Issuu on Google+

4 İRENBE’nin ücretsiz sağlık dergisidir.

İRENBE DERGİ

SAYI 21 - 22 | YAZ - SONBAHAR 2008

ÖZEL İrenbe KadIn HastalIklarI ve Doğum Dal Merkezİ - TÜp Bebek Merkezİ’NİN HAZIRLADIĞI BİR DERGİDİR. www.irenbe.com | www.kadinvegebelik.org İRENBE’nin ücretsiz sağlık dergisidir.

İMTİYAZ SAHİBİ

Prof. Dr. Nurettİn Demİr ndemir@irenbe.com

YAYIN YÖNETMENİ KENAN DEMİROĞLU

kenan@pixelstudio.com.tr

YAZI İŞLERİ SORUMLUSU Güven berkem

gberkem@irenbe.com

SORUMLU MÜDÜR Nurten Geboloğlu ngebol@irenbe.com

KOORDİNATÖR

Op. Dr. Bülent Uran bulent_uran@yahoo.com

YAYIN KURULU

Op. Dr. Dİlek Aslan doç. dr. güven aslan Dİş Hekİmİ Ahmet Cesur Prof. Dr. Esen Demİr PROF. DR. ŞADAN GÖKOVALI Uz. Emb. Füsun Karaarslan DİşHekİmİ Özlem Kekeç emb. zerrİn sertkaya OP. DR. ARAL ÖZBAL Op. Dr. Gülnaz Şahİn Edİtoryal Üretİm ve YapIm Pixel Studio

1399 Sokak No:1 Sevİlen Apt. D:2 Alsancak - İZMİR Tel: 0 232 465 31 56 Fax: 0 232 464 53 49 www.pixelstudio.com.tr hq@pixelstudio.com.tr

DANIŞMA KURULU

Prof. Dr. Mete AKİsu Uz. Dr. Fatİh Akman Prof. Dr. M. Halİt Andaç Prof. Dr. H.Uğur Babuçcu Doç. Dr. Alİ Baloğlu Dr. Murat Baş Prof. Dr. Bahattİn Canbeylİ Op. Dr. İlgün Canbeylİ Prof. Dr. M. ŞerEfettİn Canda Prof. Dr. Tülay Canda Prof. Dr. Erdoğan Çetİngül Uz. Dr. Hüseyİn Damar Prof. Dr. Ömer Dİnçer Uz. Dr. Erdal Duman Prof. Dr. Yakup Erata Prof. Dr. Derya Erçal Op. Dr. Tuncay Fİlİz Op. Dr. Osman Güngör Uz. Dr. Uğur Gürgan BİYOLOG ESEN FATMA KABADAYI Op. Dr. Alaattİn Kaçar Doç Dr Hasan KafalI Prof. Dr. Meral Koyuncuoğlu Uz. Dr. Demet Kumova Op. Dr. Sefa Kurt Prof. Dr. Nİlgün Kültürsay Prof. Dr. Ahmet Maden Op. Dr. AydIn Mevsİm Op. Dr. Soner Recaİ Öner Op. Dr. A. Seçkİn Önoğlu Y. Hemş. İpek Öntürkler Prof. Dr. Ata Önvural Op. Dr. Ayşe Özbakkaloğlu Uz. Dr. Mert Özbakkaloğlu Prof. Dr. Hasan Özkan Prof. Dr. Ferda ÖzkInay Prof. Dr. Cİhangİr ÖzkInay Uz. Dr. Ülkümen Rodoplu Op. Dr. Salİh SadIk Op. Dr. M. Akİf ŞanlI Uz. DR. TUĞRUL ŞAHBAZ Prof. Dr. Erol Tavmergen Op. Dr. Cüneyt Tuğrul Doç Dr Turan Uçkun Op. Dr. Selda Uysal Op. Dr. Erdal Yermez

KAPAK TASARIMI

Gökhan DemİrgIran

SAYFA TASARIMI

NESLİHAN FİDAN - KENAN DEMİROĞLU

abone sorumlusu pIxel studIo

BaskI

METRO MATBAACILIK ve REKLAM HİZMETLERİ İTH. İHR. SAN. Tİc. LTD. Ştİ. Fatİh Cad. No:105/123 Çamdİbİ İş Merkezİ Çamdİbİ İzmİr Tel: 0232 459 61 05

YayIn Türü:

YaygIn Sürelİ YayIn

BaskI Tarİhİ YASAL HAKLAR

İrenbe dergİsİnde yer alan yazI ve resİmlerden kaynak gösterİlerek alIntI yapIlabİlİr. YayInlanan yazIlarIn sorumluluğu yazarIna aİttİr.

İrenbe KadIn HastalIklarI ve Doğum Dal Merkezİ - Tüp Bebek MERKEZİ Talatpaşa BulvarI 1436 Sokak No:6 Alsancak/İZMİR Tel: 0232 464 58 88 Faks: 0232 464 58 89 GSM: 0533 466 29 20

1

İÇİNDEKİLER 10 12

EDİTÖR Sayılarla Çeyrek Asırlık İrenbe…

sperm analİzİ İle İlgİlİ bİlİnmesİ gerekenler... Op. Dr. Dİlek aslan başarı öyküsü nerelerdeydİn sen benİm “kınalı kuzum” burcu ömerbeyoğlu

16 18 24 28

Down Sendromu ve İlk 3 Ay Tarama Testİ op. dr. soner recaİ öner KAN YAĞLARININ YÜKSEKLİĞİ (HİPERLİPİDEMİ) prof. dr. cahİde çınar soydaş

uyuyan güzel nİlgün çalık Bebeklerde (0-12 ay) “Temel Yaşam Desteğİ” Uygulamalarında Yenİlİkler dr. hasan hüseyİn tokgöz

