{' '} {' '}
Limited time offer
SAVE % on your upgrade.

Page 1

33

SAYI

YASAM

5

YIL

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

EKSTREM TATİL EKSTREM ADRENALİN!

 ÖMRÜNÜ İÇ DENETİME ADADI: ALİ KAMİL UZUN  AKŞAM GAZETESİ YAZARI FUNDA ÖZKAN İLE SÖYLEŞİ  DOSYA: ALTININ ÖNLEMEYEN YÜKSELİŞİ  OYUNCU YETKİN DİKİNCİLER: ÖNCE İYİ İNSAN OLMAYA ÇALIŞIYORUM  BELÇİKA'NIN VENEDİK’İ: BRUGGE  KARAKÖYÜM RESTAURANT'IN LEZZETLERİ


İç denetime ömrünü adadı

Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu ve Onursal Başkanı Ali Kamil Uzun, 35 yıllık meslek yaşamının 30 yılı aşkın süresini ‘iç denetim’ mesleğine adamış. Modern iç denetim mesleğinin gelişimi için iş ve meslek dünyasında çeşitli roller üstlenen Uzun, “Yeni TTK ile uzmanlaşmanın önemi arttı. Meslek mensuplarına kendilerini geliştirmek için fırsatları değerlendirmelerini, çok yönlü bir gelişime hazırlanmalarını öneriyorum” diyor.

ZİRVEDEKİLER

GÜLŞEN KANDEMİR Ali Kamil Uzun, Türkiye’de ‘iç denetim mesleği’nin uluslararası standartlarda uygulanabilmesi için 16 yıldır hizmet veren Türkiye İç Denetim Enstitüsü’nün kuruluşuna liderlik etmiş bir meslek adamı. Türkiye’de gerek kamu gerekse özel sektör kuruluşlarında ‘iç denetim’ uygulamalarının dünya standartlarında yaygınlaşmasını sağlamak için uygulamacı, yönetici ve eğitmen olarak hizmet veren Uzun, İSMMMO Akademi’nin ‘iç denetim uzmanlığı’ programının da eğitmenlerinden biri. TÜSİAD, Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği, Türkiye Personel Yöneticileri Derneği, Türkiye Kalite Derneği, Uluslararası Finansal Yönetim Enstitüsü, Şeffaflık Der-

10  İSMMMO YAŞAM

neği, Darüşşafaka Cemiyeti gibi birçok sivil toplum kuruluşlarında görevler üstlenen Ali Kamil Uzun, profesyonel meslek hayatında 35 yılı geride bıraktı. Deloitte Türkiye’nin Yönetim Kurulu Danışmanı olan Ali Kamil Uzun ile Türkiye’nin modern iç denetimde aldığı mesafeleri konuştuk. Türkiye İç Denetim Enstitüsü’nü neden ve nasıl kurdunuz? Türkiye’de iç denetimin uluslararası standartlarda tanınması, gelişmesi ve bu konuda farkındalık yaratılması adına yapmış olduğumuz çalışmaların geçmişi, 16 yıl öncesine dayanıyor. 1994 yılında bir grup meslektaşımla birlikte modern iç denetim konusunda neler yapılabileceğini konuşuyorduk. Bizde denetim deyince

klasik, teftiş ve müfettişlik akla geliyordu. Cezalandırıcı, hataları ortaya koyan, caydırıcı bir faaliyet olarak biliniyordu. Dünyada bu işin nasıl bir yaklaşımla yapıldığını araştırdığımızda, merkezi Amerika Birleşik Devletleri’nde olan Uluslararası İç Denetim Enstitüsü’nün varlığını öğrendik. Bu enstitü, 1941 yılında kurulmuş. Dünyada modern iç denetimin standartlarını, ahlak kurallarını ve sertifikasyonlarını oluşturmuş sivil bir meslek organizasyonu… Biz de benzer bir organizasyon oluşturmak için harekete geçtik. Bu oluşum fikrinden altı ay sonra Paris’teki Uluslararası İç Denetim Konferansı’na katılarak, Türkiye’de böyle bir inisiyatifi başlatma fikrimizi açıkladık. Onlar da bu konuda çalışmalarımızı destekleyeceklerini söylediler. 19 Eylül 1995 ta-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

dırıyor; yerine meslek mensupları tarafından yapılacak bağımsız denetimi getiriyor. Denetçi mali tablolara ilişkin uygun görüşü vermediği takdirde; şirketin yönetim kurulunun istifası, en kısa sürede genel kurulun toplantıya çağrılması, genel kurulun ‘uygun görüşlü’ bir denetim raporu almadan mali akçeli kararlar alamaması gibi birçok sonuç doğuruyor. Yeni yasa ile dış denetim yani bağımsız denetim, hukuki bir zorunluluk kazandı. İç denetime ilişkin dış denetim gibi yasal zorunluluk yok. Ancak dış denetim faaliyetinin sürpriz sonuçlarını engellemek için iç denetimin ihtiyacen zorunlu hale geldiğini düşünüyorum. Hangi ölçekte olursa olsun artık şirketlerin kendi kendini denetleyen iç denetim mekanizmalarını oluşturması gerekiyor. Yeni TTK, iç denetimin uluslararası standartlarda gelişimini hızlandıracak. Burada avantajımız, 16 yıllık kurumsal geçmişi bulunan bir meslek organizasyonu olarak Türkiye İç Denetim Enstitüsü’nün kurumsal varlığıdır. Türkiye’de yeterli sayıda iç denetçi var mı? Kamu kurumlarında 800 civarında kadrolu, atanmış iç denetçi var. Bunlar kamu iç denetim sertifikasına sahip iç denetçiler. Reel sektörde ve bankalarda ise binlerle ifade edilebilecek meslek mensubumuz var. Bunların bizim istediğimiz uluslararası standartlarla bire bir örtüşmesi için zamana ihtiyaç var. Nihayetinde 2000 yılından sonra uluslararası geçerliliği olan sertifika sınavları da ülkemizde yapılıyor. Artık öyle bir noktaya geliniyor ki, sertifikalı meslek mensubuyla çalışmak tercih sebebi oluyor.

ZİRVEDEKİLER

rihinde de modern iç denetim konusunda misyon üstlenmiş ülkemizdeki sivil mesleki organizasyonunu kurmuş olduk. Ekim başında da İstanbul’da ilk Uluslararası İç Denetim Sempozyumu’nu gerçekleştirdik. Meslektaşlarımızdan büyük ilgi gördü; bu da cesaretimizi artırdı. Türkiye henüz Avrupa Birliği’ne tam üye olamasa da ‘iç denetim’ konusunda tam üyeyiz sanırım. Evet, 1996 yılının Mayıs ayında Avrupa Birliği’nin mesleğin temsilcisi olarak kabul ettiği (ECIIA) Avrupa İç Denetim Enstitüleri Konfederasyonu’na, Türkiye İç Denetim Enstitüsü olarak oy birliği ile katıldık. Dediğiniz gibi; bu konfederasyonu mesleğin Avrupa Birliği olarak düşünebilirsiniz. Zaten konfederasyon Avrupa Birliği Komisyonu tarafından da mesleğin Avrupa çapında otoritesi olarak tanınıyor. Bundan kısa bir süre sonra da (IIA) Uluslararası İç Denetçiler Enstitüsü’ne üye olduk. Böylelikle ulusal bir organizasyona uluslararası bir kimlik kazandırdık. Gerek ECIIA, gerekse IIA’nın yönetim organlarında Türkiye olarak aktif görev aldık. Söz konusu uluslararası mesleki kurumların bilgi ve teknoloji birikiminden yararlandığımız gibi bizimde katkılarımız oluyor. Türkiye’de özel ve kamu kuruluşları iç denetime yeteri kadar önem veriyor mu? 1997 yılından beri Türkiye’de iç denetim kongreleri düzenleniyor. Bu yıl 15’incisi Ekim ayında düzenlenecek. Kongreler büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Tabii Türkiye’de iç denetim kurum içi bir faaliyet olduğu için, önceleri büyük ölçekli ve uluslararası kuruluşlar tarafından kabul görmüştü. Son yıllarda memnuniyetle müşahede ediyorum ki, küçük ve orta ölçekli işletmeler de kurumsal sürdürülebilirlikleri için iç denetime ilgi gösteriyorlar. İç denetim kurumsal sürdürülebilirlik için adeta bir sigortadır. Yeni Türk Ticaret Kanunu, iç denetimin Türkiye’de yaygınlaşmasını hızlandırır mı? Kesinlikle…Yeni Türk Ticaret Kanunu hangi ölçekte olursa olsun limited ve anonim şirketlere bağımsız denetim mecburiyetini getiriyor. Bugüne kadar murakıp dediğimiz, genel kurulun seçtiği ama herhangi bir mesleki yetkinlik aranmayan bir kişinin çok rahat denetçi olduğu bir sistem vardı. Yeni yasa bu murakıpları kal-

İSMMMO YAŞAM  11


ZİRVEDEKİLER

‘YAŞAMDA ENERJİ KAYNAĞIM KARİKATÜR’ Ali Kamil Uzun’un kendi deyimiyle yaşam enerjisi karikatür hobisinden geliyor. Gençliğinden beri karikatürler çizen Uzun, kimi zaman sergilerle, kimi zaman mizah dergileri aracılığıyla bu yeteneğini toplumla paylaşmış. Uzun, “Zamanında rahmetli Oğuz Aral’ın çiçeği burnunda karikatürcüleri arasında ben de yer aldım. Karikatürlerimi bırakıp, Oğuz Abi’den görüşlerini alırdım. Beğenirse çalışmalarımı Gırgır’da yayınlardı. Sonra Odak Genç Karikatürcüler Grubu adıyla bir grup kurduk. İstanbul’da ve Anadolu’nun birçok yerinde sergiler açtık. Böylece etkinliğimizi toplumla paylaşma fırsatı bulduk” diye paylaşımlarını anlatıyor. Karikatürün hayatındaki önemini ise şu cümlelerle ifade ediyor: “Karikatür beni dinlendiren, enerjik kılan, yaşama sevincimi destekleyen bir tür enerji kaynağı ve yaratıcılığımı ifade ettiğim bir hobim. Karikatür benim için profesyonel gelir kaynağı değil ama bu hobimi bir profesyonel uğraş kadar ciddiye aldım. Karikatürlerim beni iş hayatımda da destekliyor. Yapmış olduğum eğitimlerde ve konferanslarda karikatürlerimi kullanıyorum. Ben çizginin evrensel bir dil olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde karikatürlerimin de yer alacağı bir kitap düşüncem var; dünden bugüne hayatımın çeşitli kesitlerini karikatürlerle destekleyerek aktarmaya çalışacağım.”

12  İSMMMO YAŞAM

Peki nasıl iç denetçi olunur? İç denetçi olmak için yüksekokul mezunu olmak gerekiyor. İşletme, iktisat, hukuk, mühendislik gibi bölümlerden mezun olabilirsiniz. Mühendislik mezunları için MBA yapması tercih sebebidir. Aslında iç denetim, farklı disiplinleri içinde barındıran çok yönlü bir meslektir. Adayın, analitik düşünce yapısına sahip, algı ve iletişim becerisinin yüksek olması bu meslekte başarılı olmak için gerekli. Üniversite mezunu olduktan sonra da uluslararası geçerliliği olan mesleki sertifikasını alması ve yetkinliğini akredite ettirmesi önemli. SMMM’ler için de yeni bir uzmanlık alanı olarak görülen iç denetimde uluslararası sertifika nasıl alınabiliyor? Bunun için sertifika sınavlarına girmek gerekiyor. Sınavlar elektronik ortamda yapılıyor. Yetkili Elektronik Sınav Merkezleri’nden randevu alıyorsunuz. Sınavlar dört bölümden oluşuyor. Dördünü birden vermek zorunda değilsiniz. Sınavlar Türkçe yapılıyor. Birçok kaynak var ama temel kaynak Uluslararası İç Denetim Standartları. Sınavlara ister kendiniz çalışabilir; isterseniz Türkiye İç Denetim Enstitüsü Mesleki Gelişim Akademisi’nin sınava hazırlık eğitimlerine katılabilirsiniz. Her bir bölüm için dört günlük eğitimleri alarak; minimum 16 gün süren sınava hazırlık eğitimlerini tamamlayabilirsiniz. Mesleki sertifikanın ön koşulu asgari iki yıllık bir uygulama geçmişinizin olmasıdır. Bunu bir nevi staj gibi düşünebilirsiniz. Uluslararası Enstitü tarafından; (CIA) sertifikalı iç denetçiliğin yanı sıra, (CGAP) sertifikalı kamu iç denetçiliği, (CFSA) sertifikalı mali hizmetler denetçiliği, (CCSA) sertifikalı kontrol özdeğerlendirmecilik gibi farklı uluslararası

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


sertifikalar da veriliyor. CGAP, CFSA, CCSA sertifikalarına sahipseniz, CIA için dördüncü sınavdan muaf oluyorsunuz. SMMM ve YMM ruhsatına sahip meslek mensupları da CIA için dördüncü sınavdan muaf tutuluyor. Peki, bu sertifikayı aldıktan sonra iş bitiyor mu? Bu belge iki yıl süreyle geçerli. İki yıl sonra sınava tekrar girmek gerekmiyor ama 80 mesleki gelişim kredisinin tamamlanması gerekiyor. Almış olduğunuz eğitimler, katıldığınız konferanslar, yazdığınız makaleler gibi her bir mesleki gelişim aktivitesinin bir puan karşılığı var. Bunları belgeleyerek sertifikanızı yenileyebiliyorsunuz. Aslında güncel bir meslek mensubu olarak bu işi sürdürmek zorundasınız. Eğer kendinizi geliştiremiyorsanız sertifikanız donduruluyor. Türkiye’de şu anda 500’ü aşkın sertifikalı meslek mensubumuz var. Bunun çok daha üstünde sınava giren meslek mensubu var. Çok yakın bir gelecekte binlerle ifade edilen uluslararası sertifikalı meslek mensubu sayısının artacağını söyleyebiliriz. İSMMMO Akademi’de ‘iç denetim’ uzmanlığı konusunda eğitimler veriyorsunuz. Sizce ilgi yeterli mi?

İSMMMO Akademi’de iç denetim uzmanlığında üçüncü dönem programını tamamladık. Sınavlar eylülde olacak. Çok talep var. Meslek mensuplarına kendilerini geliştirmeleri için yeni fırsatları değerlendirmelerini öneriyorum ve bu eğitimlere davet ediyorum. İSMMMO Akademi ile Türkiye İç Denetim Enstitüsü arasında yapılan bir protokol çerçevesinde iç denetim uzmanlık programını oluşturduk. Meslek mensuplarının iç denetim konusunda uzmanlaşması ve gelişmesi için destek veriyoruz. Yeni TTK ile birlikte meslek mensuplarına farklı alanlarda iş imkanları çıkacak. Olay artık tek başına muhasebe değil. TİDE, mayıs ayında İSMMMO Akademi’ye iç denetim farkındalık ödülü verdi, değil mi? Mayıs ayı bizim mesleğimiz açısından önemli. Dünyada ‘uluslararası iç denetim farkındalık ayı’ olarak tanımlanmış. TİDE olarak mayıs ayı boyunca mesleğin tanınması, farkındalık yaratılması için çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor. TİDE, bu yıl ilk kez ‘uluslararası iç denetim farkındalık’ ödülü verdi. Değişik kategorilerde verilen ödüllerden birini İSMMMO Akademi aldı.

‘MESLEK MENSUPLARI K AT I L I M C I O L M A L I ’

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Ali Kamil Uzun, 1954 İstanbul doğumlu. Babası Rizeli, annesi İstanbullu olan Uzun’un çocukluğu, bugün Marmara Üniversitesi’nin Göztepe Kampüsü’nün olduğu Ziverbey’de bahçeli bir evde geçmiş. Küçükken pilot olma hayali kuran Uzun, daha sonraki yıllarda mimarlığa ve hukuka ilgi duymuş. Hatta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptıran Uzun, daha sonra işletme fakültesine geçmiş. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Pazarlama Bölümü’nden 1977’de mezun olmuş. En sonunda ise farklı disiplinlerle etkileşim içinde olan denetim mesleğinde karar kılmış. Halen Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı olarak görev yapan Uzun, Deloitte öncesi OYAK Mali Kontrolörlük ve Koordinasyon Grubu’nun kuruluşunda görev almış, OYAK ve iştiraklerinde ‘mali kontrolör’ olarak görev yapmış. Uzun’un OYAK Grubu’nun halka açık şirketlerinin denetim komitelerinin yapılandırılması ve uygulamasında görev aldığını da belirtelim. 1976 yılından bu yana profesyonel iş yaşamında olan Uzun, denetim ile ilgili mesleki kariyerine 1981 yılında bankacılıkta başlamış. Uzun, Garanti Bankası, Interbank, İktisat Bankası ve çeşitli endüstri kuruluşlarında; iç denetim ve bilgi sistemleri denetimi, toplam kalite yönetimi konularında 30 yılı aşkın uygulama ve yöneticilik deneyimine sahip.

ZİRVEDEKİLER

Yeminli Mali Müşavir Ali Kamil Uzun, İSMMMO’nun mesleki örgütsel misyonunun yanısıra gerek yayıncılık gerekse mesleki uzmanlık eğitimleri alanında ciddi çalışmaları olduğunu düşünüyor. Uzun, İstanbul SMMM Odası’nın çalışmalarını şöyle değerlendiriyor: “İstanbul SMMM Odası, Yahya başkanın liderliğinde gerçekten önemli inisiyatifler alıyor, girişimler başlatıyor. Bu mesleğin bilgi mesleği olması konusunda emek sarf ediyorlar. Biz de bu çalışmalara meslek ailesinin bir ferdi olarak imkanlarımız ölçüsünde destek vermekten memnuniyet duyuyoruz. Mali tatilin olması, mesleki örgütlenmenin getirdiği bir kazanımdır. Hele şimdi yeni Türk Ticaret Kanunu ile birlikte mesleki örgütlenmenin ne kadar önemli olduğu daha da anlaşılıyor. Kanundaki meslek mensupları olarak elde edilen kazanımları bu mesleki örgütlenmeye bağlıyorum. Meslek mensuplarına şunu söylemek isterim: Mesleki örgütlenmenin bize sağladığı hizmetlerden yararlanmasını bildiğimiz kadar; üretme konusunda da katılımcı olmalıyız. Mesleki faaliyet gruplarında çalışmalara katılıp, Oda’larımıza sahip çıkmalıyız.”

MESLEK HAYATINDA 35 YILA DOĞRU

İSMMMO YAŞAM  13


KAPAK

Sıra dışı tatil zamanı

Türkiye’de deniz, güneş, kum gibi klasik tatilden sıkılanların imdadına sıra dışı turlar yetişiyor. Buzullara dalış, hayalet görmeye gitmek, askeri kamp ve savaş turları, hapishanede kalış, festivallere katılmak ve ekstrem sporları yapmak isteyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sıra dışı tatillerin hedef kitlesi; tatillerde sadece dinlenmek yerine farklı deneyim yaşamak isteyenler… İİşte Türkiye’nin önde gelen turizmcilerinin sıra dışı tatil önerileri…

14  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


GAYE DELEN Deniz, kum, güneş tatili artık tekdüze mi geliyor? Kültür turu için gitmediğiniz ülke kalmadı değil mi? Sıradan tatiller yerine heyecan, adrenalin ve değişiklik arıyorsanız, o zaman dünyadaki yeni turizm trendi ekstrem yani sıra dışı tatil tam size göre. Ekstrem turizm sevenlerin sayısı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de her geçen gün artıyor. Pek çok insan adını duyunca korku duyulabilecek yerlere gitmekten ve tatillerini buralarda harcamaktan keyif alıyor. Buzullara dalış, hayalet görmeye gitmek, askeri kamp ve savaş turları ve hatta hapishanede kalış... Ekstrem sporlar da sıra dışı tatil olanağı sunuyor. Yamaç paraşütü, gökyüzünde dalış, rafting, bungee jumping (beline ip bağlayarak yüksekten boşluğa atlamak) gibi ekstrem sporlar da adrenalin arayanlara hitap ediyor. Festivallere, lezzet turlarına katılmak ise daha eğlenceli sıra dışı tatil seçenekleri arasında yer alıyor.

KLASİK TURLAR OUT

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Dünyada ekstrem yani sıra dışı tatilin akla gelebilecek her çeşidi bulunuyor. Ekstrem turizmin en yaygın çeşitleri şöyle:  Ölüm Turizmi: Nükleer felakete uğrayan Hiroşima'dan, Auschwitz başta olmak üzere Nazi ölüm kamplarına kadar birçok yere yapılıyor. İnsanlara mutluluk değil üzüntü veriyor. Karanlık turizmi olarak adlandırılıyor.  Askeri Kamplar: Askeri kamplara gezi düzenleniyor. Bu kamplarda askeri helikopter ve silahlarla tatbikat yapan katılımcılar, kendilerini savaştaki komandolar gibi hissediyor. Turların maliyeti kampa göre değişiyor.  Nükleer Turizm: 1986'da tarihin en büyük nükleer faciasının yaşandığı ve hâlâ radyoaktif bir bölge olan Çernobil'deki hayalet şehir en gözde mekanlardan. Her yıl yaklaşık 3 bin kişi bu bölgeye düzenlenen turlara katılıyor. Katılımcılar Çernobil nükleer enerji santralini ve yok olmuş yüzlerce kasabayı gezme ve hâlâ orada yaşayan yerlilerle sohbet etme imkanı buluyorlar. Çernobil turları, Kiev'deki birçok seyahat acentesi tarafından günübirlik olarak düzenleniyor.

KAPAK

Tatillerde sadece dinlenmek yerine farklı deneyim yaşamak isteyenler bu turların hedef kitlesi. Ekstrem ve farklı tatillerin mutlaka korku ve macera içermesi de gerekmiyor. Seyahat acenteleri olağanüstü coğrafyalar, gizemli uygarlıklar, lezzet yolculukları ve görkemli yaşamları görmek isteyenlerin istekleri doğrultusunda klasik turların dışına çıkıyor. Türkiye’de yaz tatili haricinde bayram tatilinin yaklaştığı

NÜKLEER FELAKETİ YAŞA!

İSMMMO YAŞAM  15


HAYALETLERİ GÖRMEYE GİT

KAPAK

 Hayalet Turizmi: Özellikle Amerika ve Avrupa’da yapılan hayalet turizmi hayalet görmek ve fotoğraflarını çekmek isteyen turistlere hitap ediyor. Çeşitli ülkelerde bu işle uğraşan ve pazarlayan acenteler var. Kaliforniya’daki The Winchester Mystery House ve 1850’li yıllarda Hydesville’de ruhlarla iletişim kurdukları söylenen iki kız kardeşin yaşadığı ve şu anda terk edilmiş olan Fox Sisters Cabin gibi mekanlar ilgi görüyor. İngiltere'deki York şehri Avrupa'da hayalet turizmi için tercih edilen yerlerin başında geliyor.  Buzullara Dalış: Kuzey Kutbu yakınlarındaki, buzullarla kaplı Barents Denizi'nde küçük delikler açan ve üzerlerine sadece dalış kıyafeti giyen katılımcılar, eksi 40 derecede dalışlar yaparak deniz faunasını görme imkanı buluyor. Moskova Devlet Üniversitesi Dünya Sualtı Grubu tarafından Kuzey Buz Denizi'ne yapılan turlar son derece yüksek rakamlara pazarlanıyor.  Hapishane Turizmi: Rusya’da sıra dışı turizm meraklıları, hapishanelerin atmosferini yaşayabilmek için turizmcilerden tur talebinde bulunuyor. Yaklaşık kişi başı 100 dolar karşılığında ef-

16  İSMMMO YAŞAM

saneleşmiş meşhur Rus hapishanelerinden biri olan Viladimirsky Central’da mahkum rolü oynuyorlar. Katılımcılar mahkum kıyafeti giyip, parmak izleri alındıktan ve bireysel numaralarla fotoğrafları çekildikten sonra hücrelere konuluyorlar.  Doğal Afet Turizmi: Hortum, kasırga gibi doğal afetleri canlı olarak görmek isteyenler bu turlara katılıyor. Kurtarma, takviye ve iyileştirme operasyonlarını etkilemedikçe sorun yaratmıyor. Felaket turizmi Büyük Okyanus çevresinde meydana gelen Katrina Kasırgası’ndan sonra ortaya çıktı. Rehberli otobüs turları selden ve kasırgadan kötü etkilenen yerlere gidiyor. Yanardağların aktif dönemlerinde turlar düzenleyenler de var. Katılımcılar hem bir doğa olayına tanıklık ediyor hem de yükselen lavların fotoğrafını çekiyor.  Terör Turizmi: İsrail'de, iki Yahudi yerleşimci, turistleri bölgeye çekmek için Filistin İntifadası’ndan yararlanıyor. Tur paketine bomba atmak bile dahil ediliyor. ABD’li turistlere yerleşim birimlerini mekan olarak kullanarak terörle mücadeleyi öğretmeyi ve heyecan yaratmayı planlıyorlar. Tatil süresince yakın dövüş teknikleri de kullanılıyor.  Uzay Turizmi: Uzay da turizmden nasibini aldı. Uzay mekiğiyle bir süreliğine uzaya gidiliyor. Çok yüksek maliyeti olduğu için geliri yüksek kişilere hitap ediyor. Rus Uzay Ajansı bu servisi sağlıyor. Maliyeti kişi başına 50 bin dolardan başlıyor. Uzay turizminin de taliplileri her geçen gün artıyor.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


şu dönemde sıra dışı turları inceleyenlerin sayısı da artıyor. Korku, gerilim ve farklı mekan sunan ekstrem turlar dışındaki sıra dışı turlarda katılımcılara yeni kaçış ve keşifler vaat ediliyor.

EKOLOJİK TURLAR GÖZDE

Domates Festivali’ne katılım, jeep’lerle Himalayalar’da yol almak, üzüm bağlarına nazır eski bir köy evinde İtalyan yemeklerini öğrenmek, macera dolu keşifler yapmak... Özellikle ekolojik, çevre dostu, yeşil seyahatler turizmde yeni trend olarak yükselişte. Organik gıdaların kullanıldığı, beş yıldızlı tatil köylerini geride bırakan, basit ama konforlu ekolojik çiftlikler doğa aşıklarını cezbediyor. Bu çiftliklerde tatil yaparken zeytin, üzüm ya da çay toplamak, şarap, zeytinyağı, doğal sabun yapımı gibi atölye çalışmalarına katılmak mümkün.

FARKLI DENEYİMLER

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Türkiye’de de ekstrem sayılan turları düzenleyen acenteler var. Kappatur, bir dönem uzay turizmiyle gündeme geldi. Kappatur Genel Müdürü Kaan İşçil, bir dönem uzay ve savaş turizmiyle ilgili turlar düzenlediklerini belirterek, şunları anlatıyor: “Rus uzay mekiğiyle düzenlenen turlara Türkiye’den de katılımcı bulmaya çalıştık. Ancak pahalı olduğu için geniş kitlelere hitap etmiyor ama çok ilgilenen oldu. Savaş turizmiyle ilgili de çok telefon aldık ama maliyetler yüksek olduğu için çok fazla insan gidemedi. Türkler biraz da bu tarz şeylerden korkuyor. Festival, ekstrem sporlar dışında bu tarz turlara çok katılım olmuyor. Türkiye’de bu tarz ekstrem turları ilk deneyenlerdeniz. Uzay turu 40 bin dolardan başlıyordu. Atmosfere gidip, görüp geliniyor. Tur öncesinde bir aylık eğitimler alınıyor. Savaş turunun da maliyeti 8 bin dolardan başlıyor. Ekstrem turizmi, normal tatile doyan Fransızlar, Amerikalılar çok seviyor. Oralarda daha yaygın. Türkiye’de de gelişme potansiyeli var.”

