{' '} {' '}
Limited time offer
SAVE % on your upgrade.

Page 1

YASAM

YIL

OCAK - ŞUBAT 2010

SAYI

4

24

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

UYKUSUZ HER GECE YORGUNUM ÖLESİYE ! DOSYA: ANTİ KİMYASAL YAŞAM ! PINAR ECZACIBAŞI: İŞSİZLİK SORUNU ÇÖZÜLMELİ ! PERİHAN ÇAKIROĞLU: EKONOMİ GAZETECİLERİ ATEŞ HATTINDA ! TURNA AVAZLI TÜRKÜCÜ: SABAHAT AKKİRAZ ! YARATICI OL, BAŞARILI OL ! TANRILAR VE TANRIÇALARIN NEHRİ NİL ! MODASI GEÇMEYEN MODA


ZİRVEDEKİLER

‘İyi bir fikir sermaye kadar değerlidir’

10  İSMMMO YAŞAM

GYİAD, imkanı olmayan genç girişimcilere ve projelerine hem danışmanlık hem de kredi desteği veriyor. ‘İyi bir fikir sermaye kadar değerlidir’ diyen GYİAD Başkanı Pınar Eczacıbaşı’na derneğin yürüttüğü çalışmaları sorduk… OCAK - ŞUBAT 2010


DEFNE DOĞAN Türkiye’nin en büyük övüncü, genç bir nüfusa sahip olması… Ancak gençlerin potansiyellerini harekete geçirmek o kadar kolay değil. Onları doğru hedeflere kanalize edebilmek için destek vermek gerekiyor. İş hayatındaki gençler için de durum farklı değil. Genç Yönetici ve İşadamları Derneği (GYİAD), genç girişimcilere hem finans hem de eğitim desteği sağlamak amacıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşu. 1986 yılında kurulan dernek, genç yönetici ve işadamlarının siyasi-ekonomik etkisini artırmayı, ihtiyaç ve sorunlarına çözüm üretmeyi amaçlıyor. GYİAD’ın 500 üyesi var. Derneğe 25-45 yaşları arasındaki üst düzey yöneticiler ve iş insanları üye olabiliyor. GYİAD üyeleri Türkiye’de yaklaşık 30 bin kişiye istihdam sağlıyor ve 6 milyar doların üzerindeki bir iş hacmine sahipler. GYİAD’ın başkanlığını Mayıs 2006’dan beri Pınar Eczacıbaşı yürütüyor. Eczacıbaşı’na göre Türkiye’nin en önemli sorunu işsizlik… Gençlere kendi işini kurmaları için danışmanlık hizmeti verdiklerini belirten Eczacıbaşı, kredi fırsatı sunarak önemli bir boşluğu doldurduklarını söylüyor. Pınar Eczacıbaşı ile GYİAD’ın çalışmalarını ve ekonomideki gidişatı konuştuk. Türkiye küresel krizden beklenilenden çok etkilendi. Toparlanma süreci de daha yavaş oluyor. Sizce tahminlerdeki yanılgının nedeni nedir? 2008’in son çeyreğinde ABD’de başlayan ve domino etkisi yaratarak global olarak tüm dünyayı sarsan kriz, sadece büyük ekonomileri değil gelişmekte olan ülkeleri de çok etkiledi.

OCAK - ŞUBAT 2010

Krizin faturası ağır oldu. Türkiye de global ekonominin bir parçası olduğu için elbette krizden belirli oranda olumsuz etkilendi. Şeffaflığın ve denetimlerin sağlıklı olmaması gerçekte nelerle karşılaşılacağı ve krizin derinliğinin ne olacağının net olarak görülememesine neden oldu. Bu da toparlanma sürecini olumsuz etkiledi hatta geciktirdi. Türkiye 2001 yılında çok büyük bir kriz atlattı ve BDDK gibi bir kurumu hayata geçirerek finansal sistemi ve denetimini sağlıklı bir yapıya kavuşturdu. Yaşanılan son krizde ise özellikle ABD ve Avrupa’da bu tür kurumların eksikliğinin yanı sıra bankaların yatırım yaptığı yüksek riskli araçların denetlenmemesi krizin beklenenden daha fazla etkili olmasına sebep oldu. Buradaki en önemli nokta şeffaflık ve sağlıklı denetim eksikliği diyebiliriz… Ekonomide tam toparlanma sizce ne zaman başlayacak? Hem dünya hem de Türkiye ekonomisi için beklentileriniz nedir? Her ne kadar, son ekonomik veriler küçülmenin hız kestiğini ve bazı ülkelerde büyümenin başladığını, durgunluğun dip noktasının geçildiğini gösterse de dünya finans sistemi tam olarak normale dönmedi. Birçok pazarda halen kamu desteğine ihtiyaç duyuluyor. Krizi hastalık olarak değerlendirirsek hastalığın gidişatı yavaş seyrediyor ancak zamanla toparlanacağını söyleyebiliriz. Tabii ki bu kriz atlatılacak ancak bu, bugünden yarına değil, zaman içerisinde olacak. Türkiye için de benzer bir durumun geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar açıklanan veriler en kötünün geride kaldığına işaret etse de kredi piyasalarındaki so-

Zoru seçti

ABD’de kimya okuduktan sonra finans sektöründe karar kılmış atak, girişimci bir iş kadını Pınar Eczacıbaşı. Bülent Eczacıbaşı’nın kuzeni olan Pınar Eczacıbaşı Türkiye'ye döndükten sonra aile şirketi Eczacıbaşı Holding’de iki yıl stajyer olarak çalışmış. Staj yaptığı dönemde kimyager olarak laboratuvarda çalışmayı sevmediğini fark eden Pınar Eczacıbaşı, grupta çok rahat bir biçimde yöneticilik pozisyonuna geçebilecekken zoru seçmiş. Kariyerine sevdiği alanda yani finans sektöründe devam etmeye karar vermiş. Pınar Eczacıbaşı cesur kararıyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor: “O dönemde Eczacıbaşı Grubu’nun dışında kendi ayaklarımın üzerinde durmak ve bir kariyer yapmak planım vardı. Belki aileme kendimi ispatlamak istedim. Özellikle bankacılık sektöründe yabancı bir bankada çalışmaya başlayarak tüm sektörlere kritik bir gözle bakmak imkânını elde ettim. Zaman içerisinde kariyerimde yükseldikçe bankacılık sektörünün içerisinde kaldım. O zaman için benim adıma oldukça cesur bir karardı, kendi kanatlarımla uçmaya karar vermiştim ve takdir edersiniz oldukça zorlu bir kariyer çizgisinden geçtim.”

İSMMMO YAŞAM  11


ZİRVEDEKİLER

Schroder & Co Banque SA’nın Türkiye temsilcisi

Pınar Eczacıbaşı, 1961 yılında İstanbul’da doğdu. Türkiye’de lise öğrenimimi tamamladıktan sonra ABD New Hempshire Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun oldu. Türkiye'ye dönerek Eczacıbaşı Holding'in Kalite Kontrol Laboratuvarı’nda ve Eczacıbaşı İlaç Pazarlama'da staj yaptıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde işletme yüksek lisansını tamamladı. Kariyerine finans sektöründe 1986 yılında Manufacturers Hannover Trust Company İstanbul’da başladı. 1988 - 1992 yılında Tekstilbank'ta Muhabir İlişkiler Bölümü Müdürü olarak çalıştı. 1992-1998 yıllarında ING Bank N.V Barings Istanbul'da Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. 1999’dan beri kişi ve kuruluşlara finans ve yatırım danışmanlığı hizmetleri veren Pınar Eczacıbaşı halen dünyanın en büyük yatırım ve finans kuruluşlarından Schroder & Co Banque SA’nın Türkiye temsilciliğini yürütüyor. Pınar Eczacıbaşı GİYAD Başkanlığının yanı sıra 2009 yılı başından beri DEİK bünyesinde Türk-Belçika İş konseyi Başkanlığını da aktif olarak yürütüyor.

12  İSMMMO YAŞAM

runların halen sürmesi ve işsizlik oranlarındaki artışın devam etmesi toparlanma sürecinin zaman alacağını gösteriyor. Türkiye, dünyaya güven verdiği ölçüde ayakta kalabilir. Hem demokratik anlamda hem de sosyo-ekonomik anlamda yapamadıklarımız risklilik oranımızın artmasına, daha doğrusu öyle bir algı oluşmasına neden oldu. IMF anlaşmasının yapılması konusunda hükümetimizin daha fazla zaman kaybetmemesi gerekiyor. Daha da önemlisi krizlerde ayakta kalabilecek şekilde kendimizi programlayabilmemiz; sonuçları kalıcı olacak ve sağlam adımlarla bizi geleceğe taşıyacak uzun soluklu projelere odaklanabilmemiz gerekiyor. Biz bunu yapamıyoruz… Türkiye’nin hem kriz öncesi hem de kriz sonrası en büyük sorunlarından biri işsizlik… GYİAD olarak sorunun çözümüne katkı sağlayacak ne tür projeleriniz ve önerileriniz var? GYİAD olarak defalarca dile getirdiğimiz, sosyal patlamaya sebep olabilecek kadar ciddi olan işsizlik sorununda çözüm sürecine bir an önce girilmesi gerekiyor. Genç nüfusa ve dinamik bir ekonomiye sahip olan Türkiye, her geçen gün daha fazla sayıda uzun vadeli iş fırsatlarına odaklı yatırımcıyı kendisine çekiyor. Bu fırsatları iyi değerlendirmeliyiz. İşsizlik önümüzdeki en önemli sorun. Genel olarak, büyüme dinamiklerinde iyileşme, iç talepte artış ve ekonomide iyileşme başlamış olsa bile işsizlikteki toparlanma bu gelişmeleri geriden takip edecek. Bunu hızlandırmanın yolu yatırımları ciddi oranda artırmaktır. Yatırımlardaki artış istihdamı da artıracaktır. Yatırımları artırmak için de ciddi bir vergi reformuna ve geniş kapsamlı teşvik paketine ihtiyaç var. Biz GYİAD olarak uzun vadeli çözümleri savunuyoruz; özellikle de yetişen genç nesil için mesleki eğitim politikalarının geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bunu ilk dile getiren STK’lardan biriyiz. Bu konudaki bilgi ve tecrübelerimizi doğru bir kurum ile birleştirme çalışmalarımız sürüyor. Ülkenin iyi beyinlere ihtiyacı var. Eğitim sistemi yeniden gözden geçirilmeli. Özellikle meslek liseleri, endüstri meslek liselerindeki eğitim çok önemli. Meslek liselerini ve meslek yüksek okullarını bitiren kişilere kendi işini kurma fırsatı sunan ve sanayinin ihtiyaç duyduğu ara insan gücünü yetiştirmeye odaklanan ‘Altın Bilezikliler’ projesi bu çalışmalarımızdan biri. Uzun soluklu bir çalışma olarak tasarlanan bu proje halen devam ediyor. Yine kendi işini kurmak isteyenlere bir fırsat sağlamak amacıyla ‘Girişim-

OCAK - ŞUBAT 2010


ciliği Geliştirme Sertifika Programı’ başlattık. GYİAD olarak şimdiye kadar girişimci kaç gence projesini hayata geçirmesi için destek oldunuz? Türkiye’deki girişimciliği geliştirmek için çeşitli faaliyetler yürütüyoruz. Bunlardan birincisi en başından beri desteklediğimiz ‘birFİKRİNmiVAR? Girişimcilik Serüveni’. Bugüne kadar birFİKRİNmiVAR? ile iki genç girişimcinin hayallerini gerçekleştirdik ve toplam 500 bin lira şirket finansmanı bulmalarını sağladık. İkinci olarak ise KOSGEB ile birlikte Girişimcilik Eğitimleri düzenliyoruz. Girişimcilik eğitimleri sonunda, girişimciler iş fikirlerini paylaşarak jüri tarafından değerlendiriliyor ve KOSGEB fonlarından yararlanmak için projelerini sunuyorlar. Şimdiye kadar size ulaşan fikir ve projelere baktığınızda gençlerimizin yaratıcılık potansiyeliyle ilgili neler söylemek istersiniz? Yenilikçi iş fikirleri ve girişimci ruh açısından çok zengin ve yaratıcı olan ülkemizde herkesin hayata geçirmek istediği bir hayali veya fikri var. Ancak sistemimiz girişimciliğe elverişli olmadığı ve gençler bir yerden sonra hayallerini kenara bırakmak zorunda kaldığı için Türkiye’de ‘girişimcilik kültürü’ istenilen düzeyde gelişmemiş. Türkiye’de genç girişimci olmak demek, becerikli ve her işin altından kalkabilir olmak demek. Gençlerimiz pratik zekâları sayesinde çok az bir kaynak ile hayal etmesi zor başarılar elde ediyorlar. Ancak, başarılı girişimcilerin yanı sıra başarıya ulaş-

mış bir iş fikrini, sadece kâr odaklı bir iş modeli ve hızlıca oluşturulan bir sermaye yapısı ile hayata geçirmiş (örnek olarak simit sarayları ve kahve zincirleri) gözü kara girişimciler de var. Gerçek girişimcileri yani doğru bir iş modeli ve doğru bir sermaye yapısı ile yeni bir iş fikrini hayata geçiren girişimciler ile gözü kara girişimcileri ayırt etmek gerekir. Türkiye’deki girişimci profili daha çok ‘gözü kara’ girişimcilerden oluşuyor. GYİAD olarak yürüttüğümüz girişimciliği geliştirme ve bilinçlendirme etkinlikleriyle gerçek girişimleri ve girişimcileri artırmayı hedefliyoruz. 2010 ile ilgili beklentilerinizi öğrenebilir miyiz? Başka özel projeleriniz olacak mı? Örneğin; kadın girişimcileri teşvik etmek için düşünülen projeler var mı? 2010'un daha iyi bir yıl olacağını düşünüyoruz. Öncelikli olarak ele aldığımız konu istihdam. İşini kaybedenler kadar üniversitelerden yeni mezun gençlerimizi de düşünmemiz ve krizden etkilenen sektörlerin yerini alabilecek yeni iş alanları yaratmamız gerekiyor. Biz de dernek olarak ‘Genç istihdamı’nı birinci önceliğimiz yapacağız. Kadın derneği olmamakla beraber kadın istihdamı konusunda da hassasiyetimizi koruyoruz. Çalışmayan kadınlarımızı üretken hale getirmeyi çok önemsiyoruz. Anadolu’daki kadınlarımıza neler üretebileceklerini ve bunları nasıl pazarlayabileceklerini öğretmek gerekiyor. Bu alanda yapabileceğimiz şeyler var, bu konuya öncelik verecek derneklerle de işbirliğine hazırız.

Pınar Eczacıbaşı, İSMMMO’nun çalışmalarını nasıl bulduğuna ilişkin soruyu yanıtlarken hangi meslek alanı olursa olsun öncü kurumların iyi çalışmasının söz konusu mesleği geliştirdiğine değinerek şöyle devam ediyor: “İşin doğrusu İSMMMO çok yakından tanıdığım bir kurum değil. Ancak bildiğim kadarıyla Türkiye’nin en büyük muhasebe meslek odası. Dolayısıyla böyle kurumların üyesine ihtiyaçlara uygun eğitimler ve yayınlarla faaliyetlerini zenginleştirmesi çok önemli. Çünkü meslek odaları aynı zamanda kendi alanlarındaki kalitenin de arttırılmasından sorumlular. Sivil toplum örgütlerinin önemli bir ayağıdırlar. Uzun soluklu projeler üretmelerini önemsiyorum.”

OCAK - ŞUBAT 2010

Üç yıldır GYİAD Başkanı olarak görev yapan ve derneğin ilk kadın başkanı olan Pınar Eczacıbaşı, en çok zevk aldığı hobisinin seyahat etmek olduğunu söylüyor. “Yeni yerler, kültürler ve insanlar keşfetmek bana inanılmaz zevk veriyor” diyen Pınar Eczacıbaşı, her geziden kendisini yenilemiş, kafasını boşaltmış, ruhunu tazelemiş olarak döndüğünü belirtiyor. Sinemaya gitmeyi ve klasik müzik dinlemeyi de çok seven Eczacıbaşı, ayrıca düzenli olarak yoga yapıyor ve fırsat buldukça kayak sporuyla ilgileniyor.

ZİRVEDEKİLER

Meslek odalarının iyi çalışması önemli

Kafasını seyahat ve yoga ile boşaltıyor

İSMMMO YAŞAM  13


KAPAK

Uykunuzu kaçırmayın!

14  İSMMMO YAŞAM

Uyku, bedenin ve beynin dinlendiği, kendini yenilediği bir fizyolojik süreç. Günlerin daha kısa olduğu kış aylarında önemi daha da artıyor. Zorlaşan hayat şartları, büyükşehir, stres ve hızlı yaşam ise uykuyu kaçırıyor. Türkiye’de insanların yüzde 20’si uykusuzluk sorunu yaşıyor. Yetersiz uykuysa, düşünme ve odaklanma sorunlu yaratıyor, iş verimini düşürüyor. Uykusuz insanlar daha unutkan, sinirli ve alıngan oluyor.

OCAK - ŞUBAT 2010


AYŞEGÜL EMİR Uykumu alamıyorum, sekiz saat uyuduğum halde kendimi yorgun ve uykusuz hissediyorum, uyku sırasında aniden uyanıyorum, horlamamdan kendim bile uyanıyorum, kış aylarında keşke altı ay kış uykusuna yatabilsem… Bu yakınmalar pek çok kişiye tanıdık gelebilir. Zaten istatistiklere göre, Türkiye’de insanların yüzde 20’si uykuyla ilgili bir sorun yaşıyor. İnsan sağlığı için çok önemli olan uyku, özellikle kış aylarında daha önem kazanıyor. Günlerin çok kısa olduğu bu mevsimde insanlar daha da fazla uyku ihtiyacı hissediyor. Yaşamımızın üçte birini uykuda harcadığımız düşünüldüğünde uykunun önemi daha da ortaya çıkıyor. Kendimizi iyi hissetmemiz için gerekli ve hayati bir ihtiyaç olan uyku hakkında halen bilinmeyen pek çok şey olması da ilginç.

HER BEŞ KİŞİDEN BİRİ UYKUSUZ

OCAK - ŞUBAT 2010

KAPAK

İş hayatının daha zorlu hale gelmesi, uzayan çalışma saatleri, şehrin gürültüsü, ışığı derken, düzensiz uyku şehir yaşamında çok yaygın hale gelmiş durumda. Eğlence imkanlarının da artması uykusuzluğu tetikleyen gelişmeler arasında. Televizyon ve internet de uykusuzluktaki en büyük etkenler olarak görülüyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 1720’sinin de, uykusuzluk sorunu yaşadığı tahmin ediliyor. Peki, bilimsel olarak bir insanın kaç saat uyuması gerekiyor? Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Uyku Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, gerekli olan ortalama uyku süresinin kişiden kişiye değiştiğini ancak yetişkinler için bu sürenin 6-8 saat arasında olduğunu söylüyor. Sabah 07.00-

İSMMMO YAŞAM  15


Uykuya dalmak için yapılması gerekenler

 Yatağa gitmeden iki saat önce bilgisayar ve televizyonun başından kalkın.  Televizyon izleyerek uyumaya çalışmayın.  Yatak odanıza televizyon ve bilgisayar koymayın.  Akşam hafif yemek yiyin.  Uykunuz gelince yatağa gidin. Süreyi geçirince uykuya dalmak zorlaşır.  Uykunuz gelmiyorsa yatacağım diye kendinizi zorlamayın.  Uykuya dalamıyorsanız kalkıp germe hareketleri yapın, odadan çıkın.  Nikotin, çay, kahve, alkol uykuyu kaçırdığından akşamları tüketilmemeli.  Çok sıcak odada uyumak zor olur.  Ilık duş gevşemeye ve uyumaya yardımcı olur.

KAPAK

Sağlıklı uyuyan sabah zımba gibi kalkar Uykuyla ilgili en önemli sorun ‘insomnia’ olarak bilinen uykusuzluk. Bu sorun Türkiye’de her üç kişiden birini etkiliyor.  Uykusuz yaşam söz konusu olamaz. Kişi gece uyuyamıyorsa da mutlaka gündüz yarım saat beynin yaşaması gereken uyku yapısını elde ediyor.  İnsanların üçte biri uykusuzluk çekiyor.  Uyku beynin dinlendiği, sakin geçen bir dönem değil. Aksine tüm vücut sistemlerinin aktif çalıştığı, 90 dakikalık halkalar şeklinde sabaha kadar giden bir süreç.  Sağlıklı uyuyan sabah zımba gibi kalkar.  30 dakikaya kadar olan uykuya dalma süresi normal kabul edilir. Bunun üzeri insomnia başlangıcıdır.  Bir ay süreyle uyku sorunu devam ediyorsa doktora başvu-

16  İSMMMO YAŞAM

rulmalı. Yoksa kronik hale gelir.  Stresli, uzun çalışma hayatı, uyku ritmini bozabiliyor.  Uykusuzluk çoğunlukla politikacıların, yoğun büro işi yapanların, gazetecilerin ve televizyoncuların meslek hastalığı diyebiliriz.  Nöbeti olan polislerde, doktorlarda, yeni bebeği olan annelerde de görülür. Sık seyahat etmek, menopoza girmek diğer uykusuzluk nedenleridir.  Kronik birçok hastalık da uykusuzluk yapabilir. Astımın ilk belirtisidir. Alerji uyku yapısını bozar. Ağrılar, ağrılı hastalıklar, kanser, böbrek yetersizliği de uykusuzluğa neden olabilir.  Depresyon gibi bazı hastalıklar da uykuyu çok ciddi etkiler. Depresyonda uyku yapısında derin uyku azalıp parçalanır.

OCAK - ŞUBAT 2010


08.00 arasında uyanıldığı düşünüldüğünde, uykuya gidiş saatinin gece 12.00’ı geçmemesi gerekiyor Çuhadaroğlu, “Ancak internet ve televizyon bunu geciktiriyor. Diğer bir hata da uykuyu depolamak isteği. Gerçekte uyku depolanmaz. Yani hafta içinde sürekli az uyuyup hafta sonu tüm gün uyuyarak açığı kapatamazsınız. Bu düzeni daha da bozar. İnsanların birbirinden farklı uyku süreleri var. Bunu kabullenip yaşamı ona göre kurmak gerekir. Uyku süresini kısaltmak çok olanaklı değil. Uyku düzeni kolay bozulan birinin vardiyalı ya da nöbetli iş yapması sıkıntı yaratır” diyor.

ODAKLANMA SORUNU

OCAK - ŞUBAT 2010

GÜRÜLTÜ VE IŞIK ENGEL

Büyükşehirlerde, uykusuzluğun en büyük tetikleyicisi gürültü ve şehir ışıkları. Çuhadaroğlu’na göre uyumak için ortamda gürültü 30-40 desibelin altında, ışık sıfıra yakın olmalı. Ancak şehirlerde buna uyulamıyor. Çuhadaroğlu, “İyi bir uyku için sorunlar yatak odası dışında bırakılmalı. Aksi halde uykuya dalmak zorlaşıyor. Şehrin kalabalıklığı, hızlanan yaşam ve artan iletişim sorunları; şehir insanının yaşamını zorlaştırdığı gibi uykusunu da kaçırıyor” bilgisini de veriyor. Kişi sağlıklı uyuduğunu, sabah kalkışından anlayabiliyor. Sağlıklı uyuyan sabah zımba gibi kalkıyor. Sabah sersem kalkılıyor, gün içinde yorgunluk, uyku hali oluyorsa ve toplantılarda uyumaya başlıyorsanız, uykunuz sağlıklı değil demektir.

ÇOCUKLAR İÇİN UYKU

Yetişkinler için olduğu kadar eğitim çağındaki çocuklar için de uyku önemli. Özellikle anaokulu ve ilköğretim yaşındaki çocukların beyni henüz hızlı bir gelişim süreci içinde olduğundan yeterli uyku, fiziksel ve bilişsel gelişme için olmazsa olmaz. Çok karmaşık bir bilgisayara benzetilebilecek olan

Az uyuyanlar kilo alıyor

Pek çok açıdan hala bir bilinmeyen olan uyku, araştırmaların da konusu oluyor. ABD’de Chicago Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, zenginler fakirlerden, beyazlar siyahlardan, kadınlar erkeklerden daha fazla uyuyor. Araştırmanın başındaki Dr. Diane Lauderdale, yüksek maaş ve statülü ancak büyük çaba ve dikkat gerektiren işlere sahip insanların daha az uyuduğu söylüyor. Düşük gelirli insanların iyi uyumamaları endişeli olmalarına bağlanıyor. Dr. Lauderdale, daha az uyuyan düşük gelirlilerin belki daha gürültülü daha düşük konforlu mekanlarda yaşadığını ve belki daha fazla sağlık sorunları bulunduğunu da dile getiriyor. Başka bir araştırmaya göre de, az uyku 40-65 yaş arasındaki kadınlarda açık bir şekilde kilo almaya neden oluyor. Uyku ile kilo alma arasındaki bağlantı konusunda şimdiye dek yapılan en kapsamlı araştırmada geceleri beş saat veya daha az uyuyan kadınlarda, yedi saat uyuyanlara oranla en az 15 kilo alma riskinin yüzde 35 olduğu belirlendi. Araştırmaya göre, geceleri 5 saat veya daha az uyuyan kadınların, 7 saat uyuyanlara oranla yüzde 15 daha fazla obez olma riski bulunuyor.

KAPAK

Uykusunu iyi alamayanları ise önemli sorunlar bekliyor. Gün içinde uykulu dolaşmanın yanı sıra, düşünme, odaklanma sorunları ortaya çıkıyor. Yeni şeyler öğrenilemiyor, hafızayla ilgili karar verme süreçlerinde sorunlar yaşanabiliyor. Yetersiz uyku, gün boyunca konsantrasyonu da etkiliyor. Uykusuz insanlar daha unutkan, daha sinirli, daha alıngan oluyor. Bir şeye odaklanmak, yoğunlaşmak, uzun süreli toplantıları izlemek, yeni şeyleri anlamak ve öğrenmekte güçlük çekiyorlar. Öğrenciler derse, çalışanlar işe kendini veremiyor. Uyku kalitesi düşük olanların trafik kazası yapma olasılıkları da yüksek. Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, Türkiye’de en çok görülen uyku hastalığının “uyku düzeni bozukluğu” olduğunu anlatıyor. Çuhadaroğlu, uyku hastalıklarıyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Uykuya dalma ve sürdürme sorunları oluyor. Horlama ve uykuda nefes durması sorunu sık görülüyor. Horlama yetişkin erkeklerin 5’te birinde, kadınların 10’da birinde görülüyor. Apne yani nefes durması ise 100 kişiden 3’ünde görülüyor. Kilolu olma, çene, burun ve boğaz sorunları apnenin önde gelen nedenlerinden.” Çuhadaroğlu, Türkiye’de uyku soru-

nu çeken insan sayısının tahminen nüfusun yüzde 17-20’sine denk geldiğini kaydediyor. Bunların doktora başvurma oranları da düşük. Kulaktan dolma bilgilerle kontrolsüz ilaç kullananların uyku sorunları daha da derinleşiyor. Peki, uyku sorunu olan bunu nasıl teşhis edebilir? Çuhadaroğlu, bu soruya şu yanıtı veriyor: “Öncelikle doktor tarafından sorgulama yapılır. Uykusuzluk için bu yeterli olabilir. Ancak horlama için uyku çalışması polisomnografi, tek tanı yöntemi. Bu, uzman ellerde yapılması gereken bir yöntem. Bir gece laboratuvarda yatarak yapılan 20’ye yakın verinin değerlendirilmesi ile gerçekleştirilen izleme yöntemi.”

İSMMMO YAŞAM  17


KAPAK

İyi bir uykunun püf noktaları

Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uyku Bozuklukları Merkezinin Sorumlusu Dr. Bülent Çiftçi, iyi bir uykunun püf noktalarını şöyle sıralıyor:  Her gün aynı saatte uyanın.  Gündüz vakti olabildiğince aydınlık ortamlarda bulunun.  Sabah çalışmaya başlamadan önce biraz yürüyüş yapın. Günlük yürüyüş süresi 45 dakikadan az olmasın.  Aldığınız kafeini kısıtlayın. Günde iki fincandan fazla kahve içmeyin. Uykuya dalmakta veya sürdürmekte sorununuz varsa kafeini tamamen hayatınızdan çıkarın.  Mümkünse sigarayı azaltın, uyku ile ilgili sorununuz varsa sigarayı tamamen bırakmaya çalışın.  Alkol alımını kısıtlayın. Uyku ile ilgili sorununuz varsa alkollü içeceklerden tamamen uzaklaşın.  Uykunuz gelirse gündüz vakti kısa süreli uyuyabilirsiniz ama gece uykusuzluk çekiyorsanız gündüz uyumamalısınız.  Yatak odanızı uyuma dışında kullanmayın, yatak odanızı çalışma odası olarak kullanmamalısınız.  Yatak odanız ısı, ışık ve gürültü açısından sizi rahat ettirecek şartlarda olmalı.  Uykuya uyanmayı arzu ettiğiniz zamandan 9 saat önce başlayın.  Uyumadan bir saat önce günlük aktiviteyi bitirin, 15 dakika boyunca o gün yaşadığınız sıkıntıları, başarıları ve mutlulukları bir kağıda yazın sonra 45 dakika boyunca gevşemeye çalışın, uyarıcı olmayan şeyler yapın.  Sonra yatağa girin, gözlerinizi kapatıp uykuya dalmanın keyfini çıkarın.  Eğer yaklaşık 15 dakika süreyle uykuya dalamadıysanız kalkın ve başka bir odaya gidin ve uykunuz gelinceye kadar gevşemeye çalışın, uykunuz gelince tekrar yatağa gidin. Bu durum tekrar edebilir ama mutlaka her gün aynı saatte uyanmaya özen gösterin.

