Issuu on Google+


BAŞYAZI

Başarı da, başarısızlık da bulaşıcıdır NİSAN 2011 / 04 SAYI: 31

ismail.yildirim@jumpshot.com.tr Genel Yayýn Yönetmeni Cahit EROÐUL cahit.erogul@jumshot.com.tr Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü Nilay YILDIRIM info@jumpshot.com.tr Yayın Koordinatörü Turgay SAKARYA info@jumpshot.com.tr Danışma Kurulu Cem ATABEYOĞLU, Kemal BELGİN, Ali Sami ALKIŞ, Serkan AKCAN, Bilgehan CAN, Erhun ATEŞ Görsel Yönetmen Eslem NAÇ Reklam Halkla İlişkiler Semra Hülaki Reklam 12 PRODÜKSÝYON MEDYA YAPIMCILIK Tel: +90 212. 677 78 10 info@jumpshot.com.tr info@12produksiyon.com

Hukuk Danýþmaný Av.Vecdi Murat HATİPOĞLU Baský / Cild Baskan Basım Yayıncılık Matbaa Tel:0212. 432 27 94

12 Prodüksiyon Medya İzzettin Çalışlar Cd. Akasya Apt.NO: 20 / 8 Bahçelievler - ÝSTANBUL TEL: +90 212. 677 78 10 FAX: +90 212. 677 78 08 www.j ump shot .com. tr info@jumpshot.com.tr www.12produksiyon.com.tr info@12produksiyon.com.tr

Yayýn Türü / AYLIK Yerel Süreli Yayýn Jumpshot Dergisi’nde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarýna aittir. Yayýnlanan ilanlarýn sorumluluðu ilan sahiplerine aittir.

B

JumpShot

Ýmtiyaz Sahibi 12 Prodüksiyon Medya Yapımcılık Ýsmail YILDIRIM

ugünleri de gördük çok şükür. Biz ki, yıllarca Avrupa Birliği kapılarında beklemiş bir milletin ahfadıyız... Biz ki, her dört yılda bir geleneksel olarak olimpiyatlara talip olmuş, yüzümüze nanik yapılmış bir ülkenin çocuklarıyız... Biz kiiim, Dünya Şampiyonası kim? Oysa muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda volta atıyor. Demek ki oluyormuş, demek ki isteyince, demek ki peşini bırakmayınca oluyormuş. Büyük düşünmek önce fikrimiz, sonra zikrimiz olunca, oluyormuş anasını satıyım... Biraz sabır, biraz azim, biraz ısrar edince tuttuğumuzu koparabiliyormuşuz. Ha, organizasyon mu? Kralını yaparız. 2001 Avrupa Şampiyonası'nı yapmadık mı? Hatta Ankara'ya trenle gittiydik, biletimiz gidiş dönüştü, bizim çocuklar önce treni birbirine kattı, sonra herkesi sokağa döktüydü ne çabuk unuttunuz? Organizasyona kimse bi şey dedi mi? Demedi. Yok neymiş tesis eksikmiş, alt yapı hazır değilmiş, üst yapı bozukmuş... Altı üstü bi tesis işte... 2 gecede boğazın sırtlarına villa konduran bir millet olarak tesisleri de dikeriz merak etmeyin. … Bu satırları tam 6 yıl önce yazmışız bu dergide. 2005 Ocak ayında. 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın bize verildiğinin ertesinde. Ne çabuk geçmiş yıllar. 2010’u yaptık, bitti. Hem de Türkiye, dünya ikincisi olarak artık basketbolun şampiyonlar liginde olduğunu ilan etti. Şimdi de 2104 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası’nı aldık. Bakıyorum da şimdi kimse “yapar mıyız, yapamaz mıyız” tartışmasına girmiyor bile. Başarı da başarısızlık da bulaşıcıdır. Eskiden “Önemli olan kazanmak değil katılmak” diye bir klişe ezberletirlerdi bize. Artık organizasyonu almak başlı başına bir başarı olmaktan bile çıktı, orada aldığınız derece tartışılıyor. Ne güzel!..

Cahit Eroðul Genel Yayýn Yönetmeni

03


HARUN ERDENAY: Önemli olan Mehmet’in sağlığı

A

Milli Takım Menajeri Harun Erdenay ile A Milli Takım ve Banvit Baş Antrenörü Orhun Ene, Utah Jazz'da sakatlığı nedeniyle sezonu kapatan Milli oyuncumuz Mehmet Okur'un durumuyla ilgili olarak açıklamalarda bulundu. Mehmet Okur'un bir an önce sağlığına kavuşarak yeniden parkelere dönmesini dilediğini belirten A Milli Takım ve Banvit Baş Antrenörü Orhun Ene, "Mehmet son dönemde Milli Takım'da oynayamadı. Son olarak 2010 FIBA Dünya Şampiyonası öncesinde sakatlık sorununu yaşadı. Her zaman alt yapı Milli Takımlarda forma giymiş ve 2001 yılında da ülkemizde düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda bize önemli katkı vermişti. Şu an her şeyden önemlisi Mehmet'in iyileşmesi ve sağlıklı duruma gelmesidir. Bundan sonra da en büyük temennimiz her zamanki gibi başarılı olarak basketbol kariyerini sürdürmesidir" dedi. Üst düzey basketbol oynayan oyuncuların bu tür sakatlıklarla karşılaşabileceğini de kaydeden Ene, "Kendisiyle sakatlanmadan önce de görüşmüştük. Mehmet, Milli Takım'da oynamasını arzu ettiğim bir oyuncuydu. Ancak şuan her şeyden önemlisi onun oyunculuk kariyerini sürdürmesidir.

04

A Milli Takım Menajeri Harun Erdenay ve Baş Antrenör Orhun Ene, sakatlığı nedeniyle sezonu kapatan Mehmet Okur ile ilgili açıklamalarda bulundu.


05


Çünkü o hem basketbol yeteneği hem de iyi bir sporcu olarak bizi NBA'de en iyi şekilde temsil ediyor" diye konuştu. KENDİNİ TOPARLAYACAKTIR A Milli Takım Menajeri Harun Erdenay ise milli oyuncu Mehmet Okur'un kendisini toparlayacağına inandığını söyledi. Yaklaşık bir ay önce Mehmet Okur ile bir araya geldiklerini belirten Erdenay, "Tendonundan geçirdiği operasyon sonrasında belinde ağrıların bulunduğunu söylemişti. Ayrıca ayak bileğinden de yaşadığı sakatlık nedeniyle sezon sonuna kadar kendisini toparlamayı hedefliyordu. Utah'da kendisine çok iyi baktığını görmüştüm. Fizik olarak fit durumda ve hiç de kilo almaması önemliydi. Ancak sezonu kapattığını duyunca üzüldüm" dedi. Mehmet Okur'un yeni sezona hazır olacağına inandığını kaydeden Erdenay ayrıca, "Profosyonel oyuncular için 28 ile 35 yaş arası önemlidir. Bu süreçte oyuncular en verimli dönemini geçirirler. Bu nedenle ben Mehmet'in NBA'de yeni sezon başladığında hazır duruma geleceğini düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu.

06


SEMİH ERDEN: Shaq gidişime çok üzüldü

08


> Tolga Adanalı illi basketbolcumuz Semih Erden'in transferin son gününde sürpriz bir şekilde transfer olduğu Cleveland Cavaliers, Carmelo Anthony ve Amare Stoudemirelı güçlü New York Knicks'i evinde mağlup ederken genç oyuncu ilginç açıklamalarda bulundu. Transferinin hikayesini anlatan Semih, Boston'da, transferinden hemen önce antrenörünün Denver maçına ilk beş başlayacağını söylerken, “Mutlu oldum ve maç öncesi son antrenmana gittik. Antrenman çıkışı menajerimin beni aradığını görünce takas transferi olduğumu anladım. Telefonu açar açmaz, 'transfer oldum galiba' dedim. Menajerim de artık Cleveland Cavaliers forması giyeceğimi söyledi'' diye konuştu. Celtics'den bu kadar çabuk ayrılmayı beklemediğini vurgulayan Erden, “Ama menajerimden öğrendiğime göre NBA'de beni isteyen 10'a yakın takım varmış. En isteklisi de Cleveland'mış. Zaten, Celtics'de oynarken de Cleveland'ın beni almaya niyetli olduğunu duymuştum” dedi. Vedalaşmaları hiç sevmediğini dile getiren Erden, Boston'dan ayrılmasının da kendisi için çok kötü olduğunu söyleyerek, özellikle Kevin Garnett'in çok üzüldüğünü kaydetti. Semih'in Boston'dan takımda en yakın arkadaşı olan NBA'in yıldız isimlerinden Shaquille O'Neal'ın da durumu öğrenince kendisini aradığını açıklayan milli basketbolcu, “Shaq, hem üzüldüğünü hem de çok sinirlendiğini, böyle bir şeyin gerçekleşmiş olmasına inanamadığını söyledi. Dün de New York'ta bir restoranda yemek yerken, Boston taraftarları beni tanıdı ve yanıma geldi. Diğer oyuncuların gitmesini anlayabildiklerini, ancak benim transferimi hiç akıllıca bulmadıklarını söylediler” şeklinde

M

09


konuştu. BİZİMKİLERDEN DESTEK NBA'de forma giyen diğer milli basketbolcular Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur, Ersan İlyasova ve Ömer Aşık'ın hemen kendisini aradığını belirten Semih Erden, ligdeki tüm Türk oyuncularla sürekli birlik içinde olduklarını ve hepsinden destek aldığı vurguladı. Erden, “Özellikle, tecrübeli Mehmet ve Hidayet transferimden çok mutlu olduklarını söyledi. Daha çok süre alacağımı, bunun da beni lige daha çok ısındıracağını belirttiler” dedi. Cleveland'da ilk beşte forma giyecek olan Erden, “Buraya transferimde beni tek üzen nokta düzenimin bozulması oldu. 5 ayda Boston'a tam yerleşmiştim, şimdi Cleveland'a gidiyorum. Ancak burada en büyük avantajım daha çok forma şansı bulacak olmam. İlk beş oynayacağım. Cleveland şehri de güzel, NBA'in en iyi antrenman salonuna sahip şehir” dedi. TÜRKİYE’DEN KUAFÖR GETİRTTİ Semih Erden, Amerika'da kendisini en çok zorlayan noktalardan birinin saç kesimi olduğunu belirtirken, Türkiye'de 5 yıldır kuaförlüğünü yapan Özgür Tombul'u Boston'a getirterek saçını kestirdiğini söyledi. Erden, “Boston'da iyi bir kuaför bulamadım. Birkaç yere gittim. Çok kötü kestiler saçımı. Ben de bunun üzerine Türkiye'deki kuaförüm olan aynı zamanda da arkadaşım Tombul'u Boston'a çağırdım. Ben saç kesimi gibi, bu tip şeylere önem veren birisiyim. Kişisel bakımı önemli buluyorum. Kuaförüme de rica ettim, beni kırmadı” dedi.

10


SİNAN GÜLER: Basketbolu bırakmayı düşündüm

12


13


14


T

ürk basketbolunun markalaşmış ailelerinden biridir Güler Ailesi. Tüm fertleriyle Türk basketboluna hizmet etmiş ve etmeye devam eden bu ailenin en genç üyesi Sinan Güler, Sporx.com Editörü Sedat Balcı'ya konuştu. Efes Pilsen'in kritik Montepaschi Siena deplasmanı öncesi yapılan bu keyifli röportajda milli basketbolcu, önemli açıklamalarda bulundu. Vakit kaybetmeden sizi Sinan Güler röportajıyla baş başa bırakıyoruz... - Basketbolcu bir aileden geliyorsunuz. Anneniz bir dönem Beşiktaş'ta oynadı. Babanız Necati Güler zaten bir dönem Türkiye'nin en önemli oyuncularından idi. Ağabey Muratcan Güler ise kariyerinin başından beri hep üst seviyede basketbol oynamış ve oynamaya devam eden bir isim. Böyle bir aile içinden basketbolcu olarak çıkmanız pek zor olmasa gerek ancak yine de hayalinizde "Ben şu mesleği yapacağım" dediğiniz farklı bir meslek var mıydı? - Açıkçası hiç basketbol oynayamayacağımı düşünmedim desem yalan olur. Altyapıda oynadığımı dönemde basketbolu bırakmayı düşündüm. O dönem henüz fiziksel gelişimimi de tamamlamamıştım. Oynadığım takımda istediğim süreleri bulamıyordum. O dönem İTÜ'den Beşiktaş'a geçmiştim. Bu transferle yeniden bir ateş buldum kendimde. Basketbol oynayabileceğim bir ortamdaydım. İhsan Bayülken'in de bana büyük desteği oldu. O dönem dışında basketbol oynamama ihtimalini hiç düşünmedim. - Bu süreçte bir de ABD'de bulunduğun bir dönem vardı. Hem üniversite eğitimi aldın hem de basketbol oynadın. O dönemden biraz bahseder misin? - O dönemde açıkçası bir duvara çarpmış gibiydim. 2001'de Beşiktaş A Takımı'nda iken tamamen yerli oyunculardan kurulu bir kadronun en genç

oyuncusuydum. Tecrübe kazanacak bir ortam oluşturamadım kendime. Aynı anda Bilgi Üniversitesi Halka İlişkiler Bölümü'nde de okumaya çalışıyordum. Okul ile basketbolu devam ettiremediğimi gördüm. Okul takımıyla Mavi Jeans Kupası'nda oynayamamıştım. Bu dönemde bir çıkış yolu aradım. Daha sonra, babamın organize ettiği bir basketbol kampında tanıştığım ABD'l bir antrenör sayesinde ABD'ye gittim. Oradaki okulum, NCAA'den küçük bir ligde

yer aldığından, kendimi NBA için gösterebilecek bir durumum olamadı. - ABD günleri sana, gerek fiziksel gerekse mental anlamda neler kattı? - ABD'de hem fiziksel gelişimi tamamladım hem de basketbolun fiziksel yanının ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Basketbolun savunma özelliğimi ortaya çıkarmayı öğrendim çünkü hücumda istediğim opsiyonlara sahip değildim. Carroll College'a geçtiğimde ise kendime hücumsal

15


avantaj sağladım. Solak oluşum ve alışılmışın dışında bir basketbol anlayışımın olması beni hücumda farklı kılmaya başlamıştı. - Bu arada Türkiye dönüşü Galatasaray'ın kapısından döndün. - Evet... Biraz da benim şanssızlığımdan idi. Türkiye'ye Temmuz sonu, Ağustos başı gibi dönmüştüm. O dönem de takımların genel olarak kadrolarını kurup hazırlıklara başladığı bir döneme den geliyordu. Murat (Özyer) hoca sağ olsun hem antreman yapmamı sağladı hem de beni denedi. Fakat kendi de bana sık sık kadro dışı kalacağını söylemişti. Açıkçası bu, hiç tercih etmediğim bir opsiyondu. Böyle olunca Darüşşafaka'ya geçtim. - Türkiye'ye döndüğünde Altar Tunçkol yönetimindeki Darüşşafaka ile anlaştın. Yerlilerden oluşan bir takımda, gençlerle çalışmayı seven bir hoca ile sanırım, ABD'de kazandıklarını göstermen pek zor olmadı. - Kesinlikle... Genç bir takımdık ve bunun verdiği ateşi çok iyi kullandığımızı düşünüyorum. Daçka'nın misyonuna yakışır bir takım olduğumuza inanıyorum. - Darüşşafaka'daki çıkışın sonrası bir sonraki sezon, Ergin Ataman ile yeniden yapılanan Beşiktaş Cola Turka'ya geçtin. Ergin hocanın seni ne kadar çok istediğini, senden olan beklentilerinin ne denli büyük olduğunu daha sezon başında dile getirmişti. - Ergin hoca bana iki büyük şans verdi. Biri Beşiktaş Cola Turka'da diğeri ise Efes Pilsen'de... 3+2 kuralından dolayı benim çok ön plana çıkıp başarılı olduğum dönemler olmuştu. Sezon sonu somut bir sonuç alamasak da takım olarak çok iyi bir sezon geçirdiğimize inanıyorum. ULEB Cup'da grup maçlarını namağlup tamamlayıp Torino'da Final Eight oynamıştık. TBL'de normal sezonu da lider bitirmiştik. Genelde savunmada ön plana çıksam da, benim için Beşiktaş'ta, bunu

