Page 1

6

SAYI

YASAM

YIL

OCAK-ŞUBAT 2013

42

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

HAYATTAN EMEKLİ OLMAYIN l DOSYA: YENİ ANAYASA BAŞKA BAHARA MI KALACAK? l DR. BİLTEKİN ÖZDEMİR İLE SÖYLEŞİ l PROF. DR. ALKİN: HEM HOCA HEM TELEVİZYONCU l OYUNCU AHMET MÜMTAZ TAYLAN İLE RÖPORTAJ l ÜSTÜN ZEKALAR KÖRELMESİN l SELANİK: BİZDEN BİR ŞEHİR l CIVIL CIVIL YAZ MODASI


ZİRVEDEKİLER

‘Büyüme oranından yüksek cari açık tehlikeli’

Dr. Biltekin Özdemir, eski Samsun milletvekili ve üst düzey bürokrat. Türkiye’nin ilk yeminli mali müşaviri olan Özdemir’in müsteşarlığı döneminde çıkarılan 3568 Sayılı Kanun’un meslekteki önemi büyük. Bugünkü ekonomi politikalarını değerlendiren Özdemir, en büyük sorun olarak cari açığı görüyor.

10 l İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Dr. Biltekin Özdemir... Eski Samsun milletvekili ve üst düzey bürokrat. 1939 doğumlu ve aslen Ordu Mesudiyeli. 1961-2001 yılları arasında devlette pek çok üst düzey görevde bulunmuş, siyasetin de zirvesine yükselmiş duayen bir isim. Mesleğinin üstadlarından olan Özdemir aynı zamanda Türkiye’nin ilk yeminli mali müşavir unvanını alan kişisi. Onun müsteşarlığı zamanında çıkarılan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin kurumsallaşmasında birinci derecede önemi olan 3568 sayılı yasasının mimarlarından. O, 1995-1999 yıllarında Samsun Milletvekiliği ve TBMM Plan ve Bütçe Komi-

yon Başkanlığı sırasında herkes tarafından tanındı. Maliye ve Gümrük Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, Maliye ve Gümrük Bakanlığı Müsteşarlığı, RTÜK üyeliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) II. Başkanlığı bulunduğu diğer üst düzey görevlerden sadece birkaçı. Devletten emekli olduktan sonra akademik çalışmalarını artıran Özdemir, uygun bir fırsatın çıkması ya da teklifin gelmesiyle siyasete yeniden dönebileceğini söylüyor. Türkiye’nin geçmişteki ekonomi politikalarında önemli katkısı olan Özdemir, şu anda en büyük sorun olarak kayıt dışı ekonomiyi ve yüksek oranlı cari açığı görüyor. Muhasebecilik mesleğinin kayıt dışı-

OCAK-ŞUBAT 2013


OCAK-ŞUBAT 2013

atandım. Beş yıl bu görevi yürüttüm. Bu hizmetim devam ederken 1987’de de bu kez Maliye ve Gümrük Bakanlığı Müsteşarlığı’na yükseltildim. Anavatan Partisi döneminde bürokraside aralıksız on yıllık üst düzey görevlerde bulundum. Bu dönemde pek çok ek görevlerim de oldu. 1991 sonunda Süleyman Demirel iktidara gelince yurtdışı göreve atandım. Yurtdışı görevi kabul etmedim ve talebim üzerine 1992 başında emekli oldum. Emekli olduktan sonra Anavatan Partisi’ne davet edildim. Partide genel başkan ekonomi danışmanı oldum. O zamanlar genel başkan Mesut Yılmaz’dı. TBMM’nce önce RTÜK üyeliğine seçildim. Genel seçimler geldi ve Samsun’dan liste başı olarak milletvekili seçildim. 1995-1999 yıllarında milletvekilliğim bir dönem sürdü.

SİYASETTE YENİ TEKLİFLERE AÇIĞIM Yeniden siyasete girmeyi düşünüyor musunuz? Siyasette ve mecliste bana Plan-Bütçe Komisyonu Başkanlığı kısmet oldu. Bu komisyon, devletin bütün ekonomik ve mali düzenlemelerinin, çalışmalarının, kararlarının bir şekilde gözden geçirildiği, bütün bakanların kendi dönemlerine ilişkin hesaplarını verdikleri seçkin ve önemli, Bakanlıklar üstü bir TBMM organıdır. Bunu onurla yaptığımı söylemeliyim. Elimizden geldiği kadar ülkemiz için yararlı hizmetler yaptık. Bundan sonra da bana ülkeme siyasette hizmet etmek kısmet olursa hala ülkeme sunacağım enerjim var. Siyasete kısmet olursa tekrar girerim. Mensubu olduğum parti kapandı. Esas itibariyle herhangi bir partide değilim. Bakalım nerede kısmet olur siyaset yapmak. Biz bürokratız, partizan yaklaşımımız olmaz. Ülkeye yararlı olma dışında kavga ve kaygımız olmaz.

ZİRVEDEKİLER

lığın önlenmesinde büyük önemi olduğunu vurguluyor. Özdemir, “Ekonominin üçte biri halen kayıt dışında. Bu tutar nedeniyle devletin 50 milyar TL’lik yıllık vergi kaybı var. Bu kaynak devletin bütçesine gelse ve ağırlıkla yatırıma sevk edilse ülke refahı açısından hayati bir rol oynar” diyor. Cari açıkla ilgili de “Şu anda cari açığın Gayrs Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) oranı yüzde 7’lerde. Bu oran çok yüksek. Yüzde 5’in üzerindeki rakamlar tehlikelidir. Büyüme oranının üzerinde cari açık olmamalı” uyarısında bulunuyor. Dr. Biltekin Özdemir’le ekonomiyi, politikayı ve yeni planlarını konuştuk. Öncelikle hayat hikayenizi sizden dinleyebilir miyiz? Aslen Ordu Mesudiyeliyim. İlkokulu burada Topçam beldesinde bitirdim. Lise birinci sınıfı Samsun’da 19 Mayıs Lisesi’nde amcamların yanında okudum. Ama, ikinci sınıfa geçince babam beni Sivas 4 Eylül Lisesi’ne yatılı olarak verdi. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a geldim. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdim. Fakülteyi bitirince Maliye Bakanlığı’nca açılan sınavı kazanarak 1962’de Maliye müfettiş muavini oldum. Üç yıl sonra yapılan yeterlilik sınavını birincilikle kazanarak Maliye müfettişliğine atandım. İki yıl yedek subay askerlik görevinden sonra bir yıl İngiltere’de staj dönemi geçirdim. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşar Müşaviri olarak görevlendirildim. İki yıl sonra ‘gelirler genel müdür yardımcısı’, ardından da ‘gelirler genel müdür başyardımcısı’ görevine yükseltildim. 1977’de Kopenhag Büyükelçiliği’nde Maliye ve Ekonomi Müşaviri olarak görev yaptım. Üç yıl sonra tekrar Ankara’ya döndüm. Rahmetli 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın 1982’de Başbakan Yardımcılığı döneminde Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü olarak

İSMMMO YAŞAM l 11


ZİRVEDEKİLER

31 YILLIK BEŞİKTAŞ KULÜBÜ KONGRE ÜYESİ Boş vakitlerinizde neler yaparsınız? İki çocuğum var. Biri kız, diğeri erkek. Kızım bir banka şubesinde müdür. Oğlum da bir özel firmada birim müdürü olarak çalışıyor. Spora, müziğe ve futbola ilgim var. Fanatik Beşiktaşlıyım denilebilir. 31 yıldır Beşiktaş Kongre üyesiyim. İlk genel kongrede divan kuruluna seçilmem lâzım. Futbol karşılaşmalarını devamlı takip ederim. Gençken de futbol oynardım. Futbol dışında akademik çalışmalara ve bilgisayardan araştırmaya düşkünüm. Kitap çalışmalarım var. Üç kitabım yayınlandı. Dördüncüsü Makro İktisat adıyla yakında basılacak. Bunun dışında sinemaya giderim. Arkadaş sohbetlerine katılırım.

12 l İSMMMO YAŞAM

Bu yıllarda TBMM Plan-Bütçe Komisyonu Başkanı olarak hizmet gördüm. Sonraki dönem milletvekili seçilemedim. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu’nun (BDDK) II. Başkanlığına atandım. Bir yıl kadar o görevde bulundum. O tarihten sonra genel olarak akademik çalışmalarda bulundum. Lisansüstü eğitimimi ve doktoramı yaptım. Türkiye’deki ilk yeminli mali müşavir unvanına sahip kişilerdensiniz... Serbest muhasebeci mali müşavir camiasının bir ferdiyim. 3568 sayılı yasanın hazırlanması, TBMM’de görüşülmesi ve ilk uygulama yıllarında Maliye Bakanlığı Müsteşarı’ydım. Bu mesleğe bu kanunla yapılan hizmet benim açımdan da gurur verici. Yeminli mali müşavir olarak ruhsat numarası bakandan sonra gelen ilk kişi olarak da gurur duyuyorum. Serbest mesleğimi bugüne kadar büro açarak icra etmedim. Daha çok akademik çalışmalarla mesleğe emeğim oldu. Ama meslektaşlarımla temasımı hiç kesmedim. Meslek odalarının faaliyetleriyle yakından ilgilendim. Bu meslek benim nazarımda ülke için önemlidir. Bu mesleğin kuralları içinde etkili bir şekilde işleyişi devletin ekonomiyle ilişkilerini, iş dünyasının rekabet kuralları içinde vergi kanunlarına uyumlu olarak faaliyetlerini sürdürmesini ve devletin mali gücünü artırmasını sağlayan bir numaralı meslektir. Bu mesleğin o dönemde yasal kurallara bağlanması gerektiğini düşündük ve Maliye Bakanı Ekrem Pakdemirli, Gelirler Genel Müdürü rahmetli Altan Tufan ve benim mesleki ve siyasi gayretlerimiz ve rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın emirleri ve sahip çıkması ile 3568 sayılı “Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu” 1986’da kabul edildi. Türk Ticaret Kanunu’nun sektöre nasıl bir değişim getireceğini düşünüyorsunuz? Ekonomi geliştikçe ekonominin uyması lâzım gelen düzenlemelerin de güncellenmesi gerekiyor. Türk Ticaret Kanunu (TTK) bunlardan biri. TTK’nda muhasebe standartları ile ilgili olarak kurulan yeni Kamu Gözetim Kurulu’nun da katkısı ve yardımıyla ülke ekonomisinin rekabet kurallarına, ticaretin ve ekonomin işleyişine ve devletin ihtiyacına uygun hükümler öngörüldü. Şüphesiz eleştiriler de var ama doğru ve gerekli olanlar zaman içinde değerlendirilir ve yeni düzenlemelere gidilir. Türkiye’de muhasebecilik mesleğinin gelişimini nasıl değerlendirirsiniz? 3568 sayılı kanundan önce Türkiye’de önüne gelen mali müşavirlik tabelası asabiliyordu. Nalbantların bile ruhsat alma zorunluluğu vardı ama muhasebeci ve mali müşavirlerin yoktu. Mesleğin kuralları tamamen yeniden düzenlendi, meslektaşların eğitimi yükseltildi ve meslek kuruluşları öngörüldü. Meslek bir yasaya, nizam ve intizama ve onu tamamlayan ikincil düzenlemelerle mevzuatına kavuşturuldu. Ekonominin işleyişi adına meslekteki düzenlemeler hep yararlı oldu. Çok uluslu firmalar borsaya çıkıyor. Bunların bilimsel yöntemlerle faaliyetlerinin izlenmesi ve değerlendirilmesi ve denetlenmesi gerekiyordu. Muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin en önemli katkılarından biri kayıt dışılığı azaltmadaki etkisi. Türkiye’de şu anda kayıt dışı ekonomi yüzde 40’larda. Ekonominin üçte biri halen kayıt dışında. Bu da devletin 50 milyar TL yıllık vergi kaybına neden oluyor. Kayıt dışılığın mutlaka yüzde 10’lara indirilmesi gerekir. Şu dönemde Türkiye’deki ekonomi politikalarıyla ilgili görüşlerinizi

OCAK-ŞUBAT 2013


OCAK-ŞUBAT 2013

Cari açığın finanse edildiği bu nedenle önemli olmadığı söyleniyor... Cari açık finanse ediliyorsa her şey yolunda demek değildir. Eğer ihracatı sıcak paradan çok ülkemize gelen kalıcı doğrudan yatırımlarla finanse edebiliyorsak o zaman durum iyidir. Ama gerçek böyle değil. Bugün Türkiye’de 120-130 milyar dolar civarında birikmiş sıcak para kimliğinde finansman sağlandı. Bunlar dışarıdan gelen mevduatlardır, yatırım niteliği taşımaz. Türkiye’den satın alınmış tahviller, hisse senetleridir, kaygan kaynaklardır. Bunlar geldiği gibi bir anda geri gidebilir. Şu anda cari açığın GSYİH’e oranı yüzde 7-8’dir. Bu çok yüksektir. Yüzde 5’ in sonrası rakamlar tehlikelidir. Hatta büyüme oranının üzerinde cari açık olmamalıdır. Tahammül sınırı o ülkede yaşanan büyüme oranıdır. Hem küçüleceksin hem de ondan fazla cari açık vereceksin bunun ekonomik yönden anlatılır boyutu olamaz. Bu durum ne kadar sürer. Durumun sürdürülmesinde ülkede şu anda siyasi istikrarın bulunmasının katkısı var. Ama buna da güvenmek doğru değil. Cari açığın çözümüne yönelik öne-

rileriniz neler olur? Türkiye’de büyüme nüfus artışına göre düşük. Bu yıl bütçe açığı 28 milyar TL’ye kadar yükseldi. Bu önemsiz demek mümkün değil. Döviz kurları halen düşük. Döviz kurlarının düşük seyri Türkiye ekonomisinin dış ekonomilere ucuza muhatap kılınmasına neden oluyor. TL’nin bu kadar yüksek değerlenmesine gerek yok. Kur serbest piyasa koşullarına bırakılmıyor. İthalat ucuza geliyor, ihracat pahalı kılınıyor. Türkiye’de ara malında yerli üretim teşvik edilmeli. Çözüm konusunda şunu söyleyebiliriz: İhracatın artırılmasını ve ihracat girdilerinin Türkiye’de imalini ve üretilmesini sağlayacak teşvik ve tedbirler yoğunlaştırılmalı. Döviz kurlarının daha gerçekçi belirlenmesi gerekiyor. Reel endekslerine bakınca TL en az yüzde 30 oranında aşırı değerlendirilmiş durumda. Vergi açısından bakınca vergi sistemimizde dolaysız vergilerin eksiklikleri halen giderilmedi. Kısa süreli kaynak toplamaya yönelik önlemler vergi teorisi ve sistemiyle uyumlu yaklaşımlar değil. Kayıt dışını önleyici yaklaşımlarla 50 milyar TL’lik ek kaynak sağlanabilir.

ZİRVEDEKİLER

alabilir miyiz? Dünya ekonomisine baktığımızda sorunlu yıllar geçiriyoruz. Bütün bunların Türkiye üzerinde etkisi olmadığını söylemek mümkün değil. Bu etkileri negatif anlamda az zararla geçiştirmek de yönetimlerin görevidir. Ülkemizin ekonomisine iki açıdan bakabiliriz. Bir bardağın dolu tarafını bir de boş tarafını anlatmamız mümkün. Dış ekonomik ilişkiler açısından bakınca ihracat, ithalat ve cari işlemlerde rahatsız edici bir yapı var. İhracatımızın ilk patlama yaptığı yıllar görevde olduğumuz Anavatan Partisi’nin politikalarıyla 1982-1983 yılları idi. Dışa açılan bir ekonominin ihracatı kadar kaçınılmaz olarak ithalatı da oluyor. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 20’sinden fazla ihracat yapabilmeliyiz. O noktada değiliz. İkincisi ithalat içinde ara malı ithalatımız bile ihracattan fazla yani ithal ettiğimiz ara malı kadar bile ihracat yapamamaktayız. Bu yapı ekonomiyi negatif etkiliyor. Bugün ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 60 seviyelerinde. Dış ticaret ve dolayısıyla cari işlemler açığının mutlaka yüzde 3’lere çekilmesi önlemlerine gereksinim var.

İSMMMO YAŞAM l 13


Yalnız, mutsuz ve umutsuz Türkiye’de geçim sıkıntısı çeken emekliler, ikinci baharlarında ‘sonbaharı’ yaşıyor. Çoğu umutsuz ve mutsuz olan emeklilerin büyük bölümü sinema ve tiyatroya gidemiyor. Her dört emekliden biri sadece her gün gazete alıyor. Maddi sıkıntısı olmasa bile emekli olmak önemli bir hayat sendromu… Uzmanlar bu dönemde hayattan kopmamak için üretkenliğe devam edilmesini salık veriyor.

KAPAK

GÜLŞEN KANDEMİR Mahmut Bey, fabrikada çalışırken, özellikle gece vardiyasında ne hayaller kurmuştu. Bir gün emekli olduğunda memleketi Sinop’a geri dönüp, köyünde bir ev yaptıracaktı. Yeşille mavinin kucaklaştığı köyünde tıpkı çocukluğunda olduğu gibi her sabah içi mutlulukla dolacaktı. Yıllar su gibi akıp geçti, emeklilik günü geldi çattı. Kızı Gülnaz, üniversiteye girmiş ama henüz İktisat 3. sınıftaydı. Oğlu Yusuf ise iki yıllık pazarlama bölümünden mezun olmuş ama henüz sağlam bir iş bulamamıştı. Şükürler olsun; kirada değillerdi ama çocuklar tam bir iş tutturamadan hatta evlenmeden köye dönüş ha-

14 l İSMMMO YAŞAM

yallerini biraz ertelemesi gerekiyordu. En çok da oğluna üzülüyordu. Çocuk 30 yaşına gelmiş, ertelediği askerliğini de yapmış ama hala iyi bir şirkette kendi mesleği üzerine çalışamıyordu. Bazen oturup uzun uzun düşünüyor; ne olmuştu bu Türkiye’ye?..  Kendi zamanında birazcık eli kalem tutanlar iyi kötü iş sahibi oluyordu. Ama artık  ekmek  aslanın  ağzında  değil  midesindeydi… Mahmut Bey, eşi Saadet Hanımla birlikte çalışıp işçi maaşıyla iki çocuğunu ne hayaller kurarak okutmuştu ama gelinen noktadan hiç mi hiç memnun değildi. İki emekli maaşı eve zor yetiyor; Saadet Hanım “Bey, ikimiz de evde oturuyoruz. Sen keşke bir şoförlük işine girsen” deyip duruyordu.

10 MİLYON EMEKLİ İşçi emeklisi Mahmut Bey şimdilik çalışmamakta direniyor ama Türkiye’deki tüm emekliler onun kadar şanslı değil. Türkiye'de resmi rakamlara göre 9.5 milyon emekli var. Bu sayının 2015 yılına kadar 10 milyonu bulması bekleniyor.  Gelişmiş ülkelerde emeklilik ‘ikinci bahar’ olarak adlandırılır ama Türkiye’de emeklilerin çoğu ilkbahar değil sonbaharı yaşıyor. Bunun en önemli nedeni ise ikinci baharlarında da yaşadıkları geçim sıkıntısı. Türkiye’de her 5 emekliden biri çalışmak zorunda kalıyor. Aslında  yapılan  araştırmalara  göre  Türkiye’de emeklilerin yüzde 63’ü yasal emeklilik yaşın-

OCAK-ŞUBAT 2013


liler hayatta kalmak için çalışmak zorunda.

SINIRSIZ EMEKLİLİK

OCAK-ŞUBAT 2013

2 EMEKLİYE 4 ÇALIŞAN Gerçi intibak zamlarıyla emeklilerin maaşlarında bu yılın başında bir düzenleme yapıldı ama emeklilerin sorunlarını aşabilmeleri için bu da yeterli değil. Uzmanlar mevcut emeklilik yaşının da Türkiye gerçekleri için uygun olmadığını  düşünüyor.  Türkiye  şartlarında bugün için kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaş uygun emeklilik yaşları uygun olarak görülüyor.

ÇALIŞMAYAN  ŞANSSIZLAR… Çalışmak zorunda kalmayan emekliler ise hayatından memnun mu? Bu soruya da ülkemizde ‘olumlu’ yanıt vermek zor. Gelişmiş ülkelerde  ikinci  bahar  sayılan  bu  dönemde emekliler hobilerini gerçekleştiriyor, bol bol seyahat ediyorlar. Bunlar da maddi olanağa dayanıyor. Oysa Türkiye’de emekliler çalışmasa da kaliteli yaşayamıyorlar.  Türkiye Emekliler Derneği’nin (TÜED) yaptığı ankete göre, emekliler mutsuz… Türkiye genelinde 47 ilde gerçekleştirilen ve 4 bin 362 emeklinin katıldığı ankete göre, emeklilerin yüzde 72.2'si günlük gazete alamıyor. ''Günde 1 tane'' gazete alanların oranı yüzde 26.2. Araştırmaya göre, her 10 emekliden 9’u kitap da alamazken, sinemaya hiç gitmeyen emeklilerin oranı yüzde 81'e ulaşıyor. Emeklilerin yalnızca 2.8'i ''ayda bir'' sinemaya gidebilirken, yüzde 1.5'i ''haftada bir'' sinemaya gidebiliyor. Emekliler  arasında  tiyatroya  gidebilenlerin oranı da düşük düzeylerde. Ankete katılanların yüzde 86,4'ü ''Hiç tiyatroya gitmedim'' yanıtını verirken, yüzde 11.1'i ''yılda bir'',

KAPAK

dan sonra çalışmak istemiyor. Ancak çalışanların da temel gerekçesi maddi yetersizlik. Türkiye’de  emeklilerin  yarısı  SSK’dan emekli. Diğer yarısı da Bağkur ve Emekli Sandığı’ndan  emekli  olanlardan  oluşuyor.  İntibak zamlarından sonra en düşük işçi emekli aylığı (2008’den önce emekli olanlar için) 713.61 lira iken, Bağkur esnaf emeklisinin en düşük aylığı 530.36 lira oldu.  Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre, Ocak 2013’te dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bin 300 liraya, yoksulluk sınırı ise 3 bin 266 liraya çıktı.  Buna göre Türkiye’de 8 milyon emeklinin açlık sınırının altında yaşadığı ortaya çıkıyor. Bu nedenle çalışmak kaçınılmaz. Diğer bir deyişle emek-

Türkiye’de  emeklilerin  çalışmasında emeklilik yaşının da etkisinin olduğunu söylemeliyiz. 1999 yılında yapılan Birinci Sosyal Güvenlik Reformu ile emeklilik yaşı erkeklerde 60, kadınlarda 58’e çıkarıldı. 2008'deki İkinci Sosyal Güvenlik Reformu yani 5510 sayılı Kanun ile şartlar biraz daha ağırlaştırıldı. 2035 yılına kadar emeklilik için aranan prim ödeme gün sayısını tamamlayanlar için emeklilik yaşı 65'e kadar çıkacak. Türkiye’de emeklilik yaşı giderek artıyor ama ülkemizin yıllarca ‘genç emekliler’ cenneti olduğunu söylemeliyiz.  Süleyman  Demirel’in  başbakanlığında, 1969 yılında yapılan düzenleme ile emeklilik yaşındaki sınırlar adeta yıkılmıştı. Diğer bir deyişle emeklilik aylığı bağlanması için emeklilik yaşını doldurmak gerekmiyor; kadın sigortalıların 20, erkek sigortalıların 25 sigorta yılını doldurmaları ve 5.000 günlük prim ödemeleri yeterliydi. Bunun sonucunda ise 38 yaşında bir kadın, 43 yaşında bir erkek sigortalı emekli olabiliyordu.  Evet  Türkiye  genç  emeklilik  cenneti oldu ama emekliler hiçbir zaman refah içinde yaşayamadı. Geçim sıkıntısı yaşayan insanlar genç yaşta emekli aylığı bağlansa bile bunu yalnızca ek gelir temini olarak gördüler. Ayrıca, işverenler emeklileri ‘ucuz işgücü’ olarak da gördüklerinden çalışan emekli sayısı günden güne katlandı. 

Ancak kamu ve bürokratlar “Türkiye’de bir emekliye 1.9 çalışan, dünyada bir emekliye 4 çalışan düşüyor. Ayrıca Türkiye’de ortalama yaşam ömrü uzuyor. Türkiye’de ortalama ömür erkeklerde 75, kadınlarda 77. 2040 yılında kadınlarda 83, erkeklerde 80 olacak. Halen Türkiye’de insanlar 48 yaşında emekli olabiliyor. Bu nedenle emeklilik yaşının daha da artırılması lazım” tezini savunuyorlar.  Emeklilik yaşını bir zamanlar olduğu gibi ‘yok’ saymak ne kadar yanlışsa, emeklilik yaşını ülke gerçeklerine aykırı olarak belirlemek de yanlış. Nihayetinde sigortalılar hiç alamayacakları ya da ancak birkaç yıl alabilecekleri emekli aylığı için prim ödemek istemeyebilirler. Bu da sigorta kaçağının artmasına neden olabilir. 

İSMMMO YAŞAM l 15


EMEKLİLİK İÇİN 10 ÖNERİ Gene D. Cohen’in yazdığı Olgun Zihin, Yaşlanan Beynin Olumlu Gücü kitabında emeklilikte zihinsel ve fiziksel olarak aktif kalabilmek için yapılması gerekenlere ilişkin öneriler şöyle:   1. Oyun oynayın ve bulmaca çözün. Bulmaca çözmek ve Scrabble gibi kelime oyunları özellikle yararlı. Hafıza ve strateji gerektiren briç gibi oyunlar da zihnin hızlı çalışmasını kolaylaştırır ve yeni sinapslar oluşturur. 2. Yemek, kitap ya da video tartışma grubu planlayın. 3. Yeni bir yere seyahat edin. 4. Bilmediğiniz bir konuda bir kursa kaydolun. Hayat boyu öğrenme, hayat boyu büyüme ve gelişmedir.

yüzde 1.6'sı ''ayda bir'', yüzde 0.9'u ''haftada bir'' gittiğini ifade etmiş. TÜED’ın anketine katılan emeklilerin neredeyse tamamı mutsuz olduklarını ifade etmiş. Ankette emeklilerin ruh halini ortaya koymak için ''Ülkemizin bir emeklisi olarak mutlu bir yaşam sürdüğünüze inanıyor musunuz?'' sorusuna emeklilerin tamamına yakını ''hayır'' yanıtını vermiş. Emekliler arasında ''mutlu olmadığını'' söyleyenlerin oranı yüzde 95.6'yı bulurken, ''mutlu olduğunu'' belirtenlerin oranı yalnızca yüzde 4.4.

KAPAK

“DURUM KAYGI VERİCİ” TÜED Genel Başkanı ve SGK Yönetim Kurulu Üyesi Kazım Ergün, geçim sıkıntısı çeken, zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan emeklilerin kültür-sanat gibi sosyal harcamalarını neredeyse tamamen kısmak zorunda kaldığını söylüyor. Emeklilerin içinde bulunduğu durumu göstermek amacıyla yaptıkları araştırmanın kaygı verici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Ergün, ''Çalışma çağındaki birçok insan günlük işlerden, yoğun hayat temposundan kültürsanat etkinliklerine zaman ayıramayabiliyor. Emeklilik döneminde ise insanların bu etkinliklere zaman ayırması bekleniyor. Oysa emeklilerimiz içinde bulundukları darboğazda kitap ve gazete okuyamadığı gibi

16 l İSMMMO YAŞAM

5. Yeni fikirler için bir kitapçının hobi ve el sanatları bölümünü araştırın. 6. Gönüllü olun. Topluma yardım için sosyal sorumluluk projelerine katılın. 7. Yeni yarı-zamanlı bir iş düşünün. 8. Aile ve arkadaşlarınızla yazışın, onlarla bol vakit geçirin. 9. Rüya gazetenizi geliştirin. Rüya ve hayaller iç yaratıcılığınızın en ulaşılır kapılarıdır. Derginizi yatağınıza yakın tutun, çünkü rüyalar çabuk unutulur. 10. Anılarınızı, otobiyografinizi ya da aile tarihinizi yazın ya da kaydedin.

tiyatro ve sinemaya da gidemiyor” diyor. Emeklilerin yaşam koşulları nedeniyle ülke ve dünya gündemini takip etmekten uzaklaştığını belirten Kazım Ergün değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Ülke gündeminden uzaklaşan emekli diğer taraftan kültür ve sanattan da mahrum durumdalar. Bunların doğal sonucu olarak emeklilerimiz mutlu değil. Yaşadıkları krizlerin mağduru olarak hem mutsuz hem de gelecekten umutsuz bir yaşam sürdürüyorlar.”

