{' '} {' '}
Limited time offer
SAVE % on your upgrade.

Page 1

8

SAYI

YAS AM

YIL

OCAK-ŞUBAT 2014

48

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

YAŞLI VE MUTLU l DOSYA: iNTERNETE ZİNCİR VURULAMAZ! l WWF TÜRKİYE BAŞKANI UĞUR BAYAR İLE SÖYLEŞİ  l YÖNETMEN TOLGA ÖRNEK YENİ HEDEFLERİNİ ANLATTI  l GAZETECİ ÖZLEM DALGA İLE RÖPORTAJ l AH BİR KİLO ALABİLSEYDİM (!) l MUHASEBEDEN SESLER KOROSU l FAKİR AMA MUTLU ÜLKE: NEPAL


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi, 2014’ün kolay bir yıl olmayacağını biliyorduk ama 17 Aralık sonrasında başlayan süreç hepimizi şaşırttı ve şaşırtmaya da devam ediyor. Siyasi tansiyonun yüksek olduğu zamanlarda ekonomideki kırılganlıklar artıyor. Belirsizlik psikolojisi nedeniyle piyasalar adeta frene basmış durumda. Tek dileğimiz seçimler sonrasında piyasaların normalleşmesi ve yaşananların Türkiye’nin daha iyiye evrilmesi yolunda çekilen sıkıntılar olması… İSMMMO Yaşam dergimizle hayatınıza değer katmayı sürdürmek hedefindeyiz. Yeni yılın ilk sayısında kapak haberimizi ‘ulu çınar’lara ayırdık. Hayatımıza değer katan yaşlılarımız maalesef çoğu zaman sosyal politikalarda göz ardı ediliyor. Oysa sağlıklı gelecek için geçmişimize sahip çıkmamız ve onlara hak ettikleri değeri vermemiz gerekiyor. Uzmanlara göre yaşlıların psikososyal rahatsızlıklarının çözümü de onların sevdikleriyle birlikte ve üretkenlikten kopmadan yaşamalarından geçiyor. Yalnız kalmamak için onları yalnız bırakmamalıyız. Dosya konumuzda ise internet alanına yeni getirilen yasakları mercek altına aldık. Son yapılan yasa ile dünyanın en özgürlükçü iletişim ağı adeta zincirlerle bağlanıyor. Bunun ne kadar başarılıp başarılamayacağını ise bize zaman gösterecek. İSMMMO Yaşam dergisinin Zirvedekiler sayfasının konuğu Doğal Hayatı Korumu Vakfı (WWF) Türkiye Başkanı Uğur Bayar. Ekonomik büyümeyle birlikte doğal hayatı korumaya da özen göstermemiz gerektiğini vurgulayan Bayar, WWF’in küresel çapta ve ülkemizde yaptıkları faaliyetleri anlattı. Medya dünyasından Bloomberg HT Ekonomi Koordinatörü Özlem Dalga’yı sayfalarımıza konuk ettik. Medyadaki ender kadın yöneticilerden biri olan Dalga, Türkiye’nin yeni bir ekonomi politikasına ihtiyacı olduğunu söylüyor. Sanat dünyasından konuğumuz ise yönetmen Tolga Örnek… Belgesel filmlerin ardından kurmaca filmlerde de başarısını kanıtlayan Örnek ile sinema dünyasındaki hedeflerini konuştuk. Meslek mensuplarımızın renkli yönlerini paylaşmayı sürdürüyoruz. Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği Üsküdar Şubesi Korosu, müzikle dinlenmek isteyen üyelerimizden oluşuyor. Mayıs ayında yeni bir konsere hazırlanan koronun tüm meslek mensupları ve ailelerine açık olduğunu belirtelim. Kitaptan sinemaya, modadan mizaha hayatınıza değer katacak sayfalarımızı ve haberlerimizi de dikkatle okumanızı dilerim. Yaşlanmadan yaşamın değerini bilmeniz dileğiyle… Sevgiyle kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO Ocak-Şubat 2014

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

l DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Ali Altun, Metin Bayar, Yılmaz Bolgün, Ayla Büyükhan, Murat Ceyhan, Mustafa Çaya, Fuat Çiftçi, Ayhan Çorapçı, İrfan Demirci, Erol Demirel, Yrd. Doç. Dr. Zekeriye Demir, Burhan Eray, Ertuğrul Erdem, Mithat Erdoğan, Mehmet Eren, Saadet Gencoğlu, Metin Gökdağ, Özlem Gül Er, Haluk Gülsoy, Adnan Gün, Nadir Hikmet Güneş, Ayşin Hangül, Hasan Ildır, Funda İzi, Hüseyin Kaleli, Turgay Kanarya, Şahin Kandıralı, Turan Kaşıkçı, Nedim Kaya, İlhan Kırcaoğlu, Coşkun Kolso, Sabahaddin Kunaçaf, Cemile Kuzu, Kazım Mermer, Arif Mert, Kenan Mülayim, Muhammed Öncül, Hayrettin Özbakır, Serdar Özkan, Gülgün Öztürk, Emine Öztürk, Veysel Karani Palak, Nevzat Pamukçu, Bahriye Payal, Fahrettin Ravanoğlu, Orhan Sarıgene, Süheyla Öztürk Selçuk, Hüsniye Sezgin, Gülay Süren, Dr. Abdülkadir Şahin, Sevim Şahin, Nurettin Tan, Feyzullah Tanyer, Ali Haydar Tunç, Abdulaziz Ural, Turgut Uysal, Mehmet İhsan Yalçın, Hüseyin Yerli

l BASILDIĞI YER: Express Basımevi İkitelli OSB Deposite İş Merkezi A4 Blok K.3 No.309 Küçükçekmece-İstanbul (0212) 671 61 51, (0212) 671 61 52 l Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 3.000 adet basılır. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. l Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80


K A P A K

Onları yalnız bırakmayın Yalnızlık en büyük düşmanları… Alzheimer, demans (bunama) gibi birçok hastalıkları yalnızlık tetikliyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki yaşlıları en çok sağlıkları ve çocuklarıyla birlikte olmaları mutlu ediyor. Sayıları çok yetersiz olan huzurevlerinden ziyade bulundukları ortamlarda yaşamlarını devam ettirmek için destek bekliyorlar.

İÇİNDEKİLER

14

Z İ R V E D E K İ L E R

Ekonomik büyüme yaşamı yok etmesin! Bu yıl da Dünya Saati eylemi ile insanlığa kaynakların sonsuz olmadığını anımsatan Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Başkanı Uğur Bayar, ekonomik büyümenin sürdürülebilir yaşamı engellememesi için herkese görev düştüğünü söylüyor. 10

D O S Y A

İnternet zincir tutmaz Türkiye, 5661 sayılı internet kanununun şaşkınlığını yaşıyor. Bu kanunla içeriği sakıncalı bulunan site dört saat içinde kapatılabilecek. Her kullanıcının internetteki faaliyeti kayda alınarak iki yıl saklanacak... Bu ve benzeri yasakları içeren kanunun ne kadar istense de uygulanmasının zor olduğu ortak görüş.

24


GÜNDEMİN SESİ

R E N K L İ

Y A Ş A M

Muhasebeden sesler korosu! Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği Üsküdar Şubesi, koro çalışmasıyla öne çıkıyor. Koro şefi İlter Burak Kalay yönetiminde iki yılda beş sanat müziği konseri verdiler. Koro mayısta yeni bir konser vermeye hazırlanıyor. 28

‘Yeni bir ekonomi politikasına ihtiyaç var’ Bloomberg HT Ekonomi Koordinatörü Özlem Dalga, orta gelir tuzağından kurtulmak istiyorsa Türkiye’nin ekonomi politikalarını artık değiştirmesi gerektiğini söylüyor.

6 2 . 20

YAŞAMIN PORTRESİ ‘Popüler olsun diye film çekmem’ Farklı tarzlarda filmler çeken yönetmen Tolga Örnek, “Her filmin gerektirdiği tarzı filmde keşfetmeyi seviyorum, o zaman tecrübem de artıyor. Yönetmenlik yelpazen genişliyor” 30 diyor.

KARİYER

Hobini söyle işe alın! İş hayatında hobiler sanıldığından fazla etkiye sahip. Kişiyle ilgili pek çok şeyin göstergesi olarak görülüyorlar. Mutlaka ‘hobiniz nedir’ 34 sorusuna sizi anlatan cevabı verin…

G Ü N

İSMMMO HABER

6 8

EĞİTİM

36

S A Ğ L I K

38

DOSTLARIMIZ

40

LEZZET

42

MODA

44

EVİM EVİM

46

GEZİ - DÜNYA

48

GEZİ - TÜRKİYE

52

KÜLTÜR-SANAT

56

SİNEMA-DVD

58

KİTAP

60

TEKNO-YAŞAM

62

MİZAH

64


Dink anmasında beyaz bere! Gazeteci Hrant Dink öldürülüşünün 7'nci yılında anıldı. Dink için Taksim’den Agos Gazetesi’ne kadar binlerce kişi anma yürüyüşüne katıldı. Trabzonspor forması giyen bir grup da 'Unutmadık' pankartıyla yürüyü-

şe katılanlar arasındaydı. Sosyal medyada ise görevli polislerin, Dink'in öldürüldüğü gün Ogün Samast'ın taktığı gibi ‘beyaz bere’ takması tepki çekti. Taksim Meydanı’ndan başlayarak Agos

Gazetesi önünde son bulan Hrant Dink anma yürüyüşü için polis yoğun güvenlik önlemi aldı. TOMA ve çevik kuvvet polisleri sabah saatlerinden itibaren Taksim Meydanı’nda hazır bekletildi.

62. GÜN

Büyük hesaplaşma sürecek 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından gündemi oldukça hızlanan Türkiye'de AKP hükümetine yönelik ses kayıtları iddialarının ardı arkası kesilmiyor. Ocak ayının başlarında Fethullah Gülen'e ait ses kayıtlarının yayınlanmasından hemen sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ait olduğu öne sürülen 'tape'ler yayınlandı. Bu kayıtlara göre, yolsuzluk iddialarıyla yürütülen operasyon kapsamında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da telefonları takibe alınan kişilerle konuşması sırasında dinlemeye takıldığı ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan'ın 17 Aralık'taki operasyon sırasında 'evdeki paraları sıfırlaması' talimatı verdiği iddia edilen, oğlu Bilal Erdoğan ile görüşme büyük ses getirdi. CHP yolsuzluk iddiaları üzerine Erdoğan'a 'Başbakan' olarak hitap etmeme kararı aldı.

6 l İSMMMO YAŞAM

Öte yandan peş peşe yayımlanan kayıtlar, AKP'nin seçim sonrasında cemaate yönelik operasyonunu derinleştireceği beklentisini pekiştirdi. Erdoğan’ın Gülen cemaatine ilişkin 30 Mart sonrasına işaret ettiği operasyonun “vatana ihanet ve casusluk” suçlamasıyla soruşturma başlatılması olduğu belirtiliyor. Açılacak böyle bir soruşturma ile Gülen’in kırmızı bültenle ABD’den istenmesinin gündeme getirilebileceği dile getiriliyor. Erdoğan’ın cemaate yönelik ağır suçlamalarına karşın operasyonu neden seçim sonrasına bıraktığı ise tartışılıyor. Kulislerde, bunun siyasi bir taktik olduğu değerlendirmesi yapılırken, seçim öncesi başlatılacak bir soruşturmanın cemaatin tabanında rahatsızlık yaratabileceği ve AKP’li adaylara yönelik desteğin azalabileceği yorumları yapılıyor.

OCAK-ŞUBAT 2014


30 milyon euro kaç koliye sığar? Türkiye 17 Aralık sürecinin ardından 24 Şubat Pazartesi tarihi bir güne uyandı. Star ve Yeni Şafak gazeteleri 3 bin kişinin paralel yapı tarafından dinlendiğini belirten bir liste yayımladı. 25 Şubat’ta ise Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la telefon konuşmasına ait olduğu iddia edilen ses kayıtları yayınlandı. Muhalefet hükümetin derhal istifa talebine neden olan telefon konuşmalarında bir türlü sıfırlanamayan 30 milyon euro'dan bahsediliyor. Manşet.at haber sitesinin yaptığı ilginç hesaplama şöyle: 500 euro'luk banknotun ebatları 16 santime 8.2 santim... Kalınlığını ise 1 milimetre olarak hesaplayabilirsiniz. Bu hesaba göre eni 40, boyu 60 santim, derinliği de 40 santim olan standart bir koliye 500 euro'luk banknotları sığdırabiliyorsunuz. Eğer 30 milyon euro, 200 euro'luk banknotlar şeklindeyse ihtiyacınız olan kutu sayısı 3 olacak. 100 euro'luklar ise 5 koliye sığıyor. Yüksekliğine gelince; önce 30 milyon euro'nun kaç banknot ettiğini hesaplayalım. 30 milyon € = 60 bin adet 500 € = 150 bin adet 200 € = 300 bin adet 100 € Her bir kağıt paranın 1 milimetre hesabıyla 100 Euro'luk 30 metre, 20 Euro'luk 15 metre, 500 Euro'luk 6 metre ediyor. NBA'nin en önemli oyuncularından Le Bron James'in 2.03 metre olduğundan hesapla en azından 3 Le Bron James'e ihtiyaç var.

AB'yi ikna çabası Hükümet, 17 Aralık operasyonundan bu yana attığı tüm adımlar konusunda Avrupa Birliği'ne tartışmalı bir savunma yaptı. Hükümet, yolsuzluk soruşturmasının “bağımsız yargı” tarafından sürdüğünü savundu. Binlerce polisin görev yerinin değiştirilmesinin “rutin” olduğunu iddia eden hükümet, 17 Aralık soruşturmasına bakan savcıların görevden alınmasını da “inceleme sürecinin adil yürümesi için” sözleriyle gerekçelendirdi.. Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komitesi’nde olan Türkiye raporuna itiraz etmek için gönderilen yanıt Avrupalı parlamenterleri şoke etti. Türkiye’nin cevabında, paralel yapıdan kurtulduktan sonra siyasi reformların devam edeceği savunuldu. AKP hükümeti AB'yi şu açıklamalarla ikna çabasına girdi: "Yolsuzluk olup olmadığını belirlemek için rutin yasal süreç hukuki çerçevede yürümektedir. Türkiye hukukun üstünlüğü konusunda önyargı olmadan, bazı yasal düzenlemeleri, bu tehdidi (paralel yapı) ortadan kaldırmak için alıyor. Savcıları adalet için atadık. Soruşturmalarda adil bir süreci sağlamak için, savcılar bölge mahkemelerine atanmıştır. Polis amirleri, İçişleri Bakanlığı’nın rutin personel politikası çerçevesinde bir kısmı başka görevlere atandı. HSYK’de hedef çoğulculuk."

Dünya hala bu gizemin peşinde

OCAK-ŞUBAT 2014

bloke etmesi yüzünden Atlantik Okyanusu’na çakılmasının anlaşılması ise üç yıl sürdü. Bir diğer efsane ise Florida, Bermuda Adası ve Porto Riko arasında kalan üçgen, bir diğer deyişle ‘Bermuda Şeytan Üçgeni’ ve burada kaybolan uçaklar. Özellikle 20’inci yüzyılın ilk yarısında bu alanda sık sık uçakların ve gemilerin kaybolması hala bir sır. Havacılık tarihinin bir diğer gizemi ise STENDEC olayı. 2 Ağustos 1947 günü Star Dust Havayolları’na ait uçak, inişten sadece dört dakika önce Mors alfabesiyle ‘STENDEC’ mesajı iletmişti. Ancak mesajın ne anlama geldiği hala çözülemedi. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca uçağın enkazından hiçbir iz bulunamazken, 1998’de Arjantinli dağcılar uçağın motoruna ait enkaz parçaları keşfetti. Bunun üzerine Arjantin ordusu 2000 yılında enkazın tamamını bulmayı başardı.

62. GÜN

Son olarak Malezya yolcu uçağı günlerce kayıp olarak anıldıktan sonra düşmüş olabileceğine ilişkin beklentiler güçlenirken bu olay, geçmişteki sivil havacılık ‘sırlarını’ akıllara getirdi. Flying Tiger Line’ın Mart 1962’de başına gelen gelmiş geçmiş en büyük havacılık gizemlerinden biri olarak görülüyor. 90’dan fazla askeri personeli Guam’dan Filipinler’e götürmek üzere havalanan uçağın başına ne geldiği hala bilinmiyor. 1.300’den fazla kişi uçağın enkazını bulmak için uğraştı ancak bugüne kadar hiçbir şey bulunamadı. Tek bilinen, o sırada Pasifik’ten geçmekte olan bir tankerin, havada bir patlama görmüş olması. Uçağın Pasifik Okyanusu’nda bir yerlere düştüğü tahmin ediliyor. 2009’da Air France’ın Rio de Janeiro-Paris seferini yapan 447 sefer sayılı uçağının enkazı için arama kurtarma çalışmaları beş gün sürmüştü. Buz kristallerinin Airbus A330 tipi uçağın hava sensörlerini

İSMMMO YAŞAM l 7


TÜRKİYE’DE  Y KUŞAĞI SAYISI Yaş Grubu 15-19 20-24 25-29 29-34 TOPLAM

Nüfus 6. 405. 552 6. 186. 089 6. 270. 778 6. 544. 927 25. 407. 346

Y Kuşağı’nın DNA’sı çözüldü Gezi Olayları sırasında başrolde olan Y Kuşağı, Türkiye’nin geleceğine damga vuracak. İSMMMO’nun “Türkiye’nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı” adlı raporu, 15-34 yaş arasındaki 25 milyonluk kitlenin DNA’sını ortaya koydu. Rapora göre, “rahatlarına düşkün, çekingen olmayan, emir almaktan hoşlanmayan, otoriteyi tanımayan, l Rahatlarına düşkün ve çekingen değil sabırlı olamayan, aynı anda birden fazla iş yapmak isteyen ve gil Emir almaktan hoşlanmıyor ve otoriteyi tanımıyor rişken” bu kitle teknolojiye hakim ve hızlı öğrenme gibi özelliklel Hemen sorumluluk alıp, sonucunu görmek istiyor ve sabırlı değil re sahip. Türkiye’de 1980'li yılların başı ile 1999’ların sonu arasında l Aynı anda birden fazla iş yapmak istiyor doğmuş olan Y Kuşağı’nı tanımlayan rapor, bu kişilerin dünya ve l Teknolojiye büyük oranda hakim ve hızlı öğreniyor Türkiye nüfusu içerisindeki yerini, potansiyelini, öncelikli değerlel Zamanı iyi yönetemiyor, dikkatleri dağınık rini, harcama alışkanlıklarını ve teknolojiyle ilişkilerini ortaya kol Toplumun en çok tasarruf yapan kitlesi yuyor. l Önceliği, yüzde 86’lık bir oranla ev sahibi olmak Rapora göre, dünyada sayıları 2.2 milyara ulaşan Y Kuşağı, l Yüzde 86’sı iş yerinde güçlü bir unvana sahip olmak istiyor özellikle dünyanın yeni merkezleri olarak kabul edilen gelişmekte l Yüzde 70’i internet kullanıyor, yüzde 60’ı sosyal medyayı takip ediyor olan ülkelerde yoğunlaşıyor. Sadece Hindistan ve Çin bile, Y Kuşal Yüzde 87’sinin Facebook hesabı var, günde en az bir kez güncelliyor ğı nüfusunun yüzde 32'sine sahip. Nüfus sayım sonuçları ve TÜİK’in l Yüzde 56’sı Twitter kullanıyor, yüzde 21’i günde en az bir tweet atıyor verilerine göre Türkiye’de ise Y Kuşağı, dört yaş diliminde dengeli bir dağılım gösterirken toplamda 25 milyon 407 bin 346 kişiyi bulimini Y Kuşağı’nın oluşturacağını belirterek, yapılan hesaplara göre 2018 luyor. yılı itibariyle bir önceki nesilden daha fazla harcama gücüne sahip olacaklarını Rapora göre, Türkiye’de Y Kuşağı’nın yüzde 80’i kentlerde yaşıyor anımsatıyor. Y Kuşağı’nın hem şirketlerin hem de siyasilerin hedefi halive “rahatlarına düşkün, çekingen olmayan, emir almaktan hoşlanmayan, ne gelmesinin tartışılamayacağını vurgulayan Arıkan, “Türkiye bu kitleotoriteyi tanımayan, sabırlı olamayan, aynı anda birden fazla iş yapmak nin durum ve beklentilerini realize ettiği zaman büyümesini de hızlandıisteyen” gibi özelliklere sahip. İstatistiklere göre 10 milyonu evli olan bu racak” diyor. kitle, ağırlıkla 25 yaş sonrası evlenmeyi tercih ediyor, teknolojiye büyük Bu kuşağın sorgulayıcı tavrının Türkiye’nin geleceğinin garantisini oranda hakim ve çok hızlı öğreniyor. oluşturacağını savunan Arıkan, Türkiye nüfusunun üçte birini oluşturan bir Raporu değerlendiren İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirkitleye sahip olmanın da uluslararası konjonktürde önemli bir avantaj yaler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan, projeksiyonlara göre, 2030 ratacağını söylüyor. yılı itibariyle dünyada çalışan nüfusu içerisindeki en büyük yaş grubu di-

İSMMMO HABER

TÜRKİYE’DE Y KUŞAĞININ TEMEL ÖZELLİKLERİ

8 l İSMMMO YAŞAM

OCAK-ŞUBAT 2014


İlhan Güven dostumuzu andık İSMMMO’nun eğitmenlerinden ve danışmanlarından olan İlhan Güven’i kaybetmemizin üzerinden iki yıl geçti. 24 Ocak 2012’de aramızdan ayrılan Güven, İstanbul Ulus Mezarlığı’daki kabri başında anıldı. Törene ailesi, dostları, İSMMMO Yönetim Kurulu ve kurullarından birçok meslektaşı katıldı. Törende duygularını dile getiren İlhan Güven’in eşi Figen Güven, “Sevgili eşim insanların kalbine dokunabilen insanlardan biriydi, sevgi doluydu. Eşimi anarken, benim ve ailemin yanında olduğunuz, unutmadığınız ve unutturmadığınız için çok teşekkür ederim” dedi. Güven’in kızı Gülçin Güven ise, hayatta örnek aldığı insanın babası olmasının büyük bir gurur kaynağı olduğunu dile getirdi. Törende konuşan İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, iki yıl geçmesine rağmen İlhan Güven’in zihinlerde halen yaşadığını ve dostluğunu hiç-

bir zaman unutmadığını dile getirdi. Bilgili, sorunlara duyarlı olan Güven’in üretkenliğinin herkese örnek olduğunu vurgulayan Arıkan “İnanın bizim omuzlarımızda sevdiklerimizin adını anmaktan ve onların hatırasını yaşamaktan başka bir yük yoktur. Size de mücadele arkadaşımıza gösterdiğiniz vefa, anılarımızın paylaşılması için gösterdiğiniz dayanışma ve duyarlılık nedeniyle içtenlikle teşekkür ediyorum” diye konuştu. TÜRMOB Genel Sekreteri Yücel Akdemir, İlhan Güven’in yaptıklarıyla sadece İstanbul’da değil Anadolu’da övgüyle anıldığını belirtirken, İSMMMO Sekreteri Erol Demirel ise Güven’in vizyoner, paylaşımcı bir meslek mensubu ve iyi bir dost olduğunu vurguladı. Onu çok özlediklerini belirten Demirel, “İlhan Güven’in meslek mücadelesi tarihinde her zaman özel bir yeri olacak” dedi.

İSMMMO, sosyal sorumluluk projelerine destek vererek topluma katkılarını sürdürüyor. İSMMMO’nun Kızılay’ın Merter Şubesi ile birlikte yürüttüğü sosyal sorumluluk kampanyası meyvelerini verdi. Kampanya çerçevesinde Ardahan’daki öğrencilere 600 öğrenciye okuma seti ve şubat tatilinde okuyacakları kitap hediye edildi. Bu katkı nedeniyle Ardahan Valiliği’nin daveti üzerine Ardahan Öğretmenevi’nde bir tören düzenlen-

OCAK-ŞUBAT 2014

di. Törene Ardahan Valisi Seyfettin Azizoğlu, İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, Kızılay Merter Şubesi Başkanı Ercan Tan, Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü Tevfik Fikret Eteker ve ildeki okul müdürleri katıldı. Törende konuşan Vali Seyfettin Azizoğlu, İSMMMO ve Kızılay Merter Şubesi’ne katkılarından dolayı teşekkür etti. Azizoğlu, “Arkadaşlarımız birçok ihtiyacı giderecek bir çalışma yaptılar. 600 öğrenciye okuma seti yanında şubat tatilinde okuyacakları

kitapları verdiler” diye konuştu. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan ise “Öğrencilerimize bir nebze olsun katkımız olabildiyse ne mutlu bize. Bu çalışmamıza vesile olan başta valimiz olmak üzere siz değerli hocalarıma ve Ardahanlılara teşekkür ediyorum” dedi. Törenin ardından Başkan Yahya Arıkan’a Ardahan Valisi Seyfettin Azizoğlu’na ve İstanbul Merter Kızılay Şube Başkanı Ercan Tan’a birer plaket takdim edildi.

İSMMMO HABER

İSMMMO okumayı sevdiriyor

İSMMMO YAŞAM l 9


ZİRVEDEKİLER

Ekonomik büyüme  yaşamı yok etmesin! Bu yıl da Dünya Saati eylemi ile insanlığa kaynakların sonsuz olmadığını anımsatan Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) Türkiye Başkanı Uğur Bayar, ekonomik büyümenin sürdürülebilir yaşamı engellememesi için herkese görev düştüğünü söylüyor. 

10 l İSMMMO YAŞAM

DEFNE DOĞAN Bu yıl da dünya genelinde pek çok şehirde 29 Mart’ta akşam 20.30’da ışıklar söndü. Kentlerdeki en görkemli binalar bir saatliğine karanlığa gömülerek Dünya Saati’ni kutladı. Dünyaya olan sevgisini göstermek isteyen herkesi bu kampanyada buluşturan WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı,) küresel çapta en önemli sivil toplum örgütlerinden biri haline geldi. WWF’nin başarısında elbetteki “sürdürülebilirlik” kavramının öneminin anlaşılmasının payı da büyük... WWF Türkiye Başkanı Uğur Bayar, bu ihtiyacı “Ekonomik büyüme yaşam kalitesini bir dereceye kadar yükseltir, bundan sonra yaşam kalitesinin artışı durur ve sürdürülebilir yaşamı engellemeye başlar” sözleriyle özetliyor. Bayar, bugün

iş dünyasının da artık kaynakların azaldığını ve bu durumun kendi iş yapış biçimlerine yansıyacağını farkettiğini belirtiyor. Uğur Bayar, bireylerin israftan kaçınması ve doğal kaynakları verimli olarak kullanan eşyalara yönelmesinin önemine dikkat çekiyor. WWF Türkiye Başkanı Bayar, gezegenimizde çevre felaketlerine yol açan, doğal kaynakları dolayısıyla yaşamı tehdit eden gidişata karşı dünyalıların yapabileceklerini İSMMMO Yaşam’a değerlendirdi: Sürdürülebilirlik, Türkiye’nin pek çok alanda yeni yeni tanıştığı bir kavram. Son yıllarda bir çaba olduğunu görüyoruz. Bu çaba yeterli midir? Bir zamanlar, insanlık dünyanın kapasitesi dâ-

OCAK-ŞUBAT 2014


OCAK-ŞUBAT 2014

4 YILDIR, WWF TÜRKİYE BAŞKANI Profesyonel iş yaşamına Citibank Türkiye’de başlayan Uğur Bayar, 1997-2002 yılları arasında T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı yürüttü; Türk Hava Yolları, Türk Telekom, Petrol Ofisi gibi Türkiye’nin önde gelen şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldı. 2004 yılında Credit Suisse Türkiye’de göreve başlayan ve halen Credit Suisse Türkiye’nin CEO’su olan Uğur Bayar aynı zamanda, Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği Danışma Kurulu Üyesi ve Türk-İsviçre İş Konseyi’nin Başkanı. 2006 yılından beri WWF-Türkiye’nin Yönetim Kurulu’nda yer alan Uğur Bayar, 3 Kasım 2010 tarihinden itibaren WWFTürkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi.

