Page 1

32

SAYI

YASAM

5

YIL

MAYIS-HAZİRAN 2011

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

7’DEN 77’YE DİYETTEYİZ

 DUAYEN GAZETECİ YALÇIN BAYER İLE SÖYLEŞİ  ORTADOĞU’DA DEVRİM RÜZGARLARI NELER GETİRECEK?  FRANSA’NIN SAKLI GÜZELLİKLERİ  ÜSTAT ERTAN ÖZDEMİR HİKAYELERİNİ ANLATIYOR  SANATÇI MUZAFFER ERTÜRK İLE MÜZİK ÜZERİNE...  ÇOCUĞUNUZ DENİZLERE YELKEN AÇSIN


Hikayeleriyle bir üstat

ZİRVEDEKİLER

Meslekte 40 yılı geride bırakan bir üstat olan Ertan Özdemir, “Bir Hikaye Anlatsana Üstat” kitabında hem kendi hikayesini, hem de meslekte biriktirdiği deneyimlerini anlatıyor. Halen yönetim danışmanlığı yapan Özdemir yeni dönemde kitap yazmaya ağırlık verecek. Yakında hesap uzmanlarının başarı hikayelerini de yazmayı planlıyor.

10  İSMMMO YAŞAM

MAYIS - HAZİRAN 2011


GÜLŞEN KANDEMİR

MAYIS - HAZİRAN 2011

gelecek planlarını konuştuk. Kitabınızı okuduğumuzda bazı detayları çok net hatırlayıp yansıttığınızı görüyoruz. Not alma alışkanlığınız var mıydı? Bir gün böyle bir biyografi yazmayı planlıyor muydunuz? Hayır, bu detaycılık meslekten geliyor galiba… Buradaki hikayelerin bir kısmını dostlarıma anlatırdım zaten. Böyle hikayeleri çok severlerdi. Dolayısıyla bir kısmı sürekli tekrar edildiği için akılda kaldı. Diğer bölümlerini de çok zorlanmadan yazdım.İstedim ki, gençlere biraz Türkiye’nin geçmişini hatırlatalım. Türkiye’nin nereden nereye geldiğini iyi bilirlerse geleceği daha iyi planlarlar. Türkiye’de çok ciddi bir gelişme var. Ben bunları cumhuriyetin kazanımlarına bağlıyorum. Mesleğinizde üstatlar arasına girdiniz ama siz çalışma hayatına çok küçük yaşta başladınız değil mi? Ne işler yaptınız? Neredeyse yapmadığım iş kalmadı. Babam askerdi, beni çalışmaya yönlendirdi. Ortaokul yıllarımdan itibaren hemen her yaz çalıştım. Sinemada bilet satıcılığından, gazoz dağıtıcılığına sandviç satıcılığından tiyatroya kadar birçok işe bulaştım. İzmir’de Demokrat İzmir Gazetesi’nde, ardından da mizah dergisi Matrak’ta çalıştım. Çok güzel anılarım oldu. Bu anılar halen o kadar canlı ki… 14 yaşımdayken bir sandevicciye bile ortak olmuştum. O yıllarda çalışmak size neler kattı? Çalışırsanız çok insanla karşılaşırsınız. Her insanın farklı bir yapısı var. Onları gözlemliyor, onlara karşı pozisyon almayı öğreniyorsunuz. Kısacası insanı insan yapan öğeleri daha çabuk kavrıyorsunuz. Ayrıca, her türlü mesleğin içinde önemli olan yaptığınız mesleğin prezentasyonudur. Bu prezentasyon kabiliyetini kazanıyorsunuz. Gençken değişik işlerde çalışarak piyasa bilgisi ediniyorsunuz. Dolayısıyla ben bütün gençlere eğitim hayatı boyunca fırsat bulduklarında çalışmalarını öneririm. 1962 yılında Mülkiye’ye girdiniz ama ikinci sınıfta Mülkiye’yi bırakmak istediniz! Neden? Dediğiniz doğru… Ben iyi bir talebeydim. Ancak lisandan ikinci sınıfta kaldım. Benim bildiğim kadarıyla bu Mülkiye tarihinde ikinci olay. (Mülkiye 1859’da kuruldu.) Bir hoca ile çatışmadan kaynaklandı. Sonra babam geldi ve dedi ki; “Oğlum bunlar her zaman başına gelebilir; okuluna devam et” dedi. Düşündüm ve devam etmeye karar verdim. Bir yıl okula gitmediniz. O dönemde neler yaptınız? Önce TRT’nin spikerlik imtihanına girdim. Çok zor bir imtihandı; tir tir titriyordum. Onu

ZİRVEDEKİLER

Maliye Bakanlığı öğretilerine ve geleneklerine göre yetiştirilmiş insanlar birbirlerine “üstat” derler… O da ‘üstat’ olarak anılan isimlerden biri… Mesleğine tam 40 yıl vermiş… Meslekte biriktirdiklerini ise Nisan 2011’de Doğan Kitap’tan çıkan “Bir Hikaye Anlatsana Üstat…” adlı kitabında topladı. Evet, Ertan Özdemir’den bahsediyoruz. Özdemir, zaten kitabına üstatlar için hikaye anlatmanın önemini vurgulayarak başlıyor: “Üstat öğretisinde hikayelerin önemli bir yeri vardır. Üstatlar bir konuyu açıklayınca, arkasından bir hikaye anlatırlar. Aslında yapılan, yaşanmış örnek olaylarla durumu anlatmak, açıklamaktır.” Ertan Özdemir’in meslekteki hikayesi ise 1967 Eylül’ünde Maliye Bakanlığı’nın hesap uzmanlığı sınavını birincilikle kazanmasıyla başlamış. 1976 yılına gelindiğinde de Gelir Genel Müdür yardımcısı olmuş. 12 yıllık bürokrasideki görevinin ardından özel sektöre geçen Özdemir’in yolu 1980 yılında Banker Kastelli diye anılan Cevher Özden ile kesişmiş. Özden’in iki şirketinde (Bimtaş ve Banker Kastelli A.Ş) yönetim kurulu üyeliği ve genel müdürlük yapmış. Özden’in yurtdışına kaçmasıyla Kastelli’nin tasfiyesinde koordinatör olarak görev almış. Kastellili yılları için “Cevher Özden ile çalıştığım 3-4 yılda 50 yıllık deneyim edinmdim” diyor. 1987 yılında kendi şirketini kuran Özdemir, tam 25 yıl danışmanlık ve yeminli mali müşavirlik yapmış. Özdemir, 25 yılın ardından 2007 yılında şirketini Deloitte Touche Tohmatsu ile birleştirmiş. Halen yönetim danışmanlığını sürdüren Özdemir’in hayatında yeni meşgalesi ise yazarlık… Önce kendi hayatını yazan Özdemir’in bu konudaki yeteneği ortaya çıkınca Hesap Uzmanları Vakfı “Bizim 66 yıllık tarihimizi yazar mısınız” teklifinde bulundu. Üstat Ertan Özdemir ile hem geçmişi, hem

İSMMMO YAŞAM  11


ZİRVEDEKİLER

HÜKÜMET KRİZİNİ ÇÖZDÜLER Ertan Özdemir kamuda çalıştığa yıllarda özellikle 1. MÇ (Milliyetçi Cephe) Hükümeti sırasında hükümetin yıkılmasıyla sonuçlanabilecek bir krizin çözümünde de görev aldı. Bu hikayeyi kendisi şöyle anlatıyor: “Yıl 1977. 1. MÇ Hükümeti döneminde Süleyman Demirel başbakandı; Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş de başbakan yardımcılarıydı. Erbakan çok büyük bir sanayi hamlesi altında yatırımlar yapmak istiyordu. Sanayi bütçesinin içine de bu parayı koymak istiyordu. Gelir bütçesi kısıtlı olduğu için de Demirel bundan yana değildi. En son gün bütçe meclise gitmeden önce biz bir toplantı yaptık. Erbakan kalktı dedi ki, “Sanayi Bakanlığı bütçesine şu kadar para konulmasını istiyorum.” O sırada Demirel ile de biraz araları açıktı. Demirel’de o zaman oradaki bürokratların hepsine tek tek sordu. “Gelir bütçesini artarabilir miyiz?, Dışarıdan borçlanabilir miyiz?” Zaten öyle bir soruyor ki, olumsuz yanıt alacağını biliyor. Bunun üzerine Erbakan kalktı ve toplantıdan çıktı gitti. Tabii biz hepimiz şok olduk. Gece 22.30-23.00 arası… Saat 24.00’da da bütçeyi Meclis’e teslim etmemiz gerekiyor. Bize Cumhuriyet Halk Partisi, Meclis’e noter getirdi diye bilgiler geliyor. Bütçe gece 24.00’a kadar Meclis’e teslim edilmezse, Anayasa gereği hükümet düşüyor. Demirel ve Erbakan’da kalktı gitti, biz öyle bekliyoruz. Biz hemen iki alternatif bütçe hazırladık. 23.30 civarı bir haber geldi, rakamı ekleyin diye… Biz de ekledik. Ama Allah’tan biz o bütçe tahmininde bulunurken bir miktar geliri açıkcası saklamıştık. Sonra yüzde 98 civarında o bütçe realize oldu.”

12  İSMMMO YAŞAM

kazandım. Tiyatroya da meraklıydım. TRT’de devam ederken Devlet Tiyatrosu’na da müracaat etmiştim. Peter Pan çocuk oyunu için davet ettiler. Peter Pan’ı Işık Yenersu oynuyordu. İlk defa sahnede uçma tekniği kullanıldı. Ben figüran olarak rol aldım. O devam ederken bir fotoroman çekimlerine çağırdılar. Mülkiye’ye tekrar döndükten sonra; Nuri Çolakoğlu ile birlikte Mülkiye’de Sahne’yi kurduk. Her sene bir-iki oyun sergiledik. Onların ikisinde de hem reji asistanı hem de oyuncu olarak görev aldım. Ama sanat hayatımız bitti, matematiğe döndük. İş hayatınızda bir kamu, bir de özel sektör dönemi var. Neden kamudan istifa edip, özel sektöre geçtiniz? Ben insanlara çok önem veririm. Gelir İdaresi Başkan Yardımcılığı yaptığım dönemde yeni bir hükümet iş başına gelmişti. Ben de aklıma gelen bir öneriyi Gelirler Genel Müdürü’ne söyledim. “Biz teşkilattaki insanlara para ödeyemiyoruz, onların ayaklarına gidip motive etsek” dedim. Bana “Sen organize et” dediler. Türkiye’yi 10 bölgeye böldüm. Her bir bölgenin bütün çevresindeki illerin ve ilçelerin, mal müdürleri, vergi dairesi müdürleri, gelir müdürleri ve defterdarlarını o bölgede topluyorduk. Bunları KİT’lerde ağırlıyorduk. Bakanlar dahil olmak üzere müsteşarlar ve gelir müdürleri de geliyor; 5’şer dakika politikaları anlatıyorlar; daha sonra da onların dertlerini diliyorduk. Bir de akşam yemeği veriyorduk. İnsanlar gerçekten çok mutlu oluyorlardı; müsteşarın, bakanın yanına oturuyorlardı. Çocuklarına anlatacakları anıları oluyordu. Bu basında çok ilgi gördü. Gerçekten kamuda çok büyük bir idare, teşkilatıyla birlikte yemek yiyorlardı. Bir gece basın bülteni hazırladım; bakana götürdüm. Aldı, okudu, birkaç yeri düzeltti. Bana döndü dedi ki “Ertan sen ne müsrif adamsın.” Gece saat 02.00. “Sayın Bakanım neden müsrif olayım?” dedim. “Çok yemek veriyorsun” diye yanıt verdi. Ben de dedim ki, “Sayın Bakanım ne yemek verdik. Çorba, et yemeği, salata, pilav, meyve ve bir meşrubat. Normal tabldot yemek.” “Mesela çorba fazlaydı” demesin mi?... Öyle söyler söylemez başımdan aşağıya o çorbalar döküldü. Bu bana çok ağır geldi. “Bu insanlar kötü şartlar altında can siperane çalışıyorlar.” Çok üzüldüm, Ankara’ya döndük, istifamı verdim. Özel sektöre geçince hayatınıza Banker Kastelli yani Cevher Özden girdi. Kaç yıl birlikte çalıştınız? Aslında 1979 yılında Kastelli’ye transfer oldum. Onun yurtdışına gittiği tarih; Ha-

MAYIS - HAZİRAN 2011


MAYIS - HAZİRAN 2011

Ertan Özdemir’in Burcu ve Beliz adında iki kızı var. İkisi de Bilgi Üniversitesi İşletme mezunu. Şimdi kendi işlerini yapıyorlar.

İSMMMO’NUN ÇALIŞMALARINI TAKDİRLE İZLİYORUM Ertan Özdemir, yeminli mali müşavirlikle serbest muhasebeci mali müşavirlik meslek kurumlarının kurulmasıyla Türkiye’de bir çığır açıldığına inanıyor. “Meslek bir disiplin kazanmıştır” diyen Özdemir, bu mesleğin iyi yapıldığı takdirde Türkiye’nin çehresini değişeceğini düşünüyor. Ertan Özdemir, İSMMMO ile ilgili ise şu değerlendirmelerde bulunuyor: “İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası benim görebildiğim kadarıyla bugüne kadar muhteşem işler başarmıştır. Çok güzel yayınlar yapmakta ve bu yayınları bütün üyelerine ulaştırmaktadır. Büyük eğitimler düzenlemektedir. Odanın çalışmalarını büyük bir zevkle ve gururla izliyorum. Bunu yapanları da gerçekten candan kutluyorum. Türkiye’de gerek eğitime gerekse meslek eğitimine bu kadar önem veren kurumların ortaya çıkması cumhuriyetin en önemli kazanımıdır. İnsan ancak bilgiyle eğitimle insandır. İSMMMO gibi kurumların daha iyiye giderek yaşaması gönülden dileğimdir.”

tım. Deloitte kendi sektöründe dünyanın bir numarası. “Eğer ben arkadaşlarımı da buraya taşırsam onları da inanılmaz bir uluslararası ufuk açmış olurum. Beni hep iyi anarlar” diye düşündüm. Emin olun bu evlenme sürecinde, şirketle yapmış olduğum görüşmelerin yüzde 90’ı arkadaşlarımla ilgilidir. Yeni kitap hazırlığınız var mı? Yeni kitap projelerim var. Hesap Uzmanları Vakfı bana müracaat etti; hesap uzmanlarının 66 yıllık tarihini yazmamı istiyorlar. Ben de hesap uzmanlarının içinden yetiştim. Ben de onlara dedim ki, böyle bir çalışmada başarı hikayelerini anlatmak gerekiyor. Hesap uzmanları bugüne kadar hem özel sektörde hem de kamuda önemli görevler üstlendiler. Doğuş’tan Koç’a, Anadolu Endüstri Holding’den Alarko’ya kadar çok önemli görevler üstlendiler. İkinci kitap projemse şöyle: Yoğun bir çalışma hayatından sonra emekli olmuş bir kişinin emekliğinin ilk 10 gününü anlatacağım. Nasıl sudan çıkmış balık oluyor? Sabah 7 ile akşam 7 arasındaki hayatını nasıl geçiriyor? Aslında bir gününün taslağını bile yazdım.

ZİRVEDEKİLER

ziran 1982. Demek ki 2.5 yıl çalışmışız. Tabii ondan sonra da tasfiye süreci var. Tasfiye de 1987’de bitti. Banker Kastelli yurtdışına kaçmasaydı batar mıydı? O zamanlar Türkiye’de piyasanın, borsanın bir derinliği olabilseydi Cevher Özden batmazdı. O dönemde borsanın kuralları belli değildi. Türkiye henüz o mevzuata kavuşmamıştı. Dolayısıyla biz kendi kurallarımızı kendimiz koyuyorduk. Biz hepimiz bürokrasiden geldiğimiz için (Yılmaz Karakoyunlu, Ahmet Akdoğan, Özkan Özcan, Ertan Özdemir) çok sağlam kurallar üzerine sistemi oturtuyorduk. Cevher Bey de gerçekten çok zeki bir adamdı. O zekasıyla birçok yeniliği ortaya koydu. Tabii bunda bizim de katkılarımız vardı ama esas zeka ondan kaynaklanıyordu. Biz onun dediklerini yasal çerçevelere oturtulması konusunda çalışıyorduk. İlk defa bugün bizim repo dediğimiz şeyi PÇT (paraya çevrilebilir tahvil) adıyla biz başlatmıştık. Menkul kıymetler alımı satımı yapılırken, faize bağlı olmaksızın alınıp satılabilmesi o dönemde oldu. İşlenebilir faizi ile birlikte alınıp satılabiliyordu. Bugün sermaye piyasasında uygulanan kurumların ve araçların büyük çoğunluğu o zaman üretildi. İlk defa Sermaye Piyasası Kanunu o dönemde çıktı. Ben orada 3-4 yılda diyebilirim ki 50 yıl yaşadım. 50 yıllık deneyim edindim. Siz gidişatın kötü durumunu görüp, yöneticiler olarak patronunuz Cevher Özden’e muhtıra vermiştiniz. Neden sizi dinlemedi? Türkiye’de birçok zengin adama müşavirlik yaptım. İnsanlar zenginleştiğinde çevrelerinde başka bir halka oluşuyor. Bu halka onlara doğru şeyleri söyleyen insanları çevreden uzaklaştırıyor. Yaptıkları yanlışlar kendilerine bir maliyet olarak dönüyor. Cevher Özden’de böyle bir maliyeti ödedi. Tasfiye süreci çok uzun yıllar sürdü değil mi? Tasfiye süreci 4.5 yıl sürdü. Rakam çok büyüktü. Yaklaşık 1.2 milyar dolarlık bir tasfiyeydi. Cumhuriyet tarihinde de bitmiş tek tasfiyedir. Kendi şirketinizi 1983’te kurdunuz ve 25 yıl danışmanlık yaptınız. Şirketinizi satmak zor olmadı mı? O nokta benim için çok önemli bir noktaydı. Benim iki kızım var. Kızlarım benimle birlikte çalışıyorlardı ama benim mesleğimi sevmiyorlardı. Kızlarım işi devam ettirmek isteselerdi belki daha farklı bir şey olurdu. Biz tam üst butik seviyesindeydik. 50 tane çok iyi yetişmiş çalışanımız vardı. Ağırlığımız da vergiydi. Ya çok büyüyecektik ya küçülecektik. Büyümek için gücümün yetip yetmeyeceği konusunda tereddütlerim vardı. Çünkü artık 63 yaşına gelmiştim. Küçülmeye de gönlüm elvermiyordu. Arkadaşların çok büyük bir zevkle çalışıyordu. Üçüncü yol olarak da Deloitte’un teklifiyle karşılaş-

İSMMMO YAŞAM  13


KAPAK

Rejimdeyim rejimdesin rejimde Yaz aylarına girdiğimiz şu dönemde adeta bir diyet çılgınlığı yaşanıyor. Yaşam tarzının kolaylaşmasıyla harcanan enerjinin azalması, popüler kültürün fit görünme baskısı 7’den 77’ye herkesi diyete soktu. Diyet yemeği, spor salonları, inceltici kremler, yağ aldırma ameliyatları, diyetisyenler derken büyüklüğü de milyarlarca TL’yi bulan bir sektör doğdu. Hızlı kilo vermek herkesin isteği. Ancak diyetisyenler uzun sürede alınan kiloların yavaş yavaş verilmesi konusunda uyarıda bulunuyor.

14  İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN “Bu pazartesi rejime başlıyorum.” “Yine göbek yaptım.” “Yemeği azaltıp, hareketi artıracağım.” “Hamur işini kesiyorum.” “Altın çilek kilo verdiriyormuş.” “Selülit giderici krem aldım.” Bu cümleler hepimize tanıdık geliyor. Kendimiz ya da çevremizdeki pek çok kişi hayatında bu tarz sözleri defalarca sarf ediyor. Özellikle kıştan yaz aylarına girdiğimiz şu dönemde kilolarından şikayetçi olmayan yok gibi. Türkiye’de adeta herkes bir rejim çılgınlığı içinde. 7’den

MAYIS - HAZİRAN 2011


77’ye diyeti düşünür olduk. Fazla kilolar ve obeziteye kadar giden aşırı kilolar rejim çılgınlığının en büyük nedeni. Kültürün ve toplum yargılarının dayattığı ‘sıfır beden’ ve fit görünme de bu çılgınlığa katkıda bulunuyor. Diyet yemeği, spor salonları, inceltici kremler, yağ aldırma ameliyatları, diyetisyenler derken büyüklüğü milyarlarca TL’yi bulan bir sektör yaratılmış durumda. Yüzlerce çeşit ürünü ve kavramıyla zayıflama sektörü gıda ya da otomotiv sektörüyle boy ölçüşecek hale geldi. Zayıflamak için dünyada harcanacak paralarla milyonlarca aç insanın doyurulabilmesi de tezat yaratıyor. Zayıflama ve diyet sektöründeki gelişmeler dünyada tahminlere göre 400 milyar dolar büyüklüğünde bir sektör yaratmış durumda. Bu rakamın 2014 yılında 586 milyar dolara çıkması öngörülüyor.

ENERJİ HARCANAMIYOR

MAYIS - HAZİRAN 2011

 Diyetisyen: Seansı 60 ile 250 YTL arasında değişiyor.  Spor salonu üyeliği: Aylık üyeliği 250 YTL'den başlıyor.  Spor aletleri: Koşu bantları 500 YTL'den başlıyor.  Kondisyon bisikleti: Fiyatı 150 YTL'den başlıyor.  Zayıflama kemerleri: 80 YTL'den başlıyor.  Zayıflatan korseler: 60 YTL'den başlıyor.  Zayıflatan eşofman: 60 YTL'den başlıyor.  Yağ aldırma: 3 bin-8 bin YTL arasında değişiyor.  İştah kesici ve vitamin içerikli takviye ürünler: 40 YTL'den 250 YTL'ye kadar değişiyor.  Diyet yemekleri kitapları: 10 YTL ile 50 YTL arasında değişiyor.  Zayıflama çayları: 10 YTL ile 60 YTL arasında değişiyor.  Lahana çorbası kapsülü: 65 YTL'den başlıyor.  Vitamin ve zayıflama hapları: 20 YTL'den başlıyor.  İnceltici kremler: 30 YTL ile 200 YTL arasında değişiyor. getirdiği şeker, hipertansiyon gibi sağlık problemlerinin bulunduğunu da belirterek, şunları anlatıyor: “Vücudunuzdaki yağlardan kurtulmak için zayıflama, güzellik ve estetik merkezleri, zayıflama hapları-tozları, diyet gıdalar gibi birçok yöntem bulunuyor. Ama hangi yöntemin kimin için uygun olduğuna bakmak lazım. Kişi sağlıklı ve kalıcı bir şekilde zayıflamak istiyorsa kararlı ve sabırlı olmalı. İlk olarak, yapılan muayene ve genel kontroller sonucunda eğer bir sağlık problemi varsa doktor tarafından hastalığın tanısı konulmalı ve tedavisi yapılmalı. Bu aşamanın sonrasında yapılacak olan tıbbi beslenme tedavisi ise tamamıyla diyetisyene aittir.” Hızlı kilo vermek herkesin isteği. Ancak Baş, alınan kiloların ya-

KAPAK

Kilolu insan sayısının artışında en büyük etken yaşam standartlarının değişmesi. Teknolojinin gelişmesiyle insanlar daha az enerji harcar hale geldi. Medipol Hastanesi Diyetisyeni Esra Baş, insanların kendilerine ayıracakları vaktin daralmasıyla da hızlı yemek yeme, egzersiz yapamama, sağlıklı besin arayışının engellemesinin şişmanlamada en büyük faktör olduğunu söylüyor. Bu durum da obeziteyi yaygınlaştırıyor. Diyetisyen Esra Baş, obeziteyi; bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının artması sonucu, boya göre ağırlığın arzu edilenin üzerine çıkması şeklinde tanımlıyor. Vücut ağırlığı boy uzunluğuna göre 30 kilo ve üzerindeyse kişi obez olarak görülüyor. Baş, obezitenin beraberinde

ZAYIFLAMANIN MALİYETİ YÜKSEK

İSMMMO YAŞAM  15


vaş yavaş ve uzun sürede verilmesi gerektiği konusunda uyarıyor. Ona göre, haftada 0.5-1 kilogram arası kilo kaybı, olması gereken sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı. Baş, “Diyetisyenlerin de en büyük rolünün bireye bilinçli beslenmeyi anlatmak ve bunun yaşam biçimi haline gelmesini sağlamak. Kişinin kilo sorunlarının altında sağlıksız yeme alışkanlıkları yatıyorsa bunun bir psikolog tarafından yönetilmesi gerekebilir. Zayıflama diyeti uygulayan bireyin mutlaka fiziksel aktivitesini artırması gerekir. Egzersiz olmadan verilen kiloyu korumak mümkün değil” diyor. Esra Baş, “En önemlisi davranış değişikliği şeklinde benimsenen bir diyet tedavisi. Bu olmadan sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı imkânsız. Aksi takdirde

elde kalan ruhsal, maddi ve manevi kayıplardan fazlası olmayacaktır” uyarısında bulunuyor.

KİLOYU KORUYUN

KAPAK

Dünyada çok ciddi boyutlarda bir sektör yaratılmış olsa da kilo vermenin temel mantığı az yemek ve spor yapmaktan geçiyor. Hemen bütün diyetisyenlerin, doktorların ya da eş dost ve arkadaşların tavsiyesi; kilo vermek için boğaza hakim olmak ve egzersizi artırmak yönünde. Sadece belli dönemde değil, devamlı yapanlar ise ideal kiloda kalmayı başarıyor. Ama bu kurala uymayıp dönem dönem diyet yapanlar, boğazından kesmeyip hareketi artırmayanlarsa diyet çılgınlığına neden oluyor. Ama önemli olan, nasıl kilo verildiği ve gerçekten bunun için gereken her şeyin yapılıp yapılmadığı. Çoğu zaman insanlar, gereken her şeyi yaptığını sanıyor. Değil kilo vermek, kilo kontrolü için bile aslında epey ter dökmek gerekiyor. En önemli konulardan biri de verilen kiloyu korumak. Tutarlı Diyet’in sahibi ve yaşam koçu Gizem Tutar, yoğun koşuşturma içindeki şehir insanı için kiGizem Tutar loyu korumanın en az kilo vermek kadar önemli olduğuna işaret

16  İSMMMO YAŞAM

MAYIS - HAZİRAN 2011


YOĞUN İŞ HAYATI KİLO ALDIRIYOR

ediyor. Öğün atlamanın, porsiyon kontrolü yapamamanın, ayakta yemek yemenin, şurubu, şekeri ve kremasıyla bir seferde minimum 350 kalori almamıza sebep olan kahve keyiflerinin ve brunchla başlayıp, fast food restoranında sona eren hafta sonu kaçamaklarının şehir insanının fark etmeden kilo almasına neden olan 5 yanlış alışkanlığı olduğunu söylüyor. Tutar, uzun saatler çalışan ofis insanının zayıflamak konusunda en çok Fatmagül Yılmaz Öztürk sıkıntı çektiği konunun da diyetini ev dışında sürdürmek olduğunu belirtiyor.

line getirilmeli. Ayrıca gün içerisinde halsizlik, uyku hali ve verimsizlik gibi sorunlarla karşılaşılmaması için mutlaka ara öğünler yenilmeli. Yolda yürürken ısırılan simit veya ikindi kaçamağı olarak yenen çikolata ara öğün değil. Ara öğün olarak, hafif ve kan şekerinizi dengede tutacak taze ya da kuru meyveleri, süt ürünlerini, küçük sandviçleri veya piyasada bulunan diyet bisküvi ve krakerleri tercih edilmeli. Akşam yemeğine çok geç saate kalınmışsa hafif bir menü tercih edilmeli. Bu mümkün olduğunca öğle yemeklerine uydurulmalı. Örneğin öğlen sebze yendiyse akşam et çeşitleri tercih edilmeli. Her iki öğünde et yemek zorunda kalanlar salatayı bol tüketmeli.” Tutar’ın diğer tavsiyeleri ise şöyle: “Gün içinde öğün atlanılmamalı. Öğlen yemeğe fırsatı olmayanların da et, tavuk veya balıklı sandviçlerle yüzde yüz meyve suları veya ayran gibi sağlıklı içecekleri tercih etmeli. Günün ortasında toplantıya girenler, masadaki yağlı ve kalorili kurabiye tarzı atıştırmalıklardan uzak durmalı. Sağlıklı beslenme iş verimi açısından önemli. Firma sahipleri toplantılarda kuru meyveler veya kolay tüketilebilecek taze meyveler servis ettirmeye başladı.”

