Page 1

The PALA Yıl: 6

MÜZİKLİ OYUN

MÜNAZARA LİGİ PİLATESE VAR MISINIZ? OKULDAN HABERLER

PALA KÂŞİF PALASKOP MEZUNLAR GÜNÜ

İNSAN HAKLARI GÜNÜ EDEBİYAT SÖYLEŞİLERİ

ULUDAĞ KAMPI

Sayı: 45

ARALIK 2013– OCAK 2014


SAYFA

2

EDİTÖRDEN Merhaba The PALA Okuyucuları, Yıl 2014… Anlar geride kalıyor anıya dönüşüyor, bitmez dediğimiz bitiyor, geçmez dediğimiz geçiyor, daha çok var dediğimiz gün göz açıp kapayıncaya kadar kapımıza dayanıyor. Her yeni sene diğerinden daha hızlı geçiyor galiba veya ben yaşlandım nostaljiye vurdum. Fakat her yeni senenin tadı ve bizde bıraktığı yeri farklı. Umarım her yeni seneniz öncekinden daha güzel, mutlu, sağlıklı, huzurlu ve dolu geçer. Bu sayımızda Anish Kapoor gezisini, münazara çalışmalarını, Abant gezisini, mezunlar günü buluşmasını, MUNOM ve TIMUN konferanslarını, bilgilendirme ve eğitim sempozyumlarını, rehberlik servisi aktivitelerini, Sempre Arte Yılbaşı kutlamalarını, Hafıza Palas gezisini, Barış Müstecaplıoğlu, Derman Bayladı, Afşar Timuçin ve Sinan Meydan Edebiyat Söyleşilerin ve öğrencilerin düzenlediği müzikali bulabilirsiniz.

Kerim SERTTÜRK

Ayrıca öğrenciler tarafından yazılan İnsan Hakları Günü, Işık ve Gölgelerden Bir Oyun ve Müzik makaleleri; Uludağ ve Viyana gezi yazılarını; pilates ve NBA incelemelerini ilerleyen sayfalarda okuyabilirsiniz.

Okul Gazetesi The PALA (The Press Association of Lycee Attiudes) Büyükdere Cad. No: 194 / 3 Maslak / İSTANBUL Tel: 0212 286 11 30 Fax: 0212 276 40 58

İmtiyaz Sahibi Ömer ORHAN Sorumlu Müdür Yardımcısı Hakan KULABER

Web Yayım Özgür ÇİÇEK

Dizgi Zafer YAZ

Sorumlu Öğretmenler Zafer YAZ Leyla TARAKÇI

İllüstrasyon Zafer YAZ

Baskı & Cilt Şevki SÜTÇÜ

Editör Kerim SERTTÜRK

Düzeltmen Leyla TARAKÇI

Renkli Basım Nuri ÇEVİK

Fotoğraf Pınar YILMAZ Diley PİRSELİMOĞLU Q Ayla YILDIRIM

E-Mail: zyaz@fmv.edu.tr


SAYFA

SEMPRE ARTE-Aralık “Noel & Yılbaşı”

Büyük ilgi gören “Noel & Yılbaşı” temalı Aralık ayı Sempre Arte etkinliğinde resim bölümü öğrencileri stand-up pano hazırlarken, müzik bölümü öğrencileri onlara şarkılarıyla eşlik ettiler. Okulumuz yılbaşı temasına uygun süslendi. “Noel & Yılbaşı” konserinde Sempre ArteMüzik Kulübü öğrencilerimizden Melike Selin BALIKÇI, Nil BERKE, İpeksu Yağmur ÇAĞAN, Ege Kaan BOYSAN, M. Zeynep DİNÇER, Fulya ATALAY, Ceren YÜKRÜK, Akın KADIOĞLU, Sude Zeynep KARATAŞ, Eylül YASASEVER, Eda TÜRKMEN, Yağmur KAYGISIZ, Ş.Yağmur İYİANLAR, Aynil AYBABA ve Deniz YÜMLÜ “Jingle Bells”, “Extraordinary Merry Christmas”, “Silent Night”, “Last Christmas” ve “All I Want For Christmas Is You” şarkılarını seslendirdiler. Resim öğrencilerinden Elifnas YALÇINKAYA, Aylin MUTAL, Bircem ÖZEKİCİ, Sena Hazal ÖKMEN, Damla ÜNAL, Nil BERKE, Ayla Merve KARADUMAN, Gözde MAZLUM, Selin TUHUYAN, Başak Nisan DURAN, Julia Mary KAYAER, Nilsu CÜMBÜŞ, İrem ERDURAN ve Alper ÖZ dekoratif amaçlı kar taneleri, çam ağaçları, çan ve “Happy New Year” yazısını hazırlayıp okulu süslediler. Ayla Merve KARADUMAN’ın Noel temalı hazırlamış olduğu stand-up panoyu renklendirdiler. Aralık ayı kültür sanat etkinliklerinden (tiyatro, konser, müzikal, opera, sergi) oluşan panolar hazırlanarak A Blok girişine konuldu. Sanat dolu günler geçirmek dileğiyle… Çiğdem KUTLUĞ Merve SAVRAN

3


SAYFA

ANİSH KAPOOR

Sakıp Sabancı Müzesine düzenlenen gezide en çok ilgimi çeken eserlerle ilgili ne hissettiğimi anlatacağım. İlk olarak Sakıp Sabancı’nın evini müzeye dönüştürmesi ve her yıl farklı bir sergiyle ortaya çıkması muhteşem bir şey. Bu sefer “Anish Kapoor” gezisine gittik. Sanat eserlerine baktıkça o delikler sanki sonsuza kadar gidiyormuş hissini uyandırıyordu. Baktığımda tüm vücudumu sokabilecekmişim gibi geliyordu. Sanatçının özellikle seçtiği mat tonlarındaki çarpıcı renkler, eserleri bir bütün olarak tamamlamıştı. Şu ana kadar annemin zoruyla bir çok sergiye gitmişimdir ama bu sergi gerçekten istediğim için fotoğrafını çektiğim tek sergidir. Sıkılmadan incelemek istediğim için gezdim ve inceledim. Dikkatimi çeken diğer bir sanat eseri ise sarı renkli ince uzun sünger havasında olan eserdi. Oraya yapıştırılmış yumuşak sarı süngerler gibiydi. Görünümü o kadar güzeldi ki 10 dakika boyunca durup onu incelemiştim. Bizi bu sergiye götüren, benim sanat eserlerine karşı ön yargımın yok olmasını sağlayan Merve Hoca’mıza çok teşekkür ederim. Laranaz ÜNVER 11F

Bu eser de anlamlar katabildiğim, üzerine düşündüğüm, yorumlar yapabildiğim diğer bir eser. Uzun süre bakınca hipnotize edebilecek bir tasarıma sahip. Sadelik; insanı etkileyen, derinlere götüren, düşünmeyi sağlayan diğer bir unsur. Merkezdeki karanlık deliğe baktıkça derinlere inmek sadeliğin içindeki anlamı bulmak istiyor insan. Hangi açıdan bakarsam bakayım dipsiz bir kuyu gibi olan bu resim beni çok etkiledi. Uzun uzun seyretmek, incelemek ve her açıdan bakma isteği uyandırdı. Baktığım süre boyunca ise derinliğin verdiği sonsuzluk ve hiçlik duygusu bana evreni çağrıştırdı. Ece AKSEN 11C Anish Kapoor’un “Gök Ayna” isimli eseri, gittiğimiz sergide beni en çok etkileyen yapıttı. Bu eserde beni etkileyen şey ise ne yalnızca şekle ve güzelliğe ne de sadece ayna işlevli olması. Eser, yansıtma özelliği sayesinde gökyüzünün üzerinizde olduğunu hissettirmekte ve görüş açınızı genişletmektedir. Bu eserin müzeü girişine konulması ise iyi bir başlangıç olması açısından gayet akıllıca bir hareket olmuş. Kerem GÜLTEKİN 11C

Anish Kapoor’un sergisinde karşılaştığım bu eser beni sergi boyunca etkileyen ve düşündüren bir eser olmuştur. Büyük bir mermerin ortasının incecik oyulup içine büyük çakıl taşlarının karmaşık gözükse de aslında bir düzen içinde yerleştirildiği bu eserde, hayatın tam da kendisiyle karşı karşıya geldim. Beni öyle düşüncelere alıp götürdü ki sanki oradaki yarık bir mermerin üzerinde değil de bir insan vücudunun üzerindeki bir yarıktı. Her zorlukta içini daha da güçlendirmiş taşlarla doldurmuş ve taş olan yerlere geçecek, herhangi bir darbede canı acımayacak, güçlü bir göğsü anlatıyordu bana. Ama aslında her taşın arasındaki boşluklarda onun bir çok yerden acı çekebileceğini, içini ne kadar taşla doldurursa doldursun insan olmanın o boşluklardan bir şeyler kaçırmak olduğunu anlatıyordu. Dışardan güçlü duran her insanın da o taşlarının arasında zayıf noktalarının olabileceğini öğretiyordu. Ama yine de bunları belli etmeyip kocaman bir mermer olduğumuzu ve dimdik durmamız gerektiğini gösteren Anish Kapoor’un bu güzel eseri ne zamandır arayıp da bulamadığım soruların cevapları oldu. Eser ayrıca insanı, insan hayatının anlamını en güzel şekilde kendi başıma bulmamı sağladı. Bahar Sude ÇANKAYA 11C

4


SAYFA

9. SINIFLAR ARASI MÜNAZARA YARIŞMASI

26.12.2013 tarihinde Edebiyat- Sosyal Dersler Bölümünün düzenlediği 9. Sınıf Düzeyler Arası Münazara Yarışması’nda hükümet kanadında Tolga AYDIN, Göktuğ ÜLKAR, Ecem KANAN; muhalefet kanadında Türkan İlayda AYSAL, Can DİKİCİOĞLU, Bilgehan KORUCUOĞLU yarıştılar. Münazarayı “AVM’ler şehir dışında taşınmalıdır.” tezini savunan hükümet kanadı kazanmıştır. Münazarada yarışan öğrencilerimizi kutluyoruz. Zafer YAZ / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

OKULUMUZ “MÜNAZARA LİGİ”NDE İstek Vakfı Kemal Atatürk Lisesinin düzenlediği münazara yarışması için 21 Aralık 2013 tarihinde Yeditepe Üniversitesinde eğitim düzenlenmiştir. Münazara eğitimlerini tamamlayan kulüp öğrencilerimiz, 27-29 Aralık 2013 tarihlerinde düzenlenen münazara yarışmalarında okulumuzu başarı ile temsil etmişlerdir. Mizan COŞKUN ÖZGÜR / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

5


SAYFA

6

DOĞA SPORLARI KULÜBÜ ABANT’TA Merhaba doğa ve macera sever gençler, aralık ayının ikinci hafta sonu kulüp faaliyeti olarak hep beraber Abant’a gitmeye karar verdik. Sabahın erken saatlerinde, 19 öğrenci, iki öğretmenimiz ve tabii bir de rehberimiz okulumuzda buluştuk. Ufak tefek gecikmelerle de olsa saat 08.30 civarında okulumuzdan yola çıktık. Bu sefer yolumuz ilk gezimize göre daha uzundu. Bir süre yolculuk yaptıktan sonra yolda güzel bir dinlenme tesisinde kahvaltı molamızı verdik, ihtiyaç alışverişimizi yaptık. Öğlen sularında Abant Gölü etrafında oluşturulmuş Abant Milli Parkı’na ulaştık. Abant Gölü, Bolu'nun 34 kilometre güneybatısında bulunan, çam ve köknar ağaçlarının baskın olduğu bir doğa parkı içinde, yaklaşık 1350 metre yükseklikte bulunan ve alanı 125 hektarı bulan bir heyelan set gölü. Göl ,birkaç kaynak suyu, iki üç kısmen devamlı olan akarsuyla, yağmur suyu ve kar ile beslenmektedir. Gölün etrafında oteller ve restoranlar mevcut. Otobüste kalın kıyafetlerimizi giydikten sonra kara ilk adımımızı attık. Tabii kar kalınlığının oldukça fazla olması, havanın da çok soğuk olması ilk başta hevesimizi biraz kaçırır gibi oldu ancak her zaman olduğu gibi yürüdükçe açıldığımızı fark ettik. Donmuş gölün etrafında kısa bir müddet yürüyüş yaptıktan sonra, buzlanan yolda risk almamak için daha yumuşak karlardan oluşan patikalara doğru yürümeye başladık.

