŞAM

Türkiye’de özel TV’lerin gelişiminin canlı tanığı


ELA GÖKMEN

İSMMMO’nun kayıt dışı ile mücadelesini nasıl buluyorsunuz? Ülkemizde kayıt dışı ile mücadele çok önemli. Bu derginin ve bu mülakatın esbabı mucibesi de budur. Türkiye, bugün istihdam hayatında yüzde 30’lar seviyesinde kayıt dışının pençesinde. Kayıt dışı insan onuruna aykırıdır. İnsan onuru ayaklar altına alınınca, toplumun onuru da ayaklar altındadır. Toplumun ayağa kalkıp yürümesini bekleyemezsiniz bu haldeyken... O halde ne yapmalı? Şeffaf, oto denetimin güçlü olduğu yapılar kurmak, toplumsal yapıyı belirleyen siyasal aygıtı ‘kapsayıcı’ ve ‘özgürleştirici’ hale getirmek tek çözümdür. Bunu yapamazsak, rekabetçi, genişlemeci, kalkınmacı bir toplum olamayız. Büyürüz, ne pahasına büyürüz? İnsan onurunun ayaklar altına alınması pahasına...

GÜNDEMİN SESİ

Bloomberg HT... Türkiye’nin en önemli ekonomi kanallarından biri. 2010 yılında kuruldu. Programlarıyla ekonominin, borsanın, piyasaların nabzını tutuyor... Kanalın başarısının arkasındaki isimlerden biri de haber koordinatörü Ali Çağatay... Hafta içi her akşam ana haber bültenini sunan Çağatay, ana habere konuk olarak aldığı konuklarına sorduğu isabetli sorularla da izleyicilerin bilgilenmelerine sağlıyor.... Bloomberg HT, yurtiçi ve yurtdışında yaşanan tüm gelişmeleri ekonomi gözüyle haberleştirirken, Ali Çağatay konuklarıyla gündemi değerlendiriyor. O, aslında televizyonculukta eski ve deneyimli bir isim. Kanal D, TV8, CNN Türk, Habertürk gibi yayınlarda çalıştı. Türkiye’de birçok televizyon kanalının kuruluş aşamasında aktif olarak görev aldı. Daha televizyon yayıncılığı emekleme aşamasındayken, kamera arkası görevlerle sektörün gelişmesine büyük katkı sağladı. Zaman içinde birçok televizyon kanalının kurulup geliştirilmesinde önemli görevlerde bulundu. “Ekrandaki varlığım benim iradem ve inisiyatifim dışında gelişti” diyerek bu alandaki kariyerini kendinin planlamadığını söyleyen Ali Çağatay, 1999 yılından 2009 yılına kadar kamera arkası ve editoryal görevler üstlenmiş. Şu anda haber koordinatörlüğünü yürüttüğü Bloomberg HT kurulurken ana haberleri ve haber kuşaklarını bizzat kendisinin yapması istendiğinde bu görevi seve seve kabul etmiş. Çağatay, o günden bu yana da ekranların beğenilerek izlenen yüzlerinde biri olmaya başardı. Ali Çağatay’la, kariyeri, Bloomberg HT ve Türkiye’de televizyonculuğu konuştuk.

‘KAYIT DIŞI İLE MÜCADELE ÖNEMLİ’

İSMMMO YAŞAM l 23


GÜNDEMİN SESİ

YAZILI BASINDA BAŞLADI ROTAYI TELEVİZYONA KIRDI 1957 Malatya doğumlu olan Ali Çağatay, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Çağatay, lise yıllarında çeşitli dergilerde yayınlanan haberleri ile yayın hayatına katıldı. 1980’li yılların ortasında Anka Ajansı’nda profesyonel hayata atıldı. Türkiye’de televizyonculuğun yeni yeni geliştiği bir dönemde ilk kez Kanal D’de (o zamanki adı D TV) İstanbul’dan yapılan bir programın Ankara ayağında ve kamera arkası bir görevle televizyonculuğa adım attı. Türk televizyonculuğunun gelişmesinde önemli katkıları bulunan Çağatay, 1999 sonunda TV8 kuruluş çalışmalarına başladı ve TV8’in kurucu haber müdürü olarak 5 yıl boyunca görev yaptı. CNN Türk’ün kuruluşunu Mehmet Ali Birand, Çiğdem Anad, Gürkan Zengin, Cüneyt Özdemir ve Serdar Akinan ile birlikte dar bir kadroyla gerçekleştirdiler. Ardından, Gazeteci Ufuk Güldemir’in o dönem epey ses getiren Habertürk TV’sinden teklif alan Çağatay, haber müdürü olarak oraya geçti. Son olarak 7 yıldan bu yana Bloomberg HT’nin haber koordinatörü olarak her akşam ana haber bültenini sunuyor.

24 l İSMMMO YAŞAM

ÜNİVERSİTEDE ÇALIŞMAYA BAŞLADI Medya dünyası ile tanışmanız nasıl oldu? Mesleğe hangi yıllarda nerede başladınız? Gazeteciliğe aktif olarak 1980’li yılların ortasında Anka Ajansı’nda başladım. Anka Ajansı o yıllarda güçlü ve medyada iz bırakmış isimlerin yetiştiği bir okul gibiydi. Örneğin, Uğur Mumcu, Altan Öymen, Teoman Erel gibi isimler Anka orijinlidir. Adını saymakta zorlanacağım çok sayıda önemli gazeteciye okul işlevi görmüş bir ajanstı ve Türkiye’nin kuruluş yıllarındaki ilk özel haber ajansıydı. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi 2. sınıfında yarı staj, yarı telifli bir kadro ile çalışmaya başladım. Lise ve üniversite yıllarımda genç edebiyatçıların çıkardığı ‘tecimsel olmayan’ ve piyasa dışı kulvarda aboneliklerle hayatta kalmaya çalışan dergilerde yazılarım, denemelerim çıktı. Sizi medyaya iten neydi? Edebi bir yaklaşımdır, beni medyaya iten. Ancak zamanla işin sivri, hayatı delip geçen yanları bu edebi hazzı azalttı ve gündelik hayatın aslında edebiyatın içinde var olduğunu gösterdi. Başka bir deyişle ‘hayat edebiyatı taklit ettiği için’ hayatın içinde kalarak


yazın yolculuğumu sürdürdüm. Televizyonculuk serüveniniz nasıl başladı? Televizyoncu olmayı çok mu istemiştiniz? Yazılı basında uzun yıllar çalıştım. Sonra Türkiye’de görüntülü ve sesli yayın tekelinin önündeki anayasal engel kaldırıldı. Sonrasında hızla özel televizyonlar ortaya çıkmaya başladı. Ekrandaki varlığım benim iradem ve inisiyatifim dışında gelişti. 1999 yılından 2009 yılına kadar kamera arkası ve editoryal görevler üstlendim. Bloomberg HT kurulurken ana haberleri ve haber kuşaklarını bizzat benim yapmamı istediler. Giriş o giriş...

KANALLARIN KURULUŞUNDA YER ALDI

AVUKAT OLMAK İSTERDİM Televizyoncu olmasanız hangi mesleği tercih ederdiniz? Televizyoncu olmasam avukat olmayı isterdim. Dünyanın en özgürleştirici mesleği bence hukuk ve o mesleğin de en ayakta kalan, ezilmeyen, direnen ve gelecek vaat eden bölümü de savunma. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) serüveni hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce süreç nasıl işlemeli? Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan

serüveni Nasrettin Hoca’nın fıkrasından farklı değil. ‘Ben hırsızı bıraktım, hırsız beni bırakmıyor’ misali... Türkiye, AB’yi kutuplaşmış, tekdüzeleşmiş, tek bir din ve kültürün egemenliği altına girmiş bir görünümden kurtarmak üzere oraya girmeye çalıştı. Şimdi, Türkiye geçmişte tamir etmek istediği kusurlarla yüz yüze ne yazık ki... Oysa, AB bir barış, bir arada yaşama ve uygarlık projesiydi. Avrupa uluslarının ekonomik kalkınmalarını teminle yükümlü ama öncelikle kendi aralarındaki sorunları savaşmadan çözme patentli bir organizma.. Bugün başarılı mı? Kısmen. Daha başarılı olabilir mi? Olabilir. Dağılmanın kıyısında mı? Değil. Dağılabilir mi? Bu yüzyılın sonuna doğru evet...

GÜNDEMİN SESİ

Televizyonculukta ilk nerede görev aldınız? Bu işte kimlerle birlikte çalıştınız anlatabilir misiniz? Televizyon yayıncılığı, insan kaynaklarını yazılı basından ve TRT’den devşirmeye başladı. Bu furyada, televizyon yayıncılığına girdim. İlk kez Kanal D (o zamanki adı D TV) ile başladım. İstanbul’dan yapılan bir programın Ankara ayağında ve kamera arkası bir görevim vardı. Haber ağırlıklı programın editörlüğünü yapıyordum. Derken, 1999 sonunda TV8 kuruluş çalışmalarına başladı ve TV8’in kurucu haber müdürü olarak göreve başladım. TV8, 5 yıl sürdü. O zaman haber kanalı formatındaydı ve etkili bir haber kanalı olmaya doğru gidiyordu, sonradan patronajın tercihiyle yavaş yavaş bugünkü haline evrildi. Buradaki haberden uzaklaşma trendi hızlanırken, CNN Türk kuruluyordu. CNN Türk’ün kuruluşu için Mehmet Ali Birand, Çiğdem Anad, Gürkan Zengin, Cüneyt Özdemir ve Serdar Akinan ile birlikte dar bir kadro olarak Birand’ın Anadolu yakasındaki malikanesinde buluştuk ve CNN Türk’ün startını verdik. Ardından, Gazeteci Ufuk Güldemir’in o dönem epey ses getiren Habertürk TV’sin-

den bir teklif aldım ve haber müdürü olarak orada başladım. Habertürk TV, Ciner Grubu’na geçtikten sonra bu grupla yoluma devam ettim. Son olarak 7 yıldır Bloomberg HT’nin haber koordinatörüyüm. Türkiye gazetecilik açısından nasıl bir tablo çiziyor? Sizin mesleğe başladığınız yıllardan bu yana sektörde neler değişti ya da neler değişmedi? Mesleğe başlarken, dünyayı dönüştüren bir kuşak vardı ve bu kuşak son derece iddialıydı. Türkiye askeri darbe ile yönetiliyor. Şili Askeri darbe ile yönetiliyor. İspanya Franco’nun ağır ayak izlerini silmeye çalışıyor. Arjantin ve neredeyse tüm Latin Amerika askeri darbelerle boğuşuyor ve bu arada orta Amerika’da Guatemala, Honduras, San Salvador ise askeri darbelere direnerek iç savaşlarla ispatın peşindeydi. Düşünsenize, böyle bir dünyada kenara çekilip oturmak mümkün mü? İster istemez ve daha çok da görev addederek bu dönüşümün parçası olmayı istiyorsunuz. İyi ve toplum yararına her akımın yanında, toplumun, kitlelerin, halkların, insan onurunun karşısındaki her hareketin karşısında yer alıyorsunuz. Ama artık dünya o dünya değil, oynanan oyun da eskisinden daha büyük. Dolayısıyla, medyanın global anlamda içinde yaşadığımız toplumları, evreni değiştirme gücü sınırlı, birkaç ülke ve birkaç coğrafyayı dışarıda tutarsak...

İSMMMO YAŞAM l 25


DOSYA

Genç, aktif, işsiz!

Türkiye’nin en çok övündüğü özelliklerinin başında nüfusunun genç olması geliyor... Ülkemizin yüzde 16.3’ü, 15-24 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor. Gençlik güzel bir dönem olsa da ülkemizde gençlerin pek çok sorunu var. Araştırmalar gençlerin en büyük sorununun sınavlar ve işsizlik olduğunu gösteriyor.

26l İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedbahların olacaktır. Bir gün İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mec-

buriyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler....” Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi bu şekilde sürer gider.... Ulu Önder 1927 tarihinde Büyük Nutuk’unu okumuş ve eserini


Türk gençliğine bu hitapla bitirmişti.... Gençler her dönem ülkemizin önemli kitlesi ve umudu olageldi. Bugün de Türkiye’nin en çok övündüğü özelliklerinin başında nüfusunun genç olması geliyor. İstatistiklere göre ülkemizin yüzde 16.3’ü, 15-24 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor. Bu oran pek çok Avrupa ülkesine göre bir hayli yüksek. 15 ile 24 yaş aralığındaki genç nüfus 12 milyon 989 bin 42 kişi olarak belirlendi. Gençlerin yüzde 51.2’si erkek, yüzde 48.8’i ise kadınlardan oluşuyor. Verilere göre genç nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 25.5 ile Hakkari. Bu şehri yüzde 23.9 ile Şırnak ve yüzde 23.1 ile Siirt izliyor. Genç nüfus oranının en düşük olduğu iller ise sırasıyla yüzde 13.2 ile Muğla, yüzde 13.5 ile Balıkesir ve yüzde 13.7 ile Sinop.

FARKLI BİR DÖNEMDEYİZ Her yıl kutladığımız 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda odak bir kez daha gençlere çevrildi. Peki, Türk gençlerinin son durumu nedir? Gençlerimiz gelecekten umutlu mu? Araştırmalar gençlerin en büyük sorununun sınavlar ve işsizlik olduğunu gösteriyor. Onların sorunları eğitimden işsizliğe, işsizlikten sağlığa, sağlıktan toplumsal dışlanmaya doğru geniş bir yelpazeye yayılmış durumda. Hem politik kararlar hem de yaratılan ekonomik ortam

GİRİŞİMCİLİK YÖNLERİ GÜÇLÜ Türkiye’de iş olanakları kısıtlı olsa da gençlerimiz girişimcilikte dünyada öne çıkıyor. Vodafone Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre Türk gençleri Avrupalı yaşıtlarından daha girişimci çıktı. Türk gençlerin girişimci yönü de bu araştırmayla ortaya konuldu. Türk gençlerin, yüzde 90’ı gelecekte kendi işini kurmak istediğini kaydetti. Portekizli gençlerin yüzde 85’i, İtalyanların yüzde 80’i, İspanyolların yüzde 78’i, İrlandalıların yüzde 71’i, Çeklerin yüzde 63’ü, Hollandalıların yüzde 62’si, İngilizlerin yüzde 58’i ve Almanların yüzde 53’ü de kendi işini kurmak istediğini belirtti. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, Türk gençlerinin kendilerini yurt dışında okumak ve akabinde yaşamak için istekli gördüklerini belirterek, Türk gençlerinin ayrıca Türkiye’deki bilgi teknolojileri ve iletişim eğitimlerini çok yeterli görmediğine dikkati çekiyor. ‘Girişimciliğin’ ve ‘girişimcilik ruhunun’ Türk gençlerinde mevcut olmasının Türkiye’nin geleceği açısından olumlu olduğunu ifade eden Süer, “Ben, bugün bunları duyarak ülkem adına geleceğe yönelik büyük bir imkan olduğunu hissettim. Özellikle Avrupa ile aramızdaki farkın Türkiye’nin lehine ilerleyeceği anlamında” diyor.

DOSYA

Demet Lüküslü

gençleri derinden etkiliyor. Genç işsizliği giderek artıyor. Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Demet Lüküslü, küresel olarak bakıldığında zor bir gençlik dönemi yaşayan bir kuşakla karşı karşıya olduğumuzu belirtiyor. Dünyada genç işsizliğinin arttığına işaret eden Lüküslü, “Birleşmiş Milletler’in eğitim istatistiklerine baktığımızda en eğitimli genç kuşakla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ama bu genç kuşağın eğitimin sonunda ne yapacağına dair kafası net, içi rahat değil. Çünkü ciddi bir işsizlik var. 60’larda 40’larda yaşanandan farklı bir durum bu. Çünkü bize vaat edilen ‘Sen eğitimini alırsın, eğer başarılı olursan iyi bir gelecek sahibi olursun, sigortan olur’du. Bugün gençler bunun alaşağı edildiği bir güvensizlik ortamında yaşıyor” diyor. Eğer okulu bitirdikten sonra iş bulamayacaksa, ekonomik özgürlüğünü ele alamayacaksa ne olacak? Lüküslü, bu konuda da “Yetişkinlik olarak tanımlanan şey biraz da bununla bağlantılıydı değil mi, bir şekilde eğitim hayatının sonunu getirerek, çalışma hayatına başlar, ekonomik özgürlüğünüzü ele alır ve yetişkin hayatına başlarsınız. Yetişkinlik tanımı bunun üzerinden giderken şimdi hükümetler ve gençlik araştırmacıları ‘Bu durumda nasıl yetişkin olursun?’ sorusuyla karşı karşıya. Tabii, bu durum işsizlik hissi, toplumda işe yaramadığını hissetmek, bireyi ne yapar sorusu önemli. Genç işsizliği geleceğe dair umudunuzu da bitiriyor. Bu bir kez daha ailenin önemli bir kurum olarak toplumda ortaya çıkmasını sağlıyor. Buna karşılık devlet de muhafazakar politikalar üzerinden işi aileye yıkmaya çalışıyor” yorumunu yapıyor. Eğitim eksikliği, işsizlik, sosyal güvencesizlik, yoksulluk beraberinde sosyal dışlanmayı ve gençlerin güvensizlik içinde

İSMMMO YAŞAM l 27


DOSYA

TİYATROYA GİTMİYOR KİTAP OKUMUYORLAR

l Türk gençlerinin durumunu ortaya koyan pek çok araştırma var. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre, kendisini mutlu hisseden 18-24 yaş arasındaki gençlerin oranı yüzde 65.1. Mutluluk oranı, 2016 yılında genç erkeklerde yüzde 60, genç kadınlarda ise yüzde 70.2 olarak gerçekleşti. Gençlerin mutluluk kaynağı olarak ilk sırayı yüzde 54.6 ile sağlık alırken, bunu yüzde 20 ile sevgi, yüzde 15.4 ile başarı izledi. l Araştırma sonuçlarına göre, 15 ile 24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 43.3’ü görücü usulü ve kendi rızasıyla evlenirken yüzde 36.8’i kendi kararı ve ailesinin rızasıyla evlendi. Gençlerin yüzde 13.6’sının ise kaçarak evlendiği görüldü. Genç erkeklerin yüzde 45.3’ü, genç kadınların ise yüzde 35.3’ü kendi kararıyla evlenirken, genç erkeklerin yüzde 33.4’ü, genç kadınların ise yüzde 45’inin görücü usulü ile evlendiği saptandı. l Habitat Derneği’nin hazırladığı ‘Türkiye’deki Gençlerin İyi Olma Hali Raporu’na göre ise, her üç gençten biri yaşamından memnun değilken gelecekten de umudu yok. Gençler arasında gelecekten en fazla umutlu olanlar yüzde 77 ile öğrenciler olurken, yüzde 50’lik oranla en umutsuz kesim iş arayanlar. Erkeklerin yüzde 13’ü, kadınların ise yüzde 15’i psikolojik destek alması gereken zamanlar olduğunu söyledi. Her 4 genç-

28 l İSMMMO YAŞAM

ten üçü haftada en az bir kere gazlı içecek tüketirken, yüzde 64’ü fast-food tüketiyor. l Yaşam memnuniyetlerine bakıldığında kadınların yüzde 10’u erkeklerin yüzde 14’ü ‘hiç memnun değilim, kadınların ve erkeklerin yüzde 16’sı ‘pek memnun değilim’ yanıtını verdi. l Gençlerin yüzde 30’unun aylık kişisel geliri 600 lira ve altındayken, gelirleri 601-1500 lira olanların oranı yüzde 33. Yüzde 22’lik bir genç kesimi 1500-2 bin 400 lira arasında gelire sahip. Ortalama bir ayda eline geçen gelir 2 bin 400 lira ve üzerinde olanların oranıysa yüzde 11. Gençlerde sigara kullanımının da yaygın olduğu görüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 72’si sigara kullandığını söylerken, alkol kullanımı da yaygın. l Gençlerin yüzde 81’i tiyatroya ya da konsere, yüzde 43’ü ise sinemaya gitmiyor. Kitap satın almayanların oranı yüzde 55 olurken, yaklaşık yüzde 66’sı müzik veya film de satın almıyor. l Uluslararası Politik ve Strateji Araştırmalar Merkezi’nin (UPSAM) yaptığı araştırma ise gençlerin en büyük korkusunun sınavlar olduğunu ortaya koydu. ‘Hayatta En çok korktuğunuz şey sorusuna’ gençler ‘üniversite sınavı, yalnızlık ve başarısızlık’ cevabını verdi.

kendilerini toplumdan soyutlamasını getiriyor. Oysaki toplumların geleceği ve en önemli dinamiğidir, gençler. Sağlıklı bir toplum genç nüfusun enerjisinin doğru yönlendirilmesi ve onların geleceğe sağlıklı hazırlanmasından geçiyor. Uzmanlara göre, genç nüfusun fazla olduğu ülkemizde gençler bir sorun olarak görülmek yerine, onların sorunlarına yönelik politikalar geliştirilmesi gerekiyor.