KAPAK

Aşırı yoğun iş hayatı da kilo almada önemli etkenler arasında yer alıyor. Mesaiden, çok çalışmaktan ve bilgisayar başında kalmaktan kaynaklanan kilo fazlası da önemli sorunlar arasında yer alıyor. Tutarlı Diyet’in kurucusu ve yaşam koçu Gizem Tutar, günümüzde pek çok insanın vaktinin çoğunu ofis ortamında geçirdiğini hatırlatarak, bu nedenle kilosunu korumayı ve sağlıklı yaşamayı hedefleyen şehir insanının ofis ortamında sağlıklı beslenmek için nelere dikkat etmesi gerektiğini bilmesi gerektiğini vurguluyor. Tutar, ofis insanına öncelikle su tüketimine dikkat etmesini öneriyor. Yoğun çay kahve tüketiminin de etkisiyle ihmal edilebilen su tüketiminin günde en az 1 litre olması gerektiğine dikkat çekiyor. Tutar, sağlıklı beslenmenin diğer bir önemli konusunun kahvaltı olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor: “Şehir insanının erken kalkma, yol uzunluğu, zamansızlık gibi nedenlerle ihmal ettiği kahvaltı sağlığını, o günkü performansını ve iş verimini olumsuz etkiler. Poğaça yemek kahvaltı etmek değil. Evden çıkmadan kahvaltı edilemiyorsa 1-2 kraker, 2-3 kuru kayısı veya 1 bardak süt ile bir açılış yapıp, işyerine ulaşıldığında hemen kahvaltı etme alışkanlık ha-

santrasyonda düşmeye ve performans kaybına yol açar. Su ihtiyacınızı çay ya da kahve ile karşılayamazsınız. Yazın besin zehirlenmeleri sık karşılaşılan durumlar arasında. Bunun için tavuk ve tavuk içeren besinlere, pirinç, yumurta ve yumurtalı besinlere, ete, deniz ürünleri, süt gibi besinlere dikkat etmek gerekir. Meyve vücudun serinlemesini sağlar. Hafif egzersizler, akşamüstü ve ya sabahın erken saatlerinde yürüyüş yapılabilir ya da yüzülebilir. Tatlı yenirse daha hafif sütlü tatlılar seçilmeli.”

SU İÇMEK ŞART

Özel Medicana Hastanesi Diyetisyeni Fatmagül Yılmaz Öztürk, hava sıcaklığı arttıkça ihtiyaçların ve tüketim isteklerinin değiştiğini dile getirerek, yaz aylarında mutlaka sıvı alımına özellikle de su içmeye özen gösterilmesi gerektiğini kaydediyor. Öztürk, şu tavsiyelerde bulunuyor: “Su oranımızda yüzde 3’lük bir kayıp bile kon-

MAYIS - HAZİRAN 2011

İSMMMO YAŞAM  17


ŞOK DİYET HAS TA EDİYOR

Özel Medicana Hospitals’da çalışan Diyetisyen Fatmagül Yılmaz Öztürk, Türkiye’de insanların sabırsız olduğunu ve hemen sonuç vadeden yöntemlere ilgi gösterdiğini vurguluyor. Öztürk, şu uyarılarda bulunuyor: “Uygunsuz diyetlerle daha çok sağlığımızı kaybederiz. Kısa sürede fazla kilo verimini hedefleyen bu diyetler genelde şok diyet dediğimiz kalorisi düşük diyetlerdir. Günlük ihtiyaçlarımızı karşılamada yetersiz kalır ve daha çok yağ kaybı yerine kas ve su atımı söz konusu olur ki görüntü olarak tatmin olmamızı sağlarlar. Beraberinde kansızlık, vitamin, mineral eksikliklerine bağlı ağızda yaralar, ciltte kuruma, saçlarda aşırı dökülme, tırnakta şekil bozuklukları, mide problemleri ve bazen ani şok ölümleri beraberinde getirir. Metabolizma-

nın düşmesine yol açtığı için verilen kilolar korunamayıp daha fazlasıyla geri alınır. Bu da kişide başarısızlık duygusunu beraberinde getirir. Yoyo sendromu dediğimiz defalarca kilo alıp verme sonucunda metabolizma da beraberinde hırpalandığı için belli bir süre sonra vücut kilo verimine cevap vermez bir hale gelir. Bir ünlünün, komşunun veya arkadaşımızın diyetlerini uygulama eğilimleri çoğunluktadır. Oysa diyet kişiye özeldir. Her insanın metabolizması aynı değildir. Sizinle aynı yaşta olan arkadaşınızla bile metabolizmanız uyuşmaz. Çünkü boy, kilo ve cinsiyet durumu da bazal metabolizmanızın faklılaşmasına sebep olur. Bazal metabolizma bir nevi parmak izi gibi kişiye özeldir ve buna göre ihtiyaçlarınız değişir.”

İŞE YARAYABİLECEK TAVSİYELER

KAPAK

 Porsiyonlarınızı mümkün olduğu kadar küçük tutmaya çalışın.  Yemek siparişinizin hepsini aynı anda vermeyin. Böylece doyduğunuzu hissettiğiniz anda gereğinden fazla yemek zorunda kalmazsınız.  Yemek siparişinize çorba, deniz ürünleri veya ton balığı ile hazırlanmış salata ile başlayabilirsiniz.  Alkol alacaksanız votka, rakı gibi kalorisi yüksek içecekler yerine kırmızı şarap, beyaz şarap gibi daha az kalori içeren içecekleri tercih edin.  Yemeğin tadına bakmadan tuz eklemeyin.  Yazın özellikle bol bol sebze ve meyve tüketin.  Daha fazla yağ tüketmeye teşvik eden kızartmadan uzak durun.  Masanıza ekmek sepetinin konulmasına izin vermeyin. Ekmek yemeden doyamıyorum diyorsunuz az miktarda kepekli ekmek tercih edin.  Eğer fastfood tarzında bir öğün tercih edecekseniz hamburger yerine lahmacun, gazlı içecekler yerine de ayran tüketebilirsiniz.  Sıvı tüketimini artırın. Susadığınızı hissettiğiniz her an su için.

18  İSMMMO YAŞAM

MAYIS - HAZİRAN 2011


HANGİ HAREKET NE KADAR KALORİ YAKTIRIYOR? Aktivite

MAYIS - HAZİRAN 2011

Son dönemde Dukan Diyeti çok moda.. Diğer bir adı; Fransız diyeti. Hızlı zayıflatan protein diyeti olarak da anılıyor. Dr. Pierre Dukan tarafından tasarlanmış.  Bu diyet proteinle karbonhidratı beraber tükettirmiyor. Dukan diyetinde su tüketmek çok yararlı.  Dukan diyetinin ilk aşaması vücudun diyete alışma evresi, ikinci aşaması kilo verme ve metabolizma hızlandırma aşaması olarak tanımlanıyor.  Diyetin üçüncü aşamasında; verilen kiloların korunması ve detoks sürecinin pekiştirilmesi amaçlanıyor. Bu aşamada karbonhidratlara yer verilebiliyor.  Dukan diyetinin ilk aşaması zayıflama hedefine göre 2 gün ile 7 gün arası değişiyor. 20 kilo ve daha fazla zayıflamak isteyenler 7 günlük 1. aşamayı tercih etmeli. 5 kilo ve daha aşağı zayıflama hedefi olanlar 2 günlük 1. aşama ile yetinebilirler.  Dukan diyetinin ikinci aşaması zayıflama hedefine göre 2 gün ile 7 gün arası değişiyor. 20 kilo ve daha fazla zayıflamak isteyenlere 7 günlük 1. aşamayı tercih etmeleri öneriliyor.

KAPAK

 Dinlenme, uzanma  Oturma  Ayakta durma  Konuşma  Televizyon izleme  Okuma yazma  Yer silme  El, yüz yıkama  Duş yapma  Elde çamaşır yıkama  Çamaşır asma  Ütü yapma  Bilgisayar kullanma  Dikiş dikme  Giyinme, soyunma  Bulaşık yıkama  Toz alma  Araba kullanma  Top oynama  Yürüme  Koşma  Tenis oynama  Yüzme

Harcanan kalori 60 72 84 84 80 84 216 138 252 180 270 252 100 174 138 110 160 168 210 216 350 426 350

SON GÜNLERİN MEŞHUR DİYETİ: DUKAN

İSMMMO YAŞAM  19


GÜNDEMİN SESİ

‘Tekzip yemeyeni gazeteci saymam’

20  İSMMMO YAŞAM

Duayen gazeteci Yalçın Bayer, ‘Yeter Söz Milletin’ köşesiyle Hürriyet’te 17 yıldır Türkiye’nin nabzını tutuyor. Gazetecilik mesleğinde yarım asrı geride bırakan Bayer, “Gazetecilikte tekzip, açıklama yemeyen, hakkında tazminat davası açılmayanı ben ‘gazetecilik yapıyor’ saymam. Tabii ki dokunacaksınız, karşı tarafı rahatsız edeceksiniz, kamu adına, gazetecilik denetimi adına. Yoksa ‘şambabacı’ olursunuz” diyor.

SEHER KARATAŞ Yalçın Bayer, Hürriyet Gazetesi ile özdeşleşen köşe yazarlarından… Yıllardır ‘Yeter Söz Milletin’ adlı köşesinde Türkiye’nin nabzını tutuyor. Siyasi, ekonomik ve sosyal gündemi yakından takip ediyor. Bugün halen bir şehirden başka bir şehre, parti toplantısından, dernek ve kurum toplantılarına koşturup deneyimlerini köşesine aktarıyor. Tesadüf eseri başladığı gazeteciliğe 50’ye yakın yılını vermiş bir duayen, Yalçın Bayer. 27 Mayıs 1960’da, Türkiye’de ihtilalin olduğu bir dönemde liseye giderken babasının okuduğu Cumhuriyet gazetesine duyduğu ilgiyle gazeteci olmaya karar vermiş. 18 yaşındayken gazetenin yurt haberler servisine dışarıdan haber geçmeye başlamış. Gönderdiği siyasi bir haberin ertesi gün yayınlanmasıyla adım attığı Cumhuriyet gazetesine 29 yılını vermiş. Ailesi gibi gördüğü gazetede pek çok bölümde görev yapmış. Bayer, 1991’de ise Hürriyet Gazetesi’ne haber müdürü olarak geçmiş. 1994’te ise köşe yazılarına başlamış. Bayer, “Bir konuda eleştirdiğim bir kişiye, onun mağduriyetinde sahip çıkarım. Her an, herkes kendisini köşemde bulabi-

MAYIS - HAZİRAN 2011


MAYIS - HAZİRAN 2011

TARAFSIZ GAZETECİ KALDI MI?

Gazetecilerin yazdıkları kitaplar nedeniyle tutuklandığı bir ortamda basın özgürlüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Önce, Türkiye’de artık bağımsız, yansız gazeteci kaldı mı diye sormak lazım. Büyük medyada ne yazık ki iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar gerçek gazeteci kaldı. Öbürlerinin hepsi biat etmiş durumda. Ya patron korkusundan gerçekleri ve doğruları ortaya koyamıyorlar ya da ‘aman bana bir şey olmasın’ diye düşünen ‘şambabacı’ gazeteciler. Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız gazeteci artık yok. Bazılarının vicdanları sızlasa da yok. ayrıldı. Cumhuriyet’teki yönetim-yazar tartışmasına girmek istemiyorum. Çünkü yıllar itibariyle çok yazıldı, çizildi. Cumhuriyet’i tanımak için Hasan Cemal’in ‘Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım’ kitabı ile Nadi ailesinin yeğeni Emine Uşaklıgil’in bu kavgalardan 20 yıl aradan sonra yazdığı ‘Benim Cumhuriyet’im’ adlı kitaplarını okumak gerekir. Bu çekişme nedeniyle çok üzülmüştüm. İdeolojik bir kavgaydı açıkçası. Bu ayrışmadan Cumhuriyet çok etkilendi. Cumhuriyet’ten ayrılmanız nasıl oldu? İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu ekibi, Hasan Cemal’le anlaşmazlık halindeydiler. Onun yayın politikasına karşı çıkıyorlardı. Cumhuriyet Yayın Kurulu’nda, üç dönem milletvekili olan gazeteci yazar Ahmet Tan’la taraf olmadık. Cumhuriyet’in ortakları çekişme halindeydiler hep. Her zaman söylerim, Pizza Kulesi gibi bir yapıda hangi taraf çekerse çeksin o yapı devrilir. Ama Cumhuriyet laiklik, çağdaşlık ve Atatürk ilkelerinden hiçbir zaman vazgeçmedi, bugün de aynı yayın politikasını sürdürüyor. Türkiye’nin çok önemli bir kurumudur. 1990’ların ba-

GÜNDEMİN SESİ

lir” diyor. Gündemle ilgili tespitleriyle tanınan Yalçın Bayer’le, hayatını, gündemi ve gazeteciliği konuştuk. İlk gazetecilik deneyiminizle başlayalım… Cumhuriyet gazetesi küçük yaştan beri bizim yuvamız oldu. Çalışanlarla bir ailenin mensupları gibiydik. Burada okuduk, burada evlendik, çocuklarımıza kavuştuk. Cumhuriyet’te gazetecilik mesleğinde çok şeyler edindim. Çok önemli kişileri tanıdım. Nadir Nadi, Doğan Nadi, Cevat Fehmi Başkurt, Kayhan Sağlamer, Erol Dallı, İlhan Selçuk, Yaşar Kemal, Orhan Duru, Hilmi Yavuz, Uğur Mumcu, Ali Sirmen, Mustafa Ekmekçi, Oktay Akbal, Yalçın Doğan, Cüneyt Arcayürek, Orhan Erinç…1963’ten, 1980’e kadar gazetenin her şeyiydim diyebilirim. Yurt muhabirleri, Ankara ve diğer bürolarla haber bağlantılarını kuruyordum. Eski Genelkurmay Başkanı Cemal Gürsel rahatsızlanınca Amerika’ya tedaviye gönderilmişti. Ölümünden altı ay öncesine kadar, gece yarısından sabah 9’a kadar gazetede ölüm haberini bekledim. Matbaada kalıplar hazırdı. Gece yarısı haber gelse hemen Yazı İşleri Müdürü’ne haber vereceğim ve kurşun kalıpları rotatife taktırıp, baskının neresindeyse, son haber olarak verecektik. O zaman Amerika’da muhabir yok. Dünyada olanlardan sadece yabancı ajanslar vasıtasıyla haberdar oluyorduk. Gözünüz hep ‘tikers’ denilen cihazda olmak zorunda. Bir saat bile uyumak mümkün değil. Arada masa üzerinde battaniyeye sarılıp uyumak isterdim. Orgeneral Gürsel’in ölümü sanırım saat farkı nedeniyle öğleye doğru açıklandı. Ben de ‘atlamamış’ oldum. 12 Eylül darbesini yaşadınız. O dönemi anlatır mısınız? 12 Eylül’ü sabaha karşı öğrendim, gazeteye gittim. Arkadaşlar gelmeye başladı. Hepimiz can derdindeydik. Her an öldürülme korkusu yaşıyorduk. O zaman ne koruma ne özel araç vardı. Cağaloğlu’ndan Sirkeci’ye kadar yürüyüp, otobüsle Taksim’den Mecidiyeköy’deki evime gidiyordum. Hiç unutmam bir gün Mecidiyeköy’de otobüs beklerken arkamdan sırtıma bir el değdi. Bir an ‘şimdi kafamdan kurşunu’ yiyeceğim diye düşündüm. Arkamı dönünce bir genç bana bir adres sordu. Oradan otobüse gidinceye kadar dudaklarımın patladığını söyleyebilirim. Her zaman bu ülke ne kadar şanssızmış diye düşünürüm, bu nedenle Atatürk’e acırım. Bu süreçte Cumhuriyet’te gazetecilik yapmak zor muydu? 1980’lerin başında Cumhuriyet’in haber müdürü oldum. Özal döneminden itibaren çok etkin bir gazete olduk. Düzgün, etik ve ahlak sınırlarını hiç zorlamayan gazetecilik yaptık. Hasan Cemal’in Genel Yayın Müdürlüğü, Okay Gönensin Yazı İşleri Müdürlüğü’nde iddialı ve keyifli gazetecilik yaptık. Uyum içinde çalıştık. Cemal ve Gönensin’le birlikte 11 yıl bu görevi sürdürdük. Sonra yollarımız

İSMMMO YAŞAM  21


GÜNDEMİN SESİ

POLİTİKAYLA İLGİLENMEYEN GENÇLERE KIZIYORUM Türkiye’de gençlerin politikaya ilgisini nasıl görüyorsunuz? Bir gazeteci doğal olarak siyaset, ekonomi başta olmak üzere spordan magazine kadar her konuyla ilgilenmek zorunda. Ben geçen ay Ankara'da CHP'nin Kurultayı’nı izledim. CHP bir muhalefet partisi, Atatürk'ün kurduğu ve Türkiye'nin ihtiyacı olan bir parti. Orada neler olduğunu, türban, Güneydoğu konusunda nasıl açılımlar yapacağını, iktidara gelirse ekonomik ve eğitim gibi konularda neler yapacaklarını ben de öğrenmek istedim. Ben, partilere kızan, ilgilenmek istemeyen gençlere çok kızarım. Politika ile ilgilenmeyen gençler Türkiye'de neler olduğunu bilmezler. Bölücü, soyguncu ve dinci iktidarlar tarafından kandırılırlar. Hiçbir şeyin farkına varmazlar. Birgün bakarlar ki, kendisi türbana girmiş, cahil bir cemaat kendisini esir almış, kendi düşüncülerini dikte ettirmeye başlamış. Kirli kafalı anlayışa karşı her zaman uyanık olmak gerekiyor. Bunun için de bilmek, öğrenmek ve de okumak lazım.

22  İSMMMO YAŞAM

şında Selçuk ve Mumcu ile birlikte Cumhuriyet’ten istifa ettik. Cumhuriyet’ten istifa ettikten sonra İlhan Selçuk’a ‘İzninizle ben çalışmak istiyorum’ dedim. Hürriyet, Milliyet ve Sabah’tan teklifler gelmişti. Milliyet’e gitmem dedim, çünkü binası hala Cağaloğlu’ndaydı. Yine Cumhuriyet’teki dostlarla bir arada olacak, Cumhuriyet’in sorunlarından uzak kalamayacaktım. Hürriyet ve Sabah, İkitelli’ye yeni taşınmıştı. Aslında, ben de kendimi Cumhuriyet dışındaki bir gazetede test etmek istiyordum. Önce Sabah ile anlaşmıştım ancak Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök ısrarla çağırıyordu. Ben de kabul ettim. Hürriyet’te köşe yazarlığından başka görevlerde bulundunuz mu? 1991 yılında çalışmaya başladığım Hürriyet’te haber müdürü olarak işe başladım, haber araştırma müdürlüğü görevlerinde bulundum. 1994 yılından bu yana ‘Yeter Söz Milletin’ adını taşıyan köşeyi hazırlıyorum. Köşenizin adı Demokrat Parti’nin sloganı olan ‘Yeter Söz Milletin’ adını taşıyor. Neden bu sloganı köşe ismi olarak seçtiniz? Bu ismi ben seçmedim. Ertuğrul Özkök ‘sana bir köşe açalım’ teklifiyle birlikte ismini de önerdi. ‘Olmaz’ dedim çünkü Demokrat Parti’nin sloganıydı. Tek umudum Oktay Ekşi’ydi. O da hani solcu falan kesin itiraz eder diye bekliyorum. Ama o da Ertuğrul Özkök’ün önerisini çok güzel buldu. Baştan karşı çıkmıştım ama herkes için bir platform oldu. Köşenizi, gelen mektuplarla, haberlerle hazırlıyorsunuz. Günde ortalama kaç mektup, e-posta ve telefon geliyor? Bazı yazarlar abartır. Binlerce e-posta geldi diyen gazetecilerden ola-

mam. Palavradır bunlar. Yapı ortadadır, bazı günler 200 gelir, bazı günler de 300’u bulur. Makulü olan da budur. Böbürlenerek ‘binlerce mail alıyorum’ diyenler bunu utanmadan nasıl söylüyorlar anlamıyorum. Alırlarsa, köşelerinde bunun yansıması ne kadardır. Ben Hürriyet’te altı gün, Ankara Ek’indeki köşemde de her gün yazıyorum. Her gün bu kadar yazı yazan bir yazar var mıdır? Öyle büyük bir kadromuz yoktur. Asistanım Serpil Hanım ilk elemeyi yapar; neyi nerede değerlendireceğini bilir. Neyin nerede kullanılacağı zaten bellidir. Kamuyu, bürokrasiyi, siyaseti ilgilendiren yasa, soru önergesi, YÖK, Telekom, ÖSYM, güvenlik, yargıya dönük eleştiri ve görüşlerin Ankara ekinde yer alması daha doğrudur. Ana gazetede yer bulamayan konuların Ankara ekinde yer alması, konunun çözümünü ve duyurulması bakımından daha doğru bulurum. Bunların genel müdürlükleri Ankara’da olduğundan çözüm daha yakın bulunur. Övünmüyorum ama Yalçın Bayer’e her zaman herkesin ihtiyacı olabilir. Bir konuda eleştirdiğim bir kişiye, onun mağduriyetinde de sahip çıkarım. Her an herkes kendisini köşemizde bulabilir; iyi veya eleştiri anlamında. Köşenize gelen çok ilginç, unutamadığınız mektuplar var mı? Bir gazeteci haksızlık veya yanlışlık da yapabilir. Bunu hemen düzeltirim. Gönderilen bir açıklamayı yayınlarım. Hiç kompleksim yoktur. Bir konunun veya olayın doğrusunu da böyle yakalayabilirsiniz. Bir de dava açanlar vardır. Mesela, bir üniversitenin rektörü 500 bin liralık dava açmıştı. Ne yazık ki, dört yıl aradan sonra bin liraya mahkum oldum. Şaşırdım, avukatıma sorduğum zaman bunun nedenini anlattığında ‘helal olsun, severek verece-

MAYIS - HAZİRAN 2011


İSMMMO YAŞAM’I TAKİP EDİYORUM İSMMMO ve mali müşavirlik mesleği hakkında görüşleriniz neler? Türkiye’de mali müşavirlik, benim için doktorlar, avukatlar ve mühendisler gibi en önemli mesleklerden biridir. Dürüst olmak, namuslu olmak, hırsızlık yapmamak, devleti soydurmamak kavramlarıyla yakından ilgili... Önemli olan şeffaflıktır. Mali müşavirler ne kadar düzgün olurlarsa, toplum da o kadar düzgün ve ahlaklı olur. Odanın dergisini de takip ediyorum. Bize çeşitli sendika, özel ve resmi kurumların onlarca dergisi gelir. Gerçi, bunları takip etmek zordur. Ama ben zamanım elverdiğince bakar, tararım. İçindeki önemli yazılardan yararlanırım veya arşivime keserim. ‘Yaşam’ dergisi de bu dergilerden biridir.

MAYIS - HAZİRAN 2011

genel seçimi geride bırakmış olacağız. Türkiye’deki siyasi gündemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmişteki siyasal havanın olmadığını söylemek isterim. Dünyada da böyle. Artık medyanın çeşitli mecraları var. Televizyonlar ve internet siteleri, sosyal paylaşım siteleri çok önem kazandı. Gazetelerin önemi giderek azalıyor. Örneğin, Almanya’nın en büyük gazetesi 4.55 milyon satıyordu. Bugünlerde 2.8 milyona düştüğünü bizzat bir yöneticisinden duydum. Ama internetteki gazetesinin tıklama sayısı 6 milyonu bulmuş. Gelecek beş yıl içinde tirajlar daha da düşecek. Belki bu süreç Türkiye’de 10 yılı bulabilir. Bu gözle bakıldığında siyasi kampanyaların ağırlığı daha çok televizyonlara kayıyor. CHP, seçim kampanyasına ilk kez TV reklamlarıyla başladı. Aynı durumu MHP’de de gördük. AKP, seçimlerde daha profesyonel ekiplerle çalıştı. Her şey bir ‘siyaset mühendisliği’ etkinliğinde gerçekleştiriliyor.

UÇURUMLARDAN KORKMAM Yazılarınıza eleştiri geliyor mu? ‘Yeter Söz Milletin’ az eleştirilen bir köşe. Çünkü bu köşede 'hikaye, öykü' yazmıyorum. Halkın gerçek şikayetlerini, sorunlarını, önerilerini ve görüşlerini aksediyorum. Onların sesiyim bir anlamda. Tabii gerçekler ortaya konduğu zaman bundan rahatsız olan bir kesim mutlaka oluyor. Belediyeciler, siyasetçiler, hırsızlar, yolsuzlar, namussuzlar gibi. Ama halkın sömürülmesine karşı çıktığımız için, din sömürücülüğü yapanları eleştirdiğimiz için bizi sevmeyenler de var tabii. Ben hiçbirini dinlemem, doğru bildiğim şeyi yaparım. Kedinin üzerine su dökülürse kaçar. Ama ben kaçmam. Bir sürü tepki, eleştiri, görüş gelir. Veya kendim yazarım. Hiçbir zaman ‘kedi’ olmadım, kaçmadım, kaçmam. Uçurumlardan korkmam.

GÜNDEMİN SESİ

ğim tazminatı’ dedim. O da çok güldü. Gazetecilikte tekzip, açıklama yemeyen, hakkında tazminat davası açılmayanı ben ‘gazetecilik yapıyor’ saymam. Tabii ki dokunacaksınız, karşı tarafı rahatsız edeceksiniz, kamu adına, gazetecilik denetimi adına. Yoksa o zaman ‘şambabacı’ olursunuz. Gazetecilik mesleğini gençlere önerir misiniz? Öneririm. Ama size uçak pilotu, genetik mühendisi, bilgisayar mühendisi, ziraat mühendisi, ressam ol dememin ne kadar katkısı varsa, gazeteci ol dememin de o kadar katkısı olabilir. Türkiye'de artık gazetecilik mesleğine girmek zor. Çünkü pazar büyük değil. Bugün Türkiye’de toplam 28 İletişim Fakültesi var. Bu fakültelerin fazlalığı, biraz da kaliteyi düşürüyor. Bu nedenle daha seçkin fakülteler ve öğrenciler olması lazım. Televizyonculuk derseniz aynı şeyi onun için de söyleyebilirim. Okurlarımız dergimizi okurken

İSMMMO YAŞAM  23


Kaos ülkelerinde devrim aşkı Ortadoğu ülkelerindeki esen demokratik dönüşüm rüzgarları, hem yüzlerce insanın canını alıyor, hem de iktidarları sarsıyor. Tarihin en eski çağlarından bu yana hep kaos ve karmaşa ile anılan topraklar köklü bir değişim geçiriyor. Bu değişimi Ortadoğu topraklarının yeni dünya ekonomisine entegre edilmesi olarak görenler de var; değişimin ABD, Çin ve Rusya ekonomisine doping yapacağını düşünenler de…

DOSYA

FERİDE AY Akşamüzeri eve ya da bir buluşmaya gitmek üzere işten çıkmaya hazırlandığımız an ile varmak istediğimiz noktaya geldiğimiz an arasında geçen zaman nedir ki! 45 dakika, belki de bir saat. Sadece o süre içerisinde onlarca insanın yaralandığını, ölümle burun buruna geldiğini; çocuklarının açlığa daha fazla dayanamayan göz-

24  İSMMMO YAŞAM

yaşlarıyla karşı karşıya kaldığını, evinin hemen yanı başına, çatısına bomba atıldığını düşünebiliyor musunuz? Ortadoğu’da her gün binlerce insan bu insanlık dışı tabloyu yaşıyor. Türkiye’de orta yaşlarını yaşayan pek çok insan gibi, Ortadoğu denince benim de aklıma ilk olarak ‘karmaşa ve savaş’ geliyor. Ancak son aylarda Ortadoğu’da Arap dünyasında esen demokratik dönüşüm rüzgarı, yüzlerce insanın canına mal olsa da iktidarları

MAYIS - HAZİRAN 2011


sarsıyor. Bu dönüşüm rüzgarı, hemen her Cuma günü onlarca insanın ölümüyle sonuçlanan gösterilerin devam ettiği Suriye’ye de sıçrayınca Türkiye sınırlarına dayanmış oldu. Kuzey Afrika’daki olaylar, Libya’ya NATO müdahalesi ve gündemden düşmeyen diğer ülkelerdeki gelişmelere her gün yeni ayrıntılar ekleniyor.

