Page 1

YAS AM

SAYI

EYLÜL - EKİM 2015

58

SANSÜRLENDİN

SANSÜRLENDİM

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

SANSÜRLENDİK l DOSYA: KYOTO RUHU DİRİLTİLECEK Mİ? l GIDA MÜHENDİSLERİ ODASI BAŞKANI YUSUF SONGÜL İLE SÖYLEŞİ l KARİYER: KENDİ KENDİNİZİ EĞİTİN l YÖNETMEN ÖMER UĞUR İLE RÖPORTAJ l MALİ MÜŞAVİR ŞAİR l TARİHİ ESER ZENGİNİ SİVAS l BİR KELT ŞEHİR: DUBLİN l İYOTLARI EKSİLMESİN


başkandan

Sevgili İSMMMO Ailesi,

Bu topraklara ‘barış’ hep acıların ve göz yaşının ardından geldi. Ve yine ‘barış’ isteyen canlar; 10 Ekim’de can evinden vuruldular. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin öncülüğünde 10 Ekim’de Ankara’da “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi” sloganıyla Emek, Barış ve Demokrasi mitingine yapılan saldırıda, 102 can hayatını kaybederken 65’i ağır 508 kişi de yaralandı. Ülkemizin birlik ve beraberlik anlayışına, kardeşlik ve bir arada yaşama çabasına dönük gerçekleştirilen bu hain saldırıyı nefretle kınıyoruz. Bu hain saldırı camiamızı da yasa boğdu. Ancak bilinmesini istiyoruz ki; hiçbir güç; emeğin, barışın, demokrasinin savunuculuğundan ve mücadelesinden bizleri alıkoyamayacak! Demokrasi ve barış mücadelesi her cephede devam ediyor. Bağımsız medyanın büyük darbe aldığı ülkemizde, gazeteciler parmaklıklar ardında ‘özgürlük’ mücadelesi veriyor. Ekranlar karartılmış; bağımsız medya üzerinde baskılar iyiden iyiye artmış durumda. Bu nedenle İSMMMO Yaşam’ın kapak haberini ‘sansür’ konusuna ayırdık. Haberimizde basın tarihimizin adeta bir ‘sansür tarihi’ olduğunu, Türkiye’nin sansür karnesinin de ‘sıfır’larla dolu olduğunu göreceksiniz. Dosya konumuzda ise ‘küresel ısınma’ konusunu işledik. Dünyanın küresel ısınma felaketinden korunabilmesi için etkin bir mücadele vermesi gerekiyor. Dünya liderleri kasım ayının sonunda Paris’teki önemli toplantıda evrensel anlaşmaya varabilirlerse, geleceğimiz adına büyük bir umut ışığı yanacak. Bu nedenle biz de haberimizde küresel ısınma ile bizleri bekleyen felaketleri bir kez daha hatırlatarak farkındalık oluşturmak istedik. Sağlıklı yaşayabilmek için temiz havaya ihtiyacımız olduğu kadar sağlıklı yiyeceklere de ihtiyacımız var. Hileli gıdalar gittikçe artarken, gıda güvenliği daha da önem kazanıyor. Zirvedekiler sayfalarımızın konuğu TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Songül ile tam da bu konuyu konuştuk. Konunun uzmanından gıda dünyasında bizi bekleyen tehditleri öğrenebilirsiniz. Medya dünyasından konuğumuz ise Anadolu Ajansı’nın deneyimli isimlerinden gazeteci Ali Bayaslan… Anadolu Ajansı’nın bağımsızlığının sorgulandığı bugünlerde Bayaslan’ın da söyleyecekleri var. Sanat dünyasından ise yönetmen Ömer Uğur’u sayfalarımıza konuk ediyoruz. Dizi ve sinema filmleriyle adından söz ettiren Uğur ile ajandasındaki son projelerini konuştuk. İçimizdeki bir şairi bu kez dergimizde ağırlıyoruz. Üyemiz Fulya Alemdar, şiir dolu dünyasına sizleri de davet ediyor. Dergimiz sağlıktan eğitime geziden kariyere farklı ilgi alanlarına hitap eden haberlerle de size zengin bir içerik sunmaya çalışıyor. Kariyer sayfalarımızda ‘kendi kendini’ eğitmenin önemine vurgu yapıyoruz. Eğitim sayfalarımızda Türkiye’de yeni bir hayat kurmaya çalışan Suriyeli çocukların okullarına mercek tutarken, sağlık sayfalarımızda ise çocuklarda iyot eksikliğinin ne tür sağlık problemlerine yol açabileceğini işledik. Yurtiçindeki gezimizde bu kez durağımız; İç Anadolu’nun zengin tarihi mirasa sahip ili Sivas… Yurtdışında ise yeşil ada olarak bilinen İrlanda’da soluklanıyoruz. Umarım sizler de hayatın bu yorucu temposu içinde İSMMMO Yaşam’ın sayfaları arasında biraz soluklanırsınız… Sağlıcakla kalın dostlar

Dr. Yahya Arıkan

İSMMMO Eylül-Ekim 2015

YAS AM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

l DANIŞMA KURULU

Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Ali Altun, Metin Bayar, Yılmaz Bolgün, Halim Bursalı, Murat Ceyhan, Fuat Çiftçi, Ayhan Çorapçı, İrfan Demirci, Erol Demirel, Yrd. Doç. Dr. Zekeriye Demir, Mithat Erdoğan, Mehmet Eren, Saadet Gencoğlu, Metin Gökdağ, Özlem Gül Er, Tayyar Güler, Haluk Gülsoy, Adnan Gün, Nadir Hikmet Güneş, Ayşin Hangül, Funda İzi, Hüseyin Kaleli, Turgay Kanarya, Şahin Kandıralı, Sabri Karakaşlıoğlu, Turan Kaşıkçı, Nedim Kaya, İlhan Kırcaoğlu, Coşkun Kolso, Sabahaddin Kunaçaf, Cemile Kuzu, Kazım Mermer, Arif Mert, Kenan Mülayim, Muhammed Öncül, Hayrettin Özbakır, Tuncay Özen, Serdar Özkan, Gülgün Öztürk, Emine Öztürk, Veysel Karani Palak, Nevzat Pamukçu, Bahriye Payal, Fahrettin Ravanoğlu, Orhan Sarıgene, Süheyla Öztürk Selçuk, Hüsniye Sezgin, Gülay Süren, Dr. Abdülkadir Şahin, Sevim Şahin, Nurettin Tan, Feyzullah Tanyer, Ali Haydar Tunç, Aysel Tümer, Abdulaziz Ural, Turgut Uysal, Mehmet İhsan Yalçın, Hüseyin Yerli

l BASILDIĞI YER: Express Basımevi İkitelli OSB Deposite İş Merkezi A4 Blok K.3 No.309 Küçükçekmece-İstanbul (0212) 671 61 51, (0212) 671 61 52 l Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 3.000 adet basılır. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. l Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80


KAPAK

Bu bir sansürsüz ‘sansür’ haberidir!

Matbaanın yaşadığımız topraklara zorlu giriş öyküsü, aynı zamanda sansür tarihinin de başlangıcı... Türkiye, artık dünyada gazeteciler için cezaevi olarak anılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye; Burundi, Myanmar, Zimbabve, Ürdün, Bangladeş ve Kamboçya gibi ülkelerin gerisinde yer alıyor.

İÇİNDEKİLER

14 Z İ R V E D E K İ L E R

‘Gıdadaki hileyi beş duyuyla anlamak zor!’ Hileli gıda oranında artış yaşanıyor. Denetimsiz işletmeler insan sağlığını tehdit ederken, artan şehirleşme bizleri bu tarz gıdalara mecbur bırakıyor. Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Songül, gıda hilelerinin anlaşılabilmesi için laboratuarlarda analizin şart olduğunu söylüyor. 10

D O S YA

“Kyoto ruhu Paris’te diriltilecek mi?” “Kutup buzulları eriyecek. Sel ve kuraklık nedeniyle 200 milyon kişi açlığa mahkum olacak. Salgın hastalıklar baş gösterecek...” Dünya liderleri bu felaket senaryosunun gerçekleşmemesi için Kasım ayının son günlerinde Paris’te toplanacak. Hedef, sıcaklık artışının 2 derece sınırlamak. 24


GÜNDEMİN SESİ

Zamanla yarışan bir gazeteci 1997’den bu yana Anadolu Ajansı’nda çalışan, yakın zamana kadar Ekonomi Servisi’ni yönetirken İstihbarat’a Başmuhabir olarak atanan Ali Bayaslan, haberlerinde iktidarın gölgesi olup olmadığı sorusu üzerine “Bu sorgulama sağlıklı ancak gezegenimiz bir bilgiyi saklayabileceğiniz, deforme edeceğiniz ve bunun gizli kalacağı 20 bir yer değil” diyor.

YAŞAMIN PORTRESİ

‘Sıcak ve samimi filmler yapmaya çalışırım’ En son Geniş Aile: Yapıştır ve Guruldayan Kalpler’in yönetmenliğini üstlenen Ömer Uğur, “Kendime yapmayacağım filmleri başkasına yapmayacağıma yemin etmiş bir adamım” diyerek yönetmenlik mottosunu anlatıyor. Günümüz teknolojisiyle sinemanın demokratikleştiğini söyleyen Uğur, artık cep telefonuyla bile film çekilebildiğini 30 söylüyor.

KARİYER

Kendi kendinizi eğitin! Eğitmen Alper Gülsün, iletişim, pazarlama, liderlik gibi eğitimleri kişilerin kendi imkanlarıyla alabileceklerini ya da bu konularda kişisel gelişim kitapları okuyabileceklerini söylüyor. 34

R E N K L İ

Y A Ş A M

Binden fazla şiir yazdı Fulya Alemdar, bugüne kadar binin üzerinde şiire imza atmış bir meslek mensubu. Eli kalem tuttuğundan beri şiir yazıyor. Son olarak 117 şiirini topladığı bir kitabını da yayınladı. ‘Ayrılık İklimi’ adlı kitap, Kanes Yayın28 ları’ndan çıktı.

6 2 .

G Ü N

6

İSMMMO HABER

8

EĞİTİM

36

S A Ğ L I K

38

DOSTLARIMIZ

40

L E Z Z E T

42

M O D A

44

EVİM EVİM

46

G E Z İ - D Ü N YA

48

GEZİ - TÜRKİYE

52

K Ü LT Ü R - S A N AT

56

SİNEMA - DVD

58

K İ TA P

60

T E K N O - YA Ş A M

62

MİZAH

64


Barış şehitleri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin öncülüğünde 10 Ekim’de Ankara’da “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi” sloganıyla Emek, Barış ve Demokrasi mitingine yapılan saldırı, Türkiye’yi yasa boğdu. Barış Bloku, Temmuz 2015’te, hükümetin Türkiye’yi Suriye’deki savaşa dahil etmesinden kaygı duyan ve karşı çıkan HDP ile CHP milletvekilleri, bazı sendika, meslek örgütü, vakıf ve platformların destekleriyle oluşturulmuştu. Blok bu tarihten itibaren çeşitli miting, protesto ve yürüyüşler düzenledi. 10 Ekim’de

Emek, Barış, Demokrasi Mitingi için Barış Bloku destekçileri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından katılım çağrısı yapıldı. Mitinge Türkiye’nin farklı illerinden katılımlar oldu. Katılımcılar mitingin yapılacağı Sıhhiye Meydanı’na gitmeden önce Ankara Garı önünde toplanma kararı aldı. Kalabalık toplandıktan sonra saat 10.04’te, 3 saniye arayla iki patlama oldu. Patlamalar iki trafik ışığının arasında ve garın önündeki alt geçidin iki yanında EMEP, HDP, SGDF pankartlarının olduğu yerde gerçekleşti. HDP’den Sırrı Süreyya

Önder, bu iki patlama kadar güçlü olmayan üçüncü bir patlamanın da gerçekleştiğini bildirdi. Resmî açıklamalara göre patlamalar sonucunda 102 kişi hayatını kaybederken 65’i ağır 508 kişi yaralandı. Patlama alanında bulunan Türk Tabipleri Birliği yöneticisi Hande Arpat, alana ambulanslardan çok önce çevik kuvvet polislerinin girdiğini ve hayati tehlikesi olan ağır yaralı insanlara müdahale eden sağlıkçılara, yaralılara ve ölülere biber gazı ile saldırarak insanların canına kast edildiğini söyledi.

62. GÜN

Seçim öncesinde tansiyon yükseldi

6 l İSMMMO YAŞAM

Kasım seçimine doğru Türkiye’de özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde tansiyon yükseldi. Cizre, Sur, Silvan ve Nusaybin’de günlerce sokağa çıkma yasağı uygulanırken ilçelerden gelen haberler sürekli kafa karıştırdı. Anadolu Ajansı’nın (AA) son olarak sokağa çıkma yasağının uygulandığı Mardin’in Nusaybin ilçesinde Özel Harekât polisleri ile birlikte operasyona çıkması dikkat çekti. AA, Özel Harekât polislerinin eski Nusaybin Devlet Hastanesi binasında arama yaptığını belirterek görüntüler geçerken sokaklardaki hendek ve barikatlardaki patlayıcıların imha edildiğini kaydetti. Ev ve işyerlerinin su ve elektrik hatları bu şekilde zarar gördü. Operasyonlar ve çatışmalar nedeniyle hastalar hastaneye gidemezken AA hastaların polisler tarafından zırhlı araçlarla

hastaneye taşındığını savundu. AFP ise daha önce 3 kez sokağa çıkma yasağı uygulanan Diyarbakır’ın Sur ilçesinden fotoğraflar yayımladı. Fotoğraflarda YDG-H’lilerin silahlarla barikat ve hendeklerin arkasında nöbet tuttuğu görülürken bir fotoğrafta barikatın arkasında silahlı YDG-H’lilerin mahalleli kadınlarla çay içtiği kareye yer verildi. Bu arada Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde askeri operasyonlara karşı canlı kalkan eylemi yapan grubu izlerken gözaltına alınıp üç gün sonra sınır dışı edilen Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink, ülkesine dönüşünün ardından “Kalbimi Kürdistan’da bıraktım. Ne zaman emin değilim, ama geri döneceğim” açıklamasını yaptı.

EYLÜL - EKİM 2015


Piyalepaşa Bostanı kültür varlığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Kadir Topbaş tarafından ‘yeraltı otoparkı’ yapılacağı açıklanan tarihi Piyalepaşa Bostanı ‘kültür varlığı’ olarak tescillendi. Koruma kurulu projeyi iptal etti. Koruma kurulunun kararı Beyoğlu Kent Savunması, Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi üyeleri, HDP ve CHP’li vekillerin katıldığı basın açıklamasıyla duyuruldu. Osmanlı’nın 15 ila 17’nci yüzyıldaki ziraat teknolojisine ilişkin önemli veriler taşıyan 49 bin metrekarelik alanda yeraltı otoparkı yapılacağı geçen mayıs İBB Başkanı Kadir Topbaş tarafından duyurulmuştu. 10 ayda tamamlanması planlanan otoparkın 343 araç kapasiteli olacağı açıklanmıştı.

Aylan kıyıya vurdu, dünya ayağa kalktı

Bodrum’dan çıktıkları umut yolculuğunda, su alıp ters dönen bottan düşerek annesi ve ağabeyi ile boğulan Aylan Kurdi’nin ‘kıyıya vurmuş’ halini görüntüleyen fotoğraf, tüm dünyayı sarstı. Doğan Haber Ajansı’ndan Nilüfer Demir’in çektiği fotoğraf insanları ağlattı, liderleri silkeleyip kendine getirdi. ‘Acil’ koduyla toplantı üstüne toplantı yapıldı. Aylan Kurdi’nin ölümünün ardından göçmen sorunu masaya yatırılırken bazı ülkeler kapılarını araladı. Türkiye’de de ölümlere karşı polis, jandarma ve sahil güvenlik ekipleri, alınan önlemleri artırdı.

İki TV’nin fişi çekildi

EYLÜL - EKİM 2015

Dünyanın en önemli kültürel varlıklarından Aspendos Antik Tiyatrosu’ndaki basamaklar ve oturaklar orjinal koyu gri yerine beyaz mermer kullanılarak restore edildi. Fazıl Say, “Fotoğrafı görünce ağlamak istedim” derken Bakanlık konuyla ilgili yaptığı açıklamada, faciayı savundu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Aspendos Antik Tiyatrosu’ndaki restorasyon çalışmalarının Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararlarına uygun olarak tamamlandığını ifade edildi. Açıklamada restorasyonda kullanılan taşların renginin iklim ve tabiat şartlarının etkisi ile zamanla değişerek patina oluşturacak ve orijinal olan 2000 yıllık taş malzeme ile aynı renge dönüşeceği savunuldu.

Ölüm galoşsuz geldi İstanbul’da DHKP-C’ye yönelik operasyonlar sırasında 25 yaşındaki Dilek Doğan polis kurşunuyla can verdi. Dilek Doğan, 18 Ekim’de sabaha karşı eve gelen polislerce vurulmuş, Doğan’ın babası kızının vurulma anını, “Evimize 4 polis ayakkabılarıyla girdi. Kızımı vuran polise ‘galoş giyin’ dedik. Onlar da ‘giymeyiz’ dediler. Sonra silahı bize doğrulttu. Bir anda kızımı vurdular”

diye anlatmıştı. Hastanede yaşam mücadelesini kaybeden Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan, cenazede töreninde katilin yüzünü asla unutamayacağını belirterek, “Ben kızımı gururla büyüttüm, siz nasıl kıydınız. Katil karşıma çıksın, onun yüzünü tanıyorum. Ama karşıma çıkacak cesaretleri yok, korkaklar” diye konuştu.

62. GÜN

Koza İpek Holding ve bünyesindeki şirketlere kayyum atanmasının ardından polis baskınının düzenlendiği KanalTürk ve Bugün TV’nin yayını kesildi. Genel seçimlere günler kala cemaate yakın olduğu iddia edilen söz konusu medya grubuna operasyon pek çok kesimden eleştiri aldı.

Antik tiyatroya ‘mutfak mermeri’

İSMMMO YAŞAM l 7


Barış, Barış.. Israr ediyoruz! Türkiye’nin dört bir yanından gelerek Ankara’da emek, barış ve demokrasi taleplerini haykırmak için toplananlara yönelik 10 Ekim günü gerçekleştirilen bombalı saldırı, İSMMMO ve üyelerini de derinden üzdü. Saldırının ardından bu kanlı terör eylemini lanetleyen İSMMMO resmi web sitesi ve sosyal medya adreslerinden kınama ve başsağlığı açıklaması yayınladı. İSMMMO Başkanı Dr. Yahya Arıkan’ın kınama mesajında şöyle denildi: “Savaşa, çatışmalara, baskılara, şiddete karşı barışı, özgürlükleri, demokrasiyi ve emekten yana bir mücadeleyi hep birlikte yükseltmek için toplanan ve karşılığında acıya dönüşen bu kanlı girişimi lanetliyoruz! Ülkemizin birlik ve beraberlik anlayışına, kardeşlik ve bir arada yaşama çabasına dönük gerçekleştirilen hain saldırının toplumun her kesimini

derinden etkilediğini biliyoruz. Vicdanların rahatlaması adına, barış ve kardeşlik duygularımızın zarar görmemesi için talepleri, siyasi düşüncesi ne olursa olsun bütün yurttaşlarımızın can güvenliğinin sağlanması gerekmektedir. Her türlü kutuplaşmadan uzak, ortak akıl, ortak dil ekseninde; barış mücadelesi her şeye rağmen ısrarla sürdürülmelidir. Bu açıdan, toplumları korkutmak, yıldırmak, sindirmek isteyenlere fırsat vermeyeceğimizin bilinmesini isteriz. İSMMMO olarak gerçekleştirilen bu katliamı nefretle kınarken; hiçbir güç emeğin, barışın, demokrasinin savunuculuğundan ve mücadelesinden bizleri alıkoyamayacaktır. Benzeri saldırıların yaşanmamasını temenni ederken, ülkemizde sağduyunun egemen olmasını, barışın, huzurun gelmesini bekliyoruz.”

İSMMMO HABER

E-Tebligat rehberiniz İSMMMO’dan

E-çözüm seminerimize büyük ilgi gösterildi TÜRMOB’un düzenlediği “E-Fatura, E-Defter, E-Arşiv, Kayıt Saklama, Entegrasyon ve Arşivleme Çözüm” konulu seminere meslek mensupları büyük ilgi gösterdi. İSMMMO Hizmet ve Kültür Binası’nda düzenlenen seminerde, katılımcılara elektronik uygulamalar üzerinden mesleki çalışma sistemine dair bilgiler verildi. Seminer LUCA Proje Koordinatörü SMMM Cenk İçer ve GİB Entegratörü İŞNET’in Satış Müdürü Ayhan Akgöz’ün sunumlarıyla sona erdi.

8 l İSMMMO YAŞAM

İSMMMO, kağıt ortamından elektronik ortama alınan tebligatların işleyişine dair, üyelerinin sorun yaşamasını önlemek amacıyla elektronik tebligat rehberi yayınladı. Bu rehberle İSMMMO, yapılabilecek en ufak hata ile birlikte vergi kaybına yol açabilecek olan tebliğlerle ilgili olarak üyelerinin mağdur olmasını engellemeyi amaçladı. Oda web sitesi üzerinden yapılan açıklamada, “Gelir İdaresi Başkanlığı E-Beyanname, E-Yoklama uygulamasından sonra Vergi Mükelleflerine yapacağı tebligatları 01/01/2016 tarihinden itibaren ‘Elektronik’ olarak yapacağını 27/08/2015 günü yayımlanan 456 seri numaralı VUK Genel Tebliği ile açıklamıştır. Müşterilerinizin ileride cezalı duruma düşmemesi için bağlı oldukları vergi dairelerine müracaatları sağlanarak gerekli işlemlerin bir an önce yapılması gerekir” denildi.

EYLÜL - EKİM 2015


İSMMMO ailesi günden güne büyüyor

EYLÜL - EKİM 2015

Arıkan: Sesimizi daha çok duyurmalıyız İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO), Cevahir Otel’de “Muhasebe Uygulamalarında Vergi (Usul) İncelemeleri” semineri düzenleyerek, çok sayıda meslek mensubunu bir araya getirdi. Yoğun katılımın sağlandığı seminerde açılış konuşmasını İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan yaptı ve mesleki gündeme ilişkin bilgiler verdi. İSMMMO’nun eğitimde bir marka olarak yoluna devam ettiğini vurgulayan Arıkan, e- fatura, e-defter konularıyla ilgili yoğun bir talebin olduğunu ve 16 ilçede bu konularla ilgili eğitimlerin başlayacağını belirtti. Vergi incelemeleri konusuna da değinen Arıkan, vergi müfettişlerinin meslektaşlar üzerindeki baskılarına son verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Arıkan konuşmasına şu şekilde devam etti: “İmza kampanyamızla sorunlarımızı ortaya koyduk. Göstermiş olduğunuz çaba ve ilgiyle binlerce imza topladık, toplamaya da devam ediyoruz. Sesimizi ne kadar çok duyurursak, sorun ve sıkıntılarımızı o

kadar net ve çabuk çözeriz. Bu sorunların en başında gelen KGK konusunda da hala herkesin kendi işini yapması gerektiğini öneriyoruz. Lisanslama, disiplin işi KGK’nın işi değil. Bu mesleği tercih eden gençlerin önünü kapatarak tekrardan sınav getirmelerini yanlış buluyoruz. ”Seminerde konuşan TÜRMOB Genel Sekreteri Yücel Akdemir ise kurumsallaşma, büro standartları hizmeti projelerinin yakında hizmete gireceğini belirterek, İSMMMO’nun çözüm üretme konusunda en önde ilerlediğini ifade etti. Açılış konuşmalarının ardından Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cemal İbiş oturum başkanlığında, Marmara Üniversitesinden Doç. Dr. Özgür Çatıkkaş, Galatasaray Üniversitesinden Doç. Dr. Oğuzhan Bahadır, Kadir Has Üniversitesi’nden Yardımcı Doç. Dr. Mustafa Çanakçıoğlu, TESMER Başkan Yardımcısı Nevzat Pamukçu ve Eğitmen SMMM Halim Bursalı sunumlarıyla son gelişmeleri meslektaşlara aktardı. Seminerinin ardından katılımcılara plaketler verildi.

İSMMMO HABER

Mesleğe yeni giren meslek mensupları ruhsatlarına kavuştu. İSMMMO Hizmet ve Kültür Binası’nda 5-6 Ekim 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilen törenlerde, zorlu bir sınavı başarıyla geçen meslek mensupları, İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan’ın elinden ruhsatlarını teslim aldılar. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan ve TÜRMOB Genel Sekreteri Yücel Akdemir’in konuşmalarının ardından video gösterimi ile devam eden törenler, mesleğe yeni adım atmış üyelere özel hazırlanmış İSMMMO katkılarıyla yaptıkları kutlama sevinciyle büyük bir coşkuya dönüştü. Ayrıca ruhsat törenlerinin yapıldığı gün rezervasyon yapmış olan meslek mensupları arasında; en yüksek notu alan, en genç ve eşi ya da babası mali müşavir olan üyelere oda tarafından hediyeler verildi. Bu arada İSMMMO Hizmet ve Kültür Binası’nda 14-15 Ekim 2015 tarihleri arasında yapılması planlanan ruhsat dağıtım töreni Ankara’da yaşanan acı olay yüzünden ileriki bir tarihe ertelendi.

İSMMMO YAŞAM l 9


ZİRVEDEKİLER

‘Gıdadaki hileyi beş duyuyla anlamak zor!’ Gıda ürünleriyle ilgili tartışmaların arttığı bir dönemden geçiyoruz. Hileli gıda oranında artış yaşanıyor. Denetimsiz işletmeler insan sağlığını tehdit ederken, artan şehirleşme bizleri bu tarz gıdalara mecbur bırakıyor. Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Songül, gıda hilelerinin anlaşılabilmesi için gıdaların laboratuarlarda analiz edilmesinin şart olduğunu söylüyor.

10 l İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR “Gıdalarda yapılan hilelerin birçoğunu insanların beş duyusu ile anlaması çok zordur, hatta bazı durumlarda imkansızdır. Bu tip hilelerin anlaşılabilmesi için gıda maddesinin laboratuarlarda analiz edilmesi gerekmektedir…” Bu sözler, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Songül’e ait. Son dönemde ülkemizin gündemindeki en önemli konulardan biri gıdalardaki hileler. İşletmeler ürettikleri ürünlerden elde edecekleri kârı artırmak istiyor. Bu nedenle farklı yollara

başvurarak insan sağlığını tehdit ediyorlar. Ama tabii ki bütün işletmeleri aynı kefeye koymamak gerekiyor. Uygun koşullarda, bilimsel olarak üretim yapan, mevzuata uyan birçok işletme de var. Songül, “Gıda maddelerinde yapılan hileler özellikle düşük gelirli halk tarafından sorgulanmıyor ve ürünler tüketiliyor. Artan şehirleşme, azalan gelir ve resmi denetimlerin yetersizliği gıda ürünlerinde yapılan taklit-tağşişte sayıca artış getirdi” diyor. Yusuf Songül’e göre, bunu da önlemenin yolu etkin ve verimli denetimden geçiyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,

EYLÜL - EKİM 2015


EYLÜL - EKİM 2015

BİLGİ KİRLİLİĞİ ÖNLENMELİ Organik gıda ciddi trend olmuş durumda. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Kentsel yaşamın ağırlık kazandığı günümüz koşullarında işlenmiş gıdaların kaçınılmaz olduğu bir gerçektir. Yaşadığımız dünyada tüketici ihtiyaçlarına cevap verebilmek için ürünlerin çeşitlenmesi, yeni ürünlerin oluşturulması gerekiyor. Günümüz koşullarında güvenli gıdayı tüketiciye ulaştırmak ve etkin bir gıda denetimi yapabiliyorum diyebilmek için mevzuata uygun olmayan bir ürünün market raflarına çıkmaması gerekiyor. Yani hammadde, üretim, taşıma, depolama, ambalajlama gibi aşamalarda denetimlerin yapılıp satışa sunulacak ürünlerin bütün kontrollerinin yapılmış olması gerekiyor. Organik gıda diye satılan her gıda ürününün güvenilir olduğu söylenemez. Organik ve doğal kelimeleri ticari üstünlük kazanmak amacıyla kullanılabiliyor. Bir gıda ürününün organik sayılabilmesi için tarımı yapılırken kullanılan gübrenin, tarımsal uygulamaların ve yöntemlerin de doğal olması lazım. Ancak bu koşullarla bakanlıktan onay verilmektedir. Görsel, yazılı ve sosyal medyada konu uzmanı olmayan bilim insanı’ sıfatını kullanan kişiler, gıda maddeleri ve gıda mühendisliği konusunda kamuoyunu yanıltıyor. Tüketici algısını olumsuz yönde etkileyerek temel gıdalardan uzaklaşmalarını sağlıyor hiçbir bilimsel temeli olmayan söylemlerle tüketicide panik havası yaratıyorlar. Medyanın bu tür açıklamalara bilimsel ve mesleki kaynaklara danışmaksızın ve doğrulamaksızın yer vermesi, sorumlu habercilik anlayışı açısından olumsuz bir yaklaşımdır. Bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi için, başta kamu kuruluşları olmak üzere, ilgili tüm kurum ve kuruluşlar işbirliği yapmalıdır.

