Page 1

Şubat 2010

SUÇLARI ÖLMEYİ REDDETMEK!

Dağlıca baskınında PKK tarafından esir alınıp daha sonra serbest bırakılan sekiz asker, Van Askeri Mahkemesinde yargılanıyordu. Mahkemenin askerler hakkında verdiği mahkûmiyet kararının gerekçesi geçtiğimiz günlerde açıklandı. Kurtuluş Savaşına göndermeler yapılan kararda, "Şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun, açıklanan mevzuat hükümleri uyarınca, sanıkların şahsi tehlike korkusunu yenerek mücadelelerine devam etmeleri, silahlarını bırakarak teslim olmamaları gerektiği açıktır" deniyor. Yani askerlerin, aynı durumda olan her insanın yapacağı gibi, yaşamayı seçmesi askeri yasalara göre suç sayılıyor. İlk duruşmada tutuksuz yargılanmalarına karar verilen askerler hakkında verilen kararda, ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan er Ramazan Yüce 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uzman Çavuş Halis Çağan "göreve itaatsizlik" nedeniyle 1 yıl 8 ay ve erler Fuat Başoda, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Mehmet Şenkul, Fatih Atakul ve Özhan Şabanoğlu da "görevi ihmal" suçlamasıyla 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Mahkeme gerekçeli kararında, zorunlu askerlik görevini yerine getirirken silah bırakıp teslim olmak zorunda kalan askerleri, Kurtuluş Savaşında hayatlarını feda eden atalarının ruhlarını rahatsız etmekle suçluyor. Keskin hukuk bilgisine sahip askeri yargıçlar aslında yirmi yaşındaki bu çocukların ölümü seçmeleri gerektiğine vurgu yapıyor. Kararın açıklanan gerekçesinde “…bu tür insani duyguları bahane ederek olaya yaklaşılması durumunda, askerlik mesleği ve dolayısıyla vatan savunmasının yapılamayacağı bir gerçektir” deniyor. 21 Ekim 2007’de gerçekleşen PKK’nin Dağlıca Baskınında 13 asker ölmüş, 8 asker de esir alınmıştı. DTP’li milletvekillerinin ara buluculuğu ile esir alınan askerler salıverilmişti. Bu duruma sinirlenen dönemin Adalet Bakanı

Mehmet Ali Şahin askerlerin serbest kalmasına sevinemediğini söylemişti. Böylece Askeri Mahkeme ile AKP’li bakanın aynı anlayışta olduğu ortaya çıkmış oldu.

“KİMİMİZ ÖLDÜK, KİMİMİZ NUTUK SÖYLEDİK” İnsanların vicdanını sızlatan bakanın yaklaşımı ile mahkemenin gerekçeli kararını nasıl yorumlamak gerekiyor? Orhan Veli bir şiirinde “Neler yapmadık bu vatan için/ Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik” diyor. Burada toplumdaki keskin bölünmeyi ve “doğal işbölümünü” alaycı bir dille sorguluyor. Yani savaş zamanında birileri ölür, diğerleri nutuk atar. Nutuk atanlar yönetenlerdir, zenginlerdir, sömürücülerdir. Ölenler ise yoksul emekçilerdir, yönetilenlerdir, sömürülenlerdir. Yönetenler/egemenler, yönetilen halka “ölmeyi emretme” hak ve yetkisini kendilerinde görmektedirler. İşte gerek bakanın yaklaşımını gerekse askeri mahkemenin karar gerekçesini bu temelde değerlendirmek gerekir. Bu “işbölümündeki” yerlerinin o kadar farkında ve konumlarından o kadar emindirler ki, konuşur ya da karar verirken, kendilerini yargıladıklarının yerine koyamazlar. Bu ahlaki yaklaşımı gösteremezler. İkinci olarak, aslında “savaş hukukunda” esirlik diye bir statü vardır. Yani esir düşme doğal bir olaydır. Çanakkale Savaşında da, Kurtuluş Savaşında da ölenlerin yanında çok sayıda asker de esir düşmüştür. Ancak egemenler, 25 yıldır devam etmekte olan ve yaklaşık elli bin kişinin ölümüne yol açan bu çatışmaları “savaş” olarak nitelendirmekten ısrarla kaçınmakta ve “terörle mücadeleye” indirgemektedirler. Askerlerin teslim olmasını “teröristlere” karşı bir zaaf olarak gördüklerinden, onların ölmelerini tercih etmektedirler! Oysa 25 yıldır sürmekte olan çatışmalar, kendilerinin de bazen ağızlarından kaçırdıkları gibi, “düşük yoğunluklu” da olsa, bir “savaş”tır. Ancak bunu

“ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan er Ramazan Yüce 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uzman Çavuş Halis Çağan "göreve itaatsizlik" nedeniyle 1 yıl 8 ay ve erler Fuat Başoda, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Mehmet Şenkul, Fatih Atakul ve Özhan Şabanoğlu da "görevi ihmal" suçlamasıyla 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı” kabul ettiklerinde “savaş hukukuna” da uymak zorunda kalacaklardır. “Savaş hukukuna” göre ise, sağ ele geçirilen silahlı militanları infaz etmek “savaş suçu” işlemek anlamına gelecek; ayrıca askerlerin teslim olmasını da doğal karşılamak gerekecektir. Bu noktada, bölgemizde benzer bir olayda bir başka devletin yaklaşımını irdelemek ve Türkiye yöneticilerinin tutumuyla karşılaştırmak anlamlı olacaktır. Bilindiği gibi İsrail devletine göre Hamas terörist bir örgüttür. İsrail, Hamas’a yönelik saldırılarını “terörle mücadele” olarak nitelendirmektedir. Şalit isimli İsrail askeri yıllardır Hamas’ın elinde tutsaktır. İsrail bu asker için, “ölseydi daha iyiydi” ya da “bırakalım ölsün” demek şöyle dursun, serbest kalması için elinden geleni yapmaktadır. Bunun için “terörist” olarak nitelendirdiği örgütle dolaylı görüşmeler yapmakta, onun serbest bırakılması karşılığında yüzlerce Filistinli tutsağı salıvermeyi önermektedir. Bu son derece acımasız ve saldırgan devlet, sıradan bir askerinin serbest kalması için büyük bir çaba harcamaktadır. Bütün bunları bir arada değerlendirdiğimizde şu sonuç ortaya çıkmaktadır. Türkiye yönetici sınıfı, demokrasiden nasibini almamıştır ve halkı “tebaa”, “ayak takımı” olarak gören, ona zerrece değer vermeyen bir anlayıştadır. Egemenlerdeki bu anlayışı kırmanın yolu ise, yoksulların, emekçilerin ve yönetilenlerin örgütlü bir haklar ve demokrasi mücadelesi yürüterek, kendilerini yönetici sınıfa kabul ettirmelerinden geçmektedir. Bu anlamda Tekel işçisinin direnişi çok canlı bir güncel örnektir.

5

Sayi93 (Page 05)  

İlk duruşmada tutuksuz yargılanmalarına karar verilen askerler hakkında verilen kararda, ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan er Rama...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you