Ancak kar seviyesinin yer yer bir metreyi aştığı patikalarda yürümek hiç de zannedildiği kadar kolay değildi. Biz de bata çıka, rehberimizin önde açtığı izin üzerinden giderek yürüyüşümüze başladık. Doğa sporları ile uğraşırken maksimum derecede keyif almak biraz da faaliyet esnasında seçtiğimiz malzemelerle ilgilidir. Bunun tecrübesini bazı arkadaşlarımız maalesef yürüyüş esnasında sızlayan ayaklar ve eller sayesinde öğrendiler. Verdiğimiz kısa molalar ve karda yuvarlanmalar sonucunda yürüyüşümüzü 3 saat ile sınırlayıp, tekrar başladığımız noktaya, otobüsümüzün başına döndük. İlk işimiz ıslak ayakkabılarımızı ve elbiselerimizi değiştirmek oldu, biz bu işlerle uğraşırken mangal yakılmıştı tabii ki… Kar üzerinde mangalda yaptığımız sucukları yemek, yanında da sıcak çaylarımızı içmek ayrı bir keyifti. Karnımız iyice doyduktan sonra saat 16.00 sularında dönüş hazırlıklarımıza başladık. Otobüsümüz İstanbul’a doğru yol alırken herkes kendine gelmişti. Dönüş yolculuğumuz söylenen şarkılar eşliğinde keyifli bir şekilde saat 21.00 gibi okula varışımız ile sonlandı. Hayatta yaşanan her zorluk insana yeni bir deneyim kazandırır. Biraz zorlansalar ve ufak tefek aksilikler yaşasalar da bu gezi bence herkes için insanoğlunun sınırlarını ve doğal yaşamın aslında nasıl da acımasız olacağını görmeleri açısından güzel bir deneyim oldu. Bir başka gezide, yeni maceralarda görüşmek üzere…

Sibel ÇAĞLAR Matematik Öğretmeni


SAYFA

7

Yapım: COMPULSION GAMES

Dağıtım: FOCUS HOME INTERACTIVE

Tür: AKSİYON, MACERA, ZEKÂ

Platform: PC, PS3, PS4, X Box360 Çıkış Tarihi: 15 Kasım 2013 Web: www.contrastgame.com

Contrast, gölgeler üzerine kurulu bir oyundur. Oyunun başkahramanı “Didi” adında küçük bir kızdır. Didi’nin hayali bir arkadaşı vardır, adı Dawn’dır. Biz de Dawn’ı kontrol ediyoruz oyunda. Dawn üç boyutlu ortamda hareket edebiliyor ama dilediğinde gölgeler diyarına karışıp önüne çıkan engelleri ortadan kaldırabiliyor. Dawn gölgelerin oluşturduğu cephelerden ilerlerken Didi de bu bölgelere ulaşmasında Dawn’a yardımcı oluyor.

Yapımcılar çevrenin en küçük detayına kadar aranmasını öneriyor oyunculara, her eşya yardımcı olabilir. Didi’nin Dawn’u bir revü kızı olarak görmesi eskiden annesinin revüler üstünde çalışmasından kaynaklanmaktadır. Revü; güncel espriler, skeçler, ve monologlara yer veren hafif ve eğlendirici sahne gösterisidir. Didi Dawn’u annesi öldükten sonra kafasında oluşturur. Oyun 1920’li yılların Paris’inde hayat bulmuştur. Yapımcılar oyundaki yerleri, eşyaları vb. varlıkları 1920’li yılların yerleri ve eşyalarına çok iyi benzetmişlerdir. Oyunun demosunu oynarken müzikler süperdi, genelde 1920 yıllarının müziklerini biraz hızlandırmışlar. Bu da oyuna heyecan kazandırıyor. Oyun boyunca Didi ve Dawn arasındaki ilişki giderek güçlenecektir. Oyun macera oyunudur ama bazen kendinizi oyunun içinde gibi hissedebilirsiniz. Oyunda gölgelerin oluşturacağı platformlar zaman zaman hareketli olacak, bu yüzden Level Dergisi Yazarı Tuna ŞENTUNA onlar karşısında hareketlerimizi iyi planlamanızı öneriyor. Hata yaparsanız bölümün veya gölge platformunun başına yollanabilirsiniz. “Steam” İnternet mağazasından oyunun normalini 15 dolara, koleksiyonlu paketini ise 20 dolara alabilirsiniz. Türkiye’ye gelince oyunu dağıtan mağazalardan 60-80 TL arasında değişen bir fiyata satın alabilirsiniz.

Kaynak: Level Dergisi

Kemal Tan KARADEMİR

9D


SAYFA

8

İNSAN HAKLARI GÜNÜ Merhaba Sevgili The PALA Okuyucuları, Hepinizin de bildiği gibi 10 Aralık, Dünya “İnsan Hakları Günü” olarak kutlanır. İnsan Hakları Günü’nün 10 Aralık’ta kutlanmasının sebebi, Eleanor Roosevelt’in yayımladığı ve bütün dünyanın Magna Carta’sı olarak tanımladığı “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nin, 10 Aralık 1948’de kabul edilmiş olmasıdır. Şu anda hâlâ yürürlükte olan bu bildirge oldukça geniş kapsamlıdır ve insanların haklarını gözetmektedir. En başta yaşam ve özgürlük, daha sonra sağlık, eğitim, yiyecek, barınma ve toplumsal hizmetleri barındırır. Yasaların koruyuculuğundan eşit şekilde yararlanma, barışçıl amaçlar için toplanma ve dernek kurma, evlenme, mal mülk edinme, din, vicdan, düşünce ve anlatma özgürlüğü insan haklarının temel başlıkları olarak kabul edilebilir. Günümüzde ne yazık ki birçok ülkede uygulanamayan ya da savunulamayan, birçok ülkede ise yarım yamalak bağlı kalınan bu haklarımızı hatırlamak, bilincine varmak için her sene 10 Aralık günü insan hakları gününü kutluyoruz. FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi olarak, bu sene 6 Aralık’ta Darüşafaka Eğitim Kurumları tarafından düzenlenen Demokrasi ve İnsan hakları günündeydik. Bu yıl 4.sü düzenlenen etkinliğe İstanbul ve çevresinden 300’ün üzerinde öğrenci ve rehber öğretmen katıldı. İstanbul Liseler Arası Felsefe Platformu ile birlikte yürütülen bu çalışmanın bu seneki ana teması “Medya ve İnsan Hakları” idi.

Türkiye Felsefe Kurumu temsilcilerinden Nuran Direk’in, Alber Camus’un “Özgür basın, kuşkusuz iyi veya kötü olabilir. Ancak özgürlük olmadan basın kesinlikle kötülükten başka bir şey olmayacaktır.” sözleriyle başlayan seminer, öğrencilerin alanlarında önemli isimlerin yöneticiliğindeki atölyelere dağılmalarıyla devam etti. Bu yıl etkinliğin atölye isimleri ve yöneticileri şöyleydi: 1- Medyada Kadın Hakları (Doç. Dr. Aslı Makaracı / Bahçeşehir Üni.) 2- Yaşam Hakkı İhlalleri Konusunda Medyanın Tavrı (Dr. Aslıhan Öztezel / Bahçeşehir Üni.) 3- Azınlık Medyası (Hayko Bağdat / Gazeteci) 4- Medyada Azınlık Algısı (Garo Paylan / Eğitim Yöneticisi) 5- Medya ve İnsan (Yrd. Doç. Dr. Ulaş Başar Gezgin / Evrensel Gazetesi ve Bianet Yazarı) 6- Basın Özgürlüğü ve Güncel Davalar (Yrd. Doç. Dr. Murat Önok / Koç Üni. Öğretim Görevlisi ve Basın Konseyi İkinci Başkanı) 7- Sermaye ve Medya (Mustafa Kemal Erdemol / Cumhuriyet Gazetesi) 8- Haber Hakkı ve Basının Tarafsızlığı Problemi (Gülçin Gülan/Felsefeci-Cumhuriyet Gazetesi) Biz, ilgimizi en çok çeken konuyu belirleyip atölyelerimize dağıldıktan sonra, sınıflarda gerçekten de çok samimi bir ortamla karşılaştık. Etkinlikler interaktif bir ortamda gerçekleşti. Şimdi sizinle çalışmasından büyük bir keyif almış bir arkadaşımızın yazısını paylaşmak istiyorum: 11. sınıf öğrencilerimizden Julia Mary KAYAER. “Ben azınlık medyası hakkındaki atölyeye girdim. Konuşmacımız Taraf gazetesinin yazarı Hayko Bağdat’tı. Sınıfa girdiğimizde bize önce azınlık medyası ve azınlıkların medyadaki haklarından kısaca bahsetti. Hemen arkasından bir oyun oynadık. Oyunumuz kimlik hakkındaydı, Hayko Bey hepimize yeni bir kimlik dağıttı, 5 dakikalığına kendimiz olmayı bırakıp bu adamın ya da kadının bedenine girmemizi istedi ve sordu “Sizce bu kimliğinizle rahat bir şekilde çevrenizde dolaşabilir misiz, en basitinden taksicinin müşterisine sorduğu sorulardan biri olan ‘Nerelisin?’ sorusunu rahatça cevap verebilir misiniz, iş yerinde kimliğinizi açıkça gösterebilir misiniz?” Daha sonra atölyemizde bunlar tartışıldı. Örneğin bir çocuğun elindeki kimlikte “Doğuda yaşayan bir Ermeniyim.” yazıyordu. Bu, sizce nasıl bir histir? Bu tip kimlikli kişilerin rahatlıkla yaşayabilmeleri için neler yapılaması gerektiğini, onların da hakları olduğunu ve herkesin kendi hakları doğrultusunda başkalarının haklarını ihlal etmediği sürece yaşamaları gerektiğini tartıştık. Bize verilen özgürlük hakkı neden onlarda da olamasın ki? Konu oldukça ilgimi çektiğinden tartışmada aktif bir rol oynadığımı ve bundan çok keyif aldığımı belirtmek isterim. Atölyelerdeki çalışmalar bittiğinde iki kişi yanıma geldi. Benimle arkadaş olmak istediklerini, fikirlerimi desteklediklerini söylediler. Kısacası çok güzel vakit geçirdim, birçok konuda daha fazla bilgi sahibi oldum, fikirlerimi paylaşma fırsatı buldum, tartışabilecek insanlarla tanıştım ve en önemlisi kendi haklarımı savundum. Umarım böyle etkinlikler devamlı olur.” Hepimizin oldukça keyif aldığı ve kendini ifade etme şansı bulduğu bu etkinliğe katılımımızı sağladığı için başta değerli felsefe öğretmenimiz Çiğdem KORBEK’e, Okul Müdürümüz Sayın Ömer ORHAN’a ve etkinliğe ev sahipliği yapan Darüşafaka Eğitim Kurumuna çok teşekkür ediyoruz.