16


17


kıracak bir ortamın oluştuğunu düşünüyorum. Hücumda da sorumluluk alacağım ortamlar vardı. Bu arada Ergin hocanın yanında Bogdan Tanjevic'ten de bahsetmek gerek. Beni Darüşşafaka'dan itibaren takip edip 1.5 - 2 senede beni milli takıma aldı. Bana verdiği şansı değerlendirmem de benim için gurur verici bir ortam oldu. - Bir sezon sonra, hem Ergin hoca faktörü hem de senin çıkışın sonrası Efes Pilsen'e geçtin. Hazır süreler ve sorumluluklar artarken, Efes Pilsen gibi geniş kadrolu bir takımda süre ve sorumlulukların azalması endişesini duydun mu? - Bu yönde bir beklentim vardı. Ancak Efes Pilsen gibi büyük bir kulüpte bulunup burada harmanlanmak her zaman hedeflerim arasındaydı. Zaman zaman aldığım sürelerden memnun olmadığım dönemler oldu ancak sonuç olarak ilk sezonumda şampiyonluk yaşadık. Bu şampiyonluk kariyerimin en yüksek noktalarından biriydi. Sonuç olarak yılmadan çalışmalarıma devam ediyorum ve hala ortada alabileceğim bir pozisyonun var

18

olduğuna inanıyorum. YENİLGİLER İÇİN BAHANEMİZ YOK - Efes Pilsen'de son yıllarda, özellikle yabancı oyuncularda ciddi bir sirkülasyon var. Öte yandan da artan bir Final Four özlemi... Kadroda değişim bu kadar hızlı ve yoğun iken, kulübün bu özlemi takıma tam olarak yansıyabiliyor mu? - Başarıya ulaşmak için çeşitli yollar olduğunu düşünüyorum. Bunlardan biri de transfer yapmak. Hiç bir yabancı oyuncunun, yan gelip yatmaya geldiğine de inanmıyorum. Bu sene takımımızda yer alan oyuncuların hepsinin önemli kariyerleri olsa da bu sezonki hedefleri Efes Pilsen'i Final Four'a taşımaktır. - Bu sezon Efes Pilsen özellikle ligde sürpriz yenilgiler aldı ve görmeye alıştığımız ilk ikideki yerinden koptu. Böyle bir kadro nasıl bu sonuçları alabildi sence? - Yenilgiler için hiç bir bahanemiz yok ancak bu sezon kaybettiğimiz maçlar içinde özellikle Antalya Belediye ve Türk Telekom yenilgilerinin, fiziksel olarak yorgun düştüğümüz bir döneme denk geldiğini düşünüyorum. Her ne

kadar yenilgiler beni üzse de, özellikle Antalya BŞB. gibi küme düşmeye aday gösterilen bir takımın deplasmanda bizi yenmesini, Türk basketbolu adına güzel bir sonuç olarak görüyorum. - Bu sezon Efes Pilsen'in kapanma konusu gündeme bomba gibi düşmüştü. Bu durum takım içinde konsantrasyon sıkıntısı yaşattı mı? Sonuçta bu durum, sizlerin de geleceğiyle alakalı bir gelişmeydi. - Elbette biz de zaman zaman bu konu hakkında konuşuyorduk ancak hiç bir konsantrasyon sıkıntısı yaşamadık. Tam anlamıyla hedeflerimiz doğrultusunda hareket ettik. - Kötü senaryo gerçekleşir ve Efes Pilsen kapanırsa, gelecek sezon oynayabileceğin ülkeler, takımlar var mı ya da Türkiye'de mi kalırsın? - Takım olarak kritik maçlar oynadığımız bu dönemde böyle bir şeyi şu an düşünmüyorum. - Milli Takım’la ilgili düşüncelerin… - Tanjevic ile girilen oluşum süresince koçumuz zaman zaman eleştirildi. O ise hep 2010'da finalde ABD ile karşılaşmayı hedef


olarak gördü ve bu hedefe ulaşırken çok ciddi bir takım olgusu oluşturuldu. Eğer kadroda olursam ben, diğer arkadaşlarım ve belki de kadroya dahil edilecek yeni isimler, ne yapılması gerektiğinin farkında ve bu da Türkiye'yi Olimpiyat'lara taşımaktır. Anlatırken bile tüylerim diken diken oluyor ama o Olimpiyat Stadı'nda açılış günü yürümek kadar gurur verici bir şey olamaz. - Milli Takım'da yeni antrenörünüz Orhun Ene oldu. Kendisiyle zaten uzun zamandır çalışıyorsunuz ancak baş antrenör olarak Orhun Ene'de, Tanjevic'ten farklı olarak ne görebilirsiniz? - Tanjevic'in şanssız hastalığı sonrası geçen yaz çoğunlukla Orhun hoca ve Nihat (İziç) hoca ile çalıştık. Bu yüzden Orhun hoca ile çalışırken, hazırlık sistemi ve taktiksel açıdan farklı bir şey beklemiyorum. DEVŞİRME YERİNE ALTYAPIYA YATIRIM - Doğrudan seninle ilgili olmasa

da seni ilgilendirebilecek bir konu da devşirme oyuncuların Milli Takım'da oynama konusu... Orhun Ene bu konuya olumlu baktığını belirtti. Adı geçen isim ise Emir Preldzic. Bir yandan Emir gibi genç, yetenekli ve çok yönlü bir isim ile güçlenebilecek Türkiye, diğer yandan ise devşirme oyuncu olmadan Dünya 2.si olmuş bir Türkiye... Senin bu konuya bakış açın nedir? - Bu konuda biraz ortada gibiyim. Diğer bazı ülkeler gibi yaşı ilerlemiş ABD'li oyuncuları devşirmeyip, genç ve yetenekli bir oyuncunun kadroya dahil olmasında bir problem görmüyorum. Ama diğer yandan da yabancı oyunculara bu kadar yatırım yapmak yerine, "devşirme oyuncuya pek sıcak bakmayan biri olarak" altyapılara daha fazla yatırım yapılması gerektiğine, spor eğitimininin daha da oturaklı hale gelmesi gerektiğine inanıyorum. Bu da, başarılması daha zor ancak geri dönüşü daha mutluluk verici

bir şeydir. - Bir de şu var... Gerek Tanjevic, gerekse Orhun hoca ve Nihat hoca olsun, altyapıya, gençlere önem veren isimler. Bunun faydasını sen zamanında gördün. Alttan gelen diğer genç isimler de, böyle isimler sayesinde devşirme oyuncu endişesi fazla taşımamalıdır sanırım. - Kesinlikle! Katılıyorum... - Seninle ilgili yapılan belki de tek önemli eleştiri, ceza şutlarındaki istikrarsızlık. Senin bu konudaki düşüncen nedir? Kendinde eksik gördüğün başka yönler var mı? - Benim için bu konuda listenin başında, bu bahsettiğiniz şutlarımdaki istikrarsızlık var. Bunun için sürekli çalışıyorum ancak bu durumun biraz da, dönemsel olduğunu ve kendime olan güvenle alakasının bulunduğunu düşünüyorum. Mesela Dünya Şampiyonası'nda bu şutlarım çok daha iyiydi ancak ilerleyen dönemlerde, oyun içi

19


sistemimiz icabı hücumda aldığım inisiyatifler azalınca bu durum şutlarımı etkileyebiliyor. Bir diğer eksik yanım ise, fiziksel durumumdan ötürü zaman zaman forvet savunmasında güçsüz kalmam. Özellikle sıralı pick'lerde takip ve kendimden uzun bir forveti savunurken oyuncunun post up yapması sırasında fiziksel olarak zayıf kaldığımı düşünüyorum. Bu konuda da fiziksel ve mental olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Bir başka eksik yanım ise point guard gibi oynayıp to getirirken, kendime olan güvenle birlikte takıma da güven aşılayabileceğim bir ortam olmalı. - Emir'i de sizlerden farklı kılan en önemli nokta herhalde budur. Yani, üç hatta dört pozisyon oynayabilen bir oyuncu olması. - Bir de şu var. Ben altyapılarda hep point guard gibi oynadım. Ardınan fiziksel gelişimim ve pozisyon kaydırması sonrası iki numaraya kaydım. Keşke yönlendirilmem bu şekilde olmasaydı da point guard olarak devam etseydim çünkü bana göre basketbolun en zor ama en zevkli pozisyonu oyun kuruculuk. - Senin dışında da altyapılarda bu tip yanlış yönlendirilme kurbanı oyuncular var sanırım. Oyuncu yetiştirmeden ziyade sonuç odaklı oluyor işler sanırım.

20

Maalesef öyle... Türkiye'de altyapılar maalesef çok başarıya endekli hale geldi. Bu yüzden de oyuncu yetiştirme konusunda bir kıtlık var gibi gözüküyor. - Bir de şu var. Altyapıda ön plana çıkan isimler, A Takım'da oynamadan NCAA üzerinden NBA'de oynayabilmek için ABD'ye gitmeyi tercih ediyorlar. Bu konuda, hem oyuncular hem de onlar için emek sarf eden kulüplerin haklı nedenleri var gibi... - İki tarafın da kendilerince haklı nedenleri var. Bunun için de Federasyon'un iki tarafı memnun edebilecek bir orta yol bulabileceğine inanıyorum." - Biraz da basketbolun dışına çıkalım... Üç günde bir maç trafiği ve idmanlarda fırsat buldukça neler yapıyorsun? - Maçlar ve trafikten fırsat buldukça boş zamanlarımı olabildiğince evde geçirmeye çalışıyorum. Playstation oynamak, DVD izlemek ve müzik dinlemenin yanısıra arkadaşlarımla zaman geçiriyorum. Oturduğum semtin de müsaitliğinden dolayı dışarı çıkıp dolaştığım zamanlar oluyor. SOSYAL MEDYAYLA ARAM İYİ - İnternet ve sosyal medyayı çok aktif kullanıyorsun. Internet siten "www.sinanguler.com" iki dilde hizmette... Twitter'da da çok aktifsin. Oyuncuları geçtim, çoğu kulüp bile sosyal medya ve internet üzerinde bu kadar

durmuyor. Meslektaşlarına da yol göstermesi açısından, bu emeğininin sana ne gibi katkıları oluyor? - Tamamen manevi oluyor. Bu katkıyı en çok istatistiksel açıdan değerlendirebilirim. 2010 Dünya Şampiyonası öncesi sitenin yeni tasarımı oluştu ve şampiyona sırasında da olabildiğince hızlı güncelleme yapmaya çalıştık. Bir dönem içerisinde de günde 5 bin civarı hit aldığımız oldu. Amatör bir site için, 15 günlük bir dönemde, günde 2 bin 500 civarı hit almak bence önemli bir başarı. Twitter'da da, şampiyona öncesi 6 bin takipçim vardı. Şampiyona birimi bu rakam 15 bin oldu. Şu an ise 25 bin takipçim var. Büyümeye de devam ediyor. "Sinan Güler" markasının oluşturulması için en uygun yolun sosyal medya olduğuna inanıyorum. Boş zamanlarımın bir kısmını da bununla geçiriyorum. Türkiye'de görmeye alışmadığımız, NBA ve Premier Lig'de gördüğümüz şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Bu yaptıklarımız sayesinde, hayran kitlemizle yakınlaşma, İngilizce sayfamızla yurtdışındaki arkadaşlarımıza ulaşabilme, benimle ilgili haberleri öğrenmek isteyenlere bunları ulaştırma ve sporu biraz daha sevdirebilme imkanını elde ediyoruz. Kafamda tam tasarlayamadığım için şimdilik paylaşamıyorum ancak bu alanda daha da yapılacak işlerimiz var. - İnternet sitenin tüm işleyişinde görevli kaç kişi var? - Benim dışımda, içerik ve teknik işlere birer kişi bakıyor. Toplam üç kişiyiz. - Son olarak, ağabeyin Muratcan Güler ile birlikte gelecekte yapmak istediğiniz bir şeyler var mı? Örneğin Kemal & Kerem Tunçeri kardeşlerin basketbol okulları gibi... - Benzer projelerimiz var. Ailece basketbol ile yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Gelecekte bu birikimlerimizi paylaşma hedefimiz var. Röportaj: Sedat Balcı (Sporx)


Demirel’e Yılın Spor Adamı ödülü

B

u yıl 57. Gerçekleştirilen "Milliyet Gazetesi Yılın Sporcusu" ödül töreninde Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel "Yılın Spor Adamı" ödülüne layık görüldü. Milliyet gazetesi tarafından gerçekleştirilen ödül töreninde Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel "Yılın Spor Adamı" ödülüne layık görülürken, A Milli Erkek Takımımız "Yılın Takımı" ve Bogdan Tanjevic de "Yılın Antrenörü" ödüllerinin sahibi oldu. Ortaköy'de Esma Sultan Yalısı'nda gerçekleştirilen ödül törenine spor ve sanat camiasından birçok ünlü sima katılırken, UEFA As Başkanı Şenez Erzik, Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, TBF Yönetim Kurulu Üyesi Nuri Tan, TBF Genel Sekreteri Ali Özsoy, Erkek Milli Takımlar Teknik Koordinatörü Bogdan Tanjevic, A Milli Takım Menajeri Harun Erdenay, Milli Takımlar İdari Menajeri Barbaros Akkaş, A Milli Takım Antrenörü Nihat İziç, A Milli Takım oyuncuları Oğuz Savaş, Ömer Onan, Kerem Tunçeri,Ender Arslan, Sinan Güler ve teknik ekip de ödül töreninde hazır bulundular. Gece kokteyl ile başlarken daha sonra ise ödül törenine geçildi. Yoğun

22

katılımla gerçekleştirilen ödül töreninde 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nın ülkemize kazandırılması ve başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinde, ülkemizin dünyaya tanıtılmasında aktif rol alan Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel "Yılın Spor Adamı" ödülüne layık görüldü. Demirel'e ödülünü Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner verdi. Yılın antrenörü ödülünü de, geçirdiği rahatsızlığa rağmen azmi ve inancını Milli Takıma yansıtarak Dünya ikincisi yapan Bogdan Tanjevic aldı. Tanjevic'e ödülünü Doğan Gazetecilik İcra Kurulu Başkanı Servet Topaloğlu'nun elinden aldı. 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda ikinci olarak ülkemize unutulmaz bir yıl yaşatan ve hepimizi gururlandıran A Milli Basketbol Takımımız da yılın takımı ödülünü kazandı. Millilerimize ödülünü Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu verdi. Öte yandan Yılın sporcusu ödülünü milli atlet Nevin Yanıt alırken, yılın futbolcusu ödülünü ise Fenerbahçe'nin başarılı oyuncusu Alex De Souza aldı. Mehmet Ali Aydınlar ise Namık Sevik Onur ödülünü aldı. Tören toplu hatıra fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi.


23


THY ile kim uçacak? > Bora Burat emen baştan belirteyim ki, bu çalışma THY Euroleague'de son sekiz takımın eşleşmesini konu alan bir fikir jimnastiği yazısıdır. Başlıktan da anlaşılabileceği gibi, Final Four öncesi son turdaki eşleşmeleri, takımların bugüne kadarki hikayelerini göz önüne alarak değerlendirmeye çalışacağım. Dolayısıyla bu yazı tamamen "kağıt üzerindeki" duruma bakılarak klavyeye (!) alınmıştır. Okuyucuların bu yazıdaki değerlendirmelere dayanarak bahis oynamaları pek önerilmez. Sezon boyunca oldukça keyifli, heyecanlı mücadelelere tanık olduk. Bu güne kadar olan süreci bir film fragmanına benzetebiliriz. Çünkü ne kadar keyifli olursa olsun, şu ana kadar yaşanan tüm mücadele Final Four içindi. Bu tura kadar ulaşabilen son sekiz takım bu hedefin sadece bir adım uzağındalar. Kısacası fragman bitti; film şimdi başlıyor. Caja Laboral - Maccabi Tel Aviv Son Sekiz Turunun çekişmeli geçmeye aday eşleşmelerinden biri. Her ne kadar bu turdaki tüm eşleşmelerin çekişmeli geçeceği beklense de; diğer eşleşmelerde taraflardan biri bir adım önde görünürken, bu iki takımın şansları eşit görünüyor. Sezon boyunca sadece üç yenilgi alarak buraya gelen Maccabi ile form grafiğini yükselterek TOP 16'yı tamamlayan Caja Laboral'den hangisinin THY Euroleague'e verilen aradan daha

H

24


iyi döneceğini 22 Mart'taki ilk maçta göreceğiz. İki ekipte de takım içi rollerin iyi belirlendiğini düşündüğümüzde, bire bir eşleşmelerin ve günlük performansların belirleyici olacağını söyleyebiliriz. Örneğin Maccabi'nin bu noktaya gelmesinde çok önemli payı olan Schortsanitis'in, Barac karşısında nasıl bir performans sergileyeceği önemli olacak. Eğer en büyük dezanvatajı olan erken faul problemini yaşarsa Maccabi skor üretmekte zorlanabilir. Caja Laboral uzunlarına karşı bu problemi yaşaması olası görünüyor. Teletovic-Eliyahu eşleşmesi de izlenmeye değer. Teletovic'in dış şut özelliğine, Eliyahu çabukluğu ile cevap verebilir. Bu eşleşmede üstünlük kuranın takımı tur için önemli bir avantaj yakalayabilir. Oyun kurucu pozisyonunda ise İspanyol ekibinin daha etkili olduğunu düşünüyorum. Maccabi oyun kurucuları da tabii ki yetenekli ama Caja Laboral guardlarının takımı oynatma becerileri daha ön plana çıkıyor. Maccabi guardlarının maç içerisinde zaman zaman bireysel oynama istekleri hücumda takımlarına zarar verebiliyor ve bu anlarda Maccabi oyunun kontrolünü yitirebiliyor. Özetle bu iki takım için tur ortada. Uzun seride farklı etkenler dengeleri değiştirecektir. Olimpiakos - Siena Bu turdaki en dengesiz eşleşme olarak gözüküyor. Yunan ekibi THY Euroleague'nin en değerli kadrosuna sahip. Avrupa'nın en iyi guard rotasyonunun