ZİRVEDEKİLER

hilinde yaşıyordu. İnsanlar kaynakları daha etkin bir şekilde kullanarak ve tüketerek, daha basit yaşıyorlardı. Geçtiğimiz 40 yıl içinde gelişen teknoloji, artan nüfus ve pazarlama çabaları ile birlikte, ihtiyacımızdan daha fazla doğal kaynağın kullanılmasıyla sonuçlanan bir tüketime teşvik edildik. Ekonomik büyüme yaşam kalitesini bir dereceye kadar yükseltir, bundan sonra yaşam kalitesinin artışı durur ve sürdürülebilir yaşamı engellemeye başlar. 1970’ler ekonomide ve büyümede birçok gelişmelerle dolu bir zamandı fakat sürdürülebilir yaşam için geleceğe bir tohum atma konusunu es geçtik. Geç kalınan bir çaba olduğu için şu haliyle yeterli olduğundan bahsetmek ne yazık ki mümkün değil. Türkiye’nin sürdürülebilir geleceği için büyüme hızı dışındaki göstergeler kalkınma planlarına entegre edilmeli ve kalkınma politikalarıyla doğa koruma politikaları bütünleştirilmeli. Bu kapsamda etkin olmayan politikalardan ve maliyeti gün geçtikçe artan uygulamalardan uzaklaşılmalı, ekosistem hizmetleri değerlendirilmesi ürün ve hizmetlerin fiyatlarına entegre edilmelidir. Kamu kurumları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve diğer ilgi grupları çevresel sorunları ele almak için ortak hareket etmeli. İş dünyası ve karar vericilerin öncülük yapması gereken bu süreçte, sürdürülebilir finansman kriterlerinin yasal çerçevesi oluşturulmalı ve bankacılık sistemlerine dahil edilerek yeşil yatırımların ölçeği genişletilmeli. Bireylerin yaşam biçimlerini değiştirerek, aşırı ve israfa yönelik tüketimden uzak durmaları ve doğal kaynakları verimli kullanan ürünleri tercih etmeleri kilit öneme sahiptir. Türkiye’nin enerji politikalarını sürdürülebilir sonuçlara ulaşmak açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Ülkemizin güncel enerji politikalarında enerji üretimini artırmak ana öncelik olarak ortaya koyulurken fosil yakıtlar ve nükleer enerji bu amaca hizmet eden ana unsurlar olarak tanımlanıyor. Ancak sürdürülebilir bir enerji politikası ve enerji geleceğinin ana unsurları, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşması. Enerji politika ve stratejileri, uzun vadeli bakış açılarını zorunlu kılar. Bir yatırımın sırf finansal fizibilitesini bile bugünkü fiyatlar üzerinden değerlendirmek yanlış sonuçlar doğurabilir. Bu çerçevede doğru kararları alabilmek için, enerji üretimine ilişkin çevresel etkiler, insan sağlığına etkiler vb. dışsal maliyetleri de politika ve strateji süreçlerine dâhil etmek durumundayız. Verimliliği enerji politikasının ana dayanak noktası haline getirerek enerji talebindeki artışı sınırlamak hem mümkün, hem de enerji maliyetlerini düşürmenin en kolay yolu. Kalan talebi ise, çevresel maliyeti zaten asgari olan, finansal maliyeti ise her geçen gün düşen yenilenebilir enerji kaynakları üzerinden karşılamak için gerekli dönüşümü gerçekleştirdiğimiz takdirde Türkiye’nin hem sırtındaki enerji ithali kamburundan kurtulması, hem de çevresel açıdan sürdürülebilir bir gelecek kurması mümkün. ‘Dünya Saati’ enerji tasarrufunu anımsatan sembolik de olsa çok önemli bir uygulama. WWF Türkiye, ülkemizdeki katılımdan

İSMMMO YAŞAM l 11


SMMM’LERİN YETKİLERİ GENİŞLETİLMELİ

ZİRVEDEKİLER

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) faaliyetlerini nasıl buluyorsunuz? İSMMMO’nun meslek mensuplarını sıkça değişen mevzuat karşısında güncel tutmak için gösterdikleri çabaları çok olumlu buluyoruz. Yanı sıra meslek mensuplarının kapasite gelişimleri için yapılan düzenlemeler de yararlı olmaktadır. SMMM’ler ile YMM’ler arasındaki yetki kullanım alanlarının yeniden gözden geçirilmesini ve SMMM’lerin yetkilerinin de genişletilerek daha pratik bir çözüme gidilmesini öneriyoruz. memnun mu? Bakış açısı değişiyor mu? WWF’nin 2007 yılından beri düzenlediği ve tüm dünyanın bir saatliğine ışıklarını kapatarak destek verdiği “Earth Hour” (Dünya Saati), küresel iklim değişikliğine dikkat çekmeyi ve farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Başkentlerde ve metropollerde, ülkeleri temsil eden büyük ve görkemli yapılar başta olmak üzere şirket binalarında ışıkların bir saatliğine kapatılarak küresel iklim değişikliğiyle mücadele için sembolik bir hareket başlatan Dünya Saati, geçtiğimiz yedi yılda tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Dünya Saati’ne Türkiye de dâhil olmak üzere, 157 ülkede ve 7.000’den fazla şehirde 2 milyardan fazla insan katılıyor. Türkiye’de de İstanbul yoğunlukta olmak üzere Dünya Saati’ne önemli ölçüde bir katılım sağlanıyor. 2010 yılından beri Boğaziçi Köprüsü, 2012 itibariyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ışıklarını kapatıyor. Son üç yıldır ise Ayasofya Müzesi, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı, Beykoz Kasrı, Ihlamur Kasrı, Dolmabahçe Sarayı ve Saat Kulesi kampanyanın önemli sembolleri arasında yerlerini aldı. Ayrıca geçen yıl, 22 valilik ve 14 ilçe belediyesinin katılımıyla ulusal basında büyük ilgi uyandıran kampanya sayesinde, ülkemizde küresel iklim değişikliğiyle mücadele konusu geniş kitlelere ulaştı. Bu sene daha fazla kurumun desteğiyle katılımı artırmayı hedefledik. www.dunyasaati.org adresinde yaptığımız iyilik çağrısı karşılık buluyor. Doğal hayatı korumanın, sürdürülebilir hale getirmenin ekonomiye nasıl etkileri olur? Gezegenin kapasitesi sınırsız değil ve bunun ekonomiye yansıması var. Bugün, dünya genelinde gıda fiyatları, iklim değişikliği, toprağın verimliliğine bağlı. WWF’in Yaşayan Gezegen Raporu, insanın yaşam tarzını ve ihtiyaçlarını devam ettirmesi için doğal kaynaklar üzerinde büyük bir

12 l İSMMMO YAŞAM

baskı yarattığını ortaya koyuyor: Dünya sadece bir yıl içinde tükettiğimiz kaynak miktarını üretmek ve yenilemek için 1,5 yıla ihtiyaç duyuyor. Günümüzde, dünyayı yedi milyar insanla paylaşıyoruz. Bu rakamın 2050 yılında dokuz milyara ulaşması bekleniyor. Ekosistem hizmetlerinin sürekliliğini tehdit eden bu durum, hem biyolojik çeşitliliği hem de kendi türümüzün gelecekteki güvenliğini, sağlığını ve refahını tehdit etmektedir. Üretim ve tüketim şekilleri giderek daha fazla küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla, uluslararası yabancı yatırımcılar için doğal kaynaklarının varlığı ve sürdürülebilirliği bir kriter iken ülke yönetimleri de bu kaynakların kullanımını ve korunmasını toplum refahını gözeterek akılcı bir şekilde planlamalıdır. Yabancı şirketler açısından yatırım yapılabilir ülke kriterinde çevresel faktörlerin yeri önemli midir? Çok uzun yıllardan beri iş dünyasının öncelikleri kâr, pazarda avantaj sağlama, risk yönetimi, güvenilir marka yaratma olarak sıralanırken artık bir dış etken olan “çevre faktörü” her zamankinden daha fazla ön planda. Doğal kaynaklarının sağladığı değeri hesaplayan, koruma politikaları çerçevesinde endüstrilerini geliştiren ülkeler, sadece yatırım amaçlı şirketlerin değil aynı zamanda bu kaynakların birincil faydalanıcıları olan yöre insanı ile de uyumu gözetmiş olur. Çevre, şirketler için öngörülmeyen riskler içeren bir konudur. Bunun için ülkelerin kırmızı çizgileri net bir şekilde belirlemesi, hem doğanın korunmasına hem de yatırımcının riski azaltmasına yardımcı olabilir. Şirketler için çevre faktörü, kâğıt üzerindeki bir madde olmaktan çıkıp, üretim süreçlerinin devamlılığı adına stratejik olarak sorumluluk alınması gereken bir konu olmuştur. Bunun bir göstergesi şirketlerin, özellikle yabancı kurumların, sürdürülebilirlik raporlarıdır.

OCAK-ŞUBAT 2014


OCAK-ŞUBAT 2014

EKOLOJİK AYAK İZİ NASIL AZALTILIR? Türkiye’nin Ekolojik Ayak İzi Raporu’nu hazırladınız. Ne gibi sonuçlara ulaştınız? Önerileriniz nedir? Ekolojik Ayak İzi, sürdürülebilir bir yaşama ne kadar yakın ya da ne kadar uzak olduğumuzu anlamamızı sağlıyor. Ekolojik Ayak İzi hesapları, bankacılıktaki hesap özetlerine benzer şekilde, ekolojik bütçemizi aşıp aşmadığımızı gösteriyor. Türkiye’nin sürdürülebilir geleceği için öncelikli yapılması gerekenleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz: 1. Kalkınma yollarını değiştirmeliyiz. Doğal kaynakların ekolojik sınırları aşmayan kullanımı, doğayla uyum içinde yaşamamızı sağlayacak kalkınma yollarını bulma çabasının bir parçasıdır. 2. Korunan alanlarımızı artırmalıyız. Yeryüzünün en az yüzde15’i biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem hizmetlerinin korunması için ayrılmalıdır. 3. Enerji verimliliğini artırmalı ve beslenme biçimimizi (et tüketimimizi) değiştirmeliyiz. Gıda ve enerji gelecekte üzerinde durulması gereken en önemli iki konudur. 4. Birbiriyle rekabet halindeki arazi taleplerini yönetmek için yeni araçlar ve süreçler belirlemeliyiz. Yiyecek, hayvan yemi ve yakıt üretmemiz, biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetlerini korumamız için yeterli olacak arazinin uygun biçimde tahsisi ve kullanım planlamasının yapılması giderek önem kazanmaktadır. 5. Sınırlı kaynakların adil paylaşımını sağlamalı ve eşitsizliği önlemeliyiz. Ülkeler ve toplumlar arasında enerji, su ve gıda erişiminin ve dağılımının eşitlikçi olması güvence altına alınmalıdır. 6. İş dünyası ve hükümetler Ekolojik Ayak İzi’nin azaltılmasında öncü rol üstlenmelidir. Doğaya değer biçen ve kaynakları toplumsal zenginlik sağlayacak biçimde tahsis eden yaklaşımların benimsenmesinde karar vericilerin ve piyasa mekanizmalarının önemi büyüktür.

ZİRVEDEKİLER

Karbon emisyonlarındaki artışa karşılık yeterli önlem alınıyor mu? Önümüzdeki 50 yıl için beklentilerinizi öğrenebilir miyiz? Türkiye’nin karbon emisyonları 1990-2012 yılları arasında yüzde 124 oranında arttı. Hâlihazırdaki enerji, sanayi, ulaştırma ve verimlilik strateji ile politikaları çerçevesinde bu gidişatın devam edeceğini görüyoruz. Bu noktada, karbon emisyonlarının artışı ve iklim değişikliğinin ulusal ya da bölgesel sınırları tanımayan küresel bir sorun olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Gelecek pek parlak gözükmüyor: Dünya Bankası, karbon emisyonlarının bugünkü seyrinin değişmemesi halinde 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı konusunda bizleri uyarırken, Uluslararası Enerji Ajansı ise iklim değişikliğiyle mücadele için bilinen fosil yakıt rezervlerinin üçte ikisinin yeraltında bırakılması gerektiğini, enerji altyapısında köklü bir değişimin tek yol olduğunu söylüyor. Pek çok konuda bölgesel liderlik iddiasındaki ülkemizin, iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla tesis edilmiş uluslararası süreçlerde aktif ve öncü bir rol oynaması gerekiyor. Bunun için öncelikle kendi üzerimize düşeni yapmamız; yani karbon emisyonuna dair ulusal projeksiyon ve hedeflerimizi net ve şeffaf olarak ortaya koymamız, bu hedeflere ulaşmak için atacağımız somut, ölçülebilir adımları tanımlamamız şart. Sonrasında ise adil ve güçlü bir uluslararası iklim sözleşmesi için ülkemizin dış siyasetteki gücünü kullanabilir, küresel çözümde lokomotif bir rol oynayabiliriz. Unutmayalım, ülkemiz iklim değişikliğinin etkilerinden en çok etkilenecek bölgelerden birinde, Akdeniz Havzası’nda yer alıyor. İklim değişikliğiyle mücadele için atacağımız her adımın ülkemizin suyuna, tarımına, sağlığına doğrudan faydası var. Türkiye’nin enerji ve su politikaları HES’ler çerçevesinde tartışma konusu oluyor. Bu konuda ne dersiniz? Nehirlerimizi korumanın ulusal çıkarlarımızdan ve görevlerimizden biri olduğu unutulmamalı. Enerji politikamız bu önceliğimizi göz ardı ediyor. Türkiye’de yaşanan sorunların başında HES sürecinin etkin bir planlama kapsamında yürütülmemiş olması geliyor. HES planlama süreci havza bazında bütüncül olarak ele alınmalı. ÇED mevzuatının uygulamada yeterli olmadığını görüyoruz: ÇED raporları HES yapım süreçlerinin etkilerini azaltacak tedbirleri getirme konusunda yeterince güçlü değil. Bazı HES projelerinde ise uyulması gereken kuralların ihlal edildiğini görüyoruz. İstatistiklere baktığımızda HES projelerinin yüzde 71’i için ÇED süreci değerlendirme sonucuna bağlı. Bütün HES’ler için ÇED süreci zorunlu olmalı. Can suyu olarak mevzuatta kararlaştırılan miktar bilimsel değil ve nehirlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Can suyu miktarının bilimsel yöntemlerle hesaplanarak belirlenmesi gerekiyor. Bunların yanı sıra, etkin bir katılımcılık süreci yürütülmesi, halkın görüşlerinin alınması ve kararlara yansıtılması, daha sonra da kararların nasıl yansıtıldığının halka geri aktarılması gerekir. Bütün bu sayılanlar nedeniyle ülkemizde HES’ler taraflar arasında çatışmalara neden oluyor. Henüz çok da geç değil. Bütün bu süreçten bir ders alınarak hataların telafisi yolları saptanıp uygulanabilir.

İSMMMO YAŞAM l 13


KAPAK

Onları yalnız bırakmayın

Yalnızlık en büyük düşmanları… Alzheimer, demans (bunama) gibi birçok hastalıkları yalnızlık tetikliyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki yaşlıları en çok sağlıkları ve çocuklarıyla birlikte olmaları mutlu ediyor. Sayıları çok yetersiz olan huzurevlerinden ziyade bulundukları ortamlarda yaşamlarını devam ettirmek için destek bekliyorlar.

14 l İSMMMO YAŞAM

OCAK-ŞUBAT 2014


GÜlŞEn KAnDEMİr 65 yaşındaydı Ali Amca… Erzincan’ın bir köyünde yıllarca güneşi göremeden yaşamıştı. Genç yaşında gözlerinin ışığı kesilmişti. Olsun yine de şükür ediyordu, kendi doğduğu köyde ömrünü geçirdiğine… Güneşi göremese de köyündeki kokuları her mevsim duyabiliyordu. Köydeki komşularının seslerini tanıyordu. Yıllarca anası kendisine göz kulak oldu. Annesi bu dünyadan göçünce öksüzlüğün ne demek olduğunu anladı. Yine çoğu akraba olan köyündeki komşuları onu yalnız bırakmadı. Her gün sırasıyla biri ona bir kap yemek getirdi. Ayda bir çamaşırlarını yıkadılar… Ancak son 15 yılda köyde kışları neredeyse kimse kalmadı. Kimi bu dünyadan, kimi köylerinden göçtüler. Bir gün aç bir gün tok günler geçip gidiyordu. Ah şu kalp çarpıntıları da olmasa… nefes almakta bile artık zorlanıyordu. En sonunda bir gün kendini kaybetti… Allah’tan nazım Emmi’ler onu buldular da… Tam bir ay kalp ve akciğer yetmezliğinden tedavi gördü hastanede… Sonrasında da hala kızı Melek onu İstanbul’a getirdi. Kendisi de 60’ına yaklaşan hala kızının belediyede çalışan kızı ve oğlu binbir uğraşla onu Darülaceze’ye yerleştirdiler. Şimdi sıcacık bir odada, dost seslerle ömrünün kalan bölümünü geçiriyor. Ama köyünün kokularını ve seslerini çok özlüyor.

300 HUZUrEVİMİZ VAr Ali Amca gibi ne hikayeler var Darülaceze’de… Daha doğrusu huzurevlerinde… Halen sayıları 300’ü bulan özel ve resmi huzurevlerinde 25 bine yakın yaşlının yaşadığı tahmin ediliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın huzurevleri ile ilgili araştırması son 10 yılda huzurevlerine bırakılan yaşlı sayısının neredeyse iki katına çıktığını koydu. Araştırmaya göre, 2002’de resmi ve özel huzurevlerinde 13 bin 548 yaşlı barınırken, bu rakam 2012’de 20 bin 817’ye çıktı. Huzurevlerindeki 55 yaşın üstündeki yaşlıları kapsayan araştırmaya göre Bakanlık’a bağlı resmi huzurevlerinde 2002’de 4 bin 952 kişi barınırken, aradan geçen 10 yılda bu kurumlarda 10 bin 590 kişi barınır hale geldi. Özel huzurevlerinde ise 8 bin 596 barınan yaşlı sayısı 2012’de 9 bin 856 kişi oldu. 2012 sonu itibariyle 167 özel huzurevinin olduğunu belirtelim. Diğer bakanlıklara ve belediyelere bağlı 22 huzurevinde ise 2012 yılı sonu itibariyle 2 bin 579 kişi kalıyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu ilginç bir sonuç en fazla, yaşlı artışın devlet huzurevlerinde olması… Ayrıca devlet huzurevlerinde doluluk oranı yüzde 94’e çıktı. Bu da demek oluyor ki, devlet huzurevlerinde yeni yaşlı kabul edecek yer çok sınırlı. Huzurevlerin-

OCAK-ŞUBAT 2014

Prof. Dr. Emine Özmete/ Ankara Üniversitesi Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAŞAM) Müdürü Bugün sosyal, ekonomik, tıbbi, bilimsel ve teknolojik değişimlerin sonucu olarak dünyanın yaşlı nüfusu artmaya devam ediyor. 2025 yılında 60 yaş üzerindeki bireylerin sayısının 1.2 milyar olacağı öngörülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Adrese Dayalı nüfus Kayıt Sistemine (ADnKS) göre 31 Aralık 2013 tarihi itibarıyla Türkiye’nin nüfusu 76 milyon 667 bin 864 kişi oldu. 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun oranı 2011 yılında yüzde 7.3, 2012 yılında yüzde 7.5 iken 2013 yılında yüzde 7.7’ye yani 5 milyon 891 bin 694 kişiye yükseldi. 65+ nüfustaki bu hızlı artışı, Türkiye’de yaşlıların geleceği, yaşlılığa ilişkin sosyal politikaların geliştirilmesine temel oluşturacak hedefler ve eylemlerin belirlenmesini önemli hale getiriliyor. Yaşlanan toplumlarda çalışma yaşındaki nüfus azalırken; emekli sayısının arttığı biliniyor. Ayrıca yaşlanma ile birlikte bireylerin sağlık harcamaları da artıyor. Yaşlanmanın ekonomik maliyeti açısından en önemli konulardan biri ise iş gücünün yaşlanması. Tahminlere göre Türkiye, 2030 yılında 45-59 yaş grubundaki işgücünün toplam işgücü içindeki payındaki artışın en fazla olacağı ülkelerden biri Türkiye olacak. nüfusu yaşlanmış olan toplumlar, yaşlı bireylerin işgücü piyasasında yer almalarına önem vermekte ve teşvik etmekteler. İş yerinde çalışma ortamının ileri yaştaki çalışanlar için düzenlenmesi, bilgi toplumunda işin gerektirdiği yeni teknolojik koşullara uyumun sağlanması için yaşam boyu öğrenme yaklaşımı ile kurum kültürünün yeniden biçimlendirilmesi, diğer yandan yöneticilerin ve insan kaynakları politikalarının yaş dostu uygulamalar açısından yeniden gözden geçirilmesi önemli.

KAPAK

YEr BİlE KAlMADı

YAŞlılAr İçİn SOSYAl POlİTİKAlAr OlUŞTUrUlMAlı

İSMMMO YAŞAM l 15


KAPAK

de 60 yaş üstü kişilere bakım hizmeti veriliyor. Yoksulluk içinde olanlar ücretsiz hizmet alırken, ekonomik durumu iyi olup sosyal yoksunluk içinde olanlar ise ücretli bakım ve rehabilitasyon hizmeti alabiliyor. Peki neden huzurevlerindeki yaşlı sayısı artıyor? Öncelikle belirtelim ki Türkiye nüfusu hızla yaşlanıyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin 65 yaş üzeri nüfusunun oranı 2012 yılında yüzde 7.5 iken Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’te yüzde 10.2’ye çıkacak. Şehirleşmeyle birlikte yaşanan toplumsal değişim de huzurevlerine gereksinimi artırıyor. Zayıflayan aile bağları nedeniyle yaşlılar artık çocukları ya da akrabalarıyla yaşayamıyor. Komşuluk ilişkilerinin de zayıflaması yaşlıların yalnızlık hissetmesine neden oluyor. Temel ihtiyaçlarını görebilseler bile bu yalnızlık duygusu onları huzurevlerinde yaşamaya itiyor. Huzurevini yaşlıların neden tercih ettiğine bakıldığında temel nedenin yaşlılık ve yalnızlık korkusu olduğu ortaya çıkıyor. Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün yaptırdığı “Yaşlıların Huzurevine Yerleşme nedenleri ve Huzurevlerindeki Yaşam Algıları Araştırması” çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Huzurevlerinde kendi öz bakımını yapabilen 449 yaşlı ile birebir görüşülerek yapılan araştırmaya göre yaşlıların yüzde 19′u tek başına yaşayamadığı için huzurevini tercih ederken, gelecek kaygısıyla bu tercihi yapanların oranı da yüzde 19. Huzurevindeki imkanların daha iyi olduğu düşüncesiyle hareket edenlerin oranı yüzde 17 olurken, ekonomik yetersizlik ve çocuklarına yük olmama isteğiyle huzurevini seçenlerin oranının da yüzde 11 olduğu belirtiliyor. Yaşlıların yüzde 9′u güvenlik ihtiyacı, yüzde 8′i aile içi sorunlar, yüzde 6′sı ise arkadaşlık ihtiyacından huzurevine yerleşmeyi tercih ediyor. Evet yaşlılıktaki en önemli psikososyal sorunların başında yalnızlık geliyor. Sevgi gereksinimi, paylaşma ve beraber olma isteği bu dönemde

16 l İSMMMO YAŞAM

daha da artıyor. Sosyal yaşam ve paylaşımın yaşlıyı yalnızlık duygusundan arındırdığına dikkati çeken uzmanlar, yaşlıların öncelikle bulundukları ortamda, sağlık, huzur ve güven içinde yaşamlarını sürdürmelerinin hedeflenmesi gerektiğini söylüyorlar. Toplum içinde kendi kendilerini idare edebilmeleri, üretken ve saygın bir şekilde mutlu bir yaşam sürdürmeleri temel hedef olmalı. Huzurevleri yaşlıların sorunlarını çözmek için tek başına yeterli değil. Bu nedenle yaşlıları bulundukları ortamlarda mutlu etmek gerekiyor. Mutlu yaşlılar için ise yaşlılığın ne olduğunu iyi anlamak, diğer bir deyişle yaşlıları anlayabilmek gerekiyor. 2013 yılı sonu itibariyle Türkiye’de nüfusun yüzde 7.7’si 60 yaşın üzerinde. Yani 5 milyon 891 bin 694 kişi yaşlı… Ankara Üniversitesi Yaşlılık çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAŞAM) Müdürü Prof. Dr. Emine Özmete, TÜİK’in 2012’de yaptığı Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nın yaşlıları anlayabilmek için önemli sonuçlar ortaya koyduğunu belirtiyor. Yaşlıların genel mutluluk düzeyleri incelendiğinde, yüzde 7'sinin çok mutlu, yüzde 50'sinin ise mutlu olduğunu ifade eden Özmete, yaşlılara en çok mutluluk veren kişilerin yüzde 20 çocukları, yüzde 7 eşleri ve yüzde 5 torunları olduğunu belirtiyor. Türkiye'de 65 ve üstü bireylerin yaklaşık yüzde 20'sinin emekli maaşlarından memnun olduğunu anlatan Özmete, 55-64 yaş grubundaki emeklilerin de yaklaşık yüzde 85'inin maaşlarından memnun olmadığını belirtiyor. 65 ve üstü yaş grubundakilerin yaklaşık yüzde 76'sının sağlık hizmetlerinden memnun olduğunu ancak yüzde 82'sinin doktorların kendilerine davranışlarından memnun olmadığına işaret eden Özmete, ''Yaşlıları mutlu eden değerler arasında ilk sırada sağlıkları geliyor. Yaşlıları yüzde 86 sağlıkları, yüzde 7 sevgi, yüzde 4 ile para mutlu ediyor. İş ve başarı gibi değerlere ise çok az önem veriyorlar'' diye konuşuyor.

OCAK-ŞUBAT 2014


YAŞlılAr YAlnıZ BırAKılMAMAlı

OCAK-ŞUBAT 2014

insanı dışlamasına neden olur.” Dönümcü’ye göre, çalışırken işi dışında hiçbir şey düşünmeyen, toplumsal hayatın hiçbir boyutuyla ilgilenmeyen, kültürel hayata ilgi duymayan, bir tek hobisi bile olmayan, yardımlaşma-dayanışma-paylaşma gibi hasletleri olmayan bir insanın; emekliliğin ardından gelen yaşlılık döneminde yalnızlıkla baş etmesi zor. Erkeklere göre kadınların yaşlılık dönemi yalnızlığıyla baş etmekte daha az zorlandıklarını belirten Dönümcü, şöyle konuşuyor: “Yaşlı insanların ailelerinden ve toplumun her kesiminden destek alması gerekiyor. Onların toplumla ilişkilerini sürdürmesi; topluma hizmet etme fırsatlarının olması çok önemli.”

KAYıPlAr AZAlTılMAlı Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tanımına göre yaşlılık bireyin çevreye uyum sağlayabilme yeteneğini kaybetmesi… Yaşlanma beraberinde birçok kayıp getiriyor. Bunlar arasında iş, eş, sosyal statü, görme ve işitme gibi fiziksel kayıplar var. Bunlar da yaş-

Prof. Dr. Gülten Kaptan

KAPAK

çocuklarının yaşlı anne babaları bırakmaması gerekiyor. En çok çocukları ve sağlıklarıyla mutlu olan yaşlılar için ‘yalnızlık’ da en büyük yıkım. Sosyal hizmet uzmanı Şadiye Dönümcü, yalnızlığın yaşlılık dönemindeki insanları sağlık ve bakımdan sonra en çok ürküten, korkutan, yakındırtan olgu olduğunu vurguluyor. “Hayatın yaŞadiye vaşça aktığı ancak sıkça arızaDönümcü ya geçtiği yaşlılık dönemindeki insanın kendi iç dünyasına çekilmesinin aslında zaruret dışında bir çeşit savunma” diyen Dönümcü, şöyle konuşuyor: “Üstelik bir evde tek başına, yalnız yaşayan insanın mekânsal yalnızlıkla baş etmesi daha kolaydır; içsel yalnızlığa görece. Yalnızlık; gerileme ve kayıpların hakim olduğu yaşlılık dönemindeki insanları acıtır, kırılganlığını artırır, mutsuz kılar. Bu durum bir süre sonra -bireysel farklılıklar olsa- da yaşlı insanın kendini, çevre-toplumun da yaşlı

Prof. Dr. Gülten KAPTAN/ Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Dikkatimizi korumak ve sürdürmek, yeni şeyler öğrenmek, hatırlamak, olaylarda neden sonuç ilişkisi kurabilmek, problem çözebilmek, işimizi planlamak, yürütmek, kendi faaliyetlerimizi izlemek, konuşulanı anlamak ve konuşmak, nesneleri tanımak… Özellikle yalnız yaşlılarda bu tür bilişsel bozukluklar daha hızlı ve kolay ilerliyor. 65 yaş üzeri her 10 kişiden birinde bir tür bilişsel bozukluk görülüyor. Yaşlıları sevdikleriyle buluşturmak, ziyaret etmek gibi uyaranları arttırmayla bilişsel bozuklukların ilerlemesi önlenebilir. Yaşlanan insanlarda en sık görülen nörolojik bozuklukların başında demans (bunama) ve alzheimer geliyor. Özellikle bilişsel bozulmanın başlangıç safhasında ilaçsız tedavi yöntemlerinin durumun ilerlemesine engel olduğu belirtiliyor. Fiziksel aktiviteler özellikle aerobik egzersizler yaşlıların bilişsel rezervlerini arttırmada önemli. Açık havada yürüyüş ve egzersizler beynin oksijenlenmesini artırır. B12 vitamini ve folik asit açısından zengin besinler bilişsel bozuklukların ilerlemesini önleyebilir. Bu nedenle B12’nin çok bulunduğu dana eti, ciğer, süt ve süt ürünleri, yumurta gibi hayvansal gıdalar aşırı olmamak koşuluyla tüketilmeli. Kurubaklagil, koyuyeşil yapraklı sebzeler ve tüm tahıllar folik asit içerdiği için tüketilen besin grupları içerisinde düzenli olarak yer almalı. çoğu yaşlı ölümler, çekirdek aileye dönüş, evinden ayrılmayı istememe gibi nedenlerle bir başına yaşanıyor. Yalnız yaşayan yaşlılar, uyaransız kaldıklarında bilişsel bozukluklar daha hızlı ve kolay ilerliyor. Yaşlıların sevdikleriyle buluşması, onların ziyaret edilmesi gibi uyaranları artırmak bilişsel bozuklukların ilerlemesini önleyebilir.