30

Hastalık yaratan, hayatımızı zehİr eden gereksİz kavramlar... op. dr. bülent uran dİş renklenmelerİ

34 36 40 2

zehİrleyen temİzlİk op. dr. erdal yermez 7. İrenbe çocuk şenlİğİ kısa kısa haberler...

dt. çİğdem atalayın

Sabahları cep telefonunun dijital alarmı ile uyanır, kahvaltı haberlerini uzaktan kumanda ile açtığımız televizyondan izleriz. Arabamızın kapısını uzaktan kumanda ile açar, dijital FM radyodan müziklerle coşarız. Cep telefonlarımızla dijital dijital karşılıklı konuşuruz. Bilgilerimizi dijital medyada, bilgisayarlarda saklarız, izleriz. Dijital yazışır, sayısal mesajlaşırız. Dijital yaşam. Her şey dijital. Aşklarımız, sevgilerimiz, duygularımız bile dijitalleşti, sanallaştı. Ahmet arkadaşına karşı kaç kilobayt saygı duyuyor. Ayşe sevgilisini kaç gigabayt seviyor. Sayılar, rakamlar yaşamımızın her alanında hatta her anında yer alıyor. Hayallerimiz de düşlerimiz de sayılaştı mı? Ne dersiniz? Sayılar bu kadar yaşamımıza girmişken, bende size sayılarla İrenbe’den söz etmek istiyorum. İrenbe’nin ilk temellerinin atıldığı yıl 1983. Talatpaşa Bulvarında bir muayenehanede başlar. Yıllar hızla geçer, 1992 yılına gelinir. Artık çekirdek tutmuş, fidan dallanmıştır. Dört Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı İrenbe şemsiyesi altında kurumlaşır. İrenbe Limitet Şirketi bünyesinde Kadın sağlığı alanındaki hizmetlerini ekip çalışmasına dönüştürür. Daha sonra limitet şirketi yeni ortaklar ve hekimlerin katılımıyla daha da büyür ve İrenbe, Anonim Şirketler kervanına katılır. 1998 yılında İzmir’in ve Ege Bölgesinin ilk özel Tüp Bebek Merkezini bünyesine katar. İrenbe artık 25 yaşına ulaşmış, alanında söz sahibi olan çeyrek asırlık bir sağlık kuruluşudur. Evet bu yıl İrenbe’nin temelinin atılışının 25.yılını, Tüp Bebek Merkezinin kuruluşunun da 10. yılını kutluyoruz. Ayrıca Eylül 2008, yani bu sayısıyla İrenbe Dergisi de dördüncü yaşında. Bu noktalara sizlerin katkıları ve destekleriyle geldik. Öncelikle sizlere teşekkür ediyorum.

dımlaşmaktan büyük huzur duyar. İrenbe, doğrudan ve dolaylı olarak sofrasına katkıda bulunduğu çalışanlarının sayısı çoğu zaman 50’yi aşmaktadır. İşsizliğin, yoksulluğun Prof Dr Nurettin Demir acısını işsiz kalanlara ndemir@irenbe.com sorun. İşsizliğin çok arttığı günümüzde 50’den fazla kişiye ve aileye iş olanağı sağlayan İrenbe İzmir’imizin gözde sağlık kuruluşudur. Butik sağlık hizmeti verenlerin önde gelenler arasında olan İrenbe, Sağlık Bakanlığının Temmuz ayı başlarında, bizlerin önerisini hiç dikkate almaksızın yeni bir uygulama getirdi. Serbest piyasa koşullarına, bize göre hiç de etik anlayışa uymayan % 30 ek ücret alma ve uygulamaları nedeniyle, SGK’lı hastalarımıza hizmet verme sözleşmemizi Eylül ayı başı itibarıyla üzülerek kesmek durumunda kaldık. Ama biz SGK’lı yani BağKur, SSK’lı hastalarımızı her zaman seviyoruz ve onlara kendi olanaklarımız içerisinde hizmet vermekten mutluluk duyacağımızı belirtmek isterim. İrenbe’nin son iki sayısını yani yaz ve sonbahar sayılarını birleştirerek sizin beğeninize sunuyoruz. Sizlerinde yararlanacağınız pek çok yazı ve bilgiler var. İrenbe yaşadığı sürece dergimizi de yaşatalım. Dergimizi okuyun okutun. Siz istedikçe, okudukça biz de dergimizi yaşatmaya devam edeceğiz.

Binlerce aileyi bebek sahibi yapan, on binlerce hastasına sağlık hizmeti sunan İrenbe’nin sayısal kimliği sadece bunlarla sınırlı değil; Onbinin epey üzerinde bebeği, 45 bine yaklaşan hasta portföyü, beş bine yaklaşan tüp bebek uygulamaları, yine binlerce gebede fetüs sağlık taraması ve anomali taraması, amniyosentez gibi gelişmiş ultrason ve tıbbi incelemeler ile önemli hizmetleri yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Hastalarına ve kadın sağlığında gösterdiği özen ve titizliği ile İrenbe hak ettiği noktalara getiren İrenbe çalışanlarını burada bir kez daha kutluyorum.