DUYARLI KAMUOYU SORUYOR

Türkiye’de üniversiteler, düşünce kuruluşları, sivil toplum örgütleri, öğrenci grupları Ortadoğu’daki dönüşüm üzerine sık sık toplantılar düzenliyor. Türkiye’de herkes neler olduğunu anlamaya, kavramaya ve bir adım sonrasını öngörmeye çalışıyor. Yanıtlanması gereken o kadar çok soru var ki; “Onlarca yıllık iktidarlara karşı bu başkaldırı, bu dönüşüm neden şimdi? ABD’nin halk hareketlerine desteği var mı? Ortadoğu’daki halk hareketleri Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçası mı? Ortadoğu’daki dönüşümü desteklemeli miyiz yoksa karşı mı çıkmalı mıyız? Domino etkisiyle hızla yayılan olaylarda sırada hangi ülke var?” Dünyada ve Türkiye’de duyarlı kamuoyu bu sorulara yanıt arıyor. Ekonomistinden hukukçusuna gazetecilerden bürokratlara kadar herkes, tarihinin en eski çağlarından bu yana hep kaos ve karmaşa ile anılan topraklarda ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Prof. Dr. Samir Salha, buradaki gelişmeleri yönlendirmede sistemin belirleyici olabileceğini ve İsrail ile çok uluslu şirketlerin çıkarlarını göz önünde bulundurma tehlikesinin olabileceğini belirtiyor. Mayıs ayında İstanbul’da düzenlenen ve “Dünya Ekonomisindeki Eksen Kaymasından Türkiye’nin Alacağı Pay Ne Olacak? Ortadoğu’da Yaşanan Gelişmeler Dünya Ekonomisini Nasıl Etkileyecek?” başlıklı toplantıda oldukça kapsamlı bir sunum yapan Denizbank Başekonomisti Dr. Saruhan Özel, gelecek 5 yılın en önemli ekonomik trendlerinden birinin “Ortadoğu ülkelerinin dünya ekonomisine daha fazla entegre edilmesi olduğunu” ifade ediyor. Özel, buradaki büyük tüketim potansiyeline de dikkat çekiyor. Ekonomist Dr. Mehmet Cavlı da dünya ülkelerinin iktisadi olarak yeniden şekillendiğini belirtiyor. Cavlı, şöyle devam ediyor: “Bazı ülkelerde oluşan protestolar, petrol fiyatlarının artışı, gıda ve hayvancılık

MAYIS - HAZİRAN 2011

Stratejik Düşünce Enstitüsü uzmanı Prof. Dr. Mustafa Aydın ise “Ortadoğu Yeniden Yapılanıyor” değerlendirmesinde şu noktalara dikkat çekiyor:  Stratejik bölgeler tarihte hep döneminin etkin sosyal politik faktörlerinin de müdahaleleriyle ciddi değişiklikler yaşadı. Ne var ki bu değişiklikler halkı Müslüman olan Ortadoğu’daki totaliter yönetimleri etkilemedi, burada yöneticiler önceki dönemde kendilerine verilen görevi yerine getirmeye devam ettiler. Müslüman halkları, sosyal ve ekonomik açıdan geride tuttular.  Batı dünyası bundan yararlandı; muhatapları tekti, kamuoyunu ikna etme gibi bir dertleri yoktu. Görünen kitlesel sefaletin sebebinin İslâm olarak gösterilmesi de işlerine geldi.  Ancak şartlar çok değişti. Bugün politik açıdan batının dışında Çin, Rusya, Hindistan gibi yeni önemli güç merkezleri var. Dolayısıyla batının bu yeni rakipleriyle ölçüşebilmek için Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlaması gerekiyor. Ayrıca halklar da iletişim araçları sayesinde bilinçlendi.  Kitlelerin talepleri belli; diktatörlerin idareyi bırakmaları, halkın iradesine saygılı hükümetlerin oluşturulması ve yaşanan sefalete çözümler üretilmesi. Bu yeni dönemde demokratikleşme Batı için de işlevseldir.  Bu dönem çok sancılı olacak. Şüphesiz alaşağı edilen yönetimlerin yerine önce geçici hükümetler kurulacak, seçimlere gidilecek, yeni hükümetler yığınla soruna çözümler arayacaktır. Ama hızlı değişim dönemlerinin karakteristik bir özelliği olarak yeni yönetimlerin verdikleri kararlar ve alınan sonuçlar uzun zaman yeterince tatmin edici bulunmayacaktır.

DOSYA

YENİDEN ŞEKİLLENME

DEĞİŞİM ÇOK SANCILI OLACAK

İSMMMO YAŞAM  25


DOSYA

BÜYÜK GÜÇLER POLİTİKA DEĞİŞTİRİYOR

Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Tarık Oğuzlu, ‘Arap Baharı’ olarak da anılan Ortadoğu ülkelerindeki gelişmelerin, başta ABD olmak üzere büyük güçlerin bölgeye ilişkin politikalarını gözden geçirmelerini gerektirdiğini belirtiyor. Bölgedeki yeni dinamiklerin, bölge dışındaki aktörleri de yakından etkileyeceğine dikkat çeken Oğuzlu, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Başta Mısır olmak üzere, Tunus, Libya, Suriye, Ürdün, Yemen ve Körfez ülkelerinde demokratikleşme neticesinde iktidara gelebilecek partilerin, halklarının eğilimleri doğrultusunda hareket ederek Amerika ve İsrail karşıtı politikalar izlemeleri oldukça yüksek bir ihtimaldir. Kriz AB için ciddi bir fırsat sunmaktadır. Bir yandan AB’nin en yakınında olmakta, diğer yandan, ABD krizin çözümünde liderlik rolünü oynamak istememekte, ayrıca Libya’daki muhalif güçler Avrupalı ülkelerden daha etkili roller oynamalarını istemektedirler. Geleneksel olarak Batı yanlısı rejimlerin yerlerini birer birer terk etmeye başlamaları Rusya ve Çin’i memnun etmektedir. Özellikle Çin için önemli olan bir şey, uluslararası ilginin Çin’in iç ve dış politikaları üzerinden kalkmasıdır. Birçok gözlemci mevcut AB politikalarının bölgedeki baskıcı rejimlerin meşruiyetine dolaylı da olsa katkı yaptığını düşünmekte ve bölgedeki ülkelerin AB’nin normları ve değerleri etrafına dönüşmesinde AB’nin yeterince teşvik edici ve özendirici davranmadığını ileri sürmektedir. Eski düzenin yavaş yavaş sona ermeye başlaması ve yerine şu an için tam olarak neyin geleceğinin belli olmaması bu süreçte belirsizlikleri ve kaygıları artırmaktadır. Bu sürecin herkesin umduğu gibi hem bölge hem de dünya barışına olumlu katkı yapacağını ileri sürmek oldukça iyimser bir tahmin olacaksa da, sürecin doğru yönetilmesi şartıyla, eski düzenin ortadan kalkmaya başlamasının iyi bir şey olduğu iddia edilebilir. Bu iddiamızın belki de en önemli dayanağı eski düzenin, aktörlerinin ve ilişkilerinin son kertede ne bölge barışına ne de küresel istikrara hizmet ettiğidir.”

26  İSMMMO YAŞAM

ürünlerinde başlayan fiyat artışları ve uluslararası nakit sermayenin dalgalanması oldukça düşündürücü bir hal aldı. Bütün olanların gelişmiş ülkelerdeki bankaların menfaatine işlediği görülüyor. Bankalar çok kazançlı çıkacağa benziyor. Ünlü yatırımcı George Soros’un geçmişte söylediklerini akla getiriyor. Bu yaşanan iktisadi krizin devam edeceğini, hatta şiddetini arttırarak süreceğini ve faiz indirimine rağmen daralan tüketici talebinin para kısıtlaması riskini beraberinde getireceğini ve bütün olanların yeni bir dünya iktisadi düzeninin kurulmasında bir planlanmış kurgu olduğunu ifade etmişti…” Cavlı, Afrika kıtası ülkeleri ile başlayan yönetim sistemlerindeki değişimin, aynı zamanda dünya ülkelerine önemli mesajlar verdiğini belirterek, “Bu, iktisadi demokrasinin iflas ettiğinin bir işareti olarak algılanabilir” değerlendirmesini yapıyor. Mevcut iktisadi demokrasinin dünya nüfusunun yüzde 80’ini yoksullaştırdığına ve yolsuzlukları artırdığına değinen Ekonomist Cavlı, bir ülkenin ekonomik hayatı iflas ettiğinde güvenliğinin de sıkıntıya düştüğünü anımsatıyor. Cavlı, Kuzey Afrika, Ortadoğu ülkelerindeki gelişmeleri de “Acımasız iktisadi rekabet hane halkı gelirlerini düşürüyor ve bu da tepkilerin ölçüsünü arttırıyor” diye yorumluyor.

GÜNEYDOĞU ASYA SIRADA

Sıcak küresel sermayenin bulunduğu ülkeleri sömürge haline dönüştürdüğünü ve yeni bir iktisadi dünya düzeninin kurulmakta olduğunu ifade eden Cavlı, Ortadoğu’da Türkiye’nin bir finans merkezine dönüştürülmesi gerektiğinin altını çiziyor. Cavlı, önümüzdeki döneme ilişkin beklentileri aktarırken şunları söylüyor: “Fotoğraflar gösteriyor ki; iktisadi demokrasinin bilginleri artık mazeret bulamıyor, iktisadi istismarlarına artık bahane uyduramıyorlar. Kuzey Afrika ülkeleri ile başlayan değişimin, Ortadoğu ülkelerine, daha sonra yoksulluğu had safhaya ulaşan nüfus yoğunluğu çok yüksek olan Güneydoğu Asya ülkelerine sıçrayacağı beklentisi artıyor. Avrupa Birliği ülkeleri belli etmese bile tedirginliğe girdikleri söylenebilir. Ticaret daraldı, işsizlik arttı. Zira Avrupa Birliği ülkeleri de zor durumdalar. İlk başlarda, Ortadoğu’daki olayların iktisaden ABD, Çin ve

MAYIS - HAZİRAN 2011


PETROL ZENGİNİ

Rusya ekonomisine kar getireceğini düşünüyorum. Ancak, sonraları sıkıntıların bu ülkelere sıçrayabileceğini de düşünmek zorundayız. Dünya ülkeleri serbest piyasa ekonomisini tartışır hale geldi.”

ORTADOĞU HALKI BİLİNÇLENDİ

MAYIS - HAZİRAN 2011

DOSYA

Peki Ortadoğu ülkelerini bundan sonra neler bekliyor, kaos sona erecek mi, barış ve güvenlik sağlanabilecek mi? Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Samir Salha, bu konuda pek çoklarının aksine umutlu. Salha, burada müthiş bir dinamizm olduğunu anlatırken umudunu hiçbir zaman yitirmediğini söylüyor. Buradaki halkların bölgenin önemini kavradığını dile getiren Salha, “demokratikleşme, özgürlükler ve insan hakları” bakımından önemli bir yol alındığına inanıyor. Bölgede muhtemel kaosların her zaman ‘büyük güçlerin’ işine geldiğine değinen Samir Salha’ya göre, bu ne kadar önemli bir faktörse de Ortadoğu halkının zihninde şekillenen arayışın ve kavrayışın da önemi çok büyük. Türkiye, Ortadoğu politikası çerçevesinde mesafeli bir tutum izliyor. Söz konusu ülkelerle ekonomik ve sosyal ilişkileri özellikle son 10 yılda sıkı tutan Türkiye’nin bölge açısından önemsenen bir aktör olduğu da biliniyor. Türkiye’nin son yıllarda bölgedeki ağırlığını arttırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Salha’ya göre Türkiye’nin bölgedeki yükselişinden rahatsız olanlar var, ancak Türkiye’nin yüzü bölgeye dönük kalmalı ve yakından izleyerek etkin rol oynamalı.

Kuzey Afrika’da başlayıp zengin petrol kaynaklarına sahip ülkelerin bulunduğu Ortadoğu’ya yayılan halk hareketleri petrol fiyatlarının yönünü yukarı çevirirken,fiyatların yüksek seyretmesinin küresel ekonomideki toparlanmaya zarar vermesinden endişe ediliyor. Tüm dünyada asıl kaygıyı Bahreyn ve Umman’da halk hareketlerinin bu ülkeye komşu dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan’a sıçraması oluşturuyor. ABD Enerji Bakanlığı’na bağlı Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA) ve İngiliz petrol şirketi BP’nin verilerine göre, 2009 yılı sonu itibariyle dünyada kanıtlanmış petrol rezervleri 1 trilyon 333 milyar varil seviyesinde bulunuyor. Bu rezervlerin yüzde 56,6’sı (754.2 milyar varil) Ortadoğu’da bulunuyor. Bu bölgede de ilk sırayı 266,7 milyar (yüzde 19,8) varille Suudi Arabistan alırken, bu ülkeyi 178,1 milyar varille Kanada, 136,2 milyar varille İran, 115 milyar varille Irak ve 104 milyar varille Kuveyt takip ediyor. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD ise 19,1 milyar varil kanıtlanmış petrol rezer viyle 12’inci, ikinci büyük ekonomisi Çin ise 16 milyar varille 13’üncü sırada yer alıyor. Devrik Lideri Kaddafi’nin direnmesiyle NATO bombalarına da hedef olan Libya ise dünya petrol üretiminin yüzde 2'sini karşılıyor. Günde 1.6 milyon varil petrol üreten Libya, günlük 1,1 milyon varil petrol ihracatı yapıyor. Dünyada petrol üreticileri arasında 17'inci sırada bulunan Libya kanıtlanmış rezervleri bakımından ise Afrika'da ilk sırada yer alıyor. Ülkenin Avrupa'da petrol piyasasındaki payı yüzde 10.

İSMMMO YAŞAM  27


Vergide doğru bilinen yanlışları yazdı

İSMMMO Üyesi Dursun Ali Yaz, yoğun çalışma temposuna yazı ve araştırmayı da sığdırmış bir isim. ‘Vergide Doğru Bilinen Yanlışlar’ kitabıyla, pek çok kişiye anlaşılmaz gelen vergiyi esprili, sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Yaz’ın “Muhasebede Doğru Bilinen Yanlışlar” adlı ikinci kitabıysa yolda…

RENKLİ YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Maliye Bakanı vergi verir mi, rüşvet gider yazılabilir mi, Merkez Bankası’na giren hırsızlar en fazla kaç dolar çalabilir? Serbest muhasebeci ve mali müşavir Dursun Ali Yaz’ın ‘Vergide Doğru Bilinen Yanlışlar’ kitabı bu tarzda ilginç sorulara yanıt veriyor. Yaz, muhasebecilik mesleğine girdiği günden beri vergi mükelleflerinden gelen ilginç soruların cevaplarını derleyerek pek çok kesimin yararlanabileceği bir başucu kitabı hazırladı. Kitabında vergi ve finansla ilgili merak edilen her şeyi sade ve anlaşılır bir dille 150 makalede özetledi. Kitabın ilgi çekici yönlerinden biri de Maliye Hesap Uzmanları Derneği tarafından basılması... Yaz, derneğin dışarıdan birinin kitabını çok nadir bastırdığını söylüyor ve desteğinden dolayı da Maliye Hesap Uzmanları Derneği Eski Başkanı Fah-

28  İSMMMO YAŞAM

ri Arıkan’a teşekkür ediyor.

19 YILLIK DENEYİMİN ÜRÜNÜ

Kitap, Yaz’ın 19 yıllık deneyiminin ürünü. Dursun Ali Yaz, ancak derlenmesi için en yoğun çabayı son iki yılda harcadığını anlatıyor. Mart ayında basılan kitap çok ilgi görünce ikinci baskısı için de kollar sıvanmış. Yaz, “Bu kitapta vergi ve vergilendirme felsefesinin etkilediği yaşam alanları hakkında bizi doğru düşünmekten uzaklaştıran doğru olduğu sanılan ve doğru olduğuna inanılan yanlışları düzeltebilecek güzel ve doğru soruları bulmak için yola çıktık” diyor. Kitabın merkezinde vergi konusu olmasına karşın özelde insanı, genelde ise toplum ihtiyaçlarını önemseyen incelemelerde bulunulmuş. Yaz, vergi dünyasında bir otorite olmadığına dikkat çekiyor. Ancak yaptığı iş ge-

reği yıllar boyu çözülen problemlerin, cevaplanan soruların yetişmesine, pişmesine ve sonuçta bu kitabın yazılmasına vesile olduğunu kaydediyor. Kitabın editörlüğünü ise gazeteci Fatih Çil ve edebiyat aşığı Emrah Çelik yapmış. Kitabın ismine ise ünlü düşünür Farabi’nin ‘Doğruyu bulmak için önce yanlışı bilmek gerekir. Yanlışı bilmeyen doğruyu bulamaz’ sözleri ilham kaynağı olmuş.

SADE BİR DİL KULLANDI

Yaz, kitaptaki tüm yorumlarda tarafsız ve bağımsız olmaya özen gösterdiğini ifade ediyor. Okuyuculara değer katacak bilgileri, binin üzerindeki bilimsel yayın, kitap, ansiklopedi, mevzuat, seminer, makale, internet sitesi, köşesi yazısı ve özlü sözlerin içinden adeta cımbızla seçip almış. Yaz, kitabın yazımıyla ilgili, “Vergi gibi teknik ve ağır bir konunun basit bir

MAYIS - HAZİRAN 2011


İKİNCİ CİLDİ TEKNİK MAKALELERDEN OLUŞUYOR

MAYIS - HAZİRAN 2011

YENİ KİTAP YOLDA

Dursun Ali Yaz’ın meslekteki geçmişi ise lise yıllarına gidiyor. 1973 doğumlu olan Yaz, 17 yaşından itibaren finans piyasalarına ilgi duymuş. Lisenin ardından Açıköğretim Fakültesi’nde okudu. 2004 yılında ise Yeditepe Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. 1992-1998 yıllarında borsa şirketlerinde çeşitli görevlerde bulunduğunu anlatıyor. 1998-2002 yıllarında da bir yeminli mali müşavirlik firmasında denetçi olarak görev yapmış. 2002’de ise kendi ofisini açan Dursun Ali Yaz, 2009’dan beri de Suadiye Denetim Mali Müşavirlik’te kurucu ortak olarak çalışıyor. Okumak, onun en büyük hobisi. Vergiyle ilgili bu kitabı da onun okumaya olan merakının bir ürünü. Hikaye kitabı denemeleri olduğunu da söyleyen Yaz’ın, 2005 yılından itibaren Dünya ve Referans gazetesi, Vergi Dünyası dergisi ve bu alanla ilgili çeşitli yayınlarda araştırma ve denemeleri yayınlanmış. 2010’dan itibaren de Sustainable Economy dergisinde ekonomi danışmanlığı görevini yürütüyor. Yaz, ilgi gören ‘Vergide Doğru Bilinen Yanlışlar’ın ardından ise bu tarzda ikinci bir kitabın hazırlıklarına başlamış durumda. ‘Muhasebede Doğru Bilinen Yanlışlar’ adlı bir kitap yazmak isteyen Dursun Ali Yaz’ın en büyük isteği ise bu kitabın basımını İSMMMO’nun yapması.

CEVABI ARANAN İLGİNÇ SORULAR

 Rüşvet gider yazılabilir mi?  Maliyeciler anayasayı deler mi?  Vergi kaçırmayan firma yok mudur?  Kamuoyuna açıklanan vergi yüzsüzleri gerçek yüzsüz müdür?  Muhasebeciler vergi kaçırır mı?  En çok kalp krizi geçiren meslek grubu hangisidir?  Devlet her şeyi affeder mi?  Maliye Bakanlığı gizli kamera kullanır mı?  Maliye Bakanı da vergi ödüyor mu?  Maliye isterse her firmada açık yakalayabilir mi?  Kapalı işyerine vergi borcu nasıl gelir?  Şoförler vergi mevzuatını defterdardan daha mı iyi bilir?  Merkez Bankası’na giren hırsızlar kaç dolar çalabilir?  Bakkal dükkanı sahibi Hilton’da konaklayabilir mi?  Vergiden kaçınmak günah mıdır?  Var mı ben vergi ödemiyorum diyen?  Türkiye vergi cenneti mi yoksa vergi cehennemi mi?  Vergisini düzenli ödeyenler kaz mıdır?

RENKLİ YAŞAM

Hem yazar hem muhasebeci olan Dursun Ali Yaz, uzun bir araştırma ve okuma dönemi sonunda bin 200 sayfa ve iki ciltlik bir vergi kitabı ortaya çıkardı. Kitabın birinci cildinde teknik ayrıntılara çok fazla yer vermekten kaçındığını söylüyor: “İlk kitapta verginin toplum üzerindeki etkileri, vergi alanındaki doğru sanılan yanlışlar üzerine yoğunlaştım. İkinci cilt ise tamamen teknik makalelerden oluşuyor. Uzun fikir alışverişlerinden sonra teknik makalelerden oluşan ikinci cildin birinci ciltte birlikte yayınlanmasının mümkün olmayacağına karar verdik. Eğer aynı kitap içinde yayınlasaydık; tatlı ile tuzlunun aynı tabakta servis edilmesi gibi olacaktı.”

dille anlatılması zor. Sayfalarla anlatılabilecek bir terimi de birkaç satırla özetlemek kolay olmadı. Kitapta vergiyle ilgili konuları esprili bir dille anlatmaya çalıştım. Gündelik yaşamda çok sık kullanılan ve herkes tarafından doğru bilindiği zannedilen kavramların aslında ne olduğunu ortaya koymak istedim” diyor. Kamu harcamalarının en sağlam kaynağının vergi olduğunu hatırlatıyor, Dursun Ali Yaz. Bu nedenle vergiyi tabana yaymak için yapılması gerekenlerin en başında vergi düzenlemelerinin ve hukuk normlarının geniş halk kitleleri tarafından anlaşılır hale getirilmesinin geldiğinin altını çiziyor. Ona göre, her şeyin anlaşılır ve ihtilafsız olduğu bir ortamda vergi ödemek de vergi almak da daha kolay hale gelir. Yaz, insanlık tarihinde verginin kabile başkanlarına hediye verilmesiyle başladığını anlatıyor ve ekliyor: “Vergi uygulaması günümüzde resmi otoritenin cebren tarh, tahakkuk, tebliğ ve tahsil ettiği bir ekonomik değerdir. Durup dururken kimsenin kabile başkanına hediye vermek istemeyeceğini düşünürsek, o günden bugüne bir şey değişmediğini söyleyebiliriz.”

İSMMMO YAŞAM  29


YAŞAM’IN PORTRESİ

Türk müziği eğitimi ilkokulda başlamalı TRT’deki ‘Dem bu Dem’ ve ‘Bergüzar’ müzik programlarının yapımcısı olan halk müziği sanatçısı Muzaffer Ertürk, unutulmaya yüz tutmuş Türk müziği eserlerini okuyarak, dinleyicilerin büyük beğenisini kazanıyor. Yakında ilk albümünü çıkaracak olan Muzaffer Ertürk’ün en büyük şikayeti, Türk müziği eğitimine gerekli önemin verilmemesi.

30  İSMMMO YAŞAM

MAYIS - HAZİRAN 2011


SEHER KARATAŞ

MAYIS - HAZİRAN 2011

bir öneride bulunulmadı. Bu bir Allah vergisi, insanın ruhu ile ilgili bir şey. Çocukluğumda Celal Güzelses’i dinlerdim. Arkadaşlarım oyun oynarken, ben taş plak dinlerdim. Güzelses’i ve Hafız Burhan’ı gramofonla dinlemekten büyük zevk alırdım. Gramofonun keyfini, lezzetini hala unutmuyorum, başka bir şeyden de alamadım o lezzeti. Dinlediğim müzisyenlerin tarzı zamanla beni etkiledi, müzik yolculuğunda yolumu çizmemi sağladı. Eğitim için 1980’de Malatya’dan Ankara’ya geldim. Aslında Ankara’da üniversite sınavlarına hazırlanıp üniversiteyi okumayı planlıyordum. Üniversiteyi kazanamayınca, o yıllarda Türk müziği alanında çok başarılı ve çok sevilen hocalardan Coşkun Güler ile görüştüm ve ondan eğitim almaya başladım. Coşkun hocam beni yetiştirmeye çalıştı. Ankara Radyosu’nun ney sanatçısı Mustafa Özgül ile tanıştım ve ondan da çok şey öğrendim. O dönem benim 17 sene birlikte meşk edeceğim en büyük ustam, Enver Demirbağ, İstanbul’dan Ankara’ya göç etti. Enver ustamın Ankara’ya gelmesi ile işin mahiyeti değişti. Çünkü o çok iyi bir icracıydı. Onunla birlikte

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

Herkes onu sekiz yıl boyunca TRT’te yaptığı ‘Dem bu Dem’ ve ‘Bergüzar’ adlı müzik programlarından tanıyor. Elazığ-Harput musikisini yıllardır başarıyla icra ediyor. Uzmanı olduğu bölgeye özgü müzik türleri ile Türkiye’nin her yöresinden türküler seslendiriyor. 20 yıldır çalıştığı TRT’nin repertuarına ölümsüz eserler kazandırdı. TRT Ankara Radyosu halk müziği sanatçısı yani halkın deyimiyle türkücü olan Muzaffer Ertürk’ten bahsediyoruz. Aslen Elazığlı olan Ertürk, babasının memuriyet görevi nedeniyle 1962 yılında Malatya Arapgir’de dünyaya geldi. İlkokul çağlarında taş plakları, daha sonra İstanbul gazelhanları ve Doğu Anadolu’nun usta icracılarını dinleyerek başladı müzik yolculuğuna. 1986 yılında Ankara Radyosu’nun açtığı sınavı kazanarak, ses sanatçısı olarak bu yolcuğuna devam etti. Ertürk, yılsonunda ilk albümünü çıkaracak. Bu albümde bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış, çok bilinmeyen klasik normlarda Türk mu-

sikisinden eserleri seslendirecek. Hazırlık çalışmalarına başladığı albümün TRT’nin marketlerinde satılacağını açıklayan Ertürk, yıllardır HarputUrfa-Kerkük üçgeni içindeki türkü zenginliğini ortaya çıkarmak için de çalışıyor. Ertürk, tam bir türkü tutkunu. Türkülerin üzerine titriyor adeta. Onların asli özelliklerinin kaybolmaması için canla başla çalışıyor. Anadolu’nun kültür zenginliğinin yarınlara taşınması için gerekli müzik eğitiminin verilmemesinden şikayet ediyor. Ertürk, üniversite öncesi verilen müzik eğitimi için devletin de duyarlı olması gerektiğini söylüyor: “Türküler bize geçmişte yaşanan hayatları anlatıyor. İyisiyle kötüsüyle yaşananları getirip önümüze koyuyor. Türkü öyle basit bir şey değil, dünyada en ciddi işlerden biri türkü okumaktır.” TRT Ankara Radyosu Türk Halk Müziği sanatçısı Muzaffer Ertürk’le sanatını, planlarını ve türküleri konuştuk. Müzik yolculuğu ne zaman başladı? Yaşadığım Malatya Arapgir ve çevresinde kimse kimseye müzikle ilgili bir şey telkin etmez. Bana mutlaka müzisyen ol, türkü, hoyrat oku diye

İSMMMO YAŞAM  31


YAŞAM’IN PORTRESİ

USTALAR OLMASAYDI BU ZENGİNLİK OLMAZDI Türk müziğinde örnek aldığınız kişiler var mı? O kadar çok insan var ki bu insanlar bizim müzik hayatımıza renk katan insanlardır. Rahmetli Celal Güzelses, Tuanklı Hafız, Kel Hamza, Hafız Burhan, Hafız Sami, Hafız Kemal, Yozgatlı Hafız Süleyman, Münir Nurettin Selçuk, Bekir Sıtkı Sezgin, Alaattin Yavaşça, Nida Tüfekçi, Muzaffer Sarı Sözen. Bunlar Türk müziğinin dev isimleri. Mehmet Özbek, Yücel Taşmakçı, Adnan Ataman, Sadi Yaver Ataman gibi pek çok isim bu harcın önemli unsurları. Onların Türk müziğine verdiği emek sayesinde biz aslında birçok şeyi hazır bulduk. Mesela Muzaffer Sarı Sözen hoca memleketin dört bir yanını katır sırtlarında gezip, türküler toplamış. Bu o kadar kolay bir iş değil, insanları ikna edip, bildikleri türküleri ortaya çıkarıyorsunuz. Büyük bir sabır ve emek gerektiriyor. Bu ustalarımız olmazsa biz bu zenginliğe sahip olamayacaktık.