18  İSMMMO YAŞAM

OCAK - ŞUBAT 2010


OCAK - ŞUBAT 2010

KAPAK

beyin, verileri işlemek, belleğe kaydetmek, bilgileri birbirleriyle ilintilendirmek, sınıflandırmak, gerektiğinde kolay ve doğru hatırlamak, doğru çıkarsama yapmak için gerekli işlemlerin çoğunu uyku sırasında gerçekleştiriyor. Uyku ile ilgili genel bir kanı vardır. Beyinin uyku sırasında dinlendiği sanılır. Oysa uzmanlar “Beyin uyku sırasında dinlenmez! Aksine uyanık olduğu zamanki kadar çok çalışır” bilgisini veriyor. Bu yüzden uyku sadece vücudumuzun değil, beynimizin çalışabilmesi için “dinlenmesi” şart. Aslında beyin uyku sırasında dinlenmez, dışarıdan değil, vücuttan ve kendi içinden kaynaklanan verileri işleyerek uyanıkken olduğu kadar çok çalışır, bünyenin en verimli şekilde iş görmesine hazırlar. Erişkinlerin tam dinlenebilmesi için gerekli olan uyku süresi genetik farklılıklar ve alışkanlıklara bağlı farklılıklar gösterebilirse de uzmanlar, ilkokul öncesi küçük çocukların 11–13 saat, ilk ve orta öğrenimdeki çocukların 10–11 saat uyumaları gerektiğini saptamışlar. Bilimsel araştırmalar, uyku süreleri 1 hafta süreyle bir saat bile azalan çocuklarda dikkat, konsantrasyon, öğrenme ve hafıza becerilerinde ölçülebilir belirgin azalmalar olduğunu ortaya çıkarıyor. Uykuları yetersiz olan çocukların okuma, yazma ve matematik problemleri çözme becerilerinin bozulduğunu açıkça gösteren araştırmalar bulunuyor. Michigan Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Ronald Chervin ve meslektaşları da, uykuları horlama nedeniyle bozuk olan 866 çocukta yaptıkları araştırmada özellikle küçük çocuklarda, normal uyuyanlara oranla 3 kez daha sık davranış bozuklukları ve dikkat dağınıklığı, hiperaktivite gibi sorunlar rastlandığını saptamışlar. 2.5 ile 6 yaş arası 1500 çocukta yapılan bir başka geniş araştırma da, 10 saatten az uyuyan çocukların kelime haznelerinde ve bilişsel becerilerinde, 10 saatten çok uyuyanlara oranla çok belirgin azalma olduğu saptanmış. Siz ya da çocuğunuz uyku sorunu yaşayanlardan mısınız? Yanıtınız ‘evet’ ise bir uzmana başvurmanın tam zamanı…

İSMMMO YAŞAM  19


‘Ekonomi gazetecileri ateş hattında görev yapıyor’

GÜNDEMİN SESİ

Perihan Çakıroğlu, gazetecilik mesleğinde 36 yılı geride bıraktı. Çakıroğlu, ekonomi gazeteciliği yapmanın gittikçe zorlaştığını belirtiyor. DEFNE DOĞAN 1974’de daha henüz gencecik bir yaşta başladığı gazetecilik mesleğini -birkaç kısa aranın haricinde- hiç bırakmamış. Daha da önemlisi meslek heyecanını ilk günkü gibi koruyabilen bir gazeteci, Perihan Çakıroğlu. Yıllardır ‘Güncelin İzi’ köşesiyle okurlarına ekonomi dünyasındaki güncel olayların perde arkasını aktardı. İş dünyasının birçok ünlü ismiyle röportajlar yaptı, yazı dizileri ve araştırmalara imza attı. Kendisinin ifadesiyle Türkiye’nin gündemindeki en az 200 maddeye ismini yazdırdı. Sorularımızı yanıtlarken, meslek aşkıyla geçen yılları hatırlattığımızda “Nasıl geçti anlamadım, rüzgar gibiydi adeta” diyor…

20  İSMMMO YAŞAM

Bugün Gazetesi’nde okurlarıyla buluşmaya devam eden Çakıroğlu, lisede edebiyat okumuş, bu avantajını meslek hayatına da taşımış. Basın Yayın’a giderken Varlık dergisinde hocası Cahit Orhan Tütengil ile birlikte çalışmış; hatta imzalı yazıları yayınlanmış. Pek çok ünlü yazar ile orada tanışma ve sohbet etme olanağı bulmuş. Ama bir gün Necati Cumalı ona demiş ki “Senin yaşın çok genç, burada ne yapacaksın, Milliyet’e girsene…” İçine bir yangın düşmüş, kafasında da adres netleşmiş. Hatta o kadar netleşmiş ki o gençlik heyecanıyla Erol Simavi’nin Hürriyet’e ilişkin teklifini bile reddetmiş. Gelin hikayeyi ondan dinleyelim: Erol Simavi’nin Hürriyet’e ilişkin teklifini neden reddettiniz?

OCAK - ŞUBAT 2010


OCAK - ŞUBAT 2010

İSMMMO’nun araştırmaları yararlı

Gazeteci haber yaparken her kaynaktan bilgi alıyor. Bu çerçevede İSMMMO’nun yayınlarını nasıl buluyorsunuz, yararlanabiliyor musunuz? Çok beğeniyorum, yararlı ve gerekli buluyorum. Artık onun yaptığı türden araştırmaları yapmaya bizim vaktimiz olmuyor. Eskiden araştırmacı gazetecilik vardı, bir iki ay ortadan kaybolup verileri araştırır bulurduk. Görüyorum ki şimdi İSMMMO, ülkenin dikkat çeken konuları hakkında bu tarz araştırmalar yapıyor. Geçenlerde kriz döneminde kimlerin reyting tahtından indiğini gösteren çarpıcı bir araştırmaları vardı mesela. Ben diyorum ki o bu işi daha da kurumsallaştırsın. Niye bizim de bir Ernst & Young’ımız olmasın? Bunu sayın Yahya Arıkan’a bizzat söylemek istiyordum; bu vesile ile iletmiş olayım…

GÜNDEMİN SESİ

Çalışan gazeteci arkadaşlarımı sık sık ziyarete gidiyordum. En çok da Hürriyet’e uğruyordum. Zaman zaman Erol Simavi geliyor, çalışanlarına hediye dağıtırken bana da veriyordu. Benim de orada çalıştığımı düşünüyordu. Sonradan kendisine söylediklerinde şaşırdı ve dedi ki bana “Madem arkadaşların burada, sen de gel.” Teşekkür ettim, “Tarzım değil Hürriyet” dedim. Gençlik cesareti işte, şimdi düşündüğümde böyle bir şeyi nasıl yapmışım aklım almıyor. Necati Cumalı’nın söylediğini uyguladım. Abdi İpekçi ile Doğan Heper benim üniversitede hocalarım. Abdi Bey’in asistana ihtiyacı var. Yabancı dilim olmadığı için bu işin olamayacağını biliyorum, ama yine de gittim. Abdi Bey “Okulunu bitir, burada staj yap” dedi. Bir zamanlar Milliyet’te stajyer olmak bile zordu. Şöyle derlerdi; “Milliyet’e girmesi de çok zordur, çıkması da.” Bir şeyi çok istersen olur, bir de fırsatların üzerine gidersen tabii... Aşağıda form doldururken Yekta Okur benim yayınevinde çalıştığımı görünce “Aradığım kişi sensin” dedi. Haşet Kitabevi’nde çalışmamı teklif etti. “Milliyet’te ne yapacaksın, muhabirleri 2 yıl parasız çalıştırıyorlar” diye sözlerini sürdürdü. O arada konuşurken gazetenin haber merkezi şefi de geldi, redaktörlük teklif etti. Güzelliğe bak, ama benim aradığım iş değil. İkisi de ertesi güne randevu verdi. Kitabevini reddettim, redaktörlüğü ise ilk günden kadroya almaları şartıyla kabul ettim. 12 Temmuz 1974, Milliyet’e o yaşta kadroyla başladım ki bu büyük bir olaydı. Diğer arkadaşlar hakikaten kadroya girmek için en az 3 yıl bedava çalışmışlar. Zeynep Oral, Miliyet Sanat dergisini yapıyor. Bir Çek Türkologla röportaj yaptım, sanat dergisine sattım. Bir ay bile olmadan işe avansla başlamış oldum. Gazeteciliği nasıl seçtiniz? Daha 18 yaşındayken yaptığınız bu seçimle bugünlere kadar gelmeniz, yaptığınız seçimin ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor. Ailenizde gazeteci var mıydı? Hayır, ailemde gazeteci yok, ama hem aldığım eğitim hem de karşıma çıkan doğru insanların yönlendirmesiyle gerçekleştiğini söyleyebilirim. 1965’te bugünkü Anadolu liselerinin temelini hazırlayan deneme liselerinden Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’nde okudum. Lise ikinci sınıfa kadar daha çok fen ağırlıklı dersler aldım ama bütün ders notlarım en az 6-7 olmasına rağmen geometri faciaydı. “Seneye kesinlikle fen bölümüne girmeyeceğim” dedim, okul yönetimini ikna ettim, ama ailemi ancak müdürümüz ikna etti ve ben edebiyat bölümüne geçtim. Bu sayede yazma yeteneğim arttı. Hocalarımız bana gazeteci olmamı ya da edebiyatı seçmemi önerdiler. Lise son

Kasım ayında Güney Afrika’ya yaptığı bir iş seyahatinin karelerini İSMMMO Yaşam’la paylaşan Çakıroğlu, kendi ifadesiyle “Dünyanın en güneyindeki Cape Town'ın en güney ucu”nda... Çakıroğlu, seyahat sırasında fotoğraf makinesini kaybettiği için fotoğrafları da tesadüfen orada rastladığı İstinye Park'ın yapımcısı ve büyük ortağı Orijin Grup'un tepe yöneticilerinden Lemi Tolunay çekmiş.

İSMMMO YAŞAM  21


GÜNDEMİN SESİ

Bankalar 2010’da reel sektöre destek veremeyecek

Perihan Çakıroğlu, iş dünyasının içinde. Patronlarla sık sık görüşen bir gazeteci. Kendisine ‘Ekonomi nasıl gidiyor, küresel kriz şartları için ne diyorsunuz?” diye soruyoruz. Yanıtı çok net: “2009'un ardından 2010 bir bakım, onarım yılı olacak. Dünya fitilini ABD'nin ateşlediği bir krizle boğuşuyor ve ABD hala karmaşa içinde. En son Obama ile bankalar arasındaki tartışma da bunun göstergesi. ABD hala balonlar üretiyor. Kendisine çeki düzen vermeden bu iş kalıcı şekilde çözümlenecek gibi görünmüyor. Türkiye G20 içinde daha fazla söz sahibi olmaya başladı, bu krizin Türkiye'ye artısı oldu. Türkiye'de bankalar artık eskisi gibi kazanmayacaklar; bu da bize onların reel sektöre çok da fazla destek vermeyeceklerini gösteriyor. Büyük şirketlerle küçükler arasındaki uçurum gittikçe açılıyor. Bizler her ne kadar gazetelerimizde toplumsal morali yüksek tutmak için küçük işletmelerin başarı hikayelerini yazsak da işin doğrusu küçük işletmeler için daha zor bir dönemin içindeyiz. Ama en zoru; yapısal işsizlik sorununun çözümü. Beceri kursları, eğitim sonunda iş vaat eden kurslar gibi iyi ama kalıcı çözümler üretemiyorlar…”

22  İSMMMO YAŞAM

sınıfta yoğun bir şekilde meslek konferansları aldım. Yani liseyi bitirirken gazeteci olmaya karar vermiştim. Gözüpek, tuttuğunu koparan ve heyecanlı bir insansınız. Bunlar elbette başarıda etkili olmuştur ama sizin meslek sırrınız ne? Meraklıyım. Günceli iyi izlerim, her sabah erken kalkar internetten gazeteleri okurum, daha sonra işe giderim. İnternet yokken işe erken gider bütün yayınları okurdum. Sadece okumak da yetmiyor, olaylara farklı bakmak da insanı farklı noktalara taşıyabiliyor. Yine kendimde sevdiğim özelliklerimden biri; çok rahat iletişim kurabilmem. Bu bizim işimizde çok önemli. Küçüklüğümden beri merak ettiğim her konuda karşımdakini bayıltacak kadar soru sorar öğrenirdim. Öğrenme isteğimi tatmin etmek için soru sormaktan çekinmem. Ayrıca soruyu direkt sorarım; kulağımı ters göstermem! Mesleğe yeni başlayan gençlerde bu özellikleri görebiliyor musunuz? Bazılarında var ama gençliğin temel sıkıntısı bunun da ötesinde onları izleyecek bir yöneticilerinin olmaması… Bir çeşit supervisor eksikliğinden dolayı mı yeni yetişen gençler mesleğe adaptasyon sorunu yaşıyor? Supervisor değil de gazeteci koçu diyelim istersen. Gazeteci koçları olmalı, gazetecileri incelemeli, onun uygun niteliklerini saptamalı, onu yönlendirebilmeli. Ben bu açıdan Necati Doğru’ya, Ülkü Arman’a çok şey borçluyum; beni keşfederek yolumu çizdiler. Tabii sorun bununla sınırlı değil. Gazetecilerin aralarındaki dayanışma yok oldu. Biz gençken cemiyete gidince bütün ünlü kalemler oraya gelirdi. Şimdi Ertuğrul Özkök’ü, Mehmet Yılmaz’ı, Can Ataklı’yı orada görebiliyor musunuz? Sendikaların yok olması da meslekte kaliteyi bozdu. Medya artık baronların elinde. Gazetecilik ‘bireysel meslektir’ ama

bir yandan da aidiyet duygusu gerektirir. Gençlerde işyerine, yöneticilerine çalıştıkları gazeteye karşı aidiyet duygusu pek oluşmuyor artık. Ekonomi gazeteciliği daha fazla güven gerektiren ve daha fazla zorlayan bir alan diye düşünmüşümdür. Sadece haber kaynağının değil okurlarının da iletişimde bulunduğun diğer insanların da güvenini kazanmak zorundasınız. Yıllardır ekonominin içindesiniz. Sizi zorlayan, yaka silktiren olaylar yaşadınız mı? Ekonomiye geçiş yapmama Necati Doğru vesile olmuştur. “Bunu bir dene” dedi, adım attım. Çok isabetli bir karardı. Yıl 1982 senesi. Hiç pişman değilim ama bu iş gittikçe daha zor yapılır bir hale geldi. Yaptığın işten dolayı hükümet, firmalar ve gazetenin yöneticileri arasında kalabiliyorsun. Çünkü haber kaynakların reklam verenlerdir aynı zamanda. Sen bir holding patronu hakkında yazdığında müdürün “Yapma onu kızdırma” diyebiliyor. Bir de soru sorulmasından hoşlanmayan bir haber kaynağı kitlesi ortaya çıktı. Bir firmaya gidip de “Siz ilaçta iyiydiniz. Niye ilacı satıp da başka bir sektöre ağırlık verdiniz?” diye sormanız karşı tarafın hoşuna gitmiyor mesela. İşadamlarının ekonomi politikaları hakkındaki görüşlerini aktarıyorsun, bu defa da hükümet “Niye onu böyle konuşturdun” diye sitem edebiliyor. Eskiden kimse böyle bir etkiyi üzerinde bu kadar hissetmezdi. Yani ekonomi gazetecileri iki ateş arasında mı kaldı diyorsunuz? Daha da ileriye götürelim, ekonomi gazeteciliği artık cephede ateş hattında görev yapmak gibi… Peki cephede savaşırken çok gurur duyduğunuz işlere imza attınız mı? Hemen hatırlayabildikleriniz neler? Türkiye’de en az 200 gündem maddesi

OCAK - ŞUBAT 2010


OCAK - ŞUBAT 2010

Perihan Çakıroğlu, Lemi Tolunay ile.

TEKSTİLCİLER ŞOFÖR OLUYOR

Perihan Çakıroğlu, makro ekonomiyi olduğu kadar mikro ekonomiyi ve reel sektörü de yakından takip ediyor. Çakıroğlu, 2010’da Türkiye’de lokomotif sektörlerle ilgili de şu değerlendirmeleri yapıyor: “2010’da otomotiv sektöründe Türkiye lehine sürprizler bekliyorum. Sarkozy'i kızdıran Renault'un kararı bence bu işin başlangıcı. Başka uluslararası şirketlerin de Türkiye'yi tercih edeceğine inanıyorum. Bu iyi haber ama kötü olan şu. Otomotivciler satacaklarını geçen sene sattılar; bu yıl nasıl satış yapacaklar merak ediyorum. Zor bir yıl olacak bu açıdan. Tekstildeyse Çin rekabeti ve kriz birçok firmanın kapısına kilit vurulmasına neden oldu. Ben bizzat biliyorum, tekstil işletmesini kapatıp taksi şoförü olan insanlar var. Bir yandan da Çin aslında ironik bir şekilde tekstilin ümidi de olabilir çünkü; gelişen ekonomi, kalabalık nüfusu var. İyi bir pazar ve partner olabilir. İhracat alanında AB artık eski tadı vermiyor, bu nedenle ihracatçılarımız da Uzakdoğu ve Körfez ülkelerini keşfetti. Holdinglerin kendi içindeki şirketler arasında evlilikler gündeme gelebilir. Bazı rantabıl olmayan sektörlerden çekilip başka sektörlere ağırlık verebilirler. Örneğin Anadolu Grubu, biraya gelen vergilerden rahatsız, sağlık sektöründe yoğunlaşacaktır. Türk-Çin İş Konseyi Başkanı da olan Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin; Çin'de bir banka satın almayı düşünebilir. Ben ondan böyle bir sürpriz bekliyorum doğrusu...”

GÜNDEMİN SESİ

yarattım sanırım. Mesela Sultanahmet’te Soğukçeşme Sokağı vardır. Başkanlığı zamanında Bedrettin Dalan ile Çelik Gülersoy arasında kavgaya neden olmuştur. O zamanlar rahmetli Çetin Emeç ile çalışıyorum. Benden ikisini buluşturmamı istedi, ikisi de söz verdiği halde Gülersoy geldi ama Dalan randevuya gelmedi. Ben de Gülersoy ile görüştüm gazeteye döndüm. Tabii Emeç bu durumdan memnun olmadı. Ertesi gün Cumhuriyet’te barıştılar diye bir haber çıkınca yine fırça yedim. Ama ertesi gün Dalan beni aradı “Onunla yan yana getirme de röportaj yaparsan yapalım” dedi. Ben de ikisiyle ayrı ayrı röportaj yaptım montajda birleştirdim. Sonunda o sokak yıkılmaktan kurtuldu… Milliyet’te bir araştırmam yayınlandı. Ünlü yazar Günter Grass’tan esinlenerek “Aşağıdakiler Yukardakiler”i yazmıştım. Sabahleyin lüks sitelerin önüne gittim fotoğrafladım, onlarca emekçi kadın girip çıkıyordu. Kimi bakıcı, kimi temizlikçiydi. Bu yazı 6-7 köşe yazarı tarafından işlendi. Tarikatler, cemaatler dönemiydi, Nakşibendi şeyhi Mahmut Usta Osmanoğlu çok konuşuluyordu. Bir gün Fatih Çarşamba’ya gittim, kadınların vaazını izledim. Şöyle diyordu “Saçınızın telini gösterirseniz en az 150 yıl yanacaksınız.” Kadınlar soruyordu; “Dünya yılı mı, ahret yılı mı?” O da yanıtlıyordu “Orasını karıştırmayın siz!”… Anadolu Kaplanlarını anlatan bir yazı dizisi hazırladım. Çorum, Gaziantep, Adana, Denizli demedik tek tek şehirleri gezdik, ilk kez yapılmıştı bu alanda, ödüllü bir dizidir. Yine Türkiye’de ilk kez cami sayısının okulları geçtiğini belirleyen ben olmuştum... Siz Babıali’nin iyi zamanını da gördünüz. Gelecekten umutlu musunuz? İyimserim. Kendini dünyadan soyutlayamazsın. Dünyada gazetecilik farklı boyutlara gidiyor. Ben hayırlı bir işe de vesile oldum bugünlerde. Türkiye’den 35 gazetecinin yurtdışında staj yapması konusunda ön araştırmaları yapan kişiyim. Şunu söylemek istiyorum; Türkiye genç bir ülke, asla gazetecilik çakılmayacak, ama kimi zaman internet kimi zaman televizyon öne çıkacak. Yine de gazetecilik yapıyorsan ‘5 N 1 K’yı unutmayacaksın. Adettendir, son mesajınız neler olacak? Haber yapmak maliyetli bir iştir. Madem bu İSMMMO’nun dergisi, mutlaka patronlar da okuyacaktır mesajım onlara. Patronlar, yöneticiler; habere gerçek değerini vermeliler.

İSMMMO YAŞAM  23


DOSYA

Anti kimyasal yaşam!

24  İSMMMO YAŞAM

Hormonsuz ve GDO’suz ürünleri yemek, sağlıklı yaşam için yeterli değil. Kullandığımız deterjanlar ve kozmetik ürünler bizi gizliden gizliye zehirliyor. Bilinçlenen tüketici; yalnızca gıdanın değil, sabundan deterjana, şampuandan kreme kadar her ürünün doğal ve organik olanını arıyor. Henüz yaygın satış noktalarında çok fazla bu ürünlere ulaşılamasa da internet bu ürünlere ulaştırmayı kolaylaştırıyor.

OCAK - ŞUBAT 2010


GÜLŞEN KANDEMİR Meryem Hanım, hormonlu gıdaları biliyordu ama bu GDO’lu ürünler de neyin nesiydi? Son günlerde hangi televizyon kanalını açsa haberlerde GDO’lu ürünlerden bahsediliyordu. Mesele sağlık olunca Meryem Hanım ilgiyle dinlerdi haberleri… Ne de olsa 3 ve 9 yaşında iki kızı vardı. Özellikle onların sağlıklı beslenmesine önem veriyordu. Markete gittiğinde biraz pahalı olsa da organik ürünleri almaya gayret ediyordu. Ancak son günlerde bu GDO’lu ürünler, kafasını iyice karıştırmıştı. Şimdi hangi ürünün GDO’lu olduğunu nasıl ayırt edecekti? Söylendiğine göre sağlıklı diye kullandığı mısırözü yağının yapıldığı mısır da, küçükken kızlarına yaptığı mamada kullanılan mısır nişastası da genetiğiyle oynanmış mısırlardan yapılmıştı. Şimdi ise hükümet bu ürünlerin Türkiye’ye daha rahat girmesine izin verecek bir yasa çıkarmaya hazırlanıyordu.

MERYEM HANIM’IN ARAYIŞI

OCAK - ŞUBAT 2010

Organik yaşam için bazı adresler

www.naturey.com www.dogalevim.com www.dogaldukkan.com www.ekoorganik.com www.nebolife.com www.organikarkabahce.com www.dogalurun.com www.lushturkey.com

DOSYA

Evet, Meryem Hanım, yediklerinin sağlıklı olup olmadığına kafa yoruyor. Güzelliğine ve temizliğine de düşkün bir ev hanımı… Özellikle de kızları olduktan sonra daha bir titiz oldu. Çamaşır suyu, evinin artık olmazsa olmazı… Markete gidince deterjan bölümünde vakit geçirmeye bayılıyor. Havlularını en iyi yumuşatacak yumuşatıcıyı, beyazlarını daha beyazlatacak çamaşır deterjanını, bardaklarını daha da parlatacak parlatıcıyı arıyor. Meryem Hanım, yeni çıkan kozmetik ürünleri denemeye de bayılıyor. Eşi biraz kızsa da, bakım kremlerine verdiği paraya acımıyor. Her türlü yeni saç bakım ürünü de deniyor. Özellikle kızlarının saçlarını daha da dolgun gösterecek bir şampuan arayışını halen sürdürüyor. Ah Meryem Hanım ah!.. Hormonlu ve GDO’lu ürünlerin, sağlığınızı bozduğunu

biliyorsunuz; ama kimyasal ürünlerin hayatınızı gizliden gizliye zehirlediğini bilmiyorsunuz. Oysa uzmanlar, yüksek kimyasal madde içeren temizlik maddelerinin ve kozmetik ürünlerinin kanserojen etki yaptığı konusunda tüketicileri uyarıyor. Kimyasal maddeler, cilt hastalıklarından sinir sistemi hastalıklarına kadar birçok rahatsızlığa neden olabiliyor. Ve günümüz insanı için asıl zor olanı, sağlığını sinsice tehdit eden bu ürünleri hayatından çıkarmak… Söze titiz ev kadınlarının vazgeçilmezleri arasında olan çamaşır suyundan başlayalım… Çamaşır sularının kullanımıyla karbon tetraklorür ve kloroform gibi maddeler açığa çıkıyor. Uzmanlar, bunların kanser riskini artırdığını söylüyor. Tabii bu ürünlerle temas eden ev kadınları ve temizlik işinde çalışanlar çok büyük bir risk altında… Yapılan araştırmalara göre, Türkiye’deki evlerin yüzde 85’inde çamaşır suyu kullanılıyor. Hane başına yıllık üretim ise 3 kilograma ulaşıyor. Evet, çamaşır sularının yerine hemen koyabileceğiniz bir ürün yoksa da, daha az etkilenmek için yapabilecekleriniz var. Uzmanlar, bunun için amonyaklı değil, oksijenli, yani 'renkliler için kullanılır' ibaresi bulunan çamaşır sularının kullanılmasını öneriyor. Çamaşır deterjanlarında insan vücuduna zararlı amonyak ve petrol türevi birçok kimyasal bulunuyor. Bu maddeler suda çözülmüyor. Dolayısıyla fosfat ve formaldehit içeren deterjanlar çok zararlı. Çamaşır deterjanından vazgeçemeyenlerin hiç değilse bu maddeleri ihtiva eden ürünlerden uzak durmaları gerekiyor. Astım hastaları ve egzama gibi cilt rahatsızlıkları bulunanların da çamaşır suyu kullanmamaları gerekiyor. Bunların yerine sabun tozu ve çamaşır sodası kullanılabileceğini söylüyorlar. Elbette sadece eve çamaşır suyunu sokmamakla iş bitmiyor. Piyasada hakim olan deterjanların çoğunda yüksek düzeyde fosfat ve klor bulunuyor. Deterjan, yanlışlıkla

İSMMMO YAŞAM  25


Zararlı maddelerden kurtulma yolları Kullandığımız deterjanlar ve

kozmetik ürünleri, yediğimiz bazı

besinler nedeniyle cildimizde

zamanla ağır metaller birikiyor.

Özellikle de civa ve alüminyum. Uzmanlar bu maddeleri

vücudumuzdan detoks banyoları, egzersiz ve sauna ile atmanın mümkün olduğunu belirtiyor.

Bunların yanı sıra vücudunuzu bazı bitkileri kullanarak da

temizleyebilirsiniz. İşte şifalı

bitkiler ve kullanıldıkları yerler:

 Deve dikeni tohumu güçlü bir

antioksidandır, karaciğer

koruyucudur, hücre yenileyicidir.  Zerdeçal kanserojen

maddelerin atılmasına yardımcıdır.  Yeşil çay, kanser oluşumunu

engeller. Tarım ilaçlarının

kalıntılarının atılmasını sağlar.  Ayı üzümü de böbreklerin

temizlenmesinde etkilidir.

 Karnıyarık otu çekirdeği ise

DOSYA

kalın bağırsağın florasını koruyup

toksinlerin karaciğerden

uzaklaştırılmasına yardımcıdır.

 Tarım ilaçları kalıntılarına karşı

da keten tohumu etkilidir.