Ada YÖNTER 11E


SAYFA

9

OKULUMUZDA İLK YARDIM EĞİTİMİ

FMV Ayazağa Işık Okulları yönetici ve öğretmenlerinden oluşturulan grup, 22-23 Aralık 2013 tarihlerinde tüm gün ilk yardım eğitimi almıştır. Daha önce bu eğitimi almış ancak 3 yıllık süre geçtiği için eğitimi tekrarlamak zorunda olanlar ayrı bir grup, ilk kez bu eğitimi alanlar ayrı bir grup oluşturmuştur. Eğitim MED Akademi İlk yardım Eğitimi Merkezi tarafından verilmiştir.

HAZIRLIK SINIFLARI VE 9. SINIFLAR IB BİLGİLENDİRME TOPLANTISI

20.12.2013 tarihinde IB çalışmaları kapsamında hazırlık sınıfları ve 9. sınıflara IB Koordinatörü Jenny CHAVUSH tarafından bilgilendirme toplantısı yapılmıştır.


SAYFA

MUNOM’DA OKULUMUZU BAŞARIYLA TEMSİL ETTİK

12-15 Kasım 2013 tarihlerinde Almanya’nın Münih şehrinde 10’uncusu düzenlenen Münih Model United Nations’a (MUNOM) öğrencilerimiz Ece GÖKÇEK, Kayra GÜLER, Melisa IŞIK, Sinan BİRKAN, Lara YILMAZ, Ayla ALTUNLU ve Ceren CAN katılmışlardır. Hindistan’ı temsilen orada bulunan öğrencilerimiz konferanstaki bütün komitelerle çalışma imkânı bulmuştur. Konferansın ilk ve son gün çalışmaları Münih’in merkezindeki European Union Patent (Avrupa Birliği Patenti) Ofisinde gerçekleştirilmiştir. Temsilcimiz Melisa IŞIK genel kurulda açılış konuşması yapmış ve bu konuşmayı başta öğrenciler olmak üzere konferansın önemli yetkilileri, Münih Uluslararası Okullarını ve Avrupa Birliği Patentini temsilen katılan konuklar dinlemiştir. Açılış töreninden sonra komiteler lobicilik faaliyetleri için toplanmıştır. İkinci gün bütün komiteler için önemli bir gün olmuş, her bir grup çeşitli çözümler hakkında tartışmaya başlamış ve öğrenciler çözümlerine destek bulmak için her bir grubu ikna etmeye çalışmıştır. Lara Yılmaz, sanal terörizmi engellemek ve fikrî mülkiyeti korumak üzerine ürettiği çözümlerle büyük bir başarı sağlamıştır. Konferansın ikinci günü, dünyanın her bir tarafından gelen öğrencilerin oluşturduğu ve çok sayıda farklı dil konuşulan Münih Avrupa Okulunda gerçekleştiğinden, öğrencilerimiz gerçek anlamda uluslararası bir kampüs hayatı görme imkânına sahip olmuştur. Üçüncü gün ise her bir konu hakkında tartışma yapılarak geçirilmiştir. Komitelerin genel kurula sadece iki tane çözüm getirmesi istenmiş ve bu durum komitelerin pozisyon için birbiriyle sıkı bir şekilde yarışmasına neden olmuştur. Bütün aktiviteler yine Münih Avrupa Okulunda yapılmıştır. Son gün, Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik temsilcimiz Lara YILMAZ, genel kurula çözümünü sunmuştur. YILMAZ, çözümünü okumuş ve çözümünü destekleyici bir konuşma yapmıştır. Bu çözüme büyük bir çoğunluk tarafından oy verilmiştir.

Öğrencilerimiz konferans boyunca çok ciddi bir şekilde çalışmış ve her bir temsil heyeti başarılı bir şekilde tartışma yapıp ikna edici çalışmalarda bulunmuştur. Hande ACARMAN / YEŞİLKAYA / İngilizce Öğretmeni

MUNOM’DA BİR “IŞIK”LI OLMAK Çok soğuk bir hava ama çok sıcak bir ortamla karşılaştık. Ilık İstanbul havasından sonra benim için buz gibi diyebileceğimiz Münih'in havasına alışmam biraz zaman aldı. Otele yerleştikten sonra hepimiz montlarımızı giymiş, atkılarımızı, berelerimizi takmış bir şekilde Sinan ve Kayra'nın yoğun isteği üzerine Allianz Arena'ya gitmeye karar verdik. İyi ki gitmişiz. Stat turuna katıldık ve gerçekten ilginç sayılabilecek şeyler öğrendik, stattaki çimlere gerçek güneş ışığıyla aynı etkide ışıklar veriliyor ve yapay çim kullanımından kaçınıp oyuncular için daha rahat bir oyun alanı sağlamaya çalışıyorlamış. Arena'dan sonra otele geri döndük, Münih'te ulaşım için hep metroyu kullandık. Çok karışık bir metro haritaları olmasına rağmen Kayra bize rehberlik edip gitmemiz gereken her yere o bizi götürdü. Selin 10 sene Alman-

THE

PALA

10


SAYFA

ya'da yaşadığı için insanlarla rahatlıkla anlaşabiliyordu. Onu grup sözcümüz olarak kullandık. Ertesi gün konferansın ilk günüydü, bu benim dördüncü konferansımdı ama hâlâ heyecanlı hissediyordum. Oradaki ciddi ortamdan mı yoksa farklı milletlerden bir sürü insan olmasından mı kaynaklıydı, tartışılır. Açılış töreni için “European Patent Office”e gittik, ortam çok güzeldi, aynı zamanda bir o kadar ciddi. Törenden sonra komitelerimizle buluştuk ve hemen çalışmaya başladık. Herkes birbirine çözüm önerilerini sunuyor ve birbirinden destek almaya çalışıyordu. İlk günü böyle bitirdik. Akşamları otele döndükten sonra çıkıp dışarıda geziyorduk. Otel merkezî bir yerdeydi. Bakabileceğimiz birçok yer vardı. İkinci gün ise konferansın olduğu okula gittik komitelerimizde ilk önce çözüm yazılarımızı Approval Pannel'den geçirmekle uğraştık. Oradan geçen çözüm yazıları komitede tartışılabilecekti. Komitemde Deputy Chair Ece'ydi. Belki de bu yüzden çok eğlendim. Ne yapması gerektiğini biliyordu ve işini eğlenceli kılacak şekilde yapıyordu. Çözüm yazıları hakkında tartışılmaya başlandı, ilk konferansı olanlar, tecrübeli olanlar, herkes konuştu. Ülkelerinin bakış açısından en iyilerini yapmaya çalıştılar. Konularımız “İnsan Kaçakçılığı” ve Mülteciler”di. Ben Hindistan olarak elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.

Üçüncü gün de tartışmalarla geçti ve bütün çözüm yazıları tartışılıp bittikten sonra Ece, geç geldiği için ''twerking'' yapmak zorunda kaldı. Son gün yine “Patent Office”e gittik. Lara'nın çözüm yazısı geçmişti ve General Assembly'de tartışılıp oradan da geçti. Yine bütün çözüm yazıları tartışıldıktan sonra kapanış töreni yapıldı. Konferans çok çabuk bitmişti. Herkes sarılıp vedalaştı, güzel olan her şeyin bir sonu olması insanı hep üzüyor. Bu da öyle bir şey, ne kadar heyecanlı olsam da bitince üzülüyorum.

11

Bir hafta boyunca yanımızda olup bize sabreden, yardım eden, bizi yönlendiren Jill Trued'a özellikle teşekkür ediyoruz. MUNOM'un şu ana kadar gittiğim en güzel konferans olduğunu çekinmeden söyleyebilirim. Her şey çok güzeldi, orada bir delege olmak, yeni arkadaşlar edinmek, cesaret toplayıp konuşmak... Münih çok soğuk olabilirdi ama ortam çok samimi ve sıcaktı.

Son günü gezmeye ve alışverişe ayırdık. BMW Müzesine ve birçok kiliseye gittik. Müzede arabaları kronolojik bir şekilde sıralamışlardı ve eski arabaların daha güzel göründüğü düşüncesi çoğu insan için ortak bir karardı. Kiliselerin mimarisi çok güzeldi ve içinde olan çizimler, heykeller değişik bir görünüm katıyordu. Alışverişimizi tamamlamış, toparlanmaya başlamıştık. Gitmek beni üzüyordu, çok soğuk olmasına rağmen alışmıştım oraya. Çok güzel anılarım olmuştu: Apple Store'dan yaşı tutmadığı için eli boş çıkan Melisa, Abercrombie mağazasının kokusundan bunalan Ece, akşamları bizim odamıza misafir olan Ceren, Hard Rock Cafe'de yediğimiz akşam yemeği... Saymaya devam etsem sayfalar dolduracak olan bir sürü güzel anı… Ayla ALTUNLU 10 B


SAYFA

12

OKULUMUZ TIMUN’DA

FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi MUN Kulübü öğrencileri, 5-8 Aralık 2013 tarihlerinde Üsküdar Amerikan Lisesinde gerçekleşen TİMUN (Turkish International Model United Nations) Konferansı’na katılmıştır. Dünyanın farklı ülkelerinden yaklaşık 400 öğrencinin katıldığı ve bu yıl 20’ncisi düzenlenen TIMUN Konferansı’nda FMV Özel Ayazağa Işık Lisesini 6 öğrenci başarıyla temsil etmiştir. Öğrencilerimiz Slovenya’nın sembolik temsilcisi olmuşlardır. Hukuk, insan hakları, silahsızlanma başlıklı komitelerde global sorunlar tartışılmış ve sorunlara çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Öğrencilerimiz kendilerini tartışma ve eleştirel düşünme becerileri alanlarında geliştirmişlerdir. Melisa IŞIK ve Artun BAKIRCI kendi komitelerinde "Main Submitter" olmuşlardır. Öğrencilerimizi başarılı çalışmalarından dolayı kutlarız. Hande ACARMAN YEŞİLKAYA / İngilizce Öğretmeni

“SEMİH GÜMÜŞ” İLE SÖYLEŞİ 10 Ocak 2014 Perşembe günü 13.05 - 14.30 saatlerinde 10 ve 11. sınıf öğrencilerinin katılımıyla Semih GÜMÜŞ ile bir söyleşi düzenlenmiş, yazar öğrencilerimizle yazma konusundaki deneyimlerini ve çalışmalarını paylaşmıştır. Öğrencilerin okuduklarını anlama, anladıklarını eleştirel bir gözle yorumlama yetilerini güçlendirmek amacıyla onlara tecrübelerini aktarmış, öğrencilerimiz bu doyumsuz sohbetten son derece keyif almışlardır. Özellikle, yazı yazma çalışmalarının çok önemsendiği 10 ve 11. sınıf öğrencileri için bu söyleşi çok büyük bir kazanım olmuş, öğrenciler arasında merak uyandırmış, kendilerini yazı çalışmaları anlamında geliştirmişlerdir. Sayın Semih GÜMÜŞ’e öğrencilerimize katkılarından ve katılımlarından dolayı teşekkür ederiz. Şenay ÖNAL / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