PSİKOLOJİK HAZIRLIK ŞART Türkiye’de emekliler genellikle çalışma hayatında aldıkları maaşın altında ücret alıyorlar. Bu dönemde yalnızca kazanç miktarları değil sosyal statüleri de değişiyor. Çalışma hayatından kopanlar, sosyal çevrelerinden de kopuyor. Ayrıca aldıkları maaşla hayattan daha çok endişe ediyorlar. Yalnızlık, boşluk, değersizlik, işe yaramazlık gibi duygular da ortaya çıkınca emekliler için depresyon kaçınılmaz oluyor. Royal Psikoloji Danışma Merkezi’nden Psikolog İlkten Çetin, emekliliğe maddi olarak olduğu kadar psikolojik bir hazırlık yapılması gerektiğini söylüyor. Çetin "Emeklilikte nasıl bir hayat düşlüyorsak, hayal kırıklığına uğramamak için hazırlıklarına çalışırken başlamamız,

OCAK-ŞUBAT 2013


‘HAYAT KRİZİ’NE DÖNÜŞMESİN Prof. Dr. Zuhal Baltaş / Baltaş Yönetim Eğitim Danışmanlık’ın Kurucusu “Emeklilik her ne kadar yıllarca planlanan ve iple çekilen bir durum olsa da, gelip çattığında kişi kendini yıllardır alışık olduğu bir hayat çizgisinin dışında bulur. Başarıyı bir işe sahip  olmak,  ailesinin  geçimini,  sosyal  ihtiyaçlarını ve kimliğini işinde bulan kişiler, emeklilik anı geldiğinde, yalnızca aylık gelirlerini değil, mevkilerini, toplum içindeki “itibarları”nı, çalıştığı yere ait olma duygusunu, günlük temposunu ve hatta “başarıları”nı da kaybeder. Sudan çıkmış balık gibi, ne yapacağını şaşırır. Türkiye’nin  kendisine  hedef  koyduğu

AB üyesi ülkelere baktığımızda, emeklilik olgusunun yalnızca parasal güvenceden ibaret olmadığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde, emeklilikte maddi olanakların sağlanmasının yanı sıra, bireylerin emekliliğe hazırlanması ve emeklilik sonrası hayatların planlanabilmesi için programlar gerçekleştiriliyor. Türkiye AB sürecinde yasal düzenlemeler ve ekonomik uyarlamalar yaparken, insan potansiyelini daha gelişmiş yaşam düzeylerine hazırlamayı da gözden kaçırmamalı. Emeklilik, kişinin kendini içinde bulduğu, hayatına anlam veren, işinin dışında varlığını zenginleştiren  ilgi  alanlarını  sürdürebildiği yeni bir dönem olmalı. Gerek iş yaşamı boyunca, gerekse ilerleyen yaşlarda, bilinçli bir çaba ve

OCAK-ŞUBAT 2013

yutunu da iyi hesaplayın. Bütçenizi gerçekçi bir şekilde hesaplayın. Hatta mümkünse emekli olmadan önce, bir-iki ay bu belirlediğiniz bütçeyle yaşamayı deneyin. Acil durumlar için, emekli olmadan önce bir birikim oluşturun. Eşinizle/ çocuklarınızla sıkıntılarınız varsa bunları çözmeyi ertelemeyin çünkü bu dönemde sorunlar da keskinleşebilir. Emeklilikte yalnızlık ve sosyal izolasyon duygularına kapılmamak için sosyal çevrenizi

KAPAK

kendimize uygun etkinlikleri önceden keşfetmemiz gerekiyor" diyor. Çetin’in saptamalarına göre, emeklilik bir başlangıç olduğu gibi aynı zamanda bir veda. İş yaşantınızla vedalaşabilmeniz için gözünüzün arkada kalmaması gerekiyor. Çetin, emekli olacaklara “Üzerinde çalıştığınız bir proje varsa yarım bırakmayın” önerisinde bulunuyor. Çetin şu değerlendirmeleri yapıyor: “Emeklilik planlarını yaparken işin maddi bo-

profesyonel bir destekle kişinin kendini iyi tanıması ve geliştirmek istediği değerlerinin farkında olması sağlanmalı. Ülkemizde bireylerin emeklilik sonrası yaşayacakları “Hayat Krizi” nden korunmaları için oluşturulan ilk sistemin öncülüğünü Baltaş-Eksen yapıyor. Bu sisteme “Aktif Emeklilik Programı” adını veriyoruz. Bu 8 günlük program çerçevesinde, emeklilik öncesindeki dönemde, kişilerin değerlerini fark etmeleri, tercihlerini  belirlemelerini  sağlıyoruz.  Burada önemli olan, kişinin kendini tanıyarak, sistemli ve disiplinli bir süreç içinde kendisine sürdürülebilir bir uğraş seçmesi. Nelerden zevk aldığını, neleri yapmanın onun kimliği ve kişiliğiyle uyumlu olduğunu, nelerin değerleriyle örtüştüğünü, hangi uğraşı hayat boyu kendine amaç olarak seçeceğini bulmak kritik bir süreçtir. İşte bu nedenle, bu süreçte kişilere profesyonel destek almalarını tavsiye ediyoruz.”

İSMMMO YAŞAM l 17


şimdiden genişletin. Ne kadar farklı çevrelerden arkadaşlarınız olursa o kadar farklı kaynaklardan beslenme şansınız olur.”

EMEKLİLİKTE AİLE HUZURU Emeklilikle birlikte artık çalışmayan eş veya eşler hayatı daha fazla paylaşıyorlar. En azından 7/24 evin rutinine ortak oluyorlar. Yeni rutinle birlikte beraberce geçirilen süre de artıyor. Eşlerin iletişim, karar alma, ortak vakit geçirme gibi konularda problem varsa, bu sıkıntılar su yüzüne çıkıyor. Emeklilikten sonra evlilik veya ilişki danışmanlığına gelen çiftlerin sayısının arttığını belirten Psikolog İlkten Çetin, “İşten ayrılmakla daha fazla serbest vakte kavuşan birey, eğer varsa çocuklarından veya yakın akrabalarından daha fazla ilgi isteyebiliyor. Yükselen beklentiler dile getirilmediğinde ve karşılanmadığında alınganlık ortaya çıkabiliyor. Önemsenmeme duygusu ile kişiler içe kapanabiliyor veya daha agresif davranabiliyor” diye konuşuyor.  Çetin’in saptamalarına göre emeklilik döneminde özellikle erkeklerde özgüven azalıyor. İşlerini yaşamlarının merkezi sayan erkekler, yaşlanma ve emeklilik döneminde ciddi bunalımlar ve ruhsal çöküntüler yaşıyor. Özellikle erkekler işlerinin dışında bir

18 l İSMMMO YAŞAM

OCAK-ŞUBAT 2013


uğraş edinememişlerse kendilerini işe yaramaz hissedebiliyor, ne yapacakları konusunda kararsız kalabiliyorlar. Bu durum elbette kadınlarda da görülüyor. Bu ruh hali sonunda ise emekliler önce boşluğa düştüklerini hissediyor; ardından da depresyona giriyorlar. 

YENİ YAŞAMA DESTEK ŞART

OCAK-ŞUBAT 2013

PARASIZ, YALNIZ VE GÜVENSİZ 30 Haziran, Dünya Emekliler Günü… Geçen yıl Türkiye Emekliler Platformu, bir araştırma yaparak Dünya Emekliler Günü’nde açıkladı. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatma Arpacı’nın hazırladığı “Emekli Profili Anketi”nin çarpıcı sonuçları şöyle:  l Emeklilerin büyük çoğunluğunun aldıkları aylıklar çok düşük. Bu aylıklarla geçinemezlerken, emeklilerin yarıdan fazlası sağlık hizmetinden de yararlanamıyor.  l Emekliler sağlık kuruluşlarında kendileri ile yeteri kadar ilgilenilmediğini belirtirken, en çok romatizmal hastalıklarla karşılaşıyorlar.  l Emeklinin yüzde 77’si gözlük, yüzde 53’ü takma diş, yüzde 56’sı da ilaç kullanıyor.  l Parasızlık, yalnızlık ve güvensizlik endişesi taşıyan emeklilerin yüzde 11’i yalnız yaşıyor.  l Emeklilerin çoğunluğunun temel gıda maddesi ekmek, makarna, pilav, sebze, meyve olurken, çok az bölümünün evine kırmızı et giriyor.  l Çoğunluğu ek işte çalışmayan emekliler, aldıkları düşük maaşla yaşamını sürdürüyor. Emeklilerin yüzde 85’i aylıklarının yetersiz olduğunu belirtiyor. 

KAPAK

Toplumda en gözde meslekleri yürütenler bile, emekli olunca ne yapacağını bilemez duruma gelip, kendini yalnız ve işlevsiz hissediyor. Gelişmiş ülkelerde çalışanların emeklilik sonrası hayatlarının planlanabilmesi için programlar gerçekleştiriliyor. Türkiye’de ise genel olarak hem kamunun hem de özel sektörün böylesi bir yaklaşımı yok. Aslında Baltaş Yönetim Eğitim Danışmanlık bu konuda öncü olarak Aktif Emeklilik Programı oluşturmuş. 8 günlük programla, emeklilik yaşı yaklaştıkça paniğe kapılan genel müdürlerin, profesörlerin, işlerinde uzmanlaşmış  tüm  çalışanların ve henüz çalışma gücünü yitirmeden  emekli  olan  deneyimli iş gücünün, yeniden topluma kazandırılması amaçlanıyor. Baltaş Yönetim Eğitim Danışmanlık’ın  Kurucusu Prof. Dr. Zuhal Baltaş, “Ülkemizde, dünya standartlarında hazırlanan ve Türk kültür değerleriyle uyumlu olarak uygulanabilen böylesi bir program beklendiği ölçüde talep görmüyor” diye yakınıyor. Aktif Emeklilik Programı’nı kurumların, yıllar boyu emek veren çalışanlarına bir armağan olarak sunabileceklerini belirten Baltaş, “Program, kişinin yeniden kendini gözden geçirmesine yeni hayatını tanımlamasına, stresi ile başa çıkabilmesine, yeni iş olanakları yaratması konusunda yetkinlik geliştirmesine ve finansal olarak durumunu gözden geçirmesine yardımcı oluyor. Emeklilik, hayatın daha derinlemesine yaşandığı ve tadının çıkarıldığı bir dönem olmalı. Bu dönemde huzuru bulmak, hayatını zenginleştirmek, en az maddi olanaklar kadar önemli” diye konuşuyor.

İSMMMO YAŞAM l 19


.


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi, Baharın gelmesiyle birlikte hem gönüllerde hem de piyasalarda bir heyecan var. Ancak Türkiye en önemli heyecanını bu bahar ‘barış’ adına yaşıyor. Barış söylemleri, Türkiye’nin en köklü sorunlarından biri olan Kürt meselesinin çözümü ve demokratik standartlarımızın yükselmesi ümidini yaratıyor. Bu noktada yeni Anayasa çalışmaları önem taşıyor. Toplumun büyük kesimi genel olarak yeni Anayasa çalışmasında samimiyet beklerken, bugüne kadar yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki tüm partilere önemli görevler düşüyor. İSMMMO Yaşam’da dosya konumuzda yeni Anayasa çalışmalarının kaderini belirleyecek konuları mercek altına aldık. Dergimizin kapağını ise ‘emeklilik’ konusuna ayırdık. Türkiye’de emekli olmanın zorluklarını kapağımıza taşıdık. Birçok ülkede ‘ikinci bahar’ olarak görülen bu dönemde hem maddi hem de psikolojik olarak yaşanan sıkıntılar maalesef küçümsenemeyecek boyutta… Yine birbirinden değerli konuklarımız sizleri selamlıyor. Türkiye’nin ilk yeminli mali müşaviri olan Dr. Biltekin Özdemir’in mesleğimize ve ülkemize yaptığı katkıları Zirvedekiler sayfalarımızda okuyabilirsiniz. Prof. Dr. Kerem Alkin, akademisyenlikle gazetecilik şapkasını eş zamanlı olarak giyen bir isim. Halen Bloomberg HT Televizyonu’nun Genel Yayın Yönetmeni olan Alkin ile hem mesleki hedeflerini hem de Türkiye ekonomisinin gidişatını konuştuk. Sanat dünyasından konuğumuz ise oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan… Çiçeği burnunda yazar olan Taylan, yazmanın kendisi için anlamını, dizi çalışmalarını ve gelecek hedeflerini samimiyetle anlattı. Dergimiz konuklarıyla olduğu kadar konularıyla da size zengin ve faydalı bir içerik sunmaya çalışıyor. Kariyer sayfalarımızda ‘kararsızlık’ duygusunun kariyer hayatını nasıl olumsuz etkilediğini işledik. Eğitim haberimiz ‘üstün zekalı’ çocukları keşfetme ve yönlendirme konusunda size ışık tutacaktır. Gezi sayfalarımızda İzmir’in güzelliklerini sizlere tekrar hatırlatırken, yurtdışında da bize çok fazla yabancı olmayan Selanik’e gidiyoruz. Sizden bir ricamız da olacak. Biliyorsunuz dergimiz içimizdeki cevherleri de ortaya çıkarmaya çalışıyor. Değişik hobileri olan üyelerimize sayfalarımızda yer açıyoruz. Siz de yeteneklerinizle sayfalarımızda yer almak isterseniz bize; yasamdergi@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz. Dilerim dergimizi beğenir ve bir solukta okursunuz. Sevgiyle kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO Ocak-Şubat 2013

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir

basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

l DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Ali Altun, Nazlı Ardak, İ. Hakkı Baliç, Metin Başer, Metin Bayar, Kenan Buğa, Ayla Büyükhan, Rıza Çalasın, Adem Çalışkan, Vedat Çiftçi, Volkan Demir, İrfan Demirci, Erol Demirel, Burhan Eray, Ertuğrul Erdem, Mehmet Eren, Hüseyin Fırat, Tayyar Güler, Haluk Gülsoy, Adnan Gün, Ayşin Hangül, Hasan Ildır, Hüseyin Kaleli, Turgay Kanarya, Turan Kaşıkçı, İlhan Kırcaoğlu, Şenol Kokal, Coşkun Kolso, Cemile Kuzu, Hacı Reşit Küçük, Kazım Mermer, Arif Mert, Muhammed Öncül, Erol Öngen, Gülgün Öztürk, Veysel Karani Palak, Bahriye Payal, Orhan Sarıgene, Fehmi Soyakça, İbrahim Fevzi Tacer, Nurettin Tan, Feyzullah Tanyer, Ali Haydar Tunç, Mustafa Uğurlu, Ahmet Uzuntepe, Mehmet İhsan Yalçın, Hüseyin Yerli, Recep Yüksel, Serpil Zorbozan

l BASILDIĞI YER: İKON YAYINCILIK VE MATBAACILIK SAN. TİC. LTD. ŞTİ. Çobançeşme Cad.No14 Kağıthane- İstanbul Telefon: (0212) 321 11 93 l Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 5.000 adet basılır. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. l Yönetim Yeri ve Yazışma  Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80


GÜNDEMİN SESİ

Hem üniversite hocası hem televizyoncu Prof. Dr. Kerem Alkin, hem akademisyen, hem ekonomist, hem gazeteci, hem de televizyoncu. Çok yönlü bir isim olan Alkin’in Türkiye’de çalışmadığı gazete, dergi ve TV grubu yok. Şu anda ekonomi kanalı Bloomberg HT’de genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. 

20 l İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Prof. Dr. Kerem Alkin, akademik kökenli bir medya yöneticisi, köşe yazarı ve televizyoncu. Yıllardır hem akademisyenliği hem de medyadaki çalışmalarını bir arada yürütüyor. Gazetecilik mesleğinde 25 yılı geride bırakan Alkin, aslında ekonomiyi politik düzlemde anlatan bir ekonomist olarak tanınıyor. 39 yaşında ekonomi profesörü olan Alkin, Türkiye’de ekonomi yayıncılığına her alanda katkı sağlamış bir isim. Adeta ekonomi basınının gelişiminin canlı tanıklarından. Pek çok gazete, dergi ve televizyonun kuruluşunda yer aldı. Gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı, televizyonlarda ekonomi programları hazırladı. En son üç yıl önce ekonomi kanalı Bloomberg HT’nin kuruluş aşamasında yer alan ve bu süreçte ekonomi koordinatörü olarak görev yapan Alkin, Ağustos 2012’den beri de kanalın genel yayın yönetmenliğini yürütüyor. Habertürk gazetesinde de ekonomi üzerine köşe yazıları kaleme alıyor. Bir yandan da İstanbul

OCAK-ŞUBAT 2013


OCAK-ŞUBAT 2013

TENİSTE LİSANSLI OYUNCUYUM Kendinize vakit ayırabiliyor musunuz? Hem akademisyenlik hem medyadaki görevlerim devam ediyor. 24 yıldır evliyim. Eşim 'Evliliğin yarısında yanımda yoktun' diyor. Haklı ama bu şekilde bu yola baş koyduk, böyle devam ettireceğim. 21 yaşında bir kızım var. Biyoloji ve kimya mühendisliği okuyor. O ekonomi seçmedi; annesi gibi fen bilimlerini seçti. O da başarılı şekilde okumaya devam ediyor. Fotoğrafçılık en büyük hobim. Eşim yeni emekli oldu, ilk aldığı emekli maaşıyla bana bir fotoğraf makinesi hediye etti. Beni çok duygulandırdı. Bunun dışında tenis oynarım. Eskiden çok iyi basketbol oynardım, üniversite döneminde kız basketbol takım koçluğu da yaptım. Her türlü spora aşinalığım var. Teniste lisanslı oyuncuyum. Kurduğumuz tenis takımıyla İstanbul Üniversitesi’ni temsilen birçok turnuvaya katıldık. Ama son iki yılda tenis raketini elime aldım mı, kayak yapabildim mi ya da fotoğraf çekebildim mi diye bakarsak, bunun cevabı olumsuz olur. Ama elimden geldiğince hayattan tat almaya bakıyorum. Kızım ve eşimle beraber mümkün olduğunca müze gezmek ve kültürel birikimleri artırmaya yönelik kısa turlar yapmaya çalışıyoruz. yıncılığındaki süreyi biraz daha uzatmak olabilir. Ekonomi alanında son derece prestijli belgeselleri, dünya ekonomisinin ön planında olan isimlerin daha fazla yer aldığı, çok iddialı araştırmaların olduğu ve çok iddialı röportajlara imza atmaya devam eden bir kanal. Geldiğimiz nokta neredeyse en üst seviyeye yakın. Uluslararası bir ekonomi kanalının yapabileceği her şeyi yapmış durumdayız. Bundan daha ötesi ancak 24 saat ekonomi yayıncılığı olabilir. Türkiye buna hazır olduğunda bunu da yaparız. 15 saat ekonomi

yayıncılığı herkesin soyunabileceği bir şey değil. Bir rekora imza atıyoruz. Bu, iyi işler bilen kadro gerektiriyor. Başarılı ekran yüzleri, teknik kadro ve editörler gerekiyor. Biz bu nedenle önemli başarıya imza atmış durumdayız. Şu ana kadar ekonomi alanında olabilecek her türlü önemli ve uluslararası röportaja imza attık. IMF Başkanı, Dünya Bankası Başkanı gibi pek çok isimle röportaj yaptık. Algı ve prestij açısından hedeflerimize ulaşmış durumdayız. Türkiye’de ekonomi gazeteciliği ve

GÜNDEMİN SESİ

Ticaret Üniversitesi’nde öğretim üyeliğine devam ediyor. Alkin, Bloomberg HT ile ekonomi kanalı olarak yola çıktıklarını ve bu alanda fark yarattıklarını söylüyor. Prof. Dr. Kerem Alkin, “15 saat hiç ara vermeden ekonomi alanında yayın yapan tek kanalız. Bu da üç yıl içinde bize hem reel sektör hem de finans sektöründe büyük saygınlık getirdi” diyor. Alkin’le, kariyerini, mesleğini ve ekonomiyi konuştuk. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1965 doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldum. Aynı okulda yüksek lisans ve doktora yaptım. Kasım 1998’de doçent, Nisan 2004’te ise profesörlük unvanı aldım. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde öğretim üyeliği yapıyorum. 1987’den öğretim üyeliğine başladım. 1990’dan beri de basındayım. Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) meslekte 25 yılı devirdiğim için bana plaket verdi. Pek çok basın kuruluşunda çalıştım. Çalışmadığım dergi grubu, gazete, TV kalmadı. Pek çok dergi yanında üç televizyon kanalının da kurucusuyum. Üniversite hocalığıyla medyayı bir arada yürütmeye devam ediyorum. Bloomberg HT’de fark yarattığınızı düşünüyor musunuz? Bloomberg HT’de üç yıl önce finanstan çok ekonomi kanalı olarak yola çıktık. Ekonomi kanalı olma kararı aldık. Bu vesileyle de ciddi ölçüde her alanı kapsayan bir yayıncılık yapma gayreti duyduk. 15 saat hiç ara vermeden ekonomi alanında yayın yapan tek kanalız. Bunu yapabilen başka kanal yok. Gece ABD borsaları kapandığı ve gündüz Asya borsalarının açıldığı ana kadar yayın yapıyoruz. Bu da Bloomberg HT’ye üç yıl içinde hem reel sektör hem de finans sektöründe kapsadığı alan itibariyle çok büyük saygınlık getirdi. Genel yayın yönetmeni olarak hedefiniz nedir? Kanalın bundan sonraki yol haritası hakkında bilgi verir misiniz? Biz de unvanlar önemli değil. Ben bir nevi kanalın hocasıyım. Kanalın hedefi ekonomi ya-

İSMMMO YAŞAM l 21


AKADEMİK YAYIN VE RAPORLAR HAZIRLIYOR

GÜNDEMİN SESİ

Kitap çalışmalarınız hakkında bilgi vererek, bundan sonraki hedefinizden bahseder misiniz? Akademik alanda pek çok kitabım bulunuyor. İTO ve İMKB gibi çeşitli kurumlar için yaptığım raporlar, araştırmalar da var. Bunlara imza atmaya devam edeceğiz. Süreç böyle devam edecek. Ben medyada aldığım görevi akademisyenliğin bir uzantısı olarak görüyorum. Bu anlamda da önümüzdeki dönemde gerek Bloomberg HT gerekse zaman içinde gündeme gelecek diğer projelerde Türkiye ekonomisinin nasıl bir dönüşümden geçtiğini kamuoyuna en iyi şekilde izah etmek adına reel sektörün ve finansal sistemdeki profesyonellerin seslerini duyurabilmesine imkan sağlayabilecek projelerde görev almayı sürdüreceğim.

yayıncılığının gelişiminin canlı tanıklarındansınız. 1990’lardan itibaren ekonomi yayıncılığının gelişimini değerlendirebilir misiniz? 1990’lı yıllar soğuk savaşın bitmesiyle ekonomideki gelişmelere öncülük yaptı. Anlayış da değişti. Örnek vermek açısından 1980’li yıllarda Türkiye’de gazetecilik daha sol tandanslı gazeteci arkadaşlar tarafından yapılıyordu. O dönemde sermaye ve iş dünyasını daha dışlayan eleştiren bir bakış açısı vardı. Türkiye’de 1990’lı yıllarda Turgut Özal’ın başlattığı süreçle beraber bir dönüşüm başladı. O dönüşümün uzantısı olarak da liberal görüş çerçevesinde yayınlar oluştu. Tek haftalık ekonomi dergisi olarak Ekonomik Panorama vardı. Medyadaki sol tandanslı arkadaşların etkinliklerini kaybettikleri bir dönem geldi. Sermaye, özel sektöre hep negatif cepheden bakılmasının artık çok fazla kabul görmediği ekonominin daha fazla kendine hitap etme alanı bulduğu bir süreçte bulduk kendimizi. Bu dönem aynı zamanda para ve sermaye piyasalarında yatırımcı sayısının arttığı bir dönemdi. Buna bağlı olarak farklı dergiler çıktı. Borsa dergilerinin çok popüler olduğu bir dönemdi. O dönem ekonomi dergileri popülerdi. An-

22 l İSMMMO YAŞAM

cak bu esnada da haftalık ve aylık ekonomi dergilerinin ortaya koydukları son derece kaliteli çabalara karşı rekabet anlamında gazetelerin ekonomi sayfalarını artırmalarına şahit olduk. Saygın gazetelerde 1980’lerde ekonomi bir iki sayfa niteliğindeydi. Daha sonra beş altı sayfaya çıktı. Günümüzde ise 15 sayfalara kadar uzandı. O dönemlerde haftalık gazeteler de popülerdi. Evet, haftalık gazeteler yaygındı. Ekonomik Bülten bunlardan biriydi. Özel ekler çıkarıyordu. O özel eklerin birinde Türkiye’de ilk defa bankacılık sektörüyle ilgili özel bir ekin hazırlanmasında da görev aldım. 1990’lı yıllarda haftalık ekonomi yayınlarını Barometre ve İzmir kökenli Gözlem gazetesi takip etti. 1990’lı yıllar bu boyutuyla bakılınca esasen dergilerin daha popüler olduğu, haftalık ekonomi gazetelerinin kendine yer bulabildiği bir dönemdi. Gazetelerde ekonomi sayfa sayısı azdı ve henüz internet yoktu. Ekonomide televizyon yayıncılığında nasıl gelişmeler yaşandı? 1990’lı yıllarda yazılı basının yanına TV mecrası eklendi. O dönemde

OCAK-ŞUBAT 2013


OCAK-ŞUBAT 2013

nuşuyoruz. 2000’li yıllarda Türkiye’nin konuştuğu gündem artık tamamen farklı bir gündem oldu. Türkiye içinde bulunduğu ekonomik sorunlar nedeniyle bir sanayi stratejisi konuşamazdı. Türk gümrükleriyle ilgili modernizasyon, tüketici hakları kanun tasarısı gibi konuları konuşamıyorduk. Türkiye şu anda ekonomi alanında ciddi zihinsel ve yapısal dönüşümden geçiyor. Özel sektör gerçekten büyük hamleler yapıyor. Dünyanın her yerinde özel sektörün başarılarından övünçle bahsetmekteyiz. Bu tabloda cari açıkla ilgili nasıl bir değerlendirme yapılabilir? Bir temel gerçek var, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e hala tasarruf ve sermaye açığı olan bir ekonomiyiz. Tasarruf ve sermaye açığı olduğu için bunları biz yurtdışından kaynak bularak kapatmaya çalışıyoruz. Türkiye ekonomisinin eğer yüzde beş ve üzerinden büyümesi gerekiyorsa her yıl dünyadan 90 milyar dolar para bulmamız gerekiyor. Dolayısıyla birçok şeyi aştık. En tıkandığımız nokta Türkiye olarak tasarruflarımızı ve öz kaynaklarımızı biriktirmekte zorluk yaşıyoruz. Bu alanı geliştirmemiz gerekiyor. Bir yandan da rakibimiz olan ülkelerle aramızın açılmaması gerekiyor. Her zaman Türkiye’nin ortalama büyümesini yüzde 5’in üzerine çıkarmaya kalktığınızda cari açığın büyüme-

sine göz yummak durumunda kalacağız. Dolayısıyla dünyadan da borçlanmamız gerekecek. Döviz kurlarının şu anki durumu da bir başka eleştirilen konu. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Son bir buçuk yılda Merkez Bankası’nın izlediği stratejiyle TL’nin değerini sağlamlaştırma ve sabitlemede mesafe aldığını söyleyebilirim. Kurların biraz hareketlenmesiyle ‘ne oluyor’ dememiz eski alışkanlık maalesef. Şu anda kurlar hareket etmesi gereken 1.72-1.82 aralığında. Bunların hiçbirinin de Türkiye ekonomisine duyulan güvenle uzaktan yakından alakası yok. Türkiye ekonomisi sağlam bir şekilde yoluna devam ediyor. Merkez Bankası’nın rezerv gücü açısından bakarsak birçok açıdan eski Türkiye değiliz. Ama hala tasarruf açığı nedeniyle cari açık veren bir ekonomiyiz. Dünyaya sattığımız malların sağladığı katma değerle, dünyadan aldığımız mallar nedeniyle ödemek zorunda olduğumuz katma değer arasındaki farkı kapatmak zorundayız. Ama tarihimizde ilk defa kilogram başına katma değeri konuşuyoruz. Türkiye’nin ithal ve yerli girdileri arasındaki rekabet farkını kapatmaya çalışıyoruz. Bunları konuşuyor olmamız bile Türkiye için önemli süreç. Geç kalmış durumdayız bunları 18 yıl önce konuşmalıydık.