ZİRVEDEKİLER

denetimlerini sıklaştırmalı, etkin denetimler gerçekleştirmeli, ürünler tüketici ile buluşmadan gereği yapılmalı. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Songül ile gıda sektörünü, Oda çalışmalarını ve gıda politikalarını konuştuk. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1964 yılında Ankara’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara’da tamamladım. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Dört yıl süreyle Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Entegre Pilot İşletmelerinde araştırma görevlisi kadrosuyla çalıştım. Daha sonraki yıllarda özel sektörde, kendi işimde ve üç yıl yurtdışında un ve unlu mamuller sektörlerinde çalıştım. 2014 yılında emekli oldum. Oda çalışmalarına 1990 yılında Gıda Mühendisleri, Kimya Mühendisleri Odası içinde iken başladım. 1996 yılında Gıda Mühendisleri Odası’nın çalışmalarında kurucu üye olarak görev aldım. 2014 yılı Mart ayında yapılan Oda Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu’na seçildim ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak halen görevime devam ediyorum. Göreve geldikten sonra Oda’da öncelikli olarak hangi konuları ele aldınız? Görevi devraldığımızda odamızın kötü olan mali durumunu düzeltmek için ivedilikle bir takım önlemleri uygulamaya koyduk. Günümüzde de büyük oranda bu sıkıntımızın üstesinden geldik. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde gıda işletmelerinde çalıştırılması zorunlu personel için Odamız tarafından düzenlenen İstihdamı Zorunlu Personel Onay Belgesi’nin Bakanlıkça kaldırılmasıyla ilgili açtığımız davada yürütmeyi durdurma kararı çıkmasıyla mevzuat bir önceki haline getirildi. Geçen süre içerisinde meslektaşlarımıza ve sektöre yönelik olarak birçok eğitim, seminer gerçekleştirdik. Gıda mühendislerinin başka sorunları var mı? Gıda Mühendisliği, gıda güvenilirliğinin sağlanmasına “tarladan çatala” prensibi ile yaklaşıldığında vazgeçilmez bir meslek grubudur. Başta gıda üretimi olmak üzere, gıda kontrol ve denetiminde yeterli yer edinmeleri son derece işlevsel ve önemli olmasına rağmen ülkemizde meslektaşlarımızın çok önemli sorunları bulunmaktadır. Bu sorunları; kamuda ve özel sektörde istihdam yetersizliği, özel sektörde istihdam edilen meslektaşlarımızın ücret ve sigorta ile ilgili sorunları ve üniversitelerde Gıda Mühendisliği Bölümleri’nin sürekli artmasına bağlı olarak ortaya çıkan işsiz mühendis sayısının artması başlıkları altında toplayabiliriz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, dört yıllık lisans eğitimlerinde sadece gıda alanında uzmanlaşmış olan gıda mühendislerinden yeterince istihdam etmemekte, uzmanlıklarından yeterince yararlanmamaktadır. Özellikle kamu eliyle yapılan denetimlerde gıda mühendislerinin bulunması gerekmektedir.

İSMMMO YAŞAM l 11


ZİRVEDEKİLER

Ülkemizde gıda denetiminde yaşanacak bir yetersizliğin sektörde haksız rekabete ve halk sağlığı sorunlarına yol açacağı bilinmelidir. 2010 yılında yürürlüğe giren 5996 sayılı kanunla, motor gücü 30 BG ve çalışanı 10 adedin altında olan gıda işletmelerinde uzman personel istihdam zorunluluğu kaldırılarak, güvenilir gıda arzı işletmeci sorumluluğuna bırakılmıştır. Ülkemizde işletmelerin yüzde 80’ini oluşturan küçük işletmelerde çoğunlukla farkındalık ve bilinç düzeyi düşüktür. Üretim iyi niyetle gerçekleştirilse bile sağlık risklerine neden olabilmektedir. Küçük işletmelerde gıda mühendisi çalıştırma zorunluluğu var mı? Özellikle küçük ölçekli işletmelerde, uzman personelin istihdam yükünü ortadan kaldırarak ücretlerinin kamudan bütçelendirilmesini öngörmekte olan ve gıda mühendislerinin, gıda işletmelerinde çalıştırılmasını güvence altına alınmasını sağlamayı hedefleyen Odamız tarafından hazırlanan ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na defalarca iletilen “Yetkilendirilmiş Gıda Danışmanlığı Sistemi Projesi” bir an önce hayata geçirilmeli. Projemiz, 3 yılı aşkın bir süredir bakanlıkta bekletilmektedir. Ayrıca çalışan meslektaşlarını belgelendiren ve haklarını takip eden odaların da önü açılmalı, yetkileri kısıtlanmamalı, görevlerini gereği gibi yerine getirmeleri sağlanmalı. Gıda mühendisliği eğitimi veren bölüm sayısı ve kontenjanları ülke gereksinimlerinin çok üzerinde bulunuyor. Yeni bölümlerin açılmasında ihtiyaca yönelik bir araştırma yapılmadığı gibi, açılan bazı bölümlerin de yeterli eğitimi verecek koşullara sahip olmadığını biliyoruz. Tüm bunlar ve ek olarak açılan ikinci öğretim programları da Gıda Mühendisliği eğitimi kalitesini olumsuz yönde etkilemekte, artan kontenjanlar da işsiz gıda

12 l İSMMMO YAŞAM

mühendislerinin sayısının artmasına yol açmaktadır. Üniversitelerin yeni bölümleri açılmadan ve kontenjanlar arttırılmadan önce başta diğer üniversiteler ve mesleğin gerçek sahibi kamusal nitelikli meslek odaları olmak üzere ilgili tüm kurumların görüşleri alınmalı, ikinci öğretimler bir an önce kapatılmalıdır. Türkiye’de gıda sektörünün durumunu değerlendirir misiniz? Ülkemizde, 2004 yılında çıkartılan 5179 sayılı Gıda Kanunu ile birlikte; genel yaklaşımda radikal bir değişikliğe gidilmiş ve bu kanun öncesinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında paylaşılan gıda ile ilgili tüm görevler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na devredilmiştir. Daha sonra 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB); gıda güvenilirliği, veterinerlik ve bitki sağlığı alanında “tek yetkili otorite” olarak yani bu alanlarda düzenlemeler yapmaya ve ilgili kontrol ve denetimleri yürütmeye yetkili kurum olarak belirlenmiştir. Gıda sektörü de her türlü üretim ve işlemlerini bu kanun kapsamında gerçekleştirmektedir. Fakat denetimlerdeki yetersizlikten bilerek veya bilmeyerek mevzuatın işletmeler tarafından tam olarak uygulanmamasından kaynaklı olarak, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde bozulmuş, değiştirilmiş gıdalar üretilmekte ve satışa sunulmaktadır. Bu gibi firmalar, bakanlık tarafından tespit edildiğinde; gerekli cezalar uygulanmakta ve bazı durumlarda da firma adı, ürün adı, markası, parti ve seri numarası ile bakanlık resmî internet sitesinde duyurularak kamuoyunun bilgisine sunuluyor. Ancak bu kadar hassas bir konunun hangi ilkelerle işlediğine dair usul ve esaslar da ilgili taraflarla şeffaf olarak

EYLÜL - EKİM 2015


HOBİLER İÇİN VAKİT KALMIYOR Hobileriniz neler? Boş vakitlerinizde neler yaparsınız? Futbol, basketbol seyretmek ve fotoğrafçılık en çok ilgi alanlarım içerisinde. Ancak günlük yaşamın akışı, Odamızla ilgili çalışmalardan fırsat bularak bu ilgi alanlarına yönelmem oldukça zor oluyor. Hobilerime vakit ayırmak için elimden geleni yapıyorum.

EYLÜL - EKİM 2015

ÖNCE ZİRAAT SONRA KİMYACILARIN ÇATISI ALTINDA YER ALDILAR Türkiye’de 1979 yılında Gıda Mühendisliği Bölümü ilk mezunlarını verdi. Mezun olan gıda mühendisleri 1990 yılına kadar Ziraat Mühendisleri Odası’na üye oldular. 1990 yılında Kimya Mühendisleri Odası çatısı altında örgütlendiler ve burada  ‘Gıda Mühendisleri Komisyonları’ kurarak çalışmalarını sürdürdüler. 1996 yılında gıda mühendislerinin, Gıda Mühendisleri Odası kurulmasına ilişkin talepleri TMMOB‘un 34. Genel Kurulu gündemine alınarak kabul edildi ve oda kuruldu. Gıda Mühendisleri Odası bugün, 13 bini aşkın asıl ve 7 bin öğrenci üyesiyle hızla büyüyen bir oda olma özelliğini taşıyor. Adana, Antalya, Bursa, İstanbul, İzmir, Konya ve Mersin olmak üzere 7 ilde şubesi, Aydın, Balıkesir, Bolu, Denizli, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Karaman, Kayseri, Kocaeli, Malatya, Manisa, Rize,  Samsun, Tekirdağ, Tokat, Van ve Zonguldak olmak üzere 18 ilde il temsilciliği  ve toplam 30 üniversitede öğrenci temsilciliği var. Türkiye’de gıda mühendisliği eğitimi de 1975’lere gidiyor. 1975 yılında ‘İzmir Gıda Teknoloji Yüksek Okulu‘‘ 40 öğrenci ile öğrenime başlamış, yüksek okul 1977 yılında ‘Gıda Fakültesi‘ne  dönüştürülmüş. Yine  1975 yılında  Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde  ‘Gıda Analizleri ve Teknolojisi Bölümü’ kurulmuş, bu bölüm 1977 yılında ‘Gıda Mühendisliği Bölümü’ haline getirilmiş. 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü‘nde opsiyon olarak Gıda Mühendisliği öğrenimine başlanmış. 1993 yılında YÖK‘ün almış olduğu kararla ‘Ziraat Fakültesi Gıda Bilimi ve Teknolojisi‘ bölümleri ‘Gıda Mühendisliği‘ bölümlerine dönüştürülmüş. Ülkemizde, gıda mühendisliği eğitimi 2012 yılı itibariyle 50 üniversitede veriliyor.

ZİRVEDEKİLER

paylaşılmalı. Gerek gıda güvenliği sorunlarının gerekse hileli ürünlerin verilerinin paylaşımı, tüketiciyi yanıltmayacak biçimde yapılmalı; süreçte algı yönetimi göz ardı edilmemeli, bilgi kirliliğinin önüne geçilmelidir. Hükümetin gıda politikalarını nasıl görüyorsunuz? Kontrol altında olmayan gıda fiyatları yeri geldiğinde ülkeler için bağımsızlık sorunu haline gelebilmektedir. Geleceğimiz üzerinde söz sahibi olmak için kendi kendimizi yönetebilme yeterliliğimiz olmalıdır. Türkiye gibi potansiyeli yüksek bir ülkenin üreticisini koruması ve üretimin sürdürülebilirliğini sağlaması gerekmektedir. Gıda sanayi sektörü imalat sektörleri içerisinde dış ticareti artı veren bir sektördür. Gelişmiş ülkelerde gıda, tarım ve hayvancılık sektörlerinin tümüne sübvansiyon uygulanmaktadır. Ülkemizde ise bu uygulamalarda eksiklikler var. Coğrafi konum itibarıyla ülkemiz gıda sanayine sürekli hammadde bulabilecek bir konumdadır. Devlet teşvikleriyle tarımsal ve hayvansal ürünleri işleyen gıda sanayimiz çok daha iyi yerlerde olabilir. Bakanlık bu politikaları belirlerken, Odalar, üniversiteler, sivil toplum örgütleri de dahil olmak üzere ilgili tüm taraflarla bir araya gelmeli, görüşlerine yer vermeli.

İSMMMO YAŞAM l 13


Bu bir sansürsüz ‘sansür’ haberidir!

KAPAK

DEFNE DOĞAN Gutenberg, matbaayı 1438 yılında icat etti ama yaşadığımız topraklarda matbaa neredeyse 3 asır sonra gerçek manada kullanılmaya başlandı. Osmanlı, 1493’te İmparatorluk topraklarına girişine izin verdiği matbaada, sadece ve sadece İbranice kitapların basılmasına vize verdi. Müslüman halka ulaşacak kitapların, Türkçe kitapların basılmasına ise 291 yıl sonra ancak izin çıktı... Bugün hala Osmanlı’daki bu tutumun nedenleri ve sonuçlarına yönelik görüş ayrılıkları var. İşin bu boyutuyla ilgili tartışmalar, Osmanlı sevgisi ya da karşıtlığı düzeyinde sürse de matbaanın geç kullanımı nedeniyle toplamsal kalkınma, ekonomik ve sosyal gelişmişlik açısından fatura ödediğimiz kesin. Belki halen ödüyoruz da... Matbaanın yaşadığımız topraklara zorlu

14 l İSMMMO YAŞAM

giriş öyküsü, aynı zamanda sansür tarihinin de başlangıcı... Sansür, “söz, yazı, resim ve radyo ile yapılan her türlü yayının ve haberleşme araçlarının yayımlanmadan ve gönderildiği kimsenin eline geçmeden önce devletçe kontrol edilmesi” olarak tanımlanıyor. Osmanlı’dan günümüze hemen her dönemde iktidar sahiplerinin basını güçlü biçimde kontrol ettiği, etmeye çalıştığı gibi bugün de benzer kaygılar geçerliliğini koruyor. Türkiye, gazeteciler için cezaevi olarak anılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde de Türkiye, iç acıcı bir noktada değil.

‘BASKININ GEREKÇESİ TERÖR’ Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (Reporters Without Borders) ‘2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ raporuna göre, Türkiye 180 ülke arasında 149’uncu sırada yer alıyor. Ekim

2014’e kadar meydana gelen gelişmelere göre hazırlanan rapor, son bir yılda kısmi iyileşmeye işaret etti. Bu iyileşme Türkiye’yi 154’üncü sıradan 149’uncu sıraya yükseltti. Bunun gerekçesi 2014’te 40 gazetecinin şartlı da olsa salıverilmesi… Bununla birlikte Türkiye’nin hâlâ birçok alanda gerilediği uyarısı şu değerlendirmeyle ifade ediliyor: “Türkiye’nin -siber sansür, hukuki davalar, eleştiri yapan gazetecilerin kovulması ve yayın yasağı gibi alanları kapsayan- ‘Temel Durum’ skoru aslında daha da geriledi. Bu durum haber alma özgürlüğünün gerilediğini gösteriyor.” 44,16 puana sahip Türkiye, Burundi, Myanmar, Zimbabve, Ürdün, Bangladeş ve Kamboçya gibi ülkelerin gerisinde yer alıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Amerika Ofisi Başkanı Delphine Halgand, Türkiye için 180 ülke arasında 149. sırada yer almanın

EYLÜL - EKİM 2015


Matbaanın yaşadığımız topraklara zorlu giriş öyküsü, aynı zamanda sansür tarihinin de başlangıcı... Türkiye, artık dünyada gazeteciler için cezaevi olarak anılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye; Burundi, Myanmar, Zimbabve, Ürdün, Bangladeş ve Kamboçya gibi ülkelerin gerisinde yer alıyor.

EYLÜL - EKİM 2015

İLK BASIN YASAĞI… Türk toplumu, basın yasakları ve sansürle yeni tanışmadı… İlk basın yasağı henüz muhalif bir yayımın olmadığı 1857 yılında çıkarılan Matbuat Nizamnamesi ile getirildi. Bu kanun izinsiz matbaa açanlara, Osmanlı tebaası aleyhinde yayım yapanlara hapis, para ve matbaa kapatma cezaları öngörüyordu… 1800’lü yıllarda başlayan bu yasaklar ve sansür izleyen on yıllar ve yüzyıllar boyunca soluk aldırmadı… Cumhuriyet döneminde de yasaklar uygulandı. Cumhuriyet’in ilk iki yılında özgür bir basın ortamı oluşmuşsa da Şeyh Said İsyanı patlayınca Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı.

Bu kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devreden çıkararak bakanlar kurulunun yaptırım gücü elde etmesini sağladı. Kanunun çıkmasıyla bütün muhalif gazeteler kapatıldı... Osmanlı’dan adeta kötü bir miras gibi devralınan sansür uygulamaları çerçevesinde Türkiye’de bugün de yasaklar ve engellemeler gündemden düşmüyor. İnternet yasakları, haber engellemeleri, gazeteci tutuklamaları gibi uygulamalara şimdi el koyma, yeni yönetim atama gibi yöntemler de eşlik ediyor.

KURUMLAR SESSİZ KALIYOR Nasıl yapılırsa yapılsın basına sansürün anayasal bir suç olduğunu belirten Rekabet Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Erdal Türkkan, vatandaşın haber alma özgürlüğünün ihlal edilmesi ve girişim özgürlüğünün sınırlanması suçlarının işlenmiş olacağına dikkat çekiyor. Hukuki dayanaktan yoksun uygulamalar karşısında ilgili kurumların harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan Türkkan, örneğin son yaşanan kanal engellemeleri olayında Rekabet Kurumu’nun şikayetleri dikkate alması ve yaptırım uygulaması gerektiğine dikkat çekiyor. Digiturk

KAPAK

‘tatmin edici’ bir durum olmadığına dikkat çekiyor. Türkiye’de basına yönelik baskıların geçmişe göre çok daha şiddetli olduğunu kaydeden Halgand, “Türkiye, sözde terörle mücadele konsepti altında ifade özgürlüğünü kısıtlıyor ve gazetecilere baskı uyguluyor” diyor. Halgand’ın eleştirilerinde altını çizdiği konulardan biri de bazı basın kuruluşlarının bakanlıkların bünyesine alınması. Halgand, “Tüm medya kuruluşları -eleştirici olsa dahi- bilgiye özgürce ulaşabilmeli ve özgürce haber yapabilmeli” uyarısını yapıyor. Halgand’a göre, Türkiye’de tutuklanan ve işinden kovulan gazeteci sayısı çok yükseldi ve baskılar artıyor. “Çok sayıda yayın yasağı ve hassas konularda gazetecilerin işini yapmasının engellenmesi gibi vakalar gördük. Daha da artan girişim-

lerle mahkeme kararı olmadan internet sitelerinin kapatıldığını gördük. Örneğin talihsiz bir şekilde Youtube’un yasaklandığını hatırlıyoruz. Dediğim gibi baskılar çok çok daha şiddetlendi” ifadeleriyle endişelerini dile getiriyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2015 raporuna göre, hükümetin yolsuzluk operasyonları sonrasındaki tutumu, hukukun üstünlüğü ilkesine giderek artan bir şekilde zarar verdi.

İSMMMO YAŞAM l 15


KAPAK

ve Tivibu’nun ardından Türksat’ın 7 TV kanalını platformundan çıkarmasını anımsatan Türkkan, Türkiye’de medya üzerinde artan baskıları ‘korku verici ve vahim bir durum’ olarak değerlendiriyor. Prof. Dr. Erdal Türkkan, medyaya sansür ile iktidarın hoşuna gitmeyen medya organlarına ilan ve reklam yasağı uygulanmasının rekabet açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek şunları söylüyor: “Rekabet Kurumu’nun bu alanlarda inisiyatif alması gerekir. Başvuruya ihtiyacı yok… Maalesef Türkiye’de şöyle bir durum var. Kamu firmaları dahil firmaların, rekabete aykırı davranışları bir kovuşturmaya, yasal müeyyideye konu olabiliyor. KİT ihlal ederse rekabeti, özel firma gibi kovuşturulabiliyor. Ama doğrudan doğruya devlet aygıtı bunu yaparsa Rekabet Kurumu kendisini yetkili görmüyor.”

İHLALLER RAPORA SIĞMADI Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şubesi, bu yılın Temmuz-Ağustos-Eylül ayı raporunda medyada sansür ve baskıya dikkat çekiyor.

16 l İSMMMO YAŞAM

Sadece 3 ayı içeren raporda, sansür ve gözaltı, saldırı, soruşturma, dava, akreditasyon engeli gibi baskıların anlatıldığı başlığın altında 163 haber bulunuyor. Raporda basın üzerindeki iktidar kavgaları ve manipülasyonlar başlığı altında 52 haber, işten çıkarılmalar ve verilmeyen haklar başlığı altında 12 haber, uluslararası gelişmeler ve tespitler başlığı altında 9 haber bulunuyor. Son ayların baskı ve sansür gelişmelerinin ayrıntılı olarak ele alındığı raporda, gazetecilere yönelik suçlardan iktidarın sorumlu olduğu ifade ediliyor. Raporda “AKP iktidarının bizleri sürüklediği Ortadoğu yaşamı, bu coğrafyadaki İslamcı terör örgütlerinin terör haritasına ülkemizi de ekledi. İktidar tarafından TIR’larla silah gönderildiği iddiası çürütülemeyen bir terör örgütü, ülkemizde bir arada yaşama iddiasına saldırmış ve karanlığında 102 insanımızı kaybetmemize neden olmuştur. Üzülerek görüyoruz ki bu şartlarda medyanın büyük kısmı, iktidarın manipülasyon aracı olarak görev yapmış, terör saldırılarında hedef şaşırtmayı iş edinmiş durumdadır. Toplumsal gerilimi arttıracak şekilde

iktidar yanlısı yayınlar, gazetecilik mesleğinin de değersizleşmesine neden olmaktadır” ifadeleri yer alıyor.

MEDYANIN BÜYÜK GÜNAHI! Türkiye’de sansür ve baskı iddiaları vahim boyutta… Özellikle 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının ardından pek çok kez dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile danışmanlarının, medyaya çeşitli şekillerde beklentilerini dayattığı iddiaları gündeme geldi. Baskı ve sansür yaygın biçimde yaşandıkça konuyla ilgili kitaplar da yayımlanıyor. Medyada yaşadıklarını ‘Abluka’ adlı kitapta anlatan Mustafa Hoş, yoğun bir otosansür olduğuna da dikkat çekiyor. 24, NTV ve +1 gibi büyük kanallarda yöneticiyken patron müdahalesi yüzünden görevi bırakan Hoş, Birgün Gazetesi’nden Emrah Temizkan’a verdiği özel röportajda medyada gelinen noktayı anlatırken isyan ediyor: “Kitabım bu döneme ilişkin bir bellek ve belge olsun istedim. Deniz feneri gibisiniz, yanlış bir ışık gösterirseniz gemi karaya oturur. Medya tamamen bunu

EYLÜL - EKİM 2015


yaptı Türkiye’de. Bütün gemileri karaya oturttu. Büyük haksızlıklar oluyor, gencecik çocuklar öldürülüyor, bunun suç ortağıdır medya. Gezi döneminde ölen çocukların davalarının hepsinde medya da yargılanmalı. Bunu görmemiş gibi mi yapacağız? Bunun ideolojik tarafı yok, bu vicdan işi. Vicdani ret ancak böyle olur. Varolan medyayı reddetmek lazım… Abluka bir yüzleşme. Bu yüzleşme iyi yapılabilirse medya kendi işlevlerine dönebilir. Zaten derdim de bu. Medya kendi işlevine dönsün. İktidarın ya da Cemaat’in halkla ilişkiler şirketi gibi davranmayı bıraksın.” Baskı ve engellemeler sonrası çalıştığı NTV’den ayrılan gazetecilerden biri de Banu Güven. Güven, ayrılması sonrasında Türkiye’deki medyanın geldiği son durumu değerlendirirken “Patronlar bazı kuruluşlara yerleştirilen iktidar ajanları aracılığıyla ya da bazen doğrudan ilgili makamlardan aranarak güdülüyorlar” ifadesini kullanmıştı. Medyada baskı ve sansür iddiaları toplumun her kesiminden tepki çekiyor. Kenan Işık’ın koltuğunu ‘emanet alan’ ve ‘Kenan iyileşince bırakırım’ diyerek dikkatleri üzerine çeken oyuncu Selçuk Yöntem, sansürün ve baskının kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade ediyor. Yöntem, “Demokrasi, kadınlı erkekli sosyal hayatta en büyük paylaşım… Demokrasi çok geniş bir kavramdır… Bir anda her şey değişebilir. Kimse umudunu yitirmemeli” değerlendirmesini yapıyor.

GAZETECİLER TEPKİLİ

EYLÜL - EKİM 2015

İKTİDARLAR, ÇIKAR SAĞLIYOR 1 Kasım 2015’teki genel seçime doğru RTÜK’ün HDP kontenjanından seçilen üyesi Ersin Öngel’in açıkladığı verilere göre, TRT’nin 25 günlük siyası bilançosu, iktidarın medyadaki etkisini de ortaya koyuyor. Buna göre, AKP’ye 30 saat ayıran TRT; son seçimde HDP’ye 18 dakika verdi. TRT, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 29 saat, CHP’ye 5 saat, MHP’ye 1 saat 10 dakika ayırdı. Hürriyet’te yer alan habere göre, TRT’nin de dahil olduğu ve adını

açıklamadığı 12 televizyon kanalının canlı yayınlarında ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 138 saat, AKP’ye 238 saat, CHP’ye 21 saat ve HDP’ye 6 saat yer verildiğini belirtti. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde TRT’nin yayın sürelerini eleştirmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimleri süresince TRT Haber’de, Recep Tayyip Erdoğan’a 8 saat 2 dakika, Ekmeleddin İhsanoğlu’na 2 saat 53 dakika, Selahattin Demirtaş’a 1 saat 24 dakika süre ayrılmıştı. Aralarında IPI’nin (Uluslararası Basın Enstitüsü) olduğu uluslararası basın örgütlerinin Türkiye ziyaretine Etik Gazetecilik Ağı’nı temsilen katılan gazeteci Ceren Sözeri, basına yoğun bir baskı uygulandığını belirtirken kayyum atamaları ile bazı kanalların kablodan, uydudan ve platformlardan engellendiğini anımsatıyor. Sözeri, “Anayasa ve uluslararası anlaşmalar ihlal edilip basın özgürlüğü hiçe sayılıyor. Çözüm için dayanışma şart” diyor.

KAPAK

Baskı ve sansür arttıkça medyada cendereye giren gazeteciler de seslerini daha fazla yükseltmeye çalışıyor. Nitekim ekim ayında gazeteciler, baskı ve sansüre karşı sokağa çıkarak eylem

yaptı. Basın Konseyi, Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu, Ankara Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Afyon Gazeteciler Cemiyeti, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti, Foto-Muhabirleri Derneği, Spor Yazarları Derneği, IPI, PEN Türkiye Merkezi’nin ortak çağrısıyla ‘basın özgürlüğü’ için yürüyen gazeteciler, baskı ve sansürün fiili saldırılara kadar varmasını protesto etti. Gazeteciler adına ortak açıklama yapan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, basına yönelik artan baskılar nedeniyle gazetecilerin can güvenliğinin kalmadığına işaret etti. Türenç, “Onun tırnaklarını sökmesini biliriz”, “İstesek sinek gibi ezeriz”, “Döveriz” diye yazan köşe yazarlarının demokrasi karşıtlığı yaptığını belirtti. Ahmet Hakan’a saldırının da protesto edildiği eylemde Türenç “Gözdağlarına korkutmalara karşı, özgür basının yılmayacağını haykırıyoruz. Anayasa ve uluslararası hukuk bağlamında koruma altında olan ifade özgürlüğü ile onu en önemli unsuru olan basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı kutsaldır buna sonuna kadar sahip çıkmaya kararlıyız. Yılmayacağız, korkmayacağız, mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.

İSMMMO YAŞAM l 17


CUMHURİYET TARİHİNDE SANSÜR’ÜN YOLCULUĞU İKTİDAR YIPRANINCA… (1930-1960)

Cumhuriyet’in ilk yıllarında da Türkiye’de basına karşı çeşitli yasaklar etkili oldu. 1931 yılında “memleketin genel siyasetine dokunacak yayım yapan” gazetelerin kapatılması yetkisini içeren cumhuriyet döneminin ilk basın kanunu çıkarıldı. Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarında basına tanınan özgürlük ileriki yıllarda hayatın pahalılaşması, iktidarın karıştığı yolsuzluklar, karaborsacılık ve vurgunculuk faaliyetlerinin gazetelerde haber olmaya başlamasıyla 9 Mart 1954’te çıkan yeni yasaya dayanılarak yerini tekrar baskıya bıraktı… 1960’a kadar 2 bin 300’ü aşkın dava, 867 hak mahrumiyeti kararı, reklam dağıtımında dışlama gibi baskı unsurları ile muhalif gazeteler baskı altına alındı.

27 MAYIS DARBESİ VE ÖZGÜRLÜK (1960-1980)

Demokrat Parti iktidarı döneminde ağır baskılara maruz kalan basın 27 Mayıs Darbesi’ni olumlu karşıladı… Millî Birlik Komitesi basın kanununu değiştirirken ilan dağıtımını yeniden düzenledi. 1 Mart 1961 tarihinde Vatan’daki bir yazısı nedeniyle tutuklanan Aziz Nesin ve yazı işleri müdürü İhsan Ada yeni dönemde tutuklanan ilk gazeteciler oldular... 1961 Anayasası ile önceki dönemlere nazaran örgütlenme ve ifade özgürlüğü haklarındaki olumlu değişme politik haberciliğin gelişmesini sağladı. 1970’li yıllarda yüksek tirajlı gazeteler tekrar politik konulardan uzaklaştı.

KAPAK

DARBE GAZETECİYİ DE VURDU (1980’Lİ YILLAR)

12 Eylül Darbesi ile kurulan Millî Güvenlik Konseyi onlarca gazeteci ve yazarı tutukladığı gibi yayın yasakları ve sansür uyguladı, çok sayıda yayımı kapattı. 1983’te Türkiye genel seçimleri ile iktidar olan Anavatan Partisi de baskıyı sürdürdü. 1980’li yıllarda iki binin üzerinde basın davası açıldı, 3 bin gazeteci yargılandı, yazı işleri müdürlerine 5 bin yıldan çok ceza verildi.

YASAKLAR VE CİNAYETLER (1990-2000)

1990’lı yıllarda önceki dönemlere nazaran güçlü bir iktidar bulunmadığından terörle savaş, faili meçhul cinayetler, mafya eylemleri basında sık sık yer aldı.15 Aralık 1990’da Turgut Özal cumhurbaşkanlığı,

18 l İSMMMO YAŞAM

EYLÜL - EKİM 2015


Yıldırım Akbulut başbakanlığı döneminde bir kararname çıkarılarak olağanüstü hal valilerine “kamu düzenini bozacağı” düşünülen yayımları mahkeme kararı olmaksızın yasaklama ve toplatma yetkisi verildi. Nisan 1991’de de Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yeni yasaklar getirilerek çok sayıda gazeteci mahkum edildi. 1990’lı yıllarda başta Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Turan Dursun olmak üzere 37 gazeteci ve yazar faili meçhul cinayetlere kurban gitti.

İLK INTERNET SANSÜRÜ (2000-2010)

Türkiye’de radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri sektörü, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından düzenlenip denetleniyor. RTÜK, yaptırım uygulama yetkisine sahip. İnternette sıkı denetimle Türkiye bir ev baskınıyla tanıştı: 7 Aralık 1997’de Ankara’da bir grup görme özürlü belediye çukuruna düşüp yaralanır. Bu olay üzerine arkadaşları belediyeyi protesto etmek isteyince belediye görevlileri onları coplar. Bu görüntüleri televizyonda izleyen Ali Emre Ersöz adındaki bir turk.net abonesi, forum sayfalarına kınama mesajı yazar. Bunun üzerine Ersöz gözaltına alınır ve hakkında açılan dava sonunda da ceza alır. İnternet ile ilgili, sansüre de yol açan ilk cezai düzenleme 2001’de Basın Yayın Yasası’na internetin dahil edilmesiyle geldi. 2005-2007 arasında 1500’den fazla site telif gerekçesiyle MÜYAP’ın girişimiyle engellendi.2007’de “Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı, Türk Bayrağı üzerine İngilizce küfür içeren yazılar yazılarak aşağılandığı” gerekçesiyle Türk Telekom, YouTube’a erişimi ilk kez engelledi. Daha sonra bu engellemeler devam etti.