THE

PALA


SAYFA

HİNDİSTANLI EĞİTİMCİ “VİPİN THEK” OKULUMUZDA Hindistanlı eğitimci Vipin Thek, Washington Ashoka Global’da yönetici-eğitmen olarak görev almaktadır. National Youth dergisi tarafından 2020 yılına kadar Hindistan’ı girişimcilik alanında geliştirebilecek 20 genç liderden biri olarak gösterilmiştir. Vipin Thek, Washington Ashoka Global’da genç girişimcileri destekleyici ve onların dünya üzerinde “fark yaratan” bireyler olarak yetiştirilmelerini sağlayan çalışmalar yapmıştır. Bunun nasıl gerçekleşebileceğini öğrencilerimize anlatmak üzere, 23 Aralık 2013 tarihinde okulumuza gelerek, 2 saat süreyle 30 kişilik öğrenci grubumuza (MUN, EYP, INTERACT Kulüpleri) dünyadan genç girişimcileri örnek göstermiş, fark yaratmanın insanların tutkularıyla paralel ve her insanın bu kapasitede olduğunu dile getirmiştir. Eğitim sırasında öğrencilere bu konuda motive edici birkaç grup çalışması yaptırmış ve öğrencilerin dünyada ne gibi farklar yaratmak istediklerini konu alan çalışmalarını paylaşmalarını istemiştir. Bu eğitim sonrasında öğrencilerimiz hedeflerine yaratıcılık ve girişimcilik açısından bakmaya başlamışlardır. Hande ACARMAN / YEŞİLKAYA / İngilizce Öğretmeni

10. SINIFLAR “GALATA MEVLEVİHANESİ”NDE 10. sınıf Türk edebiyatı dersi bünyesinde 02.01.2013 tarihinde, 10 C, 10 D ve 10 E sınıfları ile birlikte “İslamiyet Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatı” konusu kapsamında Galata Mevlevihanesi Müzesi ve Galata Kulesi’ne gezi düzenlenmiştir. Öğrencilerimiz tasavvufi Türk şiirinin oluşumunda etkili olan felsefeleri, Mevlevilik çerçevesinde görerek anlamaya çalışmışlar, Galata Kulesi’nden İstanbul’un tarihine bakarak dönemi hayal etmişler ve dönemin özelliklerinin edebiyata yansımasını yaşayarak öğrenmişlerdir. Mizan COŞKUN ÖZGÜR / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

13


SAYFA

14

ULUDAĞ’DA KIYAK BİR KAYAK 25-28 Aralık tarihlerinde 9 ve 10. sınıflar olarak Uludağ’a kayak kampına gittik. Çok eğlenceli bir kamptı ve gittiğim için mutluyum. Sabah 06.00’da okulda toplandık 12.00’de Uludağ’a ulaştık. Uludağ’a ulaştığımızda heyecanlanmıştım çünkü bu ilk deneyimim olacaktı. Otelimiz Alkoçlar’dı ve 1. Bölge’de kaldık. Odalara yerleştikten sonra heyecanla kayak kiralamaya gittik. Sonra öğle yemeğimizi yedik fakat Alkoçların mutfağından bahsetmeden geçemeyeceğim. Herkese göre her çeşit çok lezzetli yemekleri vardı. Her gün farklı çeşitlerde tatlılar, tuzlular, ana yemekler, çaylar, meyveler… Ne düşünürseniz her şey vardı. Yemekten sonra kayak dersinin saatini beklerken çay keyfi yapmak bir başka oluyordu. Biz şanslıydık çünkü yılbaşına kadar kar yağmayacağından bazı grupların rezervasyonlarını iptal ettiğini duymuştuk. Böylelikle pistler bize kalmıştı. Açıkçası yeni başlayanlar için kaymak biraz daha tehlikeli olmuştu, taşlar ve otlar vardı. Kar arabalarıyla piste kar taşınıyordu, hava güneşliydi, karlar eriyordu. Fakat bu olumsuzluklar bizi yıldırmadı ve kayak yapmaya başladık. Kayak gruplarından bahsedecek olursak üç grup vardı: Başlangıç grubu, orta grup ve en iyiler. Ben başlangıç grubundaydım ve çevremdekilerin bana sürekli “Dikkat et kırma bir yerini, tehlikeli, kaybolma!” gibi sözlerine karşın açıkçası biraz korkmuştum ve kayağı ilk kez ayağıma takıyordum. Başlangıç grubu olmamıza rağmen 2. gün telesiej ile dağa çıkmıştık, öğretmenimiz Kürşat Hoca bizden memnundu ve çok çabuk ilerlediğimizi söylüyordu. Biz de gittikçe kendimizi geliştiriyorduk. Hatta son gün Cennet Tepesi’ne ve Kartal Yuvası’na telesiej ile çıktık. Kartal Yuvası’nda meşhur salepten içtik ve aşağıya kayıp bu kamptaki son kar sapanımızı yaptık. Fakat hiç düşmedik mi? Düştük. Bir de bana sorun kontrolü kaybedip dağdan aşağı kaydığımı hatırlıyorum. Büyük bir kaza atlatmadığımız için kendimizi şanslı hissediyorduk ailelerimiz de bu durumdan memnundu. Kayak yaparken ben şunu fark ettim: Ne yaparsam kendime; ister doğru, ister yanlış. Çünkü eğer kar sapanı yapmazsam duramam, fazla sağa veya sola yaslanırsam dağdan uçarım yani her şeyin kontrolü bendeydi. Orta grup, biz hep öğretmenimizle kayıyorduk ve bir tek son gün skipass almıştık fakat onlar arada ders yapıyor, genelde serbest kayıyorlardı biz de onlara çok özeniyorduk. Biz ders yaparken aradan geçip hava atıyorlardı. Biz de onlar gibi olup kendi skipassımızı kendimiz taşımak istiyorduk. En iyiler, onlar olimpiyatlara gidecek gibiydiler. Paralel kayıyorlardı, zıplıyorlardı, dönüyorlardı, hele snowboardcılar onlar en havalılarımızdı. Çok güzel kayıyorlar, zıplayıp yön değiştiriyorlar, arada biz ders yaparken aradan geçip öğretmenimizi sinirlendiriyorlardı fakat hepimiz gülüyorduk. Akşamları, yemekten sonra arkadaşlarımızla sohbet ediyor, dışarıda dolaşıyorduk. Hatta bir gün öğretmenimizle buz patenine gittik. Çok eğlendik, anılarımıza güzel kareler kattık. Güzel bir tecrübe oldu hepimiz için, arkadaşlarımız çok eğlenceliydiler, hem otobüste giderken hem otelde hem kayarken ailemizle gitseydik bu kadar eğlenemezdik kesinlikle. Serhat ve Yalçın Hoca’mıza çok teşekkür ediyoruz bize güvenip, bir kayak kampı düzenleyip, götürdükleri için. Onlar bize güvenip bizi götürmeseydi böyle bir deneyim yaşayamayacaktık ve başlangıç grubunda olarak ilk kez kayak takamayacaktık. Ayrıca belki haziran ayında Avusturya’ya bir kayak kampı düzenlenecekmiş. Bence Uludağ’ı kaçıranlar Avusturya’yı kaçırmasınlar çünkü oradaki eğlenceyi, adrenalini hiçbir gezide bulamazsınız.

Eylül YASASEVER 9D


SAYFA

15


SAYFA

Merhaba Arkadaşlar. Şu ana kadar lisede yapılan ilk ve tek olan müzikal gösterimizin sonuna geldik. Geldik ama nasıl geldik? Gülerek, eğlenerek, sinirlenerek ve hatta ağlayarak. Okulumuzdaki çoğu insanın bu müzikal için emeği çok. Onlara tekrar çok teşekkür ediyorum. İyi ki bizim yanımızda oldular. İki yıl içinde yaşadığımız o kadar çok şey var ki... Okuldan sonra her gün müzik ve dans provasına kalmalar, tiyatroya çalışmak için dersten alınmalar, şarkıları temellendirmek için yapılan onca çalışma ve hocalarımızın delirişi... Düşünüyorum da ne kadar iyi dayanmışlar bizlere. Provaların herkesin derslerine ve durumlarına göre hazırlanmaya çalışılması, sınav haftasına gelmemesi için uğraşılması ve her kafadan çıkan değişik sesler... Geçen sene ben kulüp başkanı değildim, başkan Sena TARIM’dı. Aslında bu müzikalin temelini atan kişi de o oldu. İyi ki bu işe başlamış, iyi ki öğretmenlerimiz bunun için bize güvenmiş ve yapabilmemiz için bize bir şans vermiş. Sena TARIM, Fulya ATALAY ve M. Zeynep DİNÇER bu müzikali yazmaya başladılar, sonrasında ise diğer öğrenciler ve öğretmenler ile üzerinde düzenlemeler yapıldı. Her şey geçen seneye göre ayarlanmıştı ve tabii ki çoğu sahne bizi yansıtıyordu. Artık sahneler belli olduktan sonra Çiğdem Hoca ile yıl içinde söylediğimiz uygun şarkıları da senaryoya uyacak şekilde geliştirerek ekledik. Bahar Hoca ve Elif Hoca ile beraber hızlıca çalışmalara başlandı. Provalara başlandı başlanmasına ama çoğu

THE

PALA

insan önce bu işin ciddiyetine varamadı. Devamlı okul çıkışında ve öğle teneffüslerinde provaya kalındı. Zaman zaman da derslerden alınma mevzusu çok sorun yarattı ve iyice ortam gerildi. Senaryoyu beğenmeyenden tutun, dans etmek istemeyen birçok insan oldu. Aslında onların da gerçekte öyle hissetmediklerini, aksine “Ya yapamazsak!” korkusu yaşadıklarını bu gösteriden sonra görmüş olduk. Peki, nasıl üstesinden geldik? Grup olarak kendimize güvenerek birbirimize kenetlenerek... Yaşanılan bir sürü aksilik bize yardım etti, içimizden bazıları bu aksilikler yüzünden moral bozukluğu yaşadı. Diğerlerimiz onlara yardım etti, yürek verdi. Kısacası bir kardeşlik ortamı oluştu aramızda. Yaşadığımız aksilikler de pek küçük aksilikler değildi. Okulumuzdaki genel etkinlikler çeşitli nedenlerle bu seneye bırakılmak durumunda kalmıştı. Müzikalimizden kulüp başkanı olan Sena ayrılmak zorunda kalacaktı çünkü değişim programıyla Belçika’ya gidiyordu. Koca bir sahneye sahip olan Gwen de değişim ile gelmiş bir arkadaşımızdı ve onun da sahnesini çıkarmak durumunda kalmıştık. Bunun yanında o kadar hazırlık boşa mı gidecekti? “Her şeyi unuturuz hocam, niye ertelendi?”, “Ben seneye 12. sınıfta olacağım, çıkmak zorundayım hocam.”, “Bütün işlerimi ona göre ayarlamıştım, ne yapacağız şimdi?” sorularına maruz kaldı hocalarımız. Kendimize olan özgüvenimiz kırılmıştı. Çünkü gerçekten de çok güzel çalışmıştık ve her şey yerli yerine otu-