Aslında son 5-6 ayda İrenbe’de çok güzel olaylar yaşandı, bunları ilerleyen sayfalarda görecek ve okuyacaksınız. Mayıs ayı başında İrenbe 7. Çocuk Şenliği çok coşkulu geçti. Özellikle Almanya’nın Bavyera Eyalet Başbakanı Günther Beckstein eşi ile birlikte İrenbe’yi ziyaret etmesi, Türk Tıbbı ve İrenbe hizmetlerini övmesi bizleri çok mutlu etti. İrenbe çalışanlarının benim meslekteki 32. ve İrenbe’nin temelinin atılışının 25.yılını kutlamak için etkinlikler düzenlemeleri gerçekten beni çok mutlu etti. Tüp Bebek laboratuarı baştan başa yenilendi, güncellendi. Emekleri geçenleri içtenlikle kutluyorum ve sizin huzurunuzda candan teşekkür ediyorum.

17 yıldan bu yana Sağlık Hizmetçisi olarak çalışan Ayten Akpınar, İrenbe’den emekliğini kazanmanın sevincini yaşıyor. Emekli olurken kıdem tazminatını alma mutluluğunu gözlerinin derinliklerinde görmekten bizde gurur duyduk. Yolu açık olsun, katkılarından dolayı bizlerde kendisine teşekkür ediyoruz. İrenbe sizlerden aldıklarını paylaşmaktan, yar-

Bu sayımız ve Eylül ayı ile birlikte yeni bir döneme giriyoruz. Zevkle okuyacağınız ve elden düşüremeyeceğiniz İrenbe dergisi ile İrenbe’nin dijital olarak yani sayısal durumunu sizlere sunmaya çalıştım. İyi ve sağlıklı günlerde, tekrar karşılaşmak dileklerimle şeker Bayramınızı ve Cumhuriyet Bayramınızı içtenlikle kutlarım.

3

4

5

DONDURMANIN YARARLARI NELERDİR? Öncelikle şunu bilmeliyiz. Dondurma çocuk beslenmesinde temel gıda değildir; ancak ana maddesi süt, salep, şeker, bitkisel yağlar, çeşitli meyve karışımları, çikolata ve kakao olan dondurma, besin değeri oldukça yüksek bir gıdadır. Protein, karbonhidrat ve yağların yanında, iyi bir kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum ve magnezyum kaynağıdır. 100 gr dondurmada ortalama 25 gram karbonhidrat, 3,6 gr protein, 6,6 gr yağ, 135 mg kalsiyum, 115 mg fosfor, 160 mg potasyum, 100 mg sodyum, 0,01 mg demir bulunur. Ayrıca, A, B, C, D ve E gurubu vitaminler bakımından da zengindir. Böylesine zengin bir gıdayı uygun zamanlarda, uygun miktarlarda ve uygun koşullarda çocuklara sunarsak, bu vazgeçilmez tadı onlar için yararlı hale getirebiliriz. Çocukların severek yediği dondurma, yemekten sonra günde 1 kez, 1-2 top şeklinde tüketilirse, yeterince süt, yoğurt, peynir tüketmeyen çocuklar için ek bir protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral kaynağıdır. Özellikle, çocuklarda kemik gelişmesi için gerekli olan kalsiyum yönünden oldukça zengindir. Ayrıca, onlara tatlı bir serinlik verir. Çocuklarda mutluluk hormonlarını artırarak aile içi ilişkilerin daha olumlu olmasını sağlar. ÇOCUKLARA NE ZAMAN VE NE KADAR DONDURMA VERİLMELİDİR? Tüketim kurallarına uyulmak kaydıyla, dondurma yılın 12 ayı yenebilir. 1-1,5 yaşından sonra , günlük 100 gramı geçmeyecek şekilde, her gün ya da gün aşırı; en iyisi günlük 1-2 top şeklinde çocuklara dondurma verilebilir.

Çocukların severek yediği dondurma, yemekten sonra günde 1 kez, 1-2 top şeklinde tüketilirse, yeterince süt, yoğurt, peynir tüketmeyen çocuklar için ek bir protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral kaynağıdır.

ÇOCUK VE DONDURMA ÇOCUK SAĞLIĞI Uz. Dr. Yılmaz Bay Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı yilmazdoktor@gmail.com

Yaz aylarının gelmesi ile anne ve çocuklar arasında yıllardır devam eden ve asla da bitmeyecek olan bir savaş başlar. Çocuklar, günün üç öğünü dondurma yemek isterler. Anne ve babalar ise hasta olacak endişesi ile buna karşı çıkarlar. Herkes kendi yönünden biraz haklı gibi; ancak çileklisi, kavunlusu, çikolatalısı, fıstıklısı, limonlusu, bademlisi… gibi albenili çeşitleri ile çocukları baştan çıkaran bu tattan, onları mahrum bırakmak bana biraz insafsızlık gibi geliyor. DONDURMA YARARLI MI YOKSA ZARARLI MI? Ben bu soruyu “bıçak kullanmak yararlı mı yoksa zararlı mı” sorusu ile benzeştiriyorum. Bıçak ile elma da soyabiliriz elimizi de kesebiliriz. Nasıl ki bıçağı bilinçli kullanmamız gerekiyorsa; dondurmayı da bilinçli tüketerek, çocuğumuz için yararlı hale getirebiliriz.