GÜNDEMİN SESİ

TRT’den başka TV programı yapan yoktu. Bunu ilk değiştiren 1996 yılında Kanal D oldu. Onun dışında küçük çapta kablo TV ve uydudan yayın yapan kanallarda kısmen ekonomi yayıncılığı yapılıyordu. İlk defa Kanal D, pazar günleri Ekovizyon adlı ekonomi programı yayınladı. Bu program 1997 yılı ortalarına kadar devam etti. Daha sonra CNN Türk ve NTV gibi daha tematik ve haber kanalları çıkmaya başladı. Kanal ve daha sonra CNBC-e oldu. Haber ve ekonomi kanalcılığı dönemi başladı. Bu TV kanallarıyla Türkiye’de ekonomi yayıncılığı gelişti. 2000’li yıllardan sonra ise internet yayıncılığı atağa geçti. Haftalık ve aylık ekonomi yayınlarının tökezlediği bir döneme girildi. Pek çok dergi maliyetleri karşılayamadığı için ekonomi yayıncılığından kopmak zorunda kaldı. Ekonomide görsel ve internet yayıncılığı biraz daha ağırlık kazandı. Günlük ulusal gazeteler de ekonomi sayfa sayısını ciddi anlamda artırdılar. Bu da artınca ekonomi dergilerinin ciddi anlamda zorlandığı süreç başladı. Dünyada da ekonomi dergileri için de benzer bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte dergiler daha ilgi çekici noktalar, kulis haberler ve kimsenin yapmadığı araştırmaları yaparak ayakta kalmaya çalışıyor. Bu süreçte dergicilikle ilgili çabaların takdir edilmesi gerekiyor. Habertürk gazetesindeki köşe yazılarınızda da devamlı irdeliyorsunuz. Türkiye ekonomisinin şu anki durumunu nasıl değerlendirirsiniz? 1990’lı yıllara göre 2001 krizini atlattıktan ve gereken dersleri çıkardık. Benzetmek gerekirse motor torkunu arabanın yürüyen ve elektronik aksamını olağanüstü bir değişimden geçirmek suretiyle artık düz yolda kolay kolay takla atmayacak bir ekonomi oluşturmayı başarmış durumdayız. Ama dünyanın en kaliteli otomobillerinden birisiyle de çok sert bir viraja 200 km’yle girmeye kalkarsanız o araba da takla atar. Ama eskiden Türkiye’nin otomobili o kadar ciddi sorunları olan bir otomobildi ki, bu otomobil düz yolda bile takla atabiliyordu. Şimdi düz yolda takla atması bayağı zor olan dolayısıyla ancak direksiyondaki şoför arabayı biraz zorlarsa sorun çıkaracak durumdayız. Türkiye ekonomisi çok mesafe aldı. Bu nedenle artık başka konuları konuşuyoruz. İnovasyonu ve yüksek katma değeri konuşabiliyoruz. Türkiye’nin 2023’te dünyanın seçkin ülkelerinden biri olması gerektiğini, yaşam standartlarının yükseltilmesi gerektiği gibi pek çok şeyi ko-

İSMMMO YAŞAM l 23


DOSYA

Yeni anayasa başka bahara BDP, AKP’nin başkanlık sistemi önerisinin tartışabileceğini ifade ediyor. CHP ve MHP ise karşı çıkıyor. CHP, başkanlık sistemini müzakere dahi edilemez buluyor. Uzlaşma komisyonu, uzlaşmadan iyice uzaklaşmışken İmralı ile görüşmelere ilişkin tutanakların basında yer almasıyla gündem iyice hararetlendi... 30 yıl sonra darbe döneminin anayasasından kurtulma umudu yeşerten yeni anayasa hazırlama çalışmaları, tıkandı tıkanacak gibi... Gelinen noktada, İmralı süreci ve başkanlık sistemi hesapları, yeni anayasanın da kaderini belirleyecek... 

24 l İSMMMO YAŞAM

FERİDE AY Eylül 2011’de çalışmalar başladığında, tam 30 yıl sonra darbe döneminin anayasasından kurtulma umudu yeşerdi... Gerçekten bu kez Türkiye yıllarca özlemini çektiği çağdaş anayasasına kavuşacak mıydı? Yoksa geçmişte  olduğu  gibi  siyasiler, “1982 Darbe Anayasası”nı değiştireceklerine dair vaatlerden birini daha yapmakla mı meşguller? Meclis’te yeni anayasa için biraraya gelen dört partinin bir anayasa metni ortaya çıkarabilmeleri için tam mutabakatı gerekiyor. Bu dört partinin eşitliğe ve özgürlüğe dayalı çağdaş bir  anayasa  konusunda  tam mutabakata varması mümkün mü?..  TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in 19 Eylül 2011’de hukuk profesörleriyle yaptığı toplantıyla başlayan  yeni  anayasa  hazır-

lanması sürecinde bütün bu sorular  herkesin  kafasında  yer etti. Aslında, katılım aşamasında Anayasa Uzlaşma Komisyonu 20’yi aşkın, alt komisyonlar ise 57’yi aşkın toplantı yaptı. Görüş ve önerilerden oluşan binlerce sayfa tutanak uzmanlar tarafından  incelendikten  sonra yazım aşamasına geçildi. Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda, 16’sında partilerin farklı notları olmak üzere toplam 31 maddede mutabakat sağlandı. Ancak, gelinen noktada yeni anayasa için uzlaşma komisyonunun çalışmaları tıkandı gibi... Çünkü İmralı süreci ve başkanlık sistemi hesapları, yeni anayasanın da kaderini belirleyecek...  BDP,  AKP’nin  başkanlık sistemi önerisinin tartışabileceğini ifade ediyor. CHP ve MHP ise karşı çıkıyor. CHP, başkanlık sistemini  müzakere  dahi  edilemez  buluyor.  Uzlaşma  komis-

OCAK-ŞUBAT 2013


yonu tam da bu noktada uzlaşmadan iyice  uzaklaşmışken  İmralı  ile  görüşmelere  ilişkin  tutanakların  basında yer almasıyla gündem iyice hararetlendi. Beklendiği gibi İmralı görüşmesi,  yeni  anayasa  yazımında tartışma konusu oldu.  Nitekim, tutanakların basında yer almasından sonraki ilk komisyon toplantısında CHP Konya Milletvekili Attila Kart, İmralı’daki görüşmelerin Anayasa çalışmalarının içeriğini ve takvimini yönlendireceğini ifade ederek, “Biz burada bir figür olmayız, olamayız” açıklamasını yaptı.  Komisyonun gündeminde başkanlık  sisteminin  dışında  yargıya ilişkin hükümler de bulunuyor. AKP, Danıştay ve Yargıtay’ın kaldırılarak, yerine Temyiz Mahkemesi kurulmasını öneriyor. 

SÜREÇ TIKANDI 

OCAK-ŞUBAT 2013

Yeni anayasa konusunda tartışmalar sürerken konuyla ilgili yapılan bir anket yurttaşın beklentilerine ışık tuttu. Merkezi İstanbul’da bulunan Hukukçular Derneği ile Varyans adlı araştırma şirketi, “Türkiye Kamuoyunun Anayasa Yapım Sürecine Bakışı” adıyla anket düzenledi. 12 bölgede 5 bin 68 kişi üzerinde gerçekleşen ve Ocak 2013’te yapılan anketin bazı çarpıcı sonuçları şöyle:  l Katılımcıların yüzde 54.5’i “Vatandaşlık tanımında etnik tanım yapılmasın” derken, “Türklüğe atıf yapılsın” diyenlerin oranı yüzde 23.7 oldu. “Birden çok etnik tanım yapılsın” karşılığını verenler ise yüzde 9.3 oldu. l “Komisyon’da uzlaşma sağlanamaması durumunda nasıl bir yol izlenmeli?” sorusuna katılımcıların yüzde 20’si “mevcut anayasa ile yola devam” derken, yüzde 55.5’i ise, “uzlaşılan metinde değişikliğe, uzlaşılamayan konular da alternatifleriyle birlikte referanduma götürülmelidir” dedi.  l “4 siyasi partinin yerine uzlaşabilen partiler anayasayı yapmalıdır” diyenlerin oranı ise sadece yüzde 6.9 oldu. Bu halkın AKP-BDP ittifakına soğuk olduğu yorumuna yol açtı.  l “Sizce en uygun yönetim-hükümet sistemi aşağıdakilerden hangisidir” sorusuna yanıt veren katılımcıların sadece  27.6’sı “başkanlık”ı tercih etti. Katılımcıların yüzde 60’a yakını ise “parlamenter” ya da “mevcut sistem”in devamını istedi. “Partili cumhurbaşkanı” isteyenlerin oranı da sadece yüzde 4.4’te kaldı. l Katılımcıların yüzde 63.7’si, resmi dilin Türkçe olduğunu ve resmi iş ve işlemlerde başka dil kullanılmamasını savunurken, yüzde 31.5’i de resmi dilin Türkçe olduğunu, ancak iş ve işlemlerde anadilin kullanılmasından yana olduklarını bildirdi. Eğitim dilinin de Türkçe olduğunu, buna karşın, anadilde eğitimin seçmeli olarak müfredata girmesini savunanların oranı da yüzde 72 çıktı. l “Size göre yeni anayasada yer alması gereken en önemli unsur nedir?” sorusuna, “insan hakları ve adalet” diyenlerin oranı yüzde 18.6 ile en yüksek oran çıkarken, bunu sırasıyla yüzde 13.7 ile “her konuda daha fazla özgürlük”, yüzde 12.7 ile “eşitlik” izledi.  l “Yeni anayasada neler olmamalı” sorusunda ise “ırkçılık olmamalı” diyenler, yüzde 16.6 ile ilk sırada yer aldı.  l “Yeni anayasanın herhangi bir ideolojiye dayanmaması” gerektiğini ifade edenlerin oranı yüzde 75.1 oldu. 

DOSYA

Süreci yakından takip eden gazeteci-yazar İsmet Berkan, çalışmaların tıkandığını belirterek şu yorumu yapıyor: “Aslında, ilk işareti Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Aralık ayının sonunda katıldığı bir TV programında  soruları  yanıtlarken  verdi:  Biz Meclis’te  kahir  çoğunluğa  sahibiz ama komisyona eşit üye sayısıyla katılmayı kabul ederek zaten fedakarlık yaptık. Komisyonu destekliyoruz, ama çalışmaların ne zaman biteceği belli olmalı. Sonsuza kadar çalışamaz. Eğer makul sürede bitmezse bizim zaten bir Anayasa teklif hazırlığımız vardı.  Onu  Meclis’e  sunarız.  Meclis’te 330’u, yani referandum çoğunluğunu bulmak kolay değil. Bunun için uzlaşmaya açık oluruz.”  Berkan, AKP’nin başkanlık sistemi önerisi ve buna bağlı yargı sis-

VATANDAŞ NE DİYOR? 

İSMMMO YAŞAM l 25


temi önerisinin komisyonda konuşulmaktan bile çok uzak olduğunu belirtiyor. Başbakan Erdoğan’ın bu tıkanmayı aşmak istediğini ifade eden Berkan, bunu anayasayı değiştirmemenin olası bedeline bağlıyor. Berkan, diğer partilerin tavırlarına bakılırsa komisyonda uzlaşma yolunun ancak başkanlık sisteminin geri çekilmesiyle açılabileceğinin altını çiziyor. İlke olarak başkanlık sistemini savunduğunu söyleyen Berkan, AKP’nin önerilerini ise son derece sakıncalı buluyor. Çünkü AKP tarafından önerilen sistem, kuvvetler ayrılığı ilkesini yürütme lehine bozuyor. Yasamayı ve yargıyı ikinci plana itiyor. 

‘UZLAŞAMAZLAR’ ÖNGÖRÜSÜ

DOSYA

TÜSİAD: HEM REFAH HEM DEMOKRASİ Birkaç  yıl  önce  çağdaş,  demokratik anayasa için öneriler içeren raporlar hazırlayan ve yöneticileri her fırsatta bu özlemi dile getiren Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) bu süreçte partilerin uzlaşması beklentisinde. TÜSİAD’ın yeni Başkanı Muharrem Yılmaz, yeni anayasa hazırlanması sürecinde partilerin uzlaşması halinde başkanlık sisteminin kabul edilebileceğini belirtiyor.  Yılmaz, başkanlığı dönemindeki Muharrem ilk TÜSİAD toplantısında, iş dünyasının Yılmaz İmralı sürecine de desteğini açıkladı. Muharrem Yılmaz, bunu şöyle ifade etti: “İmralı süreci, ülkede artan barış umudunu destekleyen bir süreç oldu. Hepimizin ülkede, huzurun tesis edilmesi bakımından artan bir beklentisi var. İmralı süreci diye adlandırdığımız sürecin, barışın ve huzurun tesisine yardımcı olacağı umudunu taşıyoruz. Uzlaşma ve yeni Anayasa sürecinde, herkesin üzerinde yol almak istediği, sağlam bir zemin oluşturulması gerekir. Bu kapsamda sosyal ve siyasal istikrar ortamı talep ediyoruz. TÜSİAD ne demokrasi için refahı, ne refah için demokrasiyi erteleyen bir yaklaşımı benimsemez.” 

26 l İSMMMO YAŞAM

TESEV’in ve TÜSİAD’ın anayasa çalışmalarında yer alan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun’a göre de bu sürecin sonuç vermesi mümkün görünmüyor. Özbudun, Meclis’te partiler arasında bir Uzlaşma Komisyonu’nun kurulmasıyla sanki yeni anayasa için büyük bir adım atılmış gibi göründüğünü, ancak komisyonun aslında ölü doğduğunu belirtiyor. Özbudun, bunun nedenini yeni anayasayı yapmak için bir araya gelen dört partinin tam mutabakat sağlayamayacağı öngörüsüne dayandırıyor. “Eşitliğe ve özgürlüğe dayalı çağdaş bir anayasa konusunda uzlaşamazlar. Komisyonda oybirliği şartı aranıyor. BDP’nin ve MHP’nin, Kürt sorunu üzerinde ortak bir noktaya gelebileceğini tasavvur edebiliyor musunuz? Radikal Türk milliyetçisi bir parti ile radikal Kürt milliyetçisi bir partinin ortak bir noktada buluşması mümkün değil” diyor. Prof. Dr. Özbudun, şu değerlendirmeyi yapıyor:  “Kürtlerin istediği özerklik konusunda da ya hep ya hiç, ya ak ya kara şablonlarıyla düşünüyoruz. Kürt meselesini eğer çözeceksek, bunu ancak Türklerin ve Kürtlerin çoğunluğunun desteğini alacak makul-orta yol çözümlerle çözebiliriz. Eğer özerklikle kastedilen devlet içinde devlet olmak ise, yani bir federe devletin dahi yetkilerini aşan yetkilere sahip olmak ise, bu olmaz. Bunun olmayacağını Kürt siyasi hareketi idrak etmeli. Ama eğer Kürtlerin istediği özerklik, AB’nin yerel yönetimler yapısını kabul etmekse, elbette bu olabilir. Buna sonuna kadar taraftarım. Ama şu anda görünen, Kürt siyasetinin bununla yetinmeyeceği. Kürt siyasetinin şu anda istediği statü, özerkliğin çok ötesinde bir statü. Mesela talep edilen öz savunma gücü nedir? Öz savunma gücü, özerk birimin kendi silahlı kuvvetlerine sahip olmasıdır. Bu, yerel özerklikle de, federal sistemle de bağdaşamaz. Çünkü bu, özerkliğin değil, devlet olmanın bir vasfıdır. Federal sistemde, federe yapının öz savunma gücü yoktur.”  Federal sistemde sadece mahalli hizmetleri düzenleyen belediye zabıtası türü birimler olduğuna dikkat çeken Özbudun, New York devletinin veya Almanya’da Hamburg şehrinin kendine mahsus ordusu olmadığına dikkat çekiyor. Özbudun, Türkiye’nin bir bölgesinde ülkenin hukuk düzeninden ve hatta genel ekonomik düzeninden farklı kendi yasama, yürütme ve yargı organları bulunan, kendi silahlı kuvvetleri olan totaliter bir tek parti hâkimiyetine dayanan bir rejim kurulmasına hiçbir devletin izin vermeyeceğini belirtiyor. 

OCAK-ŞUBAT 2013


İKİ DİL MESELESİ Ergun Özbudun, resmî dairelerde iki dilliliğin anayasada yer alıp alamayacağına ilişkin olarak da “Yer alabilmesi için Kürtçenin ikinci resmî dil olarak kabul edilmesi lazım. Çünkü resmî dil, kamu dairelerinde ve devlet işlemlerinde  kullanılan  dildir.  Türk  toplumunun  çoğunluğunu ikna ederlerse bu olabilir ama çoğunluğun böyle bir talebi kabul edeceğini sanmıyorum. Şahsen ben de buna taraftar değilim” diyor. İki resmi dili olan ülkeler bulunduğuna dikkat çeken Özbudun, Türkçe bilmeyenin kendisini anadilinde savunmasına ilişkin şunları kaydediyor: “Orada mesele çarpıtılıyor. Bizim Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, eskisinde de yenisinde de, taraflardan birinin Türkçe bilmemesi halinde ona tercüman sağlanması gerekliliği var. Ama sizin benim kadar iyi Türkçe bilen birinin, ben Kürtçe savunma yapacağım diye ısrar etmesi, bir nevi Kürtçenin resmî dil olması anlamına gelir ki, o zaman Meclis’te de Kürtçe konuşma hakkı olsun. Sadece Kürtler değil, Arap kökenli vatandaşlar da Meclis’te ve mahkemelerde Arapça konuşsun. Türkiye’deki tek dil azınlığı da Kürtler değil! Çerkezler, Boşnaklar da kendi dillerini konuşsunlar. İşte bu, fiilen iki resmî dil anlamına gelir.” 

EYLÜL HEDEFİ 

OCAK-ŞUBAT 2013

Prof. Dr. Süheyl Batum: “Son dönemde hukuk sistemi ile ilgili tartışmalarda olduğu gibi yeni anayasa kapsamındaki çalışmalar da bilimsel gerçeklerden uzak bir şekilde yapılıyor. Ortaya bilim adamı ya da gazeteci gibi çeşitli kisveler altında çıkan kişiler, evrensel değerler diye laiklik başta olmak üzere, Cumhuriyet değerleri üzerinde afaki ve yanlış şekilde yönlendirme yapıyor. Pek çok konuyla ilgili olarak art niyetle kafalar karıştırılıyor. Örneğin, ana dilde savunma hakkı, insanların savunma hakkını korumak için tercüman aracılığını öngörürken getirilmek istenen düzenleme, kişinin Türkçe bilse bile başka bir dilde savunma hakkını doğuruyor.” Prof. Dr. Enver Bozkurt: “Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve Başbakanın ahenk içinde çalışmasını öngören hukuki düzenlemeler yeterli. Başkanlık sistemi Türkiye’yi diktatörlüğe götürebilir. Yeni anayasada öne çıkması gereken konu “insan onuru”dur. Bu yargı bağımsızlığı gibi kağıt üzerinde kalmalı. Zaten savunma hakkının yok edildiği bir ülkede yargı bağımsızlığı olamaz. Bugün anti-demokratik bulunan ve değiştirilmeye çalışılan 2547 sayılı YÖK Kanunu’nu ileride mumla ararız. Yeni kanun ile siyasi mekanizmanın istediği gibi tüm kararlara müdahil olanabilir.”

oylamalarda BDP’den gelecek 30 oyu garanti altına almak için ‘İmralı Süreci’nden de faydalanacak. Böylece referandum için gerekli 330 sayısına ulaşarak kendi anayasasını halkın oyuna sunabilecek. Nitekim, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da mart ayı başında, çalışmalarla ilgili somut gelişmeler görmek  istediklerini  belirttiği  konuşmasında “TBMM Uzlaşma Komisyonu bir teklif ortaya çıkaramazsa, biz parti  olarak kendi taslağımızı müzakereye açarız” demişti. 

BAŞKANLIĞA MUHALEFET İmralı süreci ve başkanlık sistemi, tıkanan süreçte öne çıkarken ana muhalefet partisi CHP, başkanlık sistemine soğuk ba-

kıyor. Ana dil tartışmasına ise mesafeli duruyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ana dilde eğitim konusuna ilişkin olarak, “Herkes  dilini  özgürce  kullanabilmelidir. Öğrenebilmeli,  yazabilmeli,  sineması,  tiyatrosunu oynayabilmeli. Bunlarla bir sorunumuz yok... Biz, anadilin öğrenilmesini, devletin bu konuda katkı yapmasını arzu ediyoruz. Ama eğitim dilinin Kürtçe olmasını doğru bulmuyoruz” diye konuşmuştu.  CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ise İmralı sürecine ilişkin tutanak tartışmasında “Türkiye, demokratik bir programla Kürt sorununu çözecek birikime, anlayışa sahiptir. Yeter ki süreç, her şey halkımızla paylaşılsın” değerlendirmesini yapmıştı. 

DOSYA

Peki bu dört parti uzmanların dikkat çektiği gibi uzlaşmazsa ne olacak? Kulislere göre, AKP, partilerin önerilerini mart sonuna kadar iletmesi durumunda Nisan ayı sonuna kadar komisyona süre tanıma taraftarı. Eğer bu arada da uzlaşma sağlanırsa AKP’nin yapacağı tek özveri başkanlık sistemi önerisini geri çekmek olacak.  Ancak  uzlaşma  olmaması  durumunda, AKP mayısta masadan çekilmiş olacak ve başkanlık sistemi konusunda ısrarlı olacak. Daha sonra ise 2010’da 26 maddelik anayasa değişikliği sürecinin bir benzeri üç yıl sonra bu kez AKP’nin anayasa taslağı için hayata sokulacak. Hatta belki yine eylül ayında referanduma gidilecek. Bu plan çerçevesinde Erdoğan, Meclis’teki

PROFESÖRLER NE DİYOR?

İSMMMO YAŞAM l 27


YAŞAM’IN PORTRESİ

Ahmet Mümtaz Taylan, üretkenliği, enerjisi ve yeteneği ile olduğu kadar bir süredir de lafını sözünü esirgemeden yazdığı yazılarıyla dikkat çeken bir oyuncu. Taylan, “Ben yazmayınca dünya durmaz ama paylaşmak güzel” diyor.

‘Sanatçı değil, oyuncu ve icracıyım’

28 l İSMMMO YAŞAM

OCAK-ŞUBAT 2013


BANU BOZDEMİR

OCAK-ŞUBAT 2013

TİYATRO İLK GÖZAĞRISI 1965 Ankara doğumlu olan Ahmet Mümtaz Taylan ilköğretim ve lise eğitiminden sonra 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. 1989-1993 yılları arasında Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda çalıştı. Devlet tiyatrolarında çeşitli zamanlarda, sanat yönetmeni yardımcısı, sanat yönetmenliği, genel müdür danışmanlığı gibi görevler üstlendi. 1996 yılından itibaren çeşitli televizyon ve sinema yapımlarında çeşitli roller oynadı. Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği (DETİS)'in kurucu üyesi olan Taylan bu derneğin seçilmiş ilk genel başkanı. Ahmet Mümtaz Taylan; şu aralar çok sevilen Leyla ile Mecnun dizisinde "İskender" rolünde oynuyor.

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

Ahmet Mümtaz Taylan, oyunculuğa 24 yıl önce tiyatro ile adım attı ama 2000 yılından beri sahneye oyuncu olarak çıkmıyor. Yönetmen ve oyun yazarı olarak tiyatro ile bağını sürdürüyor. Devlet tiyatrolarında uzun yıllar görev alan Taylan, sinema ve televizyonda oyunculuk kariyerini sürdürüyor. Halen TRT 1’de yayınlanan Leyla ile Mecnun dizisinde ‘İskender’ rolünde oynuyor. Kısa bir süre önce Hürriyet gazetesinde haftada bir yazmaya başlayan Taylan, kendini ‘yazar’ değil ‘yazan’ olarak görüyor. Ayşe adında bir kızı olan Taylan, babalık görevini mesleğinden de kutsal sayıyor. Kendini ‘sanatçı’ değil oyuncu yani icracı olarak tanımlayacak kadar mütevazı olan Taylan, en son Onur Ünlü’nün ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi” filminde rol aldı. Film yakında vizyona girecek. Çok yönlü oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan ile oyunculuktan yazarlığa, Ayşe’nin babası olmaktan hedeflerine kadar birçok konuyu konuştuk. Uzun soluklu, keyifli, absürd ve aynı zamanda seyircinin çok beğendiği bir dizinin içinde olmak nasıl? Leyla ve Mecnun dizisi hem senaryo açısından, hem de oyuncu seçimi açısından Onur Ünlü ve senarist Burak Aksak kafasıyla bir şekilde havalandı. Onur’a ait olan ve herkesin mucize dediği bir oyuncu seçimiyle kanatlandı. Her zaman televizyonda olmaz o işler. Ama bu kez zorlayıcı, seyirciye ödev veren, kondisyon bekleyen bir senaryonun kabul görmesi, aynı zamanda absürd de olması bizi mutlu etti. Biz de dört elle sarıldık, çünkü mutluyuz sette. “TRT’de dizi kolay kolay kalkmaz” inancı vardır. Peki reyting kaygısı var mı dizide? Her işte reyting kaygısı vardır. O eski bir bilgi, TRT her şeyi deli gibi ölçüyor, dikkat ediyor ve TRT’nin denetleme konusunda ana akım kanallardan farklı değil istekleri. Ama dizi de çok iyi reytingler alıyor; ilk ona girdiği de oluyor ki TRT’nin bir dizisinin her zaman derece yapması mümkün olamayabiliyordu. Artık TRT’de yarışın içinde. Mutluyuz ve doğal sebepler dışında gidişin bozulmaması için elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz.