16


SAYFA

ruyordu. Bu bizim yaşadığımız ilk büyük aksilikti. Sonraki gösterimizin de tarihi belli değildi. Başroldeki Sena’nın, Gwen’in dansta, soloda, koroda olan pek çok öğrencinin zorunlu sebeplerden ayrılması sonucu senaryo tekrar uyarlandı. Sena’nın rolünü direkt üstelenemeyeceğimden senaryonun neredeyse tamamına yakını değişti. Danslardan çıkan onca insan üzerine yeni kişiler bulmak durumunda kaldık ve bunun için herkes seferber oldu. Açıkçası onlar olmasa çok zor durumda kalırdık çünkü danslar müzikli oyunumuzun çok büyük bir kısmını oluşturuyordu. Onlara da çok teşekkür ediyorum fazladan çalışıp, dansı sadece kendi başlarına öğrenip bize çok büyük bir yardımda bulundukları için. Bu sene provalar açısından daha da zorlu bir seneydi çünkü geçen sene 10. sınıf olan çoğunluk hâliyle bu sene 11.sınıf olmuştu ve çoğu kişinin dershanesi vardı. 12. sınıflardan hiç bahsetmiyorum bile çünkü onların her gün dershaneleri vardı. Nedendir bilinmez belki de olgunlaştığımız için bu sene yapılan provalar daha ciddiye alındı ve tabii ki daha çok eğlenildi. Çoğu zaman durumu çok önemseyen grup artık olgunlaşıyordu, bu onun göstergesiydi, şimdi burada düşününce bunu anlıyor insan. Provalarda yaşanan o stres arasında gülüşülen dakikalar ve komiklik yapan insanlar ile çok güzel anılar kaldı elimizde. Çok önce değil daha son genel provalarımızın olduğu günlerde herkesi toplayıp delicesine şarkı söylemiş insanlarız biz, repliklerimizi hatta diğer insanların komik repliklerini tekrarlayıp duran bir grup hayal edin. Aynen öyleyiz biz. Gelelim asıl konumuza yani yaşananlara. Sene başında belirlenen tarih ertelenmek zorunda kalındı. Tarih bizim için çok önemliydi çünkü oyunumuzda olan 12. sınıflar için buradaki provalara katılmak çok ağır bir yüktü ve onlar da kendilerini daha geç tarihlere ayarlamamışlardı. Herkesin içini bir karamsarlık, korku, mutsuzluk ve üzüntü kapladı. Ama bununla ilgilenen başta müdürümüz Ömer Bey, sonrasında ilgili olan müdür yardımcılarımız, Zeynep Hoca’mız ve Çiğdem

Hoca’mız sayesinde bu durumdan da çok etkilenmeden kurtulduk. Üstelik bu sahneye çıkmadan iki hafta önce falan başımıza geliyordu. Ancak biz ayakta durmayı ve beraber bir grup olmayı öğrendiğimiz için hemen motive olduk ve provalara aynı şekilde devam ettik. Ufak teknik aksaklıklar oldu ancak en kötüsü Nil’in başına geldi. Gösteriden iki gün önce sahnede dekor olarak kullandığımız masa düştü. Tam da o sırada ikinci akışımızı alıyorduk ve danslardan birinin yapıldığı bir sahnedeydik. O anda yaşadığımız üzüntü ve korku oldukça büyüktü. Grupça moraller sıfırlandı sıfırlanmasına ama biz yine de Nil için yapılması gerekenleri yaptıktan sonra provamıza devam ettik. Aklımız hep Nil’deydi normal olarak. Provaya devam etmemiz bile bizim müzikli oyunumuzu ne kadar ciddiye aldığımızı gösteriyordu. Nil bir profesyonel gibi davranıp o hâliyle ertesi günkü provaya geldi. Genel provalarda yeri geldi ağladık, sinirlendik ama provaların sonu hep eğlenceydi. Gösteri öncesinde herkes hiç olmadığı kadar heyecanlıydı. Kazım Hoca bile o kadar mutlu ve heyecanlı görünüyordu ki... İlk sahneyi herkes hazır bir şekilde arkada bekliyordu. Umut sunucu olarak ilk çıktığında herkesin kalbi gümbür gümbürdü. O sahneye ilk çıkanların tek düşündüğü “Acaba mikrofonum çalışır mı?” olmuştu. Ancak sorun çıksa bile çok güzel toparlandığı için sahne tamamlanınca herkesin kendine güveni geldi. Hocaların bizim için bu kadar seferber olması, insanların o kadar iyi bir iş çıkarması bizi hem şaşırtıyor hem gururlandırıyor hem de mutlu ediyordu. Kısacası tam bir duygu seli içindeydik müzikli oyun zamanında. Mikrofonu çalışmayan Murat en önemli sahnede bağırmaya başladı ve o koca salona sesini duyurdu. Michael Jackson panosunu sahneye çıkarmak için kapının arkasında hazırlık yapılması gerektiği sahnede, kapı ayarlandığı gibi kendi kendine kapanmayınca arkadan nasıl geçeceklerini düşünürken Umut tam bir kurtarıcı olarak "Neden kapıyı kapatmadınız, kapısız köyden mi

17

geldiniz siz? " dedi. Üstelik buna hiç bir şekilde provalarda çalışmamıştık! O an bizdeki rahatlama kelimelere dökülemez. Kurtarıcımız oldun Umut! Bardak şovunda ise yanlış gelen ışık yüzünden dikkatimiz dağılıp yanlış yapınca toparlayıp devam ettik. O anda sahnede aklımızdan geçen şeyler o kadar yoğundu ki ne yaptığımı bile hatırlamıyorum aslında sadece şovumuzu güzelce bitirdiğimizi biliyorum. Sahne arkasında yaşanan ve üst üste değiştirilmesi gereken kıyafetleri söylemiyorum bile. Sadece yirmi saniye içinde üstünü değiştirip tekrar sahneye çıkan arkadaşımız Sude imkânsızı başardı. Başta Julia olmak üzere kıyafet değiştirmek için bize kuliste yardım edenler ile arkada savaşta olduğumuz kesindi. Ben kıyafetimi bulamadığımda o telaş içindeyken Julia’nın üstündeki kıyafeti çıkarıp bana vermesini unutamayacağım. Uzun lafın kısası müzikalle beraber biz yardımlaşmayı, bir grup olmayı, birbirimize bağırsak kızsak bile sonrasında tekrar barışabilmeyi, alçakgönüllü olmayı öğrendik. Kim bilir bunların yanında neler neler öğrendik de şu anda fark demiyoruz. İyi ki bu müzikali sizin gibi bir grupla yaptık, iyi ki sizin gibi öğretmenlerle iş birliğine girdik ve iyi ki böyle bir okulda okuyoruz. Yaşadığımız ve yaşattığınız her şey için teşekkürler.

Melike Selin BALIKÇI 11D


SAYFA

18

REHBERLİK SERVİSİ

26-29 Kasım 2013 tarihleri arasında 9. sınıf öğrencilerimize “ 9. Sınıfın Önemi (Ortaöğretim Yönetmeliği, Sınıf Geçme, Sınav, Devam-Devamsızlık)” seminer i gerçekleştirilmiştir.

2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılı "Ana-Baba Okulu"nun “Etkin Öğrenmede Ailenin Rolü” konulu ikinci oturumu 26 Kasım 2013 Salı günü gerçekleştirilmiştir.

İstanbul Üniversitesi tanıtım gezisi 11. sınıf öğrencileriyle 13 Kasım 2013 Çarşamba günü gerçekleştirilmiştir.

2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılı "Ana-Baba Okulu"nun “Ergenle Yaşamak” konulu üçüncü oturumu 24 Aralık 2013 Salı günü gerçekleştirilmiştir.

“Edebiyat Söyleşileri” kapsamında 24 Aralık 2013 tarihinde Yazar ve TV Programcısı Enver AYSEVER konuğumuz olarak öğrencilerimizle hayata ve okumaya dair paylaşımlarda bulunmuş, kitaplarını imzalamıştır.

18 Aralık 2013 Çarşamba günü, öğrencilerimize İstanbul Emniyeti Çocuk Şube Müdürlüğü’nün katılımıyla “Güvenli İnternet Kullanımı” seminer i ger çekleştirilmiştir.

THE

PALA

Gülin ŞEKERCİ / Psikolojik Danışman


SAYFA

MİMAR ADAYLARINDAN

YÜKSEK YAPILAR

Salt Galata’nın düzenlemiş olduğu “Mimarlık ve Tasarım “konulu workshop etkinliğinde Görsel Sanatlar Dersi öğrencilerimiz; gökdelenlerin tarihsel sürecini ve kullanım amaçlarını Mimar Ali Bey’in sunumu aracılığı ile kavradılar. Kat planlamalarını yapmış oldukları gökdelen tasarımlarını, farklı materyaller kullanarak maket hâline ulaştırdılar. Gün sonunda her biri mesleğe dair bir adım daha bilgi sahibi olmanın vermiş olduğu mutlulukla hedeflerine olan tutkularını güçlendirdiler… Merve SAVRAN / Resim Öğretmeni

“BARIŞ MÜSTECAPLIOĞLU” İLE SÖYLEŞİ Öğrencilerde yazma bilinci oluşturmak ve onların bu konudaki becerilerini geliştirmek amacıyla, okulumuz Edebiyat-Sosyal Dersler Bölümü “Fantastik Roman Yazma ve Fantastik Edebiyat” üzerine 19.12.2013 tarihinde Yazar Barış MÜSTECAPLIOĞLU ile bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. Söyleşide MÜSTECAPLIOĞLU, “Fantazya nedir, nasıl kurgulanır?” sorusundan yola çıkarak fantastik roman planının nasıl yapılması gerektiğinden, karakterlerin ve mitolojinin roman kurgusundaki öneminden bahsetmiş ve kendi kitaplarından örnekler vermiştir. Yazar, ayrıca hayal ve gerçek bağlantısının nasıl kurulabileceğini çizimler üzerinden anlatarak öğrencilerimiz için fantastik dünyanın kapılarını aralamıştır.

Barış MÜSTECAPLIOĞLU’na bu keyifli söyleşi için teşekkür ederiz. Leyla TARAKÇI / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

19


SAYFA

20

HAZIRSANIZ HAYDİ PİLATESE BAŞLIYORUZ !.. Bu ay size Pilates ile ilgili bilgiler vereceğim. Yaklaşık 2-3 senedir Pilates yapmaktayım. Pilates hem sağlıklı olmamı hem de fit görünmemi sağlıyor. Bu yüzden pilates deyip geçmeyin. Pilates eğitimimi Türkiye’de ünlülere ders veren bir eğitmenden aldım. Bu yüzden pilatesi detaylı bir şekilde öğrenebilme fırsatım oldu. Joseph H. Pilates Kimdir? 1880 yılında, Almanya'nın Mönchengladbach şehrinde doğan Joseph Pilates zayıf ve hastalıklı bir çocuktu. Pilates, bir aile hekimi tarafından kendisine verilen anatomi kitabı sayesinde daha çocukken insan vücudunu incelemeye başladı. Kitabın her bir sayfasını anlamak ve öğrenmek için kendi beden hareketlerinden faydalandı. Jimnastikçi bir baba ile doğa hekimi bir annenin oğlu olan Joe, daha sonra yetenekli bir boksör, jimnastikçi, sirk cambazı, kayakçı ve dalgıç oldu Bunların yanında Yoga ve Zen meditasyonu ile de ilgilendi. Kendi vücudunda deneyimlediği değişim ile Joe Pilates mottosu haline gelen çok basit bir gerçeğin farkına vardı.