REKOR SANSÜR AYAĞA KALDIRDI (2010 VE SONRASI)

Google’ın açıkladığı verilere göre, 2011’in ilk yarısında dünya çapındaki hükümetler tarafından yapılan içerik silme başvurularının sayısı 1.789’u buldu. 501 başvuruyla en fazla içerik kaldırma talebinde bulunan ülke ise Türkiye oldu. Google’un Blogspot servisi, Digiturk’ün telif gerekçeli başvurusu üzerine tümden kapatıldı. Bu karar blog yazan birçok kişiyi ve kurumu etkiledi. 2011’de Türkiye’de ilk defa internet sansürüne karşı kampanyalar yapılmaya başlandı; 30 kentte birden ‘internetimeDokunma’ eylemi ile sansüre karşı yürüyüşler günlerce sürdü. 2014’te de Twitter ve YouTube erişime engellenerek sansüre uğradı. ‘Suriye’de savaş’ konulu ses kayıtlarının internette yayınlanmasının ardından, YouTube idari kararla erişime kapatıldı. 16 Kasım 2014 tarihinde Türkçe Vikipedi’de yer alan vajina, insan penisi, testis torbası ve kadın üreme organları maddelerine TTNET tarafından erişim engellendi.

2015’TE DE YASAKLAR SÜRÜYOR

Suriye’ye silah ve mühimmat taşıdığı gerekçesiyle durdurulan MİT TIR’larında yer alan silahlarla ilgili görüntüleri yayınlayan Cumhuriyet gazetesi yayın yasağı nedeniyle haberi internet sitesinden kaldırmak zorunda kaldı. Charlie Hebdo mizah dergisine yapılan silahlı saldırı sonrası çıkan ilk sayısının kapağındaki karikatürü haber veya destek amaçlı yayımlayan sitelere engelleme getirildi. İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, savcı Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesi ve ardından da Suruç saldırısı ile ilgili yapılan haberlere engelleme getirildi. Facebook ve Youtube içeriği sildi, ancak Twitter bir yanıt vermeyince engelleme geldi.

PARALEL İDDİALARIYLA OPERASYON

EYLÜL - EKİM 2015

KAPAK

Türkiye’de basın özgürlüğüyle ilgili tartışmalar sürerken seçimde büyük başarı elde eden AKP hükümetinin paralel iddialarıyla kayyum atadığı basın kuruluşları olayı yeni bir boyuta taşıdı. Cemaate yakınlığıyla bilinen Zaman Gazetesi’ne operasyon ve yöneticilerine yönelik suç iddialarının ardından ekim ayında Bugün Gazetesi, Kanaltürk gibi medya organlarını bünyesinde bulunduran Koza İpek Medya’ya kayyum atandı. Samanyolu Yayın Grubu’nun tüm televizyon ve radyolarının Türksat’taki lisansları iptal edilerek karartıldı. Uluslararası basın örgütleri bu operasyonlar nedeniyle Türkiye’ye uyarı üstüne uyarı yaptı.

İSMMMO YAŞAM l 19


GÜNDEMİN SESİ

Zamanla yarışan bir gazeteci 1997’den bu yana Anadolu Ajansı’nda çalışan, yakın zamana kadar Ekonomi Servisi’ni yönetirken İstihbarat’a Başmuhabir olarak atanan Ali Bayaslan, haberlerinde iktidarın gölgesi olup olmadığı sorusu üzerine “Bu sorgulama sağlıklı ancak gezegenimiz bir bilgiyi saklayabileceğiniz, deforme edeceğiniz ve bunun gizli kalacağı bir yer değil” yorumunu yapıyor.

20 l İSMMMO YAŞAM

DEFNE DOĞAN Anadolu Ajansı… Cumhuriyet kurulmadan önce, 1920’de kurulan bir kurum. Bu yıl 95’inci yıldönümünü kutluyor. Atatürk’ün yaptığı çalışmaları bizzat yakından takip etmiş; yurt gezilerine, halka seslenişlerine tanıklık etmiş. Bugün Türkiye’nin en yaygın haber ağına sahip Ajansı olarak yoluna devam ediyor. Gücünü kamudan alıyor. Aslında tam da bu nedenle Anadolu Ajansı’nın haberleriyle ilgili her dönemde spekülasyonlar olmuştur. “Haberleri taraflı mı? Siyasilerin ne kadar etkisi var?… Hükümetin güdümünde mi?” Her dönemde bu sorular güncelliğini koruyor. 1997’den bu yana Anadolu Ajansı’nda çalışan, yakın zamana kadar Ekonomi Servisi’ni yönetirken İstihbarat’a Başmuhabir olarak atanan Ali Bayaslan, haberlerinde iktidarın gölgesi olup olmadığı

sorusu üzerine şunları söylüyor: “Bu eleştiriler her zaman yapılır, bundan sonra da olacak ama bunu çok sağlıklı buluyorum. Yani bu sorgulama, şüphe etme refleksi toplum için kesinlikle fayda sağlayacak bir etken. Ancak şunu da belirtmekte yarar var. Anadolu Ajansı’nda muhabir olarak başlayan bir gazeteciye öğretilen en öncelikli, en temel şey doğru, hızlı ve tarafsız haberler yazmak. Yani bizler kendimizi bu ilkeler doğrultusunda geliştirdik, bunları meslek etiği olarak benimsedik… Kaldı ki artık gezegenimiz bir bilgiyi saklayabileceğiniz, deforme edeceğiniz ve bunun gizli kalacağı bir yer değil. Dakikalar içinde isteyen istediği bilgiyi teyit edebiliyor.” Ali Bayaslan, mesleğe Ankara’da üniversite eğitimi sırasında başlayan gazetecilerden. Henüz öğrenci iken iletişim fakültesinde devam mecburiyeti olmadığından faydalanarak çalışmaya

EYLÜL - EKİM 2015


EYLÜL - EKİM 2015

Ali Bayaslan, boş zamanlarında hayvanlarla vakit geçirmeyi çok sevdiğini söylüyor. Bayaslan, “Belirli aralıklarla, barınaklara gidiyoruz. Evde kedimiz de var. Ayrıca uzun tatillerde scuba ve yamaç paraşütü yapmayı seviyorum” diyor.

TAMİR YAPMAYA BAYILIRIM Ali Bayaslan ile sohbetimiz sırasında ilginç bir hobisini de öğreniyoruz. “Gazeteci olmasam sanırım teknik, mühendislik ya da teknoloji alanında kendime bir kariyer yapabilirdim” diyen Bayaslan, bu ilgi alanını şöyle anlatıyor: “Makinalara hayranım. Alet edevat, cihaz tamir etmeye fırsat kolluyorum. Ajansın teknik servisi üzülecek ama sorun yaşayan önce bana sonra teknik servise gidiyor. Bilgisayarlar, cep telefonları, her türlü makine… Bu ince işleri yapmak zihnimi inanılmaz dinlendiriyor. Eş, dost, akrabaların, teknoloji çöplüğüne gitmekten kurtardığım çok eşyası oldu. Biliyorsunuz çağımız amatörlerin çağı, her şeyi internetten öğrenip yapabilirsiniz. Entelektüel, zihinsel bir iş yaptığımız için, iş dışında teknik, fiziki işlerle ilgilenmek dinlendiriyor beni.”

GÜNDEMİN SESİ

başlamış. Yani eğitimini alırken haberi sahada öğrenenlerden… Ali Bayaslan, Anadolu Ajansı’nın faaliyetleri, gazetecilikteki değişimi ve kendi deneyimlerine ilişkin İSMMMO Yaşam’ın sorularını yanıtladı: Sizi yakından tanıyabilir miyiz? Mesleğe ne zaman, nasıl başladınız? Mesleğe Ankara’da üniversite eğitimi sırasında başladım, bizim dönemlerde iletişim fakültelerinde devam mecburiyeti olmadığı için öğrencilerin mesleğe giriş konusunda daha avantajlı olduğumu söyleyebilirim. Birinci sınıfın ikinci döneminde çalışmaya başladım. 1993 yılında Akşam Gazetesi’nde her gazeteci gibi polis muhabirliğinden başladım ve makul bir süre sonunda bakanlık takibi ve siyaset haberleri yapmaya başladım… Daha sonra o dönem Fatih Çekirge yönetimindeki Sabah Gazetesi’nden teklif aldım ve oraya geçtim. Başbakanlık takibi ve siyaset ağırlıklı 3-4 yılın ardından Anadolu Ajansı’ndan teklif aldım ve 1997 yılından bu yana AA çatısı altında devam ediyorum. Dönemin başbakanları Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit’i takipten sonra 2001 ekonomik krizi kariyerimin dönüm noktası oldu diyebilirim. O dönem siyasileri ve gündemi kısıtlı ekonomi donanımı, bilgisiyle izlemek ve yorumlamanın zorluklarını yaşayınca ekonomiye ilişkin yoğun bir okuma ve eğitim sürecine girmeye karar verdim. Ekonomiye ağırlık vermeye başlayınca Anadolu Ajansı’nda da Ankara’da kalmak yerine ekonominin merkezi olan İstanbul’da çalışmak için kent değiştirdim ve İstanbul’a transfer oldum. O dönemlerde bir gazetecinin birim ya da bölge tercih etmesi çok kolay süreçler değildi, “Ben ekonomiye geçeceğim ya da İstanbul’a gideceğim” talebiniz haber müdürünüzün performansınız konusunda ikna olmasına bağlı uzun ve zorlu süreçlerdi. Bu konuda belki de en büyük tatmin duygusunu bu alanda yaşadım diyebilirim, kurumda bana güvenen ya da benimle ilgili risk almış hiçbir yöneticimi, meslek büyüğümü hayal kırıklığına uğratmadım, bu her meslekte ve her kurumda önemlidir ama Anadolu Ajansı’nda çok daha önemli bir sicildir. Ajans’ta geçen bir gününüzü anlatabilir misiniz? Nasıl bir tempo söz konusu? Anadolu Ajansı da tüm ajanslar gibi haber akışının asla kesintiye uğramadığı bir mutfak. Dolayısıyla ajans, uyumayan dünyadan sürekli haberler verir. Artık sadece Türkiye’den haber almak hiç kimse için yeterli olmazken, dünyanın her tarafındaki gelişmeleri anlık şekilde duyurabilmek ise bizim işimizin gereği haline geliyor. Tabii ki AA, köklü yapılanması ve dünyanın dört bir yanındaki yaygın ağıyla her çalışanı için belli sorumluluk alanları oluşturuyor. Dolayısıyla benim sorumluluk alanım, İstanbul başta olmak üzere bağlantılı olarak diğer bölgelerdeki gelişmeleri yakından takip etmek

İSMMMO YAŞAM l 21


GÜNDEMİN SESİ

ve AA kullanıcısı yayın organları için son gelişmeleri doğru ve hızlı şekilde yayına hazırlamak. Eskiden bu sorulara, “Sabahları güne gazeteleri hızlı bir şekilde tarayarak, köşe yazılarını okuyarak başlıyoruz” denirdi ama artık sürekli online bir hayat yaşıyoruz. Her an bilgiye ulaşım zahmetsiz ve hızlı bir şekilde devam ediyor. Gün içinde ya da gece çerçevesini çizdiğiniz başlıklar ya da istihbaratları da sabah tüm ekibin katıldığı gündem toplantısında bir önceki günden kalan gelişmeleri tartıştıktan sonra değerlendiriyoruz. Takip edeceğimiz toplantılar, siyasilerin programları, toplumsal olaylar ve özel dosya haberlerimizin içeriği konusunda belirlemeler yapıyoruz. Gün içindeki gelişmelere bağlı olarak yayın akışımız şekillenmiş oluyor. Son dakika gelişmeleri ise haber merkezinin temposunu artıran unsurların başında geliyor. Dolayısıyla biz rutin gündemimizin her an değişebileceğini aklımızın bir kenarında tutarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Ajanslar da bu konuda diğer mecralardan daha gerilimli bir çalışma temposu olduğu aşikar, tüm basını, devasa bir ekosistemi besliyorsunuz ve kesinlikle hataya yer yok. Haberi herkesten hızlı, herkesten detaylı vermek zorundayız… Gazetecilik Türkiye’de nereden nereye geldi? Son 10-15 yılda teknolojik atılımın ekonomi gazeteciliği üzerindeki etkilerini nasıl gözlemliyorsunuz? Gazetecilik şekil değiştiren yeni nesil teknolojilerden nasibini aldı. Çok daha hızlı, çok daha ayrıntılı olmak zorundasınız… Ekonomi

22 l İSMMMO YAŞAM

gazeteciliği de kabuk değiştirdi. Artık haberler hem yazılı hem de görsel medyada daha geniş yer tutuyor. Bu da ekonomi alanında uzmanlaşan gazetecilerin sorumluluğunu arttıyor… Ama şunu söylemek zorundayım. Ekonomi yayıncılığı, ekonomi kanalları toplumdaki mutsuzluğu artırıyor diye düşünüyorum. Herkes en sofistike korelasyonları, piyasa değişkenlerini, rakamlarını bilmek zorunda değil. Hayat bu kadar renksiz ve zor olmamalı, tüm yayınlar, sinemalar, televizyonlar kısaca tüm endüstri nüfus açısından en yoğun orta dilime göre belirler stratejilerini. Orta dilim dediğimiz biziz. Ağır finans yayıncılığı, kanalları bu sınıfın hangi sorununa çare olabilir? Tasarruflarını değerlendirmek için ekonomi yayınlarını takip etmeyi, internetten hastalık belirtisi arayan, teşhis koyan, tedavi umut edenlere benzetiyorum. Nasıl olmalı peki? Nedir mesele? Türkiye’nin kronik tasarruf sorunu var. Evet, yani biriktirmemiz, tasarruf etmemiz gerekiyor. Yurttaşın cebindeki de değil artık kartındaki para da finansal mühendisliklerle, dev fonların hedge için kullandıkları enstrümanlarla alınıyorsa, her yeni gün bireysel yatırımcının, tasarruf sahibinin birikimleri kazanç ihtimali çok çok düşük, üstelik de kaldıraçlı FX’lere, varantlara yönlendiriliyorsa meslektaşlarım affetsin ama ekonomi yayıncılığı bu olmamalı… Bireysel yatırımcının, yurttaşların ihtiyacı yeni finansal enstrümanların reklamı değil. Sermaye piyasaları gelişmeli, hatta ABD’de olduğu gibi hisse alımına vergi teşviği, özendirme hepsi yapılmalı. Borsa İstanbul derin bir

EYLÜL - EKİM 2015


EYLÜL - EKİM 2015

İSMMMO HER ZAMAN HEYECAN VERİCİ Gazeteci Bayaslan, İSMMMO’nun faaliyetlerini nasıl bulduğu sorusuna şu yanıtı veriyor: “İSMMMO’nun faaliyetleri benim için her zaman heyecan verici, aydınlatıcı olmuştur. Gazeteciler için meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ücretsiz eğitim kaynağıdır. Mevzuatı, yasal değişikleri, sektörlere, ekonomiye etkilerini ne kadar çalışırsanız çalışın işin içindeki profesyoneller kadar bilmenize imkan yok... Sayın Yahya Arıkan’ın şahsında Oda’nın çalışmaları, yayınları, araştırmaları, verileri ajandamda hep var olmuştur. Mesleğe yeni başlayan arkadaşlarıma da bunu önermeye devam ediyorum. Bilgiyi nerede bulacağını, aramayı öğrenmek açısından bunu çok önemsiyorum.”

GÜNDEMİN SESİ

piyasa olmalı, yurtdışında dinlediğimiz insanların çocuklarına yatırım için hisse senedi alması sağlanmalı ama bunun yolları belli… Bu konuda biraz endişeli olduğumu söylemek zorundayım. Reklamverenin yönlendirmesi, etkisi her zaman eleştiri konusu olmuştur… Bu konuda sadece Türkiye’de değil uzun yıllardır dünyada da akademik tartışmalar devam ediyor. Anadolu Ajansı olarak bu konuda çok sade ve açık bir bakışımız olduğunu söyleyebilirim. Zaten reklam almadığımız için, direkt kamuya ulaşan bir haber mecrası olmadığımız için elimiz biraz daha rahat ancak haberlerimizde tüketicinin davranış modelini doğrudan etkilemeyecek, Türkiye için istihdam, değer yaratan başlıklara haber olarak bültenlerimizde yer vermekte sakınca görmüyoruz. Girift ve hata yapmaya açık bir alan olduğu için dikkatli olmaya çalışıyoruz. Hem sermaye hem tüketicinin yüzde 100 mutlu olacağı bir model yok. Bu nedenle yukarıdaki konseptin dışında haberlerimiz için de sektör profesyonellerine, şirketlere dönük Şirket Haberleri uygulamamız var. Buradaki haberleri genel bültenimiz dışında bir kategoriden sözünü ettiğim hedeflere ulaştırıyoruz. Günlük gazetelerin tirajları, Türkiye’de genel anlamda artmıyor. Sektör nerede yanlış yapıyor? Yazılı basının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu konuyu, yazılı basının geleceğini internetin yaygınlaşmaya başladığı ilk yıllardan bu yana tartışa geldik… Yıllar içinde şunu gördük ki her ne kadar internet ve diğer sosyal paylaşım ortamları yaygınlaşsa da gazetelere duyulan ihtiyacın yerine başka bir şey konulamıyor. Gelişmeleri dakikasında çeşitli kaynaklardan öğrensek bile ertesi gün bu gelişmelerin gazetelere ne şekilde yansıdığını, nasıl yorumlandığını merak ediyoruz. Bu noktada yazılı medya artık bayat tabir ettiğimiz gelişmeleri ertesi gün sayfasına taşımaktan ziyade o gelişmeyi çok yönlü olarak ele alıp okuyucusunun karşısına çıktığı zaman fark yaratabilir diye düşünüyorum… Ekran hep iş yapacak. TV, bilgisayar, mobil cihazlar… Bundan sonra hayatın akışı elimizdeki küçük ekranlar üzerinden akıp gidecek. Gazeteler hep olacak tıpkı, hala terzilerin olduğu gibi, kahvaltı yaparken, kahvenizi yudumlayıp gazete okumanın keyfi hep olacak ama bunun artık tali bir yol olduğunu görmek gerekir… Çok yoğun çalıştığınızdan eminiz. Ailenize vakit ayırabiliyor musunuz? Ailenizden söz edebilir misiniz? Gazetecilik yapısı gereği, işinizi arkanızda bırakıp, unutup, evinize gidebildiğiniz bir meslek değil. Dolayısıyla tamamen işten bağımsız bir özel hayatımız, alanımız yok. Bundan şikayetçi miyim kesinlikle hayır. Her an yeni şeyler öğrenmek bu mesleği yapmaktan keyif almamın en önemli nedeni. Bilgiye erişim, yeni alanlara yoğunlaşma, yeni şeyler öğrenme, yeni insanlar tanıma… Ama yoğun dönemlerin ardından kafa boşaltmak için öncelikle herkesin yaptığı gibi sevdiklerimle, çocukluk arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Kalabalık bir aileden gelmenin avantajını hep kullandım diyebilirim. Kardeşler, yeğenlerle kalabalık aile yemekleri de mutluluk kaynağım.

İSMMMO YAŞAM l 23


DOSYA

Kyoto ruhu dirilecek mi?

göre, kişi başı karbon salımında 10 ton ile başı çeken “Kutup buzulları eriGÜLŞEN KANDEMİR Avustralyalıları, 8 ton ile Amerikalılar izliyor. Araştıryecek. Sel ve kuraklık mada, ABD’nin sahip olduğu elektrik santrallerinden Dünyanın en büyük otomobil markası olmak nedeniyle 200 milyon kişi atmosfere her yıl 2,5 milyar ton karbon salındığına, için Japon Toyota ile kıyasıya rekabet ediyordu. Ve açlığa mahkum olacak. bu yılın ilk yarısında ‘dünyanın en çok satan otomobil bu alanda ikinci sırada ise 2,4 milyar tonla Çin’in yer aldığına dikkat çekiliyor. Karbon gazı salımında başı Aşırı ısınma nedeniyle markası’ unvanını aldı. Böyle bir marka şimdi çeken ülkeler listesinde ilk 10 ülke sırasıyla; ABD, virüs türlerinde değişiklik tarihinin en büyük krizi ile karşı karşıya… Evet Çin, Rusya, Hindistan, Japonya, Almanya, Avustralya, Volkswagen’den ve tüm dünyayı ilgilendiren olacak, salgın hastalıklar Alman bir skandaldan bahsediyoruz. Volkswagen’in ABD’de Güney Afrika, İngiltere ve Güney Kore. baş gösterecek...” Dünya sattığı 2.0 litre dizel motora sahip araçların, emisyon 2100 KABUS SENARYOSU liderleri bu felaket sentestlerini kullandığı bilgisayar programı ile manipüle Peki bir tedbir alınmaz ve böyle giderse ne aryosunun gerçekleşme- ederek çevreyi belirtilenden 40 kat daha fazla olacak? Hükümetler Arası İklim Değişikliği Uzmankirlettiği tespit edildi. mesi için Kasım ayının lar Grubu’nun hazırladığı rapora göre 2100 yılına Dünyanın en büyük otomobil şirketi bunu son günlerinde Paris’te kadar sıcaklık 1.8 ile 4 derece artacak. Sık sık uzun yaparsa, milyonlarca şirket ne yapmaz? Aslında süreli ve yoğun sıcak hava dalgaları yaşanacak. gelişmişlik ile dünyayı kirletme arasında ters bir toplanacak. Hedef, bu Şiddetli fırtınalar görülecek. Kutup buzulları eriyecek. koraelosyon var. Şu anda dünyayı en çok kirletenler, yüzyılın sonuna ka2100 yılında Antarktika olmayabilir. Acilen önlem dünyanın en gelişmiş ülkeleri… Center for Global dar sıcaklık artışının alınmazsa 10 yıl sonra canlı türlerinin yüzde 40’ının Development düşünce kuruluşunun desteğiyle dünya 2 santigrat derece ile genelinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre dün- yok olması muhtemel. Sel ve kuraklık nedeniyle 200 milyon kişi açlığa mahkum olacak. Küresel ısınma yayı en çok kirleten ülke ABD; en çok kirleten halk sınırlanmasını sağlayan için tedbir alınmazsa dünya ekonomisi yüzde 20 ise Avustralya halkı. 50 bin kadar elektrik santrali evrensel bir anlaşmaya küçülecek. Aşırı ısınma nedeniyle virüs türlerinde deve 4 bin firmayı dahil ederek yapılan araştırmaya varabilmek…

24 l İSMMMO YAŞAM

EYLÜL - EKİM 2015


ğişiklik olacak, salgın hastalıklar baş gösterecek. Küresel ısınmanın yol açtığı doğal felaketlerin yıllık maliyeti 150 milyar doları bulabilir.

KYOTO İLE BÜYÜK BAŞLANGIÇ Bu felaket senaryosunun gerçeğe dönüşmemesi için en büyük adım 1997’de atıldı. Küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle ilgili mücadele etmek isteyen ülkeler, 1997’de Kyoto Protokolü olarak anılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni imzaladılar. Ancak 2005’te yürürlüğe girebilen protokolü imzalayan ülkeler, karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın (metan, nitröz oksit, hidroflorür karbonlar, perflora karbonlan ve sülfürhekza florid) salımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa karbon ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermiş oldular. Türkiye’nin de 2009 yılında imzaladığı Kyoto Protokolü’ne imza atan ülke sayısı 189’a ulaştı. Ancak dünyayı en çok kirleten ülkelerden olan ABD’nin Kyoto’yu imzalamadığını belirtelim. Kyoto Protokolü’nün atmosfere salınacak sera gazı miktarının 2012 yılına kadar 1990’daki seviyenin yüzde 5 altına çekilmesi; endüstriden ve motorlu taşıtlardan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltılması, çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemlerinin yeniden düzenlenmesi, güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerjilerin önünün açılması gibi birçok hedefi bulunuyor.

HEDEFE GİDEN YOL

EYLÜL - EKİM 2015

Birol Bülent BİROL/ Globia Danışmanlık Yönetici Ortağı Türkiye’nin ulusal karbon piyasasının oluşumu için ilk adımını 2011 yılında attı. 2011-2023 yıllarını kapsayan İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nda ‘ulusal karbon piyasasının kurulması’ için amaç ve hedefler belirlendi. Geçen yıl mayıs ayında yenilenen 29003 sayılı Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmeliği’nin uygulanması için pilot çalışmalar yürütülüyor. Bu yönetmelikte konulan kriterlere göre Türkiye’de tahminen 3 bine yakın tesisin MRV (İzle, raporla, denetle) sürecine tabi olması bekleniyor. Bu tesislerin de Türkiye’de 200-300 milyon ton CO2 eşdeğerine sahip olduğu, Türkiye’nin seragazı salınımının yüzde 50’sini kapsadığı hesaplanıyor. Aslında bu tesislerin azaltım yükümlülüğü yok çünkü Türkiye’de gönüllü pazar olduğundan işletmelerde taahhüt altında değil. Bu nedenle halihazırda gönüllü tesislerde pilot uygulamalar yapılıyor. Halen 18 elektrik üretim tesisi, 6 çimento, bir de rafineride emisyon raporları ve izleme planları tamamlanıp; pilot doğrulama çalışmalarına geçildi. Kasım ayında, emisyon ticaret sistemi ve Türkiye’ye uygunluğunun değerlendirilmesinin hedeflendiği çalışmaya başlanacak.

DOSYA

Kyoto Protokolü’ne imza atan ülkelerden karbon salınımı hedeflerine ulaşamayanlar; “karbon ticareti” yoluyla hedeflerini gerçekleştirip, sözlerini tutuyorlar. Karbon ticareti, dünyanın herhangi bir ülkesinde bir kaynaktan oluşan sera gazı emisyonlarına karşılık, dünyanın başka bir yerinde başka bir kaynak üzerinden azaltılan ya da önlenen sera gazı emisyonları sonucunda edinilen sertifikaların (kredilerin) satın alınması yoluyla yapılıyor. Dünya Bankası raporuna göre 2013 yılı verilerine göre, yaklaşık 40 ülke ve 20’nin üzerinde ülke içi bölgesel yetkili organizasyon, karbona fiyat biçiyor. Yine raporun verilerine göre emisyon ticaret sistemlerinin ederi yaklaşık 30 milyar doları buluyor. Tüm bu karbon fiyatlandırma araçları ile sağlanan azaltım; yaklaşık 6 gigaton karbondioksit eşdeğeri… Diğer bir ifadeyle bu rakam; yıllık

SERA GAZI EMISYONLARI TAKIP EDILECEK

İSMMMO YAŞAM l 25


13.5 EURO’DAN 1 EURO’YA DÜŞTÜ

Sungur

Murat SUNGUR/ Sürdürülebilirlik Akademisi Başkanı Türkiye gönüllü pazarda yer aldığı için yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini desteklemek isteyen firmalar bu kredileri satın alarak karbon ticaretini gerçekleştiriyorlar. Ancak son zamanlarda karbon fiyatları çok düşmüş durumda. 2006-2007 yılında gönüllü pazarda 13.5 euro’ya kadar ulaşan rakam şimdi yaklaşık 1 euro civarında. Zorunlu pazarda 2006-2007’de 25 euro olan kredi ise halen 0.50 euro cent civarında” bilgisini veriyor. Ancak uzmanlar, karbon fiyatlarının Paris’teki toplantıdan bağlayıcı yeni bir anlaşma çıkması durumunda artabileceği üzerinde hemfikir...

küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 12’sini kapsıyor.

İKİ PAZAR VAR Karbon ticareti zorunlu ve gönüllü olarak iki ayrı pazara sahip. Zorunlu pazarda, Kyoto Protokolü’ne üye ülkeler arasında karbon ticareti yapılıyor. Fiyat oluşumu diğer emtia borsalarındaki gibi işliyor. Londra ve Şikago borsalarında, 1 ton karbondioksiti atmosfere bırakmanın karşılığında ödenmesi gereken karbon fiyatı arz talebe göre değişiyor. Şu aralarda karbon fiyatları adeta yerlerde sürünüyor. Avrupa Birliği Emisyon Ticareti Sistemi fiyatlarına göre, zorunlu pazarda 2010 yılında 1 ton karbondioksiti atmosfere bırakmanın bedeli 13 Euro civarındayken, 2013’te 4-7 Euro’ya düştü. Şimdilerde ise 0.50 Euro cent olduğu belirtiliyor.

DOSYA

KARBON DEĞERSİZLEŞTİ! Peki ne oldu da 2009-2010 yıllarında tavan yapan karbon fiyatları bu kadar düştü? Bu sorunun yanıtını; yenilenebilir enerji ve sera gazı emisyonlarının izlenmesi ve raporlanması konusunda danışmanlık hizmeti veren Life Enerji Yönetici Ortağı Dr. Farız Taşdan, “Kyoto Anlaşması sınırlı kaldı; Amerika, Kanada ve Rusya çekildiler… Ülkeler Kyoto Protokolü’nü imzalasalar bile Meclis’lerinden geçirdiklerinde devreye giriyor. 2012’den sonra zorunlu piyasada talep daralması oldu. Avrupa, Çin’den gelen karbon kredilerini de alıyordu ama bunu da azalttı. Bunlara bağlı olarak zorunlu piyasada fiyatlar düştü.” Evet, Kyoto ruhu yara aldı. Bunu karbon fiyatlarının geldiği nokta da gösteriyor. Küresel ısınma ile ilgili yaşanan gevşeklik dünyaya çok pahalıya mal olabilir. Ancak yine de bir ümit var. Paris’te 30 Kasım – 11 Aralık 2015 tarihleri arasında yapılacak olan, Paris 2015 COP 21 ( 21. Ta-

26 l İSMMMO YAŞAM

raflar Konferansı) küresel iklim ile mücadelede kritik bir dönemeç olabilir. Bu tarihi toplantıda küresel ısınmayı 2 santigrat’ın altında tutabilmek için bağlayıcı ve uluslararası bir anlaşma yapılması beklentisi hakim.