Bazı diziler uzadığında saçmalamaya başlıyor… Bizim dizi bir konakta geçmiyor. (Gülüşmeler) Bir ailenin filanca meselesine odaklanmıyor, geniş bir iş. Burak ve Onur bunu yazdıkları, biz oynadığımız, mevcut olan kaliteyi koruduğumuz sürece yıllar yılı izlenecek bir dizi gibi görünüyor. Hayatınızda yoğunluk var mı, var gibi? Bu antipatik lafları kullanmayalım. Sevimsiz insanların lafıdır. (Gülüşme) Yoğunluk şöyle, takvim kalabalık öyle diyelim. Peki takvim kalabalıklığı bazı şeyleri kaçırdığınız hissi yaratıyor mu? Evet kesinlikle, mesela kızımla fazla ilgilenemediğimi düşünüyorum. Haftada bir gün görüşüyoruz onunla. Tek becerebildiğim cumartesi günleri çalışmamak. Geceleri yaşıyorum, yazma ve okumayı geceleri yapıyorum. Leyla ile Mecnun gece yarılarına kalan bir dizi olmaktan çoktan kurtuldu. Haftada iki gün rahat rahat repo yapabiliyoruz. Repo yapmadan çalışan diziler var. Biz doksanıncı bölümü çektiğimiz için oturmuş bir yapı var, iki yönetmenimiz var. Onur hem bize hem Şubat dizisine yetişmeye çalışıyor. Biraz klişe bir soru ama soracağım yine de. Leyla ile Mecnun’un dünyasından çıktığınızda dünyanın dertleri size anlamsız mı geliyor, yoksa daha fazla mı sahipleniyorsunuz? Orada hiç ilginç bir şey yok, üzgünüm. (Gülüşmeler) Oradan çıkınca seti, Leyla ile Mecnun’u unutuyorum, İskender Baba’yla hiç işim olmaz. Evime geliyorum. İskender Baba’yı sevenler üzülmesin sonra… Ben de seviyorum, faturalarımı ödüyor İskender Baba. Seviyorum ama bütün günümü onunla geçirmek istemem. Onun İstanbul’uyla benim İstanbul’um arasında fark var. Bir an önce Ahmet Mümtaz adlı sıkıcı arkadaşa dönmek de fayda var, yoksa yaşamak çok zor olur. Sıkıcı? Birisi kendisini eğlenceli buluyorsa orada problem de başlamış demektir. Bir yandan da gazetede köşe yazarlığı

İSMMMO YAŞAM l 29


YAŞAM’IN PORTRESİ

ROL ALDIĞI FİLMLER

30 l İSMMMO YAŞAM

Kelebeğin Rüyası (2013) Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013) Bir Zamanlar Anadolu'da (2011) Saklı Hayatlar (2011) Ben Hatice (2011-kısa film) Kars öyküleri (2010) Adını Sen Koy (2010) Kaptan Feza (2010) Ejder Kapanı (2010) Sonsuz (2009) Gölgesizler (2009) Kadri'nin Götürdüğü Yere Git (2008) Zeynep'in Sekiz Günü (2008) Geçerken Uğradım (2007-kısa film) Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım (2007) Made in Europe (2007) Mavi Gözlü Dev (2007) Başımın Belası (2007) Geçerken Ugradım (2007) Eve Dönüş (2006) Cenneti Beklerken (2006) Emret Komutanım Şah Mat (2006) Anlat İstanbul (2006) Avrupa'da Bir Günün (2005) Şaşkın (2005) Sen Ne Dilersen (2005) Beyza'nın Kadınları (2005) Hırsız Var (2004) Yazı Tura (2005) Okul (2005) İnşaat (2004) İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) Gazino Bülbülü (1985)

yapmaya başladınız. Bana göre siz muhalif birisiniz… Muhalif olduğum ve olmadığım durumlar var ama karakterimin muhalif olup olmadığını bilmiyorum. Sanatçı muhalif olmak zorunda değildir, etrafın bu kadar fikir beyan etmesi de afakidir. Sanatçı diye homojen bir yapı yok ki… Sanatçı zaten üstünde anlaşılmış bir tanım değil. Ben sanatçı mıyım emin değilim; oyuncuyum. Ben icracıyım. Hürriyet’ten neden teklif geldi? Daha farklı daha muhalif bir gazeteden de gelebilirdi… Çınar Oskay faktörü. Çınar Oskay Radikal’deyken de benimle ilgileniyordu. Tam o sırada o gazete değiştirdi. “Yazar mısın” dedi, onlar da twitterdan takip ediyorlar. Aslında Amerika’da twitter formatına yakın bir köşe yazarlığı çok moda. Elle tutulan sevdiğimiz gazete formatından yavaş yavaş dijitale doğru geçmekte olduğu için bu bir trend ve bizimkilerde onları birinci elden takip edip burada uygulamaya gayret ediyorlar galiba. Benim gibi Ercan Kesal ve Berkun Oya da yazıyor. Ben bir köşe yazarı olduğumu söyleyemem. Yazar değil yazanım. Yazarlık titrini hayatını oradan kazanan kişilere demek lazım. Benim bulunduğum yer neticede bir emanet. Biraz da süreçle ilgili, yazması gerekenlerin bir kısmı şu sıra yazmadığı için epeyce yer açılmış durumda, o boşluğu dolduruyoruz. Geldiklerinde veririz tekrar o köşeleri. Bırakır mısınız? Evet ben yazmayınca dünya durmaz, bir şey olmaz yani. Ama paylaşmak her bakımdan güzel. Ben memleketin en önemli sorunu olduğunu düşündüğüm alanda bir ilerleme sağlamaya çalışıyorum. Ya da açılan o alana katkıda bulunmaya çalışıyorum. O alanda birlikte yaşama kültürü. Dünyanın çok torpilli, çok özel bir yerinde yaşıyoruz. Anadolu’yu da kastediyorum sadece İstanbul değil. Burada topluca yaşamanın yollarını arayan düşünceler benimki. Başka bir şey değil. Yapamıyoruz ama bir türlü, beceremiyoruz bir arada var olmayı… Şimdiye kadar beceremediğimiz doğru ama önümüzde bir barış süreci var, bunlar çok umut verici. Sekteye uğramaz da toplumsal barış dediğimiz şeyle daha rahat yaşarız. Kürtler bu ülkede insanca yaşamak istiyorlar. Ben dört buçuk yıl Güneydoğu’da görev yaptım, insanca yaşamadıklarını gördüm. Tabii ne Diyarbakır 89-93 arası kaldığım yer; ne de Batı o Batı. Her şey yavaş yavaş değişiyor, hayat dayatıyor. Dünya, küresel köyümüz dayatıyor.


OCAK-ŞUBAT 2013

Dizi oyuncuları ve çalışanları çok dertli, zorlu koşullarda çalıştıklarından şikayetçi. Her şeye rağmen bir örgütlenme mümkün olmaz mı? Biz dizi çekmezsek birileri gelir daha ucuza dizi çeker. Sen gazeteci olarak direnirsen ne yaparlar? Seni atar stajyerleri alırlar ki zaten öyle oluyor. Televizyon dizilerinin kendisi bir ‘mobbing’dir. Sistem ya da sistemsizlik bizim işkolu olmaya çalışan sektörün ilişkisi taciz üzerine kurulu şu an. Zaman içinde yerli yerine oturacaktır. Ama yirmi senedir dizi çekiliyor deniyor, ama yeni işte! Yurtdışında seyircinin ilgisini çeken bir dizinin ki onlar 45 dakikalık diziler, çekilme süresi 15 gündür. 35mm çekilir ve milyon dolarlara mal olur. Biz de ise beş günde yapılıyor. Bu bir marifettir ama bir yandan da değildir, işin düzeyi iner. Bence Muhteşem Yüzyıl gibi bir iş, bence muhteşem bir iş. Neticede bir dramadan bahsediyoruz, ama titiz kostüme bir iş, çevre tasarımı, kamera hareketi ve tartımıyla diğer işlerden farklı olan bu diziyi Yağmur ve Durul (Taylan) altı günde çekiyorlar. Bu şizofrenik bir şey. Örgütlenme meselesine gelince evet örgütleniriz ama sorun bizim örgütsüzlüğümüzden kaynaklanmıyor. En iyi işi yapsanız da reklam alamıyorsanız o iş tutmaz. Kalkan bir sürü iyi işin kalkma nedeni de budur. Seyredilir ama pahalıdır o iş. Bu ticaretle ilgili bir şeydir! O zaman gelelim Kelebeğin Rüyası’na. Güzel bir iş çıktı, izleyenler beğeniyor, biraz bizim sinema algımızın dışında daha Hollywood’a yakın bulundu. Ama bu eleştirel değil, siz ne düşünüyorsunuz yer aldığınız bu film hakkında! Muhakkak hiçbir iş tamamlanmaz. Tamamlansa bir daha yapmazsınız. Artistik beğeniye sunulmuş bir iş her zaman tartışılacaktır. Kelebe-

YAŞAM’IN PORTRESİ

Doğuda ya da Ankara’da yaşayanlar bile her şey İstanbul’da yaşanıyor, her şey burada oluyor görüşünde. Yani sanki hayat biraz İstanbul’da dönüyor, siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Öyle değil mi? Bir tepki olarak değil belki ama tespit olarak doğru. Orada yaşamadan o tepkiye ortak olamaz ve anlayamazsınız ama buradan bakıldığında İstanbul’un kendi içinde bir kanunu, işleyişi var. Diğer yerlere benzemiyor. Bir yandan da dünyanın başka hiçbir yerinde de ortasından deniz geçen başka bir şehir yok. Ben başka bir şehre ya da ülkeye gidince bu şehri özlüyorum, kaosunu seviyorum. Çünkü o içimize sinmiş. Otomobil kullanıyor musunuz? Yakın zamana kadar kullanıyordum ama artık yardımcım var. Bu da sette ve set dışında meseleleri daha sakin göğüslememe yardımcı oluyor. Metroya biniyorum, metrobüse binmedim hiç. Dolmuşların hattı bana uymuyor, bir de sevmem dolmuşları. Toplu taşıma konusunu çok takdir ediyorum İstanbul’un, bu konuda büyük çaba harcanıyor. Beylikdüzü’nden binip İstanbul’un öbür ucundan çıkabilmek bunlar şahane çözümler. Sosyal medyanın etkisine inanıyor musunuz, yoğun bir şekilde kullanıyorsunuz… Çok inanıyorum, doğru (toplumsal fayda) kullanıldığı takdirde çok iyi sonuçlar aldığımızı da gördük. Hızlı iletişim açısından faydalı buluyorum. 140 karakter sınırı biraz da zekayı zorlayan bir şey. İyi bir antrenman. Doğrusu köşe yazmak kadar zevkli bir şey tweet atmak. Çok fazla film, dizi çekiliyor, sektörde bir hareketlilik var.

İSMMMO YAŞAM l 31


YAŞAM’IN PORTRESİ

ğin Rüyası prodüksiyon koşulları, gösterilen özen, ortaya çıkan iş anlamında çok da sinemamızda alışık olmadığımız standartlara ulaşabildi, bu da çok sevindirici. En ortalama işimiz bir gün Kelebeğin Rüyası olur ki, sinemaların kapısı kırılsın diye söylüyorum. Kelebeğin Rüyası da lokomotif filmlerden biri oldu. Geniş zamana yayılarak çok sevilecek, çok seyredilecek bir film olur umarım. Uzun vadede bakmak lazım. Bir Nuri Bilge filmini iki üç haftalık skorla değerlendirmek olmaz ömür boyu seyredilecek filmlerdir onlar. Bence Kelebeğin Rüyası’na gelirsek büyük bütçeli ve cesur bir film. İki şairin hikayesine yatırım yapmak, emek vermek ancak kendisi de şair olan senarist yönetmenin elinden çıkacak bir film. İyi ki çekti, iyi ki Necati Akpınar gibi bir yapımcı var. Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi filminde de oynadınız. Vizyonu yakın mı?

32 l İSMMMO YAŞAM

Onu ilk defa 12 Nisan’da İstanbul Film Festivali yarışma bölümünde izleyeceğiz. Atlas Sineması’nda... O nasıl bir film? Onur Ünlü’nün absürd, bir yere koyamadığınız ama çok ilgi çeken bir tarzı var. Herkesin süper kahraman olduğu bir ortamda mı geçiyormuş? Çok kısa bir şey söyleyeceğim, daha fazlasına ehliyetim yok. Yetenekleri, marifetleri işe yaramayan süper kahramanlar var filmde. Onur Ünlü’nün senin de söylediğin gibi enteresan bir dünyası var. Bu kalemine yansıyor, müthiş bir senarist. Yönetmen olarak birikimli bir adam. Tüm bunları çok zor biçimler üstüne uygulamayı seviyor. Nefis bir arkadaş ama diğer her şeyi zor. İlginçliği de zaten o zorluktan geliyor. Ben tam manasıyla özgün buluyorum. Tehlikelidir, her anlattığı şeyi bir estetiğe dönüştürebilme yeteneğine sahip, o şiddet bile olsa. Onun şiddetle arasındaki ilişki Tarantino’nun şiddetle

arasındaki ilişkiye hiç benzemiyor. Onun yaptığı her şeyde biraz şiir vardır. Doğulu… Evet, Doğuludur. Aynı şey Yılmaz’da da var o da Doğulu. Yazdıklarını, yaptıklarını nefis kılan şey de Doğulu olmakla barışık olmaları bence. Bunu aşmış adamlar. Onur’un Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi de gerçekten sert ama o kadar da şiir bir film. Aşk üstüne olağanüstü bir film. Mizah var mı? Tabii ki. Tam manasıyla ironik... Yönetmen, senarist ve oyuncu performansı gerçekten yüksek bir film. Herkes tarafından seyredilmesi lazım. Ancak dağıtımcılar bu konuda son derece risksiz, tatsız davrandıkları için filmin şansı ne olacak bilemiyorum. Tiyatro geride bıraktığınız bir şey değil bazı oyuncular gibi… Keşanlı Ali Destanı’nı yönettiniz en son. Ama oyun-

OCAK-ŞUBAT 2013


KENTSEL DÖNÜŞÜM SADECE YIKIMDAN İBARET DEĞİLDİR!

OCAK-ŞUBAT 2013

de. Doğrusunu istersen iki şeyi çok isterim. Zaman zaman film çekebilmek, ikincisi de hayatımı yazarak kazanmayı çok isterim. Ancak somut koşullar nedeniyle bu mümkün olmuyor. Dünyanın en masraflı işiyle, genç bir insanın yetişmesiyle meşgulüm. Her şeyden önemli olan da Ayşe’nin iyi yetişmesi. Mesleğim kızımdan doğal olarak daha kutsal değil. Kısa filmlerde de oynuyorsunuz, ne kadar zaman ayırabiliyorsunuz, ne kadar önem veriyorsunuz? Kısa filme aşığım. Üç sayfalık senaryoyu çekmenin heyecanı büyük prodüksiyonlardan farklı değildir. Kelebeğin Rüyası’nın üç dakikalık versiyonu çekebilmek kadar coşkun, taşkın bir fikir olabilir mi? Kısa film olmasaydı çok gerzek bir şeye dönüşebilirdi sinema. Bilgesidir kısa film sinemanın. Üç dakikada meselesini anlatır. Öğrenciydi değildi demeden önüme gelen her kısa film projesine takvimim elverdiğince girmeye çalışırım. Sayısız kısa filmim var.

YAŞAM’IN PORTRESİ

Ahmet Mümtaz Taylan, mimariye çok meraklı bir sanatçı. Zaman zaman uzun uzun mimari projeleri ve binaları inceliyor. Bu nedenle kendisine kentsel dönüşümü de soruyoruz. Kentsel dönüşüm konusunda çok tezat fikirlerin olduğunu belirten Taylan, “Kentsel dönüşüm bence bir yıkımdan ibaret değil. Bu şehrin kimliği ile ilgili yüzlerce yıllık büyük bir birleşke oluşturulmalı. Dünyanın en güzel ülkelerinden birinde oturup hora tepiyoruz. Umuyorum ki İstanbul gelecek on yıllarda herkesin ilgisini çekecek kent metropolü haline gelir; şimdi köy metropol burası…” diyor. Taylan’ın yerel yöneticilere de bir mesajı var: İmarla mimarın barışması lazım. Onların mimarla barışması lazım. Bir kent toplu yaşanan yerdir, en azından bir sonuca varılmış kararların uygulamaya konulması daha doğru olmaz mı? Mesela şehir hatları vapurlarının şekillerini sormuşlardı anketle. Çok iyi bir soruydu bence.

cu olarak artık tiyatroda yoksunuz değil mi? Evet geçen sene sahneye koyduk, çok izlendi, hala da devam ediyorlar. Ama oyuncu olarak 2000 yılından beri sahneye çıkmıyorum. Çıkmama konusunda da kararlıyım. Tiyatroda yönetmen olarak kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Peki dizi ya da sinema filmi yönetmek? Dizi yönetmenliği teklifi aldım ama kabul etmedim. Sinema filmi yönetme konusunda benim de rüyalarım var. Var mı senaryolarınız? Bir değil birkaç tane. Benim yazdığım da var, okuduğum hikaye ve romanlar da var. Konuşmak için erken ama hayatım rüyalar içinde geçiyor. Kitap yazma projesi var mı? İki yıldır yazdığım şeyler var. Yengeç Sepeti diye bir dosya açtım masaüstünde. Sepete atıyorum. Birisinin arada bir kıskacı görünüyor, çıkarıyor bakıyorum arada. Sürünen projelerim var benim

İSMMMO YAŞAM l 33


Kararlı ol fırsatları kaçırma! Hepimiz özel yaşamımız ve iş hayatında sık sık kararlar alıyoruz. Kimimiz bu kararları kolay verirken kimileri de kararsızlık çekiyor. Karar verme sürecinin yıpratıcılığı ve uzunluğu kişinin özel ve iş yaşamında bazı fırsatları kaçırmasına da neden olabiliyor. Oysa kişinin kendini tanıması, hayatta kendi yolunu çizmesi kararsızlığı azaltıyor. GAYE DELEN En küçük bir seçimde bile günlerce düşünüyorsunuz. En kötüsü de karar aldıktan sonra duyduğunuz huzursuzluk. İşinizi bir türlü değiştiremiyor ya da daha iyi bir iş bulsanız bile kararsız kalıyorsunuz. Şirketinizi başka bir sektörde faaliyete geçirip geçirmeme konusunda bir türlü karar alamıyorsunuz. Yeni ürün satın alma kararını bu ay mı verseniz gelecek ay mı?.. Kararsızlık iş hayatında pek çok insanın yaşadığı bir durum. Hepimiz hayatımızın pek çok aşamasında kararlar almak durumunda kalıyoruz. Ancak kronik hale gelen kararsızlıklar nedeniyle kişiler önemli sorunlar yaşıyor. Kararsızlık; bireyi etkileyen çoğunlukla karşıt duygu, düşünce, durum, kişiler ya da istekler arasında seçim yapabilme güçlüğü olarak tanımlanıyor. Tam bir hastalık olarak değil, bir kişilik özelliği olarak nitelendiriliyor.

KARİYER

HASTALIK ETKİSİ

34 l İSMMMO YAŞAM

Pedamed Psikiyatri Merkezi’nden Uzman Psikolog Reyhan Algül, kronik hale gelen kararsızlıklarda çeşitli ruhsal rahatsızlıkların etkisi olabileceğini söylüyor. Örneğin, takıntı hastalığı olan obsesif kompülsif bozuklukta ya da depresyonda kararsızlık artabilir. Algül’e göre, kararsızlık seçenek çokluğundan ziyade ruhsal bir durum. Ama seçenekler arttıkça karasızlık artabiliyor. Bir noktada kararsızlık artık seçenek bolluğundan daha çok gündelik yaşamı aşarak bir yaşam tarzı haline geliyor ve kişi en basit şeylerin kararını bile veremiyor. Kararsız insanlar günlük yaşamda ve iş hayatında pek çok sorunla karşılaşabiliyor. Algül, şu yorumu yapıyor: “Her şeyi çok fazla düşünmek zorunda kalmak oldukça yıpratıcı. Kararsız insanlar en ufak bir şeyi bile oldukça fazla düşünürler. Bazı seçenekleri

OCAK-ŞUBAT 2013


gözlerinde büyütebilirler; bu da karar vermeyi zorlaştıran bir faktördür. Verdiği karardan emin olamamak, seçenekler arasında gidip gelmek, kişiyi depresyona bile sokabilir. Karar verme sürecinin yıpratıcılığı ve uzunluğu kişinin özel ve iş yaşamında bazı fırsatları kaçırmasına da neden olabilir. Karar verdiğinde de bundan huzursuzluk duyabilir. Huzursuzluk, kararsız kişilerin ödediği en büyük bedeldir.” Karasızlık yaşamın her alanında kendini gösterebilir. Algül, ancak eş ve iş seçimlerinde kararsızlığın biraz daha öne çıktığını vurguluyor. Algül’e göre uzun vadeli olaylar karar vermeyi zorlaştırır. Belirsizlik yine karar vermeyi zorlaştırır. Peki, mükemmeliyetçilikle kararsızlık arasında nasıl bir bağlantı var? Algül, mükemmeliyetçi kişilerin hata yapmaya karşı neredeyse sıfır toleransı olması nedeniyle daha kararsız olabileceklerini dile getiriyor. Hata yapmayı sevmeme, kontrolcülük, her şeyin doğrusunu yapma isteği gibi nedenler karar verme aşamasında, kişiyi zorlayıp kararsız kalmasına neden olabilir. Ancak bazen mükemmeliyetçi olmayan kişilerde de kararsızlık görülebilir. Kararsızlığın meslek grupları ve cinsiyete göre de değişiklik göstermediğine dikkat çekiyor, Reyhan Algül: “Eskiden kadınlar daha kararsız olurlar gibi yargılar vardı. Şimdi her iki cins için de aynı şekilde olduğu düşünülüyor. Çünkü yaşamın bir ya da birçok aşamasında insanlar zorlu karar verme süreçlerinden geçiyor ve hata yapmak istemediği için kararsızlık yaşayabiliyorlar. Meslekler açısından bakılınca çok net bir şey söylemek doğru değil ama riskli karar almayı içeren mesleklerde çalışan insanlarda biraz daha fazla görülebilir.”

ÖNEMLİ OLAN DOZAJI

OCAK-ŞUBAT 2013

l Özgüven eksikliği l Gelecekten korkma l Bedel ödemekten korkma l Sorumluluk taşımak istememe l Hayır diyememe l Başkaları ne der korkusu l Böyle yetişmiş olmak l Öğrenmiş olmak

KRONİKLER DE VAR Kararsızlığın, artık kronik bir rahatsızlık halini almasına ‘Abulia’ denir. Bu noktada artık kararsızlığınız gündelik yaşamınızı aşarak, bir yaşam tarzı haline gelir ve en basit şeylerin kararını bile veremezsiniz. Abulia iradesizlik anlamında bir kelime. Çoğu sinirsel hastalıklarda karşımıza çıkabilecek bir durumdur. Bu tür kararsızlığın görüldüğü durumlar ise şöyle: l Geçirilen bazı ameliyatlar sonrasında l Felç ya da beyin kanamalarınız olduğu durumlarda l Bunama rahatsızlığı geçirdiğinizde l Çeşitli beyin hasarlarında kararsızlık haliniz görülebilir.

KARİYER

Peki, kararsızlık doğuştan mı gelir sonradan mı öğrenilir? Algül’e göre, kararsızlık hem doğuştan getirilen bir eğilim, hem de bir öğrenmedir. Ebeveynlerinde kararsızlık olan kişiler diğer insanlara göre daha fazla kararsız olurlar. Örneğin çocuğu önce dövüp, sonra ona sarılık ağlamak çocukta olumsuz bir kişilik gelişimine neden oluyor. Algül, iş hayatında devamlı kararlar almak zorunda olanlara ise şu tavsiyelerde bulunuyor: “Ne kadar stres içinde olduklarının farkında olmaları önemlidir. Stres düzeyi arttıkça karar verme zorlaşabilir. Karar verme ne kadar güçleşirse gerilim o kadar artar. Doğru karar verdiğini görme zamanla anlaşılan bir şey. En kötü karardan bile ders çıkarmayı başarırsanız ve tekrarlamazsanız, bu bile uzun vadede iyi bir karara dönüşebilir. Vereceğimiz kararlarla yüzleşme cesaretimizin olması, bir bedel ödemekten korkmak karasızlığın altında yatan faktörlerdir. Kişinin kendini tanıması, hayatta kendi yolunu çizmesi kararsızlığı azaltır. Kararsızlıktan her ne yaparsa yapsın kurtulamayan bir kişi psikolojik destekle sorununu aşabilir. Dönem dönem kararsızlıklar yaşayabilirsiniz bu çok normaldir. Önemli olan dozajıdır. Bazı durumlarda beklemeniz ve sakinleşmeniz daha doğrudur. Hayatınız adına önemli bir kararı çok kolay veremeyebilirsiniz ama bir meyve için bile kararsız kalıyorsanız, saatlerce düşünüyorsanız, bu durum sizin için sorun oluşturuyor demektir.”

KARARSIZLIĞIN NEDENLERİ

İSMMMO YAŞAM l 35


EĞİTİM

Üstün zekalar körelmesin IQ testi ve çeşitli sınavlarda ortalama test puanlarının üzerinde sonuçlar alan çocuklar üstün zekâlı sayılıyor. Üstün zekalı çocukların fark edilmeleri ve doğru eğitim yöntemleriyle yönlendirilmeleri gelecekleri açısından önemli...

36 l İSMMMO YAŞAM

CAN KIZILDAĞ Onlar geleceğin bilim adamları, yazarları, liderleri, fikir adamları... IQ’ları 110’un üzerinde… Çeşitli sınavlarda ortalama test puanlarının Tunahan üzerinde sonuçlar alıyorlar. Bu çoCoşkun cuklar ‘üstün zekalı’ sayılıyor. Yaratıcılık, sanat veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde motivasyon gösterebiliyorlar. Üstün zekalı çocuklar genellikle çok soru sormaları, yöntemleri sorgulamaları, çalışmalarını arkadaşlarından önce tamamla-

maları, klasik öğrenim ortamında çabuk sıkılmaları gibi durumlar nedeniyle zaman zaman okulda "problemli çocuk" durumuna düşebiliyor. Üstün zekâlı çocukların eğitimi konusunda özel önlemler alınması gerektiğini belirten uzmanlar aksi takdirde bu çocukların üstün yeteneklerinin eriyebileceğine dikkat çekiyor. Üstün zekalı çocukların tespitinde erken teşhisin önemli olduğunu belirten üstün zekalılar öğretmeni Tunahan Coşkun, bu konuda en büyük görevin aileye yani anne-babaya düştü-

OCAK-ŞUBAT 2013


ğünü söylüyor. Anne-babanın çocuğun davranışlarını gözlemlemesi gerektiğini anlatan Coşkun, üstün zekalı çocukların özelliklerini şöyle sıralıyor: "Bebeklikten itibaren aşırı hareketlilik, anne-babayı erken tanıma ve gülerek bunu belli etme, erken konuşmaya başlama; örneğin yaşıtları iki kelimeli cümleleri iki yaşında söyleyebilirken onlar bir yaşında söyleyebilirler, kendi başlarına okumayı öğrenebilirler, kelime hazineleri geniştir, ezberledikleri şeyleri hafızalarında uzun süre saklayabilirler, karşısındaki insanların duygu ve düşüncelerini kolayca tahmin edebilirler, rutin işlerden çabuk sıkılırlar ve işleri kendi bildikleri gibi yaparlar, aşırı duygusal olabilirler, kendilerinden daha büyük çocuklarla vakit geçirmek isterler, kitaplara ve görme alanındaki nesnelere karşı aşırı ilgi duyarlar."

AİLELER DİKKATLİ OLMALI

OCAK-ŞUBAT 2013

Milli Eğitim Bakanlığı'nın Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı bilim ve sanat merkezlerinde, okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim çağındaki üstün yetenekli çocuk/öğrencilerin bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla çalışmalar yürütülüyor. Merkeze devam eden okul öncesi çocukları tam gün, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri için ise okullarına takviye olarak yarı zamanlı eğitim görüyor. İlköğretim ve ortaöğretim öğrencileri kendi akranlarıyla beraber okullarına devam ediyorlar. Öğrenciler kendi üstün yeteneklerini fark etmeleri, ortaya çıkarmaları için okul zamanlarından arta kalan uygun görülen zaman dilimlerinde merkezde bireysel yeteneği doğrultusunda eğitim görüyorlar. Bilim ve sanat merkezlerine öğrencilerin kayıt olabilmeleri için bir dizi incelemeden geçmeleri gerekiyor. Başvurunun ardından sırasıyla ön değerlendirme, grup testleri ve bireysel testler yapılıyor. Değerlendirmeler sonucu en yüksek puan alan öğrenciden başlanarak kontenjan kadar çocuk eğitim görmeye hak kazanıyor.

Tez çürütmekten beyin fırtınasına Üstün zekalı çocuklar, normal yaşının çok üstündeki seviyelerde eğitim görüyor. Çocukların eğitimi sınava veya teste değil, daha çok öğrenmeye ve geliştirmeye dayalı bir sisteme dayanıyor. Normalde öğrencilere bir formül direk verilirken, üstün zekalı öğrencilerin bu formülleri kendilerinin oluşturması isteniyor. Üstün zekalı çocuklar belirli gruplar halinde yeni projeler üretmeye teşvik edilip, alanında uzman öğretmenler tarafından ders görüyor. Üstün zekalı öğrencilerinin kapasiteleri tezleri çürütebilecek seviyede oluyor. Bu yüzden de boş vakitlerde veya çeşitli zamanlarda farklı teoremler üzerinden çalıştırılıyorlar. Bilgi paylaşımı ve konuları aydınlatmak için beyin fırtınası tekniği de aldıkları eğitimin en önemli parçasını oluşturuyor. Yorumlama ve öğrenme bu öğrenciler için büyük önem taşıyor.