26

Olimpiakos'ta olduğunu hatırlatmak bile yeterli. Şampiyonluk dışındaki herhangi bir derecenin Olimpiakos açısından başarısızlık olarak değerlendirileceği açık. Siena'nın Olimpiakos karşısındaki en büyük silahı, antrenör Pianigiani'nin kim gelirse gelsin verimli işleyen sistemi ve takım oyunu olacak. Yaşayabilecekleri en büyük problem ise, McClebb'in sakatlığı sonrası oyun kurucu pozisyonundaki alternatif azlığı olabilir. Sezon devam ederken transfer edilen Jaric bu pozisyon için etkili bir seçenek olamadı. TOP 16 maçlarında Zizis ve Kaukenas bireysel yetenekleriyle bu pozisyondaki açığı belli ölçülerde kapattılar ama uzun bir seride Avrupa'nın en iyi guard üçlüsüne karşı ne kadar direnebilecekleri bir soru işareti. Sezon içinde Miccolori, Cararetto gibi sürpriz kahramanlar Siena'nın buraya kadar gelmesinde çok katkı sağladı. Eğer bu turu geçmek istiyorlarsa bu kahramanların yenilerine ihtiyaçları olacak. Diğer cephede yaşanması muhtemel en büyük sorun ise takım içinde oyuncular arasındaki bireysel anlaşmazlıklar olabilir. Sezon içinde bazı karşılaşmalarda bu problemler saha içine yansımış ve takımın bazı maçları kaybetmesine ya da zor kazanmasına neden olmuştu. Bunlar yine tekrarlanacak olursa bir şok yaşayabilirler fakat elbette Olimpiakos doğal favori. Real Madrid - Power Electronics Valencia Kadrolara bakınca Real Madrid,

saha kenarına bakınca Valencia! Messina gitmemiş olsaydı yorumum tabii ki farklı olacaktı. Oyuncu kalitesi açısından Madrid ekibinin üstünlüğü şüphe götürmez ancak oyuncularından maksimum verim almayı başaran Pesic deneyimiyle takımını tura ortak edebilir. Her pozisyonda Madrid oyuncuları bireysel olarak rakiplerine üstünlük sağlasa da "Messina sonrası" dönemde koçun oyuncu tercihleri belirleyici olacak. Örneğin son dönemde takımına büyük katkı sağlayan Mirotic'in ne kadar süre alacağı, oyun kurucu pozisyonunda Rodriguez-Prigioni ikilisinden hangisinin daha fazla tercih edileceği bu turda önemli olacak. Valencianın en büyük dezavanjı Javtokas'ı dinlendirecek seçeneğin Middelton olması. Yaşı 40'ın üzerinde olan oyuncunun Madrid uzunları karşısında çok zorlanacağını düşünüyorum. Bunun yanında Cook, De Colo ikilisinin performansı Valencianın tura tutunmasını sağlayabilir. Pesic ile birlikte Euroleague'nin en sert savunma yapan takımı haline gelen Valencia, Madrid çok zorlayacaktır. Kağıt üzeri tahminim yüzde 51 Real Madrid. Barcelona - Panathinaikos Bu eşleşmede son şampiyon Barcelonanın birkaç adım önde olduğunu düşünüyorum. Sezon boyunca İnişli çıkışlı bir grafik çizen Panathinaikos Final Foura uzak görünüyor. Kadrosunda çok kaliteli oyuncuları barındırıyor ancak kadro derinliği bu sezon çok yeterli durmuyor. Örneğin oyun kurucu bölgesinde TepicCalathes ikilisi Diamantidis çok verimli alternatifler değil. Aynı sorun pivot pozisyonu için de vurgulanabilir. Maric olmadığında çok zorlanıyorlar. Hücum yükü Diamantidisin üzerine yıkılmış gibi. O olmayınca hücumda sınırlı bir takıma dönüşüyorlar. Turu geçmek adına Yunan ekibinin en büyük kozu antrenör Obradovic'in oyun içi formu ve takımın genlerinde olan şampiyonluk


27


TANJEVİC: Asıl hedef olimpiyatlar Erkek Milli Takımlar Teknik Koordinatörü Bogdan Tanjevic, Türkiye’de düzenlenen 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası ve burada elde ettiğimiz büyük başarı hakkında konuştu. Spormax kanalında Açılım programına katılan Tanjevic sunucu Ertunç Öner ve yorumcu Ömer Gürsoy’un sorularını cevapladı. BU ŞAMPİYONA UNUTULMAZ ÖNER: Dünya Şampiyonasını yaşadık. Heyecan dolu bir şampiyona oldu. Herkes Tanjevic'in şampiyona sonrasında neler yaptığını merak ediyor. Tabi bu arada Milli Takım'da da görevi devam ediyor. Sohbetimize buradan başlayalım. TANJEVİC: Dünya Şampiyonası inanılmaz bir organizasyondu. Hem sportif açıdan hem de organizasyon açısından inanılmaz günler geçirdik. Bunu sadece kişisel olarak ifade etmiyorum, oyuncularım, federasyon ve bütün Türk halkı ile birlikte bu coşkuyu hep birlikte yaşadık. Burada devletin bize vermiş olduğu destek de müthişti. Bunu unutmamak lazım. Onların katkısı çok büyük oldu. Ankara ve İstanbul'daki seyircilerin altını çizmek istiyorum. Takıma harika destek verdiler. Sonuçta büyük bir başarı elde

28


30


ettiğimiz bu güzel günleri hep beraber yaşadık. ÖNER: Bundan sonraki dönemde Milli Takım'da üstleneceğiniz görev ile ilgili neler söyleyeceksiniz? Türk basketboluna ilerleyen günlerde ne gibi katkılarınız olacak? TANJEVİC: Bundan sonra Milli Takım'a Erkek Milli Takımlar Teknik Koordinatörü olarak hizmet etmeye devam edeceğim. Yeni dönemde bildiğiniz gibi Orhun Ene, oldukça ağır bir yükün altına giriyor ve baş antrenörlük görevini üstleniyor. Bu görevi en iyi şekilde ve başarıyla yerine getireceğine inanıyorum. Ben de tecrübem, bilgi ve birikimimle kendisine destek olmaya çalışacağım. Burada üstleneceğim görevi belki de danışmanlık olarak nitelendirebiliriz. GÜRSOY: Bu soruyu bir alıntı yaparak sormak istiyorum. Lübnan asıllı Fransız bir yazar var. Ölümcül kimlikler isimli bir kitabında şöyle diyor; "Kimlik bir çırpıda verilmez. Yaşam boyunca oluşur ve değişir." Kendisi 27 yaşında Lübnan'dan ayrılarak Fransa'ya yerleşti ve bu ülkede yaşayan bir yazar. Kendisine soruyorlar; "kendini Fransız mı hissediyorsun yoksa Lübnanlı mı?" Bu sorulardan bıkmış ve "her ikisi" dememesine rağmen peşini bırakmamışlar. En sonunda yazar şöyle demiş, "Kimlik bölmelere ayrılamaz. O ne yarımlardan oluşur ne de kuşatılmış diyarlardan. Kimlik muhasebesi yaparım ve kimliğimde ne kadarı varsa hiçbirisini reddetmem. Siz de hem Karadağ doğumlusunuz hem de İtalyan vatandaşlığınız var. Sanıyorum ki önümüzdeki 1 ay içerisinde de Türk vatandaşlığınız kesinleşecek. Siz kendi kimlik muhasebenizi yaptınız mı? TANJEVİC: Her şeyden önce Türk vatandaşlığına layık görülmekten onur duyuyorum. Bana verilen bu hediye, bu anlamlı ödül hayatımda, kariyerim boyunca aldığım en güzel ödüldür. Bunu açık yüreklilikle söylemek istiyorum. Bu nedenden dolayı da Sayın

Başbakanımıza, Sayın Spordan Sorumlu Devlet Bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Türk insanını ve Türk halkını çok seviyorum. Yıllardan beri burada olmamdan dolayı Türk insanına hayranlığım daha da arttı. Türk vatandaşı olacak olmam, benim için büyük bir mutluluk. Çocuklarım da bu ödüle layık görüldü. O da benim için ayrı bir mutluluk. Ailemle birlikte Türk vatandaşlığına kabul ediliyorum. Şunu da söylemek isterim ki, gelecek 15 yıl içerisinde hem siyasi olarak hem de ekonomi olarak dünyanın en kuvvetli beşinci ülkesi olmaya aday bir ülkedir Türkiye. Bu benim kişisel öngörüm. Böyle bir ülkenin vatandaşı olmakta benim için ayrı bir keyif, ayrı bir gurur. GÜRSOY: Eski bir röportajınızda size yöneltilen 'niçin o oyuncuyu kadroya almadınız, niye bu oyuncuyu oynatmadınız?' gibi sorular üzerine İtalya'dan tanıdığınız bir antrenör ile ilgili bir hikaye anlatmıştınız. Bu hikayeyi izleyicilerimiz için bir kez daha anlatır mısınız? TANJEVİC: Daha önce anlatmış olduğum o hikaye Pentasulya isimli bir koçun hikayesidir. Bugün kendisi aramızda değil. Gerçekten harika bir insan ve müthiş bir antrenördü. O dönemde faul çalındığı zaman takımların serbest atış kullanma veya kenardan topu oyuna sokma hakkı bulunuyordu. Koç da bu iki şık arasında yaptığı seçimlerde her zaman yorumcular tarafından eleştiriliyordu. Burada kendisi artık bu eleştirilerden yorulmuş olacak ki, bir maçın son bölümünde kritik bir faul düdüğü çalınınca ilginç bir olaya imza attı. Kendisi o anda karar veremediği için yorumcuların yanına basın tribününe gitti. Dedi ki, "Topu kenardan soktuğum zaman beni eleştiriyorsunuz. Serbest atış olarak değerlendirdiğim zaman da eleştiriyorsunuz. Şimdi siz söyleyin bakalım, bu pozisyonda topu oyuna kenardan mı sokmalıyım, serbest atış seçeneğini mi kullanmalıyım?" Bu hikaye

31


gerçekten koçların işlerinin kolay olmadığını göstermesi açısından son derece önemli. Uzun yıllar unutulmayacak ve anlatılacak bir hikâye oldu. Şunu söylemek istiyorum, biz koçlar, çok kısa sürelerde ani ve önemli kararlar vermek zorundayız. O yüzden seyircilerin, yorumcuların bizlere bu konularda biraz daha fazla müsamaha göstermesi gerekiyor. Daha anlayışlı davranmalarını bekliyoruz. Bizler de yıllarca bu işle uğraşan insanlar olarak belli bir takım bilgi ve birikime sahibiz. Bu konuda herkesten biraz daha saygı bekliyoruz. HAYATIMIN EN GÜZEL GÜNLERİ ÖNER: Geçtiğimiz sene ciddi bir rahatsızlık geçirdiniz. Bu süreçte bir süre Fenerbahçe Ülker'i çalıştıramadınız. Sonrasında da Dünya Şampiyonası'nda takımın başında yer alıp alamayacağınız büyük tartışma konusu oldu. Ancak her şeye rağmen şampiyonada takımın başında yer aldınız. Dünya Şampiyonası'nda oyuncuları motive etmek için özel bir çaba sarf ettiniz mi? Yoksa oyuncular sizin özverinizi görüp maçlara otomatikman motive mi oldular? TANJEVİC: Dünya Şampiyonası'nda oyuncularımı motive etmek açısından hiçbir sorun yaşamadım. Çünkü oyuncularım fazlasıyla motive olarak geldiler. Hazırlık döneminden itibaren bütün oyuncularım, sahip oldukları enerjiyi, eforu, her şeyi sahaya yansıttılar. Bunun da bir sonucu olarak benim de devreye girmem gerekmedi. Onların saha içerisinde verdikleri katkıyı hepimiz gözlemledik. Bu benim hayatımdaki en güzel günlerdi. Birbirimize sevgi ile bağlı olduk. Onlar benim için oynadılar, ben onlar için orada bulundum. Dolayısıyla da bu tarihi dereceyi elde etmeyi başardık. ÖNER: Milli Takımdan konu açılmışken, Sırbistan maçındaki son dakika hamlesini bir kez daha sizden dinleyebilir miyiz? TANJEVİC: Son hücum gerçekten unutulmazdı. Ancak bunun bir

32

doğaçlama olduğunu söylemek zorundayım. Orada bizim verdiğimiz konuştuğumuz taktik bu değildi. Son topu Hidayet'in kullanmasını planlamıştık. Ama 3 oyuncu birden Hidayet'in üstüne gelince, Kerem Tunçeri'yi unutmuş oldular ve top Kerem'in eline geldiği zaman bomboş bir pozisyon yakaladı. Açık yüreklilikle bunun bir şans olduğunu söylemek istiyorum. Diğer yandan, maç boyunca gerçekten de bu şansı, bu sonucu hak eden bir performans sergiledik. Sonunda da bu şansı bulduk. Tarihi ve unutulmaz bir maçı hep beraber yaşadık. Oyuncularıma hep şunu söylüyorum, son 2-3 dakikaya kadar hep sizinleyim ama kalan 23 dakikada sahadaki mücadeleniz ile siz beni taşıyacaksınız. O süre zarfında maçı kazanıp kazanmamak size kalmış. Tabii burada Kerem Tunçeri'nin hakkını teslim etmek lazım. Kerem'de maçın son 10 dakikasını gerçekten müthiş oynamıştı. Hatta biz 5-6 sayı gerideyken, Kerem'in iyi oyunuyla maça tutunduk. Belki de son top onun olmalıydı ve bu kendiliğinden gelişen bir pozisyondu. Kerem de bunu en iyi şekilde değerlendirdi ve yakaladığı fırsatı kaçırmadı. GÜRSOY: Ben 2001 yılında TBF Yönetim Kurulu Üyesi iken, İtalya'da Bormio'da Milli Takımımızın kamp çalışmaları için bulunuyorduk. Sn. Tanjevic de o zaman İtalya Milli Takımı'nı çalıştırıyordu. O zamandan beri tanışıklığımız vardır. Hazırlık maçlarında koçu görüyordum, dizleri yerde maçları izliyordu. Sonrasında da Türkiye'ye geldiği zaman artık ellerini dizlerine koyarak maçları izliyordu. Ta ki 2010 yılına kadar. Dünya Şampiyonası'nda ise çok daha soğukkanlı ve adeta bir bilgin edasıyla oturur oldu. Bu değişikliği anlatabilir mi? TANJEVİC: Bundan 10 yıl önce daha gençtim. Fiziksel olarak bazı hareketleri daha kolay yapabiliyordum. Enerjim daha fazlaydı. Aradaki geçiş sürecinde fiziksel olarak yaşadığım bir takım

sağlık sorunlarından dolayı, biraz daha sakin olmayı ve daha az hareket etmeyi öğrendim. Bunun yanı sıra, değişimimdeki en önemli etken, Dünya Şampiyonası'nda oyuncularımın inanılmaz bir performans göstermeleriydi. Onlara kenardan bağırma, müdahale etme, motive etme ihtiyacı hissetmedim. Bu yüzden de saha kenarında fazla hareket etmeme gerek kalmadı. Oyuncularım adeta sahada uçuyorlardı. Sürekli olarak olması gerektiği gibi ve tam zamanında pozisyon alıyorlardı. Bana yapacak bir şey bırakmadılar. Belirttiğiniz durgunluğumun başlıca sebebi de budur. Tabii ki bu enerjimi, bana sağladıkları bu rahatlığı ben de farklı alanlarda değerlendirdim. Daha etkin düşünme ve maçı daha net analiz etme şansını yakaladım. Bazen de her şey o kadar iyi gidiyordu ki, bir seyirci gibi ben de maçı izledim. O MADALYA GÜMÜŞ DEĞİL ALTIN ÖNER: İtalya'da yaşadığınız Avrupa Şampiyonluğu marka olma yolunda önemli bir başarıydı. Son olarak da Dünya Şampiyonası'nda A Milli Takım ile beraber elde ettiğiniz ikinciliği ele alacak olursak bu başarıları nereye koyuyorsunuz? Kariyerinizdeki hangi başarı sizin için daha önemli? TANJEVİC: Bu saydığınız başarılar dışında Bosna Milli Takımı ile de önemli başarılar elde ettim. Bunu da belirtmek isterim. Bu üç başarı arasında düşündüğüm zaman tabi ki en anlamlısı Türk Milli Takımı ile yaşadığım Dünya Şampiyonası finalidir. Bu başarının benim kariyerim açısından bir başka önemi de; antrenörlük kariyerimin son yılında gelen mucize gibi bir başarı olmasıdır. 6 yıl boyunca Türk Milli Takımı'nda oyuncularımızla sevgi içerisinde birlikteliğimiz oldu, çok çalıştık. Sonunda da bu başarıyı elde ettik. Dünya ikinciliği olarak kayıtlara geçen bu başarı benim açımdan Dünya Şampiyonluğu'dur. Kazanılan gümüş madalya benim