İSMMMO YAŞAM l 17


BABASı AlZHEİMEr OlUnCA HUZUrEVİ AçTı Şehir yaşamında alzheimer, demans gibi hastalıkları olan yaşlılara aileleri bakmakta zorlanıyor. Bu nokta da ailelerin imdadına özel huzurevleri yetişiyor. Bora Sabanlı da aynı sıkıntıları yaşamış. Babası alzheimer olunca Kandilli’deki mülklerinde özel bir huzurevi açmaya karar vermişler. 8 ay önce de Kandilli Sabanlı Huzur ve Dinlenme Evi’ni açan Saban, “Babamın alzheimer olması bizi bu işte motive etti. Huzurevimizde 29 yaşlıya bakabilecek durumdayız. Halen 7 yaşlıya bakıyoruz. Kısa bir süre önce Sosyal Hizmetler Kurumu’ndan ani teftişe geldiler. Beklentilerinin üzerinde bir özel huzurevi ile karşılaştıklarını ifade ettiler” diyor. Mülkü ken-

lının çevresine olan bağımlılığını artırıyor. Yeterli sosyal ve tıbbi destek görmeyen yaşlılarda stresle birlikte psikiyatrik bazı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bunlar arasında demans (bunama), alzheimer, depresyon, anksiyete bozuklukları (panik bozukluk vb.) ve psikomatik bozukluklar var. Halk arasında bunama olarak da bilinen demans yaşlılarda sıkça görülen bir rahatsızlık. Konuşma, tanıma, motor beceriler gibi fonksiyonlarda bozuklukların ön planda olduğu bu hastalık sinsi başlıyor. Psikiyatrist Uzman Doktor Derya İpekçioğlu, demans hastalarının sadece yüzde 10-15’i erken tanı konulduğunda tedavi edi lebildiğini söylüyor. En sık görülen demans tipinin alzheimer olduğunu dile getiren Dr. İpekçioğlu, “Başlangıçta hafif unutkanlık vardır. Kişinin yaşamını ciddi anlamda etkilemediği ve çevresine zarar vermediği için çoğunlukla önemsenmez. Hastalık ilerledikçe mutsuzluk, sıkıntı, uykusuzluk, şüpheler (eşyalarının çalındığı, yakınlarının gerçekte kendi yakınları olmadığı gibi), davranış bozuklukları (öfke nöbetleri, amaçsız dolanma, fiziksel ve sözel şiddet) ve kişilik değişimleri gibi or-

18 l İSMMMO YAŞAM

dilerinin olduğu için 1 milyon liralık yatırımla huzurevlerini kurduklarını belirten Saban, şu değerlendirmeleri yapıyor: “Alzheimer ve demanslı hastaların bakımı güçlü olduğumuz noktamız. Bu işe girerken kolay olmasını beklemiyordum ama hastalarımız zihinsel denge durumları nedeniyle farklı reaksiyonlar gösterebiliyorlar. Onları sakin tutabilecek medikal ve fiziki tedbirleri almak gerekiyor. Aileleri bize bırakıp gidiyor. Evde bu hastalara bakmak çok zor ve masraflı. Burada daha uygun ücretlere bakılabiliyorlar. Kaldıkları oda durumlarına göre bakım ücretleri aylık 1.800 lira ile 4 bin lira arasında değişiyor.”

taya çıkabilir. Hastaların hekime ulaşması da daha çok bu dönemde olur” diye konuşuyor. Bu rahatsızlığın ilerlemesini yavaşlatmak ve bakım verenlerin yükünü azaltmak için erken tanı ve tedavi önemli. Bu nedenle yaşlıda görülen unutkanlık yaşlanmanın doğal bir süreci olarak kabul edilmemeli, tedavi için erken dönemde hekime başvurulmalı.

DEPrESYOnA GİrİYOrlAr Yaşlıların yüzde 15-20’sinde de depresyon görülüyor. Bunlar da genellikle bedensel yakınmalar, huzursuzluk, uykusuzluk, içe kapanma, mutsuzlukla kendini gösteriyor. Depresyona giren bir yaşlıda yaşam kalitesinde düşme, intihar riski, fiziksel hastalanma ve ölüm riskinde artış gözleniyor. Psikiyatrist uzman doktor Dr. İpekçioğlu’na yaşlılarda görülen depresyonlarda ölümle sonuçlanan intihar girişimleri yüksek olduğunu vurguluyor. İstenmeyen durumlarla karşılaşılmaması için erken dönemde tedavi için uzmana başvurulması gerektiğini söyleyen İpekçioğlu yaşlılarda ruhsal hastalık riskini azaltmak için şunların yapılmasını öneriyor:

OCAK-ŞUBAT 2014


ÖrnEK PrOJElEr YAŞlı YAŞAM MErKEZİ KUrACAK Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile Kocaeli Üniversitesi, Umuttepe Yerleşkesi’nde Tıbbi Destekli Yaşlı Yaşam Merkezi kurmayı planlıyor. Tıbbi bakıma ihtiyaç duyan yaşlı hastaların bakım ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulacak merkezden evde bakılması mümkün olmayan yaşlı hastalar yararlanacak. Bir ay önce açıklanan proje tamamlandığında merkeze binanın yapımını üstlenen hayırsever işadamı İbrahim Aracı'nın annesi Semahat Aracı'nın adı verilecek.

GEnç YAŞlı ElElE

“Fizik egzersiz, sağlıklı beslenme, düzenli sağlık kontrolleri önemli. Yaşamın içinde aktif olarak kalmayı başarmak gerekiyor. Değişen koşullara uyum sağlama yeteneğini artırmak, üretkenlik sağlayan ve kişiyi mutlu eden aktivitelerde bulunmak, streslerden uzak durmak, yaşlılığı ‘kayıpların’ olduğu bir dönemden ziyade ‘olgunluk’ dönemi olarak görmek ile mümkün. Böylelikle, özellikle yaşlılıkta belirginleşen yaşamın gözden geçirilmesi süreci olumlu duyguların hakim olduğu, yaşamın anlamlı kılındığı ve doyum duygusunun yaşandığı bir dönem olacak.”

Mutlu yaşlılık için mutlaka onlara sahip çıkmak gerekiyor. Ancak ilerleyen alzheimer gibi rahatsızlıklarda aileler bu rahatsızlıkla çoğu zaman başa çıkamıyor. Bu

OCAK-ŞUBAT 2014

İKİnCİ BAHAr EVİ Kayseri’ye bağlı Talas Belediyesi 2004 yılında İkinci Bahar Evi açtı. Dedeoğlu Camisi'nin altındaki bu ev yaşlılara hizmet veriyor. Yaşlıların buluşma noktası olan bu evde ücretsiz çay servisi var. Kütüphanenin de bulunduğu İkinci Bahar Evi’nde farklı zamanlarda sağlık, emniyet konularında bilgilendirme toplantıları yapılıyor.

KAPAK

AİlElErE DESTEK GErEKİYOr

noktada da özel huzurevleri ve bakımevleri ailelerin imdadına yetişiyor. Devlet son yıllarda evde yaşlılarına bakanlara da evde bakım hizmetleri ve destekleri veriyor. Yaşlıları ailelerinden koparmadan bakımlarına destek vermek için merkezi otoritenin de arayışları devam ediyor. Bu konuda basına yansıyan bir proje gelecek için ümit veriyor. Devlet desteğiyle açılacak 'engelli ve yaşlı kreşleri' ile vatandaşların yakınlarını güven içinde emanet edebileceği merkezler oluşturulması planlanıyor. Yakınına bakmak zorunda olduğu için bir işte çalışamayan vatandaşlar engelli ve yaşlısını gündüz bu kreşlere emanet edip, akşam mesai bitiminde alabilecek. Projeyi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı sahiplense de sistemin belediyeler eliyle yürütülmesi öngörülüyor. Belediyelere, merkezleri açmaları için çeşitli teşvikler verilmesi planlanıyor.

İzmit Büyükşehir Belediyesi “Gençler Yaşlılar El Ele" projesi başlattı. Projeyle belediyenin tespit ettiği yaşlıları, genç gönüllüler düzenli aralıklarla ziyaret ediyor. Projede yer alacak öğrenciler öncelikli olarak çYDD ve EçEV'de gönüllü çalışan ya da burs alan üniversite öğrencileri arasından seçiliyor. Yaşlı ziyaretleri, haftada bir kez olmak üzere, ayda dört kez gerçekleşiyor. Haftalık ziyaretler en az bir saat sürüyor. Bu ziyaretlerde yaşlıların demans, alzheimer, bunama gibi rahatsızlıklarının ötelenmesi amacı ile birlikte hafıza geliştirici scrabble, puzzle gibi bulmacalar birlikte çözülüyor. Yaşlılara hafif işlerinde yardım eden gençler, kimi zaman birlikte kitapgazete okuyor, kimi zaman da birlikte konser ve tiyatro gibi etkinliklere katılıyor.

İSMMMO YAŞAM l 19


GÜNDEMİN SESİ

Bloomberg HT Ekonomi Koordinatörü Özlem Dalga, orta gelir tuzağından kurtulmak istiyorsa Türkiye’nin ekonomi politikalarını artık değiştirmesi gerektiğini söylüyor. Dalga, “FED politikasını tersine çeviriyor. Aslında Türkiye’nin de ekonomi politikasını değiştirmesi gerekiyor” diyor.

‘Yeni bir ekonomi politikasına ihtiyaç var’

20 l İSMMMO YAŞAM

OCAK-ŞUBAT 2014


ILGIN ŞENYÜZ

Medyadaki ilk iş deneyiminiz neydi? İlk iş tecrübem Kanal D Haber Merkezi’nde oldu. tuncay özkan haberin başındaydı. Muhabir olarak başladım. adım ‘ekonomici kıza’ çıktı. Üzerime iddiaya girdiler, kaç günde kaçar gider diye. tuncay özkan

OCAK-ŞUBAT 2014

Başarılı röportajlara İMZa attı özlem Dalga, 1976 İstanbul doğumlu… lise eğitimini İsviçre’deki l’institut le rosey’de tamamladıktan sonra amerika’da Northwestern Üniversitesi’nde İletişim ve Ekonomi okudu. Beş yıl boyunca CNBC-e tV’nin kurucu kadrosunda yer aldı. 2003-2004 döneminde Koç Üniversitesi’nde Executive MBa yaptı. 2007-2010 yılları arasında Habertürk tV Ekonomi Müdürü olarak görev yaptı. 2009 yılında MÜSİaD tarafından verilen “Yılın Ekonomi programı” ödülünü, 2010 yılında da Ekonomi Gazetecileri Derneği tarafından verilen “Yılın röportajı” ödülünü kazandı. özlem Dalga, meslek yaşamında birçok başarılı röportaj gerçekleştirdi. tony Blair, angel Gurria, Muhtar Kent, ındra Nooyi ve Nouriel roubini de dahil olmak üzere küresel liderlerle röportajlar yaptı. 2009 yılında Davos’tan 19 canlı röportaj yaptı. Erdoğan ve perez arasında yaşanan “one minute” krizinin ardından eğlence kanallarından sonra haber kanalını reytinglerde 4 numaraya taşıdı. ırak savaşı başladığında haberleri sundu.

GÜNDEMİN SESİ

özlem Dalga, türkiye’nin 24 saat ekonomi yayını yapan televizyonu Bloomberg Ht’nin Ekonomi Koordinatörü… Kanalın yayın kurulunda bulunan Dalga, Bloomberg Ht’nin doğuşunun da mimarlarından. Ciner Medya Grubu çatısı altında bulunan Kanal 1 televizyonu dönüştürülmek istenince, Dalga da yıllar içinde oluşturduğu ilişkilerini kullanmış. Dünyanın önde gelen yayıncı kuruluşlarından Bloomberg’e yeni bir işbirliği teklifiyle gitmiş. El sıkışılınca da 6 ay gibi kısa bir sürede de Bloomberg Ht ortaya çıkmış. Ekonomi yayıncılığını 24 saate taşıyan ve küresel piyasaları yakından takip eden kanalda idareci görevinin yanı sıra iki de program sunuyor Dalga. Her gün Finans Merkezi’ni sunan özlem Dalga, perşembe günleri de Yönetim Katı programı’na imza atıyor. Her yıl ekonomi zirvesi Davos’u takip edip başarılı röportajlara imza atan Dalga, bugünlerde en çok FED’in yeni başkanı jannet Yellen ile röportaj yapmak istiyor. Seçimlerden sonra siyasi tansiyonun da düşmesiyle birlikte iş dünyasının yılın ikinci yarısından umutlu olduğunu söyleyen Dalga, türkiye’nin ekonomi politikalarını değiştirmesi gerektiğini düşünüyor. Dalga, “Yapısal reformların zaman geçirilmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. orta gelir tuzağından kurtulmak istiyorsak, türkiye’nin bu politika değişikliğini yapması şart” diyor. aile işinde çalışma şansı olduğu halde medyada kariyer yapmayı seçen özlem Dalga, 10 yıl avrupa ve amerika’da eğitim gördükten sonra 1998’de türkiye’ye dönmüş. Kanal D Haber Merkezi’nde çalışmaya başlayan Dalga, gazetecilik virüsü içine girdikten sonra da meslekten kopamamış. Bloomberg Ht Ekonomi Koordinatörü özlem Dalga ile meslekteki kilometre taşlarını ve türkiye ekonomisini konuştuk. Gazeteci olmaya nasıl karar verdiniz? türkiye’de yüksek öğrenim yapsaydım sanırım gazeteci olmazdım. amerika’da Northwestern Üniversitesi’nde İletişim ve Ekonomi okudum. Beni orası zehirledi yani… İyi de oldu. Siz liseyi de yurtdışında okudunuz değil mi? Evet, lise eğitimini İsviçre’deki l’institut le rosey’de tamamladım. orada bir avrupa kültürü aldım. Üzerine de amerika kültürü… 10 sene yurtdışında kaldıktan sonra türkiye’ye 1998’te döndüm. Yurtdışında çalışmak yerine neden Türkiye’ye döndünüz?.. aile işi nedeniyle dönmem gerekti. Babam tekstil işiyle uğraşıyordu. Babamla kısa dönem çalıştım yani çalışamadım. Kadınlara hiçbir zaman babaları ve kocalarıyla çalışmalarını tavsiye etmiyorum. Kesinlikle aile işinde çalışmadan önce başka bir işte çalışmalılar.

İSMMMO YAŞAM l 21


GÜNDEMİN SESİ

ve ekibiyle çalışmanın bana faydası oldu. orada yeniden türkiye’yi tanıdım; uzak kaldığım popüler kültürü yakaladım. Daha sonra Nuri Çolakoğlu beni Doğuş Grubu’na transfer etti. ama benim bir sorunum vardı; kırık türkçe konuşuyordum. tekrar ana dilimin dersini almak zorunda kaldım. Spikerlik dersi aldım. Doğuş Grubu’nda NtV’de, Kanal E’de çalıştım. CNBCe’nin kurucu kadrosunda yer aldım. Yabancı markalı ilk ekonomi televizyonunu kurduk. Doğuş Medya Grubu’nda 5 yıl çalıştım. Ne zaman bu meslekte kalıcı olmaya ve kariyer yapmaya karar verdiniz? açıkçası Kanal D Haber Merkezi’ne başladığımda “Bana para vermeseler de burada çalışırım” diyordum. Ben yatırım bankasında da staj yaptım ama gazeteciliğe beni çeken bir şey vardı. Ben sağ ve sol beynimi ortalamışım. Yaptığım bir test sonucu o çıktı. Ekonomi gazeteciliği, televizyonculuğu sağ ve sol beyini dengeli kullanmayı gerektiren bir meslek. Doğuş Medya Grubu’ndan sonra mesleğe nerede devam ettiniz? CNBC-e’de çalışırken Doğuş Grubu bana zaman sponsoru oldu, Koç Üniversitesi’nde Executive MBa yaptım. onun da çok faydasını gördüm. amerika’ya geri gitmeyi düşünmüyordum. o nedenle türkiye’de MBa yapmak istedim. MBa yaparken sabah 4’de Geri Sayım programını sunuyordum. Muhasebecilikte bir deyim vardır; first-in, first-out. Stoğa ilk giren ilk çıkarmış. CNBC-e’de yayın yönetmeni değişince ben de first-in first-out durumu yaşadım. Kadro değişimi yapılınca 2005’te işten atıldım. performansımdan şikayetçi olsalar Doğuş Grubu bana zaman sponsoru olmazdı herhalde. o zaman eşim amerika’ya gidiyordu. onun ailesi de kimya sektöründe çalışıyordu. orada dağıtım ağları vardı. öyle olunca bende bunu fırsat bilip gittim. orada kızım dünyaya geldi. ancak kızım amerika’da alerjik bronşit olunca geri dönmek zorunda kaldık. Bu nedenle 8 ay ça-

22 l İSMMMO YAŞAM

lışamadım. Bir ara kimya sektöründe eşimle çalışmayı denedim; o da felaketti(!) oysa başka bir yerde çalıştığınızda size prenses gibi davranıp bir de üstüne para veriyorlar. Türkiye’ye döndükten sonra neler yaptınız? Erol aksoy, Cine 5’i tekrar hayata geçirmeye çalışıyordu. o çağırınca Cine 5 ana haberi sunarak tekrar işe döndüm. Cine 5’ten Habertürk’e transfer oldum. CNBC-e’deki kontaklarımı kullandım. Networkümle hiçbir zaman bağlantımı kesmemiştim. Burada patron Kanal 1’i dönüştürmek istiyordu. Bloomberg’e böyle bir işbirliği ile ilgilenip ilgilenmeyeceklerini sordum. İlgilendiler ve 6 ayda kanalı kurduk. Bloomberg HT ile Türk televizyonculuğunda nasıl bir farklılık yarattınız? Ekonomi yayıncılığını akşama taşıdık. 24 saat yayın yapar hale geldik. Biz yayına başladığımızdan beri diğer haber kanallarında akşam ekonomi programları daha çok yer bulmaya başladı. Küresel piyasalar programımız gayet başarılı. orası aslında boş bir reyting yeri… İnsanlar yatmadan önce ‘yarın ne olacak’ diye merak ediyorlar ve bakıyorlar. Burası 24 saatlik bir yayın maratonu. Herkes birbirine bayrak teslim ediyor. Keyif almadan yapılmayacak bir iş. Kaç kişilik bir kadronuz var? Kanalımızda işinde çok uzman arkadaşlarım var. aslında biz Ciner Medya Grubu’ndan da çok destek alıyoruz. ortak kullandığımız birimler var. 100’ün üzerinde çalışanımız var. Editöryal kadromuz 35 kişi. Burası yayın kurulu tarafından yönetiliyor. Didem Ciner’e rapor veriyoruz. (Ciner Holding Yönetim Kurulu Başkanı turgay Ciner’in eşi). Ekonomi Koordinatörü olarak görev tanımınızın içinde neler var? İçeriğin oluşturulmasından, editörler ve muhabirlerin koordinasyonundan sorumluyum.

OCAK-ŞUBAT 2014


OCAK-ŞUBAT 2014

Seçim öncesi tansiyonun artması normal. Bizim konuştuğumuz herkes, iş dünyası temsilcileri ikinci altı ayın daha rahat olacağı, özellikle son çeyreğin daha da rahat olacağı görüşünde. Yabancı sermaye girişinin de iki seçimi (yerel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimi) geride bıraktıktan sonra hızlanması bekleniyor. Türkiye ekonomisinde siz bu yıl en büyük riski ne olarak görüyorsunuz? Büyümemiz daha da yavaşlayacak. FED politikasını tersine çeviriyor. aslında türkiye’nin de ekonomi politikasını değiştirmesi gerekiyor. tl değerlendiği zaman işler ithalata kayıyor ve cari açığımız büyüyor. Başbakan Yardımcısı ali Babacan’ın da anlattığı gibi bu sistematik, yapısal reformu orta vadede yapmamızı gerektiriyor. orta gelir tuzağından kurtulmak istiyorsa türkiye’nin bu politika değişikliğini yapması gerekiyor. aslında ekonomi yönetimi de bunu biliyor ve üzerinde çalışıyor. Söylemler tamam, şimdi icraati bekliyoruz. 10 senedir ortalama yüzde 5 büyümüşüz. Bu güzel ama gelişen ülkeler için şartlar biraz daha zorlaşıyor. Büyümek için biraz daha kendi kendimize kalıyoruz. İç tasarrufları artırmamız gerekiyor. Eskisi gibi dışarıdan para gelmeyecekse iç tasarrufları artırıp kendi kendimizi fonlamamız gerekiyor. Bu dönemde dünyadan en çok kiminle röportaj yapmak istersiniz? şansımı amerika’dan yana kullanmak isterdim. amerikan Merkez Bankası’nın yeni başkanı jannet Yellen ile röportaj yapsam iyi olurdu. o da bir kadın. Ekonomiyi yöneten kadın sayısı arttı. ıMF Başkanı Christine lagarde, sonra Yellen… Kadınlar arttıkça ekonomi de daha sağlıklı oluyor. Medyada kadın çalışan sayısı fazla ama kadın yönetici azdır. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kariyerimin başından itibaren erkeklerden ziyade kadınlardan destek gördüm. özellikle medya sektörü kadını biraz kenara itmeyi becerebiliyor. Bir de bu noktada eş seçimi çok önemli. Size destek olabilecek eş seçmelisiniz. Kariyer yapacaksanız, hem iş hem aile sorumluluklarını bir arada yürütmek istiyorsanız eşinizin size destek olması gerekiyor. Ben gece kalkıp ders çalıştığımda eşim hiç şikayet etmedi.

GÜNDEMİN SESİ

Siz bir taraftan program da sunuyorsunuz değil mi? Sunuculuk keyifli mi? Ben her gün Finans Merkezi’ni sunuyorum. Haftada bir Yönetim Katı diye bir programım vardı. Seçimler bitene kadar ara verdik ona… aslında sunmakta olduğum yayın, pişirdiğimiz yemeği sunmaya benziyor. Zor gibi gelse de yayın sunduğum saatler, benim en dinlendiğim saatler. Kanalda bütün yayınından sorumluyuz. Bu nedenle sunduğumuz programı bitirip, eve gidelim diye bir durumumuz yok. Ekonomi ağırlıklı haber televizyonculuğu yoğun bir mesai mi gerektiriyor? televizyonculukta bunlar normal… Sabah 4’te kalkıp program sunduğum da oldu. ırak savaşını sunmak için sabahladığım da oldu. Bloomberg Ht’de de mesaimiz oldukça uzun. Ben sabah 8 civarı burada oluyorum. Normalde herkes 6’da çıkıp eve gider ama bizim toplantılarımız oluyor, temsil görevlerini aramızda paylaşıyoruz. Her gün mesai saatlerim değişebiliyor. Küresel piyasalar devam ettiği için evden de yayını takip ettiğimiz oluyor. FED’in toplantılarının olduğu akşamlar, özel yayın yaptığımız akşamlar burada çalışan arkadaşlara evden de olsa destek veriyoruz. Her sene Davos Forumu’nu izliyorsunuz. Yabancılar Türkiye’yi nasıl görüyorlar? Bu yıl ne tür yorumlar yaptılar? türkiye gelişen piyasaların yıldızı. örneğin bir önceki sene oECD Başkanı “aman size nazar değmesin. türk olduğunuz gülmenizden belli gibi” yorumlar yapıyordu. Sanki ülkemize nazar değdi. Yabancılar bu yılki Davos’ta “Neler oluyor ülkenizde” diye sorup durumu anlamaya çalıştılar. Yine türkiye’nin çok konuşuluyor olması gelişen ülkelerin yıldızı olmasından dolayı… FED’in tahvil alım programını sonlandırmaya başlaması çok konuşuldu bu yıl Davos’ta. Bunun hem avrupa’yı hem de gelişen ülkeleri nasıl etkileyeceği konusu çok yer buldu. Zaten gelişen ülkelerde seçimlerin olması kırılganlık riskini artırıyor. Benim konuştuğum richard Branson gibi önde gelen fon yöneticileri türkiye’de fiyatların düşmesini yatırım yapmak için fırsat görüyorlar. pazara giriş maliyeti ucuzladığı için yabancılar bu fırsatı değerlendirmek istiyorlar. Türkiye’de gündem çok hareketli. Sizce tansiyon ne zaman düşer?

İSMMMO YAŞAM l 23


İnternet zincir tutmaz Türkiye, 5661 sayılı internet kanununun şaşkınlığı yaşıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayından sonra yürürlüğe giren kanun, ifade ve bilgiye erişim özgürlüğüne darbe ve ‘sansür’ olarak değerlendiriliyor. Bu kanunla içeriği sakıncalı bulunan site dört saat içinde kapatılabilecek. Her kullanıcının internetteki faaliyeti kayda alınarak iki yıl saklanacak... Bu ve benzeri yasakları içeren kanunun ne kadar istense de uygulanmasının zor olduğu, internetin zincir tutmayacağı ise hakim görüş.

DOSYA

GAYE DELEN Türkiye her alanda olduğu gibi internet konusunda da farklı bir süreçten geçiyor. Yerel seçimlerle beraber baş gösteren siyasi mücadeleler internet özgürlüğünü de tehdit ediyor. Torba kanun içinde yer alan 5661 sayılı ‘İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’, bütün tepkilere karşın Meclis’te kabul edildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da onaylandı. Hemen ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Facebook ve YouTube’u da kapatacağız’ yönündeki demeci, herkese ‘neler oluyor’ sorusunu sordurtuyor. İnternet dünyada merkezi bulunmayan ve denetimin

24 l İSMMMO YAŞAM

olmadığı özgür bir alan. 900 milyonu aşkın web sitesi var. İnternetin dünyada yaklaşık 2.7 milyar kullanıcısı bulunuyor. 5661 sayılı kanunda yapılan değişiklikle beraber ise internet özgürlüğü rafa kalkarken, devlet her şeyin kaydını tutup, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu (BTK) istediği her bilginin erişim yerini servis sağlayıcıdan isteyebilecek.

4 SAATTE KAPANMA Yeni internet yasasına göre yargı kararı gerekmeden 'içeriği sakıncalı bulunan' internet siteleri 4 saat içinde kapatılabilecek. Yeni internet yasasında TİB'e doğrudan engelleme yetkisi de verildi. Yeni internet yasasında içerik sağlayıcılara, internet trafiğini 2 yıl arşivleme zorunluluğu da getirildi.

OCAK-ŞUBAT 2014


Herkes bundan sonraki süreçte ne olacağı konusunda endişeli. İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD) Başkanı Dr. Mustafa Akgül, daha hızlı yasaklama, daha kapsamlı sansür, oto sansür ve izlemenin gündeme gelebileceğini belirterek, “Kaset ve yolsuzluk dosyalarının yayını geniş kitlelere ulaşmasını engellemek, yavaşlatmak önemli bir hedef olarak görünüyor. Benim endişem, kafalarında ABD'deki NSA (Ulusal Güvenlik Kurumu) modeli olması. Yani her şeyi dinlemek” dedi.

VATANDAŞA DEVLET KONTROLÜ

OCAK-ŞUBAT 2014

İnternet, yasakların çok da kolay uygulanamadığı bir platform. Her getirilen yasağı aşmanın bir yolu bulunuyor. 5661 sayılı yasa sonrasında getirilen yasaklar için de bu durum geçerli. Pek çok uzman yasakları aşma konusunda tüyolar veriyor. Bireylerin bu yasakları aşma konusunda kullanabileceği çeşitli yazılımlar bulunuyor: l Bunların çoğu özgür yazılım ve açık kaynak temelli. VPN denilen sanal kişisel ağlar, anonimizer denilen izleri yok etmeye yarıyor. Tor tarayıcısı ve ağı, izlenemeyen internet (I2P) araçları gibi pek çok araç var. l İnternet tarayıcısı Google Chrome eklentisi ‘zenmate’ sevilen yöntemlerden biri. VPN hizmeti sağlayan bu eklentiyi Google Chrome eklentiler sayfasına aratıp yüklemeniz ve bir kereye mahsus e-posta adresi girerek etkinleştirmeniz yeterli oluyor. Normalde ücretli olan bu hizmet ‘zenmate’ ile ücretsiz sunuluyor. l Zenmate sadece Chrome tarayıcısı haricindeki tarayıcı kullananlar da ‘ultrasurf’ adlı ayrıca kurulum gerektirmeyen programı bir klasör halinde indirip, klasör içinden çalıştırarak interneti özgür hale getiriyorlar. Bu iki eklenti işyerlerinde engellenen sitelere girişi sağlıyor. l Farklı internet siteleri üzerinden Türkiye’de erişimi engellenen siteye girebilmek mümkün. Youhide.com, ktunnel.com gibi siteler üzerinden girmek istediğiniz siteye ulaşabilirsiniz. l Tarayıcının bağlantı ağlarında vekil sunucu kullanmak da mümkün. Bu kez internette gezinmek için kullandığınız programın bir proxy yani vekil sunucu üzerinden internet bağlanmasını sağlıyorsunuz. l Bilgisayarın internete bağlanırken kullandığı alan adı sunucusu (DNS) ayarları da değiştirilebilir.