KAPAK

VIP Turizm CEO’su Ceylan Pirinçcioğlu, dünyada konsept ürün ve hizmet yaklaşımının turizmi de etkilediğini belirterek, insanların tatillere sadece dinlenmek için değil deneyim yaşamak için çıktığına dikkat çekiyor. Bu nedenle konsept turlar ilgi görüyor. Ceylan Pirinçcioğlu, kültürle tatili ve eğlenceyi birleştiren klasik turlara, ‘tek seyahat deneyimi’ konseptiyle temalı turlar eklediklerinden söz ediyor: “Tatilinde farklı bir şeyler görmek ve yaşamak isteyenlere uygun programlar yarattık. Gizemli uygarlıklar, olağanüstü coğ-

‘TÜRKLER UZAY TURİZMİNİ PAHALI BULUYOR’

İSMMMO YAŞAM  17


KAPAK

TÜRKLERİN TERCİHİ DENİZ KENARI

Türklerin tatile gitmeyi alışkanlık haline getirdiği ve yılda bir ve daha fazla tatil yapan insan oranının yüzde 48 olduğu ortaya çıktı. Araştırma şirketi GFK’nın ‘Tatil Alışkanlıkları’ araştırmasına göre, Türk halkının yüzde 40'ı hiç yaz tatili yapmıyor, tatil yapanların tercihi ise deniz kenarı. Araştırmadan çıkan diğer sonuçlar şöyle:  Yaz tatili yapma oranının en yüksek olduğu gruplar genç yaş grupları ve yüksek gelir düzeyi. Yüksek gelir grubu arasında yılda bir veya daha fazla kez tatil yapanların oranı yüzde 72'yi buluyor. Bu oran düşük gelirli grupta yüzde 28.8'de kalıyor.  Ege ve Marmara bölgeleri tatil yapma oranı açısından başı çekiyor. Ege'de tatil yapanların oranı yüzde 61.9. Bunu yüzde 58.7 ile Marmara Bölgesi izliyor.  Tatil yapma oranının en düşük olduğu bölge yüzde 17 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi.  Türkler, kış tatiline ise fazla rağbet etmiyor. Kış tatili yaptığını belirtenlerin oranı sadece yüzde 7'yi buluyor.  Tatile çıkanların yüzde 62.7'si otobüsle, yüzde 45.9’u kendi otomobiliyle, yüzde 9.2'si uçakla seyahat etmeyi tercih ediyor. Trenle, gemiyle ve araba kiralayarak tatile çıkanların oranı ise oldukça düşük.  Her 10 kişiden biri bugüne kadar yurtdışına çıkmış. Yurtdışına çıkma nedenleri arasında tatil ve iş başta geliyor.  Tatile gidenlerin ya da gitmek isteyenlerin yüzde 70'i tatilini ‘'deniz kenarında ya da kumsalda’ geçirmeyi tercih ederken, tatilini evde geçirmek isteyenlerin oranı yüzde 7.5'i buluyor.  Tatilde yüzmek yüzde 51 ile en çok tercih edilen alışkanlık olurken, bunu yüzde 47 ile yürüyüşe çıkmak, yüzde 37 ile alışveriş yapmak, yüzde 35 ile güneşlenmek izliyor.  Kadın ve erkeklerin tatil alışkanlıkları arasında da farklıklar görülüyor. Kadınlarda yüzde 48 oranı ile yürüyüş ve yüzde 47 oranı ile alışveriş ilk iki sırada yer alırken, erkeklerde ise yüzmek yüzde 57, yürüyüş ise yüzde 45 oranı ile ilk tercihler arasında bulunuyor.

18  İSMMMO YAŞAM

rafyalar, lezzet yolculuğu, görkemli yaşamları kurguladık. Sıra dışı tatil seçeneklerimiz içinde Burma’dan Botsvana’ya kadar 12 farklı destinasyona yer veriyoruz. Hindistan’da Mahajara’nın yaşadığı şehir sarayında Mahajara’yla özel akşam yemeği, Hint Okyanusu’nun tropik sularında yunuslarla dans, İskoçların hayat suyu dedikleri viskinin üretim sırlarını yerinde öğrenmek gibi deneyimler tur programlarımızda kendine yer buluyor.”

BOSTVANA, KAMBOÇYA...

Son dönemde dünyada özellikle Kenya, Tanzanya, Botsvana, Güney Afrika, Vietnam ve Kamboçya’nın gözde farklı destinasyonlar arasında yer aldığını söyleyen Ceylan Pirinçcioğlu, şöyle konuşuyor: “Türkiye’de sıra dışı tatil isteyen kişi sayısı arttı. Çok sık seyahat edenlerde farklı deneyim kazanma bilinci giderek artıyor. Bu turlara daha çok yaşamdan keyfi almayı seven ve yeni deneyimleri merak edenler katılıyor. Orta ve yüksek gelir düzeyine sahip 30-60 yaş arasında üst düzey yöneticiler, çocuklu aileler, kalabalık arkadaş grupları sıra

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


BERİNG BOĞAZI’NI GEÇTİM AFGANİSTAN’DA HAPSE DÜŞTÜM

Orhan Kural

dışı tatilleri tercih ediyor. Konsept turlarda da geçen yıllara göre yüzde 25’lik talep artışı yaşanıyor.”

FESTİVALLER VE PARTİLER

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

zik organizasyonları içeren seyahatler tercih ediliyor” diyor. Sıra dışı tatillerin fiyatları, gidilecek ülke ve kalınacak zamana göre değişiyor. Ama klasik turlara göre biraz daha fazla bütçe gerektiriyorlar. Uzay turu gibi çok ekstrem olanları için de en az 50 bin doları gözden çıkarmak gerekiyor. Barış Yumrukçu, bazı sıra dışı turların ise dinlenme ya da kültürel tatil programlarıyla hemen hemen aynı fiyatlara geldiğine işaret ediyor. Böylece aynı fiyata hem bir ülke görülmüş hem de ilginç bir organizasyonda deneyim yaşanmış oluyor. Barış Yumrukçu, bu tarz tatillere katılacak olanlara da şu önerilerde bulunuyor: “Katılımcıların gitmeden önce mutlaka seyahat acentelerinden ulaşım, konaklama, etkinliğe giriş, hava durumu, kıyafet ve etkinlik sırasında uyulması gereken kurallar hakkında ayrıntılı bilgi almaları gerekir. Birçok etkinlikte ortamın sıra dışılığı nedeniyle özel kurallar olabiliyor.”

nuşuyor. Seyahatte en önemli unsurun istek olduğuna dikkat çeken Kural, zaman ayrılabildikten sonra paranın o kadar önemli olmadığını savunuyor: “Benim 20-30 dolarlık otelde de kaldığım oluyor. Param yok diye seyahate gitmeyenlere inanmıyorum. Başka şeylerden feragat edilip gidilebilir. Son yıllarda ölüm ve hayalet turizmi gibi çok uç şeyler de insanların ilgisini çekiyor. Türkiye’de de bu tarz uç şeyler yerine cirit oyunu, Çoruh’ta rafting gibi sporlar da pazarlanabilir. Sıra dışı tatil adına sunulacak çok şey var. Festivaller de çok farklılık yaratıyor. Farklılık arayanları kendine çekiyor. Klasik tatillere göre daha fazla şey katıyor insana. Adrenalin ve macera arayanları çekiyor.”

KAPAK

World Travel Service (WTS) Yetkilisi Barış Yumrukçu da, dünya genelinde yapılan sıra dışı festivaller, partiler gibi organizasyonların ilgi gördüğünü söylüyor. Tayland’ın Samui adasında her ay yapılan ‘Full Moon Party’, İsviçre'de her yıl düzenlenen ‘Street Parade’, Milano da yapılan ‘Ferrari test sürüşleri’ bunlar arasında. Yumrukçu, Venedik ve Sevilla başta olmak üzere film festivalleri, İspanya’daki ‘Domates Festivali’ne katılımın da sıra dışı tatillere örnek olduğunu belirterek, “Türkiye’den bu tarz seyahatlere yılda bine yakın kişi katılıyor. Ama ilgi giderek artıyor. Özellikle gençler arasında bu tarz seyahatler gittikçe yaygınlaşıyor. Alışılagelen tur organizasyonları dışında özellikle partiler, festivaller, eğlence ve mü-

Türkiye Gezginler Kulübü Başkanı ve seyyah Prof. Dr. Orhan Kural, insanların seyahatlerde son dönemde farklılık peşinde koştuğunu ve sıra dışı turların Türkiye’de de yaygınlaşmaya başladığını söylüyor. Bugüne kadar 226 ülke gezdiğini anlatan Kural, “Farklı turlara ilgi gösteriyorum. Sıra dışı sayılacak pek çok seyahatim oldu. Bering Boğazı’nı geçtik. Tibet’te 1.200 metreye çıktık. Afganistan’a gittim. Afrika’da gitmediğim iki ülke kaldı. Onlara da gitmek için organizasyonları tamamladım. Afganistan’a gittim. Çektiğim fotoğraf yüzünden hapse düştüm. Ben zaten sıra dışı tatil seviyorum. Kulüp olarak da herkesi bu tarz seyahatlere özendirmeye çalışıyoruz” diye ko-

İSMMMO YAŞAM  19


İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI ISTANBUL CHAMBER OF CERTIFIED PUBLIC ACCOUNTANTS

KURUMSALLAŞMA VE DENETİM Institutionalization and Audit

X. Türkiye Muhasebe Denetimi Sempozyumu 10th National Symposium on Auditing in Turkey “EKONOMİK KALKINMADA YENİ TTK, KURUMSALLAŞMA VE DENETİM”

The New Turkish Commercial Code, Institutionalization and Audit on the Perspective of Economical Development

IV. Uluslararası Türkiye Muhasebe Denetimi Sempozyumu

4rd International Symposium on Auditing in Turkey “ULUSLARARASI ALANDA MUHASEBE VE DENETİM MESLEĞİNİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI” Restructuring Accounting and Audit Profession on the International Basis

5-9 Ekim 2011 Antalya Rixos Sungate Beldibi


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi, Sımsıcak günlerde hazırladığımız dergimize ‘yaz’ damgasını vurdu. Yaz demek, tatil demek; dinlenmek ve yenilenmek demek… Dergimiz elinize ulaştığında sanırız; artık son tatil planlarını yapıyor olacaksınız… Eylül ayıyla birlikte yaz psikolojisinden yavaş yavaş çıkmaya başlasanız da size önerimiz; tatil defterini hemen kapatmamanız. Kapak haberimizi okuyunca; deniz, güneş, kum üçlüsünün dışında tatil yapma isteğiniz artacak. Evet, kapak haberimizi adrenalinizi yükseltecek ekstrem tatillere ayırdık. Tatilde dinlenmek yerine farklı deneyimler yaşamak isteyenler için uzun bir öneri listemiz var. Buzullara dalış, hayalet görmeye gitmek, askeri kamp ve savaş turları, hapishanede kalmak ve ekstrem sporlar yapmak bu öneri listesindeki maddelerden bazıları… “Ben deniz, kültür ve doğa turizminden vazgeçmem” diyorsanız gezi sayfalarımızı takip etmenizi öneririm. İSMMMO Yaşam bizi bu kez yurtdışında Belçika’nın çikolata ve dantel şehri Brugge’ye götürüyor. Türkiye’de ise içinde birçok tarihi ve doğal güzellikleri saklayan bir şehre, Karabük’e davetlisiniz. Yeni illerimizden olan Karabük’te Safranbolu dışında da birçok güzellik olduğunu bu yazımızla keşfedeceğinizi peşinen söyleyebilirim. Dünya ekonomilerinin yeni bir kriz dalgasıyla sarsıldığı bugünlerde dosya konumuzu ‘altın’ madeninin önlenemeyen yükselişine ayırdık. İstikrarsız dönemlerin en yüksek getiri sağlayan bu mali enstrümanının yeni rotasını uzmanlar İSMMMO Yaşam ile paylaştılar. Zirvedekiler sayfamızın konuğu, Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu ve Onursal Başkanı Ali Kamil Uzun… İSMMMO Akademi’nin de eğitmenlerinden olan Uzun, yeni Türk Ticaret Kanunu ile birlikte meslek mensuplarımızın yeni uzmanlık alanlarından biri olan iç denetimin önemini anlattı. Akşam gazetesi köşe yazarı Funda Özkan mesleki geçmişini dergimizle paylaşırken, sanat dünyasının yetenekli oyuncularından Yetkin Dikinciler ile hem oyunculuk hem de toplumsal sorumluluk projelerini konuştuk. İSMMMO Üyesi Murat Atalık ise briç tutkusunu dergimizle paylaştı. Sosyal ve kültürel birikiminize katkı sağlayacak konularımızı da keyifle okuyacağınızı ümit ediyoruz. Sağlıktan kariyere, kültür-sanattan sinemaya, teknolojiden modaya birçok başlıktaki sayfalarımızla size dopdolu bir dergi sunuyoruz. Umarım beğenirsiniz; biz de yaz keyfinize katkı sağlayabiliriz. Sağlıkla ve sevgiyle kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO

Temmuz-Ağustos 2011

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir

basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

GÖRSEL YÖNETMEN Orçun Dora Özkü

 DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Ali Altun, Nazlı Ardak, Metin Başer, Metin Bayar, Kenan Buğa, Ayla Büyükhan, Rıza Çalasın, Adem Çalışkan, Vedat Çiftçi, Volkan Demir, İrfan Demirci, Erol Demirel, Burhan Eray, Ertuğrul Erdem, Mehmet Eren, Hüseyin Fırat, Tayyar Güler, Haluk Gülsoy, Adnan Gün, İlhan Güven, Ayşin Hangül, Hasan Ilır, Hüseyin Kaleli, Turgay Kanarya, Turan Kaşıkçı, İlhan Kırcaoğlu, Şenol Kokal, Coşkun Kolso, Cemile Kuzu, Hacı Reşit Küçük, Kazım Mermer, Arif Mert, Muhammed Öncül, Erol Öngen, Gülgün Öztürk, Veysel Karani Palak, Bahriye Payal, Orhan Sarıgene, Fehmi Soyakça, İbrahim Fevzi Tacer, Nurettin Tan, Feyzullah Tanyer, Ali Haydar Tunç, Mustafa Uğurlu, Ahmet Uzuntepe, Mehmet İhsan Yalçın, Hüseyin Yerli, Recep Yüksel, Serpil Zorbozan

 BASILDIĞI YER: Tor Ofset Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Akçaburgaz Mah. 116 Sokak No:2 Esenyurt/İSTANBUL Telefon: (0212) 886 34 76 (pbx), Faks: (0212) 886 34 80 tor@torofset.com.tr  Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 19.000 adet basılır ve İSMMMO üyelerine ücretsiz gönderilir. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80


GÜNDEMİN SESİ

‘Ben köşesi olan bir muhabirim’

Funda Özkan, haftanın üç günü Akşam gazetesinde köşe yazıyor. Ekonomi muhabirliği kökenli Özkan, uzun yıllar Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Kendini meslekten gelen bir köşe yazarı olarak tanımlıyor. Özkan, “Ben köşe yazarı gibi görünsem de köşe sınırları olan muhabirim” diye meslek aşkını anlatıyor.

20  İSMMMO YAŞAM

SEHER KARATAŞ Funda Özkan, muhabirlikle başladığı ekonomi gazeteciliğini köşe yazarı olarak sürdüren deneyimli bir isim. Uzun yıllar Dünya, Ekonomist, Kanal D, Yeni Yüzyıl ve Radikal gibi gazete, dergi ve televizyonlarda çalıştı. Şu anda Akşam gazetesindeki köşesinde haftada üç gün yazdığı yazılarıyla mesleğini sürdürüyor. Funda Özkan, kendini meslekten gelen bir köşe yazarı olarak tanımlıyor. Köşe yazarlarının meslekten gelenler ve belli uzmanlıklar doğrultusunda dışarıdan yazanlar olmak üzere ikiye ayrıldığını söylüyor. Özkan, “Ben ve benim gibi köşe yazarları meslekten gelip, köşesinde hem habercilik hem de yorum yapıyorlar. Köşe yazarı gibi görünsek de aslında bizler köşe sınırları belli olan mu-

habirleriz. Ben köşe sınırları içinde habercilik yaptığım sürece başarılı olabilirim; sadece yorumla yetinemem” diyor. Üniversite ikinci sınıftayken gazeteciliğe başlayan Özkan’ın, o günden beri tek hayali köşe yazarlığı olmuş. Nihayet bu hayalini 29 yaşında Yeni Yüzyıl’da gerçekleştirmiş. 1999’da çalışmaya başladığı Radikal gazetesinde, 22 yıllık meslek hayatının 11 yılını geçirmiş. Geçen yıl Radikal-Referans gazetelerinin birleşmesiyle Radikal’le yollarını ayırmış. Köşe yazmaya 2010’dan itibaren Akşam gazetesinde devam eden Funda Özkan’la, gazetecilik hayatını, Türkiye’nin siyasi ve ekonomi gündemini konuştuk. Öncelikle gazeteci olmaya nasıl karar verdiğinizi öğrenebilir miyiz? Liseyi Darüşşafaka’da okudum. O dönem-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

EMEKLİLİK HAYALİMİ BİR SÜRE ERTELEDİM Radikal’den ayrıldıktan sonra neden gazeteciliği bırakıp emekli oldunuz? Radikal-Referans birleşmesinden sonra yeni oluşumda yer almak istemedim. Çok yorulduğum için gazeteciliği bırakmaya karar verdim. Ardından emekli olup İstanbul’u terk ettim. Bütün çevrem, arkadaşlarım bana kızdı. İstanbul dışında gazetecilik yapmadan yaşayamayacağımı söylediler ama ben dinlemedim. Kaz Dağları’nda Adatepe Köyü’nde bir taş ev satın alarak restore ettirdim. Evimin inşaatı daha yeni bitmişti; tam keyfini çıkaracaktım ki Akşam Gazetesi Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya aradı. ‘Çabuk gel’ dedi. İsmail Bey’in ısrarına dayanamadım, kabul ettim. Böylece emeklilik hayalim suya düştü. Şimdi haftada üç gün köşe yazıyorum. Aslına bakarsanız; Akşam’da olduğum için çok mutluyum. Burada hiç kimse yazacaklarıma karışmıyor. Başından beri yaptığım tarzda köşe yazarlığını burada da sürdürüyorum.

mını geçirdiniz. Ayrılmanız zor olmadı mı? 22 yıllık meslek hayatımın 11 yılını Radikal’de geçirdim. 1999 yılından 2010 yılına kadar Radikal’de ekonomi alanında köşe yazıları yazdım. Benim için güzel bir dönemdi. Maalesef büyük grupların, entelektüel kesimlere hitap eden küçük gazetelerinde yaşamak ve çalışmak her zaman zordur. Buna rağmen ben Radikal’i çok sevdim, o insanlarla birlikte çalışıyor olmaktan her zaman memnun oldum. Radikal’de hiçbir zaman ‘Şunu yazma, bunu yazma’ gibi

GÜNDEMİN SESİ

de bilgisayar mühendisi ya da MİT ajanı olmak istiyordum. Haksızlıklara tahammül edemeyen bir yapım vardı. Bu nedenle lise ikinci sınıfta gazeteci olmaya karar verdim. Üniversitede ilk tercihim olan İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandım. Üniversite ikinci sınıftayken ekonomi gazetecilerinin okulu olarak bilinen Dünya’da çalışmaya başladım. İki yıl sonra da Sabah’a geçtim. Daha sonra Ekonomist dergisinde dergicilik, Kanal D’de ise televizyon deneyimi kazandım. Günlük gazete temposundan sonra dergiciliği çok yavaş buldum. Çok rekabet ortamı olan televizyon muhabirliğini de sevemedim. 1996’da Yeni Yüzyıl gazetesinde köşe yazarlığına başlayarak hayalimi gerçekleştirdim. 1999’da Radikal’e geçtim ve meslek hayatımın büyük kısmını orada geçirdim. Televizyonculuğu neden sevmediniz? O dönem haber kanallarının olmadığı, haberlerin sadece ana haber ve öğlen bültenlerinde verildiği bir dönemdi. Yine o dönem televizyonlarda bugünkünden çok daha vahşi bir reyting savaşı vardı. O vahşi reyting sürecinden fazlasıyla etkilendiğim için televizyonculuğu sevmedim. Ayrıca o dönemde bir ekonomi gazetecisine ulusal kanalların haber bülteninde çok yer yoktu. ‘Anne diyen kuş’, ‘baba diyen köpek’ haberlerinin bol bol yapıldığı bir süreçti. Ekonomi ile ilgili en fazla rahmetli Sakıp Sabancı haberleri, borsa haberleri ya da banka haberleri girebiliyordu bültene. Yöneticiler, ekonomi haberlerine reyting düşüren haber diye bakıyordu. O koşullarda benim televizyonculukta çok şansım yoktu. Ekonomi gazeteciliğinin gelişimine tanıklık edenlerdensiniz? Bu süreçteki deneyimlerinizi paylaşır mısınız? Gazetelerde ekonomi sayfaları, 1970’lerin sonu 80’lerin başında oluşmaya başladı. O dönemde birinci jenerasyonda köşe yazarı olarak Meral Tamer, Neşe Düzel, Gülçin Telci vardı. Hemen ardından da ikinci jenerasyon olarak biz geldik. Benim ilk gazeteciliğe başladığım günden itibaren tek hayalim, köşe yazarı olmaktı. Dolayısıyla sürekli benden önceki ekonomi köşe yazarlarının yazılarını takip ederdim. Güne başlarken ilk onların yazılarını okuyup, bir gün onlar gibi köşe yazarı olmanın hayalini kurardım. Yeni Yüzyıl’a başladığımda yayın yönetmenim köşe yazmamı istedi. 29 yaşımda hayalimi gerçekleştirdim ve köşe yazarı oldum. Biz meslekten gelen köşe yazarlarıyız. Hemen hemen her gazetede benim gibi en az bir köşe yazarı vardır. Ben ve benim gibi yazanlar her ne kadar köşe yazarı gibi görünse de aslında bizler köşe sınırları olan muhabirleriz. Ben köşemin sınırları içinde habercilik yaptığım sürece başarılı olabilirim, sadece yorum yapamam. Muhabir refleksi ile hareket etmek zorundayım. Aslında ben köşesi olan yorum yapabilen bir muhabirim. Radikal gazetesinde iş hayatınızın önemli bir kıs-

İSMMMO YAŞAM  21


GÜNDEMİN SESİ

HOCALIK YAPMAK İSTİYORUM Gelecekle ilgili hedefleriniz, mesleki planlarınız var mı? Üniversitede hocalık yapmak istiyorum. Gençlerle bir arada olmayı, gazetecilik alanındaki bilgi birikimimi onlarla paylaşmayı seviyorum. Emeklilik hayalimi bir süreliğine erteledim, çünkü bir süre daha çalışmam gerekiyor. Çok negatif insanlarla birlikte olduğumda ruhumun kirlendiğini düşünüyorum. O nedenle artık ruhumu kirletecek insanlardan, yerlerden uzak durmaya; mümkün olduğu kadar ruhumu dingin kılmaya çalışıyorum.

22  İSMMMO YAŞAM

kısıtlamalarla karşılaşmadım. Çok özgür, çok keyifli bir ortamda çalıştım; hiçbir sıkıntı yaşamadım. Son yıllarda gazeteciler üzerinde artan baskıları nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Gazetecilikte, habercilikte çok zorlu günler yaşıyoruz. Güç dengelerinin karışması ve değişmesiyle insanlarda da gruplarda da müthiş bir oto sansür, oto kontrol sistemi başladı. Radikal’den sonra çok genç yaşta erken emekli olup gitmeyi istememin sebeplerinden biri de budur. Bu süreçte çok yorulduğumu fark ederek geçen yıl mesleği bırakmaya karar verdim. Çünkü ben ve pek çok arkadaşım son yıllarda hep ‘Acaba bu yıl Doğan Grubu vergi borcundan dolayı batacak mı? Kıdem tazminatlarımızı alabilecek miyiz? Acaba bu ay maaşlarımızı alabilecek miyiz?’ korkusu ve tedirginliği ile yaşadık. Sonuç olarak bugün Doğan Grubu’nun geldiği nokta ortada... Medyaya yeni patronlar giriyor; yeni bir sistem kuruluyor. Köşe yazarken kendinizi baskı altında hissettiğiniz durumlar oluyor mu? Gazetecilikte bazen patronlar birtakım konularda yazılmasını istemeyebiliyor. Bugün beni en çok rahatsız eden konu, ötekileştirme ve tahammülsüzlüğün inanılmaz boyutta artması. Siyasi yönetimde olan tahammülsüzlük, sıradan vatandaşta çok daha aşırı yaşanıyor. Bu tahammülsüz ortam nedeniyle, gazeteciler hapse atılıyor. Bugün Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın da aralarında olduğu yaklaşık 60-70 gazetecinin hapiste olmasının mantığı yok. Bu arkadaşlarımızın suçlu olduğunu kanıtlayan hiçbir belge ortaya konmadan, aylardır hapiste tutulmasının anlamı yok. İktidar bir yandan “Bunlar gazetecilikten dolayı içerde

değil” derken, bir yandan da onların yazdığı kitaplar toplatılıyor, yazdığı haberler ortaya çıkartılıyor. Bu durum, bu insanların gazetecilik yaptığı için tutuklandığını gösteriyor. Benim üzerimde kişisel bir baskı yok ama bu tahammülsüzlükten ben de payıma düşeni alıyorum. Bu kamplaşma böyle devam edemez. Ederse gazeteciliğin geleceğini iyi görmüyorum. Biz toplumu böldüğümüz gibi gazetelerimizi de kamplara böldük. Türkiye’de seçimlerden sonraki süreci nasıl görüyorsunuz? Seçimden sonra CHP büyük bir karar aldı ve Meclis’i boykot etti. Bu CHP gibi bir parti için çok radikal bir karardı. Ama arkasında durmadı. AKP’nin geri adım atmaması, CHP’yi geri adım attırdı ve bu durum CHP için büyük bir kan kaybına neden oldu. Ardından özerklik sorunu gündeme geldi. BDP’nin özerklik talebi ile bu toplumdaki kamplaşmaya çanak tuttuğunu düşünüyorum. Bu taleple BDP kendi tabanını bile ikna edememişken, diğer insanların çok fazla tepkisini aldı. Ancak bizim Kürt sorununu -ne olursa olsun- çözmemiz gerekiyor. Bu sorun çözülmezse ‘ölümler’ devam edecek. Bu ülke günlük refleksler vermekten vazgeçmeli, artık uzun vadeli düşünmeli. Bir de ülke olarak tahammüllü olmayı, anlamayı, dinlemeyi öğrenmeliyiz. Peki, sizce iktidar bu dönemde Kürt sorununu çözebilecek mi? AKP 2002’de seçildiğinde bir vizyon sunuyordu. O dönemde AKP, ‘Ben farklı olacağım, ben bu ülkede bir şeyleri değiştirmeye adayım’ diyordu. Bir sürü iyi şey yaptılar. AB sürecinde attıkları adımlar, ekonomide kazandırdıkları olumlu işler. Ama şu an özellikle Kürt sorunu ile ilgili tavrını, aşırı devletçi, muhafazakar görüyorum. Bu iyi bir şey değil. Silahla

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


İSMMMO FARKLI VE ÇALIŞKAN BİR ÖRGÜT İSMMMO’nun çalışmalarıyla ilgili düşünceleriniz neler? Türkiye’de farkındalık yaratan, farklı çalışmalarla topluma ışık tutan, çalışkan örgütlerin başında İSMMMO geliyor. Çalışmalarını yakından takip edebildiğimiz nadir örgütlerden biri. Çünkü İSMMMO yaptığı çalışmalarla bana ulaşıyor, benim fark etmemi sağlıyor. Bir kere hem mesleki hem de Türkiye ekonomisi ile ilgili çok güzel araştırmalar yapıyor. Bir meslek örgütü olarak bu araştırmalarla, hem mesleğin gelişimine katkı sağlıyor hem de ülke sorunlarına dikkat çekerek, çözüm için getirdiği önerilerle elini taşın altına koyuyor. Bunda da Başkan Yahya Arıkan’ın bir farkının olduğunu düşünüyorum.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

insanların alım gücü artmıyor. Ve daha da önemlisi, gençlere gelecek sunulmuyor. Eğitim sorunu, gençlerin okulda iş hayatına uygun yetiştirilmemesi… Hepsi bir bütün ama mesele şu: Biz gençlerimize gelecekte bir hayat kurdurtabiliyor muyuz? Mesele budur. Yeni bir kriz dalgasından söz ediliyor. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nedir? Dönem dönem sıkıntılı günler yaşayacağız ama Avrupa’daki gibi bir krizi yaşayacağımızı düşünmüyorum. Biz zaten çok ağır krizler yaşadık. Şimdi Amerika’nın ve Avrupa’nın yaşadığı ölçüde bir kriz yaşamayız. Çünkü hükümetin hayata geçirdiği alternatif politikalar çok işe yarıyor. Mesela dış ticaretimizi başka ülkelerde geliştirmeye çalışıyor, Doğu’ya yöneliyor, yeri geldiğinde iç piyasayı canlandırmaya çalışıyor. Dolayısıyla hükümet doğru adımlar da atıyor.

