Page 1

39

SAYI

YASAM

6

YIL

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

HIZLI YAŞAM OUT SAKİN ŞEHİR İN

 DOSYA: E-TİCARETİ SEVDİK  ÜMİT KOCASAKAL: AVUKATLAR BİAT ETMEZ  PROF. DR. EMRE KONGAR İLE SÖYLEŞİ  HEM GİRİŞİMCİ HEM GAZETECİ: SERDAR TURAN  ÖZGÜRLÜKLER ŞEHRİ: AMSTERDAM  TAM BİR CAZ TUTKUNU SMMM  RAHAT AYAKKABIYLA MÜKEMMEL ADIMLAR  ERKEKLER DOĞRU BESLENMEYİ BİLMİYOR


ZİRVEDEKİLER

Kocasakal: Avukatlar biat etmez

Kâh Silivri’ye ifadeye çağrılıyor, kâh açıklamaların hedefi oluyor... Avukat Doç. Dr. Ümit Kocasakal, oldukça zorlu bir dönemde İstanbullular başta bütün avukatların avukatlığını yapıyor. Türkiye’nin hareketli siyasi ve ekonomik gündeminde sadece avukatların değil, bağımsız yargı, adil yargılama ve hukuk arayışındaki her kesimin sesi olmaya çalışıyor.

10  İSMMMO YAŞAM

FERİDE AY Avukat Doç. Dr. Ümit Kocasakal, 133 yıllık köklü bir geçmişi olan ve dünyanın en büyük baroları arasında yer alan İstanbul Barosu’nun başkanlığını Kasım 2010’dan bu yana sürdürüyor. İstanbul Barosu’nun gündeminde adliyelerin fiziki yetersizliği, iş yoğunluğu, davaların çok uzun sürmesi, hantal yapı gibi sorunlar ciddiyetini koruyor. Ancak bu dönemde Baro’nun, dolayısıyla Kocasakal’ın gündeminde çok daha yakıcı sorunlar da var. Bunların başında da avukatlara yönelik saldırı ve hak ihlalleri geliyor. Kocasakal, “Mesleğimizin, meslektaşlarımızın pek çok sorunu var. Bunları çözmek için var gücümüzle çalıştık ve çalışacağız. Ancak hiçbir mesleki sorunumuz, meslek onurumuz, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü amacımız ve mücadelemizden daha önemli ve ön-

celikli değildir. Molierac’ın ünlü bir sözü var; ‘Avukatlar hiç köle kullanmadı, ama efendileri de olmadı.’ Biz avukatlar, boyun eğmeyen, biat etmeyen bir tarihsel mirası genlerimizde taşıyoruz” diyor. İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile Türkiye’nin ve hukukun sorunlarını konuştuk: İstanbul Barosu dünyanın en büyük baroları arasında. Kaç üyeniz var? İstanbul Barosu dünyanın en büyük barosu. Halen Baromuza kayıtlı 28 bin 928 meslektaşımız var. Her yıl yaklaşık 2 bin civarında yeni avukat meslektaşımız baromuza kayıt oluyor. Ancak bu sayı katlanarak artacak, çünkü bizim izleyebildiğimiz ülkemizde hukuk fakültesi sayısı 103’e ulaştı ve İstanbul Barosuna büyük bir yönelme var. Mesleki sorunlarınız var mı? Ne gibi çalışmalar yaptınız?

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

meslek onurumuz, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü amacımız ve mücadelemizden daha önemli ve öncelikli değildir. Meslek onurumuz her şeyden önce gelir. Kaldı ki avukatlık bir hak arama mesleği. Onurunu ve bağımsızlığını koruyamayan bir meslek, bireylerin hak ve hukukunu koruyabilir mi? Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ise bizim oksijenimiz. Dolayısıyla biz bu dönemde öncelikle mesleğin onurunu koruduk, baroyu dik tuttuk, baskı ve dayatmalara, hukuksuzluklara kararlılıkla, bedel ödemeyi göze alarak direndik. Bu nedenle de halen hakkımızda iki soruşturma var. Bunun yanı sıra Cumhuriyetin kuruluş felsefesini ve değerlerini, vatanın bölünmezliğini, üniter devleti, Atatürk ilke ve devrimlerini koruma ve kollama da bizim için vatan ve namus borcudur, bu borcu ödedik, her şart altında ödemeye de devam edeceğiz. Cumhuriyetin değerleri bizim rehberimizdir. Türkiye’de adil yargılama hakkı sağlanabiliyor mu? Türkiye bu konuda nereden nereye geldi? Öncelikle adil yargılanma sanık için bir hak, yargı makamları için ise bir görevdir. Yargının bağımsız olmadığı, hukukun üstünlüğünün hayata geçirilemediği bir ortamda adil yargılanma hakkından söz edilemez. Evet geçmişte de bu konuda ciddi sorunlarımız vardı, ancak en azından üzerinde herkesin bir araya geldiği değerler ve ilkeler vardı. Ne yazık ki bugün tüm değerler ve hukuk sistemi altüst oldu. Yargı tamamen siyasi iktidarın ve bir takım güç odaklarının kontrol ve denetimine girdi. Daha vahimi yargı, güç ve iktidar mücadelelerinin arenası haline geldi. Bu ortamda artık hiç bir bireyin hukuk güvenliği ve güvencesi yok. Çünkü bir takım kişisel hesaplaşma ve tasfiyeler yargı ve hukuk eliyle gerçekleştiriliyor, hukuksuzluklar yargı eliyle meşrulaştırılıyor. Artık şüphe sanık

MESLEK ÖRGÜTLERİ KENETLENMELİ İSMMMO’nun faaliyetleri hakkında ne düşündüğünü sorduğumuz Kocasakal, çalışmalarını takdirle takip ettiğini belirtirken dik duran ve Türkiye’nin sorunlarına duyarlı kurumların kenetlenmesi gerektiğini ifade ediyor. İSMMMO’nun ekonomik ve sosyal sorunları gündeme getiren istatistikleri de içeren raporlarını takip ettiklerini anlatırken mesleki eğitimde çok ileri bir noktada olduğunu bildiğinin altını çiziyor. Kocasakal, meslek örgütleri başta herkese şu mesajı veriyor: “Kimse endişe etmesin bugünler de geçecek, Cumhuriyet bu badireyi de atlatacak, yarım kalan Cumhuriyet devrimi tamamına erdirilecektir. Ancak bu dönemde herkes yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla, onuruyla, onursuzluğuyla tarihe geçecektir. Onur, namus, vicdan gene kazanacaktır.”

ZİRVEDEKİLER

Mesleki sorunlarımızın çözümü için büyük gayret gösterdik. Sağlıkta devrim yaptık, meslektaşlarımıza yatarak tedavide yüzde 80 güvence getirdik. Bununla yetinmeyerek Çağlayan Adliyesi Baro biriminin yanında ayakta tedavi imkanı sağladık. Baroya ilk defa Kanlıca’da bir sosyal tesis kazandırdık, 3-5 dönüm, yeşillikler içinde. Baronun mülkü. Halka da açık. Meslektaşlarımızın hayatını kolaylaştırmak için adliyeler arası ücretsiz servisler koyduk, şu an haftada 10.000 meslektaşı bu şekilde taşıyoruz. Çağlayan Adliyesi’ndeki yeni odaların yanı sıra, tüm baro odalarını mesleğe ve meslektaşa yaraşır bir biçimde yeni bir anlayışla yeniledik. Ücretsiz baro bilgi bankası kurduk. 4 temel kanunu bastırıp meslektaşlarımıza ücretsiz gönderdik. Meslek içi eğitimlere büyük ağırlık verdik. Avukat Hakları merkezimiz 24 saat meslektaşın yanında oldu. İlk defa avukat bürosu aramalarına baro başkanı olarak bizzat katıldım. Ücretsiz mali mesuliyet sigortası sağladık. Engelli meslektaşlar için pozitif ayrımcılık içinde olduk. 1 Mayıslarda Taksim’de emeğin ve emekçinin yanında olduk. Baro hizmetlerini adliyeye taşıdık. Baro TV’yi kurduk. Gençleri, stajyerlerimizi ilk kez doğrudan karar süreçlerine kattık. Gençlere üniversitelerden lisansüstü eğitimleri için önemli indirimler sağladık. İşkence ile mücadele birimi ve hattı kurduk. Adli yardımda yeni uygulamalar başlattık... Bu arada tüm hukuksuzlukları dava ismi gözetmeksizin izledik, vatandaşın hak ve hukukunu korumaya çalıştık. İstanbul Barosu’nun ülke sorunlarına da çok ilgili olduğunu görüyoruz. Belki de mesleğin doğası gereği... Ne dersiniz? Mesleğimizin, meslektaşlarımızın sorunlarını çözmek için vargücümüzle çalıştık ve çalışacağız. Ancak şunu ifade etmek isterim ki hiçbir mesleki sorunumuz,

İSMMMO YAŞAM  11


ZİRVEDEKİLER

ÇİFTÇİ OLMAK İSTERDİM Ümit Kocasakal, çok yoğun çalışıyor. Bu tempoyu sürdürürken nasıl dinlendiğini sorduğumuzda şöyle diyor: “Dinlenmek benim için belirli bir süre de olsa bir şey yapmaya mecbur olmamak ve zihinsel dinginlik. Bu anlamda örneğin ayağım toprağa basıp, bahçeyle ve çiçeklerle uğraştığımda müthiş dinleniyorum ve huzur buluyorum. Dünyaya bir daha gelsem herhalde çiftçi olmak isterdim.” Kocasakal’ın farklı hobileri de var. Çok iyi bir çizgi roman koleksiyoncusu. Halen düzenli olarak aldığını söylüyor. Özellikle Zagor, Mister No, Martin Mystere, Ken Parker’ı kaçırmıyor. İyi bir sinema takipçisi. Film ve müzik arşivi bulunduğunu da ifade ediyor. Törensel mangal keyfi yapmaktan hoşlandığını da aktarıyor.

12  İSMMMO YAŞAM

aleyhine yorumlanıp, iddianın kendisi delil sayılıyor. Gözaltı gözdağına, tutuklama tutsaklığa dönüşmüş. Buna bir de gizli tanık terörünü eklerseniz böyle bir ortamda adil yargılanma hakkından söz edilemez. “Özel” görevli mahkemeler ve yargılamalar aracılığıyla hukuk birliği çökertilmiş durumda. Ben geçtim adil yargılanma hakkını, “adi” yargılanma hakkı bile kalmadı. Elbette buradaki “adi” ifadesini, en temel, sıradan anlamında kullanıyorum. Çünkü özellikle özel görevli mahkemelerde, en temel evrensel ceza hukuku ilkelerine dahi uyulmuyor, deliller tartışılmıyor. Buna yargılama demek bile mümkün değil. Bu dönemde avukatlara yönelik saldırı ve hak ihlalleri de var. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu “istibdat” döneminde avukatlar da payını alıyor. Arabuluculuk mesleğe ve hukuk birliğine yönelik büyük bir saldırıydı. Direndik ve en azından arabulucunun hukukçu olmasını sağladık. Mücadelemiz sürecek. Avukata duruşmalarda söz verilmedi, salonun dışına çıkarıldı, yaptıkları savunmalar dolayısıyla duruşmalardan men edildiler, haklarında suç duyuruları yapıldı. Savunma ve onun temsilcisi avukat yok sayılmaya çalışıldı. Tıpkı meslektaşlarımız gibi Baro olarak biz bunlara sessiz kalamazdık ve kalmadık. Avukata yönelik her saldırı esasen vatandaşın hak ve hukukuna, yani bizzat vatandaşa saldırıdır. Direnişimiz buna karşıdır. Şimdi de Baroları ele geçirmek için harekete geçildi. Ancak kimse unutmasın ki; bizlerin hiç efendileri olmadı, olmayacak. Susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz. Ülkemizin çizdiği ekonomik tabloyu nasıl görüyorsunuz? Eğitim sisteminde yapılan değişiklikler sizce olumlu mu? İşsizlik ve iç piyasadaki durgunluk meslektaşlarınızı etkiliyor mu? Ben ekonomist değilim. Ancak bazı şeyleri görmek için mutlaka da ekonomist olmak gerekmiyor. Nerede Cumhuriyetin ilk yıllarındaki o gerçek ekonomik kalkınma hamlesi, coşkusu? Tarım ve hayvancılık içler acısı. Türkiye saman ve kurbanlık hayvan, şeker, buğday ithal ediyorsa bir terslik var. Oysa bence nüfus artışı da dikkate alındığında geleceğin stratejik maddesi gıda. Kimse acıktığında makine yemiyor, susadığında petrol içmiyor. Hal böyleyken ülkenin toprakları yabancılara satılıyor. Türk tarımı ve hayvancılığı bilinçli olarak çökertiliyor. Üretime dayalı olmayan, sıcak ve büyük oranda kara paraya dayalı sanal bir ekonomiyle ne kadar gidilebilir, bağımsız olunabilir? Cumhuriyetin tüm kazanımları haraç mezat satıldı. Yer altı zenginliklerimiz, madenlerimiz kimlere veriliyor? Eğitim sisteminde yapılan değişikliğin amacı, hedefi o kadar belli ki; zaten artık saklama gereği de duyulmuyor. Eğitim birliği bitirildi. Bu Cumhuriyete vurulan en büyük darbedir. Amaç Cumhuriyetle hesaplaşma, Cumhuriyete düşman, yabancı kuşaklar yetiştirmek. Sonucu hep birlikte yaşıyoruz: Tam bir kaos. Ama sular tersine akıtılamaz. İşsizlik ve iç piyasadaki durgunluk elbette meslektaşları, özellikle genç meslektaşları derinden etkiliyor. Ayrıca mesleğimizi ülke vatandaşlarına mahsus olmaktan çıkarıp, küresel sermayenin işgal ve güdümüne sokmaya çalışan da bir eğilim ve anlayış var. Yani sonuçta hepsi emperyalizmin paket prog-

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİM AİLEM Kocasakal, 1966 Köln doğumlu... Galatasaray Lisesi mezunu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1990’da mezun oldu. Bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra 1995 yılında Galatasaray Üniversitesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku asistanı oldu. 2000 yılında Karapara Aklama Suçu konulu teziyle doktor, 2005’te Avrupa Birliği Ceza Hukukunun Esasları çalışmasıyla da doçent oldu. Çeşitli üniversitelerde dersler verdi. Yayımlanmış çok sayıda makale ve yazısı bulunuyor. 2004-2006 döneminde İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı olarak görev yaptı. 2008-2010 döneminde İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeliği görevinde bulundu. Halen Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ceza ve Ceza Usul Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı olarak öğretim üyeliğini sürdürüyor. Fransızca bilen Kocasakal’ın

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

suzlukları meşrulaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar, böylece yalanlarla halkın hipnotize edilmesini, gerçekleri görmemesini sağlıyorlar. İşte bu nedenle Türkiye bir aydın ihanetini yaşıyor. Ancak bu ihanetin hesabını er geç verecekler, hukuktan ve ülkeden kaçabilseler bile tarihin yargısından, kalmışsa vicdanlarından ve aynalardan kaçamayacaklar, geceleri rahat uyuyamayacaklar. Temiz bir vicdan, en yumuşak yastıktan daha rahattır. Kimse umutsuz olmasın. Bir ulusu, hele Türk Ulusunu bu yalanlarla çok uzun süre kandıramazlar. 89 yıl önce olduğu gibi yine başaramayacaklar. Milletin gene milletin azim ve kararlılığı kurtaracak. Türkiye’nin Suriye başta olmak üzere yakın coğrafyadaki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin, artık sağır sultanın bile duyduğu, bildiği, yıllar önce ABD dışişleri bakanı C. Rice’ın açıkça dile getirdiği, düşünce oyunlarında dile getirilen Büyük Ortadoğu Projesi kap-

samında, sınırların yeniden çizilmesinde rol alması akıl almaz bir durum. Geleneksel yurtta sulh, cihanda sulh politikası terk edildiği gibi, bu emperyalist projede sınırlar değişirken, Türkiye’nin sınırlarının aynı kalması düşünülemez. Yani bu şekilde Türkiye tüm saygınlığını yitirdiği gibi şu anda kendi kuyusunu da kazıyor. Arap baharının esasen arap “baharatı” olduğu görülmedi mi? Oyun ve tablo çok açık. Buna karşı milli bir refleks göstermek zorunluyken, emperyalizmin taşeronluğunu yapmak olacak iş değil. Üstelik komşu bir ülkenin rejimini değiştirmeye çalışmak, muhalifleri ülkede barındırmak, beslemek, eğitmek, silah sağlamak Türkiye’nin işi mi? Üstelik TCK’na göre bu fiiller suç. Bundan ne çıkarımız var? Sorun insan hakları ve demokrasiyse aynı refleks Suudi Arabistan’a, Katar’a diğerlerine niye gösterilmiyor? Emperyal, küresel güçlerin çıkarı için hızla bataklığa sürükleniyoruz. Çünkü maalesef ulusal bağımsızlığımızı yitireli hayli oldu, bu da ayrı bir konu.

ZİRVEDEKİLER

ramı içinde yer alıyor. Yakın geçmişte “Türkiye, aydın ihanetini yaşıyor... Bana aydın diyene dava açarım” dediniz. Biraz açabilir misiniz? Türkiye, yüzyıllık emperyalist projelerin gerçekleşme sürecinden geçiyor. Cumhuriyetle hesaplaşılıyor. Ülkenin tüm yerleşik değerleri alt üst ediliyor, genleriyle oynanıyor, üniter devlet bitirilmeye çalışılıyor. İçteki ve dıştaki cumhuriyet yıkıcıları el ele vermiş çalışıyor. Bazı kişiler gelinen noktayla ilgili olarak vatandaşı, halkı suçluyor. Bunu hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Burada tüm vebal, kendisine “aydın” diyen kişilerde. Gerçek, yani bu toprağın ve ulusun değerleriyle beslenen “organik” aydınları elbette dışarda tutuyorum. Ancak benim sözünü ettiğim “Aydınlar”, dışarıdan beslenen, yönlendirilen, fonlanan hormonlu, Genetiği Değiştirilmiş Aydınlar ‘GDA’ yani. Bunlar en az GDO’lar kadar tehlikeli. Çünkü tüm bu hukuk-

11 yaşında Yasemin adında bir kızı ve 5 yaşında Kerem adında bir oğlu var. “Onlar benim gerçek hazinem, hayattaki tek ve en büyük zenginliğim eşim ve çocuklarım” diyen Kocasakal, çocuklarına yeterince vakit ayıramadığından yakınıyor. Kocasakal, bu konuda şöyle diyor: “Haftada 22 saat ders, baro çalışmaları… Kendilerine maalesef yeterli zaman ayıramıyorum. Ancak daima onları duyumsuyorum ve ne yapıyorsam onlardan aldığım mutluluk ve güç sayesinde yapıyorum. Bir insanın çocuklarına bırakacağı en büyük miras onurlu bir yaşamdır. Ben de onlara böyle bir miras bırakmak istiyorum. Sanırım ileride beni anlayacaklardır. Birlikte oyun oynamayı, film izlemeyi, bahçeyle, çiçeklerle uğraşmayı, puzzle ve lego yapmayı çok seviyoruz. Esasen ne yaptığımız çok önemli de değil, birlikte olmayı seviyoruz.”

İSMMMO YAŞAM  13


Sakin şehirlerden davet var

Büyükşehirdeki hızlı yaşam insanların ruh ve beden sağlığını bozuyor. Dünyada hızlı yaşama inat, sakin şehir felsefesi gittikçe yayılıyor. İtalya’da başlayan Cittaslow hareketine Türkiye’den sekiz ilçe katılmayı başardı. İzmir Seferihisar’ın başını çektiği sakin şehirler emeklilikte ikinci hayat kurmak isteyenler için yeni bir alternatif. GÜLŞEN KANDEMİR

Bir kent düşünün ki, fast food zincirleri, süpermarketler ve görüntü kirliliğine neden olan reklam panoları istenmiyor. Birçok yere ulaşım bisikletlerle sağlanıyor. Gürültü kirliliği yaratacak her şeyden uzak duruluyor. Turistler hoş karşılanıyor ama kitle turizmi istenmiyor. Yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji kullanımına dikkat ediliyor. Ancak aklınıza teknolojiden uzak adeta açıkhava müzesine dönüşmüş bir kent de gelmesin. İnsanın hayatını kolaylaştıracak teknoloji bu kentlerde yok sayılmıyor. Güneş enerjisiyle çalışan sokak lambaları, ulaşımda elektrikli araçlar, yaygın elektronik iletişim olanakları; diğer bir deyişle insan hayatının kalitesini artıran her türlü teknoloji teşvik ediliyor. Bu bahsettiklerimiz aslında cittaslow kentlerin özelliklerinden bazıları. Cittaslow unvanını hak eden yerleşim yerlerinin aslında uyması gereken 59 kriter var. Bunlar da bu kriterlerden sadece birkaçı… Citta İtalyanca’da ‘şehir’ demek. Slow ise İngilizce’de ‘yavaş’ anlamına geliyor. Cittaslow; yavaş ya da sakin şe-

KAPAK

Sakin şehirler

14  İSMMMO YAŞAM

 İzmir Seferihisar  Aydın Yenipazar  Sakarya Taraklı  Çanakkale Gökçeada  Ordu Perşembe  Muğla Akyaka  Isparta Yalvaç  Tekirdağ Vize

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Seferihisar

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

lı temposundan memnun olmayan insanların arayışıyla başlamış bu hareket. Temel olarak doğal enerji kaynakları kullanılıyor, kentler araç trafiğine kapatılıyor, organik veya doğal ürünlerin kullandığı restoranlar çalışıyor. Fastfood ve büyük alışveriş merkezleri gibi yapılar bulunmuyor. Dolayısıyla biraz nostaljik, biraz tarihsel, kültürel varlıkların korunduğu ve öne çıkartıldığı ve biraz da basit, sade yaşam tarzının öngörüldüğü bir konsept. Biz de birçok yönden Seferihisar’ın Cittaslow felsefesine uygun olduğunu düşünerek bu harekete katıldık” diyor.

SIRADA BEKLEYENLER VAR

Seferihisar’ın ardından geçen yılın haziran ayında dört belediye daha Cittaslow’a kabul edildi. Bunlar; Sakarya’nın Taraklı, Çanakkale’nin Gökçeada, Aydın’ın Yenipazar ve Muğla’nın Akyaka beldeleri… Son olarak Ordu’nun Perşembe, Isparta’nın Yalvaç ve Tekirdağ’ın Vize ilçeleri Cittaslow hareketine katıldı. Halen Türkiye’den

15’e yakın belde ve belediyenin daha Cittaslow Birliği’ne üye olmak için sırada beklediği biliniyor. Ancak sakin şehir olarak adını tescil ettirmek öyle kolay olmayacak. Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman, “Cittaslow’a üye olmak çok talep olduğu için iyice zorlaştı. Öğrendiğimize göre 2015’e kadar artık Türkiye’den başvuru kabul edilmeyecek” diyor. Peki sakin şehir olmak kolay mı? Aslına bakarsanız bu o kadar kolay değil. Örneğin, Cittaslow’un 59 kriteriyle ilgili, Taraklı 80 sayfalık bir dosya hazırlamış. Bu dosyada kriterlerle ilgili ne yaptıklarını, gelecekte neler yapacaklarını açıklamışlar. Cittaslow’a üye olmak isteyenlerin en büyük yardımcısı Seferihisar Belediyesi… Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Cittaslow'un ilk üyesi olarak hareketin Türkiye'de yayılması sorumluluğuna da sahibiz. Bu konuda bize onlarca talep geldi. Cittaslow olmak isteyen kentlerin adaylık dosyalarının hazırlanması, de-

KAPAK

hir anlamında kullanılıyor. Cittaslow ağı; küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaşam tarzını standartlaştırmasını ve yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için kurulmuş bir kentler birliği… Cittaslow hareketi, aslında fast food’a karşı dünyada yayılan slow food felsefesinden doğmuş. 1999 yılından beri dünyada yayılan Cittaslow hareketine, 19 ülkede 129 kent üye… Kent derken bizim anladığımız büyüklükte bir ilden bahsetmiyoruz. Cittaslow’a ancak nüfusu 50 binden az olan yerleşim birimleri üye olabiliyor. Türkiye’deki bazı ilçeler de yıllarca Cittaslow’un büyüsüne kapıldı. Bunların başını da İzmir’in Seferihisar ilçesi çekiyor. Evet, Seferihisar, Cittaslow hareketine Türkiye’den katılan ilk belediye. Sakin şehirin simgesi olan salyangozu 28 Kasım 2009 tarihinden beri kullanan Seferihisar’ın Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Yavaş şehirler dünyada yeni gelişen bir trend. Hızlı tempodan rahatsız olan, teknolojinin hız-

İSMMMO YAŞAM  15


Cittaslow’un bazı kriterleri ÇEVRE POLİTİKALARI

 Hava, su ve toprağın kalitesinin, yasa tarafından belirtilen parametrelerde olduğunun belgelenmesi.  Kentsel çöp ve özel atıkların ayrıştırılarak toplanmasının teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik projeler.  Endüstriyel ve evsel kompostlamanın teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması.  Kentsel ya da toplu kanalizasyon için, atık su arıtma tesisinin bulunması  RSU ve biyokütlelerden ısı üretilmesi ve özellikle alternatif enerji kaynaklarının (yenilenebilir enerji, yeşil hidrojen, mini hidroelektrik santral) kullanılması yoluyla enerji tasarrufu yapılmasına yönelik belediye planı  Genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) tarımda kullanılmasının yasaklanması  Reklam tabelaları ve trafik işaretlerinin düzenlenmesine dair belediyenin planı.  Elektromanyetik kirliliğin kontrolü için sistem geliştirilmesi.  Gürültü kirliliğinin azaltılması ve kontrolü için projeler.  Işık kirliliğinin kontrolü için projeler oluşturulması.  Çevre yönetimi sistemlerinin benimsenmesi (EMAS ve ECOLABEL ya da ISO 9001; ISO 14000, SA 8000 ve Gündem 21 projelerine katılım).

KAPAK

ALTYAPI POLİTİKALARI

 Tarihi merkezlerin ıslahı ve iyileştirilmesi için planlar ve/veya kültürel ve tarihi değerler üzerine çalışmalar yapılması  Güvenli ulaşım ve trafik için planlar yapılması  Okullar ve kamu binalarına bağlanan bisiklet yolları  Özel taşıtlar yerine uygun alternatif taşıma ve trafiğin toplu taşım araçları ve yaya alanları ile bütünleştirilmesi için (toplu taşıma bağlantılı ilave kentsel araba park alanları, yürüyen merdivenler, yürüyen bantlar, teleferik, bisiklet yolları, okullar, işyerleri ve benzerlerine erişim sağlayan yaya güzergâhları) planlar yapılması  Kamusal ve kamuyla ilgisi olan alanların engelliler için erişilebilir olması, mimari engellerin kaldırılması ve teknolojilere erişimin sağlanmasını garanti altına almak üzere altyapıların teşvik edilmesi  Aile yaşantısına ve yerel aktivitelere (eğlence, spor aktiviteleri, okul ve aile arasında bağ oluşturmayı amaçlayan aktiviteler, yaşlılar ve kronik hastalar için evde yardımı da kapsayan yardım çalışmaları, sosyal tesisler, belediye çalışma saatlerinin düzenlenmesi, umumi tuvaletler) yardımcı olacak

16  İSMMMO YAŞAM

programların teşvik edilmesi.  Tıbbi yardım merkezi mevcudiyeti  Vasıflı yeşil alanların ve hizmet altyapılarının (yeşil alanların birbiriyle bağlantıları, oyun sahaları, vb.) mevcudiyeti  Ticari malların dağıtımı ve “doğal ürünler için ticari merkezler” oluşturulması için plan hazırlanması.  Mağaza sahipleriyle, zor durumda olan vatandaşlarla ilgilenme ve yardım etme üzerine mutabakat: Dostmağaza  Bozulmakta olan kentsel alanların ve şehrin yeniden kullanılmasına yönelik

projelerin iyileştirilmesi.  Kent tarzını yeniden yapılandırmak ve iyileştirmek için program  Kentin tanıtımında kullanılan bilgilendirme ofislerinin, U.R.P. (kentsel yenilenme programı) işlevlerinin, Cittaslow tanıtım/bilgi ofisiyle bütünleştirilmesi.

YEREL ÜRETİMİN KORUNMASI

 Organik tarımın geliştirilmesi için projeler.  Esnaf ve zanaatkârlar tarafından üretilen ürünler, eşyalar ve el sanatlarının kalitesinin belgelendirilmesi.  Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan esnaf ve zanaatkârların ve/veya el işi ürünlerinin korunması ve himayesine yönelik programlar.  Yok olma riskiyle karşı karşıya olan geleneksel çalışma ve meslek yöntemlerinin himayesi.  Organik ürünlerin ve/veya yerli ürünlerin kullanılması ve restoranlar, okul kafeteryaları ve korunan yapılarda yerel geleneklerin muhafaza edilmesi  Slow Food hareketiyle işbirliği içerisinde okullarda tat ve beslenme konusunda eğitim programları hazırlamak  Yok olma riski altında olan şarap ve gastronomik yavaş yemek çeşitleri için, aktivitelere destek olmak.  Yöreye özgü ürünlerin tespit edilmesi ve bu ürünlerin ticarileşmesi için destek olunması (pazarların ve marketlerin yerel ürünlerin satışı için düzenlenmesi, uygun mekanların oluşturulması).  Şehirdeki ağaçların sayımının yapılması ve büyük ya da “tarihi ağaçların” değerinin arttırılması.  Yerel kültürel etkinliklerin korunması ve teşvik edilmesi.  Kent ve okul bahçelerinde geleneksel yöntemlerle yerel ekinler yetiştirilmesinin teşvik edilmesi.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Taraklı

netlenmesi ve yol gösterilmesi gibi konularda çalışmalarımız sürüyor” diye konuşuyor. Cittaslow, birliğe üye olan ilçeleri dönem dönem haberli ve habersiz denetliyor.

TURİSTİ SEVİYOR AMA...