DOSYA

Türkiye’nin, 2007’de 5651 nolu kanunu çıkartırken ‘dünyaya önder olmak’ iddiasını taşıdığını anımsatan Akgül, şunları aktarıyor: “Bu kapsamda bir yasal düzenleme dünyada yoktu. Çocuk pornosu, nefret söylemi ve ırkçılık konusunda bütün dünyada bir uzlaşma var. Ama, bu kadar geniş kapsamda basın ve ifade özgürlüğü üzerinden baskı uygulayan gelişmiş bir demokrasi yok. Türkiye’nin uluslararası ifade özgürlüğü ve demokrasi bağlantılı endekslerde durumu hiç de iç acıcı değil. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in basın özgürlüğü endeksinde 90’lardan 154’üncü sıraya düştük. 179’uncu ülke arasında 154’üncüyüz. Pek çok özgürlük endeksinde de ‘yarı özgür’ durumdayız.” Akgül, TÜİK’in verilerine göre 15-74 yaş arasında internet kullanan nüfusun henüz yüzde 50’yi bulmadığını da aktararak, “Kırsal alan ve kent, kadın ve erkek arasında sayısal bölünme söz konusu. Kırsal kesimde internet kullanan kadınlar henüz yüzde 20’yi bulmadı. Ne özgürlük, ne de gelişmişlik boyutlarında pek parlak konumda değiliz” diye konuştu. Akgül’e göre Türkiye’de temel sorun, devletin vatandaşı kontrol etmek, onun için neyin iyi, neyin kötü olduğunu söylemeye kalkması. Akgül, şu bilgileri paylaşıyor: “Ülkede en az 44 bin web sitesi yasaklanmış durumda. BTK'nın açıkladığı rakamlara göre yasaklanan sitelerin yüzde 75’i müstehcen, yüzde 17’si çocukları korumaya yönelik. Ama kolaylıkla siyasi, farklı kültür siteleri yasaklanıyor. Basın üzerindeki baskının uzantısı olarak interneti de kontrol etmeye çalışıyorlar. Özel hayata saldırıya karşı tedbir alınmasına kimse karşı çıkmaz. Ama bu bahaneyle başka şeyleri kamuoyunun gözünden kaçırmak mümkün. Basın üzerinde

YASAKTAN KORUYUCU YAZILIMLAR

İSMMMO YAŞAM l 25


BU YÜZYILDA BÖYLE KANUN OLMAZ İnternet yasağı siyaset dünyasında da yankı buldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaptığı değerlendirmede, “Demokrasiyi geliştirmeye çalışan hiçbir ülke yasaklara sığınmamıştır. İnternet yasağı getirmek 21. yüzyılda doğru değildir. Yasaklarla neyi sınırlayacaksınız? İstedikleri kadar yasak getirsinler insanlar bu yasağı kıracaktır” dedi. CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ise, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tartışmalar sırasında yasaya katılmadıklarını belirterek, şunları kaydetmişti: “’Ben senin ne yaptığını izliyorum’ denilerek, insanlar tehdit ediliyor. Veri güvenliği sağlanmalı. Özel hayatın gizliliğini ihlalde TİB Başkanı’nın değil, kararı savcıların vermesi gerekir. Binlerce şikayet geldiğinde nasıl 24 saatte mahkemeden karar alacaksınız? Alınamazsa suç işlenmiş olacak.”

DOSYA

24 SAATTE SANSÜR KARARI 10 maddede internet sansürü ve yeni internet yasası: l Anahtar kelimelerle ‘uygunsuz içerik’ belirlenip sayfa kaldırılabilecek. l Sansür, URL adresi tabanlı yapılabilecek. l Yer sağlayıcı yurtdışındaysa bile erişim engellenebilecek. DNS değiştirerek bir siteye girilemeyecek. l Hâkimler, 24 saat içinde sansür kararı verebilecek. ‘Zararlı’ içerik çıkarılmazsa, 5001.000 TL arasında günlük para cezası kesilecek. l Hosting firmaları her kullanıcının izini sürebilecek. Her kullanıcının internetteki faaliyeti kayda alınarak bir-iki yıl saklanacak. l TİB başkanına internet sitesi erişim engelleme yetkisi verilecek. l Birliğe gönderilecek olan ‘erişimin engellenmesi kararı’, 4 saat içinde uygulanmak zorunda. l Erişim sağlayıcı firmalar, kullanıcıların hangi sitelere girdiğini kaydedip 2 yıl boyunca saklayacak. l Bilgisayar ve akıllı telefonlardan internete bağlanan 34 milyon kullanıcı tek tek fişlenecek. l İnternetteki içerikler sayfa bazında da engellenebilecek.

26 l İSMMMO YAŞAM

olan oto sansür baskısının internet üzerinde de olması arzulanıyor. Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlarda kullanıcılara baskı yapmaya, göz dağı verilmeye çalışıldı. Gölgesinden korkan, fikir beyan etmeden önce birkaç kere düşünen bir toplum yaratılmak istendiği kanısı uyanıyor.”

YARGISIZ İNFAZ VAR Saydam olmayan ve kanunlara saygı duymayan bir devlet algısı yaratıldığına da dikkat çeken Mustafa Akgül, şöyle konuştu: “Ülkemizde düzenlemeler, herkesi potansiyel suçlu olarak düşünüyor ve ona göre tedbir almaya çalışılıyor. Benzeri bir şekilde, yurttaş da devlete hiçbir şekilde güvenmiyor ve düzenlemelerin nasıl kötüye kullanılabileceğini düşünüyor. Devlet, bu düzenlemeleri, yangından mal kaçırır gibi normal süreçleri kullanmadan, hiçbir danışma ve diyalog çabası olmadan hayata geçirmeye çalıştığı için tepki artıyor. Her şeyin kaydının tutulması BTK’nın her bilginin menşeini istemesi tepki çeken uygulamalar. Açıkçası, özgürlük-güvenlik dengesi, çok orantısız bir şekilde güvenlik lehine bozulmuş durumda. ‘Devletin istemediği kuş uçmasın’ felsefesi hakim.” İnternet yasakları konusunda büyük bir gizlilik bulunduğunu da dile getiren Mustafa Akgül, “Kaç tane sitenin yasaklandığını bile öğrenemiyoruz. Bir dönem ‘bu site mahkeme kararıyla erişime engellenmiştir’ biçiminde bir sayfa sunuluyordu. Hangi mahkeme, karar no, isnad edilen suç ve karar metnine erişmek münkün değildi. Yasaklananların büyük çoğunluğunu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kendi başına yasaklıyor. Tam bir yargısız infaz var” diyor. Akgül, yeni dönemden de umutsuz. Ona göre, bizi daha fazla baskı, oto-sansüre zorlama, hızlı yasaklama ve izleme bekliyor.

YÜRÜTMENİN YARGIYA MÜDAHALESİ Tüm İnternet Derneği (TİD) Yönetim Kurulu Üyesi ve bilişim hukuku uzmanı Gökhan Ahi de, internete çok ağır sansür getirildiğini ve bu yasakların dünyada benzerinin olmadığını vurgulayarak, “Bu yasaklar Rusya, Çin ve Ortadoğu’da bile yok” dedi.

OCAK-ŞUBAT 2014


YASAKLAR İÇİN ALTYAPI HAZIR DEĞİL Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer ise, verdiği bir röportajda yasakların ne zaman başlayabileceği ise ilgili şunları söyledi: “Kanun yürürlüğe girdi ancak yeni internet yasasında URL bazlı yasaklama söz konusu değil. Bunun için bir altyapı gerekiyor. Bu altyapı için henüz çalışılıyor. Yasaklamaları yapacak olan Erişim Sağlayıcıları Birliği, 19 Mayıs’a kadar kurulacak. Seçim öncesinde bu yasayı özellikle çıkardılar diyorlar. Oysa seçimden önce bu yasa tam anlamıyla uygulamaya giremeyecek. Erişim Birliği’nin tüzüğünün hazırlanması için çalışıyoruz.”

OCAK-ŞUBAT 2014

İnternetin yararlarına ve hayatı kolaylaştırmasına karşın dünyada bu mecraya sıkı yasak uygulayan ülkeler de var. Katı yasakların uygulandığı ülkeler, Çin, İran, Kuzey Kore, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan ve Suudi Arabistan gibi ülkeler. Bu ülkelerde internet kullanıcıları sadece devletin izin verdiği sitelere girebiliyor. İstenmeyen bilgilere ulaşmaları engelleniyor. Bu tür bilgileri internette yayınlayanlara ağır hapis cezaları veriliyor. Çin’de batılı ülkelerin geliştirdiği sosyal medya sitelerine erişim yasak. Tüm dünyanın kullandığı Twitter ve Facebook gibi siteler bu ülkede kullanılamıyor. Çin bunların yerine kendi sosyal ağlarını geliştirmiş. Çin’da ayrıca yabancı TV dizileri de yasaklılar arasında. İran’da, Facebook ve Twitter’ın yanı sıra Gmail ve Hotmail gibi e-posta servislerinin de kullanımı yasak. YouTube da ülkede yasak siteler arasında. YouTube yerine devletin kurduğu Mehr aldı video paylaşım sitesi kullanılıyor. Batı kültürünü yansıtan bütün diziler yasak. Hem TV, hem de internet ortamında yasaklanmış durumda.

DOSYA

Sektör temsilcilerine ve doğrudan etkilenecek kesimlere sorulmadan yapılan yasa çalışmalarına her zaman karşı olduklarını dile getiren Ahi, şu görüşleri dile getirdi: “Değişikliklerin yürütme organlarınca keyfi şekilde uygulanması riski de var. Yetki belgesi zorunluluğu da gereksiz bir prosedür. Yer sağlayıcılar TİB’den faaliyet belgesi alabiliyor. Bu bir nevi bildirim. Kanunda ruhsatlandırma zorunlu tutuluyor. İnternet ruhsatlandırılacak bir yapı değil. Bu kanun, yürütmenin yargıya müdahalesi. Bakanlık ve TİB içerik engelleyebilecek. ‘Uyar-kaldır’ uygulaması yargıyla başarılı bir şekilde işliyordu. Doğrudan mahkemeye gidilmesi mahkemelerin iş yükünü artıracak. Ayrıca mahkeme kararları yurtdışı firmalarca uygulanmayabilir.” Gelişmiş ülkelerde ‘uyar-kaldır’ yöntemi kullanılıyor. Çocukları korumaksa aile ve okulun görevi. Devlet yasal sınırları çiziyor, hangi içeriğin uygun olup olmadığına karar vermiyor. İnternet servis sağlayıcıların IP tabanlı kısıtlama ve adres tabanlı engellemeye dönük davranışı her ikisi de hiçbir şekilde iyi değil. Sektör bu tür yöntemlere sıcak bakmıyor. Bunlar sektöre zaman, eleman ve kaynak konusunda ek bir yük getirecek. Bu da tüketicinin faturasına yansıyacak. Yasadaki özel hayat vurgusu da ilginç. Sıradan vatandaşla bir bakanın özel hayatı aynı değildir. Bu yasa ile örneğin bir bakan rüşvet alırken yakalanırsa bu özel hayat değil ama bu yasayla özel hayat kapsamına girebilir. Özel yaşam kişinin statüsüne göre değişir. Bunun da değerlendirmesini TİB yapamaz. Mahkemenin yetkisi, TİB başkanına verildi.”

DÜNYADA İNTERNET YASAKLARI

İSMMMO YAŞAM l 27


RENKLİ YAŞAM

Muhasebeden sesler korosu! Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği Üsküdar Şubesi, koro çalışmasıyla öne çıkıyor. Koro şefi İlter Burak Kalay yönetiminde iki yılda beş sanat müziği konseri verdiler. Her geçen gün daha fazla meslek mensubunun ilgi gösterdiği koro mayısta yeni bir konser vermeyi hazırlanıyor.

28 l İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN ‘Üsküdar’ın güzelliği dünyaya bedel Kız kulesi gelin gibi özel mi özel Martıların, dalgaların, serin suların Şarkıların, türkülerin güzel mi güzel...” Amir Ateş ile sultaniyegah makamında bu Türk Sanat Müziği eseri salonu şenlendirirken bitiminde bir alkış tufanı kopuyor. Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği (MMMBD) Üsküdar Şubesi Korosu’nun üyeleri beşinci konserlerini de geride bırakıyor... Onlar, bir yandan işlerini yaparken diğer yandan farklı hobilerine de vakit ayırabilen meslek mensuplarından. Profesyonel bir koro şefi eşliğinde iki yıldır Türk Sanat Müziği konusunda ciddi anlamda ça-

lışıyorlar. Haftada bir gün, iki saat Üsküdar şubede koronun eğitimlerine devam ediyorlar. Bu eğitimler de meyvelerini verirken, beşinci konseri de geri bıraktılar. Derneğin şube başkanı Fatma Uygun, mesleklerinin yoğun ve stresli olduğunu anımsatarak, sanat müziğiyle iş stresini attıklarını söylüyor. Korist sayılarının 28 kişiye yükseldiğini de anlatan Uygun, yeni olarak Türk Halk Müziği çalışmaları da başlattıklarını belirtiyor. Uygun, çalıştıkları profesyonel koro şefi İlter Burak Kalay’ın kendileri için bir şans olduğunu da vurgulamadan edemiyor. Fatma Uygun, burada araya girerek “Muhasebeci ve mali müşavirler Türkiye’de önemli bir kitle. TÜRMOB’a bağlı 90 bin meslek mensubu var. Meslek mensuplarının çok yönlü olması için

OCAK-ŞUBAT 2014


elimizden geldiğince örnek olmaya çalışıyoruz” diyor. MMMBD yönetim kurulu üyesi olan aynı zamanda koroda solistlik yapan Ülkü Paker ise, müzik tutkusunu profesyonel bir şefle uygulamaya dökmenin çok avantaj sağladığını dile getiriyor. Paker, “Konservatuar mezunu olan Kalay bir müzik profesyoneli ve pek çok koro yönetiyor. Onun yönlendirmeleriyle daha iyiyi yakalıyoruz” diyor. Derneğin sekreteri Cemil Attila ise, Türkiye’deki meslek mensupları arasında sanat müziği korolarıyla öne çıktıklarını ve kendileri kadar bu alanda ciddi çalışma içinde bulunan başka bir şube olmadığını belirtiyor.

KOROYA ÇOK İLGİ VAR

OCAK-ŞUBAT 2014

Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği (MMMBD) Üsküdar Şubesi’nin iki yıldır devam ettirdiği Türk Sanat Müziği korosu bütün meslek mensuplarına açık. Koro solisti Sabri Kömek, konserlerden sonra meslek mensubu olmayan pek çok insanın koroya katılmak için başvuruda bulunduğunu ancak meslek mensupları ve aileleri dışında koroya kimseyi kabul etmediklerini söylüyor. Konserlere çok yoğun katılım yaşandı. Yeni konser içinde çalışmalarını sürdürüyorlar. Uygun, Mayıs sonu gibi yeni bir konser verme planları olduğunu, bu yönde çalıştıklarını aktarıyor. Uygun koronun oluşmasında büyük emekleri olan meslektaşları ve aynı zamanda 4 Aralık 2011 tarihinde verdikleri ilk konserin şefi olan Uğur Cuci’ye de çok teşekkür ettiklerini dile getirdi.

MÜZİĞE KARŞI ÖNYARGIYI KIRIYOR Koro şefi İlter Burak Kalay ise, meslek mensuplarının sanat müziğine bu kadar ilgi göstermesinden memnun. Kalay, “Türkiye’de sanat müziği geniş kitleler tarafından tanınmıyor. Müziğe karşı önyargılar var. Bunları kırmaya çalışıyoruz. Ayrıca ben hep aynı eserlerin seslendirilmesinden yana değilim. Her yerde bakıyorsunuz aynı eserler çalıyor. Repertuar 300-500 şarkıyı geçmiyor. Çok bilinmeyen eserlerin tanınması ve yaşatılması için çalışıyoruz. Böylede bir misyonumuz var. Onlar da söylendikçe, çalındıkça çok bilinir ve söylenir hale gelecekler. Hüzzam, Hicaz, Kürdi, Muhayyer, Nihavend gibi pek çok makamda çalışmamız var. Türk Sanat Müziği’ni sadece yaşı ilerleyenlerin sevdiği önyargısını da silmek istiyoruz.”

RENKLİ YAŞAM

Koroda yer alan Sabri Kömek ise, beş konseri geride bıraktıklarını ve her konserin bir öncekinden daha başarılı olduğunu vurguluyor. Kömek, “Her konserden sonra takdir alıyoruz. Konsere gelen arkadaşlarımız da koroya katılmak istiyor. Meslek zaten işleyişi itibariyle içe dönük. Meslek mensupları genelde masa başında, dışarıyla çok bağlantıları yok. Müzik bizler için dışarıyla bağlantıda önemli bir araç. İş harici güzel vakit geçirme ve deşarj olmada da önemli etkisi var. Hem tutkumuzu uygulama fırsatı buluyoruz, hem de sosyalleşiyoruz. Dernek ve koroda çok güzel arkadaşlık ve dostluklar da kuruyoruz” diye anlatıyor. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda koroda yer alan Fatma Gürel ise, koroda şarkı söylemenin iş ve özel hayat dengesi açısından kendisine yarar sağladığına değiniyor. Gürel bir eğitmen eşliğinde bu tarz bir hobiyi yerine getirmenin kendileri için çok değerli olduğunu, bütün meslek mensuplarına tavsiye ettiğini sözlerine ekliyor.

BEŞ KONSER VERDİLER

İSMMMO YAŞAM l 29


Farklı tarzlarda filmler çeken yönetmen Tolga Örnek, “Filmi batmamış, zarar etmemiş yönetmen dünya tarihinde yok. Her filmin gerektirdiği tarzı filmde keşfetmeyi seviyorum, o zaman tecrübem de artıyor. Yönetmenlik yelpazen genişliyor” diyor.

YAŞAM’IN PORTRESİ

BANU BOZDEMİR

‘Popüler olsun diye film çekmem’

30 l İSMMMO YAŞAM

Tolga Örnek, sinemada önce belgesel filmlerle adını duyurmuş bir yönetmen… Gelibolu, Devrim Arabaları filmleri onu geniş kitlelere tanıttı. Deniz  Kuvvetleri  eski  Komutanı  Özden  Örnek’in oğlu olan Tolga Örnek, Robert Koleji'nden sonra eğitimine İstanbul Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği'nde devam etti. Amerika'da University of Florida'da malzeme bilimi üzerine yüksek lisans yaptı. Sinemaya yönelmesi yine Amerika’da University of Florida’da Sinema Bölümü’nde yüksek lisans yapmasıyla oldu. Eğitiminin ardından sinemada  kariyerine  yönetmen  olarak  devam eden Örnek, geçen 16 yılda 11 filme yönetmen olarak imza attı. Belgeselle başladığı kariyerine kurmaca filmlerle devam etmeye karar veren Örnek, her filminde farklı bir tema ve dokuyla çıktı karşımıza.  İki  kafadarın  hikayesiyle  Kaybedenler Kulübü’ne uzanmıştık, Labirent ile aksiyonun peşinde koşmuştuk. Son olarak Senin Hikayen’le seyirci karşısına çıktı Örnek. Çocuk sahibi olmaya karar veren bir çiftin etrafında dönen Senin Hikaye’nde hüzünle komediyi harmanlayan yönetmen Tolga Örnek ile sinemaya bakışını konuştuk. Belgeselden gelen bir filmografiniz var. Hatta belgesele canlandırmalar kattınız, kur-

OCAK-ŞUBAT 2014


OCAK-ŞUBAT 2014

MÜHENDİSLİK OKUDU, yÖNETMEN OLDU  Tolga Örnek, 25 Ağustos 1972 yılında doğdu. Robert Koleji'nden sonra eğitimine İstanbul  Teknik  Üniversitesi  Metalurji  ve Malzeme Mühendisliği'ne devam etti. Amerika'da University of Florida'da malzeme bilimi üzerine yüksek lisans yaptı. Ardından American University Sinema Bölümü'nde yüksek  lisans  yaptı  ve  sonra  yönetmenliğe adım attı. Şimdiye kadar belgesel dalında filmler yapmış olan yönetmen, bir dönem Gelibolu adlı belgeseliyle gündemde yer aldı. Tolga Örnek, Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Özden Örnek'in oğludur.  çek  kişiliğini  de  iyi  biliyorum.  Komik,  zeki, kendisiyle  dalga  geçebilen,  esprili,  eğlenceli yönünü de biliyorum.  Bu rolün altından rahatlıkla kalkacağını düşündüm.  Çekilmesi zor bir film geçmişimiz de var. Çok keyifliydi onunla çalışmak, iş gibi gelmedi ikimize de.  Zaten film keyifli bir filme benziyor, dramatik sahneler de var ama genel anlamda pozitif bir film çekmişsiniz… Sizin hayatınızdan kesitler var mı? Evet var ama bir yandan da duyduklarım, gördüklerim, arkadaşlarımın bana anlattıkları var. Belli bir yaşa gelince arkadaşların evleniyor, muhabbet oradan dönmeye başlıyor. Benim eşimde üç sene evvel hamile kaldığında Kaybedenler’e denk gelmişti, biz de öyle bir sürece girdik. Çok duygusal ve komik şeyler oluyor, yolda öğ-

Filmografisi Atatürk (1998) Kuruluştan Kurtuluşa Fenerbahçe (1999) Topkapı Sarayı (1999) Tanrıların Tahtı Nemrut Dağı (2000) Çeliğin Kalbi Ereğli (2001) Hititler (2003) Gelibolu (2005) Devrim Arabaları (2008) Kaybedenler Kulübü (2011) Labirent (2011) Senin Hikayen (2013)

reniyorlar ya bunu. Erkek açısından bocalama daha fazla oluyor. Çocukla anne arasında daha olağanüstü organik bir bağ olduğu için… Konuşurken, gözlemlerken kimse böyle bir film yapmadı ülkemizde dedim. Evlilik sonrası çocuk hikayesi, şehirli çift, çocuk kararı almadaki zorluk, anne baba rolünü kabullenmedeki zorluk ve sonra anne baban gibi olmak aslında… Biz de yok, baskın bir babaanne karakterinin içinde olduğu, iki jenerasyonu paralel örtüştürdüğün bir hikaye. Hem duygusal hem mizahi tarafı olan bir hikaye yoktu. Bir ailenin bir dönemine odaklanmış bir öykü.  Filmde babaanne karakteri çok iyi kurulmuş. Biraz ondan da bahsedebilir misiniz? Filmin duygusal yanını anne itiyor. Filmdeki her şey aslında annenin bir isteğine de do-

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

macada karar kıldınız. Daha farklı bir çizgiye gideceğinizi düşünürken bu filmi çektiniz? Bu bana her filmimde soruluyor. yönetmen dediğin her tarzda film çekebilir, çekmeli. Bu bilinçli de yaptığım bir şey değil sadece çekmek istediğim hikaye, konu oluyorsa onun tarzına bakmadan, her filmin gerektirdiği tarzı filmde keşfetmeyi seviyorum, o zaman tecrübem de artıyor. yönetmenlik yelpazen genişliyor.  Oysa genelde bir tarz belirlemeye çalışıyor yönetmenler. Minimal çeken öyle devam ediyor; popüler çeken de popüler işlerle devam ediyor. Aslında ben bundan önce çektiğim filmleri de çok popüler olacağını düşünerek çekmiştim. Devrim Arabaları’nın mesela popüler bir film olacağını düşünmüştüm. Labirent’in de öyle. Çok büyük gişe beklentim olmasa da kendini kurtaracak, bir sonraki filmimi kolaylıkla çekmemi sağlayacaklarını düşünmüştüm. Ben gişe hedefleyerek, tersten başa dönerek de film çekmedim.  Filmleriniz gişe beklentisini ya da sizin beklentinizi karşılamadığı zaman neler düşünüyorsunuz? Üzülüyorum tabii, herkes üzülür. Bu işte aslında yaptığınız iş sizin kalıcı sermayeniz oluyor. Tecrübe, dostluklar, hatalar, edindiğin teknik… Sermayen bu oluyor aslında. Bardağı boş değil de dolu görmeye çalışıyorum. Çünkü filmi batmamış, zarar etmemiş yönetmen dünya tarihinde yok. Demoralize oluyorsun, üzülüyorsun ama  bunu  küsecek  noktaya  vardırtmamaya çalışıyorum. Devrim Arabaları olmasa Kaybedenler’i çekemezdim,  o olmasa da Labirent’i… Senin Hikayen filminde Timuçin Esen’i de farklı bir rolde izliyoruz. Şaşırtıcı aslında bizim için. Daha bohem ve sert rollerde izledik… Onu nasıl ikna ettiniz? Evet daha sert ve ağır dramlarda oynuyor, ama ben onu ikna etmedim. Senaryoyu verdim çok beğendi oynamak istiyorum dedi. Tabii biz Timuçin’le yakın arkadaş olduğumuz ve tanışıklığımız üniversite çağlarına dayandığı için ger-

İSMMMO YAŞAM l 31


YAŞAM’IN PORTRESİ

kunuyor. O yüzden öyle hissediyorsunuz. Ama ben Esra karakterinin de çok boyutlu olduğunu düşünüyorum. Ben uzun zamandır Selma’nın (Ergeç) oynadığı karakter kadar yelpazesi geniş karakter açıkçası görmedim. Filmim olduğu için söylemiyorum, daha çok Selma’nın başarısı. Karakterin boyutu bence çok fazla.  Seksi,  bağımsız,  tuttuğunu  koparan,  anında duygusallaşan, kocasından destek gören, bir anda çıldıran, komik olan, kocası düştüğünde tutan, hayatıyla ilgili kararlar almaya çalışan vs… Cesur, kendisiyle dalga geçen bir karakter, her oyuncu cesaret edemez.  Sinemanın şehre, şehirli insana yönelmesine ne diyorsunuz? Evet şehir hikayesi çok yapılan bir şey değildi. Şehirde yaşadığım ve bu karakterler tarz olarak bana  yakın  olduğu  için  anlatabileceğimi  düşündüm. Aslında Kaybedenler Kulübü de bir şehir hikayesi. Bir de ‘Senin Hikayen’den yola çıkarsak herkesin yaşantısında,  ailesinde  gülümsemeyle  hüzün  aynı anda olabiliyor. Bir şekilde hayat devam ediyor ve o çark dönüyor. O yüzden filmin duygusal taraflarını dengede tutmaya çalıştık. Annesi hasta olan birisi annesini ziyaret gidiyor ve akşam arkadaşlarıyla dışarıya çıkabiliyor. Hayatı devam ettiği için. Dengelemeye çalışıyor insan hayatını, bizim filmde de onu vermeye çalıştık. Babaanneyle dedenin hayatı iyi giderken ötekilerde ufak bir kriz oluyor ya da tam tersi. Herkes kendinden bir şey bulabilir, herkesin hi-

32 l İSMMMO YAŞAM

kayesi çünkü.  Evet şehirli film olayını şu yüzden sordum. Şehirde yaşıyoruz ama kasabalara gidip film çekiliyor ve bu bana biraz sakil geliyor! Benim bildiğim dünya bu. Sırf kasaba değil uzayla ilgili bir film yapsan da araştırma yapman lazım. Evet ben size katılıyorum öyle bir trend oluyor. Her şeyin başında bir çatışma var ya… Bu filmi yaparken çatışmaların yapay değil de gerçekçi olmasına çalıştık. Bazen çocuk kararı o çiftin hayatında alabileceği en zor ama en güzel karar olabilir. O ufak çatışmaların göreceliliği üstüne gitmek istedik filmde.  Her yıl ya da iki yılda bir film çekmeliyim diye bir düşünceniz var mı? Varsa ülkemizdeki izleme potansiyelinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Ben ortalama iki yılda bir film çıkarabiliyorum, o aradaki süreçte de düşünmem 15 ya da 18 aya indirmem lazım.  Bence potansiyel artıyor çünkü salonlar artıyor. Seyirci sayısı da artıyor; tabii Avrupa’ya baktığımızda inanılmaz düşük. Ama artarak gidiyor en azından. Seyirci potansiyeli olduğuna inanıyorum.  Kaybedenler Kulübü’yle ilgili konuşamamıştık, aslında o filmle ilgili duygunuzu da merak ediyorum… Bana göre karakterler ve konu çok ilgi çekiciydi, o yüzden heyecanlandım. Programı bilmiyor-

TARZıNı  DÜŞÜNEREK FİLM ÇEKMEM yönetmen  Tolga  Örnek’e “Bağımsız, minimal, festival filmi artık ne derseniz var mı öyle bir film çekme  fikriniz?”  diye  soruyoruz. Her tarzda çektiği filmlerinin arasına belki minimal ve sanatsal dokularda bir film de koyar diye düşünüyoruz ama aldığımız cevap ilginç oluyor: “Bu kararları çok bilinçli alabilen birisi olmadığım için popüler çektiğim film festival filmi haline de gelebilir. Bir beklentiyle film yapmıyorum yapmak da istemiyorum. Ben bir yılımı harcamayı göze alabileceğim filmler çekmek istiyorum. Bu festivalde olabilir, epik, ticari bir film de olabilir, aklımda bir film var ve onu çekersem sizler yine tarzınız değişmiş diyebilirsiniz…” 