32  İSMMMO YAŞAM

meşk ortamlarında oturmak, sohbet etmek, dinlemek benim için en büyük eğitim oldu. Bu eğitimden sonra 1984 yılında Erzurum Radyosu’nda yetişmiş sanatçı sınavına girdim, sınavı kazandım. Ardından askere gittim ve 1986 yılı nisan ayında hocam Mehmet Özbek’in isteği ile Ankara Radyosu’nda hizmete başladım. Ankara’da TRT’nin Ankara Radyosu’nun ses sanatçısı olarak göreve başladım. Neden tercihinizi halk müziğinden yana kullandınız? Müziğin diğer dallarına da ilgi duydunuz mu? Ben halk müziği değil Türk müziği yapıyorum. Türk müziğinin büyük bir yapı olduğunu düşünüyorum. İçinde folk müziği, gelişmiş bestelere dayalı özgün çalışan insanların koyduğu ürünler var. Halk müziğinin de içinde olduğu Türk müziğinin bir bütün olduğunu düşünüyorum. O yüzden kendimi halk müziği değil, Türk müziği sanatçısı olarak görüyorum, çünkü ben Türk müziği ekolünden geliyorum. Köyde bağlaması ile çalıp söyleyen insanlar da sanat yapıyor, bu insanların hepsi Türk müziğinin içinde bir hane oluşturuyor, folklor hanesinin içinde yer alıyorlar. Artukoğulları’na dayanan müzik anlayışını analiz ettiğinizi biliyoruz. Bu çalışmadan nasıl sonuçlar çıkıyor ortaya? Evet böyle bir çalışma yapıyoruz. Çünkü kültür dediğimiz şey durağan değil. Bir dil, bir yaşam biçimi, bir müzik anlayışı; bir, üç, beş günde oluşmuyor. Kültür durağanlığı kabul etmez, sürekli yaşayan bir şeydir. Bin yıllar önce Artukoğulları’nın bıraktığı kültür mirasını inceleyerek, onların yarattığı müzik geleneğinin, tarzının bugüne nasıl geldiğini, hangi bölgeleri etkilediğini öğrenmeye çalışıyoruz. Mesela Harput’ta Artukoğulları’nın ortaya koyduğu gelenek ve tarzın Mehteranı divan müziği diye bildiğimiz müzik tarzı olduğunu söylüyor büyüklerimiz. Artukoğulları’nın müzik geleneği, tarzı, ürünleri Mardin’de, Harput’ta başka bir izle karşımıza çıkıyor. Bugün bu bölgedeki müzik kültürünün kökeninin Artukoğulları’na kadar gittiğini görüyoruz. Zaten Anadolu müzik kültürünün şekillenmesi üç farklı tarzın etkisinde kalmış. Bunlardan biri Özbek, biri İran biri de Anadolu geleneğidir ama Artukoğulları müziği bu üçünün farklı bir biçimidir. Bu kültür bugünlere nasıl geldi? Bizde söylenen bir türkünün aynısını Azerbaycan’ın orta yerinde, güneyde Suriye’nin bir köyünde, Diyarbakır’ın bir köyünde de insanlar söylüyor. Bu durum kültür haritalarının önemini ortaya koyuyor. Elimizde çok sağlam, gerçekçi, bu gelişimi ortaya koyacak haritalar maalesef yok. Ama bizler yap-

MAYIS - HAZİRAN 2011


MAYIS - HAZİRAN 2011

Maalesef eğitim hayatımızda Türk müziği yok. Bizim çocuklarımızın ilk, orta ve lise eğitiminde hala blok flütle müzik eğitimi veriliyor. Ülkemizdeki müzik eğitimi anlayışını buradan anlayabilirsiniz. Devlet bir an önce eğitim hayatına kendi kültürel hayatını sokmak durumunda. Cumhuriyet’in kurulduğu günden bugüne bizim en çok ihmal etiğimiz noktalardan biri de müziktir. Biz Türk müzik kültürünü, dilini, yaşam biçimini muhafaza etmek mecburiyetindeyiz. O yüzden okul hayatımızda müzik eğitimi mutlaka olmalı. İlkokulda blok flütten başka müzik aletleri de çalındığında bu memleketin kültür hayatının ne kadar zenginleşeceğini düşünebiliyor musunuz? Yaklaşık 20 yıldır TRT’de çalışıyorsunuz. TRT’li müzisyen olmak size ne gibi avantajlar sağlıyor? Evet, hala TRT’nin fiili çalışanıyım. Bunun nimetlerini inkar edemem, insanlar TRT sayesinde bizi dinliyor. Bana sekiz yıl televizyon programı yapma imkanı veren TRT’ye ben de yaptığım programlardan pek çok ödül kazandırdım. Ama bu da yeterli değil. İnsanlara Türk müziğini anlatmada daha çok eksiğimiz var. Daha yapacağımız çok şey var. Belki bizden sonra gelecek arkadaşlarımız da üzerlerine düşeni mutlaka yapacaktır ama ben daha fazla zaman kaybetmeden TRT gibi tüm araçları kullanarak daha çok insana ulaşmak istiyorum. Şimdiye kadar hiç albüm çıkarmadınız. Albüm çıkarmayı düşünüyor musunuz? Evet Unkapanı’nda çıkan albümler gibi bir albümüm yok. Ama radyo programlarımda kullandığım CD’lerim var. Fakat bu aralar TRT bize yeni bir imkan sundu ve farklı içeriği olan, hem söz hem musiki olarak insanları düşünceye teşvik edecek tarzda albümler yapmamızı istiyor. Bu yılın sonuna kadar çıkarmayı düşündüğüm bu ilk albümüm, benim albüm zihniyeti ile yaptığım ilk iş olacak. Bu albümde bugüne kadar çok fazla gün yüzüne çıkmamış, çok fazla bilinmeyen klasik normlarda eserler yer alacak. Hazırlıklarına başladığım bu albüm TRT marketlerinde satılacak. Konser çalışmalarınız oluyor mu? Yılda bir defa İstanbul’da Cemal Reşit Rey’de konser veriyorum. Bu konserlerde de çok gün yüzüne çıkmamış, klasik normlarda eserleri sunma imkanı buluyorum. Zaman zaman, davet aldığım çeşitli üniversitelerde de konserler veriyorum. Bu yıl Erciyes ve Fırat Üniversitesi’nde konserler verdim, Harran Üniversitesi’nden bir teklif aldım yakında orada bir konser vereceğim.

YAŞAM’IN PORTRESİ

tığımız çalışmalarla bu haritaların ortaya çıkmasına katkı sunmaya çalışıyoruz. Mesela biz Asya’dan gelen insanlarız, geldiğimiz zaman bilgisiz hiçbir şey bilmeyen insanlar değildik. Mutlaka bizim de kültürümüz, bir hayat bilincimiz, bir yaşam tarzımız vardı. Yaptığınız bu çalışmalar, Türk müziğinin kökeninin nerelere kadar gittiğini gösteriyor? Türk müziğinin kökeni çok eskilere dayanıyor. Beylikler dönemindeki müzik kültürü, Selçuklular döneminde başka bir etki almış, Artuklular, Sasaniler döneminde herkes başka bir şey bırakmış bu kültürün üstüne. Türk müziğinin menşei de bunu doğruluyor. Kullanılan yol, yordam ve yöntem çok bilen bugünün kurallı müziğinden farklı değil. O dönemdeki müzikte de makam geçkileri var. Bir yerde sabah, bir yerde kürdi, bir yerde acem aşira yapmışlar. Osmanlı döneminde de padişahlar suç işleyen müzisyenleri saraydan ihraç edermiş. Bu müzisyenler de Urfa’ya, Diyarbakır’a, Şam’a Halep’e giderek, görgüsünü, terbiyesini ve ekolünü yanlarında götürmüşler. Gittiği yerde de oranın görgüsü, ekolü ile karşılaşıp, önemli bir kültür alışverişi başlatmışlar. Zaten İstanbul’un bu kadar yüksek seviyede anlaşılır bir musiki geleneğinin olmasının sebebi, şarktaki müzik geleneğinin zamanla İstanbul’a taşınmasıdır. Çünkü Saray şarktaki müzik kültürünü keşfetmiş ve pek çok söz ustasını, saz ustasını çağırmış İstanbul’a. O zamanlar bu ustalara çok iltifat varmış. Türk müzik kültürü bu şekilde gelişmiş, şekillenmiş, bugünkü halini almış. Gençler halk müziğine eskisi kadar ilgi göstermiyor. Özellikle büyük şehirlerde halk müziği dinleyenlerin sayısı azalıyor mu? Ben öyle düşünmüyorum. Bahsettiğimiz Türk müziği kültürünü İstanbul’la sınırlandırmak, onunla ölçmek doğru değil. Çünkü bu Anadolu’da o kadar baskın bir kültür ki, orada ilgi ve alaka azalmak yerine giderek artıyor. Bugün insanlar her çeşit müziği dinleme olanağına sahip. Ama Türk müziği hala ülkemizde belirleyici bir müzik kültürü. Ben gençlerin halk müziğini, Türk müziğini severek dinlediğini, çok ilgi duyduğunu, yaptığım televizyon programlarında ve üniversitelerde yapılan söyleşilerde görüyorum. Gençler yaptığımız televizyon programlarından çok etkilendi ve yaklaşık 100 öğrenci bu konuda master yaptı. Türk müzik kültürünün geleceğe taşınabilmesi için sizin bu çalışmalarınız yeterli mi?

İSMMMO YAŞAM  33


KARİYER

e-girişimciye e-ticaret eğitimi

Dünyada ve Türkiye’de hızla artan e-ticaretten pay almak isteyenler, e-ticaret eğitimlerine ilgi gösteriyor. Coproline, Yorktrade gibi kuruluşlar verdikleri eğitimlerle girişimci, eticaret profesyoneli yetiştiriyor. Kursların sonunda Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika da veriliyor.

34  İSMMMO YAŞAM

ILGIN ŞENYÜZ Biz Türkler, internetin kapısını açtığı sanal dünyayı seviyoruz. Nihayetinde Türkiye’de 35 milyon internet kullanıcısı bulunuyor. Bu rakam; Türkiye’nin Avrupa’da en çok internet kullanan beşinci ülke olduğunu da gösteriyor. Sanal dünyada alışverişe ilgimiz son yıllarda katlanarak artıyor. Bankalararası Kart Merkezi’nin verilerine göre, geçen yıl Türkiye’de 91 milyon adet yerli ve yabancı kredi kartıyla, 15 milyar 225 milyon TL sanal alışveriş yaptık. E-ticaret rakamlarının bir de dünya boyutu var. Dünyada e-ticaretin boyutu 10 trilyon doları aştı. Özellikle gelişmiş ülkelerde ticaretin yüzde 51’inden fazlası internet araçlarının kullanımıyla gerçekleştiriliyor. Eticaret artarken, Türkiye’de e-ticaret eğitimi de önem kazanıyor.

30 BİN E-TİCARET PROFESYONELİ

Türkiye’de 5 yıldır e-ticaret eğitimi ve danışmanlığı veren Coproline Eğitim Kurumları bugüne kadar 1.700 e-girişimci yetiştirdi. Coproline’den bugüne kadar eğitim alanların yüzde 27’sini bankacılar, finansçılar, serbest muhasebeci ve mali müşavirler oluşturdu. Coproline, Türkiye’nin öne gelen yönetim danışmanlarından Prof. Dr. Acar Baltaş’ın kurduğu Baltaş Grubu’na bağlı bir e-dış ticaret eğitimi kurumu. Son 17 yıldır yarım milyona yakın kuruluşa eğitim veren Baltaş Grubu, Coproline ile hem bireylere hem KOBİ’lere İstanbul’da e-dış ticaret eğitimi vermeyi sürdürüyor.

MAYIS - HAZİRAN 2011


Coproline Kurucu Program Direktörü Berke Sarpaş, dünyada artık ticaretin her türlü modelinin internete kaymaya başladığını söylüyor. “İnternet kullanmadan ticaret yapmanın bir alternatifi kalmadı” diyen Sarpaş, bu dönemde eticareti bilen profesyonellere ve girişimcilere Türkiye’de daha çok ihtiyaç olduğunu söylüyor. Sarpaş, değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Danışma kurulumuzdaki arkadaşlarımıza sorduğumuzda Türkiye’de e-ticaretin her yıl yüzde 80-100 büyüyeceğini söylüyorlar. En kötümser tahminle; Türkiye’de e-ticaret hacminin her yıl yüzde 23 büyüdüğünü düşünelim. Bu durumda 2020 yılında Türkiye’nin e-ticaret hacmi 100 milyar TL’ye ulaşacak. Yani 85 milyar TL’lik bir ek pazar oluşacak. Bu pazarı yurtiçinde ve yurtdışında değerlendirebilecek 30 bin e-ticaret profesyoneline ihtiyaç var. Biz de Coproline olarak bu profesyonelleri yetiştirmeyi hedefliyoruz. Her işte olduğu gibi, internette de elini çabuk tutan kazanacak. Bu yüzden iş kurmak ve işini

MAYIS - HAZİRAN 2011

DEVLET DESTEKLİ EĞİTİM

Coproline yalnızca bireylere e-ticaret eğitimi vermiyor; KOBİ’lere de bu konuda eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyor. KOBİ’lere yönelik 32 saatlik eğitim programının bedeliyse 1.500 TL. Firmalar bu eğitim programından yararlandığında yüzde 70 devlet desteği alabiliyor. Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan akredite olan Coproline, katılımcılara Milli Eğitim Bakanlığı onaylı dış ticaret uzmanlık sertifikası veriyor. Corproline’ın verdiği sertifika IATTO (International Association of Trade Training Organizations- Uluslararası Ticaret Eğiticileri Birliği) tarafından da akredite oluyor. Eğitmenlerinin tamamının sektör profesyonellerinden oluştuğunu vurgulayan Berke Sarpaş, e-ticaret yapan mezunlarına danışmanlık hizmetlerinin de eğitim sonrasında ücretsiz devam ettiğini belirtiyor.

3 BÜYÜK İLDE EĞİTİM VERİYOR

Türkiye’de e-dış ticaret eğitimi veren kurumlardan biri de; Yorktrade E-Dış Ticaret Okulları… Merkezi New York’ta olan Yorktrade, Türkiye’de ilk şubesini 2003 yılında İzmir’de açtı. 2004 yılındaysa İstanbul ve Ankara şubeleri faaliyetlerine başladı. Yorktrade, ticaret yapmak isteyen katılımcılara ve şirketlere eticaret ve e-dış ticaret alanlarında uygulamalı eğitim veriyor. Yorktrade E-Dış Ticaret Okullarıuzman eğitmenleriyle ilk aşamada dış ticaret mevzuatını öğretiyor. İkinci aşamadaysa bilgisayar laboratuarlarında uluslararası pazarlara açılmayı sağlayacak eğitimleri veriyor. Dış ticareti uygulamalı olarak gerçek piyasa koşullarıyla öğreten kurum, Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika da veriyor. Yorktrade’in de Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan akretide olduğunu belirtelim. Yorktrade’in hafta içi üç gün (pazartesi, çarşamba, cuma) saat 9.30-13.30’da gerçekleşen eğitimleri 5 haftada tamamlanıyor. Hafta sonu sabah ve öğleden sonra iki grup şeklinde verilen eğitimleriyse 8 haftada tamamlanıyor. Öte yandan Türk Dış Ticaret Eğitim Vakfı, 10 yıldır dış ticaret uzmanlığı, dış ticaret İngilizcesi eğitimleri veriyor. Vakıf, bunlara uzaktan dış ticaret uzmanlığı eğitim programını da ekledi. Bu yeni girişimiyle internetin ulaştığı her yere dış ticaret uzmanlığı eğitimi götürmeyi amaçlayan bu eğitim programında nasıl ihracatçı ya da ithalatçı olunacağından serbest ticaret anlaşmalarına kadar birçok konuda ders veriliyor. Uzaktan eğitimin başlıklarından biri de e ticaret. Ancak bunun Coproline ve Yorktrade kadar kapsamlı bir e-ticaret eğitimi olmadığını belirtelim. Eğitimin süresi, katılımcının ders izleme hızına bağlı olarak en az 2 (iki), en fazla 6 (altı) ay. Bu eğitimin ücreti; KDV dahil 675 TL.

KARİYER

geliştirmek isteyenlerin biran önce e-ticarete odaklanmalarını öneriyorum.” Coproline, girişimcilere sanal dünyada kendi işini kurduran 80 saatlik bir eğitim programı hazırlamış. Bu programda öncelikle doğru dış ticaret

yapmak için yasal mevzuat eğitimi veriliyor. Berke Sarpaş, “Bu programda egirişimcinin markasını, sloganını, kartvizitini oluşturuyoruz; kendi web sitesini yayına açtırıyoruz. Eğitime katılanlara pazar araştırması yaptırıyoruz. Alibaba.com, EC Plaza gibi dış ticaret sitelerine kayıtlarını yaptırıyor; yurtiçi ve yurtdışında aktif e-ticarete başlamalarını sağlıyoruz. Böylelikle e-girişimciler ve internette iş kuranlar; büyük e-ticaret pastasından pay almaya başlıyorlar” diye konuşuyor. Bu 80 saatlik eğitimin ücreti 2 bin 100 TL. Kredi kartına 12 taksit yapıldığını da belirtelim.

İSMMMO YAŞAM  35


Yelken, yediden yetmişe her yaştaki insanın rahatça öğrenebileceği ve devam edebileceği ender sporlardan... Çocuğunuzu yelken sporuna yönlendirerek hem eğlenmesini, hem de özgüven, cesaret, analitik düşünme, çabuk karar verme gibi özellikler kazanmasını sağlayabilirsiniz.

Çocuğunuz denizlere yelken açsın EĞİTİM

FERİDE AY

Bir eğitim-öğretim yılı daha geride kaldı... Derslerden, zorlu sınavlardan bunalan çocuklar için şimdi tatil zamanı. Tatil dönemini verimli geçiren öğrenciler, yeni eğitim dönemine daha formda girecek. Bu nedenle çocukların tatil dönemini eğlenceli, keyifli, kendisine değer katacak aktivitelerle geçirmeleri önemli. Yaz tatili döneminde çocuğunuza yelken eğitimi aldırarak hem eğlenceli bir zaman geçirmesini hem de özgüven, ce-

36  İSMMMO YAŞAM

Serdar Ahıskalı

saret ve takım ruhu kazanmasını sağlayabilirsiniz. İstanbul'da yelken eğitimi veren çok sayıda kurs var... Türkiye Yelken Federasyonu Eğitim Kurulu Başkanı Serdar Ahıskalı, yelken sporunun çocuklara, tüm diğer spor dallarına göre daha özel değerler kattığını söylüyor. Yelken sporunun düşünülenin aksine çok pahalı bir spor olmadığını belirten Ahıskalı, "Bireysel veya iki kişilik tekneler ile yapıldığında zaten bir yelken kulübünün imkanı kullanılır. Ayrıca bu konuda başarı potansiyeli olan gençlere gerek kulüpleri gerekse Türkiye Yelken Federasyonu destek oluyor" bilgisini veriyor.

MAYIS - HAZİRAN 2011


BU TERİMLER ÖNEMLİ

Kontra: Yelkenli teknelerin ve deniz taşıtlarının sancak veya iskele olup olmadıklarına verilen isimdir. Seyir: Yelkenli teknelerin rüzgarla olan açılarına göre 3 ana gidiş yönü vardır. Bunlar orsa, apaz ve pupadır. İşte bu yönlere verilen isim seyirdir. Tramola: Rüzgara yakın orsa seyirinde giden yelkenli tekne, gideceği hedefe ulaşabilmek için dönüşler yapmak zorundadır. Rüzgarüstüne doğru yapılan bu dönüşlere tramola denir. Kavança: Rüzgarı arkadan alan yelkenli tekne yine gideceği hedefe göre dönüş yapıp, kontra değiştirmek zorundadır. Rüzgar altına doğru yapılan dönüşlere kavança adı verilir. Kafayı açmak: Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki açıyı arttırmasına denir. Bayılma: Özellikle rüzgarlı havalarda orsa ve apaz seyirlerinde yelkenli tekne rüzgar altına doğru yatar ve yan yan şekilde seyir eder. İşte bu duruma bayılma denir.

MAYIS - HAZİRAN 2011

açısından hiçbir farkının olmadığını söylüyor. Ahıskalı, yelken sporu sayesinde çocuklara denizi sevdirdiklerini anlatıyor. Onlara doğayla iç içe ve duyarlı yaşama fırsatını verdiklerinin de altını çiziyor. Çocukları bilgisayar oyunları dışında güzel bir dünyayla tanıştırdıklarını da vurguluyor. Yelken eğitimi alan çocukların "çabuk karar verme" özelliklerinin geliştiğini belirten Ahıskalı, "Yelken sporcusu, teknesi ile denizin ortasındadır. Şartlar değişkendir. Dolayısıyla gelişen koşullara göre hızlı düşünüp, hızlı kararlar alıp bunları uygulamak zorundadır. Beklemek, başkasından fikir almak gibi bir alternatifi yoktur. Bu nedenle çabuk karar alma yeteneğini geliştirmek zorundadır" diyor. Bir veli olarak çocuğuna kazandırdığı en önemli şeyin yelken sporuna başlatmak olduğunu vurgulayan Ahıskalı, ebeveynlere "Türkiye'nin denizleri çocuklarınızın yelken açmasını bekliyor" diye sesleniyor.

HAK ARAMAYI ÖĞRETİR

Yelken sporunun kendine özgü kuralları, diğer birçok spor dalında olduğu gibi hakkını aramasını bilen kişilikler yetişmesini de sağlıyor. Türkiye Yelken Federasyonu Eğitim Kurulu Başkanı Serdar Ahıskalı yelkenin bu yönünü şöyle aktarıyor: "Bir yelken müsabakası sonucunda sporcu, bir diğer sporcunun kural dışı harekette bulunduğunu iddia ediyorsa, bu iddiasını bizzat kendisi resmi protesto kurulu önünde, teknik olarak düzgün bir şekilde anlatabilmelidir. Aynı şekilde kendisi hakkında bir iddia olduğu durumda da kendisini savunabilmelidir. Diğer spor dallarında olmayan, sporcu ile protesto kurulunu yüz yüze getiren bu kural, kişilerde küçük yaştan itibaren kendi hakkını kurallara göre aramayı, kendini sözel olarak ifade edebilmeyi ve savunmayı geliştiren bir değerdir."

EĞİTİM

Yelken her yaş grubunun yapabileceği ve aynı zamanda her yaşta başlanabilecek bir spor dalı. Bunun için yapmanız gereken tek şey, yelken eğitimi veren kursları araştırmak ya da doğrudan Türkiye Yelken Federasyonu’ndan detaylı bilgi almak. Yelken, aşırı fiziksel güce gerek duyulmadan fiziksel kuvvetin yönetildiği bir spor. Serdar Ahıskalı, fiziksel kuvvetlerin enerjiye dönüştürüldüğü bu spor dalının kişiye güven ve keyif verdiğini anlatıyor: “Yelken sporunda vücudun bütün kas yapısı dengeli olarak çalışır. Sürekli açık havada ve her mevsim yapılabilen bir spor olduğu için fiziksel dayanıklılık, vücut direnci gelişir. Oldukça yoğun bir konsantrasyon, dayanıklılık, mücadele ruhu, çözüm üretme, özgüven, özeleştiri gibi değerleri güçlendirdiği için psikolojik açıdan güçlü kişilikler yaratır." Yelken sporunun, eğitimin ilk gününden itibaren kişi ve malzeme güvenliğini ön planda tuttuğunu belirten Ahıskalı, kurallarına göre yapıldığında, diğer spor dallarına oranla güvenlik

İSMMMO YAŞAM  37


Sıcaklar, ‘yaz hastalıkları’nı da beraberinde getiriyor. Yazın denetimsiz sular ve bunlarla yıkanan sebze ve meyveler, bağırsak enfeksiyonu riskini artıyor. Yazın güneş çarpmasından hijyenik olmayan havuzlara kadar birçok durum sağlığımızı tehdit ediyor..

Yaz hastalıklarından korunun SAĞLIK

ILGIN ŞENYÜZ

Hastalıklar yalnızca kışın artıyor sanıyorsanız yanılıyorsanız… Her mevsimin tetiklediği hastalıklar var. Bu sıcak günlerde de ‘yaz hastalık’larına karşı dikkatli olmak gerekiyor. Yaz hastalıkları arasında başı besin zehirlenmeleri çekiyor. Yazın yiyecekler daha çabuk bozuluyor. Yaz aylarında yiyeceklerin, pişirilmiş olsalar bile mutlaka buzdolabında saklanması gerekiyor. Sıcakta kalan ve özellikle açıkta satılan yiyeceklerin üzerine konan sinekler mikrop taşıyor. Mikroplar da proteinli gıdalar üzerinde ko-

38  İSMMMO YAŞAM

lay ürediği için bu yiyecekleri adeta ‘zehir’li hale geliyor. Bu durumda da bağırsak enfeksiyonlarına yakalanmak kaçınılmaz oluyor. Yaz aylarında pınar veya çeşme sularını içme suyu olarak kullanım artıyor. Oysa bu sulara insan veya hayvan dışkısının ya da atıklarının karışmış olması ihtimali yüksek. Böylesi sularda bulunan ve gözle görülmeyen mikroplar bağırsak enfeksiyonu riskini artırıyor. Yalnızca bu suları içmek değil, bu sularla yıkanmış meyve ve sebzeleri yemek ya da bu tür mikroplu sulardan yapılmış buzları kullanmak insan sağlığı açısından son derece tehlikeli… Tifo, paratifo, viral hepatit ve yaz ishalleri sağlıksız sular

MAYIS - HAZİRAN 2011


nedeniyle yakalanılabilecek hastalıklardan bazıları… Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof Dr. Semra Çalangu bağırsak enfeksiyonları konusunda şu uyarıyı yapıyor: “Sütlü ve mayonezli yiyecekler, et, krema gibi besinler yazın mikropların üremesi açısından oldukça elverişli gıdalar. Kirlenmiş suların ve bu sularla hazırlanmış içeceklerin içilmesi; bu sularla yıkanmış salata gibi yiyeceklerin çiğ olarak yenmesi, bu besinler üzerindeki mikropların bağırsaklara geçerek hastalık yapmasına neden olur. Aslında, midenin asit yapısı bu mikroplara karşı önleyici bir engel oluşturur. Ama mide hastası olduğu için mide asidini azaltıcı ilaç kullananlarda bu koruyucu engel ortadan kalkar ve onlar bağırsak enfeksiyonlarına daha kolay yakalanırlar."

SU KAYBINA DİKKAT!

MAYIS - HAZİRAN 2011

KALP HASTALARINA UYARILAR

Yazın kalp hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor. Kalp hastaları denizi çok seviyor olsalar bile sıcaktan korunmaları gerekiyor. Uzmanlar; kalp hastalarının yalnızca sıcağa maruz kalmamalarını yeterli bulmuyor. Vücutta su kaybı artığı için günde 2-2.5 litre su içmelerini öneriliyor. Hastalar tuz kısıtlamalı rejim içindeyse, doktorların fikri alınarak yemeklere biraz tuz ilave edebilirler çünkü; terle birlikte vücudun tuz kaybı artıyor. Tok karnına denize girmemek, yağlı yemeklerden kaçınmak diğer tedbirler arasında geliyor. Aslında kalp hastalarına deniz tatilinden ziyade yayla tatili öneriliyor.

enfeksiyonlarına ve mantar hastalığına da yol açabilir. Yalnızca mikroplu havuzlar değil aşırı güneş ışınları da ciltte rahatsızlara yol açıyor. D vitamini deposu olan güneş ışınlarının doğru yararlanıldığında sedef, egzama gibi cilt hastalıklarını iyileştirici etkisi olduğu bilinmekte. Ancak kemiklerin ve cildin güneşten yararlanması için 20 dakika yeterli. Saatlerce güneşte kalmak özellikle beyaz tenli kişilerde güneş yanıklarına neden olabilir. Fazla güneş ışınları gözde katarakt oluşumundan deri hastalıklarına kadar birçok hastalık riskini artırabilir. Fazla güneşin uzun vadede deri kanseri riskini de artırdığı belirtiliyor.

SAĞLIK

Bağırsak enfeksiyonlarının en önemli belirtisi, ishal. Diğer belirtiler arasındaysa bulantı ve kusma başı çekiyor. Tahmin edildiğinin aksine, ishalin tek tedavisi kaybedilen suyu yerine koymak değil. Vücut suyla birlikte sodyum, potasyum, klor, bikarbonat gibi yaşamsal önemi olan, 'elektrolit' dediğimiz tuzları da kaybediyor. Prof. Dr. Semra Çalangu, kaybedilen sıvı ve tuzları yerine koymak için içine şeker ve biraz tuz katılmış portakal suyu, içine biraz muz katılmış tuzlu ayran gibi içecekleri öneriyor. Çalangu, "Eczanelerde satılan 'oral rehidratasyon paketleri' her yaştaki hasta için önerilir. Bu paketlerden bir tanesi bir litre suya katılarak hastaya içebildiği kadar içirilmelidir. Her dışkılamadan sonra 1-2 bardak içirilerek kaybedilen sıvının yerine konulması önerilebilir. Bulantı veya kusma nedeniyle ağız yolundan sıvı alamayan hastalara, vakit geçirilmeden, damar yoluyla serum verilmeli. Ancak kanlı ve cerahatli ishal varlığında asla ishal kesici ilaç kullanılmamalı; hekime başvurulmalı" diyor. Sıcak havalarda kendimizi evimizin dışına atmamız doğal. Dışarıda geçirilen zaman arttıkça ‘açık hava’ya bağlı tehlikelerle de yüz yüze gelme olasılığı artıyor. Böcek ısırması, arı, tatarcık, sivrisinek gibi eklembacaklıların sokması da yazın bir diğer tehlikesi… İlk anda bakıldığında önemli gibi görünmese de özellikle alerjik bir reaksiyon ortaya çıkması durumunda çok sıkıntılı bir süreç yaşayabilirsiniz. Yaz sıcaklarında insanların serinlemek için girdiği hijyen şartlarına uygun olmayan havuzlar da hastalık saçıyor. Bu havuzlar nedeniyle oluşabilecek mikrobik enfeksiyonlar; göz, kulak, idrar yolu iltihabına neden olabileceği gibi cilt

İSMMMO YAŞAM  39


K A P A K

Rejimdeyim, rejimdesin, rejimde

Yaz aylarına girdiğimiz şu dönemde adeta bir diyet çılgınlığı yaşanıyor. Yaşam tarzının kolaylaşmasıyla harcanan enerjinin azalması, popüler kültürün fit görünme baskısı 7’den 77’ye herkesi diyete soktu.

İÇİNDEKİLER

14

Z İ R V E D E K İ L E R

Hikayeleriyle bir üstat

Meslekte 40 yılı geride bırakan bir üstat olan Ertan Özdemir, “Bir Hikaye Anlatsana Üstat” kitabında hem kendi hikayesini, hem de meslekte biriktirdiği deneyimlerini anlatıyor. Halen yönetim danışmanlığı yapan Özdemir yeni dönemde kitap yazmaya ağırlık verecek.

D O S Y A

Kaos ülkelerinde devrim aşkı

10

Ortadoğu ülkelerindeki esen demokratik dönüşüm rüzgarları, hem yüzlerce insanın canını alıyor, hem de iktidarları sarsıyor. Bu değişimi Ortadoğu topraklarının yeni dünya ekonomisine entegre edilmesi olarak görenler de var; değişimin 24 ABD, Çin ve Rusya ekonomisine doping olacağını düşünenler de…


GÜNDEMİN SESİ

Tekzip yemeyeni gazeteci saymam

Duayen gazeteci Yalçın Bayer, “Gazetecilikte tekzip, açıklama yemeyen, hakkında tazminat davası açılmayanı ben ‘gazetecilik 20 yapıyor’ saymam” diyor.

YAŞAMIN PORTRESİ

R E N K L İ

Y A Ş A M

Vergiye farklı bakış

İSMMMO Üyesi Dursun Ali Yaz, ‘Vergide Doğru Bilinen Yanlışlar’ kitabıyla, pek çok kişiye anlaşılmaz gelen vergiyi esprili, sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor.