Sakin şehirler aynı zamanda turizme ve beldenin markalaşmasına da olumlu katkılar sunuyor. Dünyada yavaş şehirleri takip edenler var. İnsanlar bu şehirleri görmek istiyor... Kendileri için bir kaçış noktası olarak görüyorlar. Dolayısıyla, yavaş şehirler yeni bir turizm potansiyeline de kavuşuyorlar. Zaten Cittaslow kriterleri içinde misafirperverliğe yönelik beş kriter de bulunuyor. Bunun da özünü turizm hareketinin teşviği oluşturuyor. Sakin şehirlerde turizm bilgisi ve nitelikli misafirperverlik için eğitim kursları düzenlenmesi teşvik ediliyor. Turistik güzergâhlarıyla tarihi merkezlerin ve turistik yerlerin işaretlenmesinde uluslararası işaretlerin kullanılması diğer bir kriter. Turistlerin bilgi ve hizmetlere kolay erişimini sağlamak için gerekirse kamu çalışma saatlerinin esnetilmesi bile düşünülmüş. Ayrıca turizmde hizmet fiyatlarında şeffaflığa da önem veriliyor. Turistik işletmeciler ve mağaza sahiplerinin fiyatları müessesenin dışında sergilenmesi konusunda bilinçlendirilmesi de kriterler arasında bulunuyor. Aydın’ın Yenipazar Belediye Başkanı Yüsran Erden, sakin şehir olduktan sonra ilçelerinde turizmin daha da gelişeceğine inanıyor. Yenipazar’ın Aydın’ın diğer ilçelerine göre daha az tanındığını vurgulayan Erden, “Sakin şehir olduktan sonra hem Türkiye’de hem de dünyada daha öne çıkacağımızı düşünüyoruz. Cittaslow ile ilçemiz yeni bir kimlik ve ruh kazanacak” diye konuşuyor.

İKİNCİ HAYAT GÖÇÜ

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Başrollerini Şener Şen ve Olgun Şimşek’in paylaştığı TTNET reklamlarıyla ünlendi Taraklı. Reklamdaki adı Mümkünlü’ydü. Reklamda internetin köylülerin hayatını nasıl kolaylaştırdığı anlatılıyordu. Sakarya’nın Taraklı ilçesi de artık ‘sakin şehir’… 23 Haziran 2011’de salyangoz logosunu kullanmaya hak kazandı. 3 bin nüfuslu Taraklı, şimdi dünyadaki özel yerleşim yerlerinden biri olarak hem Türkiye’de hem de dünyada tanınıyor. Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman, Taraklı’nın Cittaslow’a kabul edilirken en güçlü yönünün geleneksel mimarisi olduğunu söylüyor. Halen Taraklı’da 111’i tescilli 300 eski yapı bulunuyor. Adeta yeni bir Safranbolu olmaya aday Taraklı’nın sakin şehir olma sürecini Başkan Özkaraman şöyle anlatıyor: “Artık dünya küçük. Sakin şehir konseptinden haberdar olduktan sonra mimar arkadaşımız Çetin Öztürk ile kriterleri inceledik. Zaten Seferihisar ile de sürekli iletişim içindeydik. Bizim en güçlü olduğumuz yön mimari. Geleneksel mimarinin korunması, geleneksel üretim şekillerinin korunması, kadınların üretimde aktif olması, çevre ile ilgili hassasiyetler gibi 59 kriter var. Örneğin çevre ile ilgili kriterlere uyum sağlamak için bütün şebekeyi değiştiriyoruz. Doğal kaynak suyu getiriyoruz. Kanalizasyon ve arıtma projemiz son aşamada. İnternetin daha da yaygınlaşması için uğraşıyoruz.” Taraklı, son yıllarda göç vermiş. Halen de çoğunlukla emekliler yaşıyor. Ancak TTNET reklamlarının da etkisiyle beldede kültür turizmi başlamış. Nisan ve mayıs ayında ortalama 12 bin kişinin ilçeye geldiğini belirten Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman, “Biz Cittaslow’a turizm hareketi artsın diye üye olmadık. İlle de adımız duyulsun diye bir isteğimiz yok. Zaten ilçemize kültür turizminin yoğun olduğu dönemlerde ayda ortalama 12 bin turist geliyor. Biz sahip olduğumuz değerleri koruyabilmek ve bunlara bağlılık açısından sakin şehir olduk” diye konuşuyor.

Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman

KAPAK

Sakin şehirler, kendilerine yeni bir hayat kurmak isteyenlerin de radarına girdi. Henüz Türkiye’de konsept yeni ama önümüzdeki dönemlerde sakin şehirlere göçün artması bekleniyor. Özellikle emeklilikte ikinci hayat kurmak isteyenlerin bu şehirleri keşfetmesi olası. Türkiye’nin ilk sakin şehri Seferihisar’a son zamanlarda gösterilen ilgi de bunun kanıtı. Sakin şehir olarak rüştünü ispat eden Seferihi-

MÜMKÜNLÜ’DE ‘SAKİN YAŞAM’ MÜMKÜN

İSMMMO YAŞAM  17


Sakin şehirlerden davet var

Büyükşehirdeki hızlı yaşam insanların ruh ve beden sağlığını bozuyor. Dünyada hızlı yaşama inat, sakin şehir felsefesi gittikçe yayılıyor. İtalya’da başlayan Cittaslow hareketine Türkiye’den sekiz ilçe katılmayı başardı. İzmir Seferihisar’ın başını çektiği sakin şehirler emeklilikte ikinci hayat kurmak isteyenler için yeni bir alternatif. GÜLŞEN KANDEMİR

Bir kent düşünün ki, fast food zincirleri, süpermarketler ve görüntü kirliliğine neden olan reklam panoları istenmiyor. Birçok yere ulaşım bisikletlerle sağlanıyor. Gürültü kirliliği yaratacak her şeyden uzak duruluyor. Turistler hoş karşılanıyor ama kitle turizmi istenmiyor. Yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji kullanımına dikkat ediliyor. Ancak aklınıza teknolojiden uzak adeta açıkhava müzesine dönüşmüş bir kent de gelmesin. İnsanın hayatını kolaylaştıracak teknoloji bu kentlerde yok sayılmıyor. Güneş enerjisiyle çalışan sokak lambaları, ulaşımda elektrikli araçlar, yaygın elektronik iletişim olanakları; diğer bir deyişle insan hayatının kalitesini artıran her türlü teknoloji teşvik ediliyor. Bu bahsettiklerimiz aslında cittaslow kentlerin özelliklerinden bazıları. Cittaslow unvanını hak eden yerleşim yerlerinin aslında uyması gereken 59 kriter var. Bunlar da bu kriterlerden sadece birkaçı… Citta İtalyanca’da ‘şehir’ demek. Slow ise İngilizce’de ‘yavaş’ anlamına geliyor. Cittaslow; yavaş ya da sakin şe-

KAPAK

Sakin şehirler

14  İSMMMO YAŞAM

 İzmir Seferihisar  Aydın Yenipazar  Sakarya Taraklı  Çanakkale Gökçeada  Ordu Perşembe  Muğla Akyaka  Isparta Yalvaç  Kırklareli Vize

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Seferihisar

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

lı temposundan memnun olmayan insanların arayışıyla başlamış bu hareket. Temel olarak doğal enerji kaynakları kullanılıyor, kentler araç trafiğine kapatılıyor, organik veya doğal ürünlerin kullandığı restoranlar çalışıyor. Fastfood ve büyük alışveriş merkezleri gibi yapılar bulunmuyor. Dolayısıyla biraz nostaljik, biraz tarihsel, kültürel varlıkların korunduğu ve öne çıkartıldığı ve biraz da basit, sade yaşam tarzının öngörüldüğü bir konsept. Biz de birçok yönden Seferihisar’ın Cittaslow felsefesine uygun olduğunu düşünerek bu harekete katıldık” diyor.

SIRADA BEKLEYENLER VAR

Seferihisar’ın ardından geçen yılın haziran ayında dört belediye daha Cittaslow’a kabul edildi. Bunlar; Sakarya’nın Taraklı, Çanakkale’nin Gökçeada, Aydın’ın Yenipazar ve Muğla’nın Akyaka beldeleri… Son olarak Ordu’nun Perşembe, Isparta’nın Yalvaç ve Kırklareli’nin Vize ilçeleri Cittaslow hareketine katıldı. Halen Tür-

kiye’den 15’e yakın belde ve belediyenin daha Cittaslow Birliği’ne üye olmak için sırada beklediği biliniyor. Ancak sakin şehir olarak adını tescil ettirmek öyle kolay olmayacak. Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman, “Cittaslow’a üye olmak çok talep olduğu için iyice zorlaştı. Öğrendiğimize göre 2015’e kadar artık Türkiye’den başvuru kabul edilmeyecek” diyor. Peki sakin şehir olmak kolay mı? Aslına bakarsanız bu o kadar kolay değil. Örneğin, Cittaslow’un 59 kriteriyle ilgili, Taraklı 80 sayfalık bir dosya hazırlamış. Bu dosyada kriterlerle ilgili ne yaptıklarını, gelecekte neler yapacaklarını açıklamışlar. Cittaslow’a üye olmak isteyenlerin en büyük yardımcısı Seferihisar Belediyesi… Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Cittaslow'un ilk üyesi olarak hareketin Türkiye'de yayılması sorumluluğuna da sahibiz. Bu konuda bize onlarca talep geldi. Cittaslow olmak isteyen kentlerin adaylık dosyalarının hazırlanması, de-

KAPAK

hir anlamında kullanılıyor. Cittaslow ağı; küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaşam tarzını standartlaştırmasını ve yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için kurulmuş bir kentler birliği… Cittaslow hareketi, aslında fast food’a karşı dünyada yayılan slow food felsefesinden doğmuş. 1999 yılından beri dünyada yayılan Cittaslow hareketine, 19 ülkede 129 kent üye… Kent derken bizim anladığımız büyüklükte bir ilden bahsetmiyoruz. Cittaslow’a ancak nüfusu 50 binden az olan yerleşim birimleri üye olabiliyor. Türkiye’deki bazı ilçeler de yıllarca Cittaslow’un büyüsüne kapıldı. Bunların başını da İzmir’in Seferihisar ilçesi çekiyor. Evet, Seferihisar, Cittaslow hareketine Türkiye’den katılan ilk belediye. Sakin şehirin simgesi olan salyangozu 28 Kasım 2009 tarihinden beri kullanan Seferihisar’ın Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Yavaş şehirler dünyada yeni gelişen bir trend. Hızlı tempodan rahatsız olan, teknolojinin hız-

İSMMMO YAŞAM  15


Cittaslow’un bazı kriterleri ÇEVRE POLİTİKALARI

 Hava, su ve toprağın kalitesinin, yasa tarafından belirtilen parametrelerde olduğunun belgelenmesi.  Kentsel çöp ve özel atıkların ayrıştırılarak toplanmasının teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik projeler.  Endüstriyel ve evsel kompostlamanın teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması.  Kentsel ya da toplu kanalizasyon için, atık su arıtma tesisinin bulunması  RSU ve biyokütlelerden ısı üretilmesi ve özellikle alternatif enerji kaynaklarının (yenilenebilir enerji, yeşil hidrojen, mini hidroelektrik santral) kullanılması yoluyla enerji tasarrufu yapılmasına yönelik belediye planı  Genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) tarımda kullanılmasının yasaklanması  Reklam tabelaları ve trafik işaretlerinin düzenlenmesine dair belediyenin planı.  Elektromanyetik kirliliğin kontrolü için sistem geliştirilmesi.  Gürültü kirliliğinin azaltılması ve kontrolü için projeler.  Işık kirliliğinin kontrolü için projeler oluşturulması.  Çevre yönetimi sistemlerinin benimsenmesi (EMAS ve ECOLABEL ya da ISO 9001; ISO 14000, SA 8000 ve Gündem 21 projelerine katılım).

KAPAK

ALTYAPI POLİTİKALARI

 Tarihi merkezlerin ıslahı ve iyileştirilmesi için planlar ve/veya kültürel ve tarihi değerler üzerine çalışmalar yapılması  Güvenli ulaşım ve trafik için planlar yapılması  Okullar ve kamu binalarına bağlanan bisiklet yolları  Özel taşıtlar yerine uygun alternatif taşıma ve trafiğin toplu taşım araçları ve yaya alanları ile bütünleştirilmesi için (toplu taşıma bağlantılı ilave kentsel araba park alanları, yürüyen merdivenler, yürüyen bantlar, teleferik, bisiklet yolları, okullar, işyerleri ve benzerlerine erişim sağlayan yaya güzergâhları) planlar yapılması  Kamusal ve kamuyla ilgisi olan alanların engelliler için erişilebilir olması, mimari engellerin kaldırılması ve teknolojilere erişimin sağlanmasını garanti altına almak üzere altyapıların teşvik edilmesi  Aile yaşantısına ve yerel aktivitelere (eğlence, spor aktiviteleri, okul ve aile arasında bağ oluşturmayı amaçlayan aktiviteler, yaşlılar ve kronik hastalar için evde yardımı da kapsayan yardım çalışmaları, sosyal tesisler, belediye çalışma saatlerinin düzenlenmesi, umumi tuvaletler) yardımcı olacak

16  İSMMMO YAŞAM

programların teşvik edilmesi.  Tıbbi yardım merkezi mevcudiyeti  Vasıflı yeşil alanların ve hizmet altyapılarının (yeşil alanların birbiriyle bağlantıları, oyun sahaları, vb.) mevcudiyeti  Ticari malların dağıtımı ve “doğal ürünler için ticari merkezler” oluşturulması için plan hazırlanması.  Mağaza sahipleriyle, zor durumda olan vatandaşlarla ilgilenme ve yardım etme üzerine mutabakat: Dostmağaza  Bozulmakta olan kentsel alanların ve şehrin yeniden kullanılmasına yönelik

projelerin iyileştirilmesi.  Kent tarzını yeniden yapılandırmak ve iyileştirmek için program  Kentin tanıtımında kullanılan bilgilendirme ofislerinin, U.R.P. (kentsel yenilenme programı) işlevlerinin, Cittaslow tanıtım/bilgi ofisiyle bütünleştirilmesi.

YEREL ÜRETİMİN KORUNMASI

 Organik tarımın geliştirilmesi için projeler.  Esnaf ve zanaatkârlar tarafından üretilen ürünler, eşyalar ve el sanatlarının kalitesinin belgelendirilmesi.  Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan esnaf ve zanaatkârların ve/veya el işi ürünlerinin korunması ve himayesine yönelik programlar.  Yok olma riskiyle karşı karşıya olan geleneksel çalışma ve meslek yöntemlerinin himayesi.  Organik ürünlerin ve/veya yerli ürünlerin kullanılması ve restoranlar, okul kafeteryaları ve korunan yapılarda yerel geleneklerin muhafaza edilmesi  Slow Food hareketiyle işbirliği içerisinde okullarda tat ve beslenme konusunda eğitim programları hazırlamak  Yok olma riski altında olan şarap ve gastronomik yavaş yemek çeşitleri için, aktivitelere destek olmak.  Yöreye özgü ürünlerin tespit edilmesi ve bu ürünlerin ticarileşmesi için destek olunması (pazarların ve marketlerin yerel ürünlerin satışı için düzenlenmesi, uygun mekanların oluşturulması).  Şehirdeki ağaçların sayımının yapılması ve büyük ya da “tarihi ağaçların” değerinin arttırılması.  Yerel kültürel etkinliklerin korunması ve teşvik edilmesi.  Kent ve okul bahçelerinde geleneksel yöntemlerle yerel ekinler yetiştirilmesinin teşvik edilmesi.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Taraklı

netlenmesi ve yol gösterilmesi gibi konularda çalışmalarımız sürüyor” diye konuşuyor. Cittaslow, birliğe üye olan ilçeleri dönem dönem haberli ve habersiz denetliyor.

TURİSTİ SEVİYOR AMA...

Sakin şehirler aynı zamanda turizme ve beldenin markalaşmasına da olumlu katkılar sunuyor. Dünyada yavaş şehirleri takip edenler var. İnsanlar bu şehirleri görmek istiyor... Kendileri için bir kaçış noktası olarak görüyorlar. Dolayısıyla, yavaş şehirler yeni bir turizm potansiyeline de kavuşuyorlar. Zaten Cittaslow kriterleri içinde misafirperverliğe yönelik beş kriter de bulunuyor. Bunun da özünü turizm hareketinin teşviği oluşturuyor. Sakin şehirlerde turizm bilgisi ve nitelikli misafirperverlik için eğitim kursları düzenlenmesi teşvik ediliyor. Turistik güzergâhlarıyla tarihi merkezlerin ve turistik yerlerin işaretlenmesinde uluslararası işaretlerin kullanılması diğer bir kriter. Turistlerin bilgi ve hizmetlere kolay erişimini sağlamak için gerekirse kamu çalışma saatlerinin esnetilmesi bile düşünülmüş. Ayrıca turizmde hizmet fiyatlarında şeffaflığa da önem veriliyor. Turistik işletmeciler ve mağaza sahiplerinin fiyatları müessesenin dışında sergilenmesi konusunda bilinçlendirilmesi de kriterler arasında bulunuyor. Aydın’ın Yenipazar Belediye Başkanı Yüsran Erden, sakin şehir olduktan sonra ilçelerinde turizmin daha da gelişeceğine inanıyor. Yenipazar’ın Aydın’ın diğer ilçelerine göre daha az tanındığını vurgulayan Erden, “Sakin şehir olduktan sonra hem Türkiye’de hem de dünyada daha öne çıkacağımızı düşünüyoruz. Cittaslow ile ilçemiz yeni bir kimlik ve ruh kazanacak” diye konuşuyor.

İKİNCİ HAYAT GÖÇÜ

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Başrollerini Şener Şen ve Olgun Şimşek’in paylaştığı TTNET reklamlarıyla ünlendi Taraklı. Reklamdaki adı Mümkünlü’ydü. Reklamda internetin köylülerin hayatını nasıl kolaylaştırdığı anlatılıyordu. Sakarya’nın Taraklı ilçesi de artık ‘sakin şehir’… 23 Haziran 2011’de salyangoz logosunu kullanmaya hak kazandı. 3 bin nüfuslu Taraklı, şimdi dünyadaki özel yerleşim yerlerinden biri olarak hem Türkiye’de hem de dünyada tanınıyor. Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman, Taraklı’nın Cittaslow’a kabul edilirken en güçlü yönünün geleneksel mimarisi olduğunu söylüyor. Halen Taraklı’da 111’i tescilli 300 eski yapı bulunuyor. Adeta yeni bir Safranbolu olmaya aday Taraklı’nın sakin şehir olma sürecini Başkan Özkaraman şöyle anlatıyor: “Artık dünya küçük. Sakin şehir konseptinden haberdar olduktan sonra mimar arkadaşımız Çetin Öztürk ile kriterleri inceledik. Zaten Seferihisar ile de sürekli iletişim içindeydik. Bizim en güçlü olduğumuz yön mimari. Geleneksel mimarinin korunması, geleneksel üretim şekillerinin korunması, kadınların üretimde aktif olması, çevre ile ilgili hassasiyetler gibi 59 kriter var. Örneğin çevre ile ilgili kriterlere uyum sağlamak için bütün şebekeyi değiştiriyoruz. Doğal kaynak suyu getiriyoruz. Kanalizasyon ve arıtma projemiz son aşamada. İnternetin daha da yaygınlaşması için uğraşıyoruz.” Taraklı, son yıllarda göç vermiş. Halen de çoğunlukla emekliler yaşıyor. Ancak TTNET reklamlarının da etkisiyle beldede kültür turizmi başlamış. Nisan ve mayıs ayında ortalama 12 bin kişinin ilçeye geldiğini belirten Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman, “Biz Cittaslow’a turizm hareketi artsın diye üye olmadık. İlle de adımız duyulsun diye bir isteğimiz yok. Zaten ilçemize kültür turizminin yoğun olduğu dönemlerde ayda ortalama 12 bin turist geliyor. Biz sahip olduğumuz değerleri koruyabilmek ve bunlara bağlılık açısından sakin şehir olduk” diye konuşuyor.

Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman

KAPAK

Sakin şehirler, kendilerine yeni bir hayat kurmak isteyenlerin de radarına girdi. Henüz Türkiye’de konsept yeni ama önümüzdeki dönemlerde sakin şehirlere göçün artması bekleniyor. Özellikle emeklilikte ikinci hayat kurmak isteyenlerin bu şehirleri keşfetmesi olası. Türkiye’nin ilk sakin şehri Seferihisar’a son zamanlarda gösterilen ilgi de bunun kanıtı. Sakin şehir olarak rüştünü ispat eden Seferihi-

MÜMKÜNLÜ’DE ‘SAKİN YAŞAM’ MÜMKÜN

İSMMMO YAŞAM  17


YEREL YEMEKLER CANLANDI, KADINLAR ÜRETİME BAŞLADI

KAPAK

Türkiye’nin ‘sakin şehir’ unvanını taşıyan kullanımı hakkında projeler geliştirmeniz gerekiyor. Cittasilk ilçesi, İzmir’e bağlı Seferihisar. Seferihisar’ın low kriterleri için çalışmalarımız öncelikle üreticilerimizi, köy35 bin nüfusu var. 49 kilometre sahili ile Türkilülerimizi desteklemekle başladı. Üretici pazarları kurmaya ye’nin en uzun sahil şeridine sahip ilçelerinden biri. başladık. Bu pazarlarda sadece Seferihisar'da üretilen ürünSığacık, Doğanbey, Ulamış gibi birbirinden farklerin satılmasına izin verdik. Hali ve aracıları ortadan kaldırınca lı özellikler taşıyan yerleşim yerleri var. Seferihisar Seferihisar'da tekrar üretim başladı. Üreticiler para kazanBelediye Başkanı Tunç Soyer birkaç yıl önce bir armaya başladıkça boş bıraktıkları arazileri tekrar ekmeye başkadaşından "Böyle bir kentte yaşamak istemez miyladı. Seferihisar'daki üretim tekrar başlayınca bu ürünler ile diniz" başlıklı bir mail almış. Mailde Cittasyapılan yerel yemekler hakkında çalışmaya başladık. Yerel low’lar hakkında bilgiler ve fotoğraflar yer alıyemek deyip geçmemek gerektiğini, belki binlerce yıldır birBelediye Başkanı yormuş. Soyer belediye başkanı olduktan sonra çok medeniyetin süzgecinden geçerek sofralarımıza ulaşan Tunç Soyer Cittaslow hareketini araştırmaya başlamış ve Seyemekleri tekrar canlandırmamız gerektiğini düşündük. ferihisar’ın birçok yönden Cittaslow felsefesine uygun olduğunu görmüş. Öncelikle bir 75 yaş partisi vererek yemeklerimizin olduğunu ve nasıl Girişimleri sonucunda da ilçe 2009’da Cittaslow’a katılmış. yapıldıklarını öğrendik. Daha sonra kadınlarımızın kurduğu bir kooperatifle Peki Seferihisar ‘sakin şehir’ olduktan sonra ilçede neler değişbirlikte yerel yemeklerin sunulduğu bir lokanta, Sefertası lokantası açti? Bu sorunun yanıtını Tunç Soyer şöyle veriyor: “Cittaslow felsefesi, yetık. Diğer yandan kadınlarımızın üretimde bulunması için mahallelerimizde rel yemekler, gelenekler, mimari yapı gibi değerlerin korunması anlakadın emeği evleri açtık. Kadınlarımız üretmeye ve ürettiğini satmaya mına geliyor ancak felsefenin diğer kısmı da gelişmeyi vurguluyor. Yebaşladı. Hatta üretimi arttırmak ve daha çok kişiye ulaşmak için seferel yemeklerinizin korunmuş olması güzel ancak bunları lokantalarda ripazar.com sitesini hazırladık ve bütün Türkiye'ye satışa başladık. Doğyaygınlaştırmanız lazım. Yerel zanaatlerinizin olması bir başlangıç ama rudan kadınlarımızın bahçelerinden topladığı otları, köylerimizde doyerel ürünlerinizin satılabilmesi için imkanlar yaratmanız lazım. Bir de laşan tavukların yumurtalarını, armola peynirimizi ve daha birçok ürüCittaslow'un çevre yönü var. Yerelliğin korunmasının yanı sıra karbon nümüzü tüketicilere aracısız ulaştırıyoruz. Bir yandan doğa, sürdürüsalınımının azaltılması, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji kaynakları lebilirlik, AB ile bütünleşme alanlarında birçok projemiz devam ediyor.”

18  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Yenipazar çöreği

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

YEME İÇME KÜLTÜRÜNE GÜVENİYOR Aydın’ın Yenipazar ilçesi de sakin bir şehir. 6 bin 500 nüfuslu ilçenin sakin şehir olmasında belediye başkanı Yüsran Erden’in emeği büyük. Erden, belediye başkanı olmadan önce birçok kez İtalya’ya gitmiş. Orada gezdiği bazı bölgelerin logolarındaki salyangoz simgesinin anlamını merak etmiş ve öğrenmiş. Belediye başkanı olduktan sonra da ilçesini Cittaslow’a Haziran 2011’de üye yapmayı başarmış. Yenipazar’ın pideleri meşhur. Yenipazar Belediye Başkanı Yüsran Erden, yerel tatları korumak istediklerini belirtiyor. Erden, “Kapalıkesikli, yumurtalı, yuvarlak kıymalı ve şekerli tahinli dört pide çeşidimiz var. Yeme içme kültüründe son yıllarda ciddi gelişme var. Biz de bu yönümüzle öne çıkmak istiyoruz. Kültür varlıklarına sahip çıkmak kadar yerel tatları ve yerel zanaatları korumak da gerekiyor” diyor. Yenipazar’ın diğer özelliklerini Erden şöyle anlatıyor: “İlçemizde Yörük Ali Efe müzesi var. Yörük Ali Efe, Kuva-i Milliye önderlerinden. Bu müzenin yılda 15 binin üzerinde ziyaretçisi var. Yenipazar, Aydın-Denizli Karayolu’nda

ana arterin 8 kilometre içerisinde kalıyor. Doğamız bozulmamış; sanayi tesisi yok. Daha doğal yaşıyoruz. Büyük ölçekli tarım yapılmıyor ilçeBelediye Başkanı mizde. Küçük ölçekli Yüsran Erden ama az kimyasal kullanarak doğal üretim yapılıyor. İnsan ilişkileri daha sıcak. Güvenlik açısından; az olayların olduğu yerler. İlçemizde insanlar kapısını kapatmaz. Öyle fazla göç de almamışız. Cittaslow ile insanlarımız ve kendimiz için daha kaliteli ve konforlu bir hayat sunmak istiyoruz. Yeni projelerimiz de var. Aşağıdip Gölü Tabiat Parkı’mız var. Burada 65 dönümlük alanda gölümüz bulunuyor. Burada balık tutma platformları, seyir terası ve kuş gözleme kulesi, insanların doğa ve hayvan sevgisini yaşayabilecekleri düzenleme yapıyoruz. Ayrıca bir kent müzesi ve arşivi hazırlığı içindeyiz. Yerel tatlarımızı geliştirmek istiyoruz.”

KAPAK

sar’a medyanın ilgisi artınca ilçenin adı iyice duyulmuş. Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Daha önce yerel basının üçüncü sayfalarında yer alabilen Seferihisar, artık ulusal gazetelerde, televizyon programlarında boy göstermeye başladı. Bunun sonucu 3 yılda 3 bin civarında göç aldık” diyor. Yenipazar Belediye Başkanı Yüsran Erden, “İlçemizde kamu kurumlarında çalışanlar, emekliliklerine yakın buraya geldiklerinde genellikle yerleşmeyi tercih ediyorlar. Sakin bir yaşam için beldemiz ideal. Örneğin ben belediyeye bisikletle gidip geliyorum. Evimden iki dakikada belediyeye varıyorum. Biz konforlu ve kaliteli hayatı, tüm sakinlerimize sunmak istiyoruz” diye konuşuyor.

Yenipazar

İSMMMO YAŞAM  19


İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI

TESMER TEMEL EĞİTİM VE STAJ MERKEZİ İSTANBUL ŞUBESİ

9 Teknik donanımlı Sınıflar

9 Uygun fiyat 9 Seçkin eğitmenler 9 Doğru eğitim sistemi


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi,

Yaşadığımız çağın en önemli özelliklerinden biri, hız… Ulaşımda, iletişimde, hizmette ‘hız’ çoğu zaman bir övünç kaynağı oluyor. Ama insanoğlunun ruhu bazen bu kadar hızı kaldırmıyor. Hele ilerleyen yaşlarda biraz da olsun sakinlik, dinginlik aranıyor. İkinci baharını yaşayan birçok insan gibi sizler de sakinlik arıyorsanız; bunu en azından Türkiye’nin 8 ilçesinde bulabilirsiniz. Hem de onlar tescilli sakinlik vaat ediyorlar. Cittaslow yani sakin şehir hareketine katılan ilçelerin neler vaat ettiklerini İSMMMO Yaşam’ın kapak haberinden öğrenebilirsiniz. Sakinlik dediysek, Cittaslow Birliği’ne üye ilçelerin öyle teknolojiyi yadsıdığını sanmayın. Buralarda insan yaşamına kalite katacak her türlü teknolojinin kullanımı da teşvik ediliyor. Özellikle de internet kullanımının artırılmasına önem veriliyor. Aslına bakılırsa günümüzde internet birçok alanda yaşamımıza artı değer katıyor. Bu alanlardan biri de alışveriş… Bu sayıda dosya konumuzu ‘e-alışveriş’e ayırdık. E-ticaretin Türkiye’deki ulaştığı boyutu ve tüketiciye kazandırdıklarını araştırma dosyamızda okuyabilirsiniz. İSMMMO Yaşam Dergisi yine birbirinden değerli konukları evlerinize ve ofislerinize getiriyor. Zirvedekiler sayfalarımızda avukatların sözcüsü İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal sizleri selamlıyor. Kocasakal Türkiye’deki hukuk sistemini değerlendirirken, çarpıcı mesajlar da veriyor. Prof. Dr. Emre Kongar dergimizin diğer bir konuğu. Çok yönlü kişiliğiyle tanıdığımız Kongar, yazdığı son kitapta ABD’nin Ortadoğu politikasını mercek altına aldı. Yeni kitabının ışığında Türkiye’nin Ortadoğu politikasını da Kongar ile konuştuk. Medya dünyasından konuğumuz ise İnfomag Yayıncılık’ın ortağı Serdar Turan. Genç yaşında girişimci olarak adım attığı medya dünyasında kat ettiği mesafeleri anlattı Turan… Meslek mensuplarımız arasındaki cevherleri sizlere daha yakından tanıtmayı sürdürüyoruz. Meslek mensubumuz Salim Zaimoğlu, caz tutkusuyla yaşamına renk katmış bir isim. Zaimoğlu 35 yıldır ilgilendiği cazla hayatında nasıl bir pencere açtığını İSMMMO Yaşam’a anlattı. “Her işin başı sağlık” demiş atalarımız… Sağlık sayfalarımızda erkeklerin beslenmede yaptığı büyük yanlışlıkları mercek altına alırken, kariyer sayfalarımızda engellilere kariyer yolunda çıkartılan engelleri irdeledik. Eğitim sayfalarımızda değişen müfredatın getireceği zorluklara göz attık. Moda sayfalarımızda yürüyüş ayakkabılarındaki son trendleri sizlerle paylaştık. Yurtdışında Avrupa’nın eğlence merkezlerinden Amsterdam’a uzanırken, Türkiye’de de sanayisiyle öne çıkan Kocaeli’nin başka güzelliklerini sizlere anlatmayı amaçladık. Bunlar dergimizdeki konulardan sadece birkaçı… Daha fazlasını okumak için sayfaları çevirmeniz yeterli… Sağlıcakla kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO

Temmuz-Ağustos 2012

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir

basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

GÖRSEL YÖNETMEN Orçun Dora Özkü

 DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Ali Altun, Nazlı Ardak, İ. Hakkı Baliç, Metin Başer, Metin Bayar, Kenan Buğa, Ayla Büyükhan, Rıza Çalasın, Adem Çalışkan, Vedat Çiftçi, Volkan Demir, İrfan Demirci, Erol Demirel, Burhan Eray, Ertuğrul Erdem, Mehmet Eren, Hüseyin Fırat, Tayyar Güler, Haluk Gülsoy, Adnan Gün, İlhan Güven, Ayşin Hangül, Hasan Ilır, Hüseyin Kaleli, Turgay Kanarya, Turan Kaşıkçı, İlhan Kırcaoğlu, Şenol Kokal, Coşkun Kolso, Cemile Kuzu, Hacı Reşit Küçük, Kazım Mermer, Arif Mert, Muhammed Öncül, Erol Öngen, Gülgün Öztürk, Veysel Karani Palak, Bahriye Payal, Orhan Sarıgene, Fehmi Soyakça, İbrahim Fevzi Tacer, Nurettin Tan, Feyzullah Tanyer, Ali Haydar Tunç, Mustafa Uğurlu, Ahmet Uzuntepe, Mehmet İhsan Yalçın, Hüseyin Yerli, Recep Yüksel, Serpil Zorbozan

 BASILDIĞI YER: Yamaç Ofset San. ve Tic. A.Ş. Matbaacılar Sitesi, 100. Yıl Mahallesi 1. Cadde No: 103 Bağcılar/İSTANBUL Telefon: (0212) 629 06 87 (pbx), Faks: (0212) 620 06 91  Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 27.000 adet basılır ve İSMMMO üyelerine ücretsiz gönderilir. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80


GÜNDEMİN SESİ

Hem girişimci hem gazeteci

Serdar Turan büyük grupların hakimiyetindeki medyaya daha 24 yaşındayken girişimci olarak adım attı. Üniversiteden üç arkadaşıyla beraber 2000 yılında aylık ekonomi dergisi İnfomag’ı kurdu. Ekonomi ve kurumsal yayıncılık alanında uzmanlaşan Turan ve ortakları, ekim ayında dünyaca ünlü yönetim dergisi Harvard Business Review’ü Türkiye’de yayınlamaya hazırlanıyor.