EĞİTİM

Okul çağında 370 bin üstün zekalı çocuk olmasına karşın üstün zekalılara yönelik eğitim veren devlet ve özel kurumlarda sadece 8 bin çocuğun eğitim gördüğünü belirten Tüm Üstün Zekalılar Derneği (TÜZDER) Başkanı Mehmet Hilmi Eren, önemli sayıda üstün zekalı çocuğun gereken eğitimi alamadığını kaydediyor. Eren, ailelerin ve eğitimcilerin çoğu zaman üstün zekalı çocuğun farkına varamadığını ya da kurumlara yönlendirme konusunda yeterli bilgiye sahip olamadığını söylüyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın Rehberlik Araştırma Merkezi tarafından çocuklarına üstün zekalı teşhisi konulan velilerin birtakım kanuni hakları olduğuna dikkat çeken Eren, ailelerin destek eğitim odası isteme haklarının olduğunu kaydediyor. Eren "Bu hak hep zihinsel engelliler için zannediliyor fakat bunlar için de var. Haftada 12 saat ek ilave eğitim alabilirler" diyor. Eren ailelerin üstün yetenekli çocuklara yönelik eğitim kurumları olan Bilim ve Sanat Merkezi sınavlarını kaçırmamaları gerektiğini de kaydediyor. Eren aile bazında ise çocukla iletişime dikkat edilmesinin önemine vurgu yapıyor. Üretkenliklerini yok etmemek için bu çocukların sıra dışı farklı ifadelerini desteklemek gerektiğini anlatan Eren "icat çıkarma", "saçmalama" gibi ifadeler kullanmaması gerektiğini belirtiyor.

BİLİM VE SANAT MERKEZLERİNDE ÖZEL EĞİTİM

İSMMMO YAŞAM l 37


Tavuklar çabuk pişiyor, süt ekşimiyor, ayran bozulmuyor. Uzmanlar ‘bozulabilir’ gıdaları yemeyi tavsiye ediyor. “Güvenli gıdalar ille de ambalajın içine hapsedilemez” diyen uzmanlar, geleneksel gıdaların tadını ve kokusunu çocuklara öğretmemizi salık veriyorlar.

SAĞLIK

ILGIN ŞENYÜZ

Gıdalara yabancılaşmayın

38 l İSMMMO YAŞAM

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre dünyada 800 milyon insan yetersiz besleniyor. Geriye kalan milyarlarca insanın yeterli ve doğru beslendiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Süt içiyoruz ama süt değil… Yoğurt yiyoruz ama yoğurt değil… Tavuk yediğinizi düşünüyorsanız aldanıyorsunuz. Aslında çocuklar birçok gıdanın gerçek tadını bilmiyor. Çünkü en sevdiğimiz varlıklarımıza kendi ellerimizle sahte gıdalar yediriyoruz. Sonuç mu?.. Dünyanın aç kalmayan ve doğru beslendiğini düşünen yarısı ise obezite, hipertansiyon, diyabet, kanser gibi sağlık sorunlarıyla boğuşuyor.  Bu karamsar girişten sonra “Eeee o zaman ne yiyeceğiz!” dediğinizi duyar gibiyiz. İSMMMO’nun Sosyal Etkinlikler Komitesi’nin “Gıda Güvenliği” paneline katılanlar da aynı soruyu, panelin konuşmacılarına sordular… 19 Ocak 2013, cumartesi ayında yapılan panelin açış konuşmasını Sosyal İşler Komitesi Başkanı Sezen Karan yaptı. Panelde konuşan İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Başkanı Dr.Yavuz Dizdar, “Koklayacağız, tadacağız, anneannelerimizin ve dedelerimizin yediklerini yiyeceğiz.Güvenli gıda ille de ambalajın içine hapsedilmez. Bozulabilir şeyler yiyin. Süt ekşimeli, ayran bozulmalı” diyor.  Dr. Dizdar’a göre, marketten alınan tavukları yiyerek sağlıklı kalma şansı yok. Bunların adı tavuk ama aslında onlar ‘piliç’ denilen başka bir canlı. Endüstriyel tavuğun insan sağlığına sakıncalı olduğunu iddia eden Dr. Dizdar, görüşlerini şöyle özetliyor: “Normalde tavuk 2 saatten önce pişemez. Şimdi 20-25 dakikada pişiyor. Tavuk ne kadar doğalsa o kadar geç pişer. Köy ortamında yetişen tavuğun kası olur; kası olan tavuk da geç pişer. Tüketici köy tavuğuna nasıl ulaşacak deniliyor. Marketten beş kez talep edin; altıncısında getirmek zorunda kalır. Tüketici bir gıdayı alırken öncelikli tadına ve kokusuna bakmalı. Öncelikli sorumluluğumuz ge-

OCAK-ŞUBAT 2013


leneksel gıdalarımızın tadını, kokusunu çocuklarına öğretmeliyiz. Ancak bu şekilde sağlıklı beslenmek mümkün.”

TOHUM HAREKETİNE KATILIN Soframıza gelen gıdaların sağlıklı olabilmesi için tohumdan itibaren kontrol altına alınması gerekiyor. Ziraatçiler tohumları dört grupta sınıflandırıyor. Bunlar yerel tohumlar-köy çeşitleri, standart tohumlar, hibrit tohumlar ve GDO’lu tohumlar. Ekolojik Üreticiler Derneği Başkanı Levent Gürsel Alev, hibrit ve GDO’lu tohumlardan uzak durulmasını salık veriyor. Genetiği değiştirilmiş gıdalarla ve tohumlarla mücadele ederken, yerel tohumlara sahip çıkılması gerektiğini söylüyor Alev. Bunun için ‘Yerel Tohum Hareketi’ başlattıklarını anlatıyor: “Gıdanın özü tohumdur. Biz yerel ve standart tohumlara sahip çıkıyoruz. Türkiye’nin birçok yerinde 2009 yılından beri yerel tohum takas şenlikleri düzenliyoruz. Şu ana kadar 7 takas şenliğini geride bıraktık. Bu şenlikler toplumda tohumla ilgili farkındalığı artırdı. Her bir bireyin sağlıklı tohumların koruyucusu olması önemli. Bizce yerel tohum istasyonları oluşturulmalı.”  Büyükşehirlerdeki tüketicinin güvenli gıdaya ulaşması için alternatiflerinden biri de organik pazarlar. Ekolojik Üreticiler Derneği’nin kontrolünde olan dört organik pazar var. Burada üretici ile tüketici buluşuyor. Dernek İstanbul’da cumartesi günleri Zeytinburnu (Topkapı’da Merkez Efendi Camii’nin önündeki festival alanında), pazar günleri Maltepe Altayçeşme’de,  çarşamba günü de Kadıköy’deki Özgürlük Parkı’nda organik pazar açıyor. Mart ayından itibaren de Kemerburgaz Selanik Bulvarı üzerinde organik pazar açılmaya başlandı. Levent Gürsel Alev’e göre gıda üretmek şirketlerin değil küçük çiftçilerin işi olmalı. Alev, “Köy yaşantısını yok ederseniz, tarımı küçük çiftçinin elinden alıp şirketlere verirseniz, tüketici güvenli gıdaya ulaşamaz. Denetim gerekli ama devlet denetimi yetmez. Önemli olan çiftçi ve tüketici örgütlülüğü” diye görüşlerini özetliyor. 

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, güvenli gıdaya ulaşım için devlet denetiminin gerekli olduğunun altını çiziyor. Ancak devlet denetiminin yetersiz olduğunu düşünüyor. Atalık’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye’de gıda üreten 40 bin işletme var. Dağıtım ve satış noktalarını da eklediğimizde bu

OCAK-ŞUBAT 2013

Yahya Arıkan (İSMMMO Başkanı): “Yaşamsal bir konuya önem verip gündeme getirdikleri için Sosyal Etkinlikler Komitemizin başkanına ve üyelerine teşekkür ediyorum. Güvenli gıdaya ilgi her zamankinden daha fazla. Bu konuda tutarlı politikalar oluşturulmalı. Devlet bu konuda görevini yerine getiriyor mu? Türkiye’de 200 bin ton çay tüketiliyor. Odamızın yayınladığı Suç Ekonomisi raporuna göre ülkemize 25 bin ton kaçak giriyor. Bu kaçak giren çayın ne kadarı temiz ve sağlıklı tahmin etmek zor. Türkiye’de birçok gıda kaleminde benzer sorunlar var. Yüzde 60’ı kayıt dışı olan bu ülkede merdivenaltı üretime engel olabilmek zor. Giderek artan kanser ve hastalıklara sağlıksız gıdaların neden olduğu konusunda herkes hemfikir. Türkiye gıda güvenliği programını ciddiyetle uygulamalı. Bu kanayan yaraya dikkat çekenlere teşekkür ederim.” 

sayı 500 bin işletmeye yükseliyor. Gıda ve Tarım Bakanlığı bu işletmeleri 4 bin 300 personelle izlemeye, denetlemeye ve kontrol altında tutmaya çalışıyor. Atalık, “Aslında devlet 4 bin 300 personelle ne izleyebiliyor, ne kontrol edebiliyor ne de denetim altında tutabiliyor” saptamasını yapıyor. Atalık değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Tüketicinin sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi tarlada başlıyor. Ne yazık ki üretici ile tüketici arasındaki zincir çok uzun. Bunun daraltılması gerekiyor. Üretilenler tüketiciye ulaşana kadar pek çok elden geçiyor. Tüketici artık üretimin kaynağını izleyemez hale geldi. Tüketici bunu yapamıyorsa devletin bu görevi yapması gerekiyor. Kadro yetersizlikleri nedeniyle de devletin bunu başarabilmesi mümkün değil.”  

‘YABANCILAŞMAK TEHLİKELİ’ ‘GDO’ya Hayır Platformu’nun kurucularından olan Gıdalar Ambalajlar Silahlar ve Açlar kitabının yazarı Mebruke Bayram, sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşmak için gıdalara yabancılaşmanın önlenmesi gerektiğine inanıyor. Yabancılaşmanın gıdanın kaynağını takip etmeyi güçleştirdiğini vurgulayan Bayram, görüşlerini şöyle özetliyor: “Markete gidip yoğurt aldığımızda ambalajın üzerinde yeşil çayırlarda otlayan inekler görüyoruz. Mutlu mutlu domates toplayan çiftçiler görüyoruz. Bunların hepsi sanal. İnekler öyle mutlu mutlu çayırlarda otlamıyor. Gökyüzünü hiç görmeyen ineklerin sütünü içiyoruz. Gıdaya yabancılaşıyoruz. Çocuklar domatesin fabrikada üretildiğini sanıyor. Bu yabancılaşma da gıdanın kaynağını takip etmememize neden oluyor. Yabancılaşmayı yenmek için gıdanın nasıl yetiştiğini bilmek gerekiyor.”

SAĞLIK

DENETİM YETERSİZ

DEVLET GÖREVİNİ YERİNE GETİRMELİ

İSMMMO YAŞAM l 39


K A P A K

Yalnız, mutsuz ve umutsuz Türkiye’de geçim sıkıntısı çeken emekliler, ikinci baharlarında ‘sonbaharı’ yaşıyor. Çoğu umutsuz ve mutsuz olan emeklilerin büyük bölümü sinema ve tiyatroya gidemiyor. Her dört emekliden sadece biri her gün gazete alıyor. Maddi sıkıntısı olmasa bile emekli olmak önemli bir hayat sendromu… Uzmanlar bu dönemde hayattan kopmamak için üretkenliğe devam edilmesini salık veriyor.

İÇİNDEKİLER

14

Z İ R V E D E K İ L E R

‘Büyüme oranından yüksek cari açık tehlikeli’

Dr. Biltekin Özdemir, eski Samsun milletvekili ve üst düzey bürokrat. Türkiye’nin ilk yeminli mali müşaviri olan Özdemir’in müsteşarlığı döneminde çıkarılan 3568 Sayılı Kanun’un meslekteki önemi büyük. Bugünkü ekonomi politikalarını değerlendiren Özdemir, en büyük sorun olarak cari açığı görüyor. 10

D O S Y A

Yeni Anayasa başka bahara mı? BDP, AKP’nin başkanlık sistemi önerisinin tartışabileceğini ifade ediyor. CHP ve MHP ise karşı çıkıyor. CHP, başkanlık sistemini müzakere dahi edilemez buluyor. Uzlaşma komisyonu, uzlaşmadan iyice uzaklaşmışken İmralı ile görüşmelere ilişkin tutanakların basında yer almasıyla gündem iyice 24 hararetlendi... 30 yıl sonra darbe döneminin anayasasından kurtulma umudu yeşerten yeni anayasa hazırlama çalışmaları, tıkandı tıkanacak gibi...


GÜNDEMİN SESİ

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

Hem üniversite hocası hem televizyoncu Prof. Dr. Kerem Alkin, hem akademisyen, hem ekonomist, hem gazeteci, hem de televizyoncu. Çok yönlü bir isim olan Alkin, Türkiye’de ekonomi yayıncılığının gelişimine tanıklık etti.

20

YAŞAMIN PORTRESİ ‘Sanatçı değil, oyuncu ve icracıyım’ Ahmet Mümtaz Taylan, üretkenliği, enerjisi ve yeteneği ile olduğu kadar bir süredir de lafını sözünü esirgemeden yazdığı yazılarıyla dikkat çeken bir oyuncu. Taylan, 28 “Paylaşmak güzel” diyor.

KARİYER Kararlı ol fırsatları kaçırma! Hepimiz özel yaşamımız ve iş hayatında sık sık kararlar alıyoruz. Kimimiz bu kararları kolay verirken kimileri de kararsızlık çekiyor.

34

6 8

EĞİTİM

36

S A Ğ L I K

38

DOSTLARIMIZ

40

LEZZET

42

MODA

44

EVİM EVİM

46

GEZİ - DÜNYA

48

GEZİ - TÜRKİYE

52

KÜLTÜR-SANAT

56

SİNEMA-DVD

58

KİTAP

60

TEKNO-YAŞAM

62

MİZAH

64


Siyam kedilerinin çocuklarla arası çok iyi. Küçük çocuklara karşı oldukça hoşgörülü olan dostlarımız apartman hayatına da kolay uyum sağlıyorlar. Bu nedenle de iyi bir ev kedisi olarak görülüyorlar. Zeki oldukları kadar dost canlısı olduklarını da belirtelim.

DOSTL ARIMIZ

Kedilerin prensi ILGIN ŞENYÜZ Altı yaşındaki oğlu Adem, anne ve babasından sömestrde iyi bir karne hediyesi istiyordu. Babası bu hediyeye sıcak bakıyor ama annesi ‘olur’ vermiyordu. Çünkü annesinin özellikle temizlik ve sağlık konularında kuşkuları vardı. Ama en sonunda annesi de ikna oldu. Adem’e karne hediyesi olarak bir siyam kedisi aldılar. Yüzü siyah bir boya kutusuna batmış gibi olan bu kedicik Adem’in en iyi arkadaşı oldu... Evet, çocuğuna dost canlısı bir kedi almak isteyenler siyam kedilerini tercih edebilirler. Uzmanlar, siyam kedisinin çok iyi bir

40 l İSMMMO YAŞAM

aile kedisi olduğunu söylüyor. Küçük çocuklara karşı oldukça hoşgörülü olan dostlarımız, onlarla oynarlarken genelde tırnaklarını kapatacak kadar hassaslar. Bu yüzden patileri tarafından tırmalanma riski oldukça az. Zaten bu da onların ebeveynler tarafından çok tercih edilmesine neden oluyor.

GÖRÜNÜŞÜ ÖZEL  Siyam kedisi, ilk olarak Güneydoğu Asya’da günümüzde Tayland olarak bilinen Siyam’da kutsal tapınaklarda beslenmiş ve buradan tüm dünyaya yayılmış. Dostlarımız karakterleriyle oldukları kadar görünüşleriyle de oldukça faklılar… Siyam kedisi, orjinal

OCAK-ŞUBAT 2013


APARTMAN  HAYATINA UYGUN Siyam kedileri apartman hayatına da kolayca uyum sağlayabiliyorlar. Sakin tabiatları, çok hareketli kedilere göre evde onunla daha rahat yaşamanızı sağlar. Çoğu zaman dostlarımız kucağa kıvrılıp uyumaktan çok hoşlanırlar. Dostlarımızın arkadaşları olan insanlarla sevecen ve samimi bir şekilde konuştuklarına şahit olmanız da sizi şaşırtmasın. Siyam kedilerinin tüyleri de çok problem yaratmıyor. Dostlarımız kısa tüylerini genelde tüy dökme mevsiminde döküyorlar. Siyamların ortalama ömürleri 15-20 yıl. Elbette iyi bakılmaları şartıyla…

OCAK-ŞUBAT 2013

terleri de asil. Gözlerinden zeka fışkırıyor hissine kapılmanız olası. Siyam kedilerinin zeki olması kolay eğitilebildikleri anlamına gelmiyor. Bazılarına sadece "hayır" dendiğinde sorunun kaynağı olan davranışı yapmazken, bazı afacanlar da sahibi ortalarda yokken yine o hareketi tekrarlıyor. Siyam kedilerinin çoğu, insanlara atıpgeri getirme ya da başka oyunları öğretecek kadar yetenekli. Bazıları sorun çıkarmadan tasma takmayı öğrenebiliyorlar. Tabii ki tüm bunlar ne kadar erken yaşta öğretilirse o kadar iyi. Oldukça sevecen olan siyam kedileri fazla baskıya gelemiyorlar.  Fazla baskı yapıldığında depresyona  girip,  agresifleşebileceklerini  de hatırlatmakta fayda var. 

DOSTL ARIMIZ

olarak kahve-krem rengi arası, mavi ve leylak noktalı renklere sahip… Bugün en iyi bilinen türü ise kahve-krem karışımı renkli olanlar. Derin mavi badem gözleri, kısa ve ipeksi tüyleriyle ‘kedilerin prensi’ olarak da adlandırılıyorlar.  Aslında yavru siyamlar doğuşta krem veya beyaz renkli oluyorlar. İlk aylarda vücutlarının çeşitli bölgelerinde görünür hale gelen noktalar gelişiyor.  Bir  aylık  olunca  da  bu  noktaların renkleri daha belirginleşiyor. Yaşı ilerledikçe siyam kedilerin renkleri koyulaşıyor ancak sıcak iklimlerde yaşayan yetişkin siyam kedilerinin soğuk iklimlerde yaşayanlardan daha açık bir kürke sahip olduklarını da belirtelim. Dostlarımızın görünüşleri kadar karak-

İSMMMO YAŞAM l 41


LEZZET

Adı bile herkesin ağzını sulandırmaya yeten profiterol aslında bir Fransız tatlısı olmasına karşın Türkiye’de İnci Pastanesi’yle özdeşleştirilmiş. Ama İstanbul’da profiterolüyle ünlü pek çok pastane bulunuyor. Parça çikolatalıdan Antep fıstıklıya, furambuazlıdan bitter çikolatalıya işte profiterolü baş tacı yapan mekanlar.

Özel krema dolgulu, bol çikolata soslu…

42 l İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN Top şeklindeki hamurun içine özel krema dolduruluyor ve üzeri eritilmiş çikolatayla kaplanıyor… Herkesin ağzını sulandıran bu tarif, profiterole ait. Türkiye’de İnci Pastanesi’yle özdeşleştiyse de aslında bir Fransız tatlısı. Yapımında hafif pişirilen bir hamur kullanılıyor. İyi bir profiterol dondurmalı, kremalı, krem  şantili  hazırlanabiliyor.  Dolgu malzemesi değişebiliyor. İdeal bir profiterol için güzel bir hamur tutturmak şart. Fransızlar bu hamura ‘chou’ diyor. Türkiye’de pataşu hamuru olarak geçiyor. Yapılışı kısaca şöyle tarif ediliyor: Küçük bir tencerede margarine bir bardak su koyarak kaynatın. Daha sonra bir su bardağı un ekleyerek iki üç da-

kika kadar karıştırarak pişirin. On dakika kadar hamurun soğumasını bekleyin. Hamur dinlenince üç yumurtayı hamura eklemek gerekiyor. Hepsini bir anda değil teker teker hamura yedirin. Yapışkan hamuru elde ettikten sonra tekrar on dakika dinlendirin.

KALORİ HESABI YAPMAYIN Tepsinizi yağlayın ve kaşık kullanarak hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alarak tepsiye dizin. İstenilen formda olması için elinizle şekillendirin. Daha önce 180 derece ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar ortalama 40 dakika pişirin. Hamur hazır olunca bu kez kreması hazırlanıyor. Kremayı pişen yuvarlak hamurların arasını bölerek koymak gerekiyor. Tüm profiterol dolduk-

KASIM - ARALIK 2010


KASIM - ARALIK 2010

NAZAR PROFİTEROL: Kurtuluş Caddesi’ndeki Nazar Profiterol, 1946’dan beri hizmet veriyor. Profiterolün uzmanlık alanı olduğu ve bu tatlıyı hakkıyla yapan mekanlardan biri. Pastanenin çok çeşidi yok. Sadece profiterol, ekler, pötifur çeşitli ve sakızlı paskalya çörekleri var. Buradaki profiterolü denedikten sonra her yerde yediğiniz profiterolü beğenmeyeceksiniz. Profiterolleri yıllardır aynı kalitede, lezzette ve tazelikte sunuyor. Sosu mükemmel, hamuru ve kreması taptaze olan profiterol yapıyorlar. Müdavimlerinin uğrak noktası. Tel: (0212) 225 27 46 ELİT PROFİTEROL: 1996 yılında sektöre Bakırköy’deki salonunda adım attı. Geçen sürede üç şube daha açtı. Elit Profiterol adıyla bu tatlıda bir marka yarattı. Kendisine özel  hamur ve kreması ile hazırlanan profiterol toplarıyla ünlü. Profiterolü krem şantiyle doldurmuyor. Özel malzemeler ve harika çikolata sosu kullanıyor. Bol çikolata sosu isteyebiliyorsunuz. Çikolatası kaliteli ve gerçek çikolata türünden. Elit çikolatadan elde edilen nefis bitter çikolata sosu tatlıya ayrı lezzet katıyor. Bu lezzete bağımlı olmamak elde değil. Tel: (0212) 261 70 25 KONAK PASTANESİ: 1975 yılında Nişantaşı’nda Erol Akı tarafından kuruldu. Valikonağı Caddesi’nde Nişantaşı'nın klasikleri arasında yer alıyor. Konak'ın en beğenilen lezzetlerinden biri profiterol. Bu ürünün iki çeşidi var. Birincisi frambuazların tek tek çikolataya batırılarak yapıldığı ve beyaz çikolatadan sosu olan frambuazlı profiterol. İkincisi ise sade profiterol. Konak Pastanesi’nin Kuledibi’nde açılan şubesi ise Galata Konak Kafe olarak hizmet veriyor. Tel: (0212) 225 28 72 DİVAN PASTANESİ: Lüks çikolata ve butik pastane konseptinin Türkiye’deki öncülerinden olan Divan’ın 16 şubesi var. Divan, ürün sunumu, kutu tasarımlarıyla ve mağaza içi mimarisiyle dikkat çekiyor. Çikolata ve lokum konusunda iddiası olan Divan profiterolü de çok beğeniliyor. Özellikle profiterolün çikolata sosu herkesin beğenisini kazanıyor. Profiterolün yapımında kullanılan kaliteli malzemeler lezzette de kendini gösteriyor. Tel: (0212) 315 55 00 

İnci Pastanesi, Mis Sokak’a taşındı.

LEZZET

tan sonra üzerine çikolata sosunu gezdirin. Kalori hesabı yapmadan afiyetle yemeye başlayın. Profiterol evde de yapılabilen bir tatlı ama en çok dışarıda yenmesi tercih ediliyor. Başta İnci olmak üzere profiterolseverler pastane ve tatlıcıların yolunu tutuyor. İSMMMO Yaşam olarak İstanbul’un en iyi profiterol mekanlarını araştırdık. İNCİ PASTANESİ: Beyoğlu’nda hizmet verdiği Cercle d’Orient Binası’nın tahliye olması nedeniyle kapanan İnci, Mis Sokak’ta yeni yerinde açıldı. Eski binasında 68 yıl hizmet veren İnci adeta profiterölle özdeş bir pastane. İlk olarak Arnavut kökenli Lucas Zigoridis tarafından kurulan pastanenin bugünkü işletmecisi Musa Ateş. Ateş 12 yaşından beri burada çalışıyor. Pastanede 60 çeşit ürün var ama en çok tanınanı profiterol. Ateş, profiterolün sırrını en iyi kalite malzeme kullanmak ve el yapımı çikolata olarak açıklıyor. Musa Ateş, kullandığı unu, yağı ve şekeri hep kendisinin belli yerlerden aldığını ve en kalitelisinden kullandığını söylüyor. İnci’nin tarihi mekanı adeta profiterol cennetiydi. Pastane profiterol yemek isteyenlerle dolup taşıyordu. Tezgahın üzerindeki tabak tabak profiteroller iki porsiyon yemenize neden olacak türdendi. Tel: (0212) 243 24 12  MANOLYA PASTANELERİ: İstanbul’da dokuz şubesi olan pastane çeşitli tatlıları yanında profiterolüyle ünlü. Yirmi yıldan fazladır hizmet veren pastane zinciri özellikle Anadolu Yakası’nda yaygın. Ataşehir, Bostancı, Çekmeköy, Gayrettepe, Göztepe, Kartal, Küçükyalı, Sahrayıcedit ve Suadiye’de şubeleri var. 1980 yılında Hikmet, İsmet ve Fuat Kantarcı kardeşler tarafından Göztepe’de temelleri atılmış. Manolya’da iki çeşit profiterol bulmak mümkün. Parça çikolatalı ve Antep fıstıklı. Tel: (0216) 356 23 81 GEZİ İSTANBUL: Gezi Pastanesi, Taksim’de AKM’nin hemen yanında. İstanbul’un en ünlü ve zamana meydan okuyan pastanelerinden biri. İstanbul'un kaybolmaya yüz tutan lezzetlerini sunan pastane, tatlı çeşitleriyle de adından söz ettiriyor. Profiterol de bunlardan biri. Gezi’nin profiterolünün en önemli özelliği bitter çikolatayla yapılan sosu. Bu sos oldukça yoğun kullanılıyor. Damaklarda unutulmaz bir tat bırakıyor. Tel: (0212) 292 53 53  BAYLAN PASTANESİ: İstanbul’un tarihi ve en eski pastaneleri arasında Baylan’ın da adı var. Lezzetli pasta, turta ve çikolatalarıyla, kakao ve kremaya dayalı batı kökenli tatlılarıyla Baylan’ın tarihi 1923 yılına dayanıyor. Baylan’ın kurucusu Filip Lenas, Arnavutluk ile Yunanistan arasındaki Epir bölgesinden İstanbul’a göç etmiş. Baylan Pastaneleri, 2009’da Altınmarka şirketine devredildi. Tarihi pastanenin en beğenilen tatlılarından biri profiterol. Baylan’daki profiterol hamuru ve sosuyla tam kıvamında. Tatlıda kullandığı kaliteli çikolatayla fark yaratıyor. Gerçek profiterol yenilebilecek birkaç adresten biri olarak görülüyor. Her zaman aynı lezzeti taptaze olarak bulmak mümkün. Bebek ve Kadıköy’de şubeleri bulunuyor. Tel: (0212) 358 07 60

İSMMMO YAŞAM l 43


MODA

Cıvıl cıvıl ilkbahar yaz

44 l İSMMMO YAŞAM

Yeni sezonda yok yok... Rengarenk çiçekli elbiseler, yatay dikey çizgili tasarımlar, kısa paçalı dar pantolonlar... Siyah ve beyazın yanı sıra mavi ve kırmızı tonlarının da ön planda olduğu tasarımlarda oryantal izler dikkat çekiyor.

CAN KIZILDAĞ Bahar yenilenme zamanıdır. Karanlık kış günlerinin ardından doğa uyanır ve yeni elbiseler giyer. Artık her yer yeşil, gökyüzü ise daha mavidir. İnsanlar hiç geri kalır mı! Adeta yarışırcasına yeni kıyafetler edinerek doğaya eşlik eder. Ve renk cümbüşü sarar dört bir yanı... İlkbahar - yaz sezonunda öne çıkan trendleri sizin için araştırdık... Renkli çiçekli elbiseler, dantelli ve tüylü giysiler, şifon elbiseler, renkli ve kısa paçalı dar pantolonlar... 2013 ilkbahar-yaz modasında yok yok... Sezo-

nun öne çıkan renkleri haki, bordo, sarı, deniz mavisi, fıstık yeşili. Siyah ve beyaz yine popüler. Yazın tüm enerjisini yansıtan turuncu ve tonları da bu sezon dikkat çekiyor.