6

SAĞLIĞA ZARARLI OLMAMASI İÇİN DONDURMA NASIL TÜKETİLMELİDİR? Dondurma, oda sıcaklığında tüketilmeli; ufak parçalara bölünerek ya da yalayarak mümkün olduğunca yavaş yavaş yenmelidir. Yerken ağızda 5- 10 saniye çevrilmeli, arkasından oda sıcaklığında bir su içilmelidir. Dondurmanın bu kurallara uyularak tüketilmesi çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma olasılığını da azaltacaktır. DONDURMA NEDEN SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARINA NEDEN OLUR? Normalde, vücut sıcaklığı 36-37,8 derece arasındadır ve bu sıcaklıkta, boğazda üst solunum yollarının normal sakini kabul edilen bazı mikroplar bulunmaktadır. Buz, dondurma, soğuk içilen su, limonata, kola, gazoz gibi yiyecek ve içecekler ağız içi sıcaklığını 6-7 C kadar düşürmektedir. Bu ani sıcaklık farkı, boğazın normal düzenini bozarak, normal durumda hastalık yapmayan, hatta vücut için yararlı olan bazı mikropları vücut için zararlı hale getirerek üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabilmektedir. DONDURMANIN SOLUNUN YOLU ENFEKSİYONU DIŞINDA ÇOCUK İÇİN BAŞKA OLUMSUZ ETKİLERİ VAR MIDIR? Dondurmanın ana maddesi süt olduğu için ve süt de özellikle yaz aylarında çok çabuk bozulduğu için, hijyen ve saklama

koşullarına uygun yerlerden alınmayan dondurmalar, ishale neden olabilir. Açıkta satılan dondurmalarda, enfeksiyon olasılığı daha sıktır. Çünkü bu dondurmalar, özel bir kaşık kullanılarak satışa sunulmakta, her çeşit dondurma kabına batırılan bu kaşıkla alınan dondurmalar, açıktaki külah ya da kaplara yerleştirilmekte ve bu işlem enfeksiyon olasılığını artırmaktadır. Ayrıca, dondurmanın kalori değeri yüksek olduğundan, kilo problemi olan çocuklarda dondurmanın fazla tüketilmesi fazla kilo alımına, hatta obeziteye kadar giden tablolara neden olabilmektedir. Yine sağlıklı çocuklar fazla dondurma alırlarsa, gereksinimi olan enerjinin büyük kısmını dondurmadan alacağı için diğer yiyeceklere karşı isteksiz davranmakta; bu da çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir. Dondurmanın yapıldığı besin maddeleri, özellikle albenisini arttırmak için kullanılan çikolatalar, çilekler, üzümler, fıstıklar bademler ve meyve tozları çocuklarda alerjiye neden olabilirler. Dikkatli olunmalıdır.

Açıkta satılan dondurmalarda, enfeksiyon olasılığı daha sıktır. Çünkü bu dondurmalar, özel bir kaşık kullanılarak satışa sunulmakta, her çeşit dondurma kabına batırılan bu kaşıkla alınan dondurmalar, açıktaki külah ya da kaplara yerleştirilmekte ve bu işlem enfeksiyon olasılığını artırmaktadır. DONDURMA ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ? Dondurmanın ana maddesi süt olduğundan, süt de çabuk bozulan bir gıda olduğundan dondurma; temizliğinden emin olunan, güvenilir yerlerden alınmalı ya da güvenilir ambalajlı ürünler kullanılmalıdır. Bu ürünlerin ambalajlarının sağlam olduğuna, soğukta bekletildiğine ve son kullanma tarihine dikkat edilmelidir. DONDURMANIN BOZUK OLDUĞUNU NASIL ANLAYABİLİRİZ? İçinde buz tanecikleri olması, pıhtılı, iri kristalli, yumuşak ya da gevşek yapılı olması, kötü bir kokusunun olması dondurmanın bozuk olabileceğini bize düşündürmelidir. Sözün özü; Eğer dondurma temizliğinden emin olunan güvenilir yerlerden alınır ya da güvenilir kapalı ambalajlarda olanlardan alınır ve günde 50-100 gramı (1-2 top) aşmayacak kadar kullanılırsa 365 gün yenebilir. Böylelikle, aileler ve çocuklar arasındaki dondurma savaşlarına da bir son verilmiş olur.

7

İNFERTİLİTE Op. Dr. Gülnaz Şahin Ege Üniversitesi Aile Planlaması ve İnfertilite Araştırma ve Uygulama Merkezi gsahini@msn.com

saptanamayan ancak histeroskopide gözlenen intrauterin sineşi (yapışıklık), polip, submucoz myom gibi patolojilerin sıklığı % 8-28 oranında verilmiştir. Aynı zamanda HSG ile yanlış pozitiflik oranı da çeşitli araştırmalarda % 35 civarında bildirilmiştir. Histeroskopinin bir diğer önemli avantajı, uterin kavite ile ilgili daha doğru bir değerlendirme yapma dışında, bir patoloji saptandığında cerrahi olarak aynı seansta müdahale edebilme şansı sağlamasıdır. Fakat histeroskopi ile tubal geçirgenlik değerlendirilemez. Tubal geçirgenliğin değerlendirilmesi HSG, hidrosonografi veya laparoskopi ile yapılabilir. Histeroskopi daha çok IVF tedavisi planlanan hastalarda uterin kavite değerlendirilmesinde ve HSG ile bir patoloji saptandığında bunun gerçekten bir patolojik bulgu olup olmadığının değerlendirilmesi ile varsa aynı zamanda tedavi olanağını sağlamaktadır.

İnfertil hastalarda;

HİSTEROSKOPİ

Teknik olarak minimal invaziv bir yöntemdir. Vagina ve servikal yol geçilerek uterus boşluğuna yerleştirilen histeroskop ile yapılır. Rahim içinin gözle görülmesine olanak veren bir yöntemdir.