OCAK-ŞUBAT 2014


OCAK-ŞUBAT 2014

laylaştı. Herkes film çekiyor ama ya post prodüksiyonda zorlanıyorlar ya da filmlerini vizyona sokamıyorlar. Size şanslı diyebilir miyiz o anlamda? Bence birçok kişi film çekmenin zor olduğunu bilmeden bu işe giriyor. Çok zor çünkü maliyetli bir iş. Ne kadar kısmaya çalışsanız da bir ekiple çalışıyorsunuz. Görsel ve işitsel bir dünya oluşturuyorsunuz. Biz de ilginç bir şey var, her hikayesi olan film çekmek istiyor. Herkes film çeksin tabii ama ekibini mağdur etmeden çeksin. Tamamlanamayan işlerde o kadar fazla mağdur olan insan var ki. Başka işleri de kaçırmış oluyorlar.  Kafanızda tarihi bir karakteri filme çekme fikri, isteği var mı? Bir karakter var, çok ünlü tarihi bir karakter  değil  ama  Cumhuriyet  döneminden bir cezaevi müdürünün hikayesi var, onu çok çekmek isterim. Paris’e gidip hukuk ve kriminoloji okuyup sonra  cezaevlerine  genel  müdür  yardımcısı olup ıslah ediyor cezaevlerini,  inanılmaz  reformlar yapıyor.  Fransa’da  iki  ay hapishanede  yatıyor,  gelince de Türkiye’de hapishanede kalıyor, mahkum şartlarını görmek için. Bir hapishane denemesi var adalardan birine hiç gardiyan yok. Mahkumlar kendi başlarına üretip, yaşayıp süresi gelen tahliye oluyor. Çok enteresan; büyük, ünlü tarih karakterleriyle ilgili değil ama onların izdüşümü olan karakterlerle ilgili film yapmak istiyorum. Onlarda biraz daha özgür olabiliyorsun. Bu aralar dönem filmi  yapasım çok  yok  ama bakacağım…

‘ŞİMDİ GEZİ FİLMİ ÇEKTİRMEZLER’ Politik, sosyal ya da kişisel bir olayın yönetmende yarattığı etkiyi merak ederim. En son Gezi Direnişi oldu. Bu anlamda kafanızda bir şeyler oluştu mu? Oluşturmaması imkansız zaten. Ama hemen de çekebilmen mümkün değil. Gezi olaylarını gördüğüm zaman hemen aklıma Costa Gavras filmleri geliyor. Çok büyük bir olaydı. Şu anda çektirmezler o filmi diye düşünüyorum. Çok düşündüm ama bazı şeyleri anında değil de bazı zaman geçişlerinden sonra soğukkanlılıkla bakıp çekmek daha iyi. Mesela Oliver Stone 11 Eylül’le ilgili bir film çekti, o kadar tazeydi ki, insanlar onu görmek istemediler. Thatcher filmi de öyledir, kadın hayattaydı ve hala çok baskındı. Film çok kötüydü, o yüzden etkisi de az oldu. 80’ler için fazla geç kalındı ama… 

YAŞAM’IN PORTRESİ

dum o dönem Amerika’da okuyordum. Sonradan  tanıştım.  Programın  eski  kayıtlarını dinleyince, Kaan ve Mete ile tanışınca, onların dünyalarına girince… Benim  çok  yabancı  olduğum  bir  dünya. Bana çok ilginç geldi. O dünyayı bilmememden  kaynaklanan  şaşkınlığı  ben  o dünyayı bilmeyen seyirciyle paylaştım belki. Eğlenerek yaptığımız, beklenti koymadığımız, önyargısı olmayan bir film. Bu da öyleydi, bunu da çok eğlenerek çektik.  Nevra Serezli’yi çok beğendim ben, hem rolünü hem de oynama biçimini. Onu nasıl empoze ettiniz filme? Bir tek o vardı kafamda, oynamasa çekmeyecektim.  Nevra  hanıma  senaryoyu gönderdim, bir gün sonra beni aradı. Sanki benim oğullarım bunu bana çaktırmadan hazırlamışlar, onlar yazmışlar gibi dedi. Benden başkasını oynatamazsın bu filmde dedi… Benim de niyetim oydu zaten. Nevra hanımı sahnede de izlediğim için yelpazesi geniş bir oyuncu olduğunu biliyorum.  Peki bundan sonra çekeceğiniz filmi, bu filmin aldığı etki tepki belirler mi? Yapımcı bulmakta zorlanıyor musunuz? Bir sonraki filmimi başarı ya da başarısızlıkla belirlemiyorum. Kafamda birçok şey var bir sonraki film olarak. yapımcısı olmadığım ilk filmim bu benim. İlk defa bu kadar rahat ve kollanarak film çektim. Hem Fono Film hem de Taff yapımcı oldular. Çok önümü açtılar, rahat bıraktılar. Filmin içeriğine karışmak elbette hakları ama destekleyici oldular daha çok. yapımcıyla yaptığınız anlaşmada bir evlilik  sonuçta.  Anlaşamazsanız  biter. Onlar isterlerse ben tekrar çalışmaya hazırım.  Film çekmek bir anlamda ko-

İSMMMO YAŞAM l 33


KARİYER

Hobini söyle işe alın!

İş hayatında hobiler sanıldığından fazla etkiye sahip. Kişiyle ilgili pek çok şeyin göstergesi olarak görülüyorlar. Kariyere katkıları da büyük. Bu nedenle siz siz olun ‘hobiniz nedir’ sorusuna sizi gerçekten anlatan cevabı verin…

34 l İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Kitap okumak, satranç oynamak, gitar çalmak, resim yapmak…. İnsanların bunlar gibi ilgilendiği onlarca alan ve hobi var… Hobiler ve ilgi alanları kişinin becerisi ve karakterini de göstermesi açısından önemli. Kişiyle ilgili pek çok şeyin göstergesi olan hobiler iş hayatında da dikkate alınıyor. İşe alımlarda ya da yükselme durumlarında hobilere de artık bakılıyor. Bu nedenle hobilerin kariyere katkısı da büyük... Uzmanlar, adayların iş görüşmelerinde hobileri konusunda da gerçekçi olmalarını öneriyor. Hobiler sorulduğunda birçok aday düşünmeden kitap okumak, balık tutmak, seyahat etmek gibi cevaplar veriyor. Oysa hobiler kişilik hakkında önemli ipuçları veren uğraşılar. Bu nedenle hobiler konusunda gerçekçi olunması tavsiye ediliyor. Örneğin, takım sporlarıyla uğraşanların iyi bir

takım oyuncusu olacakları, daha bireysel sporlarla ilgilenenlerin masa başı işlerde daha başarılı olabilecekleri düşünülüyor. Bu nedenle adayların hobilerle ilgili sorulan soruları kendilerini anlatacak uğraşılarla cevap vermeleri onlar açısından daha iyi sonuçlar doğuruyor.

KİŞİLİK GÖSTERGESİ Hobi sahibi olmak, çalışanların iş hayatları dışında farklı alanlarda kendilerini geliştirme isteklerinin ve iletişim becerilerinin göstergesi. Hobiler kişilikle ilgili ipucu vermesinin yanı sıra kişinin hayata ve olaylara bakış becerisini ifade ediyor. Uzun süreli uğraşılara, hobilere sahip olan kişilerin zamanla daha araştırmacı olduğu, eğlenerek çalışma alışkanlığı kazandığı, etkili ve hızlı karar alma yeteneklerinin geliştiği gözleniyor. Kendinigeliştir.com sitesinin kurucusu Özgür Şahin, “Eğer yapmaktan hoşlandığınız şey işinizse

OCAK-ŞUBAT 2014


şanslısınız. Bir de bunun için size para ödeniyor. Birçok kişi yaptığı işten memnun değil. Hobileriyle kendilerini mutlu etmeye çalışıyorlar. İş gö-

rüşmelerinde de bu hobiler sık sık soruluyor. Düşünmeden, rastgele, sadece cevap vermiş olmak için bahsettiğiniz bu hobilerin insan kaynakları uzmanları ve patronlar için bir anlamı var. Her hobi, kişiliğiniz hakkında bilgi veriyor. Size hobiniz sorulduğunda cevap vermeden önce iyi düşünün” diyor.

HOBİLERİNİZLE DİNLENİN

OCAK-ŞUBAT 2014

Kendinigeliştir.com sitesinin kurucusu Özgür Şahin’e göre iş görüşmesinde hobiniz sorulduğunda iyi düşünmeniz gerekiyor. Hobiler ve bu hobilerin işverene anlamları ise şöyle: l Yemek yapmaktan hoşlanıyorsanız, yaratıcı bir yanınız var demektir ve bütün malzemeler elinizin altında olduğunda bu malzemelerden doğaçlama bir şeyler çıkarmanız beklenir. l Balık tutmayı seviyorsanız çok sabırlı ve odaklanabilen birisiniz demektir. Çocuklarla veya yaşlılarla anlaşabildiğiniz çalışabileceğiniz anlamı çıkabilir. l Hobileriniz arasında satranç varsa iş stratejilerini geliştirme konusunda yetenekli olduğunuz düşünülebilir. l Atletseniz satış hedeflerine veya yıllık satışlara ulaşma konusunda agresif bir tavır sergileyeceğiniz anlamına gelebilir. l Topluluklara üyeyseniz, böyle gruplarla zaman geçirmekten hoşlanıyorsanız yönetsel anlamda yetenekleriniz olduğu sonucuna varılabilir. l Bulmaca çözmekten, kelime oyunları oynamaktan hoşlanıyorsanız kelime dağarcığınızın

güçlü olduğunu ve yazma konusunda beceriniz olduğunu düşünebilirler. l Okuma konusunda azimliyseniz bilgiye aç biri olarak algılanabilir ve iyi bir araştırmacı olduğunuzu düşünülebilir. l El işi yapıyor ve satıyorsanız ürün satma konusunda kafanızın iyi çalıştığı sonucunu çıkarabilirler. l Birden çok hayvana bakıyorsanız, hayvan aşkınızı kullanabileceğiniz veteriner asistanı gibi bir işe başvurabilirsiniz. l Yaz kamplarında liderlik yapmışsanız yöneticilik vasıflarınız olduğu düşünülebilir. l Bilgisayarlarla uğraşmayı seviyorsanız, tamir etmekten, kurcalamaktan hoşlanıyorsanız, IT ekibi için uygun bir eleman olarak görülebilirsiniz. l Hedefleri vurmayı veya avlanmayı seviyorsanız polis akademisine giriş için önceliğiniz olabilir. l Karate veya judo gibi hobileriniz varsa güvenlik elemanı olarak başvurduğunuz işlerde avantajlı olabilirsiniz.

KARİYER

Hobiler kişiliğin aynası olması yanında iş yoğunluğu ve yorgunluğundan sıyrılmanın da yolları olarak görülüyor. Ruhu ve bedeni dinlendirmek için hobi edinilmesi öneriliyor. Hobi sahibi olmak aynı zamanda iş yaşantısında baskı ve stresle başa çıkabilmeyi, çözüm üretebilmeyi ve yaratıcı olabilmeyi de beraberinde getiriyor. Bir hobiyle uğraşmak, insanın hayatında sürekli karşısına çıkan sorunlarla baş etmesini de kolaylaştırıyor. Sabretmeyi, ilgi duyduğu bir işle oyalanmayı seven, işinde de bu duygularla baş etmeyi öğreniyor. Belirli hobiler, kişilerin belirli özelliklerini de ön plana çıkarabiliyor.İş yoğunluğu da temel stres kaynağı. Stresini atmak isteyenler de hobilere yöneliyor. Pek çok hobi kişinin stres atarak rahatlamasında da önemli fayda sağlıyor.

HANGİ HOBİ NE ANLAMA GELİYOR?

İSMMMO YAŞAM l 35


EĞİTİM

Küçük bedenler için büyük risk Uzmanlara göre, çocuk ve ergenlerde madde kullanımı, suç işleme ve şiddet eğilimi giderek artıyor. Velilerin rehber öğretmenlerle iletişimini koparmaması önem taşıyor.

36 l İSMMMO YAŞAM

Çocuk ve gençlerde madde kullanımı ve suç işleme eğilimi artıyor. Buna bağlı olarak okullarda şiddet olaylarına ilişkin haberler sık sık gündeme geliyor. Uzmanlara göre, tüm çocukların potansiyel olarak risk taşıdığı okullarda bu durum rehber öğretmenlerin önemini daha da arttırıyor. YÖRET (Yüksek Öğrenimde Rehberliği Tanıtma ve Rehber Yetiştirme Vakfı) Vakfı Başkanı Nüket Atalay, risk altındaki çocukların belirlenmesinde rehber öğretmenlerin önem taşıdığını vurguluyor. Rehber öğretmenlerin kalitesinin arttırılması için çaba harcayan YÖRET Vakfı’nın eğitim ekibinden

OCAK-ŞUBAT 2014


psikolojik danışman Süheyla Özgirgin de “Hangi nedenle olursa olsun okul dışına itilen her çocuk risk altındadır ve konu, hızlı nüfus artışı ve ekonomik nedenlerin ötesinde öncelikle bir eğitim sorunudur” diyor. Özgirgin, risk altındaki çocuklar konusunda rehberlik çalışmalarının önemini ise şöyle anlatıyor: “Rehberlik servisi, çocuk-aile ve eğitim kurumunun tüm çalışanları ile çocuğun içinde bulunduğu bütün çevrelerle ilgili ve ilişkilidir; çocukla ilgili ve ilişkili her durumun, çocuğun yararına olabilmesi için çaba harcamak durumundadır. Ortak tutum ve yaklaşımların sağlanabilmesi, çocuğun yararına ortamların oluşabilmesi ve sorunların önlenmesi ancak böyle mümkündür. Bu açıdan rehberlik servisi, çocuk-aile-rehberlik kurumu arasında çocuğun yararına işbirliğinin sağlanması, çocuğun ifade ve sorun çözme becerilerinin geliştirilmesi için gerekli ortam-tutum ve yaklaşımların yaratılmasında öncü olmak durumundadır.”

BU TİP DAVRANIŞLARA DİKKAT!

OCAK-ŞUBAT 2014

RİSK ALTINDAKİ ÇOCUK KİMDİR? Belirtiler: l Okuldan kaçan l Alkol, madde kullanan l Suç işleyen ya da işleme eğilimi olan l Şiddet eğilimi gösteren l Sokakta çalışan l Evden kaçan l Kendine zarar veren l Erken cinsel ilişkide bulunan Ruhsal Bozukluklar: l Davranış bozukluğu olan l Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu olan l Karşı olma-karşıt gelme bozukluğu olan Yol açan etkenler neler: l Genetik l Ailesel l Göç l Psikolojik (Dürtü kontrol eksikliği, engellenme eşiğinin düşük olması, sosyal beceri düşüklüğü, huzursuzluk) l Çevresel (Yoksulluk, ekonomik geleceğin zayıf olması, riskli davranışların o çevre içinde yaygın olması, kabul görme, yüksek riskli arkadaşların varlığı)

EĞİTİM

YÖRET Vakfı Başkanı Nüket Atalay, risk altındaki çocukların davranışlarındaki değişikliklerin en önemli ipucu olduğunu belirtiyor. Ailelerin çocukları dikkatle takip etmeleri gerekiyor. Ailelerin çocuklarında bağırma, evden kaçma, şiddet gösterme, bıçak taşıma, söyleneni yapmama, isteği olmayınca öfke krizi yaşama, kendini kesme, hırsızlık, uyuşturucu kullanma, sosyal hayata katılmama, kendini izole etme gibi davranış biçimlerini gördükleri takdirde bir uzmandan yardım almaları şart. Risk altındaki çocuklar genellikle korku, değersizlik, endişe gibi duyguların yanında, kendine aşırı güven, aldırmazlık, öfke, suçluluk, kendinin sevilmediği hissi yaşıyor. Bu tür çocukların eğitim sistemi içinde ve aile tarafından dışlanmaması, onlara yakınlık gösterilmesi önemli. Gerekirse hem eğitim verilip hem de psikolojik destek de alınmalı.

İSMMMO YAŞAM l 37


Kiminin fazla kilolarla kiminin az kilolarla başı dertte. Sağlık problemi olmadığı halde kilo alamayanların imdadına özel diyet programları yetişiyor. İşte kilo alabilmenin ipuçları…

Ah bir kilo alabiyseydim! SAĞLIK

GÜLŞEN KANDEMİR Çağımız insanının en büyük derdi, fazla kiloları… Bütün diyet programları insanları ‘zayıflatmak’ için hazırlanmış görünüyor. Oysa bir kesim var ki, onlar da kilo almak için uğraşıyorlar. Bu nedenle diyetisyenlerin görev alanına zayıflık tedavisi de giriyor. Ancak şunu belirtmemiz gerekir ki, zayıflıktan kurtulmak isteyen bir kişi önce bir dahiliye uzmanına gitmeli… Yapılan tetkik ve testlerle öncelikle zayıflığın nedeni bulunmalı. Bu neden ortadan kaldırılmadan kilo almak ve sağlıklı bir diyet programı uygulamak

38 l İSMMMO YAŞAM

mümkün değil.  Çok önemli sağlık problemlerine bağlı değilse, kilo alamamanın genelde iki nedeni olabiliyor. Zehirli guatr gibi hormonal ya da parazit, kurt gibi asalaklar nedeniyle kilo kaybı yaşanabiliyor. Asalaklardan el ve taharet temizliğine dikkat etmenin yanı sıra ilaç tedavisiyle rahatlıkla kurtulmak mümkün.  Kilolar ile tiroid hormonları arasında yakın bir ilgi var. Tiroid bezi vücut metabolizmasını düzenleyen hormonları üretiyor. Özellikle tiroid  hormonunun  fazla  salgılanması  olan  hipertiroidi yani zehirli guatrı olan birçok hasta kilo

kaybediyor.  Bu  hormonal  rahatsızlık  tedavi edildikten sonra kilo alımı kendiliğinden başlayabiliyor.

EKSTRA 1000 KALORİ GEREK Hastalığa bağlı nedenleri ortadan kaldırdıktan sonra sıra beslenme alışkanlıklarına geliyor. Eğer zayıflık beslenme düzensizliğinden kaynaklanıyorsa önce doğru ve dengeli beslenmeyi öğrenmek gerekiyor. Diyetisyenler işe kişinin günlük enerji ihtiyacını hesaplayarak başlıyor. Kilo almak  için  kişinin  günlük  enerji  ihtiyacına, 1000 kalorilik ekstra bir program eklenerek te-

OCAK-ŞUBAT 2014


davi uygulanıyor.  Kilo almak için öncelikle yeme programına ara öğünleri eklemek gerekiyor. Uzmanlara göre üç ana, üç ara öğün ideal olanı… Bu noktada ara öğünlerde neler yeneceği de önemli. Ara öğünlerin enerjisi yüksek gıdalardan oluşması gerekiyor. Diğer bir ifadeyle, karbonhidratlı gıdaların alımı artırılmalı. Ara öğünlerde kek, meyve suyu, kuru yemiş ve sütlü tatlılar tercih edilebilir. Tatlınıza ekleyeceğiniz kuruyemişlerle kaloriyi yükseltebilirsiniz.

PROTEİN KARARINDA OLMALI Kilo alma çabası olanların beslenmesinde protein alım miktarı da önemli. Uzmanlar proteinlerin dengeli alınmasının önemli olduğunu söylüyor. Diyet programları protein 1.5 gr/kg şeklinde düzenlenmeli… Protein almak için et, balık, tavuk, kuru baklagiller ve fındık yenilmeli… Proteinlerin temel taşı olan serotonin gibi bazı aminoasitler iştahsızlığa yol açabilir. Bu nedenle kilo alımında fazla protein almak faydalı bulunmuyor. Abur cubur olarak tabir edilen sağlıksız trans yağlar ve doymamış yağlar içeren yiyecekleri yemek kilo almak için iyi bir yol değil. Kilo almak için uygulanacak programlarda yağ grubundan Omega 3 içeren balıklara (hamsi, somon, uskumru, ton balığı), keten tohumuna ve cevize daha çok yer veriliyor. Diyet, vitamin ve mineral yönünden de zengin olmalı… Uzmanlar özellikle B grubu vitaminlerin iştah artışı sağladığına dikkat çekiyor. Ekmek, pirinç, et, süt, yumurta, yeşil yapraklı sebze, kuru bakliyatlar B vitamini açısından zengin…  Zayıf kimseler öğün aralarında yağ, şeker ve undan yapılan tatlılardan da yiyebilir. Arzu edilirse süt miktarı artırılır. Şekerli limonata ve konsantre meyve suları da istekli olanların kalori sağlamalarına yardımcı olur.

SOĞUK SU İÇİN

OCAK-ŞUBAT 2014

• Kahvaltı yapmadan güne başlamayın. Kahvaltı yapmayıp, öğün atlayarak vücudunuzu açlığa alıştırmayın. • Açlık vücutta stres yaratır. Bu nedenle stresi hayatınızdan çıkarırsanız rahat kilo alırsınız. • Ana öğünlerinizde (sabah, öğle ve akşam) süt grubu, et grubu, tahıl grubu ve sebze ve meyve grubundan en az bir besin olmasına özen gösterin. • Öğün sayısını artırın. Günde 3 büyük öğün yapmaktansa, 5-6 küçük dengeli öğünler yapmanız daha faydalı.  • Yağda kızartmalar ve çok yağlı besinler yemeyin. Yağlar midede uzun süre kaldığı için tokluk sağlar. • Alabileceğiniz en iyi basit karbonhidratlı besinler; bal ve pekmezdir. • Kuru yemişler ( ceviz, fındık, badem) ve kuru meyveler ( kayısı, incir vb) diyetinizin hem enerjisini, hem de vitamin ve mineral içeriğini arttırır. Diyetinize keten tohumu eklemek hem omega-3 içeriğini, hem posa hem de enerji içeriğini arttırır. • Kilo alımında B vitamini önemlidir. Ekmek, pirinç, et, süt, yumurta, yeşil yapraklı sebze, kuru bakliyatlar B vitamini açısından zengin… • Yemek öncesinde ve yemek sırasında fazla su tüketmeyin. Sıvılar midenizi doldurarak yemenizi engeller. Su, çay, kahve ve soda kalori içermez. Besinsel değeri yüksek ve daha fazla enerji içeren süt, ayran veya meyve suyu gibi içecekleri tercih edin. • Tempolu yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi sporlar kilo kaybına neden olur. Ağırlık kaldırmak gibi kas kitlesini artıran egzersizler yapabilirsiniz. En uygun egzersiz için uzmanlara danışın.

SAĞLIK

Kilo almak isteyenlerin sıvı tüketimini de doğru zamanlarda yapmaları gerekiyor. Yemeklerden önce veya yemek sırasında su içmek mide kapasitenizi küçültür. Oysa mide kapasitenin kalorili yiyeceklere ayırabilmesi için su tüketimini yemeklerden sonra yapılmasında fayda var. Soğuk içmek de zayıflar açısından yararlı. Soğuk su mideyi daha kolay terk ettiği için tokluk hissi kısa sürüyor.  İştahsız kişiler miktarı az, enerji değeri yüksek yiyecekleri tercih etmeli. Mesela bir kase sütlü tatlının içine eklenecek 10 gram kadar dövülmüş ceviz veya fındık, 60 kalori daha fazla ilave katkı sağlar. Baklava, tahin helvası, cevizli kadayıf gibi tatlılar yoğun enerji kaynağıdır.  Ekmek yerine enerji değeri daha yüksek olan çörekler yenebilir. Özetle, kilo almak için günlük tüketilen kalori miktarını artırmak gerekir  fakat  yemeye  çalışmak,  yememekten  daha  zordur.  Mide kapasitesini artırmak ve iştah kazanmak bir anda mümkün değil. Bu yüzden kilo almanın sabır işi olduğunu unutmayın. 

KİLO ALMAK İÇİN  10 ALTIN KURAL

İSMMMO YAŞAM l 39


DOSTL ARIMIZ

Dostlarımızın diş ve diş eti problemlerine karşı hassas olmak gerekiyor. Zira sağlıksız dişler, onun genel sağlığını da bozabilir. Bu nedenle erken yaşlardan itibaren dostumuzu diş temizliğine alıştırmamız gerekiyor.

Sağlam diş, sağlam PET’te bulunur

40 l İSMMMO YAŞAM

ILGIN ŞENYÜZ Diş ve diş eti hastalıklarının yalnızca insanların sorunu olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsanız. Kedi ve köpek dostlarımız da bu dertlerden muzdarip… Yapılan araştırmalara göre köpeklerin yüzde 85’inin, kedilerin ise yüzde 50’sinin diş ve diş problemlerinin olduğu, profesyonel yardıma ihtiyaçlarının bulunduğu tespit edilmiş. Peki diş ve diş eti problemleri tedavi edilmezse  ne  olur?  En  sonda  söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Diş ve diş etiyle ilgili problemler  yalnızca  dişin  kaybına  yol açmaz; ağız ve ağız içi enfeksiyonlarının gelişmesine, ana organlarda hastalık gelişmesine ve dostumuzun hayat kalitesinin düşmesine de neden olabilir.  Birçok hastalıkta olduğu gibi dost-

larımızın diş hastalıklarının da elbette çaresi var ama önemli olan rahatsızlıklar olmadan  diş  sağlığını  koruyabilmek… Dostlarımızın dişlerini korumak da size düşüyor. Öncelikle petinizin dişlerini fırçalamaya erken yaşlarda başlamalısınız. Böylece hem diş ve diş etlerini korurken, diş taşı oluşumunu ve kötü ağız kokusunu önleyebilirsiniz. 

MACUNUN TADINA BAKABİLİR Dostunuzun dişini fırçalamak için öncelikle diş macunu ve diş fırçası gibi temel malzemelere ihtiyacınız var. Kedi ve köpekler için özel diş macunları bulunuyor. Bunların tadı köpeklerin seveceği aromalar barındırıyor. Köpeğinizin diş macununun tadına bakmasına izin vererek eğitime başlayabilirsiniz. İnsanlar için üretilen diş ma-

OCAK-ŞUBAT 2014


cunlarını kesinlikle kullanmayın; çünkü onun midesine zarar verebilirsiniz. Diş macununu koklayarak veya yalayarak tadına alıştıktan sonra sıra geliyor onu diş fırçası ile tanıştırmaya…  Ama ilk aşamada diş fırçasını kullanmaya hemen geçmeyin. Önce parmaklarınızla dostunuzun diş ve diş etlerine masaj yapın. Sakin bir ortamda yapacağınız bu masajdan sonra onu ödüllerin. Kimi zaman sözle yapacağınız övgüler, kimi zaman ‘top’ gibi sevdiği oyuncaklarla oynamaya izin vermeniz faydalı olabilir.  Bu işlemi birkaç kez tekrar ettikten sonra parmağınıza bir gazlı bez sararak masajı tekrar edin. Diş fırçasından önce özel süngerlerle diş temizliğini de yapabilirsiniz. Bu alışma döneminde çok faydalı olabilir. Ne zaman ki alıştığını hissederseniz; sıra diş fırçasına gelmiş demektir.

DİŞ FIRÇASI EĞİTİMİ Kedi ve köpekler için özel olarak üretilmiş yumuşak diş fırçalarını kullanabilirsiniz.  Nazikçe diş fırçasını arkaya ve öne doğru hareket ettirin. Dostumuz birkaç dişinin fırçalanmasını kabul ettikten sonra yavaşça fırçaladığınız diş sayısını artırabilirsiniz. Dişlerin iç kısmını fırçalamanız gerekmez. Dilin ağız içerisindeki hareketi, iç yüzeyin plak’tan korumasını sağlar. Köpeğinizi ödüllendirip, ona sevdiği bir oyuncağı vererek, güzel bir sözle fırçalamayı sonlandırın.  Ancak bazı dostlarımız diş fırçalarını kesinlikle kabul etmeyebilir. Bu durumda ise parmağa takılan diş fırçalarından yararlanabilirsiniz. Ayrıca mamalar, kemirme oyuncakları, ödül bisküvilerini  ve bazı bitkisel karışımları da onu diş fırçalamaya alıştırmak için kullanabilirsiniz. 

EĞLENİN, EĞLENDİRİN

DİŞ ETİ PROBLEMLERİ Diş temizliğine köpeğinizi alıştırsanız da bazen diş ve diş eti problemleriyle karşılaşabilirsiniz. Genel anesteziyle yani köpeğiniz uyutularak birçok cerrahi müdahale yapılabiliyor. Dental tartar temizliği, diş çekimi, restorasyonlar, endodontik, ortodontik, periodontal tedaviler, çene kırığı ve çene eklemi hastalıklarının operasyon ve tedavileri, ağız içi tümörlerin tedavileri bunların başında geliyor.

OCAK-ŞUBAT 2014

Kedilerde görülen diş hastalıklarının başında da FORL geliyor. Özellikle ev kedilerinin yüzde 75’inde görülen bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak hastalık dişlerdeki bazı hücrelerin dişlerden kalsiyumu uzaklaştırmasıyla ortaya çıkıyor. Bu durumda diş içeriden dışarıya doğru erimeye başlıyor. Ardından da ağrı başlıyor. Hastalığın erken dönemlerinde dişte küçük bir delik gibi görülebiliyor. Bazı hastalıklar da diş eti iltihabı ile beraber seyrediyor. Dişeti iltihabını kontrol altına almak FORL’un ilerlemesini de yavaşlatabiliyor. Ancak dişte ağrı başlaması durumunda uzmanlar uygulanabilecek tek tedavinin hastalıklı dişin çekilmesi olduğunda birleşiyorlar. FORL’ lu bazı kedilerde yeme esnasında gıcırtı sesi duyulabiliyor. Ancak hastalığın teşhisi röntgen incelemesi ve diş yüzeyinin bir prob aracılığıyla muayenesi ile mümkün.  Köpeklerde en çok diş taşı ve tartar oluşumu görülüyor. Ancak kuru mamayla beslenen köpeklerde genellikle diş taşı ve tartar oluşumu görülmez. Çünkü kuru mamalar diş fırçası görevi görüp, dişin etrafını temizliyor. Diş taşı ve tartar plaklarının içerisindeki küçük mağaracıklarda mikroorganizmalar üreyebiliyor. Bu durumda Pet’iniz mikrop yutarken genel sağlığı bozulabiliyor. Elbette dayanılmaz bir ağız kokusu da olabiliyor. Bu nedenle diş taşlarını temizletmek gerekiyor.  Köpeklerde periodontal hastalıklar da çokça görülüyor. Bu hastalıklar da diş üzerinde plak ve tartar oluşumuyla yakından ilgili… Dişler üzerinde şekillenen plaklar ve tartarlar bol miktarda bakteri oluşumuna neden oluyor. Bu bakteriler dişlerin kemik bağlantılarının kaybolmasına, diş eti ile dişler arasında bir boşluk oluşmasına neden oluyor. Boşluk oluşan bölgeye ‘periodontal paket’ deniyor. Bu bölgede çoğalan bakteriler  kötü ağız kokusuna sebep oluyor. Diş etlerinde kızarıklık, diş eti kanaması, dişler üzerinde kahverengi tartarların oluşması, diş etlerinin çekilmesi, dişlerin düşmesi, diş köklerinin ortaya çıkması periodontal hastalık belirtilerinin başında geliyor. Uzman bir hekim tarafından bunların da tedavi edilmesi gerekiyor. 