Genel Olarak Pilates Nedir? Pilates, 20. yüzyılın başlarında Joseph H. Pilates tarafından geliştirilen ve kendisinin "contrology" diye adlandırdığı denge, nefes ve hareket sistemlerinin sentezi olan metot. İçinde barındırdığı 500'ün üzerinde egzersiz ile kasları uzatır ve güçlendirir. Pilates, öncelikle, vücudun merkezinin (core) güçlendirilmesi ve sabit tutulması prensibine dayanır. Pilates’in Prensipleri Stabilizasyon Pilates'in ilk amacı pelvisi (leğen kemiği) ve omurgayı doğal pozisyonunda stabilize etmektir. Sabit ve stabilize edilmiş bir kaynaktan başlayan (örn.leğen kemiği) hareket vücudun gücünü ve verimini artırırken, doğal dengesini de yeniden kazanmasını sağlar. Kontrol Pozisyonların ve sıralamalarının, tam kontrol altında ve tüm detaylara dikkat edilerek yapılması, hareketlerden en iyi sonucun alınmasını sağlayacaktır. Konsantrasyon Bedeni zihin kontrol eder. Egzersizlerin yapılmasındaki doğru zihinsel yönelme ve hareketteki farkındalığın oluşmasına derinlemesine odaklanma amacı, konsantrasyonu tekniğin ayrılmaz bir parçası haline getirmektedir. Akıcılık - (Flow) Pilates, birbirine bağlı ve devamlı bir hareket akışı içinde yapıldığında doğrudur. Hareketlerin kendi içlerinde ve bir sonrakine akıcı olarak geçişi, etkin zaman ve efor kullanımı ile derslerden alınacak faydayı maksimize ederek sonuca ulaştıracaktır. Nefes Yeni başlayanlar için nefes kullanımındaki en büyük yanlış hareket sırasında nefesi tutmaktır. Zamanla, doğru verilen nefesin, tüm nefes kullanımını nasıl harekete geçirdiğini, merkezin desteğini kolaylaştırdığını ve hareketin yoğunluğunu artırdığını göreceksiniz. Sonuçta, nefessiz hayat düşünülemez. Doğruluk - (Precision) Pilates detaylar açısından zengindir. Hareketlerde kullanılan tekniğin ve yapılışının doğruluğu inanılmaz sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. Pilates tekniğinde sonuç detayda gizlidir. Pilatesten Ne Beklemeliyiz, Bize Katkıları Nelerdir?

Pilates, öncelikle, vücudun merkezinin –"core"- güçlendirilmesi ve sabit tutulması prensibine dayanır. Pilates, atiklik ve kas gücünün dengeli olmasını sağlamak amacıyla iç karın kasları ile alt sırt ve bel kasları arasında eşit bir dengenin kurulmasını hedefler. Her Pilates egzersizi, yapılan hareketlerin kurgusu gereği belli kas grubu üzerinde uzama ve esneme etkisi yaratırken, karşıt kas grubunda da güçlenme etkisini gerçekleştirir. Pilates bu şekilde uzun ve güçlü kaslar oluşmasını sağlarken, enerjik, ağrısız, esnek ve güçlü bir vücut yaratılmasına da yardımcı olur. Pilates sırasındaki zihinsel odaklanma ve konsantrasyon da Pilates'in fiziksel disiplini kadar önemlidir. Egzersizler konsantre olunarak doğru ve kontrollü yapıldığında vücuttaki gelişme çok daha hızlı olmaktadır. Pilates beden için olduğu kadar zihin için de faydalı bir çalışma metodudur. Pilates metodunu öğrendiğinizde, Pilates'ten beklenenlerin gerçekleştiğini göreceksiniz.


SAYFA

21

Pilates Vücudu: • Güçlü, esnek, dayanıklı ve sabit • Düzgün duruş (postür) • İnce ve uyumlu bir vücut • Güçlü, uzun kaslar • Düz bir karın, içeri ve yukarı doğru gelişmiş karın kasları • Yüksek enerji ve canlılık • Daha iyi denge ve koordinasyon Pilates Zihni • Kronik sakatlanmalara neden olan güç• Artan farkındalık süzlükten kurtulma ve özgüven • Artan zihin/beden farkındalığı ve • Zihnin zindeleşmesi ve ruhun bağlantısı canlanması • Artan "merkezde" olma hali • Gençleşme hissi • Artan konsantrasyon ve odaklanma

Pilates Aletleri Pilates aletlerinin geçmişi Joseph Pilates'in 1. Dünya savaşı sırasında İngiltere'de tedavi ettiği yaralı askerlerle yaptığı çalışmalara dayanır. Hastane yataklarına taktığı yaylar ile yaptığı ilk denemeler bugünkü adıyla Cadillac Aletinin doğmasını sağlamıştır. Bu alet sayesinde hastaların yataklarından kalkmadan yapabildikleri direnç egzersizleri iyileşmelerini hızlandırmıştır. Sirk artisti olarak çalıştığı dönemlerden esinlendiği Wunda Chair ise daha sonra Joe tarafından evde kullanılabilecek bir Reformer tipine dönüştürülmüştür. Malzeme bulma konusundaki yaratıcılığı ile tanınan Joe, ilk Barrel'ı ikiye böldüğü bir bira fıçısından, Magic Circle'ı da fıçıyı tutan metal çemberlerden yapmıştır. Amerika'ya yerleştikten sonra Joe, yeni Pilates aletlerini, New York, 8th Avenue, 56th Street'teki stüdyosunun altında kurduğu küçük atölyesinde kardeşi Fred ile birlikte geliştirmeye devam etmiştir. Pilates aletlerinin hareketlerin yapılmasını kolaylaştırması ya da direnç uygulayarak zorlaştırması, (assistance & resistance) vücudun başka hiçbir şekilde koruyamayacağı güvenli ve verimli bir hareket aralığında (range of motion) çalışmasını garantiler.

Pilates Aletleri : • Reformer • Cadillac (Trapeze Table) • Wall Unit (Tower) • High Chair • Wunda Chair • Small Barrel • Spine Corrector • Ladder Barrel • Ped-o-Pull • Magic Circle

Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/ - http://www.studyopilates.com/

Eylül YASASEVER / 9D


SAYFA

Müzik Hayat belli bir ritim içinde sürer, müzikte de olduğu gibi. Yaşadığımız sürece duygularımız bize egemen olur. Müziğin duyguları aktarması, soyut düşüncelerimizi somut kılar. Bu sebeple müzik, ruhumuzu etkiler.

Günümüzde birçok müzik türü vardır. Pop, Rock, Funk, Blues, Country gibi türler bunlardan birkaçıdır. Her türün kendine özgü, farklı bir hissiyatı vardır. Bunun sebebi, her türün ortaya çıkmasında belli kültürel faktörlerin etkili olmasıdır. Kimisi rock müziği pop müziğe tercih eder, kimisi elektronik müziği daha çok sever. Bu kişisel bir tercihtir. Ben 7 yıldır müzikle ilgileniyorum ve pek çok müzik türüyle tanıştım. Son iki yıldır farkına vardığım bir yargı var; belli bir müzik türünü kötülemek. Günümüzde müzik piyasası öyle kötü bir duruma geldi ki piyasa emeksiz yapılan müziklerle doldu. Bu durum bütünüyle müzik için de geçerlidir, sadece bir müzik türü için asla söz konusu olamaz. Rock müzik dinleyen birisinin pop müziği kötülemesi, bu kişinin kendi hoşlandığı müzik türü hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığının kanıtıdır. Çünkü Pop müzikte uğraşılmadan yapılmış ticari amaçlı şarkılar olduğu gibi aynı durum rock müzik için de geçerlidir. Birinin bir türü sevmemesi doğaldır ancak asla kötüleyemez çünkü içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde, ticari amaçlı müzik çok yaygınlaştı. Şimdi çoğunuzun kafasında emek harcanan müziğin nasıl olması gerektiği sorusu oluşmuştur. Emek harcanan müzik; özgündür, müzisyenin anlık duygularını çok iyi yansıtır ve bu müziğin bir ruhu vardır. Bu ruh müziği hissettirir. Bir müzik bestelenirken, bestelenmek için masa başına oturup yazılmaz. Kendiliğinden hiç beklenmedik bir anda gelir. Ve müzik asla para kazanmak amacıyla veya topluma kendi müziğini dinletme amacıyla yapılmaz. Bunlar zaten amaç güdülmeden de kendiliğinden zamanla var olur. Ancak para kazanmak ve insanlara dinletmek için müzik yapılırsa duygulardan ve kişisellikten uzak bir şarkı ortaya çıkar ve bu bir müzik eseri olamaz. Ben pek çok müzik türünü dinledim ve müzisyen olmanın yolundan geniş, ön yargısız bir anlayış ve kaliteli bir müzik kültürünün olması gerektiğine inanıyorum. Bunlar sağlandıktan sonra müzik yapmak kişinin zaten içinde oluyor ve gerçek bir sanat eseri ortaya çıkıyor. Bana göre; özgün, bir an için var olan, tekrarı olmayan ve akılda kalıcılığını devam ettiren her eser başarılıdır. Böylece başkalarına da aktarılabilir. “Müziğin insanı götüreceği yer güzellik sevgisidir.” – Platon

Bartu GERGERLİOĞLU 11E

22


SAYFA

23

THE

PALA

Eylül YASASEVER 9D

Sude KARATAŞ 9D


SAYFA

24

VADEDİLMİŞ BİR GEZİ: HAFIZA PALAS

Bu dönem Resim Kulübü olarak gerçekleştirdiğimiz dördüncü gezimiz için 24 Aralık Salı günü SALT Beyoğlu’ndaydık. Gezimiz iki aşamalıydı; önce binadaki sergiyi dolaşacaktık sonra serginin çizgisinde devam eden atölye çalışmasına katılacaktık. Türk Avangart sanatının önde gelen isimlerinden Gülsün KARAMUSTAFA’nın bugüne kadarki en kapsamlı sergisi olan “Vadedilmiş Bir Sergi”nin adı bile bu büyüklükte bir projenin zamanının geldiğine işaret ederek iddiasını ortaya koyuyor. 10 Eylül’de SALT Beyoğlu ile SALT Galata’da başlayan ve 5 Ocak’a kadar sürecek olan sergi, KARAMUSTAFA’nın 70’lerin sonundan günümüze kadar yaptığı resimleri, heykelleri, halıları, kolajları, videoları ve enstalasyonları ziyaretçileriyle buluştururken KARAMUSTAFA’nın resim sanatıyla, yenilikçi ve deneysel eğilimlerinin yansıdığı çağdaş sanatının sentezlenmesi ile oluşan sanatsal var oluş biçimini gözler önüne seriyor. Sergiye hâkim tema, hareketlilik olgusu çevresinde oluşturulmuştu. Bu hareketlilik fikri eserlere zaman zaman kırdan kente göç ve yer değiştirme, zaman zaman zorunlu göç, yerinden edilme, kaçma ya da sınır geçme olarak yansımıştı. Köyden şehre göçün etkisiyle 80’li yılların başlarında ortaya çıkan Türkiye’ye adeta yeni bir kimlik kazandıran “Arabesk Kültürü”nün toplum üzerinde oluşturduğu ikilemler sergide yerini bul-

muştu. KARAMUSTAFA’nın bu dönemlerde Yeşilçam’da sanat yönetmeni olarak mekân gezmelerinde topladığı duvar halıları, plastik bitkiler, boncuklar, parlak yorgan ve çiçekli pazen elbise kumaşları, rakı bardakları gibi eşyaları bazen olduğu gibi kullanarak, bazen de ikonlar, Amerikan filmlerinden resimler, leopar desenli kumaşlar ya da son akşam yemeği tablosu gibi çoğunlukla Batı kültürüne ait görünen ögelerle birleştirerek bu ikiliği bariz bir şekilde gözler önüne sermeyi başarmıştı. Resimlerinde Yeşilçam’ın arabesk dönemlerinden Ahu TUĞBA gibi yıldızları ve onların yine bu kültüre ait hayranları, genç kızların bu sanatçılara özenerek evden kaçmaları, kır hayatlarını bırakıp şehre gelerek küçük, sıkışık kapıcı dairelerinde, bodrum katlarında ya da gecekondularda yaşayan fakat önceki hayatlarındaki alışkanlıkları ve kent yaşamının gerektirdikleri arasında kalmış insan manzaraları işlenmişti. Genelde sanatçıların serlerinin adları arabesk şarkı sözleri gibi acıklı ve içli idi. Serginin giriş katındaki tekerlekli metal sepetlerden ve içlerindeki renkli parlak yorganlardan oluşturulmuş Mistik Nakliye enstalasyonu; ziyaretçilerin bunların yerlerini değiştirebilmeleriyle hareket ve göç olgusunu mükemmel bir şekilde anlatmakta ve sergide bizleri nelerin beklediğine dair bir önsöz niteliğindeydi. Bunların yanında zorunlu yer değiştirme, yerinden edilme, sınır geçme, toplumsal cinsiyet ve kültürel farklılıklara