20  İSMMMO YAŞAM

SEHER KARATAŞ Türkiye’de gazete ve dergi yayıncılığı genelde büyük grupların bünyesinde yapılıyor. Ancak bireysel olarak bu alana girerek başarılı olan girişimciler de var. Ağırlıklı ekonomi yayıncılığında uzmanlaşan İnfomag Yayıncılık bunlardan biri. Üniversitede tanışan dört arkadaş tarafından kurulan şirket, bugün ekonomi yayıncılığında önemli bir marka haline gelmiş durumda. Grup bünyesinde aylık yayın yapan ekonomi dergisi İnfomag on yıldır yayın hayatında. Dünyaca ünlü iş dergisi BusinessWeek’in Türkçe edisyonu BusinessWeekTürkiye dergisini de çıkarıyorlar. Kurumsal dergicilik alanında da faaliyetlerini sürdürüyorlar. İnfomag Yayıncılık bünyesinde Türk Hava Yolları’nın uçuş dergisi Skylife ve AnadoluJet’in dergisi de bulunuyor. İnfomag dergisiyle

yayıncılığa adım atan dört girişimci arkadaş şu sıralar Amerika merkezli yönetim dergisi Harvard Business Review’ü ise Türkiye’ye getirme hazırlığında. İnfomag Yayıncılık’ın Yayınlar Direktörü Serdar Turan, Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra işletme alanında yüksek lisans yapmaya başlamış. Turan, o dönem dünyada internet üzerinden iş yapan şirketlerin sayısının hızla artmaya başladığını, Amerika’da da bu trende uygun yeni bir dergi segmentinin doğduğunu görmüş. Bu trendin Türkiye’ye de geleceği görüşünden yola çıkarak, yüksek lisanstan arkadaşları, Serkan Ünal, Mehmet Mücahid Demir ve Selim Kara ile İnfomag dergisini çıkarmaya başlamış. Serdar Turan, “Biz her zaman kendimizi dergici olarak değil, içerik sağlayıcı olarak konumlamaya çalıştık. Basılı, dijital, TV, web gibi

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

le gitmeyi düşündük. Ve bunu yaparken de dünyada bu konuda en iyi kimse onunla işbirliği yapmaya çalıştık. İnfomag bizim oluşturduğumuz bir markaydı, Bloomberg Businesweek dünyada en iyi iş dergisiydi. Bunlar dışında başka taraflarda da gelişmeyi sürdürdük. Örneğin, özel projeler diye tabir ettiğimiz kurumlara dergi üreten bölümümüz büyüdü. Kurum dergiciliğine ne zaman girdiniz? Daha önce de yapıyorduk ama dört yıl önce daha güçlü bir biçimde girdik. Ancak biz hep kendimizi dergici olarak değil, içerik sağlayıcı olarak konumlamaya çalıştık. Basılı, dijital, TV, web gibi her türlü mecrada içerik üretiyoruz. Örneğin; geçen sezon Bloomberg HT’de ‘Enerji Dosyası’ bizim yaptığımız bir programdı. Yaklaşık beş ay, 20 bölüm kadar yayınlandı. Yani her türlü mecraya içerik üretebilecek güçte olduğunuzu mu söylüyorsunuz? Evet, mecralar üstünde iyi içerik üretmeye odaklanıyoruz. Ve bu içeriği, hangi kanalda sunulacaksa o kanalın ruhuna göre üretiyoruz. Başından beri bu felsefe ile ilerlediğimiz için bugüne kadar kurum dergisi çıkarmak isteyen epeyce şirket bize geldi. 2009 yılında SkyLife’i çıkarmaya başladık. O da bizde, seyahat, uçuş, uçak içi dergi diye konumlandırdığımız ayrı bir segment açtı. Ayrıca yaklaşık iki yıldır Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ile birlikte yurtdışındaki yatırımcılara Türkiye’deki fırsatları Türkiye’nin yapısını anlatan The Turkish Perspective adlı İngilizce dergiyi iki ayda bir çıkarıyoruz. Yakın zamanda bünyenize yeni yayınlar katacak mısınız? Evet, büyüme hamlemiz devam ediyor. En son Amerika’da Harvard Üniversitesi’nin iş dünyasına yönelik yayınladığı Harvard Bussines Review dergisi bünyemize katıldı. Dünyanın en önemli iş dünyası dergisinin Türkiye edisyonunun ilk sayısını Ekim ayı itibariyle yayınlayacağız. Dergi aylık olarak çıkacak. Derginin hem çok güçlü bir akademik altyapısı, hem de oldukça ra-

İSMMMO’NUN MİSYONU ÖNEMLİ İSMMMO’nun faaliyetleri hakkında düşünceleriniz neler? İş dünyasında sivil toplum kuruluşlarının çok önemli bir yer tuttuğunu düşünüyorum. Ancak Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının iş dünyasına ve politika yapıcılara olan etkisi konusunda henüz gidebileceği önemli bir mesafe olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla İSMMMO gibi kuruluşlar ve özellikle şirketlerin kalbinde, mutfağında faaliyet gösteren bir alana sahip, çok köklü yapılar bu konuda önemli bir misyon üstleniyor. İSMMMO’nun aktif bir yapıda olduğunu hem kendi alanını geliştirmeye hem de iş dünyasının bütününde bir algı ve bilinç oluşturmaya çalışan faaliyetler ortaya koyma çabasında olduğunu görüyorum.

GÜNDEMİN SESİ

her türlü mecrada içerik üretiyoruz” diyor. İleride gezi ve seyahat alanında bütünsel içerikli bir iş yapmak için eline fotoğraf makinesini alarak yollara düşmek isteyen Serdar Turan ile girişim hikayesini ve medyanın gidişatını konuştuk… İlk derginiz İnfomag, çizgisini bugüne kadar sürdürdü mü? İnfomag’da yeni ekonomi diye tabir ettiğimiz iş dünyasının iş yapma biçimlerine teknolojinin yansıması sonucu ortaya çıkan modeli işliyorduk. Müşteri ilişkileri yönetimi, mobil ticaret, e-ticaret gibi. Zaman içinde Amerika’daki bu trend tersine döndü, internet şirketleri büyük zararlar etmeye başladı. Dolayısıyla bu internet medyasına da yansıdı. Fakat iş yapma biçimlerine teknolojinin girmesi, verimliliğin artışı, maliyet tasarrufu gibi beklentiler hiçbir zaman bitmedi. Bu nedenle biz aslında iyi bir noktadan iş dünyası dergiciliğine giriş yaptığımızı fark ettik. Ama sonuçta dergi ‘niş’ bir alanda kaldığı için çok fazla yol alamıyordu. Biz de dergiyi dönüştürmeye karar verdik. Bir iki yıl sonra dergiyi iş dünyasına yönelik bir dergi olarak konumlandırdık. Diğer dergiler ne zaman ve nasıl yayın hayatına girdi? Bu süreçte bir tek aylık dergiye sahip olmak bize yeterli gelmemeye başladı. İş dünyasında her gün yeni değişimler olduğu için biraz daha sıcak haberciliğin içinde yer almak istedik. Bu nedenle haftalık dergi formatını da uluslararası standartlarda portföye eklemeye karar verdik. Araştırdık, BusinessWeek’in bu alanda dünyada en iyi dergi olduğuna karar verdik. 2005 yılının Kasım ayında ilk haftalık dergimizi yapmaya başladık. Kısa bir sürede bizim yaptığımız Türkiye edisyonu diğer edisyonlarla yarışır hale geldi. Dergiyi iki yıl önce Bloomberg satın aldı ve ismi Bloomberg Bussinesweek olarak değişti. 2009 yılında da portföyümüze Guinness Rekorlar Kitabı’nı ekledik. Biz hep fazla sayıda dergiye, yayına sahip olmak yerine güçlü etkili az sayıda dergiy-

İSMMMO YAŞAM  21


GÜNDEMİN SESİ

GELECEK TABLETTE Sizce tablet ve internet mecrası diğer mecraların önüne geçer mi? İnternet gazeteciliği ticari olarak beklenen noktaya gelmedi. İnternet hiçbir zaman basılı mecraya rakip olamadı. Çünkü daha fazla içerik tamam bu çok önemli ama sonuçta bir şey okumak bir deneyim. Belki içeriği sunma biçimi değil ama içeriği tüketme alışkanlığı açısından internet, basılı mecrayı yakalayamadı. O yüzden de çok büyük bir çıkış olmadı. Ama şimdi tablette durum biraz daha farklı. Tablet ‘geriye yaslanma’ dediğimiz okuma biçimine daha yakın. Üstelik de içinde hem internette olan her şey hem de dijitalin getirdiği her türlü zenginlik var. Bu yüzden tableti önemsiyorum. Bu kırılımı hızlandıracak ve koparacak faktörün tablet tarafında olacağını düşünüyorum.

22  İSMMMO YAŞAM

hat okunabilen ve rahat tüketilebilen bir içeriği var. İçeriğin akademik makalelerde olduğu gibi ağır ağdalı bir tarzı yok. Aslında bu yayın, iş dünyası ve yönetim bilimi ile ilgili yeni fikirler, yeni yaklaşımlar, bunların dünyada hayata geçmiş, başarıya kavuşmuş örnekleri, modelleri üzerine kurulu, vizyon verici, fikir açıcı bir kaynak. Siz kendinizi gazeteci olarak mı, girişimci olarak mı görüyorsunuz? Aslında biz girişimci bir ekibiz. Bu işi kurduğumuzda ben 24 yaşındaydım. 13 yıldır hep kendi işimde çalışıyorum, başka bir yerde çalışmadım. Girişimci gazeteci tabirini kullanabiliriz. Yola çıktığınız arkadaşlarınızdan ayrılmak isteyen, fikri değişen olmadı mı? Yola çıktığımız dört kişi ile yolumuza devam ediyoruz. Hiçbir zaman aramızda bir çıkar çatışması olmadı. Bir arkadaşımız finansın, bir arkadaşımız iş geliştirmenin, bir arkadaşımız genel yönetim ve reklamın, ben de içeriğin başındayım. Aramızda sorun çıkmıyor çünkü birbirimizin alanlarına karışmıyoruz, herkes alanında, kendi bildiğini yapıyor. Dolayısıyla Türkiye’deki medyada zaman zaman dile getirilen etik kaygılar, objektiflikle ilgili sıkıntılar bizde yaşanmıyor. Bence biz bu çizgimizden dolayı büyük grupların domine ettiği medyada büyü-

yerek kalmayı başarabiliyoruz. Yani siz etik bir duruş ve objektif bir yaklaşım sergilediğinizde, sadece içerik peşinde koştuğunuzda, bu hem okuyucunuz hem de diğer paydaşlarınızın takdirini kazanıyorsunuz. Türkiye gibi bir ülkede medyada etik duruş para kazandırıyor mu? Eğer siz çevik bir şirketseniz, hızlı karar alabiliyor, bunu hızlı hayata geçirebiliyor ve bu kararları kaliteli ürüne dönüştürebiliyorsanız kazandırıyor. Bu yüzden biz az sayıda ama güçlü bir portföyle gitmeye çalıştık. Şu an toplamda 15’in üzerinde yayın çıkarıyoruz ama istesek 30 tane dergi de çıkarabiliriz. Bunun için gerekli ekibe sahibiz, yaklaşık 80 kişilik kadromuzun yarısından biraz fazlası içerik operasyonuna dahil. Bu noktada medyada fark yarattığınızı mı düşünüyorsunuz? Evet klasik medya anlayışından daha hızlı, daha atak, çevik, yaratıcı, uluslararası alanı takip eden ve oradaki gelişmeleri buraya entegre edebilen bir felsefe benimsemeye çalıştık. Bundan başka da çaremiz yoktu, çünkü ölçek olarak diğer medya kuruluşları ile mücadele etmek kolay bir iş değil. Ekonomi gazeteciliğinde reklamın ha-

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

HAFTA SONLARINI AİLEMLE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORUM İş temponuzdan dolayı özel hayatınıza, ailenize vakit ayırabiliyor musunuz? Hafta sonları izin yapmaya, makul saatlerde ailemle zaman geçirmeye çalışıyorum. İşin temposu gereği hayatım böyle. Ancak kafanın sürekli işte olduğu durumda bir süre sonra performansınız yavaş yavaş düşebiliyor. O yüzden olabildiğince farklı alanlara yönelmeye, spor yapmaya gayret ediyorum, tenis oynamaya çalışıyorum. Ailemle özellikle de altı yaşındaki kızımla zaman geçirmeyi çok seviyorum. Eşimin de gazeteci olması benim için her zaman bir avantaj oluyor.

önemli. Çünkü hiçbir zaman içerik sağlamak ortadan kalkmayacak. Ayrıca dünyada çok kısa vadede gazete gibi basılı mecraların öleceğini de düşünmüyorum. Birkaç jenerasyon sonra belki… Dergicilikte de bugün yorum temelli olmak ve iyi bir karma sunabilmek çok önemli. Bu oldukça endüstrinin dijital tarafının gelişmesi haberin artması bizim işimize geliyor. Türkiye ekonomisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gazetecilikte hikaye çok önemli. Ülke olarak hem bölgesel hem de uluslararası bazda hikayelerimizin olması lazım. Son yıllarda yaşanan ekonomideki büyüme hikayemiz gibi. Türkiye’nin hiç hız kesmeden sürekli böyle hikayeler oluşturması ve uluslararası platformlarda iletişimini yapması gerekiyor. Eko-

nomimizin büyümesi son derece önemli fakat yapısal alışkanlıklarımızın değişmesi için uzun vadeli planlar yapmamız lazım. Türkiye’nin yapısal olarak bazı sorunlarının farkına vardığını ve bunları değiştirmek için bir şeyler yapma isteğinde olduğunu düşünüyorum ama sorun şu ki bu bir anda olmuyor. Bu iş dışında yapmak istediğiniz başka şeyler var mı? Profesyonel olarak değil ama hem keyif aldığım hem de boşluk olduğunu düşündüğüm için gezi, seyahat tarafında katma değerli bütünsel iş yapan biri olmak isterim. Hem iyi bir fotoğraf, hem iyi bir yazı ile hem de diğer medya unsurlarıyla desteklenmiş gezi içeriği oluşturmak isterim. Türkiye’de hatta dünyada bu alanda boşluk olduğunu düşünüyorum.

GÜNDEMİN SESİ

berin önüne geçtiği eleştirisi var. Siz bunu yapmadınız mı? Hayır, yapmadık, bu konuda iddialıyız. Bu bir süre dayanmanızı gerektiriyor. Yani bu felsefeyi uygulayacaksanız bir süre iş yapış biçiminizi korumanız ve dayanmanız gerekiyor. Biz dayandık, yeri geldi bu yöndeki fırsatları kullanmadık. Piyasada hiç çalışmayan, patron gazetecisiniz. Gazeteci ve patron kimliğinizi nasıl ayrıştırıyorsunuz? Aslında ben kendimi hep gazeteci tarafında konumlandırdım. Evet bu şirketin kuruluşundan beri varım ama hiçbir zaman patronaj tarafında bulunmadım. Diğer arkadaşlarım bu görevi aldılar ve çok başarılı şekilde yaptılar. Ben mutfakta olmayı, yazı yazmayı, okumayı severek yapan biriyim. Bundan da çok keyif alıyorum. Bu beni güncel tutuyor. Genç ekiplerle çalışmayı seviyoruz, şirketimizin yaş ortalaması 30’un altında. Neden genç ekiple çalışmayı seviyorsunuz? Piyasada genellikle yaşı 30-40’ın üstünde çalışan gazeteciler tercih edilmiyor mu? Aslında piyasanın genelinin dışında biz tamamen aksi yönde hareket ediyoruz. Yetenekli iş gücünü çekemeyen sektörümüzde biz de bu sıkıntıyı çektiğimiz için Bloomberg’i çıkardığımız günden bugüne hep eleman yetiştirmeye çalıştık. Artık içerik sadece ‘ben bunu word’e yazdım sisteme attım’ yaklaşımından çok daha farklı bir boyuta geldi. Ancak sektörde uluslararası boyutta bir habere yaklaşan, bunu süsleyen yazan kişi sayısı çok fazla değil. Artık bir gazetecinin bir haberi yazarken birkaç açıdan düşünmesi gerekiyor. ‘Ben bunu gazeteye, dergiye, web’e, tablete göre nasıl yazmalıyım, nasıl süslemeliyim, hangi fotoğrafı koymalıyım’ diye düşünmesi, teknolojiye yatkın, gazetecilik konusunda heyecanlı olması gerekiyor. Bunun için biz böyle arkadaşları yetiştirmeye çalışıyoruz. O yüzden ben gençlerle çalışmayı seviyorum. Ama aramızda Ruhi Sanyer gibi yaşı 40’ların üzerinde deneyimli gazeteciler de var. Sizce Türkiye ve dünyada gazetecilik nereye gidiyor, dergicilik nasıl bir seyir izliyor? Biraz önce bahsettiğim gibi mecra bazlı düşündüğümüz an girdabın içine düşeriz. Yani dergi, TV, gazete, web, tablet gibi mecra bazlı düşünmekten kurtulup içerik sağlayıcı olarak konumlanmak bu noktada çok

İSMMMO YAŞAM  23


Ürün ve hizmet satışının internet yoluyla yapılmasını sağlayan elektronik ticaret günümüzün yeni alışveriş çılgınlığı oldu. Zamansızlık, yoğun çalışma, şehir trafiği pek çok insanı bu alışverişe yönlendiriyor. Artık kozmetikten kitaba, çiçekten gıdaya kadar birçok ürün bir ‘tık’ ile kapıya geliyor. Daha çok gençlerin tercih ettiği e-ticaret, her geçen gün artan hacmiyle internet girişimcilerini de zengin ediyor.

E-ticareti çok sevdik DOSYA

AYŞEGÜL EMİR

Bilgisayarın başına oturuyorsunuz, birkaç klavye ve fare hareketiyle beyaz eşyadan gıdaya her ihtiyacınızı satın alıyorsunuz… Çarşı pazar dolaşmak yok, yorulmak yok, kuyruk beklemek yok. İnternetin gelişimine paralel olarak elektronik ticaret daha yaygın deyimiyle eticaret bu rahatlığı sağlıyor. Mekan ve zamandan bağımsız alışveriş imkanı sunuyor. Kozmetik, aksesuvar, teknoloji, kitap, çiçek, gıda gibi birçok ürün bir internet bağlantısı sayesinde her

24  İSMMMO YAŞAM

yerden sipariş edilerek kapıya kadar geliyor. Zamansızlık, yoğun çalışma, şehir trafiği pek çok insanı bu alışverişe yönlendiriyor. Online alışveriş modern insan için bir hayat biçimi haline geldi adeta. Zaten artık internetten alışveriş yapmasa da satın alma yapmadan önce alacağı ürünle ilgili internette araştırma yapmayan insan sayısı yok denecek kadar az. Artık iyice yaygınlaşan e-ticaret hemen her alanda ve sektörde de kullanılır oldu. Güven sorununun da aşılmasıyla internetten yat, takı, pırlanta, gitar teli gibi ilginç ürünler bile satılmaya başladı. Şu sı-

ralar ise fırsat ve indirim siteleri çılgınlığı yaşanıyor. E-ticarette limitler artarken sektörün de büyüklüğü 22 milyar dolar gibi rakamlara ulaşıyor.

AMERİKA’DA BAŞLADI

E-ticaret, ürün ya da hizmet satışının bilgisayar üzerinden yapılmasına deniyor. En kısa şekilde de ticaretin elektronik ortama dönüşmesi olarak tanımlanıyor. Aslında tarihi de çok eskiye gitmiyor. 15-17 yıllık bir geçmişi olmasına karşın çok büyük bir sektör haline gelmiş

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


durumda. Tarihine baktığımızda e-ticaret kavramının 1980’li yılların ikinci yarısında ortaya çıktığını görüyoruz. Pek çok şeyde olduğu gibi ilk gelişimi Amerika’da gerçekleşiyor. İlk defa 1994’te Amazon.com adlı web sitesinde kitap satışıyla başlıyor. Bu satışın ardından aynı yıl içinde ilk defa e-posta yoluyla pazarlama ve reklam keşfedilmiş. 1995’te ise diğer internet devi Yahoo da arama motoru olarak işlev görmeye başlamış. Yine aynı yıl içerisinde eBay adlı alışveriş sitesinde ilk sanal müzayede düzenlendi. Türkiye’de ise e-ticaret internetin ülkemizde kullanılmaya başlamasından kısa bir süre sonra başladı. Bu da benzer tarihlere denk geliyor.

22 MİLYAR TL’LİK HACİM

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

GENÇLERİN ALIŞVERİŞİ

E-ticarette en büyük alıcı kitlesi ise yeni nesil. Gençler belli bir yaşın üzerindekilere göre daha fazla internetten alışveriş yapıyor. Türkiye’de genç nüfusun çokluğu ise bu ticaretteki potansiyeli gösteriyor. Orhun, “Genç nüfus internetten ticareti seviyor ve buna çok alıştı. Ancak bununla sınırlamamak lazım. Elektronik ticareti her profilden kişiler kullanıyor. Gün içinde ev kadınları araştırmalarını yapıyor ve akşamları eşleri ile birlikte bilgisayarlarının karşısında alışverişlerini yapıyor. Bundan 10 yıl önce hacim olarak imkansız denilen büyüklükte beyaz eşya satışları, giyim satışları bu artışı destekleyen unsurlar” diyor. Yaşam tarzındaki değişim de internetten ticareti artırıyor. Hakan Orhun, “E-ticaret sitelerindeki gelişmeler, yeni eticaret siteleri, yeni e-ticaret iş modelleri, hayatın daha da hızlanması, zamanın daha da değerli olması diye sayabileceğim birçok faktör de sektörün hızla büyümesini sağlıyor” tespitinde bulunuyor.

EN ÇOK NE ALINIYOR?

Elektronik ticaret internetin kullanım sıklığına paralel olarak büyükşehirlerde daha yaygın olarak kullanılıyor. ETİD verilerine göre yüzde 48’lik oranla Marmara Bölgesi e-ticareti en yoğun kullanan bölge olurken, onu yüzde 16 ile İç Anadolu ve yüzde 13 ile Ege izliyor. İl bazında bakıldığında ise en çok alışveriş yapılan illerin İstanbul, Ankara ve İzmir olduğu görülüyor. Bu üç ili Bursa, Antalya ve Kocaeli izliyor.

SANAL ALIŞVERİŞİN AVANTAJLARI  Zaman kazandırır, mağaza mağaza gezmek zorunda kalmazsınız.  Bir ürünün istenildiği kadar incelenmesini sağlar.  Diğer ürünlerle kıyaslama yapılmasını sağlar.  Klasik mağazalara göre daha avantajlı fiyatlar bulunabilir.  Trafik derdi ve park sorunu yaşamazsınız.  Satın alacağınız ürünle ilgili diğer tüketicilerinin yorumlarını görebilirsiniz.  Kredi kartının kopyalanma ihtimali gerçek hayattakinden fazla değildir.  Tasarruf ettirir.  Her ürünle ilgili satın almadan önce bilgi sahibi olunmasını sağlar.  Ulaşım maliyetlerini düşürür.  Ödeme kuyruğunda bekleme, paket taşıma sorunlarını ortadan kaldırır.  Düzenlenen kampanya, promosyon ve indirimlerden hızlı haberdar olunmasını sağlar.

DOSYA

Türkiye’de elektronik ticarette hızlı bir gelişim yaşanıyor. E-ticaret için kurulan özel siteler yanında büyük firmalar kendi sitelerinde de elektronik ticaret yapıyor. Sektörün derneği de kurulmuş. Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkanı Hakan Orhun, son verilere göre 2011’de yurtiçi ve yurtdışında gerçekleştirilen toplam e-ticaret hacminin 22 milyar TL’ye ulaştığı bilgisini veriyor. Bu rakam bir önceki yıla göre değerlendirildiğinde yaklaşık yüzde 57 oranında büyüme yaşandığını gösteriyor. Orhun, gerçekleşen işlem adedinde ise yüzde 40’lık bir artış bulunduğunu dile getiriyor: “2005 yılında 76 TL olan bir kişinin harcamış olduğu ortalama alışveriş tutarı, 2011’de 182 TL’ye yükseldi. Tüm rakamlar, e-ticaretin her yıl yüzde 50’ye yakın bir büyüme ile artışını devam ettirdiğini gösteriyor. Ancak bu rakamlar telekom, havayolları, sigorta şirketlerinin verilerini de kapsıyor. Biz ETİD olarak 2011 yılı için internet üzerinden ürün satışı yapan sitelerin 22 milyar TL olarak gerçekleşen e-ticaret sektöründen yaklaşık 4 milyar TL gibi bir

pay aldığını düşünüyoruz. 2012 beklentimiz yüzde 50’nin üzerinde, hatta yüzde yüze yakın bir büyüme. 2011 Aralık ve 2012 Ocak arasındaki adetsel olarak yüzde 10’un üzerinde bir artış bize çok büyük bir moral verdi.”

İSMMMO YAŞAM  25


DOSYA

FIRSAT SİTESİ ÇILGINLIĞI!

‘Yüzde 50 indirimli tatil kazandınız’, ‘Bu fırsat sizin için’ gibi mesajlarla fırsat siteleriyle tanıştık. Son dönemde bir çılgınlık haline gelen ve private shopping (özel alışveriş) siteleri de denen bu siteler online alışverişin yeni fenomenleri. Grupanya, Markafoni, Limango, Yakalo.co gibi onlarca fırsat sitesi günlük yaşamda akla gelmeyen fırsatları uygun fiyatla sunuyor. Eğlence mekanlarından güzellik merkezlerine, giyim kuşamdan sosyal aktivitelere kadar pek çok hizmete indirimlerle sahip olunmasını sağlıyorlar. Neredeyse her gün bir tane kuruluyor. Sektörde küçülme olacağı söylentileri çıksa da indirimlerle insanların yaşamlarını değiştiriyorlar. Türkiye’de 70 civarında olduğu tahmin edilen fırsat sitelerinin dünya çapında 1 milyar dolar olarak tahmin edilen iş hacimleri var. Fırsatları yakalayabilmek için sistemlere üye olmak gerekiyor. Fırsatlar elektronik posta ve telefon mesajları yoluyla duyuruluyor. Private shopping de önde gelen sitelerden olan Daybuyday.com’un Genel Müdürü Çiğdem Toraman, sektörde sıkı rekabet olduğunu belirterek, “Sektör müşteri ihtiyaçlarına göre dönüşecek. Herkes değişecek ve gelişecek. Türkiye’de elektronik ticaretin bu yılı 22 milyar dolarla kapatmasını bekliyoruz” diyor. İnternetten satın almada fiyatın hâlâ önemli bir parametre olduğunu ama bunu ürün nedeniyle tercihe kaydırmaya çalıştıklarını dile getiren Toraman, şunları söylüyor: “Kadın, erkek, çocuk, ev ve elektroniği gibi çeşitli kategori ürünleri satıyoruz. Beyaz eşya ve mobilya da bu ağa girecek. Ürün segmenti talebe göre genişleyecek. İnternetteki kampanyalar markaların satışını etkilemiyor. Bir marka sezona yeni girdiğinde biz ürününü koymuyoruz. Marka indirime girmek üzereyken kampanyaya koyuyoruz. Marka kendi dağıtım kanalında sorun olmayacak şekilde organizasyonu yapıyor. Her markanın interneti yeni bir mağaza olarak görmesi gerekir. İstanbul dışındaki birinin Beyoğlu’ndaki ürüne ulaşma şansı yok. Bizler iyi markaları aslında daha çok İstanbul dışına satıyoruz. Çünkü onların bu markalara ulaşama şansı yok. Zaman ve mekandan da tasarruf ettiriyoruz. İnternetten alışveriş ekonomi de yaratıyor. Firmalar private shopping için özel koleksiyon bile üretiyor.”