için altın madalya değerinde çünkü finaldeki rakibimiz ABD şu anda bizlerin hala biraz ötesinde bir rakip. Dolayısıyla ben bu başarılar arasında elde ettiğimiz ikinciliği ayrı bir yere koyuyorum. GÜRSOY: Sayın Tanjevic hatırlayacaktır. 2005 yılında, iki ABD maçının arasında, o zamanki A Milli Futbol Takımı antrenörü Ersun Yanal'la bir yemek yemiştik. Orada biz Tanjevic'e Ersan İlyasova'yı sormuştuk. Ersan o zaman 17 yaşlarındaydı. Verdiği cevap çok ilginçti ve bugüne ışık tutuyordu. Gelecek 10 yılda Türk basketbolunun en önemli oyuncusu olacak demişti. Geçen 6 yıl içerisinde de bunun gerçekleştiğini gördük. Şimdi de aynı şekilde, gelecek 10 yıla damgasını vurabilecek oyuncularımız var mı? TANJEVİC: Ersan'la ilgili yaptığım yorumun haklılığını hepimiz görüyoruz. Oyuncuların sahip oldukları potansiyelleri görmek konusunda açıkçası pek yanıldığım söylenemez. Ersan geçmişte olduğu gibi, yakın gelecekte de milli takımımızın en önemli oyuncuları arasında yer alacak. Zaten NBA'deki performansıyla da bunu gösteriyor. Şu anda da alttan gelen çok değerli oyuncularımız var. Bunlardan 2-3 tanesi, diğerlerinden daha önde görünüyor ama isimlerini şimdi vermek istemiyorum. Yakın bir gelecekte onları da milli takımlarımızda göreceğiz. ÖNER: Dünya Şampiyonası'nda, sizin de belirttiğiniz gibi devlet adamları çok önemli destekler verdiler. Neredeyse hiçbir maçı kaçırmadılar. Bu, başka ülkelerde pek de görülen bir durum değil. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? TANJEVİC: Devlet büyüklerimiz tarafından sağlanan destek gerçekten inanılmazdı. Organizasyon anlamında sağladıkları desteğin yanı sıra maçlara gelerek, hatta maçların ardından soyunma odasına kadar inerek bizlere moral verdiler ve büyük destek sağladılar. Oyuncular açısından da bu çok önemliydi. Ne

kadar önemli bir iş yaptıklarını böylece daha iyi hissettiler. Cumhurbaşkanımıza, Meclis Başkanımıza, Başbakanımıza, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımıza bu anlamda teşekkürlerimizi ifade ediyoruz. Onlarla birebir iletişim halinde olmak, oyuncularımızı daha da motive etti. Onların varlığı olmaksızın bu başarıları elde etmek bu derece kolay olmayabilirdi. ORHUN ENE GENÇ VE BAŞARILI BİRİ ÖNER: Milli Takımımız için yeni bir dönem başladı. Bundan sonra direksiyonun başında Orhun Ene var. Sayın Tanjevic görevine Teknik Koordinatör olarak devam edecek. Türk basketbolu ve Milli Takım için bundan sonraki dönemi nasıl görüyorsunuz? TANJEVİC: Türk Milli Takımı'nın ve bununla birlikte Türk basketbolunun önünün çok açık olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki 10 yıl içinde Türk basketbolu çok farklı yerlere gelecektir, buna inanıyorum. Milli Takım kadromuzun büyük bir bölümü bu formayı yıllarca başarıyla giyecek gençlerden kurulu. Orhun Ene genç bir antrenör olabilir ancak son derece başarılı ve güçlü bir teknik adam. Oyuncularının saygısına sahip olan bir insan. Aynı zamanda milli takımın eski kaptanı olması da ona daha farklı bir saygı duyulmasını gerektiriyor. Bu belki de ancak filmlerde olabilecek bir hikâye. Bundan 10-15 yıl önce milli takımın kaptanı olan bir oyuncu, şu anda milli takımın baş antrenörlüğüne yükselmiş durumda. Ben kendisinin son derece başarılı olacağına inanıyorum. Milli takımımızın yanı sıra Beko Basketbol Ligi, son 5-6 yıl içinde çok büyük gelişim kaydetti. Eskiden, hepimizin bildiği gibi Efes Pilsen ile Ülker arasında geçen şampiyonluk mücadelesine artık 6-7 takım katılıyor. Bu kadar fazla takımın şampiyonluk hedefiyle yola çıktığı bir lig, bugün Avrupa'da bile zor bulunabilecek bir kalitede. Önümüzdeki yıllarda da bu yükselişin devam edeceği

33


düşüncesindeyim. Orhun Ene'yle ilgili söylemek istediğim ayrı bir konu da; ben iyi bir insan olmadan, iyi bir koç olunamayacağına inanan birisiyim. Orhun Ene de insan olarak çok büyük saygıyı hak eden bir isim. Dolayısıyla başarılı olmaması için hiçbir neden görmüyorum. Ben de varlığımla kendisine her türlü desteği vereceğim. ÖNER: Beko Basketbol Ligi'nin İspanya Ligi'nden sonraki en iyi lig haline geldiğini düşünüyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? TANJEVİC: İspanya Ligi'ne çok yakın bir noktada olduğumuzu söylemek mümkün gerçekten. İtalya Ligi de çok kuvvetli bir lig ama bizim ayarımızda değil. Yunanistan Ligi'nin de bariz bir şekilde önünde olduğumuzu söylemek istiyorum. Genel olarak baktığımız zaman, bundan da büyük memnuniyet duyuyorum. Çünkü ligin kalitesi, koçların da kalitesiyle birlikte yükselmiş durumda. Bugün Türkiye liglerinde antrenörlük kalitesi gerçekten de son derece üst seviyede. Bu da beni ayrıca mutlu ediyor. ASIL HEDEF OLİMPİYATLARA GİTMEK ÖNER: 2011'de Litvanya'da yapılacak Avrupa Şampiyonası bizim açımızdan çok farklı bir anlam taşıyor. Dünya ikinciliğinden sonra Olimpiyatlar'a da katılacak dereceyi elde edip, takım sporlarında Olimpiyatlar'a hiç katılamamış Türkiye'nin makûs talihini değiştirebilecek miyiz? TANJEVİC: Açıkçası Litvanya'da bizi zorlu bir şampiyona bekliyor ama biz de istediğimiz dereceyi alabilecek potansiyele sahip olduğumuza inanıyoruz. Olimpiyatlara katılmak, başından beri bizim planlarımızda olan bir hedef. Unutmamak gerekir ki Avrupa Şampiyonası en az 10 takımın zirve mücadelesi yapabilecek nitelikte olduğu bir turnuva. İspanya belki Dünya Şampiyonası'nda istenen dereceyi elde edemedi ama Avrupa Şampiyonası'na çok daha güçlü bir takımla geleceğini varsayabiliriz. Litvanya, geçen sene Dünya

34

Şampiyonası'nda bir yeniden yapılanma içerisindeydi ama ona rağmen bronz madalya kazanma başarısını gösterdi. Bunlarla birlikte Sırbistan, Slovenya, Fransa, Yunanistan, Rusya, İtalya ve Almanya gibi çok önemli ve iddialı takımlar da yarışta olacak. Ancak biz de ciddi hedefleri olan önemli bir takımız. Bunu da geçen sene aldığımız dereceyle gösterdik. Avrupa Şampiyonası'nda ilk iki takım Olimpiyatlar'a direkt olarak gitme hakkını elde edecek. Herkesin bu iki takım arasında yer alabilmek için maksimum gücüyle savaşacağına kuşku yok, ancak 6. sıraya kadar yer alan diğer 4 takım da önümüzdeki sene oynanacak Olimpiyat Elemeleri'nde yer alacak. Oraya giden takımlar da başarısız olmayacak ve Olimpiyatlar için şansları devam edecek. Bizim de hedefimiz ilk 6 arasında yer almak ancak, öncelikli olarak da madalya kürsüsüne çıkabilmek tabii ki. ÖNER: Ekol olmaktan, Yugoslavya veya Litvanya ekollerinden bahsederiz. Peki nasıl ekol olunur? Sayın Tanjevic bunu nasıl açıklar? TANJEVİC: Bir ekol olabilmek, yapılacak programları ve projeleri

bire bir takip etmek ve onlara sadık kalmakla gerçekleşebilecek bir durum. Türkiye Basketbol Federasyonu da Sayın Başkan Turgay Demirel nezdinde uzun vadeli programları hayata geçirerek, bugün bulunduğumuz noktaya gelinmesini sağladı. Bunları göz ardı etmemek lazım. Geçmişe baktığımız zaman, önemli başarılar elde edildi ama geleceği yönelik de birçok proje ve program var. Bunları da uygulamaya devam ediyoruz. Benim düşünceme göre Türk basketbolu, gelecek 10 yıl içinde, gerek kulüpler düzeyinde gerek milli takımlar düzeyinde bir dünya ekolü haline gelmiş olacaktır. Sayın Başkanın dünyanın en iyi üç basketbol ülkesinden biri olma hedefini bizzat biliyorum ve bu yöndeki çalışmaları hep birlikte sürdürmeye çalışıyoruz. Burada milli takım bir vitrin olarak görülebilir ama önemli olan altyapıya yapılan yatırımlardır. Federasyonun yakın gelecekte hayata geçireceği yeni ve çok önemli bir proje de, altyapı takımlarının birlikte çalışabileceği bir eğitim ve kamp merkezinin inşa edilmesi.


2014 yılında düzenlenecek 17. FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'na ev sahipliği yapma hakkını, Avustralya'yı geride bırakan Türkiye elde etti.

36


Potada dünya zaferi

2

014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak ülke, FIBA Yönetim Kurulu'nun Fransa'nın Lyon kentinde yaptığı oylama sonucunda belli oldu. Kapalı yapılan oylamada 16'ya karşı 4 oyla Avustralya'yı geride bırakan Türkiye, organizasyonun ev sahibi olmaya hak kazandı. Sofitel Hotel'deki oylama, sunumlarla başladı. İlk sunumu Avustralya, ikincisini ise Türkiye yaptı. Adaylara, bu bölümde yarım saat süre verilirken, on beşer dakika da FIBA Yönetim Kurulu üyelerinin sorularına ayrıldı. Sunumların ardından oylama sürecine geçildi. FIBA'nın 22 Yönetim Kurulu üyesinden, Avustralyalı olan Bob Elphinston ve Steve Smith haricindeki 20'sinin oy hakkının bulunduğu oylama sonucunda Türkiye 16 oyla ev sahipliğini kazanırken, Avustralya ise 4 oyda kaldı. Şampiyonaya ev sahipliği yapacak olan salonların neredeyse hepsinin tamamlanmış olması TBF'ye kadın basketbolunun yaygınlaştırılması, yüceltilmesi ve geliştirilmesi için çok önemli bir avantaj sağlayacak. Böylelikle hazırlık çalışmalarındaki konsantrasyonun önemli bir kısmı şampiyonanın tanıtım ve pazarlanmasına ayrılabilecek. Türkiye Basketbol Federasyonu'nun ve İstanbul'un, dünyanın en önemli spor organizasyonlarına ev sahipliği yapan Melbourne'u böylesine açık bir farkla geride bırakması; TBF'nin üst düzey spor organizasyonlarındaki becerisi ve bilgi birikimine, İstanbul'un son yıllarda önemli spor organizasyonlarındaki başarısına,

37


38


son yıllarda Türkiye'ye duyulan güvenin giderek artmasına, titizlikle hazırlanan ve büyük beğeni toplayan sunuma ve TBF'nin her zaman yanında hissettiği devlet desteğine bağlanıyor. BİR SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ Türkiye Basketbol Federasyonu'nu 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası adaylığı için motive eden birinci unsur, kadın basketboluna yatırım yapma amacı oldu. Şampiyonayı, salt sportif bir organizasyon olarak değil, yetişmekte olan milyonlarca genç kız için fırsat olarak gören TBF, bu alandaki çalışmalarını, şampiyona sayesinde en üst seviyeye çıkartmayı amaçlıyor. İLK VE SON ŞAMPİYON ABD 1953 yılında Şili'de düzenlenen ilk şampiyonadan altın madalya ile ayrılan Amerika Birleşik Devletleri, bugüne kadarki 16 şampiyonada elde ettiği toplam 8 şampiyonlukla da madalya sıralamasının ilk basamağında yer alıyor. ABD, aynı zamanda geçtiğimiz yıl Çek Cumhuriyeti'nde düzenlenen son şampiyonada da ev sahibini finalde yenerek mutlu sona ulaştı. Bugüne kadar yalnızca 4 farklı şampiyonun çıktığı FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'nda Rusya'nın 6, Brezilya ve Avustralya'nın da birer şampiyonluğu bulunuyor. Türkiye'nin ev sahipliğinde 6. kez Avrupa'ya gelecek olan şampiyona, 7 kez ile en çok Amerika'da düzenlendi. Asya'nın 3, Okyanusya kıtasının ise 1 ev sahipliği bulunuyor. Şampiyonanın en çok düzenlendiği ülke 4 kez ile Brezilya. 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'nı düzenleme hakkı kazanan Türkiye, böylece son 15 yıl içerisinde erkekler ve kadınlarda, hem Avrupa hem de Dünya Basketbol Şampiyonaları'na ev sahipliği yapma başarısını gösteren tek ülke oldu. YILDIZOĞLU: GURUR DUYDUM A Milli Kadın Takımımızın ve Galatasaray Medical Park'ın baş antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu, Türkiye'nin 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'na ev sahipliği

yapacak olmasının kendisini gururlandırdığını söyledi. "Bir kere ülkemin böyle bir organizasyona ev sahipliği yapacak olmasından dolayı bir basketbol adamı olarak gururlandım" diyen tecrübeli antrenör, "Aynı zamanda da sorumluluklarımı; 'Bu organizasyona nasıl katkı yapabilirim diye' düşündüm. Ülkemize bu şampiyonayı düzenleme hakkını getirenleri tebrik etmek, onlara teşekkür etmek lazım. Bizler de onlara layık olmaya çalışacağız. Umarım Dünya Şampiyonası'na kadar daha iyi sistemler inşa edip daha başarılı oyuncular yetiştiririz" şeklinde konuştu. Yıldızoğlu, 2008'de A Milli Kadın Takım Baş Antrenörlüğü görevini üstlendiğinden bu yana hedeflerini hep Dünya Şampiyonası'na katılabilmek ve Olimpiyat vizesi alabilmek adına koyduklarını vurgulayarak, "Bu bir taraftan şimdiye kadar yapılamamış olmasından dolayı, diğer yandan da başarıyı getirebilecek yetenekte oyunculara sahip olmamızdan dolayıydı. Hiçbir zaman bu hedefin gerisine düşmediğimizi düşünüyorum. Belki 2009 Avrupa Şampiyonası'nda gerekli dereceyi elde edemedik. Onun nedenleri de biliniyor; tam kadro olarak gidememiştik. Ama eksiklerimize rağmen gruptan çıkabilmiştik. Hatta Fransa'yı yensek grup lideri de olacaktık. Sonrasında aradaki farkı koruyarak kaybedeceğimiz Belarus maçı bile bize bir üst tura çıkartacaktı. Dolayısıyla hedeflerimiz hâlâ sıcak ve amacımıza ulaşmak için bu yılki Avrupa Şampiyonası'nda gerekeni yapacağız. Zaten Avrupa Şampiyonası'nı ilk 5 içinde bitirip Olimpiyat vizesi alırsak, ülkemizde düzenlenecek 2014 Dünya Şampiyonası'na çok daha tecrübeli bir takım olarak katılma şansını elde edeceğiz. Oraları görmüş bir ekip olacağız" açıklamasını yaptı. Ay-Yıldızlı oyunculara güvendiğinin altını çizen Ceyhun Yıldızoğlu, Türk basketbolcuların ulaşılması kolay olmayan başarıları elde

edebilecek kapasiteye sahip olduğunu anlatırken, "Yatırıma devam etmek lazım. Her oyuncu kendi eksikliğini biliyor. Bazı oyuncuların fundamental, kimilerininse kondisyon eksikliği var. Son yıllarda eksikliğinin farkına varabilmiş oyuncular doğru çalışmaları yapabiliyorlar. Özel kondisyonerlerle, değer verdikleri antrenörlerle veya kendi başlarına eksiklerini gidermeye çalışıyorlar. Oyuncuların aldıkları bu tavırdan kesinlikle vazgeçmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Biz de antrenörler olarak altyapıdan oyuncu yetişmesi için gerekli özveriyi gösterebilirsek ve o ışığı bize verebilen oyuncuları oynatmak için gerçekten mücadele edebilirsek hem Avrupa, hem de Dünya Şampiyonası'nda bu emeklerin karşılığını alacağımıza inanıyorum" ifadelerini kullandı. Deneyimli antrenör, kariyeri boyunca oyuncuları kategorize etmediğini belirterek, "Genç oyuncu, tecrübeli oyuncu, yerli oyuncu, yabancı oyuncu diye bir ayrımı basketbol yaşantım boyunca hiç yapmadım. Yatırım yapan, sahada elinden gelenin en iyisini gerçekten yapmaya gayret gösterenlere karşılığını vermeye çalıştım. 2011 Avrupa Şampiyonası Elemeleri'ndeki kadronun oluşumu benim özellikle planladığım bir şey değildi. Birçok oyuncu affını istedi, özel nedenler öne sürdü, sakatlığı bulunanlar vardı ve biz bu nedenlerden dolayı elemelere böyle bir kadroyla katılmak durumda kaldık. Ama sağ olsunlar, buraya gelen arkadaşlar büyük özveriyle çalıştılar. Hepsi özel bir çaba sarf ederek Avrupa Şampiyonası'na katılmamızı sağladılar" dedi. Yıldızoğlu, A Milli Kadın Takım kadrosunun 2011 Avrupa Şampiyonası yapılanması ile ilgili olarak da şunları söyledi: "A Milli Takım'da yer alacak oyuncular için kriterlerimiz var. Oyunun iki tarafını da oynayabilen, tam sahada hücum ve savunma yapabilen, savunmada birbirlerinin açıklarını kapatabilen, hücumda paylaşmayı bilen bir takım kurguluyoruz. Bu