İŞSİZLER ÜLKESİ Gençlerin eğitim ve istihdama katılımlarına bakıldığında ise ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin


KUŞAKLAR ARASINDA FARK VAR Gençlerin yıllar içinde değişimi de karşılaştırmalarda görülüyor. Daha önce yapılan bir analiz 1980 ve 2000 gençliğinin farkını ortaya koyuyor. 70-80 GENÇLİĞİ: Politik bir gençlikti. Kendini bir siyasi gruba ait hissetmek isterdi. Sağcı-solcu veya bu fraksiyonlardan birine bağlıydı. Politik görüşleri kimliğinin önemli bir parçasıydı. İnançlarını geliştirmek ve karşıt grubu alt etmek için çok okurdu. Yaşamı kalabalık grupların ortak hareketlerine bağlı olarak şekillenirdi. Kendine ait zamanı kullanmak bu kuşak için adeta lükstü. Dava uğruna bireysel çıkarları ikinci plana atmak, sağda ve soldaki bütün hareketler için istenen ve teşvik edilen bir duyguydu. Birçok genç bu yüzden kendi kişisel yaşamında ağır

kayıplara uğradı ve zarar gördü. Aşk ise, politik kavgaların gölgesinde ve eşliğinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Bu yüzden evlenen, birleşen veya kavga edip ayrılan çok genç insan vardı. Ölümüne aşkların, sevdaların insanlarıydı onlar. Cinsellik mahcup ve tutuk bir duyguydu. 2000 GENÇLİĞİ: Günümüz Türkiye’sinde gençler kimliklerini politik görüşlerde bulmuyor. Takım tutma veya sevdiği müzik türü bile kişilik belirlemede daha etkili. Daha az okuyan bir gençlik var. Gençler kendini bireysel özgürlükleri ile tanımlıyor. Kitlesel davranış ve hareketlerden kaçıyor. Orada kendini kısıtlanmış hissediyor. Kendisi olmaya önem veriyor. Ana-baba ve kurumsal ilişkide özgürlük istiyor. Günümüz gençliği için kendi bireysel çıkarı ve hesabı daha önemli. Olaylara ve ilişkilere faydacı bir yaklaşımı var. Kolay ve bol para kazanmak onun için çok önemli bir kriter. Ancak bu konuda asgari enerji harcamaktan yana. Aşk ise değişen ilişkiler kuşağının çocuğu... Ömür boyu aşklar onlara göre değil. Değişik tatları tatmak istiyorlar. Hızlı gelişen ve çabuk biten ilişkiler yaşıyorlar. Uzun vadeli bağlılık sözleri yerine kısa süreli yoğunluk peşindeler. Cinsellik onlar için doğal bir şey.

DOSYA

oranı yüzde 24 oldu. Bu oran, genç erkeklerde yüzde 14.6, iken genç kadınlarda ise yüzde 33.5. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de her dört gençten biri işsiz. TÜİK’in Ocak 2017 istatistiklerine göre genç işsizliği yüzde 24 ile rekor düzeye ulaştı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Çalışma Yaşamı Uzmanı Faruk Işık ise, daha önce verdiği bir röportajda gençlerin esnek ve güvencesiz çalıştırılmaya itildiğini söylüyor. Uzmanlar, genç işsizliğinin büyük çoğunluğunu üniversite mezunlarının oluşturduğunu belirtiyor. Türkiye yavaş yavaş diplomalı işsizler ülkesine dönüşüyor. Işık, genç işsizliğinin artmasının nedenlerini “Toplam talep yetersizliği, ekonomik durgunluk ve krizler, demografik faktörler, iş gücü politikalarının ve eğitim politikalarının yetersizliği, asgari ücret uygulaması, gençlere yönelik ücret politikalarının yanlışlığı ve gençlere yönelik mobbing uygulamalar” şeklinde sıralıyor. Genç işsizliği beraberinde bireysel ve toplumsal sorunları da getiriyor. Faruk Işık, işsizliğin gençlerin kendi başlarına sorumluluk üstlenerek yetişkinliğe geçmelerini geciktirdiğini de vurgulayarak, “Kendi alanındaki gelişmeleri takip edememesine neden oluyor. Ayrıca iş bulma beklentisinin azalmasıyla psikolojik ve ailevi sorunlar yaratıyor. Bu da iş gücünde yetenek kaybına, toplumda huzursuzluğa yol açıyor” diye anlatıyor. Ayrıca işsizlik gençleri güvencesiz ve esnek çalışmaya da itiyor.

İSMMMO YAŞAM l 29


Tam 240 ülke gezdi Selman Arınç, tam bir gezgin meslek mensubu. 240 ülkeyi gezen Arınç’ın görmediği 30 ülke kalmış. En kısa sürede bu ülkeleri de görmek için plan yapıyor. Arınç, “Afrika’da 54 devlet var. 49’unu gördüm. Görmediğim 5 devlet ilk önceliğim olacak. Tüm Afrika kıtasını tamamlayıp, Okyanusya ile tüm dünyayı gezmek arzusundayım” diyor.

RENKLİ YAŞAM

GAYE DELEN Bugüne kadar 26 pasaport eskiterek 240 ülke gezdi. Savaş tarihine olan merakı nedeniyle dünya üzerinde büyük savaşların gerçekleştiği bütün savaş alanlarını, yer yüzünün belli başlı bilinen bütün ünlü camilerini, kilise ve katedrallerini, tapınak ve dini mekanlarını ve meşhur bütün müzelerin gördü.... Dünyadaki ilk 50’ye giren bütün havalimanlarını, dünyanın nüfus ve büyüklük olarak ilk 250’ye giren tüm şehirlerini, yüzü aşkın değişik havayolu ile binin üzerinde uçuş gerçekleştirerek gezip gördü.... Bu isim Selman Arınç. Tam bir gezgin. Meslek mensubu Arınç, 9 yıl başkan yardımcılığını yaptığı Türkiye Gezginler Derneği’nin üyesi olarak da 2006-2013 yılları arasında dernekte üst üste sekiz kere yılın en fazla ülke gören üyesi oldu. Türkiye Gezginler Derneği’nin 200’ün üstünde ülke gören üyelerine verdiği

30 l İSMMMO YAŞAM

‘Kristal Gezgin Üye Ödülü’ nü de almaya hak kazandı. Arınç, uluslararası gezgin derneklerinin kabul ettiği şekilde dünyada 270 ülke bulunduğunu ve kendisinin de bu listede yer alan tüm ülkeleri görmek uğruna yollara düştüğünü ve şu ana kadar 240 ülkeyi gördüğünü anlatıyor.

EN ÇOK HANGİ ÜLKEYİ SEVİYOR? Onun hedefi göremediği 30 ülkeye de gitmek: “Geriye kalan 30 ülkeden büyük bir kısmı coğrafi konum olarak Pasifik Okyanusu’nda bulunuyor. Allah nasip eder, ömrüm elverir ve yeterli mali imkanlarım da olursa inşallah görmediğim tüm bu ülkeleri de gezip görerek dünyayı tamamlamış olacağım. Afrika’da 54 devlet var. 49’unu gördüm. Görmediğim 5 devlet sanırım ilk önceliğim olacak. Bu suretle tüm Afrika kıtasını tamamlayıp son olarak da Okyanusya ile tüm dünyayı tamamlamak arzusundayım.”

Peki, en çok hangi ülkeyi veya kenti seviyorsunuz? Bu, Arınç’ın çok sık karşılaştığı bir soru. Ona göre bu, hangi meyveyi daha fazla seviyorsunuz sorusu gibi bir şey. Selman Arınç, “Kışın yediğiniz çok sulu nefis bir portakal veya yazın sıcaktan yanarken yediğiniz buz gibi bir karpuz nasıl bir tat ve keyif yaşatıyorsa, bana göre dünya da öyle. Dünyayı gezerken Allah’ın büyüklüğünü lütuf ve keremini yaşayarak hissediyorum. Gezerken, gördükleriniz, yaşadıklarınız ve paylaştıklarınız olağanüstü bir duygu, birikim ve izlenim kazandırıyor. Dünyanın hemen hemen bütün kentlerini gören biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Doğduğum şehir İstanbul, bana göre gerçekten dünyanın en güzel şehri” diyor. O, bir dönem gezip gördüğü yerleri Hürriyet Gazetesi’nin Seyahat ekinde de yazıyordu. Çok az sayıda gezginin gittiği coğrafyaları tanıtmak istiyordu. Arınç bu konuda da, “Örneğin, Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’ı ilk


ben yazdım. İlginç olanlardan diğerleri. Dünyada birbirine en yakın iki başkent Kinşasa ile Brazzaville, Şikoku’nun 88 Tapınağı, Kızıldeniz’in beyaz gelini Akabe, egzotik Afrika şehir Malabo, AB’nin ilk müslüman ülkesi Mayotte, Tuva Türkleri gibi” bilgisini veriyor.

DİL BİLMEK ÇOK ÖNEMLİ

Selman Arınç, 1951 İstanbul Sultanahmet doğumlu. 1967 yılında Sultanahmet Suphi Paşa Ticaret Meslek Lisesi’ne devam etti. Lisans eğitimini İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin İşletme-Muhasebe Bölümü’nde tamamladı. Aynı Akademi’de Uluslararası İlişkilerde lisansüstü eğitimi aldı. Lisede okurken 1888’de Türkiye’ye gelen Orient Express’in devamı Beynelmilel Yataklı Vagonlar Şirketi’nde muhasebe mesleğine başladı. Daha sonra girdiği Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü muhasebe servisinde mesleğe devam etti. Ticaret liseli olarak mesleğe spontane başladığını anlatıyor, Arınç. 42 yıl süreyle Darphane’de mükeffel memur sıfatıyla görev yapan rahmetli babası Nuri Arınç, görevi dolayısıyla zaman zaman Türkiye’nin çeşitli il defterdarlıklarına seyahat edermiş. Kendisinin de ilk seyahat serüveni 9 yaşındayken babasıyla beraber Toros Ekspresi ile Haydarpaşa-Yenice (Adana) arasında gerçekleşmiş. Selman Arınç, dünyayı gezen ve bilen biri olarak mesleğin gerçekten bugün çağdaş bir yapıya kavuştuğunu ve saygın bir hale geldiğini ve meslek mensubu olarak bundan gurur duyduğunu söylüyor.

RENKLİ YAŞAM

Onun, seyahat ederken karşılaştığı zorluklar da oluyor tabii ki. İlk sırada elbette sağlığı koruma geliyor. Arınç, şunları söylüyor: “Gittiğiniz coğrafyaya uygun giyinmeli ve mutlaka gerekli aşıları yaptırmalısınız. Bazen iklimden dolayı aynı anda 20-25 derecelik fark yaşayabiliyorsunuz. Bir de yemek ve hijyen konusu var. Tabi özellikle Hindistan’da araba ile karayolu yolculuğu unutulmaz ve adrenalini bol bir yolculuk. Yolculuk esnasında kendimi kasmaktan ötürü mideme giren krampları hâlâ hisseder gibiyim. Himalayalar’da yükseklik, çölde sıcaklık, Svalbard’ı ve Grönland’ı gezerken iliklerinizi donduran bir soğuk. Ama ben bütün bunların yanında en çok Afrika’da kara sınırlarını geçerken zorlandım. En azından özellikle İngilizce bilmeniz dil konusunda karşılaşabileceğiniz sorunları ortadan kaldırıyor.”

Peki ya bütçe? O, dünyayı gezerken kendi birikimleri yanında bütün havayolları ve konaklama tesisleri ve seyahatle ilgili her türlü promosyonu en ince ayrıntısına kadar çok hassas bir şekilde takip ediyor. Ayrıca 20 yıldır banka kartları ile bütün havayollarının sağladığı olanaklarla kazandığı tüm fırsatları sadece ve ücretsiz bilet olarak değerlendirmiş. Bütün bunlar da 50 bin Euro civarında bir tutara denk geliyor. Arınç, meslek mensuplarının da kendi takip ettiği metotları kullanarak daha fazla gezme imkanı yakalayabileceklerini anımsatıyor. Seyahatin diğer bir yönü ise insana yaptığı katkı. Seyahat etmek gerçekten insanı her konuda geliştiriyor. Selman Arınç, “Değişik kültürleri görmek, değişik müzikleri dinlemek, değişik yemekleri ve meyveleri tatmak gerçekten muhteşem bir duygu. Ben tarih meraklısı olduğumdan binlerce yıl geriye gidiyor asırlar önceki mekanları gezerken adeta o çağlarda yaşıyorum. İlk defa gittiğiniz bir ülke ve şehri gezmek ve görmek daha açıkçası görebilmek hayatın ve insanoğlunun gizemini yakalamak... O şehirlerin, o şehirde yaşayan insanların, adeta geçmişin bilinmeyenlerini keşfetmek ve anlamaya çalışmak... Bundan daha keyif verici, bundan daha etkileyici ve daha da heyecan uyandırıcı başka ne tür bir aktivite olabilir?” ifadelerini kullanıyor.

İLK SEYAHATİ 9 YAŞINDA

İSMMMO YAŞAM l 31


‘Müzik zirvede bırakılır’ Ayşegül Aldinç, yılların eskitip unutturamadığı bir isim. Pop müziğin önemli kadın yorumcularından. Şarkıcılığı dışında seramik sanatçısı, öğretmen, köşe yazarı ve oyuncu. Aynı zamanda her dönemin en güzel ve alımlı kadınlarından biri. Sek’iz albümüyle yeniden gönüllerimizde taht kurdu.... Müziği ise zirvede bırakmak istiyor...

YAŞAM’IN PORTRESİ

BANU BOZDEMİR O, yılların eskitemediği bir pop müzik sanatçısı. Müzik kariyerinde yaptığı başarılı çalışmalarla adını ülkemizde ve yurtdışında duyurdu. Pop müziğin en önemli kadın yorumcularından. Onun şarkıcılığı dışında başka alanlarda da marifetleri var. Beş parmağında beş marifet bulunan türden. Seramik sanatçısı, öğretmen, köşe yazarı, şarkıcı ve oyunculuğu bir arada yürütmeyi başarıyor. Aynı zamanda tüm zamanların en güzel, en alımlı ve en seksi kabul edilen kadını.... Evet, bu isim Ayşegül Aldinç... Unutulmaz şarkıları Alimallah, Affetme Beni, Li Lal, Alev Alev’i hatırlamayan yoktur. O, Sek’iz albümüyle gönüllerimizde yeniden taht kurdu. Aktif müzik hayatına devam eden Aldinç, “Müziği bırakmaya karar verdiğim nokta zirve olmalı” diyor. Sekiz rakamının uğuruna inanan Aldinç’le,

32 l İSMMMO YAŞAM

kariyerini, Türkiye’de müziği ve yeni planlarını konuştuk.

SEKİZ RAKAMININ UĞURU Geçtiğimiz sene Sek’iz isimli proje albümünüzü çıkardınız ve yılın en çok sevilen albümlerinden biri oldu. Her albüm yeni bir hikaye, yeni bir yolculuk olsa gerek. Bize Sek’iz ‘in


yolculuğundan biraz bahseder misiniz? Her biri birbirinden özellikli, müziklerini takdirle dinleyip, izleyip beğendiğim sanatçı dostlarımla bir araya gelmek benim için büyük zevk ve keyifti her şeyden önce. Beğeniyle dinlenen bir albüme imza attığımız için hepimiz çok mutluyuz. Emeklerimizin karşılığını takdirle almak çok önemli. Yine her biri ‘su katılmamış’, iz bırakan ve bırakacak müzisyenler olduğu için Sek’iz ismini uygun gördük. Sekiz olarak da okunabilirliği aynı zamanda benim sekiz rakamını uğurlu bulmamla da birleşince meramımın anlatılabilirliği desteklenmiş oldu. Sek’iz albümünüzden önce müzikal anlamda son yıllarınız nasıl geçti, bu süreçte hangi projelere imza attınız? Son 2.5 yıl boyunca kendi albüm projelerim kapsamında müzikle dolu dolu uğraştım. Bunun öncesinde bir yandan Pis Yedili projesinde yer alır-

DAYANIŞMA HER ZAMAN İYİDİR Daha alternatif isimlere yer vermiş ve onlarla denemelere girmişsiniz son albümünüzde. Nasıl seçtiniz ve bu isimlerle nasıl çalıştınız? Neden Sek’iz? Daha önce çalışmadığım müzisyen dostlarımla çalışmayı tercih ettim her şeyden önce. Ayrıca albümdeki isimlerin tarz olarak daha alternatif kafalı müzisyenler olmasına özen gösterdim. Fazla pop bir çalışma değil dikkat ederseniz. Kenan Doğulu’nun ve Harun Tekin’in şarkılarında elektronik bir sound’a yelken açtık mesela. Daha önce denememiştim. Nada’nın şarkısı çok önceden beri bendeydi. Bir ara ‘Sek’iz’den daha alternatif sularda yüzen bir albüm yapma fikrim vardı. ‘Gör Beni’ o günlerden kalma. Çok seviyorum o şarkıyı. Eski şarkılarımdan ‘Gözlerin Su Yeşili’ gibi o da içinde bulunduğu albümde son derece farklı ve özel bir yerde duruyor. Kenan’la çok önceden beri birlikte çalışma düşüncem vardı. ‘Tutamıyorum Zamanı’yı neden ben söyleyemedim diye üzülmüşümdür hep. Şimdi ‘Kendisi’ni okumak kısmet oldu. Hayatımda

hep sekizli rakamlara tesadüf eden zamanlarda hoş gelişmeler olmuştur. 1980 yılında teklif alıp 1981 Eurovision’unda hayatımda ilk kez sahneye yurt dışında ve böyle bir platformda çıkışımdan, 1988 yılında yayınlanan ilk albümüme, yıllar sonra değişen ve 8 olan kapı numaramıza kadar enteresan 8’li rakamlar yer aldı-alıyor halihazırda hayatımda.