26  İSMMMO YAŞAM

Peki, internetten daha çok ne tür ürünleri en çok alıyoruz? Elektronik ve giyim başı çekiyor. Ama alternatif çok arttı artık herkes her aklına geleni alabiliyor. Orhun’a göre artan güven ve yeni sağlanan avantajlarla web sitelerinin satışları artıyor. Genel satış dışında belirli alanlarda uzmanlaşan siteler de çoğalıyor. Sadece gitar teli veya papyon gibi tek bir ürün grubunu satan internet mağazaları karşımıza çıkıyor. Türkiye’de yıllarca e-ticaretin önündeki en önemli engel güven sorunu oldu. Pek çok insan kredi kartını internette kullanmayı güvenli bulmuyordu. Ancak yıllar geçtikçe bu güven oturdu ve sektörün büyümesi hızlandı. Hakan Orhun, bu konuda şunları söylüyor: “Derneğimizin ve sektörün çabaları ve yasal düzenlemelerle birlikte bu konunun yaklaşık iki yıl içinde tamamen gündemden kalkacağını rahatlıkla ifade edebilirim. Bu sektör tüketici haklarının en üst düzeyde korunduğu bir sektör. Yasal olarak zaten müşteri hakları e-ticarette birçok ülkenin de ilerisinde. Bizler zaten bunları kusursuz uyguluyoruz. Örneğin, yasa gereği, satın alınan ürünün 7 gün içinde koşulsuz iade hakkı var. Bunun dışında birçok sitede müşteri odaklı ek uygulamalar da mevcut.” Sektörün en büyük alışveriş sitesi ise Hepsiburada.com. Genel müdürü Aytuğ İğneli, verdiği röportajda tüketici davranışının değiştiğini, rahatlığı ve kolaylığı nedeniyle alışverişin internete kaydığını vurguluyor. İğneli, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Geleceği çok parlak bir sektör. İnternette konfor, aynı anda yüzlerce ürün ve fiyatı arayıp karşılaştırma rahatlığı var. Ürünle ilgili her türlü bilgiye rahatça ulaşılabiliyor. İnternetin olduğu her yerden sipariş alıyoruz. Anadolu'dan da ciddi talep var. Özellikle küçük şehirlerde her marka yok. Onlara o konforu götürüyoruz.”

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


GÜVENLİ ALIŞVERİŞ İÇİN ALTIN KURAL

Sanal alışverişte dikkat edilmesi gerekenler bulunuyor. Güvenlik bunların başında geliyor. Siber güvenlik uzmanı Kaspersky Lab Analisti Andrey Kostinonline alışverişte güvenliği sağlamak için herkesin dikkat etmesi gereken altı noktayı açıkladı. 1-Mutlaka sanal kart kullanın: Online alışveriş yaparken sadece online işlemler için ayrı bir sanal kart çıkartılması ve hesabın her alışverişten hemen önce doldurulması dolandırıcılık tehlikelerine karşı alınabilecek önlemlerin başında geliyor. 2- Sahte sitelerdeki çalışmayan bağlantılara dikkat: Sahte web siteleri çalışmayan bağlantılara ve çalışmayan ya da hata mesajı veren sekme ve sayfalara sahip olabilir. Eğer bir online mağazanın güvenilirliği hakkında şüphe varsa bir internet araştırması mağazanın iletişim detayları, banka detayları ve daha fazlası ile ilgili bilgi verebilir. 3. Adres ‘Https’ ile başlamıyorsa ödeme yapmayın: Ödeme yapmadan önce kullanıcıların ilk bakması gereken nokta, ‘Http’nin yanı sıra adres çubuğundaki ‘s’ harfidir. Ek olarak, eğer bir web sitesi bir güvenilirlik sertifikasına sahipse, adres çubuğunda ya da tarayıcı durum çubuğunda küçük bir kilit işareti de vardır. 4. Güvenilir ödeme sistemlerini tercih edin: Alışveriş yapanlar genelde PayPal, online ödeme sistemi, WebMoney gibi mağazanın kendi ödeme formu dışında başka bir sistemle ödeme gibi seçeneklere sahiptir. 5. Ortak bilgisayarları tercih etmeyin: Verilerin açığa çıkartılma riski ortak bir bilgisayar kullanırken, banka kartları ile alışveriş yaparken veya güvenliksiz ve herkese açık bir kablosuz internet ağına bağlıyken daha yüksektir. 6. Zor bir şifre seçin: Çözülmesi zor şifre seçin. Gizli bilgi için sanal klavye kullanın. Online bankacılık işlemleri yaparken, çoğu antivirüs çözümünde kullanılan bir site eleme sistemi kullanabilir ve gizli bilgilerinizin çalınma riskini en aza indirebilirsiniz.

Altın çağını yaşayan e-ticaret girişimcilerini de zengin ediyor. Bu iş modelinde firmalar operasyon ve stok maliyetleri çok daha az olduğu için işe sanal mağazalarla başlıyor. Bu yolla işe başlama maliyetlerinden kurtulan firmalar, ürünlerini çok daha uygun fiyatlara sunarak yüksek satış rakamlarına ulaşıyor ve çok hızlı büyüme sağlıyor. İşin büyüklüğü belli bir noktaya ulaşınca da e-mağazaların dışında gerçek mağazalar açarak büyüme hızını artırıyorlar. Fiziki mağazalarla müşterilerin ürünleri birebir görüp deneyerek almaları sağlanıyor. Dünyada e-ticaretin büyümesiyle farklı sektörlerde birçok girişimci bu modeli tercih ediyor. Özellikle başlangıç sermayesi bulmakta sıkıntı çekenler ilk bu yöntemi deniyor. Türkiye’de de kısa sürede popüler olan e-ticaret ve fırsat siteleri milyar dolarlık yeni bir pazar yarattı. Üye sayıları milyonları aşan siteler, yabancı yatırımcıların da ilgi odağında. İşe 250-300 bin dolarla başlayıp bugün 6 milyon dolarlık yatırım yapan firmalar var. internetretailer.com Avrupa’nın en büyük 300 e-ticaret firması sıralamasını açıkladı. 2010 yılı rakamlarına göre bunlar arasında yer alan en yüksek cirolu Türk e-ticaret firmaları şöyle:  Hepsiburada.com  Markafoni.com  Teknosa.com  Hizlial.com  Trendyol.com  Gold.com.tr  Vatanbilgisayar.com  Ciceksepeti.com  Ereyon.com.tr  Pabbuc.com  Vimjo.com  Kitapyurdu.com  Bonnyfood.com

DOSYA

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

GİRİŞİMCİLERİ ZENGİN EDİYOR

İSMMMO YAŞAM  27


Tam bir caz tutkunu

Salim Zaimoğlu, 35 yıldır dinleyici olarak cazla ilgileniyor. Ama bununla da kalmıyor. Caz dergilerine yazılar yazıyor, radyo programlarına katılıyor, zaman zaman klasik müzik yarışmalarında jüride de görev alıyor. Müzik tutkunu Zaimoğlu’nun bir başka hobisi de Türkçe tangolar.

RENKLİ YAŞAM

GAYE DELEN Caz veya İngilizcesiyle Jazz… Kökeni Afrika olan ama Amerika’da gelişen ritimli bir müzik türü. Bütün dünyada seviliyor. Türkiye’de de tutkunları çok. Meslek mensubu Salim Zaimoğlu da bu tutkunlardan biri. 35 yıldır cazla dinleyici olarak birebir ilgileniyor. Onu her türlü caz etkinliğinde görmek mümkün. Caz dergilerine yazılar yazıyor, radyo programlarına katılıyor, zaman zaman klasik müzik yarışmalarında jüride de görev alıyor. Zaimoğlu, aslen Artvinli olsa da 1962’de Erzurum’da doğdu. Babasının görevi nedeniyle

28  İSMMMO YAŞAM

ilk ve orta öğrenimini çeşitli illerde tamamladı. 1985 yılında da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Şu anda kurumsal bir firmada mali işler müdürü olarak görev yapıyor. Zaimoğlu, caz merakının, İstanbul’da Haydarpaşa Lisesi’nde okurken başladığını söylüyor. Okulda klasik müzik korosuna katılmış. Bu alanda eğitim almak ve konservatuara gitmek istemiş ama o zamanın şartlarında İktisat okumayı tercih etmiş. Ama konservatuvar hep içinde ukte olarak kalmış. Zaimoğlu, “Müzik eğitimi alamasam da yıllardır cazdan hiç kopmadım. İş dışındaki vakitlerimde hep ilgilendim. Genelde dinleyici olsam da ar-

kadaşlar arasında aryalar söylediğimiz olur. Kızım müzikle ilgili, piyano çalıyor. Evde çoğu zaman kızım çalar, ben söylerim” diyor. Caza ilgisini daha da ileri götüren Zaimoğlu, şu aralar trompet dersleri de almaya başlamış.

ANLATIYOR, YAZIYOR

Cazla ilgili pek çok radyo programına da konuk olduğundan bahsediyor Salim Zaimoğlu. Cazkolik adlı internet radyosu- dergisinin de daimi yazarı. Bu yöndeki çalışmalarını ise şöyle anlatıyor: “Cazkolik’ten önce çok sayıda radyo programına konuk oldum. Özellikle NTV Radyo’daki ‘Evde Çalamadıklarım’da

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


ÜNİVERSİTEDE DERS VERİYOR DOKTORA YAPACAK programın yapımcısı Tunçel Gülsoy’un konuğu oldum. Klasik ve caz müziğini mukayeseli olarak anlattım. Cazla ilgili sohbetler yaptık. Tunçel Gülsoy, Cazkolik radyosuna geçince orada yazmaya ve programlarına konuk olmaya başladım. Yazılarımda; Vivaldi’nin dört mevsiminden, Mozart’ın 20 ve 23 numaralı piyano konçertolarına, Carmen Operası’nın caz yorumlarına yer verdim.” Zaimoğlu, Türkiye’deki tek klasik müzik dergisi olan Andante’ye de yazmayı hedefliyor. Bu derginin her yıl düzenlediği geleneksel hale gelen ‘Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’ jürisinde son iki yıl yer almış. Yine geçen yıl ‘Aujourd’hui la Turquie’ adlı; yurtiçinde İstanbul, Ankara ve İzmir, yurt dışında Paris, Geneve, Bruxelles ve Montreal ‘de çıkan gazetede müzik yazıları kaleme almış. Gazete Fransızca yayınlanıyor, internette Türkçe ve Fransızca olarak da okumak mümkün.

Mali İşler Müdürü Salim Zaimoğlu, kendini devamlı geliştiren her alanda üretimi olan meslek mensuplarından. Müzik tutkusu yanında eğitim alanında da kendini geliştiriyor. Bir vakıf üniversitesinde bir yıldan fazla bir süredir şirketinden aldığı izinle iç denetim, denetim, mali işler ve muhasebe konularında ders veriyor. Bundan

Caz’ın; yoğun, temposu bir hayli yüksek hayattan kaçışı, özgürlüğe kaçışı simgelediğini belirtiyor. O, cazın Türkiye’deki gelişimini de olumlu buluyor. Modern cazda doğaçlama yorum yapan başarılı gençler olduğundan söz ediyor. Türkiye’de beğendiği caz sanatçılarını, caz gitaristi Sıtkı Sırtanadolu, klavyeli çalgılarda Cem Kaprol, gitarda Cenk Erdoğan, Bilal Karaman olarak sıralıyor. Ustalardan Neşet Ruacan, rahmetli Nükhet Ruacan ve usta trompetçi İmer Demirer’i de anmadan edemiyor. Dünyada ise Ella Fitzgerald, Louis Armstrong, Bill Evans ve Al Jarreau da en çok dinlediği ustalar arasında.

Cazkolik Radyo

NTV Radyo

TÜRKÇE TANGO MERAKLISI

Müzik tutkunu Zaimoğlu, mali müşavirlik- muhasebe mesleğinin yoğun bir iş olduğunu ve müzik gibi hobilerle çalışanların rahatlama alanı bulabildiğini belirtiyor. ‘Neden caz?’ sorumuza da şu yanıtı veriyor: “Caz özgürlüğün müziği. Doğaçlama yapılabiliyor. Diğer türler gibi standart parçalarla sınırlı kalmayıp, caz standartlarını adeta yeniden örebilmek mümkün…”

TRT3

RENKLİ YAŞAM

Müzik tutkunu Zaimoğlu’nun bir başka hobisi de Türkçe tangolar. Bu hobisini de şöyle anlatıyor: “Sayın Neşet Topaloğlu’nun hazırlayıp sunduğu ‘Tango’nun Büyüsü’ programına birkaç kez konuk oldum. Türkçe tangolara tutkuluyum. Bu merakım nedeniyle bu alanı canlı tutmak için çabalıyorum. Meraklıların ilgisi hariç, Türkçe tangolar unutuldu gibi. Caz ve Türkçe tangolar yanında sıkı bir klasik müzik dinleyicisiyim.” Tam bir caz ve klasik müzik tutkunu olan Salim Zaimoğlu’nun eşi de finansçı. Ama onun klasik müziğe değil, Türk sanat müziğine ilgi duyduğunu söylüyor. Ama kızına daha küçük yaştan itibaren müzik sevgisini aşılamış. 19 yaşında olan ve üniversiteye girmeye hazırlanan kızının çok güzel piyano çaldığını söylerken gözleri parlıyor.

‘CAZ ÖZGÜRLÜKTÜR’

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

sonraki hedefi ise denetim alanında doktora yapmak. ‘Ömrümden uzun ideallerim var’ sözünü çok beğenen Zaimoğlu, hayatını adeta böyle yaşıyor. Onun bir başka merakı ise seyahat ve diller. Fırsat buldukça seyahat eden Salim Zaimoğlu, Yunan ( Greek) ve İtalyanca dillerini öğrenmek için de kursa devam etmeyi planlıyor.

İSMMMO YAŞAM  29


ABD’nin siyasal İslam’la dansını yazdı

Çok yönlü ve çok ödüllü bir isim Prof. Dr. Emre Kongar… Pek çok unvanı var ama o kendini tam olarak bir akademisyen ve bir toplumbilim öğrencisi olarak görüyor. Kongar, şimdi de yeni kitabıyla gündemde. Son kitabı ‘ABD’nin Siyasal İslam’la Dansı’nda; dünyanın süper gücü ABD’nin, Ortadoğu politikasını mercek altına alıyor.

YAŞAM’IN PORTRESİ

SEHER KARATAŞ

30  İSMMMO YAŞAM

Onun ne unvanları yok ki… Yazar, toplumbilimci, sosyolog, akademisyen, gazeteci, siyaset bilimci… Pek çok işi aynı anda yapabilen duayen bir isim. Ama o kendini tam olarak bir akademisyen ve bir toplumbilim öğrencisi olarak görüyor. Halen Cumhuriyet gazetesinde ‘Aydınlanma’ adlı köşesinde siyaset, ‘Medya Notu’ köşesinde kitle iletişim araçları konularında haftalık makaleler yazıyor. Prof. Dr. Emre Kongar’dan söz ediyoruz. 1941, İstanbul doğumlu. 1963’te Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. Çok yönlü ve çok ödüllü bir isim. Uzun süre televizyonlardaki tarih, siyaset ve tartışma programlarında karşımıza çıkan Kongar, şimdi de yeni kitabıyla gündemde. Son kitabı ‘ABD’nin Siyasal İslam’la Dansı’nda; dünyanın süper gücü ABD’nin, Ortadoğu politikasını mercek altına alıyor. Bu politikayı oluştururken İslami örgütlerle içine girdiği yakınlaşmayı masaya yatırıyor. ABD’nin, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya müdahalesinde esas olarak İsrail’in güvenliğini sağlamayı amaçladığını yazıyor. Bölgeye, Arap ülkeleri arasında bağımsız bir Kürdistan yaratmak,

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

ÇOK SAYIDA ÖDÜLLÜ KİTABI VAR Akademisyen, yazar Emre Kongar’ın, sosyal bilimler ve kültür alanında otuzdan fazla kitabı bulunuyor. Çok sayıda ödüllü kitabı var. ‘Türkiye’nin Toplumsal Yapısı’ adlı kitabı ile 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü’nü aldı. ‘Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği’ kitabıyla 1979’ta Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü’nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabı ile 1998 Aydın Doğan Sosyal ve Beşeri Bilimler Ödülü’nü kazandı. Kongar, 1998’te Nokta dergisi tarafından sosyal bilimler alanında ‘Doruktakiler’ ödülüne layık görüldü. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından verilen ‘Yılın İletişimcisi’ ödülünü Sosyal Bilimler alanında kazandı. 2001 yılında ‘Kızlarıma Mektuplar’ adlı kitabı ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ‘Zirvedekiler 2001 En Beğenilen Kitap’ ödülünü aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri tarafından ‘Babam, Oğlum, Torunum’ adlı kitabıyla 2003 yılının en beğenilen yazarı oldu. Milliyet gazetesinin Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü ve Haldun Taner Öykü ödülü jürilerinde görev yaptı. Bilimsel ve deneme türü yüzü aşkın makalesi de bulunan Kongar, bilimsel çalışmalarının ve deneme kitaplarının yanında, 1990 yılının en çok satan kitapları arasına giren ‘Hocaefendi’nin Sandukası’ adlı bir de roman yazdı. Müsteşarlık dönemi anılarını da ‘Ben Müsteşarken’ adı ile kitaplaştırdı. ‘21.Yüzyılda Türkiye’ adlı incelemesi ve ‘Kızlarıma Mektuplar’ adlı eseri en çok satan kitaplar arasında yer aldı. Halen Cumhuriyet Gazetesi’nde ‘Aydınlanma’ adlı köşesinde siyaset, ‘Medya Notu’ köşesinde kitle iletişim araçları konularında haftalık makaleler yazıyor.

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

petrol bölgelerinin kontrolünü de kendi denetimindeki Müslüman Kardeşler’le yönetmek ve İran’ın Şii nüfuzunu ortadan kaldırmak amacıyla müdahale ettiğini söylüyor. Yakın zamanda bir roman, bir de felsefe kitabı çıkarmaya hazırlanan Kongar’la son kitabında anlattığı Ortadoğu sorunu, Türkiye’nin tutumunu, bundan sonra neler olacağını konuştuk. Pek çok işi aynı anda yapabilen birisiniz. Peki size göre Emre Kongar kimdir, ne iş yapar? Ben esas olarak bir akademisyenim, bir toplumbilim öğrencisiyim. Bütün öteki yaptıklarım, bu kimliğimin türevleridir. Son kitabınıza gelirsek… ‘ABD'nin Siyasal İslam’la Dansı’nda Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra nasıl ileri karakol haline getirildiğini anlatıyorsunuz… ABD, Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı, bütün dünyada yaptığı gibi yeniden düzenlemek istiyor. Burada yeni devletler kurmak, sınırları yeniden çizmek isteğinde. Kitabın özeti kısaca böyle. Gerisi için kitabın okunması gerekiyor. Bu kitabı ABD’nin bu planı çerçevesinde, Türkiye’nin rolünü ve bu rolü barışçı yöntemlerle nasıl oynayabileceğine ilişkin önerilerimi anlatmak için yazdım. Sizce iddia edildiği gibi ABD, Ortadoğu’da hakimiyet kurmak için Türkiye’yi kullanıyor mu? ABD’nin ve Türkiye’nin Ortadoğu ile ilgili asıl planı, hedefi nedir? Her büyük ülke, küçük ülkeleri maşa olarak kullanmak ister. Esas olan küçük ülkelerin bağımsız ve doğru, yani barışı ve istikrarı gerçekleştirebilecek biçimde davranabilmesidir. ABD’nin, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya müdahale etme nedenleri var. Bunlar şöyle: İsrail’in güvenliğini sağlamak, Arap ülkeleri arasında bağımsız bir Kürdistan yaratmak, petrol bölgelerinin kontrolünü kendi denetimindeki Müslüman Kardeşler’le yönetmek ve İran’ın Şii nüfuzunu ortadan kaldırmak. Peki, ABD neden kendisi Ortadoğu’ya ya da şu an Suriye’ye doğrudan müdaha-

İSMMMO YAŞAM  31


YAŞAM’IN PORTRESİ

2000 YILINDA EMEKLİ OLDU Reşit Emre Kongar, 13 Ekim 1941’de İstanbul'da doğdu. Anne ve babası felsefe öğretmeniydi. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi’nde tamamlayan Kongar, 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. 1964 yılında Birleşmiş Milletler bursu ile sosyal bilimler eğitimi için Amerika’ya gitti. 1966’da Michigan Üniversitesi, Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'ndan master unvanı ile mezun oldu. Aynı yıl Türkiye’ye döndü. Hacettepe Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak girdi. Bu görevi sırasında iki yıl süreyle Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nde de uzmanlık yaptı. 1968’te üniversite bünyesinde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu’nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı. 1981’de “Atatürk ve Devrim Kuramları” adlı tezi ile Hacettepe Üniversitesi Senatosunca Profesörlüğe yükseltildi. 15 Şubat 1983 tarihinde askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için, üniversiteden istifa etti. 1 Mayıs 1983-31 Temmuz 1987 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi’nde danışmanlık yaptı. 28 Eylül 1987 tarihinde Kamuoyu Araştırma Anonim Şirketi’ni (KAMAR) kurdu ama 1991’in sonunda şirketten ayrıldı. 15 Ocak 1992-15 Mart 1992 tarihleri arası Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı’nın (TÜSES) genel sekreterliği ile birlikte vakıf müdürlüğünü de yürüttü. Nisan 1992-Kasım 1995 tarihleri arısında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı’na atandı. 24 Nisan 1996 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne Profesör olarak geri döndü. Şubat 1997’de, Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyeliğine atandı. 1997-2000 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde görevli hocalık yaptı. Temmuz 2000’de devletten emekli oldu. 1 Eylül 2001 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Danışmanı oldu. Kongar, evli ve üç çocuk babası.

32  İSMMMO YAŞAM

le etmiyor? Bu, hem çok maliyetli hem de çok riskli bir savaş olur. Kitapta, ABD’li politikacıların ve komutanların bu konudaki değerlendirmelerini aktardım. Ayrıca Kasım ayında başkanlık seçimleri de var, ondan önce böyle bir riske giremez. Türkiye, Ortadoğu için rol modeli olabilir mi? Ne açıdan model olabilir? Araplar Türkiye’yi bir model olarak pek benimsemek niyetinde değiller. Kitapta bunun nedenlerini anlattım. Ama yine de Arap-İslam alemi için tek kurtuluş Türkiye’nin laik modelinde. Bu açıdan yine de bir ihtimal var… Kitabınızda bahsettiğiniz gibi kendini dünyanın hakimi olarak gören ABD, Ortadoğu’daki hedefine ne kadar ulaşabilecek? Hedefine ulaştığında Türkiye’nin kazancı ve zararı ne olacak? Bilemiyorum. Uzun dönemde ABD hedeflerinden bazılarına ulaşabilir. Ama İran sorunu biraz zor. Türkiye eğer akıllı davranırsa bu değişmelerden asgari zararla kurtulabilir. Ama bugün izlenen politikalara bakınca insan pek iyimser olamıyor! Peki, İran, Çin ve Rusya’nın yeni dünyada rolleri ne alacak? Ortadoğu’da taşlar yerine oturduğunda dünyanın gerçek hakimi size göre kim olacak? ABD’nin gelecekteki gerçek rakibi Çin. Dengeler nasıl olacak bilemiyorum ama Çin’in ABD’yi geçme ihtimali yüksek görünüyor. Şimdiden zorluyorlar zaten. Bu konuda benim internet sitemde, Çin gezim hakkında bir yazım var. Ona bakılabilir. Son dönemde demokrasi, siyasal ve bireysel özgürlükler, adalet, hukukun bağımsızlığı gibi kavramların içinin boşaltıldığı, birer tehdide dönüştüğü düşüncesi ve endişesi yüksek. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ne yazık ki on yıllık AKP iktidarı boyunca bütün özgürlükler açısından geri gittik. Totaliter nitelikli din ve mezhep anlayışıyla demokrasiyi kuramazsınız. Kürt meselesi çözülmek bir yana gün geçtikçe daha da karmaşık bir hal alıyor. İktidar bu sorunu gerçekten çözmek istiyor mu? Elbette çözmek istiyor ama bağımsız ve egemen bir politika izleyemiyor. ABD’nin dümen suyunda hata üzerine hata yapıyor! Sanıyorum asıl sorun içte de dışta da ABD’den bağımsız, ulusal çıkarlara uygun politikaların yürütülememesi! Kendinizi ‘önce demokrat, sonra da sosyal demokrat’ olarak tanımlıyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Dediğim gibi, önce demokratım, sonra da sosyal demokrat. Yani önce demokrasi ve insan hakları. Sonra da bunun üzerine adil bölüşümün

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


ve fırsat eşitliğinin sağlandığı bir sosyal demokrasi. Ve elbette bugün artık çok özlediğimiz bir hukuk devleti. Toplum olarak demokrasi ve özgürlük kavramlarını hayatımızda ne kadar yaşatabiliyoruz? Hâlâ feodal kalıntılardan yani din-tarım toplumu değerlerinden tam kurtulamadık. Onun için demokrasiyi kurmak çok zor oluyor. Politikacılar da bu özelliği istismar edince daha da zor-

laşıyor tabii. Şu an hangi okullarda, hangi konularda ders veriyorsunuz? Artık ders vermeyi bıraktım. Çok talep var ama doğrusu pek sıcak bakamıyorum. Bu ortamda üniversiteler de yaşanmaz oldu. Bugüne kadar pek çok TV programı yaptınız. Yeni yayın döneminde yeni program projeleriniz var mı? Yeni yayın dönemi için bir takım projeler

YAŞAM’IN PORTRESİ

var ama henüz değerlendirme aşamasındayım. Bir şey söylemek için daha erken. Şu an üstünde çalıştığınız, gelecekte yazmayı planladığınız kitaplardan da biraz söz edebilir misiniz? Bugüne kadar yazdıklarınızdan çok daha farklı konularda da yazmayı düşünüyor musunuz? Evet, bir roman, bir felsefe kitabı var farklı olarak. Ayrıca birer de toplumbilimsel ve tarihsel kitap var. Ama henüz bunları açıklamak için vakit erken. Kalem ve baston koleksiyonu yaptığınızı biliyoruz. Ne zaman ve nasıl başladı bu ilginiz? Ne tür kalem ve bastonlar biriktiriyorsunuz? Kalem ve baston koleksiyonlarım yaklaşık 1970’lerde başladı. Çok sayıda kurşun kalemim var, dünyanın her yerinden, özel kalemler. Dolma kalemlerimin bazıları çok değerli. Her tür biriktiriyorum ama artık biraz tavsadı. Çünkü bu işin sonu yok. Ne para yetiyor ne de fiziki olarak yer! Sizi genellikle çok şık takım elbiseler giyerken, fular takarken görüyoruz ekranlarda. Günlük hayatınızda da aynı şekilde mi giyiniyorsunuz? Özel yaşamımda bir blucin veya bir kargo pantolon ile üzerine bir tişört veya svetşört giyerim. İnsan ne iş yapıyorsa ona uygun giyinmeli. Özel yaşamında da rahat olmalı. Ben esas olarak spor ve sade giyinmeyi seviyorum ama derslere, konferanslara ve toplantılara resmi kıyafetle giderim. Elbette televizyon programlarına da...

İSMMMO YAŞAM  33


KARİYER

Türk toplumunun yüzde 12’si engellilerden oluşuyor. Buna karşın engellileri ne günlük hayatta ne iş hayatında yeterince görüyoruz. Engellerin olmadığı kariyer olanakları için hem devlet hem de firmalara görev düşüyor.

34  İSMMMO YAŞAM

‘Engellerden’ arındırılmış kariyer AYŞEGÜL EMİR

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de engelli sayısı 8.5 milyonu buluyor. Diğer bir deyişle, her 100 kişiden 12’si engelli konumunda… Bu yoğunluğa karşın onları kariyer yaparken pek göremiyoruz. Bırakın kariyer yapmayı; iş hayatında olan engelli sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Engelliler, doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamayan kişiler olarak tanımlanıyor. Engellilik nüfus içinde zihinsel, işitme, görme, ortopedik, dil ve konuşma, ruhsal ve duygusal en-

gelli, hiperaktivite bozukluğu, süreğen hastalık olmak üzere sekiz gruba ayrılıyor.

YÜZDE 75’İNİN MESLEĞİ YOK

Türkiye’de engelli kariyerini artırmak ve onları hayata bağlamak için çaba sarf ediliyor. Devlet ve firmaların çabaları yanında kariyer siteleri de kuruluyor. Engelsizkariyer.com bu siteler arasında yer alıyor. Sitenin kurucusu Mehmet Kızıltaş, araştırmalara göre Türkiye’de engellilerin yüzde 78’inin işgücüne katılamadığını belirtiyor. İşgücüne dahil olan yüzde 22’nin de sadece yüzde 20’si istihdam ediliyor. Kızıltaş, engellilerin çalışma alanlarının da daha çok telekom, çağrı merkezleri, hizmet, bilişim, finans gibi sektörler olduğunu belirtiyor. Kı-

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Kızıltaş

zıltaş, engelli istihdamında önce eğitim ve meslek edindirmeye önem verilmesi gerektiğinin de altını çiziyor: “Engellilerin yüzde 75'inin mesleği yok. Yüzde 70'i de eğitimsiz. Önce bunlar çözülmeli. Ayrıca işverenlerin de bu konuda bilinçlendirilmesiyle ancak istihdam oranı arttırılabilir.” Engellilerin yüzde dörde yakınının okuma yazma bilmediğine işaret eden Kızıltaş, şunları söylüyor: “Yüzde 7.73'ü okur yazar, yüzde 57.09'u da ilkokul mezunu. Bu oranlara göre öncelikle eğitim seviyelerinin yükseltilmesi gerekiyor. Çünkü eğitimi düşük olan bir engelliyi işveren kabul etmiyor. Engellilerin kendilerine de düşen görevler var. Mutlaka eğitimlerini en üst düzeyde tamamlamak için bireysel çaba göstermeliler. İŞKUR’un açtığı meslek edindirme kurslarını takip ederek başarılı olmaları gerekiyor. İşverenlerin de engellilerin kariyer yapma olanaklarına katkıda bulunması ile kalifiye özelliklerin artırılması gerekiyor. Burada herkese eşit şekilde sorumluluklar düşüyor.”