2 DERECE PAZARLIĞI! Fransa devlet başkanı François Holland’ın “Gezegenin korunması” konusunda özel temsilcisi olan ve geçtiğimiz aylarda Ankara’ya gelen Nicolas Hulot, Türk basınına verdiği demeçte bu tarihi toplantının önemine dikkat çekti ve şu değerlendirmeleri yaptı: “2011’de Durban’daki toplantıda 195 ülke, 2015’te, bu yüzyılın sonuna kadar sıcaklık artışının 2 santigrat derece ile sınırlanmasını sağlayan ve hukuki olarak zorlayıcı evrensel bir anlaşmaya varılması konusunda mutabık kaldı. İklim değişiminin ilk etkilerini yaşamaya başladık bile: Bütün kıtalarda sel ve toprak kaymalarına neden olan, birbirini izleyen uzun süreli kuraklıklara ve yoğun yağmur yağışlarına tanık oluyoruz. Tayfun ve kasırgalarda artış gözleniyor. Bu olaylar her yerde zaten en yoksul olan kesimleri vuruyor. Aralık ayında Paris’te, devlet ve hükümet başkanları, dünyadaki milyonlarca insanın geleceğine dair karar alacak. Bu müzakerelerden ne kazanan ne de kaybeden çıkacaktır. Ya hepimiz kazançlı çıkacağız ya da hep birlikte kaybedeceğiz!” Paris’teki tarihi konferansa 195 ülkeden 40 bin katılımcının katılması bekleniyor. Tüm katılımcı ülkelerin onanıyla küresel ısınmaya neden olan sıcaklık artışının 2 santigrat dereceye düşürülmesine yönelik anlaşmanın imzalanması bekleniyor. Bu anlaşma ile Kyoto ruhunu yeniden canlandırabilir mi? Lifenerji Yönetici Ortağı Farız Taşdan, Paris COP 21 toplantısının ‘biten Kyoto ruhunu’ yeniden canlandırabileceğini belirtiyor. Taşdan, “Paris’te 2020 sonrası için bir anlaşmaya varılırsa, tekrar dünyada

EYLÜL - EKİM 2015


farkındalık artar ve bu da karbon piyasalarını yeniden canlandırır” diyor. Bu tarihi toplantıya Türkiye önemli bir katkı sunarak gidiyor. Birleşmiş Milletler’in düzenlediği bu toplantıya katılacak ülkelerin iklim değişikliği ile mücadeledeki niyetlerini belirten INDC (Niyet Edilen Ulusal Katkı) dokümanını sunmaları bekleniyor. Türkiye 30 Eylül 2015’te INDC’sini son anda paylaştı. Globia Danışmanlık’ın Yönetici Ortağı Bülent Birol, bu önemli dökümanın içeriğini şöyle anlatıyor: “Türkiye 2030 yılında sera gazı emisyonlarında 21 azaltmaya gidecek. Türkiye, INDC dokümanına göre 2030 yılında 246 MtCO2 (milyon ton karbon eşdeğeri) azaltımı ile 929 MtCO2 sera gazı emisyon salımına inecek. Bunun yanı sıra, INDC’de enerji, sanayi, ulaştırma, binalar ve kentsel dönüşüm, tarım, atık ve yutak alanları başlıklarında alınacak aksiyonlar da belirlenmiş durumda. Bu dokümanda, 2015 yılında Türkiye’nin 477 milyon ton olan sera gazı emisyonunu 449 milyon tona indirebileceği senaryosu da var. Paris COP 21 toplantısı sonrası, beklenen uluslararası anlaşma sağlanırsa, karbon piyasalarında canlanma ve derinleşme başlayacak ve karbon assetlerinin değerlerinin artacağını öngörüyoruz.”

TÜRKİYE’NİN DURUMU NE?

EYLÜL - EKİM 2015

Kurumlar gibi bireyler de doğa dostu olup olmadığını hesaplayabilir. Küresel ısınmadaki kişisel katkı payınızın ne kadar olduğunu bulun. Mark Lynas’ın İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlanan ‘It’s Carbon Judgement Day’ yani KarbonYargılama Günü başlıklı yazısındaki adım adım hesaplama yöntemi ile küresel iklim değişimindeki bireysel pay belirlenebiliyor. Elektrik ve doğalgaz faturalarınızı, hesap makinenizi, kağıt-kaleminizi elinize alın ve yaşadığınız hayat tarzıyla dünyaya zararınızın ne düzeyde olduğunu hesaplayın. 1. Isınma ve gaz: Evlerde en büyük enerji harcaması ısınma için yapılıyor. Bu yüzden küresel ısınmada rolü büyük. Üzerinizi kalın giyinip kalorifer ya da sobayı az çalıştırarak ve ısı kaybını önlemek için evde yalıtımı sağlayarak zararınızı azaltabilirsiniz. Siz, ne kadar harcıyorsunuz? 2. Elektrik: Kullandığımız elektronik cihazların çeşidi arttıkça evlerde tüketilen elektrik miktarı da artıyor. Öncelikle evi kahve makinesi gibi gereksiz aygıtlarla doldurmaktan vazgeçin, televizyonu, bilgisayarı beklemede bırakmayın, şarj aletiyle işiniz bitince mutlaka fişten çekin. Bu konudaki harcamanızı hesap edin. Elektrik tüketiminizle sebep olduğunuz bireysel karbon emisyonunuzu bir kenara yazın. 3. Ulaşım: Otomobiliniz varsa, yılda kaç kilometre katettiğinizi hesaplamanız gerekiyor. Ancak otomobilinizin markası ve tükettiğiniz yakıt cinsi çok önemli. Uçak yolculuklarının zararı çok daha büyük. Çünkü jet yakıtının yarattığı kirlilik atmosferin üst kısımlarına ulaşarak zarar veriyor. Otomobil, uçak ve toplu taşımadan payınıza düşen toplamı not edin. 4. Yaşam tarzı: Yaşam tarzınız küresel ısınmada önemli bir etken. Ancak hesaplamak zor. Bu yüzden kendinize en çok uyan şıkkı aşağıdan seçin. ‘Her şeyin en yeni modelini alırım, alışveriş yapmaya bayılırım, paketlenmiş yiyecekler tüketirim’ diyorsanız 3 bin kg ekleyin. ‘Tutumluyum, sadece ihtiyacım olduğunda yeni şeyler alırım, yiyeceklerimi çoğunlukla süpermarketlerden alırım’ diyorsanız 2 bin kg ekleyin. ‘Kendi organik yiyeceklerimi yetiştiririm, yerel pazarlardan alışveriş yaparım, asla mevsimi olmayan yiyecekleri tüketmem’ diyorsanız 600 kg ekleyin. 5. Sonuç : Yukarıdaki dört bölümden elde ettiğiniz rakamları topladığınızda neden olduğunuz karbon emisyonunu hesaplayabilirsiniz. l 1.000-3.000 kg : Ya fazlasıyla çevrecisiniz ya da yalancı. l 3.000-6.000 kg : Çevreye duyarlı bir hayat yaşıyorsunuz. l 6.000-9.000 kg : Ortalama bir zarar, daha dikkatli olabilirsiniz. l 9.000-12.000 kg: Sınırı aşıyorsunuz, hayat tarzınızda değişiklik yapın. l 12.000-15.000 kg : Dünyayı mahvedenler arasındasınız, kendinize gelin. l 15.000-18.000 kg : Küresel ısınma konusunda tam bir canisiniz l 18.000-21.000 kg : Felaket, Amerikalılar gibi yaşıyorsunuz. l 21.000 ve fazlası: Dünyanın geleceği için lütfen kendinizi öldürün!

DOSYA

Türkiye Kyoto Protokolü’nü imzalasa da halen emisyon azatlım taahhüdü bulunmuyor. Bu nedenle Daştan zorunlu olarak oluşmuş bir karbon piyasası yok. Ancak Türkiye gibi bazı ülkelerde Gönüllü Karbon Piyasası oluşmuş durumda. Tezgâh üstü bir piyasa olarak işleyen gönüllü pazarda ise şirket, birey ya da organizasyonlar, saldıkları karbonun karşılığı olan parayı diğer ülkelerdeki çevreci projeleri finanse etmek için veriyor. Dünya Bankası raporuna göre 2013 yılında dünyada gönüllü karbon piyasasının büyüklüğü 600 milyon doları bulmuş durumda. Uzmanlar, Nisan 2014 itibariyle Türkiye’nin gönüllü karbon piyasasına yönelik 308 proje ile yıllık yaklaşık 20 milyon ton emisyon azaltımına ulaşıldığını tahmin ediyorlar. Life Enerji Yönetici Ortağı Dr. Farız Daştan, “Biz eskiden Türkiye’deki projeleri HSBC, Google, Yahoo gibi şirketlere satardık. Paris’te sağlam bir anlaşma çıkarsa yeniden karbon ticaretine talep artar. Bugün 1 Euro’ya bile alıcı bulunamazken o zaman 2-3 Euro’ları da rahatlıkla görebiliriz” diye konuşuyor.

KÜRESEL ISINMADAKİ PAYINIZI HESAPLAYIN

İSMMMO YAŞAM l 27


Binden fazla şiir yazdı Fulya Alemdar, bugüne kadar binin üzerinde şiire imza atmış bir meslek mensubu. Eli kalem tuttuğundan beri şiir yazıyor. Son olarak 117 şiirini topladığı bir kitabını da yayınladı. ‘Ayrılık İklimi’ adlı kitap, Kanes Yayınları’ndan çıktı.

RENKLİ YAŞAM

GAYE DELEN

28 l İSMMMO YAŞAM

O hem mali müşavir hem de şair… Fulya Alemdar, kendini şiir alanında geliştiren meslek mensuplarından. Bugüne kadar binin üzerinde şiir yazmış. Son olarak bir şiir kitabı da yayınlandı. Kitabının adı; ‘Ayrılık İklimi.’ 117 şiirinin bulunduğu kitapta insana ait her tür duyguya dokunuluyor… Alemdar, serbest muhasebeci ve mali müşavir olarak görev yapıyor. 1982 yılında İstanbul’da doğmuş. Çocukluğu İstanbul’un Anadolu Yakası’nda geçmiş. Kadıköy Ticaret Meslek Lisesi’nde eğitim gören Alemdar’ın ticaret lisesinde okumasını annesi istemiş. Liseden sonra Anadolu Üniversitesi İşletme’den mezun olan Fulya Alemdar, 2003 yılından beri de mesleğin içinde. Evli olan Alemdar’ın Vatan Mustafa isimli de bir oğlu var. Alemdar, “Oğlum da henüz daha anne karnındayken bu mesleğe benimle adım attı. Sonrasında 3 yıllık staj ve sınavları birlikte verdik. Eşimle, oğlumun ilk adını Vatan koymak istedik. Çünkü ülkemin vatanını seven aydınlık gençlere ihtiyacı olduğunu biliyorduk. Diğer ismi Mustafa’yı da ise bize hep ışık tutan önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve beni bu duygularla büyüten babamın ismi olması nedeniyle seçtik” diye anlatıyor.

İNSANA DAİR YAZIYOR Onun mali müşavir olmasını babası istemiş. Bu yönde onu hep desteklemiş. Kendisine destek olan anne ve babasını bu konuda şükranla anıyor. Fulya Alemdar, “Yapmak istediğim iki şeyi yapıyorum. Hem mali müşavirim hem de yazarım” diyor. Alemdar, eli kalem tuttuğundan beri şiir yazıyor. Fulya Alemdar, şiirle nasıl tanıştığını şöyle anlatıyor: “Kendimi bildim bileli yazıyorum. Okul hayatım boyunca kompozisyonlarım hep çok iyiydi. Çocukluğumdan beri şiir yazmak iç dünyamla dış dünyayı iki ayrı dünyayı

EYLÜL - EKİM 2015


birleştirmek gibi gelirdi bana. Sihir gibiydi. Şiir insanın içinde yeryüzüyle gökyüzünün birleştiği bir yerdi. İnsanlara, duygulara en yakın yerde olmaktı benim için. Arınmak gibiydi bazen de. Şiirle daha iyi bir insan kalmak mümkün... Şiir duygunun, insanın adıydı. Benim bir yanımda hep ‘şiir kadındı’. Yani çocukluğumdan beri beraberiz şiirlerle.” Binin üzerinde şiiri bulunan Alemdar, şiir yazarken en çok insanlara yüreğiyle dokunmayı seviyor. Bu nedenle daha çok insana, yaşama, sevmeye ve duygulara dair yazıyor. ‘Ayrılık İklimi’ adlı kitabında da her zaman yapmak istediği şeyi yaparak duygulara dokundu. Kitabı Kanes Yayınları’ndan çıktı. Alemdar, insanların kitabıyla hayata bir on dakika mola vermesini istediğini söylüyor. Alemdar’da daha çok ne zaman ilham geldiğini sorduğumuzda, “Ruhum ne zaman bedeninden ayrılmak isterse, yüreğim kalemini eline alıp gökyüzüne çıkıyor ve ruhunu tersten asıyor ay dedeye” cevabını veriyor. Onun örnek aldığı şairler de var. Türk şiirinin efsane şairleri Nazım Hikmet Ran ve Atilla İlhan bunların başında geliyor.

YENİ KİTAP PROJESİ VAR

EYLÜL - EKİM 2015

Fulya Alemdar, 12 yıldır da mesleğin içinde. Sektörün gelişimine de tanıklık ediyor. Muhasebecilik mesleğinin ülkemizdeki durumuyla ilgili de şu değerlendirmeyi yapıyor: “Güvenilir ve doğru finansal bilgileri işletmelere sağlamak gibi önemli ve saygın bir görevi üstlenmiş bulunduğumuzu düşünüyorum. Mesleğimiz şu anda ülkemizde önemli bir değişim süreci içerisine girmiş bulunuyor. Mesleğimizin geleceğe bakışı, güvenirlilik, bağımsızlık ve dürüstlük ilkesi ile muhasebenin geleceğini bu değerler üzerine kurmak olmalı. 25 yıllık bir geçmişe sahip olan mesleğimiz bir taraftan hazine ve mükellefler arasında köprü, diğer taraftan devletin kurumlarının işleyişine yardımcı oluyor. Bunu yaparken stresli ve yoğun günlerden geçip, ağır sorumluluklar altına giriyoruz. Bunun karşılığında önemli bir itibarı hak ettiğimizi düşünüyorum. Bakanlığın mesleğimizle ilgili düzenlemelerde görüşlerimizi almasının gerektiğini ve denetimde biz genç meslektaşların önünde engel teşkil eden 15 yıl ayrımına son verilmesinin gerektiğini düşünüyorum.”

KAR MEVSİMİ Penceremin pervazında Ellerimde erirdi bu şehrin beyaz resmi. Ne yana baksam severdim şiir kokan insanlar.

ÖMRÜNÜN BAŞ UCUNDA

Işıkları söndüğünde İstanbul’un Sesim kulağına şiirler fısıldayacak Uyandığında yüzüm aynada seninle günaydınlaşacak Saatler, günler, mevsimler benimle geçecek ‘’Aşk bende yaşlanacak’’ Çocuk gülüşlerin adamlığını asacak Camdan kadınlığımın yürek damarına Kırılırsam kanarım gamzelerinin yol kenarında Kırılırsam batarım dudaklarına Sen hiç kırmadan as gülüşlerimi sakallarına Uyandığında sana bakıyor olacağım ben hep ‘’Ömrünün baş ucunda’’

Şimdi buğulu camları doldurur şairlerin şiirleri Bu mevsimde doğdu sanırdım bütün şairler Belki de bu yüzden küçüklüğümden beri İstanbul’a indimi ‘’buz mevsimi’’ Kar yağardı lapa lapa Arabalar yokuş çıkamazdı. Kar topu oynayan Poşetlere oturup kaymaya çalışan çocukların Kahkahaları sarardı bu şehri Ah birde evsizlerin -insanın içini parçalayanO buz tutmuş elleri olmasa... Belki severdim seni doğduğum mevsim! Fulyaca ...

RENKLİ YAŞAM

Fulya Alemdar’ın yeni kitap projeleri de var. Şiiri hep devam ettirmeyi planlıyor. Çünkü şiir onun için bitmeyecek bir aşk gibi. Alemdar, bir de deneme veya öykü tarzında yeni bir kitap yazmaya hazırlanıyor.Şair Alemdar, meslek mensuplarına mutlaka bir hobi edinmeleri tavsiyesinde de bulunuyor ve ekliyor: “Mesleğimizin yoğunluğu nedeniyle hepimizin ruhunu ve bedenini dinlendirmeye ihtiyacı var. Bunu hak ediyoruz. Meslek mensupları zor olsa da kendilerine zaman ayırıp farklı hobi edinirlerse kesinlikle hayata bakışları değişecektir.”

‘15 YIL AYRIMI SON BULSUN’

İSMMMO YAŞAM l 29


YAŞAM’IN PORTRESİ

‘Sıcak ve samimi filmler yapmaya çalışırım’

30 l İSMMMO YAŞAM

En son Geniş Aile: Yapıştır ve Guruldayan Kalpler’in yönetmenliğini üstlenen Ömer Uğur, “Kendime yapmayacağım filmleri başkasına yapmayacağıma yemin etmiş bir adamım” diyerek yönetmenlik mottosunu anlatıyor. Günümüz teknolojisiyle sinemanın demokratikleştiğini söyleyen Uğur, artık cep telefonuyla bile film çekilebildiğini söylüyor.

EYLÜL - EKİM 2015


BANU BOZDEMİR

EYLÜL - EKİM 2015

SENARIST, OYUNCU, YÖNETMEN 1954 yılında Tokat’ta doğan Ömer Uğur yönetmenliğinin yanında senaristlik ve oyunculuk da yapıyor. Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra, görev yaptığı köylerde yazdığı kısa öykülerin yanı sıra sinemaya olan ilgisi de bitmeyen Uğur, Dokuz Eylül Üniversitesi Film Tasarımı Bölümü’nü bitirdi. Zeki Alasya, Sinan Çetin, Ertem Eğilmez, Atıf Yılmaz gibi usta yönetmenlerin yanında asistanlık yaptı. 1982 yılında ilk rolünü oynadı. İlk filmini 1986 yılında çekti. Öykü yazma deneyimini senaristlikte değerlendirdi. Yeşilçam’ın kriz yaşadığı yıllarda televizyon ağırlıklı çalıştı. Belgesel çekimleri de yapan sanatçı, Eve Dönüş filmiyle adını duyurdu. Hemşo, Yarım Elma, Eve Dönüş, Cesaretin Var mı Aşka, Geniş Aile gibi dizi ve filmlerin yönetmeni olan Uğur ayrıca senarist ve oyuncu olarak da filmler de rol alıyor.

YAŞAM’IN PORTRESİ

O bir köy öğretmeniydi… Köylerdeki görevi sırasında hem öğrencilerine hayatı öğretirken bir taraftan da öyküler yazdı. Çocuklukta başlayan yazma aşkını senaristliğe taşıdı. Ardından oyunculuk ve yönetmenlik geldi… Ertem Eğilmez, Atıf Yılmaz gibi usta yönetmenlerin asistanlığını yaparak kamera arkasını öğrenen Ömer Uğur, şimdilerde çok izlenen dizilerin ve filmlerin yönetmeni… Cesaretin Var Mı Aşka, Geniş Aile, Kalbim Ege’de Kaldı gibi çok izlenen dizilerin yönetmeni olan Uğur, Hemşo, Eve Dönüş gibi çok izlenen filmlere de imza attı. Sinemada en son Geniş Aile: Yapıştır ve Guruldayan Kalpler filmleri izleyiciyle buluşan Yönetmen Ömer Uğur ile hem televizyon hem de sinema dünyasının değişen dinamiklerini konuştuk. Sinemacılar, bakanlıkça istenen Eser İşletme Belgesi’nin bir sansür aracı haline geldiğini belirtiyorlar. Ülkenin dertleri bitmiyor değil mi? Bu konu ülkenin genel dertleri içinde küçük görünüyor ama mühim bir meselenin önemli bir parçası. Burada aslolan yabancılardan istemiyorsan yerlilerden neden istiyorsun? Uzun metrajı anlarım, bir araba alıyorsan bunun bir ruhsatı olacak. Uzun metrajlı filmler şöyle ya da böyle bu tecimsel çarka giriyor. Belgeselci ve kısa filmciler zaten zor yapıyor bu işi. Çifte standardın bir an önce ortadan kaldırılması gerekiyor. Ama tepkiler bu kadar üst üste olunca olan yine bize oluyor. Mesela Antalya’yı bekliyorum ben, Yusuf Kaplan diye bir adam var onu oraya koyarlar, biz filmleri göndermesek bile onlar sen ben bizim oğlan festivali yaparlar. Festival sinemacıların malı, onların ekmeğine yağ sürmeye de gerek yok yani. Eninde sonunda bizim bir yöntem bulmamız lazım, baskı yapıp belgesel ve kısa filmlerden bu belgeyi kaldırmamız lazım. Festivallerin bu hale düşmesi de çok mantıklı değil. Bazı filmlerin vizyon şansı bile olmuyor ki? Dizi ve aynı zamanda film çeken yönetmenler ikisi arasındaki farkı nasıl yaratıyorlar? Sinema filmi ve dizi için ayrı ayrı yöntemleriniz mi var? Dizilerde daha çok klişe kullanıyoruz hem anlatım biçimi hem de hikaye olarak. Film daha müstakil. Film daha anlaşmalı. Seyirci hangi filmi izleyeceğini tercih ederek biliyor. Dizide yüzlerce kanal var bir yolunu bulup insanları orada tutacaksınız. Dizilerin daha popülist bir anlayışı var. Yönetmen orada daha fazla seyirciye göre hareket ediyor. Sinemada daha çok kendi gibi oluyor. Aslında aynı ellerden çıkan işlerde bir kan bağı da oluyor. Aynı stil iş oluyor. Benim hikayelerimin çıkış noktası genelde aynı oluyor. Zor durumdaki adam hikayesi... Biri siyasi, biri ekonomik biri kamusal olarak... Sonuçta her yönetmen aynı filmi çeker. Son Urfalı’da adamın sesi güzeldir şarkıcı olmak ister. Olur da ama İbrahim Tatlıses’e benziyorsun derler hayal kırıklığı. Hemşo da adam dağlardan iner; şehirde anlamadığı bir mantık. Eve Dönüş’te Mustafa lümpen biridir, oradan çıkmaya uğraşır ama olmaz. Hepsinde hayal kırıklığı vardır. Guruldayan

İSMMMO YAŞAM l 31


YAŞAM’IN PORTRESİ 32 l İSMMMO YAŞAM

Kalplerde de öyle... Adamın bir tane derdi vardır, geçim. Kıyı mahalle, sıradan insan, küçük hikayeler; ekmeğinin derdindeki insanların hikayesi. Kendime Orhan Kemal’i yakın bulurum mesela. Eve Dönüş politik olduğu için midir, bir hesaplaşma hikayesi taşıdığı için midir bilmem sizinle diğer işlerinize göre daha bütünleşmiş bir film. O filmin bu kadar ön planda olmasının nedeni nedir? Eve Dönüş televizyonlarda 27 dakika kısa gösteriliyor. Ben her anlamdaki ukalalıktan hoşlanmadım hoşlanmam. Ben köy çocuğuyum, 27 yaşında geldim büyükşehre. Sinema okudum ama çocukluktan beri iyi bir sinema izleyicisiydim. Kendime yapmayacağım filmleri başkasına yapmayacağına yemin etmiş bir adamım. Samimiyetten ve yalınlıktan yana bir adamım. Seyredilebilirliği olsun, hem de sempatik olsun isterim. Mesafesi olsun istemem filmlerin. Üç aşağı beş yukarı sorunu olsun bir de. Hemşo’daki gibi küçük, Eve Dönüş’teki gibi açık. Guruldayan Kalpler de çok politik bir film, sanat konusunda politik bir duruşu var. Eve Dönüş… O ana kadar böyle filmler yapıldı, yapılıyor nitekim en son Eksik yapıldı. Eve Dönüş’ün karakteri sokaktan bir insan, karakter. Ömrü karı kız, okey arasında geçen lümpen bir adamın 12 Eylül’de yaşadıkları. Hikayenin sonu şöyle diyor, bu 12 Eylül alakasız insanlara bunu yaptıysa bu işe gönül vermişlere neler yapmıştır kimbilir. Çok iddialı bir film değildi o, naif bir hesaplaşma filmiydi. Öğretmenlikten yönetmenliğe… Yılmaz Güney kuşağıyız; biz onlarla büyüdük. Ben çocukluktan beri yazıyordum, sonra hikayeler yazmaya başladım. Milliyet Sanat’ın öykü yarışmasını kazandım ve yazmayı ciddi düşünmeye başladım. Güzel Sanatlar da okudum, okulu uzattım siyasi nedenlerden dolayı ama bitirdim. Filmci olmaya o zamanlar karar vermiştim, hiç olmazsa senaryo yazayım diyordum. Öğretmenlikten yönetmenliğe böyle oldu. İkisi de her şeyi derinlemesine bilmek zorunda bence, ikisinin birleştirici yanı da bu bence. O zaman mı yoksa şimdi mi daha kolay filmci olmak? Şimdi daha kolay tabii. Dijital çekimin ortaya çıkması, negatifin ortadan kalkması büyük kolaylık. Cep telefonuyla çekilen filmlerin yarışması var. Oradan keşfedilen gençler var. Ben buraya gelince iki yıl okullu olduğumu sakladım, alaylı olmak önemliydi o yıllar. Bu bir sürü şartlanmayı kaldırıyor, çünkü o zaman bir yönetmeni çok takip edip etkisinde kalabiliyorsun. Bu anlamda çok demokratikleşti sanat. Fikri, zekası ve söyleyecek sözü olan film çekiyor, bu iyi bir şey. Şimdinin teknolojisiyle film çekiyorsunuz, eskiyi atmak kolay oldu mu? Yeni teknolojiyi takip ediyor musunuz? Evet ama sonunda biz işleri birilerine pas ediyoruz ve unutuyoruz. Dijital kameraya çok vakıf değiliz ama biliyoruz artık. Ama biz negatife de çok vakıf değildik ama biliyorduk. Bunu bizim yerimize yapanlar var, mesela görüntü yönetmeni. Kurgu da pek öyle değil, kurgucu genelde operatörlük yapar. Şöyle bir avantajı var ilk filmimi 30 kutuyla çektim. 120 dakika yani, o film 90 dakika bağlandı. Yani hiç tekrar şansın yok. Bu da şunu getirdi ama, biz dekupajlı çalışırız, neyi çekeceğimize önceden karar veririz ya dijital olunca şöyle bir sorun çıktı. Birçok açıdan çekip atıyorlar; kurgucunun önüne. Özellikle dizilerde böyle oluyor bu. Ekşi Sözlük’te benim için montajcıların en sevdiği yönetmen derler. Ben çektiğim zaman kurgucu dekupaja göre o yani o sıralamaya göre bağlamak zorunda. Başka plan yok çünkü. Dizilerde çok çalışıp, çok çekip yoğunluktan montaja da giremeyince işteki hakimiyetiniz kayboluyor biraz. Guruldayan Kalpler Altın Portakal’da yarıştı. Siz nasıl bakıyorsunuz bu festival filmi mantığına? Ben çok katıldım Antalya’ya ama şu durumdan rahatsızım. Sanat filmi diye bir şey var bir de iş filmi diye bir şey. Bunların arası çok açılmış durumda. Ben seyredilebilmeye inanıyorum. Hikaye, resim ve montajın iyi olması lazım filmlerde. Amerikalı dünyanın en berbat hikayesini

EYLÜL - EKİM 2015


DIZI VE FILMLERI YÖNETTİ

EYLÜL - EKİM 2015

Herkesin becerebildiği bir şey vardır ya mesela ben yazıdan geldim. Ben iyi bir hikayenin her zaman iyi bir film çıkartacağına inanırım. Mümkün olduğunca da az hatalı bir senaryo olsun isterim. Bir de sıcak ve içine çabuk girilebilen film yaparım, öyle olması gerektiğine inanıyorum. Bu hikaye çok tehlikeli aslında; ukalalık yapmaya yatkın ama ben oralara hiç sokmadım. Asıl nokta bir heykelin özgünlüğünden çok çoğaltılabilir olması sanırım… Evet, olay şu. Aynı heykeltıraş aynı heykeli de yapsa aynısı olmuyor. Aslında bunun orijinalinin bir daha olamıyor olması. Eninde sonunda siz eserle insanları karşılaştırırsanız herkesin o işle ilgili bir fikri oluyor. O eskici mesela eseri saklayacağım diyor. Türk halkı sanattan anlamaz deriz ya anlar işte. Bütün halklar anlar, yeter ki kafa kafaya gelsin. Ona bakacak vakti olsun. Onunla karşılaşma imkanı olsun. Dikkatli bakınca mutlaka bir şeyler görecektir. Bazı sanatlar çok yüksek. Ben sanatın şiddetli abartılmasına ve halk anlamaz lafına şiddetle karşıyım. İnsanları karşılaştırmak lazım sanatla, salonlara sokamıyoruz. Sempatik, mütevazı bir film yaptık, bakalım. Seyirci neden izlesin bu filmi? Hem sanat üzerine bir film seyredecek, hem de ukalalık dümbeleği dinlemeyecek. Sanatla kafa bulacak ama sanatı aşağılamayacak. Ya da iki tane yoksul insanın, karı kocanın, kadın da orada güçlü, güç veren bir karakter, hikayesi bu. Gelsinler eğlenecekler. Kendilerine bir ufuk açarlar.