KONSER MARATONU BAŞLADI Yeni albüm ile birlikte konser maratonu da başladı ve dolu dolu bir konser takviminiz var. Biraz da ondan bahsetsek… Albüm müzikseverlerle buluşalı beri konserler devam ediyor. Son zamanlarda şarkılarımızın tutmasıyla ilgili trafiğimiz daha da arttı. Takvimimizi Instagram, Facebook ve Twitter hesabımdan paylaşıyorum. İlgilenen müzik dostları oradan bilgi edinebilirler. Pek çok mekanda sahne alıyor olacağım. İstanbul’da yaşamaktan hala keyif alıyor musunuz? Şehrimi seviyorum. İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Geçen zaman içinde hunharca şekli ve duygusunun değiştirilmeye çalışılması ve ne yazık ki başarılı da olunuşu içimi acıtıyor. Küçüklüğüm Cihangir’de geçti. Annem öğretmen olduğu için İstanbul’un çeşitli semtlerinde oturduk. Yıllardır da tekrar Cihangir’de oturmaktayım. Havam değişsin istediğimde Balat’a, Sultanahmet’e tarihi bozulmamış semtlere gitmeyi tercih ediyorum.

YA Ş A M ’ I N   P O RT R E S İ

ken bir yandan da üç adet single çıkardım. Bunların ilki O Kız, ikincisi Li Lal Lal La La, üçüncüsü ise son albümüm Sek’iz’de de yer alan, albümün gecikme kaygısıyla dijital platformlardan single olarak yayımladığımız Bir Tek Gördüğüm isimli şarkılardı. Teknoloji çağından geçiyoruz, neredeyse her şeye ulaşmak çok kolay ama albüm satın alma olayı neredeyse bitti, tabii ki alternatif yollar bulunuyor ve sizler söylemeye, üretmeye devam ediyorsunuz. Nasıl bir süreç sizce bu?

Doğal tabii bu. CD formatı renkli TV çağında siyah-beyaz TV satmaya çalışmak gibi bir şey. Öte yandan koleksiyonerlerin ya da o kafada olan müzikseverlerin seçiminin CD edinme yönünde olmasını doğal karşılamak gerek ama CD’nin hayatımızdan tamamen çıkması çok yakın görünüyor.

İSMMMO YAŞAM l 33


GÜZEL KALMASININ SIRRINI AÇIKLADI Ayşegül Aldinç duruşu diye bir şey var sanırım. Biraz mesafeli, güzel, gizemli ve seksapeli olan. Kendinizi tanımlamanızı ve bu denli genç ve güzel kalmanızın sırrını öğrenmek istesek neler söylersiniz? Kişinin görünüşünün moraliyle de çok yakın ilgisi var. Doğal güzelliği korumaya yönelik önlemler almaktan daha doğal hiçbir şey olamaz. Ben de bunları yapmaya gayret ediyorum. Çok özel reçetelerim yok açıkçası. Dikkat ediyorum sadece. Uyku, beslenme, hareket etme.. Bunlar sağlık için olmazsa olmaz asal konular. Sermezsen sağlam kalabilirsin. Dediğim gibi dikkat etmeli. Kafama göre takılırım hiç bunları iplemem gibi düşünenlere de selam olsun. Bu ölümlü dünyada bu da bir yaşam biçimi.

YAŞAM’IN PORTRESİ

Albümün adı da Sek’iz ve bana göre güzel bir dayanışmayı ifade ediyor. Günümüzde vefasız zamanlardan geçiyor gibiyiz ve siz bu isimle bir vefa, dayanışma platformu yaratmış gibisiniz. Bu konuda neler söylersiniz? Dayanışma iyidir. Ve dediğiniz gibi vefa duygusunun çağla bağdaşmadığı, ayrışmanın, bireyselliğin tavan yaptığı günümüzde bu ve benzeri nedenlerle bir arada olmak, üretmek buna katkıda bulunan bireylerin kendini iyi hissetmesini sağlar. Kendi albümlerimin yanı sıra sevip, saygı duyduğum benden yaşça ve kıdem olarak büyük dostların albümlerinde de mutlulukla bulundum. Katkım olması istenen benzeri projelerde olurum zevkle. Müziği bırakmaya karar verdiğim nokta zirve olmalı.

34 l İSMMMO YAŞAM

YENİ FİLM PROJESİ Türk pop müziğinin gidişatını ve geleceğini nasıl değerlendirirsiniz? Yeni isimler ve müziğe katkıları konusunda düşünceleriniz ve favori isimleriniz var mı? Pop ve alternatif müzik temsilcilerinin sayılarının çoğalması, dijital platformların artış göstermesi, üreticiler ve yapımcılar arasındaki paylaşım dengesinin (umuyoruz ki ) hakkaniyetli bir biçimde her bir birimi mutlu edecek şekilde çözümlenebilmesi ile ilgili girişim ve gelişimin çabaları sürmekte. Umuyorum ki sanatın ve sanatçının hakkı daha adilane çözümler çerçevesinde kendilerine teslim edilir.. Bir de şu manipülasyonun gırla gittiği ‘tıklanma’ durumları var ki burada da müzikseverlerin ayrıştırıcı olmasını ve nasıl olacak bilmiyorum mümkünse bir denetim mekanizmasının devreye acilen girmesini diliyorum. Bu arada alternatif müziğin tırmanışta olduğu günümüzde bu ve benzeri türleri tercih eden genç arkadaşlarımı hayranlıkla


SERAMİK EĞİTİMİ ALDI 28 Eylül 1957 İstanbul doğumlu olan Ayşegül Aldinç, gazeteci ve spor yazarı Orhan Aldinç ile resim öğretmeni Süheyla Aldinç’in kızlarıdır. İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Seramik Bölümü’nü (şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nü) bitirdi. Mezuniyetinden kısa süre sonra İstanbul Akaretler Ortaokulu’nda Müzik Öğretmenliği yaptı. Sonra Yıldız Porselen Fabrikası’nda altı yıl desinatör olarak çalıştı. 1981-1988 yılları arasında seramikle uğraşıp yurtiçi ve yurtdışında yarışmalara katıldı. Profesyonel müzik yaşamına 1978’de Mehmet Teoman ile birlikte doldurduğu 45 devirlik 1. yüzünde Hastane 2, 2. yüzünde Yorgun ve Mutlu adlı şarkıların bulunduğu plak ile adım attı. 1981 yılında İrlanda’nın başkenti Dublin’de Eurovision yarışmasında Türkiye’yi temsil etti. İlk solo albümünü 1988’de çıkartan Aldinç, 1985-1998 yılları arasında Avrupa’nın birçok ülkesinde, Sovyetler Birliği’nde, ABD’de, Çin’de ve Ortadoğu ülkelerinde konserler verdi. Kamera karşısına ilk kez 1985 yılında Orhan Aksoy’un yönettiği TRT dizisi Acımak’ta rol alarak geçti. 1987’de Şerif Gören’in yönettiği Katırcılar ve Yavuz Özkan’ın yönettiği Yağmur Kaçakları filmleriyle sinema oyunculuğuna başladı. 1994’te Adana Altın Koza Film Festivali’nde, Gerilla filmindeki rolüyle en iyi kadın oyuncu seçildi. Aldinç hala aktif müzik hayatına devam ediyor.

YA Ş A M ’ I N   P O RT R E S İ

izleyip gönülden destekliyorum. Acımak dizisinde sizi Zehra olarak izlemiştik, o da bir roman uyarlamasıydı. Şimdi de birçok uyarlama ve orijinal diziler çekiliyor. Takip ediyor musunuz? Pis Yedili’de de Esma Sultan karakteri çok sevilmişti. Yine bir dizide özellikle de sinema filminde yer almak ister misiniz? Düzenli olarak teklifler alıyorum ama henüz ‘ben bunda olmalıyım’ diyebileceğim türde bir senaryoya rastlamadım. Bir sinema filmi olacak önümüzdeki aylar içerisinde. Ve bir de Gerilla filmiyle en iyi kadın oyuncu ödülünüz var Adana Film Festvali’nden. Neler hissetmiştiniz? Aynı yıl aynı rolle Magazin Gazetecileri Yılın En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü de almıştım. Hatta Adana Altın Koza’dakini bir gece önceki törene katılmama rağmen asıl ödül töreni gecesi İstanbul’da konserim olduğu için ve dönmek durumunda kaldığım için ödülü sonradan gönderdiler. Ödüller gönendiriyor. Mesleğinize karşı sorumluluk duygunuzu arttırıyor. Canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı sinema ya da dizilerde. Müzik sektöründe sizin en uç noktanız neresidir? Bugüne dek gelen ‘ayakları yere basan, güçlü kadın’ rollerinden ziyade zayıf, ezilmiş kadın rollerinde oynamayı deneyimlemek isterim açıkçası. Müzik noktasındaki en uç nokta ise kişinin mesleğine devam etmesiyle doğru orantılı olabilir. Müziği bırakmaya karar verdiğin nokta senin zirven olmalı. Müziğin seni bırakması durumu çok da tercih edilecek bir final olmasa gerek. Kafaca ve vücut olarak formda kalmayı nasıl başarıyorsunuz? Düzenli olarak rutin bazı hareketlerim vardır onları yaparım. Kusurum çok su içmemem. Evin her köşesinde ufak şişe suları bulundururum, aklıma geldikçe içerim. Uykuma dikkat ederim. Gece hayatım fazla yok açıkçası. Doğayla iç içe olmaya gayret ederim bir de. Doğanın kendini yenilemesine inanırım mevsim geçişlerinde özellikle... Sosyal medyayla aranız nasıl, kullanıyor musunuz? Düzenli olarak kullandığım bir mecra. Twitter’la başlayan süreci Facebook, Instagram izledi. Dış dünyaya açılan pencere tadında bırakıp, ona göre kullanıp esareti altına girmediğin sürece gayet yararlı. Bilgi kirliliğine prim vermeden doğru ve dürüst bir biçimde etkileşebildiğin bir platform olmalı.

İSMMMO YAŞAM l 35


KARİYER

Yıllık izin haklarınızı biliyor musunuz? da çalıştığınız bölümün başında yer alan müdürüYaz dönemiyle birlikte UMUT EFE nüzle anlaşarak ‘avans izin’ kullanabilirsiniz. Ayrıca yıllık izin maratonu işverenin talep etmesi durumunda 1 yılını doldurmaYeni bir işe girdiniz ve deneme süresi de dahil hızlandı. Çalıştığı mış çalışana peşin olarak yıllık izin kullandırılabiliyor. olmak üzere iş yerinde en az 1 yılı doldurdunuz… iş yerinde bir yılı Bunun ardından çalışan yıllık izin hakkı elde ettiğinde O halde şimdi yıllık izin planları yapmaya başlayakullanılan izinler bu haktan düşülüyor. bilirsiniz. Yorgun ve yoğun geçen bir yılın stresini dolduranlar için en atma zamanı geldi ve tatil planları hızlandı. Peki, izin az 14 gün olarak EN AZ 14 GÜN HAK VAR haklarınızı tam olarak biliyor musunuz, yıllık ücretli belirlenen yıllık Kullanılabilecek izin süresi çalışanın kıdemine izin nasıl hesaplanır, nasıl kullanılır? Bu sayıdaki haizinlerinizde ise çalışma berimizde çalışanların yıllık izin haklarını kullanırken yani çalışma süresine göre değişiyor. Yıllık izin gününüz eğer çalışma hayatınızda doldurduğunuz ücretinden, yol iznine dikkat etmesi gerekenleri araştırdık. süre 1 ve 5 yıl arasında ise en az 14 gün, 5-15 yıl Öncelikle yasada olan ama çoğu insanın ve çoklu kullanma bilmediği bir hatırlatmayla başlayalım. Yıllık izinlerini arasında ise 20 gün, 15’inci yıldan itibaren ise 26 tercihine kadar geniş günden daha az olamaz. İzin süreleriniz belirtilen çalıştıkları şehrin dışında geçirecek olanlara talep bir kapsamda kanuni bu gün sayısı veya daha üzerinde olmalıdır. Yıllık etmeleri halinde 4 güne kadar ücretsiz yol izni haklarınız var… Yıllık verilmesi zorunlu... İl dışına çıkacaksanız bu kanuni izin dönemleri, işe giriş tarihinizin her yıl dönümünbir sonraki yıl dönümüne kadar olan dilimdir. izin konusunda merak hakkınızı biletinizle kanıtlayarak yol izninizi almayı den Kısacası yıl içinde izin talep etme hakkınız var ancak unutmayın. Çalışma süresinde bir yılı doldurduysanız edilenlere mercek işverenin de belli tarihlerde izin kullanmanızı talep kanuni olarak izin hakkını elde ediyorsunuz. Ancak etme hakkı var. Ayrıca, çok fazla uygulanmasa da tuttuk. henüz bir yılınızı doldurmadıysanız, işvereninizle ya

36 l İSMMMO YAŞAM


kanunen izin kullanmak istediğiniz tarihi 1 ay öncesinden yazılı olarak insan kaynaklarına bildirmek zorundasınız.

HAFTA SONU İZNİNE DİKKAT Daha önceki dönemlerde torba yasalarla 3’e bölerek kullanma zorunluluğu getirilen yıllık izinler, yapılan son düzenlemelerin ardından daha fazla bölünerek kullanılabiliyor. Yani 14 günlük izin hakkınızı 4 ya da 5’e bölerek kullanabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli nokta ise haftalık izinleriniz… Kullandığınız yıllık izin süresine denk gelen pazar izinleri yıllık izne dahil edilemez. Örneğin, blok olarak kullanacağınız iki haftalık tatile denk gelen 2 pazar izninizi yıllık izne ekleyebilirsiniz. Ya da toplamda 12 gün izin kullanmış görüneceğiniz için kalan iki günü daha sonra kullanabilirsiniz. Aynı şekilde bayram ve resmi tatiller de yıllık izinlerden düşülemez. Burada, çalıştığınız resmi ve tatil ve bayram günleri için işveren size mesai ödemek zorunda. Ya da insan kaynakları bölümünüzle anlaşarak bu tarihleri izin olarak da kullanabilirsiniz. Ayrıca yıl içinde almış olduğunuz mazeret izinleriniz ile raporlu olduğunuz dönemleri de işvereniniz yıllık izinlerinizden düşemez.

PARALARINIZI UNUTMAYIN

Burada işveren tarafından kullanılacak birtakım haklar da söz konusu. Örneğin, cumartesi günü çalışılsa da çalışılmasa da, işveren tarafından yıllık izinden düşülür. Bir haftalık izin alan işçi her halükarda 6 günlük yıllık izin kullanmış olur. Ancak işveren isterse cumartesi çalışılmayan işyerinde bir hafta izin alan işçinin yıllık izninden 5 gün düşebilir. Yıllık izin hesap edilirken, işçinin aynı işverene ait işyerlerinde çalıştığı süreler birleştirilir. Yasalarca zorunlu olan yıllık ücretli izni kullanmama insiyatifi yoktur. Ne

işveren sizi bu haktan mahrum edebilir, ne de siz yıllık izin hakkınızdan feragat edebilirsiniz. Çalışan izin kullanmayıp bunun ücretini talep edemez. Ayrıca yıllık izin süresinde bir başka yerde çalışamazsanız. Böyle bir durumda işveren, yıllık izninizi kullandığınız süre içinde bir başka işte ücret karşılığı çalıştığınızı öğrendiğinde, yıllık izin için ödediği ücreti geri alabilir. Farklı tarihlerde aynı işverene ait iş yerlerinde çalıştıysanız, izne hak kazanıp kazanmadığınız konusunda bu süreler toplanır.

MEMURA İKİ YIL SINIRI Devlet memurlarında ise izin yönetmeliği biraz daha farklı. İşçilerden farklı olarak devlet memurlarının yıllık izin süresi 20 günden başlıyor. 1 yıldan on yıla kadar çalışan memurlar 20 gün, hizmeti on yıldan fazla olanlar ise yılda 30 gün izin hakkına sahip. Zorunlu hallerde, bu sürelere gidiş ve dönüşte ikişer gün eklenebiliyor. İşçiler kullanmadıkları iznin parasını alma hakkına sahip olurken, yönetmelik memurlara böyle

bir hak vermiyor. Memurların kullanılmayan izin hakları en fazla iki yıl devredilebiliyor. Kullanılmayan izinler iki yıldan sonra ise yanıyor. Devlet memurları isterlerse bir yıla kadar süreyle maaş almadan da izin hakkını kullanabilirler. Ancak bu izni yalnızca çalışma yaşamları boyunca iki defa kullanma hakkına sahipler. Ücretsiz izin hakkından yararlanabilmek için memurun en az beş yıl hizmet süresinin olması gerekiyor.

KARİYER

İş yerlerinde yıllık izinlerin ücretli olarak kullanılması yasal olarak zorunlu. Hatta bazı kurumlarda insan kaynakları yıllık izinlerin kullandırılması için sık sık baskı da yapıyor. Burada, işveren izin sürenize denk gelen ve günlük çalışma ücreti üzerinden hesaplanan parayı izne çıkmadan size ödemek zorunda. Örneğin, alacağınız 14 günlük yıllık izin için işvereniniz size 14 günlük ücretinizi peşin ya da avans olarak ödemek zorunda. İş yerinden ayrılmanız halinde ise ister istifa edin, ister işveren tarafından sözleşmenize son verilsin, kullanmadığınız yıllık izinlerinize ait ücretlerinizi işten ayrılırken almayı unutmayın. Ayrıca yıl içinde kullanmadığınız yıllık izinleriniz de zaman aşımına uğramaz. Bir sonraki yıllara devreder.

TATİLDEYKEN BAŞKA YERDE ÇALIŞMAK YASAL DEĞİL

İSMMMO YAŞAM l 37


Söylediğinizi değil davranışınızı yapar

EĞİTİM

NİL DEMİRCİLER Küçük Ayşe, annesi gibi bacak bacak üstüne atarken bir yandan da elindeki krakeri sigara içermiş gibi ağzına götürüyor… Annesi bu davranışından çok rahatsız olurken bir anda aklına devamlı kızının yanında aynı şekilde sigara içtiği geliyor… Bununla da bitmiyor Ayşe, arkadaşlarına hitap ederken annesinin kendisine kızdığında devamlı söylediği ‘salak, manyak’ gibi sözcükleri de kullanıyor…. Diğer davranışlarının da aynı olduğunu söylemeye gerek yok. Evet, Hatice Hanım kızına hep sözle telkinde bulunup iyi davranması ve güzel konuşması gerektiği konusunda uyarsa da pek çok anne babanın hatasına düşüyor. Davranışlarında ona örnek ve rol model olmuyor. Uzmanlar, herkesin bildiği gerçeği bir kez daha hatırlatıyor. Çocuklar büyürken ebeveynlerini taklit ederek

38 l İSMMMO YAŞAM

hayata hazırlanıyor. Onlar oyun çağından, kurallı eğitim dönemi ve sosyal çevreyle etkileşim aşamalarına kadar kişiliklerini oluştururken çevresindekilerin davranışlarını taklit etme eğilimi gösteriyorlar. 3 yaşındaki taklit döneminden başlayarak yetişkin olana kadar çocuklar her şeyi davranışla öğreniyorlar. Öncelikli rol model olan ebeveynlerin de sözlerle değil, davranışlarıyla çocuklara doğruları göstermeleri öneriliyor.

KİŞİLİKLERİNİ ETKİLİYOR Psikolojik Danışman Bülent Gökmen, çocukların hayata hazırlanırken rol modele ihtiyaç duyduklarını ve iyi veya hatalı davranışları bu yolla kazandıklarını vurguluyor. Onların rol model olarak doğru insanlarla karşılaşmaları ileriki yaşlarda kişiliklerine ve yaşamlarına çok olumlu etkiler de yapıyor.