yaklaşım gibi trajik Türkiye gerçeklerini de Çifte Hakikat (1987), Kuryeler (1991), Vatan Doğduğun Değil, Doyduğun Yerdir (1994) ve Muhacir (2003) eserlerinde işlemiştir. Örneğin Kuryeler işinde sınır geçerken ailelerin el koyulacağı düşüncesi ile kişisel resimlerini, paralarını, mektuplarını, yasak siyasi dokümanlarını çocuklarının yeleklerinin içlerine saklaması anlatılmakta, yurt değiştirmeye zorlanmış insanların geçmişlerini de yanlarında taşımaları ve mekânsal belleklerini koruma girişimleri hakkında ziyaretçiler düşünmeye çağrılmaktadır. KARAMUSTAFA’nın kariyeri boyunca hareketlilik, mekânsal bellek, kimlik sorunları, kültürel farklılık gibi konuları pek çok kere işlemesi ama bunu yaparken farklı açıları ve bağlamları kullanması ile meydana getirdiği döngüsel sanat pratiğinin bu özelliği serginin sunumunu da etkilemiş; eserler yapıldıkları dönemlere göre sıralanmaktansa daha kapsamlı şekilde temalarına ve bağlamlarına göre bu döngüsel pratiğe uygun olarak sunulmaktadır. Sergi turumuz, alışkın olduğumuz şekilde, herkesin bireysel olarak dolaşması fikrine sahip değildi. Tur boyunca SALT Yorumlama ekibinden rehberlerimiz bizleri sanatçı, serginin tarihsel süreci, eserlerin altyapısı ve yapıldıkları dönemin siyasi, ekonomik ve sosyokültürel koşulları hakkında paylaştıkları detaylı bilgilerle aydınlatırken, yönelttikleri sorularla hem serginin anlaşılmasında önem teşkil eden kavramlara ve tarihsel olaylara dikkat çekmiş hem de eserlerin bizde uyandırdığı duygu ve düşünceleri sesli olarak dile getirmemizi sağlayarak bir beyin fırtınası yaratmış oldular. Bunun sonucunda sergide sadece bir izleyici değil katılımcı da olduk. Uygulamış oldukları bu interaktif metot sergide verilen mesajları daha iyi benimsememize ve bizlerin gezimizin ikinci aşamasındaki atölye çalışması için hazır hissetmemize yardımcı oldu.


SAYFA

25

VADEDİLMİŞ BİR GEZİ: HAFIZA PALAS “Hafıza Palas” adlı atölye çalışması sergideki hareketlilik fikrinin bir diğer ögesi olan mekânsal bellek teması üzerine kuruluydu. KARAMUSTAFA’nın oturduğu apartmanın eski Rum sahiplerinin 6-7 Eylül olayları yüzünden yer değiştirmek zorunda bırakılan insanlar olduğunu öğrenmesi ve onların izini sürüp onlarla tanışması üzerine onların anısına yaptığı Apartman (2012) adlı eserindeki gibi bizler de gezimizin yapıldığı Salt Beyoğlu binasının geçmişi hakkında bir çalışma yaptık. Öncelikle Gülsün Karamustafa gibi çoğunlukla ötekilik, aidiyet, toplumsal kimlik ve bellek kavramları üzerine işler üretmekte olan eğitmenimiz, sanatçı Hera BÜYÜKTAŞÇIYAN bize binanın en başta bir Rum aileye ait olan girişi ticarethane olarak kullanılan Siniossoglou Apartmanı olduğunu daha sonra Osmanlı Bankası için kullanıldığını, 1950’lerden sonra ticari, siyasi veya sanatsal amaçlarla yararlanıldığını ve 2011’den itibaren günümüzdeki Salt Beyoğlu olduğunu anlattı. Daha sonra ikişerli gruplar hâlinde hem binanın mekânsal değişimini anlatan hem de İstanbul’un kentsel dönüşümüne değinen bir kolaj çalışması yapacağımızı öğrendik ve eğitmenimiz eşliğinde bizlere verilen SALT Araştırma ve Osmanlı Bankası Arşivi’nden seçilmiş resimlerden ve dergi, kumaş parçaları, asetat kâğıtları gibi çeşitli objelerden yararlanarak kendi defterlerimizi ürettik. Bu çalışmalarımız 4 Ocak Cumartesi günü diğer okulların da katılımıyla Salt Beyoğlu’nda bir kompozisyon oluşturularak sergilendi.

Sena Hazal ÖKMEN


SAYFA

26

TARİHİN VE HAYAL GÜCÜNÜN ÖLÜMSÜZ OLDUĞU ŞEHİR: VİYANA

Avusturya –Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti, büyümeden ve modernleşmeden nasibini alsa da barok tarzın ince süslemelerini ve Art Nouveau stilinin ihtişamını her köşe başında yansıtır. Modern hayatın getirdiği mecburi işaretler ise asgari düzeydedir. Otomobilleri kaldırıp yerine zaten çokça bulunan faytonlar koyulduğu anda tarihte yolculuğa hazırız demektir. Viyana denince akla Sigmund Freud, Johann Strauss, Gustav Mahler gibi önemli şahsiyetler, harika müzikler eşliğinde yapılan valsler gelir. Viyana coğrafi olarak Avusturya’nın doğu köşesinde, Tuna Nehri’nin iki kıyısına yayılır. Avusturya’yı kaplayan Alp Dağlarına oldukça uzak ve hayli düz bir ovada yer alır. Bugün de merkez sayılan İnnere Stadt, eskiden surlarla çevrili ve etrafında da tarlaların yer aldığı korunmuş bir şehirmiş. 1857’de şehrin genişlemesine imkân vermek amacıyla duvarlar yıkılmış ve Ringstrasse adlı dairesel bir cadde yapılmış. Bu cadde üzerine 20’nci yüzyılın başına kadar devam eden müthiş bir inşaat faaliyeti başlamış ve bugün şehre etkileyici havasının veren Staatsoper (opera binası), Rat haus (belediye binası ), Burgheater (tiyatro), üniversite ve müze gibi müthiş yapılar inşa edilmiş. Şehrin merkezi Unesco tarafından “Dünya Mirası” bölgelerinden biri olarak belirlenmiştir. Şehre ilk kez gelen bir turistin bu binaları bir çırpıda gezmesi için üç alternatif vardır: Turist otobüsü ile tur yapmak, şehrin dümdüz coğrafyasından faydalanarak kiralık bisikletle dolaşmak veya yürümek. Devlet operası Staatsoper Viyana’nın kalbi sayılır. Yıl boyunca elli kadar değişik opera eserinin sahnelendiği biletlerin ortalama 200 eurodan satıldığı ve birçok ziyaretçinin de bir temsil izlemeden şehri terk etmediği göz önüne alınırsa Staatsoper, ziyaretçilerin programında çok önemli bir yer tutar. Operanın 1945’te II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde çatısından giren

bir bomba ile tahrip olduğunu çok kişi bilir. Ama daha sonra 10 yıl boyunca bu operanın tekrar yapılandırıldığı ve dünyanın sayılı opera binaları arasında yer alacak şekilde tekrar restore edildiğini bilmeyebilirsiniz. Operaya ait kostüm ve dekorların, binanın içinde depo alanı çok kısıtlı olduğundan her temsilden önce kamyonlarla kilometrelerce öteden taşındığını ve bunun da maliyetlere nasıl yansıdığını öğrenmek ilginç. Ayrıca operanın ne olursa olsun, biletler ne kadar önceden ne kadar yüksek fiyatlara satılırsa satılsın yine de yarı yarıya devlet tarafından sübvanse edilmesi de şaşırtıcı bir gerçek. Sahne arkasını gezen turistin, dekorların nasıl hazırlandığını, sahneden sahneye geçerken 1-2 dakikada nasıl dekor değişebildiğini görmek de hem sanat hem teknoloji meraklıları için ilgi çekici. Opera sahnesinin ve opera çukurunun yerleşimi, bu binada sanatçılar için önemli engel teşkil edermiş. Bu sahnede sesini orkestrayı aşırarak seyirciye net bir şekilde duyurabilen sopranolar, altolar dünyanın diğer operalarında hiç zorlanmazlarmış. Opera gezisinin ardından dinlenmek ve şehri biraz yaşamak için Sacher Hotel’in meşhur pastanesinde Sacher Torte adı verilen kayısı reçelli çikolatalı pastadan tatmak ve meşhur kahvesinden içmek şarttır. Viyana’daki zengin kahve geleneği Osmanlıların 1683 yılındaki kuşatmasına dayanıyor. Buraya kahveyi ilk Osmanlılar getirmiş, Osmanlı ordusu çekilirken arkalarında bıraktıkları arasında kahve çuvalları keşfedilmiş. Bu maddenin ne olduğunu bilen birisi kahvenin nasıl öğütülüp içecek hâline getirileceğini Viyanalılara göstermiş. Viyana tarihinin bu en önemli olaylarından birinin bir diğer hatırası ise ay şeklinde hamur işi olan kruvasanlar. Kuşatmanın sona ermesini kutlamak için halk, Osmanlı bayraklarında gördükleri hilali mutfaklarında yorumlamış.

Kaynak: Lonely Planet Anthony Haywood Vienna

Viyana’ya giden herkesin mutlaka tatması mecburi olan lezzet Wiener Schnitzeldir. İnce dövülmüş dana etinin, yumurta ve galeta ununa batırılarak kızartılması sonucu ortaya çıkan muazzam lezzet, her ne kadar bütün dünyaya yayılsa da lezzet burada biraz daha farklı. Bazı restoranlar şinitzellerinin konduğu tabaktan bile büyük olması ile övünüyorlar. Yanında gelen patates salataları da orta Avrupa’ya has damak tatlarından. Tabi ardından tatlı olarak elmalı tart yani apfel strudel yemek de şart. Viyana altın devrini 1890’lardan itibaren modernist sanat akımlarıyla yaşamaya başlamış. Bu yıllarda şehirde hem sanatları hem de kişilikleri dikkat çeken bazı sanatçılar hüküm sürmüş. Tüm zamanların en önemli yaratıcılık patlamaları bu yıllarda gerçekleşmiş. Onların eserleri Viyana’nın bu yıllardaki ruhunu çok iyi yansıtıyor. Egon,Schiele, Gustav Klimt, Oscar Kokoschka gibi çok önemli isimler aynı yıllarda bu şehirdeki kültürel akımlara yön vermiş. Bu isimlerin eserlerinin ziyaret edilebileceği Leopold Müzesi, özellikle Viyana’ya özgü sanatsal akımları ve bu yılların ruhunu yansıttığı için sanatseverlerin zaman ayırması gereken bir yer. Eğer Viyana’yı bir cumartesi sabahında geziyorsanız saat 11.00’de şehrin alışveriş caddelerinden biri Graben’de olmalısınız. Bu saatte burada yıllardır süren gelenek olarak Viyana Askeri Bandosu, eski imparatorluk askeri üniformaları ile ücretsiz bir konser sunuyor. Konser Hofburg sarayının avlusunda uzunca bir süre devam ederek hem Viyanalıların hem de turistlerin gününe neşe katıyor. Kısacası Viyana, tüm yönleriyle damağınızda harika bir tat bırakıyor.