GÜNDEMİN SESİ

sorun çözülmez. Hele ki bundan sonra hiç çözülmez. Size göre ekonomideki en önemli sorun hangisi? Şu anda en büyük sorunumuz, işsizlik. İşsizlikten daha büyük sorunumuz ise gençlerin bir geleceğinin olmaması. Üniversitede okuyan çocuklarımız geleceğinden endişeli. Rakamlar, işsizliğin azaldığını söylese de şuna bakmalıyız. Eğer üniversitede, lisede okuyan çocuklarımız ben yarın iş bulabilecek miyim kaygısı yaşıyorsa, ülkenin en büyük sorunu budur. Üniversiteden mezun olanların yüzde 10’u ve üstü iş bulamıyorsa bırakın hayal ettiği mesleği yapmayı, herhangi bir iş bulamıyorsa bu ülkede çok büyük sorunlar var demektir. En büyük sosyal patlama budur. Ekonomi büyürken sizce neden bu işsizlik sorunu çözülemiyor? Evet, ekonomi büyüyor, ihracat, ithalat artıyor, imalat artıyor ama

İSMMMO YAŞAM  23


...ve amcasından geline bir gram altın

Dünya ekonomisindeki bunalım, para birimlerine güveni azaltıyor. Tüm kriz dönemlerinde olduğu gibi yatırımcılar güvenli bir liman olarak görülen ‘altın’a sığınıyor. Altının ons fiyatı 2007 yılından bu yana dolar bazında yüzde 97 arttı. Elinde altın olanın keyfine diyecek yok ama bugünlerde düğün yapacak olanlar kara kara düşünüyor.

“Dayısından geline bir Cumhuriyet... Amcasından bilezik...” Bu anonslar geleneksel düğünlerin adeta doğal müziği gibiydi. Birkaç yıl öncesine kadar hemen her geleneksel düğünde duymaya alıştığımız bu anonslar artık tarihe karışıyor. Çünkü altın fiyatları el yakıyor. Bilezik ya da Cumhuriyet altını, hatta yine düğünlerin vazgeçilmezi çeyreklerin bile yerini şimdi gram altın alıyor... Kuyumculara sorarsanız bu nedenle düğünlerini erteleyenler bile var. Evet, altın fiyatları baş döndürücü bir hızla yükselmeyi sürdürüyor. 2007 sonunda 827 dolar olan altının onsu 1630 doları da geçti. İSMMMO Yaşam’ın hazırlandığı günlerde, uluslararası piyasada rekor üstüne rekor kıran altının ons fiyatı, direnç olarak görülen 1.630 dolar seviyesini çoktan aşmış, 1.700 doları

24  İSMMMO YAŞAM

Eğilmez

DOSYA

FERİDE AY

görmüştü. İç piyasada 24 ayar 1 gram altın 90 TL seviyesini geçti. Yılbaşında 116 liradan işlem gören çeyrek altın bugün 150 TL’yi de aşmış durumda. En iyimser tahminlere göre, yıl sonuna kadar altının gramının 95-97 TL, çeyrek altının ise 158-160 TL’yi bulması, hatta aşması bekleniyor. ABD’nin notunun indirilmesinin de yeni rekorlar getirecek gibi.

ALTIN ‘BUNALIMI’ SEVİYOR

Peki fiyatlar daha ne kadar yükselir? Bu kadar altını kim alıyor? Altın fiyatlarında birkaç yıl önceki seviyeleri yeniden görmemiz mümkün olacak mı?.. Yakın tarihe kadar altın için dönüm noktası olarak 1500 dolar/ons fiyatının gösterildiğini anımsatan Ekonomist Mahfi Eğilmez, “Altın fiyatlarındaki yükselişin altında birçok neden yatıyor. Her şeyden önce ne kadar to-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


parlanma görüntüsü olsa da dünya ekonomisindeki belirsizlik sürüyor. Gelişmiş ülkelerde büyüme sınırlı, işsizlik halen yüksek, talep ise verilen büyük bütçe açıklarına karşın düşük kalmaya devam ediyor” değerlendirmesini yapıyor. Eğilmez’e göre, mali sistemdeki gevşek politikaların yarattığı enflasyonist bekleyişler giderek artıyor. Ayrıca S&P tarafından ABD’nin reyting notunun negatif görünüme düşürülmesinden sonra küresel sistemin birinci sırada yer alan rezerv parası doların değer kaybetmesi hızlanmış durumda. “Böyle bir ortamda altın talebinin artması ve bunun fiyat yükselişine neden olması doğal görünüyor” diyen ekonomist Eğilmez, ayrıca Çin başta olmak üzere gelişme yolundaki ülkelerin altın talebinin bu dönemde daha arttığına değiniyor. Dünya ekonomisi, bunalım bir dönem yaşıyor ve para birimlerine güven giderek azalıyor. Durum böyle olunca öteden beri var olan yüksek talebi, bu kez rezerv değişikliği amacı taşıyan artışlar da besliyor. Eğilmez’e göre Çin’in yılın ilk çeyreğindeki külçe altın talebi bu şekilde devam ederse yıllık bazda yüzde 30 dolayında bir talep artışı ortaya çıkacak. Bu durum da yıl sonunda altının fiyatının 1640 dolar/ons olması sonucunu doğuracak.

HESAPLAR ŞİŞTİ

Yıldırımtürk

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

18 AYAR YERİNE 8 AYAR BİLEZİK TAKILIYOR

İstanbul Mücevherciler Kuyumcular ve Sarraflar Derneği Başkanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, altın fiyatları dolayısıyla tarihi belirsiz düğünlerin daha da ileri dönemlere ertelendiği yönünde duyumlar aldıklarını belirtiyor. Yıldırımtürk, ekonomik belirsizlik ve stratejik gerginlikler sırasında, güvenli liman olarak tercih edilen altının daha uzun vadeli yatırım aracı olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor. Yıldırımtürk, altın fiyatları nedeniyle 3 yıl öncesine göre kuyumculuk sektöründe satışların yüzde 90 düştüğünü savunuyor. “Günümüzde düğün, nişan ve sünnet gibi törenlerde takı takanların sayısı azaldı” diyen Yıldırımtürk, “Evlenirken tercih edilen 18 ayar alyans yerine önce 14, şimdi de 8 ayarlar tercih edilmeye başlandı. Her yaşta kullanılan 22 ayar Trabzon örme bilezikleri çok klasiktir. Bugünlerde onların da 14 ayarı yapılmaya başlandı ve üzerine 22 ayar yaldız yapılarak 22 ayar görünümü verildi. Fiyatı ise yarı yarıya fark ediyor. Çeyrek satışları da azaldı” diyor.

DOSYA

Altın fiyatları bu kadar yükselince yatırımcının ilgi odağı haline gelmeye başladı. En güvenli liman olan altına artan ilgi nedeniyle bazı bankalarda açtırılan altın hesaplarında limitler doldu, artık alım yapılamıyor. Internet bankacılığıyla hesabına altın almak isteyenler, “Bankamızın limiti dolduğu için işlem yapamıyoruz. Daha sonra tekrar deneyiniz” şeklinde uyarılarla karşılaşabiliyor. Altın fiyatları rekor üstüne rekor kırarken, bankalardaki altın hesaplarının büyümesi de sürüyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre, bankalarda tutulan kıymetli maden depo hesaplarının toplam tutarı 2010 Mayıs sonuna göre bu yılın aynı döneminde 3.5 kat artarak 4 milyar 178 milyon liraya ulaştı. Bankaların altın depo hesabı büyüklüğü yaklaşık 49 tona yükseldi. Fiyatlarındaki artışla birlikte altın hesaplarındaki çeşitlilik ve müşteri sayısı artarken, son dönemde mevduat yatırımcılarının bir kısmının pozisyon değiştirerek altın hesaplarına yöneldiği belirtiliyor. 2010 sonuna göre ilk 5 ayda bankalardaki altın varlığı yüzde 74.1 arttı. Vakıfbank Genel Müdür Yardımcısı Hasan Ecesoy, Vakıfbank’ta bu yılın ilk yarısı itibarıyla altın hesabı sahibi müşteri sayısının 2010’un aynı dönemine göre yüzde 300’ü aşkın

İSMMMO YAŞAM  25


ALTINDA FİYAT BEKLENTİLERİ Tahmini yapan Yıl sonu tahmini (USD/Ons) GFMS Goldman Sachs CIBC Bank of America Barclay’s Capital Ortalama

1600 1650 1600 1500 1850 1640

(yaklaşık 4 kat) artış gösterdiğini belirtiyor.

DÜŞMESİNİ BEKLEMEYİN

DOSYA

İŞÇİLİĞİ AZ OLAN ALTINI ALIN

Ecesoy, Vakıfbank’ın altın varlığının 2010 sonu itibarıyla yaklaşık 1.7 ton iken, ilk yarı itibariyle yaklaşık yüzde 110’a varan artışla 3.5 tona yükseldiğini belirterek, altın ile ilgili beklentilerini şöyle açıklıyor: “Avrupa’daki borç krizinin artarak devam etmesi ve soruna kalıcı ve uygulanabilir bir çözüm getirilememesi, piyasalardaki güvensizliği ve kırılganlığı arttırıyor. ABD’nin temerrüde düşme ihtimali piyasalarda ek bir belirsizlik yaratıyor. Bu da güvenli bir yatırım aracı olarak görülen altına olan talebi arttırıyor. Dünyada rezerv paralara ilişkin artan güvensizliğin yakın gelecekte kalıcı olarak ortadan kaldırılamayacağı göz önünde bulundurulduğunda, altın fiyatlarında

Uyarı/Açıklama

Arada keskin düzeltmelere dikkat İlk üç ayda 1480 USD/Ons görülür Gümüşte de ciddi artış olur Merkez bankaları talebi artırıyor GYÜ’lerin yüksek talebi sürüyor -

kalıcı bir geri çekilme beklemek doğru olmayacaktır. Aksine belirsizliklerin artması halinde fiyatlardaki yükselişin devamını beklemek gerekir. Bu durum son bir yıllık süreçte yaşanan gelişmelere benzer bir biçimde altın hesap sayısının ve altın tutarının hızlı bir biçimde, artmasını beraberinde getirecektir.” Yapı Kredi’nin hesaplarında da durum farklı değil. Bu yılın ilk 6 ayında toplam vadeli ve vadesiz altın mevduat tutarı 2010 Haziran ayı ile kıyaslandığında vadelide yüzde 300, vadesizde yüzde 100 arttı. Yapı Kredi Perakende Bankacılık Grup Direktörü Mehmet Cemalcılar’a göre, bundaki en önemli etken global piyasalarda yaşanan belirsizlikler ve altının her dönemde en güvenilir yatırım araçlarından biri olarak görülmesi. Cemalcılar, “Altın Fonu’nda da ciddi bir satış grafiği yakaladık” diyor. Meh-

Ankara Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Hasan Çavuşculu, altındaki yükselişin süreceğini tahmin ediyor. Arap Baharı’nın siyasi, Avrupa’nın ise ekonomik belirsizliğinin para birimlerine güveni daha da azalttığını ifade eden Çavuşculu, “Altın siyasi ve ekonomik kriz dönemlerinde yatırımcısına daha çok kazandırıyor. Ancak her altın kazandırmaz” diyor. Yatırım için altın alacaklara işçiliği az olanı tercih etmeleri yönünde uyarı yapan Çavuşculu, yoğun işçiliği olan ürünlerde alış ile satış fiyatı arasındaki farkın kaçınılmaz olduğuna dikkati çekiyor.

26  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


DÜĞÜN BAŞKA BAHARA

Kameroğlu

met Cemalcılar, mevcut piyasa şartları göz önünde bulundurulacak olursa, önümüzdeki dönem içerisinde bankaların altın işlemlerinde daha yoğun olarak kullanılacağı inancını taşıdıklarını anlatıyor. Garanti Bankası yetkilileri, bu yılın ilk 5 ayında 2010’un aynı dönemine göre, Garanti’deki altın hesaplarının yüzde 50’den fazla arttığını, hacmin ise 2 katına çıktığını belirterek, FED’in bilançosunu küçültmedikçe altın için olumlu ortamın korunacağını kaydediyor. Yetkililer, Avrupa’daki sorunların devamı ve diğer emtia fiyatlarındaki artış eğiliminin de etkisiyle altın fiyatında yukarı yönlü eğilimin yavaşlayarak da olsa sürmesini bekliyor.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

KUYUMCULAR DERTLİ

İstanbul Kuyumcular Odası Başkanı Alaattin Kameroğlu altında çılgın fiyatların satışlara olumsuz yansıdığını belirtiyor. Kameroğlu, kuyumculuk sektöründe satışların 2010’un Temmuz ayına göre bu yılın aynı döneminde yüzde 20 düştüğüne dikkati çekerek, düğün, nişan ve sünnet gibi törenlerde altın takmanın Türk gelenek ve göreneklerindeki önemine işaret ediyor. Kameroğlu, şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Bu kırsalda daha çok uygulanıyor. Batı’ya doğru geldikçe değişiyor. 10 yıl önce düğünde damat tarafı geline 10 bilezik takabilirken, şimdi bu 1-2’ye kadar düştü ya da daha düşük gramajlı bilezikler tercih edilir hale geldi. Geline takılan setlerin de gramajları düştü. Bunda altın fiyatlarının etkisi çok büyük” diyor. Farklı takılara yönelişin de söz konusu olduğunu belirten Kameroğlu, Cumhuriyet altını satışlarının azaldığını, insanların çeyrek takmak yerine para, gram altın, 14 ayar “pres” ya da “döküm” çeyrek görünümlü altın taktığını anlatıyor. Bursa Kuyumcular Odası Başkanı Rıdvan Şen de düğünlerin gözde hediyesinin gram altını olduğunu ifade ediyor. Adana Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman ise yatırım amaçlı maaşlarından her ay altın alanların da profilinde değişiklik olduğunu anlatarak, “Eskiden özellikle memurlar, her ay bir yarım altın alıp, saklardı. Ancak, şimdi yarım altın alanlar çeyrek, çeyrek altın alanlar ise 1 gramlık altına yöneldi” değerlendirmesini yapıyor.

ŞİMDİ GÖZDE GRAM ALTIN

Uluslararası ve yurtiçi piyasalarda yükselişini sürdüren altın, yatırımcısının yüzünü güldürdü. Serbest piyasada geçen yılı 70.18 liradan tamamlayan 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı, bu yılın ilk 6.5 aylık döneminde 85 liranın üzerine çıkarak yatırımcısına yüzde 22.10 oranında getiri sağladı. Geçen yılı 1,5430 liradan kapatan Amerikan dolarının satış fiyatı ise aynı dönemde yüzde 7.7, euro’nun satış fiyatı ise yüzde 12.92 arttı. Altın fiyatlarındaki yükselişle birlikte İstanbul Altın Rafinerisi’nin (İAR) ürettiği yarım gramlık altınlara talebi patlattı. İAR Yönetim Kurulu Başkanı Özcan Halaç, bir yılı aşkın süredir ürettikleri yarım gram altına talebin her geçen gün arttığını, ayda en az 100 bin adet sattıklarını kaydetti. Özcan Halaç’a göre altın fiyatlarındaki rekorlarla birlikte Türk halkı zenginleşti. Halaç, “Yastık altı zenginiyiz. Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü Mayıs 2011 itibariyle 1,1 trilyon lira iken, yastık altında 255 milyar dolarımız yatıyor. Yastık altında 5 bin ton altın olduğu tahmin ediliyor. Bunun bir şekilde ekonomiye kazandırılması gerekiyor” diyor.

DOSYA

Gıda dahil pek çok emtianın fiyatlarını da etkileyen altın fiyatları, sadece yatırımcıyı değil, bu yönüyle herkesi ilgilendiriyor. Ancak geleneklerimizde büyük yeri olan altın takıların fiyatları, evlilik planlayanları çok daha doğrudan etkiliyor. Kuyumculara göre, fiyatındaki yükseliş nedeniyle düğünlerde altın takı takanların sayısı da azalıyor. Türkiye’nin Batı’sında 14 ayar altınlar rağbet görürken, Doğu ve Güneydoğu bölgeleri için 22 ayar vazgeçilmez özelliğini koruyor. Fiyatlardaki yüksek seyrin, yaz mevsimine denk gelmesi yüzünden düğün sezonuna karşın kuyumculuk sektöründe satışların düştüğü belirtiliyor. Türkiye’de bölgelere göre değişmekle birlikte bir düğünde damat tarafının geline taktığı altının tutarı

2007’ye göre 3 kat fiyat artışıyla 15-20 bin lira arasında bulunuyor.

İSMMMO YAŞAM  27


37 yılını muhasebecilik mesleğine vermiş olan Murat Atalık tam bir briç tutkunu. Muhasebe ve briç, onun hayatındaki iki önemli vazgeçilmezi. 61 yaşındaki Atalık, üniversite yıllarından beri neredeyse hiç aksatmadan her gün briç oynuyor. Atalık, iskambil kağıtlarıyla oynanan briç sayesinde insanların zihinsel yeteneklerini geliştirebileceklerini söylüyor.

Briç tutkunu muhasebeci

RENKLİ YAŞAM

GAYE DELEN

Murat Atalık, briç tutkunu bir muhasebeci. 37 yılını verdiği muhasebecilik mesleğiyle beraber briç sevgisini de devam ettirmiş. Muhasebe ve briç hayatında yıllardır vazgeçemediği iki tutkusu olmuş. Bir zihin sporu olan brici, neredeyse her gün yıllardır hiç aksatmadan oynuyor. Muhasebeciler arasında bu sporun yayılması için de çalışıyor. Lisanslı briç oyuncusu olan Atalık’ın ulusal turnuvalarda birincilikleri ve kupaları var. Atalık, iskambil destesiyle oynanan brici insanların boş vakitlerini geçirebilecekleri, aynı zamanda zihinsel yeteneklerini geliştirebilecekleri güzel bir spor olarak tanımlıyor. Dört kişiyle eşli olarak oynanan briç sporunu satranca benzetiyor. Üniversite yıllarından beri neredeyse her gün oynadığı briç sayesinde günün yorgunluğunu ve

28  İSMMMO YAŞAM

stresini atıyor. Bu sporu bütün meslektaşlarına tavsiye eden Atalık, briç sporunun yararlarını zihinsel yeteneği geliştirme, yaşlılıkta Alzheimer hastalığını ve zihin rahatsızlıklarının oluşumunu önleme şeklinde sıralıyor. Briç, Türkiye’de spor olarak kabul edi-

liyor. Bir federasyonu da var ve devamlı müsabakaları düzenleniyor. Atalık, Türkiye’de brice ilginin her geçen yıl artmasından memnun. Türkiye’nin hemen her ilinde bir briç kulübünün bulunduğunu söyleyen Atalık, kulüp olmayan yerlerde ise internet sayesinde uluslararası çapta oyun oynanabildiğini vurguluyor. Atalık, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Türkiye’de lisanslı briç oyuncusu sayısı on binin üzerinde. Ben de 2006 yılından beri lisans sahibiyim. Briç kulübü sayısı her geçen gün artıyor. Bunun yanı sıra internetten oynayan sayısı da fazla. Uluslararası turnuvalarda da başarılar elde ediliyor. Polonya’da yapılan turnuvada kadın takımı birinci oldu. Briç kulübü sayısı artarsa oynayan sayısı da artar.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


WHİST OYUNUNDAN EVRİMLEŞTİ

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

 Briç eşli oynanan bir oyun olduğu için arkadaşlıkları güçlendirir.  Briç oyununu öğrenme sürekli bir durumdur. Her oyunda bir şeyler öğrenilir.  Briç ciddi bir oyun ve ciddi bir beyin sporudur.  Oynaması çok zevklidir. Oyuna başlandığında en az 2-3 saat oynanır.  Turnuvalar ve kulüpler vasıtasıyla, gruplar şeklinde briç oynayabilirsiniz.  İnternet üzerinden online olarak briç oynamak mümkün.  Resmi olarak kabul edilmiş bir spordur. Briç Federasyonu ve Briç Milli Takımımız var.

Bu sporu gençlere tavsiye ediyorum. Bu oyun onları kötü alışkanlıklardan koruyacaktır.” Atalık, Türkiye’de bricin Boğaziçi, ODTÜ, Yeditepe gibi üniversitelerde seçmeli ders olarak da okutulduğuna da dikkat çekiyor.

37 YILLIK MUHASEBECİ

1950 doğumlu Murat Atalık, lise eğitiminden sonra girdiği ‘edebiyat fakültesi’ni bırakarak İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne geçiş yapmış. Üniversite yıllarından itibaren muhasebeyle iç içe olmuş. Çeşitli kurumlarda çalıştıktan sonra 1996 yılında da serbest muhasebeci olarak kendi ofisini açmış. Geçen 37 yıl boyunca meslekte çok şeyin değiştiğini anlatıyor Atalık. Ona göre, teknolojiyle beraber muhasebe tamamen şekil değiştirmiş. Elle tutulan muhasebe bugün tamamen bilgisayara taşınmış. Atalık, geçen süreçte sektörde denetimin de en üst seviyelere çıktığına dikkat çekiyor. Atalık’a göre, Yeni Türk Ticaret Kanunu’yla beraber denetimin boyutu daha da yoğunlaşacak.

‘KONSANTRASYON ŞART’

Atalık, briç tutkusunun da üniversite yıllarına dayandığını anlatıyor. “Bir gün muhasebeden

emekli olma zamanım gelecek ama briçten asla emekli olmayacağım” diyen Atalık, boş zamanlarının tamamını brice ayırıyor. İstanbul Bakırköy ve Bahçeşehir Briç Kulüpleri’nin müdavimlerinden olan Atalık, teknolojiyle beraber briç sevgisini internete de taşıdığını aktarıyor. Haftada en az bir kez kulübe giderken, neredeyse her akşam internetten briç oynuyor. Bricin çok dikkatli oynanması gereken bir oyun olduğunu belirtiyor. Ona göre, briçte başarılı olmak için konsantre gerekiyor. İyi bir partner bulmak da önemli. Atalık, bricin alıştığı kişilerle oynanınca daha keyifli bir spor olduğunu kaydediyor. Briç kulüplerinde bu oyunu öğrenmek isteyenlere dersler veriliyor. Kısa sürede bu sporu öğrenmek mümkün. Ama iyi bir oyuncu olmak için çok pratik yapmak gerekiyor. Bricin dört kişiyle eşli oynanan ve bir de turnuva oyunu olmak üzere iki türü var. Dört kişiyle oynanan oyunda şansın etkisi olsa da turnuva bricinde şansın etkisinin daha az olduğunu belirtiyor, Atalık. O, bu sporun yaygınlaşmasını istiyor. Kendi ailesini de bu konuda heveslendirmiş ancak çocuklarını devamlı oynamaya ikna edememekten yakınıyor. Ama meslektaşları dahil çevresindeki herkesin bu spora ilgi duyması için var gücüyle çalışıyor.

RENKLİ YAŞAM

Bir zihin sporu olan briç diğer sporların aksine, cinsiyet, dil ve yaş gibi sınırlamalara sahip değil. Kadın veya erkek birlikte bu sporu yapabiliyor. Briç uzmanları zihnin sağlığı için briç oynamak gerektiğini belirtiyor. Briçci, aynı anda birçok yönüyle birçok konuyu, düşünce tembelliği yapmaksızın düşünüp sonuçlandırabilir. Briç bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Oynarken oynadığınız eli düşünürken, zihninizdeki güncel problemleri unutur ve stresin etkisini azaltabilirsiniz. Briç, İngilizlerin Whist isimli oyunundan evrimleşerek bugüne gelmiş. Önceden briç yerine Hidiv denilmesi nedeniyle Türk kökenli bir oyun olduğu iddia edilmiş. Bugün en yaygın oynanan biçimi olan ‘kontrat briç’ versiyonunun kuralları 1920’lerde Amerikalı işadamı Harold Vanderbilt tarafından oluşturuldu. 1920 ve 1930'lu yıllarda Ely Culbertson ve 1940 ve 1950'li yıllarda da Charles Goren yazdıkları kitaplar ve katıldıkları radyo ve televizyon programları aracılığıyla bu oyun popülerleştirildi. 1896’da Bridge Whist yani dört kişiyle oynanan oyun, 1904’de Auctiron Bridge yani Açık Artırma Briç’i geliştirildi.

BRİCİN POPÜLER OLMA NEDENLERİ

İSMMMO YAŞAM  29


YAŞAM’IN PORTRESİ

‘Önce iyi bir insan olmaya çalışıyorum’

Oyuncu Yetkin Dikinciler hocası Müşfik Kenter’in sözünü kulağına küpe yapmış; ‘önce iyi bir insan sonra iyi bir oyuncu’ olmaya çalışıyor. ‘Bizim Yenge’ dizisi ile yeniden ekranlara dönen Yetkin Dikinciler, bir yandan İstanbul’da dizi çekimlerini sürdürürken, bir yandan da Ankara’da ‘Umut Üzümleri’ adlı filminin çekimlerini yapıyor.

30  İSMMMO YAŞAM

SEHER KARATAŞ Çağan Irmak’ın çektiği ‘Babam ve Oğlum’ filminde oynadığı Salim karakteri ile sinema seyircisinin gönlüne taht kurdu Yetkin Dikinciler. Bu filmdeki başarılı oyunculuğundan ötürü en iyi erkek oyuncu ödülü aldı. Nazım Hikmet’in hayatını anlatan ‘Mavi Gözlü Dev’ filminde aynı başarıyı sürdürerek yine en iyi erkek oyuncu ödülü alan Dikinciler, Kartal Tibet, Tunç Başaran, Cemal Şan gibi usta yönetmenler ile bugünün Türk sinemasının başarılı rejisörlerinden Çağan Irmak ve Bahadır Karataş ile çalışma imkanı bulduğu için kendini şanslı hissediyor. 2003 yılında ‘Seni Yaşatacağım’ adlı dizi ile dizi oyunculuğuna da

başlayan Dikinciler, ‘Ulak’, ‘Usta’ gibi yine çok sevilen filmlerden sonra Sarı Şerif karakterini canlandırdığı ‘Eşref Saati’ ve Müdür Mehmet’i canlandırdığı ‘Umut Yolcuları’ adlı dizilerle de televizyon izleyicisinin beğenisini topladı. Oyuncu olarak, dünya meseleleri, siyaset ve çevre ile yakından ilgilenen ve bu çerçevede çeşitli projelerde yer alan Dikinciler, “Ben de bir dünyaya temas ediyorum, bir varlık alanı içindeyim. İnsanların daha iyi hak ettiği gibi yaşayabilmesi için varım. Dolayısıyla tabi ki attığım her adım siyasi. Bu yüzden dişe dokunur, doğru dürüst işlerde yer almaya çalışıyorum” diyor. Bu ay ekranlara gelen ‘Bizim Yenge’ adlı dizi ve Ankara’da çekilen

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Bugüne kadar çok sayıda ödül de aldınız. Bunlar arasında sizin için en özel olan hangisi? Beni en çok etkileyen ödül sürekli çalışmaktır aslında. Babam ve Oğlum ve Mavi Gözlü Dev filmlerinden en iyi erkek oyuncu ödülü aldım. Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği ÇASOD’dan ödül aldım. Zaman zaman tiyatrodan ödüller alırım. Bunların arasında bir ayrım yapamam ama Nazım Hikmet’in hayatını anlatan Mavi Gözlü Dev filminin ödülü benim için biraz daha farklıdır. Çünkü bir bakıma Nazım’a aracılık etmişim gibi hissediyorum. O ödül benim için Nazım’a bir selam gibi oldu. Ödül töreninde yaptığım konuşmamda da söylediğim gibi; saçımı, gözümü benzetmeye, Nazım olmaya çalıştım ama en çok da ona layık olmaya çalıştım. rusu beni şaşırttı. Çünkü bunun meslek olarak nasıl yapıldığını, bir okulunun olup olmadığını bile bilmiyordum. Ben Nejat Uygur, Gazanfer Özcan izler, arada bir şehir tiyatrolarının oyunlarına giderdim ve o oyuncuların tesadüfen bir araya geldiğini, bazılarının da yetenekli olduğu için özel olarak çalıştırıldığını zannederdim. Bu işin bir okulu olduğunu öğrenince, felsefe bölümünü üçüncü sınıfta bıraktım, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde okumaya başladım. Çünkü Yıldız hocam bana, “Felsefeyi evden de yaparsın, ama tiyatro için eğitim alman gerekir” dedi. 1993 yılında tiyatro eğitimimi tamamladım. Devlet tiyatroları için Ankara’da sınava girdim. Ardından iki yıl Antalya Devlet Tiyatrosu’nda çalıştım. Sonra tayinim Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’na çıktı. Dört yıl da orda çalıştıktan sonra 1999 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’na tayin oldum. Yaklaşık 12 yıldır İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışıyorum. Oyunculukta konservatuar eğitimi yeterli mi? Kendinizi geliştirmek için başka eğitimler aldınız mı?