28

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

TRT’deki ‘Dem bu Dem’ ve ‘Bergüzar’ müzik programlarının yapımcısı olan halk müziği sanatçısı Muzaffer Ertürk, unutulmaya yüz tutmuş Türk müziği eserlerine yeniden hayat veriyor. 30

KARİYER

36

DOSTLARIMIZ

40

MODA

Dünyada ve Türkiye’de hızla artan e-ticaretten pay almak isteyenler, e-ticaret eğitimlerine ilgi gösteriyor. Coproline, Yorktrade gibi kuruluşlar verdikleri eğitimlerle girişimci, e-ticaret profesyoneli yetiştiriyor. 34

38

42

EVİM EVİM

44

GEZİ - DÜNYA

48

LEZZET

GEZİ - TÜRKİYE KÜLTÜR-SANAT

e-girişimciye e-ticaret eğitimi

8

EĞİTİM

S A Ğ L I K

Müzik eğitimi ilkokuldan başlamalı

6

SİNEMA-DVD KİTAP

TEKNO-YAŞAM MİZAH

46 52 56 58 60 62

64


Köpeğiniz ne kadar zeki olursa olsun mutlaka eğitime ihtiyacı var. Dostlarımızın üç aylıktan itibaren dışarı çıkarılarak sahibi tarafından sosyalleştirilmesi gerekiyor. En iyi eğitim ise 6 aylıkken veriliyor.

En zekilere bile eğitim şart

DOSTL ARIMIZ

GÜLŞEN KANDEMİR

Ortalama bir köpeğin zihinsel becerilerinin 2 yaşındaki bir çocuğunkine eşdeğer olduğunu biliyor musunuz? Köpekler, doğadaki en zeki hayvanlar olarak kabul ediliyor. Ancak köpeklerin arasında da daha zeki olanları var. Kanada’daki British Colombia Üniversitesi profesörlerinden, köpek uzmanı Stanley Coren’in yaptığı araştırmaya göre; sıradan bir köpek, işaretler ve jestler dahil 165 kelime öğrenebiliyor. Bu da 2 yaşındaki bir çocuğun öğrenme kapasitesine denk geliyor. Daha zeki olan köpeklerin öğrendiği kelime sayısı ise 250’ye kadar çıkabiliyor. Peki en zeki köpekler hangileri?.. Coren’in araştırmasına göre; en zeki köpekler; border collie, kaniş, Alman kurdu, golden retriever, doberman, shetland çoban köpeği, ve labrador retriever olarak sıralanıyor. Aslında köpek yetiştirmek çocuk yetiştirmeye benziyor. Köpeğiniz ne kadar zeki olsa da; eğitim vermiyorsanız bir işe yaramıyor. Bu yüzden zeki köpek alsanız bile doğ-

ru eğitmeniz gerekiyor. Bu noktada da köpeğinize nasıl eğitim vereceğinizi bilmeniz ya da köpeğinizi işin uzmanı bir eğitmene teslim etmeniz gerekiyor. Köpek eğitim uzmanı Asım Sarıçiftçi, köpeklerin en iyi eğitimi 6 aylıkken aldığını belirtiyor. Sarıçiftçi, 15 yıldır köpek eğitimiyle ilgileniyor. Sarıçiftçi’nin verdiği bilgiye göre; büyük köpek yetiştirmek isteyenler Türkiye’de daha çok; golden retriever, rotweiler, doberman, boxer, Alman kurdu, İrlanda setter, İngiliz setter, İngiliz bulldog, Fransız bulldog, mastiff, kangal, Sibirya husky ırklarını tercih ediyor. Küçük ırklar arasında ise; beagle, cocker, pekingese, king charles, terrier ve pointer beslemek yaygın. Sarıçiftçi; border collie cinsi köpeklerin çok akıllı olmalarına rağmen Türkiye’de çok sık beslenmediklerini vurguluyor.

İYİ EĞİTİM ALANLAR

Sarıçiftçi, Türkiye’de tercih edilen köpekler arasında iyi eğitim alan ırkları ise; golden retriever, labrador, Alman kurdu, rotweiler, boxer ve doberman olarak sayıyor.

Asım Sarıçiftçi 40  İSMMMO YAŞAM

KASIM - ARALIK 2010


Bu köpekler arasında Alman kurdu, rotweiler ve boxer’ın koruma özelliği halen devam ediyor. Ancak diğerleri ‘koruma’ özelliklerini yitirmiş durumdalar. Yani eve hırsız girse bile ondan havlamasını beklemeyin. Ancak onlarla ailecek iletişim kurup, iyi vakit geçirmek mümkün. Bu yüzden köpek alacakların öncelikle köpeği niçin alacaklarını bilmeleri gerekiyor. Bahçede mi, evde mi yaşatacaklarına, koruma bekleyip beklemediklerine karar vermeleri de şart. Asım Sarıçiftçi, 15 yıllık deneyimine dayanarak, “Oyun köpeği istiyorsanız; büyük ırklar içinde golden rotweiler, labrador ve collie tercih etmenizi tavsiye ederim. Küçük ırklar arasındaysa bakımı daha kolay olan beagle, kavalye king charles, pekingese ve terrier gibi ırklar tercih edilmeli” diyor.

SOSYALLEŞTİRME ÖNEMLİ

KASIM - ARALIK 2010

BORDER COLLİE GİBİSİ YOK

British Colombia Üniversitesi Profesörü Stanley Coren, Amerika ve Kanada'da 200 çiftlikteki köpekleri; itaat zekası yönünden inceledi. Değerlendirmeyi yaparken; itaat yarışmalarının sonuçlarını, eğitmen, üretici, hakem ve köpek sahiplerinin görüşlerini aldı. Yapılan çalışmada; 199 hakemin 190'ı border collie'yi en zeki on köpek arasında sıraladı. 171 hakem shetland sheepdog'u, 169 hakem kaniş'i, 167'si Alman çoban köpeği ve golden retriever'i de en kolay eğitilebilir on köpek türü arasında saydı. En düşük çalışma ve itaat zekasına sahip türlerin sıralamasında ise 199 hakemin 121'i Afgan tazısını, 99'u basenji'yi ve 81'ide chow chow'u itaat eğitimine en az uygun tür olarak belirtti.

HANGİ EĞİTİMLER VERİLİYOR?  Köpeğin dışarıya alıştırılması  Evdeki eşyalara zarar vermemesi  Yerden ya da başkasının elinden bir şey yememesi  Siz yokken evde yalnız kalmaya alışması  Temel itaat eğitimleri  Köpeğin sizi çekmeden sol tarafınızda yürümesi  Otur, yat, bekle, bırak, gel, getir, git, koş, çabuk, yavaş, hayır, aferin, sus gibi temel komutları öğrenmesi  İleri itaat eğitimi  Temel komutları tasmasız olarak yerine getirmesi

DOSTL ARIMIZ

Asım Sarıçiftçi’nin verdiği bilgiye göre; köpek eğitimi, köpek eve geldiği andan itibaren başlıyor. İlk eğitimse; tuvalet alışkanlığını kazandırmak. “Köpeğinize kesinlikle küçük bir yer ayırmalısınız. Köpek eve gelir gelmez, salona, mutfağa, yatak odasına girerse, oraları tuvalet alanı olarak belirler” diyor Sarıçiftçi. Köpeklerin dört aydan itibaren dışarıya çıkartılarak sosyalleştirilmesi gerekiyor. Yani köpeklerin 6 ay dört duvar arasında kalması çok yanlış. Sarıçiftçi, “Köpeklerin eğitimine 3 aylıkken başlanmalı. Başka köpeklerle oynatılarak arkadaş edinmesi sağlanmalı. Köpek sosyalleştirilmezse; ne kadar zeki olursa olsun; korkak, pısırık ve ürkek oluyor. Sonrasındaysa psikolojik sorunları oluşuyor ve bunu düzeltmek daha zor oluyor. Örneğin Alman kurdu, boxer, rotweiler, doberman gibi köpekler korktuğu için karşıdan gelen biri onu sevmeye kalktığında saldırıyor. Bu tür köpekler sosyalleştirilmezse; sahibine zarar verme ihtimali de var” diye konuşuyor. Köpek eğitim uzmanları ise köpeğiniz 6 aylıkken devreye giriyor. Uzmanlar köpeğin evde yalnız kalmasından temel itaat eğitimine kadar birçok eğitimi köpeğe veriyor. Dostunuzun bir uzmandan 34 haftalık eğitim alması normal. Bu eğitimden sonra eğitim uzmanı tarafından köpek sahibine köpeği hakkında detaylı bilgi verilmesi ve birlikte çalışmalar yapılması gerekiyor. Bir köpek uzmanı dostunuzu dört dörtlük eğitse bile, sizin bu konuda bilginiz olmazsa eğitim işe yaramaz. Köpek eğitim uzmanı Asım Sarıçiftçi, bu konuda şu bilgileri veriyor: “Köpekler mutlaka sahibinin yanında ve yaşadığı çevrede eğitim almalı. Dört duvar arasında eğitim alan bir köpekle Bağdat Caddesi’nde eğitim alan köpekler arasında dünya kadar fark var. Köpek eğitiminde mekan çok önemli. Diğer eğitimler işe yaramaz. Ben birçok işadamı ve sanatçının köpeklerini 15 yıldır eğitiyorum. Bugüne kadar 400’ün üzerinde köpek eğittim. 3-4 haftalık eğitimde, uzman her gün bir saat köpekle ilgilenir. Eğitim haftanın beş günü sürer. Eğitim ücreti de 1.500 TL ile 3 bin TL arasında değişir. ”

İSMMMO YAŞAM  41


Ayaklarda şenlik var

MODA

Bu sezon sandaletler cıvıl cıvıl... Topuklu veya topuksuz her zevke hitap eden çok çeşitli sandalet tasarımları vitrinlerde yer alıyor. Gladyatörler yine revaçta...

42  İSMMMO YAŞAM

MAYIS - HAZİRAN 2011


CAN KIZILDAĞ

dele sahip olmanın lüksünü yaşıyorsunuz. Parmak arasına takılarak kullanılan aksesuvar seçenekleri arasında çiçek tasarımı, yuvarlak ve dikdörtgen şekilli modeller bulunuyor. Siyah ve beyaz başta olmak üzere birçok renk seçeneği de sunan sandalet koleksiyonu çok farklı kombinasyonlara da ilham veriyor.

Yaz aylarında modanın ana teması "rahatlık ve özgürlük"tür... Bu yaz ayaklarda yine şenlik var. 2011 yazı sandalet ve terlik modelleriyle hem ayaklarınız şık görünecek hem yazın sıcaklarında oldukça rahat edeceksiniz. Bu yaz topuklu veya topuksuz her zevke hitap eden çok çeşitli sandalet modelleri bulunuyor. Çiçekli, boncuklu ve rengarenk modellerin yanı sıra daha çok krem ve siyah tonlarında vitrinleri süsleyen sandaletler bayanlara rahat yürüyüşün yanında şıklığı da sunuyor. Gladyatörler yine revaçta. Parmak arası modellerle birlikte dolgu topuklar da dikkat çekiyor. Bu sezonun en popüler ve ilgi çekici kombini; kısa kot şort, uzun gömlek ve dolgu topuk sandaletten oluşuyor. Dolgu topuklu sandaletinizle, çiçekli elbiselerinizle de muhteşem kombinler yapabilirsiniz.

GLADYATÖR MODASINA DEVAM

Mango'da püsküllü süet gladyatörler, eski Roma yadigarı trendin farklı bir yorumlaması görünümünde. Renk olarak daha çok kahve ve tonları ile siyah tercih edilmiş. H&M koleksiyonunda ince bantlı bileği saran modeller yer alıyor. Ayrıca geniş bantlı ve parmak arası sandaletler dikkat çekiyor. Yeşil’in değişik modellerde tasarlanmış yeni sezon sandaletleri her yaş grubu kadınlara hitap ediyor. Kahverenginin değişik tonlarında, klasik kesimli deri sandaletler hareketli ve macera dolu hayat süren kadınlar için ideal! Pimkie'de renkli kumaşlarla detaylandırılan sandaletten, gladyatör sandalet ve parmak arası sandalet modellerine kadar birçok alternatif bulunuyor. Ipanema'nın Gisele Bündchen koleksiyonunda pembesinden moruna turkuvaz mavisinden altın sarısına rengarenk terlik ve sandaletler yer alıyor.

TAŞLISINDAN BONCUKLUSUNA...

MAYIS - HAZİRAN 2011

YÜKSEK ÖKÇELİLER

rımı fark yaratıyor. Divarese'nin koleksiyonunda oldukça klasik bir yaklaşım var. Yılan derisi baskılı, hafif topuklu modeller, bol bantlı krem ve beyaz gladyatörler dikkat çekiyor. Birki’s tasarımlarında, çıkartılıp takılabilen özel aksesuvar seçenekleri ile aldığınız her sandalet modeli 3 farklı modele dönüşebiliyor. Yani bir çift sandaletle, 3 farklı mo-

Miu Miu’nun hazırladığı Capretto sandalet serisi neon renklerden oluşuyor. Yazın hareket özgürlüğünü doyasıya yaşamak için topuklu tercih etmeyenlerin bu koleksiyona göz atmasında fayda var. Jimy Choo'nun her biri incecik yüksek ökçeler üzerinde sunduğu sandalet modelleri, şık gül motifleri, metalik ışıltı ve kaliteli aksesuarlarla kombinlenmiş. Hotiç sandalet modellerinde dolgu topuk kullanılırken, babet ve casual gruplarında çok fazla aksesuvara yer verilmiş.

MODA

Sandalet alırken, aldığınız sandaletin modeli kadar markasını da göz önünde bulundurmanızda yarar var. Çünkü ipi çabuk kopabilen, ayağa oturmayan, ortopedik olmayan sandaletler sizi mutsuz edebilir. Markaların birbirinden şık sandalet tasarımlarını sizler için araştırdık... Nine West sandalet modelleri sade olmasına rağmen sandaletlerin üzerinde kullanılan kalın ve ince bantlar ve dolgu topuklar ile farklı bir tarz yaratmış. Desa’nın sandaletlerinde taşlar, boncuklar, büyüleyici dore ve lame renk efektler, düztabanlı, şık ve kullanışlı alternatifler mevcut. Bu modellerin topuksuz olmaları ayrı bir artı puan kazandırıyor. Çünkü her abiye kıyafetin altına illa topuklu giyeceksiniz diye bir kural yok. Steve Madden'in hem dolgu topuk yüksekliğinde, hem platform rahatlığındaki koleksiyonunda ışıltılı bantların kafes görünümündeki sarmal yapısı ve bilekten bağlı tasa-

İSMMMO YAŞAM  43


EVİM EVİM

‘Aman çevir Piknik ve mangal keyfi için önümüzde koca bir yaz var. Bu keyif yıldan yıla daha da kolaylaşıyor. Artık mangal ve barbekülerin; dumansız, alevsiz ve kokusuz olanları çıktı. Açılır kapanır, tekerlekli, tüplü, dekoratif askılı ve ahşap gibi sıra dışı modeller ilgi çekiyor.

44  İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN Havaların ısınmasıyla hafta sonlarının vazgeçilmez keyiflerinden biri olan mangalın sezonu da açıldı. Özellikle mangal sever olarak tanınan biz Türkler için yaz sezonu ayrı önem taşıyor. Son dönemde Amerikan mangalı barbekünün de öne çıktığı görülüyor. Bahçe, balkon ya da piknik alanında iştah kabartan şekilde suyunu akıtarak cızırdayan etlere karşı koyabilen az. Yeme faslındaki sohbetlere ise doyum olmuyor. Mangal ve barbekünün kullanım alanı çok yaygın ve geniş bir kitleye hitap ediyor. Bu keyifli uğraşı teknolojiden de nasibini alıyor. En klasiği ve lezzetlisi kömürlü olsa da, dumansız, alevsiz, kokusuz mangal ve barbeküler de önemli seçenekler arasında yer alıyor. Türkiye'de bu keyif büyük de bir sektör yaratmış. Bu yıl sadece mangal ve barbekü sektörünün büyüklüğünün 30 milyon doları aşacağı tahmin ediliyor. Yılda milyonlara ulaşan adette mangal ve barbekü satılıyor. Mangalların modelleri de evlere ve bahçelere uyacak şekilde tasarlanıyor. Çok şık ve pratik modeller eski mangalların pabucunu da dama attırıyor. Açılır kapanır, tekerlekli tüplü, dekoratif askılı ve ahşap gibi sıra dışı modeller ilgi çekiyor. Mangal ve barbekü üreticileri, barbekü ve mangal ta-

MAYIS - HAZİRAN 2011


lebinde artış olduğunu belirtiyor. Her ikisinin de gazlı, kömürlü, doğrudan ve dolaylı pişirme özelliklerine sahip olanları var. Yetkililer, daha çok kömürlü barbekü ve mangallar satsa da gazlılara talebin de arttığını belirtiyor. Gazlı barbeküler yakması çok kolay ve çabuk olduğundan özellikle vakti olmayan, işten geç gelenlerin tercihi oluyor. Kömürle uğraşmak istemeyenlere hitap ediyor. Yeni teknolojiye sahip barbekü ve mangallar, kolay ateşleme, külleri zahmetsizce temizleme gibi imkanlar sunuyor. Çevirmeye gerek kalmadan pişirme modu da dikkat çeken özellikler arasında.

BARBEKÜ MÜ MANGAL MI?

Türk mangalına karşı yıllardır rakip olarak Amerikan barbekü görülüyor. Ama mangal çoğu zaman tahtını barbeküye kaptırmamakta direniyor. Mangalın üstünlüğü kömür, gaz savaşıyla başlıyor. Barbeküde likit gazla pişirme öne çıkıyor. Mangalda pirzola, köfte ve tavuk kanadı ön planda. Barbebüke ise dana eti. Barbekü ve mangalda en önemli sorunlardan biri ise kolesterol. Sadece hayvani gıdalarda bulunan kolesterolün dozunun mangal ve barbekü keyfi yaparken kolayca kaçabileceğini unutmayın.

PİKNİK MALZEMELERİ

Piknik evlerin bahçesinde ya da halka açık her yerde yapılabiliyor. Piknik denince ilk akla gelen mangal ise ikincisi de termostur. Termosların da boy boy, desen desen pek çok çeşidi var. Etlerin üzerine içilecek çayın sıcak kalması gerekiyor. Pikniğe tabii ki evdeki tabak çanakla gitmek olmuyor. Kırılma ihtimallerine karşı plastik setler gün geçtikçe daha fazla tercih ediliyor. Bazıları yıkanıp tekrar tekrar kullanılabiliyor. Bazıları da tek kullanımlık… Plastik tabak, çatal ve kaşıkları düşük fiyatlardan almak mümkün. Plastik yerine melaminleri de tercih edilebiliyor. Herkesin bütçesine göre buz kovası, dondurma kasesi, salata ve tatlı tabağı, tepsiler, meyve kaseleri de mevcut.

BU SEPETLER ÇOK GÜZEL

MAYIS - HAZİRAN 2011

Yaz aylarının en büyük keyiflerinden biri olan mangal ve barbeküyü yaparken dikkat edilmesi gerekenler şöyle sıralanıyor:  Gaz kullanılmamalı. Mangalı yakmak için herhangi bir yakıcı sıvıya ihtiyaç yok. Kömürleri kolayca ateşlemek için ateşleme bacasından faydalanılmalı.  Barbekü ya da mangal önceden ısıtılmalı. Kapakları kapatılarak 10-15 dakika ısıtılan ızgaralar pişime hazırdır.  Temizliğe dikkat edilmeli. Mangal ızgaraları pirinç bir fırça ile temizlenmeli. Bu işlem aynı zamanda pişirilen yiyeceklerin ızgaraya yapışmasını da engeller.  Izgara değil, pişirilecek ürün yağlanmalı. Yağ, yapışmayı önler. Ayrıca yiyeceğe tat ve su katar. Yiyecek malzemelerini hafifçe yağlamak ızgaraları yağlamaktan çok daha fazla işe yarar ve yemeğin lezzetini artırır.  Direkt ve endirekt pişirme yöntemlerini iyi bilmek gerekir. Direkt ateş nispeten küçük, yumuşak ve pişme süresi 25 dakikanın altında olan ürünler için daha iyidir. Endirekt pişirme ise daha büyük, kalın, yağlı ve pişme süresi 25 dakikanın üzerinde olan ürünler için tavsiye edilir.  Hava dolaşımı önemsenmeli. Kömür ateşine hava gerekir. Bu nedenle mangalın kapağı kapalı tutulmalı ancak kapağın üstünde ve mangalın altında bulunan havalandırma yerleri açılmalı.  Mangalın altında biriken kömürlerin düzenli olarak temizlenmesi tıkanmayı önleyecektir. Gazlı mangalların da havalanmaya ihtiyacı vardır. Gerekli olan havayı mangalın altından alırlar.

EVİM EVİM

Pikniğin en göze çarpan teçhizatı ise piknik sepetleri. Basit görünüşlüden dekoratif olanlara kadar her türlü alternatifi var. Piknikte yere serilecek örtüleri ise her yerden almak mümkün. Piknik masaları da daha teferruatlı piknik düşünenlere hitap ediyor. Konforundan vazgeçmeyenlerin, katlanabilir masa ve sandalyeler imdadına yetişiyor. Çocuklar için üretilmiş hayvan başlı katlanabilir çocuk koltukları bile satılıyor. Yere ve sandalyelerin üzerine konabilecek minderler de dört dörtlük bir piknik keyfi için vazgeçilmezler arasında. Hamaksız olmaz diyenlere de her seçenek sunuluyor. Siz hala piknik ve mangal planını yapmadınız mı?

IZGARAYI DEĞİL, ETİ YAĞLAYIN

İSMMMO YAŞAM  45


Sultanbeyli’nin ‘Enfess’i Enfess Restaurant, Sultanbeyli’de yeme içme kültürünün standartlarını yükseltti. Adeta çölde bir vaha gibi olan Enfess’in mönüsünde de yok yok. Kebaplar, tavalar, ızgaralar, pideler… Spesiyaliteleri ise Fısfıs ve Kesim Kebabı.

LEZZET - MEKAN

AYŞEGÜL EMİR Kapısından ilk adımını attığınızda mekanın büyüsüne kapılıyorsunuz. Şık ve modern bir dekor, granit merdivenler, anti bakteriyel kalebodurlar, şömine, biblolar, tablolar, avizeler. En ince ayrıntısına kadar düşünülerek yerleştirilmiş masalar ve işlerini titizlikle yapan şık, modern giyimli çalışanlar... Bu atmosferi lezzetleriyle daha da güzelleştiren et, kebap, pide, sebze yemekleri ve tatlılar. Açık mutfakta müşterilerin göreceği bir şekilde şef yemek hazırlıyor. Acaba Avrupa'da çok üst düzeyde bir restoranda mıyım diye düşünmeden edemiyorsunuz. Ama burası, İstanbul Sultanbeyli'de bir restoran... Diğer ilçelere göre daha az gelişmiş olarak görülen bir bölgede, bu lüksü ve ince zevki görmek şaşırtıcı geliyor. İsmail Yiğit'in teşviki ve Hüseyin Kesim'in finansal çözümü ile Sultanbeyli'de kurdukları Enfess

46  İSMMMO YAŞAM

Restaurant adeta çölde bir vaha gibi. İki aydır açılmış olmasına karşın kısa sürede bölgenin çekim merkezi haline gelmiş. Sultanbeylilere dünya ve Türk mutfağından tatları en üst düzeyde, hizmeti de ekonomik bir fiyat ile sunuyor. Enfess'in yemekleri de adına layık…Et, kebap, pide, ızgaralar, sulu yemekleriyle her zevke ve damak tadına hitap ediyor. Kafesindeyse modern kahve zincirlerini aratmayacak tarzda içecek ve tatlıları var. Tiramisu, sufle ve profiterol gibi özel lezzetleri kendilerini unutulmaz kılıyor. Enfess'in kahvaltısı da meşhur. Grup toplantıları için de rezervasyon yaptırılabilen restoranın 200 kişilik kapasitesi mevcut.

DÜNYA DENEYİMİNİ TAŞIDI

Enfess'in fikir babası, Hüseyin Kesim. Uluslararası bir firmada çalışan Kesim tam bir gurme ve yemek tutkunu. Dünyanın pek çok ülke-

sinde gördüğü ve yaşadığı restoran ve yemek deneyimini İstanbul'a taşımayı düşünmüş. Ataşehir tarafında mekan bakarken hiç üst düzey restoranı bulunmayan Sultanbeyli'de karar kılmış. Sultanbeyli Belediyesi'nin büyük desteğiyle Enfess'i bölgeye kazandırmışlar. Kesim'in fikir ortağı İsmail Yiğit de 11 yaşından beri restoran sektörünün içinde. Yiğit, Enfess'i kurma hikayelerini şöyle anlatıyor: "Enfess'in isim babası Hüseyin Kesim. ‘Bu bölgede enfes bir yer açmamız lazım’ dedi. Bizde bu isimde karar kıldık. Bir gün çocuğumu Sultanbeyli'de doktora götürdüm. Hastanenin bahçesinde bir doktor hanımın bahçede titreyerek oturduğunu gördüm. Çevrede düzgün gidilecek bir restoran ya da kafe olmamasından şikayet etti. Biz Ataşehir taraflarında yer ararken birden bu çevreyi düşünmeye başladık. Burada açık olduğunu gördük. Daha az kazanç sağlarız ama bölgeye de katkımız olur diye düşündük.

MAYIS - HAZİRAN 2011


Sultanbeyli halkının da üst düzeyde restoran hizmeti almaya hakkı var. Sultanbeyli Belediyesi'nin de çok desteğini gördük. Onlara da müteşekkiriz.”

RESTORAN ZİNCİRİ HEDEFİ

Enfess’in yatırımcıları; hizmet standartları en üst düzeyde olsa da restoranda fiyatları herkesin ulaşabileceği ortalamada tutmuşlar. Yiğit, böylece Sultanbeyli halkına iyi yemeği ve hizmeti gösterdiklerini söylüyor. Enfess, İstanbul’a bir restoran zinciri olarak yayılmayı planlıyor. İsmail Yiğit, "Bizim Ataşehir, Bakırköy, Beşiktaş gibi semtlerde şube açma isteğimiz var. Franchise da vereceğiz. Bu lezzeti ve üst düzey hizmeti tüm İstanbul'a yaymak istiyoruz" diyor. Enfess'in mönüsünde yok yok. Tek bir segmente odaklanmak yerine geniş bir yelpazeye hitap ediyor. Tavalar, ızgaralar, pide, döner, sulu yemek, çorba, tatlı, ara sıcaklar... Hüseyin Kesim, "Farklı şeyler yemek isteyen herkese hitap edecek mönümüz var. Kebap isteyen kebap, diyet isteyen diyet veriyoruz. Kafe bölümümüzde de iddialıyız. Kahve zincirlerini aratmıyoruz. Kahvaltımız da meşhur. Limitsiz çeşidi 15 TL gibi bir fiyata sunuyoruz. Limitsiz kahvaltı keyfi var" diye anlatıyor. Enfess'in özel tatlarına dizilerde 'Fısfıs İsmail' olarak tanınan sanatçı Süleyman Yağcı'nın da desteği var. 'Kesim' ve 'Fısfıs' adını verdikleri kebaplarının bulunduğunu belirtiyor. Bu kebap kuzu sırtındaki özel etlerle yapılıyor. Hafif bir kebap. Hüseyin Kesim'in adıyla özdeşleşen 'Kesim kebabı' da spesiyaliteleri. Ancak özel tatlar olduğu için her ikisiyle ilgili ayrıntı vermekten kaçınıyorlar. Kesim, bugüne kadar iş seyahati için gittiği 50'den fazla ülkede deneyimlediği restoran kültürünü İstanbul'a kazandırmak istediğinden bahsediyor. Enfess'te Avrupa'da trend olan her şeyi uyguladıklarını söylüyor.

ÖZENLİ SEÇİM

MAYIS - HAZİRAN 2011

Dağlar Kebap, Enfess Restaurant’ın konusunda uzman kebap ustasının 2 aylık Ar-Ge çalışması sonucunda ortaya çıkmış. Restoranın özel ve spesiyal mönüsünde yer alıyor. Kebabın tarifi şöyle: “Hazırlık aşaması olarak özenle seçilmiş ve hazırlanmış kuzu fileto ve kaske salamura edilerek minimum bir gün dinlenmeye alınır. İkinci aşamada kuzunun özel bölümlerinden ayrılmış etler zırh marifeti kullanılarak hazırlanmaya başlanır. Elde edilen zırh kırması kapya biber, özel olarak Gaziantep'ten getirilen pul biber ve tuz eşliğinde daha lezzetli hale getirilir. Hazırlanan zırh kıyması şişe özenle sarılır ve üzerine bir gün salamurada kalan kuzu fileto ve kaske sarılır. Kömür ateşinde 2-3 dakika bekletilip lavaş arasında 10 santimetre genişliğe kadar tokatlanarak şişten ayrılan kebap tekrar kömür ateşinde ızgara üzerinde 10 dakika daha pişirildikten sonra kaşarla süslenmiş tırnaklı pide, közlenmiş domates, biber ve mevsime özel yeşilliklerle donatılmış tabakta servise sunulur.” Bilgi için: 0216 419 99 96 - 0537 377 85 31 - www.enfess.com

LEZZET - MEKAN

Enfess'in hissedarlarından İsmail Yiğit, gıda üretimini doktorlukla eşdeğer görüyor. Bu nedenle gıda alımında çok dikkatli olduklarını, her türlü hijyene en üst düzeyde uyduklarını kaydediyor. Yemeklerde kullandıkları bütün malzemelere çok özen gösterdiklerini anlatan Yiğit, şunları söylüyor: "Eti çok iyi firmalardan alıyoruz. Ama yine de test ettiriyoruz. Sadece ette değil her türlü üründe çok hassas düşünüyoruz. Müşterilerimize en kaliteli ürünü, en hijyenik şartlarda sunmaya özen gösteriyoruz." Sultanbeyli'nin çehresini değiştirecek restoranın çevresinin de sanat sokağı olmasına çalıştıklarını belirtiyor, Hüseyin Kesim. Enfess'le ilgili daha pek çok projesi var. Yakın çevredeki şirket ve bankaların elemanlarının yemeğe gelebilmesi için de arabalı servis sistemi kuracaklarından söz ediyor.