26  İSMMMO YAŞAM

yutulursa çok önemli sağlık problemlerine neden olabilir. Bulaşıklar için kullanılan deterjanların ana maddeleri de petrol kaynaklı. Böyle olunca da insan sağlığını direkt olarak olumsuz etkilemekle kalmıyor; bakterilerce ayrıştırılıp doğaya tekrar kazandırılamıyor. Ayrıca deterjanlar; zararlı katkı maddelerinin yanı sıra, sentetik esanslar, kokular ve renklendiriciler de içeriyor. Karar verdiniz ve evinizden zararlı kimyasalları atacaksınız. Peki, yerine neleri koyacaksınız? Hemen yanıt verelim. Organik ve doğal temizlik ürünlerini kullanabilirsiniz. Aslında sorun da bu noktada başlıyor. Bugün yaygın olarak ulaşabildiğiniz bakkal veya marketlerde klasik deterjanlar satılıyor. Market raflarında doğal ve organik deterjanlara ulaşmak mümkün değil. Bu noktada da tüketicilerin imdadına sanal alemin sunduğu olanaklar yetişiyor. İnternet, doğal ve sağlıklı yaşam konusunda bilginin yayılmasında ne kadar faydalıysa, bu doğal ürünlere ulaşmak konusunda da o kadar faydalı… Türkiye’de doğal ve sertifikalı ürünlerin satıldığı birçok site bulunuyor. Bunlardan biri de naturey.com. Gıdadan bakım ürünlerine, tekstilden temizlik ürünlerine kadar her alanda doğa dostu ürünler satan Naturey.com 3 yıldır faaliyet gösteriyor. Sitenin kurucusu Aslı Dede, internette en çok bakım ürünleri ve bitkisel sabunlara ilginin olduğunu söylüyor. Dede, “Sitemizdeki organik sertifikalı doğal bakım kozmetik ürünleri yoğun talep görüyor. Ayrıca bitkisel gıda takviyeleri, bitki çayları da beğenilen ve sık talep edilen

ürün gruplarından..." diyor.

DOĞAL EVE GİREN MARKA

DogalEvim.com sitesi de doğal temizlik ve bakım ürünlerini tüketiciye ulaştırıyor. Sitenin sürükleyicileri SAB Soaplife markalı ürünler… SAB SoaplifeSabunMatik, aktarda satılan tek deterjan markası olarak da biliniyor. Markanın yaratıcısı İsmail Erbay, Gaziantep Nizip’te üç kuşaktır sabun üreten sanayici bir aileye mensup. Kimya mühendisi olan Erbay’ın, 2005 yılında aldığı bir maille hayata bakışı değişmiş. Bir ailenin tüm üyelerinin kanser tedavisi gördüğünü öğrenen Erbay, temizlik maddelerinin insan sağlığına zararlarını araştırmaya başlamış. Ancak temizlik yapmanın da kaçınılmaz olduğunu görüp, doğal sabundan matik deterjan yapma yoluna gitmiş. Erbay’ın geliştirdiği ürünleri iki genç girişimci; avukat İsmail Doruk ve uzun yıllar P&G’de çalışan Süleyman Yılmaz, pazarlamaya karar vermiş. DogalEvim.com adıyla bir site kuran bu girişimciler; ürünü aktarlara kadar sokmuşlar. SAB Soaplife SabunMatik’in üreticisi İsmail Erbay, Türkiye’de de sağlıklı ürünlere ilginin artmasının kendilerine cesaret verdiğini anlatıyor: Geliştirdiğimiz deterjanlar sabun bazlı olduğu için kireç engelleyici kullanmaya da gerek kalmadı. Sabun olduğu için yumuşatıcıya hiç gerek yok… Beyaz çamaşırlarda ağartıcıya da gerek yok. Bir SAB Soaplife- SabunMatik alır ve yanına da koyu kıvamlı bir çamaşır suyu koyarsanız

OCAK - ŞUBAT 2010


evinizin bütün temizliğini yapabilirsiniz. Burada önemli olan sağlıklı bir şekilde hayatınızı sürdürmek.”

KOZMETİKLER DE ZARARLI

Temizlik maddeleri kadar, kullanılan kozmetik ve bakım ürünlerinin de doğal ve organik olması, sağlıklı yaşam için önemli… Genellikle bu kozmetiklerin içerdiği kimyasal maddeler, yapay koku maddeleri ve birçok katkı maddesi, sürekli kullanıldıklarında yararlı olmaktan çok zarar veriyor. Özellikle kimyasal maddelerle ve yapay koku maddeleriyle sürekli birlikteliğin duyarlı kişilerde alerji dahil birçok cilt hastalıklarına neden olduğu da bir gerçek. Amerika'nın önde gelen sağlık örgütlerinin de destek verdiği 'Güvenli Kozmetikler Kampanyası'nın sonuçlarına göre, kozmetik ürünlerde kullanılan 10 bin 500 kimyasalın yüzde 89'u sağlık açısından güvenilirlik taşımıyor. Kozmetik ürünlerin neden olduğu kanser türleri arasında ise ilk sıralarda; rahim, yumurtalık ve cilt kanseri geliyor. Yine araştırmaya göre; kozmetik ürünlerin denetimsizliğindeki en büyük nedenini ise bu ürünlerin ilaçtan sayılmaması oluşturuyor.

ORGANİK KOZMETİK ZAMANI

OCAK - ŞUBAT 2010

Kendi bulaşık deterjanınızı yapın

Kendi bulaşık makinesi deterjanınızı kendiniz üretebilirsiniz. Bunun için çamaşır sodası, karbonat, uçucu bitkisel yağlar, sirke ve boraks gibi maddeler satın almanız gerekiyor. Suda kolayca eriyen, görünüşüyle naftalini andıran boraks, aslında doğal kaynaklı bir bor bileşiğidir. Genelde sabun ve deterjanların temizleme gücünü artırmak için kullanılıyor. Bir bardak boraks (aktarlarda, eczanelerde bulunabilir), bir bardak yemek sodası, bir bardağın dörtte biri kadar tuz ve limon tuzu hazırlayın. Limon tuzunu iri kristalli değil rondoda toz haline getirerek kullanın. Bulaşıklarınızın portakal, limon kokmasını istiyorsanız, bir miktar bu ürünlerin yağlarından da alabilirsiniz. Gelelim deterjanın yapılışına… Önce bir plastik kapta tuz ve 30 damla yağı karıştırın. Ardından diğer malzemeleri ekleyin. Bunların hepsini harmanladıktan sonra kapalı bir yerde muhafaza edin. Her yıkama için bu karışımdan 1-1.5 çorba kaşığı kullanabilirsiniz. Bulaşıklarınızın ışıl ışıl olması için de makinenizin parlatıcı bölümünü elma sirkesiyle doldurmanız gerekiyor. Kullanılan suyun kireç oranına göre karışıma eklenen yemek sodası ve limon tuzu oranları artırılabilirsiniz.

DOSYA

Bütün bu gerçekler, bilinçli tüketicileri bitkisel ve organik kozmetik ürünlerine yönlendiriyor. Son yıllarda Türkiye’de dünyaca ünlü el yapımı ve organik kozmetik markaları yerini almaya başladı. Bu alanda en önemli bilinen markalardan biri de Lush. Ayrıca Yunanistan merkezli Fresh Line da Türkiye’ye girdi. İngiltere Kraliçesi, Clinton ailesi, Julia Roberts, Angelina Jolie, Kylie Minogue gibi pek çok ünlü ismin kullandığı bitkisel kozmetik markası Lush, 1995 yılından beri sektöre girmiş durumda. Halen dünyada 45 ülkede 750 mağazasında ürünlerini satıyor. Nisan 2007’den beri Türkiye’de tüketicilere ürünlerini sunuyor. Halen biri Ankara, biri İzmir, dördü de İstanbul’da olmak üzere 6 mağazası var. Lush mağazalarında; sabundan kreme ve şampuana kadar 280'i aşkın ürün bulunuyor. Lush'ın en önemli özelliği ise bitkisel olması. Ürün gelişiminde hayvansal deneyler yapılmıyor. Lush ürünlerini taze, organik meyve ve sebzelerden, bitkisel yağlar ve güvenli sentetiklerden üretiyor, hayvansal hammaddeleri ürünlerinde kullanmıyor, içindekileri kullanım oranına göre sırayla ve Latin dilindeki özgün isimleriyle birlikte ambalajın üstüne yazıyor. Ayrıca tüm Lush ürünlerinin de el yapımı olduğunu belirtelim. Lush Beyoğlu Mağazası Şefi Beykan Kanpalta, insanların artık bilinçlenmeye başladığını belirtiyor. Haftasonu Beyoğlu Lush mağazasına 2 bine yakın ziyaretçi geldiğini vurgulayan Kanpalta, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Biz ürünlerimizi yurtdışından gelen hammaddelerle kendimiz hazırlıyoruz. Yüzde 100 organik olan ürünlerimiz de var. Mağazada satılan ürünlerimizin yüzde 20’si tamamen organiktir. Örneğin vücut nemlendirici kremlerimiz yüzde 100 organik. Tüketiciler, Lush gibi mağazaların çok pahalı olduğunu düşünüyorlar. Bir tüketici; şampuanı, sabunu dahil genel bakımı için ortalama 120 TL bütçe ayırarak ürünlerimizi alabilir. Bunları da 6-7 ay kullanır.” Evet, kendimizi biraz da organik olarak şımartmanın zamanı gelmedi mi artık?

İSMMMO YAŞAM  27


RENKLİ YAŞAM

Müziğe adanmış bir ömür İSMMMO Üyesi Osman Aksu’nun ilk gençlik yıllarında yüreğine düşen musiki ateşi, emekli olduktan sonra yeniden alevlendi. Bestekar, kanuni, koro şefi Osman Aksu, 55 yıldır biriktirdiklerini şimdi öğrencileriyle ve dinleyicileriyle paylaşıyor.

28  İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR

Serbest muhasebeci Osman Aksu için emeklilik, gerçek anlamda ‘ikinci bahar’ oldu. 1980 yılında emekli olan Aksu kendini, hayatının yeni döneminde, ilk gençlik çağlarında tanıştığı ‘musikiye’ verdi. Öğrenci olduğu korolarda zaman içinde hocalık yapmaya başlayan Osman Aksu, şimdi koro şefi, kanun sanatçısı ve bestekar olarak müzik bilgisini öğrencilerine aktarıyor. Osman Aksu, 1938 Trabzon doğumlu… İlk müzik eğitimini 1955 yılında Trabzon Türk Musikisi Cemiyeti’nin çalışmalarına katılarak aldı. 1956 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi. Eğitim için İstanbul’a geldi. İstanbul’da onu Cihangir Camii İmamı olan dayısı Hacı Hafız Mustafa Tüzün karşıla-

dı. Aynı zamanda neyzen olan dayısının evindeki musiki toplantılarına katılarak Zeki Arif Bey, Haydar Tatlıyay, Niyazi Sayın, Aka Gündüz, Rıdvan Lale gibi bestekar ve saz üstadlarından Türk musikisi bilgisini geliştirdi. 1957 yılında‘üniversite korosu’na da katıldı. Mezun olana kadar, Dr. Abidin Gerçeker’in yönettiği koroda ‘korist’ olarak görev aldı. Üniversiteden 1962 yılında mezun olan Aksu, Tuzla Yedek Subay Okulu’nda başladığı askerlik görevini Trabzon’da tamamladı. Kıta hizmeti paralelinde Kalepark Orduevi’nde kurduğu orkestra ile 1.5 yıl boyunca müziğin unutulmaz nağmelerini dinleyenlerine duyurdu. 1964’de memleketinde hem eş, hem de iş bulan Osman Aksu, Trabzon Liman İşletmesi’nde tam 15 yıl sürecek iş hayatına ‘işletme kontrolörü’ olarak atıl-

OCAK - ŞUBAT 2010


dı. O yılları musiki çalışmaları açısından ‘kayıp yıllar’ olarak anan Aksu, “Trabzon’da o zamanlar dinlenebilen tek radyo olarak, Ankara Radyosu’nu dinliyorduk. Akşam üzeri saat 17.00’de başlayan fasılları kaçırmıyordum. Bahar ve yaz akşamları “Kanita” diye adlandırılan sahildeki gazinoda o fasıllar bir başka oluyordu” diyor. Aksu, erken yaşlarda sigortalı olduğu için emeklilik zamanı da erken geldi. 1980 yılında emekli olunca ikinci kez İstanbul’un yolunu tuttu.

ÖNCE ÖĞRENCİ, SONRA HOCA OLDU

İstanbul demek, Osman Aksu için musikiye yeniden kavuşmak anlamına geliyordu. 1981 yılında Anadolu Yakası Müzisyenler Derneği’nin çalışmalarına katılan Aksu, bir zamanlar radyoda hayranlıkla dinlediği Nuri Şenneyli Hoca’nın öğrencilerinden biriydi, artık. Devamını Osman Aksu’dan dinleyelim: “Derneğe ilk gittiğim günü hatırlıyorum. Ben kanun öğrenmek heveslisiydim. Karşımda da İsmail Şençalar ve Nuri Şenneyli gibi iki usta vardı. Çekinerek yaklaştım. Onlarsa beni korkularımı unutturacak şekilde karşıladılar. Tam 24 yıl -Nuri Hoca’nın vefatına kadar- birlikte olduk. Son 15 yılda benim de ikinci hocalığım tescil edildiğinden derneğin birçok konserini ben de yönettim. Feyiz aldığım hocalarımdan ikisi de Rebabi Sabahaddin Volkan ve Udi Cahit Gözkan’dır. Sabahaddin Volkan Bey’le 1984-1989 arası her cuma klasik Türk musikisi fasılları icra ederken, Cahit Hoca’nın 45 yıldır aralıksız süren Çiftehavuzlar “Ev Musiki Toplantılarına” da son 15 yılda katılmaya çalıştım. Bu toplantılara Safiye Ayla, Semahat Özdenses, Alaeddin Yavaşca gibi isimlerini sayamayacağım onlarca musiki duayeni katılırdı.”

AMERİKALILARA MÜZİĞİMİZİ ÖĞRETTİ

OCAK - ŞUBAT 2010

Osman Aksu, çok yönlü bir sanatçı. Müziği icra etmekle yetinmeyen Aksu, güfte yazıp, beste de yapıyor. Osman Aksu’nun, güftesi de kendisine ait 30’a yakın bestesi var. Bunların bazıları TRT repertuarına dahil edildi. Bestelerinden biriyse, 2007 yılında Amasya Altın Elma Yarışması’nda 2’incilik ödülünü aldı. Bir Mevlevi ayini de besteleyen Aksu, 1991’de Çanakkale Savaşları ile ilgili yaptığı bir oratoryoyla da Genelkurmay Başkanlığı’nın takdirini kazandı. Osman Aksu, resim sanatında da varlık gösterdi. Bunda, Trabzon Lisesi’nde okurken öğretmeni olan ressam Kayıhan Keskinok’un da etkisi var. Onun yönlendirmesiyle resim yapmaya başlayan Aksu, 1980’den sonra da resim çalışmalarına ağırlık verdi. Süleyman Saim Tekcan, Yusuf Katiboğlu gibi ressamlarla çalıştı. Osman Aksu, resim çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Mevlevi Grubu’nun içinde olmam, bana Mevlevi resmi yapma olanağı sağladı. Dünyanın her yerindeki koleksiyonlarda resimlerim var. Zaman, zaman peyzaj ve natürmort çalışmalarına da yer veriyorum.” Osman Aksu’nun çalışmalarıyla ilgili ayrıntılı bilgileri; www.osmanaksu.com internet sitesinde bulabilirsiniz. Karabekir Kültür Merkezi’nde hem tasavvuf, hem de Türk sanat müziği dersleri veriyor. Pazar günlerini ise Şefik Can Uluslararası Mevlana Derneği’nin tasavvuf müziği çalışmalarına ayırıyor. 2003 yılından beri İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti Korosu’nu çalıştıran Osman Aksu, bütün bu çalışmalarıyla ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Koromuzda birçok bankacı ve meslek mensubumuz var. Bütün meslek mensuplarımıza musikiyle uğraşmalarını öneririm. Hocam bana, ‘Musiki öyle bir şeydir ki, hangi partiden, hangi etnik gruptan olursanız olun, musiki için buluştuğunuzda aynı şeyi düşünür, aynı şeyi çalar söylersiniz’ derdi. Bence de musiki ayrılıkları kaldırır.”

RENKLİ YAŞAM

Osman Aksu bu çalışmalarını sürdürürken, 1990’da, Galata Mevlevileri Mistik Müzik ve Sema Grubu’na katıldı. 1991-2001 yılları arasında kanun sanatçısı olarak Türkiye’de ve Avrupa’da yüzlerce sema gösterisinde bulundu. 1998’den itibaren ABD’deki birçok üniversitede, Türk musikisini tanıtıcı konferans ve konserler verdi. Amerikalı dinleyicilerin musikimize çok meraklı olduklarını belirten Osman Hoca, “Türk musikisi ve mevlevilik konularında bildiklerimizi dinleyicilere (öğrencilere) sundum. Halen de ABD’de konser ve konferans çalışmalarımız devam ediyor” diye konuşuyor. Emekli olduktan sonra Trabzon’dan İstanbul’a gelen Osman Aksu’nun iş hayatında da 1980’den itibaren yeni bir sayfa açıldı. İSMMMO Üyesi Osman Aksu, 1990 yılında Beşiktaş’ta bir büro açarak, serbest muhasebecilik yapmaya başladı. Tam 10 yıl bilfiil çalıştı. Sonrasında da müzik aşkı ağır basınca mesleğe nokta koydu. Osman Aksu, şimdi tüm zamanlarını müzikle dolduruyor. Cumartesi günleri Beyoğlu Tünel’de bulunan İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti Korusu’nu çalıştıran Osman Hoca, perşembe günleri de Erenköy’deki Kazım

ON PARMAĞINDA ON MARİFET

İSMMMO YAŞAM  29


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi,

Kış aylarındayız. Doğa hâlâ derin uykuda... Yaz mevsimine göre günlerin daha kısa olduğu bugünlerde uykusuzluktan şikayet edenlerin sayısı artıyor. Bu durum, bazen normal görülebilir ama; her beş kişiden birinin Türkiye’de uykusuzluk çektiğini söylersek sanırım siz de sorunun ağırlığı konusunda bize hak vereceksiniz. Yaşamımızın üçte birini uykuda harcadığımız düşünüldüğünde uykunun önemi daha da ortaya çıkıyor. Bu yüzden İSMMMO Yaşam’ın yeni sayısında kapak konumuzu “uyku” konusuna ayırdığımızı belirtmek isterim. Elbette sağlıklı yaşam için iyi uyku tek başına yeterli değil. Öncelikle doğal ve organik besinlerle beslenmek de gerekiyor. Ancak bu da yeterli olmayabiliyor. Uzmanlara göre, zararlı kimyasallar içeren temizlik maddelerini, kozmetik ve bakım ürünlerini de hayatımızdan çıkarmamız da şart. Bu yüzden ‘anti kimyasal yaşam’ın ipuçlarını ‘dosya’ sayfalarımızda okuyabilirsiniz. Bu sayımızda kendi alanında başarılı birçok kadını sayfalarımızda konuk ediyoruz. Zirvedekiler sayfalarımızı bu kez Genç Yönetici ve İşadamları Derneği (GYİAD) Başkanı Pınar Eczacıbaşı’na açtık. GYİAD Başkanı Eczacıbaşı, “Sosyal patlamaya sebep olabilecek kadar ciddi olan işsizlik sorununun biran önce çözülmesi gerekiyor” uyarısını yapıyor. Medyadan ise konuğumuz, deneyimli ekonomi gazetecisi Perihan Çakıroğlu. Rüzgar gibi geçen meslek hayatını anlatan Çakıroğlu, 2010 yılının ekonomide onarım yılı olacağını söylüyor. Çakıroğlu, bu yıl bankaların reel sektöre yeterince destek vermeyeceğini de vurguluyor. Resmini bile gördüğünüzde çoğunuzun yüzünde sıcak bir tebessüm belirecek, bir ses sanatçısını da sayfalarımıza konuk ettik. Onun gülen yüzünü ve güzel sesini çok iyi biliyorsunuz. Turna avazlı türkücü Sabahat Akkiraz’ın hayatının bilinmeyenlerini de İSMMMO Yaşam sayfalarında okuyabilirsiniz. Tanrıların ülkesi Mısır’a gitmeye ne dersiniz? Burası biraz uzak gelirse, Karadeniz’in oksijen deposu Ordu’ya da gitmenizi öneririz. Evet gezi sayfalarımızda Mısır ve Ordu’nun güzelliklerini anlatan yazıları bulabilirsiniz. Lezzet sayfalarımız; İstanbul Bostancı’daki lezzet duraklarından biri olan Cunda Restaurant’ın lezzetlerini anlatıyor. Moda sayfalarımız, ‘modası geçmeyen moda’nın ipuçlarını veriyor. Kültür sanat sayfalarımız, İstanbul’un entelektüel dünyasının nabzını tutuyor. Kitap, sinema, kariyer ve daha fazlası… Hepsini dergimizde okuyabilirsiniz. Yazımıza ‘uyku’ konusuyla başladık. Uykumuzu ihmal etmeyelim ama uyurken bile memleketimiz adına uyanık olmamızın önemini de bilelim. Sevgiyle kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO Ocak-Şubat 2010

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir yasamdergi@gmail.com

GÖRSEL YÖNETMEN Orçun Dora Özkü

 DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Lerzan Aslan, I. Hakkı Baliç, Metin Başer, Hüseyin Bekiroğlu, Kenan Buğa, Vedat Çiftçi, Volkan Demir, Erol Demirel, Mehmet Eren, Hüseyin Fırat, M. Aziz Gökdeniz, Tayyar Güler, İlhan Güven, Ayşin Hangül, Hasan Ildır, Necati Kalkan, Turgay Kanarya, Şenol Kokal, Coşkun Kolso, Habip Kullukçu, Kazım Mermer, Arif Mert, Muhammet Öncül, Erol Öngen, Leyla Özbay, Mustafa Özden, Gülgün Öztürk, Veysel Karani Palak, Işık Sarçın, Orhan Sarıgene, Feyzullah Tanyer, Ahmet Uzuntepe, M. İhsan Yalçın, Celal Yegek, Eyüp Sabri Yücel, Serpil Zorbozan, Hacı Reşit Küçük, Şükrü Yılmaz

 BASILDIĞI YER: Tor Ofset Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi İmam Çeşme Caddesi No 26/2 AyazağaŞişli/İSTANBUL Telefon: (0212) 332 08 38 (pbx), Faks: (0212) 332 08 39 tor@torofset.com.tr  Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 6.000 adet basılır ve İSMMMO üyelerine ücretsiz gönderilir. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80e-posta: basin@ismmmo.org.tr


Turna avazlı türkücü

YAŞAM’IN PORTRESİ

Türküleri dünyaya taşıyan Sabahat Akkiraz, Alevi Bektaşi deyişlerini de en güzel yorumlayan sanatçılardan biri… Yüzü hep gülen Akkiraz, “Acı çeker gibi türkü söylemeyi, türküye ayıp sayıyorum” diyor. YAĞMUR DEMİR

Turna avazlı türkücü dendiğinde aklınıza kim geliyor?.. Elbette Sabahat Akkiraz… Türkü ile doğup, türkü ile büyüyen Sabahat Akkiraz, Anadolu’nun sesini ve müziğini, dünya müzikleriyle buluşturuyor. 16 ülkede albümleri yayınlanan Akkiraz, her yıl yurtiçinde ve yurtdışında 100’ün üzerinde konser veriyor. İlk plağını 13 yaşında yapan Sabahat Akkiraz, Alevi Bektaşi deyişlerini de bizzat kaynağından öğrenmiş. Derleme çalışmalarını halen sürdüren Akkiraz, 55 yıla 20 albüm sığdırdı. İlkbaharda yeni bir albümle sevenlerinin

30  İSMMMO YAŞAM

karşısına çıkmaya hazırlanan Akkiraz ile Alevi açılımından Kürt açılımına, sanat çalışmalarından para ile ilişkisine kadar birçok konuyu konuştuk. Sizi küçük yaşta türkülere yönelten şey ne oldu? Her Alevi evinde olduğu gibi benim büyüdüğüm evde de saz başköşede asılıydı. Dedeler, ozanlar, kaynak kişiler, ağıtçı kadınlar yani türküye dair ne varsa hayatımdaydı. Yaşananı aktarmak daha kolay, bildiğini yapmak da çok keyifli... 13 yaşında Arif Sağ ve Orhan Gencebay’ın sazları eşliğinde ilk

plağınızı çıkardınız. Bu kadar büyük isimlerle aynı çatı altında olmak büyük bir şans olsa gerek? Ben bu işe başladığım ilk günden bugüne kadar hep önemli müzisyenlerle çalıştım. Bu şans mı, kader mi bilmem. Belki bir araya gelmemiz iyi müziği yaratma isteğimizin şansı belki de. İlk albümde ustalara rastlayınca çocuk dünya tabii ki daha fazla ciddiyet ve sorumlulukla doldu. Ailenizle birlikte Almanya’ya yerleştiniz ve orada büyüdünüz. Bir Türk olarak Al-

OCAK - ŞUBAT 2010


OCAK - ŞUBAT 2010

Dünya müziklerini Almanya’da tanıdı

Sabahat Akkiraz, 1955 Sivas Kangal doğumlu… Akkiraz, adeta türkü ile büyümüş. Babasının çalıştığı okuldaki müzik öğretmenin sözleri, onun istikbalini ailesine çocukluğunda fısıldamış. Akkiraz, “Müzik öğretmeni babamı uyarmış. “Ben ne zaman görsem kızın türkü söylüyor. Bu kıza fırsat ver, çok yetenekli” demiş” diye anlatıyor. Akkiraz, çocuk yaşlarında Mahzuni, Muhlis Akarsu gibi ozanların dizinin dibinde ilk eğitimini almış. Devamını Akkiraz’dan dinleyelim: “13 yaşımda ilk plağımı yaptım. Orhan Gencebay ve Arif Sağ ile plak kaydında tanıştım. Almanya’ya gitmenin en moda olduğu zaman ailemle birlikte Almanya’ya yerleştik. Okuluma orada devam ettim. Yabancı müzikleri tanıdım, müzik dünyama onları kattım. Gelecekte yapacağım ortak projelerin temelinde hep bu dönem vardır. Konserler vermeye devam ettim. Davut Sulari, Feyzullah Çınar ile tanıştım. Deyiş okumanın inceliklerini ve felsefesini öğrenmeye başladım. 1970’lerin sonunda Ankara’ya geri döndük. Mustafa Özgül’den nota ve tavır dersleri aldım.”

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

manya’da yaşamanın zorluklarını yaşadınız mı? Ülkenizden uzak, iletişim olanakları çok kısıtlı, dil bilmeyen, sosyal yaşamın daha oturmadığı bir ülkede zorluklarla karşılaştık. Ama zorluklardan daha çok bize kattıklarıyla ilgilendik. Yani bardağın dolu tarafına baktık, zorluklarımızı bir kazanç olarak algıladık. Yurtdışında yaşayan gençler genelde iki kültür arasında sıkışıp kalıyor. Siz nasıl bir çocukluk yaşadınız? Dediğim gibi sıkışmışlığı, farklı kültürleri öğrenerek, onları kendimize katarak zenginleştirmeye çalıştık. Müzik öğrendik, sanat öğrendik, sosyal yaşama yeni değerler ve bilimi katmaya çalıştık. Yani inancımızın bize söylediği “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’’ sözünü pratikte yaşamaya çalıştık. Başta London Jazz Festivali olmak üzere Londra, Dublin ve Glasgow da 10 konser verdiniz. Jazz ve türküler arasında nasıl bir bağlantı var sizce? Müzik zaten ortak bir dildir. Önemli olan ortak dilden bir köprü kurmaktır. Türkü özgür bir formdur ve halkın dilidir. Coğrafyaları farklı da olsa Jazz da halkın dilidir. Köprüyü kurmaksa biz müzisyenlerin istemesiyle olabilecek doğal bir sonuçtur. Türküler sizin için ne ifade ediyor. Onları bize birkaç cümle ile nasıl anlatırsınız? Türkü Anadolu’nun ortak ve en eski dilidir. Yeni albüm hazırlıklarınız var mı? Her zaman yapacağımız projeler var. Yeni albümüm muhtemelen ilkbaharda yayınlanacak. Bu albümde muhtemelen İran ya da farklı bir ülkeden bir sanatçıyla ortak seslendireceğimiz türküler olacak. Türkiye’de çok sevilen bir sanatçısınız ancak yurtdışında daha fazla tanınıyor ve birçok sosyal projede yer alıyorsunuz. Türkiye’de gereken değeri gördüğünüze inanıyor musunuz? İnsanın değerinin ölçülmesi sevgiyle olur. Ben çok şanslıydım bu konuda. Hem bu ülkede hem de başka coğrafyalarda sevilen birisi olarak başka bir şey istemedim. İsteyenlere de gülerim. Sevgiden daha büyük ne olabilir ki!