Oyunculuk eğitimi biten bir şey değil. Hadi okul bitti oyuncu olduk denemez, eğitimi devam ettirmek için onlarca değişik kapı var. Ben de üniversiteden sonra eğitimimi çeşitli şekillerde sürdürdüm. Mesela, Antalya Devlet Tiyatrosu’nda Jerzy Grotowski tekniğini öğrenmek için workshoplara katıldım. Sonra Diyarbakır’da çalışırken Londra’ya gittim, orada bir yaz okuluna katıldım. Bir de 1999 yılından beri Yunanistan’a gidip antik Yunan tragedyaları üzerine yoğunlaşmış yönetmenlerden Theodoros Terzopoulos’la çalışıyorum. Terzopoulos ve ekibiyle, iki yılda bir bazen her yıl turneler yapıyoruz, dünyayı dolaşıyoruz. Yani bu meslekte eğitim hiç bitmez. 2000’li yıllardan sonra Türkiye’de bir dizi furyası başladı. Sizin dizi maceranız nasıl başladı? 2002 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda ‘Kaygusuz Abdal’ oyununda oynuyordum. Oyunu izleyen Meliha Varol beni Türker İnanoğlu’na tavsiye etmiş. Türker bey beni davet etti. Gittim, hiç unutmam, benim için bir film karesi gibiydi. Çünkü Türker bey bana; “Jönüm olacaksın” dedi. Ben de, “Olabilir miyim?” dedim. “Olacaksın, olursun” dedi. Böylece oynadığım ‘Seni Yaşatacağım’ adlı televizyon dizisi, Berna Laçin’le birlikte oynadığım ilk televizyon projem oldu. Ardından sırasıyla televizyonda kapı kapıyı açtı. Bu aralar yeni bir sinema filmi çekiyorsunuz. Bu film hakkında bilgi vere-

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

‘Umut Üzümleri’ adlı filmin çekimlerini bir arada yürüten Dikinciler’le yoğun çalışma temposu nedeniyle dizi setinde bir araya gelerek; oyunculuk, hayat, sinema ve dünya meseleleri üzerine görüştük. Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor, meslek olarak neden oyunculuğu tercih ettiniz? Her çocuk gibi ilkokulda temsillere, ortaokulda müsamerelere katıldım; lisede piyeslerde oynadım. O dönem maalesef Türkiye’de okullarda Batı’daki gibi Türk ve dünya klasikleri ile ilgili bir drama eğitimi alma şansımız yoktu. Belki şimdi özel okullar bu eğitim veriliyordur ama o dönem bizim en çok yaptığımız şey; okulda tiyatro koluna girmekti. Lisedeyken katıldığım tiyatro kolunda, Namık Kemal’in ‘Vatan Yahut Silistre’ adlı eserini çalıştık. Orda oynarken, oyunculuğun güzel bir iş olduğunu hissetmeye başladım. Profesyonel olarak nasıl ve ne zaman oyunculuğa adım attınız? Liseden sonra, var oluşumuzla ilgili yanıtlar bulmak istediğim için felsefe okumaya karar verdim ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okumaya başladım. O dönem tesadüfen Yıldız Kenter’in açtığı bir tiyatro kursunu duydum ve o kursa gitmeye başladım. Her çarşamba, Yıldız hocayla birlikte Orhan Veli’nin şiirlerini dramatize edip okuyorduk. Lorca’nın Yerma adlı oyununu canlandırdığımız sırada Yıldız hoca bana; “Yetkin sen bu işi düşünür müsün?” dedi. Ben de; “Hocam ben düşündüğüm için buradayım zaten” dedim. “Hayır meslek olarak düşünür müsün” dedi. Sizi Yıldız Kenter keşfetti o zaman? Öyle de denebilir aslında. Hocamın bu so-

NAZIM’A LAYIK OLMAYA ÇALIŞTIM

İSMMMO YAŞAM  31


YAŞAM’IN PORTRESİ

AİLEMİ YAZSAM ROMAN OLUR

İstanbul’da Aksaray’da dünyaya gelen Yetkin Dikinciler, ailesinde hiç oyuncu olmadığı halde içindeki oyuncuyu keşfederek oyuncu olmaya karar verir. Baba tarafından İstanbullu, anne tarafından Egeli olan Dikinciler, çok şen şakrak, neşeli, şefkatli bir aile ortamında büyüdüğünü söylüyor. Canlı bir hayatın içinden geldiğini düşünen Dikinciler, “Hani derler ya bunu yazsam oyun olur, roman olur. Benim aile ortamım da öyleydi” diyor. Dikinciler, yemek yapmaya çok vakit bulamasa da çok iştahlı biri olarak yemek yemeyi çok sevdiğini belirtiyor. Anne tarafından Egeli olmasının etkisi ile zeytinyağlılara ilgi duyan ve özellikle yer elması, pırasa, kabak, kereviz ve en çok da salata yapmayı seven Dikinciler, 11 yıldır Cihangir’de yaşıyor.

32  İSMMMO YAŞAM

bilir misiniz? Ankara’da Tunç Okan’la ‘Umut Üzümleri’ adında bir film çekiyoruz. Çok yoğun bir dönemimdeyim, bir yandan dizi bir yandan film için Ankara ve İstanbul arasında gidip geliyorum. Bunlar dışında; Bülent Emin Yarar ile birlikte devlet tiyatrolarında ‘Profesyonel’ adlı oyun ile Özen Yula’nın ‘Şems! Unutma’ adlı oyunu oynuyoruz. Aynı anda hem dizi, hem film hem de tiyatro… Zor olmuyor mu? Allahtan şu anda sezon kapalı, yoksa hiçbir yere yetişemezdim. Ekim ayı ile birlikte tiyatroya yeniden başlayacağız. Şimdi dizi ile filmi birlikte götüreceğim. Mavi Gözlü Dev’i çekerken de bir dizide daha çalışıyordum. Bir hafta hiç uyumadan, çalıştığımı hatırlıyorum. Yola çıkınca her şey oluyor. Herkesin bir şekilde kalbine dokunan ‘Babam ve Oğlum’ filmi, neden bu kadar çok sevildi? Bu filmle, sizi tanımayanlar da tanıdı… Doğru tanımayanlar da tanıdı. Aslında bu cümleniz özeleştiri yapmamız gereken bir cümle. İnsanlar niye dizilerle ya da filmlerle tanır oyuncuları; yazık değil mi? Neden tiyatroya gitmezler, sonra da ‘Ay bu oyuncu nerelerdeydi?’ derler. Halbuki oyuncu hep ordadır, seyirci yoktur aslında. Ben o oyunculardan biriyim. Bu film tabii ki benim için özel bir film. Ama çok gişe yaptığı için özel değil. Çağan Irmak, bu kadar iyi bir kimyayı; senaryosuyla, bütün oyuncu kadrosu ile insanların yüreğine işleyen bir akılla yaratabildiği için çok etkilidir bende. Belki ağlatmasına çok ağırlık verildi ama Türk sineması içinde uzun yıllar sonra da hep anımsanan bir film olacak! En son çektiğiniz Ulak ve Usta filmi, Babam ve Oğlum kadar ses getirmedi. Biz filmleri şu kadar kişiye ulaşsın diye yapmayız. Tabi ki film izlensin isteriz ama film izlensin diye kendimizi yırtmayız. Bazen de az olan değerlidir. Bir filmin az ya da çok izlenmesi oyuncunun iyi ya da kötü oyuncu olduğunu göstermez. Ben sadece bir durum içinde bir karakteri yaratmaya, senaryonun benden istediğini, yönetmenin yönetiminde yapmaya çalıyorum. Peki bu durumda Türkiye’de ne tarz diziler ve filmler sayesinde oyuncular tanınıyor? Tanınmak konusunda daha ciddi bir katman açmak istiyorum. Türkiye’de azınlık yazarın katili olarak da tanınabilirsiniz, insanlar gelip sizinle fotoğraf çektirmek isteyebilir. Çok kötü vahşi bir tecavüzle de bir şöhrete kavuşabilirsiniz. Onun için şöhret ve tanınma sözcüğünü bir kenara bırakırsak, bu işin görünür tarafıdır bizi seyirciye ulaştıran. Ben işçiliğimi en doğru şekilde yapmaya çalışıyorum. Bu çok kişiye ulaştığı zaman tanınırlığı da beraberinde getirir. ‘Bizim Yenge’ dizisi ile yeniden ekranlara dönüyorsunuz. Diziden ve dizideki karakterinizden biraz söz edebilir misiniz? Kuledibi Senaryo Grubu’nun yazdığı Bizim Yenge, Kanal D’de yayınlanıyor. Ben dizide, kendi halinde, kendine göre değerleri ve inançları olan bir

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

SOSYAL PROJELERE DESTEK VERİYOR

Kadınlar, engelliler, çocuklarla ilgili ne tür projelere destek veriyorsunuz? ‘Kadına Şiddet’, ‘Hamile Kaldım’ gibi projelerde yer aldım. Kadının çalışma koşullarının zorluğu ile ilgili El Ele dergisinin yaptığı, ‘Yüksek Topuklar’ projesine katılarak topuklu ayakkabı giydik. ‘Engelleri Kaldıralım’, ‘Engel Kalmasın’ adında engellilerle ilgili projelerde yer aldım. İklim değişiklikleri ya da otizimli çocuklarla ilgili projelere katıldım. Mümkün olduğunca, zaman buldukça bu tarz projelere yüreğimle açığım; bedenim nerdeyse ben de ordayım. Gelecek planlarınız ve hedefleriniz nedir? En büyük hedefim, öyle ya da böyle oynamaya devam etmek. Öyle çok büyük, Oscar almak gibi hedeflerim yok. Biz işimizi yapmaya, kendi toprağımızın hikayelerini, kendi insanımıza en iyi şekilde anlatmaya çalışalım, dünya da izliyorsa izlesin.

YAŞAM’IN PORTRESİ

adamı, marangoz Ali’yi canlandırıyorum. Yapımını TMC’nin, yapımcılığını Erol Avcı’nın üstlendiği diziyi Aydın Bulut yönetiyor. Şebnem Bozoklu, İlker Aksum, Ayşe Nişanlıoğlu, Güneş Sayın’ın aralarında olduğu iyi bir ekibin de dizide olması, benim de oynamama etki etti. Erol Avcı bir dizi için çok doğru bir yapımcı, doğru bir yer, her şey yerli yerinde. Ama bütün bunlar olup da beni heyecanlandıran bir senaryo olmayabilirdi. Hikayesi de çok güzel olduğu için ben de bu ekibin içindeyim. Meslek hayatınızda en çok etkilendiğiniz usta kimdir? Hayatımız boyunca birçok insandan etkileniriz, belki birçok insanı da etkilemişizdir. Ama galiba en çok bağ kurduklarımız, aklımızda yüreğimizde yer edenlerdir. Benim hocam Müşfik Kenter de benim için öyledir. Dört yıl Mimar Sinan’da bana hocalık eden Müşfik bey, bize her zaman ‘her şeyden önce insan olmanın önemini’ anlattı. ‘Tiyatro ve oyunculuk insan için var, siz de insan olun’ dedi. Ben hâlâ hocamın bize öğrettiği bu felsefenin peşinde koşuyorum. Öncelikle iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Müşfik hoca dışında etkilendiğim birçok isim var ama şimdi sayarak birilerine ayıp etmek istemem. Bir oyuncu olarak siyasetle ilgilenir misiniz? Siyasetle ilgilenmezseniz siyaset sizinle istediği gibi ilgilenir. Dolayısıyla mutlaka gündemden, olandan bitenden haberdar olmak zorundasınız. Burada bir alt başlık açarsak; gündemi gazeteler ve televizyonlar belirliyor, onlara aldanmamak lazım. Belirli şeyleri öne çıkaran, yanılsama yaratmak üzere tasarlanmış haberlerle karşılaşıyoruz. O yüzden sokaktaki gerçek gündemle ilgili, görünemeyeni yakalamak, onun altını çizmek, onun elçisi, hikayecisi olabilmek gerekiyor. Ve oyuncu olarak da ben böyle hikayelerin içinde olmaya çalışıyorum. Dolayısıyla attığım her adım siyasi. Bu yüzden hep dişe dokunur, doğru dürüst işlerde yer almaya çalışıyorum. Peki oyuncu örgütlerinde yer alarak, sektörün iyileştirilmesi ile ilgili çalışmalar yapıyor musunuz? Elbette…Sendikalı bir oyuncu olarak oyuncuların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ile ilgili çalışmalarda yer alıyorum. İllaki oyuncularla ilgisi olması gerekmiyor, kamu emekçileri, belediye işçileri için de her zaman çeşitli çalışmalara katılıyorum. Bu bazen bir üniversitede söyleşi, bazen düzenlenen bir gece, bazen bir protesto gösterisi, bazen internette gösterilecek bir film olabilir. Seçimlerden sonra siyasi gündem karıştı. Meclis’te bir yemin krizi yaşandı. Bu güncel gelişmelerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Bir kere parlamenter demokrasi gereği yerinden seçilip gönderilmiş milletvekilleri tasarımı, barajla mantığını yitiriyor. Bu ve buna benzer pek çok çelişkili durum nedeniyle bu sistemin sorgulanması ve değiştirilmesi gecikti bile. Ama bunun için de aklın egemenliğini kurmak lazım. Benimse bu konularda yapabileceğim en iyi şey, bunları en doğru anlatan hikayelerde rol almamdır.

İSMMMO YAŞAM  33


Çalışırken serbest olun

Bir ofis ya da şirkete bağımlı olmadan freelance yani serbest çalışma teknolojinin gelişmesiyle yaygınlaşıyor. Pek çok kişi hayal ettiği geliri ve rahatlığı evinden çalışarak sağlamak istiyor. Ama evde çalışırken disiplini ve motivasyonu sağlamak şart!

KARİYER

GAYE DELEN

Erken kalkma ve trafiği çekme zorunluluğu yok. Evden çıkmadan işleri yapma özgürlüğü sağlıyor. Ofislerin sıkıcı ortamına girme ve kıyafet mecburiyeti bulunmuyor… Bunlar herkesin hayalini süsleyen freelance yani serbest çalışmanın avantajları arasında yer alıyor. Teknoloji ve internetin gelişimiyle dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ‘daha fazla özgürlük istiyorum’ ve ‘çalışmalarım üzerinde daha yaratıcı olmak istiyorum’ diyenler bu çalışma şeklini tercih eder hale geldi. Pek çok kişi hayal ettiği geliri ve rahatlığı evinden çalışarak sağlamak istiyor. Serbest çalışma, işverene iş sözleşmesi ile bağımlı olmadan ihtiyaç duyulduğunda uz-

34  İSMMMO YAŞAM

manlığını sunma olanağı sağlıyor. Serbest çalışma her meslekte yapılamıyor. Eğitim, yazı, çevirmenlik, yazılım, grafikerlik, danışmanlık gibi alanlarda daha yaygın. İnsangücü İnsan Kaynakları Danışmanlık Genel Müdürü Hüseyin İrfan Fırat, ilerleyen teknoloji ve iletişim araçlarındaki gelişme ve yaygınlaşmanın uzaktan çalışmayı daha kolay ve yaygın hale getirdiğini söylüyor. Bir çevirmen evinden ya da yazlığından yaptığı çeviriyi kolayca iş sahibine gönderebiliyor. Bir tasarımcı evinde yaptığı bir projeyi şirketlere anında iletiyor. İstenen değişiklikleri e-posta ya da telefonla halledebiliyor. Fırat, insanların mesai kurallarına uymak zorunda oldukları, kıyafet kuralları ve sigara yasakları olan işlerdense bu tür bir çalışma tarzını daha çok

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


FREELANCE ÇALIŞAN DA VERGİSİNİ VERMELİ Serbest çalışmayı seçenlerin bunu uzun yıllar devam ettirebilmesi için dikkat etmeleri gereken konular bulunuyor. Zor yanlarını bilerek ona göre hareket etmek gerekiyor. Freelance çalışanların kurduğu Evdeofis.com sitesi bu tarz çalışmada dikkat etmesi gerekenleri şöyle sıralıyor:  Freelance çalışmayı seçen kişi yaptığı işle ilgili bilgi ve deneyime sahip olmalı.  Freelance çalışanların, müşterileriyle iletişimleri kesintisiz olmalı. Tercih edilmeleri için genel iletişim kurallarına normal bir şirkette çalışanlardan daha fazla dikkat etmeleri gerekir. * Serbest çalışmada disiplin ve kendi kendini mo-

tivasyon çok önemli. Her gün işe gidermişçesine yataktan belirli bir saatte kalkılmalı.  İş yoğunluğunuzu iyi hesaplayın. Çok para kazanmak uğruna fazla iş almayın. Bu kez hiçbirini yetiştiremezsiniz; bütün müşterileriniz şikayetçi olur.  Freelance çalışan aslında işe hasbelkader ve başka bir iş bulamadığı için başlamış kişi değildir. Tam tersine yeterli iş deneyimi olan, işini bilen ve iyi yapan, normal bir çalışandan daha iyi işler çıkartan ve sorumluluk sahibi kişi olmalıdır.  Başarılı bir freelancer için en gerek-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

yıt dışı çalışmak zorunda kalıyor. Hüseyin İrfan Fırat, freelance çalışmadaki yasal sorunlarla ilgili şu bilgileri veriyor: “Türkiye’deki mali mevzuat gereği serbest çalışanlar ya şahıs şirketi kurmak durumunda veya serbest meslek mensubu olarak Maliye’ye kayıt olmak zorunda. Ardından elde ettiği gelire karşılık fatura veya makbuz düzenlemesi ve vergi vermesi gerekiyor. Ancak serbest iş yapanların önemli bir kısmı bu tür prosedürlere girmek istemediklerinden genellikle açıktan ödeme alarak hizmet veriyorlar. Bu nedenle de bu tarz çalışanların sayısı hakkında kesin bir şey söylemek zor.” Hüseyin İrfan Fırat, freelance çalışanların serbest çalışmanın tüm keyifli yanlarına karşın bazı tuzaklar taşıdığının da unutulmaması gerektiğini vurguluyor: “Bunların başında disiplin sorunu geliyor. Standart mesai saatlerinin söz konusu olmadığı bu çalışma türünde disiplinden kopmak kolay. Konsantrasyon sorunları yaşanabiliyor. İşin yapılacağı ortam yine son derece önemli. Diğer taraftan serbest çalışan kişiler kayıt altında iş yapmak ve sosyal güvenliklerini de göz ardı etmeden bu faaliyetlerini sürdürmeye özen göstermeliler.”

KARİYER

tercih ettiklerine dikkat çekiyor. Maaşlı çalışanlara yönelik maliyetlerin yüksek olması da işverenleri freelance çalışanlara yönlendiriyor. Hüseyin İrfan Fırat bu konuda, yaptırılacak işin güvenilirliği, kalitesi ve alınan hizmet sonrasında devamlılık gibi faktörlerin iyi irdelenmesi uyarısında bulunuyor. Olası riskleri iyi değerlendirerek doğru kişilerle çalışmaya özen göstermeleri gerektiğini, yoksa ciddi sorunlar yaşanabileceğini kaydediyor. Freelance çalışmada çalışanlar kadar işverenlerin de dikkat etmesi gereken noktalar bulunuyor. Fırat, bunları şöyle sıralıyor: “Serbest iş yaptırılacak kişinin referansları son derece önemli. Kişinin konunun uzmanı olduğuna ilişkin güvenli deliller olmalı. İş ancak bundan sonra bu kişiye verilmeli. Yaptırılacak işin sağlam bir hukuksal temele oturtulması gerekiyor. Bu kişilerle yapılacak sözleşmede işin tanımının net bir şekilde sözleşmede yer alması, ayrıca işin teslim süresi, fiyat ve ödeme şekli, olası olumsuzluklar karşısında uygulanacak cezai şart gibi unsurlar sözleşmede mutlaka yer almalı.” Serbest çalışmada Türkiye’deki en önemli sorunlardan biri yasal zemine tam oturmamış olması. Genelde bu tür işleri yapan insanlar ka-

li özellik ise zaman yönetme konusundaki becerisidir. Eğer verilen tarihlerde işler yetişmezse bir çalışandan daha çok başı ağrır. Ortaya çıkan iş ne kadar kaliteli olursa olsun, hem para hem de referans kaybeder.  Freelance çalışanlar, el altından iş yapanlar, underground, merdivenaltı çalışanlar değildir. Fatura da keserler, sözleşme de imzalarlar, vergi de verirler.  Freelance çalışan da kendine bir ağ oluşturmalı. Her zaman güveneceği, destek alabileceği diğer bir freelance çalışanla veya firmayla bağlantıda olmalıdır.

İSMMMO YAŞAM  35


Öğrenciler artık okulda kavrayamadığı dersleri internet ortamında Milli Eğitim Bakanlığı'nın programına göre hazırlanmış interaktif sitelerde takip edebiliyorlar. Bu siteler ses ve görsellik gibi özelliklerle hazırlandığı için oldukça öğretici. Ayrıca, çocuğun ders tekrarı yapmasına da olanak sağlıyor.

Devir bilgisayarlı eğitim devri EĞİTİM

CAN KIZILDAĞ

Teknoloji hayatın her alanında olduğu gibi eğitimde de gün geçtikçe daha fazla rol alıyor. Öğrenciler artık internet ortamında MEB programıyla uyumlu Vitamin, Okulistik, Morpa Kampüs ve Dyned gibi konu anlatımlı internet sitelerinde 7 gün 24 saat eğitim desteği alabiliyor. Ancak uzmanlar bu eğitimlerin faydalı olabilmesi için velilere de bazı görevler düştüğüne dikkat çekiyor. Aile sohbetlerinde çocuklara bilgisayar almakla ilgili konu açıldığında neredeyse herkes aynı cümleyle başlar: "Bizler görmedik bari

36  İSMMMO YAŞAM

onlar görsün, öğrensinler...” Çocukları günümüzün gereği olan teknoloji ile tanıştırmak ve bu teknolojiyi onların kullanmalarını sağlamak, gereken yöntemler uygulandığı sürece güzel bir olanak. Bilgisayar, çocukların kişisel gelişimini artırıyor, teknolojik ürünleri daha rahat kullanmasını sağlıyor, hızlı düşünme becerisini geliştiriyor.

ÇOCUĞUNUZUN YANINDA OLUN

Bilişim Teknolojisi Formatör Öğretmeni Reşat Kızılöz, çocukların doğru yaşta bilgisayarla tanıştırılmasının önemli olduğunu belirtiyor. Bilgisayarla en ideal tanışma yaşı, 10 yaş… Daha erken yaşlarda bil-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


gisayarla tanıştırmanın çocuk gelişimini olumsuz etkilediğini, çocuğun hayal dünyasını olumsuz etkileyerek kolaycılığa alıştırdığını belirten Kızılöz, aileleri uyarıyor: "Bilgisayar, çocuğun kendi başına bırakılacağı bir oyuncak ya da akşam eve gittiğimizde çocuğunuzu başınızdan atmaya yarayacak bir araç olarak asla görülmemeli. Ona bilgisayarı nasıl kullanacağını öğretmek sizin göreviniz. İnternette iken veya yardımcı programlarla ders çalışırken mümkünse çocuğunuzun yanında bulunmalısınız."

ÖĞRENMEKTEN SIKILMIYOR!

Kızılöz’ün verdiği bilgiye göre, günümüzde okula takviye amacıyla pek çok interaktif eğitim sitesi bulunuyor. Bu siteler bilgisayarın ses, görsellik gibi özelliklerini kullanarak hazırlandığı için oldukça öğretici… Bunun yanı sıra çocuğun ders tekrarı yapmasına imkân verdiği için de faydalı. Kızılöz, son dönemlerde özellikle Milli Eğitim Bakanlığı'nın başlattığı kampanyalarla okullarda neredeyse bütün derslerin internet üzerinden yayınlandığını ve desteklendiğini vurguluyor.

BİLGİSAYAR SEFERBERLİĞİ

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Bilişim Teknolojisi Formatör Öğretmeni Reşat Kızılöz, bilgisayar destekli eğitimin faydalarını şöyle sıralıyor:  Yaratıcılığın ortaya çıkmasını sağlar.  Sosyal iletişimde bulunma yeteneğini geliştirir.  Her öğrenciye ilerleme olanağı verir.  Kendine güveni arttırır.  Problem çözme ve dikkatini bir problem üzerine yoğunlaştırma yeteneğini geliştirir.  Öğrencinin öğrenme zamanından tasarruf sağlar.  Önceki çözümleri araştırıp bunları yeni bir çözüm için kullanabilme yeteneğini geliştirme, yeni çözüm bulmasını sağlar.  Paylaşım duygusunu geliştirir.  Daha çok bilgiye ulaşma imkanı verir.  Kaçırılan ders veya konu öğrenci tarafından tekrar edilebilir.  Araştırma ve inceleme ruhu kazanan öğrenci; bilimsel düşünme gücünü de arttırır.  Bilgisayarlardaki gerek benzeşimler gerekse oyunlarla öğrendiği için eğitimden ve öğrenmeden sıkılmaz.  Öğrenmeyi zevkli hale getiren bilgisayar destekli eğitim monotonluktan kurtarır.

EĞİTİM

Milli Eğitim Bakanlığı tüm öğrencilerin bilgisayara sahip olması için de seberlerlik başlatmış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı'nın birlikte yürüttüğü Fatih Projesi kapsamında 16 milyon öğrenciye 4 yıl içinde tablet bilgisayar verilmesi planlanıyor. Projeye göre Türkiye genelindeki 620 bin derslik, bilinen kitaplı ve defterli eğitim yerine, bilişim teknolojilerinden faydalanan yeni bir şekle büründürülecek. Öğrenciler, derslerini bakanlığın hazırlayacağı e-devlet eğitim sistemi üzerinden çalışacak. Okul öncesi eğitimden başlayan Fatih Projesi lise son sınıfa kadar devam edecek. Bilinçli ve güvenli internet kullanımı da yeni eğitim sisteminin bir parçası olacak... Fatih Projesi'nin tam açılımı 'Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi anlamına geliyor. Bu projenin baş harflerinden oluşan FATİH kısaltması ise Fatih Sultan Mehmet'i hatırlattığı için projenin ismine layık görüldü.

BİLGİSAYARLA EĞİTİMİN FAYDALARI ÇOK

İSMMMO YAŞAM  37


Yetişkinlerin yüzde 30’u uyurken horluyor. Her yüz kişiden beşinde ise uykuda nefes durmasına yol açan uyku apnesi var. Bir hastalık olarak kabul edilmesi gereken horlamanın tedavisinde birçok yeni yöntem uygulanıyor.

Horlama kusur değil hastalık

SAĞLIK

FERİDE AY

Uyku hayati bir ihtiyaç! Yeterli ve iyi bir uyku, kişinin yaşam kalitesini artırıyor. Uyku kalitesini bozan horlama ise önemli bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde pek çok insanın muzdarip olduğu horlama, kişinin sağlığını ve yaşamını riske atıyor. Ancak bu hastalık yalnızca kişinin kendisine zarar vermiyor; sosyal bir rahatsızlığa da neden oluyor. Diğer bir deyişle; ne horlayan kişi kaliteli bir uyku uyuyabiliyor, ne de yakınları! Çoğu hastada, uvula (ağzın gerisinde, damaktan aşağıya doğru sallanan yumuşak huni şeklindeki yapı) ve damak, horlamanın en önemli nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Zayıf kas gücü, büyük bademcik veya geniz eti, uzun damak, burun tıkanıklığı ve kilo fazlalığı da horlamaya sebep olabiliyor. Kişinin uyku ve horlama rahatsızlığının tam sebebi uyku laboratuarındaki uyku testiyle belirlenebiliyor. Bu test, belirli cihazlarla uyku anında gerçekleştiriliyor.

38  İSMMMO YAŞAM

Uzmanlar, horlamanın bir hastalık olduğunu kabul etmenin tedavi için atılacak olan ilk adım olduğunu söylüyor. Horlamanın ayıp olmadığını ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Fulya’daki Özel Dora Hospital’in Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuncer Beyoğlu, genel olarak horlayan kişilerin kendi horlamasından rahatsız olmadığı için doktora tek başına başvurmadığını belirtiyor. Dr. Beyoğlu, "Horlayan kişi kötü bir uyku arkadaşı olduğundan horlayan hastalar bize genellikle eşleri, birlikte iş gezilerine gidip aynı odayı paylaşmak zorunda oldukları arkadaşları ve hatta komşuları tarafından getirilirler. Yetişkinlerin yüzde 10 ile yüzde 30’unda horlama görüldüğü tahmin ediliyor. Eğer uyku sırasında horlayan kişinin nefes durmaları oluyorsa ve bu soluksuz kalınan süre 10 saniyeden fazla ise bu durumda uyku apnesi dediğimiz ciddi sonuçlar doğurabilecek bir hastalıktan söz etmemiz gerekir" diyor. Yüksek sesli horlamanın ciddi bir sağlık probleminin belirtisi olabileceğini anlatan KBB Uzmanı Dr. Beyoğlu, 100 kişiden yaklaşık beşinde

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


şiddetli horlama ile birlikte uykuda nefes durmalarının (obstrüktif uyku-apne sendromu) olduğunu belirtiyor.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Horlama ve uyku apnesinin tedavisi için günümüze dek birçok yöntem kullanıldı. Bunlar kilo vermeden başlayarak küçük dil, yumuşak damak ve bademciklerin alındığı daha kompleks cerrahilere kadar uzanan birçok tedavi yöntemini içeriyor. Çoğu hastalarda horlamanın esas sebebinin küçük dil ve yumuşak damağın titreşimi olduğun belirten KBB Uzmanı Dr. Beyoğlu, bu tür hastaların radyofrekans yöntemiyle güvenilir ve kolay bir şekilde iyileştirilebildiğini söylüyor. Beyoğlu, şöyle devam ediyor: "Yumuşak damak ve küçük dil için birçok yöntem geliştirilmiştir. Genel anestezi altında dokunun kesilerek veya lazerle, koterle dokunun küçültülmesi mümkündür. Maalesef bunlar işlem olarak daha zor ve özellikle de işlem sonrası bir hafta süren ciddi ağrılara sebep olmaktadır. Uzun vadede de boğazda geçmeyen kitle hissi uyandırabilmektedirler. Son teknoloji olarak geliştirilen radyofrekans uygulaması ise dokunun yüzeyine hasar vermeden ve çok kontrollü olarak yumuşak damakta gerginlik yaratarak ağrısız ve lokal anestezi ile 15 dakikada yapılabiliyor. Bu teknik yumuşak damağın sadece içerisine ısı verdiği için yüzeydeki mukozaya hiç hasar vermiyor. Günümüzde en gelişmiş, en konforlu ve en güvenilir yöntem olarak radyofrekans kullanılıyor."