39


kurgunun içinde yer alabilecek bütün oyunculara kapımız her zaman için açık. Ama oyunun sadece bir kısmını oynanmasını da kabullenmiyoruz. Bizim için saydığım kriterleri yerine getirebilme çabasında olan ve bunu başarabilen oyuncuların hepsi kadromuzda olacaktır. Henüz kampta bu başarıyı kimlerin gösterebileceğini bilmiyorum. Çünkü sakat, formsuz ve yeteri kadar yatırım yapmayan oyuncularımız var. Fakat şunu biliyorum ki Avrupa Şampiyonası'na giderken az önce

spor organizasyonunu düzenleme hakkını kazanmamız Türk sporu, özellikle de kadın basketbolu için çok önemli bir başarıdır. Yine ülkemizde gerçekleştirilen 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'nda yakalanan organizasyonel ve sportif başarının basketbola duyulan sevgi ve ilgide oluşturduğu yükselişin, 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası ile artarak devam edeceğine inanıyorum" diyen Canan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "A Milli Kadın Takımımızın ev sahipliği yapacağımız Dünya

bahsettiklerimi en iyi yapabilen oyuncularla yola çıkacağız."

Şampiyonası öncesindeki ilk hedefi, 2011 Avrupa Şampiyonası'nda 2012 Londra Olimpiyatları vizesi alabilmek için gereken dereceyi elde etmektir. Bu nedenle önümüzdeki Avrupa Şampiyonası çok büyük önem taşımaktadır. Burada alacağımız derece, 2014'ün yol haritasını belirleyecektir." ÖZSOY: KARŞILIĞINI ALDIK Türkiye Basketbol Federasyonu Genel Sekreteri Ali Özsoy, 2014 Dünya Kadınlar Basketbol Şampiyonası'nın ülkemize

ERDOĞAN: ÇOK HEYECANLIYIZ A Milli Kadın Takımımızın Menajeri Canan Erdoğan, 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'nın ülkemizde gerçekleştirilecek olmasının gerek kadın basketbolu, gerekse Türk sporu için önemine dikkat çekti. "2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'na Türkiye'nin ev sahipliği yapacak olmasından dolayı çok heyecanlıyız. Bu dev

40

verilmesini değerlendirdi. TBF Heyeti ile beraber Fransa'nın Lyon kentinde bulunan TBF Genel Sekreteri Özsoy, FIBA Yönetim Kurulu karşısına Avustralya'ya oranla daha yenilikçi fikirlerle çıktıklarını belirtti. Özsoy, bu kadar çalışmanın ve emeğin karşılığının alındığını ifade ederek şunları kaydetti; "Bu çok güzel bir olay. Çok değişik ve güzel bir çalışma oldu. FIBA Yönetim Kurulu üyelerinin bunu görmesi sevindirici ve gurur verici. 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'nın referansını yaşayamadık çünkü bunu bize karşı koz olarak kullandılar. Avustralya, 2010'dan sonra böylesine büyük bir organizasyonun bir kez daha Türkiye'ye verilmesine karşı çıktı. Bunu bize karşı kullandı. Sunumu önce Avustralya yaptı. Her ülkenin sunumunu, diğer taraftan birer kişi izleyebildi. Rakibimiz Avustralya'nın sunumuna da ben girdim." YENİLİKÇİ FİKİRLER Avustralya'nın zorlu bir ekip olduğunun altını çizen Özsoy, sözlerine şöyle devam etti; "Rakibimiz olan Avustralya kaliteli bir ekip. Hazırlıkları ve sunumları güzeldi. Ancak biz de daha candan ve yenilikçi fikirlerle geldik. Özellikle salonlarımızın hazır olması bizim bundan sonra özellikle pazarlama ve tanıtım üzerinde çalışmamıza imkan sağlayacak. Dolayısıyla bu da bizim için bir fırsat oldu. Eskiden teknoloji olsun, inşaat konusunda olsun zaman kaybediyorduk. Bu defa böyle olmayacak. Yeni medya, değişik pazarlama teknikleri kullanacağız. Birçok yeniliğin yanı sıra, sosyal sorumluluk projeleri ile şampiyonayı bütünleştireceğiz. Sunumumuzda hem ülkemizin hem de İstanbul'un güzelliklerini gösterdik. Harikulade bir şehir olduğunu bir kez daha anlattık. Büyük, kuvvetli, bilgi birikimi yüksek bir ekibimiz olduğunu söyledik. Şampiyonayı nasıl eğlenceli ve sosyal projelerle tanıtacağımızı anlattık" diye konuştu. Sahada içinde ve dışındaki


projelerin, FIBA Yönetimini etkilediğini vurgulayan TBF Genel Sekreteri Ali Özsoy, "Avrupa kıtası sanıyorum ki oyların tamamını bize verdi. Afrika ve Asya da oylarını bizden yana kullandı. Bu kadar farkı doğrusu ben de beklemiyordum. Sonuç olarak ülkemiz adına çok iyi oldu" diyerek sözlerini tamamladı. AKGÜL VE UÇAR’DAN ZİYARET Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül ve Spor Toto Teşkilat

Özsoy, Sportif Faaliyetler Direktörü Emin Balcı ve Dış İlişkiler Direktörü Emir Turam katıldı. Toplantıda 2014 FIBA Dünya Kadınlar Şampiyonası'nı düzenleme hakkının Türkiye'ye verilmesini değerlendirirken, şampiyonanın ev sahibinin belirlenmesinin ardından dev organizasyona yönelik ilk buluşma da gerçekleştirilmiş oldu. Tebrik ve değerlendirme toplantısının sonunda ise üzerinde '2014' yazılı pasta kesilerek

Başkanı Bekir Yunus Uçar; TBF Başkanı Turgay Demirel ve federasyon yetkilileriyle 2014 FIBA Dünya Kadınlar Şampiyonası ile ilgili bir tebrik ve değerlendirme toplantısı yaptı. Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül ve Spor Toto Teşkilat Başkanı Bekir Yunus Uçar, Türkiye Basketbol Federasyonu'nu ziyaret etti. Akgül ve Uçar'ın, TBF Başkanı Turgay Demirel ve federasyon yetkilileriyle bir araya geldiği ziyarette yapılan tebrik ve değerlendirme toplantısının gündeminde 2014 FIBA Dünya Kadınlar Şampiyonası vardı. Türkiye Basketbol Federasyonu Yönetim Binası'nda gerçekleştirilen toplantıya Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül ve Spor Toto Teşkilat Başkanı Bekir Yunus Uçar'ın yanı sıra TBF Başkanı Turgay Demirel, Genel Sekreter Ali

ülkemizin 2014 FIBA Dünya Kadınlar Şampiyonası ev sahipliği kutlandı. Akgül, Uçar, Demirel ve federasyon yetkilileri toplantının ardından birlikte akşam yemeği yemek üzere TBF Yönetim Binası'ndan ayrıldılar. DEMİREL: HAYIRLI OLSUN Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, 2014 Kadınlar Dünya Şampiyonası ev sahipliğini çok güçlü bir ülkeye karşı kazandığımızı söyledi. Demirel, 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'ndaki gibi başarılı bir organizasyona imza atacaklarına inandıklarını söylerken, "2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'nın Türk Sporu ve Türk basketbolu için hayırlı olmasını diliyorum. 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'nda olduğu gibi çok başarılı bir organizasyon yapacağımızın inancıyla FIBA Yönetim Kurulu

Üyeleri'nin çok büyük bir kısmı hazırladığımız sunumlar ve çalışmalar sonucunda bizi desteklediler. 2006 yılında Dünya Şampiyonu olmuş, daha önceki üç Dünya Şampiyonası'nda da madalya almış Avustralya, 2000 yılında da Olimpiyatları düzenlemiş, 1994 yılında da Dünya Basketbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapmıştı. Son altı yılda üç kez dünyanın spor şehri olarak da seçilmişti. Çok güçlü bir ülkeye karşı Dünya Şampiyonası'nı kazandığımız için mutluyuz. Burada ülkemizin ne kadar güçlü olduğu, hükümetimizin bu tip spor organizasyonlarının arkasında ne kadar güçlü durduğu, bütün bunlar değerlendirildi. Hepimiz için çok iyi bir sonuçla ülkeye dönüyoruz" şeklinde konuştu. 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'nın tüm dünyada takdir toplandığını söyleyen Demirel, "Biz FIBA Yönetim Kurulu Üyeleri'ne, salonlarımızın hazır olduğunu, bu önümüzdeki süreç içerisinde seyirci konusunda her türlü çalışmanın yapılacağını, takımımızın da ilk dörde kalarak ülkemizi çok iyi temsil edeceğini söyledik. FIBA'nın üst yönetimi de bunları dikkatlice dinledi. Genel Müdürümüz Yunus Akgül de buradaydı. Bizimle beraber olması, bize bu süreçte destek vermesi, hükümetimizin arkamızda olduğunu hissettirmesi de çok önemliydi. İnşallah 2010 FIBA Dünya Şampiyonası gibi başarıyla kapanacak bir organizasyon yapılacak" dedi. 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası ev sahipliği adaylık sürecince şehir olarak İstanbul'u sunduklarını da belirten Demirel, "Rakibimiz de sadece Melbourne şehriyle katılıyordu. Yani stratejik olarak, lojistik olarak tek şehirde her şeyin derli toplu olabileceği ve bütün salonların hazır olduğu İstanbul'u sunduk. Bu da FIBA tarafından olumlu şekilde desteklendi" diyerek sözlerini tamamladı.

41


42


KOBE BRYANT:

2010’u izlemediğime pişmanım

43


G

eçtiğimiz yıl ülkemizde düzenlenen ve Türkiye-ABD Finali ile sona eren 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'na yorgun olduğu için gelmeyen NBA yıldızı Kobe Bryant, ABD'nin şampiyonluğunu izlerken, Türkiye'ye gelmediği için pişmanlık duyduğunu dile getirdi. Türk Hava Yolları'nın yeni reklam yüzü olan ve geçtiğimiz günlerde Los Angeles'da verilen bir davette THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu, Türkiye Basketbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Osman Tobay, A Milli Takım Menajeri Harun Erdenay ve Milli Takımlar İdari Menajeri Barbaros Akkaş ile bir araya gelirken, birlikte sohbet ettiler. 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'nı televizyondan izlediğini ifade eden Kobe, ABD'nin üst üste aldığı galibiyetler ve İstanbul'daki ortamdan çok etkilendiğini ve şampiyonaya gelmediği için pişmanlık duyduğunu itiraf etti. Kobe, "Odom ile konuştuğumda bana sürekli İstanbul'un son derece güzel bir şehir olduğunu anlattı. Oynadıkları maçları ve salonlan görünce keşke orada olsaydım dedim. Belki bu yaz İstanbul'a gelirim" şekline konuştu. ONU ARTIK JORDAN’LA KIYASLAMAYIN Los Angeles Lakers antrenörü Phil Jackson, Michael Jordan-Kobe Bryant kıyaslamasına son verilmesini istedi. Jordan'ın kimseyle karşılaştırılamayacağını vurgulayan Jackson, Kobe'ye haksızlık yapıldığını savundu. Phil Jackson, hem Michael Jordan hem de Kobe Bryant'ı çalıştırdı. Jackson, Jordan önderliğindeki Bulls ile 6 kez şampiyon oldu. Shaquille O'neal-Kobe Bryant ortaklığı ile yüzük sayısını 9'a çıkaran Jackson, son 2 yıldır, Kobe'nin liderliğini yaptığı takımla 2 şampiyonluk daha yaşadı ve nba tarihinin en fazla şampiyon olan koçu unvanını eline geçirdi. 2 büyük yıldızı da çalıştırdığı için, Jackson'dan sık sık Jordan ile Bryant'ı karşılaştırması isteniyor.

44

"Los Angeles Times" gazetesine konuşan deneyimli koç, bu konuda ilk kez bu kadar net konuştu. Jackson'a göre, basketbol sahasına, henüz Jordan ile karşılaştırılabilecek bir oyuncu ayak basmadı. Jackson; "Kobe'nin, Michael ile birçok benzer özelliği var. Ancak onun gibi olmayı ummak başka onun gibi olabilmek başka" dedi. Michael Jordan'ın her türlü karşılaştırmada denklemden

çıkarılması gerektiğini vurgulayan Jackson; "Sadece Kobe'yi değil; kimseyi Jordan ile kıyaslayamazsınız. Bu hiç de adil değil. Jordan çok özel bir oyuncuydu. Kobe'nin ise kendine has başka özellikleri var" ifadelerini kullandı. Bu sözleri Kobe'yi küçümsemek için sarfetmediğini dile getiren deneyimli koç, sürekli Jordan ile kıyaslanmasının Kobe için de haksızlık olduğunun altını çizdi.


Kupa kızı Galatasaray

S

por Toto Kadınlar Basketbol Türkiye Kupası final maçında dün Fenerbahçe'yi eleyen Galatasaray Medical Park, Tarsus Belediye'yi 68-53 yenerek kupanın sahibi oldu.

G.Saray MP, Gaziantep Karataş Şahinbey Spor Salonu'ndaki mücadeleden 68-53'lük skorla üstün ayrılarak Türkiye Kupası'nı sekizinci kez müzesine götürmeyi başardı. Karşılaşmaya Tarsus Belediye Naile Ivegin, Dominixue Dunyall

Canty, Sübra İmren Siyahdemir, Alexis Kay Ree Hornbucle, Plenette Michelle Pierson, Galatasaray Medical Park ise Bahar Çağlar, Işıl Alben, Tamika Devonne Catchings, Seimone Delicia Augustus, Sylvia Shaqueria Fowles beşlisiyle

45


başladı. Karşılaşmada, ilk basketi Mersin Belediye'den Dominique Dunyall Canty attı ve takım karşılaşmaya önde başladı. Bu basketin ardından Galatasaray Medical Park, Sylvia Shaqueria Fowles'in attığı sayıyla durum eşitlendi. İlk periyotun ilk dakikalarında Tarsus Belediyesi öndeyken, Galatasaray Medical Park, attığı sayılarla Tarsus Belediye ile arasındaki farkı 3'e çıkardı. Ataklarıyla Tarsus Belediye ile arasındaki farkı açan Galatasaray Medical Park, ilk periyotu 23-16 önde tamamladı. Galatasaray, ikinci periyotta Sylvia Shaqueria Fowles'in attığı sayıyla Mersin Belediye ile arasındaki farkı 9'a çıkardı. Tarsus Belediye, yaptığı ataklarla

46

Galatasakray Medical Park ile arasındaki farkı 3'e indirdi. Devre Galatasaray Medical Park'ın 35-32 üstünlüğüyle sonuçlandı. İlk devrenin bitimine yaklaşık iki dakika kala Galatasaray Medical Park, Mersin Belediye ile arasındaki farkı 10'a yükseltti. Galatasaray'dan Palazoğlu'nun atışı sonrasında aradaki fark 12'ye yükseldi. Karşılaşmanın üçüncü periyot Galatasaray Medical Park'ın 52-41 üstünlüğüyle tamamlandı. Galatasaray Medical Park'tan Sylvia Fowles'in sayısı sonrasında iki takım arasındaki sayı farkı 14'e çıktı. Galatasaray, ataklarıyla Tarsus Belediye ile arasındaki farkı 15'e çıkardı ve karşılaşma Galatasaray Medical Park'ın 68-53 üstünlüğüyle

tamamlandı. Galatasaray Medical Park, final kupasına sahip oldu. Final karşılaşmasının yıldız oyuncusu Galatasaray Medical Park'tan Sylvia Shaqueria Fowles seçildi. Karşılaşma sonunda takımlara kupa ve madalyaları verildi. Galatasaray Medical Park oyuncuları ve teknik ekibi, karşılaşma sonrasında büyük mutluluk yaşadı ve şampiyonluğu taraftarlarıyla da kutladı. Gaziantep Valisi Süleyman Kamçı, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan ve Türkiye Basketbol Federasyonu Asbaşkanı Metin Şahin de takımları kutladı.