DOSTL ARIMIZ

Diş fırçalamak hem sizin hem dostunuz için eğlenceli olursa alışkanlık edinebilir. Öğrenme sürecinde aceleci davranmak yapılabilecek en önemli yanlışlardan biri… Acele etmemeye çalışırken de diş fırçalamak için onu çok fazla rehin almayın!  Peki ne kadar sıklıkla dostlarımızın dişlerini fırçalamalıyız? Bu soruya uzmanların yanıtı; en az haftada 1… Uzmanlar, günde bir kez fırçalamanın en ideali olduğunda da hemfikirler. Köpeklerin salyası insanlarınkinden farklı olarak plak oluşumunu engelleyecek PH ‘ya ve enzimlere sahip değil. O yüzdendir ki diş taşı oluşumu 3 yaş gibi çok erken bir dönemde başlayabiliyor. Bu nedenle erken yaşlarda diş temizliği eğitimine başlamak gerekiyor. 

KEDİLER DİŞLERİNİ  KAYBEDEBİLİR

İSMMMO YAŞAM l 41


LEZZET

Çek bir işkembe damardan.. Sakatat ürünlerinin en önemli yemeği, işkembe ve paça çorbası. Yeni neslin çok da bilmediği çorbanın müdavimleri her geçen gün artıyor. İçkinin üzerine iyi giden işkembe çorbasının sağlığa da yararları var.

42 l İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN Dana ve koyunun midesinin bir bölümünden yapılan limonlu ve sarımsaklı bir çorbadır, işkembe… Üzerinde dumanı, nefis kokusuyla günün her saatinde ağız sulandırmayı başarır. Son dönemde özellikle akşamcıların çorbası olarak öne çıkıyor. İçkinin üzerine mideyi bastırmak için tercih ediliyor. Soğuk günlerde ise şifa niyetine içiliyor. Yeni neslin çok bilmediği bir çorba olsa da her geçen gün mü-

davimleri artıyor. Sakatat ürünlerinin en önemli yemeği olan işkembe ve paça çorbası satan lokantalar kısa süre öncesine kadar salaş mekanlar olarak görülürdü. Günümüzde ise artık durum da değişti. İşkembe çorbasının geçmişi eskilere gidiyor. Türkiye’de yapılan işkembe çorbası, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Makedonya’da yapılanlara benziyor. Türkiye ve Balkanlar’daki komşuları birbirlerine çok benzeyen bir işkembe çorbası kültürüne sahip. Bu ül-

OCAK-ŞUBAT 2014


kelerin hepsinde işkembe çorbasına milli bir çorba gözüyle bakılıyor. Dünyanın birçok mutfağında da işkembe çorbası var. İçine konan malzemeler ülkelerine göre büyük farklılıklar gösteriyor. Meksika'da yapılan menude çorbasına soğan, kekik ve pul biber konuluyor. Hindistan'da yapılan çakna çorbası ise keçi işkembesinden yapılıyor. İşkembenin sağlığa yararları da var. Hazmı kolaydır, sindirim sistemini rahatlatan, çalıştıran özelliği, idrar söktürücü vasfıyla insan için şifalı bir besin olarak görülür… İşkembecilerde en çok damar çorbası tercih ediliyor. Kelle ve paça çorbaları da vazgeçilmezler arasında. İşkembenin kalitesi, hayvanın yaşına ve cinsine göre değişiyor.

EN ÜNLÜ İŞKEMBECİLER

OCAK-ŞUBAT 2014

linen işkembecilerinden. Beyoğlu’nda faaliyet gösteriyor. Geç saatlerde gece kulüplerden çıkanlar, sabahları ise çalışanlar ilgi gösteriyor. Bilinen, sevilen bir lezzet olarak her daim dolu ve hareketli. Aslına sadık kalınarak onarılmış 300 yıllık binasında hizmet veriyor. Lale’nin şefi Arif Sarı, işkembeden başka şeyler de yapıyor. Bunlar, tuzlama, kuzu paça, mercimek, kokoreç tandır kelle, yaprak ciğer, nohutlu işkembe… Tel: (0212) 252 69 69

TARİHİ HALİÇ İŞKEMBECİ-

Sİ: Haliç'teki Fener vapur iskelesinin karşısında, semtteki en eski mekanlarından biri olan 3 katlı, 3 ayrı bölüm ve muhteşem manzaralı bir terasta 1938’den beri hizmet veriyor. Dekorasyonu sizi tarihe götürüyor. Adeta müze gibi. Eski radyolar, geyik boynuzları, küpler, bakraçlar, irili ufaklı renkli kilimler, halılar gibi eski eşyalarla süslü. Çorbasında en ufak bir leke bile bulmak mümkün değil. Temizliğe son derece önem veriyor. Çorbalar müşterilerin beğenisine sunulmadan önce en az dört-beş elden geçirilerek temizleniyor ve sonra pişiriliyor. Damardan, tuzlama ve tandırda yapılan kelleyi mutlaka tatmanızı tavsiye ederiz. Ayrıca kokoreç, beyin salata, Arnavut ciğeri de diğer tadılması gereken lezzetleri. Tel: (0212) 534 94 14

PAÇACI MAHMUT USTA: Kel-

TARİHİ CUMHURİYET İŞKEMBECİSİ: Meşhur Cumhuriyet Meyhanesi’nin hemen yanında, balık pazarının girişinde. Meyhaneden çıkanlar için hazırladığı bol sarımsaklı işkembe çorbalarıyla meşhur. Ama günün her vaktinde envai lezzetteki çorbasını içmek mümkün. 110 yıllık geçmişi var. Cumhuriyet işkembesinin diğerlerinden farkı daha kesif ve terbiyesinin daha az olması. Merkezi yerde olması nedeniyle özellikle içkinin ardından çokça tercih edilen mekanların başında yer alıyor. Tel: (0212) 292 70 97

le paça denince ilk akla gelen mekanlardan. Yeri Fatih Kıztaşı’nda... Erzurumlu olan Mahmut Usta tarafından 1969 yılında açılmış. Şu anda Mahmut Usta’nın ününü oğlu devam ettiriyor. Kuzuyu, Balıkesir’den özel olarak getirtiyorlar. Çorbanın terbiyesi ise sırları. Terbiyesinde tereyağı, sarımsakla beraber manda yoğurdu kullanılıyor. 06.30’da çorbanın hazır olması için Eyüp Usta ve ekibi 04.00’te hazırlıklara başlıyor. Lokantada 2-3 saat içerisinde 20 çeşit yemek hazırlanmış oluyor. Ayak paçanın hazırlanması oldukça uzun, sekiz saat kadar sürüyor. O yüzden bir önceki akşamdan hazırlıklar başlıyor, sabah gelindiğinde terbiyesi yapılıp hazır hale getiriliyor. Tel: (0212) 635 46 08

APİK İŞKEMBE:

İstanbul’un en eskilerinden. Pek çok işkembe ustası burada yetişti. Dolapdere’de hizmet veriyor. Dıştan salaş görünse de içi çok temiz. Çok lezzetli olsa da fiyatları biraz pahalı. Sağlıklı, usulüne uygun pişirilmiş, kostiksiz işkembe yenilebilecek ender mekanlardan. Apik’in mönüsünde işkembe, damar tuzlama, şirden, paça çorbası, kelle tandır da bulunuyor. Sahibi Apik Hayrabetoğlu bu işin pirlerinden. Mutfak pırıl pırıl, tertemiz ve düzenli. Üstelik açık; çorba servisi göz önünde yapılıyor. Apik'in çorbaları bol taneli, kıvamlı, terbiyeli. Kocaman kaselerde servis edilen çorbalar kekik, kırmızı biberle süslenmiş şekilde normal porsiyon ve duble olarak servis ediliyor. Eğlenceden sonra güzel bir işkembe için mutlaka uğranması gereken mekanlardan. Tel: (0212) 235 71 23

LEZZET

İstanbul genelinde yirmiye yakın meşhur paçacı var. Bu mesleğin temelini İstanbul'da Rum ve Ermeniler atmış. Apik İşkembe Salonu, Ermeni bir aileye ait. Burada yetişen pek çok usta zamanla kendi dükkanlarını açmış. Tarihî Haliç İşkembecisi'nde çalışan Mahmut Taştan da Apik Usta’nın yanında yetişmiş. Kelle nasıl ütülenir, nasıl pişirilir, paça tüylerinden nasıl temizlenir gibi bilgilerin hepsini Apik İşkembecisi'nde öğrenmiş. Hiçbir işkembe ustası da sırrını kolay kolay vermiyor. İstanbul’da geçmişleri eskiye giden çok ünlü işkembe çorbası yapan mekanlar bulunuyor. Bu mekanları araştırdık.

LALE İŞKEMBECİSİ: Şehrin en bi-

İSMMMO YAŞAM l 43


MODA

Desenler etnik, paçalar bol 2014 ilkbahar-yaz trendleri her zevke uyan temaları barındırıyor. Etnik desenler, çizgiler, 3D süslemeler, çiçekler, bol paçalı pantolonlar... Tasarımcılar yeni sezonda değişik kültürlerin kendine özgü güzelliklerini ortaya koyuyorlar.

44 l İSMMMO YAŞAM

CAN KIZILDAĞ Havaların çok kasvetli olmadığı, yağmursuz-karsız, alışılmışın dışında bir kış mevsimini geride bıraktık. İlkbahar-yaz döneminde havalar nasıl olur bilemeyiz fakat bu sezon sokaklar alışılmışın dışında olacak. Bu sezon birbirinden farklı uçlarda trendler dikkat çekiyor. Yeniden yorumlanan bu trendlerden bazılarının birkaç sezondur yükselişine zaten tanık oluyoruz. Bu sezon feminenliğin vurgulandığı, baharın habercisi çiçeklerin podyum-

ları istila ettiği ve yine sokaklarda 90'ların rüzgarını estirecek modeller revaçta. 2014 ilkbahar-yaz sezonunun renk skalası oldukça geniş... Bu sezonun en öne çıkan renklerinden parlak orkide birçok giyim parçasında, makyajda ve aksesuarda yer alırken sıcak renklerde parlak kırmızı, fuşya, kanarya sarısı, kobalt mavi ve göz alıcı turuncular dikkat çekiyor. Nötr renklerde ise beyaz ve beyazın tonları, kum rengi ve özellikle pudra rengi öne çıkıyor. Peki ışıl ışıl parlamaya hazır mısınız? Me-

OCAK-ŞUBAT 2014


talik renkler, kıyafetten aksesuara her yerde karşımıza çıkıyor. Altın, gümüş, bronz renkli kumaşların, değişik formlarda kullanılan pul ve boncuk işlemelerin yer aldığı koleksiyonlar bu sezon gündüz de 'ışıl ışıl parlayın' mesajını veriyor.

GÖMLEK ELBİSELER 2014 ilkbahar-yaz trendleri her zevke uyan temaları barındırıyor. Baharın tazeliğini gardıroplarımıza taşıyan çiçek desenleri birkaç sezondur olduğu gibi yine revaçta. Bu sezon 3 boyutlu çiçeklerin kullanıldığı parçalar da karşımıza çıkıyor. Büyüklü küçüklü baskılar, işlemeler ve desenlerle sunulan çiçek desenlerini birçok tasarımcı 3D olarak da koleksiyonlarında kullandı. Ayrıca grafik desen kullanımında da artış var. Özellikle insan yüzleri, kadın suretleri kıyafetlerde bol bol yer alıyor. Sezonda kareli desenler de yer alıyor. Bu tarz desenler özellikle takım elbiselerde boy gösteriyor. Pek çok firmanın koleksiyonlarında yer alan gömlek elbiseler bu sezonun dikkat çeken trendlerinden. En çok beyaz renk gömlek elbiseler sokakta boy gösterecek görünüyor. Bu sezon dantel elbiseler de gözde. Dantel; elbise dışında pek çok detayda da yer alıyor. Bu sezon beyaz dantelin de ayrı bir yeri var...

ETNİK TEMALAR

OCAK-ŞUBAT 2014

MODA

Birbirinden değişik kültürlerin kendine özgü güzelliklerini ortaya çıkaran tasarımcılar, etnik ve kabile trendini her sezon biraz daha fazla koleksiyonlarında yer veriyorlar. Kış sezonunun yükselen trendlerinden 'etnik' temanın bu ilkbahar-yaz döneminde de etkisini göstereceğini söyleyebiliriz. Pek çok kişinin üzerinde otantik izler taşıyan giysiler göreceğiz. Feminen detayların popüler olduğu yaz sezonunda beline kemer takılmış elbiselerin şık oluşu dikkati çekiyor. 'Crop Top' üstler yani göbeği açık bluzlar revaçta. Transparan parçalar; elbise, gömlek ve eteklerde sık karşılaşacağımız bir trend... 2014 yazının gözde trendlerinden biri de bol paçalı pantolonlar... Geniş paçalı pantolonlar çoğunlukla yüksek belli modellerde kendine yer buluyor. Fırfır bu sezonun önemli trendlerinden. Fırfırın hemen her parçada kullanılacağını söylemek gerekiyor. Aynı şekilde, sadece kıyafetlerde değil birçok aksesuarda hatta takılarda da göreceğimiz detaylardan biri de püsküller... Yeni sezonda jean, yükselişine devam ediyor. Kot şort, kot ceket gibi her türlü parçanın öne çıktığı sezonda yırtık jean pantolonlarda sokaklarda bolca yer alacak görünüyor.

İSMMMO YAŞAM l 45


EVİM EVİM

Özel misafirlere şık sofralar Misafirlerinize şık ve unutulmayacak bir sofra sunmak istiyorsanız bazı noktalara dikkat etmelisiniz. Masa örtüsünün seçimi; tabak, çatal, kaşık ve bıçağın doğru yerleştirilmeleri ve uyum içinde olmaları özel davetinizi gerçekten "özel" kılacak.

46 l İSMMMO YAŞAM

CAN KIZILBAĞ Evimizde rutin şekilde misafir ağırlamak dışında kimi zaman "özel" denilebilecek davetler vermek durumunda da kalırız. Misafirler için hazırlayacağımız yemek kadar sofra düzeninin sağlanması da önemli. Hangi tip örtü seçilmeli, masa nasıl süslenmeli, oturma düzeni nasıl olmalı, çatalın kaşığın yeri neresi, önce hangi yemek servis edilmeli… Panik yapmaya ge-

rek yok… Çeşitli restorantlarda başgarsonluk yapmış olan Kamil Özcan, yemek sofrası hazırlarken dikkat edilmesi gereken püf noktaları İSMMMO Yaşam Dergisi için anlattı. Özcan sofra hazırlarken dikkat edilmesi gereken unsurlardan ilkinin masa örtüsü seçimi olduğunu belirtiyor. Masadaki uyumun masa örtüsü ile başladığını kaydeden Özcan, "Masa örtüsü ve peçeteler birbirine uyumlu olmalı, peçeteler özenle kat-

OCAK-ŞUBAT 2014


lanarak hazırlanmalı. Keten, işlemeli keten ya da dantelli örtüler sofranızı daha şık gösterecektir. Çok renkli alacalı örtü seçimleri ağır davetler için uygun değil. Masaya konan örtü 30 santimden fazla sarkmamalıdır. Masa örtüsünün boyutları masa ile orantılı olmalı, yani ne çok kısa ne de ayağa dolanacak kadar uzun olmalı" diyor. Sofrayı hazırlarken peçetelerin özenle katlanması ve yerleştirilmesi gerektiğini kaydeden Özcan, değişik şekillerde katlanan peçetelerin, isteğinize göre yine yemek takımlarınıza uygun halka biçimde bir peçetelik arasına konarak da sofralarda yerini alabileceğini belirtiyor. Özcan, peçetenin tabağın sol tarafına veya önüne gelecek şekilde yerleştirilebileceğini kaydediyor.

TABAKLAr İPUCU VErİr Özel bir davette sofradaki her şey uyumlu olmalı. Tabaklar, çatal-bıçak takımı bu uyumu sergilemeli… Kamil Özcan, uyum konusunda şu uyarıları yapıyor: "Tek tek tabak, bardak ya da çatal bıçak değil birbiriyle uyumlu takımlar tercih edilmeli. Taze çiçeklerden yapılmış bir arajman ya da farklı süslemeler kullanılacaksa masadaki armoninin bozulmamasına dikkat etmelisiniz. Masaya yerleştireceğiniz tabaklar davette servis edeceğiniz yemeklerin de ipuçlarını verir. Örneğin çorba ikram edilecekse mutlaka çorba kasesi, eğer menüde çorba yoksa masaya ordör tabağı konulmalı." Çatal-kaşık-bıçağın kullanış amaçlarına göre dıştan başlayıp içe doğru gelecek şekilde yerleştirildiğini kaydeden Özcan tabağın sağına kaşık ve bıçak, soluna ise çatal konulduğunu, bıçağın ağzının ise tabağa dönük olması gerektiğini belirtiyor.

OTUrMA DÜZENİ DE ÖNEMLİ

OCAK-ŞUBAT 2014

l Yemek çatalı tabağın soluna; l Yemek bıçağı tabağın sağına; l Yemek kaşığı tabağın sağına, bıçağın dışına; l Balık çatalı tabağın soluna, çatalın dışına; l Balık bıçağı tabağın sağına, yemek bıçağı dışına; l Meze çatalı tabağın soluna, diğer çatalların dışına; l Meze kaşığı tabağın ön kısmına; l Çerez ve pasta çatalı tabağın ön kısmına, sapı sola doğru; l Çerez ve pasta bıçağı tabağın ön kısmına, keskin tarafı tabağa, sapı sağa doğru, çatalın yanına; l Su bardağı tabağın sol ön kısmına; l Şarap bardağı su bardağının sağına; l rakı bardağı su bardağının yanına; l Tuzluk ve biberlik iki servis tabağı arasına; l Yağ ve sirke sofranın ortasına yakın; l Hardal ve diğer soslar yağ ile sirkeye yakın; l Yağ tabağı servis tabağının sol ilerisine; l Salata tabağı servis tabağının sol ilerisine; l Meyve tabağı ortaya; l Ekmek tabağı ortaya; l Çiçek arajmanları masanın ortasına; l Peçete servis tabağının soluna

EVİM EVİM

Davet öncesi ev sahibinin misafirlerinin masanın neresinde oturacağını belirlemesi de önemli. Birbirini tanıyan ya da birbirlerinin sohbetini sevecek insanları yan yana getirmekte yarar var. Davet sahibi servisleri yaparken ısrarcı olmamalı. Ancak; yemeğin niteliğine göre serviste 2. kez istenip istenmediği kişilere sorulabilir. Servis çatal ve kaşıklarının servis yapılacak yemeklerin tabaklarına konulduğunu belirten Özcan "Kişi rahat alabilmeli. Konukların önüne 3 adetten fazla çatal, kaşık ve bıçak koymamaya dikkat edilmeli. Gerekirse yemek esnasında bu servisler kaldırılır ve gerekli olanlar düzenlenir" diyor. Özcan tatlı servisinden önce masanın temizlenmesini de tavsiye ediyor.

MASAYA KONAN TAKIMLArIN YErLErİ

İSMMMO YAŞAM l 47


NEPAL

GEZİ-DÜNYA

l Başkenti: Katmandu l Nüfusu: 29 milyon l Yönetim: 2001’den beri Cumhuriyet l Dil: Nepalce l Din: Hinduizm, Budizm l Türkiye’den dört saate yakın ileride l Ülkede trafik soldan akıyor l Para birimi: Nepal Rupisi l Kuzeyinde serin yazlar ve sert kışlar, güneyinde ise subtropikal yazlar ve ılıman kışlar yaşanıyor.

Gizemli tapınaklar, fakir ama mutlu insanlar, peşinizi hiç bırakmayan bir koku ve dünyanın en yüksek tepeleri... Nepal’de çok farklı bir atmosfer sizi bekliyor. Başkent Katmandu tam bir tapınaklar şehri. Fakirliğe inat, gülen ve mutlu yüzler ise ülkeyi daha çok sevmenizi sağlayacak.

48 l İSMMMO YAŞAM

Fakir ama mutlu bir ülke! AYŞEGÜL EMİR Katmandu, Himalayalar, Everest, tapınaklar… Eskinin çiçek çocuklarının en önemli duraklarından biri orası... Gizemli ve bir o kadar da macera vaat eden bir ülke, Nepal... Ülkeyi görmek için sabırsızlanıyorum. Uçağın indiği havalimanı salaşlığı ve

döküntü haliyle ilk etapta ‘nereye geldim’ diye sorgulatacak türden. Katmandu’da, Tribhuvan Havalimanı’ndayız. Burası bir hayli köhne. Kapıda vizemizi almayı başarıp, zor bela havalimanından çıkıyoruz. Bizi bekleyen yerli rehberin eşliğinde daracık sokaklardan meraklı bakışların arasında otelimize doğru yöneliyoruz.

OCAK-ŞUBAT 2014


SADU’LAR TAM KARŞIMDA Nepal’in başkenti Katmandu, daracık sokakları, renkleri, çok farklı insanları, çarşıları ve değişik mimarisiyle hayranlık uyandırıcı. Her yerde fakirliğin izleri görülse de farklı bir kültür ve yokluğa karşın alabildiğine gülen yüzler... Eskimekten yıpranmaya doğru giden kıyafetleriyle dilenenlere, yalın ayak dolaşanlara bir süre bakakalıyorum. Bu insanlar başka… Bir an ‘rüyada mıyım’ diye düşünüyorum. Yıllardır televizyonlardan izlediğim Hint kültürü ve ‘sadu’lar işte tam karşımda. Ayaklarına kadar uzayan saçları, her yanlarından akan fakirlik ama gözlerinden belli olan bilgelik... Katmandu’da, Durbar Meydanı’ndayız nihayet. Tanrıların vadisi denilen kısımda ilginç mimarili binalar, tapınaklar ağzımızı açık bırakacak türden.

TAPINAKLAR ŞEHRİ

OCAK-ŞUBAT 2014

İKİ DİNLİ ŞEHİR Dünyanın her yerinden gelen ziyaretçilerle turist akınının arasında yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Katmandu yakınlarındaki Şiva merkezi de Paşupatinat geniş sur duvarıyla çevrili. Yerli rehberimizden, Durbar Meydanı’nın Unesco dünya mirası listesinde yer aldığını da öğreniyoruz. Ülkede Budizm ve Hinduizm inancı hakim. Katmandu Vadisi’nde bu iki inanca ait iki binden fazla büyük küçük tapınak var. Bazı tapı-

GEZİ-DÜNYA

Her tanrıya bir tapınak adanmış. En ilginçlerinden biri ise müzik tanrısının tapınağı. Rüzgarın rahatlatıcı esintisi eşliğinde tapınakta asılı zillerin ahenk içinde Himalayalara karşı çınlayışı, ‘İyi ki gelmişim’ dedirtiyor. Şehirdeki Durbar ve Patan meydanları yaşamın yoğun olduğu bölgeler. Dini yapılar öne çıkıyor. Maymunlar tapınağı olarak da bilinen Swayambhunath Tapınağı da bu bölgede önemli sayılıyor. Budistler kutsal sayılan bir tepede yer alan bu tapınakta Buda’nın nirvanaya ulaştığına inanıyor. Çevrede koşturan maymunlar arasında yokuşça bir tepeyi tıknefes çıkıyoruz. Kendinizi etraftaki maymunlardan da kollamanız gerekiyor. Yol, Buda heykelleriyle süslenmiş. Tepeden gö-

rünen büyüleyici manzara ve gizem her şeye bedel…Bodnath Tapınağı ise Buda’nın lotus çiçeğini andıran gözbebeklerinin tapınak üzerinde en iyi görülebileceği mekanlardan biri. Durbar’daki diğer önemli tapınaklardan biri ise Kumari Sarayı. Burada tanrıça olduğuna inanılan küçük kız oturuyor. Bunun da nedeni Tanrıça Kumari’nin reenkarnasyon inancı gereği tekrar tekrar dünyaya geldiğine inanılması. Bu nedenle onu temsilen küçük bir kız seçiliyor...

İSMMMO YAŞAM l 49


GEZİ-DÜNYA 50 l İSMMMO YAŞAM

OCAK-ŞUBAT 2014


ÖLÜLERİNİ YAKIYORLAR Nepalliler öldüklerinde cenazeleri yakılıyor ve külleri nehre bırakılıyor. Eğer ölen kişinin ya da ailesinin maddi durumu yerindeyse bu yakılma işlemi, merasim eşliğinde büyük tapınaklardan birinde gerçekleşiyor. Ölü yakılma merasimi izlemek isteyenlerin Pashupatinath Tapınağına gitmesi gerekiyor. Ama kokuya katlanmak şart. Herkese de tavsiye edilmiyor. Ölü yakma işlemi Bagmati Nehri’nde yapılıyor. Nehir üzerindeki köprünün üst tarafında asiller, alt tarafında ise halktan insanlar yakılıyor. Tören yaklaşık üç saat sürüyor. Bu görevi ailenin erkek çocuğu yapıyor. Yakılma esnasında gelen keskin koku günlerce midemi bulandıracak türden. Yakılan küller nehre atılıyor. Yeniden doğuma inanıldığı için çok yas tutulmasa da ailenin erkekleri saçlarını sıfıra vurduruyor.

naklara Hindu olmayanların girilmesine izin verilmiyor. Ama izin verilen birkaç tanesine girerek Hindu duaları ve törenlerini ilgiyle izliyoruz... Ülkede tapınaklar Budizmin üç önemli ismi olan Kirişna, Vishu ve Şiva’ya adanıyor. Her din yayıcısına adanan tapınaklar mimarileriyle ayrılıyor.

İLGİNÇ HEDİYELİKLER Sıra geliyor alışverişe... Pek çok tapınağın çevresindeki avlularda her türlü el sanatı ve turistik eşya satan dükkanlar bulunuyor. İlginç hatıra eşyalarımızı almayı ihmal etmiyoruz, tabii ki. Asıl alışveriş iştahımızı ise Thamel Caddesi’ne saklıyoruz. Daracık sokaklar, köri kokusu eşliğinde sayısız hediyelik eşyacı... Birbirini ezen insanlar ve yapışkan satıcılar arasında kalabalıkta, maskeler, şallar, tütsüler, yerel kıyafetler, biblolar, el işlemeleri... Sıkı pazarlıklar ederek bir şeyler almayı başarıyorum. Yorgunluğa, açlık eşlik edince rehberin tavsiye ettiği bir restorana giriyoruz. Hijyen ülkede önemli sorun. Hele benim gibi titizseniz yanınıza bol bol ıslak mendil almanız şidettle tavsiye edilir.

Katmandu mutfağı, Hint ve Tibet’in etkisinde. Yemekler basit ama lezzetli. Bölgede en çok yetişen pirinç, temel besin maddesi. Ve her şeyde köri sosu. Zaten ülke genelinde bu koku bir hayli baskın. Yemekler bolca baharatlı. Bhat denilen pirinç lapası, daal denilen sulu mercimek yiyoruz. Noodle çorbası ve sebze yemeği Alu tama’yı da deniyoruz... Hijyene ve kokuya aldırış etmezseniz yemekler şahane. Çok ilginç ve insanda yeni ufuklar açan bir ülke olan Nepal, Orta Asya’da, Çin ile Hindistan arasında yer alıyor. Ülkenin sınırları içinde

OCAK-ŞUBAT 2014

8 bin 848 metreyle dünyanın en yüksek noktası olan Everest var. Aynı zamanda dünyanın da çatısı. Everest yanında en yüksek zirveler olan Makalu, Annapurna’yı da sınırları içinde barındırıyor. 29 milyon nüfusa sahip ülkede halkın büyük bölümü tarımla uğraşıyor. Nepal halkının çoğunu Hindistan’dan gelen Gurka’larla, Güney Hindistan’dan gelen Bhutia’lar ve Nevar’lar oluşturuyor. Ülke halkının yüzde 80’i Hindu. Halk bir hayli fakir. Zaten dünyanın en fakir ülkeleri arasında. Türk filmlerindeki deyişle ‘fakir ama gururlu ve mutlu’ Katmandu, seyahat anılarım arasında en özel yerini şimdiden alıyor.