İSMMMO YAŞAM  31


DERLEMELERE DEVAM

Sabahat Akkiraz, 13 yaşında ilk 45’lik plağını yaptı. İlk profesyonel albümü ise 1983’te Musa Eroğlu ile tanışıp yaptı. Bu albüm 1 milyon satınca, müzikteki rüştünü de ispat etmiş oldu. 1985’te rotasını İstanbul’a çeviren Akkiraz, Arif Sağ ile çalışmaya başladı. İkinci albümü “İnsana Muhabbet Duyalı”yı Arif Sağ’ın yönetiminde yaptı. Bundan sonra albümler, konserler birbirini izledi. Derleme çalışmaları da bu dönemde başladı. Bu çalışmalarını Akkiraz şöyle anlatıyor: “Köy köy geziyor, derlemeler yapıyordum. Üretimi kaynağından yapıyordum. Bu çalışmalarım sırasında Alevi Bektaşi müziğinin büyük ustalarını tanıdım. Onlardan kimsenin derlemediği gizli deyişleri derledim, seslendirdim. İlk yasaklarım da o yıllarda başladı. Bu beni hiçbir zaman yıldırmadı. Gizli bir kültürün derin müziğini derliyor, bunları aktarıyordum. Bu benim için onurlu bir görevdi. Hala da devam ediyorum çünkü bu kültürün nerede oluştuğunu ve hangi şartlarda yaratıldığını bilmeyenler, bu kültüre doğru hizmet edemezler.”

YAŞAM’IN PORTRESİ

Akkiraz’ın albümleri

1. Şafak Söktü 2. İnsana Muhabbet Duyalı 3. Bir Gerçeğe Bel Bağladım 4. Boş Yere Kavgayı Zahmet Biliriz 5. Fazilet 6. Bendeki Yaralar 7. Yalan Dünya 8. Dostların Anısına/Yine mi Figan Var 9. Dağlar Kardeşimi Geri Ver 10.Yiğit İnsanların Türküleri 11.Türkülerle Gide Gide 12.Yüreğimin Sesi Sabrın Türküleri 13. Deli Derviş 14. Lamekan 15. Konserler 16. Kaygusuz 17. Seyran 18. Külliyat/Sabahat Akkiraz Featuring Orient Expressions 19.Türkü Hayattır 20. Birlikte Türküler Söylüyoruz/Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan

32  İSMMMO YAŞAM

Yurtdışında bu kadar ilgi görmeyi nasıl başarıyorsunuz. Sizin en çok neyinizi seviyorlar ve ön plana çıkarıyorlar? Müziğimiz dünyanın en önemli müziklerinden… Ben bu müziği aktarıyorum. Tanrı bana biraz cömert davranmış ses konusunda… Sevilmemizde o da bir etkendir zannımca. Tabii Alevi ve Anadolu müziğinin inanılmaz büyüsünü de unutmamak gerekir. Hiçbir sanatçı ya da usta bu müziklerden daha büyük değil. Yurtdışında en çok konser veren sanatçısınız. Bu kadar talep görmek sizi mutlu ediyor mu? Konserlerde neler yaşıyorsunuz. İlginç anılarınız var mı? Halay çeken Fransızlar, gözümün önünden gitmiyor. Bir Hollandalı zurna sesini duyup “Bunu nerede çalıyorsunuz” diye sormuştu. Sonra “Tekrar evlenirsem zurna

ve halay istiyorum” demişti. Ben türkü söylerken sahneye yaklaşıp gözlerimin içine bakmaya çalışan Meksikalı’dan, “Okuduğunuz uzun hava yüreğimi yakıyor” diyen Japon’a kadar birçok yaşanmışlık var. Türküleri Güney Amerika’ya, okyanus ötesine kadar taşıdınız. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Türküler başarıyor. Ben taşıyıcıyım. Hep gülen bir yüzünüz var. Türkü söylerken bile gözlerinizin içi gülüyor. Geleneğimiz gülmeyi kutsal sayıyor. Çünkü insanı diğer tüm varlıklardan ayıran en büyük özelliği gülme yeteneğine sahip olmasıdır. Ben de güleç bir insanım. Acı çeker gibi türkü söylemeyi, türküye ayıp sayıyorum. Acı çekiyorsan türkü söyleme, türküye yazık. Türküleri çok rahat ve şive olarak hiç zorlanmadan okuyorsunuz. Sizi en çok zor-

OCAK - ŞUBAT 2010


OCAK - ŞUBAT 2010

Dünyada türkülerin köprüsü oluyor

Sabahat Akkiraz, Anadolu müziğini dünyaya açmaya katkı sağlayan bir sanatçı… 1990’ların ortasında uluslararası festivallere katılmaya başlayan Akkiraz, “İlk olarak Duygu Asena ile Hollanda devletinin davetiyle Kadın Türküleri Festivali’ne katıldım. Deyişler, türküler söyledim” diyor. İşte satırbaşlarıyla Akkiraz’ın uluslararası müzik çalışmaları:  Aziz Nesin ile birlikte Fransa’da göçmenler için çalışmalar yaptı. Afrika’da konserler verdi.  1996’da London Jazz Festival’e katıldı. Bir halk müziği sanatçısının yaptığı ilk jazz müzik projesi olan “Echoes from Anatolia”yı yaptı. Londra, Glasgow, Dublin gibi şehirlerde onlarca konser verdi.  Sadler’s Wells Theatre dört gün üst üste “Where The Rivers Meet” projesini seslendirdi.  2000 yılında Paris’e davet edildi. Etnik müzikte yılın sanatçısı seçildi.  Hollanda’da Jaspering de Jong ile turne yaptı.  Güney Amerika’da türkü okuyan ilk sanatçı oldu.  İsveç’ten Fas’a, Malezya’dan Norveç’e, İspanya’dan Meksika’ya kadar konserler verdi.  16 ülkede albümleri yayınlandı. Her yıl 100’ü aşkın konser veriyor.  Orient Expressions ile gerçekleştirdiği elektronik türküler projesi “Külliyat” çerçevesinde 20’den fazla konser verdi. Queen Elizabeth Hall’dan Norveç ve Hollanda’ya kadar birçok ülkede sahnelendi. Avrupa müzik listelerinde Külliyat albümü 6. sıraya kadar yükseldi.  Harisson Ford’un son filmi Crossing Over’ın film müziği, Akkiraz’a ait olan “Beni Beni”… Bunu Azam Ali seslendirdi.

YAŞAM’IN PORTRESİ

layan ve severek söylediğiniz türkü hangisi? Beni hiçbir türkü zorlamaz. Çünkü türküler zor değildir. Zorlaştırmaya çalışıp özünü bozanlar var. En sevdiğim türkü dersem diğer türkülere haksızlık olur. Ama okumaktan çok keyif aldığım türküler vardır. Mesela; Tevhit, halaylar, Davut Sulari türküleri gibi. Türkiye’de Alevi olmak zor mu? Alevilerin azınlık olarak görülmesi düşüncesine neler söyleyeceksiniz? Aleviler azınlık değildir. Anadolu’nun asli unsurlarından biridir. Bu coğrafyada ne zaman, ne yapıldıysa diğer unsurlardan daha fazla katkı sunmuş büyük bir halktır. Onu azınlık olarak algılamaya çalışanlar tarih önünde hep suçlu olmuşlardır ve gelecekte de böyle olacaktır. Kürt açılımı ile ilgili olarak “Yanar döner siyasetle sorun çözülmez” dediniz. Bu açılımın içinin boş olduğunu mu düşünüyorsunuz? Açılımlar önemlidir. Ama neyi konuştuğunu toplumla, siyasetle, bölge insanıyla paylaşmadan kapalı kapılar ardında ”açılım” konuşmak çok doğru gelmedi bana. Sonuçta ortaya pek bir şey de çıkmadı zaten. Ancak gerginlik çıktı. Dediğimize denk geldi sonuç. Asker, Güneydoğu ve Kürt sorunu ülkemizin kanayan yarası. Bir sanatçı olarak yaşanan savaşın bitmesi için sizce ne yapılmalı? Ekonomiyi düzeltmeden, eğitimi tabana ve kadınlara yayamadan, feodal ilişki ve dinsel baskıyı ortadan kaldırmadan, kişisel özgürlüğü katmanlara yaymadan; en önemlisi kadınların toplumda ikinci sınıf insan muamelesi görmesini engellemeden bu sorunu aşamazsınız. 50 yıldır söylenen “iş, ekmek, özgürlük” sloganını yaşama geçirmeliyiz. Sanatçılara pek para sorulmaz ama; para pulla aranız nasıl? Yatırımlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu işlerle ailemden insanlar ilgilenir. Ekonomi önemlidir. Yıllar önce bir ustam demişti ki; “Kızım iş ilişkilerinde profesyonel olmalısın yoksa acırsan acınacak duruma düşersin. Senden öncekilere bak, aynı hataları yapma.” Bu yüzden ailemden birkaç kişi bununla ilgilenir. Zaten ben SGK emeklisiyim ve 650 TL maaş alıyorum devletten. Yani devlet güvencem de var(!) Ama bununla nasıl yaşanır; devletin bunu da öğretmesi gerekir. Ekonomik kriz çevrenizi, sanat dünyasını ve sizi nasıl etkiliyor? Finans dünyasının krizi bu. Amerikalıların dediği gibi; “Eskiden bankalar bize çalışırdı; artık biz bankalara çalışıyoruz.” Artık üretmeden borç satın alarak yaşıyoruz. Sonucunda kriz olmaması mümkün mü? Fabrika olmadan, iş olmadan para olmadan ne harcanacak? Asıl konu bu bence. Müzisyen de en kolay vazgeçilecek kalemdir yaşamda. Konser sayıları düşüyor. telif gelirleri azalıyor, korsan emeğimizi daha çok yok ediyor. Müzisyen cephesinde durum bu…

İSMMMO YAŞAM  33


Yaratıcı ol başarılı ol

Genetik yönü olan yaratıcılık, birtakım egzersizlerle geliştirilebiliyor. Yaratıcı Düşünme Uzmanı Yekta Özözer, kriz dönemlerinde yaratıcılığın ön plana çıktığını belirtiyor. Özözer, “Sporda egzersizlerle nasıl kas yapılıyorsa, yaratıcılık da öyle geliştirilebilir” tanımlamasını yapıyor.

KARİYER

GAYE DELEN

Çok çalışmanıza karşın istediğiniz sonuçları alamıyorsunuz, toplantılar verimsiz geçiyor, işinizi büyütmek istiyor ama başaramıyorsunuz. Kariyeriniz istediğiniz yönde ilerlemiyor, bir şeyler yapmak istiyor ama ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Belki de biraz yaratıcılığınızı geliştirmeye ihtiyacınız var. Yaratıcılık; olmayan bir şeyi hayal edebilmek, bir şeyi herkesten farklı yollarla yapabilmek ve yeni fikirler geliştirebilmek yeteneği demek. Yaratıcılığın genetik bir yönü olsa da uzmanlara göre, yaratıcılığı geliştirmek mümkün. Türkiye’de genelde insanların yaratıcılık düzeyi yüksek bulunuyor. Çoğu insan sisteme uymayıp kendi yöntemiyle sorunu çözdüğü için kalıpların dışına çıkabiliyor.

YARATICILIK GELİŞEBİLİR

ABC Danışmanlık ve Eğitim Kurucusu ve Yaratıcı Düşünme Uzmanı Yekta Özözer, genetik bir yönü olan yaratıcılığın kesinlikle geliştirilebildiğini vurguluyor.

34  İSMMMO YAŞAM

10 ÖNERİ

1 Kendinizi yaratıcılığa adayın 2 Sorunlar için pek çok çözüm olduğuna inanın 3 Her süreçte yaratıcılığa yer verin 4 Araştırma sorularından yararlanın 5 Sağlam notlar alın 6 Merakınızı sürekli besleyin 7 Riskleri, uygulanabilir bir seçenek olarak algılayın 8 Yaratıcılık molası verin 9 Başarılı olacağınıza inanın 10 Bunları her zaman uygulayın

OCAK - ŞUBAT 2010


Mevcut yaratıcılık yeteneği; egzersizlerle, farkındalığı artırmakla, gözlemle ve okumayla geliştirilebiliyor. Özözer, “Yaratıcılığı geliştirmek her gün yapılan şeylerin dışına çıkmayı gerektiriyor. Her meslekte yaratıcılık geliştirilebilir. Muhasebe ve finans gibi yaratıcılıktan uzak olduğu düşünülen mesleklerde de bu yapılabilir” diyor. Yaratıcılığın geliştirilmesinde yaş da önemli bir etken. Yaş ilerledikçe yaratıcılık geliştirilebilir. Yekta Özözer, “Yaratıcılık sporda nasıl kas yapılıyorsa öyle geliştirilebilir” tanımlamasını yapıyor. Yaratıcılıklarını geliştiren çalışanların kariyerlerine de ivme katabileceğine dikkat çeken Özözer, kriz dönemlerinde de yaratıcılığın ön plana çıktığını, şirketlerin ve çalışanların daha yaratıcı ve maliyetleri azaltan çözümler üretmeye zorlandığını kaydediyor.

CİNSİYET AYRIMI YOK

OCAK - ŞUBAT 2010

Yaratıcı Düşünme Uzmanı Yekta Özözer, yaratıcılığını geliştirmek isteyenlere şu tavsiyelerde bulunuyor:  Bazı günlük rutinlerin dışına çıkın. Masa tasarımını değiştirin, işe farklı yollardan gidin.  Renkleri daha fazla kullanın.  Gözlem yeteneğinizi artırın. Birbirinden ilgisiz konular arasında bağlantı kurun.  Boş vakitlerinizde ansiklopedi karıştırın, değişik sözcükler öğrenin.  Hayatınızda espriye, fıkraya, karikatüre yer olsun.  Yaratıcılık ile gülme kadar birbiriyle bağlantılı çok az iki kavram vardır.  Çevrenizdeki canlı-cansız cisimleri, insanları farklı bir perspektifle izlemeye çalışın.  TV ve radyo reklamlarını değişik bir gözle izleyin.  Koklama yetinizi geliştirin. Kokular yardımıyla zihninizdeki birçok bilinçaltı görüntüyü ve fikri bilinç üstüne çıkartabilirsiniz  Mutlaka müzik dinleyin. Farklı ritimdeki, farklı tarzdaki müzikleri zevkinize fazlaca uymasa da arada sırada dinlemeyi alışkanlık haline getirin.  Fiziksel egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. Hareketliliğiniz kanınızdaki oksijen oranını yükseltir, endorfin salgılanmasını ve sinirlerin beyinle iletişimini arttırır.  Aklınıza gelen fikirleri, çağrışımları, yeni kavramları mutlaka bir yere not edin.  Sıkıcı toplantıları kaçırmayın. Aklımıza en çarpıcı fikirler sıkıcı bir dersi veya konferansı dinlerken, kötü bir film izlerken veya bir konserde gelir.  Arada sırada değişik yerlere gidin. Kırtasiyeciler, dergi satan bayiler, semt pazarları.  Bir sorun üzerinde çalışırken bir konuya takıldığınızda, yaratıcı bir fikir üretemediğinizde o konu üzerinde düşünmeye ara verin.

KARİYER

Kadınlar sezgilerini kullanarak daha farklı çözümler bulabilmelerine karşın yaratıcılık açısından cinsiyetler arasında bir farklılık görülmüyor. Özözer, her kişinin yaratıcılığını artıran uygulamaların kişiye göre farklılık gösterebileceğine dikkat çekiyor. Hem gündelik yaşamda, hem de iş hayatında bireylere yaratıcı olmak öğretilebiliyor. Motivasyonu artırmaya yönelik birtakım uygulamalarla, yaratıcılık potansiyellerini kullanabilecekleri bir ortamda da bu özelliklerini göstermeleri sağlanıyor.

Hayatınızda espriye yer açın

İSMMMO YAŞAM  35


Yapılan araştırmalar, Türkiye'de uyuşturucu kullanımının ilköğretim okullarına kadar indiğini gösteriyor. Uzmanlar, çocukları zararlı alışkanlıklardan koruma konusunda en büyük görevin aileye düştüğüne dikkat çekiyor.

Çocuğu aile korur

EĞİTİM

DEFNE DOĞAN Günümüzde sigara ve uyuşturucu madde kullanımı ilkokul çağına kadar indi. Öğrenciler arasında esrar, extacy hatta eroin kullananlar bile var. 11-12 yaşındaki çocukların uyuşturucu bağımlısı hale gelmesi dikkat çekici. Uzmanlar çocukları zararlı alışkanlıklardan koruma konusunda en büyük görevin aileye düştüğünü söylüyorlar. Her türlü dış etkiye açık olan çocukların zararlı alışkanlığa sahip olmaması için ebeveynlerin çok dikkat göstermesi gerekiyor. Bu kapsamda çocuklarını zararlı alışkanlıklardan korumak ve onlara olumlu ve düzenli bir hayat yaşatmak isteyen ailelerin yapacakları en önemli şey, iç yaşantılarıyla çocuklarına örnek olmak ve onlara doğruları göstermek... Aile aynı zamanda zararlı alışkanlıklara karşı çocukları sürekli olarak izlemeli ve hissettirmeden gözetim ve denetim altında bulundurmalı. "Çocuklar, anne babanın davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve davranışlarını da kendilerine

36  İSMMMO YAŞAM

örnek alır, sorunların çözümünde anne babanın davranışlarını kopya ederler" diyen uzmanlar aileleri zararlı alışkanlıklara karşı çocukları için şöyle uyarıyor: “Çocuklar, kendilerini erişkinlerin duygu ve düşüncelerine göre yönlendirirler, erişkinlere hayranlık duyarlar ve onlar gibi olmak isterler. Erişkinlerin neler düşündüklerini ve gerçekte nasıl davrandıklarını kolaylıkla ayırt edebilirler. Çocuklara sigaranın zararlı olduğunu söylerken her fırsatta sigara kullanmak çocuğun zihninde büyük bir çelişki yaratır. Bu durumlarda tek yardımcı dürüstlüktür. Çocuktan saklamak yerine çocuğa sigaranın sağlıksız olduğunu anlatmak en doğru yöntem olacaktır. Ayrıca ebeveynlerin kendi küçük zayıf noktalarını çocuğa dürüstçe bildirmesi çocuğun aileye olan güvenini artırır.”

ARKADAŞLARA DİKKAT!

Ailelerin çocuklarını kötü alışkanlıklardan korumak için gerçekten uyanık olmaları gerekiyor. Çocuğun arkadaşlarına ve içinde bulundu-

OCAK - ŞUBAT 2010


ğu çevreye dikkat edilmesi şart. Çocuğu kötü alışkanlıklara itme ihtimali olan arkadaşlarının da yakından izlenmesi gerekli görülüyor. Gerekirse, öğretmeniyle ilişki kurulup, şüpheli durum okul idaresine götürülebilir. Uzmanlara göre, çocuğu asi, isyankar ve söz dinlemez yapan sebeplerin başında, şiddetli huzursuzluk, kavga ve aile baskısı geliyor. Çocuğun küçük hatalarını büyütüp, büyük bir adam gibi onu hesaba çekmek de hatalı bir tutum. Böylesi bir tutum, çocuğun davranışlarını bozduğu gibi ailesine karşı soğumasına da neden olabilir. Bu durumda da çocuk, çareyi sokaklarda arar. Bu ise, zararlı alışkanlıkları beraberinde getirir.

UYUŞTURUCUNUN YAŞI YOK

OCAK - ŞUBAT 2010

Çocuğunuzun uyuşturucu kullandığını nasıl anlarsınız?  Aile ile iletişimini azaltır ve evde daha az vakit geçirir.  Her zamankinden daha fazla para harcamaya başlar.  Yeni arkadaşlar edinmeye başlar.  Kendine özeni azalır.  Çevre ve arkadaşlar eski önemini yitirir.  Hafif uykulu ve yorgun gözükebilir. Yeme alışkanlıkları bozulur, kilo kaybedebilir.  Daha sinirli olabilir.

EĞİTİM

Yeşilay’ın 2008 yılında TBMM'ye sunduğu rapor çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Yeşilay'ın 40 kentte yaptığı anket çalışmasına göre, sigara kullanma yaşı 10’a, alkole başlama yaşı 11’e, uyuşturucuyla tanışma yaşı ise 12’ye indi. 9-17 yaş arasındaki öğrencilerin yüzde 16’sı sigara içiyor. Bu öğrencilerin yüzde 11’i alkol, yüzde 2.9’u uyuşturucu kullanıyor. Ecstasy, köşe başlarında satılır hale geldi. İstanbul’daki liselerde ecstasy kullanımı 2005 - 2008 döneminde yüzde 300 arttı. Eroin tuzağına düşen öğrenci sayısındaki artış da yüzde 100 olarak belirlendi. TBMM'ye sunulan raporda dikkat çekici bir bilgi de öğretmenlerle ilgili. İzmir’de görev yapan eğitimcilerin yüzde 70’i haraç, gasp ve uyuşturucu çetelerinin kıskacı altında. Darp ve tehdit olayları giderek artıyor. Öğretmenlerin yüzde 72’si okul çevresinde uyuşturucu satıldığına işaret ediyor. Bu yüzden uzmanlar çocuklara verilen harçlık konusunda da uyarıda bulunuyor. Uzmanlara göre, çocuklara yeteri kadar para verilmeli. Eğer ihtiyaçtan fazla para verilirse, lüzumsuz ve zararlı yerlere harcayabilirler. İhtiyaçtan az verilirse de para bulmak için bazı olumsuz alışkanlıklar edinebilirler. Ebeveynlerin bu durumu da gözönünde bulundurmaları gerekiyor.

İSMMMO YAŞAM  37


SAĞLIK

Psikologa giden herkes deli mi?

38  İSMMMO YAŞAM

İş hayatının zorlaşması, aile sorunları ve büyük şehirlerdeki yaşam sıkıntıları insanların psikolojilerini bozarken, pek çok insan önyargılar ya da bilinçsizlik nedeniyle psikolojik yardım almaktan çekiniyor. Türkiye’de kadınlar, erkeklere göre daha fazla psikologa gidiyor. OCAK - ŞUBAT 2010


Müzikle terapi GAYE DELEN “Ben deli miyim, psikologa gideyim.” Bu şekilde düşünüp psikologa gitmeyi reddeden pek çok insan, profesyonel yardımla düzeltebilecekleri sorunların üstesinden gelemiyor. Aslında psikolojik sorunlar da fiziksel hastalıklar gibi erken teşhis edildiğinde kolaylıkla çözülebiliyor. Buna karşın pek çok insan, bilgisizlik ve önyargılar nedeniyle çözümsüz sandığı sorunlarıyla yaşamayı sürdürüyor. İş hayatının zorlaşması, aile sorunları ve yaşamın iyice çekilmez hale geldiği büyükşehirler insanların psikolojilerini bozarken, dışarıdan bakan profesyonel birinin tavsiyesi kişilerin hayatlarında önemli değişimler yaratabiliyor. Ancak Türkiye’de psikolojik yardım alan insan sayısı olması gerekenin çok altında. Erkekler, kadınlara göre uzmanlara gitmekten daha çok çekiniyor. Türkiye’de kadınlar psikologa daha çok kocaları kendilerini aldattığında, erkeklerse sevgilileri ya da eşleri tarafından terk edildiğinde gidiyor.

Psikolog ile psikiyatrist arasındaki fark nedir?

OCAK - ŞUBAT 2010

HERKES PSİKOLOGLUĞA SOYUNUYOR

Pek çok kişinin kafasında da psikolojik yardımın pahalı olduğu yönünde de bir yargı bulunuyor. Özalp, bu konuda da şunları söylüyor: “Her psikologun belirlenmiş bir giriş ücreti var. Son tekniklere göre de üç seansta sorun çözülüyor. Kişilerin kafasında uzun uzun gidilmesi gereken seanslar algısı var. Böyle bir durum yok. Astrologlara, falcılara, üfürükçülere bir sürü para akıtılırken, psikologlar pahalı bulunuyor. Toplumumuzda anneler babalar, komşular, iş arkadaşları psikologluğa soyunuyor. Derdini anlatanlara düşünmeden tavsiyeler veriliyor ve çoğu zaman yanlış yapmalarına neden olunuyor. İşyerinde arkadaşına derdini açan biri arkadaşıyla arası bozulduğunda ise zor duruma düşüyor. İnsanlar çevrelerindekilere dertlerini anlatıp tavsiye alabilirler ama profesyonel birine danışmaları gerekiyor. Türkiye’de komşular, anneler babalar, kuaförler, diş hekimleri psikologluğa, soyunuyor. Bu çok yanlış…”

Kadınlar erkeklere göre daha çok gidiyor

Erken teşhis, pek çok hastalıkta olduğu gibi psikolojik sorunların tedavisinde de çok önemli. Uzman Psikolog Alanur Özalp, şu tespitlerde bulunuyor:  Evlilik danışmanlığı için gelenler keşke on yıl önce gelseydik diyorlar.  Türkiye’de en çok görülen psikolojik bozukluklar, takıntı ve panik atak. Panik atağı olan biri bu sorunu başladıktan on yıl sonra geliyor. Bu da sorunun kemikleşmesine neden oluyor.  Kadınlar kocaları aldattığında, erkekler de sevgili ya da eşleri tarafından terk edildiklerinde en çok psikologa gidiyorlar.  Çocuklarda ise dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite nedeniyle profesyonel yardım alınması düşünülüyor.  Psikiyatrik tedavilerde de söylenenin uygulanması lazım. Verilen ilaçların da düzenli alınması gerekiyor.  Daha çok iyi eğitimli insanlar psikolojik destek almayı seçiyor.  Kadınlar, erkeklere göre daha çözüm odaklı. İyi niyetliler ve daha açıklar. Erkekler psikologa hiç gelmiyorlar ya da “ilaç yazın gideyim” diyorlar.

SAĞLIK

Halk arasında benzer anlamlarda kullanılsalar da psikiyatri ve psikoloji arasında fark bulunuyor. Tıp fakültesi mezunları, psikiyatrist olabiliyor. Uzmanlık alanı olarak psikiyatriyi seçen hekimlere ‘psikiyatrist’ deniliyor. Üniversitelerin fenedebiyat fakültelerinin psikoloji bölümlerinden mezun olanlarsa ‘psikolog’ olabiliyor. Psikologlar daha çok destek veren uzmanlar… İlaç yazma yetkileri yok. Bazı rahatsızlıklarda psikiyatristlerle psikologlar beraber çalışabiliyor. Psikologlar, psikoterapi ile psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde etkin rol oynuyor. Psikiyatristlerin ise ilaç yazma yetkisi var. Psikologlar psikiyatristin tanı koymasına ve tedavi etmesine yardımcı olurlar.

Uzman Psikolog Alanur Özalp, Türkiye’de bilinçli olarak psikolog ya da psikiyatriste giden insan sayısının olması gerekenin çok altında olduğunu kaydediyor. Oysa öfke katsayısı yüksek bir millet olduğumuz düşünüldüğünde, en ufak bir olayda yumruk yumruğa geliyor ya da bir yol verme tartışmasında bile silahlar çekilebiliyor. Toplumda psikolojik profesyonel yardıma, ihtiyaç olanın çok altında talep geliyor. Profesyonel yardım alma kararı verenler de pek çok hastalıkta olduğu gibi en son aşamada bunu yapıyor. Hiperaktif çocuğu olanlar bile öğretmeninin onuncu, yirminci ihtarından sonra ancak çocuğunu tedaviye götürüyor. Alanur Özalp, psikolojik yardım almaya ikna etmek yanında yardımın sürdürülebilir olmasının da imkansıza yakın olduğundan yakınıyor. Özellikle erkekler psikologa gitmek istemiyor. Evlilik sorunlarının çözümünde eşlerin bir arada gelmesi gerekirken, erkekler genelde gelmek istemeyen taraf oluyor. İşyerinde sorunu olan bir çalışanı, yöneticisi de neredeyse zorla profesyonel yardım almaya gönderiyor.

İSMMMO YAŞAM  39


Uykunuzu kaçırmayın

K A P A K

Uyku, bedenin ve beynin dinlendiği, kendini yenilediği bir fizyolojik süreç. Günlerin daha kısa olduğu kış aylarında önemi daha da artıyor. Zorlaşan hayat şartları, büyükşehir, stres ve hızlı yaşam ise uykuyu kaçırıyor. Türkiye’de insanların yüzde 20’si uykusuzluk sorunu yaşıyor. Yetersiz uykuysa, düşünme ve odaklanma sorunlu yaratıyor, iş verimini düşürüyor.

İÇİNDEKİLER

14

Z İ R V E D E K İ L E R

‘İyi bir fikir sermaye kadar değerlidir’

GYİAD, imkanı olmayan genç girişimcilere ve projelerine hem danışmanlık hem de kredi desteği veriyor. ‘İyi bir fikir sermaye kadar önemlidir’ diyen GYİAD Başkanı Pınar Eczacıbaşı’na derneğin yürüttüğü çalışmaları sorduk… 10

D O S Y A

Anti kimyasal yaşam

Hormonsuz ve GDO’suz ürünleri yemek, sağlıklı yaşam için yeterli değil. Bilinçlenen tüketici; yalnızca gıdanın değil, sabundan deterjana, şampuandan kreme kadar her ürünün doğal ve organik olanını arıyor.