Nevriye'nin 2014 aşkı A Milli Kadın Takımımızın tecrübeli kaptanı Nevriye Yılmaz, ülkemizde düzenlenecek 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası'nda Ay-Yıldızlı formayı giymek istediğini söyledi.

T

ürkiye'nin 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası ev sahipliği adaylığını yakından takip ettiğini anlatan Nevriye Yılmaz, "Brezilya'nın yarıştan çekildiğini ve Avustralya ile baş başa kaldığımızı biliyordum. Sonuç açıklandığında çok mutlu oldum. Şampiyonayı düzenleme hakkını almamız beni heyecanlandırıyor. Oylamada Avustralya gibi sadece basketbolda değil, diğer spor dallarında da önde gelen bir ülkeyi geride bırakmamız büyük bir başarı. Bu bence 2010 FIBA Dünya Şampiyonası organizasyonunun ne kadar başarılı olduğunu; federasyonumuzun başta sayın başkan olmak üzere çok önemli bir işi gerçekleştirdiğini de gösteriyor" dedi. A Milli Kadın Takım Kaptanımız, ülkemizde düzenlenecek Dünya Şampiyonası'nda mücadele etme arzusunu, "2014'te kimin olacağı belli değil çünkü Dünya Şampiyonası'na kadar önümüzde uzun bir süreç var. Ben basketbol yaşantımı mümkün olduğu kadar uzatmayı ve sağlığım el verirse Dünya Şampiyonası'nda forma giymeyi istiyorum" sözleriyle ifade etti. Dünya Şampiyonası öncesinde 2011 Avrupa Şampiyonası'nda Olimpiyat vizesi almayı ve madalya kazanmayı hedeflediklerini vurgulayan Nevriye Yılmaz, bireysel performansı hakkında ise şunları söyledi: "Bu sezonki iyi oyunumda takım arkadaşlarımın büyük katkısı var. Başarılı performansımın Milli Takım'a da yansıyacağını düşünüyorum. Artık Milli formayla mücadele etmeye alıştım ve rahat oynayabiliyorum. Ama Avrupa Şampiyonaları farklı olur. Olimpiyat ve madalya hedeflerimize ulaşmak için çok iyi mücadele etmemiz gerekiyor."

48


Mirsad kapıyı açtı Türkler NBA’i istila etti!

1

998 yılında Mirsad Türkcan'ın açtığı kapıdan 2011 yılında yeni isimler geçmek üzere... Enes Kanter, Doğuş Balbay ve Furkan Aldemir, 2011 NBA Draftı'nda Türkiye'yi temsil edecekler. Mirsad Türkcan, Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur, Ersan İlyasova, Cenk Akyol, Semih Erden ve Ömer Aşık... NBA'de her sezon sonunda yapılan ve draft adı verilen seçmelerde daha önce yedi Türk oyuncu seçilmişti. 1998 yılında Mirsad Türkcan'ın açtığı kapıdan 2011 yılında yeni isimler geçmek üzere. Haziran ayında New York'ta

50

düzenlenecek NBA Draftı'na tam üç Türk basketbolcu katılacak. Teksas Üniversitesi'nden bu yaz mezun olacak 1989 doğumlu oyun kurucu Doğuş Balbay, Fenerbahçe altyapısından yetişen Enes Kanter ve Pınar Karşıyaka'nın genç yıldızı Furkan Aldemir, 2011 NBA Draftı'nda yer alacak isimler. Bireysel çalışmalarını ABD'de sürdüren Enes Kanter'in ilk 10 sıradan seçilmesi bekleniyor. Son olarak Utah Jazz genel menajeri Kevin O'Connor'ın izlediği özel bir idmana çıkan 1992 doğumlu pivot, haziran ayına kadar özel antrenmanlarda göstereceği performansa göre ilk üç sırada bile seçilebilir.

Geçtiğimiz hafta Big 12 Konferansı'nın en iyi savunmacısı ödülünü alan Doğuş Balbay için durum biraz daha farklı. Son sınıf öğrencileri için düzenlenen Porstmouth Invitational Turnuvası'na davet edilmesi beklenen Balbay, eğer bu hazırlık turnuvasında iyi bir oyun sergilerse 2011 Draftı'nda kendine ikinci turdan bir yer edinebilir. Özellikle son iki sezondur Karşıyaka'daki performansıyla dikkat çeken 1991 doğumlu pota altı oyuncusu Furkan Aldemir ise NBA takımlarının yeni gözdesi. Birçok NBA gözlemcisi, Aldemir'i izlemek için Karşıyaka'nın Eurochallenge Kupası çeyrek finalinde Spartak St. Petersburg ile İzmir'de oynayacağı maça yerlerini ayırttı bile. Karşıyaka ile 2013 yılına kadar sözleşmesi devam eden Furkan'ın bu yıl ikinci turdan seçilmesi bekleniyor. NBA takımları ayrıca Tofaş forması giyen İlkan Karaman ve Sırbistan'da kiralık olarak oynayan Efes Pilsen'li Duşan Cantekin ile de yakından ilgileniyorlar. Her iki oyuncunun da isimlerini yazdırmaları halinde bu sene draft edilmeleri beklenmiyor.


Lakers üzerine düşünceler > Fırat Çimenli ampiyonlukla kapanan 2009-2010 sezonundan sonra off-season da yapılacak hamleler konusu forumlarda, medyada ve sohbetler arasında konuşulmaya başlanmıştı. Takımdaki eksikleri her taraftar gibi yönetimde biliyordu ve isimlerden önce takviye yapılması gereken pozisyonlar üstünde uzunca konuşuldu. Uzun pozisyonuna ve oyun kurucu pozisyonu bunlardan en önemli olanlarıydı. Ayrıca geçtiğimiz senelerde Lakers benchi çok zayıf kalıyordu. Buraya da takviyeler gerekiyordu. Farmar, Mbenga, Morrison, Powell ile yollar ayrıldıktan sonra hemen yapılması gereken hamleler başladı. Sezon içinde Lakers takımı için adı geçen Hinrich, T-Mac, Blake gibi oyunculardan Blake'in takıma katılmasıyla beraber oyun kurucu pozisyonundaki açık giderildi. Yıllar geçtikçe yavaşlayan ve sezon içinde daha az yıpranması hedeflenen Fisher'in pozisyonuna getirilebilecek en güzel alternatiflerden biriydi bence. Kısa pozisyonu olarak değerlendirebileceğimiz, takıma hem dinamiklik hem de savunma gücü katacak Barnes'ın kadroya eklenmesiyle three-peat'i ne kadar istediğimizi göstermiş olduk. Yazın yapılan hamleler arasında belki de en önemlisi efsane koç P.Jackson'un takımda kalması olmuştur. Hakkında birçok dedikodu yapıldı, bırakacağı artık vücudunun

Ş

52


buna el vermeyeceğini söyleyenler oldu. Ailevi nedenleri ortaya atanlar oldu ve hatta kazanmaktan sıkıldığını söyleyenler bile oldu… Ama kendi ağzından '' Bir sene daha buradayım'' lafını duyan taraftarların keyfine diyecek yoktur. Hem Boston takımıyla şampiyonluk sayısını eşitlemek, hem 12. yüzük, hem de kendi adına 4.cü three-peat'ini yapmak adına bir sene daha Lakers organizasyonunda kalmaya karar verdi efsane koç. Bu gelişmeler olurken Kobe'nin diz ameliyatı Lakers taraftarlarını baya bir rahatlattı diye düşünüyorum. Çünkü sezon içinde sürekli ve ufak çapta sorun yaşatan ve aynı zamanda play-off’larda dizinden sıvı alınmasına kadar giden bir süreç vardı. En azından bu sorunun off-season da çözülmesi taraftarı ve organizasyonu mutlu etmiştir. Yazmadan geçemeyeceğim ufak bir ayrıntı olarak, bu ameliyat mevzusuna üzülen tek taraf belki de Türk basketbol seyircisi olmuştu. Bende dâhil olmak üzere gerçekten bu durumu hiçte soğukkanlılıkla karşılayamadık. Çünkü Amerika Milli Takımıyla birlikte Türkiye'de onu izleme hayallerimiz suya düşmüştü. Elbette bardağın dolu kısmına bakarak, bu şartlar altında ameliyat olmasa bile gelir miydi diye sormaktan da alıkoyamıyorum kendimi. Parmağına yaz öncesi 5. yüzüğü takan Kobe Bryant ise yazın Dünya Şampiyonası takımına gitmeyerek dizindeki sorunu çözme yoluna gitti ve bence takımın geleceği aynı zamanda kendi kariyeri için çok doğru bir hamle yaptı. Sezon başında geçmişe göre biraz durağan olacağını ve kendisini zamanla bulacağını biliyorduk, bu zamanları da atlatıp Aralık ayının başına doğru ritim bulacaktır diye düşünüyorum. Yazın dinlenmek umarım hem mental hem de fiziksel olarak ona çok yaramıştır. Gasol'ün ise dünya şampiyonasına gitmemesi gene Türk basketbol taraftarını doğrudan üzen bir etken olmasına rağmen, Lakers için çok sevindirici bir noktaydı bence.

53


Dinlenmeye biraz ihtiyacı gerçekten vardı. Her yaz bir koşuşturma içinde ve bu onun sürekli yıpranmasına neden oluyordu. Yeni sezonda dinlenmiş bir Gasol'den beklentilerimiz oldukça fazlaydı ve o bu beklentileri karşılamaya hazırdı! Sezonun açılış maçı evde oynanan Houston maçı olacaktı. Maçtan önce herkesin heyecanla beklediği bir yüzük seremonisi vardı elbette. Parmaklara takılan 2. yüzük, Kobe'nin kariyerinde ki 5. yüzük oluyordu. Şampiyonluk bayrağının indirildiği sırada Kobe'nin suratında ki, halen o 6. yüzüğü parmağa takma istediğini görebilirsiniz. Tek tek maçlardan bahsetmek yerine biraz daha genel bir pencereden bakmayı istiyorum. Öncelikle geride kalan 8 maçta oynadığımız rakipler ve maç programı hakkında konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Geçen seneyi hatırlayacak olursak ilk 24 maçın %80 lik kısmını evimizde oynadığımızı hatırlatayım. Sezon sonunda batı yakasının 1 numarası olmamızın en büyük etkenlerinden biri olarak bu periyodu gösterebilirim çünkü takımda Gasol yokken maçları evde oynamanın rahatlığıyla çok rahat geçtik. Daha sonra Gasol geldikten sonra da seriyi biraz daha genişleterek sezon sonuna kadar götürebildik. Aynı durum bu sene içinde söz konusu gibi, bu seferde Bynum yok ve biz gene evde maçlar oynayarak başladık. İlk 8 maçın 2 sinin, 7 Aralıkta başlayacak yabancı saha turnesine kadar olan 21 maçında 9 tanesinin yabancı saha olması sizce de ilginç değil mi? Bunun nedeninin herhalde Staples Center'ın kullanımıyla alakalı olabileceğinin üstünde duruyorum. Çok amaçlı bir salonumuzun olduğunu herkes biliyor sanırsam. Yıl sonuna doğru daha fazla deplasman maçlarının yığılmasını, yıl sonunda Staples center'ın daha fazla kullanılıyor olmasına bağlamak sanırım yanlış olmaz. Bunun bize getirdiği avantaj olarak ise, ilk seneyi Gasolsüz, ikinci seneyi de Bynumsuz olarak

54

başlarken maçların çoğunun evde olmasından dolayı gelecek olan kayıpları minimuma indirme şansımızın olması. İlk 8 maçta gelen 8 galibiyetten sonra herkes çok mutlu olmuştur. Lige güzel bir başlangıç yapmayı herkes ister. 8.maçta, Minnesota karşısında klasikleşen ''savunmasızlık'' tekrar baş göstermeye başlamıştı bariz bir şekilde. 9. maçın Denver deplasmanı olmasından dolayı artık bir yerde bir kaybın yaşanacağı

durmaya gerek yok. ZOR ŞUTLARIN ADAMI Geçen 8 maçlık dönemde göze en çok batan isim olarak Gasol'ü görüyoruz. Geçen 11 maçtan sonra yaklaşık 23 sayı, 12 reb, 4,5 ast, 1,5 blok ortalamaları tutturan, sezonun ilk haftasında 25-15-5 gibi rakamlarla oynayan Gasol'e yaz bayağı yaramış. Senelerdir yoğun programla uğraşan zavallı Avrupalı oyuncuların, rahatlamalarına izin verildiği zaman neler olduğunun en açık göstergesi helalde budur.

aşikârdı. Ben başta olmak üzere birçok arkadaşıma Denver üstüne iddia oynamalarını bile teklif etmiştim. Suns maçı ise her zaman olabilecek kayıplardan biriydi. Her zaman olabilecek diyorum çünkü artık bu tarz performanslara alıştım. Karşı takım oyuncuları kendilerini nasıl hazırlıyorlarsa bize karşı, geçen sene R.Allen'ın 8 üç sayı performansı, bu sene Suns'ın 40/22 üç sayı performansı, yıllar önce Arenas'ın 60 sayısı gibi beklenmedik performansları izlemeye alıştık. Suns takımın potansiyelini düşününce normal sezon maçlarında böyle kayıpların olabileceğini biliyoruz, üstünde fazla

Dünya şampiyonasına gitmeme tercihini kullanan Gasol çok güçlü bir dönüş yaparak, sezon başında takımı sürükleyen isim oldu. 2 maçlık kayıp periyodundan sonra deplasman turnesine gitmeye hazırlandı takım. Kâğıt üstünde fazla zor olmayan 3 takımla oynayacaktık. Bucks ve Detroit maçları erken farka gidilmesi sayesinde çok rahat geçti takım adına. Kobe Bryant bu 2 maçta inanılmaz performanslar sergiledi. Performansların inanılmaz olması yaptığı rakamlardan değil, soktuğu inanılmaz basketlerden kaynaklandığını söylemek isterim. Zor şutların adamı olduğu esprisi


yılladır yapılıyor ama gerçekten çok ilginç şutları sokması onun biraz daha ritim bulması açısından sevindirici nokta. Minnesota deplasmanı ise diğer 2 maça oranla biraz daha zor geçti. Karşısında genç çaylak Johnson'u bulan Kobe Bryant şut performansında biraz zorlandı. Canlı olarak izlediğim bu maçta, hızlı ayakları sayesinde Johnson Kobe'ye savunma kısmında gerçekten zorladı. Ama sezon başından beri inanılmaz bir form grafiği yakalayan bench gene devreye girdi. Kenardan gelen S.Brown'un yüzdeli katkısının yanında Barnes'ın kariyer maçlarından biri oldu diyebiliriz. 7-7 sahi içi isabetiyle 24 sayı 7 reb 6 ast performansı geceye damgasını vurdu. Ligde ki gidişatı düşündüğümüz zaman daha tam olarak hazır olmadığımızı, bazı maçlarda gerçekten çok fazla sallama hareketler yaptığımızı söyleyebilirim. Peki, geçen bu süreden başka konuşulması gerekenler neler? Mesela sezonun ilerleyen kısımlarında neler olabilir? Sezonun ilerleyen kısmı; Sezonda neler olur? Elbette beklenildiği gibi şu andaki lig düzeni içinde şampiyonluğu alamamamız için hiçbir neden yok. Ama elbette karşımızda çok ciddi rakiplerin olduğunu ve aynı zamanda çözülmesi gereken ufak sorunların olduğunu düşünüyorum. Bunlardan sırasıyla bahsetmek gerekirse; Boston; en büyük eksiklerini elden düşme Shaq ve Jermaine ile kapatmaya çalışmaları takdir edilebilecek bir hamle. Geçen sene Perkins'in sakatlanmasından sonra yüzükleri 6. maçta kendi elleriyle bize takmak yerine amaçsız bir savaşa daha girmeye çalışırken, uzun rotasyonlarının sınırlı olduğunu anlamış olacaklar ki bu sene bu bölgeye ciddi takviyeler yaptılar. Kağıt üstünde Garnett, Shaq, Jermaine, Semih, Perkins, Davis ile ligin en iyi uzun rotasyonuna sahipler. En büyük rakibimiz olarak gördüğümden dolayı, şu kadroya bakıldığı zaman Lakers'ın uzun rotasyonunun yetersiz olduğunu düşünüyorum.