DAĞLAR KEBAP’IN TARİFİ

İSMMMO YAŞAM  47


GEZİ-DÜNYA

Sinema parfüm ve lüksün dünyası

48  İSMMMO YAŞAM

Film festivali ile ünlü, sosyetenin konaklama adresi Cannes, parfümün başkenti Grasse ve bir Akdeniz kasabası dinginliğindeki Nice kentleriyle Güney Fransa, kirli havaya, gürültüye, sadece iş odaklı büyükşehir yaşamına adeta meydan okuyor. Cannes’da eğlencenin, Nice’te mavi ve yeşilin, Grasse’te de dünyanın insanlara en büyük armağanı çiçeklerin sonsuz koku cümbüşüyle kendinizden geçebilirsiniz... FERİDE AY Daha bavulumu hazırlarken heyecanım dorukta… Cannes ve Nice’i göreceğim için mutluyum elbet ama beni asıl heyecanlandıran parfümün başkenti unvanını elinde tutan Grasse’i görecek olmam. Çiçeklere ve kokulara çok meraklı bir insan olarak bu kenti hep merak etmişimdir, fakat Koku (Das Parfum) filmini izlediğimden beri görmek için daha da çok sabırsızlanıyorum… Hani şu, Patrick Süskind’in romanından uyarlanan; doğduğunda hiç kokusu olmayan ama müthiş bir koku alma yeteneğine sahip Jean-Baptiste Grenouille’in hikayesini anlatan film. Filmde, “kendisini tam bir insan kılacak koku arayışı” uğruna bakireleri öldüren ‘katil kahramanımızın’, 18’inci yüzyıl Paris’indeki balık pazarından, kokunun başkenti Grasse’e uzanan öyküsü müthişti… Grasse, tarihi boyunca, koku uğruna insan öldürenlerin değil ama hayatı burnuyla algılayan pek çok insanın evi olmuş. Bu düşüncelerle yola çıkıyorum… THY’nin Nice uçağı, denizin üzerinde alçalmaya başladığında pırıl pırıl bir güneşin aydınlattığı sahillerden geride, yüksek binanın neredeyse yok denecek kadar az olduğu Nice’e bakıyorum. Bu manzara bana Türkiye’nin güney kentlerinde henüz talan edilmemiş noktaları hatırlatıyor… Kalacağımız otel Nice’teki havaa-

MAYIS - HAZİRAN 2011


lanından ortalama 25 dakikalık mesafedeki Cannes’ın girişinde... Hemen sahilde değil, biraz daha arka sokakta…

SAKİN VE HUZURLU

Nice’in caddesinde ilerlerken henüz uçakta iken Güney sahillerimizi andıran bu kentin gerçekten de sıcak Akdeniz şehirlerimize çok benzediğini bir kez daha fark ediyorum. Tarihi binalar yok denecek kadar az, yeni bir kent. Caddeler, hiç sanayisi olmayan, turizm ve hizmet sektörüyle yaşayan bir kentte olması gerektiği gibi çok geniş değil. Oldukça sıcak bir görüntüye eşlik ediyor. Sabah yürüyüşü ve koşularını geç saate bırakmış tek tük insanları saymazsak kaldırımlarda insanlar oldukça yavaş yürüyor… Enerji dolu ama sakin ve huzurlu. Yolu yarılamak üzere iken rehberimiz mikrofonu eline alıyor ve Nice ile Cannes arasında birkaç kasaba olduğunu anlatıyor. Yol boyunca bize mimozalar eşlik ediyor. Cannes’ı pahalı bulanlar için Nice, konaklama olanakları açısından oldukça zengin seçenekler sunuyor. Rehberimiz, Güney Fransa’da, Grasse’teki 2-3 parfüm fabrikası dışında hiç sanayi olmadığına değiniyor. Nice de Cannes da tamamen turizm, çiçek ticareti, kongreler gibi hizmetlerle geçimini sağlıyor. Zaten bu iki şehrin de sakinleri, çoğunlukla birikimi olan üst gelir grubundan oluşuyor. Fiyatları sorduğumuzda “Burada ev alabilmek için önce piyangoya uğramayı” öneriyor. Kentin, deniz görmeyen ve daha küçük daireleri için aylık en az 1000-1.500 Euro ödeyerek kirada kalanların çoğunlukla kışın burada kalmadığının altını çiziyor. Otelimize varıp yerleştikten sonra kısa bir dinleme zamanımız oluyor. Daha sonra akşam yemeği için Cannes’ın en meşhur gece kulübü VIP Room’ın yolunu tutuyoruz. Fransızların çok ağır ama inanılmaz etkileyici sunumlarıyla yemekler hakikaten süper… Özellikle şarapları ve tatlıları gerçekten şahane… İlk geceyi, biraz da yorgun olduğumuz için çok uzatmıyoruz. Dönüşte rehberimiz, sezon başlamış olsa da Cannes gecelerinin

MAYIS - HAZİRAN 2011

Cannes’ta hava gerçekten temiz, deniz muhteşem görünüyor. Bu kıyılarda en sevdiğim şeylerden biri de yeni olmakla beraber yüksek olmayan binaların yarattığı sıcak kasaba havası oldu… Burası İtalya’ya çok yakın olduğundan olsa gerek hem çokça İtalyan turistle hem de adım başı bir pizzacı ile karşılaşıyorsunuz. Gezimizin ilerleyen takviminde tam İtalyan tarzındaki bu pizzaların muhteşem olduğuna tanıklık ediyorum. Fransız yemekleriyle yarışamasa da buraya yolunuz düştüğünde bir öğlen hakkınızı da pizzadan yana kullanmanızı öneririm. Ama mutlaka bir kadeh kırmızı şarap eşliğinde… Cannes’da görmeniz gereken yerlerden biri de “Old Town: Le Suquet”. Bu tepeden Cannes’ın 12 kilo-

GEZİ-DÜNYA

ŞEHİRDE DENİZ KEYFİ

bu mevsimde biraz sakin geçtiğini anlatıyor. Oysa bir ay sonra Mayıs ayının ortalarında gelmiş olsak; Cannes Film Festivali’nden sonra burada geceleri de gündüz kadar yaşayan sokaklar bulmamız işten bile değil. Cannes, en çok film festivali ile akla gelse de yılın her ayında çeşitli fuarlara, uluslararası kongrelere ev sahipliği yapan bir kent. Bütün etkinlikler büyük hareket katıyor ama deniz mevsiminin de açıldığı nisandan itibaren çok daha fazla hareketleniyor. Burada insanlar, şehir merkezinin kıyılarında denize girebiliyor ve günlük rutin işlerini aksatmadan yaşamın tadını her an çıkarıyor. Festivallere ev sahipliği yapan Grand Auditorium’un çevresinde yaklaşık 300 ünlünün el izinin bulunduğu meydanımsı alan etkileyici. Kırmızı halısı, renkli atmosferiyle size kendinizi özel hissettiriyor.

İSMMMO YAŞAM  49


DENİZ ÜRÜNLERİNDEN ŞAŞMAYIN

Hiç ekmek sevmeyenlerin bile kayıtsız kalamayacağı lezzetteki ekmekler ve taze tereyağı ya da zeytinyağı, gittiğiniz her mekanda masada bulunuyor. Ama siz siz olun, bunlara kendinizi kaptırmayın. Deniz ürünleri seviyorsanız, yaşadınız. Balık, kalamar, midye gibi deniz ürünleri Akdeniz kıyılarındaki Güney Fransa’da bolca mevcut. Üstelik çok güzel yapılıyor ve tam da tahmin edeceğiniz gibi hafif soslarla sunuluyor. Provance bölgesinin baharatlarıyla hazırlanmış et ve tavuk yemekleri ile pizza da alternatifler arasında.

metrelik sahilini izleyip kalesini dolaşabilirsiniz. Kaleye çıkarken gelenlerin durup kente baktığı noktalarda harika manzaraya çeşitli çiçek kokuları eşlik ediyor.

GEZİ-DÜNYA

ST. TROPEZ VE LÜKS

Güney Fransa’daki ikinci sabahımızda Cote D’Azur’a doğru yola çıkıyoruz. Bir zamanların küçük balıkçı kasabası olarak anlatılan St. Tropez’de sanatçıların ve ünlülerin akın ettiği ufacık koyda lüks tekneler ve yatlar bizi karşılıyor. Doğrusu bu koy da bana Güney sahillerimizi hatırlatıyor. St. Tropez’de mağazalarda fiyatlar oldukça yüksek. Çünkü bu şirin koy, zengin sosyetenin Güney Fransa’daki adresleri arasına çoktan girmiş… Dar sokaklarında eski evler arasında dolaşmak ayrı bir keyif veriyor insana. Bu sokak aralarındaki cafelerde, ev yapımı pastaların tadına doyum olmuyor. Biraz dinlendikten sonra tepedeki kale Citadel’e çıkıyoruz. Limanı tepeden gören güzel manzarasına ek olarak 16. yüzyıldan kalma kalenin içinde bir de Denizcilik Müzesi olduğunu anlatıyor rehberimiz. Ancak kısıtlı vaktimizde müzeyi gezmeden ayrılıyoruz. St. Tropez’i çevreleyen koyların da harika sahillere, tertemiz güzel bir denize sahip olduğunu görüyoruz. Limanda küçük bir gezinti yapıp iskelesinde denize karşı oturduktan sonra St. Tropez’den ayrılma vakti geliyor.

50  İSMMMO YAŞAM

TARİH KOKAN SOKAKLAR

Gezimizin iki ayağı kaldı; Nice dönüş yolundaki Antibes ve her düşündüğümde biraz daha heyecanlandığım Grasse… Antibes’i çepeçevre saran surlar karşılıyor bizi deniz kenarında. Roma’nın yıkılışının ardından barbar kavimlerin saldırılarından çok çeken Antibes sonunda çareyi 10. yüzyılda bu surları inşa etmekte bulmuş. 15. yüzyılın sonunda Fransa’nın kontrolüne geçen şehir sonraları zengin Avrupalılar’ın lüks evler yaptırdığı popüler bir mekan haline gelmiş. Tarih kokan sevimli sokaklarda gezerken dükkanlara da göz atıyoruz, burada fiyatlar daha uygun, hediyelik eşyalar için alternatif oldukça fazla. Sabun ve banyo kokusu satan şirin dükkanlardan mis gibi kokular yayılıyor. Burada daha uygun fiyatlara parfüm, kokulu sabun ve vücut losyonu alabileceğiniz birçok parfüm fabrikası var. Ama ben buradakilere hiç yüz vermiyorum. Grasse’te Eze civarındaki Fragonard parfüm fabrikasına saklıyorum hakkımı. Ertesi gün, sabah erkenden Grasse’e doğru yola çıkıyoruz. Rehberimiz, Grasse’in 50 bin civarındaki nüfusuyla oldukça sakin bir kent olduğunu anlatıyor: “Mimoza, yasemin, portakal, portakal çiçeği, limon çiçeği”nin vatanı olduğunu ekliyor. Parfümün doğuşu çok eski bir tarihe dayanıyor. Her ne kadar Fransa, parfümün bir numaralı ülkesi olarak kabul edilse de ilk kokular, tütsü halinde eski Mısır’da elde edilmiş. Buradan

MAYIS - HAZİRAN 2011


Hindistan ve Çin’e yayılmış. Değişik bitkileri yakmaya dayalı çeşitli kokular elde edilen bu dönemden sonra eski Romalılar, koku elde etmeyi geliştirmişler. İlerleyen zamanda da başta Fransa ve İtalya’yı koku üretim merkezine dönüştürmüşler.

EN ESKİ PARFÜM FABRİKASI

KOKU TESTİ

Çiçeklerin özünün alındığı bir odadan diğerine geçtiğimizde küçük bir testten geçiriliyoruz. 12 minik kavanozdaki kokuların hangileri olduğunu anlamaya çalışıyor, resimdeki bitkilerle eşleştiriyoruz. Ben 12 kokunun tümünü doğru eşleştirdiğim için müthiş seviniyorum. Rehberimiz, fabrikanın Fransız görevlisinin anlattıklarını aktarırken biri Paris biri de Grasse’te olmak üzere iki koku üzerine okul

MAYIS - HAZİRAN 2011

BUNLARI ALMADAN DÖNMEYİN

Güney Fransa’ya gitmişken, Cannes’dan çeşitli hediyelikler, sokak aralarında kurulu pazardan farklı biblolar elbette alabilirsiniz. Grasse’ten koku ve sabunlar, çeşitli losyonlar almadan da dönmeyin. Buradaki parfümler, pek çok ünlü markadan geride kalmayacağı gibi, uzun süre kokuyu muhafaza eden özel ambalajlarla satılıyor. Bunun yanı sıra yine Cannes’dan ve tabi bütçeniz uygunsa şık butiklerden dünyaca ünlü markaların ürünlerini alabilirsiniz. Cannes, sosyetenin adresi olduğu için en son yeni ürünleri bulmakta hiç zorluk çekmezsiniz… Çanta, ayakkabı, kemerler, bluzlar… Ne ararsanız, markaların son koleksiyonları vitrinleri süslüyor… Magnet, tişört ve çeşitli baharatlar da küçük hediyelikler için alternatif olabilir.

olduğunu aktarıyor. Bu okullara girebilmeniz için en az 350 kokuyu ayırmanız gerekiyormuş. Şu anda dünyada 50 bin insanın oldukça yüksek ücretler karşılığında bu işte çalıştığını da aktarıyor. Bazı uzmanların 1.500 kokuyu algılayabildiğini ve birbirinden ayırarak doğru tanımlayabildiğini söylüyor… Fragonard’ta aşama aşama parfümün yapıldığı odaları, bazıları çok tanıdık gelen tek tek çiçekleri selamlayarak geziyoruz. Rehberimiz, buraya Isparta’dan tonlarca gül getirildiğini anlatıyor. Parfümün şişelendiği özel ambalajların olduğu bölümden sonra turumuz, Fragonard’ın bu fabrikada üretilen sabun, losyon ve tabiî ki parfümleri başta pek çok ürünün satıldığı mağazada sona eriyor. Hem kendime hem de sevdiklerime hediyeleri buradan alıyorum. Öğleden sonra yine Grasse’in muhteşem yamaçlarından birine kurulu, yakınlarında şirin bir köyün olduğu restoranda karnımızı doyuruyoruz. Peynirleri, tereyağı ve eşsiz zenginlikteki bitkilerin eşlik ettiği yemekler harika… Nice’ten hareket ederken İstanbul’un hızına yetişmek üzere büyük bir enerji ve anlatacak pek çok şey kazandığımı hissediyorum.

GEZİ-DÜNYA

Rehberimizin anlattığına göre, Paris’in Grasse başta çevresindeki kentlerin, bu tarihteki rolü ise şöyle yaşanmış: “Sonradan Fransa kraliçesi olan Floransalı Catherine de’Medici kral ile evlenmek üzere Fransa’ya gelir. Grasse’te büyük bir malikanesi olan Catherine 1533’te ülkeye geldiğinde yanında parfüm ve zehirler konusunda uzman birinin başında olduğu ekibini de yanında getirir. Kraliçe hem kötü kokan eldivenlerin kokusunu değiştiriyor, hem de gerektiğinde zehirli eldivenlerle düşmanlarından kurtuluyormuş. Catherine’nin getirdiği usta Ren ele Frentin’in, o dönem lağım kenti, pis kokulu Paris ve civarında yarattığı değişim, Fransa’ya parfümün üretim merkezi olma şansını getirmiş.” Cannes’dan 20 kilometre uzaklıktaki, tarih ve sanat şehri olduğu kadar parfüm endüstrisinin başkenti Grasse’te ilk durağımız Fragonard Müzesi oluyor. 300-400 metre yüksekliği ile havası gerçekten çok temiz ve harika kokan Grasse’in en eski parfüm fabrikalarından biri aynı zamanda Fragonard. Binası oldukça eski ve etkileyici olan fabrikanın, parfümün nasıl yapıldığının da anlatıldığı müzesine giriş için ziyaretçilere özel bir kapı var. Daha kapıya yaklaştığınızda burnunuz, ikinci kez bayram ediyor. Tek kelimeyle muhteşem… Birazdan kocaman kazanların, cam kavanozların ve varilimsi kapların önünde buluyoruz kendimizi… Müzeyi gezdiren Fransız kadın görevli, bize bir ton çiçekten bir litre parfüm üretilebildiğini anlatıyor. Bölgede yetiştirilen yaseminin kilogramını 20 Euro civarında alıyorlarmış.

İSMMMO YAŞAM  51


Kraliçenin kentinden davet var

Fatih Sultan Mehmet’in ilk gördüğünde güzelliğini hayran kalarak “Çeşm-i Cihan” dediği Amasra, Küre Dağları Milli Parkı, milattan önce 14.yüzyıla giden tarihi, tel kırması, ağaç oymacılığı gibi yaşattığı el sanatıyla; gezi meraklılarına birçok güzellik sunuyor Bartın… İstanbul’dan bir hafta sonu kaçamağıyla bile keşfedilecek Bartın’da yazın Karadeniz’in serin sularına da dalabilirsiniz.

GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR Bazı ilçeler vardır; ünleri bağlı oldukları ili aşmıştır. Gezi meraklılarının Bartın’dan çok Amasra’yı bilmeleri de böylesi bir durumdan kaynaklanıyor. Ancak ben hem Türkiye’nin son illerinden Bartın’ı hem de onun ünlü ilçesi Amasra’yı birlikte keşfetmek niyetindeyim. İstanbul’dan ilkbahar gününde, güneşin doğuşuyla birlikte yola çıkıyoruz. Bartın’a uçakla gitmekten daha kolay geliyor otomobille gitmek. Ne de olsa Bartın’a 4-5 saatte ulaşmak mümkün. Bu yüzden Batı Karadeniz’in şirin şehri Bartın’a otomobille gitmeye karar veriyoruz arkadaşlarla… Bartın’da ‘şehir merkezi’ni gösteren tabelayı gördüğümüzde saat 12.00’a gelmek üzere… Niyetimiz aslında Amasra’da konaklamak. Bu yüzden Bartın’ı gezdikten sonra Amasya’ya geçmek niyetindeyiz. İlk olarak Bartın’ın kalbi olan Cumhuriyet Caddesi’ne gidiyoruz. Caddenin bir bölümü trafiğe kapalı. Caddenin tam ortasında Arif Kaptan Şadırvanı var. Kente şöyle bir baktığımızda bir asırlık camileri görmek mümkün. Hacı Mehmet Cami, İbrahim Paşa Camisi ve Halil Bey Camisi bunlardan bazıları. Bartın, 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına dahil edilmiş. Şehirdeki hanlar, hamamlar, camiler de zaten 15. yüzyıldan sonra yapılmış. Bartın’ın adının ‘suların ilahı’ anlamına gelen Parthenios’dan geldiği söyleniyor. Antik dönemde Bartın Irmağı da Parthenios olarak adlandırılıyormuş, Zaten Bartın’a girdiğimizde bu antik dönemden beri çağ-

52  İSMMMO YAŞAM

layan ırmak hiç peşimizi bırakmıyor. Bartın’ın tarihi M.Ö. 14’üncü yüzyıla kadar gidiyor. Bilinen tarihi Gaşkalarla başlıyor. Gaşka’lardan sonra Hitit İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiş. Sonrasında ise Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Britanya Krallığı ve Romalılar bölgeye hakim olmuş. Bartın, 1395’te Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına dahil edilmiş. Ancak Amasra’da o zamanlar Ceneviz Kolonisi hüküm sürüyormuş. Bu 1460’da Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı Osmanlı topraklarına dahil etmesine kadar sürmüş. Bartın, 1924 yılında Zonguldak’ın ilçesi oldu. 1991’de ise Zonguldak’tan ayrılarak il oldu. Yeni gelişen bir il görünümünde olan Bartın’da şehir içinde bile yeşilin her tonunu görmek, oksijen deposu Küre Dağları’ndan şehre gelen temiz havayı hissetmek mümkün… Bartın’da birçok Anadolu kentinde olduğu gibi eski yapılaşma ırmak kenarındaki mahallelerde yoğunlaşmış. Bartın’da 250’ye yakın tescilli ahşap ev var. Bu evler; 19. yüzyılda Tanzimat Fermanı’yla gelen mimari yeniliklerin izlerini taşıyor. Art Nouveau ve Barok sanatlarını yansıtan Bartın evlerinin Türkiye’de çok da örneği olmadığı belirtiliyor.

ORGANİK PAZAR

Bartın’a Salı ya da Cuma günleri gelmişseniz, mutlaka uğramanız gereken bir yer var. Bu kentin en önemli renklerinden olan Garıla (Kadınlar) Pazarı. Günlerden cuma olduğu için şanslıyız; biz de pazara uğruyoruz. Bu pazar iki yüz yıldır kuruluyor. Köylü kadınlar kendi tarlalarında

MAYIS - HAZİRAN 2011


MAYIS - HAZİRAN 2011

tarafından yağma edilmiş. Romanlılar, Bizanslılar bu şehirde hüküm sürmüş ancak tam 200 yıl Cenevizliler hakimiyetinde kalmış. Zaten Fatih Sultan Mehmet 1460’da burayı fethettiğinde Cenevizliler’in hakimiyetindeymiş. Fatih Sultan, Amasra’yı fethetmeden önce, bugün büyük liman olarak bilinen bölgeye tepeden şehre şöyle bir bakmış ve lalasına “Çeşm-i Cihan bu mudur?” demiş. Cihanın gözleri anlamına gelen bu sözlerle şehre hayranlığını dile getirmiş.

GÜN BATIMINDA AMASRA

Amasra’ya gün batarken varıyoruz. Amasra’daki onlarca butik otelden biri olan otelimize yerleşiyoruz. Fazla oyalanmadan otelden çıkıyoruz. Amasra’da denize doğru yürürken; çay bahçeleri, kafelerin insanlarla dolu olduğunu fark ediyoruz. Özellikle küçük limanda ağaçların gölgesine gizlenmiş kahvehanelerde ufka bakarak güneşin batışını izlemek çok güzel. Bu şehirdeki ikinci günümüzde, güneş bizi yine ışıl ışıl karşılıyor. Kahvaltımızı yaptıktan sonra Amasya’nın antik çağa uzanan tarihinin peşine düşüyoruz. Önce Amasra Kalesi’ne çıkacağız. Kalenin Bizanslılar döneminden kalma surları halen ayakta duruyor. Boztepe ve Zindan mahallelerini çevreliyor. Kaleye çıktığımızda ortaçağ havasını halen yaşattığını hissediyoruz. Kalenin tepesinden Amasra’ya bakmak da

GEZİ-TÜRKİYE

yetiştirdikleri meyve-sebzeleri ve ormanlardan topladıkları mantar, kızılcık gibi birçok lezzeti burada satıyorlar. “Gerçek organik pazar bu” diyerek kadınların kendi yaptıkları nefis yoğurttan alıyoruz. Köylü kadınlar kendi bahçelerinde yetiştirdiği sebze ve meyveden ormanlardan topladığı mantarlara, elleriyle yaptığı peynirlerden manda yoğurduna kadar birçok ürünü bu pazarda satıyor. Bartın’a gelmişken, bu ille özdeşleşmiş bir el sanatının izini de sürmemek olmaz. Tel kırma; Bartın’da gelişmiş. Bartın işi olarak da bilinen tel kırma tekniğiyle birçok özel desen gümüş alaşımlı iplerle kumaşlara işleniyor. Bu desenler sarhoş sokağı, kaymak tabağı ve küs eltiler gibi ilginç adlar taşıyor. Bu şehre geldiğinizde sevdiklerinize tel kırma işlemeli bir şal, çanta ya da tepsi örtüsü alabilirsiniz. Bartın’da keyifli saatlerden sonra Amasra’ya doğru yola çıkıyoruz. Amasra, Bartın’a 16 kilometre uzaklıkta… Bu ilçenin geçmişi de M.Ö. 2000’li yıllara kadar uzanıyor. Amasra’nın tarihteki ilk adı Sesamos yani Kraliçe’nin kenti… Antik çağda yaşayan ünlü coğrafyacı Strabon’a göre; Sesamos şehrini, İskitlerin bir kolu olan Amazonlar kurmuş. Ancak şehir adını bu savaşcı kadınlardan ziyade; İskender’in baldızı İran Kraliçesi Amastris’ten almış. Klaliçe Amastris’ten döneminde refah dolu günler geçirmiş Amasra… Ancak, Pontus İmparatorluğu’nun Roma’ya yenilmesinden sonra Sesamos şehri Marmaralı korsanlar

İSMMMO YAŞAM  53


İNKUMU PLAJI SİZİ ÇAĞIRIYOR

Amasra’ya deniz mevsiminde gelirseniz mutlaka İnkumu’nu görmenizi öneriyoruz. Amasra’ya 30 kilometre uzaklıktaki İnkumu yemyeşil bir dağın dibinde; şirin bir tatil cenneti. Denizi pırıl pırıl olan İnkumu’nun kıyı şeridi 3 kilometreyi buluyor. Plajın kuzeyi Karadeniz, güneyi ise orman denizi ile çevrili. Orman ise, bitki çeşitliliği bakımından oldukça zengin. Plaja giriş noktasında ilginç görünümlü adacıklar var. Biri hortumuyla bir fil görünümünde. Diğeri ise geminin güvertesini andıran bir şekle sahip. İnkumu’nda Bartınlıların yazlık evleri bulunuyor. Denizi sığ, kumu ince olan İnkumu’nda nisan ayında denize girmek mümkün değil elbette. Bu nedenle biz deniz kenarındaki banklarda oturup deryalara dalıyoruz.

keyifli… Hele de demli bir çayı yudumlarken… Amasra Kalesi, Çekiciler Çarşısı’na yakın. Bu yüzden kaleden inişte çarşıyı geziyoruz. Amasra’da ağaç oymacılığının tarihi 17. yüzyıla kadar gidiyor. Buranın halkı yüzyıllardır ormanlardan kestikleri ıhlamur ve şimşir ağaçlarıyla kaşıktan anahtarlığa, çerçevelerden güzel yazı levhalarına kadar birçok eser üretiyor. Hediye almak için ideal bir yer. Burada sanatının zirvesindeki bazı ustalardan da bilgi almak mümkün.

GEZİ-TÜRKİYE

AMASRİTİN HAVUZU

Amasra’ya biraz da denizden bakmakta yarar var. Bu yüzden yeniden küçük limana gidiyoruz. Küçük limanda, Direkli Kayayı göreceğiz. Kayaların üst üste dizilmesiyle oluşmuş, yedi metre yüksekliğinde, tarihi bir kalıntı. Uç kısmında, kayanın içi oyularak yapılmış bir havuz var. Bu havuz, halk arasında, Amasritin havuzu olarak biliniyor. Burada denize inen merdivenler görüyoruz. Demek ki yazın halk buradan da denize giriyor. Direkli Kaya’dan bakınca acıktığımızı hissediyoruz çünkü; buradan restoranları dizi görmek mümkün. Biz öğle yemeğini Büyük Liman tarafında yiyeceğiz. Limana vardığımızda gözümüze kestirdiğimiz şirin bir kafede balık ekmek yiyoruz. Balık ekmeğin yanına meşhur Amasra Salatası’ndan istemeden olmaz. Balık kadar salatanın da tadı damağımızda kalıyor. Amasra’nın en meşhur yemeği tahmin edildiği gibi balık değil Amasra Salatası... İçerisinde 35-40 çeşit malzemenin bulunduğu çok süslü, lezzetli bir salata. Balıklarla birlikte çok güzel bir tat bırakıyor ağızda. Ustaları bu salataya lezzet katan sırrı vermiyor; bu yüzden hiç merak etmeyin.

CENOVA ŞATOSU

Yemekten sonra Cenova Şatosu’na gitmek niyetimiz. Cenevizliler Amasra’da hüküm sürdüklerinde yaptırmışlar bu şatoyu… Şato deyince aklınıza öyle Avrupa’daki gibi şaşalı yapılar gelmesin. Aslında burası ‘iç

54  İSMMMO YAŞAM

kale’ olarak da biliniyor. Cenovalılar kalenin iç bölümünü bir saray haline getirmişler. Buraya Büyük Liman tarafından basamak şeklindeki kaldırımlardan çıkılarak ulaşılıyor. İç kaleye girişte birçok arma görüyoruz. Bunların Cenovalı ailelerin armaları olduğunu tahmin etmek zor değil. Burada tarihin koynunda oynayan birkaç çocukla karşılaşıyoruz. Bir de gece ışıklandırılan bir Atatürk silüetiyle… Amasra’dan yarın ayrılacağımız için içimizi biraz hüzün kaplasa da; bu akşam Büyük Liman’daki keyifli saatler geçireceğimizi düşünmek bizi biraz rahatlatıyor. Zaten akşam saat 19.00 der demez restorandaki yerimizi alıyoruz. Hafta sonları söylendiği gibi restoranlar kalabalık oluyor. İğne atsanız yere düşmeyecek cinsten… Bunu bildiğimiz için yerimizi önceden ayırtmıştık. İyi ki de bunu yapmışız çünkü gelen birçok insan geri dönüyor. Önümüze gelen mönüde adeta balıklar lezzet geçidi yapıyor. Gümüş, izmarit, kalkan, mersin, morina, levrek, kefal, mercan, kaya balığı. Ben gümüş balığını tercih ediyorum. Elbette ‘salata’ da yiyoruz. Amasra’daki restoranlarda hafta sonları canlı müzik dinlemek mümkün. Müzik denilince burada herkes genç yaşta geçirdiği bir motosiklet kazasında hayatını kaybeden Barış Akarsu’yu anıyor. Zaten şehirde bir heykeli var; bu heykelinin önüne de Akarsu’nun ailesinin isteğiyle iki motosikleti konulmuş. Amasra’daki müzik yapan gençleri görünce “Yeni Barış Akarsu’lar yetişiyor” diye düşünmeden edemiyorum.