UYKU APNESİNİN BELİRTİLERİ

EN BASİT YÖNTEM

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Op. Dr. Tuncer Beyoğlu

SAĞLIK

Horlama ve uyku apnesinin tedavisinde geliştirilen son yöntemin pillar implant uygulaması olduğunu belirten Dr.Beyoğlu, bu yöntemin etkin, güvenilir ve çok kolay uygulanabildiğini anlatıyor: "Pillar implant uygulaması; yumuşak damağı sertleştirerek, horlamaya neden olan titremeyi azaltacak ve yumuşak damağın havayolunu tıkamasına mani olacak üç minik implantın, yumuşak damağa yerleştirilmesi işlemidir. Diğer tedavi yöntemlerine göre minimal risk içermektedir. Diğer tedavi yöntemleri ameliyathane koşulları gerektirirken 15 dakika süren pillar implant uygulaması muayenehane koşullarında yapılabilen basit bir yöntemdir." Bu arada Özel Dora Hastanesi, yapmak üzere oldukları anlaşma uyarınca, hastanelerindeki hizmetler için İSMMMO üyelerine yüzde 40'a varan özel indirimler uygulayabilecek.

 Yüksek sesli horlama  Horlamanın zaman zaman kesintiye uğraması ve ardından derin, gürültülü bir solunum ile birlikte horlamanın devam etmesi  Dinlendirici uyku uyuyamama  Sabah yorgun kalkma  Gün içerisinde uyku hali, konsantasyon güçlüğü, unutkanlık  Sabah baş ağrısı  Gece sık tuvalete gitme  Çocuklarda horlama, nefes alma güçlüğü  Huzursuz uyuma, gündüz hiperaktivite ve okul başarısında düşüklük

İSMMMO YAŞAM  39


K A P A K

Sıra dışı tatil zamanı

Türkiye’de deniz, güneş, kum gibi klasik tatilden sıkılanların imdadına sıra dışı turlar yetişiyor. Buzullara dalış, hayalet görmeye gitmek, askeri kamp ve savaş turları, hapishanede kalış, festivallere katılmak, ekstrem sporları yapmak isteyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sıra dışı tatillerin hedef kitlesi; tatillerde sadece dinlenmek yerine farklı deneyim yaşamak isteyenler… İşte Türkiye’nin önde gelen turizmcilerinin sıra dışı tatil önerileri…

İÇİNDEKİLER

14

Z İ R V E D E K İ L E R

İç denetime ömrünü adadı

Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu ve Onursal Başkanı Ali Kamil Uzun, 35 yıllık meslek yaşamının 30 yılı aşkın süresini ‘iç denetim’ mesleğine adamış. Uzun, “Yeni TTK ile uzmanlaşmanın önemi arttı. Meslek mensuplarına kendilerini geliştirmelerini öneriyorum” diyor.

D O S Y A

...ve amcasından geline bir gram altın

10

Dünya ekonomisindeki bunalım, para birimlerine güveni azaltıyor. Tüm kriz dönemlerinde olduğu gibi yatırımcılar güvenli bir liman olarak görülen ‘altın’a sığınıyor. Altının ons fiyatı 2007 yılından buyana dolar bazında yüzde 24 97 arttı. Bugünlerde düğün yapacak olanlar kara kara düşünüyor.


GÜNDEMİN SESİ

‘Ben köşesi olan bir muhabirim’

Akşam gazetesinde haftanın üç günü köşe yazan Funda Özkan, “Ben köşe yazarı gibi görünsem de köşe sınırları olan muhabirim” diye 20 meslek aşkını anlatıyor.

YAŞAMIN PORTRESİ

R E N K L İ

Y A Ş A M

Briç tutkunu muhasebeci 37 yılını muhasebecilik mesleğine vermiş olan Murat Atalık tam bir briç tutkunu. Muhasebe ve briç onun hayatındaki iki önemli vazgeçilmezi. 61 yaşındaki Atalık, hiç aksatmadan her gün briç oynuyor.

28

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

Oyuncu Yetkin Dikinciler hocası Müşfik Kenter’in sözünü kulağına küpe yapmış; ‘önce iyi bir insan sonra iyi bir oyuncu’ olmaya çalışıyor. Dikinciler, ‘Bizim Yenge’ dizisi ile yeniden ekranlara dönmeye hazırlanıyor. 30

KARİYER

36

LEZZET

40

MODA

Bir ofis ya da şirkete bağımlı olmadan freelance yani serbest çalışma teknolojinin gelişmesiyle yaygınlaşıyor. Pek çok kişi hayal ettiği geliri ve rahatlığı evinden çalışarak sağlamak istiyor. Ama evde disiplin ve motivasyon şart! 34

38

42

EVİM EVİM

44

GEZİ - DÜNYA

48

MEKAN

GEZİ - TÜRKİYE KÜLTÜR-SANAT

Çalışırken serbest olun

8

EĞİTİM

S A Ğ L I K

‘Önce iyi bir insan olmaya çalışıyorum’

6

SİNEMA-DVD KİTAP

TEKNO-YAŞAM MİZAH

46 52 56 58 60 62

64


LEZZET

Karaköyüm’ün gizli lezzetleri

Karaköyüm Restaurant, tarihi yarımadanın doyumsuz manzarası eşliğinde bir lezzet şöleni sunuyor. İstanbul’un yorgunluğunu, kentin tarihi ve doğal güzelliklerine yoğunlaşarak burada atabilirsiniz. Mekan, İSMMMO üyelerine de özel indirim yapıyor.

40  İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR

Galata Kulesi, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii… İstanbul’un simgesi olan tarihi ve turistik yapıların hepsinin önünüzde ‘selam’a durduğunu bir düşünün… Bütün bu güzelliklere bir de eşsiz Boğaz manzarasını ekleyin… Bu manzaraya karşı günün hangi saatinde yemek yerseniz; eminiz sofranız daha da zenginleşecektir. Böylesi zengin bir sofra, tarihi yarımadanın tarihi ve doğal güzelliklerinin bir arada görülebildiği Karaköy’deki Karaköyüm Restaurant’ta 9 yıldır kuruluyor.

KADIN ELİ DEĞDİ

Evet, Karaköyüm Restaurant, Karaköy’ün tarihi hanlarından Bankalar Hanı’nın terasında hem gözünü, gönlünü hem de midesini doyurmak isteyenlerin tercih ettiği bir mekan. Karaköyüm’e kadın eli değmesi; orayı zerafet

ve lezzetin buluştuğu bir restoran haline getirmiş. 17 yıl Pabetband Cafe’nin işletmecisi olarak çalışan Şeniz Lakay, Karaköyüm’ü çocukluk arkadaşı Esra Bereket’in desteğiyle kurmuş. Kendini ‘doğuştan Kadıköy Modalı’ olarak tanımlayan Lakay’ın Karaköyüm hayaline, mimar Sevinç Baliç de ortak olmuş. 12 yıl profesyonel olarak çalıştıktan sonra ‘restoran işletmecisi’ olmaya karar veren Baliç, yola çıkmadan her türlü bilgi donanımını da edinmiş. Mutfak Sanatları Akademisi’nde ‘restoran işletmeciliği’ eğitimi almış. Cihangiri Güzelleştirme Derneği Başkan Yardımcısı da olan Sevinç Baliç’e bu yeni iş yolculuğunda eşi mali müşavir Hakkı Baliç de destek olmuş. Meslek mensupları SMMM Hakkı Baliç’i, TÜRMOB Etik Kurulu Üyesi olarak da hatırlıyor.

GÜN KAHVALTI İLE BAŞLIYOR

Karaköyüm Restaurant, sabahtan itibaren müşterileriyle buluşuyor. Sevinç Baliç, ayaküstü değil

KASIM - ARALIK 2010


uzun ve keyifli bir kahvaltı yapmak isteyenlerin Karaköyüm’ü tercih ettiğini anlatıyor. Poğaça, börek ve kekleri evdeki usulle yaptıklarını söyleyen Baliç’in anlattığına göre mekan öğlene doğru hareketleniyor. Karaköy ve çevresinde çalışan bankacılar öğlenleri mekanın ağırlıklı müşterileri oluyor. Tarihi yarımadanın eşsiz manzarası eşliğinde öğlen yemeklerini yiyen çalışanlar, günün kalanı için de burada enerji depoluyor. Bankalar Hanı’nın teras katında olan Karaköyüm’e yoldan geçenler değil, bilen geliyor. Bu da mekanı daha özel kılıyor.

ÇALIŞANLARA ÖZEL MÖNÜ

Peki öğlen mönüsünde neler var? Bu soruya yanıtı Baliç veriyor: “Çalışanlar için günün mönüsünü hazırlıyoruz. Bu mönüde günün sıcak yemeği, çorbası, tatlısı, salatası ya da zeytinyağlısı bulunuyor. Her gün farklı bir kombinasyon yapıyoruz. Çalışanlar günde 12.5 liraya doyabiliyor. Üstelik Ticket, Sodexo gibi yemek kartları da geçiyor. Çalışanlar hem hızlı hem de güzel bir manzara eşliğinde yemeklerini yiyorlar.” Sevinç Baliç, 12-14 saatleri arası öğlen yemeği yoğunluğu yaşadıklarını saat 14.00’dan sonra ise kültürel bir aktivite sonrası soluklanmak isteyen grupları misafir ettiklerini belirtiyor.

ÖZEL LEZZETLER

KASIM - ARALIK 2010

Ana malzemeler: Sarımsak, havuç, çarliston, kırmızı biber, sarı biber, kabak, kuru soğan Yan malzemeler (baharat ve soslar): Sıvıyağ, tane karabiber, defne yaprağı, karabiber, soya sosu, tuz Servis için: Krema, elma dilim patates Balık marinesi için: Karabiber, kırmızı pul biber, soya sosu, sıvıyağ İç Harcı’nın tarifi: Sarımsak, sıvıyağ, tane karabiber ve defne yaprağı kavrulur. Kuru soğan doğranır ve yağa katılır.Sebzeler uzun ve ince olacak şekilde verev verilerek doğranır. Karabiber,soya sosu ve tuzotta katılarak sebzeler kendi sularında haşlanır. Dibi eğer çok kurursa az sıcak su ilave edilebilir.Soğuyunca porsiyonlanır ve dondurulur. Balığın marinesi: Sıvıyağ, soya sosu, kırmızı pul biber ve karabiberle hazırlanan sosa balıklar bulanarak marine edilir. Servis: Levrek filetosu ortadan ikiye kesilerek porsiyonlanan sebze eşliğinde pişirilir. Sebzelerin suyu kaynayınca krema ilave edilir. O sırada elma dilim patatesler kızartılır ve tabağa dizilir ve ortasına da pişen balıklar aralara sebze gelecek şekilde düzgünce üst üste koyulur. Tabak sıcak olarak servis edilir.

gitarıyla ve sesiyle döneminin kadife sesli şarkıcısı Coşkun Demir, Karaköyüm misafirlerinin kulaklarının pasını siliyor. Demir’e gitarıyla Gökçen Taşkıran eşlik ediyor. Türk Sanat Müziği'nin seçkin eserleri, Coşkun Demir şarkıları, Timur Selçuk besteleri, Cem Karaca ve Alpay'ın unutulmayan şarkıları ile cumartesi akşamları daha özel oluyor. Karaköyüm’de çarşamba akşamları Nostalji gecelerinde eskimeyen şarkılarıyla eskimeyen şarkıcılar sizleri bekliyor. Berkant, Bilgen Bengü, Funda, Emin Fındıkoğlu Caz Grubu bu sanatçılardan bazıları… Karaköyüm’deki özel gecelerle ilgili facebook sayfasından da bilgi alabilirsiniz. Karaköyüm 50 kişilik terası ve terasla aynı manzaraya sahip 20 kişilik iç mekanıyla toplam 70 kişi oturma kapasitesine sahip. Bu mekan, arkadaş toplantıları, doğum günü, yıldönümü, kına gecesi gibi özel kutlamalar için de yoğun olarak tercih ediliyor.

LEZZET

Karaköyüm’ün mönüsünde mekanla özdeşleşmiş özel lezzetler de var. Geleneksel yemeklerimiz arasında yer alan hünkarbeğendi, mantı ve etli yaprak sarma da bu restoranın klasikleri arasında yer alıyor. Merak edenler için söyleyelim; mantı Sevinç Baliç’in deyimiyle ‘Karaköyüm’ usulü… Özel bir pişirme tekniğiyle sunulan mantı Karaköyüm’ün kadın ustaları tarafından açılıyor. Restoranın mönüsündeki lezzetler bunlarla sınırlı değil elbette. Biz bir öğleden sonra mekana gittiğimizde Karaköyüm dürüm köftenin tadına baktık. Yufkaya sarılmış köfteler nefisti. Yoğurt ve domates sosla servis edilen bu lezzet aslında ‘kebap’ tadı sevenler için akşamları ara sıcak olarak servis ediliyormuş. Karaköyüm’de gün ve servis saat gece 24.00’a kadar sürüyor. Akşamları Karaköyüm’e yolunuz düşerse, levrek bohçanın tadına bakmanızı tavsiye ediyoruz. Fileto levrek yufkaya sarılıp, kaşar ve taze soğan eşliğinde fırında pişirilince ortaya nefis bir lezzet çıkıyor. Mönüdeki levrek buğulamanın tarifi, ünlü akademisyen şef Esat Özata’ya ait. Uluslararası Mutfak Şefleri Yarışması’nda bu tarifi ile altın madalya alan Özata, bu tarifi aynı zamanda öğrencisi de olan Sevinç Baliç’in restoranına hediye etmiş. Özata, Karaköyüm Restaurant’ın danışmanlığını da sürdürüyor. Akşam yemeklerinde sohbeti engellemeyen hafif bir müzik de mekanı renklendiriyor. Karaköyüm’de salı akşamları fasıl, cuma akşamları 8 dilden 68 kuşağı şarkılarıyla Manfred’i dinleyebilirsiniz. Cumartesi akşamları

LEVREK BUĞULAMA NASIL YAPILIR?

İSMMMO YAŞAM  41


Moda dar kalıba sığmaz

Moda yalnızca 0 (sıfır) bedenler için üretilmiyor. Artık yerli ve yabancı markalar büyük bedenler için de özel koleksiyonlar hazırlıyor. İşte XL’ları mutlu edecek koleksiyonlar ve şık giyinmenin ipuçları…

MODA

CAN KIZILDAĞ

Büyük beden giyinenler için yakın zamana kadar modayı takip etmek, son trend giysileri almak ulaşılması zor bir hayaldi. Türkiye'de her üç kişiden biri büyük bedenli olmasına karşın onlar için çok fazla seçenek yoktu. Markalar söz birliği etmişcesine 42 beden ve altı çalışırlardı. Bu yüzden de kısaca XL (İks large) olarak da bilinen büyük bedene sahip kişiler, modaya uygun ve giymekten zevk alacakları kıyafetler yerine, düzgün kesimli, bedenlerine uyan ne varsa onu almak

42  İSMMMO YAŞAM

zorunda kalırlardı. Ancak XL’lar da artık modayı takip edebiliyor. Sayıları çok olmasa da ülkemizde büyük bedenleri düşünen markalar da var. İSMMMO Yaşam'ın bu sayısında büyük beden giysiler tasarlayan firmaların modellerini inceledik.

XL’LARI MUTLU EDİYOR

44 – 54 beden arası giyinen kadınları mutlu etmeyi hedefleyen Sumak'ın koleksiyonu farklı temalardan oluşuyor. Rocker temasında pamuklu gömlekler ve tişörtler göze çarparken Pastoral Romance teması 1970’lerin tığ ve dantel örgülerini çizgili ve pamuklu kumaşlarla birleştirerek taze görünümlü bohem bir tarz yaratıyor. Denizcilerin giydiği beyaz, lacivert ve kırmızı kombinlerden oluşan üniformalardan yola çıkarak hazırlanan Marine temasında ise arma detaylarla zenginleştirilmiş yıkamalı gabardin ceketler, pantolon ve kapriler dikkat çekiyor.

ÇALIŞAN KADININ ŞIKLIĞI

"Mutluluğun bedeni yok" sloganını kullanan ve "büyük beden" denilince ilk akla gelen firmalardan olan Faik Sönmez, koleksiyonunda çalışan kadınları da düşünerek, şık kıyafetler tasarlamış. İş kıyafetlerinde keten elbiseler ve ceket-etek takımlar, leopar desenli safari elbiseler, ceket içlerine de giyilebilen tek bluzlar öne çıkanlar arasında. Leopar ve çiçek desenli ceketler iş yerinde kendi tarzını yaratmak isteyenler için bir seçenek oluştururken, payetlerle süslenmiş militer temalı ceketetek takım, uçuk renk pantolonlar ve canlı renkte bisiklet yaka ceketler göz alıyor. Foli'nin koleksiyonunda 40 bedenden 58 bedene, günlük giyimden büyük beden abiyeye kadar pek çok seçenek bulunuyor. "Ağır" bir davette ra-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


hatlıkla giyebileceğiniz siyah tek omuzlu bir tuvaletin yanı sıra, yakası komple boncuklu siyah ve beyazın kombininden oluşan abiye elbise, koleksiyonun dikkat çeken parçalarından.

70’LERİN RUHUNU TAŞIYOR

44 beden üzerinde ürünler sunan Evans'ta düz kesim tığ işi elbiselerden, büzgülü üstlere ve uçuşan ince eteklere kadar, beyaz baskın renk. Koleksiyonda 70'lerin ruhunu yaşatan eskitme görünümlü İspanyol paça kot pantolonlar, kot yelekler ve zarif bluzlar dikkat çekiyor. Yumuşak deriden kalem eteklerden motorcu ceketlerine, pilili maksi eteklerden blok renkli elbiselere uzanan modellerin hepsi doğal renklerde. Büyük bedende her yaş grubuna ve her zevke göre modeller tasarlayan Christine Cotton Club'un koleksiyonunda siyah ve beyazın yanı sıra çiçek desenli ürünler dikkat çekiyor. Tasarımlarda kolayca deforme olmayan kumaşlar kullanılmış.

DOĞAL VE ÇAĞDAŞ

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Büyük bedene sahip kadınlar kıyafet seçiminde bazı ipuçlarına dikkat ederse daha şık görünebilirler:  XL’ların aldığı pantolonların paçası çok dar ya da geniş olmamalı.  Etek boyunda diz altı boy tercih edilmeli.  Pantolonda çok düşük belli modellerden uzak durulmalı.  İri göğüslü bayanlar, göğüs kısmında çok abartılı süslemelerden ve degaje yaka kesimden kaçınmalı.  Doğru sütyen bedeni seçmek, büyük beden kadınlar için çok önemli. Doğru bir sutyen seçerek elbisenin vücudunuza oturması ve görünümünüz üzerinde büyük farklılıklar yaratabilirsiniz. Geniş kalçalı bayanlar, dikkati göğüs kısmına yöneltecek şekilde hareketli üstler giyinebilir. Böylesi bayanlar için kalçayı örtecek uzunlukta rahat asimetrik tunikler idealdir.  Geniş omuzlular için de bir not: Kayık yaka ve yüzücü tipi kesimler omuzları daha geniş göstereceğinden, bu kesimlerden kaçınılmalılar.  Göbekli bayanlar çok bol üstlerden, bel hizasında biten boylardan uzak durmalı.  Bel hizasında pile kullanılmaması gerektiğini de unutmamalılar.  Likra, toparlayıcı özelliğinden dolayı pantolon, etek ve bluz kumaşlarında tercih edilmeli.

MODA

56 bedene kadar üretim yapan İkiler, pantolondan eteğe, şorttan bluza geniş bir ürün yelpazesi sunuyor. Koleksiyonda tek omuzundan yırtmaçla şıklaştırılmış ve sanki üzerinde bir kolye varmış gibi dekorize edilmiş bluzlar var. Ayrıca, çiçek desenlerinin retro style olarak kullanıldığı modeller de dikkat çekiyor. Büyük beden bayanlara farklı kıyafetler sunmayı hedefleyen Think’in koleksiyonunda ise rengarenk çiçek baskılı tunikler, cıvıl cıvıl elbiseler göze çarpıyor.

NASIL GİYİNMELİ?

İSMMMO YAŞAM  43


EVİM EVİM

Evinize

Evde her detay doğrudan ruh halimizi etkiliyor. Desenler, renkler, kullanım kolaylığı sunan eşyaların şekilleri... Ev tekstilinden mobilyaya, seramikten saate kadar birçok sektör, tasarımcıların farklı bakışlarını evinize yansıtıyor.

44  İSMMMO YAŞAM

değsin

Kutoğlu’nun tasarımı

SEHER KIZMAZ

bazılarının evlerde izlerini görmek de artık mümkün. Ünlüler ile çalışan şirketlere her geçen gün yenileri de ekleniyor: Moda-marka yaratırken yalnızca kendi bünDoğtaş, modanın ve iç mimarinin yaratıcı isimyelerindeki tasarım ekiplerinden değil dünyaca leri Atıl Kutoğlu, Ece Sükan ve Federico Delrosso ile ünlü tasarımcılardan destek alan şirketler artık moçalışırken Lazzoni Mobilya, tadacıların da kapısını çalıyor. sarım ekibine, İtalya’nın ünlü taBahar Korçan, Defne Koz, sarımcılarından Giuseppe NicoAtıl Kutoğlu, Ece Sükan gibi letti ve Andrea Rosati’nin arünlü isimlerin tasarımları dından, uluslararası üne sahip mobilya başta olmak üzere Amerikalı tasarımcı Jennifer banyo ve mutfağa da yansıPost’u da dahil etti. Eczacıbaşı Vityor. Vitrinleri süsleyen tasarA, Defne Koz ile çalışıyor. Seranit rımlarda kullanım rahatlığının sembolü haline gelen Koz’un Vitra tasarımı. de modacı Bahar Korçan ile işbirliği yaptı. klasik çizgiler, modern bir Model, moda editörü ve stilist Ece Sükan, Doğyaklaşımla yeniden hayat buluyor. Ünlülerin hataş için tasarladığı mobilyaları anlatırken “Aslında yallerini somutlaştıran şirketler, böylece rakiplerine ben birçok şeyi hayal etmeyi, tasarlamayı ve yarafark atarken sürekli yenilenmenin meyvelerini de toptıcılığımı kullanmayı seviyorum. Bunun içine her şey luyor. girebiliyor. Bazen bir evin köşesi, bazen bir dergi sayİşte moda marka yaratan bu tasarımcılardan

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


fası bazen de bir mobilya için tasarım gücümü kullanıyorum. Mobilya üzerinde çalışmak ilk defa yaşadığım bir deneyim oldu. Bu benim için hem heyecanlı hem de maceralı bir yolculuktu” diyor.

DEFNE KOZ TASARLADI

şitliliği, sınırsız kombinasyon özgürlüğü sunuyor.

MODACILARDAN SERAMİK

Eczacıbaşı VitrA, birkaç yıldır endüstriyel tasarımın dünyaca ünlü isimlerinden Ross Lovegrove ile çalışıyor. Yine VitrA, yakın geçmişte, dünyaca ünlü tasarımcılarımızdan Defne Koz’a karo seramik koleksiyonu 4D’yi hazırlattı. Koz, modern yaşamın 3 boyutlu dünyasından ilham alarak, karoya yeni bir tarz kazandırdı. Flu dokuların, renklerin ve geometrik şekillerin hakim olduğu koleksiyon, özgün malzemesi ve üretim tekniğiyle farklılaşıyor. VitrA 4D Defne Koz, uygulandığı yüzeye hareket katıyor, derinlik etkisi yaratıyor. Koleksiyondaki 3 serinin desen ve tema çe-

Türkiye’nin önde gelen seramik ve karo üreticilerinden Seranit de modacı Bahar Korçan ile çalışıyor. Bu yıl dijital bir üretim tekniği kullanarak NeoSera adı altında beş yeni ürün hazırlayan Seranit, Troya, Nares, Storm, Luna ve Terra’da gerçek doğal taş etkisinin, üç boyutlu görünümünü sunuyor. Duravit ise banyoda “İşte sihir” sloganıyla lanse ettiği yeni banyo serilerinde Viyanalı tasarım grubu EOOS, Fransız tasarım dehası Philippe Starck, Alman-Rus mimar tasarımcı Sergei Tchoban ve İtalyan tasarımcı Matteo Thun gibi dünyaca ünlü tasarımcılarla işbirliği yapıyor.

DÜNYACA ÜNLÜ İSİMLER

Federico Del Rosso

 Bu yılın mobilya trendlerinde; ana mobilyalar olabildiğine natürel ve açık tonlar üzerine çalışılıyor. Canlı ve hareketli renkler ise kırlentler, puflar gibi aksesuarlarda ve detaylarda kendini gösteriyor.  Geçtiğimiz yıl olduğu gibi, bu yıl da zirvedeki yerini koruyan deri, gelecek yıl da popülaritesini sürdüreceğe benziyor.  Panel mobilyalarda ise klasikten moderne uzanan geniş bir model yelpazesi yer alıyor.  Bu yıl mat lake mobilyalarda krem rengi ön plana çıkıyor. Panel mobilyalarda, cam ve ahşabın birlikteliği de çok sık tercih edilmeye başlandı.  Koleksiyonlarda sakin ve duru temalar ön plana çıkıyor. Dekorasyonda, bu yıl minimalizme alternatif seslerin yükseldiğini belirten uzmanlar, önümüzdeki yıl bu trendin daha da baskın olacağının ipuçlarını veriyor.  Daha klasik ve lakeli ürünlerde 100-150 yıl öncesinin klasik çizgileri günümüze taşınıyor.

EVİM EVİM

Kale Banyo Mobilyaları ve Kale Mutfak Mobilyaları, Harri Koskinen, Adolf Babel ve Isao Hosoe gibi dünyaca ünlü tasarımcıların geliştirdiği ürünleri müşterilerinin beğenisine sunuyor. Kütahya Seramik aynı şekilde tasarımcı Yiğit Özer’in imzasını taşıyan koleksiyonlar sunuyor. Kale Banyo için özgün ürünler düşünen dünyaca ünlü tasarımcı Harri Koskinen, tasarımcıları doğru çözümler bulan profesyonel kişiler olarak tanımlarken; tasarımında maliyet değil, gereksinim olduğunun altını çiziyor.

2011-2012 TRENDLERİ

Ece Sükan tasarladığı koltukla.

İSMMMO YAŞAM  45


İksir Sema Aydın, memleketi Kastamonu’nun Daday ilçesine cesur bir turizm yatırımı gerçekleştirdi. Tarihi bir konağı alıp restore ettiren Aydın ailesi, konak çevresinde özel bir kasaba oluşturdu. Emekli bir matematik öğretmeni olan İksir Hanım, şimdi burada doğa ile iç içe tatil yapmak isteyenleri bekliyor.

İksir Hanım’ın konağına davetlisiniz

ILGIN ŞENYÜZ

Türkiye’nin dört bir tarafı keşfedilmeyi bekleyen doğal ve tarihi güzelliklerle dolu… Ancak turizmin gelişmesi için turizm altyapısının da gelişmesi gerekiyor. Ulaşımı kolay olmayan, beklenen standartlarda oteli bulunmayan, hijyenik yiyecek içecek mekanları bulunmayan bölgelerde ne kadar tarihi ve doğal güzellikler bulunursa bulunsun, turizm beklenen hızla gelişmiyor. Karadeniz’in durumu da bu anlattıklarımızdan farklı değil.