Çocuklar hayata hazırlanırken rol modele ihtiyaç duyarlar. Kişiliklerini oluştururken çevresindekilerin davranışlarını taklit etme eğilimi gösterirler. Onların en büyük rol modeli ise anne babalar. Ama bu rol modelliğinin sadece sözde değil davranışta olması gerekiyor.

Anne-babaların, kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirebilmek için öncelikle davranışlarıyla çocuklarına doğru örnek olmaları gerektiğini söyleyen Gökmen, kurallı öğrenme çağında çocukların alışkanlıkları kurallarla kazandığını, sonraki dönemde ise okulla beraber öğretmenine, arkadaşına, televizyonda herhangi bir karaktere veya ailenin bulunduğu sosyal çevrede değer gören birine benzemeye çalıştığına dikkat çekiyor. Çocuğun önünde iyi modeller olması halinde sağlıklı bir kişilik oluşacağını belirten Gökmen, eğer kötü bir rol modelle bir aradaysa çocuğun farkında olmadan olumsuz yönlerini almaya başladığını söylüyor.

BİLİNÇLİ OLUNMALI Rol modelin, çocuğun izlediği çizgi filmdeki bir karakter de olabileceğine dikkat çeken


HERKESİN YAKLAŞIMI FARKLI Gökmen şu bilgileri veriyor: “Çocuklar çevrelerindeki aile bireylerini, çizgi film karakterlerini hatta televizyonda izlediği ünlü kişileri rol model alabilir. Onlar gibi konuşmak, giyinmek, yaşam tarzlarını kendi hayatında uygulamak isteyebilir. Bunlar çocuğun kişilik gelişiminin şekil almasında etkilidir. Ebeveynler çocuğunu yetiştirirken sigara içilmemesi, yalan söylenmemesi gerektiğini sürekli anlatır. Ancak kendisi sigara içiyorsa veya yalan söylüyorsa, çocuk söyleneni değil, ebeveyninin yaptığını yapacaktır. Anne-babanın çocukların üzerindeki etkileri asla tartışılamaz. Çocukların, dış dünyadan farkında olmaksızın aldığı iyi veya kötü rol modeller konusunda ailelerin farkında olması gerekiyor.” Bağımlılıklar konusunda ebeveynlerin çocuklarını eğitmeye çalışırken, kendilerini de eğitmeye devam etmeleri gerekiyor. Bağımlılıkla ilgili olarak ünlülerin de güçlü birer rol model olduğunu söyleyen uzmanlar, ünlülerle ilgili haberleri verirken medyaya da büyük sorumluluk düştüğüne dikkat çekiyor. Anne ve baba çocuğa karşı her zaman olumlu yaklaşmalıdır. Çocukla iyi bir iletişim kurmak için bu şarttır. Öncelikle ebeveynler tutarlı, kararlı ve net olmalıdır. Çocukla konuşmaya başlandığında sadece onunla ilgilenip, başka şeylerle meşgul olunmamalıdır. Konuşurken göz temasına dikkat edin. Öncelikle çocuğun size bakmasını sağlayın. Açık ve net konuşulmalı, çocuktan istenilen şey ona söylenmeli ve bir cevap alana kadar tekrar edilmelidir.

ANAHTAR KELİME SEVGİ

SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ Ebeveyn ve çocuk arasındaki sorunların çözülmesi için ilk olarak çocuğun kendi sorunlarını kendisinin çözmesine fırsat verin. Koruyucu bir yaklaşımla yaklaşmamak gerekir. Çocukla konuşarak, duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı iletişim kurmak gerekir. Karşılıklı olarak sorunlara çözüm yolları arayın. Uygun bulduğunuz çözüm yollarını ise kâğıda yazarak değerlendirin. Çocuğunuzla her zaman iletişim kurup ona sevginizi gösterirseniz böylece bütün sorunlarınızı çözebilirsiniz.

EĞİTİM

Çocuk her zaman fark edilmek, sevilmek ister. Çocuğu her zaman olduğu gibi kabullenmek, ona değer vermek, onu her konuda desteklemek çocuğun benliğini kazanması için çok önemlidir. Çalışan annenin ise, en büyük sorunudur. Çocuğuna yeteri kadar zaman ayıramadığından suçluluk duygusu duyarlar. Çünkü iş gerginliği, eve gelindiğinde yemek telaşı çocuk için zaman bırakmaz. Çocuk için her zaman anne ve babanın önemli bir yeri vardır. Çünkü çocuğun doğumdan itibaren ilk gördüğü kişiler anne ve babasıdır. Çocuk onları örnek alarak kişiliğini kazanmaya ve bulmaya çalışır. Anne ve babanın yanlış tutumu çocuğun yanlış kişiliğe bürünmesini sağlar. Bu yüzden anne ve babanın davranışları, çocuğa karşı yaklaşımı her zaman çok önemlidir. Ebeveynler çocuklarına karşı en doğru yaklaşımı bulmak ve uygulamak zorundadır.

Çocuk eğitirken ebeveynlerin farklı yaklaşımlarının çocuklara etkileri şöyle oluyor: KORUMACI: Aşırı koruyucu yaklaşımda anne ve baba, çocuğu gereğinden fazla kontrol altına alır. Bu yaklaşım daha çok anne ve çocuk arasında olur. Anne çocuğa çok fazla özen ve ilgi gösterir, onu sürekli koruyarak, çocuğun ihtiyaçlarını karşılar. Hatta çocuğun kendi başına yapabileceği şeyler bile anne tarafından karşılanır. Bu da çocuğu kendine güvensiz ve başkalarına bağımlı bir kişi yapar. DENETLEYİCİ: Ebeveynler bu yaklaşımda çocuğa karşı şiddet uygulamakta, tehdit ederek ya da bağırarak konuşup, çocukla küserek iletişimi kesip çocuktan sevgiyi esirgeyerek çocuğun tutum ve davranışlarını değiştirmek ve kontrol altına almak isterler. Bu durumda çocuk olumsuz düşüncelere kolayca kapılabilir. Bu düşünceler çocuk üzerinde kötü etkiler oluşturur. Çocuğa yakın ilgi göstermek, sözle veya çocuğa dokunarak sevgi göstermek, onunla zaman geçirip ortak faaliyetler yapmak çocuğun benliğini olumlu yönde onaylayan davranışlardır. PASİF: Bu yaklaşım denetletici yaklaşımdan çok farklıdır. Anne ve baba çocuğun yaklaşımına ve davranışlarına karşı ilgisiz ve kayıtsız bir yaklaşım sergiler. Böyle bir durumda anne ile baba, hoşgörü ve ilgisizliği birbirine karıştırır. Çocuğa sınırsız özgürlük ve hak tanınır. Bir bakıma çocuğu başıboş bırakır ve çocuğun nerede duracağını belirtmezler. Bu durum devam ettiği takdirde çocuk çevreye zarar verme aşamasına gelebilir. DENGESİZ VE KARARSIZ: Bu tarz yaklaşımlar çocuğu olumsuz yönde etkiler. Çocuğun bugün yaptığı bir davranışa ceza veriliyor ama ertesi gün yaptığı aynı hareket hoşgörü ile karşılanıyorsa, bu çok yanlıştır. Çünkü çocuk bunu anlayamaz ve kararsızlık yaşar. Öncelikle çocuğa ceza veriliyor ise bunun nedeni çocuğa açıklanmalıdır. Hangi davranışın yanlış, hangi davranışın doğru olduğu konusunda çocuğa bilgi verilmelidir.

İSMMMO YAŞAM l 39


Aman güneş çarpmasın! Yaz aylarının en büyük tehlikesi güneş çarpması. Uzun süre dışarıda güneş altında kalan herkes tehdit altında. En çok etkilenen grup ise küçük çocuklar, hamileler ve yaşlılar. Güneş çarpmasından korunmak için 11:00-16:00 saatleri arsında dışarıya çıkılmaması öneriliyor. Bol sıvı tüketmek ve serin tutan giysiler giymek de önemli...

SAĞLIK

NİL DEMİRCİLER Yazın en güzel yanı güneşli günler ve açık hava. Kışın kasvetinin üzerine herkes bir anda kendini dışarı atıyor.... Ancak güneşe çıkarken dikkat edilmesi gerekenler var. Çünkü halk arasında güneş çarpması olarak bilinen hipertermi tadınızı kaçırabilir... Hipotermi, vücudun ısısını ayarlayan mekanizmanın çalışmamasıyla birlikte ortaya çıkıyor. Çok tehlikeli olabilecek şekilde vücut ısısı yükselir. Uzm. Dr. Elif Topçu, hipoterminin ölüme varabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini bu nedenle hemen önlem alınması gerektiğini söylüyor. Özellikle çocukların, hamilelerin ve yaşlıların güneşe çıkarken dikkatli olmaları

40 l İSMMMO YAŞAM

gerektiğini belirten Topçu, “Güneş çarpması vakit kaybetmeden hemen tedavi altına alınmalıdır. Tedavide ilk hedef vücut ısısının düşürülmesi, ateşin kontrol altına alınması ve durumu tetikleyecek dış etkenlerden kaçınılmasıdır” diyor.

SIVI KAYBI YAŞANIR Güneş çarpması, aşırı derecede ısıya ya da güneşe maruz kalmaktan kaynaklanır. Normal şartlarda, vücut ısıya maruz kaldığında anatomik soğutma mekanizması devreye girer ve terleme meydana gelir. Terleme vücudu soğutur ve ateşi denetim altına alır. Ancak aşırı derecede ya da uzun süre ısıya maruz kalındığında, bu sistem kendini kapatır ya da düzgün işleyemez hale gelir. Isı yükseldikçe, vücut ateşi doğru orantılı olarak yükselir.

Güneş çarpmasının bir diğer nedeni de dehidratasyon yani sıvı kaybıdır. Sıvı kaybında vücut, terlemeyi sağlayacak sıvıyı bulamaz ve ateşini düşüremez. Bu nedenle yoğun güneşe maruz kalan kişilerin sıvı kaybının telafi edilmesi de büyük önem taşıyor. Güneş çarpmasının en klasik belirtileri sıcak ve kuru deridir. Terleyememekten dolayı deri kurur ve ısınır. Nabız hızla yükselir. Bulantı, baş ağrısı ve baş dönmesi sıvı kaybıyla doğrudan ilgilidir. Kaslara kramp girer ve kasılmalar olur. Durum ciddileşirse halüsinasyonlar, kafa karışıklığı ve bilinç kaybına kadar gidebilecek tutarsız davranışlar olabilir. Bu tip vakalar anında müdahale gerektirir. Hasta sıcak ortamda aniden fenalaşır, kendini halsiz ve yorgun hisseder, fenalaşma ve


düşürülmesi gerekir. Vücut ateşi şu yollarla düşürülebilir: “Isıdan etkilenen kişi hemen serin bir yere götürülmeli. Giysileri çıkarılmalı ya da en azından gevşetilmeli. Kişi soğuk küvete sokulmalı. Vücut ısısının düşürülmesinde buz torbaları ya da soğuk suya batırılmış temiz bir süngerin vücutta gezdirilmesi de işe yarayabilir. Eğer kişi soğuk havlu ya da örtülerle sarılırsa, bu yöntemle ilgili çok dikkatli olunmalı. Çünkü ilk önce vücut ısısı düşse de, örtüler ateşin yeniden yükselmesine sebep olabilir. Dehidratasyon nedeniyle meydana gelen çarpmalarda, sıvı, tuz ve elektrolit seviyeleri ağız ya da damar yoluyla verilmeli. Bu durum ileri seviyede beyne kan gitmesini engelleyebileceğinden acil müdahale edilmesinde fayda var.”

ÇOCUK VE YAŞLILAR

Güneş çarpması konusunda çocuklara ve yaşlılara daha çok dikkat etmek gerekir çünkü sorun dakikalar içinde ortaya çıkar. Özellikle yazın öğle saatlerinde güneşe fazla maruz kalmamak en iyi önlemlerden biridir. Uzmanlar giysilerinizin rahat vücudunuzun nefes almasına ve terlemesine izin verecek biçimde hafif kumaşlardan olmasına dikkat etmenizi öneriyorlar. Bol su içmeniz ve özellikle hareket halindeyken, bu kurala uyduğunuzdan emin olmanız da koruma sağlar. Yanıklara karşı güneş kremi kullanarak koruma sağlayabilirsiniz. Eğer sıcağa alışık değilseniz, sıcak bir yere ilk gidişinizde kendinize adaptasyon için zaman tanıyın. Güneşe az ve kısa süreli olarak çıkmanız da öneriliyor.

ŞU BELİRTİLERE DİKKAT l Yüksek ateş l Terleyememe l Nabız hızlıdır l Vücutta ağrı l Susuzluk hissi l Bilinç bulanıklığı

BUNLARI YAPIN l Hasta gölge bir yere götürülmeli l Hasta çok hızlı bir şekilde soğutulmalı l Vücut sıcaklığını takip edilmeli, sıcaklık 38-39 dereceye düşünceye kadar soğutmaya devam edilmeli l Alkollü içecekler kesinlikle verilmemeli l Bilinci ve davranışları normalse içecek bir şey verilmeli l Eğer bilinci yerinde değilse içecek bir şey verilmemeli, boğulmasına neden olabilirsiniz l Kusuyorsa yan yüzükoyun yatırılmalı l Çok acele tıbbi yardım çağrılmalı.

NASIL KORUNMALI l Güneş çarpmasına karşı en etkili yol güneşten ve sıcaktan korunmak l Güneş altında fazla kalmayın, gün içinde saat 11.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarıya çıkmamaya özen gösterin l Sıcakta bol ve serin tutan ve açık renk giysiler giyin l Bol bol sıvı gıdalar tüketin

SAĞLIK

şuur bulanıklığı dakikalar içinde ortaya çıkar. Hastalığın bu ilk dönemine ‘sıcak bitkinliği’ denir. Ateş 37.8 derece ve üzerine çıkar. Tansiyon düşer, nabız hızlanır, terleme olur. Kas krampları ve kaslarda hassasiyet başlar. Bulantı ve kusma ortaya çıkar. Baş dönmesi ve sersemlik hali vardır. Bu şikayetler dakikalar içinde gelişir, hasta kendini koruyamaz ve yeterli su alamazsa hızla kötüleşir. Hastalığın ikinci dönemine ‘sıcak koması’ denir. Ateş, 40 derece ve üzerine çıkar. Aşırı halsizlik ve bitkinlik vardır. Görme bozulur, uykuya meyil artar. Şuur bulanıklığı, saçma konuşmalar, delice davranışlar başlar. Kişi koma halindedir, titrer ve kasılır. Terleme yoktur. Cilt, kuru ve soluktur. Nefes hızlı ve yüzeyseldir, tansiyon yükselir. Bu tablo hayati tehlike taşır ve acildir. Hastanın acil servise götürülmesi ve tıbbi yardım alması gerekir. Basit bir örnek vermek gerekirse, yazın güneş altındaki bir arabada kalan kişi yaklaşık yarım saatte sıcak çarpmasından hayatını kaybeder. Küçük çaptaki güneş çarpmalarında durumu kendiniz de kontrol altına alabilirsiniz. İlk iş olarak güneşten hemen uzaklaşın. Eğer üzerinizde kalın giysiler varsa bunlardan kurtulun. Soğuk, tuzlu ve şekerli bir içecek alın yavaş yavaş için. Alkol ve kafeinden uzak durun. Mümkünse soğuk duş yapın ya da bir bezle yüzünüze, kollarınıza ve boynunuza soğuk kompres uygulayın. Kan dolaşımını hızlandırmak için bacaklarınız yüksekte olacak şekilde uzanın. Güneş çarpması belirtileri, nedenleriyle birbirine bağlı olduğundan tedavi de aynı yoldan gidecektir. Öncelikli olarak vücut ısısının

İSMMMO YAŞAM l 41


DOSTLARIMIZ

Deniz, kum ve evcil dostlar Evcil hayvan sahipleri için yaz tatili planlamak meşakkatli olabiliyor… Eğer minik dostlarınızı emanet etmek istemiyor ya da emanet edecek birini bulamıyorsanız, birkaç ufak değişiklikle onları beraberinizde tatile götürebilirsiniz...

42 l İSMMMO YAŞAM

UMUT EFE Bütün yıl çalıştıktan sonra heyecanla beklenen yaz tatili zamanı geldi çattı... Ancak evini dört patili minik dostlarıyla paylaşanlar için farklı bir telaş da başladı. Çünkü Türkiye’de hâlâ evcil hayvan kabul eden otel sayısı çok sınırlı… Evcil dostlarını bırakacak eş dost akraba bulanlar şanslılar arasında… Bir kısım evcil hayvan sahipleri bu hizmeti hayvanını satın aldığı petshop’tan sağlıyor ya da veterinerinin muayenehanesinden faydalanıyor. Eğer evcil dostunuza bakacak bir gönüllü bulamadıysanız ya da tatilde onlardan kopmak istemiyorsanız, planlarınızda yapacağınız küçük değişiklikler ve alacağınız bazı tedbirlerle tatilin tadına varabilir, tatil eğlencenizi sekteye uğratmazsınız.

TERCİHLERE DİKKAT Öncelikle eğer otel tercihleriniz evcil hayvan kabul etmeyenlerden yana ise İstanbul, Ankara gibi

şehirlerde bırakabileceğiniz pet oteller mevcut. Ancak dostlarınızı yanınıza almak isterseniz de otel tercihlerinizi hayvan kabul eden veya hayvan dostu olan oteller arasından yapmalısınız. Bu konuda ileri seviyede hizmet veren bazı oteller, özel hayvan yataklarından farklı aktivitelere özel menülere kadar geniş bir hizmet ağına sahip. Ayrıca bu tür otellerde konaklamak, gece bol gürültülü mekanlara giderken evcil hayvanını gönül rahatlığıyla odada bırakabilme avantajı sağlıyor. Bu tür otellerde işletmeciler ve çalışanlar da çoğunlukla hayvan severdir. Böyle bir hizmetleri olmasa da evcil hayvanınıza göz kulak olabilirler.

PELUŞ OYUNCAK HAYAT KURTARIR Biliyoruz ki evcil hayvanlarınız da çocuklarınız gibi…Ve nasıl çocuklarınızla tatile çıktığınızda mutlaka sevdikleri oyuncak ve yiyecekleri yanınıza alıyorsanız bunu minik dostlarınız için de yapmalısınız. Evcil hayvanlar da yanlarında tanıdık bir şeyler gördüklerinde daha rahat bir psikolojiye giriyorlar. Burada sevdikleri


bir peluş oyuncak, bir battaniye ya da oyun arkadaşı hem onların hem de sizin daha rahat olmanızı ve oyalanmanızı sağlayacaktır.

KİMLİKSİZ YOLA ÇIKMAYIN Evcil hayvanınızla birlikte tatile çıkmadan, yolda kalmamak ve kötü sürprizlerle karşılaşmamak için bir dizi hazırlığı mutlaka gözden geçirmeniz gerekiyor. Öncelikle rahat bir seyahat için yola çıkmadan evcil dostlarınızı mutlaka bir veteriner kontrolünden geçirmelisiniz. Özellikle yurtdışı seyahatine çıkacaksanız, gereken aşıları yaptırmayı unutmayın. Yine yurtdışına yapılacak tatillerde sizin olduğu gibi evcil hayvanların da bir kimliğinin olması gerekiyor. Pek çok ülke evcil hayvanlar için ‘Pet Travel Scheme (PETS)’ sistemini uyguluyor. Burada evcil hayvanınızın aşıları, kimliği, mikroçip numarası ve veterinerin onay imzasının yer aldığı pasaportu mutlaka yanınıza almayı unutmayın. Ayrıca, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA), uçuş sırasında nefes ve denge komplikasyonları yaşamamaları için evcil hayvanların ilaç almamış olmasını öneriyor. Evcil hayvanlarla gerçekleştirilecek olan uçak seyahatlerinde, hayvanlara da ayrı uçak bileti alınması gerekiyor.

