Page 49

Ülkedeki 17 özerk bölgeden biri Endülüs yani Andalusia. Güney İspanya hem coğrafik, hem de kültürel bakımdan farklılıklara sahip. Sekiz vilayetten oluşan bölgede Granada, Cordoba ve Sevilla olmak üzere üç önemli şehir var.

GRANADA’DA ELHAMRA SARAYI

AVLULARDAN CORDOBA

Endülüs’ün diğer bir muhteşem şehri, Cordoba. Burası da çok kalabalık değil, yaklaşık 400 bin nüfusa sahip. Guadalquivir Nehri sahillerinde vadinin ortasında konumlanmış. Şehri kuzeyinden bir dağ silsilesi çevreliyor. Avluları, çeşmeleri, tarihi binaları, çiçek bahçeleri, meydanlarıyla ziyaretçilerine görülmeye değer pek çok şey vaat ediyor. Burada görmeye değer mimarilerden biri İspanyolların ‘Mezquita’ olarak adlandırdığı Kurtuba Camisi. Günümüzde kiliseye çevrilmiş olsa da hala

MART-NİSAN 2014

ilk günkü güzelliğini koruyor. Etkileyici minaresi ve işlemeleriyle geçmişinden çok şey anlatıyor. Camide 30 bin kişi aynı anda ibadet edebiliyor. Görkemli tarih, beyaza boyalı duvarlar, gizemli sokaklar. Cordoba’nın sunduğu tarih ve mimari ziyafeti gerçekten şahane. Mezquita dışında, Rönesans’dan kalma Palacio de Viana, Musevi Mahallesi, Medina Azahara Harabeleri ve antik Roma şehir surları gibi kültür ve mimari çok iyi korunuyor. Guadalquivir Nehri üzerindeki birbirinden güzel dokuz köprü, şehri daha da güzelleştiriyor. Özellikle gece aydınlatmaları izlemeye değer. Kültür mozaiği şehirde Roma eserleri de var. El Puento Romano yani Roma Köprüsü de şehri süslüyor. Ama Cordoba asıl görkemli dönemini Endülüs zamanında yaşamış. Cami de bu dönemden kalma. Şehir, 1236’da yeniden Hristiyanların eline geçmiş. O dönemden kalan pek çok eser de var. Yahudilerin bir dönem yoğun yaşadığı Cordoba’nın Ortaçağ’dan kalan bölgesi ‘La Juderia.’ Burası da görülmeye değer. Kıvrımlı sokaklar hep bir avluya açılıyor. Her evin bir avlusu var. Bu avlularda ve sokaklarda kaybolurcasına dolaşmak şahane bir duygu. Meydandaki saat kulesi Plaza de Las Tendillas ise saat başlarını gitar sesiyle duyuruyor. Boğa güreşlerinin yapıldığı meydan ve daha pek çok yapı. Hızlı turumuzun ikinci durağı Cordoba’yı da geride bırakıyoruz.

DON KİŞOT’UN YAZILDIĞI ŞEHİR

Ver elini Sevilla... Endülüs’ün en büyük şehri ve merkezi. Portakal ve turunçgil kokulu sokakları çok davetkar. Her köşebaşı tarih ve kültürle dolu. Sur içi denilen eski Sevilla’nın dar sokaklarının gizemine bırakıyorum kendimi. Şehrin simgelerinden biri Sevilla Katedrali ise her yerden görülüyor. La Giralda adı verilen aslında bir minare olan etkileyici kulesi var.

GEZİ-DÜNYA

Geziye Granada’dan başlıyoruz. Nüfusu yoğun olmayan küçük bir şehir. Dar, girintili sokaklarında gezerken adeta geçmişi soluyorsunuz. Aslına uygun korunmuş binalar, sessizlik, sadelik etkileyici. Görülmeden gidilmemesi gereken en önemli eser ise Elhamra Sarayı. Sırtını dağlara dayamış bir hayli yüksekte bulunan görkemli sarayın mimarisi kadar sunduğu manzara da ağzı açık bırakacak türden. Şehrin sakinliği burada bozuluyor. Kalabalık turist gurubu içinde yolumuzu buluyoruz. Zaten önceden rezervasyon yaptırmadan saraya giriş için sıra bulmak zor. İsmi Arapça kırmızıdan geliyor. Sarayda kullanılan kırmızı kerpiçlere ithafen bu isim verilmiş. Döneminin sanatını ve gelişmişliğini gözler önüne seren saray, her ayrıntısıyla hayranlık uyandırıcı. Odaları, avluları, bahçeleri 1001 gece masallarından çıkmış gibi insanı büyülüyor. İslam mimarisinin erişebileceği en üst nokta. İşlemeleri, gizemli yapısı, süslemeleriyle kazandığı şöhreti kesinlikle hak ediyor. Meşhur bahçeleri ve havuzları da ayrıca görmeye değer. 1232 yılında Nasiriler tarafından yapılmış. Müslümanların şehirden ayrılmasıyla Hristiyanlara kalmış. Granada’nın adının coğrafi şekli dolayısıyla benzediği nar meyvesinden geldiği söyleniyor. Şehrin en önemli iki meydanı Bib-Rambla ve Nueva. Küçük bir şehir olan Granada’nın belli başlı yerlerini keşfedip güzel İspanyol yemekleriyle dinlendikten sonra turumuzdaki yeni rota Cordoba yani Kurtuba için yola çıkıyoruz.

İSMMMO YAŞAM l 49

49yasam  
49yasam