MEKAN

DADAY VADİSİ GÜZELLİKLERİ

El değmemiş doğal güzellikleri bulunan Karadeniz’de gezginlerin karşısına beklemedikleri bir anda çıkan bir butik otel ya da restoran, onları çölde vaha bulmuşçasına sevindirir. Kastamonu’nun Daday İlçesi’ndeki İksir Hanım konağı da doğanın bağrında iyi bir hizmet arayanlar için çöldeki bir vaha gibi… İksir Hanım’ın ko-

46  İSMMMO YAŞAM

nağının sunduklarını anlatmadan önce, Daday’ın bulunmaz güzelliklerini anlatsak iyi olacak… Karadeniz’de çam ormanlarıyla kaplı Ballıdağ'ın eteğinde adeta cennet parçası; Daday Vadisi. Bu vadinin kuzeyinde görkemli Ballıdağ ile güneyinde Sarı Çam Dağları bulunuyor. Yine bu eşsiz vadiyi, ormanların bağrından süzülen Daday Çayı bölüyor. Bu çay, ince kıvrımlarla vadinin içinden geçerek Gökırmak'ın kollarından birisini oluşturuyor. Yüzyıllar önce büyük bir gölün mavi sularıyla kaplı olduğu bilinen bu geniş ve yeşil topraklar, eşsiz güzelliğini ziyaretçilerine cömertçe sunuyor. Bu güzellikleri sadece bir fotoğraf karesinde değil canlı olarak görmek isteyenlerin birçok alternatifi var. İster adım adım güzelliği yürüyerek keşfedebilirler; isterlerse atlarına atlayıp dört nala dağlar, yaylalar aşabilirler. Bunları yapmak için İksir Hanım’ın konağında soluklanmak gerekiyor. İksir Resort Town Oteli adıyla bilinen tesislerde sizi İksir Hanım’ın karşılayacağından emin

olun. İksir Hanım (İksir Sema Aydın) aslında bir emekli matematik öğretmeni. Eşi Gültekin Bey ise yeminli mali müşavir. Halen de mesleğini aktif olarak sürdürüyor. Kastamonu Daday, İksir Hanım’ın memleketi. İksir Hanım ve ailesi, 2007 yılında akrabalarını ziyaret etmek ve dedelerin yaşadığı toprakları görmek için Daday’a gitmişler. Bu aile ziyarete sırasında bugün İksir Hanım Konağı olarak bilinen tarihi yapıyı satın almaya karar vermişler. Hikayenin devamını İksir Sema Aydın şöyle anlatıyor: “Bu konağı alarak ilçenin sahip olduğu doğal güzelliklerle beraber konforu da sunabileceğimiz bir yaşam kasabası oluşturmaya karar verdik. Aslında bu konak, 1926 yılında inşa edilmiş. Dönemin ve bölgenin mimari yapısını ve yaşanmışlıklarını her detayında yansıtıyor. Ben aslen Kastamonu Daday’lıyım. Babamın idari görevleri nedeniyle Türkiye’nin birçok bölgesinde bulunduk. Ancak memleketimi ve yakınlarımı tatillerde ziyaret ederek Daday ile gönül bağlarımızı hep canlı tuttuk. Şimdi de do-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


ğasıyla, tarihiyle, geleneksel kültürüyle ve mimari özellikleriyle ön plana çıkan bu nadide bölgeye yatırım yapmaktan dolayı son derece mutluyum.”

AKTİVİTE ÇEŞİTLİLİĞİ

Aydın ailesi tarihi konağı 2007 yılında aldıktan sonra restore ettirmiş. İkinci derece tarihi eser olan konak, Mimar Sinan Üniversitesi profesörlerinden İbrahim Ataç’ın başkanlığında profesyonel bir ekip tarafından yeni kimliğine kavuşturulmuş. Otele ait diğer bölümlerse tarihi dokuya ve doğal yapıya uyumlu olarak inşa edilmiş. İki yıl süren meşakkatli ve özenli çalışmalar sonundaysa geniş bir yaşam ve aktivite alanı oluşturulmuş. Aydın ailesi şu ana kadar bu yaşam alanına 10 milyon dolar yatırım yapmış.

170 YATAK KAPASİTESİ

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

4 MEVSİM HİZMET

İksir Resort Town’da yaşam 12 ay devam ediyor. Turizme dört mevsim elverişli olan bölgeye kışın yolunuz düşerse, tesislere 17 kilometre mesafede kayak yapabilirsiniz. İksir Sema Aydın, “Dileyen misafirlerimiz kışın da hediklerle dağ ve doğa yürüyüşleri, snow tube, kızak gibi kış aktivitelerinden de faydalanabilir” diyor. Tesislerde konaklama fiyatları pansiyon şekline (oda&kahvaltı, yarım pansiyon), hafta içi veya hafta sonu olmasına ve oda tipine göre (standart, şömineli suit, konak standart ve konak şömineli özel) değişkenlik gösteriyor. Fiyatlar kişi başı 95 TL ile 175 TL arasında değişiyor.

DOĞAYA SAYGILI YATIRIM YAPIYORUZ

Kastamonu’nun Daday ilçesinde cesur bir turizm yatırımı yapan İksir Sema Aydın, Batı Karadeniz’in güzelliklerini hem Türkiye’ye hem de dünyaya tanıtmayı hedefliyor. Yaptığı yatırımın bölge istihdamına katkısı olduğunu söyleyen Aydın, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Turizm açısından Daday yeni bir destinasyon oldu. İksir Resort Town, hem Batı Karadeniz’in güzelliklerini hem de Kastamonu ve Daday ilçesinin tarihi ve doğal değerlerinin tanıtımını misyon edindi. Hedefimiz, bölge insanıyla el ele vererek, Türkiye’nin incisi olmaya aday bu bölgeyi, doğaya saygılı bir zihniyet ile geliştirmek, yurtiçi ve yurtdışında tanınan bir marka haline gelmek ve bölgede sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamak. Sürekli gelişen ve büyüyen, yenilikçi ve müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımımız ile yatırımlarımızı devam ettirmekteyiz. Doğal üretim çiftliğimizde ekolojik tarım yatırımlarımızı da sürdürüyoruz.”

MEKAN

İksir Resort Town’ın işletmesiyle İksir Hanım bizzat ilgileniyor. En büyük yardımcıları da Galatasaray Üniversitesi ‘iktisat’ ve ‘endüstri mühendisliği’ bölümü mezunu olan kızları Duygu Ece Aydın ile İpek Nur Aydın Madelain… İksir Resort Town, yaklaşık 700 dönümlük bir kullanım ve yaşam alanına sahip. 24 adedi, tarihi İksir Hanım Konağı’nda olmak üzere, toplam 60 odası bulunuyor. Sovucaova Kış Sporları ve Yayla Turizmi Merkezi'ndeki 6 oda ile birlikte, toplamda 170 yatak kapasitesi var. İksir Sema Aydın, bu özel kasabada doğal güzelliklerin ve konforun bir arada sunulduğunu söylüyor. Aydın, tesislerdeki hizmetleri şöyle anlatıyor: “Misafirlerimiz tesislerimizdeki atlı sporlar merkezimizde hem açık, kapalı manejle-

rimizde hem de doğada ata binebilirler. Trekking, jeep safari, bisiklet ve atv turları, offroad, kano, olta balıkçılığı gibi çok çeşitli sporlar yapabilirler. Sağlıklı Yaşam Merkezi’mizde havuz, hamam, sauna hizmetlerinden faydalanılabildiği gibi masaj odalarımızda çeşitli masaj ve bakım türleri de uygulanıyor. 25 ve 100 kişilik iki toplantı salonlarımız her türlü teknik ekipmanla donatılmış olup, şirketlerin, sivil toplum kuruluşlarının her türlü organizasyonlarını gerçekleştirebilmelerine olanak sağlıyor. Misafirlerimiz marangozhanemizde ahşap oymacılığı, hediyelik eşya yapımı gibi hobiler gerçekleştirilebilir. Bunların yanı sıra kuş ve yaban yaşam gözlemi, mantar ve çiçek inceleme, foto safariler, kanyon gezileri ve tarihi turistik geziler gibi özel turlar da organize ediyoruz. Üretim çiftliğimizde dileyen misafirler hobi bahçeleri oluşturabilir, kendi reçellerini yapabilirler.”

İSMMMO YAŞAM  47


GEZİ-DÜNYA

Belçika’nın Venedik’i: Brugge Belçika’nın Brugge şehri adeta Ortaçağ’dan kalma bir masal şehrini andırıyor. Çikolatası, el emeği dantelleri ve birasıyla herkese bir şeyler vaat ediyor. Her ayrıntısıyla hayranlık uyandıran Brugge’nin etkisine kapılmamanız imkansız.

48  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


AYŞEGÜL EMİR

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

ORTAÇAĞ ŞEHRİ

Günümüze kadar dokusunu korumuş bir Ortaçağ şehri görünümünde Brugge. 12. yüzyıldan kalan malikaneleri çevreleyen etkileyici kanalları ve çiçek pazarlarıyla gerçek bir aşıklar şehri. Yoğun turist kalabalığı arasında Arnavut kaldırımlı yollarında gondol turunun güzelliğini konuşuyoruz aramızda. Tamamen tarihi bir atmosferde ilerliyoruz. Sık sık geçen atlara ve faytonlara yol vermek gerekiyor. Nostaljik faytonlarla gezintiye çıkanların sayısı bir hayli fazla. Ama otomobilleri ve modern giyimli insanları çıkardığınızda aslını aynen koruyan şehirde geçmişte yaşadığınızı sanmanız olası. Orta-

GÖRÜLMESİ VE YAPILMASI GEREKENLER

 Brugge saat kulesi  Gothic Town Hall  Hükümet binası  Lady’s Church  Çikolata Müzesi  Faytonla gezinti  Bisikletle gezinti  Brugge çikolatası ve el yapımı dantel alın  Turistlerin aşk gölü dediği Minnewaterpark  Şehrin ana meydanı ve ortasında Jan Breydel heykeli bulunan Grote Markt  Belçika’nın sembollerinden olan Beguinage Manastırı.  Kentin en büyük meydanı Grand Place.

GEZİ-DÜNYA

Gondol kanalda ilerlerken çevredeki eski ve ihtişamlı binaların büyüsüne kapılıyorum. Tarihi dokunun olağanüstülüğünü rengarenk çerçeveli pencerelere sahip binalar tamamlıyor. Venedik’i andıran kanalda bir saati geçen süre boyunca adeta geçmişe yolculuğa çıkıyoruz. Doğal güzellik, tarih, kanala kadar uzanan ağaç dalları, kuğular ve altından geçilen tarihi köprüler. Masal gibi geçen gondol turunun ardından büyülenmiş bir şekilde kendimize gelmeye çalışıyoruz. Belçika’nın Brugge şehrinin birbirinden güzel Reie nehrinin kollarının oluşturduğu kanallarındaki gondol turunda bunları yaşıyoruz. Zaten Brugge (Brüj), Kuzey Avrupa’nın Venedik’i olarak adlandırılıyor. Ortaçağdan günümüze kadar koruduğu mimarisiyle bütün dünyadan turistlerin çekim merkezi. Tam bir dantel ve çi-

kolata şehri. Çikolata Müzesi, el yapımı oyuncakları, el emeği dantelleri ve birasıyla herkese bir şeyler vaat ediyor. Adeta bir masal şehri büyüsü taşıyor. Etkisine kapılmamanız imkansız.

İSMMMO YAŞAM  49


TENCEREYLE MİDYE VE WAFFLE

Brugge, Felemenk, Fransız kültürünün harmanlandığı güzellikleri yanında damak tadına da hitap eden bir şehir. En ünlü lezzetleri tencereyle önünüze konan midye ve Belçika’ya özgü Waffle. Biranın envai çeşidini bulmanız mümkün. Şarap seçenekleri de çok güzel. Deniz mahsüllerinin her çeşidini deneme şansı buluyorsunuz. Gruuthuse Hof restoranı deniz ürünleriyle meşhur. Markt Meydanı’ndaki Cafer Francis’de yemek ve bira çeşitleri denenebilir.

SANAT ESERİ ÇİKOLATALAR

Envai çeşitteki el yapımı çikolataları sanat eseri gibi seyirlik. Özel çikolata dükkanlarından biri olan Chocolate Line’a giriyoruz. Körili, tütünlü, zencefilli bile çikolatalar olması şaşırtıcı geliyor. Bu arada bu çikolata bolluğunun sırrının da Belçika’nın eski sömürgesi Kongo’nun zengin kakao rezervlerinden kaynaklandığını öğreniyoruz. Her ayrıntısıy-

GEZİ-DÜNYA

çağ’dan kalma taş binalar, çok bakımlı ve kendine özgüler. Ara sokaklarında kaybolurcasına dolaşıyoruz. Rastgele girdiğim sokaklarda kendimi ve o anı kaybediyorum adeta. Renkli dantel ve çikolata mağazaları bütün ziyaretçileri kendilerine çekiveriyor. İşlemeli danteller göz nurunun ve emeğinin inceliğini sergiliyor. Artık halen elde mi yapılıyorlar diye düşünmeden edemiyorum.

50  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Bir sonraki durağımız ünlü heykeltıraş Michelangelo’nun Madonna heykelinin bulunduğu ‘Our Lady’s Church’ oluyor. Devasa büyüklükteki kilisede bir süre kaldıktan sonra rotamızı Çikolata Müzesi’ne (Choco Story) çeviriyoruz. Şehirdeki pek çok müzenin yanında en güzeli ve ağız sulandırıcısı olanı bu müze. Çikolatanın hikayesini ve yapılışını ağzımız sulanarak öğreniyoruz. Yapılan çikolatayı da müze gezisi sonunda tatma şansı buluyoruz. Şehrin tarihine de bir göz atıyorum. Belçika’nın Flandra ilinin başkenti olan Brugge, 11. yüzyılda Avrupa’nın ticaret merkezi olmuş. Seller ve coğrafi değişiklikler yüzünden denizle bağlantısını bir iki kanal dışında kes-

tiği görülüyor. Şehrin içindeki kanallar bugün ulaşım amacıyla kullanımları yanında turistlerin şehirdeki gezilerindeki en önemli duraklarından biri durumundalar. Küçük şehrin 120 bine yakın nüfusu var. Şehirdeki duvarlar ve kanallar 1128 yılında inşa edilmiş. 1050’den itibaren de denize olan bağlantısını yavaş yavaş kaybetmiş. 1134’te yaşanan bir fırtına bu erişimi yeniden sağlamış. 12’inci yüzyılda yün ve yün dokuma sektörünün merkezi olmuş. İki günlük güzel bir turun ardından Brugge’den romantik duygular ve hayallere dalarak ayrılıyoruz. Bu ilham verici şehre yeniden gelmeyi şimdiden ümit ediyoruz.

GEZİ-DÜNYA

la inanılmaz hayranlık uyandıran bir şehir Brugge. Adeta açık hava müzesi. Nereye baksanız, nereye dönseniz tarih sizi selamlıyor. İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanmamış olması şehrin tüm güzelliklerinin bugüne gelmesini sağlamış. Brugge’ün merkezinde tarihi pazar alanı da var. Belçika’nın en meşhur saat kulesi Belfry da bu alana çok yakın. 83 metre yüksekliğindeki bu saat kulesinin çevresinde konuşlanan kafelerde bir süre dinlenip kahvelerimizi yudumluyoruz. Çevredeki insan kalabalığı akışını sürdürüyor. Saat kulesi, yıllarca bir hayli yangınla mücadele etmiş. Çan kulesinde müzik de yapılıyor. Müziğin ritmleri, kalabalığa karışırken yorgunluğumuzu unutuyoruz.

İSMMMO YAŞAM  51


Dünyanın saklıyor Dünyanın incilerinden biri kabul edilen tarihi Safranbolu’nun ünü bağlı olduğu il Karabük’ü çoktan aşmış. Tarihi ve doğal güzellikleriyle sit alanı ilan edilen Safranbolu, sizi eşsiz konaklarında ağırlamak istiyor.

GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR Karabük’ü ilk gördüğümde sanırım üç-dört yaşlarındaydım. Annemin ve babamın doğduğu Sinop’a giderken Karabük’ün içinden de geçiriyorduk. Ancak bu geçişler genellikle gece karanlığında oluyordu. Benim çocuk hafızam; bu şehirden geçerken adeta ağzından ateş çıkaran bir canavar gördüğümü hatırlıyor. Ateş ve duman arasındaki bu canavar, gecenin karanlığında belli belirsiz bir siluetten ibaretti. Zamanla onun bir canavar olmadığını Kardemir yani Karabük Demir Çelik fabrikası olduğunu öğrendim. Ağzından değil bacasından duman ve ateş çıkaran bir fabrika olduğunu anladım.

İLK SAFRANBOLU HATIRASI

Bir zamanlar Zonguldak’a bağlı bir ilçe olan Karabük’ün en güzel yerlerinden biri olan Safranbolu’yu ise sanırım 14-15 yaşlarımda

52  İSMMMO YAŞAM

görmüştüm. Babam, “Safranbolu çok güzel diyorlar. Oraya uğrayıp bir kahvaltı yapalım” deyince güzergahı biraz değiştirerek bu şahane ilçeyi ve konaklarını görmüştük. Güzel bir yol anısı olarak hafızamda duran Safranbolu’yu 20 yıl sonra bir kez daha ziyaret edecek olmak beni heyecanlandırıyor. Eşim ve arkadaşlarımla birlikte otomobille İstanbul’dan sabah 7 civarında yola çıkarken, Safranbolu’ya öğlene doğru varacağımızı hesap ediyoruz. Nihayetinde İstanbul Safranbolu arası 400 kilometre… Hesapladığımız gibi saat 12’ye doğru Safranbolu’ya giriyoruz. Safranbolu’ya girer girmez bu tarihi ilçe, beni bir kez daha çarpıyor. En ilginç olanı ilçenin görüntüsünün hiç değişmemiş olması. Yine aynı konaklar, yine dimdik ayaktalar… Eski görünümünü koruyan ender yerleşim yerlerinden biri olan Safranbolu, Bithynialılar tarafından kurulmuş. Sonra sırasıyla Kimmer, Lydia, Pers, Makedonya, Roma ve Bizans, Candaroğlu Beyliği egemenliklerinde kalmış. Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı topraklarına katılmış. Ancak Beyazıt, Timur’a yenilince

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


Hadrianapolis Antik Kent yeniden Candaroğulları Beyliği’nin denetimine girmiş. Fatih Sultan Mehmet döneminde son olarak Osmanlılar’a bağlanmış. O günden sonra da sanki başka bir medeniyet eli değmemiş ilçeye… Anadolu Türk mimarisinin özgün örnekleri olan evleri, dar sokakları, meydanları, çeşmeleri ve hanları ile halen 18’inci yüzyılda yaşıyor gibi… Zamanın Safranbolu’da donmasının bir nedeni de ilçenin 1976'da doğal, tarihi, arkeolojik ve kentsel sit alanı ilan edilmesi… Şehre girerken büyük bir safran çiçeği maketi karşılıyor bizi.

KUYU KEBABI YİYİN

BİN 500 TARİHİ EV

Safranbolu’da bin 500 tarihi ev bulunuyor. Bunlardan ancak 800’ü koruma altına alınabilmiş. İlçede korunmaya alınmış tüm evler Osmanlı mimarisini yansıtıyor. Safranbolu’da bağlarda, yazın oturmak için alı-

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

HAMAMLAR, CAMİLER

Safranbolu’da onlarca tarihi eserden biri de Cinci Hanı Hamamı… Kaymakamlar Müze Evi’nden sonraki durağımız iki binadan oluşan bu hamam oluyor. 1640-1648 yılları arasında Sultan I. İbrahim zamanında kazaskerlik yapmış olan Safranbolulu Cinci Hoca lakaplı Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmış. Bay ve bayan olarak iki bölümde inşa edilmiş hamam bugün hâlâ hizmet veriyor. 2 katlı ve 63 odası bulunan han ise bugün otel ve restoran olarak kullanılıyor. Safranbolu’nun en büyük camisi 1661’de Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan cami… 1796 yılında İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılan İzzet Mehmet Paşa Camii ve etrafı görülmeye değer. Bu cami; kanyon üzerine kemer atılarak yapılmış. Avlusunun ve minaresinin altının boş olması caminin diğer bir özelliği. İzzet Mehmet Paşa Camii altından geçen Akçasu Deresi’nin iki yakasına kurulan çarşı; sıcak ve soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği, yaşayan tek ‘lonca çarşısı’ olarak biliniyor. Bakırcı ve kalaycı esnaf da bu çarşı içerisinde çalışıyor. Çarşıyı gezip iyice yorulduktan sonra yorgunluk kahvemizi Havuzlu Asmazlar Konağı’nda içiyoruz.

KASVETLİ KARABÜK

Safranbolu’yu gördük ama henüz Karabük’ün merkezine yolumuz düşmedi. Karabük’e de Yenice’ye giderken uğramak niyetindeyiz. İkinci günümüzde; Karabük’e yönümüzü çeviriyoruz. Safranbolu, bağlı olduğu Karabük ilinden daha meşhur bir ilçe. Aslına bakılırsa 1937 yılı-

GEZİ-TÜRKİYE

Otelimize yerleşmeden önce karnımızı doyurmak niyetindeyiz. Aldığımız tavsiyelere uyarak Çevrik Köprü Restoranı buluyoruz. Burada kuyu kebabı, iç pilav, salata ve soğuk köpüklü ayranla karnımızı bir güzel doyurduktan sonra adeta yorgunluğumuzu atıyoruz. Yemeğin üstüne bir de yöreye özgü ev baklavası yiyince değmeyin keyfimize… Yemekten sonra Safranbolu’da çok iyi bilinen bir otele gidiyoruz; Asmalı Konak’a… Merkezde yer alan otelimiz 18. yüzyıl ortalarında yapılmış. Otel olarak işlevini ise geçirdiği restorasyon sonrasında 2006’da kazanmış. Odalarımıza yerleştikten sonra günün geri kalanını Safranbolu’yu gezerek değerlendireceğiz. Otelden çıkınca yönümüzü Hıdırlıktepe’ye çeviriyoruz. Burası Safranbolu’yu seyretmek için ideal bir yer. İlçenin ne kadar tarihe sadık kaldığını burada çektiğimiz fotoğraflar daha net anlatıyor. Hıdırlıktepe’den ayrıldıktan sonra Kaymakamlar Müze Evi’ni ziyaret ediyoruz. Bir gün siz de giderseniz burada Safranbolu kültürünün tüm ayrıntılarını görebilirsiniz. Biz de buradaki sedirlere oturup hatıra fotoğrafı çektirip, 240 yıllık konağın ahşap duvarlarına elimizi değiyoruz.

nan evler, şehir merkezinde de kışlık evler bulunuyor. Bağlardaki evler büyük ve geniş bahçeler içinde yapılmış. Genellikle üç katlı olan bu evlerin 6 ila 8 odası bulunuyor. Her odası adeta küçük bir ailenin yaşayabileceği gibi bağımsız dizayn edilen bu evler, haremlik-selamlık şeklinde yapılmış. Odalar hiçbir zaman birbirlerinin manzarasını kapatmıyor, güneşini de kesmiyor.

İSMMMO YAŞAM  53


ADI YOK OLUYOR

Karabük’ün en meşhur ilçesi Safranbolu adını ‘safran’ bitkisinden alıyor. Kendi ağırlığının yüzbin katı oranında sıvıyı “sarıya boyama” özelliği olan safran, maalesef Safranbolu’da bile yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Safran, ilçenin sadece birkaç yöresinde ekiliyor. Safranbolu’da yetiştirilen ve gramı 12-13 TL’den satılan safran bitkisi, Safranbolu’da sadece iki elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki aile tarafından yaklaşık 15 dönümlük bir alanda üretiliyor. Böyle giderse desteklenmemesi halinde 4-5 yıla kadar tamamen yok olacağı belirtiliyor.

na kadar Karabük, Safranbolu’ya bağlıymış. Ne zaman ki, Ankara-Zonguldak demiryolu açılmış; ardından da 1937’de Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nın temeli atılmış; Karabük önem kazanmaya başlamış. 1953 yılındaysa Zonguldak’a bağlı ilçe olmuş. Elbette 1995 yılına kadar… O yıldan sonra da ülkemizin 78’inci ili olmuş. Karabük’ün adı; kara ve bük sözcüklerinden geliyor; yani ilçenin isminin anlamı kara çalı demek… Engebeli bir coğrafi yapıya sahip olan Karabük il merkezi, demir-çelik fabrikası nedeniyle kasvetli görünüyor. Fabrika bu şehre hem aş, iş hem de karanlık ve sisli bir gökyüzü bırakmış. Zaten bu şehirde yaşayanlar da oturanlar da çoğunlukla Kardemir’de çalışan insanlar…

GEZİ-TÜRKİYE

YENİCE’NİN ORMANLARI

yeler dikkatimizi çekiyor. Böylesine zengin ormanlara sahip ilçede hammadde sıkıntısı da yok. Bu ilçeyi gezerken hediyelik eşya olarak ağaç ürünleri alabilirsiniz. Yenice’ye özgü baston, ağaç kaşık ya da maket bir Yenice evi güzel bir anı olabilir.

AÇIK HAVA ORMAN MÜZESİ

Yenice’de ormanın tüm güzelliklerini sergilediği yer olan Gökpınar Yaylası, diğer adıyla Açık Hava Orman Müzesi’ne gitmek şart. İlçe merkezine 9 kilometre uzaklıktaki bu alan 4 hektarlık alana sahip. Arberatum olarak da bilinen bu alanı, orman ve ormancılık konusunda araştırma yapan bilim adamları mutlaka ziyaret ediyormuş. Burada farklı ağaçlarla, farklı bir dünyada gibiyiz. Halkın piknik de yapabildiği bu özel

Karabük şehrinin bütün güzelliklerinin neredeyse ilçelerinde toplandığını bildiğimiz için SafranboYenice Kent Ormanı lu’dan sonraki durağımız Yenice ilçesi oluyor. Karabük’ten Yenice’ye 20 dakikalık bir yolculukla ulaşabileceğimiz bilgisini alıyoruz. Yenice İlçesi’ne varmadan niyetimiz; bir doğa harikasına uğramak. Karabük-Yenice karayolunun üçüncü kilometresinde bu doğa harikası bize ilk selamını veriyor. Evet, Şeker Kanyonu’ndayız. Kanyonun içinden Şeker Çayı geçiyor. Toplam uzunluğu 6.5 kilometre olan bu kanyonda yürüyüş yapılabiliyor. Ancak yürüyüş yapmak isteyenler, yer yer kanyonda daralma olduğu için yüzmek zorunda kalabiliyorlar. Kanyonun kaya tırmanışı yapmaya da elverişli olduğu belirtiliyor. Kanyondan ayrılırken Yenice merkezine varmak için 30 kilometrelik bir yolumuz daha var. Bu ilçede belki tarihi güzelalanda bir gün geçirmek insanın hayatına bin gün katabilir. Özellikle de lik yok ama doğal güzelliklere de diyecek yok. İlçenin topraklarının yüzyeşile hasret kalmış şehir insanının hayatına… Yenice, son dönemde özelde 86’sı ormanlarla kaplı. Bir zamanlar Bolu’ya bağlı olan bu ilçe merlikle trekingde önemli mesafeler alınmış. Kaymakamlık’ın da katkısıykezine gelenlere yol boyu Yenice Irmağı eşlik ediyor. İlçedeki en önemla hazırlanan haritalarla belirlenmiş parkurlar yürüyüş meraklılarını dali ekonomik faaliyet olarak; mobilya, sandalye ve ağaç işi yapan atölvet ediyor. Yenice’de biz hepsine gidemesek de çok sayıda piknik ve me-

54  İSMMMO YAŞAM

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


‘TEŞVİKLER NEDENİYLE MAĞDUR OLDUK’

750 YILLIK YÖRÜK KÖYÜ

Safranbolu’ya bağlı 750 yıllık geçmişe sahip Yörük Köyü’ndeki tarihî eserler de yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. İlçeye 11 kilometre uzaklıktaki “müze köy” Kültür Bakanlığı tarafından 1997 yılında koruma altına alınmış. Köyde 93 eser tescilli. Buradaki bazı evler “müze” şeklinde ziyaretçilere açık. Bir de buranın 350 yıllık çamaşırhanesi var. Ziyaretçiler bu çamaşırhaneyi ilgiyle geziyor. sire yeri olduğunu öğreniyoruz. Bunlardan hikayesiyle en ilgimi çekense Süreyya Çamlığı oluyor. Burası, YeniceZonguldak demiryolu hattında, Kayadibi mevkiinde bulunuyormuş. 1960 yıllarında ülkemizi ziyaret eden İran Şahı Rıza Pehlevi’nin eşi Süreyya, tren seyahati sırasında burada mola vermiş ve kahvaltı yapmış. Bu olaya istinaden yöreye, Süreyya Çamlığı ismi verilmiş.