KONAKLAMA ÖNERİLERİ l İstanbul Beykoz’da yer alan Topaz Köpek Çiftliği, sınırlı sayıda kapasitesi ile pet dostlarınızı emanet edebileceğiniz bir otel. Topaz Kennels’da konaklayacak köpekler, aşı karnelerine bakıldıktan ve pansiyonun veterineri tarafından kontrol edildikten sonra kabul ediliyorlar. Üretimi ve satışı yasaklanan ırklar pansiyona kabul edilmiyor. Her köpeğin kendine ait açık ve kapalı iki ayrı bölmesi ve gün boyu müzik yayını var. l Bodrum’da yer alan Vogue Hotel Bodrum, toplam 439 odasıyla evcil hayvan dostu bir otel. Otelde 5 kilograma kadar evcil hayvan kabul ediliyor. l Yine Bodrum’da yer alan Doria Hotel, evcil hayvan kabul edenler arasında. 20 kg ağırlığa kadar evcil hayvanlar odalara kabul edilebiliyor. Burada günlük 20 Euro’luk bir ücret söz konusu. Tesis içinde evcil hayvanların tasma ile dolaştırılması ise zorunlu.

TATİL DÖNÜŞÜ DEPRESYON DOSTLARIMIZ

Fransa’da yapılan bir araştırma sahipleriyle tatile çıkan hayvanların tatil dönüşlerinde insanlar gibi depresyona girdiğini belirledi. Evcil dostlar, tatil sonrasında birkaç gün yatağını ve halıları pisletebilir. Ya da duygusal davranışlar göstererek devamlı somurtup küsmüş görünebilir. Araştırmayı yürüten hayvan psikolojisi uzmanları, sahipleriyle çıktıkları tatilden sonra kedi ve köpeklerin devamlı miyavlayıp havlamasının, mobilyalara zarar vermesinin tatil dönüşü sendromuna işaret ettiğini söylüyor. Bu durumlarda hayvanları asla cezalandırmamak gerekiyor. Onları ilgilerini çekecek nesnelerle oyalayabilir ve tekrar yalnız kalmalarını öğretebilirsiniz. Tatil öncesi rutin ve alışkanlıklarına dönmeleri için çabalayabilirsiniz.

İSMMMO YAŞAM l 43


LEZZET

Hem serinletici hem sağlıklı Diyet listelerinden ünlü şeflerin menüsüne, sokak aralarındaki mekanlardan beş yıldızlı otellerin tematik gecelerine kadar giren son yılların en havalı içeceği ‘Smoothie…’ Mevsim meyve ve sebzelerinin yoğurt ve buzla karışımından doğan bu lezzet, mutfaklardan başlayan yolculuğuna renkli görüntüsü ve lezzeti ile sosyal medya hesaplarının ve yazın yeni fenomeni olarak devam ediyor.

44 l İSMMMO YAŞAM

UMUT EFE Meyve ve sebzelerin yoğurt ve buzla karışımından elde edilen alkolsüz bir içecek... Yoğun kıvamıyla karnı tok, vücudu fit tutuyor.... Brezilya kökenli, hem sağlıklı hem de yapımı kolay. Yaz aylarının da vazgeçilmezleri arasına girmeyi başardı. Evet, smoothie’den bahsediyoruz.... Farklı içecek arayanların favorisi. Bol meyveli ve sağlıklı içeriği ile son yıllarda pek çok kokteyle fark atıyor. Smoothie’ler, sadece menülerin değil aynı

zamanda renkli görünümleri ve farklı formlarıyla sosyal medya hesaplarının da en gözde içeceği durumunda. Adı, İngilizce’de smooth-pürüssüz kökeninden türetilerek oluşturulmuş. İlk etapta kendini sağlıklı beslemeye adayanlarla, detoks ve kas takviyesi yapmak isteyen sporcular arasında yaygınlık kazandı. İçeriğinde bulunan yoğurt, sebze, meyve, tahıl ve isteğe göre eklenen kuruyemişlerle, protein, mineral, karbonhidrat ve vitamin ihtiyaçlarını tek seferde karşılamaya yardımcı olan smoothie, ortaya çıkışından bu yana diyet listelerinin de


baş tacı konumunda. Meyve yerine sebzelerin de kullanıldığı tariflerle sayısız kombinasyon elde edilebiliyor. Pek çok diyetisyen tarafından önerilen listelerdeki ortak fikir, lifli gıdaların bolca tüketilmesi olunca, bu taktik smoothie tariflerine de yansımış. Besin maddelerinin özelliklerine göre, avokado, kivi, ıspanak, salatalık yeşil çay ve keten tohumu gibi sayısız sebzenin eklenmesiyle de bardaktan taşan lezzet halini almış.

ŞEFLERİN LİSTESİNE GİRDİ

Ayrıca, yazın formuna dikkat etmek isteyen, diyete devam edenler için de içeceklerin üstünde kalorileri yazılı… PLUS KİTCHEN: ‘Sağlıklı yemek’ mottosu ile Bebek, Nişantaşı, Acıbadem, Zorlu Center gibi farklı noktalarda konumlanmış olan Plus Kitchen, yaygınlığı ile şehrin kalabalığından sıkıldığınız herhangi bir noktada taze bir mola vermenize imkan tanıyor. Glutensiz ve organik malzemelerle hazırlanan menülerinde mevsim meyveleri ile hazırlanan smoothieler revaçta. Özellikle ananaslı, mangolu ve çilekli smoothie’ler en çok tercih edilenler arasında yer alıyor. Tüm ürünlerde olduğu gibi, doğal malzemeler kullanmaya öncelik veren mekanın

taze hazırlanan smoothie’ler için de olmazsa olmazı cam şişelerde servis… Mekanda tüm yiyecek ve içeceklerin konulduğu kavanozları ayrıca mekan dışında kullanmak üzere satın alabiliyorsunuz…

HER MEKANDA FARKLI LEZZET LEVEL UP: Teşvikiye’de faaliyet gösteren bu mekan, menüsünde yer alan 15 çeşit ile smoothie alanında seviye atlamış durumda. Hangover, Sweet Green, Urban, Pink öne çıkan ve en çok tercih edilen 4 çeşidi… İçeriğinde ıspanak, kabak, limon, salatalık, nane ve zencefil ola ‘Alkali’ ise menüdeki en farklı seçenek olarak öne çıkıyor. Farklı tatlara açıksanız, içinde avokado, zencefil, muz, bal, tarçın ve bitkisel süt bulunan‘Avo Ginger’, mutlaka denemelisiniz. Sebze ağırlıklı içecekleri ise, bir parti akşamından sonra kendinize gelmek veya diyet listenizdeki bir ara öğün hakkını kullanmak için birebir… Eğer tatlı ve biraz da doyurucu bir içecek istiyorsanız tercihinizi ‘İncir Müsli Smoothie’den yana kullanabilirsiniz. JUİCE BABA: Cihangir’de iki kardeşin işlettiği bu mekan, biraz da Cihangir’de devam eden mahalle kültürü ile sakinlerinin sahip çıktığı ve müdaviminin çok olduğu bir yer. Her ne kadar gözden kaçmaya müsait küçük bir yapısı olsa da sağlıklı ve lezzetli içeceklerin satıldığı Juice Baba’da 7 farklı smoothie seçeneği mevcut. Bunlar arasında ‘hurma’ ile yapılanı en farklı seçenek olarak göze çarpıyor. Juice Baba’da hazırlanan smoothieler tamamen organik taze meyve ve sebzelerle anında hazırlanıp servis ediliyor. Tayland, Endonezya-Bali Adası, Singapur gibi tropik meyvelerin daha yoğun olduğu ve juice’in yapıldığı Uzakdoğu ülkelerini gezen mekanın sahibi tüm tecrübesini ve bilgisini adeta hazırladığı smoothie’lere akıtmış.

LEZZET

Evlerde blenderlardan geçirilerek hazırlanan smoothie, dalga dalga yayılan etkisi ile şimdilerde usta şeflerin menülerinden beş yıldızlı otellerin ‘tematik eğlence günlerine’ kadar pek çok segmente de ilham kaynağı oldu. Hal böyle olunca, smoothieler, marketlerde ve pek çok kahve zincirinde de farklı markalarda, paketlenmiş halde birkaç günlük kullanım ömrü ile perakende satışlarına başladı. Biz de yaz sıcaklarının bunaltıcı etkisinden bir süreliğine de olsa sağlıklı bir seçenekle sıyrılmak isteyenler için İstanbul’daki en taze ve farklı seçenekleri ile öne çıkmış smoothie mekanlarını araştırdık. CAMBAORGANİK: Sarıyer’e doğru boğaz havası alarak devam ederken, bir mola vermek isterseniz Yeniköy’de yer alan Cambaorganik, verdiği sözler ve 10 ünlü smoothie çeşidi ile davetkar bir menü sunuyor. 10 çeşit smoothie’den Champion Omega, Protein Boost, Chocolate Lovers, en çok tercih edilen çeşitler olarak öne çıkıyor. Cam şişelerde soğuk sıkım meyve ve sebze sularını internet sitesi üzerinden de satış yapan bu mekanın ayrıca müşterilerine iletmek istediği bir notu da var: “Camba yemiş sütleri leziz ve besini yüksektirler. Sütlerimiz ve smoothielerimizde kullandığımız badem, fındık, meyve, sebze ve ek besinler (spirulina, maca

tozu, protein tozu, bal, agave, akçaağaç şurubu) organiktir.” STUFF HEALTY DRİNKS AND DESİGN BAR: Eğer yolunuz boğazın diğer tarafından geçiyorsa, Anadolu yakasında smoothie denildiğinde akla gelen ilk yerler arasında Stuff Healty Drinks and Design Bar var. Kadıköy’de farklı bardaklarda kendine özgü karışımları olan bir mekan…Muz Sandalı, Çimçim, Temel Resil, Berry Candy menüdeki smoothie çeşitlerinden. Özellikle enerjiye ihtiyacı olanlar için, içinde keten tohumundan, ıspanağa, naneden yeşil elmaya, limona kadar tüm taze yeşilleri içinde barındıran Hulk, liste başında geliyor. Yaz öğleden sonraları serinlemek isteyenlere ise çilek, böğürtlen, nane ve yabanmersini kurusu ile hazırlanan Red Garden’ı deneyebilirsiniz.

İSMMMO YAŞAM l 45


EVİM EVİM

Küçük evlere büyük makyaj olduğunu vurguluyor. Evinizde kullanacağınız açık renk Kullanılmayan ELA GÖKMEN laminantlar, açık renk duvar boyaları hem temizlik hiseşyalara yer si verirken hem de mekanın daha geniş ve daha ferah geniş ferah, misafirlere bile bir odanın vermeyerek, gömme ayrıldığıEskinin durmasını sağlıyor. Böylece göz yanılması ile evinizi evleri artık yok. Şehirleşmeyle beraber arsadolap ve raf benzeri ların küçülmesi, fiyatların artması konutların metreka- daha aydınlık ve daha da geniş gösterebilirsiniz. Oysa uygulamalar, açık relerini düşürüyor... Ama daha küçük evlere mahkum koyu renkler ışığı emer ve odanın küçük görünmesine neden olur. Açık renkler ise odayı ferah gösterir. renkleri tercih ederek olsak da onların içini büyük göstermek elimizde. Açık renk ve parlak duvarlar ışığı yansıtarak Özellikle büyükşehirlerde yaşayan insanlar için ve iyi aydınlatmayla 40 metrekarelere mekanın geniş algılanmasını sağlıyor. Krem tonları, kadar küçülen evlerde rahat bir evinizi olduğundan buz mavisi, mavi ve yeşilin pastel tonları ya da beyaz yaşam kurmak hiç de zor değil. Peki bu kadar küçük duvarlar beklenen olumlu etkiyi yaratır. Kartonpiyerbir evi daha geniş göstermek için neler yapmalıyız? daha geniş leri veya alçı duvar süslemelerini duvar renginden Küçük metrekareleri daha geniş, daha ferah ve gösterebilirsiniz. daha açık bir tona boyarsanız, duvarlar geriye doğru daha kullanışlı bir hale getirmek mümkün. Örneğin, Günümüzde zeminin boş olması, desenli halılar yerine sade ve cilalı itilmiş gibi görünür. Bu göz yanılsaması da odanın daha metrekaresi küçülen bir parkenin kullanılması odayı daha büyük gösterir. büyük algılanmasını sağlar. Evinizi toplu tutmak, kullanılmayan eşyalara yer verkonutlara makyaj memek, gömme dolap ve raf benzeri yer kazandıracak İŞLEVSEL MOBİLYALAR yaparak onları Evinizde büyük mobilya parçalarını duvara parasaklama çözümlerini kullanmak da işe yarar... daha ferahlatmak Uzmanlar, bir evi geniş göstermenin ilk kuralının lel yerleştirerek odanın ortasındaki açıklığı koruyabilirelinizde... siniz. Mobilyalarınızı çok işlevli seçerek evinizi gereksiz zeminden duvarlara kadar açık renkleri kullanmak

46 l İSMMMO YAŞAM


eşyalarla doldurmaktan kurtulabilirsiniz. Örneğin, çekmeceli orta sehpa, bazalı kanepe, açılır kapanır yemek masası, kütüphane olarak da kullanabileceğiniz bir TV ünitesi gibi pratik mobilyalara yönelin. Bu şekilde evinizde daha az eşya olur ve daha çok yer açılır. Tarz olarak sade çizgilere sahip az süslemeli mobilyaları seçmeniz evin kalabalık görünmesini engelleyecektir. Mobilyalarınızın en azından bazılarını duvarla aynı renk seçebilirsiniz. Bu şekilde büyük bir dolap bile duvarla bütünleşip evin daha geniş algılanmasını sağlar. Cam sehpa ya da ayaklı ve zeminden yukarıda koltuklar odayı büyük gösterir. Eşyalarınızı odadaki trafiği engellemeyecek şekilde yerleştirmeye özen gösterin. Kapıdan girdikten sonra koltuğa ulaşmak ya da mutfak dolabından bir bardak almak için odada zikzaklar çizerek değil rahatça yürünmesi genişlik hissini arttırır.

GENİŞLİK ALGISI YARATMANIN 4 SIRRI

1. Az ama işlevsel mobilyalar seçilmeli 2. Açık renk malzemeler ve duvar boyaları kullanılmalı 3. Gün ışığından faydalanılmalı 4. Az aksesuar kullanılmalı

GÜN IŞIĞI ÖNEMLİ

aksesuar kullanmalı. Dekoratörler duvarları fazla doldurmamanın bir evi daha geniş göstermek için yapılacaklar arasında yer aldığını söylüyor. Duvarlara küçük boyda birkaç çerçeve asılabilir ama onun yerine tek ve büyük bir resimle odak noktası oluşturulabilir. Her oda için bir odak noktası belirleyip dikkati buraya çekmek ve süslemeyi odanın geri kalanında en aza indirmek gerekir. Örneğin; yatak odasında yatak, salonda televizyon, yemek

odasında yemek masası gibi odak noktaları belirleyebilirsiniz. Aynalar evinizi geniş göstermeniz konusunda en büyük yardımcınız olabilir. Işığı yansıtan, derinlik duygusu katan ve göz yanılsamasıyla bir odanın sanki devamı varmış gibi gösterebilen aynalar duvarda ya da dolap kapaklarında kullanılabilir. Aynaları ışığı yansıtacak şekilde yerleştirmek daha iyi sonuç almanızı sağlayacaktır.

EVİM EVİM

Bir evi geniş göstermenin yollarından biri de ışığı iyi kullanmaktan geçiyor. Bunun için de doğal ışık kaynaklarını kullanmanız uzmanlarca öneriliyor. Gün içinde evinizin mümkün olduğunca doğal ışıktan faydalanmasını sağlayarak genişlik algısı yaratabilirsiniz. Gün ışığıyla evinizin nasıl da açılıp geniş göründüğüne şaşırabilirsiniz. Dışarının manzarası hoşunuza gitmiyorsa pencerenizi çeşitli bitki ve aksesuarlarla süsleyebilirsiniz. Tavan aydınlatmasının yanı sıra duvar aplikleri, spot ya da lambader benzeri ek aydınlatma ürünleri kullanabilirsiniz. Odadaki karanlık köşelerin evinizi daraltacağını unutmayın. İyi aydınlatılmış bir ev her zaman daha büyük görünür. Bir evin büyük görünmesi için az

İSMMMO YAŞAM l 47


GEZİ-DÜNYA

‘Alsas Şarap Yolu’nda Ortaçağ’dan kalma güzel mimarili evler, uçsuz bucaksız bağlar, envai çeşit güzellikte şaraplar, göller ve bol yeşil... Fransa’nın doğusundaki ünlü Alsas Loren’deyiz. Üç büyük şehir ve yüzlerce köyden oluşan Alsas Şarap Yolu’nun bir bölümünü keşfetme şansı yakalıyoruz... Colmar’dan başladığımız yolculukta şaraba, tarihe ve doğaya doyuyoruz....

48 l İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Şirin mi şirin tarihi evler, üçgen çatılı, sarısı, yeşili, mavisiyle rengarenk, panjurlu ahşap ve taş karışımı mimarileriyle yıllara meydan okuyorlar... Taş döşeli kaldırımlar, daracık sokaklar, bol yeşil, küçük göl ve kanallar, her yerde sükunet... Fransa’nın doğusunda Alsace Loren (Alsas Loren) bölgesindeki Colmar şehrinde dolaşırken kendimi adeta bir peri masalında hissediyorum. Küçük ve sevimli kasabada yönümüzü La Petite Venise denilen Küçük Venedik’e çeviriyoruz. Hafiften bir yağmur çiseliyor. Nisan ayı olmasına karşın bir yandan rüzgar ve soğuk da kendini hissettiriyor...

Zaten Fransa’nın bu bölgesi biraz yağışlı. Her yanımız tarihi, sevimli evlerle çevrili... Kendimi Ortaçağ’a geri gitmiş hissediyorum. Her tarafta tam bir görsel şölen... Nereye bakacağımı, neyin fotoğrafını çekeceğimi şaşırıyorum... Büyüleyici ve her haliyle romantik bir ortam. Kanal çevresinde turluyoruz. Burası Venedik’e benziyor ama onun çok minik hali. Güneşli havalarda gondol turu da yapılıyor. Biraz ayakta biraz da oturduğum bankta çevreye hayranlıkla bakakalıyorum. Tipik Alsas evleri... Her ayrıntısıyla büyüleyici.