HER YERDE ÇİZGİ VAR Bu sezon dikey ve yatay çizgili, tek kollu veya japone kollu elbiseler, bluzları sıkça göreceğiz. Çizgiler yeni sezonda dört bir yanımızı sarıyor. Çizgili kıyafetleri edinirken şu noktayı göz önünde bulundurmakta fayda var: Eğer enine çizgililer tercih ederseniz sizi olduğunuzdan kilolu gösterir, boyuna

OCAK-ŞUBAT 2013


KOLEKSİYONLAR GÖZ ALICI

çizgililer ile olduğunuzdan daha uzun ve zayıf görünürsünüz. Ayrıca grafik desenler ve puantiyeler de revaçta. Rengarenk, cıvıl cıvıl, çılgın desenler var. Feminen detaylardan olan fırfır yeni sezonda elbise ve bluz gibi parçalarda sıklıkla görülüyor. Sezonun dikkat çeken trendlerinden biri de şeffaflık ve transparanlık. Yalnızca giysilerde değil, çantalardan ayakkabılara her yerde şeffaflık söz konusu. Kalem etek seviyorsanız, vitrinler sizi sevindirecek. İster yırtmaçlı, ister düz, ister desenli, canlı tonlarda ya da pastel renklerde kalem etek edinebilirsiniz.

ORYANTAL DOKUNUŞLAR

OCAK-ŞUBAT 2013

MODA

Sezonun öne çıkan akımlarından biri de “modern bohem“. Tiril tiril elbiseler, floppy şapkalar, çiçekli kumaşlar ve tabi dağınık bırakılmış saçlar... Ayrıca kimonolar, ejderha desenleri, oryantal dokunuşlar bu sezon uzak doğu etkisini minimal bir düzeyde yakalıyor. Pantolon modelleri ise renkli ve kısa paçalı dar pantolon ve jeanlerden oluşuyor. Desenli pantolonlar ve yırtık jeanler yine trend. Renkli pantolonlar skinny modellerde özellikle kısa paçalı ya da uzun paçalar kıvrılarak giyiliyor.

Markaların ilkbahar - yaz sezonu için hazırladığı koleksiyonlar ise şöyle: Koton koleksiyonunda; siyah beyaz trendi, çiçek desenleri ve çizgiler ilk göze çarpanlardan. Pastel renklerin baskın olduğu koleksiyonda beyaz ve limon sarısı gibi renkler yazın enerjisini yansıtıyor. Topshop, çiçek desenlerinin, geometrik formların ve dikkat çeken renklerin yer aldığı koleksiyonda her zaman olduğu gibi hem gece hem de gündüz kullanılabilecek parçalara yer veriyor. LC Waikiki’nin genç markası XSIDE'in Gamine Marine koleksiyonunda mavi, mint ve yeşilin tüm tonları kullanılmış. 60'ların izlerini taşıyan tasarımlarda düz kesim elbiseler, yakalı gömlekler öne çıkıyor. Colin's dört farklı renk ve yıkamada hazırladığı denim pantolonlarını, 7 farklı temayla bütünleştirmiş. Koleksiyonda kumaşlarda koyu indigo yıkamalar, indigonun tüm tonlarıyla harmanlanıyor. Göze batmayan yıpratmalar ile arka conta ve kemer içlerinde farklı renkli kullanılan kumaşlar sayesinde jeanler eğlenceli hale getirilmiş. DeFacto'nun "Zarif Çizgiler" adı verilen koleksiyonu, yeni sezonun gözde trendi kalın, ince, yatay, dikey çizgiler, zarafetin ve feminenliğin sembolü puantiyeler, leopar ve yılan desenlerin hakimiyetinde. Koleksiyonun gözde parçaları arasında ise peplum elbise ve bluzlar, a kesim etekler, bilekten bağlı pantolonlar, tulumlar, puantiyeli pantolonlar, bomber ceketler, mini şortlar yer alıyor. Mango, koleksiyonunu safari ve eski moda temalarından ilham alarak oluşturmuş. Militer ceketler, seksi şortlar, maskülen kesimler, tulumlar koleksiyonda yer buluyor. H&M koleksiyonunda bohem rüzgarlar esiyor. Koleksiyonda kabartmalı ceketler, spor kesim ve büyük drapeler dikkat çekiyor. Twist koleksiyonunda dama desenleri, siyah beyaz çizgiler, neon renkler, hayvan baskıları, bol paça pantolonlar ön planda. Ayhan Giyim'de dar kesim renkli pantolonlar, şeffaf gömlekler, kısa ceketler, kalem etekler, uçuşan çiçekli elbiseler en gözde parçalardan. Yargıcı'nın tasarımlarında mavinin zengin tonları ön planda. Mavi renk paletine, ekru, khaki, terrakota, gri metalik tonları eşlik ediyor.

İSMMMO YAŞAM l 45


EVİM EVİM

Renkli bahar dokunuşları Bu yıl bahar ve yaz mevsimi için mobilya trendleri rengarenk evlere işaret etse de sade ve pastel tonları sevenler unutulmadı... Hasır halılar ya da kilimleri tamamlayacak hasır bir puf, bambudan sandalyeler koltuk takımını değiştirmek istemeyenlerin imdadına yetişiyor.

46 l İSMMMO YAŞAM

FERİDE AY Doğanın yeniden dirilişidir bahar. Doğa uzun kış uykusundan uyanırken insan adeta umut tazeler... Bu tazeliği ve enerjiyi evine yansıtmak isteyenler için seçenekler bol... Bu yıl bahar ve yaz mevsimi için mobilya trendleri rengarenk evlere işaret etse de sade ve pastel tonları sevenler unutulmadı... Hasır halılar ya da kilimleri tamamlayacak hasır bir puf, bambudan sandalyeler koltuk takımını değiştirmek istemeyenlerin imdadına yetişiyor. Koltukları açık renk, sehpaları renkli olanların yemek masası koyu ise işleri kolay; bahar dekorasyonunu sıcaklara uygun açık, düz renk bir halı ile tamamlayabilirler. Tasarımcılara sorarsanız, bu yaz da her yer ren-

OCAK-ŞUBAT 2013


OCAK-ŞUBAT 2013

lanmayı tercih edebilirsiniz. l Halılarınızı kaldırın. İlla halı kullanmak isterseniz hasır halıları ya da kilimleri tercih edin. l Çiçekli motifler bu sene de moda. Ama sadelikten yana olanlar düz renkleri tercih edebilir. Yine de yaz mevsiminde açık renkleri tercih etmekte fayda var. l Mobilyalarınızda hasır ve bambuları kullanmaya özen gösterin. İlla koltuk takımınızı değiştirmenize gerek yok. Yere koyacağınız hasır bir puf, bambudan sandalyeler işinizi görebilir. l Baharın enerjisini eve taşımak için doğal çiçekleri aksesuar olarak kullanmanızda büyük yarar var. l Mümkün olduğu kadar kalın ve koyu perdeler kullanmamaya çalışın. Güneşin tüm ışığını ve enerjisini evinizde hissedin. l Beyaz duvarlarınızı pop art tarzı tablolarla renklendirmeniz mümkün. l Balkonlarınızı vakit geçirecek hale getirin. Birbirinden farklı sandalyeler ve masa kullanın. Balkon kenarlarına ya da duvarlarınıza renkli saksılar yerleştirin.

EVİM EVİM

gârenk olacak. Pembe, turuncu, saks mavisi, ördek başı yeşili gibi dikkat çeken renkler ön planda. Ancak en rengârenk olan baharlarda bile beyaz başta olmak üzere açık renkler sadeliği sevenler için tahtını elden bırakmıyor. Canlılığı ve enerjiyi sevenler için ideal olan renkli modeller, daha çok cıvıl cıvıl renkler ve desenlerden oluşuyor. Evini baharın çiçeklerine ve yazın sıcaklığına hazırlamak isteyenler için tasarımcıların çeşitli önerileri bulunuyor: l Evinizde en çok yer kaplayan alanlar olan duvarlardan değişime başlayın. Tek bir duvarı çiçek motifli duvar kağıdıyla kaplamanız mümkün. Dilerseniz tek bir duvarınızı sezon renklerine boyayabilir üzerine tablo asarak ortamı renklendirebilirsiniz. l Renkli ortamları seviyorsanız, renkleri iç içe kullanmaktan çekinmeyin. Turuncu mor gibi zıt renkleri bir arada kullanırsanız daha fazla etki yaratmanız mümkün. l Kalın, yünlü ya da kadife kumaşları kaldırın. Yerine keten, pamuklu ya da organik kumuşları tercih edin. l Koltuklarınızda bol bol yastık kullanın... Her birini farklı renkte kullanarak renk patlaması yaratmanız mümkün. Masa ya da yatak örtülerinizi de renkli kul-

İSMMMO YAŞAM l 47


Atatürk’ün şehri: Selanik

Müzikleri, yemekleri ve gülümseyen yüzleriyle adeta bizden bir parça gibi Selanik. İzmir’e benzerliği söylendiği kadar var. Kordon Boyu’na benzeyen sahilindeki kafeler günün her saatinde dolup taşıyor. Ayrıca suyun öteki yakasından Ege’ye bakmanın keyfi de doyumsuz.

GEZİ-DÜNYA

AYŞEGÜL EMİR Atatürk’ün doğduğu şehir, Ege’nin karşı yakası, Osmanlı döneminin 500 yıllık tanığı, adeta bizden bir parça… Bunlar Selanik’i anlatan tanımlamaların sadece birkaçı. Yunanistan’ın ikinci büyük şehri, Selanik. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu şehir olması nedeniyle hepimizin gönlünde ayrı bir yeri var. Suyun öte yakasındaki sevimli bir Ege şehri. Ilıman hava içimi kıpır kıpır etmeye yetiyor. Bir enerji ve mutluluk dalgası yayılıyor etrafa. Selanik ilk bakışta ne kadar da bizden ve bize benzer görünüyor. İnsanların tavırları, müzikler, yemekler ve gülümseyen yüzler. Konuşmalar kesildiğinde

48 l İSMMMO YAŞAM

bir anda İzmir’de miyim hissine kapılıyorum. Selanik’in, İzmir’e benzerliği söylendiği kadar varmış. Kordon boyu bile bulunuyor. Uzun bir sahile sahip şehirde denize nazır pek çok kafe ve restoranı da görünce kendimi adeta evde hissediyorum. Ama sahil gezintisini biraz sonraya bırakıyoruz. Programımızda ilk olarak Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret etmek var. Pembe boyalı, üç katlı ahşap evi uzaktan bile görünce yoğun duygulara sürükleniyorum. Bahçesinden içeri adım atmaz her ayrıntıyı dikkatlice süzüyorum. Atatürk’ün doğduğu oda üst katta. Müze haline getirilmiş yatak ve çalışma odası var. Odalarda Atatürk’ün giydiği ve kullandığı eşyalar sergileniyor. Giriş kapısındaki yazı ilgi çekici: “Türk milletinin büyük müceddidi (yenilikçisi) ve Balkan ittihadının müzahiri (mi-

OCAK-ŞUBAT 2013


marı) Gazi Mustafa Kemal burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyeti’nin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur.” Atatürk’ün doğduğu ve 1911 yılına kadar yaşadığı ev Türk Konsolosluğu’nun hemen yanında müze olarak kullanılıyor. Atatürk, Birinci Balkan Savaşı’nda Selanik’in kaybedilmesinden sonra bir daha bu şehre gelmemiş. Evi Yunanlı bir aile satın almış. Evi değiştirip sarıya boyamışlar; altına dükkan açmışlar. Ama bir süre sonra Selanik Belediyesi evi satın alarak Atatürk’e hediye etmiş. Ev yeniden onarılmış ve eski rengi pembeye dönüştürülmüş. 1953 yılında da müze olmuş. Müzede Dolmabahçe Sarayı’ndan götürülen bazı eşyalar bulunuyor. Atatürk’ün özel eşyalarını büyük dikkatle inceliyoruz. Atamızı yad ettikten sonra sıra şehri keşfetmeye geliyor.

GEZİ-DÜNYA

OCAK-ŞUBAT 2013

İSMMMO YAŞAM l 49


GEZİ-DÜNYA

ŞEHRİN SİMGESİ Selanik’in simgesi olan ve bütün fotoğraflarını süsleyen Beyaz Kule’yi merak ediyoruz. Kulenin en tepesinden şehrin manzarasına bakmaya doymak mümkün değil. Kulenin her katında odalar var ve bu odalarda tarihi eserler sergileniyor. Rehberimiz yapının tarihi hakkında da bilgi veriyor. 1430 yılında Osmanlılar tarafından yaptırılmış. 30 metre yüksekliğindeki kule Kanuni döneminde inşa edilmiş. Denizden gelecek tehlikelere karşı garnizon ve hapishane olarak kullanılmış. Şehir Yunanlıların eline geçince beyaza boyanmış. Bir sonraki durağımız ise Arkeoloji Müzesi oluyor. Müzede Kuzey Yunanistan’la ilgili her türlü eseri bulmak mümkün. Kocaman mozaikler ilgi çekici. Şehri gezme planları yaparken Yunanlıların az çalıştığını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Müzeler, tarihi yerler ve dükkanlar erkenden kapanıyor. Cıvıl cıvıl insan kalabalığı ve gündüz vaktinde bile dolup taşan kafelerden çok da çalışmayı sevmediklerini anlıyoruz. Belki ülkenin yaşadığı ekonomik krizin nedenlerinden biri bu olabilir diye düşünmeden edemiyorum. Selanik çok turistik bir yer olmasa da yirmi dört saat yaşayan ve pek çok şey vaat eden bir şehir.

dışardan da olsa görme şansı yakalıyoruz. Aşağısındaki caddede bulunan Romalılardan kalma antik yerleşim kalıntıları da görülmeye değer. Tarih ziyafetinin ardından vardığımız meydanda nefes alıyoruz. Aristoteles Meydanı, şehrin kalbinin attığı bir merkez; ne isterseniz var. Geometrik olarak yapılan meydan gece ayrı güzel. Dilencisi, sokak müzisyenleri ve Romanlarıyla Türkiye’de miyim hissi uyanıyor yeniden. Yunanlılar gibi geç yenen bir akşam yemeğinin ardından hiç uyumayan şehrin gece hayatını keşke çıkıyoruz. Değişik şekillerdeki Yunan harfleri neon ışıkta gece ayrı güzel görünüyor. Şehirde gece hayatı sonuna kadar yaşanıyor. Eğlence ve müzik şehrin olmazsa olmazları. Akşam saat 23:00’da başlayan eğlence sabahlara kadar sürüyor. Rembetiko dinlenebilecek güzel bir şehir. Biz daha çok şehre özgü olan tavernayı tercih ediyoruz. Kastra civarındaki tavernada rezervasyonumuz bile var. Türkçe konuşmalarımıza karşı gülümseyenler ve Türkiye’den giden göçmenler hasretle memleketlerini anıyor. Mezeler de bildik türden. Midyeli pilav, ahtapot ızgara, kalamar, beyaz peynir, çoban salata, cacık… Yunanlıların rakısı Uzo’yu da denemeden dönmemek lazım. Rakı gibi suyla karıştırılmıyor sek ve soğuk içiliyor. Bu nedenle biraz sert buluyorum.

REMBETİKO DİNLENECEK ŞEHİR

KORDON BOYUNA BENZİYOR

Osmanlı dönemine ait çeşme ve hamamlar, Roma ve Bizans dönemine ait kilise ve kalıntılar ilgi çekici. Caddenin birinde zafer anıtı da bulunuyor. Ülkenin en büyük kiliselerinden biri olan Aya Dimitri’yi de

50 l İSMMMO YAŞAM

Geç uykunun verdiği mahmurlukla Selanik’teki ikinci günümüze uyanıyoruz. Karşımda deniz ve karşı yakada görünen bizim şehirler. Selanik’i görmekle ne kadar iyi ettiğimi düşünüyorum ve aceleyle kahvaltıya

OCAK-ŞUBAT 2013


OCAK-ŞUBAT 2013

YEMEKLERDE YABANCILIK ÇEKİLMİYOR Selanik, Türklerin yemek konusunda yabancılık çekmeyecekleri bir şehir. Mübadelenin izlerini yemek kültüründe de görmek mümkün. Balığın yemeklerde önemli bir yeri var. Balık restoranı seçeneğiniz bir hayli fazla. Tatlı konusunda da geniş seçenek sunuyor. Selanik usulü peynir tatlısı, Selanik kurabiyesi ve barbuşka bunlar arasında. Baklava ve kadayıfa benzer tatlıların hepsi görüntü ve lezzet olarak bize hitap ediyor. Bizdekine benzer börekler Yunanlıların deyimiyle bougatsa, sebze yemekleri hep damak tadımıza uygun. Bu şehirde de kokoreç ve işkembe çorbasının bulunduğunu öğrendiğimde şaşkınlığımı gizleyemiyorum.

GEZİ-DÜNYA

iniyorum. Kahvaltıda da hiç yabancılık çekmiyoruz. İnsanları kadar mutfağı da bize acayip benziyor. Şehirdeki ikinci günümüzü alışveriş ve serbest zaman ayırıyoruz. Sahilini doya doya dolaşmak için bunu iyi bir fırsat olarak görüyoruz. Sahil boyunca temiz havayı içimize çekerken Ege Denizi’ne bir de farklı bir yakadan bakmanın mutluluğu paha biçilemez. Uzun uzun dolaşıyoruz kordon boyunda, hiç acele etmeden. Bir hayli uzun bir sahil. Sahil boyunca birbiri ardına dizili kafeler çok davetkar. Ama günün her saatinde bu kafelerin dolu olması da şaşırtıyor. Kafelerdeki kalabalık hiçbir saat azalmıyor. Yunanlıların eğlenmeyi sevdiğini bir kez daha düşünmeden edemiyorum. Atatürk’ün doğduğu şehir Selanik’e gidip de hediyelik eşya almadan olmaz. Alışveriş kültürü genelde esnaf ve küçük üreticiler üzerine kurulu. Ege’deki bir sahil kasabası havasında. Tezgahların ve dükkanların önlerinden almaya değer bir şeyler bulabilmek için hızlıca geçiyoruz. Şehrin her yerinde hediyelik ve turistik eşya satan dükkanlar var. Alışveriş için rehberin önerisi ise Timiski Sokağı ve Egnatis Caddesi. Tepede şiddetini artıran güneş ‘alışverişi boşver sahildeki kafelerde otur’ dese de alışveriş isteğimizden vazgeçmiyoruz. Cayır cayır yakan sıcağın altında iki alışveriş caddesini de adeta baştan sonra arşınlıyoruz. Ellerimize sığmayan poşetler ise başardığımızın sembolü. Her yerdeki dünya markaları burada da var ama bizim tercihimiz el sanatlarından yana oluyor. Eşe dosta hediye almamak olmaz. Dolaştığımız çarşı, pazarları da benzerliğimizi bir kez daha hatırlattı. Kapani Çarşısı’nda balıkçılar, sakatatçılar, baharatçılar, rengarenk meyveleriyle manavlar ve seyyar satıcıların uzun havaları... Alışveriş turundan sonra tekrar rotamızı sahile doğru çiziyoruz. Birkaç saat dinlenme molasının ardından ise kalbimizi bu şehirde bırakarak dönüşe hazırlanıyoruz.

İSMMMO YAŞAM l 51


GEZİ-TÜRKİYE

Güzellikleri içine sindirmiş bir şehir: İzmir İstanbul ne kadar telaşlıysa İzmir o kadar sakin bir şehir. Ege’nin incisi İzmir tarih, doğal güzellik ve kültürle modern dünyanın güzelliklerini aynı potada eritmiş. Efes’te antik çağa, Alaçatı’da Osmanlı dönemine gidebilirsiniz. İzmir’in kalbinin attığı yer olan Kordon Boyu’nda ise günümüzün güzelliklerini yaşayabilirsiniz...

52 l İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR Gazeteciliğe başladığımda gittiğim ilk şehir dışı gezim İzmir’di. Ayrıca ilk kez uçağa binecektim. Üniversite ikinci sınıfta stajyer muhabir olarak başladığım işte, İzmir’in önemli dericilerinden birinin davetlisi olarak bu güzel şehri görmüştüm. Sıcacık bir mayıs günü akşam üzeri Kordon Boyu’nda faytonla yaptığımız geziyi, Konak Meydanı’nı ve deniz kenarında ilk kez yediğim Lagos balığının tadını unutamam. Sonrasında defalarca İzmir’e yolum düştü. İstanbul’un bir kız kardeşi olsa sanırım bu İzmir olurdu. Bu iki şehrin genleri aynı ancak karakterleri farklı gibi… İstanbul’un olabildiğince hoyratlığına karşı, İzmir olabildiğince naifti. İstanbul’un telaşına karşı İzmir oldukça dingindi… İstanbul yakışıklılığının farkında iken İzmir de güzelliğini her daim sergilemek ister gibiydi. Atatürk Havalimanı’ndan uçağa binerken bir kez daha tanıdık bir dosta kavuşmanın heyecanı içimi sarmıştı. Yeni bir yer görmekten çok, özlenen bir dosta kavuşacak olmak beni heyecanlandırıyordu. 45 dakikalık bir uçuştan sonra İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na indik. Nisan ayının son günü havalimanı sakin görünüyor. Bir-iki ay sonra Çeşme mevsimi açıldığında bu havaalanını böyle görmek çok da mümkün olmaz sanırım. Akşam üzeri İzmir’in

OCAK-ŞUBAT 2013


Orhangazi Türbesi

OCAK-ŞUBAT 2013

BUNLARI MUTLAKA YAPIN! l Konak Meydanı’nda Saat Kulesi’ni görün. l Asansör’e binip İzmir’i kuşbakışı seyredin. l Karşıkaya’ya vapurla geçin, vapurda fotoğraf çektirin. l Kordon Boyu’nda faytonla gezin. l Balçova’da teleferiğe binin. Buradan kuşbakışı İzmir Körfezi’ni seyredin. Teleferikle tepeye vardığınızda çam ağaçları altında piknik yapın. l İnciraltı’nda Atatürk Öğrenci Yurdu’nun yanındaki yerde de piknik yapabilirsiniz. l Konak’tan metroya binerek 15 dakikalık bir yolculukla Bornova’ya gidin. l Bornova’da Küçük Park’taki Sevgi Yolu’na gidin. Buradaki kafelerde vakit geçirin. l Çeşme’de deniz, kum, güneş keyfi yapın. l Alaçatı’nın cumları evlerinin altındaki kafelerde sakızlı dondurma yiyin.

Sevgi Yolu

GEZİ-TÜRKİYE

ilk havasını soluduğumda yüzümü ılık bir rüzgar okşuyor. İzmir’de 9 Eylül Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan hala oğlumun Buca’daki evinde kalacağım. Bu ilk akşamı kuzenimin ailesiyle geçirdim ama bir hayli yoruldum. Onun 9 yaşındaki ikiz oğullarıyla yani afacanlarla çok oyun oynadığımız için onlar uyuduktan sonra ben de erkenden kendimi yatağa attım. Sabah yine onların evdeki koşuşturmasıyla uyandım. Şen-şakrak bir kahvaltı yaptıktan sonra izin isteyip onlardan ayrıldım ve Buca’dan Konak’a doğru yola koyuldum. Önce İzmir’in en önemli simgesi olan Saat Kulesi ve onun arkadaşları güvercinlerle hasret gideriyorum. II.Aldülhamit’in tahta çıkışının 25’inci yılında yaptırılan bu saatin dört tarafında çeşme var. 25 metre yüksekliğindeki Saat Kulesi oldukça zarif görünüyor. Kuleye adını veren saat ise Alman İmparatoru 2. Wilhelm tarafından armağan edilmiş. Kule, yanındaki firuze çinilerle süslü ufacık Konak Yalı Camii ile meydanın kimliğine önemli bir katkı sunuyor. Konak Meydanı güne geç uyanan İzmir’in habercisi gibi ve oldukça sessiz sakin… Meydan’dan Kemeraltı Çarşısı’na doğru yürümeye başlıyorum. Hediyelik eşya ve giysi satan dükkanlar halen boş… Ferah çarşıda bir tur atıp, Kızlarağası Han’a uğruyorum. El sanatları ürünlerin, halıların, bakır eşyaların satıldığı han eski İzmir’i bana yaşatıyor. Hele çarşıdaki kahve kokusu çok davetkar… Günün ilk kahvesini burada içiyorum. Konak’ta Devlet Tiyatrosu’nun önünden doğru yürüyerek yönümü Asansör’e doğru çeviriyorum. Amacım nazlı İzmir’i kuşbakışı görmek. Güzelyalı semtindeki Asansör, 1907 yılında yapılmış. Mithatpaşa’dan Halil Rıfat Paşa Caddesi’ne çıkmak için 155 basamağı çıkmak gerekiyormuş. Halka kolaylık olsun diye işadamı Nesim Levi Bayrakoğlu yaptırmış bu asansörü. Hala da bu amaçla kullanılan Asansör, 1992’de restore edilerek aynı zamanda turistik mekanlardan biri haline gelmiş. Asansör’ün girişi, iki yanı eski taş evler olan Dario Moreno Sokağı’nda bulunuyor. Dario Moreno’nun “Deniz ve Mehtap”, “Seni Beklerim Öptüğüm Yerde”, “Hatıralar Hayal Oldu” gibi çok sevdiğimiz şarkıları yapan, İzmir aşığı bir sanatçı olduğunu belirteyim. Asansörden sonra sahilden yürüyerek Kordon Boyu’na doğru gidiyorum. En az İzmir kadar ünlü olan Kordon Boyu masmavi İzmir Körfezi ile nefes alıyor. Bir yanına denizi alan Kordon Boyu, bir yanına da restoranları almış. Bodur ağaçların gölgesindeki restoranlar sizleri davet ediyor. İlla balık yemek için değil günün her saatinde oturup bir şeyler içebileceğiniz bu restoranlar sayesinde de Kordon Boyu’nda sıkılmadan saatler geçirebilirsiniz. Konak’tan Kordon’a ilk girdiğimizde bizi Pasaport İskelesi karşılıyor. Dalgalı siyah-beyaz zemini, sarı rengiyle is-

İSMMMO YAŞAM l 53


kele çok güzel görünüyor. Halen Kordon Boyu’nda sabah yürüyüşü yapan İzmir’in telaşını görüyoruz. Ben ise telaş yapmadan keyfini çıkararak yarım saatlik bir yürüyüş yapıyorum. Bu yürüyüşe bazen tempolu tıkırtılarıyla faytonlar ve bu faytonlarda meraklı gözlerle etrafı süzen turistler eşlik ediyor. Yürüyüşün ardından iyice acıkmaya başladığımı hissediyorum. Saat yeni 12.30 olmuş. Güne erken başladığım için öğleni bir balık ile taçlandırayım diye düşünüyorum. Gözüme kestirdiğim bir restorana kendimi atıp barbun sipariş ediyorum. Yanına da bir yeşil salata… Karnımı bu leziz balıkla doyurduktan sonra tekrar yollara düşüyorum. Bu kez Kordon’dan Alsancak’a doğru yürümeye başlıyorum. Yol üzerinde Atatürk Müzesi’ne uğruyorum. İki katlı beyaz ahşap ev, 1862 yılında yapılmış. 1927 yılında İzmir Belediyesi tarafından Atatürk’e armağan edilmiş. Atatürk, İzmir’deyken bu evde kalıp çalışmalarını sürdürmüş. Evin ikinci katı ziyarete açık. Atatürk’ün yatak ve çalışma odası, yaver odası ikinci kattaki salona açılıyor. Atatürk’ün çalışma odasında onu hayal etmeye çalışıyorum. İzmir Körfezi’ne bakıp kahvesini içtiğini ve bu arada Türkiye’nin kurtuluşu ve geleceği için planlar kurduğunu düşünüyorum.