Geçtiğimiz yüzyılda endoskopik yöntemler giderek artan bir öneme sahip oldular. Bu yöntemler klasik cerrahi metodların yerini almaya başladı. Özellikle infertilite araştırmalarında tanı amaçlı endoskopik yöntemlerin uygulama alanları giderek kabul görmüştür. HSG (histerosalpingografi), uterin kavite ve fallop tüplerinin değerlendirilmesinde kullanılmakta olan geleneksel bir yöntemdir. Histeroskopi ve HSG, uterin kavite ve servikal kanalın değerlendirilmesinde kullanılan alternatif tekniklerdir. Histeroskopi, servikal kanal ve uterin kavitenin, tubaların uterin kavitedeki başlangıçlarının görülebilmesini sağlar. HSG’ye göre ana avantajı, uterin kavitenin direkt olarak gözlenebilmesidir. HSG uygulaması sonucu şüphe edilen rahim içi yapışıklıklar, dolma defektleri gibi patolojiler histeroskopide işlem sırasında saptanır ve daha doğru bir değerlendirilmeye olanak sağlar. Çeşitli araştırmalarda, infertil grubta HSG ile

8

içi yapışıklık durumlarında, ince filmi yapışıklıklar histeroskopi sırasında sadece uterus boşluğunun sıvılarla şişirilmesi sırasında açılabildiği gibi, daha sert ve sıkı olan yapışıklıklar direkt görüntülenme sırasında kesilerek açılması sağlanabilmektedir. Uterusun doğumsal anomalileride histeroskopi ile daha ayrıntılı incelenebilmektedir. Ayrıca bu anomalilerden uterin septum denen rahim boşluğunu ikiye bölen bağ dokusu, histeroskopi ile tanımlanabilir ve gözlem esnasında kesilerek kavitenin genişlemesi sağlanabilir. Bu tür operasyonlar daha önceleri uygulanan klasik operasyonlara göre çok daha az travmatik ve sonuçları açısından daha yüz güldürücüdür. Endometrial polipler, sıklıkla infertil hasta grubunda karşımıza çıkan ve düzensiz kanama yapabilen uterin kavite içinde bulunan yüzey epitelinden gelişen dokulardır. Ayrıca endometrial poliplerin varlığının embryonun rahim içine tutunmasında olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Histeroskopi esnasında polipler alınabilmektedirler. Submukozal miyomlar da bu konuda tecrübeli cerrah tarafından operatif histeroskopi yaklaşımı ile tedavi edilebilmekte ve klasik cerrahiye göre iyileşme daha hızlı olmaktadır.

Teknik olarak minimal invaziv bir yöntemdir. Vagina ve servikal yol geçilerek uterus boşluğuna yerleştirilen histeroskop ile yapılır. Bunun için hasta, jinekolojik masada muayene pozisyonunda yatırılır. İki tür histeroskopi vardır; tanısal amaçlı histeroskopi ve operatif Tekrarlayan IVF başarısızhisteroskopi. Tanısal amaçlı lıkları tanısal histeroskopi histeroskopiler, anestezi için önemli bir endikasyonHisteroskopi için en uygun uygulanmadan, bazen lodur. Bu grup hastalarda yazaman, düzenli adet periodu kal anestezi altında veya IV pılan gözlemlerde yeni bir sedasyon ile yapılabilinir. tüp bebek işlemi uygulaması olan bir kadında adet kanaÖzellikle operatif histerosöncesi rahim içinin tanısal masının bitiminden sonraki 3-5 kopilerde genel anestezi uyhisteroskopi ile değerlendigün içindedir. gulanır. Tanısal amaçlı hisrilmesinin yakın zamanda teroskopiler, ortalama 5-15 gelişmiş endometrial probdakika sürer. Çoğunlukla lemlerin değerlendirilmesi tanısal amaçlı uygulanan histeroskopiler sonrası, hasta aynı için uygun olduğu ve gereğinde tedavisinin sağlanabildiği gösgün evine gidebilir, hastanede yatırılması gerekmez. Operatif terilmiştir. histeroskopilerde de yapılan işleme bağlı olarak hospitalizasHisteroskopi için en uygun zaman, düzenli adet periodu olan yon süresi değişebilir, ancak çoğunlukla kısa sürelidir. İşlem bir kadında adet kanamasının bitiminden sonraki 3-5 gün sonrası günlük hayata dönüş yapılabilinir. içindedir. Bu period ovulasyon öncesi dönemdir ve endometHisteroskoplar ucunda objektif lens taşırlar. Çeşitli açılarda rial dokular henüz tam prolifere olmamıştır ve görüntü açıkgörüş sağlayabilirler (0°, 12°, 30°). Çoğunlukla tanısal amaçlı lığı açısından en uygun zamandır. Histeroskopi işlemi gebelik histeroskoplarda 30° açılı olanlar kullanılır. Çeşitli stillerde ve şüphesi olduğunda, genital bölgede enfeksiyon varlığında veya çaplarda histeroskoplar (2-2.9-4-8 mm) mevcuttur. Histeros- cerrahi uygulamaya elverişli olmayan kondisyonların varlığınkoplara ışık kaynağı bağlıdır. Görüntü kalitesinde ışık kaynağı da uygulanmaz. önemlidir ve genellikle Xenon ışık kaynağı daha iyi sonuçlar İnfertilite tanı ve yönetiminde diagnostik histeroskopi olduksağlar. Modern histeroskopide, bir kamera histeroskopa bağlaça önemli bir yer kazanmaya başlamıştır. Uterin patolojierin narak, görüntülerin bir TV monitörüne gelmesi sağlanır. Böyinfertilite ile ilgili direkt bağlantısı ve endoskopik operasyon lelikle uterin kavite içine uygulanan histeroskop ile elde edilen tekniklerinin avantajı ile bu yöntemler, çoğu geleneksel yaklagörüntüler monitöre aktarılmış olunur ve bu görüntülerin şıma üstünlük sağlamaktadırlar. aynı zamanda kayıt edilmesi sağlanır. Ayrıca histeroskopide, uterin kavite içinin CO2 gazı ya da çeşitli sıvılarla şişirilerek Histeroskopi infertilite araştırmaları rahat görülmesini sağlamak için teleskopun dışında kılıf mevcuttur. Bu alan, aynı zamanda operatif enstrumanlarında gesırasında yapılabildiği gibi, infertilite çişini sağlamaktadır. Histeroskopi infertilite araştırmaları sırasında yapılabildiği gibi, infertilite dışında anormal uterin kanaması olan hastalarda da tanı ve tedavi amaçlı uygulanmaktadır. Ayrıca rahim

dışında anormal uterin kanaması olan hastalarda da tanı ve tedavi amaçlı uygulanmaktadır.