KUŞKAYASI ANITI

Amasra’daki son günümüzde görmek istediğimiz bir yer daha var. İlçeden ayrılırken, Kuşkayası Yol Anıtı’nı da görmek istiyoruz. Bu anıt, Amasra’nın en önemli tarihsel varlıklarından biri çünkü Anadolu’da başka örneği yok. Amasra merkezden 4 kilometrelik bir yolculuktan sonra anıtın bulunduğu bölgeye ulaşabilirsiniz. Anıta ulaşmak için merdivenlerden çıkmak gerekiyor. Yüzyıllardır kullanılan,

MAYIS - HAZİRAN 2011


KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI

Bartın’a yolu düşen doğa meraklılarının Küre Dağları Milli Parkı’nı da görmesi şart. Aslında bu tabiat harikası; Bartın ile Kastamonu’nun ortak mirası. İki ilin arasındaki geniş bir alanı kapsıyor. Küre Dağları Milli Parkı kanyonları, şelaleleri, düdenleri, ormanları ve mağaralarıyla çok önemli bir doğa alanı. Burası; dünyadaki 100, Türkiye’deki 9 sıcak noktadan biri olarak kabul ediliyor. 129 kuş ve 40 memeli türüne ev sahipliği yapan milli parkın sınırları içinde biri dünya çapında endemik olmak üzere (akyıldız) 27 endemik bitki de varlığını sürdürüyor. Bu tabiat harikası içinde Ulukaya Şelalesi ve kanyonu da görülmeye değer yerlerden biri olarak kabul ediliyor. Bartın zengin bir mutfak kültürüne de sahip. Bartın’a özgü yemekler arasında Pumpum Çorbası, Yumurtalı Isbut (bir ot çeşidi), Kabak Burması, Pirinçli Mantı, Halışka ve İncir Dondurması başta geliyor.

BASTONLARIN DİYARI

Biz İstanbul’da Bartın’ın Devrek ilçesini gördükten sonra döneceğiz. Amasya ile buranın arası yaklaşık 90 kilometre. Devrek deyince aklıma ‘baston’ geliyor ama sanırım bu ilçede daha fazlasını bulacağım. Devrek, Devrek çayının iki tara-

MAYIS - HAZİRAN 2011

fına kurulmuş bir ilçe. Bu çayın en büyük özelliği yılda iki kez taşması. Özellikle baharın ilk günleri bu çayın taşmasını adeta ilçe halkı da kanıksamış. Buna karşın çayın ıslah çalışmaları sürüyor. Devrek’e girince ünlendiği bastonları yapan ustaları görmemiz mümkün. Devrek bastonları gül ağacı ya da kızılcık ağacından yapılıyor. Halen ilçede bu işle ilgilenen aile sayısı bir elin beş parmağını geçmiyor. Köylerde eyer, semer ve kaşık yapımı devam ediyor ancak Devrek halkının yüzde 85’inin tarımla ilgilendiğini öğreniyorum. Devrek’i de gördükten sonra Mengen, Yeniçağa, Bolu üzerinden İstanbul’a dönüyoruz. Bartın’da keşfedilecek başka güzellikler de var. Bunları da temmuz ayında Bartın ve Amasra’ya yapacağımız bir hafta sonu kaçamağına bırakıyorum. Not: Haberimizde kullandığımız resimler için Bartın Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’ne teşekkür ediyoruz.

Türkiye’nin en yeni illerinden biri olan Bartın’da Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın kuruluş tarihi 10 Temmuz 1997. Bartın SMMM Odası’na üye 120 meslek mensubu bulunuyor. Bunlardan yalnızca 7’si, Bartın’ın üç ilçesinde (Amasra, Kurucaşile, Ulus) faaliyet gösteriyor. Bu durum gösteriyor ki, Bartın’da ekonominin nabzı merkez ilçede atıyor. Bartın SMM Odası Başkanı Aykut Oktay Ulu, meslek mensuplarının 50’sinin bağımsız, 52’sinin ise bağımlı olarak çalıştığını belirtiyor. Meslek mensubu sayısının Bartın için yeterli olduğunu düşünen Ulu, “Eskiden Bartın ekonomisini Amasra’daki kömür ocakları sürüklüyordu. Ancak tesislerdeki çalışan sayısı şimdilerde 700’e kadar düştü. Bartın şimdilerde emekli şehri görünümünde” diyor. Bartın’ın 1998’de geçirdiği sel felaketinden dolayı geri gittiğini vurgulayan Başkan Ulu, tespitlerini şöyle sürdürüyor: “Bartın’da son teşviklerden sonra organize sanayi bölgesinde 26 parselde yatırımlar faaliyete geçti. Bartın’a gelen yatırımların çoğu tekstil ve hazır giyim sektöründen… İlimizde tekstil sektöründe 3 bin 500 kişi çalışıyor. Ancak yine de bu yeterli değil. Bartın’da ağır sanayi yok. Ancak ilimizde liman olduğu için Karabük’teki bazı haddaneler yatırım yapmak istiyor. Teşviklerin süresi 2012’de bitecek. Teşviklerin uzatılmasını bekliyoruz.” Bartın SMM Odası Başkanı Aykut Oktay Ulu, Amasra ve İnkumu plajları nedeniyle Bartın’ın turizm potansiyeli bulunduğunu söylüyor. Ulu, Bartın’a yapılması düşünülen termik santralin ise bu turizm potansiyelini baltalayacağına inanıyor. Bartın SMM Odası’nın da aralarında bulunduğu birçok sivil toplum kuruluşu zaten Bartın Platformu’nu oluşturmuş ve termik santrale karşı direnişe başlamış. Termik santralde kullanılacak kömürün ithal olması nedeniyle Bartın ekonomisine katkı sağlaması da beklenmiyor. Başkan Aykut Oktay Ulu, iki sene önce kurulan Bartın Üniversitesi’nin de şehre hem kültürel hem de ekonomik olarak hareketlilik getirdiğini sözlerine ekliyor.

GEZİ-TÜRKİYE

genişliği beş metreyi bulan Roma kaya karayolunun geçtiği yamaçta, kayaya oyulmuş. İki metrelik boyutu var. Anıt adını Roma lejyonlarının sınırsız gücünü temsil eden, Kartal oymasından alıyor. Anıtta iki kitabe bulunuyor. Bu kitabelerde “Devletlerarası barışın ve dostluğun anısına, İmparator Cermomıus’un yüceliği için Aguılla dağı yardı ve bu dinlenme yerini kendi özel ödeneğiyle yaptırdı” yazıyor. Kuş Kayası Anıtı’na geldiğinizde; cesaretiniz ve zamanınız varsa yamaçtan aşağıya deniz kıyısına inebilirsiniz. Yazın buradaki koylarda tatilcilerin güneşin tadını çıkardığı anlatılıyor.

TERMİK SANTRAL İSTEMİYORUZ

İSMMMO YAŞAM  55


Boğaz’da müzik keyfi

Turkcell Kuruçeşme Arena’da konser mevsimi açıldı. 9 Haziran’da başlayan konserler 29 Temmuz’a kadar sürecek. Bu konserler sırasında adeta Boğaz’a yıldız yağacak. Teoman ile başlayan konser yolculuğu, Suzan Kardeş, Yalın, Sibel Can, MFÖ, Funda Arar ve Zülfü Livaneli gibi isimlerle sürecek. 16 Temmuz akşamı Funda Arar sevilen parçalarını seslendirecek. 21 Temmuz akşamı ise Zülfi Livaneli, müzikseverlerin karşı-

KÜLTÜR-SANAT

Tangonun büyüsüne davet

Bugüne kadar Avrupa, Asya, Güney Afrika, Arjantin ve Amerika’da sahnelenen, geçen yılda ilk kez Türk seyircisiyle buluşan ve ayakta alkışlanan Tango Feeling, 19 Temmuz’da Turkcell Kuruçeşme Arena’da olacak. Boğaz’ın ışıkları altında, Tangonun büyüsünü yaşatacak Estampas Portenas şovu, 1996 yılında Buenos Aires’te kuruldu. Arjantin Balesi’nde uzun yıllar dans eden koreograf Carolina Soler sayesinde tanındı. Estampas Portenas Avrupa (Almanya, İngiltere, Hollanda, İspanya, İsviçre), Asya (Avusturalya, Kore, Malezya, Yeni Zelanda, Singapur) ve Güney Afrika turnelerine çıktı. Arjantin’de ve Amerika’nın da bazı eyaletlerinde sahnelendi. İlk yılında Çin’de 60’tan fazla sahne performansı gerçekleştirdi. Arjantin’e dönüldüğünde ise General San Martin Cultural Center’da sahnelenen gösteri, sonrasında “yeteneği, güzelliği ve baştan çıkarıcılığı ile seyirciyi büyüleyen bir gösteri” olarak adından söz ettirdi.

56  İSMMMO YAŞAM

sına çıkacak. Gülben Ergen 28 Temmuz akşamı yeni albümü ‘Şıkır Şıkır’ın ilk konserini Turkcell Kuruçeşme Arena’da verecek. Eski ve yeni şarkılarını 29 Temmuz Cuma akşamı seslendirecek Kenan Doğulu ise hayranlarını coşturmayı planlıyor. BKM’nin organize ettiği konserler saat 21.00’da başlıyor. Biletler Biletix’den alınabilir.

Minik Serçe’den hayranlarına öpücük

İstanbul’un önemli konser mekanlarından olan Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu da bu yaz yıldızlar geçidine sahne olacak. Minik serçe Sezen Aksu, 16 - 17 Temmuz 2011 tarihlerinde, "Hayatımın neşeli ve tadı yerinde bir dönemine ait şarkılar..." diye tanımladığı "Öptüm" albümünden yeni eserlerini seslendirecek. Elbette bununla yetinmeyecek minik serçe. 35 yıldır sevenlerinin kalbine dokunan ve sevilen şarkılarını da dinleyicileriyle paylaşacak. Öte yandan, 21. Most Açıkhava Konserleri ise 23 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda başlayacak. Konserlerin açılışını 23 Temmuz‘da Candan Erçetin ile yapıyor. Sanatçı, konserinde kendi albümlerinde yer alan şarkıların yanı sıra hayatında önemli etkiler bırakmış olan yerli ve yabancı şarkılara da yer verecek. Most Açıkhava Konserleri birbirinden ünlü isimleri de ağırlıyor. Candan Erçetin’in ardından Nilüfer, Hayko Cepkin ve Sıla en sevilen şarkılarını İstanbullu müzikseverler için söyleyecek.

MAYIS - HAZİRAN 2011


Beklenen restorasyon tamamlandı "Dış Hazine Binası" olarak kullanılan "Topkapı Sarayı Silah Seksiyonu" bölümünde İstanbul İl Özel İdaresi bütçesiyle yürütülen restorasyon çalışmaları tamamlandı. Modern müzecilik anlayışıyla restorasyonu gerçekleştirilen bölümde, Osmanlı zamanında kullanılan silah ve askeri kıyafetler sergileniyor. Proje kapsamında Osmanlı askeri ve silah kültürünü anlatan değişik temalarda kısa animasyonlar ve filmler hazırlandı. Filmler bölümün duvarlarına yerleştirilen LCD ekranlarda ziyaretçilerin bilgilendirilmesi için yayınlandı. Ok ve yayların sergilendiği vitrindeki LCD ekrandan dünyaca bi-

linen "Okçu" minyatürü, ateşli silahların sergilendiği vitrinde de ateşli silahların yer aldığı minyatürler kullanıldı. Restorasyon sırasında zemindeki yaklaşık 20 santimetre kalınlığındaki beton zeminin kaldırılmasıyla yıllardır üstü kapalı duran 4 kapak ortaya çıkarıldı. Kapaklar açıldığında yerin altında kalan bölmelerin, binanın olduğu yerde daha önce bulunan Bizans'tan kalma 3 lahit ve bir vaftiz havuzu olduğu anlaşıldı. Ziyaretçiler, Topkapı Sarayı Müzesi Bilim Kurulu'nun kararıyla çelik konstrüksiyon üstüne camla kaplanan zemin sayesinde aydınlatılan bu bölmeleri ve zemindeki Bizans kalıntılarını da rahatça izleyebilecek.

İstanbul cazla buluşuyor

MAYIS - HAZİRAN 2011

cel müzikler ile bir ustaya, Okay Temiz’e verilecek. Bu yıl açılış konseri iki bölümden oluşacak. Gecenin ilk bölümünde caz standartlarını kendine has yorumuyla seslendiren Simavi; ikinci bölümde ise Türkiye caz sahnesinin önemli bir ustası, Emin Fındıkoğlu ve topluluğu konser verecek. İstanbul Caz Festivali kapsamında 12 Temmuz Salı akşamı saat 21.00’de Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde gerçekleştirilecek “Sing the Truth” gecesinde caz, folk, R&B, gospel ve blues dünyasından büyük kadın şarkıcıların güçlü şarkıları yeniden hayat bulacak. İstanbul Caz Festivali’nde Akdenizli usta kadın sanatçıların aynı sahnede buluşacağı “Mujeres de Agua” yani “Suyun Kadınları” başlıklı konser, festivalin kaçırılmayacak gecelerinden biri olacak. Ayrıntılı bilgi için: www.iksv.org/caz

KÜLTÜR-SANAT

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 18. İstanbul Caz Festivali, 1–19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. 18. İstanbul Caz Festivali, 40’ın üzerinde konser, 300’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyla yine İstanbul’un kalbini cazla dolduracak. İstanbul Caz Festivali konserleri bu yıl Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, Arkeoloji Müzesi, Aya İrini Müzesi, İstanbul Modern, İstinyePark, Salon ve The Marmara Esma Sultan gibi klasikleşmiş mekânların yanı sıra ilk defa bir konser mekânı olarak kullanılacak olan Tersane Sahnesi ve santralistanbul Kıyı Amfi’de gerçekleşecek. İstanbul Caz Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü bu yıl, 50 yılı aşkın müzik kariyeri boyunca Anadolu’nun sesleri ve müziğini, caz ve gün-

İSMMMO YAŞAM  57


Super 8

Tür: Bilim Kurgu, Gerilim, Gizem Yönetmen/Senaryo: J.J. Abrams Oyuncular: Kyle Chandler, Elle Fanning, Joel Courtney, Gabriel Basso

 Steven Spielberg'in yapımcılığını üstlendiği film 1979 yılında geçiyor. Nevada'da Area 51

adıyla anılan gizli bir askeri bölgeden Ohio'ya çok özel bir kargo taşınmaktadır. Bu kargoyu taşıyan yük trenine intihar saldırısı gerçekleştirilir ve tren raydan çıkar. Ancak tren kazası, bu özel kargonun serbest kalmasına neden olur. Ohio kasabasında bir grup arkadaş film çekimi yaparlarken bu tren kazasına tanık olurlar... Kazadan kısa bir süre sonra kasabada sıra dışı kaybolmalar ve açıklanamayan olaylar meydana gelmeye başlar. Kasabanın şerif yardımcısı gerçeği ortaya çıkarmaya çalışır. Esrarengiz olayların arkasında hiçbirinin hayal edemeyeceği kadar dehşet verici bir şey vardır...

SİNEMA -DVD

Transformers 3: Ayın Karanlık Yüzü

58  İSMMMO YAŞAM

Tür: 3 Boyutlu, Aksiyon, Fantastik Yönetmen: Michael Bay Senaryo: Roberto Orci, Alex Kurtzman, Ehren Krueger Oyuncular: Shia LaBeouf John Turturro Josh Duhamel Tyrese Gibson

 Transformers serisi hız kaybetmeden sürü-

yor. 3 boyutlu olarak çekilen üçüncü filmde aksiyon ve maceranın dozu daha da artıyor. Filmin konusu şöyle: Aya giden bir uzay gemisinin yanlış yere inmesi sonucu işler karışır. Ayın farklı bir yerine inen ekip, orada yaşayan bir robotu uyandırır. Bu durum büyük olaylara sebep olacaktır. Dünyanın geçmişine ait gizemli bir olayın, günümüze yansıması o kadar büyük bir savaşa yol açar ki, Transformer’lar bizi tek başlarına kurtaramayacak duruma gelir. Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü’nde Shia LaBeouf'un yeniden Sam Witwicky olarak beyaz perdede yer alacağını da belirtelim...

MAYIS - HAZİRAN 2011


Larry Crowne Tür: Komedi, Romantik, Dram Yönetmen/Senaryo: Tom Hanks Oyuncular: Tom Hanks, Julia Roberts, Rami Malek

 2007 yılında Mike Nichols filmi

Charlie Wilson’s War’da ilk kez bir araya gelen Oscarlı oyuncular Tom Hanks ve Julia Roberts, ikinci kez Larry Crowne’da buluşuyorlar. Yönetmenliğini Tom Hanks’ın yaptığı romantik komedi türündeki film, işini kaybeden Larry Crowne'ın (Tom Hanks) tekrar üniversiteye dönerek yepyeni bir hayata başlamasını anlatıyor.

DVD SEPETİ

 Charlie’nin Çikolata Fabrikası

Charlie ailesi ile zor bir şekilde geçinen fakir bir çocuktur. Tüm dünya ve Charlie, çikolata fabrikasıyla zengin olmuş Willy Wonka'nın esrarengiz ve yıllardır kapalı

 Son Osmanlı: Yandım Ali

MAYIS - HAZİRAN 2011

 Tutku Oyunları

Karısı Kathy ile çok da uyumlu olmayan bir evlilik sürdüren Todd, çevresindeki kadınlar tarafından, karısından görmediği ilgiyi görmektedir. İlgi duydukları oranda Todd'la konuşmaktan çekinen mahallenin kadınlarının aksine, kendisine son derece güvenli bir kadın olan Sarah onunla tanışmaktan çekinmez. Kendisi de kocası Richard'la son derece uyumsuz bir evlilik sürdüren Sarah ile Todd arasında, zamanla engelleyemedikleri bir aşk başlar.

SİNEMA -DVD

Yıl 1918... Düşman donanması Boğaziçi’ ne demirlemiş… İstanbul işgal altında! Yandım Ali, Bahriye Mektebi’nden kaçak, donanmadan terhis, yıllarca cephelerde savaşmış ve memleketin kurtuluşundan ümidi kesmiş bir külhan beyidir. Evli bir sevgilisi vardır. Tek hayali biraz para kazanıp sevgilisini kaçırmak ve Viyana’ya gitmektir. Ancak Yandım Ali’nin yolu bir gün Mustafa Kemal’le kesişir. Yandım Ali, vatanın kurtuluşunun elzem olduğunun farkına varır…

olan fabrikasını merak etmektedir. Willy Wonka 5 çikolata ambalajının altına altın bilet saklamıştır. Altın biletleri bulan 5 çocuk fabrikaya girme hakkına sahip olacak ve içlerinden biri hayallerinin ötesinde bir dünyaya kavuşacaktır.

İSMMMO YAŞAM  59


Lokumcu’nun ölümü yürekleri dağladı Türkiye, bahar aylarında siyasi parti liderlerinin mitingleri ve sert protestolarla oldukça sıcak bir gündem yaşadı. Seçime doğru Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Hopa’ya gidişinde yaşanan olaylarda yaşamını yitiren emekli öğretmen Metin Lokumcu için, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli kentlerinde protesto gösterileri düzenlendi. Gösterilerde, polisin sert müdahalesi söz konusu oldu.

62. GÜN

Şimdi sıra yeni Anayasa’da Türkiye, bir genel seçimi daha geride bırakırken şimdi gözler yeni Anayasa hazırlıklarına çevrildi. AKP, 2002 seçimlerinde yüzde 34.28, 2008 seçimlerinde yüzde 46.58 olan oy oranını 2011 seçimlerinde yüzde 49.9’a çıkararak üçüncü kez iktidar oldu. Başbakan Erdoğan, Türkiye’de üç seçim üst üste oylarını arttırarak iktidarını koruyan tek lider oldu. AKP üçüncü seçimden de galip ayrılmasına karşın, anayasayı referandumsuz değiştirmek için gerekli 367 sandalyeyi bulamayarak 326 sandalyede kaldı. CHP ise, 2007’de yüzde 20.88 olan oy oranını bu seçimde yüzde 25.9’a, milletvekili sayısını ise 112’den 135’e çıkardı. CHP, 2007 seçimlerinde Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Muğla ve İzmir olmak üzere 5 ilde birinci parti olmuştu. 2011 genel seçimlerinde bu illerin yanı sıra Tunceli ve Aydın’da da CHP birinci oldu. CHP, 2007’de milletvekili çı-

6  İSMMMO YAŞAM

karamadığı “Kılıçdaroğlu’nun memleketi” Tunceli’de yüzde 56.4 oranında oy alarak 2 milletvekilliğini de aldı. 2007’de yüzde 16.6 oranında oy alan CHP, Tunceli’de oylarını yaklaşık 4’e katladı. Yine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk seçim sınavında partisinin oyunu yüzde 25.9 oranına yükseltmesine karşın yüzde 30’ları aşma beklentisine ulaşılamaması hayal kırıklığı yarattı. Meclis’te grubu bulunan partilerden hem oy hem de vekil kaybeden tek parti ise MHP oldu. Kaset skandallarıyla sarsılan partinin 2007 genel seçimlerinde yüzde 14.27 olan oy oranı 2011’de yüzde 13.01’e gerilerken Meclis’teki sandalye sayısı da 70’ten 53’e düştü. 2011 genel seçimlerinin en kazançlı grubu ise BDP’nin desteklediği Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloku oldu. Blok, yüzde 6.6 oranıyla 36 bağımsız milletvekilini Meclis’e sokmayı başardı.

MAYIS - HAZİRAN 2011


Sanal kumar da bağımlılık yapıyor Siz siz olun, sanal diye kumara göz yummayın. İnternet üzerinden oynanan kumar ve bahis sitelerine kendini kaptıran bireyler, buralarda kaybettikleri paranın peşine düşüyor ve zamanla bağımlı hale geliyor. Bahis ve kumar içerikli internet sitelerine her an ulaşabilen bireylerin, aynı casinolarda oynanan kumarda olduğu gibi, beyinlerindeki ödül ve ceza sistemi bozuluyor ve bağımlı kişiliklerin tedavisi aynen uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi kişi hasta-

neye yatırılarak yapılıyor. Nöropsikiyatri Hastanesi psikiyatristlerinden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kumar veya bahis oyunlarının para karşılığında oyun oynamayı ve şansa dayalı olaylara yatırım yapmayı içerdiğini belirtiyor. Bahis oyunlarının kısa süreli ve emek vermeden oluşumunun kumar oynama problemlerinin gelişimi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Tarhan, bu durumun kişinin sadece beklemeye odaklanmasını ve sonucu beklerken bir heyecan hissi yaşamasını sağladığını ifade ediyor.

Yunan adalarından ev alabilirsiniz

MAYIS - HAZİRAN 2011

Cep telefonunun zararları konusunda çok bilgi var. Bir bölümü spekülasyona dayansa da bir kısmı bilimsel bulgulara göre aktarılıyor. Son olarak İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda, Amerika Çevre Sağlığı Örgütü Başkanı Dr. Devra Davis’in de aralarında olduğu bir grup uzmanın aktardıkları bilgiler, insana ‘telefonu at’ dedirten bilgiler içeriyor. Beynin cep telefonunun yaydığı radyasyonun yarısını emdiğini belirterek “Cep telefonu ile konuştuğumuzda beyin hücrelerimizin bir kısmı ölmeye başlıyor” diyen Davis, İstanbul Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Cep telefonunun sağlığa zararları” konulu konferansa katıldı. Dr. Devra Davis, dünyada cep telefonları tarafından üretilen mikrodalga radyasyon seviyesinin spermlere zarar verdiğine dikkati çekerek, “Günde yaklaşık 2 saat cep telefonu kullanan erkeklerin sperm sayısı normal erkeklere nazaran yüzde 30 düşüyor. Günde 4 saatten daha uzun süre cep telefonu kullanımı ise sperm sayısını yüzde 40 oranında azaltıyor. Dolayısıyla bu kişilerin çocuk sahibi olma ihtimalleri azalıyor. Ayrıca hamilelik sırasında bebeklerin DNA ve hafızalarını olumsuz etkiliyor” değerlendirmesini yaptı.

62. GÜN

İflasın eşiğindeki Yunanistan, daha önce AB vatandaşı olmayan yabancılara gayrimenkul satışını yasakladığı sınır bölgelerinde bu engeli kaldırdı. Artık Türkler Yunan adalarından veya Selanik’ten gayrimenkul alabilecek. Bundan böyle uygulanacak yeni prosedüre göre sınır bölgesinde satılacak gayrimenkuller için onayı, oluşturulacak yerel heyetler verecek. Yunanistan’ın gayrimenkul alım-satımı ile ilgili yasaları, Türkiye’nin Ege kıyıları karşısındaki tüm adaları “sınır bölgesi” olarak tanımlıyor. Onikiadalar zinciri, Midilli, Sakız, Sisam bu kapsama giriyor. Girit adası da yasalara göre “sınır bölgesi” kapsamında. Ege’nin ortasındaki birkaç ada ve adacık da “sınır bölgesi” olarak tanımlanıyor. Bu arada, 2015 yılına kadar Yunan devletinin gayrimenkul ve “milli servet oluşturan işletmelerin” satışından 50 milyar Euro gelir sağlaması IMF-AB ile Atina’nın son saatlerde yürüttüğü kritik müzakerelerde karara bağlanırken, bu çerçevede havaalanları ve limanlar da satışa çıkarılıyor. 2011 yılı içinde Atina Havaalanı’nın yüzde 21 hissesi satılacak. Çeşitli şehirlerdeki onlarca havaalanının işletmesi de özel sektöre devredilecek. Aynı plan, ülkenin en büyük limanları olan Pire, Selanik ve Patras’ın çoğunluk hisselerinin de satışını öngörüyor. Acil özelleştirmelerde ilk satışın gelecek aylarda Yunan Spor-Toto’su (Pro-Po) ile başlaması bekleniyor. Yunan PTT’sinin T’si telekomünikasyon şirketi OTE’nin devletin elinde bulunan yüzde 16’lık azınlık hisseleri de öncelikli özelleştirmeler arasında.

Cep telefonu beyin hücrelerini öldürüyor

İSMMMO YAŞAM  7


 Yazar: Yılmaz Özdil  Yayınevi: Doğan Kitap  Sayfa sayısı: 476 Sabah ve

Hürriyet’te yayımlanmış 262 köşe yazısını bir araya getiren Yılmaz Özdil, kitabını Mustafa Kemal’e ve Hasan Tahsin’e adamış. Özdil kitabı için "Popüler kültürümüzün temel taşıdır, isim şehir hayvan... Dandik eğitim sistemiyle beslenemeyen Türk insanının, bilgi açlığını kendi kendine doyurmak için keşfettiği eğlenceli oyundur. İsimleriyle, şehirleriyle ve elbette hayvanlarıyla, Türkiye’yi anlatır bu kitap" ifadelerini kullanıyor. Kitabın önsözünü Uğur Dündar, Ertuğrul Özkök, Bekir Coşkun, Oktay Ekşi, Mehmet Yılmaz, Melih Aşık, Nedim Şener, Güneri Cıvaoğlu, Müjdat Gezen, Tarık Akan, Ali Poyrazoğlu, Şansal Büyüka, Necil Ülgen, Saygı Öztürk, Ruhat Mengi, Oray Eğin ve Ümit Zileli yazmış.

Karatay Diyeti

 Yazar: Canan Efendigil Karatay  Yayınevi: Hayy Kitap  Sayfa sayısı: 160 İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim

Görevlisi Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'ın sisteminde zayfılamak için kalori hesabı ya da diyet ürünlerin peşinden koşmak yok! Et, balık, süt, peynir, yoğurt, yumurta, tereyağı, bakliyat, turşu, sebze, meyve ve kuruyemişler serbest... Karatay yurtdışından kopyalanıp Türk hastalara önerilen diyetlerin kalıcı olarak kilo vermede etkili olmadığını ve sık sık yemenin uzun vadede insülin direnci oluşturduğunu söylüyor. Kibrit kutusu, iki yemek kaşığı gibi anlamsız ölçülerle insanı strese sokmayan Karatay Diyeti'nde doğru beslenmenin ne demek olduğu anlatılıyor.

S*ktir Et

KİTAP

 Yazar: John C. Parkin  Yayınevi: Arunas Yayıncılık  Sayfa sayısı: 200 Bir kişisel gelişim kitabı

olan "S*ktir Et" insanların hayatı çok da ciddiye almaması gerektiğini okuyucuya ironik bir şekilde anlatıyor. Mücadeleden vazgeçmek, ne hoşunuza gidiyorsa onu yapmak, çevrenizdekilerin sizin hakkınızda düşündüklerini umursamamak ve kendi yolunuzdan gitmek... John C. Parkin’in bu komik kitabı, "S*ktir Et" demenin; Doğu'nun boş verme, vazgeçme ve bir şeylerin o kadar da önemli olmadığını fark ederek gerçek özgürlüğü bulma gibi ruhani fikirlerinin kusursuz bir Batı ifadesi...