SENARYOLARINI YAZDI l 14 Numara-1985 l Son Urfalı - 1986 l Zamansızlar - 1987 l Arka Evin İnsanları - 1988 l Bir Eski Yangın - 1988 l Biri Beni Gözlüyor - 1988 l Bekleyiş - 1989 l Ekran Aşıkları - 1989 l Çok Özel İlişkiler - 1993 l Hemşo – 2000

YAŞAM’IN PORTRESİ

alıyor, seyrebilebilir yapıyor. Eskiden böyle değildi, mesela Atıf Yılmaz filmi ödül alırdı; vizyonda da izlenirdi. Şimdi Antalya’da en iyi film ödülünü alanı vizyonda 500 kişi izlemiyor. Burada milyonlarca kişinin izlediği film de Antalya’nın kapısından giremiyor. Bu durumu sağlıklı bulmuyorum. Ben gri alandayım, seçmiyorum bunu. Genel tavrım, tarzım bu benim. Ben hep millet gülsün hem de alttan alta bir şey tartışsın istiyorum. Bir sürü film olsun, bu iyi bir şey. Benim tahammül edemediğim herkesin tarzını dayatmaya çalışması, onu film olarak kabul etmesi. Hepsi sinema işte, film. Samimiyetten doğan bir komedisi var, konusu ve aktarımı da güzel… Duyuru sorunu var bizim ülkemizde, kapitalizmden kaynaklı olarak artık yaptığınız iş sadece sizin değil. Bir iş yapıyorsunuz bir de bunun pazarlama durumu var. İlk üç gün çok önemli mesela. İlk üç gün 10 bin kişi izlediyse o filmin yapacağı en fazla 50 bin. İlk üç günde 50 bin geldiyse 300 bin yapıyor. İlk üç gün seyirciyi getirebilmek çok mühim. Ama seyirci gelirse kulaktan kulağa yayılır diye de düşünüyorum. Nasıl bir tepki alacağını biliyorum ama Mayıs ayında giriyor, ilk gün 1 Mayıs. O gün izleyen olmaz pek. Ama yolu açık olur umarım. Filmin çekildiği atölye pek farklı, güzel bir yer… Orası Kars’ta içine tükürülen ucube anıtının sahibinin yeri yani Mehmet Aksoy’un. Senaryoyu çok sevdi ve yerini verdi bize sağolsun. Oyuncuların uyumu da iyiydi…

l Kırlangıç Fırtınası - 1985 (Yönetmen yardımcısı) l Son Urfalı - 1986 l Zamansızlar - 1987 l Arka Evin İnsanları - 1988 l Biri Beni Gözlüyor - 1988 l Allah Düşürmesin - 1988 l Bir Eski Yangın - 1988 l Bekleyiş - 1989 l Ekran Aşıkları - 1989 l Bizim Eller - 1992 l Çok Özel İlişkiler - 1993 l Yüzleşme - 1996 l Bana Sevgiyi Anlat - 1996 l Kalbimi Kıra Kıra - 1997 l Yasemin - 1997 l Eski Bir Yangın - 2000 l Hemşo - 2000 l Yarım Elma - 2002 l Şeytan Sofrası - 2004 l Saklambaç - 2005 l Eve Dönüş - 2005 l Cesaretin Var mı Aşka? - 2007 l Geniş Aile - 2009 l Kalbim Ege’de Kaldı - 2015

İSMMMO YAŞAM l 33


KARİYER

Kendi kendinizi eğitin! GAYE DELEN Firmanız size eğitim aldırmasa da küsüp bir Çalışanlar işyerinde fark yaratmak ve öne kenara çekilmemelisiniz. geçebilmek için eğitime sarılıyor. Bazı büyük şirketler Zira bu kariyerinize çalışanlarına eğitim imkanı tanıyor. Ancak bu kadar verebileceğiniz en büyük şanslı olmayanlar da var. Onlar da fark yaratabilmek adına kendi eğitimlerini kendileri alma yolunu zararlardan biri olur. seçiyor. Kişisel gelişim kitapları okumak, liderlik, Eğitmen Gülsün, iletişim, pazarlama, iletişim gibi eğitimleri kendi imkanlarıyla pazarlama, liderlik almak bunlar arasında. Çalıştıkları şirketler eğitim vermiyor diye insanların küsüp kenara çekilmesi gibi eğitimleri kişilerin kariyerlerinde yapabilecekleri en önemli yanlışlardan kendi imkanlarıyla biri olarak görülüyor. alabileceklerini ya da bu Peki, bir çalışan hangi eğitimleri almalı? Hangi konularda kişisel gelişim sektör için hangi eğitimi almak gerekiyor? İstanbul kitapları okuyabileceklerini Satış Akademisi Kurucusu Alper Gülsün, ilk olarak çalışanlara klişe bir sözle; ‘ya işinizi severek yapın ya söylüyor. da severek yapacağınız yeni bir iş bakın’ tavsiyesinde

34 l İSMMMO YAŞAM

Alper Gülsün

bulunuyor. Yaptığı işi sevmeyen birisinin başarılı olamayacağını vurgulayan Gülsün, “İşinizi sevmek birinci adım… İkinci adımsa öğrenmeye açık olmak. Yaptığın işi, işinin inceliklerini, sektörünü, rakiplerini ve en önemlisi müşterini öğreneceksin. Sonra da kendini son nefesine kadar geliştireceksin’ diyor. Çalışanların firmalarından eğitim talep etmelerinin doğal hakları olduğunu ancak bunun gerçekleşmemesi durumunda yapılabilecekleri işe şöyle anlatıyor: “Firmandan eğitim talep etmen en doğal hakkın ama bu gerçekleşmiyor diye pes etmek yok. Kişisel gelişim kitapları iyi birer eğitmendir. Hemen hemen her konuda onlarca güzel kaynak bulunabilmekte. Bu kitapları seçerken, öncelikle o kitabı okumuş ve faydasını görmüş insanların referansı ile hareket edilmeli. Yakın çevre tavsiyesinin dışında, kitapların baskı sayıları da bir tercih sebebi olabilir. Uzun yıllardır baskısı yapılan kitapların mutlaka bir tercih

EYLÜL - EKİM 2015


sebebi vardır diye düşünüyorum. İnternetteki kitap forum siteleri, yazarın daha önceki kitapları ve iş hayatı tecrübesi de herkes için birer referans noktası olabilir.”

KÜSÜP KENARA ÇEKİLMEYİN Gülsün, işyerinde ve kariyerinde fark yaratmak isteyenlere de şu eğitimleri almalarını öneriyor: “Günümüz dünyasında başrol ne üründe ne de fiyatta. Başrol artık tamamıyla insanda. O halde önce insanı tanımaya yönelik eğitimlere ağırlık verilmeli. Kendini Tanıma ve Yönetme, Etkin Beden Dili Kullanımı, İletişim Teknikleri, İkna ve Müzakere Becerisi, Stres Yönetimi ardından da Doğru Satış Teknikleri, Müşteri İlişkileri Yönetimi, Zaman Yönetimi ve tabi yöneticiler için mutlaka Durumsal Liderlik Eğitimi. Bu eğitimleri işverenler firma çalışanları için talep edebileceği gibi çalışanlar da kendi imkanlarıyla eğitim firmalarından bireysel olarak alabiliyor.” Peki, hangi eğitim çalışanın hangi özelliğini geliştirir? Gülsün, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “İş dünyası için hazırlanan her eğitim, aslında kişinin özel hayatına da etki ediyor. Şöyle düşünün; beden dilinizi doğru kullanarak, iletişim tekniklerini öğrenerek sadece iş hayatınızda daha başarılı olmuyorsunuz özel hayatınızda iletişimde olduğunuz her insanla daha iyi bir ilişki içerisine giriyorsunuz. Farkında olmadan yaptığınız beden dili hatalarını ortadan kaldırarak daha çok sevilen, daha çok beğenilen bireyler haline geliyorsunuz. Bu durum sadece beden dili ya da iletişim eğitimi için değil her eğitim için geçerlidir.”

‘İLETİŞİM’ ÇOK ÖNEMLİ

EYLÜL - EKİM 2015

SEKTÖRLERE GÖRE DE FARKLAR VAR

Temel yapı taşları ortak görünse de yine de sektörden sektöre, firmadan firmaya eğitim ihtiyaçlarında farklılıklar görülebiliyor. Alper Gülsün, bu konuda şunları söylüyor: “Bu nedenle eğitim başlıkları benzer olsa da eğitim içerikleri ve eğitim uygulamaları asla aynı olamaz. Örneğin; sürekli aynı müşteriye satış yapan ya da hizmet veren firma için hazırlanan eğitim ile sürekli yeni müşteri bulması gereken firmaya verilen eğitim çok farklıdır. Bayi ağı yöneten firmanın ihtiyaç duyduğu eğitim ile tüketiciye perakende satış yapan/hizmet veren firmanın ihtiyacı farklıdır. Bunun gibi çeşitli farklılıklar bulunuyor. Bir diğer konu da eğitim verilecek grup ekip içerisindeki çalışanlar mı yoksa ekip yöneticileri mi? Doğal olarak her iki grubun da farklı yetkinlik konuları bulunuyor.”

KARİYER

Alper Gülsün, kişisel gelişim kitaplarıyla da çalışanların kendilerini geliştirmelerinin mümkün olduğunu dile getirerek, “Okumayı seven ve okuma esnasında hayallere dalmayan biri iseniz kitaplarla da kendinizi geliştirmeniz mümkün. Her bir kitap, yazan kişinin deneyimlerinden, araştırmalarından sonra oluşmuştur. Önemli olan kitabı okurken o bağı kurabilmek, yazarın vermek istediği mesajı alabilmek” diyor. Gülsün, iş hayatında en önemli sorunu iletişim olarak görüyor ve bu yönde kitaplar okunmasını ya da eğitim alınmasını öneriyor: “Gerek iş hayatında gerekse özel hayatta yaşanılan en büyük sorun ‘iletişim.’ Hepimiz ‘iletim’i, iletişim zannediyoruz ve hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Evde ailemizin, iş ortamında ekip arkadaşlarımızın hatta müşterimizin bizi anlamamasından dert yanıyoruz. Halbuki doğru iletişim teknikleri ile hem anlatabilmeyi, hem anlayabilmeyi, hem de anlaşabilmeyi her zaman başarabiliriz.” İstanbul Satış Akademisi Kurucusu Alper Gülsün, sözlerini şöyle tamamlıyor: “İnsanoğlu öğrenen bir varlık. Öğrenmek, yaşamakla eş anlam ifade ediyor. Son nefesimizi verene kadar hayatın pek çok aşamasında, pek çok konuda yeni şeyler öğreneceğiz. Öğrenmekten vazgeçmek, yaşamdan vazgeçmekten farklı değil.”

İSMMMO YAŞAM l 35


EĞİTİM

Şimdi okullu oldular Suriyeli çocuklar, bu yıl İstanbul’da bazı semtlerde ders başı yaptı. Bazı okullarda Türk öğrenci ve öğretmenler evlerine gittikten sonra okullar, Suriyeli çocuklara ve öğretmenlerine kalıyor. Suriyeli 25 bin çocuk 9 okul ve 48 geçici eğitim merkezinde eğitim görüyor.

36 l İSMMMO YAŞAM

CAN KIZILDAĞ Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak İstanbul’a gelen Suriyeli sığınmacıların çocukları, İstanbul’da bu yıl ders başı yaptı. Yaklaşık 25 bin Suriyeli çocuk, İstanbul’daki 48 geçici eğitim merkezi ve 9 okulda eğitim görüyor. Geçen yıl Kağıthane’deki 2 devlet okulu öğleden sonra Suriyeli çocukların eğitimi için pilot olarak belirlenmişti. Bu yıl ise okulların sayısı 9’a yükseldi. Esenler ve Sultanbeyli’de ikişer, Avcılar, Ümraniye ve Sultanbeyli’de de birer okulda Suriyeli çocuklar eğitim alıyor. Suriye müfredatının uygulandığı okullarda, Türkçe dersleri de veriliyor. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı okulların yanı sıra yönetimini daha çok sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği 48 eğitim merkezinde de Suriyeli çocuklar okula devam ediyor. Bu eğitim merkezlerinde, anaokulundan lise sona

kadar olan sınıflarda eğitim yapılıyor. Lise sondaki öğrenciler, yabancılar için uygulanan sınava girerek denklik alabiliyor hatta üniversite eğitimine de devam edebiliyor. Bu eğitim merkezleri, resmi kurumlarla protokol imzalayarak kendi öğretmenleriyle eğitim verebiliyor.

“TÜRKÇE ÖĞRENİYORLAR” Sultangazi’deki Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu, öğleden sonra Suriyeli çocukların eğitimine ayrılan devlet okullarından biri. Okul öğleden sonra El Menahil (İlim Çeşmeleri) Suriye Okulu adıyla Türk müdür gözetiminde kendi yönetici ve öğretmenleriyle eğitime devam ediyor. Okulda yaklaşık 600 Suriyeli çocuk anaokulundan 8. sınıfa kadar eğitim görüyor. Sınıflar 25-30 kişiden oluşuyor. Okulun masrafları Tayvanlı Tzuchi Vakfı tarafından karşılanıyor. İmam-hatip okulu şeklinde eğitim veren

EYLÜL - EKİM 2015


bu okulda öğrenciler derse girmeden önce Kuran-ı Kerim’den kısa bir sureyi ve Hadis-i Şerif’i her gün birlikte okuyor. Okulda çoğunluğu kadın, 60 öğretmen görev yapıyor. El Menahil Okulu yöneticisi Cuma Süreyya, Suriyeliler için Türkçe’nin çok önemli hale geldiğini vurgulayarak, “Her okulumuzda Türkçe ders olarak okutuluyor. Türkçe bizim geleceğimiz haline geldi. Türk üniversitelerine girmek isteyen çocuklarımız için Türkçe çok önemli bir ders. Haftada 5 saat Türkçe dersi okutuluyor” bilgisini veriyor.

BAĞIŞLARLA YAŞIYOR Suriyelilerin kurduğu bir dernek tarafından açılan Akademi İstanbul Suriyeli Okulu ise 2013’te 350 öğrenciyle Fatih’te eğitime başladı. Geçen yıl 2. şubesini açan okulda anaokulundan lise sona kadar 800 öğrenci eğitim görüyor. Akademi İstanbul Suriyeli Okulu Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Katipoğlu, İstanbul’da 1 milyona yakın Suriyeli bulunduğunu, bu ailelerin çocuklarının da eğitim alması gerektiğini vurguluyor. Katipoğlu, şunları anlatıyor: “Suriye müfredatı ağırlıklı dersler veren bir okul açtık. Kar amacı güden bir kuruluş değiliz. Bağış ve destek yoluyla okulumuzun kirası, hocalarımızın masrafı ve diğer giderlerini ödemeye çalışıyoruz. Türkçe, İngilizce ve Arapça’yı iyi bir şekilde öğretiyoruz. Başarılı olan öğrencileri üniversiteye gönderiyoruz ve bursunu da biz veriyoruz. İstanbul Şehir Üniversitesi’nde 8 öğrencimiz okuyor.”

“MUTLULUKTAN AĞLADIK”

EYLÜL - EKİM 2015

Suriyelilerin yoğun olduğu illerde çocukların eğitime erişimiyle ilgili değerlendirmeler yapan MEB Müsteşar Yardımcısı Yusuf Büyük, “Suriyeli çocukların kayıp nesil olmaması ve kendilerine güzel bir gelecek inşa edebilmeleri amaçlanıyor. Bugüne kadar yüz binlerce çocuğa ulaşabildik. 2015- 2016 ders yılının sonuna kadar ulaşamadığımız veya bize ulaşamayan yüzbinlerce çocuğa daha ulaşmayı hedefliyoruz’’ diyor. UNICEF’le birlikte Suriyeli öğretmenlere sağladıkları desteklere değinen Büyük, “Çalıştırmıyoruz. Onlar gönüllü hizmet ediyor, biz de teşvik ediyoruz. Kamp içerisinde 150 dolar, kamp dışında 220 dolar her ay hesaplarına yatırıyoruz. Öğretmen sayısını artırmak hem de ödenen teşviki artırma adına çalışmalarımız devam ediyor” değerlendirmesini yapıyor.

EĞİTİM

Halepli Türkmen Ali Şahin Hamed ise 4 çocuğunun El Menahil okuluna devam ettiğini anlatırken ‘okullara kavuşmanın rüya gibi bir şey olduğunu’ belirtiyor. Şahin, okulun açıldığı gün velilerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin mutluluktan ağladığını aktarıyor. İstanbul’da Suriyeli öğrencilerin eğitim gördüğü okullardan biri de Kâğıthane Hasdal Ortaokulu… Okulun kapısındaki ikinci tabela; Beytül Makdis Okulu. Okul binası saat 15’e kadar Türk çocuklarca kullanılırken saat 15.00’den itibaren Suriyeli okula dönüşüyor. Saat 15.00- 19.40 arasında okulun Müdürü Muna Buşi. 32 Suriyeli öğretmen 5-15 yaş arasındaki 550 öğrenciye Arapça, İngilizce, Matematik, Fen ve Din Dersi öğretiyor. Türkçe dersleri için de hazırlık var. Suriyeli öğrenci ve öğretmenler, Türk öğrenciler, öğretmenler ve yöneticiler gittikten sonra temizlenen okulu, gene pırıl pırıl bırakıyor. Kimisi yıllardır eğitim görmemiş çocuklar artık bir okulları olduğu için çok mutlular. Akşamın geç saatine kadar ders görmeyi kimse dert etmiyor çünkü aslında eğitim açısından çok da uygun olmayan bu durum, hiç okula gidememekten ve eğitim alamamaktan elbette ki çok daha iyi…

KAYIP NESİL OLMASIN

İSMMMO YAŞAM l 37


SAĞLIK

2 gram iyotlu tuz yeter ama... Dünyada 50 milyona yakın çocuğun iyot yetersizliği riski ile karşı karşıya olduğu biliniyor. Zeka geriliğinden büyüme sorunlarına kadar birçok rahatsızlığa neden olan iyot yetersizliğinin en basit çözümü iyotlu tuz kullanmak ama tuzu saklamasını da bilmek gerekiyor.

38 l İSMMMO YAŞAM

ILGIN ŞENYÜZ Bitlis’in Mutki İlçesi’ne bağlı Boğazönü Köyü… Muş’un Bulanık İlçesi’ne bağlı Altınoluk Köyü… Sivas’ın Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Sarıyar Köyü… Belki bu köylerin adını bilmezsiniz ama bu üç köy, yakın zamanda ortak bir sağlık problemi nedeniyle haber oldular. Bu köylerdeki her iki haneden birinde bir guatr hastası var… Troid bezindeki büyüme olarak da bilinen guatr hastalığının en önemli nedenlerinden biri iyot etsikliği… Bu köylerde guatr’a neyin neden olduğu tam olarak bilinmese de uzmanlar iyot eksikliğinin neden olduğu rahatsızlıkların başında guatrın geldiğini belirtiyorlar. Tüm dünyada 1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası olarak kutlanıyor. Bu haftada paylaşılan rakamlar gösteriyor ki dünya nüfusunun yüzde 40’ı iyot yetersizliği riski ile karşı

karşıya… Dünyada 50 milyona yakın çocuğun da aynı risk altında olduğu biliniyor. İyot, tiroit hormonlarının üretimi, vücudun büyümesi ve gelişimi için gerekli olan bir element. Ancak vücudumuz bu elementi kendisi üretmiyor. Bu nedenle ağız yoluyla gıdalardan temin edilerek iyot ihtiyacının giderilmesi gerekiyor. Gençler ve erişkinlerin günde 150 mikrogram, 6-12 yaş çocukların günlük 120 mikrogram, 0-5 yaş arası çocukların ise günlük 90 mikrogram iyot alması gerekiyor. Hamilelerde ve emziren annelerde günlük iyot ihtiyacı 1.5-2 kat artıyor. İyot eksikliği erken evrede belirti vermiyor. Doğadan ve besinlerden alınan iyodun yetersiz olması durumunda ise büyüme geriliği, zeka ile ilgili sorunlar, guatr (tiroit bezinde büyüme), tiroit nodülü ve hipotiroidi gibi birçok hastalıkla karşı karşıya kalınabiliyor. Örneğin iyot eksikliği hipotiroidiye yol açtıktan sonra ise halsizlik, cilt kuruluğu, saç dökülmesi, ciltte kalınlaşma, kabızlık,

EYLÜL - EKİM 2015


soğuğa tahammülsüzlük, adet düzensizlikleri, saç ve tırnaklarda kırılma, kilo artışı, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, depresyon, duygu durumunda dalgalanmalar, kalp ve akciğer yetersizliği gibi geniş bir şikayet yelpazesi oluşturabiliyor.

ZEKA GERİLİĞİ TEHLİKESİ

EYLÜL - EKİM 2015

gram iyotlu tuzdaki iyot miktarı ortalama 70 mikrogram civarında… Yani vücudun, günlük iyot ihtiyacı 2 gram tuz ile karşılanabiliyor. İyotlu tuz tüketiminin sürekliliğin sağlanmasıyla iyot eksikliği riski yok ediliyor ancak iyotlu tuz tüketimi bırakıldığı anda iyot eksikliği tekrar kendini gösteriyor.

İYOTLU TUZ KULLANIN

TUZU KORUMA ÖNEMLİ

Peki iyot eksikliğini önlemek için neler yapılmalı? İyot eksikliğinin kontrol edilmesinde en etkili yol, iyotlu tuz kullanmak. Yöntemin ucuz ve basit olması, tuzun renk ve tadında farklılık olmaması ve kolay denetlenebilir olması kullanımın çok daha kolay olmasını sağlıyor. Sağlık Bakanlığı son yıllarda iyotlu tuzun kullanımını özendirmek için önemli çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalar sonunda özellikle büyük şehirlerde iyotlu tuz kullanımı yüzde 80’leri aşmış durumda. Ancak kırsalda halen risk var. Genel olarak 1

İYOT EKSİKLİĞİNDE

5 SORUN 1-) Düşük veya erken doğum 2-) Tiroit sorunları 3-) Zeka fonksiyonlarında bozulma 4-) Büyüme geriliği 5- )Tiroit kanseri

Marketten iyotlu tuz alsanız bile bu tuzu saklamasını bilmeniz gerekiyor. İyotlu tuz, ışık, ısı, ve nemden etkilendiği için renkli ve kapaklı bir kapta, dolap içinde ve kuru ortamda saklanmalı. Tuz, yemek ateşten indikten sonra veya sofrada ilave edilmeli. Prof. Dr. Serap Semiz, iyotlu tuz kullanılmasının yanı sıra şu önerilerde de bulunuyor: “Balık ve diğer deniz ürünleri gibi yüksek oranda iyot içeren yiyecekler ile süt, yumurta ve et gibi daha az oranda iyot içeren gıdaların alınması da iyot eksikliğini önlüyor. Gerektiği durumlarda iyot takviyesi yapılmasını da öneriyoruz. İyotlu tuz kullanımı başta olmak üzere, ekmeğe, şekere iyot eklenmesi, içme sularının iyotlanması ve ağır iyot eksikliği bölgelerinde ise iyotlu yağın ağızdan veya enjeksiyon ile verilmesi önlemler arasında yer alıyor. İyot eksikliğini önlemeyi sağlayan bu önlemlerin dışında hastalığın tedavisinde iyot içeren tablet veya damlalar uygulanabiliyor. Ancak bu tedavinin mutlaka doktor kontrolünde yapılması gerekiyor. Aksi takdirde iyot aşırılığına bağlı farklı sorunlar ile karşılaşılabiliyor.”

SAĞLIK

Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Serap Semiz, dünyada 50 milyon çocuğu ilgilendiren iyot eksikliğinin, ülkemizde de ihmal edilmemesi gereken düzeyde olduğunu söylüyor. İyot eksikliğinin neden olduğu 5 önemli sorunu; düşük ve erken doğum, tiroit sorunları, zeka fonksiyonlarında bozulma, büyüme geriliği ve tiroit kanseri olarak özetleyen Semiz, şu bilgileri veriyor: “Gebelikte yaşanan iyot eksikliği düşük, ölü doğum, erken ve düşük ağırlıklı doğum, bebekte zeka geriliği, sağırlık-dilsizlik, şaşılık, felç, guatr, cücelik ile karakterize kretinizm tipleri ve bebek ölüm hızında artışa neden oluyor. Anne karnında ciddi iyot eksikliğine maruz kalma, cücelik gibi önemli bir sorunla karşı karşıya kalınmasına neden olabiliyor. Bu durum özellikle okul çağında büyüme geriliği olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu konuda yapılan çalışmalar, büyüme geriliği olan çocuklarda iyot eksikliğini tedavi etmenin, büyüme üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu gösteriyor. Besinler ile yetersiz iyot alımı sonucu ortaya çıkan iyot eksikliği tiroit bezi büyümesine neden oluyor. Hafif ve orta derecede iyot eksikliği çocuklarda nörolojik, psikolojik ve entellektüel sorunlara yol açıp zeka fonksiyonlarında bozulmaya neden oluyor. Tiroit kanseri de önemli bir iyot eksikliği sorunu... İyot eksikliği olan çocukların tiroit bezi, iyot düzeyi normal olan çocuklara oranla, herhangi bir kaynaktan gelen iyodu çok daha fazla alıyor. Bu nedenle nükleer kazalarda radyoaktif iyot çevreye salınması durumunda iyot eksikliği olan çocuklar çok daha fazla zarar görerek tiroit kanseri riski ile karşı karşıya kalabiliyor.” Bir toplumun iyot durumunu belirlemede

okul çağı çocuklarında gözlenen guatr oranları baz alınıyor. Bir bölgede okul çağı çocuklarımda, guatr sıklığı; yüzde 5’ten az ise iyot yeterli, yüzde 5.-19.9 arasındaysa hafif, yüzde 20- 29.9 ise orta derece ve yüzde 30’dan fazla olduğunda ise ağır derecede iyot eksikliği olduğu anlamına geliyor. Guatr sıklığının yanı sıra, idrar iyot konsantrasyonu, yeni doğan TSH düzeyleri ve tiroglobulin ölçümleri de iyot eksikliğinin saptanmasında kullanılan yöntemler arasında yer alıyor. Okyanus ve denizler en önemli iyot kaynakları. Deniz suyundaki iyot, yağmur aracılığıyla toprağa dönüyor. Bu döngünün yavaş ve eksik gerçekleşmesi ise toprakta yetişen ürünlerin ve içme suyunun düşük miktarlarda iyot içermesine neden oluyor. Genellikle dağlık bölgeler daha fazla iyot eksikliği riski taşıyor. İyodun yüzde 90’ı gıdalardan, yüzde 10’u ise içme sularından sağlanıyor.

İSMMMO YAŞAM l 39


DOSTLARIMIZ

Gözler sağlığın aynasıdır! Glukom, şaşılık, katarak… Bu ve bunun gibi birçok göz hastalığı köpeklerin de sağlığını tehdit ediyor. Dostlarımızın gözünde kızarıklık, yanma, kaşıntı, sulanma, aşırı çapaklanma gibi bir durum görürseniz hemen müdahale edin ya da veteriner hekime götürün.

40 l İSMMMO YAŞAM

ILGIN ŞENYÜZ

en fazla görülen göz hastalıkları…

Dostlarımızla aynı dili konuşmasak da kimi zaman bir dokunuş, bir bakış ile ne dediğini beden dilinden anlarız. Aramızdaki kesintisiz, sağlıklı iletişimin ve paylaşımın sürmesi için onlara ‘gözümüz kadar iyi’ bakarken, gözlerine de iyi bakmalıyız. Köpeklerde göz rahatsızlıkları oldukça çok fazla görülüyor. Kimi zaman hiç istenmeyen sonuçlara neden olan göz rahatsızlığının küçümsenmemesi gerekiyor. Dostunuzun gözünde kızarıklık, yanma, kaşıntı, sulanma, aşırı çapaklanma gibi bir durum görürseniz bunu önemsemeniz gerekiyor. Bu semptomlar; bir travma, vurma çarpma, toz, toprak ve bitki parçası gibi yabancı bir cismin, alerjen ve kimyasal bir maddenin göze girmesinden kaynaklanabilir. Köpek sahibinin böylesi bir belirti gördüğünde dostumuzu veteriner hekime götürmesi gerekiyor. İşte köpeklerde

KONJUNKTİVA İLTİHABI Köpeklerde ‘konjunktiva iltihabı’na sık rastlanıyor. Göz kapakları içindeki uzanan pembe dokunun şişmesi sonucu belirginleşen bu hastalığın nedenleri arasında enfeksiyon (bakterisel, virütik, mantarsal), alerji, gözyaşı üretiminin olmaması, yabancı bir nesnenin göze girmesi ve kimyasal tahriş yer alıyor. Boxer, buldog, pekigese gibi türlerin bu hastalığa daha yatkın olduğunu belirtelim. Gözdeki kızarıklık, şişme gibi belirtilerin yanı sıra acı ve kaşıntının da eşlik ettiği konjunktiva iltihabı fark edildiğinde dostunuzu acilen bir veterinere götürmeniz gerekiyor.

GÖZÜN YUVASINDAN ÇIKMASI Pekingese gibi küçük burunlu, büyük gözlü köpeklerde travma ve hayvanların enselerinden ve

EYLÜL - EKİM 2015


yakalarından şiddetle çekilmesi durumunda “göz” yuvasından çıkabilir. Böyle bir durumda bazı ilkyardım müdahalelerini yapabilmeniz gerekiyor. Gözün yuvasından çıktığını gördüğünüzde, dostunuzun gözünü steril göz losyonu sürülmüş temiz bir bezle veya steril petrol bazlı bir göz merhemi ile kaplayın. Bu müdahale hayvanınızı veteriner kliniğine götürürken gözünü kurumaktan koruyacaktır. Ayrıca köpeğinizi veterinere götürürken gözünü kaşımasına ve eşelemesine de izin vermeyin.

GÖZE YABANCI MADDE GİRMESİ Dostlarımızın gözlerine hiç istenmeyen bir şekilde bitki parçası gibi yabancı maddelerin girmesi de olası… Özellikle otomobilde kafasını camdan çıkaran köpeklerde bu duruma çok sık rastlanıyor. Şişme, kızarıklık, sulanma gibi belirtiler ya da dostumuzun gözlerini kısarak bakması, gözlerini kaşıması bu konuda da size ipucu verebilir. Bu tür belirtilerle karşılaştığınızda sizin de yapabileceğiniz ilkyardım müdahaleleri var. Öncelikle dostunuzun gözünüzü temiz su ya da steril tuzlu göz losyonuyla yavaşça yıkayın. Yabancı nesneden gözün arındığını anlamak için bir ışık kaynağı ile gözü incelemenizi de öneririz. Eğer nesneyi su ile çıkaramazsanız köpeğinizi derhal veterinere götürmeniz gerekiyor.

GLUKOM ÇOK TEHLİKELİ Glukom, köpeklerde sık görülen bir göz hastalığıdır. Göz içindeki sıvı basıncının normalden fazla artması anlamına gelen glukomla göz içindeki yapılar bozulmaya başlar. Bu durum damarlardaki yüksek basıncın beyin kılcal damarlarındaki yırtılmaya ve çevre dokular arasına kanın sızarak beyin hücrelerine zarar vermesine neden olur. Sonuç, körlük ya da gözün kaybedilmesi… Dostlarımızın, göz içi basıncının artmasını takiben birkaç gün içinde tedavi edilmesi gerekiyor. Gözün şişmesi, göz bebeğinin genişlemesi, göz içinin kanlanması, korneanın bulanıklaşması gibi belirtilerle kendini gösterebilen hastalık, oluşan ağrıya bağlı olarak dostumuzun patisiyle gözünü kaşıması, mobilya ya da halıya sürtmesiyle kendini gösterebilir. Veterinerlerin göz pomatları, göz damlaları ya da ağız içi alınan ilaçlarla tedavi etmeye çalıştığı bu rahatsızlık, insanlardaki kadar hızlı olumlu sonuç vermeyebilir. Bu nedenle cerrahi müdahale de gerekebilir.