KARADENİZ’İN ZEUGMASI

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

GEZİ-TÜRKİYE

Karabük’teki üçüncü günümüzde ise rotamızı Eskipazar’a çeviriyoruz. Çoğu kişi tarafından bilinmese de Eskipazar’da Anadolu’nun en büyük antik kentlerinden biri bulunuyor. Tarihe biraz meraklıysanız; Hadrianapolis Antik Kentini kaçırmamalısınız. Karabük’e 38 kilometre uzaklıktaki bu antik kent, adeta Karadeniz’in Zeugması… Kentin kurulduğu alanın yörede bulunan 6 büyük merkezden biri olduğu kanısına varılmış. M. Ö. 64-40 yılları arasında; Romalı İmparator Adrionus tarafından ku-

rulmuş kent. M.S. 5.yüzyıla kadar yerleşim amacıyla kullanıldığı tahmin ediliyor. Şehir 1085 yılına Bizans hakimiyetinde kalmış. Yapılan kazılarda Anadolu’da örnekleri daha önce hiç görülmeyen bazı zemin mozaikleri bulunmuş. Gaziantep’teki Zeugma mozaiklerini hatırlatan, at, fil, panter ve geyik gibi birçok tasvirin yer aldığı mozaiklerin kapalı bir alanda sergilenmesi için hazırlıklar sürüyor. Şehirde, geç Helenistik, Roma ve Erken Bizans dönemlerine ait 14 yapı kalıntısı tespit edilmiş. Bunlar arasında; mahzenler, saray merdiven kalıntıları, hamam harabeleri, sığınak ve su kanallarını görebiliyoruz. Böylesi bir antik kentin daha çok Türkiye’de tanınması gerektiğine inanıyorum. Mozaiklerin hak ettiği gibi korunmasını dileyip bu antik kentten ayrılıyoruz. Yalnızca bu antik kente değil, içinde birçok gizli güzellikleri barındıran Karabük’e de veda ediyoruz. Tabii biraz da buraları geç keşfetmiş olmanın hüznüyle…

Karabük Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, 1996’da kuruldu. Halen 183 üyesi var. Oda üyelerinin 106’sı bağımsız üye… Karabük SMM Odası’nın Başkanı Hüseyin Eken. 21 sene memuriyetten sonra 1986’da SM olarak bağımsız çalışmaya başlayan Hüseyin Eken, Karabük ekonomisinin son yıllarda geriye gittiğini İSMMMO Yaşam’a anlatıyor. Eken’in verdiği bilgiye göre Karabük, Türkiye’nin ilk sanayi şehirlerinden. Bu şehirle özdeşleşen Kardemir, ‘fabrikalar kuran fabrika’ olarak biliniyor. Ereğli Demir Çelik, Sivas Demir Çelik’in yanı sıra Türkiye’deki birçok çelik konstrüksiyon köprü ve fabrika’da Kardemir’in imzası var. 1970’li yılların sonlarında en parlak dönemlerini yaşayan Kardemir’de o zamanlar 18 bin kişi çalışıyormuş. 1995 yılında özelleştirilen Kardemir’de çalışan sayısı 3 bin 500’e kadar düşmüş. Kardemir’deki çalışan sayısının azalması ile birlikte şehir kan kaybetmiş hatta nüfusu azalarak daha çok göç verir hale gelmiş. Nihayetinde 1995 yılında Karabük’ün nüfusu 236 bin iken, geEken çen yıl 218 bine kadar düşmüş. Kardemir’in köklü bir sanayi kültürünün olduğunu belirten Karabük SMMM Odası Başkanı Hüseyin Eken, ancak son yıllarda uygulanan yanlış teşvik politikalarından il ekonomisinin büyük yara aldığını söylüyor. Eken şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Karabük’ün komşuları; Çankırı, Kastamonu, Düzce gibi iller teşviklerden yararlandılar. Buradaki tekstil fabrikaları da oralara gitti. Teşvikleri kıl payı kaçırdık, ilimiz büyük zarar gördü. Bölgesel olarak verilen teşviklerin değiştirilmesi gerekiyor. Kardemir kimi zaman kâr ediyor ama bu halka yansımıyor. Biz Kardemir nedeniyle zengin görünebiliriz ama mağdur olduk. Bu mağduriyetin giderilmesi gerekiyor.”

İSMMMO YAŞAM  55


KÜLTÜR-SANAT

Disney’in sihirli gösterisi

Disney’in en sevilen karakterlerinin boy gösterdiği “Disney On Ice – Prensesler ve Kahramanlar adlı buz gösterisi, 7 - 16 Ekim tarihlerinde Avrupa turnesine İstanbul’dan başlıyor. Sevimli peri Tinker Bell’in anlatımıyla; Küçük Denizkızı Ariel, Güzel ve Çirkin Belle, Sindirella, Kurbağa Prenses Tiana ve Pamuk Prenses‘in dileklerinin kabul olduğu ve düşlerinin gerçekleştiği gösteride, masallar gerçeğe dönüşüyor. Tinker Bell’in peri tozuyla sihirli bir dünyanın kapılarını araladığı“Disney On Ice – Prensesler ve Kahramanlar” gösterisiyle, “Uyuyan Güzel Aurora” ve Rapunzel” Türkiye’ye ilk kez geliyor. Mickey Mouse, Minnie Mouse ve Goofy’nin arkadaşlarını yalnız bırakmadığı, danslar ve şarkılarla onlara eşlik ettiği “Disney On Ice – Prensesler ve Kahramanlar”, İstanbul’un en büyük gösteri merkezi olarak çok yakında kapılarını açacak ORA Arena’da izlenebilir. Bu sihirli buz gösterisini seyretmek isteyenler için bilet fiyatları 30 lira ile 90 lira arasında değişiyor. Biletler Biletix’de…

Dans tutkunları bu festivali bekliyor

Dünyanın en ünlü dansçıları İstanbul Uluslararası Dans Festivali için İstanbul'a geliyor. İstanbul Kongre Merkezi'nde 10 – 16 Ekim 2011 tarihleri arasında düzenlenecek festival, JCI (Junior Camber İnternational Kadıköy), IMU Dance Company, Ay'dan Mice, Social Cookies ve Aforizma işbirliği ile gerçekleştiriliyor.

56  İSMMMO YAŞAM

Dünya salsa şampiyonu Magna Copal, eski dünya salsa şampiyonları Luiz Vazquez & Melissa Fernandez, dünyanın en iyi salsa dansçıları Frankie Martinez, Adolfo & Carla, Cobo Brothers, Kaytee & Laura’nın da aralarında bulunduğu usta dansçılar, festival boyunca birbirinden özel 50 gösteri sergileyecek. Festival süresince 7 gün boyunca ‘yeni

başlayanlar’ için salsa, bachata, reggaeton, tango, vals, hip-hop, jazz dance, rock and roll, belly dance alanlarında 76 workshop gerçekleştirilecek. Cuma, cumartesi ve pazar günü İstanbul Uluslararası Dans Festivali kapsamında salsa, bachata, latin, hip hop, R&B, pop, rock, techno, underground, Türkçe müzik eşliğinde partiler düzenlenecek.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


III. Richard geliyor

İstanbul Tiyatro Festivali ve İstanbul Şehir Tiyatroları, Vodafone Red sponsorluğunda, ekim ayında çok özel bir ortak yapıma ev sahipliği yapacak. The Bridge Project kapsamında gerçekleştirilen, Sam Mendes’in yönetmenliğini ve dünyaca ünlü oyuncu Kevin Spacey’nin başrolünü üstlendiği III. Richard, beş özel gösteri için ekim ayında İstanbul’da olacak. Dünya prömiyerini 29 Haziran'da Londra'da yapan ve büyük ses getiren III. Richard, 5 Ekim ile 9 Ekim tarihleri arasında her akşam saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde sahnelenecek. III. Richard, İstanbul Tiyatro Festivali (İKSV) ve İstanbul Şehir Tiyatroları’nın yanı sıra Atina & Epidaurus Festivali, Centro Niemeyer İspanya, Hong Kong Sanat Festivali, Kay&Mc Lean Productions ve Singapur

Repertuar Tiyatrosu partnerliğinde gerçekleştiriliyor. Londra'nın köklü tiyatrolarından biri olan Old Vic, Brooklyn Müzik Akademisi (BAM) ve Neal Street’in ortak yapımı olan III. Richard’da bol ödüllü Amerikalı oyuncu Maureen Anderman’ın yan sıra Haydn Gwynne, Chuk Iwuji, Gemma Jones ve Chandler Williams gibi birçok tanınmış İngiliz ve Amerikalı oyuncular rol alıyor.

12. İstanbul Bienali ‘isimsiz’ kaldı

İKSV tarafından Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen 12. İstanbul Bienali, 17 Eylül-13 Kasım tarihleri arasında İstanbullularla buluşmaya hazırlanıyor. 12. İstanbul Bienali’nin başlığı İsimsiz Festival, olarak belirlendi. Görsel kimliği, minimalist ve kavramsal yapıtlarıyla 20. yüzyıl güncel sanatının en önemli isimleri arasında sayılan Kübalı-Amerikalı sanatçı Felix

Gonzalez-Torres’e göndermeler içeriyor. 12. İstanbul Bienali, başlığının yanı sıra temalarında da Felix Gonzalez-Torres’in işlerinden ilham alıyor. Bienalde “İsimsiz” (Pasaport), “İsimsiz” (Ross), “İsimsiz” (Ateşli Silahla Ölüm), İsimsiz (Soyutlama) ve İsimsiz (Tarih) olarak farklı temalar altında düzenlenecek beş karma sergiye ek olarak, bu meselelerle ilgili tartışmaları

daha da ileriye taşıyacak 45 solo sergi de yer alacak. Sanatseverler, bienaldeki etkinlikleri, “BienalArtı” biletleri ile izleyebilirler. Bu bileti alanlar Bienali özel etkinlikleriyle birlikte sınırsız izleme fırsatına da sahip olacaklar. İki kişi için geçerli olacak “BienalArtı” biletlerinin fiyatı 150 TL olarak belirlendi. “BienalArtı” biletleri, Biletix ile IKSV binasından satın alınabilir.

Eskişehir’den esen gençlik rüzgârı

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

alan, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin resim, heykel, baskı, grafik, animasyon, seramik, cam ve iç mimarlık bölümü öğrencilerinden 111 genç sanatçının 82 yapıtı, sanatseverleri bugüne ve şimdi’ye davet eden bir çağrı niteliğinde. Pera Müzesi’nin üç katında birden yer alacak “Şimdiki Zamanlar” sergisinin ziyarete açık kalacağı 20 Temmuz – 02 Ekim tarihleri arasında ayrıca her çarşamba, genç ve yeni müzisyenlerin desteklendiği “Genç Çarşamba Konserleri” düzenlenecek.

KÜLTÜR-SANAT

Geride bıraktığı altı yıl boyunca, her yaz döneminde genç sanata ve sanatçılara ev sahipliği yaparak ülkemiz özel müzeciliğinde bir gelenek oluşturan Suna ve İnan Kıraç Pera Müzesi’nde 2011 yaz aylarında da gençlik rüzgarı esiyor. Her yaz mevsimi açtığı genç sanat sergileriyle geleceğin ustalarını ülkemiz ve uluslararası sanat çevreleriyle buluşturan Pera Müzesi’nin bu yılki konuğu; Eskişehir’den tüm ülkemize ışık saçan Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi. “Şimdiki Zamanlar” başlıklı sergide yer

İSMMMO YAŞAM  57


Babamın Penguenleri

Orijinal adı: Mr. Popper's Penguins Tür: Komedi Yönetmen: Mark Waters Senarist: John Morris, Sean Anders, Jared Stern Oyuncular: Jim Carrey, Carla Gugino, Angela Lansbury

 Bir aile komedisi olan Babamın Penguenleri'nde Jim Carrey,

hayatın önemli yanlarından bihaber hırslı bir işadamını canlandırıyor. Sıradan bir işadamının, rutin yaşamı altı pengueni beslemeye başladıktan sonra değişir. Babasından miras gelen bu penguenler nedeniyle New York’taki gösterişli dairesini buzla kaplı bir kış bahçesine döndürüp, tüm hayatını alt üst eder. Gerçekten soğutulmuş bir sette, canlı Gentoo penguenleriyle çekilen film, bir çocuk kitabı klasiği olan Boyacının Penguenleri'nin modern bir uyarlaması.

SİNEMA -DVD

Kolombiyalı: İntikam Meleği

58  İSMMMO YAŞAM

Orijinal adı: Colombiana Tür: Aksiyon/Dram/ Gerilim Yönetmen: Oliver Megeton Senaryo: Luc Besson, Robert Mark Kamen Oyuncular: Zoe Saldana, Michael Vartan, Callum Blue, Graham McTavish, Jordi Molla

 Filmde ailesi öldürülen Cataleya

(Zoe Saldana) adlı küçük bir kızın intikam için acımasız bir suikastçı haline gelmesi anlatılıyor. Yıl, 1992... Yer, Kolombiya. 9 yaşındaki Cataleya anne babasının katledilişine seyirci olur ve kendisi de katledilmekten kıl payı kurtulur. Bir gangster olan amcası Emilio ile Amerika Birleşik Devletleri’ne sığınır. Bundan 15 yıl sonra, bir kiralık katil olarak amcası için çalışacak ve geride hep anne babasının katilleri için bir kartvizit bırakacaktır. Bu kartvizit; her kurbanın göğsüne çizdiği bir orkidedir.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


İlk Yenilmez: Kaptan Amerika Orijinal adı: Captain America: The First Avenger Tür: 3 Boyutlu/Aksiyon/Macera Yönetmen: Joe Johnston Senaryo: Jack Kirby, Stephen McFeely, Christopher Markus, Joe Simon Oyuncular : Chris Evans, Tommy Lee Jones, Hugo Weaving, Hayley Atwell, Sebastian Stan

 3 boyutlu çekim tekniğiyle izleyicinin karşısına çıkacak olan

film, Marvel Evreni’nin ilk günlerine odaklanıyor. Askere katılmak isteyen fakat uygun görülmeyen Steve Rogers (Chris Evans), umudunu bir takım deneylere bağlamıştır. Bu gizli deney sonunda başarılı olacak ve Steve Rogers artık Ameri-

DVD SEPETİ  Şimdi ya da Asla

Milyoner şirket sahibi Edward Cole (Jack Nicholson) ile işçi sınıfına mensup araba tamircisi Carter Chambers’ın (Morgan Freeman) dünyaları

 Einstein ve Eddington

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

apayrıdır. Yolları, bir hastane odasını paylaşmalarıyla kesişir. Birlikte, araba seyahatine çıkarlar ve bu süreçte dost olur, hayatı dolu dolu, içgörü ve mizahla yaşamayı öğrenirler. Her macera, listelerine yeni bir madde ekler.

 Aile Babası

Jack Campbell hayatta işten, başarıdan ve paradan daha önemli şeyler olamayacağını düşünen bir işadamıdır. Hiç evlenmemiş ve aile kurmamıştır. Bir sabah uyandığında kendini 13 yıl öncesinde terk ettiği kız arkadaşı ile evlenmiş ve iki çocuğu olan bir aile babası olarak bulur. Yeniden eski iş hayatına dönmeye çalışırken aslında hayatın anlamının çok daha farklı olduğunu anlamaya başlar...

SİNEMA -DVD

"Einstein ve Eddington", dünyanın ünlü iki bilim adamı arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Einstein’ın ünlü Genel Görelilik Kuramı’nın çıkış öyküsünü anlatan filmde arka planda Birinci Dünya Savaşı devam ediyor. Filmde Doctor Who’nun yıldızı David Tennant, İngiliz bilim adamı Sir Arthur Stanley Eddington’ı; The Lord of the Rings / Yüzüklerin Efendisi serisinin Gollum’u Andy Serkis ise Albert Einstein’ı canlandırıyor.

ka’nın en güçlü ve yenilmez kahramanı olacaktır. Kaptan Amerika olarak Roger, kötü Red Skull’ın (Hugo Weaving) liderliğindeki şeytani HYDRA organizasyonuyla savaşmak için Bucky Barnes (Sebastian Stan) ve Peggy Carter’la (Hayley Atwell) güçlerini birleştirir.

İSMMMO YAŞAM  59


ABD, Avrupa ve Asya borsaları ABD’nin borç tavanının yükseltilmesi yönünde uzlaşma kararını günlerce bekledi. Karar son anda geldiği halde Standard & Poor's ABD’nin kredi notunu indirdi.

62. GÜN

ABD’yi zorlu dönem bekliyor ABD’de Demokratlar ve Cumhuriyetçi liderlerin günler süren tartışmaların ardından, borç limitinin yükseltilmesi ve bütçe kesintisi konusunda uzlaşmaya varılmasıyla küresel ekonomi için yakın dönemin en büyük risklerinden biri bertaraf edilmiş oldu. Uzlaşmazlığın çözümü krizi ilk etapta gidermiş gözüküyor. Buna karşılık borçlanmanın daha da yükselmesi gelecek yıllarda daha derin olumsuzlukları da beraberinde getirecek. Ülkenin daha fazla borçlanabilmesi için bütçe kesintisi öngören plan tepkilere neden olurken vergilerin artacağı ve bunun bedelini yoksul halkın en ağır biçimde ödeyeceği ifade ediliyor. Tepkilerden Başkan Obama da nasibini aldı ve halkın gözündeki tahtı sallanmaya başladı. Uzlaşmaya göre gelecek 10 yılda bütçe açığı 2.4 trilyon dolar azaltılacak. Planın ilk aşamasında harcamalarda yapılacak kesinti 900 milyar doları bulacak. Kongre’de kurulacak özel bir komite de aralık sonuna kadar 1.5 trilyon dolarlık tasarruf sağlanmasının yollarını belirleyecek. Haber sitelerine yapılan yorumlarda; “Kim kaybedecek? Biz,

6  İSMMMO YAŞAM

çocuklarımız ve torunlarımız bunun bedelini ödeyecek” denildi. Sosyal harcamaların kısıtlanmasının insan haklarına aykırı olduğu ifade edilen yorumlarda Afganistan’da süren savaş için yapılan harcamaların yoksul halktan çıkartılmak istendiği dile getirildi. Yorumlarda ayrıca, “Vergi oranlarını arttırmak milli geliri arttırmaz. Sermaye kazancı vergisi yüzde 15’e yükseltilirse insanlar yatırım yapmaktan vazgeçer; bu da hisse senedi yatırımcısının yarısının bireysel yatırımcı olduğu finansal piyasalarda kayıplara neden olur” değerlendirmeleri yer aldı. Liderlerin uzlaştığı tasarıya göre 2011’de 1.48 trilyon dolar olması beklenen bütçe açığının 2021’e kadar 763 milyon dolara indirilmesi öngörülüyor. Reid’in öngördüğü 10 yıllık mali planda harcama kalemleri arasında en fazla dikkat çeken denizaşırı ülkelere olası askeri operasyonlara ayrılan bütçe oldu. Olası savaşlara ayrılan 1 trilyon 44 milyon dolar en yüksek harcama kalemi. Savaş dışı harcama kalemi ise sadece 752 milyon dolar oldu. Cumhuriyetçi Boehner’in reddedilen planında ise devlet harcamaları toplamda 917 milyar dolar olarak belirlenmişti.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


Yunanistan durulmadı İsrail ayaklandı Küresel ekonomik kriz pek çok ülkeyi derinden sarsıyor. Dünyanın en borçlu ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alan Yunanistan henüz durulmadan, İsrail’de orta sınıf yüksek vergilere karşı meydanlarda protestosunu sürdürüyor. İsrail’de Tel Aviv, Kudüs, Hayfa, Ber Şeva, Aşdod, Nasıra olmak üzere 11 değişik kentte eş zamanlı düzenlenen ve yaklaşık 150 bin kişinin katıldığı gösterilerde ‘sosyal adalet’ çağrısı yapılıyor. Ucuz konut isteyen protestocular anayolları kapatırken, Kudüs’te de Maliye Bakanlığı ile sözleşmelerinde uyuşamayan doktorlar, İsrail parlamentosu

Tarihi istifalar

önünde protesto eylemlerini sürdürüyor. Açlık grevi yapan İsrail Tabipler Birliği Başkanı Dr. Leonid Eidelman da Netanyahu’dan, toplu sözleşme görüşmelerinin sonlandırılması için müdahale etmesi çağrısında bulunuyor. Kudüs’te yüzlerce kadın da bebek arabalarıyla yürüyerek, kreşler ve anaokulları ücretlerinin yüksekliğini protesto ediyorlar. İsrail hükümetini zor durumda bırakan bu yoğun ve sürekli protestoların kurbanı ise Maliye Bakanı Yuval Steinitz ile anlaşmazlığa düşen Maliye Bakanlığı Müsteşarı Haim Şani oldu. Şani, görevinden istifa etti.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Tutuklu Gazete, 39 tutuklu ve hükümlü gazeteci kadrosu ve 1 konuk yazarıyla, 12 sayfa halinde, siyah-beyaz olarak çıktı. Gazete, Sansüre Direniş’in 103’üncü yıldönümü olan 24 Temmuz Pazar günü Evrensel ve Birgün gazetelerinin ücretsiz eki olarak tüm Türkiye’de, Cumhuriyet gazetesinin ücretsiz eki olarak ise Ankara ve çevre illerde okuyucuyla buluşuyor. Ayrıca Çanakkale Olay gazetesinin ücretsiz eki olarak da Çanakkale’de dağıtılıyor. Tutuklu Gazete, ilk olarak Ankara, İstanbul ve Çanakkale’deki matbaalarda toplam 44 bin 950 adet bastırıldı. Gazete, 20 bini Cumhuriyet, 12 bini Birgün, 10 bini Evrensel ve 750’si Çanakkale Olay gazeteleri tarafından olmak üzere toplam 42 bin 750 adet dağıtıldı. Tutuklu Gazete, ayrıca cezaevlerindeki gazetecilere de gönderilecek. İlk sayısı “SANSÜRE DİRENİŞ” manşetiyle çıkan Tutuklu Gazete’de tutuklu ve hükümlü gazetecilerin yazıları yayımlanıyor. İlk sayıda yazıları yer alan gazeteciler şöyle: Bedri Adanır, Nedim Şener, Müyesser Yıldız, Vedat Kurşun, Ahmet Şık, Deniz Yıldırım, Barış Pehlivan, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Füsun Erdoğan, Barış Terkoğlu, Suzan Zengin, Sedat Şenoğlu, Musa Kurt, Barış Açıkel, Ali Buluş, Miktat Algül, Mustafa Gök, Seyithan Akyüz, Faysal Tunç, Rohat Emekçi, Kaan Ünsal, Fazıl Duygun, Bayram Namaz, Mehmet Yeşiltepe, Hatice Duman, Halit Güdenoğlu, Ozan Kılınç, Cihan Gün, Murat İlhan, Baha Okar, Sait Çakır, Mehmet Karabaş, Sinan Aygül, Kadri Kaya, Erol Zavar, Hamdiye Çiftçi, Ahmet Birsin ve Kenan Karavil.

62. GÜN

Hükümet ile Genelkurmay Başkanlığı arasında bir süredir yaşanan YAŞ’ta terfi krizi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay, Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Uğur Yiğit, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu’nun istifası ile sonuçlandı. Hükümetin Balyoz sanığı komutanları emekli etmek istemesi üzerine istifa eden TSK’nın zirvesi, hükümetten Balyoz davasının sonuçlanmasının beklenmesini talep ediyordu. Toplu istifa ile birlikte Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşanmış oldu. Geçtiğimiz yılki YAŞ öncesinde de Balyoz davası kapsamında yakalama kararları çıkarılmış ve şûraya giren üç ismin terfisi bu yüzden hükümet tarafından onaylanmamıştı. Hükümet, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne giderek açtıkları davayı kazanan Tümgeneral Halil Helvacı, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu’nun Genelkurmay Başkanlığı’nca emekliye ayrılmasını istemiş ancak bunun yerine gelmemesi üzerine açığa almıştı. Söz konusu üç general, Balyoz davasından halen tutuklu bulunuyor. Hükümet, geçtiğimiz yıl “internet andıcı” davasında sanık olarak yer alan 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmasına karşı çıkmış, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atilla Işık’ı bu makama getirmek istemişti. Işık, bunun üzerine istifasını vermişti.

Tutuklu Gazete, ‘içeriden’ sesleniyor

İSMMMO YAŞAM  7


EN ÇOK SATANLAR

 Yazar: Gülse Birsel  Yayınevi: Turkuvaz Kitap  Sayfa sayısı: 175

 Yazlık

Senarist ve köşe yazarı Gülse Birsel, eğlenceli yazılarından derlediği “Yazlık” ile okuyucuları gülümsetmeye devam ediyor. Birsel'in beşinci kitabı “Yazlık” kolay okunur, keyifli ve hicivli bir yaz okuması... Birsel kitabında "Yazlıkçılıkla tatilcilik aynı şey değildir. Tatilci acele eder, yazlıkçı gevşektir. Tatilci sabahtan akşama kadar güneş kremi, beta karoten hapları, zeytinyağı, kakao yağı gibi hızlandırıcılarla başka bir ırka aitmiş gibi görünmeye çabalar, yazlıkçı kitap okur. Tatilci sabahtan akşama kadar mayoyla dolaşır, geceleri gezer tozar. Yazlıkçı sabahtan tişörtünü, şortunu giyer, sallana sallana kahve içer, gazetesini okur. Akşam televizyon seyreder" diyor.

Aşk Kuantumu

 Yazar: Nuray Sayarı  Yayınevi: Destek Yayınları  Sayfa sayısı: 230 Nuray Sayarı kitabında imkansız aşkın

olmadığını savunuyor. Çekim yasası kapsamında aşkı irdeleyen Sayarı'ya göre hayata bakışımız ve düşüncelerimizin yaşadıklarımızın üzerinde etkisi var. Sayarı kitabında "Bu dünyada herkesin bir 'gerçek aşk'ı var ve o 'gerçek aşk' belki de yanı başınızdadır ama siz görmüyorsunuz. Benliğinizle savaşmayın, kendinizi özgür kılın! Hayatınızda sahip olduğunuz tüm istekler, onu gerçekleştirecek güçle birlikte size verildi!" diyor.

Hava Kurşun Gibi Ağır

KİTAP

 Yazar: Hıfzı Topuz  Yayınevi: Remzi Kitabevi  Sayfa sayısı: 326 Nâzım Hikmet’i ve dostlarını yakından

60  İSMMMO YAŞAM

tanımış olan Hıfzı Topuz, bu romanda şairin bir yandan uğradığı haksızlıkları, çektiği acıları, yurt özlemini, halkına olan sevgisini, bir yandan da tutkularını, aşklarını, mutluluklarını anlatıyor. Hava Kurşun Gibi Ağır, yıllar boyu cezaevlerinde yatan büyük Türk şairinin sönmeyen umudunu, açlık grevindeki direnişini, özgürlüğe kavuşma sevincini, Moskova’daki coşkulu, bazen de fırtınalı günlerinin heyecanını, ölümü bekleyişinin hüznünü yansıtıyor.

 S*ktir Et

 Hava Kurşun Gibi Ağır

 Aşkın Gözyaşları  Karatay Diyeti  Serenad

 Evrenden Torpilim Var  Aşk Kuantumu

 Mesnevi'den Hikayeler  Aklından Bir Sayı Tut

SUSKUN

ŞİİR

Sus, kimseler duymasın, Duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, Seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ruhum... Mısra çekiyorum haberin olsun. Çarşıların en küçük meyhanesi bu, Saçları yüzümde kardeş, çocuksu. Derimizin altında o ölüm namussuzu... Ve Ahmed’in işi ilk rasgidiyor. İlktir dost elinin hançersizliği... Ağlıyor yeşil. Rüya, bütün çektiğimiz. Rüya kahrım, rüya zindan. Nasıl da yılları buldu, Bir mısra boyu maceram... Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının, Ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... Ağıyor yeşil.

AHMED ARİF

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

 Remzi Kitabevi (Temmuz 2011)

Yazlık


Az

 Yazar: Hakan Günday  Yayınevi: Doğan Kitap  Sayfa sayısı: 360 Hakan Günday yeni kitabında çocuk

şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A'dan Z'ye şiddet üzerine iki hikaye anlatıyor. "Az" 11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu "mezarlık çocuğu" Derda'nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, Yazı'nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi...

Rüzgarın Oniki Köşesi  Yazar: Ursula K. Le Guin  Yayınevi: Ayrıntı Yayınları  Sayfa sayısı: 318 Çok sayıda uluslararası

ödül sahibi yazar Ursula K. Le Guin "Rüzgarın Oniki Köşesi"nde öykülerini biraraya getiriyor. Rastgele bir seçimle değil. Bugünden geriye doğru bakarak, yazarlık kariyerinde önemli bulduğu ilk dönem öykülerinden yaptığı bir seçki. Öykülerinde adaletsizliği teşhir eden Le Guin, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin tek başlarına daha güzel, daha insanca daha huzurlu bir dünya yaratmaya yetmeyeceğinin, ekonomik ya da bilimsel "ilerlemelerin" zorunlu olarak kültürel ya da siyasal özgürlük anlamına gelmeyeceğinin farkındalığıyla, iktidar mekanizmalarını ve onlara iktidarlarını veren ideolojileri hedef alıyor.