9

TÜP BEBEK

İnfertilite (kısırlık), 1 yıl korunmaksızın düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik oluşmamasıdır.

Op. Dr. Dilek Aslan Tüp Bebek Klinik Sorumlusu İrenbe daslan@irenbe.com

ki tıkanıklık, rahim yapısı veya boşalma ile ilgili sorunlardır. Hiçbir neden bulunmayan durumlara açıklanamayan infertilite denir. Sperm Sayımı: Semenin her mililitresinde kaç adet sperm olduğunun ölçülmesidir. Normal sperm sayımında mililitrede en az 20 milyon sperm bulunmalıdır. Mililitrede 20 milyondan daha az sayılar düşük sperm sayımı olarak (oligospermi) kabul edilir. Sperm Hareketliliği (Motilite): Hareket eden sperm yüzdesini tanımlamak için kullanılır. İleri doğru hareket eden sperm oranı en az %50 olmalıdır. Daha az hareket oranı düşük sperm hareketliliği olarak (astenospermi) kabul edilir.

İnfertilitenin en sık nedenleri; doğru zamanlı olmayan cinsel ilişki, yumurtlama veya sperm yapımı sorunları, tüplerdeki tıkanıklık, rahim yapısı veya boşalma ile ilgili sorunlardır. Hiçbir neden bulunmayan durumlara açıklanamayan infertilite denir.

Sperm analizi ile ilgili bilinmesi gerekenler... Bebek sahibi olmaya karar vermiş ancak 1 yıl sonunda hala gebeliğe ulaşamamış çiftlerde araştırmalara her iki eşte aynı anda başlanmalıdır. Erkek nedenli infertilitenin yani sperm sorunlarının çiftlerin %30-40’ ında saptanabilmesi düşündürücüdür. Sperm sayısında, hareketinde veya şekil özelliklerinde sıklıkla sorunlar saptanabilmektedir. Bunların bir kısmı geçici veya düzeltilebilir sorunlardır. Erkek infertilitesinin en ciddi şekli olan Azospermi, menide sperm hücresinin olmaması veya çok az olması anlamına gelmektedir. Bu durumda sperm hücresi elde edebilmek için özel bir işlem gerekecektir - TESE. Merkezimizde de uygulanan mikroskobik TESE yöntemi ile testise daha az travma ve daha az doku eldesi ile daha yüksek etkinlikle sperm elde edilebilmektedir. Alınan sağlıklı spermler ile uygulanan mikroenjeksiyon işlemi yakın geçmişe dek baba olamayacağı düşünülen erkeklere yeni bir umut sunmuştur. Azospermi ve Mikroskobik TESE’ yi bir sonraki yazımızda daha ayrıntılı incelemeyeceğiz. Bu yazımızda doğru sperm analizi nasıl yapılır, nelere dikkat edilmelidir ve sonuçlar nasıl yorumlanmalıdır konusunu okumaya hazır mısınız?

10

Sperm Analizi Semen sarı- beyaz ve bulanık bir sıvıdır ve ejakulasyon sırasında penisden salınır. Semen, seminal sıvı ve sperm içerir. Sperm hücreleri (tohum hücreleri) kadının yumurta hücresini dölleyen erkek üreme hücreleridir. Sperm, erkeğin genetik materyalini taşır. Sperm erkek testis dokusunun içinde üretilir ve olgunlaşmasını üreme kanalında tamamlar. Dışarı atılmadan hemen önce prostat ve seminal bez sıvısı eklenir. Semen analizi (spermiogram=sperm analizi) kısırlık araştırmalarının önemli bir adımıdır. Analiz sırasında renk, akışkanlık, erime/likefaksiyon zamanı incelenir. Ancak asıl incelenmek istenen toplam sperm sayısı, hareketleri (motilite) ve şekil (morfoloji) özellikleridir. Sperm tahlilinin ideal olarak 15 gün arayla en az 2 kez tekrarlanması ile normal ya da anormal tanısı konmalıdır. İnfertilite (kısırlık), 1 yıl korunmaksızın düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik oluşmamasıdır. İnfertilitenin en sık nedenleri; doğru zamanlı olmayan cinsel ilişki, yumurtlama veya sperm yapımı sorunları, tüplerde-

Şekil (Morfoloji) İncelemesi: Sperm şeklindeki bozukluklar incelenmelidir. Mikroskop altında yapılan bu inceleme sırasında normal sperm özellikleri için gerekli kriterler sorgulanır. Her semen örneğinde normalde de bozuk yapılı spermler bulunmaktadır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre normal yapılı spermler en az %30 oranında bulunmalıdır. Kruger kesin kriterlerine göre yapılan özel boyama sonrası en az %14 oranında normal yapılı sperm olması aranır. Daha az olmasına terato-spermi adı verilir. Hacim: Semenin normalde en az 2 ml olması gerekmektedir. Endişeli veya stresli durumlarda gerekenden daha az hacimde semen örneği verilebilir. Likefaksiyon / Erime Süresi: Semen, boşalmadan hemen sonra koyu jel kıvamındadır ve 20 dakika içinde eriyerek sıvılaşır. Sürenin uzaması doğurganlığı olumsuz etkileyen bir faktördür. Toplam Hareketli Sperm Sayımı: Tüm semen örneğindeki toplam hareketli sperm oranını ifade eder. Hacimin mililitredeki hareketli sperm oranı ile çarpılması formülü ile bulunur (milyon sperm/ml x Hacim x % hareket). Tüm semende toplam hareketli sperm sayısı 20 milyon olmalıdır.