Gültuğ ŞAHİNOĞLU / Biyoloji Öğretmeni


SAYFA

27

EDEBİYAT ŞÖYLEŞİLERİ: DERMAN BAYLADI Kütüphane etkinlikleri kapsamında “Atatürk Haftası” kutlamalarına yönelik hazırlanan, Hazırlık ve 9. sınıf öğrencilerimizin katılımıyla 11 Kasım 2013 tarihinde Ayazağa Kampüsü Çok Amaçlı Salon’da yazar Derman BAYLADI ile “Yüzyılın Dâhisi: Atatürk” kitabı üzerine söyleşi gerçekleştirilmiştir. Anadolu kültür ve uygarlığı üzerinde yaptığı çalışma ve araştırmalardan edindiği bilgi birikimini bir yurt tanıtım hizmeti olarak insanlara sunma amacı taşıyan yazar Derman BAYLADI, üretim yönünü bu çalışmasıyla ilk gençlik çağı edebiyatına çevirmiştir. 2012 yılında Bulut Yayınevi tarafından yayımlanan “Yüzyılın Dâhisi: Atatürk” adlı kitap, gençlerin Atatürk’ü daha yakından tanımlarına olanak sağlayacak bir eser olarak hazırlanmıştır. Belgesel, arşivsel bir metin çalışmasının çok ötesinde içten, sıcak bir anlatımla yazılan “Yüzyılın Dâhisi: Atatürk” adlı bu eser, okurunu samimi duygular içerisinde kucaklayan özel bir çalışmanın ürünü olmayı başarmaktadır.

ENTELEKTÜEL SÖYLEŞİLER: AFŞAR TİMUÇİN Kütüphane etkinlikleri kapsamında “Entelektüel Söyleşiler” başlığı altında düzenlenen, 10. sınıf öğrencilerimizin katılımıyla 12 Kasım 2013 tarihinde Ayazağa Kampüsü Çok Amaçlı Salon’da Yazar ve Akademisyen Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN “Gençler için Felsefe ve Demokrasi” konusunda bir söyleşi gerçekleştirmiştir. Kısa bir süre öncesine kadar Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanlığı görevini yürüten ve daha sonra emekliye ayrılan Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN, ilk sayısı 1972 yılının Ekim ayında çıkan Felsefe dergisinin sorumlu yönetmenidir. Gençler İçin Felsefe Tarihi, Felsefenin Önceliği Bilgi Sorunu, Estetikte Anlam ve Yorum, Leibniz’in Felsefesi - Metafizik Üzerine Konuşma, Demokrasi Bilinci, Felsefeden Estetiğe, Kendimle Konuşmalar: Ahlaksızlık Üzerine, Eğitim Üzerine - Kendimle Konuşmalar - 2 ve Felsefeye Giriş adlı yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunan Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN’in öğrencilerimizle olan buluşması önemli bir kazanımdır.

EDEBİYAT SÖYLEŞİLERİ: SİNAN MEYDAN Kütüphane etkinlikleri kapsamında, 26 Aralık 2013 Perşembe günü yazar Sinan MEYDAN ile “Edebiyat Söyleşileri” etkinliği gerçekleştirilmiştir. Tarih Araştırmacısı ve Yazar Sinan MEYDAN, bilginin doğru yorumlanmasıyla Atatürk’ü doğru anlama ve anlamlandırma olanağını sağlamıştır. Eşsiz ve benzersiz nitelikleriyle Atatürk’ün toplumdaki kazanımını ve farkındalığını değerlendiren MEYDAN, giderek bu bilincin güçlendiğini dile getirmiştir. Atatürk’ü en yalın ifadeyle “tam bağımsızlık” ilkesiyle açıklayan MEYDAN, bir milletin Atatürk’ün düşünceleri, ilkeleri ve çağdaşlık anlayışı etrafında bütünleşmesinin her yerde konuşulması gerektiğini savunuyor. Eserlerini, Atatürk’ün daha iyi anlamlandırılması için birer tarihsel dipnot araçları olarak gören MEYDAN, geçmişi bugüne taşırken bugünün de geleceğe not düşülmesini önemsiyor. Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz adına Sinan MEYDAN’a bu güzel söyleşi için teşekkür ediyoruz.

Yalçın YALÇINKAYA / Kütüphane Sorumlusu


SAYFA

Merhaba Sevgili The PALA Okurları, Bu sayımızda sizlere NBA’in nasıl bir lig olduğu, kaçar takımdan oluştuğu ve şu zamanlarda takımların durumları hakkında bazı bilgiler vereceğim. İlk olarak, NBA’den bahsetmek istiyorum. NBA, ABD’de kurulmuş profesyonel basketbol ligi organizasyonudur. NBA maçlarını Türkiye’de D-Smart platformundan NBA TV, Smart Spor, Smart Spor 2 kanallarından ve CNN Türk kanallarından izleyebilirsiniz. NBA’in logosundaki kişiyi hiç merak ettiniz mi? Merak etmişsinizdir ancak hiç araştırmamışsınızdır. NBA’in resmî logosunda eski Los Angeles’lı Jerry West’in silüeti bulunmaktadır. NBA’de toplam 30 takım yer almaktadır. Sevgili Okurlarım, NBA bu sezon 29 Ekim 2013 tarihinde başladı. Başlangıç maçları ise Miami Heat ve Chicago Bulls, L.A Lakers ve L.A Clippers, Indiana Pacers ve Orlando Magic arasında gerçekleşti. Şu ana kadar oynan maçlara bakarsak Kevin Durant 28.1 sayı ortalamasıyla NBA’in en skorer oyuncusu durumundadır. Onu Carmelo Anthony, Kevin Love, LeBron James ve Stephan Curry takip etmektedir. Ribaundlara baktığımızda, Kevin Love 13.9 ribaund ortalamasıyla ribaund sıralamasında en üstte bulunur. Onu Dwight Howard, DeAndre Jordan, Andre Drummond ve Nicola Vucevic takip etmektedir. Ve en son alarak asist kategorisinde ise Chris Paul bulunmaktadır. Maç başına 11.3 asist ile bu kategorinin birinci sırasında bulunan Chris Paul’ü Stephen Curry, John Wall, Jrue Holiday ve Jeff Teague takip etmektedir.

Takımların genel durumlarına baktığımızda, Indiana Pacers oynamış olduğu 36 maçın 29 tanesini kazanarak Doğu konferansında birinci durumdadır. Miami Heat ise 27 galibiyet 10 mağlubiyet, Atlanta Hawks 20 galibiyet ve 18 mağlubiyetle Indiana Pacers’ı takip etmektedirler. Batı konferansına bakacak olursak Portland Trail Blazers 28 galibiyet 9 mağlubiyet. Oklahoma City Thunder 28 galibiyet 9 mağlubiyet ve San Antonio Spurs ise 30 galibiyet 8 mağlubiyetle birinci sıradadır. NBA’de bulunan oyuncularımızı incelemeye ne dersiniz?

Ömer AŞIK: 17 maça çıktı ve 4.4 sayı, 6.8 ribaund ve 0.4 asist ortalamaları ile oynuyor.

Ersan İLYASOVA: 18 maça çıktı ve 8.2 sayı,4.6 ribaund ve 1.7 asist istatistikleri tutturdu.

Hidayet TÜRKOĞLU: Bu sezon hiçbir maça çıkmadı.

Enes KANTER: 29 maça çıktı ve 11.3 sayı, 5.9 ribaund ve 0.8 asist ortalamala ile Türk oyuncular arasındaki en başarılı oyuncu durumundadır.

28


SAYFA

SİZCE BU SENE MVP ÖDÜLÜNÜ KİM ALACAK? Seçtiğim adaylar: 1. Chris Paul: Chris Paul sezona harika başladı ve şu ana kadar oynanan 15 maçın 14'ünde double-double yaptı. 11.3 asist ortalamasıyla bu kategoride açık ara bir numara. Clippers da Batı'da 4. sırada bulunuyor. MVP olmaması için hiçbir neden yok. 2. Paul George: Indiana Pacers San Antonio ile birlikte sezona harika bir giriş yaptı (12 galibiyet 1 mağlubiyet). Bunda en büyük etken takımın bütün sorumluluğunu alan Paul George. Takıma her alanda katkı sağlıyor ve kritik anlarda takımını sırtlıyor. 3. LeBron James: Bu ödülü daha önce dört kere aldı fakat bu sene işi hiç olmadığı kadar zor. LeBron şu ana kadar kendi standartlarında oynuyor ama ödül bu sene başka birine gidebilir. 4. Kevin Durant: Westbrook sakatlıktan döndü ama Durant hâlâ takımın sayı yükünü çekiyor. 28.6 sayı ortalamasıyla en yakın rakibinin 3 sayı önünde bulunuyor. İlk MVP ödülünü alması için bundan daha iyi bir sene olamaz. 5. Tony Parker: Geçtiğimiz sezon finallerinden sonra yazı dinlenmeden geçiren Tony Parker bu sezonda da takımına liderlik yapmaya devam ediyor. Spurs 8 maç üst üste kazanırken, sahnede Fransız yıldız vardı. 6. Kevin Love: Bomba gibi başladığı sezonun son 2 maçında sazı eline alamadı ve 2 numaradan 6. sıraya geriledi. Clippers maçındaki 10 sayılık performansı Kevin Love ismine yakışmadı. 7. James Harden: Yüksek şut yüzdesiyle takıma can veren James Harden, Houston Rockets’ı şampiyonluk adayı yapabilecek kadar güçlü bir oyuncu. 8. Anthony Davis: Sergilediği performansla All-Star'a seçilip seçilmeyeciği merak edilen yetenekli oyuncu, triple-double'a yakın performanslarıyla takımının en önemli silahı durumunda. 9. Stephan Curry: Başına aldığı darbeyle 2 maç üst üste kenarda otururken, Curry'siz Warriors iki maçta da kaybetti. Andre Iguodala'nın yokluğunda daha fazla sorumluluk üstlenecek. 10. LaMarcus Aldridge: 23 galibiyet ve 25 mağlubiyetli Blazers'ın bu sezonki en önemli silahı Aldridge son maçta 30 sayı ve 21 sayıyla meydan okudu. Bu performans devam ederse diğer takımlarda çok hasar bırakır. Kendimce seçmiş olduğum oyuncuları beğenmişsinizdir umarım. 2014 NBA ALL-STAR 21 Ocak’ta başlayacak. Seçmek istediğiniz oyuncular için allstarballot.nba.com/adresine girerek oy kullanabilirsiniz. Benim ALL STAR KADROLARIM: ALL-STAR BATI KARMASI Chris Paul, James Harden, Kevin Durant, Blake Griffin, Kevin Love ALL-STAR DOĞU KARMASI Kyrie Irving, Paul George, Carmelo Anthony, LeBron James, Chris Bosh Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Kaynakça: http://www.ajansspor.com/nba/

Tolga AYDIN 9D

29


SAYFA

128. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ

THE

PALA

30


SAYFA

31


SAYFA

32

The PALA ARALIK 2013– OCAK 2014 - SAYI 45  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you