Müze’den çıkıp arka sokağa geçiyorum: Burası; birçok ünlü mağazanın bulunduğu Gül Sokak ve kafeleriyle ünlü Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne beni bağlıyor. İzmirli gençler kafeleri doldurmuş. İzmir’deki ikinci günümüzde Çeşme’ye gitmek üzere yola çıkıyorum. Sabah 7’de yola çıkıyorum çünkü İzmir Çeşme arası midibüslerle 5 saati buluyor. Öğlende Çeşme’ye vardığımda son derece sakin bir ilçe buluyorum. Yazın magazin programlarındaki gördüğüm Çeşme başka bir yer gibi… Sahiller bomboş… Çeşme’de çoğu iki katlı evler ve villalar da henüz sezonu açmamış. Çeşme’de çarşıda gezdikten sonra bomboş olan sahilde ferah bir yürüyüş yapıyorum. Sahilde kalkan minibüslerden birine biniyorum çünkü niyetim Alaçatı’ya gitmek. Rüzgar sörfü ile adını Türkiye’ye duyuran Alaçatı’ya 20 dakikalık bir yolculuktan sonra ulaşıyorum. Alaçatı’nın içine varınca gözümüz hemen denizi arıyor. Direkt denizi sormasam da Alaçatılılara “Sörf nerede yapılıyor” diye soruyorum. 5 kilometre ileride olduğunu öğrenince biraz şaşırmadan edemiyorum. Alaçatı çok güzel bir belde. Doğallığını koruyan lüks bir Ege köyü gibi… Daracık sokakların iki yanına iki katlı cumbalı taş evler sıralanmış. Evlerin camlarından ve duvarlarından çiçekler ve sarmaşıklar sarkıyor. Alaçatı’ya çok gelişmiş hat-

GEZİ-TÜRKİYE

TİRE’Yİ UNUTMAYIN İzmir’in şirin ilçelerinden Tire de görülmeye değer. Tarihi M.Ö 2000’li yıllara kadar uzanıyor. Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Roma, Bizans gibi önemli medeniyetlerin izleri sinmiş bu ilçeye. 1400′lü yıllardan itibaren Türk hâkimiyetine geçen Tire, tarihi çarşıları, birbirinden değerli camileri ve meşhur salı pazarı ile görülmeye değer. Salı günleri kurulan Tire pazarı, Ege’nin en büyük pazarı olma unvanına sahip. Burada Ege’ye has çeşitli sebze ve otlar, yöresel peynirler, zeytinyağı, el yapımı sabunlar, salça, ev tarhanası gibi gıda ürünleri bulabilirsiniz. Ev hanımları dantel, örgü gibi el emeği ürünlerini de pazarda satıyorlar. Tire’nin iğne oyasının meşhur olduğunu da belirtelim. İzmir’e yaklaşık 1 saat mesafede bulunan Tire’nin köftesi de meşhur. Tire köftesinin diğer köftelerden en belirgin farkı, içinde baharat olmaması. Köftenin İskender gibi pide ve sosla servis edilenine ise Tire Kebabı deniliyor.

54 l İSMMMO YAŞAM

OCAK-ŞUBAT 2013


TEK ÇIKIŞ YOLU TURİZMİ CANLANDIRMAK İzmir SMMM Odası'na kayıtlı 6 bin 113 üyenin, 2 bin 903’ü bağımlı, 3 bin 210’u ise bağımsız üyelerden oluşuyor. Feyzullah Topçu, 2004 yılından bu yana oda başkanı olarak görev yapıyor. Topçu, Türkiye genelindeki meslek mensuplarıyla ortak sorunları olduğunun altını çiziyor. Meslek mensuplarına her geçen gün yeni ek yük ve angarya getirildiğini vurgulayan Topçu, “Mesleğimizin; çağdaş ülkelerde nasıl uygulanıyorsa ülkemizde de aynı kurallarla uygulanması, saygın ve kariyer yapılacak bir meslek haline gelmesi en büyük dileğim” diyor. Feyzullah Topçu, genel bütçeden İzmir’in hak ettiği payı alamadığını düşünüyor. Topçu’ya göre, İzmir’in genel bütçesine katkısı yaklaşık yüzde 9-10 olmasına rağmen, İzmir’e alt yapısı ve diğer harcamalara karşılık bütçeden ayrılan oran ise yüzde 2. Türkiye’nin en büyük ticaret merkezlerinden biri olan İzmir, toplam sanayi üretiminin yüzde 9’unu, Türkiye’de yaratılan katma değerin yüzde 13’ünü, toplam istihdamın yüzde 9.7’unu karşılıyor. Feyzullah Topçu, “İzmir’de istihdam yaratacak yatırımları teşvik etmek için yatırımcıların önünü tıkayan engel-

OCAK-ŞUBAT 2013

EFES ANTİK KENTİ’Nİ GÖRÜN İzmir’de tarih deyince akla Efes geliyor. Selçuk ilçesi sınırları içindeki Efes Antik kenti yılda 1.5 milyon turist çekiyor. Her Türk vatandaşının da bir kez burayı görmesi şart. Bu antik kentte 2 bin yıl öncesine uzanılabilir. Yapılan restorasyon çalışmalarıyla kütüphanesi, hamam kompleksi, devasa tiyatrosu, meclis binası, çeşmeleri, tapınakları, mermer caddeleri, ticari merkezi ve Yamaç Evleri gün yüzüne çıkarılmış. Bülbül Dağı ve Panayır Dağı arasındaki alanda kurulan, bugün gördüğümüz Efes, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuş. En görkemli dönemlerini Hellenistik ve Roma zamanında yaşayan Efes, nüfusu 200 bin kişiye kadar çıkan bir liman kenti. Efes’i bir rehber eşliğinde gezerseniz bir tam günü ayırmanızda fayda var.

GEZİ-TÜRKİYE

ta lüks bir köy mü demeli bilmiyorum. Daracık sokaklar arasında iki katlı muhteşem cumbalı taş evlerin pencerelerinden çiçekler sarkıyor. Alaçatı mevsimi de henüz başlamadığı için evlerin cumbaları kapalı… Eski evlerin yanında yenilerinin de olduğunu görüyorum. Ancak hiçbiri aykırı durmuyor. Hepsi genel mimariye uygun olarak cumbalı yapılmış. Keşke Türkiye’nin birçok yerinde aynı şekilde bir mimari prensip benimsense diye düşünüyorum. Cumbalı evlerin bazılarının altında kafeler var. Köy tadında samimi bir havası olan Alaçatı’da biraz turladıktan sonra gecikmiş bir öğlen yemeği yemek için bir kafeye oturuyorum. İzmir’in meşhur kumrusundan yiyorum. Ardından bir sakızlı dondurma… Alaçatı’da sakızlı dondurmanın yanı sıra, sakız reçeli, sakız macunu gibi yiyeceklere sıkça rastlamak mümkün. Uçağım gece 22.00’de kalkacağı için yolun uzun olduğunu da düşünüp öğleden sonra yola düşüyorum.

lerin kaldırılması halinde yatırım için cazibe merkezi olacağına inanıyorum” diye konuşuyor. Feyzullah Topçu’ya göre, İzmir turizmde gelişmeyi arzuluyor ama altyapısı, yatak sayısı yetersiz olduğu için potansiyelini değerlendiremiyor. Topçu şu değerlendirmelerde bulunuyor: “İzmir’i yönetenler öncelikle iki önemli görüşten birini tercih etme noktasına geldi. Bu görüşlerden biri; İzmir’in ticaret, sanayi veya yatırım şehri olmasını planlamak… Diğer görüş ise şehri sosyal, kültürel, turizm ve kongreler merkezi haline getirmek. Bu sayede tarihi değerlerimizi ve kültürümüzü yansıtan, estetik görünümlü, kimlik sahibi, çağdaş bir kent yaratmak hedefleniyor. İzmir’in bugünkü kentsel yapısına göre en uygun görüş de kanımca bu... Sonuç olarak İzmir’in ilk yerleşim bölgesinin M.Ö.3000 yılına tarihlendiği, Batı uygarlığının ilk anıtsal destanı olan İlyada’nın İzmir’de Homeros tarafından yaratıldığı göz önüne alınırsa; tek çıkış yolunun turizmi canlandırmak olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yatırımcıların önünü açacak girişimlerde bulunulmalı.”

İSMMMO YAŞAM l 55


Goran Bregovic

Balkan müziğini İstanbul’a taşıyor

KÜLTÜR-SANAT

Balkan müziğinin başarılı ismi Goran Bregovic 14 Mayıs 2013 Salı günü Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahne alacak. Wedding and Funeral Band’la beraber konserler veren Goran Bregovic, Balkanlar'ın en tanınmış bestekar ve şarkı sözü yazarlarından biri. Film müziğine ilk olarak 1978'de Mica Milosevic'in Nije Nego filmiyle baş-

Bir şenlik üç konser

56 l İSMMMO YAŞAM

ladı. Bregovic'in en renkli ortaklığı yönetmen Emir Kusturica ile gerçekleşti. 1989'da "Çingeneler Zamanı", 1993'te "Arizona Dream", 1995'de Cannes Film Festival'ini kazanan "Underground" ve 1998'de "Crna Macka" gibi Emir Kusturica filmlerinin müziklerini yaparak Kusturica ve Bregovic çok başarılı bir ikili haline gel-

di. Ayrıca 2008’de Can Dündar’ın yazıp yönettiği "Mustafa" filminin müziklerini de yaptı. Sanatçı Türkiye'de İzmir, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve Diyarbakır illerinde de konserler verdi. Sanatçının eserlerinden bazıları Sezen Aksu, Oya-Bora ve Candan Erçetin gibi Türk müzisyenler tarafından Türkçe sözlerle seslendirildi.

Maltepe Üniversitesi'nde Bahar Şenliği hazırlıkları başladı. Bu yıl baharı üç konser ile karşılayacak Maltepeliler. Bahar Şenliği 23 Mayıs'ta Duman ile başlayacak. 24 Mayıs'ta süperstar Ajda Pekkan sahne alacak. Maltepe Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyelerini 25 Mayıs'ta megastar Tarkan coşturacak. Konserler için detaylı bilgi ve toplu biletler 0544 330 55 98 – 0545 330 55 98 nolu telefonlar aranarak temin edilebilir.

OCAK-ŞUBAT 2013


En iyi keman virtüözü geliyor Dünyanın en önemli müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın en üstün keman virtüözü kabul edilen Itzhak Perlman, 28 Mayıs'ta İstanbul Kongre Merkezi’nde bir konser verecek. Her gittiği ülkede müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaşarak konser biletleri aylar önceden tükenen Perlman, Shindler'in Listesi filminin müziklerini yapmıştı. Konser, Pilaka ve Piu Music işbirliği ile düzenleniyor. Yapı Kredi Private Banking ana sponsorluğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği konsere Perlman özel bir keman ile katılacak. Bu keman; geçmişte Yehudi Menuhin’e ait Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yapımı antik Soil Stradivarius. Perlman’ın kullandığı enstrümanın değerinin 20 bin dolar olduğu tahmin ediliyor. En iyi oda müziği ve en iyi enstrümantal solocu performansı gibi 5 ayrı dalda Grammy Ödülü’ne sahip olan Perlman’ın, Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva ve Hebrew üniversitelerinde fahri ve onursal doktoraları bulunuyor. Itzhak Perlman'ın konseri 28 Mayıs'ta İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Salonu'nda saat 21:00'da başlayacak.

Ünlü müzikal 10. yılını kutluyor

Klasik Rock'ın Efsanesi Wishbone Ash 8 yıl aradan sonra tekrar Türkiye’ye geliyor. Wishbone Ash, kurulduğu 1966 senesinden beri müzik hayatına devam ediyor. Klasik rock denilince akla gelen grup çok özel 2 performans için Jolly Joker İstanbul ve Ankara'da olacak. Rock

OCAK-ŞUBAT 2013

müziğin en önemli gitaristlerinden Andy Powell liderliğindeki grup en son 2005 senesinde Türk müzikseverlerle buluşmuştu. Wishbone Ash 9 Mayıs 2013, Perşembe Jolly Joker İstanbul’da, 10 Mayıs Cuma Jolly Joker Ankara'da müzikseverlerle buluşacak. Konserler saat 21.00'da başlayacak.

KÜLTÜR-SANAT

Rock’ın efsanesiyle buluşun

Londra’nın en ünlü müzikali dünya turnesinin 10. yılında İstanbul'a geliyor. 17 ülkede 12 milyondan fazla kişi tarafından izlenen ve Queen’in en iyi 24 şarkısından oluşan, ödül rekormeni muhteşem müzikal, Avrupa Turnesi kapsamında BKM Organizasyonu ile ilk kez Türkiye’ye geliyor. “We Will Rock You” müzikali, Mayıs ayı boyunca 16 gösteri için Türkiye’ye gelecek. Bu etkinliğin içindeki Bir Queen ve Ben Elton Müzikali, 3 Mayıs ve 12 Mayıs tarihlerinde Ülker Sports Arena'da gerçekleştirilecek.

İSMMMO YAŞAM l 57


Crood'lar

Tür: Animasyon, Macera, Komedi Yönetmen/Senaryo: Kirk De Micco, Chris Sanders

l Ünlü oyuncular Emma Stone, Ryan Reynolds, Nicolas Cage ve Catherine Keener'in sesleriyle hayat verdiği animasyon film "Crood'lar" tarih öncesi çağlarda yaşayan bir ailenin keyifli macerasını anlatıyor... Yaşadıkları mağara bir deprem sonrasında yerle bir olduktan sonra, Crood'lar yuvaları olan bu kanyondan taşınmak zorunda kalırlar ve ailenin babası Grug'un önderliğinde bir yolcu-

luğa çıkarlar. Barınabilecekleri yeni bir yer bulmanın ümidiyle ilerleyen Crood'lar bu yolculuk esnasında sıra dışı maceralarla örülü ve daha önce bilinmedikleri esrarengiz bir dünyayla karşılaşırlar. Bu yeni dünyada doğa bambaşkadır. Üstelik bir de karşılarına Guy isimli ilginç bir genç çıkar. Ateş yakmayı bilen Guy, Crood'ların hayatlarının değişmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

SİNEMA -DVD

Kötü Ruh

58 l İSMMMO YAŞAM

l Kült korku filmleri arasında

Orijinal adı: Evil Dead Tür: Korku, Gerilim Yönetmen: Fede Alvarez Senaryo: Sam Raimi, Diablo Cody, Rodo Sayagues, Fede Alvarez Oyuncular: Shiloh Fernandez, Jessica Lucas, Lou Taylor Pucci, Jane Levy, Elizabeth Blackmore

yer alan Kötü Ruh, sürprizlerden oluşan yeni uyarlamasıyla tekrar beyazperdede... 20'li yaşlarda bir grup genç, madde bağımlısı yakın arkadaşlarına yardımcı olmak için haftasonunu bir ormanda geçiririyor, tehlikelerden korunmak için bir kulübede konaklayan gençler 'Ölümün Kitabı' isimli bir kitap buluyor ve eski bir iblisi uyandırıyorlar. Başrollerinde Suburgatory dizisinin oyuncusu Jane Levy ve son olarak Kız ve Kurt'ta (Red Riding Hood) izlediğimiz Shiloh Fernandez'in olduğu filmde ayrıca Lou Taylor Pucci, Jessica Lucas ve Elizabeth Blackmore gibi genç oyuncular yer alıyor.

OCAK-ŞUBAT 2013


Suç Ortağı Orijinal adı: Stolen Tür: Aksiyon, Gerilim Yönetmen: Simon Wes Senaryo: David Guggenheim Oyuncular: Nicolas Cage, Josh Lucas, Danny Huston, Mark Valley, M.C. Gainey

l Yönetmenliğini Simon West'in üstlendiği filmin başrolünde yer alan Nicolas Cage, bir banka soygunu sırasında ihanete uğrayıp 8 yıl hapis yatan usta bir soyguncuyu canlandırıyor... Will Montgomery hapishaneden yeni tahliye olmuş eski bir hırsızdır. 10 milyon dolarlık bir soygun gerçekleştirmiş ama yakalanmıştır. Soyduğu kokain kaçakçısı mafya ise şimdi uğradıkları zarara karşılık kızını kaçırmıştır. Adamların istediği parayı bulması içinse sadece 12 saati vardır. Sevgilisi ile New York'ta bu kadar çok parayı bulmanın yollarını arayan Will'in tek çaresi, özgürlüğünü tehlikeye atıp, eski suç ortağıyla birlikte hırsızlık deneyiminden yararlanmaktır.

DVD SEPETİ l Germinal Emile Zola’nın aynı isimli çarpıcı romanından uyarlanan film, kitapta olduğu gibi 1884 yılında Fransa’nın Voreux madenlerinde yaşanan dramı tüm çarpıcılığı ve safi gerçekliğiyle beyaz perdeye yansıtıyor... Etienne Lantier, maden yatakları sayesinde geçimi-

l Affedilmeyen

OCAK-ŞUBAT 2013

l Kızılırmak Karakoyun Film genel olarak baskı altında tutulan iki gencin sevda öyküsünü içeriyor... Anadolu'nun yoksullukla mücadele eden bir köyünde ekonomik sıkıntılar çeken ağanın güzel kızı Hatice, Ali Haydar isimli bir çoban tarafından delice sevilmektedir. Hatice de bu aşka karşılık vermektedir ancak arada para ve sosyal konum engelleri vardır; bir çobanla bir ağa kızının evlenmesi mümkün değildir. Ağa, kızını, satın aldığı yayla sahibinin oğluna vermeye kararlıdır...

SİNEMA -DVD

Clint Eastwood’un Western türünün hala yaşadığını ispatlarcasına çektiği "Affedilmeyen" dört Oscar'lı bir başyapıt. 1992 yılı yapımı filmin konusu şöyle: Little Bill Dagett, sadistik eğilimleri olan, tavizsiz ve diktatör bir şeriftir. Egemen olduğu küçük bir kasabayı yaşanmaz bir hale getirmektedir. Bir gün adaleti uygulamayı bütünüyle reddettiğinde, eski bir silahlı soyguncu olan Will Munny, artık sessiz kalamayacağını ortaya koyacaktır.

ni sağlayan bir Fransız kasabasına yerleşip tek derdi bir işe sahip olmak olan sıradan bir adamdır. Fakat kısa bir süre içerisinde Maheu ile tanışmasıyla birlikte hayatını kökünden değiştirecek yaşanmışlıklar edinecektir. Madende iş bulmasına yardımcı olan Maheu ile günden güne yakınlaşır, bu esnada ailenin genç kızı Catherine’e umutsuzca aşık olur.

İSMMMO YAŞAM l 59


Ergenekon’da rekor cezalar gündemde Usul hataları, gizli tanık ifadeleri ve dijital verilerle yürütülen Ergenekon davasında savcılar esasa ilişkin görüşünde rekor cezalar istiyor. Ergenekon davasında 5 yıl ve 600’e yakın duruşma sonunda savcılar esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcılar, CHP İzmir Milletvekili ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, CHP Ankara Milletvekili Sinan Aygün, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, YAŞ üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler, emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Gazeteci Tuncay Özkan, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Cumhuriyet

Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi. Mütalaada eski rektörler Prof. Dr. Abbas Yurtkuran ve Rıza Ferit Bernay’ın da aralarında bulduğu 20 kişi hakkında yakalama emri çıkarılması istendi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen 67’si tutuklu 275 sanıklı dava, 281. duruşmasında mütalaa aşamasına geldi. Mütalaa 2 bin 271 sayfadan oluşurken özeti mahkemede okundu. “Ergenekon terör örgütünün varlığının sabit olduğu anlaşılmıştır” ifadesiyle başlayan mütalaada sanıklar ve haklarında iddia makamının istediği cezalar sıralandı.

62. GÜN

G.Kıbrıs’ta güç savaşı

6 l İSMMMO YAŞAM

Nüfusu sadece 1.1 milyon olan Güney Kıbrıs’taki kriz, Euro bölgesine olan güveni sarstığı gibi Avrupa Birliği (AB) ve Rusya arasındaki jeopolitik gerilimi de artırıyor. Krizin Avro bölgesine yayılmasından endişelenen AB, bir an önce kurtarma paketinin yaşama geçmesini isterken Rusya’nın ise yardım karşılığında ülkeden doğalgaz kaynaklarını kullanım hakkı, hatta bir askeri üs istediği iddia ediliyor. Rum Halk Bankası’nın (Laiki Trapeza) Rus yatırımcılara satılması konusunda taraflar arasında sözlü anlaşmanın sağlandığı da iddialar arasında. Güney Kıbrıs’taki gelişmelerde, uzmanlar, Rusya’nın da oyuna girmesine ilişkin, “Moskova’nın çizgisi kesinlikle Kıbrıs’ın güneyinde bir doğalgaz anlaşmasıyla kesişecek. Rusya, birşey almadan birşey vermez” değerlendirmesini yapıyor. Rusya’nın 20 milyar doları bulan parayı G. Kıbrıs’ta tuttuğu biliniyor. Rusya Başbakanı Medyedev, AB’nin banka mevduatlarına da el konmasını içeren planıyla ilgili olarak “AB, G. Kıbrıs’ta çözüm sürecine bütün tarafları katmak zorunda. Aksi halde Rusya portföyündeki Euro fonlarını satabilir. AB ülkeleri züccaciye dükkanına giren fil gibi davranarak krize çözüm bulamaz” mesajıyla Avrupa’ya gözdağı verdi. Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarını kullanarak borçlarını kapatma planı, Ada’nın tüm kaynaklarının Türk ve Rum kesimlerince ortak kullanılması gerektiğini savunan Türkiye’nin de sert tepkisini çekiyor.

EYLÜL-EKİM 2011


Latin Amerika ‘romantik savaşçıya’ ağladı Latin Amerika, kıtadaki sol ittifakın öncü isimlerinden Hugo Chavez’in yaşamını yitirmesiyle hüzne boğuldu. Venezüella’nın devrimci liderinden gelen acı haberin ardından bölge liderlerinin çoğunun taziye mesajlarına bir kardeşi, dostu yitirmenin acısı yansırken birlik, dayanışma vurgusu da bir o kadar güçlüydü. Kıtanın sol rüzgârının belkemiği Kü-

ba’nın açıklamasında efsanevi lider Fidel Castro’nun Chavez’i gerçek bir oğul gibi gördüğüne işaret edilirken yakın dostu Uruguay Devlet Başkanı Pepe Hose Mujica’nın şu sözleri dikkat çekiciydi: “O Latin Amerika’nın birliği ve halklarının özgürlüğü için mücadele eden romantik bir savaşçıydı.”

İmralı ile görüşme trafiği artıyor

OCAK-ŞUBAT 2013

ler sızdırmıştır” açıklaması yaptı. Öcalan’ın planına CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce başkanlığındaki 20 milletvekili tarafından sert tepki gösterildi. İnce, “AKP-PKK anayasasını yaptırmayacağız” değerlendirmesini yaptı. Bu arada Türkiye, bu yıl farklı bir Nevruz kutlaması yaşadı. Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan’ın okunan mesajı dünya basınında da geniş yer buldu. İngiliz yayın kuruluşu BBC, hapisteki Abdullah Öcalan’ın “tarihi” bir açıklamayla “ateşkes” ilan ettiğini belirtti. Guardian gazetesi de “Kürt lider ateşkes ilan etti” başlığını attı. Öcalan’ın açıklaması dünyanın önde gelen medya kuruluşları tarafından da “flaş” haber olarak verilirken BBC, Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki çatışmalarda son 30 yıl içerisinde 40 bin kişinin öldüğü vurgulanarak, daha öncede defalarca “ateşkes” ilan edildiği ancak her defasında başarısızlıkla sonuçlandığı belirtildi. Uluslararası haber ajansı Reuters, açıklamayı “flaş” olarak abonelerine duyururken “silahların susması ve siyasetin ön plana çıkması” çağrısı yaptığı vurgulandı.

62. GÜN

Türkiye, hala basına sızan İmralı planını ve Kürt sorununa çözüm arayışı kapsamında İmralı ile görüşmeleri tartışıyor. İmralı planının kamuoyuna yansımasının ardından, tutanak için AKP ve BDP 2. Oslo benzetmesi yaparken içerik muhalefeti kızdırdı. Öcalan ile BDP heyetinin görüşme tutanaklarından çok tartışılacak ayrıntılar çıktı. Buna göre, Öcalan’ın “çözüm planı”nda, anayasa değişikliğiyle mevcut rejimin “tasfiyesi” ve “yeni cumhuriyet” hedefi var. “AKP’yi ben çıkardım” diyen Öcalan, Erdoğan’ın “başkanlığına” destek vereceklerini belirtiyor. Süreçte en çok MİT Müsteşarı Fidan’a güvendiğini aktaran Öcalan, PKK’lilerin “Meclis kararıyla” çekileceğini ve kendisinin de “zamanla özgür olacağını” ifade ediyor. Tutanakların sızması, AKP’de kriz etkisi yarattı. Yayımlanan metin ile asıl görüşme tutanakları arasında farklılıklar olduğu belirtilirken AKP’de “sürece zarar vermek isteyenler tarafından sızdırıldı” değerlendirmesi öne çıktı. Ağırlıklı olarak BDP suçlanırken “2. Oslo” benzetmesi de yapıldı. BDP ise kendilerinin sızdırmadığını vurgulayarak “Oslo’da kim sızdırarak sabote etmek istemişse aynı çevre-

İSMMMO YAŞAM l 7


EN ÇOK SATANLAR

Karatay Diyeti’yle Obezite ve Diyabete Çözüm Var!

l Karatay Diyeti’yle Obezite ve  Diyabete Çözüm Var! l Sokak Kedisi Bob l Karatay Diyeti

Türkiye’de 20 milyon fazla kilolu, 20 milyon obez ve 10 milyon diyabetli var. Ezber bozan Profesör Canan Efendigil Karatay'a göre şişmanlık, obezite ve diyabet birbirinden ayrılamaz hastalıklar. Hatta çoğu kez bunlara kalp ve damar hastalıkları da eşlik ediyor. Dolayısıyla beslenme ve yaşam biçimini yeniden düzenlemek, birçok metabolik hastalıktan da kurtulmak anlamına geliyor. "Karatay Diyeti’yle Obezite ve Diyabete Çözüm Var!"  kitabı diyabet hastalarından gelen yoğun talebe yanıt vermek için yazıldı. Prof. Canan Karatay her zamanki anlaşılır üslubuyla obezite ve diyabet hastalığının nasıl geliştiğini ve nasıl düzeltilip önlenebileceğini anlatıyor. Her tür şekerin vücuda nasıl zarar verdiğini gözler önüne seriyor. İnsülin direncinden, hipoglisemi ataklarından ve insülin takviyesinden kurtulmanın şifrelerini veriyor.

Sokak Kedisi Bob l Yazar: James Bowen l Yayınevi: Yabancı Yayınları l Sayfa sayısı: 224 Kediler, pek çok kişi için özel hayvanlardır. "Sokak Kedisi Bob" kediseverlerin beğenisini kazanacak bir eser. 22 dile çevrilen bu kitapta gerçek bir öykü anlatılıyor. Sokaklarda yaşayan James Bowen yaralı bir sarman bulduğunda hayatının ne denli değişeceğini bilmiyordu. Kıt kanaat geçiniyordu ve son ihtiyacı olan şey bir kediydi. Oysa tanıştıktan sonra ayrılmaz bir ikili oldular ve birbirlerinin yaralarını sardılar. Yayımlandığı andan itibaren çok satanlar listesine giren kitap, hayat dolu bir dostluk hikâyesini anlatmasının yanı sıra sokaklardaki hayatın ne denli adaletsiz olduğunu da gözler önüne seriyor.

Düğümlere Üfleyen Kadınlar KİTAP

l Yazar: Ece Temelkuran l Yayınevi: Everest Yayınları l Sayfa sayısı: 480 Ece Temelkuran, kendine has anlatım tarzıyla "Düğümlere Üfleyen Kadınlar" romanıyla okurlarının karşısında. Bir kadının kalbini fena kırmış bir adam... O adamı öldürmek için çölü geçmeyi göze almış dört kadın... Düğümlere Üfleyen Kadınlar bu yolculuğun romanı. Ne kadar sevilse de tamir olmayan o yaralı coğrafyada, Ortadoğu'da geçiyor. Saraylar devrilip, meydanlar dolarken sorular kalıyor geriye...  Bir kadın ya da bir ülke nasıl sevilir? Bir kadın kalbi neden bu kadar kırılır? İnsan verdiği sözlerden nasıl hiç söylenmemiş gibi yüzü azıcık bile kızarmadan cayar? Kadınlar neden bu kadar zor seviyor;  erkeklere nazaran neden acılar daha kalıcı kadın yüreklerinde?