YASALAR TEŞVİK EDİYOR

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Engelli istihdamı konusunda firmalara da düşen görevler de bulunuyor. En önemlisi önyargılardan uzaklaşarak engelli istihdamına istekli olmaları gerekiyor. Mehmet Kızıltaş, engellinin engeli ile ilgilenmek yerine potansiyeli, eğitimi ve neleri çok iyi yaptığıyla ilgilenilmesi gerektiğini vurguluyor: “Engellilerin başarılı oldukları ve istedikleri pozisyonlarda görevlendirilmeleri için de daha anlayışlı olmaları gerekiyor. Eğer tüm bunlar sağlanırsa engelli çalışanlar çalıştıkları firmaya uzun yıllar katma değer yaratan çalışanlar olarak hizmet ederler. Bir firmada engellilerle doğru iletişim kuran çalışan ve yöneticilerin olması farklılıklara saygıyı gösteren firmalara yaratılmasını sağlar. Toplumsal değer yaratan başarılı ve mutlu bireylerin de topluma kazandırılmasında öncülük yaparlar.”

İNTERNETTEN İŞ ARIYORLAR

Her alanda olduğu gibi iş aramada da engellilerin tercihi artık internet oluyor. Özrü bulunan insanlara yönelik iş ilanlarının yayınlandığı kariyer sitesi sayısı artarken sadece bu alanda yayın yapan siteler de var. Engelsizkariyer.com bunlardan biri. Kurucusu Mehmet Kızıltaş, odaklandıklarını ve bu şekilde kariyer alanındaki bir eksikliği giderdiklerini söylüyor. Sitelerine işverenlerin ilgisinin yoğun olduğunu dile getiren Kızıltaş, şunları kaydediyor: “Nitelikli ve eğitim seviyesi en az liseden başlayan engellilere rahatlıkla ulaşma avantajı yaşıyorlar. Ayrıca engelli adaylarımızın engellilikleri hakkında özel bölümlerin olduğu CV formumuzla işverenler zamandan ve paradan tasarruf ederek aradığı adayı görmeden büyük oranda site üzerinden uygun olup olmadıklarına karar verebiliyor. Çok sayıda engelli iyi sektörlerde iş buluyor. Firmalara engelli aday alımı süreçlerinde ücretsiz danışmanlık, veri tabanında engel grubu ve oranına göre arama, hızlı aday bul gibi adaya anında ulaşmasını sağlayan hizmetler sunuyoruz. Sistemde sadece engelliler olduğu için diğer kariyer sitelerinde engelli iş ilanlarına engelli olmayanların da başvuru yapmasından dolayı filtreleme ve seçme sürecinde çok ciddi zaman kaybı yaşanmasını da ortadan kaldırmış oluyoruz.” Kızıltaş, uzun yıllardır hem TV programı hem de bu alanda çalışan biri olarak elde ettiği deneyimleri ‘Engellilerle 360 Derece İletişim’ kitabında da toplamış. Kitap, Mayıs ayında Elma Yayınevi’nden çıktı.

KARİYER

Türkiye’de yasalar engelli istihdamını teşvik ediyor. En az 50 çalışanı olan firmalarda yüzde 3 oranında engelli çalıştırılması zorunluluğu var. Mehmet Kızıltaş, bu konuda şunları dile getiriyor: “Aslında yasa ve verilen haklar işverenler için teşvik edici ve haksızlıkları önleme noktasında caydırıcılık özelliğine sahip. Firma, kota içinde çalıştırdığı engelli elemanının SGK prim desteğini devletten alıyor. Kotayı doldurmuş ve daha fazla engelli almak isterse devlet bu kez engelli çalışanın yüzde 50 SGK primlerini karşılıyor. 50 çalışan sayısı bulunmayan işveren, engelli çalışan alırsa devlet yine yüzde 50 oranında SGK primini karşılıyor. Her şekilde devletin teşvik edici bir desteği var. Ancak bazı firmalar bundan çok iyi yararlanmıyor. Engelli kotası açık olan firmalara da para cezası veriliyor. Bu ceza paralarını da yine devlet engellilerin meslek edindirilmesini sağlayan kurslara fon desteği olarak aktarıyor. Bunlar dışında firmalarda engellilerin çalışması için gerekli teknik altyapı, mimari düzenleme, ulaşım ve benzeri konularda teşvik edici katkılar yapılmalı.”

FİRMALAR ÖNYARGIDAN ARINMALI

İSMMMO YAŞAM  35


EĞİTİM

Yaz-boz müfredat

4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte müfredat da değişti. Hem eğitimciler hem de velilerin kafası karışık... Eğitim-Sen'e göre müfredat pek çok soruna yol açacak...

36  İSMMMO YAŞAM

CAN KIZILDAĞ

Eğitim yap-boz tahtası gibi… Devamlı değişen eğitim politikaları, müfredat ve sınav sistemi kafaları karıştırıyor. Müfredat üzerinde yapılan değişiklikler öğrenciler kadar eğitimcileri etkiliyor. 4+4+4 eğitim sistemiyle gelen müfredat değişimi tartışmaları da beraberinde getirirken, öğretmenler pedagojik formasyonunun yeterli olmadığı konularda çocuklara eğitim vermek zorunda kaldıklarına dikkat çekiyor. Bu yıl okula ilk kez başlayan 66 aylık çocuklar için hazırlanan müfredata "köşe kapmaca", "sek sek", "dokuz taş" ve "yerden yüksek" gibi oyunlar da girdi. Minikler, Türkçe, matematik, hayat bilgisi derslerini oyunlarla öğrenecek. Yeni müfredata göre 3,5 ay boyunca çocuklara yalnızca 1’den 10’a kadar rakamlar ile “a” ve “e” harfleri öğretilecek. Çocukların zeka gelişimini hızlandırmak amacıyla sudoku, tangram ve mandala gibi oyunlar ders içi etkinlik kapsamına alınacak. Minikler "ritim tutma, bo-

yama, kesip yapıştırma" gibi keyif veren aktivitelerle derslerini işleyecek.

FİZİKİ DURUM YETERSİZ

Ancak eğitimciler okulların fiziki durumlarının yeni müfredatın uygulanmasına elverişli olmadığı için sıkıntı yaşanacağına dikkat çekiyor. İlköğretim 1. sınıf müfredatının anasınıfı müfredatına benzediğini kaydeden eğitimciler "Müfredatın uygulanabilmesi için sınıflarda yuvarlak masa olması gerekiyor. Ayrıca öğretmenlerin öğrencilerle birebir ilgilenebilmesine olanak tanıyacak kadar az sayıda öğrencilerinin olması da şart" diyor. Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, bu müfredatla okumayı öğretmenin geç olacağının görüldüğünü belirterek "Herhalde çocuklara okumayı 2. sınıfta öğretecekler. Bu müfredatla ilkokul eğitimi fiilen 3 yıla düşmüş oluyor. Sınıf öğretmenlerinin pedagojik formasyonu yeterli değil ki bu çocuklara okul öncesi eğitim verebilsin" diye konuşuyor.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

ORTAÖĞRETİMDE KORO HALİNDE KURAN Okula yeni başlayanlar için resimli olarak hazırlanan ve yazıların bulunmadığı kitaplarda artık öğrencilere okulu, aileyi, harfleri ve sayıları Ali karakterinin yerine kız öğrenci Bilge gösteriyor. Bilge'nin yanı sıra Emel, Efe, Arda gibi çocuklar da resimlerde karakterler olarak canlandırılıyor. Ayrıca bakanlık bu yıl ilk kez ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak okutulacak Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in Hayatı derslerinin ayrıntılarını da belirledi. Haftada iki saat seçmeli olarak okutulacak derslerde öğrenciler koro halinde Kuran okuyacak. İki derste, öğrencilere Kuran’la birlikte Arapça da öğretilecek ve hafızlık eğitimi verilecek.

AZ ÖĞRENCİLİ SINIFLARA UYGUN

Yeni müfredata veliler, eğitimciler ve uzmanların karşı çıktığı ya da eksik bulduğu pek çok nokta var. Müfredatla ilgili değerlendirmeler şöyle:  66 aylık çocuklarla aynı sınıfta yer alan 84 aylık çocuklar, kendi yaş aralığına uygun olmayan oyunlardan sıkılacak ve belki de bu süreç okul fobisine dönüşecek.  Müfredat, 20- 25 kişilik sınıflar için uy-

gun. Öğretmenin çocuklarla tek tek ilgilenemeyeceği kalabalık sınıflar da sorun olur.  Anasınıfı eğitimi almamış olan çocuk daha eline makas almamışken diğer arkadaşları alıştırmaları yaptıklarında geri kalmış hissine kapılacak.  Öğretmenler, okulların fiziki yapıları bu müfredata uygun olmadığı için ciddi manada zorlanacaklar.

EĞİTİM

Yıldız, müfredatın aslında ilköğretim eğitimine uygun olmayan 60 - 72 ay aralığındaki çocukları gözeterek hazırlanmış olduğunu ancak 72 ay üstü çocuklar için basit olduğunu söylüyor. 72 ay üstü çocukların bir kısmının zaten okul öncesi eğitim aldıklarına dikkat çeken Yıldız, etkinliklerin bu çocukların kendilerini geliştirmeleri için bir araç olarak değerlendirmenin olanaklı bulunmadığını kaydediyor. Yıldız, "Bu müfredatın uygulanması için okullarda hangi fiziki koşulların oluşturulacağına dair hiçbir netlik yok. Bu etkinliklerin bazıları için uygun alanlar gerekiyor" diyor. Yeni müfredatın ilkokul eğitimini giderek daralttığı ve başarısız olacağı eleştirileri yapılırken eski Talim Terbiye Kurulu Başkanı İrfan Erdoğan bu iddialara karşı çıkıyor. Müfredatta herhangi bir sorun olmadığını belirten Erdoğan, çalışma kitabında öğrenciler için çizilen çerçevenin uygun olduğunu kaydediyor. Erdoğan, Talim Terbiye Kurulu'nun detaylı program sunmasa bile sınıf öğretmenlerinin okul öncesi yaşta çocuklara uygun eğitim verebileceğini belirtiyor.

İSMMMO YAŞAM  37


SAĞLIK

Metabolizmaları kadınlara göre daha hızlı çalışsa da erkekler de kilo alıyor. Beslenme ve diyet uzmanı Nil Gürhan Şahin, “Beslenme sağlığı, sağlık da başarıyı etkiliyor. Başarılı olmak isteyen erkekler doğru beslenmeli” diyor.

38  İSMMMO YAŞAM

Erkekler doğru beslenmeyi bilmiyor

ILGIN ŞENYÜZ

Estetik, güzellik, bakım; sözlüklerde yalnızca kadınlar için yer alıyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Son yıllarda kadınlar kadar erkekler de “fit” görünmek için çaba sarfediyor. Fit olmak için sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Erkeklerin metabolizması kadınlara göre daha hızlı çalışıyor. Ancak bu avantaj çoğu zaman erkeklerde “Ne kadar yesem de kilo almam” yanılgısı oluşturuyor. Oysa erkeklerin kadınlara göre kilo almada bazı dezavantajları da var. Özellikle iş hayatında etkin olan erkekler için; uzun toplantılar, sık iş seyahatleri, iş

yemekleri ve alkol alımı kilolara davetiye çıkarıyor. Bu nedenle erkeklerin de beslenmesine dikkat etmesi gerekiyor. Beslenme ve diyet uzmanı Nil Gürhan Şahin, “Beslenmeniz; enerjik olmanızı, konsantrasyon kapasitenizi, canlılığınızı, dikkat sürenizi ve hafızanızı etkiler. Beslenme, sağlığınızı; sağlığınız başarınızı etkiler. Sosyal yaşamda ve iş yaşamınızda zinde, hareketli, etkileyici bir dış görünüşe sahip olmak ve kariyer basamaklarında; nefes nefese kalmamak için erkeklerin beslenmelerine önem vermeleri gerekiyor” diyor. Nil Gürhan Şahin’e göre erkeklerin çoğu kahvaltıya ‘üvey evlat’ muamelesi yapıyor ve

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Nil Gürhan Şahin

çoğu zaman kahvaltıyı işyerinde poğaça, simit gibi yiyeceklerle geçiştiriyor. Oysa gece boyunca yaklaşık 8-10 saat aç kalan vücudun toparlanması ve metabolizmanın uykudan uyanması için kahvaltı öğünü kesinlikle gerekli… Hatta uyandıktan hemen sonra 1 bardak ılık ya da oda sıcaklığındaki su içilmesi, sindirim sistemini daha kolay kendine getiriyor. Ardından yapılacak sağlıklı bir kahvaltı, gün boyunca sürecek iş temposunda erkeklerin en büyük yardımcısı olabilir. Kadınlar uzun diyet listelerine bağlı diyetler yaparken ve ara öğünlere dikkat ederken, erkekler ara öğünleri daha çok ihmal ediyor. Çoğu zaman ara öğün saatlerini hatırlamıyorlar bile… Oysa evden işe götürülebilecek bir tost, ceviz, badem, fındık ya da evde yapılmış bir sandviç, ara öğün için ideal. Nil Gürhan Şahin, “Sağlıklı besinlerle, az ve sık beslenmenin vücut yağının artışına dur dediği ve prezantabl görüntüyü korumada destek sağladığı bilimsel çalışmalarda tespit edildi. Üç ana öğünün yanı sıra, üç ara öğün tüketmeye özen göstermek önemli. Ara öğünlerin, vücut yağının artışını önleme de yararı var. Yoğun iş temposu içinde öğünler arasında kan şekeri düşmeye başlar. Kan şekerinin düşmesine orantılı olarak konsantrasyon da azalır. Bu nedenle erkeklerin küçük ara öğünler yapmasını çok önemsiyoruz” diye konuşuyor.

BİRAZ HAREKET ŞART

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

‘MEYVE VE SEBZE TÜKETİLMELİ’ Beslenme ve diyet uzmanı Nil Gürhan Şahin, erkeklerin beslenmede yaptığı bazı temel yanlışlıkları şöyle sıralıyor: • Erkeklerde tuz tüketimi kadınlara göre daha yüksek. Tuz, kalp damar rahatsızlıklarını arttırmakta, vücuttan su atımını yavaşlatmakta ve ödeme neden olmakta… • Özellikle sigara tüketen erkekler, meyve ve sebzeyi de az tüketiyor. Oysa meyve ve sebzeler, vitamin, mineral ve antioksidan içerikleri ile sağlığı korumanın ve kilo yönetiminin ayrılmaz parçaları… • Erkeklerin su içme alışkanlığı yok denecek kadar az. Çalışma masalarında su bulundurarak, içecek tercihlerimiz arasında öncelik vererek su içme alışkanlığı kazanabilirler. • Erkeklerin iş-tatil dengesini iyi planlayamaması yorgunluk, stresi arttırmakta ve başarısını olumsuz etkilemekte. • Yemek kültürümüzde kebap ve kırmızı etin ayrı bir yeri var. İş yemeklerinde ve sosyal hayatta erkeklerin tercihi kırmızı etten yana oluyor. Oysa, haftada 1 ya da 3 kez balık tüketilmeli. Balık eti, düşük enerji ve doymuş yağ içeriğinin yanı sıra, A vitamini, fosfor ve omega-3 yağ asitleri nedeni ile son derece sağlıklı bir besin.

SAĞLIK

Oturarak çalışan erkekleri bekleyen sorunlardan biri de ofis şişmanlığı… Çalışırken yenen sağlıksız atıştırmalıklar kilolara neden oluyor. Genelde oturarak çalışanlar yeterli enerjiyi harcayamıyor. Bu durumda olanların fiziksel aktivitelerini artırmaları gerekiyor. Asansörden iki kat önce inmek, yürüyen merdivenlerle vedalaşmak, iş yerinde verilen molalarda

mümkün olduğunca hareketli olmaya çalışmak ve hafta sonunda spor yapmak, akşamları veya hafta sonları yürüyüşe çıkmak, çocuklarla oynamak erkeklerin yapabileceği fiziksel aktivitelerden bazıları… Peki daha aktif çalışan erkekleri bekleyen tehlikeler yok mu? Uzun süren iş toplantıları, kokteyller, iş yemekleri… Bunlar da iş dünyasının olmazsa olmazları ama erkeklerin iş hayatının sosyal yönünde de dikkatli olmaları gerekiyor. Diyetisyen Nil Gürhan Şahin, şu önerilerde bulunuyor: “İş yemeklerinde, toplantılarda, kokteyllerde ikram edilen çerezler, pastalar, kanepeler küçük ama bol enerjili yiyeceklerdir. Bu yiyeceklerin yanına genellikle alkol alınıyor. Bu durum kilo alımına çok büyük bir ortam sağlıyor. Açsanız alkol yerine hafif bir içecek, yiyeceklerden hafif olanlardan az miktarda tercih edin. İkram ve atıştırmalık olarak yağ ve karbonhidrat içeriği yüksek ve besin kalitesi düşük besinler yerine meyve tercih etmeye başlamanız, enerji alımınızı azaltmakla kalmaz, alacağınız vitaminler sayesinde çalışma temponuza adaptasyonunuzu da arttırır. İş toplantılarında tüketeceğiniz alkol miktarını iki kadehin altında tutabilir, yoğun alkollü içecekler yerine daha hafif olan içecekleri tercih edebilirsiniz. Aç karnına alkol tüketmeyin. Aç karına alınan alkol sizi çabuk etkileyeceği gibi kilo alımını arttırır. Alkolü muhakkak tok karnına tüketin ve beraberinde bol su için. Eğer yapabilirseniz alkol tükettiğiniz günler bol yürüyüş yapın.” Türk beslenme alışkanlığında akşam yemeklerinin yeri ayrı. Erkeklerin çoğu da gün içinde atladıkları öğünlerin acısını akşam yemeklerinde çıkarıyor. Oysa ağır yenen akşam yemekleri genellikle bol kahve ve çay ile son buluyor. Ardından da hemen uykuya dalınıyor. Bu da kilo alımı başta olmak üzere sindirim bozukluklarına neden oluyor. Uzmanlar akşamleyin tüketim miktarını azaltmayı ve yemekten sonra biraz yürüyüş yapmayı öneriyor.

İSMMMO YAŞAM  39


K A P A K

Sakin şehirlere davet var

İÇİNDEKİLER

Büyükşehirdeki hızlı yaşam insanların ruh ve beden sağlığını bozuyor. Dünyada hızlı yaşama inat, sakin şehir felsefesi gittikçe yayılıyor. İtalya’da başlayan Cittaslow hareketine Türkiye’den sekiz ilçe katılmayı başardı. İzmir Seferihisar’ın başını çektiği sakin şehirler emeklilikte ikinci hayat kurmak isteyenler için yeni bir alternatif.

14

Z İ R V E D E K İ L E R

Kocasakal: Avukatlar biat etmez

Kâh Silivri’ye ifadeye çağrılıyor, kâh açıklamaların hedefi oluyor... Avukat Doç. Dr. Ümit Kocasakal, oldukça zorlu bir dönemde İstanbullular başta bütün avukatların avukatlığını yapıyor. Kocasakal, “Onurunu ve bağımsızlığını koruyamayan bir meslek, bireylerin hak ve 10 hukukunu koruyabilir mi?” diye soruyor.

D O S Y A

E-ticareti çok sevdik

Ürün ve hizmet satışının internet yoluyla yapılmasını sağlayan elektronik ticaret günümüzün yeni alışveriş çılgınlığı oldu. Zamansızlık, yoğun çalışma, şehir trafiği pek çok insanı bu alışverişe yönlendiriyor. Artık kozmetikten kitaba, çiçekten gıdaya kadar birçok ürün bir ‘tık’ ile kapıya geliyor. Daha çok gençlerin tercih ettiği e-ticaret, 24 her geçen gün artan hacmiyle internet girişimcilerini de zengin ediyor.


GÜNDEMİN SESİ

Hem girişimci hem gazeteci

Serdar Turan büyük grupların hakimiyetindeki medyaya daha 24 yaşındayken girişimci olarak adım attı. Üniversiteden üç arkadaşıyla 20 beraber 2000 yılında aylık ekonomi dergisi İnfomag’ı kurdu.

YAŞAMIN PORTRESİ ABD’nin siyasal İslam’la dansını yazdı

Çok yönlü ve çok ödüllü bir isim Prof. Dr. Emre Kongar… Pek çok unvanı var ama o kendini tam olarak bir akademisyen ve bir toplumbilim öğrencisi olarak görüyor. Kongar, şimdi de yeni kitabıyla gündemde. 30

KARİYER

R E N K L İ

Y A Ş A M

Tam bir caz tutkunu

Salim Zaimoğlu, 35 yıldır dinleyici olarak cazla ilgileniyor. Ama bununla da kalmıyor. Caz dergilerine yazılar yazıyor, radyo programlarına katılıyor, zaman zaman klasik müzik yarışmalarında jüride de görev 28 alıyor, diğer hobisi de tangolar.

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

Türk toplumunun yüzde 12’si engellilerden oluşuyor. Buna karşın engellileri ne günlük hayatta ne iş hayatında yeterince göremiyoruz. Engellerin olmadığı kariyer olanakları için hem devlet hem de firmalara görev düşüyor. 34

8

EĞİTİM

36

DOSTLARIMIZ

40

S A Ğ L I K LEZZET

38 42

MODA

44

GEZİ - DÜNYA

48

EVİM EVİM

GEZİ - TÜRKİYE KÜLTÜR-SANAT

‘Engellerden’ arındırılmış kariyer

6

SİNEMA-DVD KİTAP

TEKNO-YAŞAM MİZAH

46 52 56 58 60 62

64


Dostlarınıza ‘güle güle’ demeyin DOSTL ARIMIZ

Evde yeni bir bebeğe “hoş geldin” derken, dostlarınızı kapıya koymayın. Uzmanlar evcil hayvanla aynı evi paylaşan çocukların daha az hastalandığını belirtirken, alınması gereken önlemlere de dikkat çekiyor.

ILGIN ŞENYÜZ

MİKROPLARLA BARIŞIYOR

Yeni bir bebek, çoğu zaman anne babanın hayatını yeniden dizayn etmesini gerektirir. Ve bu dizayn da genellikle evden başlar. Bebek odası ya da en azından bir bebek karyolası için evde yer açılır. Yeni bebek odasının kapısına “Hoş geldin bebek” yazmak da adettendir. Peki bebeğinize “Hoş geldin” derken, evinizin diğer bir bireyine “Güle güle” demek ne kadar doğru? Aslına bakılırsa, halk arasında bebekle evcil hayvanın aynı evi paylaşmasının riskli olduğu inanışı var. Oysa uzmanlar, bebekle evcil hayvanın aynı evde büyümesinin tehlikeli olmadığını söylüyorlar. Tabii, evdeki dostunuzun bakımlarını ve aşılarını düzenli yaptırdığınız müddetçe…

Finlandiya’daki Kuopi Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre evcil hayvanla aynı ortamda yaşayan bebekler daha seyrek hastalanıyor. Özellikle soğuk algınlığı, grip ve kulak enfeksiyonu gibi hastalıklar bu bebeklere pek uğramıyor. Antibiyotik kullanmalarına da gerek kalmıyor. Bunun nedeni de kedi ve köpeklerin taşıdığı mikropların çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmesi… Evet, kedi ve köpeğinizin bakımlarını düzenli yaptırmanız şart. Ancak bu bebekle aynı evi paylaşacak dostumuza yetmiyor. Kedi ve köpeğinizin bebeğe alışması için biraz zaman gerekiyor. Özellikle de bebeğiniz yürümeye başladığında bazı önlemler almanız gerekiyor. Bebeğinizin kedi ya da köpeğin yatma yerine ulaşmasını engelleyecek sınırlayıcılar koy-

40  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

HAMİLELİKTE DE RİSK VAR Bebek doğduktan sonra dostlarımızla sorunlar yaşanabileceği gibi, hamilelik döneminde evcil hayvanlarla temas bazı riskler barındırıyor. Toksoplazma gondii denilen parazite dikkat etmek gerekiyor. Daha çok kediler bu paraziti taşıyor. Aslında ılıman iklimlerde yaşayan insanların yaklaşık yarısının bu enfeksiyona karşı bağışıklık kazandıkları biliniyor. Bu enfeksiyon düşüğe neden olduğu gibi bebeğin beyninde de hasara yol açabiliyor. Bu nedenle hamileyken kedinin dışkısı ile temas edilince ellerin iyice yıkanması şart. Kedinize çiğ süt ve et yedirmemek, diğer alacağınız bir önlem. Çünkü bu parazit genellikle başka hayvan etlerinden de kediye geçebiliyor. Köpeklerden geçecek kuduz mikrobuna karşı da hamilelerin dikkatli olması, köpeklerin aşılarının düzenli yaptırılması gerekiyor. Kuşlar da hamileler için risk oluşturabilir. Psittakozis, kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık. Grip benzeri belirtiler veren bu hastalıktan korunmak için kuş kafesi temizlenirken mutlaka eldiven kullanılması ve sonrasında da ellerin yıkanması yeterli.

DOSTL ARIMIZ

manız, onun mama ve su kabına ulaşmasını engellemeniz şart. Hem kediler hem de köpekler mama yerken rahatsız edilmekten hoşlanmaz, oyuncaklarını paylaşmak istemez. Böylesi durumlarda dişlerini gösterip, çocuğunuzu ısırabilirler. Bu nedenle çocuğunuz iki yaşına gelene kadar kontrolü elden bırakmamalısınız. Ayrıca evcil hayvanlar bebek olduktan sonra ebeveyni kıskanabilir. Bu durumda hırçın mizaçlı dostlarımız bebekle ilgili risk oluşturabilir. Dostlarımızın bebeğe alıştırılması için doğduktan sonra çamaşırlarını koklatmak gerekiyor. Ama ilk başlarda pati ve salya teması olmadan yavaş yavaş bebekle karşılaştırılmalı. Asla bebeği yalamasına da izin vermemek gerekiyor. Çocuklara hayvanlardan bazı hastalıklar geçebileceği kesin… Ancak uzmanlar, dengeli beslenen çocukların bağışıklık sisteminin bunlara direnebileceğini söylüyor. Yine de bazı enfeksiyon hastalıkları var ki, bunlara karşı dikkatli olunmalı. Bunların başında da kuduz geliyor. Çocukların kuduz mikrobunu almaması gerekiyor. Bu nedenle köpeğinizin kuduz aşısının düzenli yaptırmaya dikkat etmelisiniz. Ayrıca kedi ve köpek tüyünden bulaşan, toksoplazma denilen paraziter bir hastalık var. Dostlarımızı öncelikle toksoplazmaya karşı korumamız gerekiyor. Aşısı olduğu sürece kedi ve köpek tüylerinin çocuğa herhangi bir zararı yok. Çocuk dünyaya geldikten sonra bir evcil hayvan alınacaksa, iki yaşına geldiğinde alınması daha uygun. Bu yaştaki çocuk ayaklanmış ve kas gücü gelişmiş oluyor. Konuşmaya başlıyor ve yapılmaması gerekenleri öğrenebiliyor.

İSMMMO YAŞAM  41


Akhisar Köfte

Türkiye’de 200’ün üzerinde köfte çeşidi olduğu biliniyor. Kökeni Orta Asya ve Mezopotamya’ya uzanıyor. Türkiye’de her yöreye ait bir köfte çeşidi olsa da en lezzetli ve meşhur olanları bir elin parmağını geçmiyor. İnegöl, Islama, Filibe, Akçaabat, Akhisar, Tekirdağ köfte gibi lezzetlerin tarihini ve sırrını araştırdık.

Köftelerden köfte beğen

LEZZET

GAYE DELEN

Köfte… Türk ve dünya mutfağında tartışılmaz yeri olan bir lezzet. Bu lezzeti bilmeyen ya da tatmayan yoktur. Sadece Türkiye’de 200’ün üzerinde köfte çeşidi olduğu söyleniyor. İster porsiyon, ister ekmek arası olsun köfte yediden yetmişe herkesin vazgeçilmez yiyeceği. Dondurulmuş, hazır olarak ve hızlı yemek haline gelerek yayılım gösterse de tarihi lezzetteki köftelerin yeri ayrı.

42  İSMMMO YAŞAM

Köfte kısaca, kıymanın çeşitli malzemelerle yoğrularak pişirilmesiyle elde edilen bir yemek çeşidi olarak tanımlanıyor. Dünyanın hemen her mutfağında da var. Kökeni Orta Asya ve Mezopotamya’ya uzanıyor. Tarihte ‘Kueffettue’e denen ve ‘yoğrulmuş et’ anlamına gelen bir yiyecek. Köfteye bugünkü anlamda baharat katılması ise baharat yollarının gelişmesiyle Pakistan, İran ve Anadolu'da gerçekleşmiş. Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme dönemlerinde özellikle Bursa ve İstanbul'da

birçok et yemeği dükkanında köfte baş sıralardaydı. Bugünkü anlamda bilinen köfte ekmek ise ilk olarak 1726 yılında Üsküdar'da Bolulu Mehmet Usta'nın lokantasında soğan, acuka ve pişmiş biberle birlikte verilerek satılan yiyecek olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de her yöreye ait bir köfte çeşidi olsa da en lezzetli ve meşhur olanları bir elin parmağını geçmiyor. İnegöl, Islama, Filibe, Akçaabat, Akhisar, Tekirdağ köfte gibi lezzetlerin tarihini ve sırrını araştırdık.

KASIM - ARALIK 2010


Tekirdağ Köfte

KASIM - ARALIK 2010

de köftecilik yaparak bu iki ürünü de tanıttı. Hacıköylü köftesi zamanla Tekirdağ köftesi adını aldı. Tekirdağ köftesinde dana ve sığır etinin, döş kol ve gerdan etleri kullanılıyor. Sinirleri ve yağları ayıklandıktan sonra ekmek, soğan ve sarımsakla birlikte kıyma makinesinde çekiliyor. İçerisine özel olan karışımlı baharat konularak yoğruluyor. Derin kaplara basılan köfteler, dinlendirilmek üzere bir gece dolapta bekletiliyor. Küllenmiş mangal ocağında hızlı hızlı çevrilerek kurutmadan pişirilmesi de işin bir başka sırrı. Tekirdağ köfte denince de akla ilk Özcanlar Köfte geliyor. Tekirdağ’daki tesisleri yanında İstanbul’da da şubesi bulunuyor.  FİLİBE KÖFTE: Balkan usulü diğer bir köfte türü. Kökeni Bulgaristan’ın Filibe şehrine gidiyor. İlk Filibe köftecisi 1915’te İstanbul Sirkeci’de açılmış. Bu tarihi lezzet günümüze kadar bozulmadan gelmiş. Köftelerin boyutu küçük, dışları iyi pişmiş ama içi hafif sulu. Kıyması dana etinden çekiliyor, kimyon ve çok az ince kıyılmış soğan katılıyor. Asıl sır ise köftelerin büyüklüğü ve pişirilme tarzı. Pişirmedeki hüner sayesinde pişkin ama içi sulu kalabiliyor. Bu köfte, piyaz ve ayranla tamamlanıyor. İstanbul Sirkeci’deki meşhur Filibe Köftecisi, bu lezzetin tadına bakabileceğiniz en bilinen mekanlardan biri.  AKHİSAR KÖFTE: Bu köfte, Manisa'nın en büyük ilçesi olan Akhisar'da 1900’lü yılların başından beri var. Soğan, az yağlı kıyma ve tuz ile yapılan oldukça sade ancak çok lezzetli bir köfte. Akhisar Köftesi ismiyle bilinen köftenin diğer bir adı ise, ‘macır köftesi’… Bunun nedeni Akhisar’ın yerli nüfusunun yanı sıra büyük ölçüde Makedon ve Batı Trakya göçmenlerinden oluşması. Akhisar merkezinde, çevre yolunun girişinde ve çıkışında birkaç tanesi çok eski olmak üzere çeşitli Akhisar köfte mekanları bulunuyor. Bunların arasında Türkiye’ye ve dünyaya yayılan isimler de var. Köfteci Ramiz, bunlardan biri… Akhisar merkezde tek şube olarak 2000 yılına kadar hizmet veren Ramiz, bu tarihten sonra ailenin yeni nesli tarafından Türkiye’ye tanıtıldı.