Bakıldığı zaman geniş bir uzun kadrosu ve sert uzunlara sahipler. Gasol, Bynum, Odom, Ratliff 4lüsünün bunlarla başa çıkmasının zor olduğunu düşünmeme sebep veren etkenin Bynum'un kırılgan yapısı ve Ratliff'in ileri düzeylere gelmiş yaşından kaynaklandığını söyleyebilirim. Tabi, Shaq ve Jermaine'in bu düzeyde bir basketbol yapısında ne kadar katkı vereceğini de sorgulayabiliriz. BYNUM, KOBE OLUR MU? Bynum; Ligde artık uzun sayısının ne kadar azaldığını, çakma uzun diye tabir ettiğimiz 5 numaraların daha çok kullanıldığı bir dönemdeyken, Bynum'un değeri tartışılmaz elbette. 2008 ile 2010 final serileri arasında ki farkı birçok kişi görmüştür. %50 siyle bile oynayamayan bir Bynum'un sadece sahada olması bile ibrenin Lakers tarafına dönmesine yardımcı olmuştur. Evet, buradan bunu söylemek çok basit olabilir ama sahaya %80 ini koyabilecek bir Bynum olmuş olsa, karşımızda duracak takım yok. Boston serisinin 6 maça gitmesinin en büyük nedenlerinden, sezon içinde Gasol ve Kobe'nin yıpranmasında en büyük etkenlerden biri gene Bynum'un ta kendisidir. Birçokları için o Lakers takımının yeni yıldızı hatta ve hatta Kobe'den sonra takımın liderini olması beklenen oyuncu. Benim içinse, yukarıda söylediğim, elite 5 numara olarak sadece bir görev adamı. Yıllarca sürekli sakatlık, bir türlü %100 olarak tamamlayamadığı sezonlar, takımı farklı nedenlerden dolayı yanız bırakması artık benim sindirebileceğim şeyler olmaktan çıktı. Zamanında adı bolca takas dedikodularında duyulmuştu, o zamanlar gitmemesi için çok dil dökmüştük ve kendisi takımda kalmıştı. Acaba iyi bir takasta yollamak gerekir miydi? Bynum konusu bu senenin kilitlerinden biri olacak elbette. Kobe? Kendisi hakkında konuşmazsak bize gücenir gibi geliyor bazen ama gerekli şeylerden bahsetmek de gerekiyor aynı zamanda. Kobe ne kadar

sağlıklı? Sezon başında inanılmaz tutuk olmasının tek nedeni, yazın geçirdiği ameliyat olarak gösterebiliriz, aynı zamanda bir türlü tutmayan şutların göstergesi de gene bu ameliyattan doğan ritimsizlik. Bir şekilde takıma katkı vermeye devam ediyor ve Aralık ayının başına doğru tam olarak Kobe'yi sahalarda görebileceğimize inanıyorum. Yavaş yavaş şut ritmini yakalamaya %30 lardaki şut yüzdesini en azından %47 ler civarına çekmeye başladı. Diğerleri; Artest nereye gidiyor çok merak ediyorum. Geçen sene bıraktığı yerden aynen devam ediyor tartışılmaya ama bazı düşüncelerim var. Pierce savunmasında neden bu takımda olduğunu, attığı son saniye basketinde neden kocaman bir yüreğe sahip olduğunu bizlere kanıtladı. Önemli anlarda ortaya çıkma isteğini ise 7. maçta Pierce'ın üstünden attığı üçlükle bizlere kanıtladı. Blake ve Barnes'ın yaptığı katkıyı gören oldu mu? Barnes yaklaşık 21 dakika sahada kalırken 9-6-2 gibi rakamlar yaparken, 19 dakika sahada kalan Blake 7-2-1,5 rakamları tutturarak sağlayacakları katkının ne denli önemli olduğunu gösterdiler. Ama bütün bunların üstünde bir adamdan bahsetmek gerekli diye düşünüyorum. Yazın takımda kalmayı seçen ve gitsin mi gitmesin mi diye uzun süre tartışılan S.Brown. Özellikle sezonun ilk maçlarında Kobe'nin ritim bulamadığı zamanlarda takımı çok iyi sürükledi. Şutlarındaki istikrar görülmeye değer düzeye gelmiş.%52 gibi bir yüzdeyle attığı 11 sayı gerçekten çok çok önemli bir bench katkısı. Fisher'ın bu kadar iyi başlaması diğer bir sevindirici durum şu aralar Lakers taraftarları için. Takımı sürükleyenlerden biri de hiç kuşkusuz ''ayarcı'' Derek Fisher. Gerek saha içi gerek 3 sayı çizgisinin gerisinden attığı şutlarda bu sezon yüksek yüzdeyle oynarken [ 3 sayı yüzdesi %59 ] sahada 28 dakika civarında kalıyor ve daha az yıpranmış oluyor. Ayrıca geçtiğimiz senelere oranla içeriye

55


daha az giriyor ki bu da yıllardır kendisi hakkında "üçlükleri turnikelerden daha yüzdeli atıyor." yorumları göz önüne alındığında Lakers için çok faydalı bir durum. Henüz 12-14 maç sayısına ulaştığımız şu günlerde takım hakkında konuşulması gereken önemli noktalardan bahsetmeye çalıştım. Çok hayal işine girmeden biraz daha gerçekleri düşünecek

56

olursak şampiyonluk için önümüzdeki tek engelin Boston takımı olduğunu söylemek çok da zor değil. Lebron ve Wade zaten bir takım değil, sadece sağda solda gösteri maçlarına çağrılabilecek bir eğlenceyken, Atlanta halen liderini ve uzun arayışına bir sonuç getirememişken, Chicago; Boozer'sız devam ederken (bence Boozer geldiği zaman doğuda 2-3'e

rahatlıkla oynayabilecekler), Orlando geçen senelerin üstüne halen bir şey koyamamışken… Batıya baktığımız zaman ilk 8 maçını kazanan Orleans'ın gazının biteceğinden, Spurs'un bu kadroyu sezon sonuna kadar sakatlık olmadan koruması vb. etkenlere bağlı bir lig görüyoruz.


Büyük üçlü tarih yazdı

M

iami Heat'in evinde Rockets'ı 125-119 mağlup etmeyi başardığı karşılaşmada Heat'in büyük üçlüsü Lebron, Bosh ve Wade’in her biri en az 30 sayı ve 10 ribaunt yaparak ilginç bir istatistiğin altına imzalarını attılar.

Lebron 33 sayı, 10 ribaunt, Wade 30 sayı, 11 ribaunt, Bosh 31 sayı, 12 ribaunt ile mücadeleyi tamamladı. Heat organizasyonunda bu bir ilk, düne kadar böyle bir başarıyı yakalayan 3'lü çıkmamış. NBA tarihinde ise aynı takımdan 3 kişinin birden en az 30 sayı ve 10 ribaunt

yaptığı son maç Kasım 1997'de oynanan ve 4 uzatmaya giden Trail Blazers-Suns maçı. O maçta da Isaiah Rider, Arvydas Sabonis ve Brian Grant -zaten Brian Grant'in bu istatistiği yapabilmesi için maçın 4 uzatmaya gitmesi gerekirdi- 30 sayı 10 ribaunt istatistikleri yakalamış fakat maçı Suns 140-

57


139 kazanmış. O dönemki Trail Blazzers kadrosunu incelerken gözüme çarptı. Kenny Anderson ve Rasheed Wallace takımın ilk 5'ini tamamlayan diğer parçalar ve bu iki

maç. Tabi bu da istatistiklerin oluşmasında çok büyük bir etken. Bir paragraf da Rockets'a açmak istiyorum. Sezon başından beri olmayan ve belki de bir daha asla

ediyorum. Scola ve Kevin Martin önderliğinde ve özellikle Lowry'nin inanılmaz çıkışıyla sezon sonuna dek play-off kovalayacaklardır. Zaten son 5 maçını kazanmışlardı.

oyuncunun da skorer yönü hiç de az değilmiş o zamanlar. Yani Heat'te olduğu gibi 3 kişinin eline bakan bir takım değiller. Fakat öte yandan 4 uzatma da az değil. Kafadan 20 dakika fazla oynanmış

onlar için oynayamayacak olan en büyük yıldızları Yao'dan yoksun bu takımın, play-off’lara kalma mücadelesinin böylesine çetin geçtiği batı konferansında hâlâ yarışın içinde kalma savaşını takdir

Bu maçta da Heat'e deplasmanda kafa tutarak ellerinden geleni yapmışlar ama yetmemiş.

58


CHICAGO BULLS Şampiyonluğa çok yakın

S

acramento Kings'i antrenman havasında geçen maçta yenerek, tam 12 sene aradan sonra ilk defa 50 galibiyete ulaştı Bulls. Kim demiş 13'ün uğursuz olduğunu? Adamlar 13. senede yeniden 50'yi yakaladılar. Ancak daha da önemlisi, ilginç ve ufak bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum. Chicago Bulls NBA, NBA olalı beri 56 galibiyete kaç sezonda ulaşmış bilen var mı? Söyleyeyim: 6. Peki

Bulls'un kaç şampiyonluğu var? Onu zaten herkes biliyor, o da 6. Ben de size şunu söylüyorum o zaman, bu iki 6'nın arasında çok güçlü bir korelasyon var, çünkü Chicago Bulls bugüne kadar 56 galibiyete ulaştığı her sezonu şampiyonlukla bitirdi. Önümüzde 13 maç var, bunların 6'sını kazanmaları durumunda yine 56'ya ulaşacaklar. Tarih tekerrürden ibarettir demişler. Bugüne kadar 6'da 6 şampiyonluk gören kulüp niye 7'de 7 görmesin? Aslında bunun için 1-2 neden var

elbette. Muhtemel 56 galibiyet için Rose, Boozer ikilisine özel teşekkür etmeliler. Tabii oyununa üçlük katan Deng'i de es geçmeyelim. Koç T'nin savunma sistemi de çok önemli elbette. Eee her ne kadar sakatsa da Noah'ı saymazsak olmaz. Kenardan gelen Ömer'in, Kurt Thomas'ın katkıları da es geçilemez. Kısacası şu ana kadar 50'ye ulaşmalarında 'takım' olgusunun önemi çok ama çok büyüktü. Herkes görevini eksiksiz yaptı ve Rose'un önderliğinde doğunun zirvesine doğru tırmandılar. Ancak bu saydıklarıma değerli, verimli bir şutör guard ekleyemedikleri için playofflar'da zorlanacaklarını düşünüyorum ben. Ha yine de, Celtics'e göre daha kolay olan fikstürleri sayesinde doğu birinciliğini kaparlarsa, NBA Finalleri için büyük bir adım atmış olurlar. Bence yine de zor ama 56 rakamına karşı çok iddialı konuşmak istemiyorm. Tehlikeli olabilir...

60


NBA’de kim nereye gitti

B

u sezon belki de son yılların en ilginç takaslarına şahit olduk. Carmelo Anthony ve Deron Williams ile başlayan takas dönemi, dün gece Semih Erden'in de içinde yer aldığı önemli takas geçişleri ile sona erdi. 1) Boston Celtics - Oklahoma City Thunder Hiç şüphesiz gecenin en flaş takasını Boston Celtics gerçekleştirdi. Aslında takasın son saatlerini de en hararetli geçiren takımdı. Boston Celtics Kendrick Perkins ve Nate Robinson'ı Oklahoma City Thunder'a gönderip, karşılığında Jeff Green ve Nenad Krstic'i takıma dahil etti. Hatırlanacağı gibi, Kendrick Perkins daha önce önerilen sözleşme taleplerini kabul etmemişti. Boston Celtics'te sezon sonu sözleşmesi bitecek Perkins'in contract extensionı da kabul etmeyince, elden çıkarmak zorunda kaldı. NBA Power Rankings serisini takip eden arkadaşlarda çok iyi bilecektir ki; Oklahoma City Thunder, bana göre bu sezonun en seyir zevki yüksek basketbolunu oynayan takımıydı. Jeff Green de bu takımın en önemli parçalarından biriydi. Rotasyon içerisinde hücumda önemli role sahip olan Jeff Green'i sözleşmesi bitecek bir oyuncu için takas edilmesi biraz olsun hayal kırıklığı oluşturdu. Çünkü Kendrick Perkins'in sezon sonunda sözleşme yenileyeceğini düşünmüyorum. Her zaman Oklahoma City Thunder'ın bir, iki önemli parça ile çok iyi bir seviyeye gelebileceğini düşünüyordum. Peki, bu hamleler takıma ne yönde etki eder derseniz, en önemli nokta Perkins'in göstereceği performans olacak. Westbrook-Durant-Ibaka-Perkins ve daha sonra bahsedeceğimiz Nazr Mohammed hamleleri ile sistemde değişikliğe gidilecekmiş bir görüntüde var. Şu an için net bir şey

söylemek çok zor ancak parke üzerinde takımı birkaç maç izlediğimizde daha sağlıklı yorumlar yapabileceğiz. Boston Celtic cephesinde ise takas çok yoğun geçti. Big Five'ı (RondoAllen-Pierce-Garnett-Shaq) bir

kenara koyarsak tam 5 oyuncu farklı takımlara takas oldu. Takımda tabir-i caizse büyük bir oyuncu sirkülasyonu yaşandı. Oklahoma City Thunder ile yapılan takas sonucu, 2007 yılında 5.sıradan draft ettiği Jeff Green'i tekrardan takıma dahil etti.

61


Bununla beraber rotasyon dahilinde Nenad Krstic de Boston Celtics'e katıldı. Jeff Green dış oyuncular arasında iyi bir back gibi dursa da takıma kısa süre içerisinde ne kadar adapte olacak merak konusu. Bununla beraber kadroda giden oyunculardan sonra, boşalan yere Troy Murphy hamlesi konuşuluyor. Troy Murphy Golden State'e takas olduktan sonra buyout olması bekleniyor. Açıkçası Troy Murphy'nun hamlesi her takım için çok büyük bir avantaj sağlar. Ancak ilginç bir anekdotu da es geçmek olmaz; Troy Murphy kariyeri boyunca tek bir playoff maçı bile oynamadı. 2) Charlotte Bobcats - Portland Trail Blazers NBA’in bir diğer önemli takası ise Charlotte Bobcats ve Portland Trail Blazers takımları arasında gerçekleşti. Chrlotte Bobcats, Hidayet Türkoğlu'nun Sacramento yıllarından takım arkadaşı Gerald Wallace'ı Portland Trail Blazers'dan Joel Przybilla, Dante Cunningham, Sean Marks'e karşılık takas etti. Gerald Wallace bir türlü NBA otoriteleri tarafından istenilen saygıyı göremediğini düşünüyorum. Zaten son iki senedir de ha takas oldu ha olacak diye geçirdi. Takas döneminde Nicolas Batum'a karşılık takas olacağı beklenen Wallace, Joel Przybilla endeksli takası gerçekleşti. Michael Jordan, takımda tasarrufa giderek Wallace ile beraber Nazr Mohammed'i de Oklahoma City Thunder'a gönderdi.Portland Trail Blazers ise Joel Przybilla'yı da göndererek takımda neredeyse eli yüzü düzgün tek uzun Marcus Camby kaldı. 3) Houston Rockets - Phoneix Suns Açıkçası en çok şaşırdığım takasların başında Houston Rockets ve Phoneix Suns takımlarının yaptığı takas geliyor. Her geçirdiği sezon sonrası yavaş yavaş adı Houston Rockets ile anılan Aaron Brooks, Phoenix'de Steve Nash'in yedeği Goran Dragic'e karşılık takas edildi. Houston Rockets'ta Rafer Alston'dan sonra harika bir performans sergileyen ve en gelişme gösteren oyuncu ödülünü alan Brooks, bu sezon yaşadığı sakatlık ve ardından toparlanması uzun sürünce Houston Rockets'ta ilginç bir şekilde takas