24


GÜNDEMİN SESİ

Ekonomi gazetecileri ateş hattında

Perihan Çakıroğlu, gazetecilik mesleğinde 36 yılı geride bıraktı. Çakıroğlu, ekonomi gazeteciliği yapmanın gittikçe zorlaştığını belirtiyor.

20

YAŞAMIN PORTRESİ

R E N K L İ

Y A Ş A M

Müziğe adanmış bir ömür

İSMMMO Üyesi ve bestekar, kanuni, koro şefi Osman Aksu, 55 yıldır biriktirdiklerini öğrencileriyle paylaşıyor. 28

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

Türküleri dünyaya taşıyan Sabahat Akkiraz, Alevi Bektaşi deyişlerini de en güzel yorumlayan sanatçılardan biri… Yüzü hep gülen Akkiraz, “Acı çeker gibi türkü söylemeyi, türküye 30 ayıp sayıyorum” diyor.

KARİYER

36

DOSTLARIMIZ

40

44

GEZİ - DÜNYA

48

LEZZET

GEZİ - TÜRKİYE SİNEMA-DVD

Genetik yönü olan yaratıcılık, birtakım egzersizlerle geliştirilebiliyor. Yaratıcı Düşünme Uzmanı Yekta Özözer, kriz dönemlerinde yaratıcılığın ön plana çıktığını belirtiyor.

34

38

EVİM EVİM

KÜLTÜR-SANAT

Yaratıcı ol başarılı ol

8

E Ğ İ T İ M

S A Ğ L I K

Turna avazlı türkücü

6

KİTAP

TEKNO-YAŞAM MİZAH

46 52 56 58 60 62

64


DOSTL ARIMIZ

Ödül ve eğitim Köpekler kadar olmasa da kediler de eğitilebilir… Özellikle yavru kedileri eğitmek daha kolay. Uzmanlar, eğitimde başarıya ulaşmak için ödüllendirme yapmanın gerekli olduğunu söylüyor. Ancak yine de kedilerin bireysel ve özgürlüğüne düşkün hayvanlar olduğunu unutmayın.

40  İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR Anadolu’da her evin bir köpeği, bir de kedisi vardır… Kedi ve köpekler orada dosttur, birbirlerinin alanına girmeden, sınırlarını bilerek yaşar… Köpekler kimi zaman evin kapısında bekçi, kimi zaman sürünün peşinde çobandır… Kediler de genelde fare avcısı… Sanmayın ki, Anadolu’da köpeklerin forsu, kedilerden fazla… Köpeklerin çoğu eve giremez ama kediler hem evin için de hem de evin dışında ‘özgür’ bir yaşam sürerler... Ben de ilk kez bir kedinin başını bir köy evinde, 4-5 yaşlarında okşadığımı hatırlıyorum. Dedemlerin köydeki evinde ‘Kestane’ adını taşıyan ‘özgür’ kedinin asaleti halen gözlerimin önünde… Anneannem izin vermediği sürece sütün yanına yaklaşmayan Kestane, dışarı çıkmak istediğinde kapıyı tırmalardı. Çoğunlukla tuvalet ihtiyacını görmek için dışarıya çıkan Kestane, sürekli kendini temizleyen

‘asil’ bir erkek kediydi. Kestane aslında mektep görmeden eğitilmiş bir kediydi… Hem de doğal yaşam koşulları içinde… Şimdinin ‘şehirli’ kedileri Kestane gibi eğitilebilir… En azından uzmanlar bu görüşte… Köpekler kadar olmasa da kedilerin eğitilebileceklerini söylemeliyiz… Evet, kedilere; itaat, saldırı veya arama kurtarma eğitimi veremeyiz ama başına buyruk dostlarımızın bazı hareketlerini değiştirebiliriz. Kedilerin eğitiminde başarıya ulaşmak için ilk kural; ödüllendirme… Diğer bir deyişle kedinizi eğitmek istiyorsanız; -hoşlanmadığınız şeyler yapsa bile- onu asla cezalandırmayın… Cezalandırmak, kedinizin sizden soğumasına neden olur. Bu yüzden onu cezalandırmak yerine kaşlarınızı çatıp sertçe ‘hayır’ demeniz yeterli. Kediler, yüksek ve ani seslerden hoşlanmaz. Kediniz istemediğiniz bir şey yaptığında yumuşak bir ses tonuyla onu uyarın.

OCAK - ŞUBAT 2010


Kedinizi eğitirken doğru ödülün ne olduğunu da bulmanız gerekiyor. Bunun için de dostunuzu neyin motive edeceğini bulmalısınız… Ödül genellikle ‘yemek’ vermek olabilir ama; bazı kediler oyun oynamayı ya da başlarının okşanmasını ödül olarak algılayabilir. Bu arada; eğitim için en verimli zamanın mama saatinden biraz önce olduğunu da belirtelim.

EN BÜYÜK PROTESTO

OCAK - ŞUBAT 2010

BİREYSELLİĞİNE DÜŞKÜN

Kimi kediler ‘hayır’dan da ödülden de anlamaz. Peki bu noktada ne yapacaksınız? İçi su dolu bir fısfıs imdadınıza yetişebilir. Özellikle yavru kediler için etkin bir yöntem olduğunu vurgulayalım… Uzmanların bu konudaki son sözüne de kulak vermekte yarar var: “Aslında kedilere bir şeyler öğretmekten daha zor olan, yapmak istediği bir şeyi engellemektir. Kediniz bireysel bir hayvandır. Çoğu zaman kendi kararlarını kendisi verir!”

EĞİTİM TÜYOLARI

 Yumuşak ve kendinden emin bir ses tonu kullanın.  Eğitimde başarıya ulaşmak için ödüllendirme şart.  Kedinize en iyi eğitimi, yemek öncesinde verebilirsiniz.  Kedileri ne kadar erken yaşta eğitmeye başlarsanız o kadar iyi sonuçlar alırsınız.  Eğitim sürecinde kedinizin dikkatini dağıtacak eşyalar bulundurmamaya özen gösterin.  Eğitim sürelerini 10-15 dakika tutun. Daha uzun bir süre kedinizin sıkılmasına neden olabilir.  Kedinizin kafasını karıştırmamak için ara vermeden yeni hareketler öğretmeyin.  Kediniz gününde değilse ona bir şeyler öğretmek için zorlamayın.  Kedinizin huylarını tamamen değiştiremezsiniz, ama sınırlarınızı karşılıklı belirlerseniz yaşamınız daha kolay olur.  En kötü ihtimalle bir su tabancasıyla su püskürtmeyi veya teneke bir kutunun içine attığınız bozuk paraları şıngırdatmayı deneyin.

DOSTL ARIMIZ

Evde yaşayan kedilerin en büyük problemi; tuvalet eğitimidir. Kediniz tuvaletini, kabı dışına yapıyorsa önce yapmanız gereken, onu bir veterinere göstermek… Doğanın en temiz hayvanlarından olan kediler, böyle davranıyorsa kesinlikle size bir şey anlatmaya çalışıyordur. Nedenini anlamadan bu hareketini cezalandırırsanız, size daha da kızabilir ve bu hareketi yapmaya devam eder… Böylece durum tam bir çözümsüzlüğe bürünür. Bu yüzden dostunuzun önce niçin tuvaletini kabı dışına yaptığını bulmalısınız. Örneğin kum kabı pis olabilir; yeterince kumu olmayabilir… Kimi zaman kum kabının yemek kabına yakın olması onu huzursuz edebilir… Hatta kimi zaman aileye katılan yeni bir bireyi –ki bu çoğu zaman bebek ya da başka bir hayvandır- kıskanıyor olabilir. Bu yüzden önce onu rahatsız eden durumu bulup, ondan sonra sorunu çözmeye çalışmalısınız. Bazı kediler, açık kapı bulduklarında dışarı kaçarlar… Böyle bir huyu olsa da; eve döndüğünde ona kızmayın. Tam tersine, eve döndüğünde onu reddedemeyeceği bir şeyle ödüllendirin. Örneğin mamayla ödüllendirirseniz, kediniz içeri gelmesi için kuvvetli bir nedeni olduğunun farkına varabilir. Yetişkin kedilerle yavru kedilerin eğitim süreçleri farklı… Aslında genellikle

yavru kediler öğrenmeye son derece isteklidir. Ancak sahibinin sabırlı olması ve eğitimi oyunla harmanlaması gerekir. Düzen kurmaya ve temizliğe yatkın olmaları sebebiyle yatacakları yer, mama kapları ve tuvalet kapları uygun ortam hazırlanıp birkaç kere gösterildikten sonra yavru tarafından hemen benimsenir. Ve eğer siz onun düzeninizi bozmazsanız, bu sistem çok küçükten itibaren kolaylıkla işlemeye başlar. Kedinize ismini öğretmeniz içinse onu oyuna çağırırken, ilgisini çekecek objeleri göstererek adıyla seslenmeniz yeterli. Birkaç denemenin ardından yavru kediniz ismini öğrendiğini göreceksiniz. Kediler bir yaşına kadar en hareketli dönemlerini yaşıyor. Adeta hiperaktif olan küçük dostlarımız, koltuklarının üstünde koşuşturup, yerlerde yuvarlanırlar. Eğer evde başka bir kedi ya da oyuncağı yoksa, en büyük keyfi sizinle oynamak olur. Bu yaşlarda oyun sırasında elinizi tırmalamayı ve ısırmayı adet haline getiren dostunuz, bunu yetişkin yaşlarında da sürdürebilir… Bu yüzden elinizi tırmaladığında canınız acıyormuş gibi ses çıkarıp elinizi hemen çekin. Onu bu konuda eğitmenizin tek yolunun bu olduğunu söylemeliyiz.

İSMMMO YAŞAM  41


Modası geçmeyen moda

MODA

CAN KIZILDAĞ

42  İSMMMO YAŞAM

Moda tutkunlarının en büyük korkusu "geçen sezondan kalma" görünmektir... Değişen trendlere karşı koymanın en güzel yoluysa, klasik parçalara yatırım yapmaktan geçiyor. Siyah bir elbise, beyaz bir gömlek her zaman kurtarıcınız olabilir.

Moda "değişim" demek... Bir gün moda olan bir şey önümüzdeki sezon yok olup gidiyor. Modayı ne kadar yakından takip etseniz de her sezon ortaya çıkan ve "sezonun olmazsa olmazları" olarak adlandırılan yeni trendleri takip etmek zor olabiliyor. Bu nedenle moda tutkunlarının en büyük korkusudur "geçen sezondan kalma" görünmek... Değişen trendlere karşı koymanın en güzel yolu ise klasik parçalara yatırım yapmaktır. Hiç sıkılmayacağınız ve sık kullanacağınız jean pantolon, her zaman giyebileceğiniz siyah bir elbise, kış mevsiminin vazgeçilmezi siyah boğazlı kazak, klasik bir trençkot ya da beyaz gömleğe kim ne diyebilir ki? Gardıroplarda bulunması gereken kurtarıcı giysiler ve modelleri İSMMMO Yaşam okurları için araştırdık...

HER ORTAMA SİYAH UYUM

Siyah elbiseler süper kahraman gibidir. Hayatımızı kolaylaştırır, ihtiyaç duyduğumuz an yardımımıza koşar, her ortama uyum sağlar. Partiler, iş yemekleri, mezuniyet geceleri gibi özel davetlerde ne giyeceğinize karar veremiyorsanız sizi mutlaka şık gösterecek kombin; siyah elbise, siyah topuklu ayakkabı ve yine siyah bir el çantasıdır. Yaşınız gençse ve klasik tarzda giyinmeyi seviyorsanız straples kesimli, diz üstü siyah elbiseleri tercih edebilirsiniz. Saçlarınızı toplayabilir,

OCAK - ŞUBAT 2010


makyajınızda sadece kırmızı ruj kullanarak şıklığınızla tüm ilgiyi üzerinizde toplayabilirsiniz. Siyah; diğer tüm renklerle kolayca uyum sağlayabilir. Bu sayede aynı elbiseyi farklı renkte ayakkabı ve aksesuvarla kombinleyerek yepyeni kıyafetler yaratabilirsiniz. Siyah elbisenin üzerine takacağınız taşlı, yeşil bir broş elbisenizin havasını tamamen değiştirebilir.

BEYAZIN HAVASI FARKLI

OCAK - ŞUBAT 2010

ÇOK DENEYİN DOĞRUSUNU BULUN

Şekil değiştirse de jeanler kesinlikle vazgeçilmezler arasında... Mevsimsiz, zamansız, her yerde giyilebilen, üstelik rahat da olan jean pantolonlar "modası geçmeyen moda" parçalarından... Sadece arada sırada giyiyor olsanız da doğru kalıpta jean bulmanız çok önemli. Yıkamasının, kesiminin yaşınıza uygun olmasına da dikkat edin. Ne kadar jean denerseniz doğrusuna o kadar yaklaşırsınız!

MODA

Giyimde modası geçmeyen parçalardan biri de beyaz gömlektir... Beyaz bir gömlek çok farklı parçalarla birlikte giyilebilir, hepsiyle farklı bir havası olur. O yüzden iyi bir beyaz gömlek, giyecek bir şey bulmak için gardırobunuzu alt üst ederken kurtarıcınız olabilir. Beyaz bir gömlek kot pantolon üzerine giyildiğinde, özellikle takılarla zenginleştirilirse çok şık olabiliyor. Mesela boynunuza takacağınız kısa bir kolye gömleğinizin beyazlığını vurgular. Beyaz gömlek pantolon takımlarının içine giyilebildiği gibi tayyörlerle de çok şık durur. Yine beyaz gömlek eteklerin üzerinde ve yeleklerin içinde de farklı bir hava yaratır. Farklı kumaşlardan dikilmiş gömlekleri farklı ortam ve kombinlerde kullanabilirisiniz. Keten ve pamuklu gömlekler gündüz saatlerinde kullanışlı ama ipek ve saten gömlekler de geceleri daha şık bir görüntü sağlıyor... Eğer gömlek size fazla ağır geliyorsa beyaz tişört de sizin için iyi bir alternatif olabilir. Hemen her şeyle giyilebilen beyaz tişörtlerin bir miktar likralı olanları bedeninize daha iyi oturur. İpek tişörtler çok şık duruyor. Beyaz tişörtlerin de çeşitli kol boyları olabiliyor ve özellikle renkli kolyelerle çok canlı bir havası oluyor. Mutlaka sahip olmanız gereken giysilerden biri de kalem etekler. Christian Dior tarafından moda dünyasına kazandırılan kalem etek giyeni anında daha ince gösteren bir özelliğe sahip. Son 50 yıldır modanın baş taçlarından biri olan kalem eteklerden dolabınızda en az bir tane olması lazım. Jackie Kennedy'den beri Gucci çantaların, el yapımı Tod's çanta ve ayakkabıları, Hollywood ünlülerinin sırtından çıkmayan Chanel döpiyeslerin, Richard Gere'in Armani takım elbisesinin ve Burberry'nin efsane deseninin de "klasikleşmiş modanın" vazgeçilmezlerinden olduğunu unutmayın...

İSMMMO YAŞAM  43


EVİM EVİM

Konutlarda eskiden en az vakit geçirilen gizli mekanlardan olan banyolar artık evin en önemli yaşam alanlarından biri haline geldi. Teknolojinin sunduğu olanaklarla, banyo yaparken televizyon izlemek, müzik dinlemek, ve hidromasajlı küvetlerde masaj mümkün.

Yeni nesil banyolarda sıhhatler olsun

44  İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Masaj yapan jakuziler, müzik, film, televizyon yayını yapan duş üniteleri, tropik yağmur ortamında banyo yapma hissi veren yeni nesil duş başlıkları, buhar banyolu kompakt sistemler, SPA yaptıran modeller, hidromasajlı küvetlerde masaj… Konutların temizlenme ve arınma bölümü olan banyolar artık sadece banyo değil. Eskiden en az vakit geçirilen ‘gizli’ mekanlardan olan banyolar artık evin en önemli yaşam alanlarından biri oldu. Eski konutlardaki banyolarını değiştirerek yeni yaşam alanına dönüştürenler artıyor. Ayrıca, yeni konut projelerindeki banyolar da daha geniş ve daha teknolojik özellikleriyle ilgi çekiyor. Banyolardaki değişim, teknolojiyle beraber hızını artırıyor. Küvetler yerini jakuzi ve SPA’lara bırakıyor. Küçük tuvaletler hızla saunaya dönüşüyor. Likit kristal ekran (LCD) televizyonlu kompakt sistemler, banyo keyfine teknolojik boyut kazandırıyor. Yeni nesil banyolarda artık küvetin üzerine monte edilen ses ve görüntü sistemleri sayesinde, film izleyip, müzik dinlenebiliyor. Bu sistemler, güvenlik kameralarının monitörü olarak da kullanılabiliyor. Uzaktan

OCAK - ŞUBAT 2010


RENK SEÇİMİ VE IŞIĞA DİKKAT

Banyolar; aydınlatma sistemleri, vitrifiye malzemeleri, yer ve duvar karoları, batarya ve mobilyalarıyla en özel mekanlar haline dönüşüyor. Estetik bir banyoya sahip olmak için şunlara dikkat etmelisiniz.  Banyoda renk seçimi çok önemli. Soğuk ve solgun tonlar banyoyu daha aydınlık gösterirken, siyah ve antrasit tonlar banyoya asil ve lüks bir hava katıyor. Bu tonlara minimal tasarımlı bir cam, krom malzemelerden aksesuvarlar katarak modern bir banyo elde edilebiliyor.  Banyonun aydınlatmasının evin genelinden farklı olarak ele alınması gerekiyor. Hem kullanışlı hem de dinlendirici bir düzenleme için tavan spotlarını; makyaj, tıraş gibi özel işlevler için de ayna etrafında çözümlenecek ışıklandırma sistemleri tercihte ön plana çıkarılmalı.  Duşakabin, kompakt sistem ve mozaik uygulamaları banyolara estetik kazandırılmasında önemli rol oynar.  Gizli ve düşük voltajlı halojen ampullerin banyo için uygun versiyonları gün ışığını çağrıştırır.  Küvet için alan sorunu varsa duşakabinli üniteler tercih edilmeli. Banyo büyük ise her ikisi de kullanılabilir.  Banyoda düz bir küvet yüzeyi veya duş paneli yerine, bu yüzeylerde mozaik seramik kaplaması kullanılabilir. Böylece kişilikli ve stil sahibi bir görüntü elde edilebilir.  Eskimiş ve modası geçmiş vitrifiye, batarya ve duş başlıkları güncel olanlarla değiştirildiği takdirde banyoda farklı bir hava yaratılabilir. kumandalı dolap çekmeceleri kullanım rahatlığı sağlarken, yeni banyo tasarımlarında Türk hamamı kültüründen de esinleniliyor. Vitrifiyeden armatürlere, karolardan küvetlere kadar tüm ayrıntılar bir bütün olarak projelendiriliyor. Böylece bütünsel bir banyo konsepti ortaya çıkıyor.

SAUNALARA YER AÇILIYOR

Konutlarda saunalar ağırlıklı olarak villalarda tercih edilirken, apartman dairelerinde de küçük tuvaletler saunaya dönüştürülebiliyor. Küçük konutlarda bile kendine yer bulabilen sauna modelleri bulunuyor. Buna karşın, Türkiye'deki konutların sadece yüzde beşinde sauna bulunuyor. Yeni konut projeleriyle birlikte sauna modellerinde de artış yaşanıyor. Evde tadilat istemeyenler için geliştirilen buharsız saunalar, mobilya gibi hazır olarak her eve uygulanabiliyor. Buharsız sauna için bir metrekarelik alan yeterli olabiliyor. Klasik saunalar için ise 2-3 metrekarelik mekanların olması gerekiyor.

ÇANAK LAVABOLAR OLMAZSA OLMAZ

OCAK - ŞUBAT 2010

MASAJ KEYFİ EVLERDE

Masaj keyfi de artık evlere taşınıyor. Zen kavramının yaygınlaşmasıyla birlikte, bireysel huzur alanları yaratmak isteyenler, klasik ürünlerden sıyrılıp, kompakt sistemlere yöneliyor. Bu da hidromasajlı, buhar banyolu, spa'lı yeni teknolojik küvetlere olan talebin artmasını sağlıyor. Döküm gibi soğuk malzemeler yerini, akrilik ürünlere bırakıyor. Küvette talep, 24 noktadan masaj yapan jakuzi, gözenekleri açıp, ölü hücrelerin temizlenmesini sağlayan buhar banyosu, müzik, film, televizyon güvenlik kamerası yayını gibi birçok özelliği içeren ürünlere kayıyor. Bunlara, uzaktan kumandalı banyo dolapları, ısı ve debi ayarı isteğe göre önceden yapılabilen armatürler, ruh durumuna göre değişen aydınlatma sistemleri de eklenince, banyolar artık günlük kullanımın dışına çıkarak, keyif alanlarına dönüşmüş oluyor.

EVİM EVİM

Konsollar ve ahşap dolap ünitelerinin üzerine konulan çanak lavabolar, banyolara modern bir görünüm kazandırıyor. Salon, yatak odası gibi yaşam alanlarındaki dekorasyon bütünlüğü artık banyo lavaboları için de geçerli oluyor. Hem şık, hem de kullanımı rahat olan bu ürünler, yuvarlak ve oval formlu kase şeklinde olduğu gibi kare ve dikdörtgen modelleri de bulunuyor. Konsolların veya ahşap dolap ünitelerinin üzerinde konumlandırılabiliyor. Özellikle ankastre bataryalar ve tezgah üstü yüksek armatürler için birbirinden şık ve zarif çözümler sunan bu çanak lavabolar, görsellik ve işlevsellik özellikleriyle de fark yaratıyor. Seramikler banyoların vazgeçilmezleri arasında. Seramik hem ısı kaybını önlüyor, hem de gürültüyü daha az geçiriyor. Bu nedenle, zeminin

yanı sıra, duvarda da seramik kullanılması öneriliyor. Son dönemde seramikte renklerde farklı trendler göze çarpsa da, seramik zemin ve duvar karolarında parlak ve yumuşak olmak üzere iki temel renk uygulamaları gerçekleşiyor. Doğal taş efektli seramik serileri, gri, beyaz, füme, fildişi, kızıl renklerinden oluşuyor. Bambu, hasır gibi görünüm ve dokusuyla doğallığı çağrıştıran, Uzakdoğu kültürünün esintilerini yansıtan Japon kimonolarının desenlerini iç mekanlara taşıyan seramiklerin yanı sıra artık ışıklı, taş ve çimento görünümlü yer karoları da bulunuyor. Nem ve suya karşı en iyi koruyucu malzemelerden biri olarak görünen seramikte ebatlar, hızla değişiyor. Bu da, kare karoların yerini dikdörtgen karolara bırakmasına yol açıyor. Son tasarımlarda doğal renklerin ön plana çıkmasıyla bej, kahve gibi toprak renkleri banyolarda ilgi görürken, doğal taş renkleri koridor, balkon, giriş gibi mekanlarda ağırlıklı kullanılmaya başlandı.

İSMMMO YAŞAM  45


LEZZET - MEKAN

Cunda’nın lezzetini İstanbul’a getirdi Ege’nin ve Cunda’nın lezzetlerini İstanbul’da da tatmak mümkün. Bostancı’daki Cunda Restaurant’ın en önemli özelliği; balıkları, otları ve bütün diğer malzemeleri Ege’den getiriyor olması. Restoranda, papalina, barbun, kabak çiçeği dolması, labada salatası, kalamar yahnisi, merzane gibi değişik lezzetleri tadabilirsiniz.

46  İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN

Papalina, barbun, çupra, mırmır, kabak çiçeği dolması, labada salatası, sirken, papules, madımak salatası, Rum pilakisi, kalamar yahnisi, ahtapotlu krep, uskumru turşusu… Bunlar; Cunda’nın ve Girit’in lezzetlerini İstanbul Bostancı’ya taşıyan Cunda Balık Restaurant’ta bulabileceğiniz onlarca ilginç ve farklı lezzetten sadece birkaçı… Ayvalık Cunda’ya yolu düşenler buradaki balık restoranlarını çok iyi bilir. Cunda Restaurant’ın sahibi Hüseyin Erdoğmuş, buradaki meze ve balık lezzetini Bostancı’ya taşımış. Ayvalık, Girit ve Cunda mutfağının doğallığını ve lezzetlerini İstanbullulara Bostancı İskelesi’nin karşısındaki nezih bir ortamda sunuyor. Restoranın en önemli özelliği balıkları, otları ve bütün diğer malzemeleri Cunda’dan ve Ege’nin çeşitli yerlerinden getirtiyor olması. Ege’ye ait çok değişik lezzetleri tatma olanağı sunan restoran 2003 yılında kurulmuş.

OCAK - ŞUBAT 2010


OCAK - ŞUBAT 2010

Merzane’nin tarifi

Malzeme (2 kişilik)  1/2 boy bostan patlıcan, 1 bacak ahtapot, 50 gram karides, 50 gram fener balığı, 1/2 domates, 1 adet biber, 50 gram kaşar peyniri, 1 tatlı kaşığı salça, 2 tatlı kaşığı zeytinyağı, 1/2 çay bardağı süt, kanyak. Hazırlanışı: Patlıcanın içini boşaltın. Kabuklarından ayırdığınız patlıcan içlerini küçük parçalara ayırarak bir tavaya alın. Patlıcanları, ahtapot, karides, fener balığı, domates, biber ve salça ile birlikte sote edin. Şişenin kapağıyla yarım kapak kanyak ekleyin. Karışımı içini boşalttığınız patlıcana doldurun. Üzerine kaşar rendeleyip 180 derecelik fırında 20 dakika pişirin. lezzetleri tatmanız mümkün. Pazı yaprağına sarılmış balık, patlıcan üzerine harmanlanmış taze lor ile hazırlanan Rum böreği, karidesli mantar ızgara, karidesli ya da ahtapotlu krep, kalamar yahnisi, kalamar dolması, uskumru turşusu, iç bakla salatası... Kalamarın, sirkeli, kaşarlı, ızgara, yahni, kağıtta ve tavası... Ahtapotun, tereyağlı-kekikli, salata, güveç, yahni, ızgara, dolma, tereyağlı sotesi...

OTLAR DİRİ VE LEZZETLİ

Hüseyin Erdoğmuş, Ege ve Akdeniz’de ot toplama ordusu kurduğunu anlatıyor. Kabak çiçeği dolmasının kabakları bahçeden yeni koparılmış gibi. Ege’deki en iyi örnekleriyle boy ölçüşecek güzellikte. ‘İstifno’ adlı ot ilk deneyenlere farklı bir lezzet su-

nuyor. Diri ve çok lezzetli. Bir de Cunda’nın közlenmiş ve önünüze gevşememiş bir şekilde gelen patlıcan salatası… Restorandaki otlar arasında, ısırgan otu, cibes, radika, istifna, turp otu, zoha, şevketi bostan, deniz börülcesi en çok tercih edilenler arasında yer alıyor. Papules salatası, labada salatası, kuzu kulağı, asfaraja (sarımsak filizi), kazayağı, enginar salatası ve kabak çiçeği dolması da Cunda Restoran’ın spesiyalitesini oluşturuyor. Ara sıcaklarda da iddialı olan Cunda’da merzane, ızgara kalamar yumurtası, kekikli tereyağlı ahtapot, kağıtta mezgit, fener kavurma, patlıcanlı Rum böreğinin lezzetine de doyum olmuyor. Rakı özel olarak Tekirdağ Çorlu'dan alınıyor. Kavaklıdere ve İtalyan şarapları satılıyor. Rum müzikleri çalınıyor. Haftanın her günü 12.00-24.00 saatleri arasında açık ve mutlaka rezervasyon gerekiyor. Cunda 27 kişilik personeliyle 130 kişiye hizmet veriyor. Restoranda kişi başı fiyat 60 TL’yi buluyor. Rezervasyon için Tel: (0216) 380 59 89

LEZZET - MEKAN

Kurucusu Hüseyin Erdoğmuş, Ayvalık doğumlu. Erdoğmuş’un babası Mısır’dan, annesi ise Girit’ten göç etmiş. İlk restoran deneyimini 1990’da Cunda’da yaşamış. Annesinin Giritli olması nedeniyle bu mutfağı çok iyi bildiğini anlatıyor ve“Girit mutfağı üzerine neredeyse ihtisas yaptım. Ot ve balık Girit mutfağının vazgeçilmezleri” diyor. Cunda’ya gelen balık müdavimleri ve ünlülerin isteğiyle bu lezzetleri İstanbul’a taşımaya karar vermiş Erdoğmuş. Mekan ararken Bostancı’da karar kılmış. İstanbul’a ilk adım attığında balık restoranlarının halkın gözünü korkuttuğunu görmüş. Restoranının lüks mekanlarda yer almaması gerektiğine karar veren Erdoğmuş, müşteri memnuniyeti ve kaliteden ödün vermeden Bostancı’yı seçmiş. Cunda Restaurant’ın nezih ortamında, bahçede ya da iç kısımda balıkların ve mezelerin tadına bakabiliyorsunuz. Tabii ki güzel de bir rakının eşliğinde… Restorandaki zeytin, zeytinyağı, peynir ve otların hepsi Ayvalık’tan geliyor. 60 çeşit zeytinyağlı meze, deniz ürünü, bir o kadar da ara sıcak Cunda’nın mutfağında yer alıyor. Otlar ve deniz ürünleri öne çıkan lezzetler arasında. Hüseyin Erdoğmuş, anlaştıkları 25 kayığın İstanbul’da olmayan Ege balıklarını kendileri için tuttuğunu söylüyor. Barbun, çupra, levrek, sargos, karagöz, mırmır, sinarit, mercan, dil, pisi, mezgit ve Cunda’nın simgesi papalina… Papalina, görüntü olarak hamsiyi, lezzet olarak sardalyeyi andırıyor. Ege balıklarının en iddialısı ise barbun olarak görülüyor. Cunda’da çok değişik daha önce hiç duymadığınız, denemediğiniz

İSMMMO YAŞAM  47


GEZİ-DÜNYA

Tanrılar ve tanrıçaların nehri: Nil

Nazlı ve durgun akan Nil, vadisi boyunca pek çok tanrı ve tanrıça için yapılan tapınağa ev sahipliği yapıyor. Bölge için yaşam anahtarı olan nehir üzerinde, dört-beş katlı gemilerle turlar düzenleniyor. Bu turlarda, Aswan, Edfu, Luksor gibi turistik şehirleri görebilir; tapınakları ziyaret edebilirsiniz.