LEZZET

 İNEGÖL KÖFTE: İnegöl köftesinde genelde dana ve kuzu eti beraber kullanılıyor. Kıyma çekildikten sonra yoğruluyor ve ızgara edilmeden önce üç saat bekletiliyor. Tarihçesi ise bir göçmene dayanıyor. 1842’de Bulgaristan’ın Pazarcık kasabasında doğan Mustafa Efendi, 1892’de Balkanlar’dan İnegöl’e göçmüş. Bursa-Ankara karayolu üzerinde bulunan bir çarşı içinde köfte satmaya başlamış. O dönem seyahat eden insanların bu lezzeti benimsemelerinden dolayı çevre illerde ün salmış. İnegöl’le özdeşleşen bu lezzetin adı daha sonraki yıllarda ‘İnegöl köftesi’ olmuş. İnegöl köftesi denilince akla ilk gelen isimlerden biri Zeynel İnegöl Köftecisi. 1961 yılında İnegöl’de dört masası bulunan bu köfteci, şubeleri olan bir zincire dönüştü.  ISLAMA KÖFTE: Adı Adapazarı’yla özdeşleşen bir köfte çeşidi. En büyük özelliği köftelerin kebap gibi, biberli et suyuna batırılması ve ızgara yapılmış ekmek dilimlerinin üzerine gelmesi. Dana kıymanın‚ kuru soğan ve köfte baharıyla iyice yoğrulmasıyla yapılan Adapazarı'nın geleneksel köftesi‚ kemik suyu ile baharatın karışımına batırılmış ince dilimlenmiş ekmekle servis ediliyor. Ardından hazmı kolaylaştırmak için şıra da masadan eksik olmuyor. Adapazarı'nda ıslama köftenin tarihi adresi Köfteci Mustafa. 1912'de kurulan Köfteci Mustafa‚ ıslama köftenin çıkış yeri. Adapazarı ıslama köftenin İstanbul’daki adresi ise Ahmet Köse ve Oğulları’nın yeri. Kadıköy ve Maltepe’de iki şubesi bulunuyor.  AKÇAABAT KÖFTE: 1930 yıllarında Akçaabatlı lokantacıların ortaklaşa yaptıkları bir köfte. Zamanla bütün Türkiye’ye yayıldı. Malzeme olarak kıyma haline getirilen öküz ve dana etleriyle bunlara ilave edilen ekmek ve sarımsak kullanıldı. Özenle yoğrulan bu karışım, belirli büyüklüklerde oval hale getirilip, ızgaralı ocaklarda pişirildi ve insanların damak zevkine sunuldu. Haragali (Ali Çolak) ve Eşref ustanın (Eşref Bal) mangalıyla başlayan, Çolakoğulları'nın köfte salonuyla duyulan, Cenikli Mustafa (Yılmaz), Recep Durna, Abdullah Komar, Pirali Altun, Bahriyeli Ahmet Serdar ve Şahpazoğulları gibi köfte ustalarının eliyle yayılan Akçaabat köftesi günümüze kadar taşındı. Gelelim köftenin sırrına… Yörenin otuyla beslenmiş ineklerin özenle seçilen, sinir ve ekstra yağ bulunmayan etleri kıyma haline getirilerek kullanılıyor. Bu kıyma, bir gün dolapta bekletiliyor ve köfte ocağında pişirildikten sonra servis yapılıyor. Şu anda en ünlü köfteci ise 1974 yılında Akçaabat’ta Nihat Aydın tarafından kurulan Nihat Usta Köfte Salonu. İstanbul Çamlıca’da da şubesi bulunuyor.  TEKİRDAĞ KÖFTE: Meşhur Tekirdağ köftesinin diğer adı ise Hacıköylü köftesi. Aslen Hayrabolu Alacaoğlu köyünden Tekirdağ’a gelen kebapçı Hüseyin Ağa tarafından yapıldı ve tanıtıldı. Hüseyin Ağa’dan köfteciliği öğrenen Hacıköylü Hüseyin ve çocukları hem yoğurtçuluk hem

İSMMMO YAŞAM  43


Mükemmel adımlar!

Düzenli ve sağlıklı bir yaşamın temel parçalarından biri olan yürüyüş hem kolay, hem de ekonomik bir spor. Yürüyüş için dikkat etmeniz gereken en önemli şey ayakkabılar... Ayaklar rahatsa, kafanız da rahat olur...

CAN KIZILDAĞ Yürüyüş, hemen herkesin sevdiği bir egzersiz... Yürüyüşe çıkarken hiç kuşkusuz en önemli aksesuvar ayakkabınız. Uygun bir ayakkabı hem yorulmanızı azaltır hem de daha rahat hareket etme keyfi yaşatır... Bu sezon renk renk, birbirinden farklı modellerde yürüyüş ayakkabıları var. Hatta pek çok firma ürettiği modellerinin "zayıflamaya yardımcı", "vücut şekillendirici" olduğunu iddia ediyor. Sezonun öne çıkan yürüyüş ayakkabısı tasarımlarını İSMMMO Yaşam Dergisi okurları için araştırdık.

MODA

ESTETİK BACAKLAR

44  İSMMMO YAŞAM

Spor ayakkabı denildiğinde ilk akla gelen firmalardan olan Adidas'ın yürüyüş ayakkabısı modellerinde mavi, kırmızı ve siyah tasarımlar dikkat çekiyor. Bayan ve erkekler için aynı tasarımlar bulunuyor. Nike'ın tasarımlarında kırmızı, yeşil, gri, siyah ve beyaz modeller öne çıkıyor. Bayanlar için ideal olan pembe rengi ayakkabılarda ilgi çekici bir şekilde süslenmiş. Puma’nın BioRide teknolojisiyle geliştirdiği BodyTrain yürüyüş

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


ve egzersiz ayakkabıları, özel tasarımı sayesinde yalnızca 205 gram gibi şaşırtıcı bir ağırlığa sahip. BodyTrain, hareket halindeyken bacak kaslarınızı yüzde 18 daha fazla çalıştırarak spor yaparken aynı zamanda kalça ve bacaklarınızın daha estetik bir şekil almasına büyük katkı sağlıyor.

YALINAYAK MODASI

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Spor, stressiz bir yaşamın, sağlıklı ve zinde olmanın en kolay yolu. Eğer en çok rağbet ettiğiniz aktivite yürüyüş ise özel bir ayakkabı almanız önerilir. Yürüyüş ayakkabıları ayakları destekleyerek yürüme egzersizine bağlı gerginliği alacak ve olabildiğince uzun adımlar atılabilecek şekilde tasarlanmış. Sizin için en iyi ayakkabı; ayağınıza iyi oturan, en iyi desteği veren, esnek olan, uygun yastıklamaya sahip olan ve düztabanlık gibi problemleri destekleyerek telafi eden ayakkabıdır. Spor uzmanı Ayfer Sağlam, yürüyüş ayakkabısı seçerken ön tabanın bükülebilir şekilde olması gerektiğini söylüyor. Sağlam, ayakkabının ön tarafının bükülebilir olmasının yürüyüş sırasında ayak pençe kısmının rahat etmesini sağlayacağına dikkat çekiyor. Ayakkabının bileği kavramamasının yürüyüş kalitesini düşüreceğine belirten Sağlam, yaz aylarında ayağın nefes alması için üst tarafı file tarzı ayakkabıların, kış aylarında ise su geçirmeyecek yapıda ayakkabıların tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor.

MODA

Denge yastığı teknolojisi ile her adımınızda rahatlık yaratan Reebok SlimTone ayakkabılar, ince kesimleri ve canlı renkleri ile dikkat çekiyor. MBT'nin modelleri, son zamanlarda popülerleşen yalınayak yürüme trendi ile eşleşerek, yalınayak olmanın hissini yaşatıyor. Omurilik dostu taban yapısı ile daha iyi konumda olmanız ve daha sağlıklı adımlar atmanız için tasarlanmış olan modeller, kas hareketlerini arttırmak ve eklem ağrılarını azaltmak gibi özellikleri ile öne çıkıyor. New Balance modelleri topuk yastıklaması ile birlikte sunulan orta taban destek sistemiyle birlikte dengeli ve konforlu. Bu rahatlık Gore-tex iç astar ile birleşerek soğuk ve yağmurlu havalardada da sizleri koruyor. Wallmaxx, tasarımlarının "sıradan ayakkabılara göre kasları yüzde 30 oranında daha fazla aktive ettiği" iddiasını taşıyor. Skechers’ın Skechers LIV modelleri; akıllı tabanları, ultra hafif dizaynları, esnek yapıları ve şık tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Bu modeller “natural stride technology” (doğal yürüyüş teknolojisi) ile dizayn edilmiş. Söz konusu teknoloji; insan vücudu için en doğru ve doğal yürüyüş şekli olan yalınayak yapılan yürüyüşten ilham alınarak geliştirilmiş. Decathlon'da satışa sunulan Newfeel modeli günlük kullanım için tasarlanmış. Ayak hareketleriyle uyumlu esnek ve tırtıklı tabanı olan ayakkabıda iç taban yastıksı özellik taşıyor. Salomon’un kendine has tasarımıyla kullanıcılarına sunduğu X-Tracks, spor yaparken konfor, hafiflik, nefes alabilirlik ve sağlamlıktan fazlasını arayanlar için birebir.

GERGİNLİĞİ ALMALI

İSMMMO YAŞAM  45


Hem hem

Mermer son yıllarda yeniden banyoların vazgeçilmezi oldu. Teknolojinin gelişmesiyle çıkarılması ve işlenmesi daha kolaylaşan mermer, sıcağı da soğuğu da tutan doğal bir izolasyon malzemesi olarak da ilgi görüyor.

EVİM EVİM

FERİDE AY

46  İSMMMO YAŞAM

Tarihi yapılarda, yalılarda, villalarda görmeye alışkın olduğumuz mermerin kullanım alanı giderek genişliyor. Doğal bir izolasyon malzemesi olduğu için sıcağı da soğuğu da tutan mermer, aslında mutfaklarda, salonlarda ve yatak odalarında bile kullanılabiliyor, ama banyodaki alternatifleri çok daha fazla. Mermer, yüzyıllar boyunca “zenginliğin sembolü, ihtişamın göstergesi” olarak kabul gören bir malzeme. Mikrop barındırmaması ve temizliğinin kolay olması, doğal bir izolasyon sağlaması, su geçirmezliği, işlemedeki zorluğa karşın yüzyıllarca dayanması mermerin her dönemde tercih edilmesini sağladı. Son yıllarda kullanım alanını iyice genişletmeyi, teknolojinin gelişmesine bağlı olarak çıkarılması ve işlenmesinin kolaylaşmasına borçlu. Çünkü bu durum fiyatların da çok daha ulaşılabilir seviyelere gerilemesini sağladı. Piyasada metrekaresi 15 dolara

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


satılan mermer de var. Ancak birinci sınıf olan ürünlerdeki metrekare fiyatı ortalama 35 dolar. Fiyatlar ince işçiliğe bağlı olarak değişkenlik gösterdiği gibi bu rakam, özel ürünlerde 100-150 dolara kadar çıkabiliyor. Yine de piyasada neredeyse her gelir grubuna hitap eden alternatif çözümler bulunuyor. Evlerde özellikle banyolarda tercih edilen mermer, kullanıldığı mekana doğal ve lüks bir görünüm katarken kullanımı da rahat oluyor.

KOLAY TEMİZLENEBİLİYOR

Mermer piyasasında Türkiye, dünyadaki büyük üretici ülkeler arasında yer alıyor. Pazarda en büyük müşteriler, Çin, Amerika ve Arap ülkeleri. Türkiye, global pazarın lideri İtalya, İspanya ve Yunanistan’dan sonra geliyor. Dünyadaki mermer rezervinin önemli bir bölümünü bulunduran ülkemizde farklı 6 kentte ocakları bulunan ve ihracat yapan Temmer Mermer Yönetim Kurulu Başkanı Rüstem Çetinkaya, dayanıklı bir yapıya sahip olan mermerin doğallığı sevenlerin tercihi haline geldiğini belirtiyor. Çetinkaya, kolay temizlenebilir özelliğine de dikkat çekerek modern binalardaki kullanımın da her geçen gün arttığını ifade ediyor. Buna örnek olarak da yeni alışveriş merkezlerini, lüks lokantaları gösteriyor.

YABANCILAR DEĞERİNİ BİLİYOR

Rüstem Çetinkaya, Türkiye’de henüz bu bilinç oturmasa da yurt dışında mermer kullanılan binaların kiralık ve satılık ilanlarında bunun belirtildiğini anlatıyor. Çetinkaya, “Mermer, fiyat avantajı getiriyor. Pek çok ülke de zemin, duvar, mutfak ve banyo dekorasyonlarında mermer kullanılmışsa fiyat yükseliyor. Türkiye’de de bu bilinç artmaya başladı. Artık tüketici alacağı konutun iç dekorasyon malzemelerine çok daha fazla önem veriyor” diyor.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

YÜZEYDE BOŞLUK OLMAMALI

Temmer Mermer Yönetim Kurulu Başkanı Rüstem Çetinkaya, piyasada çok farklı ürünler olduğunu ifade ederken mermerin kalitesinin nasıl anlaşılacağına dair şu ipuçlarını veriyor:  Herşeyden önce mermerin üzerinde yüzey boşlukları olmamasına dikkat edilmesi gerekir.  Cilası da önemli bir nokta ve bunu yüzey parlaklığından anlamak mümkün. Düzgün bir şekilde kesilmiş olması ve çatlak bulunmaması da önemli.  Kullanım amacına ve yerine göre uygun rengin seçilmesinde büyük fayda var. Satın almadan önce numune talep edilmeli.  Pırıltılı mermer türleri en çok talep edilen grup. Bunun dışında bej ve gri tonlu mermerler de yine talep gören türler arasında yer alıyor.  Eskitme ve kumlama işlemleri gören mermerlerin de meraklısı çok. Ancak kişi, kullanacağı alana göre tercih yapmalı.

İSMMMO YAŞAM  47


Tarihi dokusu, kanalları, bisikletleri ve pek çok şeye izin veren ‘özgürlük’ anlayışıyla Avrupa’da öne çıkan bir kanal şehri, Amsterdam. Tarih ziyafeti yanında laleleri, yel değirmenleri, müzeleri, coffee shop ve eğlence hayatıyla her kesimden insanı kendine çekiyor.

HOLL ANDA

GEZİ-DÜNYA

Başkenti: Amsterdam Nüfusu: 16.5 milyon km2 Yüzölçümü: 41.526 anca Konuşulan Dil: Flam

48  İSMMMO YAŞAM

Özgürlükler şehri: Amsterdam AYŞEGÜL EMİR

Sararmış yapraklar etrafta uçuşurken, günün erken saatinde kararan hava karamsarlığımı artırıyor. Birbiri ardına sıralanan kanallarda tek tük dolaşan insanlar, ısıran soğukla hafifçe paltolarına daha sıkı sarılıyor. 17’inci yüzyıldan kalan yapılar arasında karanlık hava ve bastıran soğuk. İleride beliren yel değirmeninin gizemli görüntüsü ise sisler arasında büyüleyici. Tarihi bir filmin en güzel sahnesini seyrediyor gibi hissediyorum. Laleler ülkesi Hollanda’nın başkenti Amsterdam’ı ilk ziyaretim sonbahara denk geliyor. Yıllardır merak ettiğim şehri nihayet ziyaret etme şansı bulmanın sevinciyle her ayrıntısını görmek için sabırsızlanıyorum. Soğuk ve karanlık havayı umursamıyorum bile. İç içe geçmiş kanallar ve bu kanalların iki yakasındaki tarihi binalar… Amsterdam, ‘kanal şehri’ olma unvanını hak ediyor kesinlikle. Zaten kanal sayısında bütün şehirleri geride bırakıyormuş. O anda kanallardaki gezi tekneleriyle şehri turlamanın cazibesine kapılıyorum. Bunun için

bir sonraki güne kadar beklemem gerekecek.

KÜLTÜREL ZENGİNLİK

Özgürlükler şehri Amsterdam, renkli ve bir o kadar da sıra dışı. Şehir merkezinin kalabalığı ve bir makinenin dişlileri gibi ‘vızır vızır’ gidip gelen bisikletlileri görünce hafif şaşırıyorum. Amsterdam tam bir bisiklet şehri. Bisikletler her yerdeler ve şehrin ayrılmaz bir parçası gibi her görüntüyü de tamamlıyorlar. Bir yerden karşıya geçmek için tramvay, bisiklet, otomobil ve otobüsler olmak üzere pek çok vasıtaya dikkat etmek gerekiyor. Ama alışmam zor olmuyor. Programa uygun olarak gruba katılıyorum. İlk durağımız Dam Meydanı. Şehrin kalbinin attığı turistlerin cazibe merkezi. Günün her saati hareketli. Dünyanın her yerinden insanı burada görmeniz mümkün. Yüzümde gülümsemeyle bu kültür zenginliğini ve kalabalığı seyre dalıyorum. Gözüm harçlıklarını çıkarma amacıyla hünerlerini sergileyen sokak sanatçılarına ilişiyor. Rehber, meydanın batı ucundaki neoklasik yapıyı gösteriyor. İhtişamıyla ilgi çeken bina

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Dam Meydanı

Van Gogh Amsterdam Kraliyet Sarayı. Binanın, 1655-1808 yılları arasında kraliyet mülkü olana kadar belediye binası olarak kullanıldığını öğreniyoruz. Beyaz taştan yapılmış ulusal anıt ve kilise de görmeye değer. Nieuwe Kerk kilisesi farklı sergilere de ev sahipliği yapıyor. Ünlü insanların balmumu heykellerinin bulunduğunu Madame Tussaud’s müzesi de bu meydanda. Müzeyi de gezmeyi ihmal etmiyoruz.

ÜNLÜ RESİM MÜZESİ

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

GEZİ-DÜNYA

Zaten Amsterdam bir müzeler şehri gibi… Van Gogh Müzesi, Anne Frank Müzesi, Devlet Müzesi Rijksmuseum, Modern Sanat Müzesi Stedelijk Museum CS, Rembrandt Evi ve daha nicesi. Gezmek için grubun en çok istediği ünlü ressam Van Gogh’un eserlerinin bulunduğu müzeyi tercih ediyoruz. Rijks ve Van Gogh Müzesi’ne girmek için uzun kuyruklar beklemek gerekiyor ancak rehberin maharetiyle biletlerimiz önceden alınıyor. Van Gogh Müzesi, Amsterdam Museum Quarter denilen mevkide Rijksmuseum ve Stedelijk Müzesi arasında yer alıyor. Bütün müzelerin önündeki kuyrukları görünce rehbere bir kez daha müteşekkir kalıyoruz. Vincent Van Gogh'un eserlerinden oluşan dünyadaki en geniş koleksiyon bu müzede. 200'den fazla resim, 500 çizim ve taslak var. Ünlü ressamın farklı dönemlerindeki eserleriyle bir resim ziyafeti

Amsterdam’ın kuzeyi

İSMMMO YAŞAM  49


ÇİÇEK PAZARINDA SARI LALELER

GEZİ-DÜNYA

Hollanda’nın başkenti Amsterdam’ın önemli bir özelliği de lale ülkesi olması. Mazhar Alanson’un ‘Sarı Laleler’ şarkısını bilmeyen yoktur. Alanson’a bu şarkı için ilham veren Bloenmarkt’ı (Çiçek Pazarı) görmek gerekiyor. Yüzlerce çeşit ve renkte çiçek ve çiçek tohumu arasında nereye bakacağımı şaşırıyorum. Dönemi olmasa da ülkenin en önemli simgelerinden olan lalenin soğanından bir paket almayı ihmal etmiyorum. Soğanı Osmanlı’dan götürülmüş olsa da Hollanda lale soğanı yetiştiriciliğinde bir hayli ilerde. Zaten en büyük çiçek ihracatçıları arasında. Bloenmarkt şehre gidenlerin mutlaka görmesi gereken mekanlardan. Hediyelik lale soğanlarının yanı sıra şehri temsil eden tahta takunya ve lezzetli peynirlerden de almayı ihmal etmemek gerekiyor.

yaşıyoruz adeta. Saatler süren müze gezintisinin ardından iyice kararan ve soğuyan havada sıra yorgunluk atmaya geliyor. Meşhur coffeshop’lardan birine atıyoruz kendimizi. Ülkede kapılarında yeşil beyaz ‘coffee shop’ yazan dükkanlar bir hayli meşhur. Normal kafelerde olan içecekler dışında hafif uyuşturucuların, hint keneviri gibi otların bulunduğu mekanlar buralar. Hepsi de yasal. Ben de en hafif mantarlı kahveden deniyorum. Bana göre olmadığına karar veriyorum kahveyi bitiremiyorum bile. Ama şehre bu amaçla gelen çok turist var. İçinde uyuşturucu özelliği olan otların olduğu sarma sigaralar, çaylar, kekler, şekerler gibi çok çeşit bulmak mümkün. Coffeeshop’lar şehrin her tarafında. Şehrin eğlence merkezi ve en işlek caddelerden biri olan Leidseplein’de akşam yemeği yemeyi seçiyoruz. Eğlence hayatının da kalbi burada atıyor. Kafeler, tiyatrolar, gece

50  İSMMMO YAŞAM

kulüpleriyle dolu. Ot olayını bu caddede biraz aşırıya kaçırdıklarını düşünüyorum. Her yerin kokması rahatsız ediyor. Ama insanlar halinden memnun görünüyor. Geç yenilen akşam yemeğiyle günün yorgunluğunu atmak için otele doğru yöneliyoruz.


Coffee Shop

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

GEZİ-DÜNYA

Ertesi günün programı ise kahvaltının ardından tekne turuyla başlıyor. Şehri bir de kanallardan görmek harika oluyor. Geçit törenine katılmış kumandan misali kanal boyunca her iki taraftaki tarihi evler tarafından karşılanıyoruz. Hafif üşüten rüzgar dışında keyfimize diyecek yok. Fotoğraf makineleriyle o anları ölümsüzleştiriyoruz. Şehirdeki yer darlığı nedeniyle kanallarda kurulan yüzen evler de görülmeye değer ilginçlikte. Bu arada şehrin tarihini az da olsa öğrenme şansı buluyoruz: “12. yüzyılda Amstel ırmağının kıyısında bir balıkçı köyü olarak kurulmuş. 750 bin nüfusa sahip. Farklı özgürlüklere izin vermesi nedeniyle tam bir hoşgörü şehri. Şehir tamamen düzlüklerden oluşuyor.” Öğleden sonra II Dünya Savaşı’nda Nazilerden kaçan Anne Frank’ın saklandığı, daha sonra müze haline getirilen evi ve ünlü Flaman ressam Rembrandt’ın evini görme şansı buluyoruz. Yel değirmenlerinin önünde fotoğraf çektirmeyi de unutmuyoruz. Akşamüzeri ise yemeğin ardından rotamızı meşhur Red Light District’e (Kırmızı Fener Caddesi) çeviriyoruz. Çok bize hitap etmese de Amsterdam’a gelmişken burayı görmeden gitmek olmaz. Dam Meydanı’ndan on dakikalık bir yürüyüşle ulaşılıyor. Bir meydan ve onu kesen sokaklar. Genelevden daha çok turistik ziyaret mekanı haline gelmiş. Çocuğuyla, eşiyle, sevgilisiyle bu bölgede dolaşanları görünce biraz rahatlıyorum. Camekanlı mekanlarda kadınların kendilerini yarı çıplak şekilde pazarlamaları bir kadın olarak beni rahatsız ediyor. ‘Bu durumu kadın ve insan haklarına ters’ olarak değerlendiriyorum. Ama bütün bunlar Hollanda’da maalesef yasal. Bu sektör de ülkeye ciddi gelir katkısı sağlıyor. İlerleyen saatle beraber otele dönerek valiz hazırlama telaşına düşüyorum. İki günde Amsterdam’ı keşfetmenin mutluluğuyla sabahki uçak için uykuya dalıyorum.

Red Light sokağı

İSMMMO YAŞAM  51


İstanbul’un komşusu Kocaeli, sanayisiyle ön plana çıksa da milattan önceye uzanan tarihi, doğal ve kültürel varlıklarıyla birçok değeri ziyaretçilerine sunuyor. Antik kentler, konaklar, müzeler, piknik alanları ve denize girmeye uygun plajlarıyla Kocaeli keşfedilmeyi bekliyor.

Kocaeli’nde sanayiden fazlası var

GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR İstanbul’un sınırlarının genişliğini anlatmak için genellikle “Şehrin bir ucu Silivri’ye, bir ucu İzmit’e dayandı” ifadesini kullanırız. İstanbul’un arka bahçesi sayılabilecek İzmit, resmi adıyla Kocaeli; genellikle bir sanayi şehri olarak biliniyor. Ancak Kocaeli’ne bir de gezgin gözlüğüyle bakarsanız, fabrika bacalarının dışında da birçok değer görebilirsiniz. Özellikle kültür ve doğa turizmini sevenlere birçok olanaklar sunan Kocaeli’nin geçmişi, tarih öncesi çağlara kadar gidiyor. Bu bölgede M.Ö. 3 bin yılından itibaren insanların yaşadığı tespit edilmiş. Önce Frigler, ardından da Büyük İskender’in Anadolu’yu fethetmekle görevli kralı Nikomedes, bölgeye damgasını vurmuş. Burada eşinin adıyla “Nikomedia” şehrini kuran Nikomedes, Helenistik dönemde Bitinya Krallığı’nın merkezini buraya taşımış. O dönemin en büyük şehri olan Nikomedia, M.Ö. 91-94 yıllarında Romalılara bağışlanmış. M.S. 284 yılında da imparator Diokletionus, Nikomedia’yı yeniden başkent yapmış. Onun zamanında Nikomedia; Roma, Antakya ve İskenderiye’den sonra dünyanın dördüncü büyük şehri olmuş.

52  İSMMMO YAŞAM

M.Ö. 74 yılında da Roma’nın eyalet merkezi olan Kocaeli, M.S. 395 yılında Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiş. 11’inci yüzyılın son çeyreğinde ise bölge Selçukluların hakimiyetine geçmiş. Orhan Gazi zamanında Osmanlı Devleti’nin sınırlarına dahil edilmiş. Peki şehrin bugünkü adı nereden geliyor? Tarihçiler, İznik’in yan komşusu anlamına gelen “İznikmid” adının zamanla İzmit’e dönüştüğü görüşünde birleşiyorlar.

GEBZE’NİN HAZİNELERİ…

İstanbul Şişli’den yola çıktıktan bir saat sonra Kocaeli’nin Gebze ilçesine ulaşıyoruz. Hedefimiz, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’ni gezmek. Adeta İstanbul’un bir ilçesi olarak algılanan Gebze’deki en önemli eserlerden biri olan bu külliye, Yavuz Sultan Selim’in damadı Çoban Mustafa Paşa tarafından 1523’te yaptırılmış. Camiden şadırvana tekkeden kütüphaneye kadar birçok bölümü bulunan külliye halen iyi durumda… Tarihi bir yapının bu kadar sağlıklı bir şekilde olduğunu görmek bizi memnun ediyor. Gebze’de ziyaret edilebilecek yapılardan birinin de Demirciler Köyü’nde bulunan Demirciler Konağı olduğunu elimdeki notlardan

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


öğreniyorum. 19. yüzyılda yapılan konaktaki kalem işi bezemeler görülmeye değermiş. Biz Kocaeli’nin merkezi İzmit’e varmak için acele ettiğimizden Demirciler Konağı’nı göremiyoruz. Aslında zamanımız fazla olsa, belki bir yarım gün Ballıkayalar’da piknik yapabilirdik. Buraya İstanbul’dan birçok aile, günübirlik piknik yapmak için geliyormuş. D-100 karayolu üzerinde Gebze’ye yaklaşırken Ballıkayalar tabelasını takip ederek bu piknik alanına ulaşmak mümkün. Daha önce gittiğim bu alanda bir dere ve onun oluşturduğu göletin bulunduğu, piknik alanının özellikle hafta içi kafa dinlemek için ideal olduğunu hatırlıyorum.

BAŞSIZ HERKÜL

İZMİT’TE SARAY YAVRUSU

İzmit’in simgesi denilince akla Saat Kulesi geliyor. Kemalpaşa Mahallesi’nde yer alan kentin karakteristik Saat Kulesi’ni, İzmit mutasarrıfı Musa Kazım Bey, Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle yaptırmış. Kulenin hemen karşısında ise bir başka önemli eser; Kasr-ı Hümayun bulunuyor. Burası aslında iki katlı küçük bir saray. IV. Murat döneminde ahşap temeller üzerinde inşa edilen saray, yangın ve depremler yaşamış. Bu yüzden günü-

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

İzmit demek pişmaniye demek… Osmanlı döneminde Ermeni ustalar tarafından yapılan pişmaniye, yöresine göre çekme helva, saray helvası gibi isimler alıyor. Pişmaniye, 165 derece kaynatılan su ve şekerin, pişirilmiş un ve yağla tel tel olana kadar çevrilmesiyle yapılıyor. İzmit’ten dönüşte sevdiklerinize pişmaniye almanız şart. Şekerden uzak duruyorsanız; bölgede yetişen özel bir sele zeytin türünü de alabilirsiniz. Bu zeytinler kısıtlı miktarda üretiliyor ve pazara düşmeden bitiyor. Karadeniz kıyılarına giderken yol boyunca dizili köylülerden sebze, meyve, yoğurt, peynir, tere, roka, kıvırcık, taze soğan, ıspanak, pazı, köy yumurtası alabilirsiniz. Bahçeye meraklıysanız yine yol kenarındaki seralar ve fidanlıklarda değişik bitkilere rastlayıp, bunlardan da seçebilirsiniz.