62

etmeyi tercih etti. Semih Erden'den sonra en çok takasına üzüldüğüm oyuncu oldu. Phoneix Suns cephesinde ise Goran Dragic her ne kadar Steve Nash'den çok iyi şeyler öğrense de bir türlü basketbolunda o beklenen patlamayı yapamadı. Yani oyununa o ikinci tuğlayı atamadığı için dokunulmaz genç oyuncu sınıfından da çıkmış oldu. Phoneix Suns tam zamanında takas ederek

umarım bu şansı en iyi şekilde değerlendirir. 5) Houston Rockets - Memphis Grizzlies Houston Rockets, Aaron Brooks ile beraber dün gece bir takasa daha imza attı. Bu takas Aaron Brooks takasında bile fena bana göre. Takımın bir nevi lideri konumuna gelen Shaune Battier'i, Memphis Grizzlies'in neredeyse sezon

belki de yapabileceği en iyi takası yaptı. 4) Boston Celtics - Cleveland Cavaliers Şimdi sıra bizi ilgilendiren takasa geldi. Gerçi tam takas olarak bile adlandırmak çok zor. Boston Celtics, sırf kadroda yer açabilmek için Semih Erden ve Luke Harangody'i 2. tur Draft hakkı karşılığında Cleveland Cavaliers'a gönderdi. Takasların en şansız oyuncusu Semih Erden olsa gerek. Şampiyonluğa oynarken “Acıların Takımı” Cleveland'a takas oldu. Cleveland'da göstereceği performans, NBA’de geleceği açısından çok önemli. Varajeo'nun sezonu kapatması ile bu şansıda yakalayacak olan Semih Erden,

başından beri takas etmek için uğraştığı Hasheem Thabeet ve 1. tur Draft hakkı karşılığında gönderdi. Bu takaslardan sonra Houston Rockets, bi nevi yeniden yapılanmayı seçti. Yao Ming'in de bu sezonu boş geçmesi ile artık zamanının da geldiğini düşünen Houston organizasyonunun şu an için nasıl bir yol izleyeceğini bende merak ediyorum. Memphis Grizzlies ise eski oyuncusu Shane Battier'i takıma dahil ederek, OJ Mayo-Tony Allen olayı sonrası karmaşıklığı yavaş yavaş gidermeye çalışıyor. Bu arada OJ Mayo'nun da Indiana Pacers'a takası geç bildirilmesinden ötürü kesinlik kazanmadı. 6) Los Angeles Clippers Cleveland Cavaliers


Denver Nuggents ile beraber bu takas döneminin en şanslı bir başka takımı ise Los Angeles Clippers oldu. Los Angeles Clippers, Baron Davis ve 2011 1.tur Draft hakkı karşılığında Cleveland Cavaliers'dan Mo Williams ve Jamario Moon'u kadrosuna kattı. Los Angeles Clippers, Baron Davis'in kontratından kurtularak bir nevi başlarına talih kuşu kondu. Baron Davis'in önümüzdeki iki yıl içerisinde alacağı 27 milyon dolardan kurtulan Clippers, büyük sıkıntı çektiği dış savunmayı Jamario Moon ile kapatmış oldu. Jamario Moon'un da bu sezon sonu sözleşmesi bitecek ancak Moon'un Blake Griffin ile beraber oynamanın keyfi ile sözleşmede sorun çıkaracağını sanmıyorum. Baron Davis ise Cleveland Cavaliers'da ne kadar basketbol oynayacağı ise soru işareti. 7) Atlanta Haws - Washington Wizards Atlanta Hawks tecrübeli guardı Mike Bibby ile beraber Jordan Crawford, Maurice Evans ve 1.tur Draft hakkı karşılığında Washington Wizards'dan Kirk Hinrich ve Hilton Armstrong'u takıma dahil etti. İki takım için de yararlı bir takas olabilir. Atlanta Hawks belki Mike Biby'den aldığı hücum katkısını Hinrich'den alamayabilir. Ancak Mike Biby savunmanın kanayan yarasıydı. Neredeyse rakipler birçok hücumda Mike Biby üzerinden oynamaya çalışır hale gelmişti. Washington Wizards cephesinde ise ilk merak edilen konu; John Wall bu takas ile beraber 2 numaraya mı çekilecek yoksa Mike Biby, John Wall'un back’i mi olacak. 8) Oklahoma City Thunder Charlotte Bobcats Oklahoma City Thunder takasın son gününde Charlotte Bobcats'in veteran uzunu Nazr Mohammed'i bir başka veteran skorer Morris Peterson ve D.J. White'a karsılık takas etti. 9) Boston Celtics - Sacramento Kings Boston Celtics, kadroda kontenjan açmak için yolladığı bir diğer oyuncu ise Marquis Daniels oldu. Yaşadığı büyük bir sakatlıktan sonra sezonu bile kapatabileceği gündeme gelen

Daniels'in nakit para karşılığı Sacramento Kings'e transfer oldu. Espn'in Boston yazarı Forsberg'in de belirttiğine göre Marquis Daniels da bu teklifi kabul etmiş. 10) Utah Jazz - New Jersey Nets Utah Jazz, bu sezonun yönetimsel açıdan en büyük hayal kırıklığını yaratan takımı oldu. Önce Jerry Sloan ile yolları ayıran Utah Jazz takas döneminin sonlarına doğruda Deron Williams'ı New Jersey Nets'e takas etti. Jerry Sloan istifasının birinci nedeni olarak gösterilen Deron Williams takası, herkese aynı soruyu sordurdu: Madem Deron Williams'ı takas edecektiniz de ne diye Jerry Sloan'ı yolladınız. Bu gelişmelerden sonra her türlü kaybeden Utah Jazz oldu. Utah Jazz, Deron Williams'a karşılık New Jersey Nets'den Devin Harris, Derrick Favors ve 2 adet 1.tur Draft hakkı aldı. Deron Williams gibi piyasası olan bir oyuncuyu çok daha iyi bir paketle gönderebilirlerdi. Bu takasın bence iki ihtimali olduğunu düşünüyorum. Ya Deron Williams, Utah Jazz'ın sunduğu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Utah Jazz, Deron Williams'ı yollamayı tercih etmiş olabilir. Ama o z yönetimi de sen misin bizi kabul etmeyen deyip New Jersey Nets'e yolladı. Bir diğer ihtimal ise, Jerry Sloan gittikten sonra bir nebze olsun pişman olan Utah Jazz yönetiminin, sıfırdan yapılanma kararı alması olabilir. Ama o zamanda çok daha iyi bir paketle alma ihtimali varken New Jersey Nets ile böyle bir takasa girmeleri bu ihtimali biraz olsun güçleştiriyor. Gerçi bu yapılanmadan sonra artık her şartta sil baştan bir yapılanmaya gidilecektir.

11) Denver Nuggets - New York Knicks Yılın en büyük takası sonunda gerçekleşti. All Star sonrası gerçekleşen takas ile beraber New York Knicks, Carmelo Anthony'e karşılık Raymond Felton, Wilson Chandler, Gallinari, Timofey Mozgov, 2014 1.tur draft hakkı, Golden State Warrios'un 2 adet 2. tur draft hakkı ve nakit 3 milyon dolar verdi. Bu istekleri ben yazarken yoruldum ama Dever nasıl istedi bu kadar şeyi, gerçi orası ayrı konu bir olsa gerek. Bununla beraber Denver Nuggets ise Carmelo Anthony ile beraber Chauncey Billups, Sheldan Williams, Renaldo Balkman ve Anthnoy Carter'ı New York Knicks'e gönderdi. Açıkçası Denver Nuggets'ın başına bildiğin talih kuşu kondu. Carmelo Anthony sonrası bundan daha iyi yapılanma şansları olamazdı. Dün gece oynanan Boston Celtics maçı ile beraberde bunun ilk izlenimlerini herkese verdiler. New York Knicks cephesinden bakacak olursak; her ne kadar bu takas, Isiah Thomas hamlelerine bezense de ben New York Knicks'e hak veriyorum. Çünkü şehrin başarı beklentisi ve potansiyeli böyle bir hamleyi gerektiriyordu. Genç oyunculardan kurulu takımın başarılı bir düzeye gelmesini bekleyemezlerdi. Bu hamle ile beraber Billups-CarmeloAmre üçlüsü ile onlarda bir nevi Big Three kurmuş oldular. Bir de bunların yanında genç yetenek Fields'ı da sayarsak hiç de fena olmayan bir ana rotasyona sahip oldular. Bench’ten de birkaç iyi rotasyon oyuncusu çıkarabilirlerse, uzun yıllardır bekledikleri başarıya ulaşmaları hiç de zor olacağını sanmıyorum.

63


K Ü LT Ü R S A N AT

SİNEMA ATLIKARINCA YÖN: İlksen Başarır OYN: Mert Fırat, Nergis Öztürk Erdem, Sevil ve çocukları Edip ile Sevgi’nin küçük bir kasabada süren yaşamları, Sevil’in annesinin felç geçirmesi sonucu değişmeye başlar. Aradan geçen on yıl içinde Edip yatılı okula gitmiş, Erdem ise iyi bir yazar olma peşindedir. Sevil, Sevgi’nin ani bir şekilde değişen tavırlarını fark eder. Erdem bir trafik kazasında yaşamını kaybedince ailede yeni sırlar ortaya çıkar. RABBİT HOLE YÖN: John Cameron Mitchell OYN: Nicole Kidman, Aaron Eckhard, Dianne Wiest Mutlu bir evlilikleri olan Becca ve Howie Corbett’ın yaşamı, oğulları Danny’nin bir trafik kazasında ölmesi ile alt üst olur. Çift karşılaştıkları bu yoğun acı ile baş etmeye çalışırken, bir taraftan da kendi ilişkilerinin çıkmazları ile karşılaşır. Howie’nin acısı onu tuhaf bir nostaljiye kaptırır ve geçmişini yeniden sorgulatırken, Becca’nın yas süreciyle başa çıkma yöntemi çok daha farklı olacaktır. Becca oğlunun ölümünden sorumlu olan Jason adlı genç ile bir dostluk kurar ve onun dünyasını anlamaya çalışır. Acı Corbett çiftini farklı seçimlere sürüklerken, tehlikeli ve sürprizlerle dolu bir kendini keşfetme süreci onları beklemektedir. THOR YÖN: Kenneth Branagh OYN: Natalie Portman, Antony Hopkins, Chris Hemsworth Destansı macera Thor, Marvel Evrenini aşıp günümüz dünyasından Asgard’ın gizemli diyarlarına kadar uzanıyor. Hikâyenin merkezinde, ehl-i keyif tavırları eski bir savaşı yeniden canlandıran, güçlü ama kibirli savaşçı, kudretli Thor bulunuyor. Sonuç olarak Thor, yeryüzüne yollanır ve insanlarla yaşamaya başlar. Kendi dünyasının en tehlikeli kötü adamı, yeryüzünü işgal etmesi için en karanlık güçleri yollayınca, Thor gerçek bir kahraman olmanın neler gerektirdiğini öğreniyor. HOPDEDİK YÖN: Oğuz Yalçın OYN: Emir Benderlioğlu, Ceren Benderlioğlu, Perihan Savaş Deli Dumrul (Emir Benderlioğlu), İstanbul’un Kurtlar Kuşlar Alemi’ne meydan okumuş ve oyuna getirilerek hapse düşmüştür. İçerde hayatının zindana döneceğini düşünürken, ruh dünyasında derin tesirler meydana getirecek olan gönül erlerinden İhsan Bey (Bulut Aras) ile tanışır. Hapiste Dumrul ile İhsan Bey’in en has talebesi ve manevi evladı Alperen (Orhan Bıyıklı) arasında sıkı bir dostluk başlar. Deli Dumrul’u, gönül eri İhsan Bey’i ve yiğitlik timsali Alperen’i uğradıkları iftiralardan aklayıp kurtaracak kişi ise Başkomiser Semih Bayrak’tır (Mesut Çakarlı). Önce İhsan Bey ve Alperen, ardından da Deli Dumrul aklanarak tahliye olur.

64


ETKİNLİK EVİTA MÜZİKALİ Şimdiye kadar yazılmış en ünlü şarkı sözlerine ve en muhteşem sahne müziklerine sahip, Tim Rice ve Andrew Lloyd Webber’in olağanüstü müzikali “EVITA” Türkiye’de! Arjantin eski diktatörü Juan Peron'un eşi Eva Peron'un hareketli, gerçek üstü karakterini gözler önüne seren EVITA müzikali, Eva Peron'un hayat hikayesini, gençlik yıllarından başlayarak muazzam bir zenginlik, güç mücadelesi ve sonunda azizelik mertebesine yükselişine kadar, tüm yönleriyle anlatıyor. Kurulduğu günden bu yana sanata verdiği destekle Türkiye’nin ve dünyanın en önemli sanatçılarını ve etkinliklerini sanatseverlerle buluşturan Avea’nın ana sponsorluğunda gerçekleşecek Evita Müzikal’i, 12 – 24 Nisan tarihleri arasında BKM Organizasyonuyla İstanbul Kongre Merkezi’nde sahnelenecek. BLİND GUARDİAN Metal müziğin fantastik kralları Blind Guardian son albümleri “At The Edge of Time” ın dünya turnesi kapsamında İstanbul’daki sevenleriyle 4 Mayıs 2011 tarihinde Refresh the Venue Açık Hava sahnesinde buluşuyor. 4 yıllık bir aradan sonra 2010 Temmuz’unda yayınladıkları merakla beklenen albüm "At The Edge of Time" grubun fanları ve müzik eleştirmenleri tarafından ayakta alkışlanmaya devam ediyor. Blind Guardian'ın efsaneleştiği "Nightfall in the Middle Earth" ten sonra grubun en iyi kaydı olarak anılmaya başlanan albümü Türk hayranları ile ilk kez paylaşacak olan grup yeni parçalarının yanı sıra diğer albümlerinden oluşacak uzun bir set listesi ve iki buçuk saatlik performansı ile karşımızda olacak.

KİTAP / EN ÇOK SATANLAR ELİF – PAULO COELHO SERENAD – ZÜLFÜ LİVANELİ BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN – BELİR COŞKUN KİBRİT ÇÖPLERİ – MURATHAN MUNGAN PİRUZE – SİNAN AKYÜZ AŞKIN GÖZYAŞLARI 2 – SİNAN YAĞMUR İZ – CANAN TAN HAYAT – AYŞE KULİN

YENİ ÇIKANLAR AYRILMADAN ÖNCE – GABRİELA AMBROSİO Kitap, heyecan verici ritmi ve yalın anlatımıyla belleklerde iz bırakıyor… (The Bookseller) Kudüs’te kesişen iki hayat… İntihar bombacısı bir genç kızın ve kurbanlarının son günü... Biri Filistinli, öteki İsrailli. İkisi de kız ve on sekiz yaşındalar. Filistinli Dima ile İsrailli Myriam 29 Mart 2002 günü güneş batarken, kaderleriyle yüzleşmek üzere karşılaşırlar. Hayatlarının son on iki saati, olanları anlamak veya anlatmak için elbette yeterli olmayacak. Ama bu iki kızın kaderi, Ortadoğu’da aynı coğrafyayı paylaşan iki halkın yaşadığı ölümcül karmaşayı solumamızı sağlıyor. Ayet El-Ahras ile Rachel Levy’nin gerçek hikâyelerine yaslanan bu roman, taraf tutmayan yaklaşımıyla Ortadoğu sorununa farklı bir bakış açısı sunuyor. SİNEMAMIZDA DEĞİŞİM RÜZGARLARI – ATİLLA DORSAY Atillâ Dorsay, önceki kitaplarıyla 1970 yılından itibaren Türk sinemasını film izleyen ve tam bir dökümünü çıkaran çabalarını bu kez son altı yıla yoğunlaştırıyor. Ve 2005 başından 2010 sonuna dek izlediği tüm filmleri yakın takibe alıyor. Çeşitli sinema olaylarına genel olarak bakan değerlendirme yazılarıyla birlikte kitap, sinemamızın adeta şaha kalktığı bu ilginç ve üretken dönemin eksiksiz bir dökümü, bir başka deyişle dünyaca tanınan ulusal sinemamızın romanı… OTOYOLDA PİKNİK PADİŞAH-I HALİ OSMAN ULUĞ BEY – ÜSTÜN DÖKMEN Oyunları Devlet Tiyatrosu’nca defalarca sergilenen Üstün Dökmen, bu kez sıra dışı iki tiyatro oyunu ve bir librettoyla çıkıyor karşımıza. Otoyolda Piknik’te kaygılarımızla, yaşamın hilelerinin bilincimizde açtığı yaralarla yüzleşiyoruz. Yazar, toplumsal korkularımızın iliklerimize işlediği günümüzde, kendi halimize güldürüyor bizleri. Başrol olarak sahnede kim var dersiniz? Elbette hepimiz… Padişah-ı Hali Osman’da ise geçmişin gelecekle buluşmasına seyirci oluyoruz. Bu keyifli buluşma, geçmişimize ve günümüze ironik bir eleştiri getiriyor. Öte yandan yazar, bir padişahın kavuğu ve bir CEO’nun kravatı arasında uzanan esrarlı bir zaman tüneli açıyor.

65



jumpshot basketbol dergisi Nisan 2011