KÜÇÜK VENEDİK BURADA Kanal çevresindeki evler, kanalın yanında tarihi binadaki kapalı pazar yeri,


UÇSUZ BUCAKSIZ BAĞLAR Bölgenin en güzel ve büyük üç şehri, Colmar, Strasbourg ve Mulhou-

GEZİ-DÜNYA

dış yüzünde çeşitli kafa figürlerinin yer aldığı Maison des Tetes, tarihi ahşap bina Maison Pfister... İhtişamlı gotik mimarisiyle dikkat çeken ünlü katedrali La Collegiale Saint Martin, en önemli müzesi Unterlinden.... Turistlerle dolup taşan cıvıl cıvıl kafe ve restoranlar. Şarap satan butik dükkanlar, şehrin simgesi leylek ve Ortaçağ kıyafetli oyuncak bebekler... Colmar, New York’taki özgürlük heykelini tasarlayan Auguste Bartholdi’nin de memleketi. Doğduğu ev ise müze olarak kullanılıyor. Colmar çok küçük bir şehir ve onun eski kısmı tek kelimeyle muhteşem... Birkaç saatte şehri her yönüyle keşfedip hayran kalarak dönebilirsiniz. Colmar, Fransa’nın tam Almanya ve İsviçre sınırında. İsviçre Basel’deki saat fuarı için bölgeye gelmişken ünlü Alsas Şarap Yolu rotasından görebildiğimizi görme niyetindeyiz. İlk hedef Colmar oldu. Zaten bölgenin Strasbourg’tan sonraki en büyük şehri. Dünyada beyaz şaraplarıyla ün yapmış bir bölge, Alsas... 170 kilometre uzunluğunda bir şarap yoluna sahip. Muhteşem yol güzergâhı üzerindeki her köy ve kasabada enfes şarapların tadına varabilirsiniz. Alsas Loren, Almanya ile Fransa arasında, Ren Nehri’nin batısında yer alıyor. Tarihte Fransızlar ve Almanlar arasında pek çok kez el değiştirmiş. Zaten bunu mimariden yemeklere kadar her alanda görmek mümkün. Bu bölgedeki insanların kendilerini çok da Fransız olarak görmediklerini öğreniyoruz.

İSMMMO YAŞAM l 49


BEYAZ ŞARABIN EN İYİSİ

GEZİ-DÜNYA

Fransa’nın doğusunda yer alan Alsace Loren bölgesi, Ortaçağ’dan beri şarapçılıkta usta. Daha o dönemlerde 150 köyde şarap üretimi yapılıyormuş. Ancak savaşlar nedeniyle bir süre bu sekteye uğramış. Şarapçılığın yeniden doğuşu ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluyor. Güneşli ancak nemsiz bir özelliğe sahip olan bu bölge kısa sürede beyaz şaraplarıyla ünlendi. Az yağış alan nemsiz ve güneşli bir bölge olan Alsas, Riesling, Pinot Blanc üzümü kullanılan köpüklü şaraplarıyla ünlü. Fransa’nın en iyi Riesling, Pinot Gris, Gewurztraminer üzümlerinden yapılan şarapları burada. Kırmızı olarak da Pinot Noir. Üzüm ve şarap üretimi sıkı kurallara bağlı. Şaraplar yerel mutfakla da çok uyumlu. Alsas’ın en meşhur yemeği ‘tarte flambee’. Yöresel muenster peyniri kullanılan ince bir pizza. Bölgeden dönerken flüt şişelerde beyaz şarap almayı da unutmayın...

se... Buralar mutlaka görülmeli. Üzüm bağları, şaraplarıyla ünlü pek çok köy ve kasabası var ama bunlar arasında da mutlaka görülmesi gerekenler Ribeauville, Riquewihr, Dambach la Ville, Obernai, Kayserberg ve Eguisheim olarak öne çıkıyor. Biz zaman kısıdı nedeniyle maalesef birkaçını görebileceğiz... Genelde Şarap Yolu’na Strasbourg’tan başlanıp yani kuzeyden güneye doğru inilmesi öneriliyor. Ancak biz biraz önerilen yerine zamanımızın yettiği kadarını görmeye çalışıyoruz. Colmar’dan başlayıp çevredeki kasabalara yöneliyoruz. Güney kısım kesinlikle daha etkileyici. Colmar ve çevresinde Eguisheim, Riquewihr, Ribeauville ve Kaysersberg’i görme şansı yakalayabileceğiz. Keşke vakit olsa da Şarap Yolu’nun tamamını görebilsek. Bu yolda yüze yakın köy ve kasaba bulunuyor. Bunun

50 l İSMMMO YAŞAM

için de en az bir on gün ayırmak gerekiyor. Eguisheim’dayız. Colmar’a çok yakın bir kasaba. Çok şirin ve yine çok güzel evler her tarafta. Yeşilin her tonuyla boylu boyunca uzanan şarap bağları. Alsas şaraplarının beşiği

sayılıyor. Çok eskilerden beri burada bağ bozumu yaşandığını öğreniyoruz. Kasabada şarap tadımı yapabilir, üzümler hakkında bilgi alabilirsiniz. Her kasabada olduğu gibi kilisesi, çeşmesi ve kafeleri var. Çiçekli evleri de çok


meşhur. Bütün sokaklarına girerek ‘Le Pigeonnier’ denilen en çok fotoğraflanan evini mutlaka görün. Birkaç saatte kasabanın keyfini çıkartabilirsiniz.

ROTADAKİ ŞAHANE KASABALAR

GEZİ-DÜNYA

Colmar’daki otelde konaklıyoruz. Diğer günümüzü ise biraz daha kuzeydeki kasabalara ayıracağız. Ribeauville’deyiz. Yine bir Ortaçağ’dan kalma köy. Yine muhteşem doğa ve güzellik. Tepedeki 13’üncü yüzyıldan kalma şato kalıntıları görmeye değer. Yol kenarındaki su kanalı, çeşmeleri ve üzüm bağları. Fransa’nın en eski şarap imalathanesi de burada. Şehrin tepesindeki üç kule ve buradaki leylek yuvaları da kesinlikle atlanmamalı. Muhteşem beyaz şaraplarını tatmayı ihmal etmiyoruz. Rotadaki en güzel duraklardan. Riquewihr, diğer durağımız. Ribeauville’ye çok yakın. Birbirine hem isim hem de görsellik olarak benzeyen köyler. Yine muhteşem

üzüm bağları. Olabildiğince uzanan yeşillik ve doğa. İnsanın zamanı durdurası geliyor. Köyü hızlıca turluyoruz. Kuleler, kiliseler ve tarihi evler... Yine pek çok foto, yine pek çok anı. Bir kafede dinleniyoruz ve kaçıncı bilmiyorum ama şarap tadımına devam ediyoruz. Hepsi de ayrı ve şahane... Son durağımız ise Kaysersberg kasabası. Muhteşem şarap bağları ve olağanüstü manzaraya hazır olun. Bu küçük kasabaya nehir de ayrı bir güzellik katmış. Köprüler üzerinde her anı fotoğraflamaya çalışıyoruz. Kasabanın kilisesinin de görülmesi gerekiyor. Alsas Şarap Yolu rotasında bulunan Colmar ve çevre kasabaların hepsi ayrı güzellikte. Bu rotanın bir kısmını görebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Bir dahaki sefere hepsini görmek dileğiyle güzel anılar ve bolca şarapla geri dönüş için yola koyuluyorum...

İSMMMO YAŞAM l 51


GEZİ-TÜRKİYE

İstanbul’un Trakya’ya açılan kapısı: Silivri

Hemen yanı başımızdaki bir cennet, Silivri... Mimar Sinan Köprüsü ve heykeli, surları, kapıları, yazıtları, tarihi camileri, köftesi, yoğurdu, doğası ve yazlıklarıyla ziyaretçilerini cezbediyor. Sahili boyunca uzanan plajlarda herkesin rahatça yüzebileceği sığ sarı renkli denizi de girmeye değer...

52 l İSMMMO YAŞAM

NİL DEMİRCİLER Herkes farklı zannetse de o İstanbul ilinin 39 ilçesinden biri. Hemen yanı başımızda ama bir o kadar da uzak... İstanbul’un Trakya’ya açılan kapısı. Burası Silivri... Köftesi, yoğurdu, eti, doğası ve yazlıklarıyla ünlü... İstanbul merkezden arabamız Silivri’ye doğru yol alırken ilk olarak bu ilçeye ne zaman geldiğimi anımsamaya çalışıyorum. İlk ziyaretim bundan 20 yıl önceye gidiyor.... Bir arkadaşımın daveti üzerine ailesinin yazlığına gitmiştim. O dönemin Silivri’sinde beni en çok etkileyen Mimar Sinan’ın yaptığı taş köprü olmuştu... Umarım hala aynı güzelliktedir. Ayrıca filmlerde gördüğümüz yazlıklar sıra sıra diziliydi. Yaz gecelerinde sahilde yürümek, çay bahçelerinde keyifli vakit geçirmek de o dönemin en büyük eğlencesiydi. Aynı heyecanı duymak

hevesiyle yeniden Silivri yollarındayım... İlçeye İstanbul’un her yerinden sık sık otobüs seferleri var. Ama ben özel otomobille gitmeyi tercih ediyorum. Bunun için de Kumburgaz üzerinden sahil yolunu seçiyorum. İstanbul dışından uçakla gelmek isteyenler için Silivri’nin, İstanbul Atatürk Havalimanı’na 60 kilometre uzaklıkta yer aldığını belirtmekte fayda var. Toplu taşıma ile Silivri’ye gitmek için metrobüs sonrası otobüs ya da uzun bir yolculuğa dayanabilecekler için mavi otobüslerle her yerde durulan bir yolculuk sizi bekliyor...

YAZLIKÇILARIYLA BİLİNİR İstanbul’un eski sayfiyesi olan Silivri, artık günümüzde neredeyse yeni bir yerleşim yeri haline geldi. Trakya’nın başlangıç noktalarından biri olduğunu yerel halkın şivesinden hemen anlamak mümkün. Silivri’de‘Nereye gidiyin bee’ diyen sıcak


kanlı Trakya insanı hemen sizin ilçeye alışmanızı sağlıyor. Yazlıkları ve yazlıkçılarıyla bilinen Silivri’ye bahar ya da yaz aylarında gelmenizi öneririm. Çünkü bahar aylarında doğası ile şehir stresinden uzaklaşmanızı, dinginlik kazanmanızı sağlayacaktır. Silivri’nin yaz nüfusu yazlıkçılarla birlikte üçe katlanıyor. Ankara’dan bile yazlık için buraya gelenleri görebilirsiniz. Yazlık kültürünü alanlar bilirler burası İstanbul’a yakınlığı yüzünden yazlıkçıların vazgeçilmezlerinden. Küçük bir tüyo vermek gerekirse Semizkum ve Gümüşyaka denize girilebilecek en iyi yerler arasında…

ET VE YOĞURDUN PİRİ

Tarihi eser meraklılarının Silivri’de mutlaka gezmelerini önereceğim Selçuklu, Bizans ve Osmanlı döneminden ait 24 mekanı ise şöyle: Boğluca Köprüsü, Piri Mehmet Paşa Külliyesi, Hacı Pervane Türbesi, Yoğurthane Binaları, Kurfallı Değirmen Binası, Kurfallı İstasyon Binası, Alipaşa Cami, Değirmenköy Eski Cami, Fatih

var. Et konusunda ise Trakya’nın önemli yerlerinden. Etin ve yoğurdun piri burada desek abartı olmaz sanırım. Köftesi ile meşhur Silivri’de size yemek için tavsiyem Silivri içinde Çardak ile sahil kısmında yer alan Köfteci Osman. Silivri’nin yoğurdu hakkında söylenen güzel sözler ise tamamen doğru. Bu yoğurdu denemeden asla geri dönmeyin. Bu iki köftecide yemek molası verdiğinizde muhakkak masanıza yoğurt isteyin. Güveç içinde gelen yoğurdu köfte ile yemek

Cami, Akören Cedit Ali Paşa Cami, Kurfallı Cami, Çantuğa Rum Kilisesi, Germiyan Rum Kilisesi,Alexios Apokaukos Kilisesi, Saint Demetrios Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, Fener Kilisesi, Eksarhia Bulgar Ortodoks Kilisesi, Theotokos Kilisesi, Recep Kaptan Çeşmesi, Alibey Çeşmesi, Gezitepe Havuzlu Çeşme, İncirli Çeşme, Selimpaşa İkizli Çeşme.

damaklarda ayrı bir tat bırakıyor... Silivri süt ve süt ürünlerinin bol bulunduğu ve bu ürünlerin bolca tüketildiği bir ilçe. Silivri yoğurdu ile İstanbul’un bir diğer meşhur yoğurdu olan Kanlıca yoğurdunu kıyaslamak gerekirse, daha yoğun olan Silivri yoğurdu bana göre çok daha lezzetli. Silivri yoğurdunu farklı markalar altında marketlerde bulmak mümkün ancak yine de yerinde yemesinin zevki ayrı. Ayran veya peynir ürünleri için iddialı yorum yapamayacağım..

GEZİ-TÜRKİYE

Son yıllarda Marmara Denizi’nin kirlendiği düşünüldüğünde Silivri’nin denizi İstanbul’un en girilebilir olanları arasında yerini alıyor. Sarı kumlarla dolu sahilleri dışında, deniz sahanlığının büyük bir kısmı sığ olduğundan 500 metre gidip denizin boyunuzu geçmediğini görebilirsiniz. Bu durum sizi şaşırtmasın. Deniz tabanı sarı kumla kaplı olduğundan sevilesi bir denize sahip, Silivri… Özellikle de çocuklu aileler için. Derin deniz sevenler ise bu denizden pek de memnun kalmayacaklardır. Silivri’nin büyükbaş hayvancılıkta tanınan merkezlerden biri olduğuna da değinmekte fayda

TARİH MERAKLILARI MUTLAKA GEZMELİ

İSMMMO YAŞAM l 53


GEZİ-TÜRKİYE

İlçede düzenlenen Yoğurt Festivali de bir hayli renkli geçiyor. Yoğurt heykelinin bulunduğu sahil bölümünde her yıl festival düzenleniyor. Temmuz ayının sonundan Ağustos’un ilk günlerine kadar süren festival, 5 gün boyunca çeşitli sanatçılar tarafından desteklenerek ücretsiz konserler ve etkinlikler eşliğinde yapılıyor. Bölge halkı ve gelen ziyaretçiler 5 gün boyunca keyifli saatler geçiriyorlar.

MİMAR SİNAN’IN İZLERİ Türk ve dünya mimarlık tarihine adını altın harflerle yazdıran Mimar Sinan’ın eserlerine Silivri’de sıkça rastlamak mümkün. Bunların en ünlüsü olan Mimar Sinan

54 l İSMMMO YAŞAM

Köprüsü, Silivri Çayı (Fener Deresi – Sülüklü Dere) üzerinde bulunuyor. Bu köprü eski İstanbul-Edirne yolunun önemli bir geçit noktasın konumunda. Koca Sinan, Yaşadığı Çağ ve Eserleri adlı kaynakta 1568 yılında yapımına

başlandığı belirtiliyor. Bununla beraber Mimar Sinan’ın yaptığı yapıların listesini veren Tuhfet’ül Mimarin’de Mimar Sinan eserleri arasında ismi geçiyor. Mimar Dalgıç Ahmet tarafından 1605’de


TARIM EKONOMİSİNİ ÖNE ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR İstanbul’un 155 bin nüfuslu ilçesi olan Silivri’de Silivri Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne kayıtlı 12 bin 200 civarında vergi mükellefi bulunuyor. İSMMMO Silivri Oda Temsilcisi Saadet Gençoğlu, 2004-2006 ve 20062008 dönemlerinde İSMMMO Silivri Oda Temsilci Yardımcılığı görevinde bulundu. 2010 yılından bu yana da İSMMMO Silivri Oda Temsilciliği

görevini yürütüyor. Gençoğlu, Silivri’nin tarım ekonomisini öne alan bir politika uygulama çabasında olduğunu söylüyor. Silivri’nin İstanbul’a yakınlığı ve ulaşım imkanları ile önemli bir sanayi bölgesi barındırdığını belirten Gençoğlu, ilçede 74 atölye, 195 fabrika, 35 imalathane ve 13 deponun faaliyet gösterdiğini de vurguluyor.

Saadet Gençoğlu

onarılan ve daha sonraki dönemlerde de çeşitli onarımlar geçiren köprünün en son onarımı 1982-1985 yılları arasında Karayolları tarafından yapılmış. Uzun yıllar taşıt trafiğine açık olan köprü 2006 yılından itibaren araç trafiğine kapatılarak daha da yıpranması önlenmiş... Bizans dönemi şehirlerinden Silivri’nin ilk surlarının kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor. Prokopius VI. Yüzyılda İmparator Justinyen’in büyük bir depremde yıkılan Anastasius’un Silivri Kalesi’ni onarttığını daha sonra V.Constantinus (741-775 ) ve 1509 depremi sonrası Sultan 2.Bayezid’in surları onarttığı da biliniyor. Bu tarihten sonra surlar önemsiz hale gelmiş ve yenilenmemiş. Kale deyince çok büyük bir beklenti içine girmeden ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.

AT, MANGAL, KAHVALTI

GEZİ-TÜRKİYE

Uçsuz bucaksız tarlaların ve arazilerin olduğu Silivri’de alternatiflerden biri de at, mangal ve kahvaltı. At çiftliklerinde önce ata binip ardından organik ürünler içinde ‘kendin pişir kendin ye’ keyfi yapabileceğiniz birçok mekan bulunuyor. Daha çok Ortaköy mevkiinde bulunan bu rotaları denemekte fayda var. Uçsuz bucaksız sarı ve turuncu tarlaları da insana mutluluk veriyor. Güneşe dönen ayçiçeklerinin bulunduğu tarlalarda durup fotoğraf çektirebilirsiniz. Silivri’de konaklamak isteyenler için 10 civarında tatil köyü, otel ve pansiyon bulunuyor. Burada fiyatlar 50 TL’den başlayıp tesisine göre bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Sahil kısmındaki balıkçılar ve limanın ucundaki mekanların canlı müzikleriyle gece hayatına can veriliyor. Amiral ve Klassis Otel gece hayatının en bilinen noktalarından...

İSMMMO YAŞAM l 55


Caz Festivali’nde ‘#şarkılarkonuşur’ Bu yıl 24’üncüsü düzenlenecek olan İstanbul Caz Festivali, 4-20 Temmuz tarihleri arasında, keşiflerle dolu bir festival deneyimi yaşatacak. Cazın duayen isimlerinden dünya müziğinin tanınmış ekiplerine, yeni keşiflerden sevilen yıldızlara, farklı mekânlarda 50’nin üzerinde konser gerçekleştirilecek. 24. İstanbul Caz Festivali’nin programında ünlü yıldızların, flamenkonun kült gitarist ve bestecilerinden Paco de Lucia’ya saygı duruşu niteliğindeki “Beyond The Memory” konseri gerçekleştirilecek. Festival boyunca İstanbul,

vokal cazın genç yıldızı Kandace Springs’den Jacky Terrasson&Stephane Belmondo’ye Nik Bärtsch’ten Fatoumata Diawara ve Hindi Zahra’ya caz, funk, dünya müziği, blues ve rock’ın farklı seslerini ağırlayacak. Ücretsiz gerçekleştirilecek ‘Parklarda Caz’ konserleri ile Kadıköy yakasında festival içinde festival deneyimi yaşatacak ‘Gece Gezmesi’ bu yıl da devam edecek. Festival afişleri ise, bu yıl #sarkilarkonusur etiketi ile bugüne dek İstanbul Caz Festivali’ne konuk olmuş sanatçılardan oluşacak.