48  İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR

Tapınakları, tanrıları, tanrıçaları, piramitleri, firavunları, sfenksleri, yazıtları, mumyaları, Nil Nehri’yle, çoğu gezginin ve tatilcinin hayallerini süsleyen gizemli bir ülke, Mısır. Gizemler ülkesinin en ilgi çeken turistik bölgesi de Nil Nehri boyunca uzanıyor. Beş gün sürecek Nil turumuza, Güney Nil kıyısındaki turizm şehri Aswan’da başlıyoruz. Dışarıdan apartmanı andıran otel gemimize alelacele yerleşiyoruz. İlk durağımız Nil üzerinden kayıklarla gidilebilen Nubia Köyü oluyor. Eski Mısır’dan kalan etnik kökenlerden olan Nubiayalılar, yüzyıllar öncesindeki gibi mütevazı bir yaşam sürüyor. Tek katlı, rengarenk, yerlerde döşeme yerine kumun serili olduğu evlerini, yine onların mihmandarlığında geziyoruz. Nubiayalıların evlerinden ayrıldıktan sonra Aswan’da mutlaka görülmesi gereken bir baş-

ka yere yönümüzü çeviriyoruz. Kayıklara biniyoruz ve kürekleri Philea Tapınağı’na varmak için çekiyoruz. Bu tapınak, tanrıça Isis’e tahsis edilmiş. Baraj nedeniyle orijinal yerinden başka bir alana taşınan tapınak, görkemiyle bizleri etkiliyor. Isis’e adanan tapınak, bin bir emekle yapımı onlarca yıl süren sütunları, hiyeroglif yazılı duvarları ve duvarlarındaki tasvirleriyle ziyaretçileri kendisine hayran bırakıyor.

ETKİLEYİCİ TAPINAKLAR

Philea Tapınağı’ndan sonra gezimizin ikinci gününde yine bir tapınak daha görmeye hazırlanıyoruz. Otel gemimizin yeni durağı, Edfu… Gemi karaya usulca yanaşırken, kamaradan seyre daldığım Nil’in etkisinden sıyrılarak aşağıya inmek için hazırlanıyorum. Limanın hemen yanındaki faytonlara, yerli satıcıların ısrarlı satış çabaları arasında koşar adım biniyoruz. Edfu Tapınağı’nı

OCAK - ŞUBAT 2010


görmek için sabırsızlanırken, çevredeki koşuşturmanın içine çekiliyoruz. Eski devirlerdeki gibi sarıkla ve yerel giysileri ‘gelebiye’ ile dolaşan Mısırlıları meraklı gözlerle inceliyorum. Okula gitmek için acele eden başı örtülü ve fesli çocuklar, cadde boyunca sıralanan dükkanlarında müşteri bekleyen esnaf, boyasız yollar, tek tük geçen eski tarz otomobillerin kaldırdığı toz… Şehir eski devirlerde yaşadığım hissine kapılmama neden oluyor. On dakika süren yolculuğun ardından uzaktan bile büyük sütunları ve ihtişamıyla etkileyici bir görüntüsü olan Edfu Tapınağı’na varıyoruz. Uzun yıllar toprağın altında kaldığı için hiç bozulmadan günümüze gelen en sağlam tapınak, Edfu. Turist kalabalığı içinde hiyeroglif yazılarını incelerken bir yandan da rehberin anlattıklarını dinliyoruz: “Tanrı Horus Tapınağı, önce Thutmois III’ün mimar rahip Imhotep’e yaptırmış olduğu tapınağın yerine Ptolemy II tarafından M.Ö. 327’de yaptırılmış. Mısır’daki en iyi korunmuş tapınak.” Devasa görünümü, duvarlarındaki resimli yazıları, tasvirleriyle, sütun başları ve heykelleriyle kendine hayran bırakıyor bizi. Nil ölçer denilen nehrin seviyesini ölçen kısmını da geziyoruz. Yüzyıllar önce bu coğrafyada, o günün teknolojik imkanlarında bu kadar büyük bir yapının nasıl yapılabildiğini düşünmeden edemiyorum. Bir kez daha eski Mısırlılara hayranlık duyuyorum. Duvarlarındaki resimler, resim yazı hiyeroglifleri uzun süre inceliyoruz. Yüzlerce metrelik duvarların baştan aşağı o devri ve tanrıyı anlatan hikayeleri bizi geçmişe götürüyor. İki saat süren gezinin ardından yüzen otelimize geri dönüyoruz. Hemen hareket eden dört katlı geminin güvertesinde Nil’in sonsuzluğunu seyrederek yol alıyoruz. Çevredeki hurma, muz ağaçlarıyla Nil’in her iki yanındaki yerleşimleri bir bir geçiyoruz. Gemiden Nil’in bölge için ne kadar önemli olduğunu birebir tanık oluyoruz. Boylu boyunca durağan bir şekilde akıp giden nehrin her iki yandaki vadisi boyunca coğrafyada yaşam akıp gidiyor. Nehir boyunca uzanan vadinin biraz ilerisi, kumdan oluşan

OCAK - ŞUBAT 2010

Tutankamun

Hiyeroglif örnekleri

Philea Tapınağı

GEZİ-DÜNYA

YAŞAM ANAHTARI

Tanrı Horus

İSMMMO YAŞAM  49


GEZİ-DÜNYA

BUNLARA DİKKAT!

 Yapışkan satıcılara dikkat edin. Alışverişte ne fiyat söylerlerse söylesinler, hemen pazarlığa başlayın. 100 dolarlık fiyatı, 3 dolara kadar düşürmeniz olası.  Dışarıdan gıda tüketmeyin. Rehberin tavsiye ettiği restoranlarda ya da otelinizde yemeğinizi yiyin.  Trafikte dikkatli olun. Çok fazla kural olmadığı için otomobillere ve faytonlara dikkat edin.  Fotoğraf çektirdiğiniz ya da yol sorduğunuz biri sizden mutlaka bahşiş ister, şaşırmayın.  Turistik yerler ve tapınaklardaki bekçiler fotoğraf çekerken size yardımcı olmak ya da pozunuzda yer almak isterse sizden ‘bahşiş’ adı altında para talep edecektir.  Mısır’a giden bekar kadınların erkek satıcılarla konuşurken dikkatli olmaları gerekiyor. Özellikle sarışın olanlar pek çok erkekten ‘evlilik teklifi’ alabilir.  Kullanılan para birimi Mısır Pound’u ancak, dolar ve euro her yerde kabul ediliyor. Satıcıların para birimlerini doğru çevirdiğini kontrol edin.  Türk olduğunuzu söylediğinizde ‘Yavaş yavaş, Hasan Şaş’ lafına hazırlıklı olun.

50  İSMMMO YAŞAM

çölden ibaret. Nil, tarihler boyunca bölgeye yatağı boyunca yaşam taşımış ve taşımaya devam ediyor. Tarım, hayvancılık, su ihtiyacı bu nehrin sayesinde sağlanıyor. Nil’in neden verimlilikle özdeşleştirildiğini ve tapınaklarda da Nil’e devamlı atıfta bulunan resimler yapıldığını daha iyi anlıyoruz. Zaten çoğu tapınakta Nil, ‘yaşam anahtarı’ olarak tasvir edilmiş. Güneşin batışında ise Nil nazlı akışıyla bir başka görünüyor. Gece ışıklandırılmış Kom Ombo Tapınağı, bir sonraki durağımız oluyor. Eskiden tıp fakültesi olarak işlev görmüş olan tapınağın duvarlarındaki rölyeflerdeki tıp aletlerinin bugünkülerle aynı olması bizi şaşırtıyor. Duvarları tıpla ilgili çizimlerle dolu olan tapınak iki tapınaktan oluşuyor. Türkçe konuşan Mısırlı rehberimiz, tapınağın yarısının iyilik tanrısı Horus’a, diğer yarısının da kötülük tanrısı timsah kafalı Sobek’e (Seth) adandığını anlatıyor. Timsah, Nil kıyılarında en çok korkulan hayvan olduğu için her yıl bir tane timsal seçilip krallar gibi hizmet görürmüş.

LUKSOR TAPINAĞI

Etkileyici tapınak ziyaretinden sonra otelimize dönünce Luksor yolculuğu için gemi hareket ediyor. Modern bir şehir olan Luksor, Nil üzerindeki yolculukların başlangıç ya da bitiş noktası. En önemli tapınağı olan Karnak’ı akşamları açık olmadığı için geze-

OCAK - ŞUBAT 2010


MISIR’I NİL BESLİYOR

Mısır’da hijyen konusunda biraz sorun olduğu için çok fazla dışarıda yemek yenilmemesi öneriliyor. Mısır mutfağının temel malzemeleri Akdeniz’den, Kızıldeniz’den ve Nil’den yakalanan balık çeşitleri, pirinç, mısır ve Nil Vadisi’nde yetişen sebzeler… Ayrıca Nil Deltası’nda beslenen koyun ve keçilerin etleri de Mısır mutfağında kendine yer buluyor. Mısır mutfağı; İran, Arap, Osmanlı, Fransız ve İtalyan mutfakları gibi değişik mutfak kültürlerinden etkilenmiş. Mısırlılar tüm baklagilleri kullanarak çok çeşitli ve zengin çorbalar yapıyorlar. Sıcak ülke olduğu için sebze ve meyve ağırlıklı tüketiliyor. Mısırlılar tatlıyı da çok seviyor. En çok bilineni Ommu Ali tatlısı.

miyoruz. En az onun kadar etkileyici olan Luksor Tapınağı’ndayız. Kral Amenhotep III’ün büyük bölümünü, II Ramses’in de süslemelerini yaptırdığı tapınak, akşam ışıklandırmasında muhteşem ve etkileyici. Ramses’in tapınakta ikisi ayakta, dördü oturan toplam altı heykeli var. Tapınağın bir cephesi boydan boya Ramses’in zaferlerine ait tasvir ve yazılarla süslenmiş. Lotus başlıklı sütunları, dikkat çekici. Avlu girişinin sağında, orta krallıktan kalma, küçük Teb üçlüsü tapınağı ile sol yanda ve yukarıda 13’üncü yüzyılda yaptırılan Abu al-Haggag Camisi bulunuyor. Avludan sonra koridor halinde uzanan 52 metre yüksekliğinde 14 dev sütun bizi heybetiyle şaşırtıyor. İki saat boyunca doyasıya gezdiğimiz tapınaktan çıkınca kendimizi şehrin çarşısında buluyoruz. Israrlı satıcılar, tiyatroya dönüşen pazarlıklar, çarşıya başka bir hareketlilik katıyor. Bu çarşıya gelip de eli boş dönen yok. Biz de birçok hediyelik eşya alıyoruz. Alışverişimizi de yapıp, diğer şehirlere göre daha modern ve temiz olan Luksor’u gezdikten sonra otelimize dönüyoruz. Kalan enerjimizi ertesi gün gezeceğimiz Krallar Vadisi’ne saklıyoruz.

KRALLAR VADİSİ

OCAK - ŞUBAT 2010

GEZİ-DÜNYA

Krallar Vadisi, piramitler kadar olmasa da Mısır’ın en ilgi çekici bölgelerinden. Yeni Krallık zamanında açıkta yaptıkları piramitlerden, tüm hazinelerinin çalındığını gören firavunlar, mezarlarını saklamak için bu vadiyi seçmişler. Vadide içleri birbirinden ilginç ve görülmeye değer 62 mezar var. Bunlardan en eskisi, Kral I.Tutmos’a ait. Ölümden sonra yaşama inanan Mısır krallarının gömüldüğü mezarların çoğu mezar hırsızları tarafından soyulmuş. Sadece Tutankhamon’un mezarındaki eşyalar tam olarak bulunmuş. Onlar da Kahire’deki Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Etkileyici süslemeleri bulunan mezarlardan birkaçını geziyoruz ve geri dönüş için yola koyuluyoruz. Nil turuyla adeta eski Mısır’ı yeniden yaşarken, geçmişteki yaşam ve o dönemdeki teknolojiyle ilgili karmaşık düşünceler içinde havaalanına doğru geri dönüş yolculuğuna çıkıyoruz.

İSMMMO YAŞAM  51


Boztepe

Bu şehrin simgesi O2… Doğu Karadeniz’de oksijeni en bol illerden olan Ordu, tarihi ve doğal güzellikler açısından da oldukça zengin. Dünyanın bildiği ama bizlerin bilmediği Yason Burnu Yarımadası, Arganotlar Efsanesi’ni yeniden yaşamak isteyen meraklılarını bekliyor.

Oksijeni de bol güzellikleri de GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR

Eskiden Ordu’nun uzak köylerinden birinde iki genç yaşarmış. Sürmeli gözlü, sırma saçlı güzeller güzeli genç kızın adı Hacer’miş. Köyün en yakışıklısı, şöyle bir bakışıyla genç kızları mezara dek peşinden sürükleyen Mehmet’miş. Mehmet’in gönlü Hacer’e düşmüş. Gençler zaman zaman zerdali ağacının dibinde buluşurlarmış. Göz göze, diz dize olduğu zamanlarda geçen saatlerin farkına varmazlarmış. Ancak bu güzel beraberliğe kem gözler değmiş. Haset dolu köyün kızları, Hacer kızın aleyhine inanılmaz dedikodular üretmiş. Dedikodulardan nihayet Mehmet köyde duramaz olmuş ve sevdiğini ve köyünü terk etmek zorunda kalmış. Mehmet köyden giderken geride gözleri yaşlı bir yar, dertli, yerinden kalkamayan yatalak bir ana bırakmış. Büyük bir acı içinde kalan, yüreği yanık Hacer kız, her gün evinin yakınından akan dere kenarına gider, yıkadığı kar gibi beyaz çamaşırları çitlere asarken bir türküyle bütün köyü inletirmiş.

52  İSMMMO YAŞAM

Ordu'nun dereleri Aksa yukarı aksa Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksa Sürmelim aman

Oy Mehmet'im Mehmet'im Sana küstüm demedim Seni bana geçmişler Vallahi ben demedim Sürmelim aman Hacer kızın türküsü asırlardır söyleniyor… Samsun’dan Ordu’ya giderken otobüste, Zara’nın söylediği bu türküyü dinliyorum. Ordu’da yukarı akan dere olmadığını bilsem de, bu şehirle ilgili bilmediğim çok şey var. İlk kez Ordu’nun bol oksijenli havasını soluyacağım. İstanbul’dan Ordu’ya direkt uçuş yok. Bu yüzden de Samsun üzerinden Ordu’ya ulaş-

OCAK - ŞUBAT 2010


Paşa Konağı tım. Samsun-Ordu arası 150 kilometre civarında… Bu yüzden de türkü dinleyecek ve çevreyi seyredecek zamanım bol. Aylardan Mayıs… Karadeniz yeşille kucaklaşmış... Güneş bugün öylesine cömert ki, yollarda olmayı seven ben, bu 1.5 saatlik yolculuktan da büyük keyif alıyorum. Ordu’da şehir merkezini gösteren tabelayı görünce içim içime sığmaz oluyor. Ne de olsa bu şehri ilk kez keşfedeceğim.

YEŞİL TAÇ, BOZTEPE

Ordu merkezdeki mütevazı otele valizlerimi bırakıp, kendimi şehre atıyorum. Hem karnımı doyurmak, hem de şöyle doyumsuz bir şehir manzarasına dalmak için önce Boztepe’ye çıkacağım. Çıkacağım dediğime bakmayın; otelden 7 kilometre uzaklıktaki Boztepe’ye taksi ile bir solukta ulaşıyorum. Denizden tam 450 metre yükseklikteki bu tepeden şehrin güzelliğini seyrediyorum. Denize ve şehre kuşbakışı bakmak güzel ama ‘Ordu bu kadar betonlaşmalı mıydı?’ diye kendime sormadan edemiyorum. Aslında şehirden Boztepe’ye bakmak daha güzel. Betonlaşan şehrin tepesinde Boztepe, ‘yeşil bir taç’ olarak duruyor. Umarım betonlaşma Boztepe’ye ulaşmaz ve burası hep yeşil kalır… Bunları düşünürken, bir taraftan da gecikmiş öğle yemeğimi yiyorum. Sonrasında da demli bir çay, bütün yol yorgunluğumu alıyor. Ancak bu çay keyfini biraz daha uzatırsam Paşa Konağı olarak da bilinen Etnografya Müzesi’ne yetişemeyeceğim. Zaten Boztepe Yolu üzerinde olan Selimiye Mahallesi’ndeki müzeye ulaşmam kolay oluyor. Burada da şehrin tarihinin izini sürüyorum.

PAŞA KONAĞI’NDA TARİH

OCAK - ŞUBAT 2010

GEZİ-TÜRKİYE

Müzenin içine girmeden zaten binasına hayran kalıyorum. Paşa Konağı’nın taş işçiliği gerçekten hayranlık verici. 19’uncu yüzyıl sivil mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Paşa Konağı, 1896’da Paşaoğlu Hüseyin Efendi tarafından yapılmış. Üç katlı konak, 1982 yılında kamulaştırılmış. 5 yıl sonra da Kültür ve Turizm Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından “Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi" olarak hizmete açılmış. Kapısından içeri girer girmez, Ordu’nun tarihinin izlerini taşıyan eserleri görebilirsiniz. Ben size burada eserleri değil ama en iyisi bunların fısıldadığı Ordu tarihini anlatayım. Ordu’nun tarihinin M.Ö. 4’üncü yüzyıla kadar gittiği belirtiliyor. Şehirdeki ilk yerleşim yeri, Kirazlimanı Mezarlığı’nın yanındaki Bozukkale (Kotyora) olarak biliniyor. Ancak şu anda burada bir kalıntı olmadığını da belirtelim. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki birçok il gibi Ordu da sırasıyla, Kimmerler, Miletliler, Persler ve Makedonyalı İskender’in hakimiyetine girmiş. Şehre tam 3.5 asır boyunca Pontus Devleti hakim olmuş. Pontus’ların ardından Roma İmparatorluğu hüküm sürmüş bu topraklarda. Ordu, Türkler tarafından 14’üncü yüzyılın sonlarında fethedilmiş. Selçuklu Türkleri olan Danişmentler ve Hacı Emiroğulları, Ordu’ya izlerini vurmuşlar. Osmanlı, Ordu’yu 15’inci yüzyılın ikinci yarısında ele geçirmiş. Yaklaşık dört asırdır Türkler’e vatanlık yapan Ordu’nun adı da öz Türkçe bir isim. Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig” adlı ünlü eserinde “ordu”

İSMMMO YAŞAM  53


Yason Burnu Yarımadası

kelimesinin manası; şehir, saray, başşehir, sahil şehri anlamına geliyor. Bugünkü Ordu’nun 250 yıllık geçmişi var. Şehir ilk olarak Güzelyalı mevkiinde kurulmuş. 1883’de büyük bir yangın ile büyük zarar görmüş şehir. 120 yıl önce yeniden şehrin planı çizilmiş.

DÜNYANIN BİLDİĞİ YER

GEZİ-TÜRKİYE

YASON BURNU EFSANESİ!

Yunanistan-Teselya’da, İolkos kralı Aison, iktidar yükünden bıkıp, devlet yönetimini oğlu İason erişkinliğe yetişinceye kadar, kardeşi Pelias’a bırakır. Derken oğul İason; erişkinliğe erişir ve tahtta hak iddia etmeye başlar. Amca kral Pelias, İason’u, şehirden uzaklaştırmak için bir hileye başvurur. İason’a, kral olmadan önce, uzaklardaki Kolkhis ülkesinden, ailesine ait olan efsanevi altın postu alıp getirmesini söyler. İason, bu yolculuğa çıkmayı kabul eder. Argo adını verdiği sağlam bir gemi yaptırır. 55 kürekli bir gemiye; Theseus, Herakles ve Orpheus gibi kahramanların ve yarı tanrıların bulunduğu mürettebat toplanır. Gemi bilinmeyen sularda, tehlikeli bir yolculuktan sonra, Kolkhis (bugünkü Gürcistan) ülkesine varır. Burada, kral Aietes, İason’un bir dizi kahramanlık sınavından geçerse, altın postu alabileceğini söyler. İason’un yardımına kralın kızı Medea koşar. Medea, hypnos’la (uyku) işbirliği yapıp, postu koruyan ejderhayı uyutur. İason’a bir mızrak vererek, onun ejderhayı öldürmesine, sonra da babasının vermediği altın postu çalmasına yardım eder. Altın postu yanlarına alan İason, Medea ve erkek kardeşi Absyrtos, Argo gemisine binip kaçarlar. İason, memleketine varır; Pelias tahtını İason’a bırakmaya razı olmaz. Bunun üzerine, Medea, kralın kızlarını bir gösteride kandırır. Yaşlı bir koçu parçalayıp, kazanda, tılsımlı otlarla kaynatarak içinden canlı bir kuzu çıkarır. Kralın kızları, yaşlı babalarının da bu kuzu gibi gençleşeceğini düşünerek, kralı öldürürler, parçalarını kazanda bir güzel kaynatırlar. Böylece, İason krallık tahtına oturur. Medea ile evlenir ve çocukları olur.

54  İSMMMO YAŞAM

Ordu’daki ilk günümde tarihin izlerini sürdükten sonra, ikinci günümde ‘bütün dünyanın bildiği ama bizim bilmediğimiz’ bir yere gideceğim. Perşembe ilçesi sınırları içindeki Çaytepe mevkiinde bulunan Yason Burnu Yarımadası aslında; Arganotlar Efsanesi’nin geçtiği yer olarak biliniyor. Bu yüzden Yason Burnu’nu dünyanın bildiğini söylüyorum. Yason Burnu’nda Panaya Kilisesi’nın yıkıntıları var. Rumlar tarafından 1869’da yapılan kilise restore edilmiş. Bu kiliseyi gezdikten sonra burna doğru yürüyüş yapıp, Karadeniz’in bol oksijenini soluyorum. İason ve Medea’nın, mola vermek için burada karaya çıktığını hatırlayarak, antik çağlara, kısa bir yolculuk yapıyorum. Evet, burası, antik dönemde, Argonot Efsanesi’nin yaşandığı yer olarak kabul ediliyor. Efsanenin yeniden diriltilmesi için harekete de geçilmiş. Efsanenin yaşandığı dönemde, altın postu bulmak için deniz yoluyla Kafkasya’ya giden Argonotlar’ı taşıyan geminin, 16 metrelik minyatürünün kilise bahçesine monte edilmesi ve bu şekilde tarihin canlandırılması planlanıyor.

KARADENİZ’İN İLK TERSANESİ

Yason Burnu Yarımadası, küçük ama güzel bir doğal görünüme sahip… 2008’de 90 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği bu bölge, su sporları ve dalgıçlık için ideal bir yer olduğu için turist çekiyor. Yarımadanın, hemen 300 metre batısındaki, “Yalancı Yason Burnu” olarak geçen Sülü Burnu var. Çok güzel ve oya gibi işlenmiş kıyıya sahip. Antik çağlara ait balık kayalara oyulmuş balık havuzlarını burada görebilirsiniz. Düşünün 4 bin yıllık taşlar yontularak yapılmış balık havuzları yapılmış. Bu havuzlardan, Roma’ya balık gittiğine dair ciddi belgeler de bulunmuş. Yarımadanın kıyıları, tamamen deniz kabukları ile adeta süslenmiş. Yason’da, Karadeniz’in ilk tersanesi yapılmış. Ordu Valiliği tarafından, 2004 yılında, su altında yapılan araştırmalarda, bu tersaneye ait olduğu iddia edilen, 27 ayak bulunmuş. Bu şirin yarımadada, 320 gün, güneşin doğuş ve batışını seyretmek mümkün. Havanın çok açık olduğunda buradan Ünye’nin görülebildiği de söyleniyor. Bu bölge aynı zamanda Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nde nefes alabilecek, oksijeni bol yeri olarak da belirtiliyor. Ordu’daki üçüncü günümde ise Ünye’ye gideceğim. Akşamdan nereleri gezeceğimi planlıyorum. Sabahleyin oksijen sarhoşu olduğum Ordu’da erkenden yataktan kalkıyorum. Ünye’ye giderken, Ünye - Niksar Karayolu’nun 7’inci kilometresinde yolun solunda kalan, bir tepenin üzerinde kurulu bir kale dikkatimi çekiyor. Burası Ünye Kalesi… Adeta bir kartal yuvası gibi tepeye kurulan bu kale, Ünye ilçe merkezine 5 kilometre mesafede bulunuyor. Tam; 2 bin 500 yıllık bir kale olduğu söyleniyor. Kaleye uzaktan bakmakla yetinip, asıl hedefim-

OCAK - ŞUBAT 2010


Lisanslı depoculuk geliştirilmeli

Ordu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, Karadeniz Bölgesi’nde Samsun ve Trabzon’dan sonra üye sayısı açısından üçüncü büyük oda. 4 Mayıs 1990’da kurulan Ordu SMM Odası’nın 342 üyesi var. Bunların 210’u çalışan üye… Ordu SMMM Odası Başkanı Ertuğrul Yüksel, 1998’den beri odanın başkanlığını yürütüyor. Ordu’da sanayinin fazla gelişmediğini vurgulayan Başkan Yüksel, “Özel sektöre ait Çamsan ve Sagra gibi sanayi tesislerimiz var. İlimize devletin hiçbir yatırımı yok. Sanayi gelişmediği için meslek mensuplarımız da yeterince çalışacak alan bulamıyor” diyor. Ordu’nun ulaşım sıkıntısı olduğunun altını çizen Yüksel, Ordu ve Giresun’un ORGİ adıyla ortak bir havaalanı projesi olduğunu anlatıyor, ancak bu konuda hızlı yol alınamadığından yakınıyor. Söz fındığa gelince Başkan Yüksel’in yarasına parmak basıyoruz: “Son yıllarda kivi ve bal da üretmeye başladık ama fındık Ordu

için olmazsa olmaz. Fındık iyiyse, ekonomi bizde iyi olur. Ordu’nun nüfusu 900 bindi. Son nüfus sayımında 736 bine indi. İlimiz göç veriyor. Bilindiği üzere, fındık fiyatı artık serbest piyasa koşullarına bırakıldı. Bir anlamda üretici, tüccarın eline bırakıldı. Köylüler zor durumda. Fındık Türkiye’ye Ordu ve Giresun’dan yayılmıştır. Şimdi 30 ilde fındık ekimi yapılıyor. Ordu ve Giresun, engebeli bir araziye sahip. Bizim fındık dikmekten başka şansımız yok. Fındık üreticisinin serbest piyasa koşullarında zarar görmemesi için lisanslı depoculuğun geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda da devlet öncü olmalı.” Ordu Üniversitesi 3 yıl önce kuruldu. 9 bin 500 öğrencisi var. Başkan Ertuğrul Yüksel, tıp fakültesinin acilen açılmasını beklediklerini söylüyor. Turizm adına da ümitli olduklarını söyleyen Yüksel, “Turizm Bakanlığı’ndan gelen bir valimiz var. Yayla turizmini önemsiyoruz. Butik otellerin açılmasını istiyoruz” diye konuşuyor.

deki yere doğru yola çıkıyorum. Hedefimde Ulugöl var. Gölköy ilçe merkezine 17 kilometre mesafede bulunan bu göl, bir krater gölü… 250 metre çapındaki gölde yaban örneği avı yapılıyormuş. Çevresi ormanlarla kaplı göl kenarında kamp yapanlara özeniyorum. Keşke bol zamanım olsa da buraya doyabilsem diye düşünüyorum.

uzaklıkta. Rakımı, 1.850 metre. Ülkemizdeki en geniş yayla alanlarından biri olan Çambaşı’ndaki yayla evleri şimdilik boş görünse de buranın havalar biraz daha ısınınca şenleneceğini biliyorum. Çambaşı’nda modern oteller ve restoranlar da var. Aslında burası 2 bin yıllık geçmişi olan bir kasabaymış. İlk bakışta bu yayla çıplak bir plato olarak görülebilir ama tam 72 obası bulunan yaylayı gezmeye biraz zaman ayırırsanız tabiat harikalarını da görebilirsiniz. Ben Çambaşı Yaylası’nda gözlerimin yanında mideme de ziyafet çekmeye niyetliyim. Bu yüzden bir restorana girip, pirzola yiyorum. Yaylanın havasından mı suyundan mı yediğim et, müthiş lezzetli… Bir daha ne zaman Çambaşı’na gelirim bilmiyorum ama defterime 15-16 Temmuz’da Çambaşı’nda Yayla Şenlikleri olduğunu da kaydediyorum. Ordu’nun Menderes Nehri ile meşhur bir yaylası daha var. Ordulular, Aybastı Perşembe Yaylası’nı da yerli ve yabancı turistlerin görmesini tavsiye ediyor. Aslında Ordu’da gezilecek çok yer var ama benim 3 günlük geziye sığdırabildiklerim bunlar… İstanbul’a dönerken gördüğüm yerlerin mutluluğunu, göremediklerimin hüznünü içimde duyuyorum.