Etik

 Yazar: Chris Garratt, Dave Robinson  Yayınevi: NTV Yayınları  Sayfa sayısı: 176 İnsanlar gerçekten bencil

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

KİTAPLAR

Dikkat, Görsel Algı ve Düşünme Becerileri

Yazar: Berkay Dinç Deligöz Yayınevi: Erdem Yayınları Sayfa sayısı: 112

Çocukların ilköğretime hazırlanması önemli bir süreç... Çocuklar okula hazır olmadığında okuma yazma, matematik ve diğer derslerde problem yaşarlar. Bu kitap çocukların okuma yazmaya hazırlık niteliğinde olan gördüğünü doğru algılama, görsel dikkat, görsel ayrımlaştırma yeteneklerini geliştirmeyi hedefliyor. Ayrıca kitapta, çocukların düşünmeyi ve problem çözmeyi öğrenmesi için de birçok alıştırma yer alıyor.

Büyük Tuzlu Su Klanı

Yazar: Bilgin Adalı Yayınevi: Bilge Kültür Sanat Sayfa sayısı: 96 Minik bir göçebe klan o kış her zamanki gibi havanın sıcak, meyvenin bol olduğu güneye göçer. Bu sefer epey güneye inmiş olacaklar ki daha önce hiç görmedikleri büyük bir su çıkar karşılarına. Su iyidir hoştur ama tuzludur. Göçebe klan bu büyük tuzlu suyun bir işlerine yaramayacağını düşünür, oysaki hepsini çok şaşırtıcı sürprizler beklemektedir.

KİTAP

ve açgözlü müdür, yoksa cömert ve nazik mi? Etrafınızda size iyi ile kötünün ne demek olduğunu açıklayabilecek birileri var mı? Ahlaklılık bir avuç kurala uymak mıdır, yoksa sonuçlar üzerine düşünmek midir? Etik herkesi etkiler. Ahlaki ikilemler büyük ya da küçük olabilir; evcil hayvan beslemekten geri dönüşümden faydalanmaya, oy kullanmaktan ölmek isteyen birine yardımcı olmaya. Doğru ve yanlış hakkında hepimizin bir fikri vardır... "Etik" ahlaki ikilemler üzerine düşündürmeyi amaçlıyor.

ÇOCUKLARA ÖZEL

İSMMMO YAŞAM  61


Bu cihazlar çok sağlam

Suya ve darbeye dayanıklı, -10 dereceye kadar ısılarda su altında kullanılabilen teknolojik ürünler hayatı kolaylaştırıyor. AYŞEGÜL EMİR Doğa ve zorlu yaşam koşullarına uyum sağlayabilecek teknolojik ürün modelleri de hayatımızda hızla yerini alıyor. Suya ve darbeye dayanıklılık, ıslanabilme, yıkanabilme teknolojik cihazların olağan özellikleri arasında yerini almaya başladı. Özellikle yaz aylarında zorlu doğa koşullarında fotoğraf makinesi, kulaklık, dizüstü bilgisayar kullanmak isteyenler bu özellikteki cihazlara ilgi gösteriyor. Çocuklu aileler de suya ve darbeye dayanıklı teknoloji cihazlarının kullanıcı kitlesi arasında yer alıyor.

TEKNO-YAŞAM

BASSAN DA KIRAMAZSIN

62  İSMMMO YAŞAM

Olympus’un suya dayanıklı dijital fotoğraf makinesi TG-810, çocuklu aileleri ve doğada heyecan arayanları hedefliyor. Gümüş ve siyah olmak üzere iki farklı renk seçeneğiyle sunulan Olympus TG-810, suya ve düşmeye dayanıklı. Sağlam ve dayanıklı gövde yapısıyla rahat çekim imkanı sağlıyor. TG-810 yüksek kalitede HD video kayıt ve yüksek çözünürlükte fotoğraf çekiyor. Tough teknolojisi ile zorlu koşullara dayanıklı yapısı var. 100 kilograma kadar ağırlığa dayanıklı. Üzerine basılsa dahi cihaz zarar görmüyor. Pentax da, her araziye uygun ve suya dayanıklı iki yeni fotoğraf makinesi ‘Optio WG1 ve Optio WG1-GPS’i çıkardı. Dayanıklı ve dış mekan kullanımına uygun modeller, en zorlu maceralarda en yakın yol arkadaşı olmayı hedefliyor. Optio WG1’nin, 10 metre derinliğe kadar suya dayanıklılık özelliği sayesinde su altını keşfedebilir ve sualtı deneyiminizi ölümsüzleştirebilirsiniz. 1.5 metre yükseklikten düşmele-

re ve 100 kilogram ağırlığa kadar baskıya dayanıklı. -10°C’ye kadar gibi ısılara dayanıklılığıyla dış mekan fotoğrafı için ideal özelliklere sahip. Yalnızca sörf, snowboard, bungee jumping, kayak, dağcılık, skydiving gibi ekstrem sporların zor koşulları için değil, günlük hayatta yaşanabilecek sıvı dökülmesi, kaza ile düşürme ya da cihazın üzerine oturma gibi olaylara karşı da dayanıklı.

SPORDA KULLAN

Philips’in spor tutkunlarına özel ürettiği SHQ 3000 sportif kulak içi kulaklıklar ise, kolayca takılıyor, ter geçirmiyor ve suya dayanıklı malzemesi sayesinde istenildiğinde yıkanabiliyor. Philips SHQ 3000 kulaklık, yumuşak silikon kapakları, hafif tasarımı ve döner kancaları sayesinde kulağınızda saatlerce kaymadan duruyor. İstenildiğinde yıkanabilen SHQ 3000 kulaklıklar özellikle hareketli kullanımlar için ideal. Sony’nin giyilebilir ve suya dayanıklı MP3 çaları W250 serisi ise spor yapanların en yakın arkadaşı. Walkman NWZ-W250 antrenman yaparken, yağmurda koşarken ya da duş alırken kolaylıkla giyilebiliyor. Dört farklı sportif renk seçeneği, hafif ve kulaklık kablolarının birbirine dolanmasını önleyen hepsi bir arada tasarımı sayesinde koşarken ya da dans ederken kullanıcıyı yavaşlatabilecek her şeyi ortadan kaldırıyor. Siemens'in çocuklu aileleri düşünerek tasarladığı ev telefonu Gigaset E450 de şoka, toza ve su sıçramalarına karşı ekstra dayanıklılığıyla dikkat çekiyor. Telefon ayrıca bebek telsizi, renkli ekran, ahizesiz görüşme, SMS fonksiyonu ve geniş telefon rehberi gibi aile hayatını kolaylaştıran pek çok özellik sunuyor.


TV’ye bağımlılıktan kurtarıyor Gözlüksüz 3D deneyimi

Nintendo’nun Wii U modeli, 6.2 inç ekrana sahip kumandasıyla yeni bir konsol. Oturma odasına ikinci bir ekran ekleyerek ailelere eğlencelerini özelleştirebilme seçeneği sunuyor. Wii U konsolu ile televizyona bağımlı olmaktan kurtulacaksınız. 6.2 inç ekrana ek olarak, yeni kumanda titreşim, iç kamera, mikrofon ve hoparlör özelliklerini içeriyor. Wii U hareket-duyarlılık özelliği ile full HD grafik destekli oyun oynama yeteneğini birleştiriyor. Her bir Wii U konsolu, bir adet Wii U kumandası ve 4 adet ek Wii Remote veya Wii Remote Plus kumandasıyla kullanılabiliyor.

HTC’nin EVO 3D modeli ile cep telefonunda gözlüksüz üç boyut deneyimi yaşanıyor. Sense özelliğiyle amatör filmleri ve fotoğrafları 3D olarak çekmeyi ve paylaşmayı kolaylaştırıyor. Stereoskopik görüntü, 3D etkisini gözlük takmaya gerek bırakmadan, görüntü ve videoların adeta ekrandan fırlayacakmış hissi ile doğal ortamda izlemenizi sağlıyor. HTC EVO 3D’nin çift 5-megapiksel kamerası var. 4.3 inç HD ekrandan fırlayan 3D filmler, videolar, resimler ve oyunlar ile eğlence tamamen yeni bir boyut kazanıyor. Beraberindeki stereo surround ses düzeni ile etkileyici 3D efekti paylaşılacak yeni bir dünya yaratıyor.

Galaxy S’in yenisi geldi

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

Canon’un Legria HF M serisinin yeni video kameraları, eğlence severlere hitap ediyor. Dokunmatik ekranlı HF serisi, yüksek kaliteli HD video sistemini yeni eğlenceli ve yaratıcı özelliklerle birleştiriyor. Legria HF M41, M46 ve M406, Canon’un HD CMOS Pro sensörünün yanı sıra bir hikaye anlatabilecek özellikte videolar çekilmesini sağlayan ‘Hikaye Yaratıcı’ özelliğine sahip. Yeni Hikaye Yaratıcı modu, bir kişisel video yönetmeni işlevi görüyor. Kullanıcılara ister bir tatil günlüğü, ister bir aile buluşması hakkında hikayelerini anlatabilecekleri tipte sahneler çekmeleri için rehberlik ediyor.

TEKNO-YAŞAM

Samsung, Android 2.3 Gingerbread işletim sistemi ile çalışan akıllı cep telefonu Galaxy S II’yi Türkiye pazarında satışa sundu. Galaxy S II, Samsung’un en çok satan akıllı cep telefonu Galaxy S’in bir üst modeli olarak pazara sunuldu. Süper Amoled Plus dokunmatik ekranıyla mükemmel görüntü deneyimi sunan Galaxy S II, sadece 8.49 milimetre kalınlığında. Gelişmiş hızı, ekranı ve ince tasarımı ile kendinden önceki modelin gücünü pekiştiriyor. Telefon kullanıcıları aynı zamanda Google Android Market’te yer alan yüz binden fazla ücretsiz uygulamaya erişebiliyor.

Eğlence severlerin kamerası

İSMMMO YAŞAM  63




KOMİK RESİMLER

KADINLARI ANLAMAK

Kadınları anlamak Adamın biri kumsalda dolaşırken ayağı bir şişeye çarpmış. Tıpasını çıkardığı şişeden bir cin çıkmış. Cin, adama; “Bir dilek hakkın var; dile benden ne dilersen” demiş. Adam da, “İki okyanusu birbirine bağlayan bir köprü yapmanı istiyorum” demiş. Cin, “Yahu kardeşim bu ne biçim dilek, daha olanaklı bir şeyler iste” diye söylenmiş. Adam, “Öyleyse kadınları anlamak istiyorum” demiş. Cinin cevabı çok kısa ve net olmuş: “Köprü kaç şeritli olsun?”

MİZAH

SARIŞIN DEĞİL Mİ?

Sarışın, yanmış iki kulağıyla doktora gider. Doktor ile aralarında şu diyalog geçer: - Kulaklarına ne oldu? - Ütü yapıyordum, telefon çaldı. Ben de telefon diye ütüyü koydum kulağıma. - Peki öteki kulağına ne oldu? - Lanet olası tekrar aradı.

64  İSMMMO YAŞAM

PARAMI KAYBETMESEYDİM

Çocuğun biri 1 lirasını kaybedince başlamış ağlamaya. Çocuğu gören bir kadın ise neden ağladığını sormuş. Çocuk, “1 liramı düşürdüm” demiş. Kadın cüzdanından para çıkararak çocuğa vermiş. Çocuk ise biraz durup, yeniden hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Kadın yine sormuş; “Neden ağlıyorsun?” Çocuk; “Paramı kaybetmeseydim 2 lira olacaktı” demiş.

DENİZLER NEDEN TAŞMAZ

Öğretmen sınıfta şu soruyu sordu: - Nehirler, çaylar, kar ve yağmur suları hep denize dökülüyor. Nasıl oluyor da deniz taşmıyor? Öğrencilerden biri saf saf yanıt verdi: - Suyun fazlasını balıklar içer de onun için öğretmenim!

SİYAH BEYAZ

Çocuk, babasının geçmişteki fotoğraflarının bulunduğu bir albüme bakıyormuş. Bir ara gözüne bir şey çarpmış. Babasına sormuş: - Baba eskiden herkes Beşiktaşlı mıydı? Baba: - Ne münasebet oğlum hiç öyle şey olur mu? Çocuk hemen atılmış: - Baba, o zaman niye her şey siyah beyazmış.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


 Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi; “Haksız yere öldürülüyorsun” diye ağlamaya başlayınca; Sokrat; “Ne yani, birde haklı yere mi öldürülseydim!” demiş.  Ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa; “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir; “Ben çekilirim!”  Meşhur bir filozofa; “Servet ayaklarınızın altında

İYİ GELİN

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

3-Dışı var içi yok, dayak yer suçu yok. 4-Alçacık dalı, yemesi ballı. 5-Dişim var, ağzım yok.

6-Elsiz ayaksız kapı açar.

7-Gece gündüz yufka açar.

8-Yazın giyinir, kışın soyunur.

9-Yol üstünde durur, gelene geçene buyurur. 10-Çarığı çattım bacaya attım.

ACELE İŞ

Nasreddin Hoca, bir gün eşeğe binmiş yolda giderken, eşek birden koşmaya başlamış. Kontrolünden çıkan eşeği durdurmaya çalışsa da hoca, başarılı olamamış. Eşeğin sırtında iken hocanın rüzgar gibi geçtiğini görenler: “Hayırdır hocam, bu telaş da neyin nesi; ne tarafa böyle?” diye sormuşlar. Hoca, geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından başını geri çevirerek şöyle cevap vermiş: “Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin acele bir işi çıktı da birlikte oraya gidiyoruz.”

MİZAH

Bir zamanlar yaşlı bir kadın ve oğlu varmış. Yaşlı kadın evin her işini yaparmış. Bir gün oğluna: - Oğlum ben çok yoruluyorum. Bana bir gelin getir de yardım etsin. Aradan bir ay geçmeden oğlunun düğününü yapmış. Ancak yaşlı kadın kısa sürede gelininin çok tembel olduğunu anlamış. Oğluyla işbirliği yaparak gelinin çalıştırmak istemiş: - Oğlum sen işten dönünce ben elime çamaşırı alırım. Aramızda yıkamak için konuşalım. Belki utanır da yıkmak ister. Bir sonraki gün oğlan işten dönünce aralarında şu diyalog geçmiş: - Ben yıkayacağım. - Hayır anne, ben yıkayacağım. O arada gelin içeri girmiş: - Ne oluyor, neden kavga ediyorsunuz? Çok meraklıysanız, bir gün biriniz, öbür gün de diğeriniz yıkasın(!)

2-Bakınca görünürsün, kaçınca silinirsin.

Cevaplar

HAZIR CEVAPLAR

olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?” diye sorulmuş. Filozof, “Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan” diye yanıt vermiş.  Dostlarından biri, Fransız Kralı 15. Lui' ye; “Majesteleri, akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre herkes böyle bir vergiyi seve seve öder” diye fikir vermiş. Kral, alaylı alaylı gülerek; “Hakikatten ilginç bir fikir cevabını vermiş.” Bu buluşunuza karşılık sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum” demiş.  Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile’ye hasımlarınından biri; “Efendim kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi?” diye sormuş. Galile, “Doğru. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama seninkiler de bir eşeğe göre fazla küçük sayılmaz mı?” diye lafı yapıştırmış.  Bir toplantıda bir genç şair Mehmet Akif’i küçük düşürmek için; “Affedersiniz siz veteriner misiniz?” diye sormuş. Mehmet Akif, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş: “Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?”  İdam edilmek üzere olan bir mahkuma; “Diyeceğin bir şey var mı?” diye sorduklarında şunu söylemiş: “Bu bana iyi bir ders oldu!”  Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca; Yavuz, “Sen sır saklamayı bilir misin?” diye sormuş. Vezir, “Evet hünkarım, bilirim” dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: “Ben de bilirim.”  Bir filozofa sormuşlar: “Şansa inanır mısınız?” Filozof, “Evet yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım” demiş.

1- Ne kanı var, ne canı beş tanedir parmağı.

1-Eldiven 2-Ayna 3-Top 4-Çilek 5-Tarak 6-Anahtar 7-Deniz 8-Ağaç 9-Trafik polisi 10-Terazi

 İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

İSMMMO YAŞAM  65


1

1

K A R E

2

3

4

5

B U L M A C A 6

7

8

9

10 11 12

SUDOKU

Z O R

2 3 4 5 6 7 8 9

10

11

12 13

K O L A Y

14 15

SOLDAN SA⁄A 1. Divan - “... bulut yok bu ne dumand›r” (türkü). 2. Güzel sanatlar›n bir dal› - Taraf. 3. Öyledir anlam›nda bir onaylama sözcü¤ü - Do¤u Anadolu’da bir ›rmak - Dervifl selam›. 4. Gere¤inden çok yemek yiyen - Tan›k. 5. Ödün - Kan›t. 6. Öykü - Adaletli. 7. ‹lkel bir su tafl›t› - At›n duda¤›na tak›lan tahta k›skaç. 8. Yabanc› - Letonya paras› - Tavlada bir say›. 9. Zeytin küspesi - Ergenekondan ç›k›flta Göktürklere yol gösteren difli kurt. 10. Çizgilerin, yüzeylerin, kat› cisimlerin birbirlerine rastlad›klar› ve kesifltikleri yer. 11. Peru’nun baflkenti - Han›m, efl - Bir nota. 12. ‹lave - Evet ünlemi - Eski Yunan’da halk›n sorunlar›n› görüflmek için topland›¤› alan. 13. Kahve kremas› - Yüksek, yüce - ‹nce dantel. 14. Halk dilinde hala - Bir tür yabanmersini. 15. Tatl› bir çörek türü - Yararl› bir içecek - Bir tatl› su bal›¤›. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Saz, kam›fl ya da ince dallardan örülerek yap›lan, genellikle sap› olan, yiyecek ve eflya tafl›mak için kullan›lan kap - Sepi yapmak, tabaklamak. 2. A¤abey - Bir yerde toplanan kalabal›k, halk - Yerine koyma. 3. Küçük demiryolu - Boyun e¤en - Biricik. 4. Çavuflkuflu, hüthüt - Bulaflma, geçme. 5. Endonezya plakas› - Feza - Sodyumun simgesi - Duman kiri. 6. Uçurum - Dalkavuk. 7. K›zg›n, yak›c› - ‹laç - Bir tür ba¤›ms›zl›¤› olan büyük il. 8. Elçilik uzman› Eski Türklerde hekimlere verilen ad. 9. Sebze, meyve vb. satmak için kurulmufl e¤reti, derme çatma dükkan - Silindir biçimindeki ambar - Vilayet. 10. Bir zaman birimi - Do¤ru yol - Bir tür deniz tafl›mac›l›¤›. 11. ‹çle ilgili - Eflyaya vurulan damga - Yer çatla¤›. 12. ‹natç› - Sokakta bulunmufl, kimsesiz eflya - Baston. KARE BULMACA SOLDAN SA⁄A: 1. Sedir-Havada. 2. Edebiyat-Yan. 3. Peki-Aras-Hu. 4. Oburfiahit. 5. Taviz-Delil. 6. Hikaye-Adil. 7. Sal-Yavafla. 8. El-Lat-Yek. 9. PirinaAsena. 10. Arakesit. 11. Lima-Ayal-Fa. 12. Ek-Ya-Agora. 13. Mate-Ulu-Oya. 14. Emeti-Enir. 15. Kek-Süt-Lota. YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1. Sepet-Sepilemek. 2. Ede-Ahali-‹kame. 3. DekovilRam-Tek. 4. ‹bibik-Sirayet. 5. Ri-Uzay-Na-‹s. 6. Yar-Yalaka-. 7. Har-DevaEyalet. 8. Atafle-Atasagun. 9. Salafl-Silo-‹l. 10. Ay-Hidayet-Roro. 11. Dahili-En-Fay. 12. Anut-Lukata-Asa.

HAZIRLAYAN: İLKER MUMCUOĞLU

66  İSMMMO YAŞAM

Z O R

K O L A Y

Bulmacamızdaki her satır, her sütun ve 3X3’lük her kutuya, 1’den 9’a kadar rakamlar yerleştirilecektir. Her satır, her sütun ve 3X3’lük kutu bölümlerinde 1’den 9’a kadar sayılar bir kez kullanılacaktır.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


İSMMMO HABER

İSMMMO’dan esnaf ve sanatkara uyarı Türkiye genelinde 2 milyonu aşkın esnaf ve sanatkar bulunuyor. Bakkallardan terzilere, manavlardan kasaplara kadar birçok esnaf ve sanatkarın 30 Haziran 2011’e kadar eski vergi levhalarını değiştirmeleri gerekiyordu. Bu tarihe kadar değiştirmeyenler ise cezalı duruma düşüyordu. İstanbul Serbest Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan, Haziran ayı içinde basın yoluyla milyonlarca esnaf ve sanatkarı uyardı. Böylece mesleki sosyal sorumluluklarından birini daha yerine getirmiş oldu. Başkan Yahya Arıkan Türkiye genelinde 2 milyonu aşkın esnaf ve sanatkarın vergi levhalarını 30 Haziran’a kadar yeni barkodlu levhalarla değiştirip, tasdiklenmeleri gerektiğini anımsatarak, mükelleflere cezalı duruma düşmemeleri uyarısını yaptı. 408 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’ne göre 1 Haziran 2011 tarihinden önce alınan ıslak imza ya da mühür ile tasdik edilmiş tüm vergi levhaları geçerliliğini yitirdi. Bu durumda da esnaf ve sanatkarların işyerlerinde bulundurması zorunlu olan vergi levhalarının 30 Haziran’dan sonra yasa gereği barkodlu yeni vergi levhalarıyla değiştirilmesi gerekiyor. Yeni levhaların denetimde ibraz edilememesi durumunda her bir tespit için yasa gereği 170 TL özel usulsüzlük cezası ödenecek. Başkan Yahya Arıkan’ın verdiği bilgiye göre, Mayıs 2011 itibariyle Türkiye’de 567 meslek grubunda 2 milyon 21 bin 348 esnaf ve sanatkar bulunuyor. Bunların yeni vergi levhalarıyla ilgili olarak serbest muhasebeci ve mali müşavirlerine danışmaları çağrısında bulunan Arıkan, internet şifresi bulunan vergi mükelleflerinin Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet vergi dairesi sistemi üzerinden işlemlerini yaptırabileceklerini de kaydetti. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan yeni yasa ile artık işyerlerine vergi levhası asma zorunluluğunun kaldırıldığını da belirterek, bulundurulmasının ise mecburiyetine dikkat çekti.

8  İSMMMO YAŞAM

İSTANBUL İ SERBEST MUHASEBEC SI MALİ MÜŞAVİRLER ODA

KURS YERLERİ

 Şişli (Gayrettepe, Dedeman  Kadıköy (Hasanpaşa Mh.)

İş Merkezi)

TESMER J MERKEZİ TEMEL EĞİTİM VE STA İSTANBUL ŞUBESİ

 Beyoğlu (İstiklal Caddesi)  Şirinevler (Mahmutbey Cd.)

Cİ SERBEST MUHASEBE İK MALİ MÜŞAVİRL

S TA J B A Ş L AT M A S I N AV I H A Z I R L I K K U R S L A R I

Staj başlatma kursları başlıyor 2011/2. DÖNEM

TÜRMOB (Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odaları Birliği) tarafından yapılacak olan 2011 yılı 3. dönem Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Staj Başlatma Sınavlarına hazırlık amacıyla düzenlenen kurslar için geri sayım başladı. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, Oda’nın web sitesinden yaptığı duyuruda; toplam 177 saat olacak kursların uzman akademisyenler tarafından verileceğini açıkladı. Kurslarla ilgili detaylı bilgi verilen duyuruya göre; hafta içi kursları 5 Eylül’de başlayacak. Bu kurslar hafta içi her gün saat 18.30-22.00 saatleri arasında ve cumartesi günleri de saat 14.00 ila 18.00 saatleri arasında devam edecek. Hafta sonu kursları ise 3 Eylül’de start alacak. Cumartesi-pazar günleri saat 10.00 ila 18.00 ve tüm program süresince sadece 9 hafta içi günü 19.00 ila 22.00 saatleri arasında devam edecek. Kurslar için kayıtlar 3 Ağustos’ta başladı. Kurs ücreti KDV dahil bin 50 lira. Daha önce de kurslara kayıt olmuş stajyerlere yüzde 10 indirim yapılacak. Kurslar Şişli, Kadıköy, Beyoğlu ve Şirinevler’deki eğitim merkezlerinde verilecek.

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011


Türkiye’nin suç ekonomisi büyüyor

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011

ni açısından büyük tehlike oluşturduğunu dile getirdi. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın Suç Ekonomisinin Türkiye Bilançosu Raporu’nda, veriler ve elde edilen kazançlar “sektör” bazında da tek tek ele alınarak 2010 yılı Türkiye suç ekonomisinin panoraması ortaya konuldu. Rapordaki ifadelere göre, 2010 yılında yakalanan 12 ton eroin baz alındığında tahmini yılda 60 ile 120 ton arasında eroin Türkiye’den kaçak olarak geçiyor. İran sınırında kilo fiyatı 4 bin 500 lira civarında olan eroin İstanbul’a geldiğinde 16 bin liralık kilo fiyatına ulaşıyor. Avrupa’ya ulaştığındaysa kilo fiyatı toptan satışlarda bile 60 bin lira civarında. Bu rakamlarla eroinin sadece yurt içindeki cirosu yıllık en az 1.8 milyar Suç ekonomisini besleyen diğer iki yasa dışı faaliyet ise fuhuş ve insan kaçakçılığı. Türkiye’de 56 genelevde 3 bin kadın seks işçisi çalışıyor. Bunun dışında 15 bin civarında kayıtlı seks işçisi olduğu ileri sürülüyor. Aylık ortalama 2 bin liralık gelirle yapılan minumum hesaplarla bile ortaya çıkan ciro 3 milyar liranın üzerinde. Türkiye, ABD’nin İnsan Ticaretini İzleme raporlarına göre dünyada stratejik ülkelerden biri. Hem önemli bir geçiş noktası hem de insan kaçakçılığının kontrol edildiği merkezlerden. 2010 yılında Türkiye’de 33 bin göçmen yakalandı. Her bir göçmen için insan kaçakçıları ortalama 3 bin doları peşin para alıyor. Pazarın büyüklüğü yakalanmayan kaçaklarla birlikte 750 milyon liraya yaklaşıyor.

Suç ekonomisini en çok besleyen 10 alan (2010) Suçun tanımı Fuhuş Eroin Esrar İnsan kaçakçılığı Kaçak sigara Korsan kitap ve DVD Organize suç Kaçak çay Ecstacy Tarihi eser kaçakçılığı

Ciro (Milyon TL) 1.8 milyar TL 1.8 milyar TL 1 milyar 50 milyon TL 742 milyon 500 bin TL 652 milyon 500 bin TL 451 milyon 605 bin TL 280 milyon TL 205 milyon 740 bin TL 200 milyon TL 160 milyon TL

İSMMMO HABER

Kaçak içki ölümleri, fuhuş, hırsızlık, kapkaç… Bunlar, Türkiye’de suç listesinin başında yer alıyor ve sık sık gündeme geliyor. Mesleki olduğu kadar toplumsal raporlarıyla da dikkat çeken İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO), Türkiye’de ‘suç ekonomisinin’ boyutlarını araştırdı. Suç Ekonomisinin Türkiye Bilançosu adlı araştırmasını temmuz ayının son günü medyaya açıkladı. İSMMMO’nun araştırmasına göre, 2010 yılında 27 kalemde Türkiye’de yasadışı faaliyetlerde oluşan ciro, en az 8 milyar TL’ye ulaştı. Suç ekonomisini oluşturan; kriminal ve kaçakçılığa dayanan illegal sektörlerde, kaçak içki, fuhuş, uyuşturucu, hırsızlık, sahtecilik gibi birçok kalemdeki toplam yıllık net gelir de en az 3 milyar 250 milyon TL. Uyuşturucu, insan ticareti, hırsızlık gibi klasik suç kalemlerinin yanı sıra, yüksek oranlı Özel Tüketim Vergisi ve gümrük vergileri yüzünden cazip hale gelen içki, sigara, çay gibi ürünlerde yasadışı ticaret pazarın beşte birine kadar ulaşıyor. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan “Ekonominin kara deliğine dönüşen, insanlarımızın canına ve malına kasteden suç ekonomisinin önüne geçmek için kolluk kuvvetlerine ve hukuk sistemimize büyük iş düşüyor” diye konuştu. Arıkan, suç ekonomisin temelde kayıt dışı ekonomi içinde büyüdüğünü anımsatarak aynı zamanda bu durumun kamu düze-

İSMMMO YAŞAM  9

Profile for Istanbul SMMM Odası

33yasam  

33yasam