K Ü LT Ü R S A N AT

Modern sanatın öncüsü İstanbul Modern’de Modern sanatın öncülerinden ve soyut sanatın Türkiye’deki ilk temsilcilerinden Fahrelnissa Zeid’in kapsamlı bir koleksiyonuna sahip İstanbul Modern, sanatçının yapıtlarından oluşan bir seçkiye Kısa Süreli Sergiler Alanı’nda yer veriyor. Seçkide, sanatçının Türkiye sanat ortamında başladığı 1940’lı yıllardan Amman, Ürdün’e taşındığı 1970’li yıllara kadar en etkin olduğu dönemden yapıtlar yer alıyor. Sanatçının ustalaştığı soyut geometrik komposizyonlar, Bizans - İslam - Batı sanatına referansların yer aldığı ve kendine özgü kullandığı renk paletiyle birleşen dışavurumcu resimleri, bu vesileyle yıllar sonra yeniden sergileniyor. 1901 yılında Osmanlı döneminde Sadrazam Cevat Paşa’nın yeğeni olarak Büyükada’da doğan Fahrelnissa Zeid’in eserlerinden oluşan sergi 30 Temmuz’a kadar İstanbul Modern’de gezilebilecek.

56 l İSMMMO YAŞAM


Vivaldi’ye adanmış bir eser... Günümüzün en özgün ve başarılı erken dönem müziği topluluklarından biri olarak gösterilen Soqquadro Italiano, Antonio Vivaldi’nin müziklerine adanan yeni projeleri ‘Stravaganza’ ile Türkiye’deki sanatseverle buluşuyor. La Stravaganza, Barok konser formatını yeniden ele alarak müziğin de ötesine geçiyor ve tüm sahne öğelerini kapsamak suretiyle, İtalya’yı bir uçtan bir uca kat eden bir büyük yolculukta ses, müzik

ve görüntü arasında yeni ilişkiler kuruyor. Vivaldi’nin müziği cazdan elektronik, pop ve metal müziğe birçok uyarlamanın nesnesi olurken Soqquadro Italiano da farklı müzik türleri arasındaki katı sınırı görünmez yapmayı, bununla beraber bünyesinde dans ve teatral öğeleri birleştirmeyi kendisine amaç edinmiş bir topluluk. Topluluğun eseri 5 Haziran Pazartesi günü, Zorlu PSM’de sanatseverlerle buluştu.

Yapay zekadan arşive bakış...

Venedik Bienali ÇIN’layacak

K Ü LT Ü R S A N AT

Venedik Bienali 57. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu’nda Cevdet Erek’in, ‘ÇIN’ başlıklı işi yer alacak. 13 Mayıs’ta açılan Türkiye Pavyonu, İstanbul Kültür Sanat Vakfı koordinasyonunda 26 Kasım 2017 tarihine kadar Venedik Bienali’nin ana mekânlarından Arsenale’deki Saled’Armi’de gerçekleştirilecek. Venedik Bienali 57. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu için mekâna özgü olarak oluşturulacak ÇIN, süreç içerisinde gelişerek, mekânla birlikte şekillenecek. 2007 yılından bu yana İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın koordinasyonunda gerçekleştirilen Türkiye Pavyonu sergisi, İKSV’nin girişimi ve 21 destekçinin katkılarıyla, 2014-2034 yılları arasında Türkiye’nin kullanımına tahsis edilen Arsenale’deki uzun süreli mekânda yer alıyor.

Refik Anadol’un, SALT Araştırma arşiv koleksiyonları arasındaki ilişkileri yapay zekâ araçlarıyla değerlendirdiği medya enstalasyonu Arşiv Rüyası, 11 Haziran tarihine kadar SALT Galata’da. SALT’ın davetiyle sanatçı Refik Anadol, SALT Araştırma arşiv koleksiyonlarındaki 1.700.000’i aşkın belgenin her birini, özelliklerine göre makine zekâsıyla sınıflayan algoritmalarla bir medya enstalasyonunda görselleştirdi. Sanat Kullanımları: Son Sergi kapsamında sunulan Arşiv Rüyası, izleyici tarafından etkileşimli olarak deneyimlenebildiği gibi müdahale edilmediğinde “rüyaya dalarak” belgeler arasındaki beklenmedik ilişkileri ortaya çıkarıyor. Arşiv Rüyası projesi için Google Artistsand Machine Intelligence [Google Sanatçılar ve Makine Zekâsı] programıyla konuk sanatçı olarak çalışan Anadol, süper bilgisayarlar ve makine zekâsındaki gelişmelere başvurdu.

İSMMMO YAŞAM l 57


Karayip Korsanları Salazar’ın intikamı Tür: Macera, fantastik Yönetmen: Joachim Ronning, Espen Sandberg Oyuncular: Johnny Depp, Javier Bardem, Brenton Thwaites Serinin 6’ncı filminde Çılgın maceraları ile bilinen, kaptanları şahı ama bir o kadar talihsiz Jack Sparrow, yelken açtığı sularda yaklaşan kötü rüzgarları hisseder. Korkunç Kaptan Salazar’ın yönetimindeki ölümcül hayalet korsanlar, denizdeki tüm korsanları öldürerek Şeytan

Üçgeni’nden kaçmayı başarmıştır; hayatta kalan tek korsan kaptan ise Jack’tir. Jack, Salazar’ın gazabından ve intikamından kurtulmak için Poseidon Asası’nın peşine düşer. Bu efsanevi asayı bulmak içinse güzel ve zeki gökbilimci CarinaSmyth ve Kraliyet Donanması’ndan dik başlı,

genç bir denizci olan Henry ile zorlu bir anlaşma yapar. Küçük ve külüstür gemisi Dying Gull’un dümenindeki Jack Sparrow, hem kötü kaderini tersine çevirmenin hem de şimdiye dek karşısına çıkan en dişli ve korkunç düşmandan kurtulmanın yollarını arayacaktır.

Mumya Tür: Macera, fantastik Yönetmen: Alex Kurtzman Oyuncular: TomCruise, Sofia Boutella, Annabelle Wallis

SİNEMA-DVD

Wonder Women Tür: Aksiyon, macera, Yönetmen: PattyJenkins Oyuncular: Gal Gadot, Chris Pine, Robin Wright Beyazperdeye önemli ölçüde ilham vermiş olan Mumya serisi yeniden seyirci ile buluşuyor. Sıkıca mühürlenmiş olan antik bir mezar yüzyıllardır unutulmuş bir çölde yatmaktadır. Ancak askeri bir operasyon sonucu keşfedilir ve açılır. Zamansız bir şekilde hayatı elinden alınan antik kraliçenin ruhu da uyanmış olur. Yüzyıllar boyunca büyüyen öfkesiyle günümüze uyanan kraliçe insanlığa boyun eğdirmeye ve kendisine yapılanları ödetmeye kararlıdır. Film, 9 Haziran’da vizyona girdi.

58 l İSMMMO YAŞAM

Amazon prensesi Diana Price, nam-ı diğer WonderWoman dünyayı keşfetmek için tropik topraklarını geride bırakıp demir ve camın hüküm sürdüğü dünyamıza dalar. Birçok inan üstü yetenek ve kıvrak bir zekayla donatılmış olan güzel kahraman Cennet Adası’nın medeniyete açılan kapısı olacaktır. Wonder Woman’ın yönetmen koltuğunda Patty Jenkins oturuyor. Filmin senaryosunu Allan Heinberg ve Geoff Johns kaleme alırken filmin süper kahraman kadınını Batman vs Superman: Adaletin Şafağı filminde olduğu gibi yine Gal Gadot canlandırıyor. 2 Haziran’da vizyona girdi.


Transformers 5: Son Şövalye Tür: Aksiyon, macera, Yönetmen: Michael Bay Oyuncular: Mark Wahlberg, Laura Haddock, Anthony Hopkins, Josh Duhamel ve Santiago Cabrera Transformers bu sefer serinin özündeki efsaneleri paramparça etmeyi hedefliyor. İnsanlar ve Transformerlar savaşta, Optimus Prime ise gitmiş. Geleceğimizi kurtarmanın yegane çıkar yolu geçmişin sırlarında ve Transformerların dünyadaki gizli geçmişinde yatıyor. Dünyayı kurtarma görevi Cade

Yeager Bumblebe, bir İngiliz lordu ve bir Oxford profesöründen oluşan sıra dışı bir birliğe kalıyor. Sevilen fantastik serisi Transformers’ın 5. devam halkası olan Transformers 5: Son Şövalye’nin yönetmen koltuğunda serinin ünlü yönetmeni Michael Bay oturuyor.

DVD SEPETİ l La La Land 2017 Oscar töreninde En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu dahil tam 6 dalda Oscar ödülü göğüsleyen ve büyük yankı yaratan La La Land Aşıklar Şehri iki tutkulu insanın öykü-

l Snowden

l Arrival-Geliş Gizemli uzay aracı dünyaya gelir ve dilbilimci Louise Banks (Amy Adams) tarafından yönetilen seçkin bir topluluk bu uzay aracını incelemeye alır. İnsanlık, küresel bir savaşın eşiğindeyken Banks ve ekibi cevapları elde etmek için zamana karşı bir yarışın içinde bulurlar kendilerini. Doktora yardımcı olması için de fizikçi Ian Donnelly seçilir. İkilinin artık en önemli görevi uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğunu belirleyebilmektir. Bu süreçte bir diğer zorluk da ordunun ısrarcı bir şekilde saldırı yanlısı olması olacaktır...

SİNEMA-DVD

Edward Snowden’ın, CIA ’e girmek istemesinin en büyük sebebi, ülkesinin dünyada bir fark yaratmasına yardımcı olmaktı. İnternetin hudutsuz dünyasında hükümetler için gizli hesap diye bir şeyin olmadığını ve tüm bunların gizli kanunlarla yasallaştırıldığını 2013 yılı Haziran ayında tüm dünyaya duyurduğu gün ‘Amerikan tarihinin gördüğü en büyük vatan haini’ ilan edilirken aynı zamanda da bir kahramana dönüştü.

sünü konu alıyor. Sebastian, bir jazz kulübü kurma hayalini taşıyorken Mia da oyuncu olma hayalinin peşini bırakmıyor... İki insan Los Angeles’ta bir gün karşılaşıyor ve insanın kalbini ve ümitlerini kıran bu şehirde hayallerine tutunmaya çalışıyor.

İSMMMO YAŞAM l 59


l Yazar: Zülfü Livaneli l Yayınevi: Doğan Kitap l Sayfa sayısı: 161 Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Zülfü Livaneli son kitabında okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor. Merhamet zulmün merhemi olamaz! Fikri çevresinde kurgulanan kitabın en vurucu hikayesi ise şöyle: “Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

l Yazar: Stefan Zweig l Yayınevi: İş Bankası l Sayfa sayısı: 68

Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Konuşmayı Kes Harekete Geç

KİTAP

l Yazar: Shaa Wasmund l Yayınevi: Paloma l Sayfa Sayısı: 224 Hayat hızla akıp gidiyor ve yapmak istedi-

60 l İSMMMO YAŞAM

ğiniz şeyleri yapmaya başlamak için en iyi vakit ‘tam şu an.’ Tabii ki korkularınız olabilir ve olması da çok doğal ama onları anlamak sizin duruma hâkim olmanızı sağlayacak. Bu kitapta size gaz verecek pratik araçlar ve egzersizler bulacaksınız ve sonra başlamanın durumları hemen değiştirebildiğini göreceksiniz. Sadece bir yerden başlayın. Neresi olursa ama bunu şimdi yapın. Başkaları için çalışanlar ya da kendi patronu olanlar, âşık olanlar ya da aşksız olanlar, sanatçılar, bilim insanları, meşguller ve gözünü saatten ayırmayanlar ama en çok da tutkulu olanlar... Beklemenin faydası yok. Başlamak ilerlemektir...

l Huzursuzluk l Hayvanlardan Tanrılara Sapiens l Konuşmayı Kes Harekete Geç l Fi l Bin Muhteşem Güneş l Üç Kalp l Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu l Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler l Annem ve Ben l 1984

ŞİİR AÇILMAMIŞ KAPILAR Sevdiğin kentlerin selamı sanki Sülüs kamyon şoförleri Kûfi hamallar Anılar hep sonbaharda gibidir Astragan gecede Süt yıldızlar Belleğinin yerini tutar kadehindeki Taşlar taş kemerler İvedi sarmaşıklar Hayatını sarsan bin bir andan Adlarını yıllara Veren yargıç krallar Ne varsa yarım kalmış, geleceğindir Bir kez girilmiş sokaklar Açılmamış kapılar Bilir misin iki kökeni var hüsnüniyetinin: Çiçek durumu aşklar, Yaprak düzeni siyasalar.

CEMAL SÜREYYA

l Remzi Kitabevi-D&R

Huzursuzluk

EN ÇOK SATANLAR


Üç Kalp

l Yazar:Serdar Soydan l Yayınevi: Artemis l Sayfa sayısı:115

Aşkın gizemi daha büyüktür ölümün gizeminden. Oscar Wilde Doğan, Neşe’yi seviyordu. Neşe, Ayhan’ı seviyordu. Yetinmemişti kader. Neşe, Doğan’ı sevmiyordu. Ayhan da Neşe’yi sevmiyordu. Karışık mı geldi size? Değil oysa. Aşkta hep bir seven, bir de sevilen vardır. Ya da bir seven, bir de daha az seven, sevmeyen. Doğan anlamıyordu bir türlü. Neşe neden onu değil de, Ayhan’ı seviyordu? Bu aşka bir mana yüklemeye çalıştı. Ayhan’ı izleyip durdu. Neşe’nin Ayhan’da ne bulduğunu, daha üstün, daha çekici ne gibi özellikleri olduğunu görmek istedi. Aşksa sertti. Doğan’a sadece kendi karanlığını gösterdi...

Gelişmek İçin Değişim pevi

l Yazar: Kadir Özer l Yayınevi: Remzi Kital Sayfa Sayısı: 136

Psikoterapist A. Kadir Özer, kişilerde değişim ve gelişim sürecinin önünü tıkayan düşünce alışkanlıklarının neler olduğuna ışık tutuyor. Okura, bireysel varoluşta değişim ve gelişiminin hangi küçük kıvılcımlarla tetiklenebileceğine ilişkin öneriler getiriyor. Yaşamın temel mottolarından değişimi kaleme alan Özer, “Efesli Heraklitos’un dediği gibi ‘Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.’ Bu temel yaşam gerçeğini başkalarını değiştirme konusunda iştahlı bir hevesle kovalarız ancak kendimizi değiştirme konusunda isteksiz ve hatta oldukça dirençli oluruz. Sahip olduğumuz gücü ve cesareti kendi değişimimiz ve gelişimimiz için değil de, başkalarını değiştirme gibi bir imkânsızlık uğruna harcatan zihinsel tuzaklar nelerdir? ” yorumu ile bu süreçteki sancılara ve sorulara ışık tutuyor.

İLK GENÇLİK KİTAPLARI Noel Baba grevde

Yazar: Edmondo de Amicis Yayınevi:Ema Kitap Sayfa sayısı: 208 Çocuk Kalbi, Edmondo de Amicis’in kısa yaşamının sonlarına doğru, oğlunun ilkokulda tuttuğu günlükten yararlanarak yazdığı bir kitap. Bütün dünya dillerine çevrilmiştir ve eğitimcilere göre “en yararlı çocuk kitabı” olarak değer gördü. Çocuklar için “mutluluğun anahtarı” olarak tanımlanan bu kitap, onların gelecekte başarılı, uyumlu ve yararlı bir insan olarak yetişmelerine yöneliktir. Eğitimin önemini kitabın genelinde sık sık vurgulayan eserin, yıllarca okul kitaplıklarında ve çocukların odalarında yer bulması bekleniyor.

Yazar: Eşref Karadğ Yayınevi: Bilgi Yayınevi Sayfa sayısı: 104 Sevilen yazar Eşref Karadağ, çocuklara umut ve cesaret veren ilginç bir hikâye anlatıyor. Kıran kırana geçen büyük bir maç ile çocukların hayal dünyasına yeni bir ufuk açmaya çalışan kitabın konusu ise şöyle: “Yaklaşan yeni yılda Noel babalar iş bırakma (grev) kararı alır. Ancak Noel babalardan biri bu karara uymayacaktır. Koşullar ne olursa olsun, yasakları aşacak, ihtiyacı olan bir çocuğun dileğini gerçekleştirecektir. Bunun için kurnazca planlar yapar.”

KİTAP

Çocuk Kalbi

İSMMMO YAŞAM l 61


Cepte büyük kapışma! Samsung’un Galaxy S8’i tanıtmasıyla cepte üst segmentte rekabet kızıştı. Rakibi iPhone 7, yedi ay önce piyasaya çıktı. İki telefonu karşılaştırdık. AYŞEGÜL EMİR Cep telefonunda Samsung ve Apple’ın rekabeti yaşanıyor. Samsung yeni piyasaya sunduğu Galaxy S8 ve S8 Plus’la güven tazeledi. Tasarımında radikal değişikliklerin yapıldığı bu iki cihaz otoritelerden iyi not aldı. İki model de incelirken daha uzunlaştılar. Bu telefonların piyasadaki en güçlü rakibi ise Apple’ın son modeli iPhone 7. Galaxy S8 ve iPhone 7’yi karşılaştırdık.

EN BÜYÜK FARK EKRAN

TEKNO-YAŞAM

l Samsung Galaxy S8, 5.8 inç’lik, iPhone 7 ise 4.7 inç’lik ekran boyutuna sahip.

62 l İSMMMO YAŞAM

S8’in ekranı daha keskin çözünürlükte ve kavisli kenarı var. Zaten iki telefon arasındaki en büyük farklardan biri ekran. S8 bu alanda neredeyse her özellikte öne geçiyor. l Tasarım açısından ise S8, cam bir arka gövde ve metal çerçeveye sahip. Bu elde tutuşunu kolaylaştırıyor. iPhone 7’nin tasarımı ise daha farklı fakat benzer kalitede. Metal gövdesi ince ve kompakt. 7.1 milimetre inceliğinde. Galaxy S8 ise 8 mm incelikte. iPhone 7, S8’den biraz daha küçük. Ancak halen elde tutuşu kolay ve tek elle kullanılabiliyor. l iPhone 7, iOS 10.2 işletim sistemini kullanıyor. 2 GB’lik Ram’i var. Galaxy S8 ise 4 GB’lik Ram’le geldi. Galaxy S8’in dahili belleği

32 GB ancak mikro SD kart desteği var. iPhone 7’de ise 32 ve 128 GB’lik seçenekler var. l Kamerada ise benzer teknik özelliklere sahipler. Galaxy S8’in kamerası S7’dekinin aynı. 12 MP sensörü var. iPhone 7’nin kamerası da 12 MP’lik. Burada özellikleri benzer. l Pil ömründe ise Galaxy S8, 3.000 mAh’lık bataryayla geldi. iPhone 7’ninki ise 1.960 mAh. S8 burada önde olsa da ekranının daha büyük ve ekran çözünürlüğünün yüksek olduğu düşünüldüğünde daha fazla da pil tüketiyor olacak.

HANGİSİ DAHA PAHALI l Fiyata gelince, S8’in Türkiye fiyatı 4 bin 399 TL olarak açıklandı. iPhone 7’nin 32 GB’lik versiyonu ise 3 bin 799 TL’lik fiyata sahip. Fiyat konusunda iPhone 7 biraz daha avantajlı bir konumda bulunuyor. l Sonuç olarak iPhone 7 ve Galaxy S8 şu anda piyasadaki en prestijli telefonlardan. Galaxy S8 daha büyük ve daha iyi ekrana sahip, fiyatı da daha yüksek. Kamera ve performanstaki farklılıkları çok yok. Teknik özelliklerde S8 biraz daha önde görünüyor. iPhone kullanımındaki sadelik ve prestij unsuru olmasıyla halen bir kitlenin gönlündeki yerini koruyor.