OY YAYLALAR, YAYLALAR

Ulugöl’den sonra yönümü, bir başka oksijen merkezine yönümü çeviriyorum. Çambaşı Yaylası’nı görmeden Ordu’dan dönmek olmaz. Türkiye’nin en ünlü yaylalarından olan Çambaşı, ilk merkezine 61 kilometre

OCAK - ŞUBAT 2010

Ulugöl

İSMMMO YAŞAM  55


KÜLTÜR-SANAT

İstanbul kültüre doyacak

İstanbul, nihayet büyük bir hasretle beklediği 'Avrupa Kültür Başkenti' sıfatına 16 Ocak 2010’da resmen kavuştu. Işıklar içinde ve göz kamaştırıcı etkinliklerle İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olduğunu İstanbullulara ve tüm dünyaya ilan etti. Resmi açılışın mekanı Haliç Kongre Merkezi’ydi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törenlerde; üst düzey diplomatlar, siyaset, iş ve kültür-sanat dünyasının önde gelen isimlerinden oluşan 5 bin kişilik bir davetli bir araya geldi. Törende Yekta Kara'nın tasarladığı İstanbul Büyüsü adlı özel performans sahnelendi. 65 dakikalık, sanatın farklı dallarından 303 sanatçının sahnede yer alacağı gösteri; müzik, dans, şiir, İstanbul'a özgü ses ve görüntülerle, İstanbul'un sahip olduğu çok katmanlı kültürel mirasının çeşitliliğini anlatıyor. Gösteri sonrası Haliç Kongre Merkezi'nin önündeki iskelede, özel ışık ve havai fişek gösterisi başlatıldı. Haliç'teki törenlere eş zamanlı başlayan Taksim, Kadıköy, Pendik, Sultanahmet, Beylikdüzü ve Bağcılar meydanlarındaki etkinliklerde İstanbullular soğuk havaya rağmen, şehrin ‘kültür başkenti’ olmasını kutladı. Meydanlarda DJ performansı, dans ve müzik gösterileri ve konserler gerçekleştirildi. Ayrıca Haliç'teki gösteriler de kentin diğer meydanlarına kurulan dev ekranlardan da izlenebildi. Bilindiği üzere, İstanbul; Almanya'nın Essen ve Macaristan'ın Pech şehirleriyle birlikte Avrupa Kültür Başkent'i unvanını 2010 yılı boyunca taşıyacak. 2010 yılı boyunca İstanbul, 180’in üzerinde kültürel aktiviteye ev sahipliği yapacak. Biz de İSMMMO Yaşam olarak İstanbul’un etkinlik takviminden satırbaşlarını her sayımızda sizlere ulaştıracağız. İşte İstanbul’un Şubat, Mart ve Nisan ayında bazı kültür ve sanat etkinlikleri…

56  İSMMMO YAŞAM

ŞUBAT

 7 Bölge'den 7 Tepe'ye dans gösterileri şubat ayında başlıyor.  Taşınabilir sanat sergileri Kartal ve Büyükçekmece'yi ziyaret edecek.  Çağdaş Sanat Belleği isimli proje Kadırga Sanat Üretim Merkezi'nde gerçekleştiriyor.  Tophane-i Amire'de, Antoni Muntades’in İstanbul'da Yaşıyor ve Çalışıyor isimli sergisine ev sahipliği yapıyor.  Kremlin Sarayı Hazineleri, şubat ayı boyunca Topkapı Sarayı'nda sergilenecek.

MART

 Asurlular İstanbul'da sergisi, 1 Mart'tan itibaren İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde gerçekleştirilecek.  Dünya Kukla Günü kutlamaları, 21 Mart'ta, Profilo Kültür Merkezi'nde sanat severlerle ve çocuklarla buluşacak.  Çılgın Sanat tiyatro ve dans etkinlikleri, 26 - 31 Mart tarihleri arasında Kocamustafapaşa'da…

NİSAN

 Balkanist - Balkan Müzik Festivali nisan ayında başlıyor. İstanpoli kapsamındaki Michael Laub projesinin prömiyeri 28 Nisan'da Garajistanbul'da yapılacak.  Münir Nurettin Selçuk'un müziğine adanmış Müniristanbul projesi konseri 27 Nisan'da CRR'de gerçekleştirilecek.  Türk müziğinin önemli temsilcilerinden Ali Ufki'nin 400. doğum gününe adanan Sacred Bridges başlıklı konser Aya İrini'de yapılacak.  27-28-29 Nisan'da İş Sanat'ta Sevgiyle El Ele Sanat Festivali var.  Avrupa Edebiyatı Türkiye'de projesinin Türkiye Edebiyatı Avrupa'da projesinin galası 16 Nisan'da Aya İrini'de yapılacak.

OCAK - ŞUBAT 2010


Figaro’nun Düğünü geri dönüyor

OCAK - ŞUBAT 2010

İKİ SANAT YILDIZI DAHA KAYDI

İstanbul kültür babasını kaybetti

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 7 yıldır başkanlığını sürdüren Şakir Eczacıbaşı, Ocak ayının son haftasında aramızdan ayrıldı. Şakir Eczacıbaşı'nın cenazesi, 26 Ocak Salı günü Teşvikiye Camisi'nde öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi. 81 yaşındaki Eczacıbaşı, rahatsızlığı nedeniyle bir süredir tedavi görüyordu. 1993-1996 yılları arasında Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı da yapan Şakir Eczacıbaşı, 1993'ten bu yana, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yapıyordu. Aynı zamanda iyi bir fotoğraf sanatçısı olan Eczacıbaşı yurtiçinde ve yurtdışında toplam 36 fotoğraf sergisi düzenledi. Eczacıbaşı sanata verdiği büyük destek ve katkılarıyla biliniyordu.

Resim sanatının gözyaşları

Türk resminin zirve isimlerinden Ömer Uluç da ocak ayında aramızdan ayrılan sanatçılardan biriydi. Ressam Ömer Uluç, 79 yaşında, uzun süredir mücadele ettiği rahatsızlığına yenilerek hayatını kaybetti. 1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önce mühendislik, sonra resim eğitimi gördü. 1953 yılında Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı. 1965’te bir yıl süreyle Londra ve Paris'te, 19721973'de ABD ve Meksika'da, 1973-1977 arası Nijerya'da bulundu. 1983'ten beri Paris'te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçiriyordu. Kişisel sergisini 1955 yılında Boston'da açan Uluç, birçok biennale katıldı. Kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan sanatçı değişik malzemeler kullanmak suretiyle birçok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına büyük katkılarda bulundu.

KÜLTÜR-SANAT

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, en son 1992'de sergilediği Figaro'nun Düğünü'nü yeniden sahneleyecek. Opera’nın prömiyeri, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti açılış töreninin de yapıldığı 16 Ocak'ta yapıldı. Sanatseverler orijinal dili İtalyanca, Türkçe üstyazı ile sahnelenen Figaro'nun Düğünü’nü 23, 25 ve 26 Şubat ve 19 Mart'ta Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi'nde izleyebilir. Figaro’nun Düğünü Opera ve Balesi’nde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Genel Sanat Yönetmeni Suat Arıkan da rol alıyor. Üç yıl aradan sonra İstanbul'lu seyirci karşısına çıkan Arıkan, Figaro'yu canlandırıyor. Yöneticisi olduğu kurumda sahne alan Arıkan, "Sahneye çıktığımda makyaj yapılmış, bana ait olmayan kostümler giymiş ve bana ait olmayan sözler söyleyen bir başka kişi olurum. Kurumun sanat yönetmenliğini yapmamın olumlu ya da olumsuz etkisi olmaz" diyor. Figaro'nun Düğünü, İstanbulluların da özlediği bir eser çünkü ilk üç temsilin biletleri hemen tükendi. Ancak buna bakarak, Türkiye'de operaya yoğun ilgi olduğunu söylemek mümkün değil. Ayrıntılı bilgi için: www.sureyyaoperasi.org

Figaro’nun Düğünü

İSMMMO YAŞAM  57


Veda

Tür: Biyografi/Dram/Tarih Yönetmen/Senaryo: Zülfü Livaneli Oyuncular: Sinan Tuzcu, Serhat Mustafa Kılıç, Dolunay Soysert, Özge Özpirinçci, Ezgi Mola, Burhan Güven

 Zülfü Livaneli’nin kaleminden ve

SİNEMA -DVD

gözünden bir sinema filmi olarak beyazperdeye taşınan "Veda" Atatürk'ün hayatının dönüm noktalarına ışık tutuyor. Atatürk ve Salih Bozok… Selanik’te çocukluktan başlayan arkadaşlık önce silah arkadaşlığına, ardından Cumhuriyetle birlikte aynı ideallerin peşinde yürüyen yarım asırlık dostluğa ve ölene kadar süren kardeşliğe dönüştü… “Veda” Salih Bozok’un anlatımıyla, bu dostluğun, Atatürk’ün hayatının dönüm noktalarının, vatanı kurtarmak için ölüme meydan okuyan bir kuşağın

58  İSMMMO YAŞAM

Orijinal adı: Alice in Wonderland Tür: 3 Boyutlu, Fantastik, Komedi Yönetmen: Tim Burton Senaryo: Lewis Carroll, Linda Woolverton Oyuncular: Johnny Deep, Helena Bonham Carter, Anne Hathaway, Alan Rickman

komutanının hikayesi… Filmde dostluk, savaş, aşk, sevgi gibi konular “insan olmak” çerçevesinde ele alınıyor. Çekimlerine 27 Ekim’de başlanan filmin senaryo çalışması 3 yıl sürdü ve çekimler

7 haftada tamamlandı. Yapımcılığını Kamera Film’in, senaryosunu ve yönetmenliğini Zülfü Livaneli’nin üstlendiği filmin müzikleri de Livaneli’ye ait.

Alice Harikalar Diyarı'nda

 Alice Harikalar Diyarı’nda, yönetmen Tim Burton tarafından ‘güçlü bir kız’ olarak yeniden seyircinin karşısına çıkarılıyor. Linda Woolverton’ın çocuk ro-

manından uyarlanan yapım, 17 yaşındaki Alice’in sosyeteye tanıtım partisin-

de beyaz bir tavşanı takip ederek kendini harikalar diyarında bulmasıyla

başlıyor. Aslında 10 sene öncesinde de ziyaret ettiği yeri ikinci ziyaretinde ha-

tırlamıyor bile. Harikalar Diyarı’nda Alice’i karşılayanlar arasında Mad Hat-

ter karakterini canlandıran Johnny Depp de var. Bu yapımda Johnny Depp ve

Tim Burton yedinci kez bir araya geliyor. Yine Tim Burton’ın ayrılmaz oyuncu

ekibinden, aynı zamanda eşi olan Helena Bonham Carter da Kırmızı Kraliçeyi

canlandırıyor. Sürpriz olaraksa, oyuncu kadrosunda 2009’da En iyi Kadın Oyuncu Oscar’ına aday gösterilen Anna Hataway bulunuyor.

OCAK - ŞUBAT 2010


Kurt Adam

Orijinal adı: The Wolfman Tür: Korku/Gerilim/Fantastik Yönetmen: Joe Johnston Senaryo: Andrew Kevin Walker, David Self Oyuncular: Anthony Hopkins, Hugo Weaving, Benicio Del Toro, Emily Blunt, Geraldine Chaplin

 Korku filmlerinin başyapıtı kabul edilen 1941 yapımı Kurt

Adam, yönetmen Joe Johnston’un yorumuyla geri dönüyor. The Wolfman / Kurt Adam'da Oscar ödüllü oyuncular Benicio Del Toro ve Anthony Hopkins’e Emily Blunt, Hugo Weaving ve Geraldine Chaplin eşlik ediyor. Filmin yönetmeni ise Joe Johnston… Lanetli bir yazar olan Lawrence Talbot, kardeşinin yok olmasından sonra ailesinin evine geri döner. Ayrı yaşadığı babasıyla tekrar bir

araya gelir ve birlikte kardeşini aramaya başlarlar... Çok geçmeden köyde çok güçlü, hayvani bir yaratığın vahşice köylüleri öldürdüğünün haberini alır. Bundan şüphelenen İskoçya bölge müfettişi Aberline bu olayı araştırmak için köye gelir ve hikaye hareketlenir.

DVD SEPETİ

 Pazar: Bir Ticaret Masalı

İngiliz yazar-yönetmen Ben Hopkins’in Türkiye’de gerçekleştirdiği ikinci uzun metrajlı film olan Pazar: Bir Ticaret Masalı, Doğu’da, bir sınır kasabasında küçük çaplı ticaret yaparak yaşama tutunmaya çalışan Mihram’ın, günün birin-

 Frost/Nixon

OCAK - ŞUBAT 2010

 Sonsuz Aşk

"Sonsuz Aşk", Kevin Costner, Kathy Bates ve Ron Rifkin'in başrolleri paylaştığı şüphe dolu bir gerilim. Dr. Joe Darrow'un (Kevin Costner) güzeller güzeli ve çok sevilen pediatrist karısı Güney Amerika'nın balta girmemiş ormanlarındaki gönüllü görevi sırasında trajik bir şekilde öldüğünde, Joe kendini hastanedeki işine adar. Fakat kısa zaman sonra gelişen gizemli olaylar, hareket eden objeler, ölümden dönen hastalarının söyledikleri ve garip sesler Joe'yu karısının onunla bir şekilde iletişime geçmeye çalıştığına inandırır.

SİNEMA -DVD

Watergate Skandalı nedeniyle yargı yoluyla görevden alınan eski ABD Başkanı Richard Nixon televizyoncu David Frost’la röportaj yapmayı kabul eder. Nixon bu teklifi kabul ederken Frost’u alt edeceğini düşünerek kendisini temize çıkartmayı amaçlamaktadır. Frost’un amacıysa Nixon’ın gecikmiş itirafını alarak kariyerinde daha saygın bir yere gelmektir. 1977 yılında dört akşam üst üste yayımlanan düello tarzındaki bu tarihi söyleşiler izlenme rekorları kırmıştır. Frost/Nixon, Frank Langella ve Michael Sheen’in olağanüstü performanslarıyla, sırlarla dolu bir dünyanın gerçeklere dayanan, etkileyici hikayesini anlatıyor.

de eline geçen bir fırsatı değerlendirmek için giriştiği kaçakçılık işine odaklanıyor. Film, 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali ’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kostüm ve başrol oyuncusu Tayanç Ayaydın’a en iyi erkek oyuncu dalında Altın Portakal Ödülü kazandırmış, Ayaydın’ın performansına bir ödül de 61. Locarno Film Festivali’nden gelmişti.

İSMMMO YAŞAM  59


Haiti'yi deprem vurdu

Karayiplerin yoksul adasını 7.0 büyüklüğündeki deprem vurdu. Ülkede son 200 yılda meydana gelen en büyük deprem nüfusun üçte birini etkiledi. Başkent Port-au Prince’ı yerle bir eden depremde 100 bini aşkın kişi yaşamını yitirdi. Depremde yaklaşık 200 bin kişi de yaralandı. Hasarın korkutucu boyutta olduğunu belirten hükümet, bir milyon insanın evsiz kaldığını ve depremden en çok etkilenen Port-au-Prince, Jacmel ve Leogane'deki binaların yarısının yıkıldığını kaydetti.

62. GÜN

Dünya ekonomik krizden çıkıyor mu? ABD ekonomisi yılın dördüncü çeyreğinde beklentilerin üzerinde büyüdü. Ülkede büyüme oranı yüzde 5.7 olurken, aslında yüzde 4.6 büyüme öngörülüyordu. Böylece ABD, 2003'ün son çeyreğinden bu yana en büyük büyümeyi gerçekleştirdi. 2009 yılı genelinde ABD ekonomisi yüzde 2.4 oranında küçüldü. Böylece, 1946 yılından bu yana en keskin küçülme kaydedilmiş oldu. Ancak yılın dördüncü çeyrek büyüme verisinin ardından ABD borsa endeks vadeli işlemleri kazanımlarını artırırken, hazine bonolarında kayıplar çoğaldı. Dolar ise yen karşısında önemli ölçüde değer kazandı. Ancak, ekonomi çevreleri, ABD ekonomisinin kaydettiği büyümeyi doğrudan etkilerinden çok, küresel krizden çıkılmasını hızlandırabileceği beklentisiyle umut verici buldu.

6  İSMMMO YAŞAM

İsrail’den diplomatik saygısızlık

Davos’ta geçen yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkışıyla başlayan İsrail'le gerginlik yeni bir boyut kazandı. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un Kurtlar Vadisi dizisine tepkisini iletmek üzere çağırdığı Türk Büyükelçi Oğuz Çelikkol’a, hakarete varacak davranışlarda bulunması Ankara’yı kızdırdı. Yalnızca İsrail bayrağının masaya konulduğu görüşmede Çelikkol’dan daha yüksek bir koltukta oturan Ayalon gazetecilere “Dikkatinizi çekerim, o daha alçak bir sandalyede oturuyor” dedi. İbranice konuşan Ayalon’un dediklerini anlamayan Çelikkol gülümsemekle yetindi. Yaşanan diplomatik skandalda Ankara'nın ardı ardına tepkisi üzerine İsrail geri adım attı. Cumhurbaşkanı Gül’ün, “resmi özür” gelmediği takdirde Tel Aviv Büyükelçisi Çelikkol’un geri çağrılacağı yönündeki açıklaması üzerine İsrail “özür mektubu” gönderdi.

OCAK - ŞUBAT 2010


BDP'li dönem başladı

Türkiye 2009'un son günlerine hareketli gündem maddeleriyle girdi... Kapatılan partilere bir yenisi daha eklendi... Anayasa Mahkemesi, DTP davasını 2 yıl sonra karara bağladı. Partinin “eylemlerini ve terör örgütüyle bağlantısını” değerlendiren mahkeme “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği” gerekçesiyle DTP’nin oybirliğiyle kapatılmasına karar verdi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’un yanı sıra Nurettin Demirtaş, Selim Sadak, Leyla Zana’ya da siyasi yasak getirildi. Yasaklanan isimler arasında 4 belediye başkanı da bulunuyor. Partinin bütün mallarının Hazine’ye geçmesine karar verildi. Önce TBMM'den istifa ederek "sine-i millete" dönüleceğini açıklayan DTP’liler daha sonra Barış ve Demokrasi Partisi'ne (BDP) katılarak "yola devam" dedi.

Kozmik odada ‘olay’ arama!

OCAK - ŞUBAT 2010

12 Eylül öncesi Türkiye’yi kaosa sürükleyen olaylardan gazeteci Abdi İpekçi suikastının tetikçisi Mehmet Ali Ağca tahliye edildi. 30 yıl sonra serbest kalan Ağca, "kahraman" gibi karşılandı. GATA’ya götürülen ve askerlik yapamayacağına ilişkin “çürük” raporu verilen Ağca beş yıldızlı bir otele yerleşti. Avukatı, Ağca’ya Hollywood’dan film teklifi geldiğini açıkladı. Ağca tahliyesinden bir hafta sonra pasaport alabilmek için Emniyet'e başvurdu.

Tekel işçilerinden uzun soluklu eylem

İşyerleri kapatıldığı için özlük haklarıyla kamu kuruluşlarına yerleştirilmelerini isteyen Tekel işçileri 15 Aralık'ta Ankara’da oturma eylemi başlattı. İlk olarak 3 gün yapılması düşünülen eylem, daha sonra devam ederek Türkiye'nin son dönemde gördüğü en uzun soluklu emek eylemine dönüştü. Soğuğa, yağmura, kara karşın eylemden vazgeçmeyen, kimi zaman açlık grevi de yapan işçilere her kesimden destek yağdı. Tekgıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, Tekel işçilerinin sorunlarının çözülmemesi durumunda Türkiye'deki herkesin "genel greve" hazırlıklı olması gerektiğini söyledi. "4-C" statüsünde çalıştırılmayı kabul etmeyeceklerini belirten Türkel, "Haklarımız verilene, ölümüz çıkana kadar eyleme devam edeceğiz" dedi.

62. GÜN

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast planlandığı iddiaları gündeme bomba gibi düştü. Bir ihbar telefonu üzerine harekete geçen polis, Arınç'ın evinin yakınında bulunan bir otomobilin etrafını sardı. Yapılan kimlik kontrolünde otomobilde bulunanların Genelkurmay Başkanlığı'nda görevli İstihkam Binbaşı İbrahim G. ve Topçu Albay Erkan Yılmaz B. olduğu tespit edildi. Genelkurmay yaptığı açıklamada ise askerlerin bölgede bulunmasının nedeninin "bilgi sızdırdığı iddiasıyla bir askeri personeli izlemek" olduğunu duyurdu. İddialarla ilgili olarak Özel Kuvvetler Seferberlik Bölge Müdürlüğü’ndeki ‘devlet sırrı’ niteliliğinde belgelerin bulunduğu "kozmik oda"da 26 gün boyunca Yargıç Kadir Kayan tarafından inceleme yapıldı. "Kozmik oda"da yapılan arama günlerce kamuoyunda tartışılırken gelişmeler hala merakla bekleniyor.

İpekçi’nin katili 5 yıldızlı otelde

İSMMMO YAŞAM  7


Kayıp Sembol

 Yazar: Dan Brown  Yayınevi: Altın Kitaplar  Sayfa sayısı: 528

Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar'dan sonra Kayıp Sembol'le de çok satan kitaplar sıralamasında en üstte yer alıyor... Kayıp Sembol gizem içeren bilmecelerle dolu... Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binası'nda konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washington'a varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur. Kongre Binası'na bırakılmış olan bir sembolün (yakın arkadaşı Peter Solomon'ın kesik eli) varlığını haber veren bir telefon, Langdon'ı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antikçağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir. Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır...

Velev ki Ciddiyim!

 Yazar: Gülse Birsel  Yayınevi: Turkuvaz Kitap  Sayfa sayısı: 216 Gülse Birsel, on parmağında on marifet olan bir

isim… Birsel, şimdi de yazar olarak adından söz ettiriyor. Birsel’in “Gayet Ciddiyim”, “Hala Ciddiyim” adlı kitaplarından sonra “Velev ki Ciddiyim” kitabı da raflarda yerini aldı. Birbiri ardına olayların yaşandığı, herkesin birbirine düşman olduğu bugünlerde Birsel kitabını şu sözlerle anlatıyor: "Yeryüzü belki geleceğe dair en umutsuz dönemini yaşıyor. Bu ülkedeki, bu gezegendeki insanlar arıza vermeye başladı! Birilerinin kurguladığı berbat bir senaryonun içinde saf saf oynayan aktörler olduğumuzu keşfediyoruz yavaş yavaş. Ve öfkeliyiz. Keyifler kaçık, tepeler atık! Uçlarımız sivrildi, birbirimize batıyoruz. Hepimiz, ne demekse, "öteki tarafa", gıcığız! Mizah en iyi silah, en iyi ilaç... Son yılların popüler deyişiyle "Velev ki" ciddiyim, "Velev ki" ıskalamadım ve pabuç tam "yerine" ulaştı!"

Ay Hırsızı

KİTAP

 Yazar: Sunay Akın  Yayınevi: İş Bankası Yayınları  Sayfa sayısı: 194 Sunay Akın, "Ay Hırsızı"nda gözünü Ay'a dikiyor ve bir arkeologun sabrıyla kazıyor insanlığın ortak birikiminin üzerine çöken tozu toprağı... Ortaya çıkardığı bilgiyi şair duyarlığıyla ilmek ilmek dokuyor ve okurunu hayrete düşürecek öyküler bir bir diziliyor karşımıza... Cervantes ve Mimar Sinan, hangi caminin inşaatında buluştu?.. Enver Paşa'nın uçağı kaç kez düştü?.. Piri Reis'in haritası Topkapı Sarayı'nda nasıl bulundu?.. İstanbul Boğazı'nı yürüyerek geçen Attila Hülagü'nün sırrı neydi? 157 yıl yaşayan Zaro Ağa'nın Amerika seferi… Atatürk neden hiç uçağa binmedi?..

60  İSMMMO YAŞAM

 Kayıp Sembol  Velev ki Ciddiyim!  Kayıp Gül  Türkan  Ay Hırsızı  Kağıt Helva  Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor  Cumhuriyet- Türk Mucizesi  Liderin Takım Çantası  Hangi Dünya Düzeni

ŞİİR

Kırılgan

Kırılgan bir çocuğum ben Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce Öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana Oysa kırılganım ben Gözyaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben Nasıl korurum içimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı.

MURATHAN MUNGAN

OCAK - ŞUBAT 2010

 Remzi Kitabevi (Ocak 2010)

EN ÇOK SATANLAR


ÇOCUKLARA ÖZEL

Hipnozcu

 Yazar: Richard Bach  Yayınevi: April Yayınları  Sayfa sayısı: 160 İnsanlık tarihinin en çok okunan kitaplarından

"Martı"nın yazarı Richard Bach'tan kışkırtıcı sorularla örülü bir roman... Neden buradayız ve nereye gidiyoruz? İnsanlığın gerçek doğan uzay ve zamanla mı çevrili? Yoksa yanılsamalarla dolu bir dünyada mı yaşıyoruz? Peki bir gün bu yanılsamaları gerçeklik olarak kabul etmekten vazgeçersek ne olur? Sınırlarınızı zorlayacak kadar cesur musunuz? En karmaşık konuları bile kristal berraklığına taşıyan Richard Bach, Martı'dan yıllar sonra Hipnozcu'yla dehasını bir kez daha gösteriyor. Bilince, farkındalığa ve kendini tanımaya dair bu etkileyici romanda, kendi iç yolculuğunuza akacak ve serüvenin sonunda her düşüncenizin ve sözünüzün çok daha derin anlamı ve önemi olduğunu fark edeceksiniz.

Aynalar

 Yazar: Eduardo Galeano  Yayınevi: Sel Yayıncılık  Sayfa sayısı: 387 "İnsanların, özellikle de Latin Amerika halkının muzdarip

olduğu unutkanlıkla savaşmak için" yazdığını belirten Eduardo Galeano, geçtiğimiz mayıs ayında Chavez, Obama`ya Latin Amerika`nın Kesik Damarları kitabını hediye etmeden önce de çok tanınan, çok okunan bir yazardı. Ama bu olay, onun tüm dünyada çok satanlar listelerine girmesine yol açtı. Eduardo Galeano`nun son kitabı Aynalar, eski çağlardan günümüze uzanan dünya tarihini kısa öyküler, denemelerle anlatan, şimdiye dek alışılandan çok farklı, çok renkli, çok muhalif bir tarih kitabı.

Kazanan Yalnızdır

 Yazar: Paulo Coelho  Yayınevi: Can Yayınları  Sayfa sayısı: 385

OCAK - ŞUBAT 2010

Pıtırcık'ın Armağanları Yazar: Goscinny/Sempe Yayınevi: Can Yayınları Sayfa sayısı: 172

30 yıldır tüm çocukların kahramanı olan Pıtırcık'ın, tozlu raflarda kalmış öyküleri gün ışığına çıkmaya devam ediyor. “Bilinmeyen Öyküleri” adı altında yayımlanan bu kitapta, Pıtırcık'ın, ailesinin ve artık isimlerini ezbere bildiğiniz arkadaşlarının hayatlarına ortak olmaya devam edeceğiz.