Kasr-ı Hümayun

GEZİ-TÜRKİYE

Gebze’den 50 kilometrelik bir yolculuktan sonra Kocaeli’nin merkezi İzmit’e ulaşıyoruz. Burada ilk olarak tarih öncesi dönemin izlerini sürmek istiyoruz. Bunun için de en iyi adres; Kocaeli Arkeoloji Müzesi… Dev lahitler, heykeller, tıp aletleri, altın takılar, paleotik dönemi yansıtan taş aletler… Müzeyi gezdiğinizde görebileceğiniz eserlerden bazıları bunlar ama; özellikle müzenin girişinde bizi selamlayan dev Herkül heykelinden bahsetmemiz gerekiyor. Köklü bir tarihi geçmişi olan Kocaeli’ndeki bugüne kadar birçok deprem yaşanmış. Bu depremler nedeniyle de değişik uygarlıkların izleri toprak altında bulunuyor. Özelikle Nikomedia’nın kalıntılarının halen çok azına ulaşılmış durumda. Nikomedia’nın kalıntılarının bulunduğu antik kentten çıkarılmış, dünyanın en büyük Herkül heykellerinden biri Kocaeli Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Tonlarca ağırlıktaki bu heykeli çıkaranlar parçalayarak önce bir çöplüğe saklamışlar. Kaçırılacakken bulunup müzenin girişine konulmuş ancak heykelin başı yok. Halen de başın nerede olduğu bilinmiyor.

PİŞMANİYE, ZEYTİN VE ORGANİK ÜRÜNLER

İSMMMO YAŞAM  53


KELTEPE OLDU KARTEPE

Kocaeli’nin son yıllarda yıldızı parlayan beldelerinden biri de Maşukiye… Artık Kartepe Belediyesi sınırları içinde yer alan Maşukiye, kışın kayak yapmak isteyenlerin, yazın da temiz hava almak isteyenlerin akınına uğruyor. Maşukiye’den eski adı Keltepe olan Kartepe’ye yarım saatlik bir yolculukla ulaşıyorsunuz. Zirveye varana kadar birçok günü birlik piknik yapabileceğiniz alan görebilirsiniz. Köy kahvaltısı veren restoranlar hafta sonu dolup taşıyor. Kartepe’ye çıktığınızda ise, bölgede bulunan tek 5 yıldızlı otelin günü birlik telesiyej hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Kayak yapmak için kayak kıyafeti de kiralayabilirsiniz.

GEZİ-TÜRKİYE

müze ulaşamamış. Günümüze ulaşan saray ise Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) yapılmış. Mimarı, Amira Karabat Balyan. Kasr-ı Hümayun’un en önemli özelliği ise İstanbul dışında yapılan tek saray olması. Yapı bana mimari üslubuyla Çırağan Sarayı’nı hatırlatıyor. Küçük olmasına rağmen bir Osmanlı Sarayı’ndaki ihtişam burada da var. Avizeler, altın varaklı aynalar, ince işçilikle yapılmış oturma takımları ve sehpalar buradan padişahların geçtiğini gösteriyor. Öğrendiğimize göre burayı padişah avlanmaya çıktığında kullanıyormuş. Zaten yapı, ‘Av Köşkü’, ‘Avcı Konağı’ adlarıyla da biliniyor. 2007 yılının başından itibaren müze olarak hizmete açılan saray yavrusu; salı, perşembe ve cumartesi günleri saat 09:00 ila 16:30 arası ziyaret edilebilir.

KÖŞK VE KONAKLAR

Pembe Köşk de İzmit’in simge yapılarından… Yukarı Pazar’daki üç katlı, kagir, giyotin pencereli konak Valilik tarafından onarılmış. Halen restoran olarak kullanılan Pembe Köşk’te geciken öğlen yemeğimizi yiyoruz. Buranın masası kısıtlı… Bu nedenle rezervasyonla gidilmesi gerekiyor. Türk ve Osmanlı mutfağının seçkin yemeklerinden mönüsünü oluş-

54  İSMMMO YAŞAM

turan Pembe Köşk’te Marmara Denizi’ni seyrederek keyifle yemeğinizi yiyebilirsiniz. İzmit’te görülecek iki önemli konak var. Bunlar eski Vali Konağı ile Sırrıpaşa Konağı… İzmit’in Kozluk Mahallesi’nde olan Vali Konağı, 20. yüzyılın ilk yarısında yapılmış. Özel İdare Müdürlüğü’nce restore edilen konak, Cumhuriyet dönemi mimari üslubunu yansıtıyor. İki katlı bina, günümüzde vilayetin hizmetinde kullanılıyor. Sırrıpaşa Konağı ise Hacı Hasan Mahallesi Yeni Çeşme Sokak’ta bulunuyor. 9. yüzyılın ikinci yarısında İzmit Mutasarrıfı Sırrıpaşa tarafından yaptırılan konak, sivil mimarinin en güzel örneklerinden biri… Bahçe duvarındaki arkeolojik eserler ve içindeki kalem işi bezemeler görülmeye değer.

KEFKEN’DE DENİZ KEYFİ

İzmit’te tarihle dolu güzel bir gün geçirdikten sonra akşama doğru Kefken’e doğru yola çıkıyoruz. Kandıra üzerinden Kefken’e varıyoruz. Burada bir arkadaşımızın yazlığına misafir olacağız. Böylesi bir şansı olmayanlar için Kefken’de birçok mütevazı otel bulunuyor. Karadeniz kıyısındaki bu şirin tatil beldesine vardığımızda sakin bir akşamüzeri deniziyle kar-

şılaşıyoruz. Meraklıları, kışın Kefken’de Karadeniz’in oldukça hırçın olduğunu anlatıyor. Akşam yemeğinde çam ağaçlarının kokuları da soframıza eşlik ediyor. Bol oksijeni ciğerlerimize çekerek, ertesi güne yenilenerek hazırlanıyoruz. Sabah kahvaltısının ardından hemen kendimizi plaja atıyoruz. Kefken’in batısındaki Kumcağız Koyu’na gidiyoruz. Yaklaşık 1.5 kilometrelik plaj, tatilcilerin akınına uğramış. Ancak Karadeniz’in tümünde olduğu gibi burada da denize girerken dikkatli olmak gerekiyor. Kefken’in sağında Kapri Köyü bulunuyor. Burada birçok küçük koy olduğunu, sessiz ve sakin bir şekilde denize girmek isteyenlerin bu koyları tercih ettiğini öğreniyoruz. Biz Kocaeli’nde denize girmek için Kumcağız’ı tercih ettik ama Cebeci ve Kerpe’ye de gidebilirsiniz. Bitinya Krallığı’nın ardından Roma, Bizans ve Cenevizliler tarafından liman olarak kullanılan Kerpe’de oldukça keyifli bir sahil kasabası… Kerpe’de sualtı avcılığı, trekking yapabilir; hatta heykel görünümündeki kayalıklarında fotoğraf çekebilirsiniz. Kocaeli’nde denizin de tadına baktıktan sonra yoğun ama keyifli bir haftasonu geçirmiş olarak İstanbul’a dönüyoruz. Kocaeli’nde haftasonu kaçamakları için alternatif çok... Yeter ki siz değerlendirmek isteyin…

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Karamürsel

Ender Şenol

KOCAELİ ÇOK YÖNLÜ BİR İL OLABİLİR

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Kefken

GEZİ-TÜRKİYE

Kocaeli Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası Başkanı Ender Şenol, 39 yıllık meslek mensubu… Kuruluşundan beri Oda’nın başkanlığını yürütüyor. Kocaeli SMMM Odası’nın bin 300 üyesi var. Bunlardan 900’ü bağımsız çalışan… Kocaeli, sanayisi hızlı gelişen birçok ille aynı sıkıntıları yaşıyor. Altyapı ve çevre sorunlarıyla başa çıkmaya çalışıyor. Sanayiyi keskin hatlarla reddetmenin mümkün olmadığını söyleyen Ender Şenol, “Tarımı yok sayan bir sanayileşme doğru değil” diyor. Kocaeli’nde sanayinin daha çok Gebze’de yoğunlaştığını vurgulayan Şenol, “Gebze’deki ilk organize sanayi bölgesi 1990’ların başında kuruldu. Bugün Gebze’de 13 sanayi bölgesi var. Ancak bölgemiz artık ağır sanayiyi kaldıramaz. Katma değeri yüksek, çevre kirliliği yaratmayan sanayi anlayışının geliştirilmesine ihtiyaç var” diyor. Sanayinin yarattığı sorunları sanayici, yerel yönetimler, merkezi otorite ve mesleki kuruluşların birlikte çözmesi gerektiğini düşünen Şenol, ilin geleceğiyle ilgili şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Kocaeli’nin mevcut nüfusu 1.5 milyonu buluyor. 2023’te 4 milyonluk nüfusa ulaşılacağı tahmin ediliyor. Bu bölgede ayakta duracak yer kalmayacağı anlamına geliyor. Kocaeli vergisel alanda taahhütte İstanbul’dan sonra ikinci, tahsilatta birinci sırada. Sanayinin yüzde 12’i burada. Dış ticaretin de yüzde 14’ü Kocaeli’nden yapılıyor. Ancak bu ekonomik tablonun yarattığı hizmeti meslek mensupları üretemiyor. Buradaki sanayi kuruluşlarının tamamına yakınının merkezi yönetimi İstanbul’da. Buna itirazım yok ama hiç olmazsa vergilerini buradan ödeseler ilimize katkısı olur.” Kocaeli’nin sanayiden daha fazla değerleri olduğunu vurgulayan Başkan Şenol, “Geçmişini bilmeyenlerin geleceğini planlaması mümkün değil. Bu kent, milattan önce kalan değerleri bile hem yerüstünde hem de yer altında taşıyor. Son derece ciddi bir hazine var… Bunlar su yüzüne çıkarılsa daha çok turizmden yararlanabilir. Ayrıca ilimizde Seka fabrikası vardı kapatıldı. Değirmendere’de fındık, Yarımca’da kiraz yetiştirilirdi. Onlar da kalmadı. Halen geniş orman alanları var. Hereke’nin halısı meşhur. İsteyen Kartepe’de kış turizminden yararlanabilir. Karadeniz’e ve Marmara Denizi’ne kıyımız var. Burası çok yönlü bir şehir olarak geliştirilebilir.”

Ballı Kayalar

İSMMMO YAŞAM  55


KÜLTÜR-SANAT

İstanbul’dan Bir star Jennifer daha Lopez geçecek gelecek

56  İSMMMO YAŞAM

Ü n l ü popstar Jennifer Lopez, 16 Kasım’da İstanbul’a geliyor. Temmuz ayında Panama’da başlayan “Dance Again” turnesi kapsamında Türkiye’ye gelen Lopez, Ülker Sports Arena’da sahne alacak. Her yaştan milyonlarca hayranı olan Lopez, konserde, dünya listelerinde uzun süre ilk sırada kalan “On The Floor” şarkısının yer aldığı “Love” albümünün yanı sıra, sevilen hit parçalarını seslendirecek. Bonus’un sponsorluğunda İstanbul’a gelen Lopez, sunacağı görkemli sahne şovu ile büyük yankı uyandırmayı planlıyor. Yeni lanse ettiği interaktif web sitesi üzerinden sevenlerini sahne arkası görüntülerini izlemeye çağıran Lopez, hayranlarına, konser bileti kazanma, özel röportaj ve resimlerine ulaşma şansı sunacak. Müzik kariyeri boyunca 7 albüm çıkaran Jennifer Lopez, 1999 yılındaki parlak çıkışından bu yana dünya çapında 55 milyon albüm satışı yaptı. 2001 yılında rol aldığı ve Amerika’da en çok izlenen film olan “The Wedding Planner” ile büyük bir başarı elde eden popstar, aynı yıl “J. Lo” albümüyle Billboard Top 200 listesinde ilk sıraya yerleşti.

İstanbul bir dünya starını daha ağırlamaya hazırlanıyor. Albümleriyle dünya çapında 70 milyondan fazla satış grafiği yakalayan ve milyonlarca müzikseverin kalbini fetheden Enrique Iglesias, sahne şovları ve olağanüstü performansı ile 24 Ekim akşamı İstanbul Küçükçiftlik Park’ta sevenleriyle buluşacak. Sahip olduğu 390 ödül ile ödül rekortmeni olarak tanımlanan sanatçı, "Hero" , "Tired of Being Sorry", "Bailamos" gibi sayısız hit parçasını İstanbullu müzikseverlere söyleyecek. Bugüne kadar, 9 stüdyo albümü bulunan Iglesias'ın, 3 tane Grammy ödülü bulunuyor. Şarkıcı, en son İstanbul’da 2007'de konser vermişti.

Tango Legends Türkiye’de

Uzun yıllardır pek çok tango şovunda baş dansçı ve koreograf olan Mariela Maldonado ve Pablo Sosa, Tango Legends adını verdikleri gösterileri ile İstanbullularla buluşacaklar. "Tango Will Never Die" dünya turnesi kapsamında 23 kişiden oluşan Buenos Airesli Tango Legends, baş döndürücü ve büyüleyici bir şovla ekim ayında Türkiye’de olacak. 17 Ekim’de Bursa’da, 18’inde Ankara’da gösteri sergileyecek grup, 19 Ekim-20 Ekim tarihlerinde İstanbul TİM Maslak Show Center’da sahne alacak. Tango Legends’ın grup üyeleri arasında ödüllü ve Hollywood yıldızlarına tango eğitmenliği yapan dansçılar bulunuyor. “Tango asla ölmez” diyen Buenos Airesli grup, iki perdeden oluşan gösterilerinin ilk bölümünde; Tango’nun altın çağını anlatıyor. İkinci bölümde ise grup seyirciyi 20. yüzyılın son yarısından kişisel yaratıcılık ve hayal gücünden doğan koreografi ile tangonun tarihinde yolculuğa çıkartacak.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Tiyatronun bir çınarını daha yitirdik

Ünlü tiyatro oyuncusu Müşfik Kenter, Ağustos ayında yaşamını yitirdi. Kenter bir süredir yoğun bakımda tedavi görüyordu. 1932 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Müşfik Kenter, 1947'de Ankara Devlet Tiyatrosu Çocuk Bölümü’nde tiyatroya başladı. Sanat yaşamı, devlet tiyatrosunda oynadığı Oğuz Ata oyunu ile başladı. Kenter, 1959 yılında Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldı ve İstanbul'a giderek kardeşi Yıldız Kenter, Şükran Güngör ve Kamuran Yüce ile uzun yıllar tiyatro yaptı. 1960-1961 yılları arasında Site Tiyatrosu'nu kurdular. 1962'de adını Kent Oyuncuları olarak değiştirdiler ve İstanbul'da Kenter Tiyatrosu'nu kurdular. O gün bugündür Kenter Tiyatrosu’nu yaşattı Kenter kardeşler. Müşfik Kenter birçok oyun oynadı ama Murathan Mungan'ın Orhan Veli şiirlerinden düzenlediği Bir Garip Orhan Veli isimli tiyatro oyununu tam 25 sene sergiledi. Sanatçı, tiyatro oyunculuğunun yanı sıra sinema oyunculuğu ve konservatuarlarda eğitmenlik de yaptı.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Filmekimi başlıyor Beasts of the Southern Wild

KÜLTÜR-SANAT

Bu yıl 11’incisi düzenlenecek "sonbahar film haftası" Filmekimi, 29 Eylül - 7 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. İstanbul'daki gösterimlerine geçen sene beş yeni şehir ekleyen festival, büyüyerek yoluna devam ediyor. Cannes, Venedik, Sundance ve Toronto gibi önemli festivallerde gösterilmiş ilgi çekici filmleri izlemek mümkün. Hem Sundance hem Cannes festivallerinde gösterilip birçok ödül kazanan Beasts of the Southern Wild, festivalin iddialı filmlerinden biri. Benh Zeitlin'in ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi olan film, 6 yaşında bir kız çocuğunun olağanüstü hayal gücüyle birlikte annesini arama öyküsünü konu ediniyor. Palme d'Or için yarışıp Jüri Özel Ödülü'yle dönen The Angel's Share, usta yönetmen Ken Loach'un son filmi. "Viski sevenler kaçırmasın!" diye tanıtılan film, bir grup arkadaşın yaşadıklarını komedi unsurunu kullanarak anlatıyor.

İSMMMO YAŞAM  57


Ayı Teddy

Orijinal Adı: Ted Tür: Aksiyon/Komedi/Animasyon Yönetmen: Seth MacFarlane Senaryo: Seth MacFarlane, Alec Sulkin, Wellesley Wild Oyuncular: Mark Wahlberg, Mila Kunis, Giovanni Ribisi, Joel McHale

 “Ayı Teddy” bir canlı animasyon filmi... 8 yaşındaki John bir

Noel gecesi sevgili oyuncak ayısının canlanmasını, kendisiyle konuşmasını diler ve ertesi sabah en iyi arkadaşı olan oyuncak ayı Ted, konuşan canlı bir ayıcığa dönüşür! John artık yalnız değildir aksine çok mutludur ama atladığı ufak bir detay vardır: Herkes büyür! Artık 30'lu yaşlarının ortasında olan John ayı Ted

ile bir ömür geçirmiş, aynı evi paylaşmıştır. Dahası Ted de insan hayatına uyum sağlamış, John'dan daha çapkın, daha edepsiz ama bir o kadar da şirin bir yaratık olmuştur. Tek bir sorun vardır, Ted, John'u hiç kimseyle paylaşmak istemez. John ise kendi hayatına devam edebilmek için Ted'den ayrılmak zorunda olduğunu hisseder...

SİNEMA -DVD

Orijinal Adı: To Rome With Love Tür: Romantik komedi Yönetmen/ Senaryo: Woody Allen Oyuncular: Penelope Cruz, Woody Allen, Alec Baldwin, Roberto Benigni, Judy Davis, Jesse Eisenberg, Greta Gerwig, Ellen Page

58  İSMMMO YAŞAM

Roma’ya Sevgilerle

 Woody Allen’ın yönettiği Roma'ya

Sevgilerle Alec Baldwin, Ornella Muti, Penolope Cruz, Jesse Eisenberg, Alisson Pill gibi güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Allen, aynı zamanda senaryosunu da yazdığı filmde seyircisini ölümsüz bir şehir olan Roma'da birbirinden farklı karakterlerin birbirinden farklı hikayelerinin içine sokarak, bazen şehrin herhangi bir sakini bazen de yazın gelen herhangi bir turistin hayatına girerek romantik ve macera dolu bir geziye çıkarıyor. Film İtalya'da bir grup Amerikalı ve İtalyan'ın başlarından geçen romantik anlar ve maceraları konu alıyor.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Uzun Hikaye

 1940'lı yıllardan başlayarak 70'li yıllara

kadar uzanan öyküsü ile hem hüzünlü, hem neşeli ve coşkulu kimi zamansa heyecanlı ve romantik bir film olan Uzun Hikaye, edebiyat dünyasının tanınmış isimlerinden Mustafa Kutlu'nun aynı adlı eserinden beyazperdeye uyarlandı. Film, “uzayıp giden demiryollarında, kasaba kasaba dolaşarak geçen ömürleri boyunca, ‘Sen nerelisin’ diye sorulduğunda ‘Sevda köylüyüm’ diye yanıtlayan çok ama çok iyi insanların, ölümsüz aşklarını, adalet, doğruluk ve eşitlik üzerine bir yaşam kurma mücadelelerini” anlatıyor.

Tür: Dram/Macera Yönetmen: Osman Sınav Senaryo: Yiğit Güralp Oyuncular: Kenan İmirzalıoğlu, İsmail Hakkı Ürün, Kürşat Alnıaçık, Erkan Avcı

DVD SEPETİ

 Beyazlar Beceremez

Billy Hoyle ve Sidney Deane şehirdeki en iyi basketbol oyuncuları olduklarını düşünmektedirler. Bir gün yolları kesişir ve güçlerini birleştirip bunu

 Şifreciler

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

 Schindler’in Listesi

2. Dünya Savaşı yıllarının Nazi Almanya'sında girişimci bir Alman Oskar Schindler, askeriye için metal kaplar üreten bir fabrika kurar ve bu iş için sermayeyi ve iş gücünü Yahudiler üzerinden sağlar. İlerleyen zamanda Yahudiler'in gördüğü baskıyı içine sindiremeyen Schindler, onları kurtarmak için uzunca bir liste hazırlar.

SİNEMA -DVD

Doksanlı yıllarda bir çiple kontrol edilebilen bir dünya… Bir hırsız, bir casus, bir kaçak, bir suçlu, bir şifre kırıcı ve bir piyano öğretmeni… Lideri Martin Bishop olan güvenlik sistemleri konusunda uzman gruba CIA’den bir teklif gelir. Grup görevi reddedince teklif bir zorunlu göreve dönüşür aksi durumda Bishop’un kimliği kamuoyuna açıklanacaktır. Yeryüzündeki tüm şifreleri çözecek bir programı ele geçirmiş olduklarını fark eden şifrecileri bir sürpriz daha beklemektedir...

paraya çevirmeye karar verirler. Bundan sonra pek çok iş yapan bu ikiliyi artık hiçbir şey durduramaz. Ancak başları da beladan kurtulmaz. Çünkü Billy'nin gangster tipli bazı adamlara büyük miktarda borcu vardır.

İSMMMO YAŞAM  59


Hatay’da soru işaretleri büyüyor Suriye’de çatışmalar devam ederken Hatay’da milletvekillerinin kampa girişlerine izin verilmemesiyle başlayan tartışmalar sürüyor. Türkiye’nin Suriye’deki muhalifleri silahlandırarak Esad rejimini sonlandırma hedefi uğruna kan dökülmesine alet olduğu iddiaları da kafa karıştırıyor. Yankıları günlerce kamuoyunun gündeminde kalan olaylar zincirinde, Suriyeli muhaliflere “askeri eğitim” verildiği iddialarıyla gündeme gelen Apaydın kampı ile ilgili sorular yanıtlarını bulabilmiş değil. “İstediğiniz kampta inceleme yapabilirsiniz ama buraya giriş yasak” denilerek CHP heyetinin girişine izin verilmezken Hataylı esnaf ve demokratik

kitle örgütlerinin şikayetleri de dinmek bilmiyor. Kentte gerginlik yaratan ve sayıları 80 bine dayanan Suriyeli sığınmacılarla ilgili koordinasyon görevini yürüten Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Başkanı Fuat Oktay, Apaydın sınır kampında Suriye’den gelen askerlerin barındığını ve bunların kampa basın mensubu ya da heyetlerin girmesini istemediklerini belirtti. Oktay, son günlerde kamuoyuna sıkça yansıyan, Hatay’da yurttaşları tedirgin eden “parklarda yaşayan” Suriyelilerin, AFAD kamplarından çıkmadıklarını da iddia etti. Türkiye bu olayları konuşurken Ağustos ayının sonunda yaşanan bir diğer ilginç gelişme Özgür Suriye Ordusu’nun internet sitesinde yer

alan iletişim bilgileri oldu. Özgür Suriye Ordusu’nun internet sitesinde ordunun “ana üssü” Hatay olarak belirtilirken, Türkiye hatlı bir telefon numarası ve e-postadan oluşan açık iletişim bilgileri verildi. İngilizce sayfasının açılışında, geçtiğimiz yıl Türkiye’ye sığınan ve ordunun liderliğini yapan Riyad el Esad’ın bir mesajı da var. Esad mesajında, “Şu anki durum, Suriye’deki suçlu rejimin güç kullanmadan durdurulamayacağına yönelik inancımız ve taraf değiştiren asker ve subayların sayısındaki fazlalık” nedeniyle 27 Temmuz 2011’de Özgür Suriye Ordusu’nu kurduk” dedikten sonra ÖSO’nun amaçlarını anlatıyor.

62. GÜN

Bankanızdan masrafı isteyin Son 10 yılda kredi kullanan 12 milyon vatandaş, bankalara başvurarak masraflarını alabilecek. Yargıtay kararlarına karşın kredi kullanan vatandaşlardan dosya masrafı adı altında aldığı paraları geri ödemeyen uyanık bankalara yerel mahkemelerden tokat gibi bir karar daha çıktı. Yargıtay’ın “dosya masrafına iade” kararının ardından, her türlü kredi kullanıcısı geriye dönük olarak 10 yıllık kredi masraflarını alabilecek. Bankalar, kredi sözleşmesinde böyle bir masrafın alınacağına dair hüküm yoksa ve istediği masrafın nedenini ispatlayamıyorsa vatandaştan aldığı ücretleri geri ödemek zorunda. Tüketiciler Birliği, başvuruda bulunan vatandaşlara her türlü hukuki desteği veriyor. Uzmanların önerisine göre, ilk adımda banka genel müdürlüğü ya da ilgili şubeye iadeli taahhütlü mektup yazılarak masrafın talep edilmesi gerekiyor. Mektup-

6  İSMMMO YAŞAM

ta masrafların haksız şart sayıldığı ve Yargıtay’ın konuyla ilgili kararından söz edilmesi gerekiyor. Son 10 yılla sınırlı olmak üzere bankaya yapılan tüm kredi masrafları ödemelerin dökümünü içeren listeyi talep etmek gerekiyor. Bu süre zarfında kesilen kredi masrafı ücretinin toplam miktarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep ediliyor. Bankanın dosya masrafını ödemeyi kabul etmemesi durumunda, kaymakamlıktan hakem heyetine başvurulmalı. Dosya masrafı miktarı bin 161 liranın altındaysa bulunulan ilçenin tüketici hakem heyetine dilekçe ile başvuru yapmak gerekiyor. Dilekçe vermenin ardından 1-3 ay arasında sonuç çıkıyor. Sonuç çıktıktan sonra şahıs ve bankaların karara itiraz için 15 gün yasal süreleri bulunuyor. Dosya masrafı bu tutarın üzerinde ise tüketici mahkemesine dava açılması gerekiyor.

EYLÜL-EKİM 2011


Türkiye’nin gururu oldular

2012 Londra Olimpiyatları’nda atletizm bayanlar 1500 metre finalinde birinci olan Aslı Çakır Alptekin altın madalya, ikinci olan Gamze Bulut ise gümüş madalya kazandı. Olimpiyat Stadı’nda yapılan 1500 metre finalinde Milli Atlet Aslı Çakır Alptekin birinci olurken, Gamze Bulut da ikinci oldu. Yarışta üçüncü ise Bahreynli atlet Maryam Yusuf Jamal oldu ve bronz madalya kazandı. Alptekin ve Bulut’un başarısı Türkiye’de sevinçle karşılanırken Aslı Çakır Alptekin, kazandığı madalyayı tüm Türkiye’ye armağan ettiğini ifade ederek başta Başbakan herkese teşekkür etti. Gamze Bulut da kendileri için dua eden herkese teşekkür ederek, “Çizgiye çıktığımızda zaten bir şeyler hissetmiştik. Çok rahattık. Tüm Türkiye’ye ve özellikle de başkanım Aziz Yıldırım’a çok teşekkür ediyorum” dedi.

Sigaraya karşı savaş ABD’de sigara şirketleriyle federal hükümet arasındaki dava, sigara şirketlerinin lehine sonuçlansa da ABD’nin aksine Avustralya’da sigara paketlerinde hastalık fotoğraflarından başka bir şey olmamasına ve sigara paketlerinin tek renk ve markasız satılmasına yüksek mahkemeden de onay çıktı. Sigara şirketleri, Avustralya’daki kara-

rın başka ülkelere örnek olması korkusunu yaşıyor. Karara direnen ve temyiz eden şirketler, marka adının kullanılmamasının satışlarını düşüreceğinden ve kaçak ürünlerin önünü açacağından şikayet ediyor. Hükümet ise sigara kullanımının azalmasını, yeni başlamaları engellemeye çalışıyor. ABD’nin başkenti Washington’daki tem-

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bazı pazar ve satış yerlerinde köyden getirilen ürünlerin ‘organik’ diye pahalı satılması konusunda uyarıyor. Bakanlık sertifikası olmayan ürünlerin organik olarak satılmasının suç olduğunu belirtiyor. Bakanlık uyarısında halkın son yıllarda insan sağlığı açısından organik ürünlere yöneldiği, sertifikası bulunmayan ürünleri ‘organik’ adı

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

altında satanların suç işlediği ve bunlar hakkında yasal işlemler yapılacağı belirtildi. Son yıllarda insan sağlığı açısından önemi her geçen gün daha da çok anlaşılan organik ürünlere karşı tüketicilerin talebinde büyük artış meydana geldiğini dikkate alan Bakanlığa göre, bir ürünün köyde yetişmesi veya yetiştirilirken hayvansal gübre kullanılması o ürünü organik ürün yapmaz. Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim yapılarak üretilen ürünler organik. Organik ürün sertifikası olmayan ürünleri organik ürün olarak alıp aldanmamak gerekiyor.

62. GÜN

Organik ürün uyarısı

yiz mahkemesi ise sigara şirketlerinin ürünlerinin ambalajında sigaranın zararlarıyla ilgili büyük grafikler kullanmaya zorlanmayacağına hükmetti. Böylece uygulamanın ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geleceğine hükmeden alt mahkemenin kararı onaylanmış oldu. Federal hükümetin mahkemenin bu kararına itiraz etme hakkı bulunuyor.

İSMMMO YAŞAM  7


EN ÇOK SATANLAR

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer

 Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer  Şemspare

 Lizbon'a Gece Treni

engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımız, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimiz anlatılıyor... Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor...

Şemspare

 Yazar: Elif Şafak  Yayınevi: Doğan Kitap  Sayfa sayısı: 252 Şemspare, Elif Şafak’ın kaleminden duygulardan,

korkulardan, sevgilerden, ilişkilerden yani hayattan seçmeler... Kitap, Şafak'ın, Kasım 2010'dan bu yana Habertürk gazetesinde yayımlanan yazılarından oluşuyor. Altmışın üzerinde denemenin yer aldığı kitap, yazarın bir önceki deneme seçkisi Firarperest'in devamı niteliğinde. Elif Şafak'ın kadın, yolculuk, edebiyat ve güncel konular üzerine yazılarının yer aldığı Şemspare'nin metinlerine eşlik eden illüstrasyonlar da yine M. K. Perker imzasını taşıyor.

Paris'teki Eş

KİTAP

 Yazar: Paula McLain  Yayınevi: Remzi Kitabevi  Sayfa sayısı: 383 "Paris'teki Eş" ünlü yazar Ernest

Hemingway ile ilk karısı Hadley'in, başta Paris olmak üzere çeşitli kentlerde geçen günlerinin aşk ve ihanetle örülü romanı... Kızıl saçlı piyanist kız ile savaş gazisi genç ve yakışıklı gazeteci Şikago'da bir dost evindeki partide tanışır. 29'undaki Hadley, yazma hırsıyla yanıp tutuşan kendinden sekiz yaş küçük Hemingway'le 1921'de evlenir. Genç Hemingway, yazar dostunun yönlendirmesiyle geleceğini eşiyle birlikte Paris'te aramaya karar verir. Paris günlerinde önceleri parasızlık onları epeyce zorlar ama zamanla entelektüel çevrenin bir parçası olurlar.