GEZİ-DÜNYA

PİRİNÇ TEMELLİ MUTFAK

İSMMMO YAŞAM l 51


Turizm cenneti Muğla Fethiye, Bodrum, Marmaris… Her biri ayrı bir tatil destinasyonu olan bu ilçeleri Muğla bağrında topluyor. Tatil cenneti Muğla, deniz, doğa ve kültür turizmi açısından zenginliklerle dolu. Bu güzellikleri keşfetmek için bu şehre ömrünüzde birkaç kez yolunuzun düşmesi gerekiyor.

GEZİ-TÜRKİYE

ILGIN ŞENYÜZ “Halikarnas’ta geçen yaz rastladım sana, ne güzel bir geceydi o sanki bir rüya”… Tek kanal televizyonla geçen çocukluğumda Akrep Nalan’ın söylediği şarkıda Halikarnas’ın neresi olduğunu anlayamazdım. 20’li yaşımın ortalarına yaklaşırken hem Bodrum’u ilk kez gördüm, hem de Halikarnas’ın Bodrum olduğunu öğrendim. Bodrum’u ilk gördüğümde İstanbul’un renk cümbüşüne alışmış gözlerim, denizin mavisinden ziyade Bodrum’un beyazıyla kamaşmıştı. Doğrusu şehrin görüntüsü beni çok şaşırtmıştı. Bembeyaza boyanan evleriyle sanki başka bir dünyadayım hissine kapılmıştım. Yine Bodrum’da kaldığımız butik otelin duvarlarını neredeyse baştan başa kaplayan Begonvill çiçekleri beni büyülemişti. İlk kez gördüğüm bu pembe-eflatun çiçeklerin, şehrin gerçek sahipleri olduğunu Bodrum’u gezince daha iyi anlamıştım.  Milas’taki Havaalanı’na uçağımız inerken, 20 yıl önce hafızam-

52 l İSMMMO YAŞAM

da kalan Bodrum görüntülerini yeniden hatırladım. Havaalanında bizi karşılayan araç şoförünün serin sürprizi ile hem ağzımız tatlandı hem serinledik. Gerçek Bodrum mandalinasından yapılan buz gibi Bodrum gazozunu yudumlarken sıcak bir Cuma akşamı, haftanın tüm yorgunluğunu attığımızı hissettim. Bodrum’da iki günlük tatilimizde sahildeki bir otelde kalmayacağız. Bodrum’un merkezini kuşbaşı gören en iyi manzaraya sahip otelimize 20 dakikada varıyoruz.  Odamıza yerleştikten sonra akşam yemeğini kaçırmama telaşıyla restorana çıkıyoruz. Işıl ışıl Bodrum manzarasını görünce yemeği bile unutuyoruz. İki saat masamızdan kalkamıyoruz. Garsonun yemek masalarını toplayacakları uyarısıyla kendimize geliyoruz. Saat 22.00’a yaklaşırken kendimizi Bodrum merkezde biraz da eğlencenin kucağına bırakmak niyetindeyiz. Sıcak bir temmuz akşamında ilçe kıpır kıpır… Aslında kendimi yorgun hissediyordum ama insanların enerjisini görünce benim de enerjim artıyor. Her milletten insan sanki geceye hazırlanmışlar… Havuz başı ve de-

OCAK-ŞUBAT 2014


niz kıyısındaki rehavetten kimsede bir şey kalmamış. Genç kızlar ve erkekler deli gibi dans ediyor. Sabaha karşı eğlencenin dozunu  tahmin  edemiyorum.  Saat  gece yarısını gösterirken bu kez ayaklarımız bizi marinaya  doğru  götürüyor.  Marinada gemilerden denizi görmek mümkün değil ama insan selinin peşine biz de takılıyoruz. Denize yakın yerlerdeki kafelerde insanlar ılık yaz gecesinin tadını çıkarıyor. Biz de bu geceyi bir dondurma ile sonlandırıp otelimize geri dönüyoruz.

GÜNLÜK MAVİ TUR 

MUĞLA’DA BUNLARI YAPIN

OCAK-ŞUBAT 2014

GEZİ-TÜRKİYE

Klima  açmayı  sevmediğim  için gece biraz zor geçiyor… Sabahın ilk ışıklarıyla  kendimi  havuza  atıyorum. l Tarihi Likya Yolu’nu yürümek için bir l Marmaris’te Selimiye Köyü’ne gidip, Kahvaltıdan  önce  havuz  keyfi  müthiş gününüzü ayırın. Babadağ’ın eteklerinden başıssız plajlarında kafanızı dinleyebilirsiniz.  oluyor. Peki Bodrum’a gelip de denize girlayıp Fethiye’den Antalya’ya kadar uzanan yol üzel Dalaman Çayı’ında rafting yapın. Damemek olur mu? Otel bu konuda çözüm rinde Dodurga, Pınara Antik Kentleri, Patara Plalaman’ın doğusunda olan Göcek Koyu’nu da kapbulmuş. Otelin servis minibüsü ile Gümjı bulunuyor. sayan tekne turlarına katılın.  bet’e gidiyoruz. Gümbet irili ufaklı otell Fethiye’deki Kayaköy’de 19. yüzyıldan l Dalyan’da çamurla güzelleşin. Köycelerle ve dükkanlarla cıvıl cıvıl. Otel bizi kikalma kayalara oyulmuş yapılar hala büyüleyiğiz Gölü'nün Dalyan Deltası ile birleştiği noktaraladığı bir Beach’e bırakıyor. Ancak beci. 1922’de nüfusu 25 bini bulan bu köyde artık ya yakın bir yerde güzellik çamuruna siz de giach o kadar dar ki, ben hiç zevk almıyotek tük insanlar yaşıyor. Kayalara oyulmuş evleri, rin.  rum. Orada bir saat kalıp öğlen olmadan kiliselere gezip güzel fotoğraflar çekebilirsiniz.  l Mavi  ile  yeşilin  kucaklaştığı  Dalotele dönüyoruz. Bodrum’da maviliklere l Marmaris’te Turgut Şelalesi’ne gidip iriyan’daki İztuzu Plajı’nda denize girin. Caretta cadoymak isteyenler, Gümbet çıkışlı günü li ufaklı şelalelerle serinleyin. Buradaki şelalelerin retta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı birlik  mavi  turları  da  tercih  edebilir. oluşturduğu doğal havuzlarda keyif yapın. bu plajdaki doğal yaşamı görün. Bodrum kıyı şeridindeki koyları gezen bu tekne turları ya Akvaryum denilen bölgeye ya da Gökova Körfezi’ne kadar gidiyor. ria Kralı Maousolus M.Ö 377 ile 354 yılları arasında yaşamış. Ölümünden sonBu turlarda bol bol fotoğraf çekip, koylardaki kısa molalarda dera kız kardeşi prenses Artemisia tarafından kral adına yapılan anıt mezar dünnize girebilirsiniz. Biz daha önce böyle bir deneyim yaşadığımız yanın yedi harikasından biri olarak gösterilmiş. Bodrum’un tarihinde şövaliçin biraz da Bodrum’da kültür gezisine zaman ayıracağız. yelerin önemi de büyük. 15. yüzyılda Rodoslu Saint Jean şövalyeleri buraya hakim olmuş. Haçlı seferleri sırasında bu şövalyeler kral mezarlarının bulunduğu HALİKARNAS MOZOLESİ bugünkü müzenin olduğu yere gelip burayı dağıtmışlar. Halikarnas Mozolesi’nin Bodrum’a gelip dünyanın yedi harikasından birini görtaşlarını alıp Bodrum Kalesi’nin yapımında kullanmışlar. Ne acıdır ki, bir muhmemek olmaz. Rotamızda Halikarnas Müzesi var. Kral Mausolteşem eseri yok edip başka bir muhteşem eser yapmışlar. Yine de mezar kalos’un Mezarı’nın kalıntıları burada bulunuyor. Müzede genel gölıntıları ve mezar odalarını gezip dünyanın yedinci harikasından geriye karüntüye bakarak hikayeyi çıkarmak zor. Bu nedenle bir bilene dalanları görebilirsiniz. nışıyoruz. Anlatılanlara göre, Bodrum’da ilk yerleşim M.Ö. 2. yüzHalikarnas Müzesi’nden sonra yönümüzü Bodrum Kalesi’ne çeviriyoyılda  Karialılar  tarafından  kurulmuş.  Lidya,  Pers,  Roma, ruz. 1406-1523 yılları arasında yaptırılan kalede 5 kule bulunuyor. Bunlar; Bizanslıların hakimiyetinde kalmış. Halikarnas’a ismini veren Ka-

İSMMMO YAŞAM l 53


İtalyan Kulesi, Fransız Kulesi, Alman Kulesi, Yılanlı Kule ve İngiliz Kulesi isimleriyle anılıyor.  Kulelerin hiçbirine çıkmaya izin verilmiyor. Halen dimdik ayakta olan Bodrum Kalesi dünyanın en büyük sualtı arkeoloji müzelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Kulelerin giriş kısımları müze olarak kullanılmış. Açık alanda birçok eser sergileniyor. Türk hamamı, Amphora sergilemesi, Doğu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, İşkence ve Katliam Odaları sergi alanlarından bazıları… Biz gittiğimizde tadilatta olduğu için kapalıydı ama isteyenler Bodrum’da merkeze yürüyüş mesafesiyle yarım saat uzaklıkta olan Antik Tiyatro’ya da gidebilirler. 

ÖLÜDENİZ’DE MAVİ KEYİF

YÖREYE ÖZGÜ  LEZZETLER

GEZİ-TÜRKİYE

Muğla ve ilçelerinin yemek kültürü de zengin. Sebze yemeklerinin yanı sıra balık ve et yemekleri de bulunuyor. Börülce kavurması, börülce taratoru, hardal haşlaması, keşkek, kumbar, gürlen kebabı,patlıcan reçeli, dövme köfte, çızdırma, üzüm köftesi, çopur, ekşili biber, döş gibi yöresel lezzetlerin tadına bakmalısınız.

BODRUM’UN BALIKÇISI Bodrum’un yakın tarihine damgasını vurmuş Halikarnas Balıkçısı’nın mezarına gidiyoruz. Cevat Şakir Kabaağaçlı yani Halikarnas Balıkçısı 3 yıl Bodrum’da sürgüne mahkum edilmiş bir yazar. Ama burada 25 yıl  kalmış.  Türkiye,  Bodrum’un  eski  ve yeni bütün hikayelerini ondan ve eserlerinden  öğrenmiş.  Şimdi  Gümbet’in  arkasındaki tepede Saldırşah mevkiinde, ebedi istirahatine çekilmiş. 

54 l İSMMMO YAŞAM

Bodrum’da akşam yemeği yiyip gezimizin son iki gününü geçireceğimiz Fethiye’ye doğru yola çıkıyoruz. Gece yarısı olmadan 3.30 saatlik bir yolculuktan sonra Fethiye’nin merkezindeki otelimize ulaşıyoruz. Güzel bir uyku çektikten sonra kahvaltıya koşar adımlarla gidiyoruz. Kahvaltı sonrası Ölüdeniz’e gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yaklaşık 15 kilometrelik bir yolculuktan sonra Ölüdeniz görünüyor. Tepeden kıvrıla kıvrıla deniz seviyesine inerken Ölüdeniz müthiş görünüyor. Bu manzarayı görünce ne kadar şanslı bir ülkede yaşadığımı bir kez daha düşünüyorum. Deniz değil burası sıcak bir havuz gibi… Sakin ve temiz… Zaten 2008 yılında dünyanın en iyi plajlarından biri seçilmiş. Bu da hem yerli hem yabancı turistler arasında ününü artırmış. Sırtını dağlara dayamış bu koy müthiş… Deniz, şezlong, kitap, müzik ve uyuklama derken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Öğlen yemeğimizi plajda atıştırıyoruz. Ölüdeniz’de geçirdiğimiz saatlerde en keyifli uğraşlarımızdan biri ise Babadağ’dan atlayıp yamaç paraşütü yapan adrenalin tutkunlarını yattığımız yerden seyretmek oluyor. 2 bin metreden atlayan amatör paraşütçüler yarım saatte eğitmenleriyle atlayışı plajda tamamlıyorlar.

KELEBEKLER VADİSİ Ölüdeniz’e gelip de Kelebekler Vadisi’ne gitmemek olmaz. Ölüdeniz’in 8 kilometre güneyinde yer alan Vadi’ye karayoluyla ulaşmak çok zor. Bu nedenle Ölüdeniz’den kalkan teknelerle ve Zodyak botlarla ulaşılıyor. Vadiye karayoluyla ulaşmak isteyen macera tutkunları ise Faralya Köyü’nden dar bir patikadan, dağcılık teçhizatları gerektiren zorlu bir yürüyüşle buraya ulaşabiliyormuş. Biz kolay olanı seçiyoruz. Tekneyle bu özel vadiye gideceğiz. Tekne sıradağlar arasında ilerlerken neresi diye merak ediyorum. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra tekne demir atıyor. Güneş dar vadiden bizi selamlıyor. Sahile çıkar çıkmaz kendimizi plaja atıyoruz. Biraz suyun tadını çıkardıktan sonra meyvelerimizi yiyip spor ayakkabılarımızı giyiyoruz. Çünkü vadinin içlerini keşfedeceğiz. Hedefimiz şelaleye ulaşmak. Dar bir patikada, doğanın kucağına doğru ilerliyoruz. Yürüyüşümüz sırasında patlıcan, domates seraları dikkatimizi çekiyor. Patika ormanın içine girdikçe yürüyüş daha da zorlaşıyor. Şelaleyi görünce mutlu sona ulaşıyoruz. Doğrusu daha görkemli bir şelale bekliyordum ama olsun… Bu şelale vadide yaşayanların tatlı su kaynağı olduğu için çok önemli. Şelaleden dönüşte çok insana rastlıyoruz. Bu nedenle yürümek biraz zor oluyor. Bu yürüyüşümüz sırasında asıl rastlamak istediklerimizi göremiyoruz. Nisan ayında gelmiş

OCAK-ŞUBAT 2014


‘MUĞLA’NIN ÇOK YÖNLÜ BİR EKONOMİSİ VAR’ ticarete dayanıyor. Türkiye’nin en çok turist gelen illerinden birinin Muğla olduğunun altını çizen Çomak, her şey dahil sistemi nedeniyle illerinin turizm gelirlerinden hak ettiği payı alamadığını söylüyor. Çomak ilin turistik değerleriyle ilgili şu bilgileri veriyor: “Muğla ili kıyılarında çok sayıda tabi liman var. İlimizin başlıca liman ve iskeleleri; Bodrum, Marmaris, Güllük, Fethiye, Günlükbaşı, Göcek ve Datça’dır. Yapımı sürmekte olan Datça liman inşaatı tamamlandığında bölgenin en büyük yat limanı olacak ve Muğla bölgede yat turizmi açısından önemli bir merkez haline gelecek. Marmaris, Bodrum ve Fethiye dünyaca bilinen Türkiye’nin en popüler tatil merkezleridir.  Dalaman çayı, son yılların en gözde rafting parkurları arasında yer alıyor. Dünyaca ünlü Caretta Carettaların üreme alanlarından biri Köyceğiz Dalyan’da bulunuyor.”  

olsaydı Kelebekler Vadisi’nin gerçek sakinleri ‘kaplan kelebeklerini’ görmemiz kesindi ama temmuz-ağustosta onları görmemiz mümkün değil. Teselli ikramiyesi olarak başka kelebekleri görüp bol bol resimlerini çekiyoruz. Vadi’nin kelebeklerinden kimi şelalenin duvarına rastlanmış, kimi kısacık ömrünü özgürce uçarak geçiriyor. Kelebekler Vadisi’nin ömürde bir kez görülmesini şiddetle tavsiye ederek, otelimize dönüyoruz.

yona giriyorsunuz. Bu dar kanyon 18 kilometrelik bir parkur ama birçok insan 200-300 metre ilerledikten sonra geri dönüyor. Kimi zaman kayalar başınıza düşecek hissine kapılıyorsunuz. Bazen de kayaların arasından güneşi gördüğünüz için mutlu oluyorsunuz. Kanyon boyunca ayaklarımız suda ilerliyoruz. 2-3 kilometre ilerledikten sonra parkur iyice zorlaşıyor. Öyle bir yere geliyoruz ki, kaygan kayaları dağcı olmasanız aşmanız mümkün değil. Acele etmeden yavaş yavaş geri dönüyoruz. Gökyüzü ile tekrar buluştuğumuzda çok acıktığımızı hissediyoruz. Dere kenarında dizili restoranlardan birine gidiyoruz. Suyun üzerinde kurulu çardaklara oturuyoruz. Alabalığımızı yiyip biraz da rafting yapanları seyrediyoruz. Saklıkent  Fethiye  merkeze uzak olduğu için valizlerimizi yanımıza almıştık. Uçağımızın kalkmasına 3 saat kala Saklıkent’ten ayrılıyoruz. Rüzgar gibi geçen, tadı damağımızda kalan bu gezide Muğla’nın güzelliklerinin çok az bir kısmını görebildik. Muğla’ya yılda 3 milyon yabancı turist geliyor. Türkiye’nin en çok yerli turist çeken bölgelerinden  de  biri  olan  Muğla’ya bundan sonra da yolumuzun düşeceği kesin. Bu nedenle listemize yazıp da göremediğimiz yerleri bir başka sefere keşfedebileceğimiz düşüncesiyle teselli buluyoruz.

SAKLI KENT GEZİSİ Fethiye deniz tatili için ideal bir bölge ama burada denize girmenin yanı sıra yapılabilecek birçok aktivite ve gezi var. Bunlardan biri de Saklıkent Kanyonu’na  gitmek.  Fethiye’deki  son  günümüzde Saklıkent’i göreceğiz. İki saatlik yolculuktan sonra Saklıkent’in girişindeki otoparka  ulaşıyoruz.  Bu  ücretsiz  otoparka aracımızı bırakıyoruz; girişte kişi başı 4.5 lira veriyoruz. Başlıyor yürüyüşümüz. Saklıkent, bir milli park. Burada konaklama olanağı yok. Bu kanyona sakın şıpıdık terliklerle gitmeyin. Gerçek bir doğa harikasında rahat yürüyebileceğiniz ayakkabılarınızın olması gerekiyor. Kanyon’a girebilmek için azgın akan bir dereyi geçmek gerekiyor. Derenin suyu çok soğuk.  Köyün gençleri ‘harçlık’ karşılığında dereyi geçmenize yardım ediyor.  Dereyi geçtikten sonra dar bir kan-

OCAK-ŞUBAT 2014

GEZİ-TÜRKİYE

Muğla Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’na kayıtlı 653 meslek mensubu bulunuyor. Oda’nın üyelerinin 547’si SMMM, 106’sı SM ünvanlı olarak çalışıyor. Meslek mensuplarının 424’ü bağımsız, 229’u bağımlı olarak çalışmalarını sürdürüyor. Oda üyelerinin 224’ünün kadın üyelerden oluştuğunu belirtelim. Meslekte 35’inci yılını tamamlayan meslek mensubu Mehmet Çomak, Muğla SMMM Odası’nın başkanlığını 2013 yılından beri yürütüyor. Muğla’daki meslek mensuplarının haksız rekabet, tahsilat gibi sorunları olduğunu belirten Başkan Çomak, “Pek çok Oda’ya göre muhasebe ücretlerinin daha yüksek olması, üyelerimizin de hayat standartlarının artmasını sağladı” diyor. Çomak’ın verdiği bilgiye göre, Muğla’nın ekonomisi çok yönlü olup, tarım, turizm, sanayi ve

İSMMMO YAŞAM l 55


Yıldız yağmuru Perde açılıyor

KÜLTÜR-SANAT

Bostancı Kültür Merkezi, Türk müziğinin yıldızlarını bu yıl da ağırlamayı sürdürüyor. Türk pop müziğinin güçlü isimlerinden Nilüfer, 12 Nisan’da severleriyle buluşacak. Yıllardır birlikte olduğu orkestrası ve bir süredir de şarkılarına eşlik eden dansçılarıyla özel sahne şovunu dinleyicilerine sunacak. Nilüfer’den bir gün sonra ise ünlü rock grubu Gripin, Bostancı Kültür Merkezi’nde sahne alacak. Yorumcu, şarkı yazarı, şair kimliğiyle 90’lı ve 2000’li yılların önemli isimlerinden olan Yaşar ise 19 Nisan akşamı severleriyle buluşacak. 9. albümü Cadde’yi geçen yıl Aralık ayında çıkaran Yaşar, sevilen eski ve yeni şarkılarını sevenleri için seslendirecek. 23 Nisan’da gençlerin sevgilisi Duman sahneye çıkacak. 2013 ve 2014'e damgasını vuran Milyoner albümünün muhteşem konseri ile Gökhan Özen ise 4 Mayıs 2014 Pazar günü Bostancı Gösteri Merkezi'nde sevenleriyle buluşuyor. Sanatçı Çandan Erçetin ise 11 Mayıs’ta Bostancı Kültür Merkezi’nde sevenleriyle buluşacak. Geçtiğimiz yıl Milyonlarca Kuştuk isimli 7. albümünü piyasaya çıkaran sanatçı, yeni şarkılarının yanı sıra eski albümlerinden sevilen şarkılarına da repertuarında yer verecek.

56 l İSMMMO YAŞAM

İstanbul Tiyatro Festivali, bu yıl yurt dışından 7, Türkiye'den 35 oyunun 100'e yakın gösterisini 13 farklı mekanda sanatseverlerle buluşturuyor. Festival, 9 Mayıs-5 Haziran tarihleri arasında oyun, dans, performans ve etkinliklerden oluşan zengin bir programı tiyatroseverlerin beğenisine sunacak. Festival, Bisahne, Cevahir Sahnesi, DOT, Haldun Taner Sahnesi, İkincikat-Karaköy, Kenter Tiyatrosu, Moda Sahnesi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Sainte Pulcherie Fransız Lisesi, Salon, Şişli Blackout, Üsküdar Stüdyo ve Üsküdar Tekel sahneleri gibi şehrin farklı mekanlarında gerçekleşecek. Festival kapsamında ayrıca ünlü konukların ve uzmanların katılacağı söyleşi, gösteri, film ve belgesel gösterimleri ve atölye çalışmaları da bulunuyor.

Justin Timberlake İstanbul’da...

En son Amerikan Müzik Ödülleri gecesinde kazandığı favori pop/ erkek rock sanatçısı ödülleri ile iddiasını ortaya koyan Justin Timberlake, dünya turnesi kapsamında 26 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul, İTÜ Stadyumu’nda sahne alacak. Konser, Justin Timberlake’in Türkiye’deki ilk solo performansı olacak. Timberlake’in Türkiye konseri BKM ve MAP organizasyonu ile gerçekleşecek. Geçen yıl Amerika Müzik Ödülleri gecesinde kazandığı favori pop/ erkek rock sanatçısı ödülleri dahil 3 ödülle evine dönen Timberlake, ayrıca GQ tarafından yılın erkeği seçildi. 20/20 Experience turnesinin, aynı adı taşıyan 4 milyonluk albümü bu yılın en çok satılanı oldu. Bu albüm son 5 yılın en iyi çıkış yapan erkek sanatçısı, hatta son 5 yılın Amerika tarihindeki en iyi dijital çıkışı olarak kabul ediliyor. Timberlake’in Türkiye konseri 26 Mayıs 2014’te saat 18:00’da başlayacak.

OCAK-ŞUBAT 2014


Usta, at ve görsel şölen İspanyol binicilik ustası Miguel Barrionuevo ve Alex Giano ile seçkin Endülüs Atları'nın duygusal hikayesini ve ustaların onlarla olan güzel ilişkisini anlatan Atların Efendisi gösterisi, 4 Nisan'da Ülker Sports Arena'da… Türkiye’de ilk kez sahnelenecek olan Atların Efendisi gösterisindeki biniciler ekibinde Barrionuevo'nun yanı sıra Alejandro Barrionuevo, Alex Giona, Manolo Zumariva, Ricardo Navas ve Voltige Sherzod Mamatov da yer alıyor. Atların Efendisi’nde usta ve atı birleştiren koşulsuz sevgi, muhteşem ışık ve görsel şov ile dev bir gösteriye dönüşüyor. Gösteride 60 at görev yapıyor.

Metal’in starları Dünyada sert müzik denince akla gelen en önemli isimler, tek bir gecede dev bir sahnede buluşacak. Metal All Stars, 29 Mart'ta KüçükÇiftlik Park'ta metalseverleri kendinden geçirecek. Vince Neil’dan Phil Anselmo’ya Joey Belladonna’dan Jasin Todd’a dünya çapında yıldızların yer

alacağı Metal All Stars, gün boyu eğlencenin tam gaz devam ettiği bir etkinlik olacak. Metal All Stars, heavy metal efsanelerinin liste başı şarkılarını, metal efsanelerinin etkileyici bir sahne şovu eşliğinde dünyadaki metal severlerle izlemek şansı sunuluyor.

Borusan Holding’in genel merkezi olarak da kullanılan, mesai saatleri dışında ve hafta sonları da çağdaş bir sanat müzesine dönen Perili Köşk, bu yıl özel bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Ortak Zemin: Toprak, Su, Hava – Borusan Contemporary Koleksiyonu'ndan Seçkiler sergi dizisinin ilki. Aralarında Markus Linnenbrink, Liam Gillick, Ola Kolehmainen, François Morellet, Hans Kotter, Necdet Kalay, Brigitte Kowanz, Paul Schwer, Alejandro Almanza, Doug Aitken, Jim Dine, Peter Coffin, Sung Hyun Lee ve Jim Campbell'in de bulunduğu sanatçılara ait eserler, izleyiciyi, Borusan Contemporary mekanlarında toprak üzerinde ekolojik, spiritüel ve sembolik bir yolculuğa davet ediyor. Nazlı Gürlek’in küratörlüğündeki sergi yıl boyunca devam edecek.

KÜLTÜR-SANAT

Ortak Zemin: Toprak

İSMMMO YAŞAM l 57


Hazine Avcıları Orijinal adı: The Monuments Men Tür: Dram, Komedi, Macera Yönetmen: George Clooney Senaryo: George Clooney, Grant Heslov Oyuncular: Matt Damon, George Clooney, Cate Blanchett, Bill Murray, John Goodman

lBaşarılı aktör ve yapımcı George Clooney'nin yönetmenliğini üstlendiği Hazine Avcıları dramatik öğeler de barındıran aksiyon dozu yüksek bir film. Müze yöneticileri, mimarlar ve sanat tarihçileri gibi alanlardan gelmiş askerlikle hiç alakası olmayan yedi sanat aşığı insanın Nazi hırsızlardan dünyaya mal olmuş sanatsal başyapıtları kurtarma ve asıl sahiplerine iletme hikâyelerini anlatıyor.

Mandıra Filozofu SİNEMA -DVD

l Çökertme köyünde yaşayan, mo-

58 l İSMMMO YAŞAM

1000 yıllık kültürel birikiminin yok edilmesini durdurabilmek için, Hazine Avcıları zamana karşı bir yarışın içinde olduklarını anlayınca, insanoğlunun ortak mirasını korumak için canlarını tehlikeye atmaktan çekinmiyorlar. Filmin başrollerini; George Clooney, Matt Damon, Bill Murray, John Goodman, Jean Dujardin, Bob Balaban, Hugh Bonneville ve Cate Blanchett paylaşıyor.

Tür: Komedi Yönetmen: Müfit Can Saçıntı Senaryo: Birol Güven Oyuncular: Müfit Can Saçıntı, Rasim Öztekin, Ayda Aksel, Eser Eyüboğlu, Begüm Öner, Ahu Sungur, Hakan Bulut, Kemal Kuruçay, Gülnihal Demir, İlyas İlbey

dern hayata sırtını çevirmiş olan Mustafaali günlerini kitap okuyarak geçirmektedir. Çalışmaya karşı olan Mustafaali her türlü yaşamsal ihtiyacı için doğanın ona verdiği nimetlerden faydalanır. Cavit ise İstanbul’da yaşayan zengin bir işadamıdır. Hayatı boyunca sürekli çalışmış olan Cavit’in tek derdi çalışmak, kazanmak ve birikim yapmaktır. Çökertme koyunda, Mustafaali’nin arazisini alarak butik otel yaptırmak isteyen Cavit’in hayatı, Mustafaali ile tanışınca altüst olur. Müfit Can Saçıntı’nın yönettiği filmde yine Müfit Can Saçıntı, Rasim Öztekin, Ayda Aksel ile Eser Eyüboğlu oynuyor.

OCAK-ŞUBAT 2014


Nuh: Büyük Tufan Orijinal adı: Noah Tür: Dram/ Fantastik Yönetmen/Senaryo: Darren Aronofsky Oyuncular: Emma Watson, Russell Crowe, Anthony Hopkins, Jennifer Connelly, Logan Lerman

Bir Rüya İçin Ağıt (Requiem for a Dream), Siyah Kuğu (Black Swan) ve Kaynak (The Fountain) ile hatırladığımız yönetmen Darren Aronofsky'nin yeni filmi "Nuh: Büyük Tufan" Hz. Nuh'un hayatını ve bir gemi inşa edip insanlığı felaketten kurtarışını anlatıyor. Peygamber Nuh'un Büyük Tufan'a karşı insanları uyarması ve büyük felakete hazırlan-

ma süreci epik bir dille beyaz perdede yer alıyor. Tanrı tarafından seçilen Nuh'u canlandıran Russell Crowe'a eşlik eden isimler arasında Jennifer Connelly, Ray Winstone, Emma Watson, Anthony Hopkins ve Logan Lerman bulunuyor.