Canavarlar Kedilerden Korkar

Yazar: Marjane Satrapi Yayınevi: Marsık Yayıncılık Sayfa sayısı: 24

Mari, canavarlardan çok korkan bir kızdır. Bir gece gökyüzüne bakarken canavarların ışıktan korktuklarını anlar ve Ay'ı gökyüzünden kesmeye karar verir. Çevrede Ay olmayınca her yer karanlık olur ve şehirde büyük bir kargaşa yaşanır. Kediler bu duruma isyan eder ve krallarından Mari ile görüşmesini ister. Bakalım Mari, Ay'ı onlara geri verecek mi?

KİTAP

Paulo Coelho "Kazanan Yalnızdır" kitabında okuru, kendi deyimiyle Süpersınıf'ın -hayallerin gerçeğe dönüştüğü sinema ve moda dünyasına girebilenlerin– toplandığı Cannes Film Festivali’ne götürüyor. Bu ayrıcalıklı sınıfın bazı üyeleri zirveye ulaşmıştır ve konumlarını yitirmekten korkarlar: Para, güç ve ün tehlikededir... Kitabın kahramanları bu modern gösteriş dünyasında buluşur: Rus milyoner İgor, Ortadoğulu moda devi Hamid, başrol peşinde Amerikalı aktris Gabriela, hayatının vakasını çözmeyi uman dedektif Savoy ve başarılı bir mankenlik kariyerinin eşiğindeki Jasmine. Dayatılan türlü hayalin yarattığı kargaşada, kendi kişisel hayalini belirlemeyi ve gerçeğe dönüştürmeyi kim başaracak?

KİTAPLAR

İSMMMO YAŞAM  61


Üç boyutlu TV keyfi

SAMSUNG’UN YENİ SERİSİ

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Düz ekranlı (LCD) televizyonlardaki yeni trend olan üç boyut yani 3D, üç boyutlu film ve maçları sinemalardan evlere taşıyor. Yıllardır sinemalarda kullanılan ve en üst seviyede derinlik algısı ve renk netliği sağlayan 3D teknolojisi televizyonlarda da kendini gösteriyor. Her TV üreticisi 3D’li modellerini görücüye çıkarırken, bu teknolojinin bu yıl içinde daha yaygınlaşması ve evlere girmesi bekleniyor. 3D TV rekabeti yapan televizyonlar arasında Sony, Panasonic, LG ve Samsung gibi dünyadaki büyük üreticiler yanında Türkiye’de de Vestel katılıyor. 3D’li televizyonlar evlerde özel üç boyutlu gözlükle izlenebilecek. Her üretici bu modeller üzerinde çalışırken pazardaki model sayıları az ve henüz pahalılar. Ama gelecek için önemli potansiyele sahipler. 2010’da bir milyon 3D LCD televizyon satılması bekleniyor. 2012’de ise bu rakamın 9 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. 3D televizyonların gelişmesindeki en önemli sorun ise yayıncılık ayağının henüz gelişmemiş olması. Ancak yavaş yavaş televizyonlara yönelik üç boyutlu film ve maç yayını içeriği de gelişiyor. Bu konuda öncülüğü ABD’li ESPN ve Disvovery yapıyor. Üç yıldır 3D yayın üzerinde çalışan her iki kanal, üç boyutlu yayına başladı. Türkiye’de henüz bu konuda bir gelişme olmasa da ilerisi için önemli potansiyel görünüyor. ABD’nin Las Vegas şehrinde düzenlenen Tüketici Elektroniği Şovu ‘nda (CES) firmalar 3D modellerini yarıştırdı.

62  İSMMMO YAŞAM

CES’te Samsung, 3D teknolojisine uyumlu HDTV (yüksek çözünürlükte) serisini tanıttı. Samsung’un 3D TV’lerinde entegre bir 3D işlemci bulunuyor. Bu işlemci tüm önemli 3D formatları ile uyumlu olması için uygun hale getirildi. 3D işlemci daha iyi görüntü kalitesi sunuyor, titreşimi azaltıyor ve piyasadaki en iyi görüntü kalitesine kolay erişim sağlıyor. Samsung, RealD’nin öncü 3D teknolojisinin Samsung’un etkileyici LED, LCD ve Plasma 3D HDTV’lerine entegre edileceğini duyurdu. Bu format yüksek tanımlı 3D içeriklerini bugünün HD altyapısını kullanarak herhangi bir 3D uyumlu görüntüleme cihazına uygulamak için filtre ve teknolojileri kullanıyor. Sol göz ve sağ göz için ayrı ayrı gönderilen 3D sinyallerini tek kanalda aktarıp yüksek çözünürlüklü 3D görüntüler elde ediyor.

SONY’DEN BRAVIA TV

Sony 3D televizyonu ile evde film izleme zevkini daha da artıracak. Sony’nin bu ürünü, 2010 Bravia TV olarak adlandırılıyor. Ev sinemasını daha keyifli hale getiren bu sistem, Blu-ray Disk oynatıcılar ile Monolithic Design konseptine dayalı. Bravia Internet Video olarak adlandırılan bu sistemle internetten yayını da daha kolaylaştırıyor. Performansı ve özellikleriyle beğeni toplayan 2010 Bravia TV, kapalı bulunduğunda da tasarımıyla göz dolduruyor. Bu televizyonla Dailymotion sitesi de dahil olmak üzere birçok ücretsiz video paylaşım sitesine bağlanılabiliyor. Yeni bir resim teknolojisi ile çalışan Full HD 3D Sony teknolojisi, Active Shutter gözlüklerle ve evde sinema keyfinize keyif katacak surround ses sistemi ile beğeni kazanıyor. Türk televizyon üreticisi Vestel de bu teknolojinin hazırlığını yapanlar arasında. Gözlüklü ya da gözlüksüz izlenebilen iki tarzda modeli olan 3D TV’ler üzerinde çalışan Vestel, yılın son çeyreğinde bu modelleri piyasaya çıkarmaya hazırlanıyor.

OCAK - ŞUBAT 2010


Zaman ve mekandan bağımsız sunum

3M’in yeni nesil teknoloji ürünü MPro 120 Mini Projektör ile her an her yerde sunum yapmak, film izlemek, video oyunları oynamak ve yüksek görüntü kalitesiyle resim paylaşmak mümkün. Küçük ve kullanışlı yapısıyla dizüstü bilgisayarlara, telefonlara, kameralara ve müzik çalarlara kolay ve hızlı bir şekilde bağlanabilen ürün, kullanıcılara rahatlık, şıklık, pratiklik ve yüksek kaliteyi bir arada sunuyor. Kendinden hoparlörlü MPro 120, kullanım ömrü 20 bin saat olan enerji tasarruflu ampulü ve yansıttığı görüntülerin boyutunu 20 santimetreden 127 santimetre’ye kadar büyütebilen teknolojisiyle, her an her yerde sunum yapabilme imkanı sağlıyor.

Bilgisayar üreticisi Lenovo, Y serisinin son modeli Lenovo IdeaPad Y550p ile multimedya tutkunlarına hitap etmeye hazırlanıyor. Teknik özellikleriyle de dikkat çeken notebookta VeriFace yüz tanıma teknolojisiyle bilgisayara bağlanmak keyif haline gelecek. OneKey Theater ve SlideNav gibi özellikleri Y550p’nin kullanımını eğlenceye dönüştürüyor. OneKey Theater tek bir dokunuşla ses-görüntü ayarlarını optimize ederek oyunları ve filmleri daha önce hiç görülmeyen bir canlılığa kavuşturuyor. SlideNav ise, klavyede yer alan dokunmatik slidebar sayesinde sevilen uygulamaları ve kısayolları bir dokunuşla seçebilmeyi sağlıyor.

OCAK - ŞUBAT 2010

HTC’nin akıllı telefon alanındaki yeni modeli HTC Smart, kullanım kolaylığı ve internet bağlantısı özellikleriyle dikkat çekiyor. Bahar ayında Avrupa ve Asya’da piyasaya çıkacak olan ürün, HTC’nin kişileri merkeze alan HTC Sense teknolojisi sayesinde sezgisel bir kullanıcı deneyimi sunuyor. Her kullanıcının kendi özel telefon deneyimini yaratabilmesi için HTC Smart telefonu kişiselleştirme olanağı tanıyor. Cihaz ayrıca çeşitli sosyal ağlara kolayca bağlanma ve telefonda kısa mesaj ve e-posta yoluyla hızlıca haberleşebilme olanağı sağlıyor.

Darbeden ve sudan etkilenmiyor

Dijital fotoğraf makinesi markası Casio, piyasaya yeni çıkardığı Exilim EX-G1 modeliyle, güzel anları ölümsüzleştirirken, darbe, su ve toza karşı tehlikelerde de makine bozulması korkusunu ortadan kaldırıyor. Macera ve fotoğraf tutkunları için geliştirilen EXG1, paslanmaz çelikten tasarlanan dış yüzü, darbeye, suya dayanıklı iki katmanlı gövde yapısı ve polikarbon malzeme ile darbeyi emen fiberglas katkılı iç yapısıyla ilgi çekiyor. 2.13 metre yükseklikten düşüş testlerini kolaylıkla geçti. 1 saat boyunca 3 metre derinlikteki su altı çekimlerine imkan tanıyor. Toz ve su geçirmez olma özelliği de var.

TEKNO-YAŞAM

Yüz tanıyan notebook

Akıllı telefon

İSMMMO YAŞAM  63




KOMİK RESİMLER

MİZAH

Profesör

Yaşasın Türkiye! İngiliz, Alman, Fransız ve Temel uçakta seyahat ederken

yardımcı pilot gelip, “Uçağın bir motoru arızalandı, birini atmamız gerek?” der. Bunun üzerine Fransız kalkar ve “Yaşasın Fransa!” diyerek kendini atar. Sonra pilot tekrar gelir ve “Diğer motor da arızalandı” der. Bunun üzerine Alman kalkar ve 'Yaşasın Almanya!’ der ve kendini atar. Pilot tekrar gelir ve diğer motorun da arızalandığını söyler. Temel ayağa kalkar; “Yaşasın Türkiye!” der ve İngiliz’i tuttuğu gibi aşağıya atar.

64  İSMMMO YAŞAM

Bir profesör konferans vermek üzere salona girmiş. Ama bakmış ki salon, ön sırada oturan seyis dışında boşmuş. Konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen Profesör sonunda seyise sormuş: “Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mıyım, yoksa konuşmamalı mıyım?” Seyis cevap vermiş: “Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.” Bu sözlere hak veren Profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş, konferanstan sonra da kendini mutlu hissetmiş. Dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylanmasını bekleyerek sormuş: “Konuşmamı nasıl buldun?” Seyis cevap vermiş: “Hocam sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahıra gelir, biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim ama elimdeki tüm yemi verip de hayvanı çatlatmazdım!”

OCAK - ŞUBAT 2010


BİN DOLAR

Cimriliğiyle ün salmış bir kişiye, bir gösteri uçuşunda oğluyla birlikte uçması için 1000 dolar önerdiler. Koşul, uçuş sırasında hiç konuşmamalarıydı. Nefes kesen gösterilerden sonra uçak alana inince pilot, “Sizi kutlarım” dedi ve ekledi: “Uçuş sırasında hiç konuşmadınız. Bu nedenle yarışmayı yani 1000 doları kazandınız.” Cimri derin bir oh çektikten sonra şöyle konuştu: “Bir an bizim oğlan düşerken az kaldı bağıracaktım. Kendimi zor tuttum!”

DİYET

Adamın biri çok şişmanmış. Diyete girip zayıflamak istiyormuş; bundan dolayı doktora gitmiş. Doktor saymaya başlamış: “Kibrit kutusu büyüklüğünde peynir, 2 zeytin, bir dilim ekmek.” Doktor diyet listesini saymayı bitirdikten sonra, “Dediklerimi aynen uygulayacaksın” diye hastasını uyarmış. Adam sormuş, “Peki ben bunları yemekten önce mi yoksa yemekten sonra mı yiyeceğim?”

6789-

Cevaplar

OCAK - ŞUBAT 2010

Kayserili bir adam kahvede oturmuş üç oğlundan söz ediyor. – En büyük oğlum, İstanbul’da büyük bir fabrikanın sahibi ve 50 milyon TL’si var. – Ortanca oğlum Ankara’da yaşıyor. O da fabrika sahibi; 40 milyon TL’si var. – En küçük oğluna bakarak, “Bunun kafası çalışmadı, okudu doktor oldu” demiş.

Yapmadığım şeyin cezası

Çocuk bir gün ağlayarak eve gelir. Annesi sorar:

- Neden ağlıyorsun?

Çocuk annesine cevap verir:

- Anne insan yapmadığı bir şey için ceza alır mı?

Annesi genel olarak ‘Hayır’ der

- Niye sordun kızım?

- Öğretmen bana ceza verdi. Annesi nedenini sorar:

MİZAH

 Klasik tepki: "Sıraya geç kardeşim.”  Neoklasik tepki: "Şeker kardeşim sıraya geçiver."  Realist tepki: "Sıra var."  Sürrealist tepki: "Sallandıracaksın bunlardan ikisini Taksim’de, bak bir daha yapabiliyorlar mı?"  Romantik tepki: "Beyefendi galiba sırayı görmediniz."  Modern tepki: "Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa'da..."  Postmodern tepki: "Sırana geç lan!"  Uzlaşımcı tepki: "Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi..."  Devrimci tepki: "Altyapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek."  Kaderci tepki: "İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür."  Felsefeci (septik kuşkucu) tepki: "Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir."  Kantçı tepki: "Efendim, algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa, adam yok olur."  Kötümser varoluşçu tepki: "Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adam da ölecek."  İyimser varoluşcu tepki: "Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor."  Hümanist tepki: "İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz."

ÜÇ OĞUL

Yeter çektiğim! Yerin altında kırmızı minare Ağzı vardır konuşmaz, yatağı vardır uyumaz Eğri oturalım, doğru konuşalım Çarşıdan aldım kapkara, evde kırmızılaştı maskara Çok hızlı giden Tır’ı kim durdurur Domates nasıl kızarır Hangi macun yenir Yazın giyinir, kışın soyunur Fotoğraf makinesi Havuç Akarsu Deve Kömür Trafik polisi Utanınca Lahmacun Ağaç

ETKİ TEPKİ OLAYI

12345-

123456789-

 İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

- Ödevimi yapmadım da ondan.

İSMMMO YAŞAM  65


1

1

K A R E

2

3

4

5

B U L M A C A 6

7

8

9

10 11 12

2

SUDOKU

Z O R

3 4 5 6 7 8 9

10

11

12 13

K O L A Y

14 15

SOLDAN SA⁄A 1. Anemon. 2. Büyük boy yaz› ka¤›d›. 3. ‹çtenlik - “Evet” anlam›nda bir ünlem. 4. Yap›m - Uygun, yerinde, denk. 5. Rubidyumun simgesi - Paylama, azarlama - Baflar›s›z kimse. 6. S›v› - Hint kad›nlar›na özgü giysi. 7. Dudak - Siyaset. 8. Bir say› - U¤ursuz oldu¤una inan›lan say›. 9. Hasta s›çanlardan insana geçen bir mikrobun oluflturdu¤u bulafl›c›, öldürücü bir hastal›k - Bay›nd›rl›k - Su. 10. Çanakkale’nin bir ilçesi - ‹laç - Çölden esen rüzgar. 11. Japon imparatorlar›na verilen san - Sonsuz. 12. Merhem - Risk - Sahip. 13. Fakültenin yönetiminden sorumlu profesör - Cem Sultan’a, Avrupal›larca verilen ad. 14. Yaz› - Bir peygamber - Bir nesnenin uzayda kaplad›¤› yer, vüsat. 15. “... ... inlemek”(çok s›k›nt›da olmak) - Kiloamperin simgesi. YUKARIDAN A A IYA 1. Manisa’n›n ünlü macunu - Beatles’›n bir flark›s›. 2. Kurul - Tohumlar›n ezilip ya¤ ç›kar›ld›¤› yer. 3. Büyüyüp geliflme Çavuflkuflu, hüthüt - Yaflamsal s›v›. 4. ‹ri olma durumu - Mezbaha. 5. Gümüfl - Kar f›rt›nas› - Kazanma, iktisap. 6. Bir parçan›n canl› ve coflkun çal›naca¤›n› anlatan müzik terimi - Basit flekerlerin ortak ad› - Bir nota. 7. Romanya’n›n para birimi - Togo’nun baflkenti - Anlay›fl, anlama yetene¤i. 8. ‹lk peygamber - M›zm›z, sevimsiz, baflkalar›yla iliflki kurmayan kimse. 9. Edebiyat - Utangaçl›k, mahcupluk. 10. M›s›r’›n plaka iflareti D›fl - Tavlada bir say› - Belirti. 11. Yetiflmifl, eriflmifl, büyümüfl - ‹lkbaharda k›rlarda yetiflen, ufak yeflil yaprakl›, ›spanak gibi yenilen bir bitki. 12. Yok etme, giderme - Üç Silahflörler’den birisi - Fas’›n plaka iflareti. KARE ÇÖZÜM SOLDAN SA⁄A 1. Manisalalesi. 2. Esericedit. 3. Samimiyet - Ya. 4. ‹mal - Mehel. 5. Rb - ‹tap - Rate. 6. Likit - Sari. 7. Leb - Politika. 8. ‹ki - Onüç. 9. Veba - ‹mar - Ma. 10. Ezine - Em - Sam. 11. Mikado - Ebedi. 12. em - Riziko - Is. 13. Dekan - Zizim. 14. Ova - ‹sa - Uzam. 15. ‹nim inim - Ka. YUKARIDAN AfiA⁄IYA 1. Mesir - Love Me Do. 2. Asamble - Ezimevi. 3. Nema ‹bibik - Kan. 4. ‹rilik - kanara. 5. Sim - Tipi - Edinim. 6. Acitato - Oz - Si. 7. Ley Lome - ‹zan. 8. Adem - Sinameki. 9. Literatür - Bozum. 10. Et - Hariç - Se - ‹z. 11. Yetik - Mad›mak. 12. ‹zale - Aramis - Ma.

66  İSMMMO YAŞAM

Z O R

K O L A Y

Bulmacamızdaki her satır, her sütun ve 3X3’lük her kutuya, 1’den 9’a kadar rakamlar yerleştirilecektir. Her satır, her sütun ve 3X3’lük kutu bölümlerinde 1’den 9’a kadar sayılar bir kez kullanılacaktır.

OCAK - ŞUBAT 2010


‘Ya yakınmaya devam ederiz ya da harekete geçeriz’ Eğitime verdiği önem doğrultusunda geleneksel hale getirdiği İş Kuleleri Seminerleri’ni aralıksız sürdüren İSMMMO, 5 Ocak 2010 tarihinde sosyal güvenlikte değişen mevzuat ve uygulamaları masaya yatırdı. “İş Hukuku; Sosyal Güvenlikte Güncel Uygulamalar” konulu seminer büyük ilgi gördü. Açılış konuşmasını İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan’ın yaptığı seminere, TÜRMOB Genel Başkanı Masum Türker de katıldı. Seminerin oturum başkanlığını SGK İl Müdürü Mustafa Kuruca yaptı. Seminerde sosyal güvenlik uzmanları, SGK eski başmüfettişleri Ali Tezel ve Resul Kurt ile Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurşen Caniklioğlu güncel değerlendirmeleriyle katılımcılara bilgi verdi.

İSMMMO HABER

‘SAKIN MÜŞTERİ KAYBETMEYİN’

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan’ın mesleğin güncel sorunlarına ilişkin konuşması ve tartışmaya açtığı önerileri katılımcılar tarafından ilgiyle karşılandı. Meslek mensuplarına “Sakın müşteri kaybetmeyin” diye seslendiği konuşmasında, Arıkan, haksız rekabet, tahsilat ve tarife sorunlarına değindi. Başkan Yahya Arıkan, İSMMMO Yönetimi’nin sorunlara karşı çözüm önerileri olduğunu belirterek şunları vurguladı: “Yayınlanan tarife, pratikte meslek mensuplarımızın sorunlarını çözmüyor, beklentileri karşılamıyor… 2010 yılında en büyük hedeflerimizden biri de; web sitemizde tartışmaya açtığımız ‘zamana endeksli ücret tarifesi’ni yaşama geçirmek. Pratikte anlamı ve tanımı olmayan tarife yerine, verdiğimiz emeğin karşı-

8  İSMMMO YAŞAM

Yoksa müşteri ekonomik krizi gerekçe gösterip ücretleri sürekli aşağı çekiyor.”

‘KAYIT DIŞININ ÖNÜNE GEÇECEĞİZ’

lığını alabileceğimiz bir tarife peşindeyiz. Sizlerin de bu soruna çözüm arayışında katkısını bekliyoruz. Ücret tarifeleri gündeme geldiği zaman en çok konuşulan konu da haksız rekabet konusudur… Bir meslek mensubu, diğerinin işini acımasız bir şekilde elinden alabiliyor. Aslında haksız rekabetin yasal açıdan yasak olduğunu biliyoruz. Ancak bu sorunu yaratan da bizleriz… Peki ne yapacağız? Haksız rekabete boyun mu eğeceğiz!.. Kaybeden hepimiz oluyoruz ve bu noktada tek çözüm dayanışmadır. Yıllar önce bu sorunları yine bu kürsüden konuşsak bir şey ifade etmeyebilirdi, ama artık bütün bildirimler elektronik yapılıyor. Müşteri bildirim listelerinin Oda’ya gönderilmesiyle yol kat edeceğimizi düşünüyoruz. Oda yönetimimizin bu soruna karşı pek çok projesi, önerisi var. Tahsilat sorununa dönük projemizi danışma meclisinde açacağız. Müşteri bildirim listelerini takip ederek çapraz kontrollerle ne olup bittiğine bakacağız. Müşteri, meslek mensubumuzu haklı nedenlerle bırakıyorsa sorun yok, ama değilse işte o zaman önlemleri devreye sokacağız.

Arıkan, tahsilat sorununu çözmek için tartışmaya açtığı önerisini şöyle açıkladı: “Müşteri bildirim listeleri Oda’ya bildirilecek, çapraz kontroller yapacağız. Müşteri haklı nedenlerle gidiyorsa sorun yok, ama 3 yıldır iş almışsınız, bir diğer meslektaşınız 200 liraya alıyor. Bu rakam bile asgari tarifenin altında. İşte bu soruna ‘dur’ demenin zamanı geldi. Biz bütün sözleşmelerin elektronik ortamda olması gerektiğini savunuyoruz, bütün tahsilatlar da bankadan geçmeli. Müşteri sayısı sınırlandırılmalı. Müşteri değişimi elektronik ortamda izlenmeli, meslektaşımızın parasını ödemeyenlerin işi alınmamalı, emeğin karşılığını ödemeyenin işi yapılmamalı. Bu konuda bir karar vermeliyiz; ya yakınmaya devam edeceğiz ya da bu sorunu çözmek için harekete geçeceğiz. Müşteri değişimlerini elektronik ortamda izleyebilecek, bir anlamda kendi mesleğimiz içindeki kayıt dışının önüne geçeceğiz.” Sadece küçüklerin değil, orta ölçekli muhasebe işletmelerinin de zorlandığını kaydeden Arıkan, “Uluslararası denetim firmalarının küçük ölçekli şirketlere yöneldiği bilgilerini alıyoruz. Bu büyükler küçüklere yöneliyorsa bu meslek örgütünü karşılarında göreceklerdir. Bu nedenle hem alınan ücretleri hem de diğer sorunları tespit etmeyi, böylece sorunlara daha hızlı çözüm üretebilmeyi düşünüyoruz” diye konuştu.

OCAK - ŞUBAT 2010


Umudumuz piyango oldu

Türkiye’nin toplumsal sorunlarını aktarırken çözüm önerilerini de dile getiren İSMMMO, 2010’a girerken işsizlik ve yoksulluğun kavurduğu ülkemizde şans oyunlarına olan büyük ilgiye dikkat çekti. “Umudumuz Piyango” raporuna göre krizin etkili olduğu 2007-2008 yıllarında vatandaşların şans oyunlarına yatırdığı para 11.3 milyar lirayı aştı. 2002 ile 2008 yılları arasında vergiler dâhil toplam 8.7 milyar lira hasılat elde eden Milli Piyango İdaresi, 2001 krizinden sonra en yüksek hasılatı yüzde 18'lik artışla geçen yıl elde etmiş oldu.

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, verilere ilişkin değerlendirmesinde, 2003-2007 yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde talih oyunlarına 12.1 milyar TL harcandığını anımsatarak krizin etkili olduğu sadece iki yılda neredeyse bu rakama yaklaşıldığına dikkat çekti. Ekonomik koşulların biraz daha rahat olduğu 2007'ye göre kriz yılı 2008'de artış oranının yüzde 20'yi bulduğunu belirten Arıkan, bu tablonun hem 'umutta kriz olmadığına' hem de 'krizin şans

Vergi zamları çalışanın yükünü arttırdı

OCAK - ŞUBAT 2010

İSMMMO ülkelerin kriz karnesini çıkardı

İSMMMO, kredi derecelendirme kuruluşlarının son 5 yıllık verilerinden yola çıkarak ''Ülkelerin Kriz Karnesi''ni çıkardı. Değerlendirmeye göre, son 5 yıl içinde 13, son 2 yıl içinde 50'den fazla ülke, yatırımcı açısından bir ''alt küme''ye indi. 2004'te derecelendirme kuruluşlarının ''yatırım yapılabilir ve yükümlülüklerini yerine getirebilir'' olarak gösterdiği, İrlanda, İtalya, San Marino, İzlanda, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya ve Yunanistan gibi ülkelerin son kredi notları ''yatırım riski büyük'' seviyesine geriledi. Fitch, Moody's ve Standart&Poors'un verdiği notlara göre 2004'te A kategorisinde yer alan İzlanda, son not değişimi sonucunda Fitch ve S&P'ye göre BBB-'ye, Moody's'e göre Baa3'e inerek, yatırımcı açısından risk taşıyan ülkeler kategorisine çekildi. Son 5 yıllık sürede notunu en çok artıran ülke Slovakya olurken, bu ülkeyi Polonya ve Malezya izledi. Türkiye'nin performansında ivme yukarı doğru iken, gelişmekte olan birçok ülkeye göre Türkiye'nin kredi notu istenen seviyeye çıkmadı. Yatırım yapılabilir ülke statüsünde bulunan diğer gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında Türkiye'nin notunun en az BBB olması gerekiyor.

İSMMMO HABER

İSMMMO’nun yaptığı ve farklı gelir gruplarını örnek aldığı hesaplamaya göre, kişisel vergi harcamalarında çalışanın her geçen yıl biraz daha vergi yükü altında boğulduğu ortaya çıktı. Üstelik 2010’a girerken yapılan vergi zamlarıyla birlikte bu oran daha da yükseldi. 2007’de bin 500 lira maaş alan bir çalışan her 100 liranın 50 lira 95 kuruşunu vergi olarak öderken bu rakam 2010’da her 100 lira için 53 lira 33 kuruşa yükseldi. Aynı dönem içinde asgari ücretle ücretlendirilen çalışanın cebine yansıyan faturaysa, her 100 lira için 24 lira 30 kuruş yerine 30 lira 19 kuruş oldu. İSMMMO’nun “Devlete Çalışıyoruz” başlıklı çalışmasına göre, çalışan kesim sadece 5 kalemde dolaylı vergilere 93 lira fazla ödeme yapacak. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, vergi adaletsizliğine dikkat çekti. Türkiye genelinde toplanan gelir vergisinin yaklaşık yarısını çalışanların ödediğini belirten Arıkan; “Vergi yükünü bir avuç çalışana yıkmak adil değildir. Krizin etkilerine karşı KDV oranlarında yeni bir düzenleme yapma gereği ortadadır. Son 6 yılda stopaj yoluyla çalışanlardan kesilen gelir vergisi tutarı 90 milyar lirayı bulmuştur. Devlet yakaladığını ve elinin altındakini ezmeye devam ettikçe, kayıt dışılık artacaktır” dedi.

oyunlarına ilgiyi patlattığına' aynı anda işaret ettiğini söyledi. Arıkan, “Bu veriler, ekonomik krizle birlikte artan işsizliğin ve yoksulluğun etkisiyle insanların talih oyunlarına yöneldiğinin, açık göstergesi. Gıda, giyim, hatta sağlık gibi temel harcamaların bile kriz nedeniyle düştüğü Türkiye'de talih oyunlarına harcanan paranın rekor kırması, düşündürücü ve ürkütücü. Krize giren şansını Süper Loto’da aradı. Türkiye işsizlikle mücadeleye odaklanmalıdır" dedi.

İSMMMO YAŞAM  9

Profile for Istanbul SMMM Odası

24yasam  

24yasam