KATARAKTLA GELEN KÖRLÜK

EYLÜL - EKİM 2015

ŞAŞILIK: Her iki gözde veya tek gözde oluşabilen bir bozukluk. Göz küresi bakıldığında sağa veya sola dönük durur. Çoğunlukla gözün iç açısına doğru olan göz küresi dönüklüğü daha fazla görülür. Görmede işlevsel bir bozukluk yoktur. Kaslara ilişkin gelişen olaylarda karşı taraftaki kasın operatif olarak serbest bırakılması yani kesilmesi ile düzeltilebilmesine karşın doğumsal anomali olarak gelişen vakalar tamamen kalıcıdır. GÖZ TİTREMESİ: Sinirsel bozukluklar, baş bölgesi yaralanmaları, gençlik hastalığı, zehirlenmeler ve epilepsi nöbetleri sırasında görülebilir. Göz küresinin sürekli olarak sağa sola titremeler yapması şeklinde görülür. Böyle bir durumla karşılaşıldığında altta yatan asıl nedeni araştırmak ve tedaviyi ona göre yönlendirmek gerekir. GÖZ KAPAKLARININ DIŞA DÖNMESİ: Göz kapaklarının dışa doğru kıvrılmasıdır. Genellikle alt göz kapağında şekillenir. Doğumsal anomali olarak ve ırk özelliğine bağlı olarak kalıtsal şekillenebilir. Ayrıca göz kapağı yaralanmalarında göz kapağının hareketini sağlayan kasların felci, yaşlılık nedeniyle kasların fonksiyonunun azalması, tümörler, üçüncü göz kapağının hiperplazisi ve kronik konjunktivitis nedeniyle şekillenebilir. Buldog, St.Bernard, Cocker Spaniel ırkı köpeklerde görülme oranı fazladır. Kornea tam olarak kapanamadığından kuruma, damarlaşmalar ve kızarıklık görülebilir. Bu durum ancak operasyonla düzeltilebilir.

DOSTLARIMIZ

Köpeklerde sık görülen hastalıklardan biridir. Daha çok ileri yaşlarda olabilmesine rağmen her yaşta ve ırkta rastlanabilmektedir. Fakat bazı ırklarda katarakt riski çok fazla… Köpeklerin yaşı ilerledikçe göz lensi parlak doku halini kaybederek mat-açık gri bir renk almaya başlar. Bu hemen hemen her köpekte az veya çok ortaya çıkar. Lensin grileşmeye başlaması köpeklerde ortalama olarak 6-7 yaş civarında ve çoğunlukla her iki gözde birden başlar. Fakat sadece tek gözde olduğu zamanlar da olabilir. Erken yaşlarda görülmesi çoğu zaman ırk hassasiyetidir. Boxer, Doberman, Chow Chow, Pekingese, Bobtail ve Yorkshire Terrier’de erken yaşlarda katarakt görülebilir. Çok erken olaylarda kataraktın ilerlemesini durdurmaya veya yavaşlatmaya yönelik tedaviler denenebilir ama ilerlemiş vakalarda cerrahi operasyon şart.

KÖPEKLERDE BAZI GÖZ HASTALIKLARI

İSMMMO YAŞAM l 41


LEZZET

Sohbetle karışık lezzet

Leziz kebapları yanında sıkı dostluklar ve muhabbetlerin döndüğü mekanlardır, ocakbaşları. Kebap ve rakı ritüelini beraber gerçekleştirebileceğiniz ocakbaşı restoranların sayısı her geçen gün artsa da bu mekanların en meşhur olanları var.

42 l İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Kömürün alevinde yan yana dizilmiş şişler, kebaplar, domates ve biberler… Restoranda bir is ve koku bıraksa da hiç kimse bu durumdan şikayetçi değil. Beyaz önlüklü usta elinin kıvraklığını ispat ederek bütün şişleri bir anda çevirince etrafı enfes bir koku sarıyor… Kömür ateşinde pişen etler herkesi mest edecek türden. Cızır cızır pişen kebabın, şişin kokusu iştahı açtıkça açıyor. Bir de ocakbaşındaki ustanın maharetli ellerine tatlı dili eşlik ederse değmeyin keyfine… Bunlar, ocakbaşı restoranlarında her gün yaşanan manzaralardan. Bu restoranlara gidenler kömürde pişen etin sadece lezzetini değil, pişmesini

de seyretmeyi sever. İstanbul’da Adana kültürünü yansıtan ocakbaşı restoranların sayısı bir hayli fazla. Pek çok mekanın da müdavimleri bulunuyor. Şiş, kebap, mangal etle rakı içmenin keyfini tadan bir daha bırakamıyor. Sıkı dostluklar ve muhabbetlerin de döndüğü mekanlardır, ocakbaşları. Bu restoranların sunduğu en güzel şey iyi bir et, iyi bir meze ve samimi ortam… Et severlerin daha çok tercih ettiği bu mekanların sayısı her geçen gün artıyor. Ocakbaşı ayrı bir ritüel olarak görülüyor. Çıkışta biraz koksanız da keyif, lezzet ve sıcak sohbet sizi tekrar bu restoranlara çekiyor. İstanbul’daki en ünlü ocakbaşı restoranlarını listeledik. GÜLER OCAKBAŞI: Elmadağ ve Esentepe’de olmak üzere iki şubesi bulunuyor. Bu alanda en

EYLÜL - EKİM 2015


ZÜBEYİR OCAKBAŞI: İstiklal Caddesi’nde faaliyet gösteren ünlü bir mekan. Hikayesi 1980’li yıllara dayanıyor. Ocakbaşı kültürüyle yoğrulan Hamit Ertaş, tanınmış bir usta olan kardeşi Zübeyir Ertaş, diğer kardeşi Şakir Ertaş ve iki kuzeni Rıdvan Ertaş ve Şehvan Ertaş ile birlikte 2006 senesinde Zübeyir Ocakbaşı’nı faaliyete geçiriyor. Ertaş ailesi, Zübeyir Ocakbaşı’nı kurarken özenle seçilmiş malzemelerden hazırladıkları tadı damaklarda kalacak lezzetleri, sohbetle, samimiyetle, güler yüzle harmanlayarak gerçek ocakbaşı kültürünü yaşatmayı hedefliyor. Beyti, Adana, kaburga, külbastı, çöp şiş, ciğer kebap gibi çeşitlerinin yanı sıra gavurdağı salatası, börülce, semizotu, kabak ezmesi, yoğurtlu isot gibi mezeleri var. Közde dört saat pişen ayva tatlısı da denemeye değer. Çok ünlü müdavimleri var. Tel: (0212) 293 39 51

KEBAPLARDAN KEBAP BEĞEN

EYLÜL - EKİM 2015

LEZZET

çok isim yapan bir mekan, eskilerden. Müdavimleri olan mekanlardan biri. 1981’den beri hizmet veren mekanda 40’a yakın kebap çeşidi var. 52 çeşit de mezesi bulunuyor. Etleri, kıvırcık kuzu ve dana eti olarak Balıkesir ve Trakya’dan geliyor. Şu anda üçüncü kuşak tarafından işletiliyor. Elmadağ şubesi daha eski ve geleneksel meyhane havasında. İki katlı mekanın nostaljik tadını yakalamak için ilk katında oturmak daha iyi. Kebaplardan önce gelen fındık lahmacunu da bir şahane. Fıstıklı kebabı, kalçadan yapılan tavuk şişi, kuzu şişi çok başarılı. Terbiyeli şişi, Adana ve şaşlığı mutlaka deneyin. Zeytinyağlılarda da iyiler. İki kişi 80 TL ve üzerinde fiyat vermeyi göze almanız gerekir. Tel: (0212) 241 18 66

KURTULUŞ ADANA OCAKBAŞI: Kebap işinden anlayanların kıstası haliyle Adana’dır. ‘Adana’dakine en yakın kebaptı’ diye anlatırlar İstanbul’da yiyip beğendiklerini. İşte o kebabın yeri Kurtuluş Adana Ocakbaşı. Mekan Osmanbey Pangaltı metrosuna çok yakın. 1978 yılında Erkan Ezer ve Cahit Coşkun tarafından kurulmuş. En önemli özelliği ahbaplık. Her geçen gün popülerliğini artırmasına karşın ikinci şubeyi açmayı hiç düşünmediler. Burada diğer yerlerdeki gibi çok fazla çeşitte meze yok. Ama yaptıkları birkaç mezenin de hakkını sonuna kadar veriyorlar. Yoğurtlu köz patlıcan klasiktir, kuyruk yağıyla gelen köz soğan ve sarımsak şahane. Doğan Usta uzun yıllardır bu mekanda çalışıyor; ne meze ne de ette lezzetten kesinlikle ödün vermiyor. Balıkesir Gönen’den gelen et yıllardır hiç değişmeyen aynı menü ile müdavimlerine sunuluyor. Leziz kebapların yanında ezme, cacık ve patlıcan salatası da sizleri bekliyor. Kebap yemek istemeyenler için menüde uykuluk, ciğer, dalak gibi seçenekler de var. Mekanda çok değer verilen şey lezzetle karışmış sohbet. Tel: (0212) 247 01 43

PEYMANE: Beyoğlu Tom Tom Mahallesi’nde... Yeşillikler içinde tarihi bir yetimhanenin bahçesine bakıyor. Aslına göre restore edilen beş katlı binada faaliyet gösteriyor. İlk mekanı Balo Sokak’taydı. Mekanın kapalı kısmı da oldukça ferah. Ocakbaşı keyfi yanında kışın şömine sıcaklığı da yaşatıyor. Salaş ocakbaşı restoranlara inat çok şık bir yer. Ömer Usta yıllardır ocakta. İçinden caz geçiyor. Beyaz örtüler, kebaplar, mezeler ve sohbetler… Anadolu mutfağından değişik illere özgü lezzetler sunuyor. Elazığ usulü içli köfte, Kırklareli’nden kıvırcık kuzu eti, Antakya peyniri, Peymane salatası. Klasik kebapların yanı sıra uykuluk, ciğer, böbrek, şiş lezzetleri olarak öne çıkıyor. Kebapların hepsi birbirinden leziz. Adana, fıstıklı kebap, Peymane kebabı ve daha nicesi… Ama en güzeli ocakbaşında oturup rakı- kebap ritüelini gerçekleştirebileceğiniz bir mekan olması. Tel: (0212) 244 09 55 ALİ OCAKBAŞI: Karaköy’de bir mekan. Muhteşem İstanbul manzarasına sahip Grifin Han’da. Modern ocakbaşı konsepti ile fark yaratıyor. Terasındaki panoramik İstanbul manzarası görmeye değer. Köşebaşı markasının kurucularından Ali Akkaş, Karaköy’de bayrağı oğlu Okan Akkaş’a devretti. Özel menüsü ve şık ambiyansı ile lezzet tutkunlarının vazgeçilmez adresi olmaya aday. Ali Ocakbaşı’nın spesiyalleri arasında, mekanın da adını taşıyan klasik Urfa ve Adana’dan farklı özel olarak hazırlanan Ali Kebap, özel tandır fırınında incecik lavaş ile servis edilen uykuluk ve kaburga yer alırken, vejetaryenler için de özel meze seçenekleri ve salata alternatifleri var. Lezzetli et yemek için vazgeçilmez adres olacak mekanın tatlı menüsü de baştan çıkarıcı. Sipariş üzerine kavrularak hazırlanan peynirli irmik helvası tadı kadar görünümüyle de baş döndürüyor. Kebap kültürünün vazgeçilmez lezzeti közde pişirilen künefe de her damak zevkine hitap ediyor. İçli köfte, acılı yoğurt, pastırmalı humus, köpoğlu, patlıcan söğürme ise denenmesi gereken mezelerden. Tel: (0212) 293 10 11

İSMMMO YAŞAM l 43


Kaşlar, bir kadının bakışını değiştirebilir. Yıllarca modaya uyup kaşlarını incelten, kavisler veren kadınlar, şimdi Cara Delevingne, Emma Watson gibi doğal ve kalın kaşlara sahip olmak istiyor… Ancak her yüze her kaş şeklinin uymayacağını da unutmayın.

Bakışınız daha etkili olsun MODA

FERİDE AY 1920’lerde sessiz film yıldızları, ifadeleri daha etkili kıldığı inancıyla incecik kaşlar kullandılar. 1930’larda kaşları tamamen kazımak ve kalemle kaş çizmek modaydı. 1940’lardan itibaren kaşlar yavaş yavaş doğal kullanılmaya başlandı. O incecik, kavisli kaşların yerine daha gür, biraz da dağınık uygulamalar yaygınlaştı…

44 l İSMMMO YAŞAM

Kaş modasında ince-kalın savaşı halen sürüyor. Savaşın tam kazananı olmasa da şimdilerde kalın ve daha doğal kaş modasının birkaç adım önde olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim 1990’lı yılların daha ince kaşlarının yerini 2000’li yıllardan itibaren daha kalın kaşlar aldı. Kaş modasında bu yıl ki belirgin özelliğin ise daha kalkık kaşların tercih edilmesi olduğunu söyleyelim. Kavisler de tarihe karışıyor gibi…

Tabii yıllarca kaşlarını incecik alan kadınlar için şu anda hemencecik kalın, kalkık ve doğal kaşlara sahip olmak biraz güç. Çaresi yok mu, elbette var… Doktorlar da güzellik uzmanları da yardıma hazır. Dermatoloji uzmanları, kaşları incelen ve bozulan kadınlara çeşitli tedavi yöntemleri öneriyor. Bunlar PRP ve mezoterapi uygulamaları. Küsen kaşlar için E vitamini, tatlı badem yağı, hint yağı ile hazırlanan karışım

EYLÜL - EKİM 2015


yağlar veya hazır formüller de kullanılabilir… Kaş kontürü uygulamalarında dövmede olduğu gibi iğneler yardımıyla deriye boyalar enjekte edilebiliyor. Kaşlarını boyatıp memnun kalmayanların imdadına ise lazer yetişiyor. Bu bakımlara rağmen kaşlar yerine gelmediyse devreye cerrahlar giriyor. Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ege Özgentaşyanık, kaş kaybı yaşayanlara enseden alınan saçlarla kaş ekimi yaptıklarını anlatıyor: “Zararsız ve acısız. Dezavantajıysa ense saçlarının kaşlara benzememesi ve uzaması…”

‘KAŞLARINIZI AZ ALIN’

EYLÜL - EKİM 2015

KAŞ YAPINIZI BOZMAYIN! Güzellik uzmanlarının en sık rastladığı problem, şekli bozulmuş kaşlar. Kaşlar yüzün ifadesini olumlu ya da olumsuz değiştirir ve zaman içerisinde yanlış yapılan kaş alımlarıyla kaşlar azalır. Yüze anlam katan, ifadeyi sertleştirmeyen ve bozmayan şekiller daima tercih edilmeli… Güzellik uzmanlarına göre, herkese kalın kaş ya da herkese ince kaş yakışmaz. Bunun için de kaşlara şekil vermek için estetik bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor. Bu sene, doğal kalın ve kalkık kaşlar moda. Ancak herkesin mutlaka modaya uymak için kaş yapısını bozması riskli. Güzellik uzmanları, öncelikle kaşın yapısını bozmadan, orta kısmı çok açmadan, uçlara doğru daha kalkık bir model arayışı içindeler… Doğal yöntemler yetersiz kaldığında kaşları belirginleştirmek için kaş kalemi, şekillendirmek için kaş rimeli, boşlukları doldurmak için kaş mumu gibi kozmetik ürünler imdadınıza yetişebilir.

HANGİ YÜZE, HANGİ KAŞ?

l Yuvarlak yüz: Düz kaşlardan uzak durmalı, hafif de olsa kavisli kaşları tercih etmeli. l Uzun yüz: Kavis ya da yuvarlak açılar yüzlerini uzun gösterir, uzun formda kaşları tercih etmeliler. l Kare yüz: Kalın kaş kullanmalı, aksi halde ince kaşlar kare ve kemikli yüzlerin ifadesini daha da sertleştirir.

MODA

Kaş şekli kadının güzelliğini ve ifadesini etkileyen önemli detaylardan biri... Şekli de rengi de çok önemli. Benefit Kaş Uzmanı Özlem Özdem, sağlıklı kaşlar için kına öneriyor. Özdem, “Kaş boyarken kına, badem yağı ve lavanta gibi doğal boyalar kullanıyoruz. Kına kaşlara istenilen tonu verir, badem ve lavanta yağları da bakım yapar. Böylece seyrek kaşlar canlanır. Kaş ‘küsmüşse’ garanti veremiyoruz. Bu nedenle boyama işlemini sadece seyrek kaşlara değil herkese tavsiye ediyoruz çünkü kaşların daha sağlıklı ve bakımlı görünmesini sağlar” diyor. Müşterilerin düz ve kalkık kaş istediğini belirten Özdem uyarıyor: “Moda geçici, güzellik kalıcıdır. Tavsiyem kaşlarınızı az almanız. Yoksa kavis verecek kaşınız kalmayabilir!” Kaşlar en çok ilaç kullanımı, hormonal dengesizlikler, kötü beslenme alışkanlıklarından kaynaklı olarak zayıflıyor ve dökülüyor. Önlem almak ve toksinleri atmak için bolca su içip badem yağı ile hint yağı karışımı formüllerden faydalanmak mümkün.

İSMMMO YAŞAM l 45


EVİM EVİM

Evde 3 boyutlu manzaralar katı duruşunu adeta evinden kovuyor. 3 boyut avanFERİDE AY Bir duvarda en sevilen tajı görselliği zenginleştirirken adeta içinde yaşanıdenizin eşsiz mavi ve Yunusların özgürlük duygusu bir duvarda… yormuş hissi yaratılıyor. Duvarlar, tavanlar ya da çok yeşili… Diğer duvarda Diğer duvarda bir adım sonra içine girilecekmiş hissi tercih edilmese de tabana da uygulanabilen 3 boyutlu veren koyun eşsiz mavi ile yeşilin kucaklaştığı dalgalı görseller, istenirse evi bir akvaryuma, antik bir erguvanların sihirli sahilleri... Artık sevilen manzaralar evin duvarlarında merkeze ya da Alpler’de bir yaylaya dönüştürüyor. güzelliği… Tavanda ise canlanıyor. Tavanlar da istenen ferahlıkta görsellerle pırıl pırıl gökyüzünün şenleniyor. HAVA ALIŞVERİŞİNE DİKKAT sonsuz huzuru... 3 boyutlu Bunun için müthiş maliyetlere katlanmak da Manzaraya karar verildikten sonra duvar gerekmiyor. Dekorasyon şirketlerinin sunduğu geniş kağıtlarının tekstil esaslı olmasına dikkat etmekte fotoğraflar ile duvarlar seçenekler arasında bölme duvarlar ile manzarayı yarar var. Ressamların kullandığı tuval malzemesinde adeta yeniden hayat tamamlamak da mümkün olabiliyor. Kendiliğinden basılan fotoğraflar hava alışverişini kesmediği için buluyor; evler istenirse yapışkanlı duvar kağıtları imdada yetiştiği gibi usta önerilebiliyor. yardımı ile montajı yapılan 3 boyutlu fotoğrafların Alpler’de bir yaylaya Temizlik sırasında ıslak bezle dahi silinebilen kullanıldığı tekstil esaslı malzemeler de seçenek bu ürünlerde özel boya kullanılıyor. Bazı malzemeler, dönüştürülebildiği gibi olabiliyor. resimde kullanılan özel boyadan dolayı BLB Lamp deakvaryumun içine de 3D fotoğraflar, evdeki manzaraya müthiş bir diğimiz (Black Light Blue) florasan altında muhteşem taşınabiliyor. canlılık katıyor. Dolayısıyla tercih edenler, duvarların fosforlu görünüm kazanabiliyor.

46 l İSMMMO YAŞAM

EYLÜL - EKİM 2015


Ürünler çeşitlilik bakımından çok geniş bir yelpazeye sahip. Yüzlerce resim seçeneği sunuluyor. Uzay resimleri, geometrik desenler, doğa manzarası, Nü resimleri ve deniz altının muhteşem görüntüleri bunlardan sadece birkaçı... Bir mekanın duvar ve tavanı komple kaplanabildiği gibi tablo gibi düşünülerek uygulama yapılması mümkün. Söz konusu malzemeler, evlerde tercih edildiği gibi, oteller, barlar, hastaneler, güzellik merkezleri gibi yerlerde de tercih ediliyor. Giderek yaygınlaşan bu mekan süslemeleri, kişiye oturduğu yerden Manhattan’ı seyretme ya da Madrid‘in sokaklarında dolaşma olanağı sunuyor. Tekstil malzemesi kullanılan manzara dekorasyonunda uygulama pratik olduğu gibi ürünlerin çok dayanıklı olduğu belirtiliyor.

Eski ne varsa artık çok değerli... Hemen her şey yenilenerek dekorasyonun bir parçası yapılabiliyor. Mesela ahşap pencere panjurları ve kapı kepenkleri... Çoğu zaman yıkılmak üzere olan eski evlerin bahçesinde kırılıp parçalanacağı günü beklerken yeni kimlikleriyle bir anda duvarların yeni süslemesi oldu. Ahşap kepengin bir kanadı yatağın yüksekliğine uygun olarak duvara sabitlenirken üzerine aynı genişlikte kestirip boyattırılan raf takılabilir. Böylece raflı işlevsel bir komodin elde edilebilir. Aynısını diğer tarafa da uygulamak mümkün… Yüksek olan kapı veya pencere kepenklerinin farklı ebatta olanlarından boy aynaları yaptırılabilir. Aynı boyda olanlardan dört veya beş tanesini bir arada kullanarak şık bir yatak başı yapılabilir. Hepsini beyaza boyayıp eskitme yaparak kır evi veya provans etkisi yaratabilir ya da mavi ve beyazı birlikte kullanarak şık bir denizci stili yaratılabilir. Hatta kepenk aralarına gizlenen askılıklar, dekoratif objeler ve aydınlatmalarla yatak süslenebilir. Eski kapı panjurlarının birkaç tanesi birbirine sabitlenir duvara asılırsa esprili ve kullanışlı bir notluk elde edilebilir. Daha dikkat çekici kılmak için kontrast bir renkte boyamak mümkün.

EVİM EVİM

EYLÜL - EKİM 2015

ESKİ NE VARSA ÇOK DEĞERLİ...

İSMMMO YAŞAM l 47


GEZİ-DÜNYA

Bir Kelt şehri: Dublin

AYŞEGÜL EMİR Küçük ve sevimli bir şehir, Dublin... Kuzeyin ülkesi Yemyeşil, güneşi az ama insanları sıcak mı İrlanda’nın başkenti. Tarihi sıcak bir ülke, İrlanda... Sizi asırlar öncesine götüren kaleleri, şatoları, katedralleri, Guinness birası, doku özenle korunmuş. çiçeklerle bezeli renkli pubları, kırmızı tuğlalı evleri, Kendinizi Ortaçağa geri parkları, efsaneleri... Ve tabii ki ünlü yazarları… gitmiş hissedebilirsiniz. Oscar Wilde, Bernard Shaw, Samuel Beckett ve James Ünlü yazarların izini Joyce’un ülkesi İrlanda... THY’nin 4.5 saatlik uçuşu sonrasında başkent sürebilir, şatoları yakından görebilirsiniz. İnsanları sıcak Dublin’deyiz. İrlanda’ya ne Schengen’le ne de İngiltere vizesiyle girilebiliyor. İrlanda Konsolosluğu’ndan mı sıcak. Bira ve viskisi güzel. ülkeye özel vize almanız gerekiyor. Ama para birimi Tarih, doğa ziyafeti cabası. olarak ‘Euro’ kullanılıyor.

48 l İSMMMO YAŞAM

Yaz olmasına karşın yine soğuk ve iç karartıcı bir hava karşılıyor bizi. Zaten bu bölge için sıradan bir durum. Önceden uyarıldığımız için hazırlıklıyız. İlk bakışta tipik bir kuzey ülkesi izlenimini hemen veriyor. Çevredeki kızıl saçlı ve çilli insan kalabalığı çok şeker... Her yerde İngilizce konuşuluyor ancak kendi dilleri Keltçe’yi de kullanıyorlar. Değişik bir aksanlı İngilizce konuşuyorlar; ilk etapta şaşırıyorum ama kısa süre sonra kulağım alışıveriyor. Havalimanından çıkarken çevredeki düzen ve sisteme hayran kalıyorum. Şehrin tarihi dokusu olabildiğince korunmuş. Havalimanı da şehir merkezine oldukça yakın. Otele hızlıca yerleşirken bir an önce şehri gezmek için acele ediyorum.

EYLÜL - EKİM 2015


Küçük ve sevimli bir şehir, Dublin. İçinden nehir geçmesi güzelliğine güzellik katmış. Liffey Nehri, şehri kuzey ve güney diye ikiye bölüyor. Şehir yürüyerek dolaşılabileceği gibi tramvay da kullanılabiliyor.

Merkezdeki Trinity College, Temple Bar Caddesi, Grifton Caddesi ilk hedefimiz. Şehrin kalbi buralarda atıyor. Gezimize Grafton Caddesi’nden başlıyoruz. Şehir merkezindeki iki ana alışveriş caddesinden biri. Yayalar, müzisyenler ve sanatçılar ortalıkta. Pek çok ünlü alışveriş merkezine de ev sahipliği yapıyor. Bu civarda pek çok müze, heykel ve kafe bulunuyor. Dublin’in en

EYLÜL - EKİM 2015

OLD LİBRARY, MUHTEŞEM Molly Malone Heykeli de diğer bir durak noktamız oluyor. Heykelde 17. yüzyıl kostümlü genç bir kadın olarak Molly Illustates canlandırılıyor. Sokaklarda tarak ve midye satarak geçimini sağlayan bir kadını simgeliyor... Ve tabii ki sırada ünlü Trinity College yani Dublin Üniversitesi var. College Green bölgesinde. Bahçe düzenlemesi ve heykeller gerçekten göz alıcı. Rehberimizin anlattığına göre, İngiltere Kraliçesi I. Elisabeth tarafından 1592 yılında Anglo İrlanda Hanedanlı-

BİRA VE VİSKİ TURU Dublin’e gelip de görmeden dönülmemesi gereken yerlerden biri de ünlü biraları Guinness ve ünlü viskileri Jameson’ın yapıldığı tesisler. Ünlü markalar üretim tesislerini turistlere

GEZİ-DÜNYA

İLK HEDEF ŞEHRİN KALBİ

eski Katolik Kilisesi St. Teressa. Phyllis Burke tarafından yapılan vitray camları ve içindeki heykel olağanüstü. Hızlıca turluyoruz.

ğı’nın üyelerini eğitmek için kurulmuş. Mezunları arasında Jonathan Swift, Oscar Wilde, Samuel Beckett gibi ünlü yazarlar var. Muazzam bir kütüphaneye de sahip. Asıl burayı merak ediyorum zaten. Old Library adlı kütüphaneyi gezmek için belli saatler var. En son tur 16:00’da bitiyor. Görkemli kütüphane 18. yüzyılda inşa edilmiş. Ünlü dokuzuncu yüzyıldan kalma el yazması ‘Book of Kells-Kells Kitabı’ da bulunuyor. Dünyanın en güzel el yazmalarından biri olarak kabul ediliyor. Eski el yazmalarının bulunduğu Long Hall de görülmeye değer. Bir kitapsever olarak kütüphanede adeta büyüleniyorum. Eski tarihi kitaplar ve sergiler adeta beni benden alıyor.

İSMMMO YAŞAM l 49


GEZİ-DÜNYA

açmış. Hem biranın üretim aşamalarını görüp hem de tadabiliyorsunuz. Siyah biranın efsane markasının kokusu bütün şehirde hissediliyor adeta. Jameson da benzer turlar düzenliyor. Ama içki sevmiyorsanız çok da ilginizi çekmeyebilir. Açıkçası bir edebiyatsever olarak ünlü yazarların izini sürmek daha çok hoşuma gidiyor. İrlandalı yazar olarak ilk akla gelen James Joyce. Onun kaldığı evi de görmeden olmaz. Eski eşyaları, yatağı ve kitapları... İlham aldığı her şey. Writers Museum yani Yazarlar Müzesi de gezmeye değer. Edebiyatseverlerin şehre gidince mutlaka ziyaret etmesi gereken yerlerden. Bu yazarların şehirdeki etkisi sadece müzelerle de sınırlı değil.

50 l İSMMMO YAŞAM

Her kafede, restoranda ve köşe başlarında onlara ait bir sözle karşılaşabilirsiniz...

ÜNLÜ KELT MÜZİSYENLERİ Hep edebiyattan bahsetmek olmaz. Ülkenin yetiştirdiği ünlü müzisyenler U2 ve Boyzone gibi ünlü gruplar ve geleneksel Kelt müziğinin tınıları da kulaklarımızın pasını siliyor. Keman, flüt ve ıslıkla icra edilen Kelt müziğini caddelerde hissetmemek mümkün değil. Buradan yolumuzu Liffey Nehri’ne doğrultuyoruz. Nehri bir süre seyrederken Henry Caddesi’ne yöneliyoruz. Şirin ara sokaklarda vakit

EYLÜL - EKİM 2015


MUTFAĞI PATATES AĞIRLIKLI Kelt mutfağı çok zengin değil maalesef. İrlanda mutfağında yemekler, yetiştirilen sebze ve meyvelerle aynı zamanda deniz ürünleriyle zenginleştirilerek pişiriliyor. Ana yemek patates. Her yemeğin yanında en az bir çeşit patates servis ediliyor. Balıkları da ünlü. İrlanda somonu en meşhur balıklarından… Kaynatılarak ya da buharda pişirilerek hazırlanır ve yalnızca limonla

EYLÜL - EKİM 2015

hapishane çok etkileyici. Pek çok acıya ev sahipliği yapmış. 1796’da inşa edilen binaya ücret vererek giriyorsunuz. Çok kötü bir geçmişi var. Ülkenin bağımsızlığı için mücadele edenlerin yıllarca tutulup işkence gördüğü bir yer. Tam filmlerde gördüğümüz sahneleri andırıyor. İsterseniz sizi de bir hücreye kilitleyip mahkumiyet duygusunu yaşamanızı da sağlıyorlar. Ünlü Phoenix Park, St. Patricks Katedrali ve alışveriş derken şehirdeki ikinci günümüzü de geride bırakıyoruz. İrlanda’ya gelen pek çok insan mutlaka Dublin’e yakın olan bölgelerdeki turlara da katılıyor. Ancak zamanımız olmadığı için biz iki günü dolu dolu geçirip dönüşe geçiyoruz. Dublin’i, bu büyülü şehri iyi ki de gördüm diyorum.