60 l İSMMMO YAŞAM

l Karatay Mutfağı l Düğümlere Üfleyen Kadınlar l Mart Menekşeleri l Beynine Format At l Subliminal: Bilinçdışınız davranışlarınızı  nasıl yönetir? l Bir Psikiyatristin Gizli Defteri l Hasret

ŞİİR GEL SENİNLE  BİR RESİM YAPALIM Gel seninle resim yapalım Bir yüz çizelim ince Küçük nezleli bir burun  Ve gözler zeytin iriliğinde Sonra bir gelincik, ince bir boyun Soyulmuş bademden daha ak bir ten Öyle bir yüz ki seher vakti  Mutluluk estirsin güneş doğarken  Ve saçlar çizelim, bulutlar  Türküler, masallar gibi Hepsinin üstüne sonra  Kocaman bir insan yüreği Öyle bir yürek ki sevgiyle  Arkadaşlıkla, mutlulukla dolsun İsterse ondan sonra  Bütün şairler ölsün

CAHİT KÜLEBİ OCAK-ŞUBAT 2013

l Remzi Kitabevi (Mart 2013)

l Yazar: Canan Karatay l Yayınevi: Hayy Kitap l Sayfa sayısı: 208


Mart Menekşeleri l Yazar: Sarah Jio l Yayınevi: Arkadya Yayınları

l Sayfa sayısı: 336 İlk kitabı "Mart Menekşeleri" ile Library Journal En İyi Kitap Ödülüne layık görülen Sarah Jio, insan kalbinin, ne kadar hatalı olursa olsun sevdiklerimizi her zaman affedeceğini eşsiz bir dille anlatıyor... Gerçek aşkı yaşadığına inanan ünlü yazar Emily Wilson, kocasının başka bir kadını ona tercih ettiğini öğrenince, hayal kırıklığına uğrar. Tüm bu olanlara rağmen yine de tek bir damla gözyaşı dökmez. Büyük yengesi Bee, Mart ayını Bainbridge Adası'nda geçirmesi için onu davet eder. Emily ruhunda açılan yaraların iyileşmesi umuduyla, bu teklifi kabul eder. Adanın mistik havasıyla huzuru yakalamaya çalışan Emily, 1943 yılında yazılmış kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlük onu geçmişin tozlu sayfalarına hapsolan gerçek bir aşk hikâyesine ve altmış yıllık bir aile sırrına götürecektir...

Bir Psikiyatristin  Gizli Defteri l Yazar: Gary Small - Gigi Vorgan l Yayınevi: NTV Yayınları l Sayfa sayısı: 336 “Bir Psikiyatristin Gizli

Defteri” Dr. Gary Small'ın en şaşırtıcı vakalarının etkileyici kayıtlarından oluşuyor. Kitap, bir psikiyatristin zihnine ve onun giderek gelişen mesleki yaşamına yapılan aydınlatıcı bir yolculuk. Sıkça komik, kimi zaman trajik ve daima etkileyici Dr. Small, sizleri kariyer boyunca Boston’un kalabalık acil servis koridorlarından başlayıp ülke elitlerinin multimilyon dolarlık kayak localarına dek uzanan bir geziye çıkarıyor. Bu gezi sırasında birbirinden tuhaf gerçek karakterleri anlatırken histerik körlükle, penisinin küçüldüğüne inanan bir adamla, gizli sürdürülen çifte hayatlarla ve ürkütücü derecede psikotik romantik arzularla baş ediyor.

Hasret l Yazar: Canan Tan l Yayınevi: Doğan Kitap

l Sayfa sayısı: 352 Canan Tan, “Hasret”te izleri Kurtuluş

OCAK-ŞUBAT 2013

KİTAPLAR Medusa'nın  Pusulası Yazar: Gülşah Elikbank Yayınevi: İthaki Yayınları Sayfa sayısı: 144 Dört maceraperest, Cem, Gizem, Ayşe ve Mert’in yolları bir hazine haritasının peşinden Yerebatan Sarnıcı’na düşer. Sütunları tarihle bezenmiş bu sarnıç onlara mitolojik kahramanlar, canlanan heykeller ve büyü dolu fantastik bir yeraltı dünyasının kapılarını açar. Nefret ve karmaşanın hâkim olduğu bu dünyaya barış getirmek de dört macerapereste düşer. Tabii bu hiç de kolay olmayacaktır…

Ektiğim  Tohumdan  Dinozor Çıktı! Yazar: Ed Eaves, Caryl Hart Yayınevi: Pearson Longman Yayıncılık Sayfa sayısı: 32 Hiç ekilen bir tohumdan dinozor çıkar mı? Hayır demeden önce Baybars'ın başına gelenleri okumalısınız. Ektiği tohumdan dinozor çıkan Baybars, bakalım bu durumdan nasıl kurtulacak? Bu kitapla arka bahçenize tohum ekmek gibi sıradan bir işin heyecan dolu bir serüvene dönüştüğüne tanık olacaksınız. Bir paket dinozor tohumu alın, tohumları toprağa serpin. Sulayın, bekleyin ve kaçın!

KİTAP

Savaşı ve Cumhuriyet öncesi döneme uzanan, gerçek yaşamdan alınmış kırık bir aşkın ve ömür boyu süren hasretin öyküsünü anlatıyor... Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının tüm engellere rağmen filizlenen sevdası, önüne çıkan ne varsa yakıp yıkacak güçte bir kora dönüşür. Ancak ayrılık kaçınılmazdır. Lozan Antlaşması’nın öncesinde imzalanan Mübadele Sözleşmesi, bir buçuk milyona yakın insanı yerlerinden yurtlarından ederken, geride parçalanmış hayatlar, boynu büyük aşklar ve nesiller boyu sürecek hasret hikâyeleri bırakacaktır.

ÇOCUKLARA ÖZEL

İSMMMO YAŞAM l 61


Bilgisayar kullanıcılarının internet üzerinden karşılaştığı güvenlik tehditleri her geçen gün artıyor. Yeni çeşitleri çıkan virüsler, truva atları kullanıcıların korkulu rüyası. Virüs koruma ve internet güvenliğine para vermek istemeyenler için ücretsiz çözümleri araştırdık.

Virüslerden ücretsiz korunun

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR İnternet insanlık tarihinin en güzel icatlarından biri. Tek tuşla milyonlarca veriye ve bilgiye ulaşmak inanılmaz bir kolaylık. Ancak internetin nimetlerinden yararlanırken dikkatli olmak gerekiyor. Virüsler, truva atları gönderen site ve saldırganlar, bilgisayar sahiplerinin korkulu rüyası. Saldırganlar kullanıcıları dolandırma yanında bilgisayarlarını kullanılamaz hale de getirebiliyor. İnternet güvenlik firmaları bu soruna ücretli çözümler sunuyor. İnternetin aylık ücreti yanında bir de virüs koruma ve güvenliğe para vermek istemeyenler ise ücretsiz çözümlere yöneliyor. Bir bilgisayar kullanıcısının faydalanabileceği ücretsiz yazılım ve web uygulamaları bulunuyor. Bu yazılım ve uygulamalar sayesinde bilgisayarları pahalı çözümlere para harcamadan, temel düzeyde korumak mümkün. İnternet gezinti aracı eklentisi WOT sayesinde ziyaret ettiğiniz sitelerin güvenilirliğini değerlendirip, KeePass’la şifre karmaşasına bir düzen getirebiliyorsunuz. Ücretsiz sürümü bulunan AVG Antivirüs ise virüslere karşı temel koruma sağlıyor. Ücretlilerle rekabet edebilecek bir koruma sunuyor. Yazılım, düzenli olarak bilgisayarı virüs taramasından geçiriyor. İnternet sayfaları, e-postalar ve indirilen dosyaları gözden geçirerek kötü amaçlı yazılımlara karşı koruyor. Programla virüs bulaşan bilgisayar eski haline döndürülebiliyor.

GÜVENİLİR SİTELERİ BELİRLİYOR İnternet gezinti aracı eklentisi olan Web of Trust (WOT) da truva atlarından korunmada ücretsiz

62 l İSMMMO YAŞAM

kullanılabilecek bir çözüm. İnternet kullanıcılarının tespit ettikleri tehlikelerden birbirlerini haberdar etmelerini sağlıyor. Ücretsiz bir eklenti olan WOT'u kurduktan ve üyelik işlemlerini tamamladıktan sonra, gezinti aracınızın adres çubuğunun yanında kullanıcıların deneyimleri doğrultusunda belirlenen uyarı işaretleri beliriyor. Ziyaret edilen sitenin güvenilir olup olmadığı konusunda uyarıda bulunuyor. WOT siteleri, güvenilirlik, çocuk koruması, veri ve satış güvenliği ölçütlerine göre değerlendiriyor. Arama motoru sonuçlarında da gerekli uyarıları yapıyor. Diğer yandan internette pek çok uygulama ve hizmet için şifre oluşturmak gerekiyor. KeePass şifre karmaşasına son veriyor. Açık kaynak kodlu araç şifrelerinizi saklıyor. Verilere sadece sahibinin ulaşabilmesine olanak tanıyor. KeePass veritabanında; internet, e-posta ve internet bankacılığı seçenekleri şeklinde de kategori sunuluyor. Kablosuz internetle artık her yerde internetin nimetlerinden yararlanmak mümkün. Ama bilgisayarı korumaya almadan her yerden internete girmek risk getiriyor. Herkese açık ağlarda kullandığınız şifrelerin kolayca görülmesi mümkün. Ücretsiz TOR denilen uygulama saldırganların hangi sitelere girdiğinizi ve hangi şifreleri kullandığınızı öğrenmesini engelliyor. My Permissions ise sosyal ağlara yönelik koruma sağlıyor. Bu uygulamayla Facebook ve Twitter hesaplarınıza kimlerin erişebileceğini belirleyebiliyorsunuz. Kişisel bilgilerinizin çalınması ve kullanılmasını önlüyorsunuz.

OCAK-ŞUBAT 2013


Aktif sosyal yaşam sürenler için Nokia Lumia 720, sosyal açıdan aktif kitlelerin gözdesi olmayı hedefliyor. Lumia 720, Lumia 820 ve kompakt Lumia 620 arasında konumlanıyor. Son teknoloji kamera optiği ve deneyimini Nokia’nın en son müzik ve navigasyon deneyimlerinin yanı sıra Windows Phone 8’in entegre sosyal deneyimi ile birlikte sunu-

Tamamen dokunmatik Blackberry Z10 Tamamen dokunmatik özelliğe sahip BlackBerry'nin en yenisi Blackberry Z10, farklı tasarımıyla kullanıcıya daha güçlü bir mobil hizmet sunmayı hedefliyor. Hareket halinde de en iyi performansı sunmak amacıyla tasarlanan BlackBerry Z10, özel tasarım detaylarıyla da adından söz ettiriyor. Kullanım sırasında kelime önerilerinde bulunan yeni dokunmatik BlackBerry klavyesi, ekran paylaşımlı video özelliği, fotoğraf çekilen anın milisaniyeler öncesini ve sonrasını da çeken yüksek görüntü kalitesine sahip kamerası gibi özellikleriyle öne çıkıyor. Blackberry Z10’un 8MP kamerası gece ve loş ışık çekimlerinde de kolaylık sağlıyor.

Yeni ultrabook serisi

OCAK-ŞUBAT 2013

İnce ve hafif tablet

Turkcell, tablet pazarına girdi. Turkcell Tablet, sineması, filmi, müziği, dergileri, inceliği, hafifliği ve performansıyla dikkat çekiyor. Pegatron işbirliğiyle üretilen Turkcell Tablet, Android 4.1.1 JellyBean işletim sistemine sahip. 10.1’’ Wideview IPS LCD ekranı bulunan cihazın ekran çözünürlüğü ise 1280x800. Gelişmiş dört çekirdekli işlemcilerden olan nVidia 1.2 Ghz işlemcisini barındıran Turkcell Tablet’in 8 MP arka ve 2 MP ön kamera desteği, HD video ve panoramik fotoğraf çekerek keyifli anları yüksek kalitede kayıt altına alma şansı sağlıyor. 16 GB dahili hafızasına ek olarak MicroSD desteğiyle gelen cihaz hem 3G hem Wi-Fi desteği sayesinde her an her yerde internete sınırsız erişim imkanı sunuyor. 226x175.4x8.4 mm boyutları ve 545 gram ağırlığı var.

TEKNO-YAŞAM

Acer yeni bir Ultrabook serisi daha yaratıyor. Yeni Aspire M5 serisi performans, rahatlık, bağlanabilirlik ve pil ömrü sunuyor. İnce ve hafif olmasına rağmen 14” ve 15” form faktörlerinden taviz vermeyen AspireM5, anında kullanılabilirlik ve her yerde mobilite vaat ediyor. Aspire M5 serisi, ultra ince ve akıllı tasarımından başlayarak, güçlü işlemcilere ve grafiklere, gelişmiş ses teknolojisine sahip. Yeni metalik gümüş üst kapağı var. 20 mm inceliğindeki AspireM5, kolay temizlenebilen ve yazı yazma kolaylığı sağlayan optik bir sabit disk ve sayısal tuş takımı da sunuyor. Arkadan aydınlatmalı chiclet klavye (14 ve 15) içeriyor. Green Instant-On uyku modundan 1.5 saniye içinde hızlı devam etme özelliği sağlıyor.

yor. Telefon aktif sosyal yaşam sürenler için tasarlandı. Carl Zeiss optiği var. HD kalitesinde 1.3 megapiksel geniş açı lensleri bulunuyor. Ön yüz kamerasını da içeriyor ve gerek arkadaşlarla grup fotoğrafları çekerken, gerek Skype’ta görüntülü konuşma yaparken iyi bir deneyim yaşatıyor.

İSMMMO YAŞAM l 63


l

KOMİK RESİMLER

ŞEMSİYE

MARANGOZ

Kocasının başında şemsiye kıran kadına hakim sorar: Kocanızın başında şemsiye kırmışsınız doğru mu? Kadın: -Evet efendim kırdım. Hakim: -Peki hiç üzülmediniz mi? Kadın: -Üzülmez olur muyum en güzel şemsiyemdi.

RESİM

Babası önündeki boş resim kağıdına bakan Selin’e sordu: -Kızım ne resmi yapıyorsun? -Babacığım,çimenlikte bir keçi resmi yapıyorum. -Nerede o çimen? Ben göremiyorum. -Hepsini keçi yedi. -Eee! Keçiyi de göremiyorum. -Yiyecek birşey bulamayınca oda gitti.

MİZAH

MATEMATİK FİNALİ 4 tane üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin patladığını söylerler... Hoca ilk başta inanmaz ama öğrencilerinin yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler. Sınav günü gelince hoca, 4 öğrencinin hepsini boş bir salonun ayrı ayrı köşe-

64 l İSMMMO YAŞAM

lerine oturtur. Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes sınavı geçebilir... Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10'ar puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır... Bunları kolayca çözerler. Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır: "Hangi lastik patladı?"

Kadının biri dolabından gelen gıcırtıyı kesmesi için eve marangozu çağırır. Marangoz bakar ama bir sorun bulamaz. Dolap gıcırdamıyordur ve sorar: - Bu dolabın bir şeyi yok ne yapayım? Kadın: -Normalde gıcırdamıyor zaten yoldan otobüs geçerken gıcırdıyor. Sen şimdi dolabın içine gir otobüs geçerken bakarsın. Adam da tamam der. Tam o sıra kadının kocası eve gelir. Üzerini değiştirmek için dolabın kapağını açınca bir de ne görsün. İçinde bir adam öfkeyle hemen sorar: - Ne işin var senin benim dolabımda!!! Adam: -Abi ne desen haklısın şimdi sana otobüs bekliyorum desem inanmazsın.

ÇİFT KATLI OTOBÜS

Bir gün Temel ile Dursun iki katlı otobüsle yolculuk ediyomuş. Temel cep telefonunu çıkartıp alt kattaki Dursun’u aramış. - Orada havalar nasıl Dursun kardeşim? - Bizim şoför uyumuş otobüs kendi kendine gidiyo valla Temel'ciğim. - O da bişey mi Dursun? Bizim katta şoför bile yok. Otobüs kendi kendine gidiyoo...

OCAK-ŞUBAT 2013


l Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır. l Birçok ruj çeşidi balık pulu içerir. l Ketçap 1830’lu yıllarda ilaç olarak satılırdı. l Suudi Arabistan’da bir kadın kocasına kahve yapmazsa bu boşanma nedenidir. l Meşe ağaçları elli yaşından önce palamut vermez. l İnekler merdiven çıkabilir ama inemezler. l Ördeklerin ’vak’sesi yankı yapmaz, nedenini de kimse bilmez. l Vücuttaki en güçlü kas, dil kasıdır. l Karınca kendi ağırlığının 50 katını kaldırabilir ve 30 katını çekebilir. l İnsan elinde en yavaş uzayan tırnak başparmaktaki tırnaktır. En hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir. l Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür. l Sadece dişi sivrisinekler ısırır. l Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir. l Kıta isimlerinin hepsi aynı harfle başlayıp aynı harfle biter. l Sümüklüböceklerin dört burnu vardır. l Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.

OCAK-ŞUBAT 2013

MEYHANECİ Oflu hoca Cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu. Paranızı sokağa atıyorsunuz! En büyük dükkan kimin? Meyhanecinin... En güzel ev kimin? Meyhanecinin... Ya en güzel araba? Meyhanecinin... Bu paraları veren kim? Ha sizin gibi kafasızlar... Aradan iki hafta geçer. Bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerinden sarılıp öperek: -Allah razı olsun hocam senin verdiğin vaaz sayesinde hayatım kurtuldu. Hoca memnun: -Aferin içkiyi bırakmanın mükafatlarını ahirette de göreceksin oğlum. Adam düzeltir: -İçkiyi bırakmadım hocam meyhane açtım.

HEYKELİN YAŞI Bir İngiliz turist Mısır’daki Tutankamun heykelini ziyaret ederken orada bulunan müze tercümanına sorar: - Bu heykelin yaşı kaçtır? Memur cevap verir: - Dört bin bir sene altı ay on gün. Turist çok şaşırmıştır hemen sorar: - Bu kadar ince hesabı, buralarda hangi teknikle bulabiliyorsunuz? Tercüman kendinden emin bir eda ile cevap verir: - Teknik falan değil ben burada işe başladığımda bunun dört bin senelik olduğunu söylemişlerdi. Ben ise burada bir sene altı ay on gündür çalışıyorum. Oradan hesapladım.

Cevaplar

İLGİNÇ GERÇEKLER

1-Yerde gezer, izi yok. Havada uçar, sesi yok. Canı var, kanı yok. 2-Sarı sarı sarkar, düşerim diye korkar. 3-Kara yılan, ağaca dolan. 4-O pişirir, başkası yer. 5-Hem sıcaktır, hem buharlı. Hem yararlı, hem zararlı. 6-Tepe arkasında gümüş tepsi. 7-Bağlarım yürür, çözerim durur. 8-Dağa gider seslenir, eve gelir yaslanır. 9-Dağ başına pamuk serdim. 10-Hep alır hiç vermez. Onu kimse sevmez. 1-Arı 2-Armut 3-Asma 4-Aşçı 5-Ateş 6-Ay 7-Ayakkabı 8-Balta 9-Bulut 10-Cimri

l İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

MATEMATİK Öğretmen matematik dersinde Mehmet’e sorar: -Beş elma, dört karpuz ne yapar? Mehmet biraz düşündükten sonra cevap verir: -Mide ağrısı yapar öğretmenim!!!

İSMMMO YAŞAM l 65


HAZIRLAYAN: İLKER MUMCUOĞLU

OCAK-ŞUBAT 2013

SOLDAN SAĞA 1. Bakanak - Tura. 2.Enik-Tadilat. 3. Dalavere-Ama. 4. İs-Re-Alaka. 5. Ram-Lirik-Za. 6. Verev-Kasap. 7. Gitar-Rona. 8. Alay-ZamMil. 9. Cevat-Bakaya. 10. Esa-As-Cekek. 11. Retorik. 12. Ap-Ticanilik. 13. Lat-Kile-Oka. 14. Isıdam-tat. 15. Esatir-Niza.

66 l İSMMMO YAŞAM YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Bedir-Maceralı. 2. Anasav-Lesepase. 3. Kil-Megavat-Tıs. 4. Akar-Riya-Ot-Da. 5. Velet-Tarikat. 6. Ate-İvaz-Sicimi. 7. Karar-Rab-Kal. 8. Delik-Maç-Net. 9. TiAkar-Kedi-An. 10. Ulak-Somak-Loti. 11. Ramazaniyelik. 12. Ata-Apalak-Kaza.

Z O R

K O L A Y

YUKARIDAN AŞŞAĞIYA SOLDAN SAĞA

15 14 13

K O L A Y

12 11 10 9 8 7 6 5 4 3 2 Z O R

1 1

2

3

4

5

K A R E

6

7

8

9

10 11 12

B U L M A C A

SUDOKU HARFLERLE


KGK’ya dava açtık İSMMMO; bağımsız denetimle ilgili yapılan haksızlığa karşı mücadelesini sürdürüyor. Oda, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları tarafından 26 Aralık 2012 tarihinde ‘Bağımsız Denetim Yönetmeliği’ ile ilgili yürürlüğe konulan maddeler hakkında Danıştay’a dava açtı. İSMMMO’nun dava dilekçesinde yapılan hatalara yönelik dört yaklaşıma vurgu yapıldı. Bunlar; gençlerin önü tıkanarak sınav getirilmesi, ayrımcılığa devam edilmesi, TÜRMOB eğitimlerinin kabul edilmemesi, TÜRMOB’un yapacağı işleri KGK’nın üstlenmesi. Öte yandan İSMMMO bağımsız denetimle ilgili yapılan yanlışlıkları kamuoyuna her platformda anlatmayı sürdürüyor. Bu konuda toplumda bir bilinç ve farkındalık yaratmayı amaçlayan Oda, İstanbul Ticaret Odası üyelerine yapılan haksızlığı anlattı. İTO üyelerine yönelik düzenlenen Bağımsız Denetim seminerinde konuşan Oda Say-

manı Erol Demirel, haksız uygulamalara karşı sessiz kalmayacaklarını vurgulayarak, Kamu Gözetim Kurumu’nun bağımsız ve tarafsız olması gerektiğini savundu. İstanbul Ticaret Odası Meclis Salonu’nda düzenlenen seminere, İYMMO Başkanı Sezai Onaral, İSMMMO Saymanı Erol Demirel, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanı Seyit Ahmet Baş, İYMMMO Başkan Yardımcısı Vehbi Karabıyık ve İTO Müşaviri Dr. Veysi Seviğ katıldı. Seminerde Bağımsız Denetim Yönetmeliği konusundaki tepkisini dile getiren Erol Demirel, TÜRMOB’la işbirliğinin sağlanmasını, eğitim, disiplin gibi uygulamaların meslek örgütlerine bırakılmasını istedi. Demirel, “TÜRMOB tarafından verilen belgeler, denetçi unvanını alma hakkını da kapsamaktadır” dedi.

İSMMMO HABER

SGK’ya üç rapor sunduk

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan

8 l İSMMMO YAŞAM

İSMMMO, toplumsal sorunların olduğu kadar mesleki sorunların da takipçisi olmayı sürdürüyor. Oda, şubat ayında SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) uygulamalarıyla ilgili sorun ve talepleri içeren üç önemli rapor hazırladı. Bu raporları da İş Sağlığı ve Güvenliği toplantısına katılan SGK Başkanı Fatih Acar’a sundu. Bu sayede üyelerinin sıkıntılarına ve mesleki taleplerine çözüm yolunda da önemli bir adım daha atmış oldu. Raporlarla ilgili değerlendirmede bulunan İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, “SGK Başkanı Fatih Acar’a sorunlarımızı rapor haline getirerek sunduk. Bugüne kadar camiamıza göstermiş olduğu duyarlılık için kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. İletmiş olduğumuz raporları en kısa sürede değerlendireceğine inancımız tamdır” dedi.

OCAK-ŞUBAT 2013


İlhan Güven’i andık

Muhasebe mesleğinin mücadele önderlerinden olan İlhan Güven, ölümünün 1. yılında mezarı başında ailesi ve meslektaşları tarafından anıldı. İSMMMO’nun Mesleki Gelişmeleri İzleme Kurulu başkanlığını ve danışmanlığını yapmış olan Güven, camianın saygın ve üretken isimlerinden biriydi. Geçen yıl 26 Ocak’ta kaybettiğimiz Güven, için Ulus Mezarlığı’ndaki kabri başında anma töreni düzenlendi. Törende ilk sözü alan Oda Saymanı Erol Demirel, Güven’i unutmadıklarını, onu özleyip her zaman hatırladıklarını söyledi. Demi-

rel, “Böyle dik durabilen eş ve çocuklar bıraktığın için rahat uyu arkadaşım” dedi. Güven’in eşi Figen Güven, eşine “Unutulmadığını görmek bizleri mutlu ediyor. Sen rahat uyu, dualarımız seninle” sözleriyle seslendi. Törende İSMMMO Başkanı YahyaArıkan da bir konuşma yaptı. Güven’in tüm dost ve arkadaşlarına onu yalnız bırakmadıkları için teşekkür eden Arıkan, “Hangi dosyaya baksak, sevgili İlhan’ı görüyoruz. Sevgili İlhan seni unutmadık ve unutmayacağız” diye konuştu.

Vergi İdaresi’ne işbirliği çağrısı

OCAK-ŞUBAT 2013

Faal katma değer vergisi mükellef sayısının ise yaklaşık 2 milyon 347 bin, muhtasar beyanname vermek zorunda olan mükellef sayısının da 2 milyon 440 bin olduğunu vurgulayan Arıkan, şu değerlendirmede bulundu: “Bu beyannamelerin hepsi serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından veriliyor. Tüm zorluklar ve angaryalara rağmen işlemler günü gününe yapılıyor. Yaklaşık 2,5 milyon mükellefin aylık vergilerini süresinde ödemeleri sağlanıyor. Mevcut tablodan Türkiye’nin pozitif sonuçlar çıkarabilmesi için Gelir İdaresi ile ortak uygulamalar geliştirilip sorunlara çözüm bulunulabilir. Bu çerçevede, ayın 14’ünde verilen geçici vergi beyannamesinin 20’sine çekilmesi, buna paralel geçici vergi son dönem beyannamesinin kaldırılması ve yine özellikle artık yetiştirilemeyen ve ayın 24’üne kadar verilen KDV beyannamelerinin ayın 29’una çekilmesi meslektaşımıza nefes aldırır, motivasyonlarını yükseltir.” Arıkan, Şubat ayının son haftasının Vergi Haftası, Mart ayının ilk haftasının ise Muhasebe Haftası olduğunu anımsatarak “Gelin bu iki haftayı bütün gücümüzle beraber kutlayalım. Tüm vergisel ve muhasebesel sorunlara birlikte çözümler üretelim” dedi.

İSMMMO HABER

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, Vergi İdaresi’ne vergi ve muhasebe haftalarını birlikte kutlamak için çağrıda bulundu. 2.5 milyon mükellefin vergilerinin ödenmesinde muhasebeci mali müşavirlerin büyük emeği olduğunu belirten Arıkan, Vergi İdaresi ile yapılacak işbirliğiyle hem mükellefin hem de ekonominin birçok sorununa çare olacağını söyledi. 25 Şubat’ta başlayan Vergi Haftası nedeniyle açıklama yapan Başkan Arıkan, vergi idaresinin temsilcileriyle, mükelleflerin vergisel işlerini yapan serbest muhasebeci mali müşavirlerin bir araya gelerek, sorunlarını tartışmak ve çözümler geliştirmeye mecbur olduklarını vurguladı. Arıkan’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye’de Ocak 2013 itibariyle faal gelir vergisi mükellefi sayısı 1 milyon 765 bini geçti. Faal kurumlar vergisi mükellefi sayısı ise 661 bine ulaştı. Arıkan; “Bu mükellefler 2013’ün Şubat ve Mart ayı içinde gelir vergisi beyannamesi, Nisan ayı içinde ise kurumlar vergisi beyannamesi verecek. Bu beyannameleri serbest muhasebeci mali müşavirler hazırlayacak. Yani mükelleflere vergi ödenmesi ya da gönüllü ödeme alışkanlığı kazandırılmasında büyük rol meslektaşlarıma düşecek” diye konuştu.

İSMMMO YAŞAM l 9

42yasam  
42yasam