DVD SEPETİ l 28 Gün Sonra İngiltere'de bilim adamları bir araştırmada maymunları kullanmışlar ve rage adını verdikleri virüsü keşfetmişlerdir. Araştırmada denek olarak maymunların kullanıldığını öğrenen insan hakları koruyucuları binaya sızarak maymunlardan birisini serbest bırakır. Fakat serbest kalan maymun kafesten çıkar çıkmaz eylemcilerden

l Diptekiler

OCAK-ŞUBAT 2014

l Zor Baba ve Dünür "Zor Baba" filminin devamı olan filmde; yeni damat adayının ailesini yakından tanımaya karar veren Jack, Dina ve Pam üçlüsü, yanlarına Greg´i de alarak Bernie ve Roz Focker´in evine giderler. 48 saatlik ziyaret sırasında aynı zamanda emekli CIA ajanı olan Jack Brynes, Greg´in anne-babası üzerinde araştırma yapma fırsatını yakalayacaktır. Başlangıçta her şey güzeldir. Ancak Jack´in yaptığı keşifle işler karışmaya başlar. Greg´in avukat olan babası Bernie, mesleğini yapmak yerine evde oturup oğlunu büyütmeyi tercih etmiş liberal görüşlü bir adamdır. Annesi Roz ise seks terapistidir. Kız tarafıyla erkek tarafının ailelerinin hayata bakış açısı tamamen farklıdır.

SİNEMA -DVD

II. Dünya Savaşı sonlarına doğru Atlas Okyanusu'nda ilerlemekte olan Amerikan denizaltısı Tiger Shark, Almanlar tarafından batırılmış bir İngiliz hastane gemisinden sağ olarak kurtulmayı başarmış üç İngiliz'e rastlar. Gemiye alınan üç kazazede de garip davranışlar sergilemektedir. Özellikle hemşire olan, tüm mürettebatın huzurunu kaçırmaktadır. Denizaltıdan sorumlu olan Teğmen Brice, ekibi kontrol altına almaya çalışsa da Almanlar'ın attığı bombayla büyük hasar görmüş olan, sinirlerin iyice gerildiği denizaltıda düzeni sağlayamaz. Bir yandan da gemide esrarengiz olaylar olmaya başlamıştır.

birine saldırır ve olaylar içinden çıkılmaz bir hal alır. Ölümcül bir virüs, İngiltere’yi tehdit altına almıştır. Virüse yakalanan insanlar zor durumdadırlar. Bu işle mücadele eden kişiler sadece virüsü yok etmek değil, hastalığa yakalananlarla da büyük sorun yaşamaktadırlar. Çare olarak askerler tarafından yönetilen sığınağa taşındıklarında çok başka sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

İSMMMO YAŞAM l 59


l Yazar: Ayşe Kulin l Yayınevi: Remzi Kitabevi l Sayfa sayısı: 368 Ayşe Kulin, Dönüş’ün ardından yeni kitabı hayal’de

1983´ten bu yana yaşamında yer alan renkli olaylara ve ilginç anekdotlara yer veriyor. Ünlü işadamı Asil Nadir’den reklamcı Tunca Yönder’e; halkla ilişkiler alanının duayeni Betûl Mardin’den Rahmi Koç’a kadar iş, yayın, siyaset dünyasından pek çok tanınmış ismin yer aldığı kitap Yahya Kemal Beyatlı’nın “İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar“ sözleriyle başlıyor. Özgün çizimlerle desteklenmiş olan hayal aynı zamanda Kulin’in günümüze uzanan yazarlık serüveninin de bir öyküsü… hayal, Kulin’in bir umuduyla son buluyor: “Bu dünyada var olduğum sürece hayal kurmaktan vazgeçmeyeceğim. Okurlarımla daha nice hayalde buluşmak üzere!"

İstanbul Kırmızısı l Yazar: Ferzan Özpetek l Yayınevi: Can Yayınları l Sayfa sayısı: 139 Filmleriyle tüm dünyada adından söz ettiren Ferzan Özpetek, doğup büyüdüğü şehir olan İstanbul’u yıllardır uzaktan gözlemliyor. Bu sevginin ve hüznün romanı olan “İstanbul Kırmızısı”, sanatçının sinema eğitimi için İtalya’ya gidişine kadarki İstanbul yaşantısından izler taşıyor. Mesafelerle ölçülebilen uzaklığın kişiyi bir şehre ait olmaktan alıkoyamayacağını, önemli olanın şehirde yaşamak değil, şehri yaşatmak olduğunu gösteriyor. Kitabın kapağında annesine ait bir fotoğrafı kullanan Özpetek, "İstanbul Kırmızısı" adının nerden geldiğini ise şöyle anlatıyor: “Kitabın ismi annemin benden istediği kırmızı ojeden geliyor. Ama aslında içinde bir sürü kırmızılar var. Kitabı okuyanların içinde bulacağı kırmızılar bunlar..."

Er Mektubu Görülmüştür l Yazar: Kolektif l Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi KİTAP

l Sayfa sayısı: 304 Balyoz davasında çeşitli hapis cezalarına

çarptırılan subaylar, başlatılan kampanyayla 5 ayda 1.5 milyon mektup aldı. Dünyanın dört bir yanından Silivri, hasdal, Mamak, Sincan, Şirinyer'e gelen mektuplardan oluşan "Er Mektubu Görülmüştür" kitabında 237 askerin 3 yıldır haksız yere yattığını savunuluyor. hava Kurmay Albay İsmet çınkı, “Bu millet bu ayıbı bitirdi. Bu, zaferin türküsüdür. Bestecisi Türk halkıdır. Bu Türk halkının 2’nci uyanışı, 2’nci Gezi’dir” diyor. Kitabı okuyamayacaklar için mektupların seslendirildiği bir CD yapılması, mektupların tiyatroya uyarlanması ve de belgesel yapılması isteniyor.

60 l İSMMMO YAŞAM

l hayal l İstanbul Kırmızısı l Allah De Ötesini Bırak l Batsın Böyle Gazetecilik l Takkeli Firavunlar ve Büyük Siyasi Sırlar l Er Mektubu Görülmüştür l Bana Allah Yeter l Rothschild hanedanlığı l Bir hıristiyan Masalı l Galiz Kahraman

ŞİİR SENİ YAŞAMAK Seni her özlediğimde sevgilim, Gökyüzüne bakıyorum; Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde bir tanem, Denizlere bakıyorum. Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde birtanem, Kuşlara bakıyorum. O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü. Ve aşkım, seni her özlediğimde, Adında isyan ediyorum. Seni özlemek istemiyorum ben, Ben seni yaşamak istiyorum, Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum Ve seni sende görmek sadece

BEhçET NECATİGİl

OCAK-ŞUBAT 2014

l Remzi Kitabevi (Şubat 2014)

hayal

EN çOK SATANlAR


Rothschild hanedanlığı l Yazar: John Coleman l Yayınevi: Destek Yayınları l Sayfa sayısı: 184 Rothschild hanedanlığının hikâyesi 1812'de ölen Mayer Amschel Rothschild ile başlar. M. A. Rothschild, öldüğünde dünyadaki sayılı servetlerden birini bırakmıştır ardında, fakat bu serveti asla oğulları arasında bölüştürmemiş ve dağıtmamıştır. Tüm servetin, kendisinden çok sonraki nesillerde bile tek bir çatı altından yönetilmesini ve bu sebeple ailenin ve servetin "en büyük oğul tarafından yönetilmesini" vasiyet etmiş. Birçok insanın aklında Rothschild ismi “büyük servet” anlamını çağrıştırsa da bu servetin getirdiği gücü kavrayan çok az kişi bulunuyor.

On İki l Yazar: Justin Cronin l Yayınevi: Doğan Kitap l Sayfa sayısı: 596 On İki "hiçlikten Gelen Kız" üçlemesinin ikinci kitabı... Amerikan ordusunun yürüttüğü Nuh Projesi korkunç bir felaketle sonuçlanmıştır. İnsanlık virallerin hüküm sürdüğü vahşi bir dünyada var olma mücadelesini sürdürmektedir. Projeye dahil edilen 12 denekten yayılmış virüsü durdurmanın tek yolu, onları bulup ortadan kaldırmaktır. On İkiyi yok etmek, takipçilerini de yok etmek anlamına gelecektir. Birbirlerinden kopmalarından beş yıl sonra hiçlikten Gelen Kız Amy, Peter, Alicia, Michael, hollis ve diğerleri yeni, acımasız bir düzenin kurulduğu karanlık bir dünyada güçlerini birleştirip On İkiyi alt etmeye çalışacaklardır.

Tanrının Formülü l Yazar: Jose Rodriques Dos Santos l Yayınevi: Pegasus Yayınları l Sayfa sayısı: 552

OCAK-ŞUBAT 2014

KİTAPlAR Kavramları Öğreniyorum Yazar: Gülden Uyanık Balat Yayınevi: Çamlıca Çocuk Yayınları Sayfa sayısı: 56 Kavram nesnelerin, özelliklerin ve düşüncelerin benzerliklerine dayanarak, zihinde bir grup oluşturulmasıdır. Gerektiğinde bilgiler organize olmuş şekilde hatırlanır. Erken çocukluk döneminde çocuklara birçok kavram kazandırılmaya çalışılmaktadır. Kavramları Öğreniyorum kitabı, MEB 2013 Okul Öncesi Eğitim Programı’nda yer alan kavramların çocuklara kazandırılabilmesi ve çocukların kavram deneyimlerini artırarak öğrenmelerini pekiştirmek için hazırlanmış.

Merak Eden Susamuru

Yazar: Jill Tomlinson Yayınevi: Hayykitap Sayfa sayısı: 96 Jill Tomlinson'ın hayvanların yaşam koşullarından, fiziksel özelliklerinden ilham alarak eğlenceli ve ustalıklı bir üslupla yazdığı "Yavru hayvanlar" serisi Pat'ın macerasıyla tamamlanmış oldu: Karanlıktan Korkan Baykuş, Evine Dönmek İsteyen Kedi, hayatı Keşfetmek İsteyen Penguen, Karıncanın Ne Olduğunu Bilmeyen Karıncayiyen, Büyümek İsteyen Goril, Pes Etmeyen Tavuk ve Merak Eden Susamuru... Pat her şeyi ama her şeyi merak eden bir susamuru. İnanılmaz bir uçak yolculuğu onları bekliyor!

KİTAP

1951 sonbaharı… İsrail’in ilk başbakanı David Ben Gurion, Albert Einstein'la tanışmak için Princeton'a gider. Ziyaretinin amacı nükleer silah elde etmektir. Atomla başlayan gizli sohbetleri hızla Tanrının varlığına doğru yönelir. Einstein Tanrının formülünün peşindedir. Dünya düzenini tepe taklak edebilecek bir önemde olduğu için CIA de bu belgenin izini sürmektedir. Günümüz Kahiresi, Tahrir Meydanı: Kriptolog ve tarih profesörü Thomas Noronha'nın hayatı, çekici İranlı bir kadın olan Ariana Pakravan’ın, çok gizli bir elyazmasını deşifre etmek için yardımını istemesiyle alt üst olur. Albert Einstein imzalı elyazmasının başlığı Tanrının Formülü’dür. Bu formülü deşifre edebilecek tek uzman Noronha'dır. Bunun farkında olan tüm güçlerse Noronha'yı izlemektedir.

çOCUKlARA ÖZEl

İSMMMO YAŞAM l 61


Ücretsiz mesajlaş! Cep telefonlarına yüklenebilen mesajlaşma uygulamalarıyla konuşmak ve mesajlaşmak artık ücretsiz. WhatsApp, Viber, Tango, MessageMe gibi uygulamalar, SMS’in de tahtını sallıyor.

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Mesajlaşma, gelişen teknolojiyle iletişim kurmada hayatımızın önemli bir parçası haline geldi. GSM operatörlerinin sunduğu kısa mesaj yani SMS hizmetini kullanmayanımız yoktur. Ancak son dönemde akıllı telefonların internete bağlanabilmesiyle yeni mesajlaşma servisleri hayatımıza girdi. WhatsApp, Line, Viber gibi bedava mesajlaşma servisleri SMS’in de tahtını sallıyor. Mobil ya da kablosuz internet aracılığıyla internete girebilen akıllı telefonlara uygulama şeklinde indirilen bu servisler artık herkesin gözdesi. Bedava mesajlaşma olanağı sunan bu uygulamaların, kullanıcı sayısı her geçen gün artıyor. Yazılı, resimli ve görüntülü iletişim olanağı sunuyorlar. Bu uygulamalara her geçen gün yenileri ekleniyor. Ücretsiz iletişim imkanı sağlayan bu hizmetleri, Android, iOS ve Windows Phone platformlarının hepsinde görmek mümkün. Telefonunuza yükleyip aktif hale getirdiğinizde arkadaş listenizde bu servisi kullananlar doğrudan iletişim listenize ekleniyor ve kolayca iletişime geçiyorsunuz. Türkiye’de en yaygın olan mesajlaşma uygulamalarını araştırdık. WhatsApp: Mobil metin mesajlaşma uygulaması. Bu uygulamayla mesajlarınızı aynı uygulamayı kullanan telefon listenizdeki insanlara yazı, video, ses ve fotoğraf olarak gönderebiliyorsunuz. iOS, Android, Windows Phone, Blackberry işletim sistemlerini destekliyor. Bu alan-

62 l İSMMMO YAŞAM

daki ilk çıkan uygulamalardan olması nedeniyle en popüler mesajlaşma sistemlerinden biri. Dünyada 400 milyondan fazla kullanıcısı var. Viber: Mesajlaşma dışında kullanıcılarına kablosuz internet ya da mobil internet üzerinden sesli arama olanağı da sağlayan bir uygulama. Bütün mobil işletim sistemlerinde kullanılabiliyor. Kısa mesaj, fotoğraf ve ses iletişimini sağlıyor. Yüksek kalitede ses konuşması, ücretsiz ve kolay kullanım sunuyor. MessageMe: 2013 yılında faaliyete geçmiş bir uygulama. Android ve iOS cihazlar için versiyonu bulunuyor. Ayrıca herhangi bir program indirmeden web tarayıcısı üzerinden de kullanabilmek mümkün. Kullanıcı sayısını hızla artıran MessageMe tabletlerle de uyumlu. Line: Cep telefonu yanında bilgisayarlara da uyumlu olması artı yönü olarak ortaya çıkıyor. Güney Kore merkezli uygulama, sadece mobil cihazlarda değil Windows ve Mac cihazlarda, masaüstünde de kullanıma uygun olarak tasarlandı. 24 saat boyunca ücretsiz iletişim olanağı sağlıyor. Tango: Görüntülü ve sesli konuşmayı, bunun yanı sıra mesajlaşmayı sağlayan ücretsiz bir uygulama. Bütün mobil işletim sistemleri yanında bilgisayarlarda da kullanılabiliyor. Kaliteli ve hiç kopmayan görüntülü iletişim imkanıyla öne çıkıyor. Yazılı mesajlaşma imkanı da sunuyor.

OCAK-ŞUBAT 2014


Escort’tan tablet Escort, tablet bilgisayar modelleriyle sektöre yeniden hızlı bir giriş yaptı. Joye tablet, özel tasarımı, akıllı kılıfı, GSP ve ışık sensörüyle öne çıkıyor. 2 GB Ram’i, 32 GB dahili hafızası var. Performansla ucuz fiyatı birleştirmek isteyen tablet 199 TL’den satışa sunuluyor. Escort Joye’un, 7, 9.7 ve 10.1 inç’lik modelleri bulunuyor. Şu anda 7 ve 9.7 inç’lik modelleri satışa sunuldu. 7 inç’lik

modelde Android 4.2.2 işletim sistemi, 8 GB dahili hafıza var. Ağırlığı ise 310 gram. 9.7 inç’lik modelde retina ekran, 5 megapiksel arka, 2 megapiksel ön kamera bulunuyor.

Kablosuz müzik keyfi

Casper’ın yeni akıllısı: Via V4

Casper, yerli cep telefonu Via V4’ü piyasaya sundu. Via V4, yeni nesil dört çekirdekli turbo işlemci ve 4.7 inç’lik HD ekrana sahip. 13 megapiksel arka,

2 megapiksel ön kamerası var. Düşük ışıkta bile net çekim yapan Via V4’ün, 16 GB sabit hafızası, mikro SD desteğiyle 32 GB’ye yükseltilebiliyor. Via V4, ‘işaretlerle hızlı arama’, ‘akıllı bekleme’, ‘sesli çekim’, ‘hareket tanıma teknolojisi’ gibi akıllı uygulamalarıyla da dikkat çekiyor. Ekran, kişi baktığı sürece açık kalıyor, kafanızı çevirdiğinizde güç koruması devreye girerek ekran kararıyor. Casper Via V4, fiyat ve performans olarak da göz dolduruyor.

Kavisli yeni UHD TV

OCAK-ŞUBAT 2014

rıca yeni ‘otomatik derinlik güçlendirme’ özelliği ile gözlüksüz 3D deneyimi de yaşatıyor. UHD TV deneyimi, ekranda daha ayrıntılı gölgeler oluşturan ‘PurColor’ teknolojisiyle de destekleniyor. Samsung’un UHD TV’si, görüntü derinliği, göz alıcı detaylar ve renk düzenleme özelliği ile daha da güçleniyor.

TEKNO-YAŞAM

Samsung iki ayrı kavisli tasarıma sahip Curved UHD (ultra HD) TV’sini görücüye çıkardı. Kavisli tasarıma sahip, 78 inç’lik U9000 Curved UHD TV daha geniş görüş açısına sahip. TV ekranının geniş algılanmasını sağlayan panoramik etkisiyle, düz ekran bir televizyona göre, gelişmiş kontrast oranının iki katını sunuyor. Ay-

Philips’in taşınabilir kablosuz hoparlörü Philips BR-1X, eğlenceli tasarımı ve ses kalitesi ile kapalı ve açık alan fark etmeden, her anınızı parti ortamına dönüştürmeyi hedefliyor. Philips BR1X, sahip olduğu ayarlar sayesinde hem iç mekanlarda hem de dış mekanlarda kaliteli ses çıkışından hiçbir şey kaybetmiyor. Dış mekan modu yüksek ses sağlarken, iç mekan modu daha derin bas ve yüksek kaliteli ses çıkışı sağlıyor. Sağlam tasarımı sayesinde yanınızda daha rahatça taşınabilirken sahip olduğu askısı ile hareket halindeyken de kullanılabiliyor. Tüm Bluetooth özellikli cihazlarla çalışan Philips BR-1X, şarj edilebilir pilleriyle de daha portatif bir kullanım sunuyor.

İSMMMO YAŞAM l 63


l

KOMİK RESİMLER

TELEFON KONUŞMASI Kadın telefonu açtığında üç saatten önce kapatmazmış. Bir gün telefon çalmış. Kadın telefonu açmış. Yarım saatte kapatmış. Kocası şaşırmış. - Hanım sen üç saatten önce kapatmazdın. Bu sefer nasıl oldu da yarım saatte kapattın? Kadın cevap vermiş: - Yanlış numaraymış.

HAVAALANI

MİZAH

Genç işadamı uçağa binmek üzere havaalanına gelir ve bilet kontrolü yapılan masaya giderek, elindeki valizleri teslim eder. Görevli: - Biletinizi alabilir miyim, der. Adam biletini verir ve ekler: -Biletimden göreceğiniz gibi New York’a gidiyorum. Ancak, verdiğim yeşil valizin Londra'ya, mavi olanın da Paris’e gitmesini istiyorum. Görevli kız şaşkınlıkla: -Özür dilerim ancak bunu yapmam mümkün değil. Bunun üzerine genç adam: -Bunu duyduğuma çok sevindim. Geçen sene yapmıştınız da!

MASKE Dursun, Temel’e sorar: -Doktorlar ameliyatta niçin maske takarlar? Temel: -Niye olacak yanlış ameliyat ettikleri hasta tanımasın diye…

64 l İSMMMO YAŞAM

NASIL GELDİN? Bir Karadenizli, bir Kayserili ve bir Diyarbakırlı, aynı trafik kazasında ölmüş. Cenazeleri kaldırılmış. Birkaç gün sonra bakmışlar, Karadenizli çıkmış geliyor. Önce panik yapmışlar; sonra cesaret edip yanına yaklaşıp sormuşlar: -Yahu sen öteki dünyadan nasıl geri döndün? Karadenizli cevap vermiş: -Öteki dünyada da işler buradaki gibi yürüyormuş meğer. Rüşvet, yolsuzluk, haksızlık… Geri göndermek için 5 bin dolar istediler. Verdim parayı çıktım geldim. -Ee, diğer iki arkadaşın neden gelmedi? -Vallahi ben gelirken Kayserili ‘3 bin 500 dolar olmaz mı’ diye pazarlık ediyordu. Ya Diyarbakırlı? -O da ‘Ben vermem, devlet versin’ diye inat ediyordu…

MOZART’IN KÖPEĞİ Küçük çocuk, keman dersi için evde prova yapıyor, babası da oturmuş gazete okuyordu. Evin köpeği de çocuğun kemanından çıkan melodilere havlayarak eşlik ediyordu. Bu gürültüde babanın gazete okuması mümkün mü? Bir duruyor, iki duruyor, ama ne çocuk keman çalmayı ne de öteki havlamayı kesiyordu. En sonunda baba, oğluna seslendi: "Oğlum, şunun bilmediği bir parça çalsana!"

OCAK-ŞUBAT 2014


l Oğlum... 5 taş çaldım ruhun bile duymadı. l Evladım beni karşıdan karşıya geçirir misin? l Kim bekler lan yeşilin yanmasını? l Eşek şakası yapmayın lan... l Bekle Cemal abi, ben bi dalıp çıkacağım. l Korkma hanım bu saatte kapımızı kim çalacak, tanıdık biridir. l Elektrikçiye ne gerek var canım, ben hallederim... l Bak şimdi nasıl sollıycaz. l Geeel, geeelll sağ yaaapp geeeell. l Gel abi burası boyu geçmiyo. l Aya bak aya, kamyon farı gibi!!!.... l Ben denedim, korkmayın. l Bak Kadri abi, suyun derinliği önemli değil, asıl iş atlamasını bilmek... l Yav Hayrettin abi burası Fener tribünü değil galiba... l Vakkas abi, senin için şöyle böyle diyorlar.... Doğru mu? l Hihiha.... Bak gelen şey köpekbalığına ne kadar çok benziyo... l Rasim abi, kafesin kapısı kapalı değil mi? l Nalan, bir kibrit yak da bakalım ne kokuyor? l Baba... Ben hamileyim. l Yapma Ahmet abi, şeytan doldurur.

OCAK-ŞUBAT 2014

Dedesi, torununu gezdiriyordu. Önlerinden çok güzel bir otomobil geçti. Dedesi: -Bak yavrum der; ‘düt düt’ geçiyor. Çocuk gayet sakin cevap verir: -Dedeciğim, o ‘düt düt’ dediğin, sekiz silindirli, otomatik vitesli, doksan sekiz model bir Mercedes’tir.

MUM ATEŞİYLE PİŞEN YEMEK Bir gün Nasreddin Hoca ve arkadaşları iddiaya tutuşmuşlar. Eğer, Hoca karanlık ve soğuk bir gecede, sabaha kadar köy meydanında bekleyebilirse arkadaşları ona güzel bir ziyafet çekecekmiş. Şayet bunu beceremezse o, arkadaşlarına ziyafet çekecek. Kararlaştırılan gün Hoca meydanın ortasında, sabaha kadar tir-tir titreyerek beklemiş. Sonra yanına gelenlere: - Tamam demiş. İddiayı kazandım. - Ne oldu ne yaptın demişler. - Bekledim sabaha kadar demiş. - Hayır demişler. Sen uzaktaki bir mum ışığı ile ısınmışsın. İddiayı kaybettin! Ziyafetimizi hazırla. Hoca çaresiz kabul etmiş. Ziyafet vakti kocaman bir kazanın altına minicik bir mum koymuş. Güya yemek pişirecek. - Ne yapıyorsun? demişler. Kıs, kıs gülerek cevap vermiş: - Bu mum sıcağıyla size yemek pişireceğim arkadaşlar. Uzaktaki bir mum ışığıyla ben nasıl ısındıysam, bu kazandaki yemek de öyle pişecek!

İŞİTME CİHAZI İki yaşlı arkadaş parkta sohbet ediyorlar. Bir tanesi diyor ki: - Bak dostum kulağımdaki işitme cihazını Avrupa’dan getirttim 2.000 dolar para ödedim ama helal olsun verdiğim paraya. Gerçekten çok memnunum, sana da tavsiye ederim. - O kadar memnunsan ben de alabilirim markası ne? Bizimkisi saatine bakar. -Dördü çeyrek geçiyor.

Cevaplar

ÖLMEDEN ÖNCE SÖYLENEN SON SÖZLER

ZAMANE ÇOCUĞU

1-Suda yaşar, karada ölür. 2-Akşam baktım çok idi, sabah baktım yok idi. 3-Mikropları öldürür, hastaları güldürür. 4-Yarım kaşık, duvara yapışık. 5-Yattım yumuşak, uyudum sıcak sıcak. 6-On ay yatar, iki ay kalkar, feneri yakar, etrafa bakar. 7-Arşın ayaklı, Tavşan bıyıklı. 8-Pijama giymiş eşeğe ne denir? 9-Bir kutum var açılır inci mercan saçılır. 1-Balık 2-Yıldızlar 3-İlaç 4-Kulak 5-Yatak 6-Ateş böceği 7-Buğday 8-İyi uykular 9-Ağız

l İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

NE ZAMAN AT DİYORLAR Birinci sınıf öğrencisi okuldan dönünce annesine: -Bugün öğretmen bize atlardan söz etti. Ama ben atın ne olduğunu hala anlayamadım. -Neden, diye sordu annesi. -Öğretmen, ‘Atın yavrusuna tay, dişisine kısrak, erkeğine aygır derler’ dedi. -Bunda anlaşılmayacak ne var çocuğum? -Peki anneciğim, ne zaman ata at diyorlar?

İSMMMO YAŞAM l 65


K A R E 1

2

3

4

B U L M A C A 5

6

7

8

9

10 11 12

1

HARFLERLE

SUDOKU Z O R

2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

K O L A Y

13 14 15 SOLDAN SAĞA: 1. Çevresindekileri telaşa verdiren kimse. 2. Öğe, unsur – Gözlem. 3. Bir deri hastalığı – Neşeli – Tavlada bir sayı. 4. Yapıt – “… Spence” (pop müziği şarkıcısı). 5. Edirne’deki, Mimaar Sinan camisi – Klavyeli bir çalgı. 6. İncirsineği – Malul. 7. Memleketler – Bir süs köpeği türü. 8. Baş çoban – Yabani hayvan barınağı – Yeter sayı. 9. Ağıl – Yaşamsal sıvı. 10. Tek çalgıyla verilen konser. 11. Boy, aşiret – Afrika’da yetişen bir ağaç. 12. John Lennon’ın söylediği bir şarkı – Ölüm cezası. 13. Orta oyununda Rum tipi – Bir pamuk türü. 14. Bir yüzey ölçüsü – Kırma, melez – Giysilerde takım. 15. Mihrace eşi – Bir deniz memelisi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1. Yorulmak, güçsüz kalmak, yorgunluktan bayılacak duruma gelmek – İnce, nazik davranan. 2. Cömert – Gemilerde oda. 3. Kirletmek – Tatlı bir besin. 4. Bir kıta adı – Japon kağıt katlama sanatı. 5. Şöhret – Parça parça, yırtılmış. 6. Genişlik – Yüzme havuzu – Senatörlerin toplandığı yer. 7. Kaba dokunmuş, dayanıklı bir çeşit yün kumaş – Bir bağlaç – Bir hayvan. 8. Doğup çoğalmak – Kuzey Atlantik Paktı – Baston. 9. Kuş yemi – Patlıcanlı bir kebap türü. 10. Harekat merkezi – Nilüfer cinsinden bitkilerin ortak adı – Çipuranın küçüğü. 11. Gemi, uçak cihazı – Değerli bir taş – Resmi gece toplantısı. 12. Buruşukluk gideren araç – Küme, öbek – Badem şerbeti.

K O L A Y

SOLDAN SAĞA 1. Telaşe müdürü. 2. Eleman-Rasat. 3. Liken-Şen-Dü. 4. Eser-Pamela. 5. Selimiye-Org. 6. İlek-Sakat. 7. Memalik-Lulu. 8. Eke-İn-Nisap. 9. Kom-Kan. 10. Resital. 11. Kabile-Ozigo. 12. İmagine-İdam. 13. BalamaAkala. 14. Ar-MetisKat. 15. Rani-Otari.

1. Telesimek-Kibar. 2. Eli selek-Kamara. 3. Lekelemek-Bal. 4. Amerika-Origami. 5. Şan-Lime lime. 6. En-Pisin-Senato. 7. Şayak-Ki-İt. 8. Üremek-Nato -Asa. 9. Dane-Alinazik. 10. Üs-Lotus-Lidaki. 11. Radar-Lal-Gala. 12. Ütü-Grup-Somata.

YUKARIDAN AŞAĞIYA 66 l İSMMMO YAŞAM

Z O R

HAZIRLAYAN: İLKER MUMCUOĞLU

OCAK-ŞUBAT 2014


XŽe)ě8±Ƌƚų±ŽƼčƚĬ±ĵ±Ÿã     UƚĬĬ±Ĺãĵ±„ƚĹƚĬÚƚţ 

Profile for Istanbul SMMM Odası

48yasam  

48yasam