2. Merkezimizde 3. Katta bulunan sizin için hazırlanmış özel odamızda sperm örneğini vermeniz istenecektir. 3. Semen örneği masturbasyon yöntemi ile verilmelidir. Alternatif metotlar tartışılabilir ancak önerilmez. Kayganlaştırıcı krem, losyon, tükrük, sabun vs kullanılmamalıdır. Özellikle içinde yer alan spermisid ajanlar nedeniyle kondom (prezervatif- kılıf) kullanımı yanlış sonuçlara neden olacağından kesinlikle yasaktır. 4. Sperm örneğinin içine koyulacağı özel plastik kap size laboratuar görevlisi tarafından üzerine isminiz yazılmış olarak verilecektir. Örneği vermeye başlamadan önce ellerinizi yıkamalısınız. Dışarı dökülme olursa telaşlanmayınız. Sperm kabına bu dökülen miktarı da almaya çalışmayınız. Laboratuar personelini konu hakkında bilgilendiriniz. 5. Size, sperm tahlili yapılmasını takip eden bir iş günü içerisinde analiz sonucu ile ilgili bilgi verilecektir. Tedavinin hemen başlanması gereken durumlarda 2-3 saat içerisinde spermiyogram raporu hazırlanabilir. 6. Merkez dışında örnek verilmesi sperm sayımını ve hareketliliğini olumsuz etkileyen bir faktördür. Tedavi başarısını da azaltacağından önerilmez. Ancak zorunlu durumlarda sperm örneğinin 1 saat içinde merkezde olması kaydı ile kabul edilebilir. Daha önceden temin ettiğiniz sperm kabına konan örnek, taşıma esnasında dökülmemesi için kapağı sıkıca kapatılmış ve dik olarak vücudunuza yakın-temas halinde taşınmalıdır. Aşırı sıcağa ya da soğuğa maruz bırakılmaması gerekmektedir. Sperm analizinde sorun tespit edildiği durumlarda ne yapılmalıdır? • 2 hafta sonra sperm analizinin tekrarı • Hormon testleri (FSH, LH, Testosteron, TSH, Prolaktin) • Genel sağlık taraması (Kan şekeri, Kan sayımı, Bulaşıcı hastalıklar) • Skrotal Ultrason/Doppler • Üroloji konsültasyonu Daha iyi sperm kalitesi için altın öğütler:

İltihap / Enfeksiyon Bulguları: Özellikle lökosit sayımının 1 milyondan fazla olması ve sperm kümeleşmesi (aglütinasyon) şiddetli enfeksiyon belirtisi olabilir.

• Sigarayı bırakın

Fruktoz: Sperme enerji veren bir şekerdir ve semende bulunması gereklidir. Fruktoz yok ise seminal vezikül sonrası kanallarda tıkanıklık var anlamına gelmektedir.

• Güneşten faydalanın, aşırı ısıdan kaçının

pH: 7.1-8 arasında olmalıdır. Sperm örneği alınması 1. Sperm tahlili yapılacağı günden önceki 2- 5 gün cinsel aktivite yapılmamış olması gerekmektedir. Daha kısa/uzun süre olması durumunda sayı veya hareket oranı yanıltıcı olarak yanlış çıkabilir. Bu süre alkol alımı kısıtlaması için de geçerlidir.

• Alkol ve kafein alımını azaltın/kısıtlayın • Kilo kontrolünüze dikkat edin • Beslenmenize özen gösterin • Çinko, selenyum, Vit C ve E içeren gıdalar da tüketin • Stresten uzak durun/ düzenli uyumaya dikkat edin • Egzersiz yapın, ancak aşırı egzersizden kaçının • Ağır metal/kimyasal madde maruziyetinizi önleyin • Sıkı çamaşır/dar kot giymeyin • İçeriğinden emin olmadığınız karışımlara dikkat edin • Bitkisel ilaç kullanmadan önce doktorunuza mutlaka danışın.

11

BAŞARI ÖYKÜSÜ

BAŞARI ÖYKÜSÜ Burcu Hanım evliliğinizin kaçıncı yılında çocuk yapma kararı aldınız? Bunun için hazırlığa ne zaman başladınız? Evliliğimizin ilk yılında hiç düşünmedik, bir yıl geçtikten sonra düşünmeye başladık. Ama olmadı, ne olduğunu bilmeden bir yılı geçirmiştik. Sonrada nedenini öğrendik fakat bu seferde iş hayatımızın yoğunluğundan bu isteğimizi askıya aldık ve beklemeye karar verdik. Tedaviye ne zaman başladınız? Tüp bebek tedavisine 2007 yılında İrenbe’de başladık. Daha önce başka bir yerde tedavi gördünüzmü? Evet, başka doktorlara gittik ama tüp bebek yaptırmadık, tedavimizin sonunu getiremedik. Yarım bıraktık. Biz aslen Çeşmeliyiz. O dönem iş değişikliği nedeniyle İzmir’e taşınmıştık. Ne yapalım ne edelim telaşı yüzünden tedaviyi başında bıraktık. İrenbe’yle nasıl tanıştınız? İrenbe’nin adını Çeşme’de çevremizden duyuyorduk. Herkes en iyisi en güveniliri olduğunu söylüyordu. Araştırmalarımıza başlarken, eşimin bir arkadaşı Nurettin Bey’i tanıdığını, istersek bizim için randevu alabileceğini söyledi ve biz de kabul ettik. Aslında araştırmalarla gitmektense birinin size gelip tavsiye etmesi çok önemli çünkü çok fazla araştırıyorsunuz herkese güvenemiyorsunuz. Ne olduğunu bilmeden gidip hem maddi hem manevi açıdan sömürülebiliyorsunuz. Her biri farklı bir şey söyleyebiliyor ve aklınız karışıyor ister istemez.