60  İSMMMO YAŞAM

 Mesnevi Terapi

 Pusu - Devletin Yeni Sahipleri  Gizli Anların Yolcusu  Paris'teki Eş  Zaytung

 Kendime Yazılar

ŞİİR

ESKİ ZAMAN Eski zamanda

Büyükler henüz küçük Ölüler ölmemişti daha

Altmış para şekerin okkası

Portakalın sandığı bir mecidiye Meyva sebil

Kiler dolu

Hamam ustası Nazife

Yüzüne bakılır taze

Kâğıtçı Ali Efendi burma bıyıklı O vakit de sevişmek vardı Ağaca çıksak

Yerde kalmazdı papucumuz Hey gidi günler

OKTAY RİFAT

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

 Remzi Kitabevi (Ağustos 2012)

 Yazar: Laurent Gounelle  Yayınevi: Pegasus Yayınları  Sayfa sayısı: 448 “Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer” adlı romanda kendi kendimize koyduğumuz

 Başkaldıran Kurşunkalem


Zaytung (2009-2011)

 Yazar: Kolektif  Yayınevi: April  Sayfa sayısı: 136 İnternet ortamında yayın yapan Zaytung sitesi

kısa sürede bir fenomene dönüştü. Yaptıkları işi “dürüst, tarafsız, ahlaksız haber” olarak tanımlayan Zaytung ekibi, “Zaytung 2009-2011” adında sitenin öne çıkan haberlerinden oluşan bir almanak yayınladı. Kitapta, ailesinin “Okumayacaksan verelim bir ustanın yanına” teklifini kabul eden çocuğun sanayideki birinci yılını doldurma hikâyesi de var, Emre Aydın’ın eski sevgilisini unutmak üzere olması ve müzik şirketinin yaşadığı panik de...

Mesnevi Terapi

 Yazar: Nevzat Tarhan  Yayınevi: Timaş Yayınları  Sayfa sayısı: 240 Prof. Dr. Nevzat

Tarhan kitabında Mesnevi'nin çağları aşan bilgeliğinin ruha nasıl şifa olabileceğine dikkat çekiyor. Prof. Tarhan, Mesnevi Terapi'de Mevlana'yı günlük hayatta bize yol gösterecek bir rehber olarak tanımamız gerektiğini anlatıyor. İçimizdeki hakikati görmemizi, farkındalığımızı arttırmamızı sağlayacak önerilerle, Mesnevi'yi modern psikoloji tarafından da kabul gören bir anlayışla kalbe ve ruha şifa veren bir eser olarak okura aktarıyor.

Büyük Yolların Haydutu

 Yazar: Öner Ciravoğlu  Yayınevi: Can Yayınları  Sayfa sayısı: 120 Öner Ciravoğlu'nun derlediği 'Büyük

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

KİTAPLAR Sümbüllü Köşk

Yazar: Bilgin Adalı Yayınevi: Can Çocuk Sayfa sayısı: 80 Sümbüllü Köşk, “Zaman Bisikleti”, “Çatalhöyük Öyküleri” gibi seri şeklinde kaleme aldığı serüven ve bilimkurgu kitaplarıyla çocukların sevgisini kazanmış olan Bilgin Adalı’nın yeni romanı! İlköğretim okulları arasında düzenlenen teknoloji tasarım yarışmasına katılmak üzere 5 arkadaş bir grup oluştururlar. Yarışma için İstanbul Boğaz’ındaki akıntıları araştırmaya karar verirler. Evlerinden izin alıp Boğaz’daki Akıntı Burnu’na vardıklarında ise, rüzgârın yardımıyla, Sümbüllü Köşk’teki bir hırsızlık planına kulak misafiri olurlar...

Her Güne Bir Oyun

Yazar: Kollektif Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları Sayfa sayısı: 396 "Her Güne Bir Oyun" yılın her günü için farklı bir eğlence öneriyor. Türk ve dünya kültürlerinden seçilen birbirinden zevkli geleneksel çocuk oyunları, birbirinden eğlenceli deneyler, dünyanın dört bir yanında milyonlarca çocuğun severek oynadığı tablalı oyunlar, gölge oyunları, sözlü oyunlar, kitapta ayrıntılı tarifleri ve küçük birer tarihçeyle yer alıyor. Bol kahkahalı, bol şamatalı günler için özel olarak tasarlanan Her Güne Bir Oyun, seçtiği oyunları mevsim koşullarını dikkate alarak takvime yerleştiriyor.

KİTAP

Yolların Haydutu', Attilâ İlhan'ın yaşamına odaklanmış kuru bir biyografiden çok, ustanın kendi anlatımıyla kayda düşürdüğü bir anılar toplamı. Ciltlere sığmayacak bir yaşamın, dev bir şiirin özeti. Şairin yaşamının satırbaşları niteliğinde. Ciravoğlu, "Attilâ İlhan okumaları, benim için adeta bir yaşama biçimi halini aldı... Attilâ İlhan, her şeyden önce kendine özgü bir üslup yaratmıştı. Genç kuşaklarla iletişim kurabilen bir yazardı. Hepimizi etkileyen de buydu" diyor.

ÇOCUKLARA ÖZEL

İSMMMO YAŞAM  61


Bilgileri ‘bulut’ta saklayın

Bulut bilişimle, bilgisayar, cep telefonu ve tabletlerdeki dosya ve verilere istenilen zaman ve mekanda ulaşılabiliyor. Daha önce bellek, flash disk ya da harici belleklerde saklanan ya da taşınan veriler artık bu teknolojiyle bulutta depolanıyor.

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Dosyalar, resimler, mailler, yazılar ve bir insanın bilgisayarında kayıtlı olan her türlü dosya. Bütün bunlara bilgisayardan bağımsız istediğiniz yer ve mekanda erişebildiğinizi düşünün. Hayat ne kadar kolay olurdu değil mi? Evet, teknolojideki son trend bulut bilişimle bu mümkün. Daha önce USB bellek, flash disk ya da harici belleklerde saklanan ya da taşınan veriler artık bulutta depolanıyor. Peki, bulut bilişim nedir? Bulut bilişim, sisteminizde ihtiyaç duyulan yazılım, donanım, dosya saklama ve barınma gibi temel ihtiyaçların uzak bir bilgisayardan internet bağlantısıyla sunulması olarak tanımlanıyor. Yani çevrim içi bilgi dağıtımı sağlıyor. Donanım ihtiyacını ortadan kaldıran bu hizmetle şifreniz ve parolanızla ihtiyaç duyduğunuz verilere internet bağlantısı olan her yerden ulaşabiliyorsunuz. Kurumlara enerji tasarrufu ve verimlilik şeklinde geri dönen bu hizmet bireylere de zaman tasarrufu ve kolaylık getiriyor. İş ve özel hayatlarını kolaylaştırıyor. Bireysel bulut hizmeti veren pek çok kurum bulunuyor. Bunların en önemlilerini araştırdık. DROPBOX: En çok kullanılan bulut depolama uygulamalarından biri. 2 GB’a kadar ücretsiz depolama alanı sunuyor. Ücretli olarak bu depolama alanı artırılabiliyor. Dropbox, bilgisayar, tablet, akıllı telefon

62  İSMMMO YAŞAM

gibi cihazların hepsini birbirine bağlayabiliyor. Bu cihazlardaki bilgilere başka cihazlardan erişilmesini sağlıyor. En önemli avantajlarından biri dosya yükleme ve paylaşmayı kolaylaştıran ‘sürükle, bırak’ özelliği. iPhone, iPad, Android ve BlackBerry platformlarının hepsinde kullanılabiliyor. iCLOUD: Apple’ın iOS 5 işletim sistemiyle beraber piyasaya sunduğu bulut depolama hizmeti. Apple ürünleri kullanıcılarına hitap ediyor. iPhone, iPad, iPod Touch, Mac ve PC kullanıcılarının dosyalarını otomatik olarak saklayabiliyor. iCloud, müzik, uygulamalar, fotoğraflar, e-postalar, iletişim bilgileri ve takvim bilgilerini farklı cihazlar arasında senkronize de ediyor. Ücretsiz alanı 5 GB olan iCloud’da da ekstra alan için ücret ödeniyor. GOOGLE DOCS: İnternet arama motoru Google, bulut hizmetlerini Gmail dokümanları üzerinden veriyor. Google Docs uygulamalarına atılan dosyalara her yerden erişim imkanı sunuyor. Bu hizmetin de depolama alanı 1 GB’la sınırlı. Daha üzeri için ücret ödemek gerekiyor. 16 terabayt’a kadar alan hizmeti veriyor. SKYDRIVE: Microsoft’un bulut depolama hizmeti. Windows Live hesaplarıyla senkronize çalışıyor. SkyDrive’la çevrimiçi olduğunuz herhangi bir yerden oluşturduğunuz fotoğrafları ve dosyaları depolayabilir, bunlara erişip arkadaşlarınızla, iş arkadaşlarınızla veya ailenizle paylaşabiliyorsunuz. Ücretsiz 25 GB çevrimiçi depolama alanına sahip.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


Samsung 3 serisi geldi

Samsung, Samsung 3 serisi 350 dizüstü bilgisayarlarını pazara sundu. Samsung 3 serisi Intel Core i7 işlemciyi destekliyor. Optimum düzeyde taşınabilir olan yeni seride, yansıtmaz özellikli ekran hem iç hem de dış mekanlarda keskin ve net görüntüler gösterirken, bilgisayarların hafif ve taşınabilir tasarımı ince bir çerçeve ile tamamlanıyor. Yedi saate kadar pil ömrü de sunuyor. 8 GB’lik kapasitesi var. Samsung 3 Serisi 350, maksimum 2 GB kapasiteli AMD Radeon HD7670M grafik kartı içeriyor ve oyun gibi yoğun uygulamalarda mükemmel görsel performans sunuyor. Yeni seri gümüş renginde satışa sunuluyor.5

Nokia PureView satışta

Nokia’nın 41 megapiksel çözünürlükte kameraya sahip 808 PureView modeli, Türkiye’de satışa sunuldu. Avea’nın satışa sunduğu modelin Carl Zeiss merceği var. Standart çözünürlüklerde netlikten ödün vermeden zoom yapabiliyor ve yedi piksellik bilgiyi bir piksele sıkıştırarak en net görüntünün elde edilmesini sağlıyor. Yüksek çözünürlüklerde görüntüleri yakalamak, zoom yapmak, keserek yeniden boyutlandırmak mümkün oluyor. PureView808, düşük aydınlatmalı ortamlardaki üstün performansı e-posta, MMS ve sosyal ağlarda paylaşmak için yoğun boyuttaki görüntü dosyalarını kaydedebilme özelliğine de sahip.

Dell’in yeni ultrabook modeli XPS 13 uzun tatil yolcularına hitap ediyor. Hafifliği yanında dokuz saatlik pil ömrüyle dikkat çekiyor. Kompakt, 13.3 inç’lik ultrabook, 1.356 kilogram ağırlığında. 0.63 cm olan inceliği, Rapid Start ve Smart Connect gibi en yeni Intel teknolojilerini üstün performans ve şık tasarımıyla birleştiriyor. Dell XPS 13 Ultrabook ister teknede isterse kumsalda olun her yerde zahmetsizce kullanılabiliyor. Ultrabook kullanırken bağlantıyı korumak ve hızlıca bağlantı kurmak artık Dell XPS 13 ile kolaylaşıyor. XPS 13 Intel Rapid Start teknolojisi sayesinde müşterilere akıllı telefonların sağladığı hız deneyimini ve dizüstü bilgisayarın performansını sunuyor.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Canon, EOS serisini yeni EOS M modeliyle genişletti. Canon’un kompakt sistem kamerası olan EOS M, yemekten moda ve kültüre, müzik ve sanata kadar gündelik tutkularını paylaşmak üzere fotoğraf çeken kullanıcılar için tasarlandı. DSLR kalitesinde görüntüleme, çeşitli yaratıcı özellikler ve Full HD video üretme becerilerine sahip. Gösterişli siyah, parıltılı beyaz, şık gümüş veya göz alıcı kırmızı renk seçenekleri bulunuyor. Parmağınızı parlak, yüksek çözünürlüklü 7.7 mm, Clear View LCD II Ekran üzerinde kaydırdığınız ilk andan itibaren EOS M size fotoğraflar ve videolar üzerinde çok veya az, siz ne kadar isterseniz o kadar kontrol hakkı veriyor.

TEKNO-YAŞAM

Uzun tatil yolcularına ultrabook

Görüntü parmak ucunda

İSMMMO YAŞAM  63




KOMİK RESİMLER

KAYSERİLİ

Kayserilinin biri ölüm döşeğindedir. Ama sorar: Sevgili karım burada mısın? Eşi: Evet hayatım buradayım. Sevgili oğlum Mehmet burada mısın? Mehmet: Evet babacım buradayım. Oğlum Ahmet ya sen burada mısın? Ahmet: Evet ben de buradayım. Kayserili: Güzel kızım sen burada mısın? Kızı: Evet buradayım babacım. Allah hepinizin belasını versin. Dükkanda kim duruyor o zaman?

BALIK VE SOLUCAN

MİZAH

Adamın biri, bir gün balık tutmanın yasak olduğu fakat balığın bol bulunduğu bir göle gitmiş. Kapıda ‘Balık Tutmak Yasaktır’ yazmasına karşın içeri girip balık tutmaya başlamış. Tam oltasını çıkarıp solucanını kancaya takarken birden görevli gelmiş: -Kardeşim sen burada ne yapıyorsun? Gölde balık tutmak yasak. Yazıyı görmedin mi? Adam korkuyla şu cevabı yapıştırmış: -Aslında kötü bir niyetim yok sadece bizim solucanları yüzdürüyorum!

PADİŞAH VE VEZİR

Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire; “En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!” demiş. Vezir, "Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun" diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca padişah-

64  İSMMMO YAŞAM

la vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar: "Senin koyunun mu büyük, ineğin mi? Çoban şaşırmış ama cevaplamış: "İneğim" demiş. "Keçin mi büyük, öküzün mü? Çoban ; "Öküzüm tabii” deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana: "Söyle bakalım, padişahın mı büyük, vezirin mi? Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş: "Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!”

ŞİMDİ GELDİM

Temel yüksek bir binanın altıncı katından aşağı düşer. Hemen başına meraklı bir kalabalık toplanır. Yoldan geçen bir adam meraklı kalabalığı yararak yaralı Temel'e doğru eğilerek sorar: - Hayrola kardeş ne oldu. Yaralı Temel güç bela konuşarak cevaplar: - Haçan bilmeyrum, pen da şimdu celdum.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


BİLYE

Doktorun karşısına iki küçük çocuk gelmiş. Çocuklardan biri: - Bir bilye yuttum. Onu çıkarmanızı istiyorum. Doktor öteki çocuğa sormuş: - Ya sen ne istiyorsun? - Onun yuttuğu bilye benim de almaya geldim.

BANKA SOYGUNU

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

uyku girmedi.  Sen bir de beni gençliğimde görecektin.  Ağlamıyorum... Gözüme bir şey kaçtı.  Yemezsen arkandan ağlar.  Akşama erken gelicem.  Bu aldığım en güzel hediye.  Bir oturuşta iki büyük deviririm.  Ben almiyim rejimdeyim.  İşim bitsin ben seni ararım.  O elinizdeki tek kaldı, başka yok.  Ben de tam seni arayacaktım.  Ben eski yüzücülerdenim.  Bizi davet ettiler ama gitmedik.  Senin annen bir melekti yavrum.  Bana yan bakan daha anasının karnından doğmadı.  Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum; önemli olan alın teri.  Evi boşaltın! Almanya’dan oğlum geliyor.  Kilolarımla barışığım ben böyle mutluyum!

SU AYGIRI

Okul müdürü suçlu çocuğa sormuş: - Arkadaşını niçin dövdün? - Bana su aygırı dedi efendim. - Ne zaman? - Bir yıl önce. - Ama sen onu yeni dövmüş-

MİZAH

Temel ile Dursun parasızlıktan ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Sonunda Dursun, Temel'e: - Ula Temel haçan biz neden banka soymuyoruz? Kısa yoldan köşeyi döneriz. Temel: - Ula hakikatten de güzel fikir. Planlarını yaparlar, bankayı soyarlar eve gelirler. Dursun: - Ula Temel sayalım mı ne kadar para var? Temel paralara şöyle bir bakar, çok para var, en az üç günlerini alacak. Dursun'a: - Ula Dursun bu kadar parayı saymak uzun sürer biz en iyisi yarın bir gazete alalım orada yazar ne kadar para olduğu.

 Kalsaydınız bir şeyler yerdik.  Vallahi sarıda geçtim memur bey.  Kazanmak önemli değil mühim olan yarışmaya katılmaktı.  Şu anda 65 milyon bizi izliyor.  Bu son sigaram.  İki saat kapıda bekledim, açan olmadı.  Seni düşünmekten bütün gece gözüme

Cevaplar

TÜRK YALANLARI

1-Yattım yumuşak, uyudum sıcak sıcak. 2-Sesi var canı yok, konuşur ağzı yok. 3- Şehri var evi yok, nehri var suyu yok, yolu var treni yok. 4-Bir küçücük kumbara ekin taşır ambara. 5-Bilmece bildirmece, resim yapar gündüz gece. 6-Küçük küçük dişleri var, ne de büyük işleri var. 7-Mini mini kuşlar her yeri taşlar. 8-Yürür yürür iz etmez hızlı gitse toz etmez. 9-Yer altında kalaylı kazan 1-Yatak 2-Radyo 3-Harita 4-Kaşık 5-Ayna 6-Tarak 7-Dolu 8-Gemi 9-Turp

 İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

sün. - Su aygırının ne olduğunu yeni öğrendim.

İSMMMO YAŞAM  65


1

1

K A R E

2

3

4

5

B U L M A C A 6

7

8

9

10 11 12

2 3

HARFLERLE

SUDOKU

Z O R

4 5 6 7 8 9

10

11

12 13

K O L A Y

14 15

SOLDAN SAĞA 1. Balina - Japonya’da, toplumdan d›fllanm›fllar s›n›f›. 2. Bir çeflit fitilli tüfek - Konut. 3. Ad, ün - Türkiye’nin kurucusu. 4. S›k›flt›r›lm›fl bitki tellerinden yap›lm›fl mukavva ya da tahta - Bir soru sözü - Felsefede bir durumdan baflka bir duruma geçifle verilen ad. 5. Sosyolojide bir kabilenin bölündü€ü iki ya da daha çok parçadan her biri - Bollafl›p genifllemek. 6. “Radar”›n k›sa yaz›l›fl› - Yüz, çehre - fiaman. 7. Hitit - “Zü€ürt ...”(Şener Şen filmi) - Üflemeli bir çalg›. 8. Aç›k - Vurma, dövme. 9. ‹sveç’teki iflçi sendikas› - Pozitif - Büyük atardamar. 10. Kendisine inan›lan kimse - Zaviye - “Bruce ...”(aktör). 11. Pancar, lahana ve et ya da krema konularak yap›lan sebze çorbas› - Protein sentezine yard›mc› olan bir asit türü. 12. K›ta - Çocu€u olan kad›n. 13. Sanma - Mia. 14. Il›m - Çirkin ve kaba. 15. “‹ç imdi iç flarab›n› / ... bir yana hicab›n›”(Recaizde Ekrem) - ‹yi niflan alan, att›€›n› vuran kimse - Çin ve Kazakistan’da akar bir ›rmak.

YUKARIDAN AŞŞAĞIYA

fi 1. Üflemeli bak›r çalg›lardan oluflan orkestra - Közlenmifl patl›can, sarm›sakl› yo€urt ve k›yma ile yap›lan bir çeflit yemek. 2. “Yaln›z, kat› ve katil” tiplemelerinden tan›d›€›m›z Frans›z aktör - Kuzey Atlantik Pakt›. 3. Kap›, pencere ya da kenarlar›na aç›lan, genellikle dik aç›l› girinti - Bir tür cetvel - ‹pekte, sar›mt›rak dall› nak›fllarla ifllenmifl bir tür beyaz kumafl. 4. “Yüzy›l”›n k›sa yaz›l›fl› - Tan›nm›fl bir foto€raf sanatç›s› - Rusçada “evet”. 5. Hesap defteri - ‹ridyumun simgesi - Fas’›n baflkenti. 6. K›sa an›msama yaz›s› - Ba€›rsaklar - D›flarl›kl›. 7. Tan›nm›fl bir foto€raf sanatç›s› Bir bal›k yakalama arac›. 8. Atlas - Bir haber ajans› - fiiir - S›cakl›k. 9. Ç›plak vücut resmi - Katk› - Arjantin’in plaka iflareti - Hayk›rma. 10. “Tess” adl› filmi de yaratan, Polonyal› sinema yönetmeni. 11. Motorda pistonun biri çal›flmama - Bir nota - Eriflmifl, ulaflm›fl. 12. Yabani hayvanlar›n vurma ya da yakalama ifli - Birleflik Krall›k’›n k›sa yaz›l›fl› - Kabiliyetli.

Z O R

K O L A Y

KARE SOLDAN SA⁄A 1. Falyanos - Eta. 2. Alaybozan - Ev. 3. Nam - Atatürk. 4. Fiber - Ne - Olu. 5. Anar Esnemek. 6. Rd - Sima - Kam. 7. Eti - A€a - Ney. 8. Aleni - Darp. 9. Lo - Art› - Aort. 10. ‹nal - Aç› - Lee. 11. Borç - RNA. 12. Anakara - Anne. 13. Zan - Ba€›rsak. 14. ‹tidal Sakil. 15. Ko - At›c› - ‹li. YUKARIDAN AfiA⁄IYA 1. Fanfar - Alinazik. 2. Alain Delon - Nato. 3. Lamba - Te - Abani. 4. YY - Ersin Alok Da. 5. Abar - ‹r - Rabat. 6. Not - Ema - Taflral›. 7. Ozan Sa€d›ç - A€. 8. Saten -AA - Ir Is›. 9. Nü - Ek - Ra - Nara. 10. Roman Polanski. 11. Tekleme - Re - Nail. 12. Av - UK Yetenekli.

HAZIRLAYAN: İLKER MUMCUOĞLU

66  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


İSMMMO HABER

Vatandaş borcu borçla kapatıyor Vatandaşların kullandığı tüketici kredileri son beş yılda yüzde 154 oranında artışla 172 milyar liraya ulaştı. Günü kurtarma peşindeki vatandaşa “ilaç” olan bankaların kredili mevduat hesapları da aynı dönemde ikiye katlandı. Kredi kartı borçları ise beş yılda iki katından fazla artış göstererek 58 milyar lirayı aştı. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın “Tüketici Kredileri ve Borçların Türkiye Panoraması” adlı raporuna göre vatandaş kısa vadeli nakit sıkıntısına çareyi “Banka Kredisi, Kredi Kartı, Kredili Mevduat Hesabı”nda buldu. Başını sokacak ev hayalindeki kesimler ise, ortalama 10 yıllık geleceğini ipotek altına sokarak kullandığı kredilerle son beş yılda konut kredilerini adeta patlattı. Otomotiv kredilerinde görece düşük rakamlar gerçekleşirken genel eğilim “acil nakit çözümleri ve zorunlu konut ihti-

yacı” olarak belirdi. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Yahya Arıkan, “Bir yandan artan işsizlik, bir yandan ücret zammı alamayan ya da enflasyonun altında alabilen vatandaşların sayısı artıkça, borcun borçla kapatılması eğilimi hızlanıyor. Herkes günü kurtarma peşinde, nakit ihtiyacını gidermeye çalışıyor” diyor. Haneye giren gelirin daha da azalması halinde, bugün anketlere göre her dört kişiden birinin kredi kartı borcunu ödeyemediği bir konjonktürde tablonun daha da kötüleşmesinin kaçınılmaz olacağı uyarısında bulunan Arıkan şöyle devam etti: “İhtiyaç kredisindeki büyük artış, borcun borçla kapatıldığının kanıtı. Konut ve ihtiyaç kredisindeki şahlanışa karşılık taşıt kredisine iştahın kesik olması ise düşündürücü.” “Tüketici Kredileri ve Borçların Türkiye Pa-

KREDİ KARTI CAN YAKIYOR

İSMMMO’nun raporuna göre; tüketici için ve belki de en önemli en çabuk ulaşılan kredi kaynağı, kredi kartları kullanımı. Bireysel kredi kartları kullanımı toplumsal felakete dönmüş durumda. Hemen her gün, “kredi kartı borcu yüzünden” yaşanan felaket haberlerine dikkat çekilen rapora göre; 2007’nin son çeyreğinde 27 milyar lira olan toplam bireysel

8  İSMMMO YAŞAM

noraması” raporuna göre tüketici kredilerinde ve kredi kartı kullanımında son yıllarda çok yüksek oranlı artışlar var. Tüketici kredisi artış oranları, ekonominin genel büyüme trendinin de üzerinde. Tüketici kredileri kullanımında 2008 yılında, yüzde 22.9, 2009’da 12.3, 2010’da 38.4, 2011 yılında da yüzde 30.5 artış olurken, tüketici kredilerinin 2007’nin 4. çeyreği ile 2012’nin 1. çeyreği arasındaki dönemde toplam artış oranı yüzde 154.1’e yükseldi. 2007’nin son çeyreğinde kullanılan tüketici kredisi tutarı 67.6 milyar lira iken, bu rakam 2012 yılının mart ayı sonunda 171.8 milyar liraya ulaştı. Enflasyonun aynı dönemde yıllık ortalama yüzde 8-10 aralığında arttığı, büyüme ortalamasının ise yüzde 5-8 aralığında seyrettiği vurgulanan raporda, tüketici kredisi kullanımında yıllık ortalama yüzde 30’u aşan bir büyüme gerçekleştiği belirtiliyor.

kredi kartı borcu, 2012’nin mart sonu itibariyle 58 milyar lirayı aştı. Bu dönemdeki artış yüzde 114’ü buldu. Bu dönemde yıllık kredi kartı kullanım artış hızı sırasıyla yüzde 25, yüzde 8, yüzde 19 ve yüzde 27 oldu. Öte yandan konut kredileri son beş yılda adeta şahlanırken, araba kredisine olan talep yalnızca yüzde 20 düzeyinde arttı. Konutta özellikle “başımı sokacak bir evim olsun” düşüncesi ile yapılan kredi talebiyle 2007 yılında 32.3 milyar lira olan tutar 2012’nin mart sonu itibariyle de 75.4 milyar liraya yükseldi.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012


İngilizce kurslarında geri sayım başladı Muhasebeciler için işletme ağırlıklı İngilizce kursları ekim ayında başlıyor. 1993 yılından beri bu kursları düzenleyen İSMMMO, kendisini işletme alanında kullanılacak İngilizce konusunda geliştirmek isteyen meslek mensuplarını ve stajyerleri bu kurslara davet ediyor. İlk üç kurda gramer ve iş İngilizcesi ağırlıklı olan kursta, dördüncü kurda İngilizce muhasebe eğitimi, İngilizce örnek olay, tartışma yöntemleri kullanılarak, lisansüstü seviyedeki bir İngilizce muhasebe dersine benzer içerikte eğitim verilecek. Ön kayıt başvuruları web sayfası üzerinden alınacak kurslarda kesin kayıtlar seviye tespit sınavı ve sözlü mülakatlardan sonra yapılacak. Seviye tespit sınavları Oda merkezinde gerçekleştirilecek. Sınıflar maksimum

17 kişiden oluşacak. İşletme ağırlıklı İngilizce kursları iki mekanda gerçekleştirilecek. Gayrettepe Dedeman İş Merkezi’ndeki eğitim biriminde gerçekleştirilecek kurslar 1 Ekim 2012 tarihinde başlayacak. Haftalık 10 saatlık eğitim hafta içi pazartesisalı günleri saat 19:00 ila 20:50 saatleri arasında, çarşamba-perşembe günleri ise 18:40 ila 21:30 gerçekleştirilecek. Hafta sonu kursları ise 29 Eylül tarihinden itibaren Kadıköy TESMER’de düzenleniyor. Cumartesi günü saat 13:00 ila 17:00 arası, pazar günü ise 09:30 ila15:30 saatlerinde kursa katılmak mümkün. Toplam 620 saat olarak düzenlenen kursta, İngilizce kurslarına devam eden ve kur atlayan kursiyerlere yüzde 10 indirim uygulanacak.

İSTANBUL Cİ MUHASEBE SERBEST R ODASI LE VİR MALİ MÜŞA

EC MUHASEB

İ TESMER AJ MERKEZ İTİM VE ST TEMEL EĞ ŞUBESİ L BU AN İST

İLER İÇİN

IRLIKLI İŞLETME AĞ KURSU İNGİLİZCE DİL

HEDEFLERİNİZE BİZİMLE UL AŞIN

BİLGİYE ERİŞMEK İÇİN İNGİLİZCE BİLMEK GEREKİYOR

TEMMUZ-AĞUSTOS 2012

Başkan Arıkan, öğrenci odaklı eğitim modeli uygulandığını söyledi.

İSMMMO HABER

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan işletme ağırlıklı İngilizce kurslarının 1993 yılından beri Oda tarafından düzenlendiğini söylüyor. Kurslarla ilgili üyelere yönelik açıklama yapan Arıkan, özetle şu görüşlerini paylaştı: “Bilimsel araştırmalar çoğunlukla İngilizce yapıldığından ya da bu dile çevrildiğinden eğitimde de bilgiye erişmek amacıyla kullanılan dil İngilizce’dir. Ayrıca bilginin en kolay erişildiği ve iletişimin en yaygın olarak kullanıldığı internette ortak dil yine İngilizce. Bu noktada İngilizce öğrenmek bir gereklilik oldu. Ülkemizde “Uluslararası Denetim Standartları” ve “Uluslararası Finansal Raporlama Standartları”yakın gelecekte uygulanmaya başlanacak. Bu süreç aynı zamanda, İngilizce gerekliliğini bir kez daha ortaya çıkarıyor. Tüm bu konular göz önünde bulundurularak İSMMMO olarak 1993 yılından bu yana İşletme Ağırlıklı İngilizce Dil Kursu programlarımızı düzenlemekteyiz. İşletme Ağırlıklı İngilizce Dil kursularımız, konularında uzman ve tecrübeli Türk ve yabancı eğitmenler tarafından verilmekte ve kurslarımızda öğrenci odaklı eğitim modeli uygulanıyor.”

İSMMMO YAŞAM  9

39yasam  
39yasam