60  İSMMMO YAŞAM

 İsim Şehir Hayvan

 Karatay Diyeti  S*ktir Et

 Aykut Oğut

 Mesnevi'den Hikayeler

 İmha Planı: Medya Nasıl Çökertildi  Serenad

 Aşkın Gözyaşları  Elif

 Dukan Diyeti

SUSKUN

ŞİİR

Sus, kimseler duymasın, Duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, Seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ruhum... Mısra çekiyorum haberin olsun. Çarşıların en küçük meyhanesi bu, Saçları yüzümde kardeş, çocuksu. Derimizin altında o ölüm namussuzu... Ve Ahmed’in işi ilk rasgidiyor. İlktir dost elinin hançersizliği... Ağlıyor yeşil. Rüya, bütün çektiğimiz. Rüya kahrım, rüya zindan. Nasıl da yılları buldu, Bir mısra boyu maceram... Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının, Ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... Ağıyor yeşil.

AHMED ARİF

MAYIS - HAZİRAN 2011

 Remzi Kitabevi (Mayıs 2011)

İsim Şehir Hayvan

EN ÇOK SATANLAR


Mesnevi'den Hikayeler

 Derleme: Süheyl Seçkinoğlu  Yayınevi: Timaş Yayınları  Sayfa sayısı: 304 Mevlana Celaleddin

Rumi'nin en tanınmış eseri Mesnevi, bugün birçok Batı diline de çevrilen ve büyük coşkuyla karşılanan klasiklerden biri. Aklın, sevginin, insanî erdemlerin üstünlüğüne vurgu yapan Mevlana, 13. yüzyılda ortaya koyduğu eseriyle, düşündürücü, yol gösterici, eğitici ve hikmet dolu hikâyelerde insan ruhunun derinliklerine inerek tüm yönleriyle hayatı öğretiyor. Şehir hayatının kargaşasından bunalanlar için titizlikle seçilmiş bu hikâyeler Mesnevi’nin sırlarını, inceliklerini yansıtıyor.

İmha Planı

 Yazar: Oray Eğin  Yayınevi: Destek Yayınları  Sayfa sayısı: 368 Oray Eğin, "İmha Planı"nda

medyada son 10 yılda yaşanan sarsıcı değişimi anlatıyor. "Künyeler yenilendi, köşeler boşaltıldı, insanlar işsiz bırakıldı, muhalif gazeteciler hapse atıldı. İnsanlar susturuldu, korkutuldu" diyen Eğin kitabında "Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde hükümet gazetelerden ne rica etti?", "TMSF'nin parasıyla ıstakoz, kırmızı şarap alemleri yapanlar kim?", "Yandaş medya nasıl yaratıldı?", "Tasfiye listeleri nasıl belirleniyor, kimlerin üzeri çiziliyor?", "Liberallerle hükümetin arası nasıl açıldı?" gibi sorulara yanıtlar veriyor.

İçimizdeki Zalim

 Yazar: Emre Kongar  Yayınevi: Remzi Kitabevi  Sayfa sayısı: 280 Psikolojinin ve sosyolojinin kesişme

MAYIS - HAZİRAN 2011

KİTAPLAR

Dikkat, Görsel Algı ve Düşünme Becerileri

Yazar: Berkay Dinç Deligöz Yayınevi: Erdem Yayınları Sayfa sayısı: 112

Çocukların ilköğretime hazırlanması önemli bir süreç... Çocuklar okula hazır olmadığında okuma yazma, matematik ve diğer derslerde problem yaşarlar. Bu kitap çocukların okuma yazmaya hazırlık niteliğinde olan gördüğünü doğru algılama, görsel dikkat, görsel ayrımlaştırma yeteneklerini geliştirmeyi hedefliyor. Ayrıca kitapta, çocukların düşünmeyi ve problem çözmeyi öğrenmesi için de birçok alıştırma yer alıyor.

Büyük Tuzlu Su Klanı

Yazar: Bilgin Adalı Yayınevi: Bilge Kültür Sanat Sayfa sayısı: 96 Minik bir göçebe klan o kış her zamanki gibi havanın sıcak, meyvenin bol olduğu güneye göçer. Bu sefer epey güneye inmiş olacaklar ki daha önce hiç görmedikleri büyük bir su çıkar karşılarına. Su iyidir hoştur ama tuzludur. Göçebe klan bu büyük tuzlu suyun bir işlerine yaramayacağını düşünür, oysaki hepsini çok şaşırtıcı sürprizler beklemektedir.

KİTAP

noktalarında karşımıza çıkan "zulüm" kavramını, günümüzün toplumsal olguları açısından yorumlayan Prof. Dr. Kongar, bireysel ve toplumsal gelişmemize yönelik yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Kongar, bir toplumbilimci duyarlığıyla hem bireysel dünyamızda hem de toplumsal yaşamın derinliklerinde "zalim"in izini sürüyor.

ÇOCUKLARA ÖZEL

İSMMMO YAŞAM  61


Hafif, kolay ve kompakt

Hafif, kullanımı kolay ve fiyatı daha uygun. Bunlar kompakt denilen küçük boyutlu fotoğraf makinelerinin tercih edilmesinde en önemli etkenler olarak görülüyor. Fotoğraf çekiminden hiç anlamayanların bile çok kolay kullanabildikleri kompakt makineler anıları ölümsüzleştiriyor.

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR

Yaz aylarına girdiğimiz bugünlerde herkes fotoğraf makinelerini çıkarmaya hazırlanıyor. Tatil anılarını ve gezilerini ölümsüzleştiren kullanımı kolay ve fiyatları daha uygun kompakt fotoğraf makineleri en hareketli günlerini yaşıyor. DSLR denilen objektifli zum’lu fotoğraf makinelerinin aksine kompakt makineler, hafif, her yere sığabilen ve herkesin kullanabildiği menüleriyle gözde oldu. Fotoğraftan hiç anlamayanların bile ceplerinde taşıyabildikleri kompakt makineler anıları ölümsüzleştiriyor. Kompakt fotoğraf makineleri dijital olarak JPG formatında fotoğraf çekebilen en basit menüleri olan ama kaliteli sonuç veren makineler olarak tanımlanıyor. Kompakt fotoğraf makinesi kullanan sayısının artması üreticilerin de bu alandaki modellerini artırmalarına neden oluyor. Canon, Nikon, Casio, Sony, Olympus ve Samsung gibi markalar kompakt fotoğraf makinesi modellerini piyasaya sunuyor. Nikon’un Coolpix S2500 modeli kompakt makine sevenlere hitap ediyor. Bataryalı S2500’ün ekran büyüklüğü 2.7 inç. 12 megapiksel çözünürlüğü ve 16 megabaytlık dahili hafızası var. Canon’un Ixus 95 IS ve Ixus 100 IS modelleri de kompakt makine severlere hitap ediyor. İki modelde de hareket algılama, kırmızı göz düzeltme, 3X zum özellikleri bulunuyor. Ixus 100, 33 milimetre çapında 12.1 megapiksel fotoğraf çekebilen bir sensöre sahip. Yüz algılama teknolojisiyle çekim sırasında yüzdeki anlık kusurları fark ederek düzeltiyor. Ixus 95’de ise 35 milimetre çapında 10 megapiksel sen-

62  İSMMMO YAŞAM

sör var. Farklı çekim modu ile ortama uygun fotoğraf çekimini sağlıyor. İki makine de 2.5 inç’lik LCD ekrana sahip.

ÜÇ BOYUTLU ÇEKİM

Casio’nun Exilim dijital serisi ise ZR100 ile kullanıcılarına yüksek çözünürlükte, maksimum hız ve tam çözünürlükte video çekim imkanı sunuyor. ZR100, saniyede 30 kare çekim yapabiliyor. 12.1 megapiksel çözünürlükte sensör sunuyor. Sensör kaydırmalı görüntü sabitleme teknolojisiyle el veya kamera sarsıntılarından kaynaklanan bulanıklık etkisini tarihe karıştırıyor. 205 gram ağırlığıyla taşıması da kolay. Saniyede 30 kare çekim hızıyla video kaydı yapıyor. Olympus, SZ-30MR modeliyle kompakt dijital fotoğraf makinesi kategorisinde iddiasını sürdürüyor. Bu model, 16 megapiksel çözünürlüklü fotoğraf çekimi yapabiliyor. Yüksek çözünürlüklü fotoğrafların istenen formatta paylaşılmasını sağlıyor. 3 boyutlu fotoğraf çekim özelliğine sahip olan Olympus SZ-30MR, bir sahneyi iki farklı açıdan fotoğraflayarak daha sonra bu görüntülere gerçekçi bir 3D etkisi uygulayarak 3 boyutlu cihazlarda keyifle izlenen 3D fotoğraflar oluşturabiliyor. Olympus SZ-30MR fotoğraf makinesinin manuel ve otomatik olmak üzere iki farklı 3 boyutlu fotoğraf çekim modu bulunuyor. Samsung’un yeni fotoğraf makinesi ST6500 ise stiliyle dikkat çekiyor. Fotoğraf makinesi, tasarımı sayesinde kullanıcının eline kolaylıkla oturduğu için yaratıcı görüntülerin yakalanmasını sağlıyor. 3 inç’lik ekranı var.

MAYIS - HAZİRAN 2011


Kablo karmaşasına son

Gürültüde bile iyi ses Minik ve şık

MAYIS - HAZİRAN 2011

Philips’in ses tutkunlarına yönelik FullSound teknolojili 8 Gigabayt GoGear Muse MP4 çaları gürültülü ortamda bile iyi ses deneyimi sunuyor. Filmler için surround ses teknolojisine ve Songbird medya oynatıcısına sahip 8 Gigabayt Muse, yalıtımlı kulaklıkları sayesinde seslerin her ortamda en yüksek kalite ile duyulmasını sağlıyor. Muse 8GB’in, 3.2 inç’lik LCD dokunmatik ekranı var. Dokunmatik ara yüzü sayesinde müzik çalma fonksiyonlarını kontrol ediyor. Video ve fotoğraf kitaplıklarına göz atıp, radyo kanalları arasında rahatlıkla gezinmeyi sağlıyor.

İzleyiciyi tanıyor

Toshiba’nın yeni SL833 televizyon serisi artık izleyiciyi tanıyor. SL833 serisi karşısına geçen kişiyi tanıyıp sevdiği kanalı ya da programları açıyor. Her hafta ya da sıklıkla izlediğiniz programları siz televizyon karşısına oturup açmadığınız zaman televizyon sizin izlemek isteyebileceğinizi düşünüp, otomatik kaydediyor. Ayrıca, kullanıcının ayarladığı ses düzeyi, renk kalitesi, kanal listesi, ışık-parlaklık seviyesi gibi bilgileri hafızada tutabiliyor. Ayarları yapan kullanıcı daha sonra ekran karşısına geçtiğinde tek tuşla seçip kaydedilmiş görüntüler dâhil seçilmiş ayarları otomatik olarak yeniden yüklüyor.

Üç boyutlu Blu-ray oynatıcı

LG’nin yeni Blu-ray 3D oynatıcısı BD670, 3D teknolojisi, Smart TV (akıllı TV) içerikleri ve geniş bağlantı seçenekleriyle ev eğlencesinde iddialı. Smart TV işlevlerini kullanan yeni LG BD670, geniş bir içerik yelpazesine doğrudan ve kolayca erişim sağlıyor. YouTube ve küresel içerik sağlayıcıların yanı sıra yerel kaynaklı çeşitli materyallere de erişim sağlayan BD670, bu sayede kullanıcılarının en kaliteli programların ve filmlerin keyfini çıkarmasına imkan tanıyor. BD670’in Wi-Fi Direct teknolojisi, izleyicilerin multimedya içeriğini ayrı bir internet bağlantısı gerekmeden başka cihazlara doğrudan aktarabilmesine olanak veriyor.

TEKNO-YAŞAM

Sony Ericsson, yeni cep telefonu modeli Xperia X10 mini ile Android kolaylığını cebe taşıyor. Android market açık olarak gelen X10 mini, ücretsiz Android uygulamalar indirilmesini sağlıyor. Telefon şıklığıyla da kıyafetlerin tamamlayıcısı oluyor. Xperia X10 minide kolay şebeke kurulumu, hızlı e-posta ayarları, Android market ile 100 binden fazla kullanışlı ve eğlenceli ücretsiz uygulamaya erişim var. X10 mini, Facebook gibi sosyal medya araçlarını bir ekranda birleştiriyor. Sürükle-bırak destekli hassas dokunmatik ekranı ile masaüstünün düzenlenmesini sağlıyor.

Exper’in, yeni modeli Tria kasa ve kablo karmaşasına son veriyor. Tria, Full HD çözünürlüğe sahip, katlanabilen ekranı ile multimedya deneyimi sunuyor. Güçlü donanımıyla performanstan da ödün vermiyor. Intel Corei3 işlemci kullanana bilgisayarın, 21.5 inç büyüklüğünde arkadan aydınlatmalı HD TFT LED ekranı var. Windows 7 Home Premium işletim sistemi kurulu olan Exper Tria, sağ bölümündeki bağlantı girişleriyle istenilen anda bir multimedya merkezi haline gelebiliyor. Tria’nın görüntülü sohbet için de 1.3 megapiksellik kamerası bulunuyor.

İSMMMO YAŞAM  63


Sınıfta öğretmen öğrencilerinden birine sorar: - Cesaret neye denir? Öğrencinin cevabı, - Sorulan şeyi bilmediği halde bir şey söyleyecekmiş gibi parmak kaldırmaya denir.

SARIŞINLARIN İDDİASI

Íki sarışın beraber televizyonda bir kovboy filmi seyretmektedirler. Filmin bir düello sahnesinde birinci sarışın arkadaşına; - Var mısın 10 dolar iddiasına; kısa boylu kovboy düelloyu kazanacak. - Varım, uzun boylu kazanacak. Düelloyu kısa boylu kovboy kazanır. Kaybeden parayı uzatır. Kazanan sarışın: “Koy parayı çantana, ben bu filmi önceden görmüştüm“ der. Bunun üzerine kaybeden sarışın: - Ben de görmüştüm de bu kez kısa boylu kovboyun tekrar kazanacağını hiç tahmin etmemiştim.

MÜHENDİSLER

MAYIS - HAZİRAN 2011

M.Ö. 2000 M.S. 1000

Al bu otu ye.

O ot kötü, gel bu duayı oku.

M.S. 1250 … O dua batıl inanç, al bu iksiri iç.

M.S. 1500 … O iksirin ne faydası var, al bu hapı yut.

M.S. 1750 … O hap etkisiz, al bu antibiyotiği iç. M.S. 2000… O antibiyotik kimyasal, al bu otu ye.

UZUN EVLİLİĞİN SIRRI

İtalya’da ‘uzun evliliğin sırrı’ konulu seminerde konuşan 50 yıllık evli Guiseppe diyor ki:

- Eşime hep iyi davrandım, memnun ettim, en önemlisi 25. yıldönümümüzde onu Amerika’ya götürdüm.

Guiseppe’e sormuşlar:

- Peki 50’inci yıldönümünde eşin için ne yapacaksın?

- Gidip onu geri getireceğim.

TEMEL ZENGİN OLURSA Biletine büyük ikramiye çıkan Temel’i üç ay sonra bakkal kasap ve borçlu olduğu diğer esnaf yolda çevirmiş.

-Ula Temel, sana büyük ikramiye çıktığı halde üç aydır niye borcunu ödemeysun?

Temel sırıtarak yanıtlamış:

-Zencun oldi, degisti demesunlar.

3-Gece gündüz yufka açar.

4-Altı göl, üstü gül.

5-Zilim var, kapım yok.

6-Karada bayılır, suda ayılır.

7-Benim adım iki hece, çalışırım gündüz gece. 8-Avuç avuç inciler, ışık verir geceler. 9- El eker, dil biçer.

10-Bakınca görünürsün, kaçınca silinirsin.

SU DERİNLİĞİ

Temel, dere kenarında oturuyormuş. Oradan jeep’le geçmekte olan bir adam suyun derin olup olmadığını sormuş. Temel, “Derin değildir, geçebilirsin” demiş. Adam da Temel’e güvenerek suya jeepiyle girmiş. Jeep bir anda sulara gömülmüş. Kan ter içinde sudan çıkan adam Temel’in yakasına yapışarak, “Hani derin değildi, ulan” diyerek Temel’i tartaklamaya başlamış. Temel de, ”Abi vallahi benim suçum yok. Demin bir ördek geçiyordu su beline geliyordu” demiş.

MİZAH

Bir makine mühendisi, bir elektrik mühendisi ve bir bilgisayar mühendisi bir gün eski bir araba ile yola çıkmışlar. Issız bir otobandan geçerken, araba aniden durmuş, baktılar çalışmıyor, makine mühendisi,“ Ben simdi hallederim!” diyerek atılmış. Önce arabanın altına yatmış, kaputu açmış, birkaç girişi sıkıştırıp, birkaç yere çekiçle filan vurmuş ama tık yok! Başı eğik arabaya geri dönmüş. Bunun üzerine elektrik mühendisi atılmış hemen o da elektrik girişlerini, sigortaları kontrol etmiş, kablolarla oynamış ama hareket yok! Bunun üzerine ikisi birden dönüp, bilgisayar mühendisine bakmışlar. Sıranın kendisine geldiğini anlayan bilgisayarcı: “Eeee şey, arabadan bir çıkıp tekrar girsek?”

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TIP

2-Arılar hangi kovana bal yapmaz.

Cevaplar

CESARET

1-İncecik beli, elimin eli.

1-Çatal 2-Mermi kovanı 3-Deniz 4-Gaz lambası 5-Telefon 6-Balık 7-Saat 8-Yıldız 9-Yazı 10-Ayna

 İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

İSMMMO YAŞAM  65


1

1

K A R E

2

3

4

5

B U L M A C A 6

7

8

9

10 11 12

SUDOKU

Z O R

2 3 4 5 6 7 8 9

10

11

12 13

K O L A Y

14 15

SOLDAN SA⁄A 1. Sinek - Bir kumar oyunu. 2. Giysilerin buruflukluklar›n› gideren alet - Etçil. 3. Efllik etme - Vücudun belden afla¤› bölümlerini temizlemekte kullan›lan tuvalet arac›. 4. Hayvan›n erkekli¤ini gidermek - Toplumu kaplayan ani dehflet duygusu. 5. Cetvel türü - Yerindelik - Radyumun simgesi. 6. ‹yice yanarak atefl durumuna gelmifl odun ya da kömür parças› - Ç›ng›rak - Endonezya’n›n plaka iflareti. 7. Namlusu yivli k›sa ve hafif tüfek. 8. Amerikan pamu¤u - Yurdumuzda bir da¤. 9. Örnek, kal›p - At›fl talimlerinde hedefi bile vuramama. 10. Kedi, köpek yavrusu - Banyoda ya da denize girerken giyilen bir tür bafll›k - Yi¤it. 11. Tellürün simgesi - Belli, aflikar - Bir nota. 12. Belli bir tona ba¤l› olmadan yap›lan beste - K›rma, melez. 13. Belirti - Amerikan yap›s›, denizden karaya balistik stratejik güdümlü mermi tipi. 14. ‹lave - Tahmini - Afrika’da ›rmak. 15. Elektrik ampulünün yivli bölümü - Samanla kar›fl›k tah›l. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Yüreklilik, cesaret - Bir tür ince meflin - Bir besin maddesi. 2. Piston - Hareket olaylar›n› inceleyen bilim dal›. 3. ‹çine sofra tak›mlar›n›n kondu¤u dolap - Afrika’da yaflayan antilop türü - Basit flekerlerin genel ad›. 4. Deniz ordusunda bir aflama - Yaflamsal s›v› - Bafll›ca içece¤imiz. 5. Pinti - Tabaklanm›fl ceylan derisi Suni. 6. Bafla kakma - Kabu¤u dü¤me ve süs eflyas› yap›m›nda kullan›lan deniz kabuklusu. 7. Uzun konçlu, kapal› ayakkab› - Bebeklere süt içirmeye yarayan emzikli flifle Mikroskop cam›. 8. Avrupa Birli¤i’nin simgesi - Uzun gagal› deniz kuflu - S›vac› aleti. 9. Davran›fllar› kaba olan - Türk müzi¤inde bir makam. 10. Do¤u Anadolu’da bir göl - Hindistan’da küçük mihracelere verilen san - Özen. 11. Canl› - Arapçada ben - Ad. 12. ‹ri yaprakl› palmiye türü - Kanat takarak uçan mitolojik insan - Bir nota.

KARE BULMACA SOLDAN SA⁄A: 1. Cibin-Makara. 2. Ütü-Etobur. 3. Refakat-Bide. 4. EnemekPanik. 5. Te-‹sabet-Ra. 6. Kor-Zil-Ri. 7. Karabina. 8. Akala-Ekecek. 9. Kip-Karavana. 10. Enik-Bone-Er. 11. Te-Ayan-Si. 12. Atonal-Metis. 13. ‹z-Polaris. 14. Ek-Sanal-Nil. 15. Duy-Malama. YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1. Cüret-Vaketa-Et. 2. ‹tenek-Kinetik. 3. Büfe-Okapi-Oz. 4. Amiral-Kan-Su. 5. Nekes-Rak-Yapay. 6. Takaza-Abalon. 7. Bot-Biberon-Lam. 8. Ab-Pelikan-Mala. 9. Kubat-Neveser. 10. Arin-Raca-‹tina. 11. Diri-Ene-‹sim. 12. Areka-‹karos-La.

HAZIRLAYAN: İLKER MUMCUOĞLU

66  İSMMMO YAŞAM

Z O R

K O L A Y

Bulmacamızdaki her satır, her sütun ve 3X3’lük her kutuya, 1’den 9’a kadar rakamlar yerleştirilecektir. Her satır, her sütun ve 3X3’lük kutu bölümlerinde 1’den 9’a kadar sayılar bir kez kullanılacaktır.

MAYIS - HAZİRAN 2011


Teknoloji üretmiyoruz dolarları saçıyoruz

Türkiye'nin dışa bağımlı olduğu sanayi ürünlerinin 5 yıllık maliyeti (2006-2010)

İSMMMO HABER

Ürün adı

İthalata ödenen para (Milyon $) Helikopter, uçak ve diğer hava taş. 8. 399 Cep telefonları 6. 882 Dijital Kameralar 605 Radyo-TV yayın cihazları 1. 095 Matbaa makineleri 797 Taşınabilir bilgisayar 4. 374 Bilişim ürünleri parçaları 2. 625 Yazıcı, tarayıcı, fotokopi, faks 1. 358 ATM (Para çekme makineleri) 447 Otomobiller için CD çalar 10 Tansiyon, endoskopi, diyaliz cihazları 658 İşitme cihazları ve kalp pilleri 263 Tomografi, röntgen cihazları 737 Saat sektörü 1. 028 Klavyeli çalgılar 58 Renkli fotoğraf filmi, sinema filmi 70 Dıştan takma deniz motoru 44 TOPLAM 29. 450

8  İSMMMO YAŞAM

Cep telefonları, radyo-televizyon yayın cihazları, tomografi cihazları, kalp pilleri… Bu ürünlerin ortak özelliği, Türkiye’de üretilmemesi… Türkiye’de üretilemeyen ileri teknoloji ürünleri nedeniyle her yıl milyarlarda doları yurtdışına akıtıyoruz. Türkiye yerli otomotiv üretimini tartışırken, İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın "Türkiye Sanayi Üretimi ve Gerçekler" adlı raporu; yüksek teknolojide yaşanan yetersizlik nedeniyle Türkiye’nin ekonomik kayıplarını gözler önüne serdi. Rapora göre, Türkiye'de üretilemeyen seçilmiş 18 ürün çeşidi için yurtdışına her yıl 7.8 milyar dolar ödeniyor. Son beş yılda ithalat yoluyla dışarıya ödenen paranın toplamı ise 30 milyar dolara yaklaştı. Türkiye'nin net ithalatçı durumunda olduğu sektörlerin önemli kısmı yüksek teknoloji ürünlerinden oluşuyor. Makine ve teçhizat, tıbbi aletler; optik, saat, bilgi işleme makineleri, televizyon, haberleşme cihazları, elektrikli makineler, diğer ulaşım araçları bu sektörlerin başında geliyor. Türkiye'nin net ithalatçı durumunda bulunduğu sektörlerde son beş yılda 268 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirilirken 719 milyar dolarlık da ithalat gerçekleştirilmiş durumda. Bu sektörlerde ithalat-ihracat oranı ihracat lehine neredeyse bire üç düzeyindeyken bazı alt kollar ve ürünler bazında da Türkiye'nin tamamen ithalatçı olduğu görülüyor.

"TÜRKİYE TEKNOLOJİ ÜRETMELİ" Raporla ilgili değerlendirmelerde bulunan İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, başta cep telefonları ve dijital kameralar olmak üzere pek çok tüketici elektroniği ürünün Türkiye'de "baştan sona yerli üretim olarak" hiç üretilmediğini ve ağırlıkla Doğu Asya ülkelerinden ithal edildiğini belirtti. Başkan Yahya Arıkan teknoloji toplumu olamamanın sancılarının ekonomik dengeleri derinden sarstığını söyleyerek, “Her yıl milyarlarca doları ithalata ayırmak yerine Ar-Ge önem verip beyin göçleri önlense Türkiye bu işten kazançlı çıkar" değerlendirmesini yaptı. "Türkiye teknoloji üretebilir" diyen İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, uzmanlaşma, işbirliği, planlama ve yatırım gerektiğini, geri kalmışlık çemberinin ancak böyle kırılabileceğini, teknolojik devrimlere uyum sağlayarak zenginlik ve toplumsal istikrara kavuşulabileceğini belirtti.

MAYIS - HAZİRAN 2011


Çakma ihracat artıyor ithalat karabasan gibi büyüyor Türkiye, ihracatta rekorlara imza atıyor. Ancak ihracat rakamlarının derine inildiğinde, Türkiye’nin sağlıklı bir ihracat yapısına sahip olmadığı görülüyor. İSMMMO’nun hazırladığı “Türkiye Dış Ticareti ve Eğilimler” raporuna göre, Türkiye’de ihracat yapan 28 ana sektörden 16’sı “net ithalatçı” durumda. Yıllardır gururumuz olan tarım ve İHRACAT İTHALAT hayvancılıkta bile artık ithalatımız daha fazla. AyDIŞ TİCARET AÇIĞI rıca, Türkiye bugüne dek bütünüyle üretemediği GSYİH “helikopter, bilgisayarlı tomografi cihazı, notebook, DIŞ AÇIK/GSYİH fotoğraf makinesi, dijital kamera” gibi ürünleri bile ihraç etmiş durumda. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan; Türkiye’nin net ihracatçı sektör sayısı, artmak yerine giderek azalmaktadır. İthalat bir karabasan gibi büyüyor” diye konuştu. Arıkan, Türkiye’nin ihracatta ciddi yol almış göründüğünü ancak sektörlerin gerçekte ne kadar ihracatçı bir yapıya sahip olduklarının tartışma konusu olduğunu savundu. Arı-

TÜRKİYE’NİN 2000-2010 YILLARI ARASI DIŞ TİCARETİ NASIL GELİŞTİ? (Milyon Dolar) 2000 27.775 54.503 -26.728 265.384 -10,1

2005 73.476 116.774 -43.298 481.497 -9,0

2006 85.535 139.576 -54.041 526.429 -10,3

2007 107.272 170.063 -62.791 648.625 -9,7

2008 132.027 201.964 -69.936 742.094 -9,4

2009 102.143 140.928 -38.786 616.753 -6,3

2010(*) 113.930 185.493 -71.563 730.001 -9,8

(*)2010 GSYİH verisi Orta Vadeli Plan tahminidir. kan “ihracatın ne kadarı gerçek, ne kadarı çakma” sorusunun bile dile getirildiğini belirterek, devletin yayınladığı verilere göre rekor kıran Türkiye ihracatının önemli bir kısmının bu ürünlerin üretiminde kullanılan ithalat kaynaklı girdilerden oluştuğunun net bir şekilde görüldüğünü vurguladı.

Trakya da eğitime kavuştu

Muhasebe ve mali müşavirlik alanında meslek mensupları ve meslek mensubu adaylarına yönelik eğitim hizmetleri için önemli bir adım daha atıldı. Temel Eğitim ve Staj Merkezi’nin Trakya Eğitim Birimi, 13 Haziran 2011, Pazartesi günü düzenlenen bir törenle hizmete açıldı. Temel Eğitim ve Staj Merkezi İstanbul Şubesi’nin, “Trakya Eğitim Birimi”ni hizmete açmaktan memnuniyet duyduklarını dile getiren İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan “vergi için yapılan muhasebeden bilgi için yapılan muhasebeye geçişte” yeni merkezin önemli bir işlevi olacağını belirtti. Arıkan TESMER İstanbul Şubesi’nin, 12 ilçede 13 eğitim birimine ulaştığını ve son beş yılda çeşitli konularda düzenlenen eğitim seminerleri-

MAYIS - HAZİRAN 2011

ne toplam 33 bin 314 meslek mensubu ve stajyerin katıldığını belirtti. İstanbul’da 7 bini aşkın stajyer, 30 bin civarındaki üye sayısıyla muhasebe meslek men-

suplarına hizmet verdiklerini anımsan Başkan Arıkan, meslek mensuplarının mesleki yeterliliğini geliştirmek ve devam ettirmek için eğitim programlarının kesintisiz süreceğini vurguladı.

İSMMMO YAŞAM  9

32yasam  
32yasam