İKİSİ BİR ARADA DİZÜSTÜ Dell, kurumsal bilgisayar serisini Türkiye’de tanıttı. Ürün portföyünde küçük Infinity Edge ekrana sahip 2’si 1 arada XPS 13 9365, hafif 15 inç taşınabilir iş istasyonu Dell Precision 5520, hepsi bir arada bilgisayar Precision 5720, ikisi bir arada dizüstü bilgisayar Dell Latituede 5285, pil ömrü ile öne çıkan 12 inç ikisi bir arada Latitude 5289 bulunuyor. Bunlar arasında ikisi bir arada bilgisayarı Latitude 5285 öne çıkıyor. Şifreleme ve gelişmiş tehdit engelleme özelliklerini barındırıyor. Arzu edilmesi durumunda parmak izi okuyucu, akıllı kart gibi çok faktörlü kimlik doğrulama teknolojileri de yer alıyor. Yedinci nesil Intel Core i5 işlemcisi, Windows 10 Pro işletim sistemi, 128 GB sabit diski bulunuyor.

XPERIA AİLESİNE YENİ ÜYE

CASPER’DAN ÇİFT KAMERALI MODEL Casper, yeni cep telefonu modelini tanıttı. Çift arka kameralı Casper Via F1, profesyonel seviyede fotoğraf çekmeyi mümkün kılıyor. Biri 5, diğeri 13 megapiksel olmak üzere iki farklı arka kameraya sahip olan Via F1, ‘Bokeh’ kabiliyetinin yanı sıra 13 megapiksel ön kamerası ile selfie deneyimi yaşatıyor. Cep telefonu modeli, 4 GB bellek, 8 çekirdekli işlemci ve 64 GB dâhili depolama kapasitesine de sahip. Aynı zamanda micro SD bellek kartı yuvası yer alıyor. Bu yuvaya 128 GB’a kadar destek bellek kartı takılarak, toplam depolama kapasitesi yükseltilebiliyor. 5.5 inç Full HD IPS ekranı ile iyi bir kullanım deneyimi yaşatan Via F1, alüminyum metal gövdesi ile üst düzey sağlamlık sunuyor. Telefonun 3000 mAh pilinde yapılan optimizasyon sayesinde bir tam günü rahatlıkla geçirmenizi sağlıyor.

HP’DEN MASAÜSTÜ SERİSİ

TEKNO-YAŞAM

HP, yeni Elite masaüstü ve AiO bilgisayarları duyurdu. Yeni seri, Elite One 800 G3 All-in-One, HP Elite Desk 800 G3 Tower, HP Elit eDesk 800 G3 Desktop Mini ve HP Elite Desk 800 G3 Desktop Mini 65W’den oluşuyor. HP EMEA Başkan Yardımcısı Benoit Bonnafy, “Y kuşağının çalışma alanları, yaratıcılığa ve fikirlerin özgür bir şekilde paylaşımına ilham veren çekici cihazlar gerektiriyor. İş verenler, iş yerlerinde çalışanların verimliliği önündeki bariyerleri ortadan kaldıracak, şık olduğu kadar güçlü ve güvenli teknolojiler talep ediyor. Yeni Elite masaüstü ve AiO bilgisayar ailesi, işletmelerin vizyonunu yansıtırken çalışanların tasarımı heyecan verici özellik ve performans ile bir araya getiren teknolojisi isteğine yanıt veriyor” dedi.

Sony Mobile, 5.5 inç HD ekrana sahip yeni modeli Xperia L1’i lanse etti. L1, siyah ve beyaz renkleriyle gelirken, cihazın pembe versiyonu sadece belirlenen bölgelerde satışa sunulacak. Xperia L1’in akıcı performansı, Quad-Core işlemci platformu ve hızlı 4G LTE internet özellikleriyle destekleniyor. Resim ve videolarınızı güvenli bir şekilde kaydedebileceğiniz, 256 GB’a kadar artırılabilen micro SD kartın yardımıyla, içerikleri indirmeyi ve depolamayı kolaylaştırıyor. 16 GB dahili depolama alanı 2 GB da belleği var. 2620 mAH’lık bataryası bulunuyor. L1, nisan ayı sonunda satışa sunuldu.

İSMMMO YAŞAM l 63


l

K O M İ K

R E S İ M L E R

ŞOFÖR Taksicilikte ilk günü olan şoför taksisine müşteri alır. Biraz sonra müşteri şoföre bir şey sormak için omzuna dokunur. Omzuna dokunulmasıyla şoför bağırarak çığlık atar ve direksiyonun kontrolünü kaybederek kaldırıma çıkar. Bir vitrinin önünde arabayı zor bela durdurur. Arkaya müşteriye dönüp: - Bir daha bunu yaparsan gözünü patlatırım, diye bağırır. Müşteri: - Ufacık dokunmanın sizi bu kadar korkutup sıçratacağını düşünemedim, özdür dilerim, der. Biraz sonra kendini toparlayan şoför: - Haklısınız, sizin kabahatiniz yok, bugün benim taksicilikte ilk günüm. 25 yıldır cenaze arabasında şoförlük yapıyordum da!

MİZAH

40 YILLIK SİRKE Bir arkadaşı Nasrettin Hoca’ya sormuş: - Hocam sizde kırk yıllık sirke varmış. Nasrettin Hoca da: - Var demiş. Arkadaşı: - Biraz versene ilaç yapacağım demiş. Nasrettin Hoca: - Her isteyene verseydim o sirke kırk yıl durur muydu sence?

64 l İSMMMO YAŞAM

SIRAYA GEÇ Temel bir gün sinemaya gitmiş. Bilet almak için gişeye doğru yürümüş: - Bana bir bilet lütfen. Bilet satan adam gazete okuyormuş. Hiç oralı olmamış: - Sıraya geç kardeşim. Temel bir sağına bakmış bir soluna. Kimse yok. Bir daha sormuş: - Bana bir bilet verir misiniz?

Biletçi yine: - Sıraya geç, demiş. Temel yine sağına, soluna, arkasına bakmış kimsecikler yok. Tekrar etmiş bilet isteğini. Adam tam sıraya geç kelimesini bitirmeden ona iki tane tokat atmış. Biletçi kendine gelmiş: - Kim vurdu bana? Temel de: - Ne bileyim bu kalabalıkta kimin vurduğunu, demiş.

ŞİMDİ KAÇALIM AMCA Küçük bir çocuk apartmanın ziline basmaya çalışıyormuş. Oradan geçen ihtiyar bir amca çocuğa yardım etmek istemiş. - Hangi zile basmak istiyorsun evladım?

- İkinci zile amca. Amca zile bastıktan sonra: Şimdi ne yapacaksın, diye sormuş. Çocuk: - Şimdi kaçalım amca....

GERİYE NE KALIR Öğretmeni Ayşe’ye sorar: - 10 elmanın 10’unu da yersek, geriye ne kalır?

Ayşe: - Çekirdekleri ve çöpleri kalır öğretmenim.


6-Utanınca 5-Ayakkabı bağında

Kekeme birisi yolda giderken bir arkadaşına rastlar. Arkadaşı: -Eeee nereden böyle? Kekeme: -Ra-ra-raadyo a-a-ajansından. Arkadaşı: -Ne yaptın orada? Kekeme: -Yaa bı-bı-bırak ya, bi kı-kı-kravat takmadık diye işe a-al-alma-dılar!

Cevaplar

KRAVAT

7-Anahtar

Bir müşteri evcil hayvan dükkanına girer ve sorar: - Köpeği satın almak istiyorum ama sadık mıdır? Satıcı: - Elbette sadıktır, size bu konuda yüzde yüz garanti verebilirim. Müşteri: - Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Satıcı: - Şu güne kadar beş kere sattım. Her seferinde de geri geldi.

1-Ameliyat masasında

SADIK

8-Saat

Temel otoyolda ters yöne girer. Bunu gören trafik polisi sürücüleri uyarmak için anons yaptırır. Bu arada ters yolda ilerleyen Temel de anonsu dinlemektedir. Polis: - Lütfen dikkat ters yönde ilerleyen bir araç var. Temel bağırır: - Ne bir tanesi hepsi ters yönde.

2-Ağrı Dağı

GERİYE NE KALIR

3-Virgül

l Dünyanın en uzun yaşayan hayvanı kaplumbağadır. En az yaşayan kelebeklerdir. l En az yağış alan yer Güney Amerika kıtasındaki Şili’nin Atakama Çölü’ndeki bir bölgedir. Buraya 1971 yılında yağan yağmurdan önce 400 yıl hiç yağmur yağmadığı söylenmektedir. l Şimdiye kadar yaşamış olan en ağır kişi ABD Washington’dan Jon Brower Minnoch’tur. Ağırlığının 635 kilo civarında olduğu tahmin edilmiştir. l Dünyada üretilen en pahalı yapı, yapımı için 150 milyar dolar harcanmış olan Uluslararası Uzay İstasyonu’dur. l Dünyanın en uzun adamının boyu 2.90 metredir. l En çok yağış alan yer Hawaii adasındaki bir dağdır. Buraya yılda 355 gün yağmur yağmaktadır. l Günümüzde var olan en eski piyano 1721 yılında Florasanlı Bartolomeo Christofori tarafından yapılmıştır. l Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu ağacıdır. Bambular bir günde yaklaşık 90 cm. kadar uzar. l En uzun kalp durması 4 saattir. Bir Norveçli Aralık 1987’de denize düşmüştür. Hayatının devam etmesi denizde iken vücudunun ısısının düşüklüğü nedeni ile gerçekleşmiştir. l Eksi 89 derece dünyanın tespit edilmiş en düşük sıcaklığıdır. l İlk aşırı hız cezası 1902’de yazıldı. l Dünyanın en temiz havası Norveç’teki Svalbard adasındadır. Adaya ilk inildiğinde baş dönmesi ve burun kanaması yaşanabiliyor. l Dünyanın en büyük çiçeği Avustralya’da yetişir ve Rafflesia Arnold ismiyle bilinir. Büyüdüğünde ebatları bir şemsiye kadardır. l Göz kırpmadan beklemede dünya rekoru 30 saat 12 dakikadır.

9-Mantar

İLGİNÇ BİLGİLER

1-Hangi masada yemek yenmez? 2-En çok acı çeken dağ hangisidir? 3-Hangi gül kokmaz? 4-Uzun yoldan kuş gelir ne söylese hoş gelir. 5-Hangi bağda üzüm yetişmez? 6-Domates nasıl kızarır? 7-Elsiz ayaksız kapı açar. 8-Benim adım iki hece, çalışırım gündüz gece. 9-Bir bacağım var bir de şapkam.

4-Mektup

l İ N T E R N E T T E   B U N L A R   VA R : )

ÇOCUK BİLMECELERİ

TEK BEN BİLDİM Küçük Ahmet okuldan eve dönüşünde annesine: - Bugün öğretmen bir soru sordu, bir tek ben bildim. Annesi merak etmiş: - Soru neydi? - Bizim evin adresi.

İSMMMO YAŞAM l 65


K A R E 12

iden bir p olma. arımsak askar’ın Aceleci, sınır. 9. hçelerin isinden renksiz, leştiren

2

3

4

5

6

7

8

9

1

10 11 12

1

1

2

2

3

3

4

4

5

5

6

6

7

7

8

8

9

9

10

10

11

11

12

12

13

13

14

14

15

15 SOLDAN SAĞA

1. Arıtımevi – Eskrimde bir dal. 2. Hastalıklı, sakat – Bir ilimiz. 3. Bir tür su kabı – Ağıt, içli şiir. 4. İsrail’in plaka işareti – İnsanın yaradılış özelliği – İki tarla arasındaki sınır. 5. Çocuklara anlatılan hikaye – Bir tür yaygı. 6. Seçkin, özenle yapılmış – Eski bir Mezopotamya uygarlığı. 7. Denizli’nin bir ilçesi – Irmaklarda işleyen, bir çeşit altı düz kayık. 8. Akıcı, sıvı – Yılan – Bir çoğul eki. 9. Bir çeşit mobilya – Sözlerinin bütünü ya da çoğu şarkılı olarak söylenen müzikli tiyatro eseri. 10. Katma, ilave etme – Hedefi vurma. 11. “İç imdi iç şarabını / … bir yana hicabını” (Recaizade Ekrem) – Alev – Evcil bir geyik. 12. Gösteriş – Koruma altındaki alan. 13. Tanrıbilim – Kenar süsü. 14. Yemişlerin yenen bölümü – Eski Yunan mitolojisinde, adaleti sağlamak için intikamı savunan acımasız bir tanrıça. 15. Birinci Dünya Savaşı yıllarının ünlü kadın casusu – İstek, arzu.

YUKARIDAN AŞAĞIYA

1. Yükselti – Gümüşbalığına benzer bir balık – İlaç. 2. Kamufle etmek – Nabokov’un bir romanı. 3. Avrupa’da bir ulus – Su verme – Araç. 4. Duyurular – Kutsal Hint destanlarına verilen genel ad. 5. İstek – “… Kalyon” (aktör). 6. Boyutlar – Faiz – Bildik, tanıdık. 7. Endonezya’nın plaka işareti – Çok bilmiş geçinen – Belirti – Mahal. 8. Önde bulunan – Eski Yunan mitolojisinde, aşk tanrısı – Hz. Nuh'un oğlu Sam’dan türediklerine inanılan beyaz ırkın, Arapça, Asurca, İbranice ve Habeşçe konuşan çeşitli kavimlerinin toplandığı kolu. 9. Herkes, yabancılar – İki ülke parasının karşılıklı değeri. 10. Kraliçe – Sonsuza kadar, sürgit – Başlıca içecek. 11. Geceleri yatarken giyilen giysi – Evliya – Gümüş. 12. Tahılın tarladaki adı – İstek, dilek – Birine saldırmak için saklanarak beklenen yer.

Ç Ö Z Ü M

KARE BULMACA SOLDAN SAĞA 1. Rafineri-Epe. 2. Alil-Bilecik. 3. Kanata-Eleji. 4. IlNatura-An. 5. Masal-Kilim. 6. Mutena-Elam. 7. ÇalPeleme. 8. Akar-Mar-Ler. 9. Masa-Opera. 10. Ulama-İsabet. 11. Ko-Alaz-Ren. 12. Alayiş-Sit. 13. İlahiyat-Su. 14. Eten-Nemesis. 15. Matahari-Umu. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Rakım-Çamuka-Em. 2. Alalamak-Lolita. 3. Fin-Sulama-Alet. 4. İlanat-Ramayana. 5. Talep-Salih. 6. EbatNema-Aşina. 7. Ri-Ukala -İz-Yer. 8. İleri-Eros-Sami. 9. Elalem-Parite. 10. Ece-İlelebet-Su. 11. Pijama-ErenSim. 12. Ekin-Murat-Pusu.

SOLDAN SAĞA: 1. Rafineri-Epe. 2. Alil-Bilecik. 3. Kanata-Eleji. 4. Il-Natura-An. 5. Masal-Kilim. 6. Mutena-Elam. 7. Çal-Peleme. 8. Akar-Mar-Ler. 9. Masa-Opera. 10. Ulama-İsabet. 11. Ko-Alaz-Ren. 12. Alayiş-Sit. 13. İlahiyet-Su. 14. Eten-Nemesis. 15. Matahari-Umu. SOLDAN SAĞA: 1. Rakım-Çamuka-Em. 2. Alalamak-Lolita. 3. Fin-Sulama-Alet. 4. İlanat-Ramayana. 5. Talep-Salih. 6. Ebat-Nema-Aşina. 7. Ri-Ukala-İz-Yer. 8. İleri-Eros-Sami. 9. ElalemParite. 10. Ece-İlelebet-Su. 11. Pijama-Eren-Sim. 12. Ekin-Murat-Pusu

n kayınmuktan önek. 6. opası – a’da bir u, iffetli ullanılusluk – elikleri ) – Yan-

1

B U L M A C A

2 3 4 5 6 SUDOKU

7

8

K O L A Y

Z O R

SOLDAN SAĞA 1. Altınkökü de denen kusturucu kök – Şufa. 2. Şölen Rey – Tanrı katı ile ilgili – Hile, entrika. 4. Zayıf, çelims broşür. 5. Anında, şipşak – Kamyonet. 6. Bir cetvel tü 7. Küçük bitkilerin ortak adı – Parmakta tırnak yöresi Latife. 9. Kurçatovyum simgesi – Sıcak ülkelerde yetişe tahtası – Yılan – İki anlamında önek. 11. Bir kan grub – Osmanlı padişahlarının adlarının sonuna getiri Kafka’nın bir romanı – Japonya’da bir ada. 13. Hadım e yüzmek ya da çevreyi güzelleştirmek gibi amaçlarla a beton ve benzeri şeylerden yapılarak içine su doldurul yer. 14. Kalsiyumun simgesi – Aşırı bezginlik ve sızlanm ortası. 15. Tembellik – Dökme demir.

YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Yalıtıcı – Yalnızca, ancak. 2. İçki bardağı – Japon çiçek d hitap ünlemi – Galyumun simgesi – Vakit geçirmeye yara eğlence – Bir bağlaç. 4. Bir tür etli ve büyük zeytin – İma tan’da, kocasının cesediyle birlikte ateşe atılıp yakılan ve K O L A Y Z O R verilen ad – Bir göz rengi. 6. “… Harris” (aktör) – Sebep – dolayı – Şifalı otlarla tedavi etmek – Kuzu sesi. 8. N Okyanusların en derin yeri – Bir peynir türü – Ekmek Soğurma, emme – Kadife, çuha, yün vb nin yüzeyindeki i etmek – Kalın, tok ve gür ses. 12. Franz Kafka’nın mek canlı, sarmısaklı yoğurtlu bir kebap türü. KARE BULMACA SOLDAN SAĞA 1. İpeka-Önalım. 2. Ziyafet-Bari. 3. Oy-Ledüni-Al. 4. LagarRisale. 5. Alaminüt-Van. 6. Te-Ane-Ek-Ma. 7. Ot-Dolama. 8. Riyaset -Şaka. 9. Ku-Ananas. 10. Senit-Mar-Di. 11. AbMilas-Han. 12. Dava-Okinava. 13. Enemek-Havuz. 14. CaElaman-Di. 15. Atalet-Pik. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. İzolatör-Sadece. 2. Piyale-İkebana. 3. Ey-Ga-Oyun-Ve. 4. Kalamata-İmamet. 5. Aferin-Sati-Ela. 6. Ed-NedenLokal. 7. Ötürü-Otamak-Me. 8. Nitel-Nasihat. 9. AbisKaşar-Nan. 10. La-Av-Mas-Hav. 11. Iralamak- Davudi. 12. Milena-Alinazik.


2004 yılından itibaren bulut teknolojisini muhasebe yazılımında başarı ile uygulayan LUCA'dan E dönüşümde lider çözümler..

LUCA Ticari Paketleri’ nde yer alan çözümler ile firma iş süreçlerinde başlayan e uygulamaların LUCA Mali Müşavir Paketi’ ndeki e defter gönderimi ile Gelir İdaresi Başkanlığı’ na doğrudan bildirimi sağlanır. E dönüşüm süreçlerinde TÜRMOB İŞNET Özel Entegratörlük Hizmetleri anlaşması ile birlikte elektronik belgelerin saklanması konusunda da önemli hizmetler sunulur.

67yasam  
67yasam