GEZİ-DÜNYA

harcamak çok güzel. Şehirde tek başına kaybolasım geliyor adeta. Caddenin ortasında yine James Joyce. Bu kez heykeli var. Vakit geç olunca tavsiyeler üzerine yönümüzü Temple Bar bölgesine çeviriyoruz. Bu isimde kırmızı camekanlı bir bar var ancak bütün bölgeye de adını vermiş. Bir hayli hareketli her yer. Pub, bar ve gece hayatı için ideal bir mekan. Gece on ikiye kadar hareketin bitmediği bir bölge. Her yerde canlı müzik var. İrlanda usulü tap dance gösterisi de bir şahane. Yemeklerimizi yerken biralarımızı yudumlayıp günün yorgunluğunu atmaya çalışıyoruz. Ertesi gün ise ünlü Kilmainham Gaol hapishanesindeyiz. Tarihi

servis edilir. Dublin Koyu’ndan çıkarılan karidesleri de denemeye değer. Şehrin yerel yiyeceklerinin sembolü; patates, bezelye ve bira. Pub’larda yemek servisi yapılıyor. Lezzetli ızgara etler deneyebilirsiniz. Şehirde dünyanın bütün mutfakları meşhur. Yerel yemekleri sevmezseniz Çin, Fransız, İtalyan, Meksika gibi uluslararası mutfakları da deneyebilirsiniz.

İSMMMO YAŞAM l 51


Tarihi eser zengini il: Sivas Tarihin her döneminde önemli bir kent olan Sivas, adeta tarihi ve kültürel eserler biriktirmiş. Sivas’ta gezip görülecek çok yer var. Medreselerden camilere, hanlardan hamamlara, kervansaraylara arkeolojik sit alanlarına kadar birçok eseri gezi listesine almak mümkün. Şarkışla’da Aşık Veysel’in evine, Divriği’de Ulu Camii’ye, Kangal’da şifacı balıklara ve özel köpeklerin yetiştirme yerlerine uğramadan dönmeyin.

GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR İnsan daha önce hiç görmediği bir yere giderken belleğinde o yere ait güzel bir bilgi ya da işaret arıyor. Zihnimdeki yakın zamana ait o katliamın görüntülerini silmeye çalışıp Sivas ile ilgili güzel bir işaret arıyorum. Önce o güzel Kangal köpekleri gözümün önüne geliyor ve tebessüm ediyorum. Ardından da Selda Bağcan’ın sesi kulaklarımda çınlıyor. Bende ona içimden eşlik ediyorum. “Selvi boylum salın da gel/ Bir bakışın ömre bedel/ İkimizi ayırdılar/ Kör zalim kader/ Sivas’ın yollarına/ Çıkayım dağlarına/

52 l İSMMMO YAŞAM

Bırak ben beni vuram/ Ölüm gitmez zoruma vayyy”... Bu türküden sonra içimi daha bir hüzün kaplıyor. Demek ki Anadolu’nun birçok köşesi gibi Sivas’ta da topraklar hüzünle yoğrulmuş. Uçağın tekerlekleri piste değdiğinde iç sesimi susturuyor ve Sivas Nuri Demirağ Havalimanı’na 1 saat 20 dakikalık bir uçuştan sonra indiğimi fark ediyorum. Güneşli bir ekim sabahı şehir merkezindeki otelimize otobüsle giderken bozkırın ferahlatan manzarasına dalınca, Türkiye’nin toprak büyüklüğüne sahip ikinci ilinde olduğumu hatırlıyorum. Yarım saatte otele ulaşıyor ve yol

arkadaşımla birlikte odamıza yerleşiyoruz. Bu ilde üç gün vaktimiz olduğu için hiç zaman kaybetmeden kendimizi bozkırın ortasında, kadim medeniyetlerin izlerini taşıyan şehrin merkezine atıyoruz.

SEBASTE’DEN SİVAS’A Şehrin tarihi eserlerini görmeden önce hafızamızı tazelemekte yarar var diye düşünüp elimdeki gezi kitabına göz atıyorum. Sivas’ın tarih boyunca “Sebaste, Sipas, Megalopolis, Kabira” gibi birçok farklı ismi olmuş. Eski Pontus kralı Polemon’un karısı Pitodoris tarafından

EYLÜL - EKİM 2015


Sivas Gök Medrese

GEZİLECEK YERLER l Sivas Ulu Camii l Sivas Çifte Minareli Medrese l Sivas Gök Medrese l Sivas Buruciye Medresesi l Sivas Kalesi l Taşhan l Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi l Arkeoloji Müzesi l Meydan Camii l Asku Park l Sıcak ve Soğuk Çermikler l Kangal Balıklı Kaplıca l Gürün Gökpınar Gölü l Gemerek Çat Ormanı ve Yaylası l Gemerek Sızın Şelasesi l Koyulhisar Eğriçimen ve Sarıçiçek yaylaları l Alacahan Kervansarayı l Mihralibey Konağı l Sivas Konakları l Suşehri Geminderesi l Kösedağı Köse Baba Anma etkinlikleri l Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası l Divriği Konakları l Kangal Köpek Çiftliği l Sarissa Hitit Antik Kenti (Kuşaklı) l Yıldızeli Kayalıpınar Hitit Antik Kenti l Hafik Gölü ve Hafik Yaylaları l Tödürge Gölü ve Tödürge Kaya mezarlıkları

EYLÜL - EKİM 2015

girmiş. Kısa bir süre Timur’un hükümranlık altına aldığı Sivas’ı 1408 yılında, Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Çelebi Mehmet, Sivas’ı ele geçirerek yeniden Osmanlı topraklarına katmış.

TARİHTEN İZLER Zamanının en önemli eyaletlerinden olan Sivas’ın merkezinde eskiye dair çok iz bulmak mümkün. Sivas’ta tarihin izlerini sürmek isteyenler yeni açılan Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret edebilir ama biz Selçuklu Parkı içinde bulunan eserleri görmeyi tercih ediyoruz. Çifte Minareli Medrese, Şifaiye Medresesi, Kale Camii bu parkın içinde…

Şifaiye Medresesi, 1217’de Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından yaptırılmış ve Anadolu Selçuklu İmparatorluğu’na ait Tıp Okullarının ve hastanelerinin en eski ve en büyüklerinden. Dört bir tarafı iç içe geçmiş klasik Selçuklu yıldızları ile bezenmiş medrese oldukça ince bir yapı olarak görülüyor. Şifaiye Medresesi’nin karşısındaki Çifte Minareli Medrese ise İlhanlı veziri Şemsettin Mehmet Cüveyni tarafından, 1271 yılında yaptırılmış. Erzurum’daki gördüğüm Çifte Minareli Medrese’ye çok benziyor. Bu eserde de taş, tuğla ve çini adeta bir sanat olmuş duvarlara işlenmiş. Bu iki esere, Selçuklu Parkı içinde III. Sultan

GEZİ-TÜRKİYE

verilen Sebaste isminin zamanla Sivas’a dönüştüğü belirtiliyor. Sivas çok eski bir yerleşim yeri olmasına rağmen tam olarak kimler tarafından ne zaman kurulduğu bilinmiyor. Buna karşın Asur hükümdarı Sargon’un MÖ.710 yılında, Anadolu içlerine yaptığı bir akında Sivas’ın içlerine kadar geldiği belirtiliyor. Medler, Lidyalılar, Persler, Romalılar, bu topraklarda hüküm sürmüş. 1075’te Sivas’ta Danışmentli Beyliği kurulmuş ve bir asır sonra da II. Kılıçarslan Sivas’ı Anadolu Selçuklular’ına bağlamış. 1243’te Moğolların işgal ettiği Sivas, İlhanlılar Beyliği’nin hüküm sürdürdüğü yılların ardından 1398’te Osmanlı egemenliğine

İSMMMO YAŞAM l 53


AŞIK VEYSEL’IN MEMLEKETI

GEZİ-TÜRKİYE

Sivas’ta yaklaşık 150 kilometrelik bir yolculuğu göze alarak Ozan Aşık Veysel’in doğduğu Sivrialan Köyü’ne gidiyoruz. Şarkışla’nın merkezine 34 kilometre uzaklıktaki bu köydeki Aşık Veysel Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Evi 1979’de kamulaştırılarak 1982’de müze haline getirilmiş. Müzede, Aşık Veysel’in kişisel eşyaları, fotoğrafları ve şiirleri arasında zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Yıllar önce yaşarken gördüğümüz haliyle Veysel’i gözümüzün önüne getiriyor ve “Kara Toprak” şiirini adeta kendi sesinden dinliyoruz. Aşık Veysel’in ölüm yıldönümü olan 9-11 Temmuz tarihlerinde Sivrialan Köy’ünde, anma törenlerinin yanı sıra, Aşık Veysel Aşıklar Bayramı adı altında festivaller düzenlendiğini de belirtelim. Soğuğu ile meşhur Şarkışla’ya veda ederken ilçenin girdiğimizde olduğu gibi çıkışımızda da bizi Aşık Veysel Parkı’ndaki Aşık Veysel Heykeli selamlıyor.

NE YENİR?

Sivas’ın mutfağı da zengin… Şehre giderseniz mutlaka tandır ekmeğinin tadına bakmalısınız. Zaten fırınların yanından geçerken tandır ekmeğinin kokusu sizi içeriye davet edecektir. Un ve yoğurttan yapılan Peskütan Çorbası, Sivas Kebabı, etli pidenin tadına da bakmalısınız.

54 l İSMMMO YAŞAM

Murat’ın vezirlerinden Sivas Valisi Mahmut Paşa tarafından, 1580 yılında yaptırılan Kale Camii eşlik ediyor. Caminin her iki yanında iki taş dikkatimizi çekiyor. Bunlardan içi oyuk olan sadaka taşı olarak bilinen taş, minarenin altında bulunuyor. Bu taşa sadaka vermek isteyenler yardımlarını bırakır, yoksullar da ihtiyacı olduğu kadar alırmış. Yitik taşı ise caminin avlusunda bulunuyor. Bulunan eşyalar bu taşın üzerine konulurmuş ve sahiplerinin alması beklenirmiş. Sivas’ın merkezinde meraklıları Gök Medrese ve Buruciye Medresi’ni de gezebilir. Biz bu kez yönümüzü kendisiyle aynı adı taşıyan mahallede bulunan Ulu Camii’ye çeviriyoruz. 1196-1197 yıllarında, Kızıl Arslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmış bu cami Anadolu’nun en eski camilerinden biri. 1212 yılında, I. İzzettin Keykavus döneminde onarılmış dikdörtgen planlı caminin örtüsünün de düz dam şeklinde olması da dikkatimizi çekiyor.

SİVAS KONGRESİ Sivas’a gelip de Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından olan Sivas Kongresi’nin yapıldığı mekanları görmemek olmaz. Sivas Kongresi’nin toplandığı bina günümüzde Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi olarak hizmet veriyor. Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından 1892 yılında, o zamanki adıyla “Mülki İdadi” olarak hizmete açılan binayı, Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsili’nin, 3.5 ay süre ile karargah olarak kullanmış. Binanın toplantı salonunda ise 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında, Sivas Kongresi’nin oturumları yapılmış. Halen bu tarihi kongrenin yapıldığı salon, Mustafa Kemal Paşa’ya ait çalışma ve yatak odası orijinal hali ile muhafaza ediliyor. Kongre salonundaki sırlarda dönemin delegelerinin adı yazıyor. Ben de kendi memleketimin delegesinin yerini bulup orada resim çektiriyorum.

GÜÇLÜ VE YUMUŞAKLAR! Sivas’ta dolu dolu bir gün geçirdikten sonra dinlenmeye otelimize çekiliyoruz. Yeni günle birlikte yönümüzü Kangal’a çeviriyoruz. İl merkezine 88 kilometre mesafedeki ilçe Kangal köpekleriyle meşhur. Burada Valiliğe ait Kangal Üretim Çiftliği bulunuyor. Ayrıca Ulaş İlçesi’nde de bir kangal üretim çiftliği bulunduğu bilgisini alıyoruz. Burada 1-2 aylık kangal ırkı köpekler satılıyor ama talep çok olduğu için ciddi bir sıra olduğunu da belirtelim. Satın almasak da Meraküm Tepesi’ndeki çiftlikte bu asil ve akıllı köpeklerle birkaç saat geçirmek bana çok iyi geliyor. Uzaktan sempati duyduğum Kangal çoban köpeklerinin özelliklerini öğrendikçe sempatim hayranlığa dönüşüyor. Cesur ve çevik olan bu köpekler, çocuklara ve kadınlara karşı son derece yumuşakmış. Önsezileri çok kuvvetli olan dostlarımız azarlandıklarında da suçlu bir çocuk gibi başlarını önlerine eğermiş. Ortalama 50 kilo olan kangalların soğuk havaya çok dayanıklı olduklarını da belirtelim.

EYLÜL - EKİM 2015


SIVAS’IN HAVASI SERT, INSANI MERTTIR! Sivas SMMM Odası Başkanı Hasan Coşkun Erkmen, 2013 yılından beri Oda başkanlığını yürütüyor. Kendisi aynı zamanda Oda’nın bir numaralı kurucu üyesi… Mesleğini 10 yıl İstanbul’da yürüttükten sonra Sivas’a yerleşen Erkmen, 35 yıldır da kendi ofisinde çalışıyor. Sivas SMMM Odası’na kayıtlı 332 üye bulunuyor. Bunlardan 188’i bağımsız statüde mesleğini sürdürüyor. Sivas’ta Yıldızeli, Hafik, Kangal

gibi ilçelerde mesleği yalnızca bir üye temsil ederken, Sarkışla gibi ilçelerde daha fazla sayıda meslek mensubu bulunuyor. Sivas’ta meslek mensupları tahsilat sorunun yaşarken, genelde yaptığı işlerin bedelini de tam olarak alamıyor. Buna karşın hizmetlerini en iyi seviyede sürdürmek için kendilerini geliştirmeye önem veriyorlar. Başkan Coşkun Erkmen, “Bizatihi teftişe gelen müfettişler ifade ediyorlar; ilimizdeki meslek mensuplarımız sürekli

eğitim alarak güncel seviyede bilgi ile donatılıyor. TÜRMOB ve Oda’mız eğitime önem veriyor” diye konuşuyor. Sivas ilinde ekonominin Cumhuriyet Üniversitesi ile canlı kaldığını belirten Erkmen, 50 bine yakın öğrencisi bulunan üniversitenin 6 bin civarında da öğretim üyesi ve idari personeli bulunduğunu söylüyor. Tarihi eser zengini Sivas’ın bugüne kadar tanıtım eksikliği ve ‘kötü algı’ nedeniyle çok fazla turist çekemediğini de vurgulayan Erkmen “Sivas’ın havası sert, insanları merttir; şehir insanı sıcakkanlı ve misafirperverdir. Tüm meslek mensuplarını ve ailelerini Sivas’ı görmeye ve yaşamaya devam ediyorum” diyor.

almak için 3 hafta kalmak gerekiyormuş. Biz ise 2 saat kalıp Divriği’ye doğru yola çıkıyoruz.

DİVRİĞİ’NİN DARÜŞŞİFASI

DOKTOR BALIKLAR

EYLÜL - EKİM 2015

Divriği Darüşşifa

Ulu Cami

Kongre binası

Bu ilçenin konakları da meşhur. Ancak yeterince korunamamış olmaları da bizi üzüyor. Sivas’ı hakkıyla gezmek için birkaç hafta ayırmak gerek ama biz üç gün ile yetinmek zorunda kalıyoruz.

GEZİ-TÜRKİYE

Kangal ilçe merkezinden 13 kilometre uzaklıkta ise şifacı balıklar yaşıyor. Şimdiki hedefimiz bu balıkların yaşadığı Yılanlı Çermik olarak da bilinen Balıklı Kaplıca’yı görmek. Burada küçük oteller bulunuyor. Buraya günü birlik gelinebildiği gibi isteyenler konaklayabiliyorlar da… Havuzlar günde 1500 kişiye kadar hizmet verebiliyormuş. Havuza girenler deri, sedef ve romatizmal hastalıklarına çare arıyor. Havuza girer girmez balıkların saldırısına uğruyoruz adeta… Küçük çaplı bir korku yaşıyorum. Zaten alışmak bile 2-3 gün sürüyormuş. Ancak özellikle egzama, sedef gibi hastalıkları olanların vücudunda çok sayıda balığın yapışık olduğunu görüyoruz. Havuzun suyu 36-37 derece. Bu sıcaklıktaki suda şifalı balıkların nasıl yaşayabildiğini merak ediyoruz. Zaten bu özelliği burayı dünyada eşsiz bir yer haline getiriyor. Buradaki tedaviden sonuç

Yarım saatte soluğu Sivas’ın en büyük ilçelerinden biri olan Divriği’de alıyoruz. İlçeye girerken yüksek kayalıklar üzerinde Divriği Kalesi bizi selamlıyor. Köklü bir tarihe sahip Divriği’nin Hititliler’den bu yana yerleşim yeri olarak biliniyor. Divriği’de görülmesi gereken yerlerden biri Ulu Camii... Mengüçoğullarının yönetimindeyken Turan Melek Şah tarafından, 1228-1229 yıllarında yaptırılan Ulu Camii’ndeki muhteşem taş işçiliği görülmeye değer. İslam mimarisinin başyapıtı konumundaki bu caminin yanında bir türbe ve bir Darüşşifa (hastane) var. Bu Darüşşifa; dünyanın ilk tıp fakültesi olarak kabul ediliyor. Anadolu geleneksel taş işçiliğinin en güzel örnekleri olan bu yapıların tümü 1985’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Anadolu’daki bazı eserlerde olduğu gibi Ulu Camii’nin giriş kapısında da bir gölge oyunu tasarlanmış. Güneş vurduğunda caminin giriş kısmında “namaz kılan bir adam” gölgesi oluşuyor. Bu gölgenin caminin yapım aşamasında tasarlandığı söyleniyor. Divriği’de Kesdoğan Kalesi, Igımbat Dağı’nın zirvesindeki Hüseyin Gazi Türbesi’nin de ziyaret edilebilir.

İSMMMO YAŞAM l 55


Karikatür festivali başlıyor Günebakan Kültür Derneği’nin düzenlediği Kadeş 2016 Uluslararası Karikatür Sergisi, 7 Ocak 2016 tarihinden itibaren sanatseverlerle buluşacak. Teması “Ortadoğu ve Barış” olan Kadeş 2016, adını; dünyanın ilk yazılı barış anlaşması olarak bilinen “Kadeş”ten alıyor. Haziran Bilim Sanat Medya Meclisi ve Çevirmenler Birliği’nin katkıda bulunduğu serginin amacı; hayatın, uygarlığın, bereketin yeşerdiği Ortadoğu coğrafyasında, bir arada yaşama kültürünü hatırlatmak, barışın bugün de mümkün olabileceğinin altını çizmek. Ulusla-

rarası platformda yoğun ilgiyle karşılanan sergide, 57 ülkeden 160 çizerin eserleri sergilenecek. Aralarında Shojai Tabatabai (İran), Mello (Brezilya), Darko Drljevic (Karadağ), Plantu, Bernard Bouton (Fransa), Luc Descheemaeker (Belçika), Angel Boligan (Küba) gibi duayen isimlerin de bulunduğu Kadeş 2016, 15 Şubat’a kadar İstanbul Galatasaray’daki açık otopark karşısında bulunan Cezayir Salonlarında ziyaret edilebilecek. Sergi 7 Ocak -15 Şubat 2016 tarihleri arası her gün saat 09:00 ila 18:00 arası açık...

Bach ve tuvale yansıyanlar Akademililer Sanat Merkezi 26 Kasım - 23 Aralık 2015 tarihleri arasında Mehmet Mahir’in “Bach’ın Melekleri” isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Denizhan Özer küratörlüğünde gerçekleşen sergide sanatçı görsel imgelerle müzik arasında oluşan ilişkiyi Johan Sebastian Bach’ın müziklerini resimsel düzeye aktararak, sanatın farklı iki alanını bir araya getiriyor. Matematiksel bir kurgu ile ortaya çıkan resimlerin yüksek estetik düzeyinin yanı sıra çok önemli bir müzisyen olan Bach’ın, duygusunu yüzey üzerine taşıması son derece ilgi çekici… Müzik ve resmin yaşanmışlıklarından doğan ve farklı bir dille oluşan

sergi, 23 Aralık 2015’e kadar Pazar günü haricinde her gün 11:00 – 19:00 saatleri arasında Akademililer Sanat Merkezi’nde görülebilir.

KÜLTÜR SANAT

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler

56 l İSMMMO YAŞAM

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler oyununu bir de Tiyatro Alkış’ın uyarlamasıyla izlemeye ne dersiniz? Grimm kardeşlerin (Jacob Grimm 1785 – 1863 ve Wilhelm Grimm 1786 – 1859) en bilinen eseri olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, 18 yüzyılda yazılmasının vermiş olduğu pedagojik hatalardan ayıklanmış ve Oktay Şenol tarafından günümüze uyarlanmış. Dünyaca ünlü bu muhteşem masal şimdi Tiyatro Alkış farkıyla günümüz çocukları için yeniden yorumlandı. Güzeller güzeli Pamuk Prenses’i, sevimli yedi cüceleri, yakışıklı prensi, kötü kalpli cadıyı ve tabii ki şaşırtıcı sihirli ayna sizleri hem eğlenceye hem de masalların gizemli dünyasına çağırıyor. 60 dakikalık oyun Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi’nde 19 Aralık’ta saat 13:00’da başlayacak.

ÇYDD için konser Müzikte üstün yetenekli gençlerin oluşturduğu, Sultani Piano Quartet, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yararına, Köprüler Projesi kapsamında ikinci konserini veriyor. Konser, Caddebostan Kültür Merkezi’nde 8 Aralık’ta gerçekleşecek. Sultani Piano Quartet, kendisi de bir Galatasaray Lisesi mezunu olan piyanist ve piyano pedagogu Prof. Arın Alagün tarafından 2012 yılında Galatasaray Lisesi bünyesinde kuruldu. Müzikte üstün yetenekli gençleri bir araya getiren topluluk, kurulduğundan bu yana başarılı konserlere imza attı. Barok dönemden çağdaş eserlere; hatta yeni müziğe uzanan geniş perspektifi ve hacimli bir repertuara sahip topluluğun, özellikle Mozart ve Schubert yorumları dikkat çekiyor.

EYLÜL - EKİM 2015


Ata Demirer Gazinosu Başarlı oyuncu, komedyen ve şimdilerin şarkıcısı Ata Demirer, çok özel albümünden sevilen şarkılarını Ata Demirer Gazinosu’nda seslendiriyor. Şarkı, türkü ve hikayelerle renklenen bu performans, 26 Kasım’da Beşiktaş Kültür Merkezi’nde (BKM) başladı. Daha küçük yaşlarda müziğe olan yeteneğini keşfeden Ata Demirer, ağabeyinin yardımıyla gece kulüplerinde piyanist-şantör olarak çalışmaya başladı. 1991 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Türk Müziği Bölümü’nü kazanması ona İstanbul yolunu açtı. İlk ününü komedi sanatçılığı ile kazanan Ata Demirer komedyenlik denemelerine okul yıllarında başladı. Vitamin Grubu üyesi Gökhan Semiz ile olan yakın arkadaşlığı sayesinde stand up gösterilerine başladı. On parmağında on marifet olan Demirer, stand-up, şarkıcılık yeteneklerine bir de senaristliği ekledi. 2010 yılında gösterime giren, Hakan Algül yönetmenliğinde  Eyyvah Eyvah adlı sinema filmini yazan Ata Demirer bu filmde senarist ve başrol oyuncusu olarak yer aldı. Büyük beğeni kazanan filmin devam filmini de çeken sanatçı Eyyvah Eyvah 2 ile tüm kitlelere ulaştı. Burada oynadığı Klarnetçi Hüseyin karakteri ile sevilen oyuncu  “Ata Demirer Alaturka” konserlerinden sonra “Ata Demirer Gazino Gecesi” ile sevenlerine sesleniyor. Biletleri yok satan Ata Demirer Gazinosu, gösterinin 14 Ocak’a kadar devam edeceği açıklandı. Gösterinin biletleri 87.5 TL ve 67.5 TL’den satılıyor.

EYLÜL - EKİM 2015

KÜLTÜR SANAT

..ve festival zamanı

Sömestr Fest 2016, 23-24 Ocak’ta İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenleniyor. 23 Ocak günü Yok Öyle Kararlı Şeyler ile başlayan festival heyecanı Aydilge ile iyice kaynayacak ve ardından Athena ile taşacak! 24 Ocak ise Cem Adrian ile yakılan festival ateşi Duman ile alevlenecek. Festivalde sevilen müzik gruplarının yanında Oyuncu ve Sosyal Medya Fenomeni Doğa Konakoğlu’nun en sevilen ünlüleri ağırlayacağı söyleşiler de gün boyu sürecek. Bu söyleşilere katılan gençler; ünlüleri sorularıyla terletebilir. Sömestr Fest’te birbirinden genç markalar, üniversiteler, eğenceli dijital oyun platformları, birbirinden lezzetli yemek seçenekleri ve daha birçok şey bulabilmek de mümkün. Ayrıca festival kapsamında bu yıl liselerarası müzik yarışması Sömestr Band’ın da ikincisi düzenlenecek. Değerli müzik adamlarının jüri olacağı yarışma sahnesi tüm liseli yeteneklere açık!

İSMMMO YAŞAM l 57


Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 2 Tür: Macera Yönetmen/ Senaryo: Francis Lawrence Oyuncular: Liam Hemsworth, Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson Türkiye dahil dünya genelinde pek çok ülkede ilgi gören Açlık Oyunları serisinin yeni filmi, izleyiciye yine heyecan yüklü dakikalar vaat ediyor… Filmde Katniss, Panem ulusuyla tam teşekküllü bir savaş içerisindeyken Başkan Snow (Donald Sutherland) ile yüzleşiyor. Yakın arkadaşları Gale (Liam Hemsworth), Finnick (Sam Claflin), Peeta (Josh Hutcherson) ve bir grup ile birlikte Panem halkına özgürlüklerini kazanmalarında yardımcı olabilmek için hayatlarını tehlikeye atarak 13.Bölge’den ayrılırlar. Görevin amacı Katniss’i ortadan kaldırmayı kendine takıntı hale getirmiş Başkan Snow’a suikast düzenlemektir. Ölümcül tuzaklar, düşmanlar ve manevi tercihler, Katniss’i hiçbir arenada olmadığı kadar zorlayacaktır. Filmin 20 Kasım’da vizyona girmesi planlanıyor.

SİNEMA-DVD

Annem

Yönetmen/ Senaryo: Nanni Moretti Oyuncular: John Turturro , Margherita Buy , Nanni Moretti , Anna Bellato , Giulia Lazzarini Gerçek bir varoluşsal bunalımın ortasında bir yönetmen olan Margherita (Margherita Buy), kızının sorunları, son filminin yıldızı Amerikalı oyuncunun kaprisleri ve aşırı güçlü bir karakter olan ağabeyinin yanında kendini güçsüz hissetmektedir… Ancak en büyük derdi, çok sevdiği annesinin yakalandığı ölümcül hastalıktır.

58 l İSMMMO YAŞAM

EYLÜL - EKİM 2015


Nadide Hayat

Tür: Komedi Yönetmen: Çağan Irmak Oyuncular: Yetkin Dikinciler, Demet Akbağ Filmleriyle büyük beğeni kazanan Çağan Irmak, 18 Aralık’ta vizyona girmesi planlanan yeni bir yapıtla seyircinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Demet Akbağ tutkunlarını da sevindirecek filmde, Nadide, evlilik hayatını, üniversite eğitimi ve iş yaşamına tercih ederek 50 yaşına gelmiştir. Eşini kaybettiğinde, kendisini haftada bir gün ziyarete gelen kızı ve torunu ile iş hayatına yeni başlamış, eve neredeyse gelmeyen oğlunu beklerken bulur… Yalnız ve orta yaşlılar için öngörülen dikiş kursundan, koroya; gezilerden kabul günlerine hiçbir aktivite de aradığı mutluluğu bulamaz… Ta ki, bir gün gazetede bir haber görene dek.

Nadide bu haberin ardından kendisini önce okul sıralarında, sonra da kendisini mavi sulara atacağı bir macerada bulur… Bir grup genç ve gizemli bir kaptan ile “yeni bir başlangıca” yelken açar…

DVD SEPETİ l Ben Gitmeden Önce Ben Gitmeden Önce (Just Before I Go) Courteney Cox’ın uzun metrajlı bir film olarak ilk yönetmenlik denemesi olan filmi. Komedi, dram dalında beğeni toplayan filmde, intihar etmeye karar veren fakat öncesinde, geçmişin-

deki kişilerle yüzleşmeye giden bir karakterin başından geçenler anlatılıyor. Hem komedi hem dram türündeki film 24 Nisan 2014’te Tribeca Film Festivali’nde (New York) gösterime girdi. Başrolde Sean William Scott oynarken, oyuncular içinde Kate Walsh, Garret Dillahunt gibi isimler de mevcut.

l Dope

EYLÜL - EKİM 2015

l Labirent: Alev Deneyleri Aksiyon, bilim kurgu ve gerilim türünde olan filmde, kapana kısıldıkları Labirent deneyinden kurtulmayı başaran gençleri bu sefer dış dünyada hiç de ummadıkları tehlikeler bekliyordur. Kıyamet sonrası bir manzarayla karşılaşan ve bir biçimde “kıymetli” olduklarına inanan gençler, kendileri için hazırlanan planların ikinci aşamasına geçtiklerinden haberdar değildir. Serinin bu bölümünde Thomas ve Kayranlı dostları şimdiye kadarki en zorlu mücadelelerini vermek durumundadır: İsyan olarak bilinen gizemli ve güçlü organizasyonun ne olduğunu bulmak.

SİNEMA-DVD

Malcolm (Shameik Moore) doksanların hip-hop müziğine tutkun zeki bir gençtir. En yakın iki arkadaşı ile birlikte bir punk grubunda çalmakta ve sahip oldukları eski kafa tarzları yüzünden lisedeki diğer öğrencilerin sataşmalarına maruz kalmaktadırlar. Bir gün gittiği dans kulübünde çantasına yasa dışı maddelerin gizlendiğini fark edince, Malcolm’un hayatı bir anda değişir. Şimdi Malcolm, hayalini kurduğu şeyleri (Harvard Üniversitesi’ne girmek, rüyalarını süsleyen kız Nakia (Zoë Kravitz) ile tanışmak ve servetini bitcoine çevirmek - başarmak için her yolu denemeye hazırdır… “Bir genç için hayat hiç kolay değil” sloganıyla tanıtılan filmin yönetmeni Rick Famuyiwa.

İSMMMO YAŞAM l 59


Tutsak Güneş

l Yazar: Ayşe Kulin l Yayınevi: Everest Yayınları l Sayfa sayısı: 440 Geçmişte hesaplaşmalar, düzenle çatışan tutkular ve insanı dönüştüren aşklar…

Ayşe Kulin, okurlarını sarsıcı bir gelecek hayal etmeye davet ettiği, “Tutsak Güneş”te genç bir kadının unutulmaz uyanış hikâyesini anlatıyor... Kitabın özeti şöyle: “Yakın gelecekte, yeryüzünde bir ülke… Tiran ölmüş ve oğlu başa geçmiştir. Ülke, din ulemaları ve polisler ordusundan oluşan bir demir yumrukla yönetilmektedir. Halk, katı yasalarla sınıflara ayrılmış, yoğun denetim ve gözetim altında yaşamaktadır. Güneşse, kimselerin nasıl, neden olduğunu hatırlamadığı bir dönemden bu yana, “Gökcisim” denilen dev bir kütlenin ardındadır. Her yer buz tutmuş, yaşam sevinci tüm canlılardan el ayak çekmiştir. Gelgelelim yıpratıcı uykusuzluğuna çare arayan bilim kadını Yuna, geçmişine, kaderine ve en önemlisi de bir kadın olarak tutkularına sahip çıkarak, beklenmedik bir şekilde gerçekleri sorgulamaya başlar. Topluma dayatılan kuralların, değişmez varsayılan yasaların, sonu gelmez sansürün mutlak olmadığını fark eden Yuna, sorumluluğunu üstlenip, deyim yerindeyse, güneşe açılan kapıyı aralamayı göze alacaktır...”

Kadın

l Yazar: Yılmaz Özdil l Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi l Sayfa sayısı: 324 Ünlü Yazar Yılmaz Özdil, Türkiye’de kadının

Cumhuriyet döneminden bu yana karşı karşıya kaldığı tutumu ele alıyor. Kitabın tanıtım bülteninde kadın hakları konusunda gelinen nokta Özdil’in köşe yazılarındaki yalın dilini anımsatacak biçimde şöyle özetleniyor: Eşit eğitim hakkı 1924, Eşit birey hakkı 1926, Eşit seçme seçilme hakkı 1934. Kadın erkek eşitliği fıtrata ters, kürtaj olma, sezaryen yaptırma, en az üç doğur, hamileysen sokağa çıkma, kahkaha atma, bankta kızlı erkekli oturma, talibin çıkarsa seçici olma, haddini bil, itaat et, okuma, düşünme, sus!

Felsefenin Kısa Tarihi

KİTAP

l Yazar: Nigel Warburton l Yayınevi: Alfa Yayınları l Sayfa sayısı: 360 Felsefe gerçekliğin doğası ve nasıl yaşamalıyız

60 l İSMMMO YAŞAM

sorularıyla başlar. Felsefenin Kısa Tarihi, görünüş ve gerçek, benliğin doğası, tanrının varlığı ve hem birey hem de toplumun bir üyesi olarak nasıl yaşamamız gerektiği gibi felsefenin ana temalarına odaklanıyor. 2000 yıllık Batı felsefesini Sokrates’ten hayvan hakları hareketine kadar ana hatlarıyla sunuyor. Warburton çoğumuzun gözünü korkutan ve anlaşılmaz bulduğu felsefeyi herkesin anlayabileceği ve günlük hayatında kullanabileceği bir konu haline getiriyor. Batı felsefesinin büyük düşünürlerini kronolojik sırayla tanıyacağınız, zevkle okunacak mükemmel bir giriş kitabı…

l Tutsak Güneş l Kadın l Felsefenin Kısa Tarihi l Sıfır Sayı l Gizli Aşklar l Günübirlik Hayatlar l Başarıya Götüren Aile l Akılsız Duyguların Cezasını Kararlar Çeker l Saraysız Başkan José Mujica l Ted Gibi Konuş: Dünyanın En İyi Beyinlerine Göre Topluluk Önünde Konuşmanın 9 Sırrı l Memleketi Ben Kurtaracağım! l İmamlar ve Haramiler Medyası

l Remzi Kitabevi (Ekim 2015)

EN ÇOK SATANLAR

ŞİİR HİÇBİR PUL HİÇBİR ZARFA YAKIŞMIYOR Hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor Hiçbir zarf üç beş satıra Ne zaman yan yanayız işte o zaman Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna. Bırakmak bırakılmak demeyelim Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden Sanki kış aylarında bir uçurumda. Anlarım sedir ağacının dilinden Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla. Hepsini biliyorum, hepsi aklımda Hepsi de hiç kımıldamayan bir duman gibi havada.

EDİP CANSEVER

EYLÜL - EKİM 2015


ÇOCUKLARA ÖZEL

Sıfır Sayı

l Yazar: Umberto Eco l Yayınevi: Doğan Kitap l Sayfa sayısı: 176 Eco’nun oldukça ilginç olaylar ağına sahip kitabında okur soluksuz

bir heyecanla sorular peşinde koşuyor. Kitapta, tam bir “kaybeden” olan Colonna (50), gazeteci Simei’den iyi bir iş teklifi alıyor. Buna göre “Yazı işleri sorumlusu ya da benzeri bir şey” sıfatıyla bir yıl boyunca bir günlük gazete için hazırlanan 12 “sıfır sayı”yı yönetecek ve “asla çıkmayacak olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü”nü anlatan bir kitap yazacak... Patron Vimercate, bu gazete sayesinde “finans ve politika dünyasının güzel salonunu rahatsız edebileceğini kanıtladıktan sonra, olasılıkla bu güzel salon ona bu düşünceden vazgeçmesini rica edecek, o da Yarın tasarısını bir kenara kaldırıp güzel salona giriş yapma iznini koparmış olacak.” Teklif sahibi Simei’nin de kendi planı var: “Her şey suya düşerse kitabı yayımlarım. Bomba gibi patlayacak ve yayın hakkı adına bana belli bir gelir sağlayacaktır. Ya da, olur ya, birileri yayımlamamı istemez ve bana bir total verir.” Olaylar böyle başlıyor ve Eco gözde konuları aracılığıyla İtalya’nın 50 yıllık tarihini yeniden yazıyor: Gladio, bir Papa’ya suikast, başka bir Papa’nın öldürülmesi, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri… Ve bir soru: Acaba Mussolini sağ mı?

Gizli Aşklar

l Yazar Hıfzı Topuz l Yayınevi: Remzi Kitabevi l Sayfa sayısı: 240 Hıfzı Topuz, kitabında dikkat çekici ve bir o kadar da yankılar yaratacak yaşanmış öykülere yer veriyor. Gizli Aşklar bir solukta okunan, yaşanmış kısa aşk öykülerinden oluşuyor. Hıfzı Topuz, gençlik yıllarında yaşadığı aşkların yanı sıra yakın dostlarından dinlediği bazı aşk öykülerini de anlatıyor. 1950’li ve 1960’lı yılların Paris ve İstanbul’undan esintiler taşıyan bu öykülerde, temiz gençlik aşklarının ve çoğu zaman platonik ilişkilerin düş kırıklıkları ve burukluklar var...

Aşıkların Yolunda

l Yazar: İbrahim Ünsal l Yayınevi: Hayat Yayınları l Sayfa sayısı: 232 “Sevdalı yürekler için saz ile sözün uyumu bir

EYLÜL - EKİM 2015

Gezegen Avı Yazar: Jean-Pierre Verdet, Christine Adam Yayınevi: Remzi Kitabevi Sayfa sayısı: 96 Kitap, gökyüzünün gizlerini meraklı bir çocuğun Paris Gözlemevi’ndeki maceralarıyla anlatıyor. Paris Gözlemevi, kitabın kahramanı olan Nikola’yı hep büyülemişti. Bu görkemli ve gizemli yapının içinde neler olduğunu merak etmekten kendini alamıyordu. Özellikle de tam tepesindeki kubbede... Kitapta çocuklar, Paris Gözlemevi gibi büyülü bir dünyayı Nikola’yla birlikte keşfe çıkıyor.

Genç Vikingler Yazar: T. Mosdi - B. Pilorget Yayınevi: Remzi Kitabevi Sayfa sayısı: 96 Kitap, çocukları 989’un Norveç’ine götürüyor. Vikingler, Mızrak Koyu’ndan ayrılıp yeni ülkeleri keşfe çıkıyorlardı. Geride kalan genç Björn ise ağabeyiyle birlikte, arkadaşlarının ufukta gözden yitişini izliyordu... O, ne zaman okyanusları aşacak ve serüvenin kucağına atılacaktı? Oysa serüven onu kendi topraklarında bulacaktı: Björn´ün başkanı olduğu Mızrak Çetesi´nin hazinesini talan ederler. Ayıpençesi Olaf’ın yönettiği çete miydi? Çeteler savaşı başlamıştı!

KİTAP

başkadır. Her ikisine birden gönül verenler içinse, yani âşıklar (ozanlar) içinse bu uyum bambaşkadır. Söz, gönül tellerinden alır ahengini; saz, sevdalı yüreklerin dilinden… Âşığın elinde saz dile gelir, söz ahenk bulur. Saz ile sözün uyumu, ozanın vazgeçilmez tutkusu olur.” Bu cümlelerle tanıtılan Âşıkların Yolunda; azca cümle, çokça dize içeren bir ‘şiir kitabı’… Çocuk ve gençlik tarihi romanlarına imza atan İbrahim Ünsal, 35 yıllık meslek yaşamı boyunca biriktirdiği şiir bilgisini ve şiirlerini bu kitapta topladı. Şiiri, alışılageldiği üzere sözle değil, fikrî paragraflardan ziyade şiirin özbeöz kendisiyle tanıtmayı amaçlayan şair-yazar İbrahim Ünsal, 7’den 70’e cümle şiir sevdalılarını, dizelerin büyülü dünyasında el ele gönül gönüle gezintiye davet ediyor.

KİTAPLAR

İSMMMO YAŞAM l 61


Samsung Galaxy S6

iPhone 6S

l Ekran:5.1 inç l Kamera:16 MP arka, 5 MP ön l Kalınlık: 6.8 mm l İşlemci: 2.1 GHz l Ram: 3 GB l İşletim sistemi: Android l Pil: 2.550 mAh’lık

l Ekran: 4.7 inç l Kamera: 12 MP arka, 5 MP ön l Kalınlık: 7.1 mm l Ram: 2GB l İşletim sistemi: iOS 9 l Pil: 1.715 mAh

Samsung Galaxy S6 mı, iPhone 6S mi?

Cep telefonu piyasasında iki model kıyasıya kapışıyor. Teknoloji severlerin arasında kararsız kaldığı iki modeli karşılaştırdık.

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Cep telefonu sektörünün iki efsane markası Apple ve Samsung’un, üst segment modellerde rekabeti kızışıyor. Samsung’un Galaxy S6, Apple’ın iPhone 6S telefonlarını karşılaştırdık. Her iki modelin birbirine göre artı ve eksi yönleri var. İkisi arasında kararsız kalanlara bu yazıyı okumalarını öneriyoruz.

EN İYİ EKRAN HANGİSİNDE? l Tasarım: iPhone 6S’in kalınlığı 7.1 milimetre. Alüminyum gövdesi var. Galaxy S6 ise benzer şekilde şık. Metal çerçeve cam arka kapağa sahip. 6.8 mm kalınlığında. Fakat cam kaplı arka kapağı parmak izini göstermeye eğilimli gibi.

62 l İSMMMO YAŞAM

l Güç ve Pil: iPhone 6S, 1.715 mAh pile sahip. Galaxy S6, 2.550 mAh’lık pille geldi. Teknik özelliklere gelince, iPhone 6S 64 bit A9 çiple tanıtıldı. Ram’i de 2GB’a çıkarıldı. Bunlar da 6S’i en güçlü iPhone yaptı. Galaxy S6 ise en güçlü Samsung modeli. İşlemcisi Exynos 7420 sayesinde. 64 bit’lik çip seti içeriyor. Dört çekirdekli 2.1 GHz işlemcisi ve 3 GB’lık Ram’i var. l Ekran: Samsung Galaxy S6’da 5.1 inç’lik 1440 x 2.560 çözünürlükte ekran bulunuyor. iPhone 6S ise 4.7 inç’lik 1.334 x 750 çözünürlükte IPS LCD Retina HD ekrana sahip.

ÇÖZÜNÜRLÜK SAVAŞLARI l Kamera: iPhone 6S, 12 megapiksel arka, 5 megapiksel ön kameraya sahip. Galaxy S6 hala megapiksel savaşında önde gibi

duruyor. 16 megapiksel arka, 5 megapiksel ön kamerası var. Ancak iPhone 6’ya göre Apple 6S’de kamerasını bir hayli geliştirdi. iPhone 6S, iOS 9’la piyasaya sürüldü. Galaxy S6, Android 5.1’e sahip. l Verimlilik: Apple yeni bir ara yüzle oyuna renk kattı. 3D Touch’la kullanıcılar mobil uygulamalarla daha verimli etkileşim kuracak. Çünkü 6S, ekrana ne şiddetle dokunulduğunu tespit edebiliyor. Yeni özellik bilgiyi daha hızlı görmenizi sağlıyor. Galaxy S6’da böyle bir özellik yok. l Fiyat: Galaxy S6’nın fiyatı 2.400 TL. iPhone 6S ise daha yüksek fiyata sahip. 16 GB’lik modeli 3 bin TL’den başlıyor. Daha yüksek bellekli modellerinde ise fiyat daha da yükseliyor.

EYLÜL - EKİM 2015


ONE AİLESİNE A9 GELDİ HTC, One ailesinin en yeni üyesi One A9’u tüm dünyayla aynı anda İstanbul’da tanıttı. One A9, tasarımı ve HTC Sense özellikli Android 6.0 Marshmallow’un yeni özellikleriyle öne çıkıyor. 5 inç’lik Full HD ekranı bulunan telefon, 143 kg ağırlığında. A9, ‘metalmorfik’ adı verilen etrafımızdaki doğal güzelliklerden ilham alan, zengin ve çarpıcı renklerin kullanıldığı yaklaşımla tasarlandı. İnceltilmiş kenarlar ve hassas kesimli güç düğmesi, süper ince metal çerçevesi var. Dahili belliği 16 GB olan yeni modelin Ram’i ise 2 GB. Belleği mikro SD kartla 2 Terabayta kadar yükseltilebiliyor. 13 MP ön kamerası bulunan telefonun eldeki titremeyi otomatik olarak minimize ederek titreşimleri düzelten Optik İmaj Stabilizatörü bulunuyor.

KULAKLARA ANTRENÖR !

ASUS’TAN ZENPAD SERİSİ

Asus, kişileştirilebilir tableti ZenPad serisini pazara sundu. ZenPad’in tablet deneyiminin çıtasını daha da yükseltecek ZenPad 7.0’’ (Z170C), ZenPad 8.0’’ (Z380C), ZenPad S 8.0’’ (Z580C) ve ZenPad 10’’ (Z300C) modelleri görücüye çıktı. Android 5.0 Lollipop işletim sistemi ile çalışan 7’’, 8’’ ve 10.1’’ ekran boyutlarındaki yeni tabletler; zarif tasarımı, muhteşem eğlence kapasitesini, kişileştirilebilir fonksiyonları bir araya getirirken değiştirilebilir kapaklar ile tablet deneyimini yeniden şekillendiriyor ve gerçek konforu tüketicilere yaşatıyor. 4 çekirdekli 64-bit Intel Atom x3 işlemciden güç alan yeni ZenPad modeller, akıcı çoklu görev, video ve oyun için yüksek performanslar sunuyor. Arka taraftaki PixelMaster kamera ile ZenPad, kullanıcılara ışığın az olduğu ortamlar da dahil her ortamda muhteşem görüntülü fotoğraflar, videolar ve selfie’ler çekmelerine imkan sağlıyor.

HP genişletilmiş HP Deskjet Ink Advantage portföyünü duyurdu. Yeni yazıcılar profesyonel performans sağlayan düşük maliyetli sarf malzemeleri sayesinde akıllı telefon, tablet ve PC üzerinden uygun maliyetli baskı imkânı tanıyor. Firma, mobil baskı ile orijinal mürekkepli kartuşlarının gücünü birleştiren yeni Ink Advantage baskı sistemleriyle birlikte kaliteli baskı deneyimini bireysel tüketiciler ve mikro işletmeler için daha

EYLÜL - EKİM 2015

erişilebilir ve uygun maliyetli hale getirmeyi hedefliyor. HP DeskJet Ink Advantage 3835 All-in-One yazıcı all-inone faks birleşimi ile çok yönlü, kullanımı kolay baskı deneyimi sağlıyor. HP Deskjet Ink Advantage 3635 e-All-in-One yazıcı, akıllı telefonlar, tabletler ve internet bağlantılı PC’lerden ekonomik, yüksek kaliteli fotoğraf ve belgelerin kablosuz olarak basılmasını, taranmasını ve kopyalanmasını sağlıyor.

TEKNO-YAŞAM

HEPSİ BİR ARADA YAZICI

Mobil tüketici pazarına yönelik hands-free (eller serbest) iletişim ürünleri geliştiren Jabra, kros sporcularına ve yoğun fitness çalışanlara özel yenilikçi Sport Coach kablosuz kulaklıklarını Türkiye’de satışa çıkarıyor. Kros antrenmanı ve salon egzersizleri için optimize edilmiş olan yeni kablosuz kulaklık Jabra Sport Coach, özelleştirilebilen akıllı sesli antrenörüyle kros antrenmanınızı veya kapalı alanda yaptığınız diğer egzersizleri planlamanıza, izlemenize ve analiz etmenize yardımcı oluyor. Üstelik kablo engeline takılmadan sadece antrenmanınıza odaklanabiliyor, daha iyi bir performans için neler yapmanız gerektiğini kulağınızdaki kişisel antrenörünüzden öğrenebiliyorsunuz.

İSMMMO YAŞAM l 63


l

K O M İ K

R E S İ M L E R

HURİYE, NURİYE, DURİYE Huriye, Nuriye ve Duriye, 75-80 yaşlarında çok eski üç arkadaştır. Bir gün Huriye Nuriye’ye telefon eder ve Duriye’ye gitmek için anlaşırlar ve giderler. Biraz muhabbetten sonra Duriye arkadaşlarına kahve yapar ve içerler. Biraz daha muhabbetten sonra Duriye: -Ayy! Kusura bakmayın unuttum birer kahve yapayım da içelim. Huriye ve Nuriye bir şey demezler ve içerler. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Duriye: -Size bir kahve bile yapmadım, hemen yapayım da içelim. Bizimkiler yine itiraz etmeden içerler. Akşama doğru Huriye ve Nuriye kalkarlar ve yolda bastonları ile tin tin yürürken aralarında şu konuşma geçer. Huriye: -Kız Nuriye gördün mü Duriye’yi, ne kadar pinti olmuş bize bir kahve bile ikram etmedi. Nuriye: -Duriye’yi ne zaman gördün ki?

MİZAH

ERKEKLER YEMEK YAPARSA Bir tencere dolusu sıcak suya makarna poşetini boşaltıp maç seyretmeye başlıyoruz. Maçın ilk yarısının ortalarına yaklaşınca kalkıp altını kapatıyoruz. Tencerenin içinden seçtiğimiz makarnayı fayansa doğru kavisli bir şekilde fırlatıyoruz. Yapışırsa pişmiş demektir. Devre arasında hala içinde su kaldıysa tencerenin kapağını kapatıp lavabodaki en kirli tabağın üzerine doğru döküyoruz. O zaman hem tabak temizleniyor hem de makarnalar çatalla yenebiliyor. Üzerine ketçap döküp yiyoruz.

64 l İSMMMO YAŞAM

CİNİ ÇARPAN KAYSERİLİ Gözleri görmeyen, bekar ve fakir Kayserili’ye bir cin çıkagelmiş: -Benden bir şey dile yerine getireceğim. Kayserili düşünürken, cin sormuş: - Gözlerini mi istersin, zenginlik mi istersin? -Evlenmek mi istersin? Kayserili cevap vermiş: -Oğlumu altınlarımı sayarken görmek istiyorum…

AVAMIZ OLSUN Roman mahallesinde kavga çıkar, bir kişi bıçaklanır. Ambulans çağırırlar ve hasta yakınlarından biri ambulansta şoförün yanına geçer. Herkesi koparan o cümleyi kurar... : -Abe üttür üttüürr avamız olsun.

PAHALI EV Adam büyük bir sevinçle karısının yanına geldi. -Müjde karıcığım dedi. Hani hep bana ‘Daha pahalı bir evde oturmak istiyorum’ diyordun ya. Artık istediğin olacak. Karısı heyecan içerisinde sordu: - Nasıl yani? Daha pahalı bir eve mi taşınıyoruz? - Hayır, ev sahibi kiraya zam yaptı.

EYLÜL - EKİM 2015


l Eğer baharatlı bir şey yedikten sonra bir çay kaşığı şeker yerseniz, bu hararetinizi tamamen alacaktır. l Almanya’da pek çok bakım evinin önünde, kafası karışmış yaşlı vatandaşların kaçıp gitmesini önlemek için yapılmış sahte otobüs durakları var. l Dalgıçların üzerindeki su, kırmızı ve sarı ışığı filtreleyerek her şeyin mavi tonda olmasını sağlıyor. Yapay bir ışık kaynağıyla dalmak ise su altının gerçek renklerini görmenizi sağlayabilir. l Tüm kutup ayıları solaktır. l Filler, sırtlarındaki deri kıvrımlarını sivrisinekleri ezmek için kullanırlar. lÇin’de bebekler doğduklarında 1 yaşında sayılıyorlar. l Singapur’da sakız bulundurmak veya satmak yasak. l Bir zürafa, dili ile kulaklarını temizleyebilir. l Eski Mısırlılar kedileri öldüğünde kaşlarını kökünden kazıyarak yas tutuyorlardı. l Burun ve kulaklarımız hayatımız boyunca büyümeye devam ederken, gözlerimiz hiç büyümez. l Bir salyangoz, 1 millik yolu 115 günde kat edebilir. l Tek yumurta ikizi olan iki kadın, tek yumurta ikizi olan iki erkekle evlenip çocuk yaparlarsa çocukları genetik olarak ‘kardeş’ olacaktır. l Şili’deki Atacama Çölü’ne bugüne dek hiç yağmur yağmamış. l Dünyanın en uzun ağacı olan ‘Hyperion’un yeri birkaç bilim adamı dışında kimse tarafından bilinmiyor. lTimsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar. l Bir yudum deniz suyu milyonlarca bakteriyel hücre, yüzlerce bin bitkisel plankton ve onlarca bin hayvansal plankton içerir. l Kediler tatlı yiyeceklerin tadını alamazlar.

EYLÜL - EKİM 2015

KİME İNANIYORSUN? Bir gün Nasreddin Hoca’nın komşusuna eşek lazım olmuş. Hoca’dan isteyeyim diye düşünmüş. Hoca’nın kapısını çalmış, hoca kapıyı açmış. -Ne oldu? Komşusu: -Eşeğini alabilir miyim hocam? Hoca: -Eşek evde değil Komşusu tam gideyim derken eşek ahırda anırmış. Komşusu: - Hani eşek evde değildi. Hoca bu durur mu: -Bana mı inanıyorsun yoksa eşeğe mi?

MAKAS Bir adam gece geç vakit otele gelmiş ve yer olup olmadığını sormuş. Resepsiyon görevlisi, “İki kişilik bir odada tek yatağım var ama ancak pek tavsiyem etmem. Çünkü öteki yatakta fena halde horlayan bir delikanlı yatıyor” demiş. Adam: - Fark etmez verin bana o yatağı demiş. Ertesi sabah adam otelden ayrılırken resepsiyon görevlisi sormuş: - Nasıl uyuyabildiniz mi? - Çok güzel uyudum, demiş adam - Yanınızdaki delikanlı hiç horlamadı mı? - Hiç horlamadı. - Ama nasıl olur? - Odaya girince yanağından ‘merhaba güzel çocuk’ diye bir makas aldım. Sabaha kadar gözlerini kırpmadan yatakta oturdu.

KUŞ BEYİNLİ Fadime kumar oynuyormuş. Temel de arada sırada gidip soruyormuş: - Nasıl gidiyor kanaryam? - Kaybediyorum. Bir müddet sonra yine: - Nasıl gidiyor güvercinim? - Kaybediyorum. Bu konuşma bülbülüm, serçem diye devam edince Cemal sormuş: - Neden karına hep kuş isimleriyle hitap ediyorsun? - ‘Bu kadar kişinin içinde kuş beyinli diyemem ya’ diye fısıldamış Temel.

Cevaplar

İLGİNÇ BİLGİLER

1-Bağlarım yürür, çözerim durur. 2-Özü tatlı, sözü tatlı, candan daha kıymetli. 3-Şehirden şehre koşarım ama hiç hareket etmem. 4-Benim adım iki hece. Çalışırım gündüz gece. 5-Açarsam dünya olur, yakarsam kül olur. 6-Bahçede bağlı bohça. 7-İncecik beli, elimin eli. 8-Dağa varır seslenir, köye gelir yaslanır. 9-Bir sapı var, yüz topu var. 1-Ayakkabı 2-Anne 3-Yol 4-Saat 5-Harita 6-Lahana 7-Çatal 8-Balta 9-Üzüm

l İ N T E R N E T T E   B U N L A R   VA R : )

ÇOCUK BİLMECELERİ

VAZOYU KİM KIRDI? Kırık vazoyu gören annesi, küçük Temel’e sormuş: - Vazoyu kim kırdı? Küçük Temel: - Kedi kırdı. Küçük Temel’in Annesi: - Oğlum bizim kedimiz mi var? Küçük Temel: - Niye yok mu?

İSMMMO YAŞAM l 65


K A R KE A R EB B UU L LM AMC A A C A 1

2

3

4

5

6

7

8

9

10 11 12

1

SUDOKU K O L A Y

2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

Z O R

14 15 SOLDAN SAĞA 1. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı din adamlarına verilen ad – İstanbul’un bir ilçesi. 2. Güzel sanatların bir dalı – Bir hayvan. 3. Kar ayaklığı – İstanbul’un bir ilçesi. 4. Ödünç mal – Eski bir Türk güreşi – Buğdaygillerden bir bitki. 5. Tibetli Buda rahibi – Baş çoban. 6. Ödeşme, razı olma – Ankara’nın bir ilçesi – Bir nota. 7. Milli Eğitim (kısa) – Kutsal inanç – Eşkenar dörtgen. 8. Ağabey – Meydan – Talyumun simgesi. 9. Müddei – Et konulan yer. 10. İlave – Erkek keçi – Mihrace. 11. Havaalanı trafiği denetleme sistemi – Rusça evet – Sessiz bir tiyatro. 12. Bağış yapma – Açık deniz. 13. Uzaklık anlatan sözcük – Buyuran, üst – Evet ünlemi. 14. Alkol – Falan. 15. Seçip ayırmak – Mürekkep hokkalarına konulan ham ipek.

Ç Ö Z Ü M

KARE BULMACA 2 SOLDAN SAĞA 1. Mele-Esenler. 2. Edebiyat-İt. 3. Leken-Kartal. 4. AreAba-Arpa. 5. Lama-Eke. 6. FitBala-Si. 7. Me-İman-Main. 8. Ede-Alan-Tl. 9. Davacı-Etlik. 10. Ek-Teke-Raca. 11. Navar-Da-Mim. 12. İra-Alarga. 13. Ta-Amir-Ya. 14. Etanol-Filan. 15. Tanımak-Lika. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Melal-Medeniyet. 2. Eder-Fedakar-Ta. 3. Lekeli-EvVatan. 4. Ebe-Ati-Ata-Anı. 5. İnam-Macera-Om. 6. EyBabalık-Lala. 7. Saka-Ana-Edam. 8. Eta-El-Ne-Arif. 9. Rakam-Tr-Gril. 10. LitreAtlama-Li. 11. Etap-Silici-Yak. 12. Ladin-Kampana.

KARE BULMACA 2 SOLDAN SAĞA 1. Mele-Esenler. 2. Edebiyat-İt. 3. Leken-Kartal. 4. AreAba-Arpa. 5. Lama-Eke. 6. FitBala-Si. 7. Me-İman-Main. 8. Ede-Alan-Tl. 9. Davacı-Etlik. 10. Ek-Teke-Raca. 11. Navar-Da-Mim. 12. İra-Alarga. 13. Ta-Amir-Ya. 14. Etanol-Filan. 15. Tanımak-Lika. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Melal-Medeniyet. 2. Eder-Fedakar-Ta. 3. Lekeli-Ev-

K O L A Y

Z O R

KARE BULMACA 1 SOLDAN SAĞA 1. Global-Sakat. 2. LikiditeApa. 3. İbate-Erotik. 4. Ser-Safer-Ka. 5. Erimek-Maron. 6. Rana-İroni. 7. İlaveten-Yak. 8. Ni-Ar-Hilal. 9. Zeliha-Alan. 10. Umu-Kaval-Ma. 11. Ro-Bezemek. 12. Bronşit-Zati. 13. Au-Aut-Tay. 14. NartAvarız. 15. Ma-Ateş-Sam. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Gliserin-Urban. 2. Liberalizm -Ruam. 3. OkarinaEuro-Ra. 4. Bit-Maval-Onat. 5. Adese-Erik-Şu. 6. LiAkit-Habitat. 7. Tef-Rehavet-Ve. 8. Seremoni-Az-Taş. 9. Oran-Lalezar. 10. Kat-Riyal-Mayıs. 11. Apiko-AlametZa. 12. Takanak-Nakit.

YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. İç bıkkınlığı, sıkıntısı – Uygarlık. 2. Fiyat – Özverili – Tantalın simgesi. 3. Kirli – Konut – Yurt. 4. Doğum yaptıran kadın – Gelecek – Cet – Hatıra. 5. Emanet – Serüven – Kemik ucu. 6. Bir hitap ünlemi – Yaşlı adamlara bir seslenme sözü – Şehzade eğitmeni. 7. Ötücü bir kuş – Temel, esas – Bir peynir türü. 8. Gizli Bask örgütü – Yabancı – Bir soru sözü – Çok anlayışlı, sezgili kimse. 9. Sayıları gösteren işaretlerden her biri – Türkiye’nin plaka işareti – Izgara. 10. Sıvı ölçüm birimi – Basında haber kaçırma – Lityumun simgesi. 11. Yarış bölümlerinden her biri – Silme işi yapan kimse – Tibet öküzü. 12. Bir orman ağacı – Çan.

EYLÜL - EKİM 2015


LUCA E- Fatura Uygulaması Kullanıma Sunuldu.

58yasam  
58yasam