nerelerdeydin sen benim

“KINALI KUZUM” Röportaj; Tuğba Öztekin tugba@pixelstudio.com.tr Fotoğraf; Nurten Geboloğlu ngebol@irenbe.com

12

Burcu hanım bize kendinizi tanıtırmısınız?

İrenbe’ye geldiğinizde başka bir tedaviden geçtinizmi ? Hayır biz direk tüp bebek için geldik. Sorunun ne oluğunu biliyorduk zaten geldiğimizde. Doktorlarda hemen mikroenjeksiyonu, tüp bebek tedavisini önerdiler bize. Sonrasında görüşmeler, tetkikler, muayeneler derken başladık. İrenbe’ye geldikten ne kadar süre sonra Tüp bebek tedavisi başlandı?

Bebeğinizle doğum günleriniz aynı bu hoş bir tesadüfmü yoksa sizin isteğiniz mi?

İrenbe’ye ilk başladığımızda uzun döneme almışlardı beni, 45 günlük bir süreçti. Ama başlangıçta bazı aksilikler oldu. Kist oluşmasın diye bazı ilaçlar kullanıyordum onlar tam tersi etki etti , kist oluştu ve adetim kesildi. Ben 3-4 ay adet görmedim. Daha sonra adetin düzene girmesini bekledik.

Berre’nin normal doğum vakti 28 hazirandı. Nurettin Bey’de o kadar beklemeye gerek yok 18’inde alalım demişti. Bende bir gün daha bekler herhalde dedim, doğumu 19’unda yapalım istedim ve bana şahane bir doğum günü hediyesi oldu kızım.

Yaklaşık 3 ay sonra ilk denememizde 8 yumurta toplanmıştı 1 tanesi döllendi, o transfer edildi. Ama malesef tutmadı. Spermler dondurulmuştu ve ikincisinde 7 yumurta toplandı 2 tanesi döllendi, ikisi de transfer edildi.

19 Haziran 1974 İzmir doğumluyum. Berre’yle doğum günümüz aynı, oda 19 haziran’da doğdu. 12 yıllık evliyim, ev hanımıyım.

13

Yumurta toplama ve transferleriniz sırasında neler yaşadınız? İlk denemede ben çok şaşkındım. Ne yapılacağını bilmeden her gittiğinizde acaba bugün ne olacak, ne yapacaklar diye düşünüp huzursuz olabiliyorsunuz. Ama ikincide öyle değildim. Başından itibaren çok olumlu, çok moralliydim. Hatta Nurettin Bey psikolojik destek ister misin diye sordu, hayır dedim iyi hissediyorum kendimi, olumlu düşünüyorum sonuçta öyle olacak demiştim. Kendi kendime hep “ denemekten asla vazgeçmeyeceğim, bu olmazsa bir daha ki olur” diyordum. Ailem, arkadaşlarım da çok destek oldu, onların da büyük etkisi var. Çok teşvik ettiler. İlk denemede olumsuz cevabını alınca çok üzülmüştüm. O kadar gidiyorsunuz geliyorsunuz, o emeğin karşılığını alacağınızı düşünüyorsunuz, ama olumsuz da olabiliyor sonuç . Çok üzüldüm mü? Evet çok üzüldüm ama biraz da kaderciyim ben. Nasip değilmiş dedim, bırakmadım kendimi. İlk denemeden sonra ikinci denemeye nasıl hazırladınız kendinizi? Ben baştan kararlıydım peşini bırakmayacaktım. 2. 3. 4. Ne kadar olabiliyorsa, vücut ne kadar dayanabiliyorsa, moralim ne kadar dayanabilirse. İkinci deneme ilkinden 2 ay sonra oldu. Aslında bana kalsa ben hemen başlamak isterdim ama olmuyor. Kullandığınız ilaçların vücuttan atılması bekleniyor vs. İkinci deneme kısa dönem oldu 9 gün ilaç kullandım, daha sonra yumurtalar toplandı 2 gün sonra transfer yapıldı. 12 gün sonra da sonucu öğrendim. Bir de ikincide herşeyi öğrenmiş oluyorsun artık. Terimleri biliyorsun, kendine daha çok güvenebiliyorsun. Tedavide çekindiğiniz şeyler oldu mu? Göbek iğnelerinden çok korkuyordum. Çok çekindim, hatta kendim yapamam dedim ama sonra 3-4 iğne olunca her dakika da eczaneye yada sağlık ocağına gidemiyorsun, kendim yapmaya başladım. Korkulacak bir yanı yokmuş zaten çok da kolaymış, herkes yapabilir. Tedavi sırasında kullanılan ilaçlar, yumurtaların transferi, toplanması vs. hepsinde zaman çok önemli. Bu dakik olma çabası stres yaratıyor mu ? Yaratıyor tabi, unutursam, vaktini kaçırırsam telaşı geriyordu bazen. Bir gün telaştan 2 iğneyi birbirine karıştırdım. Bir iğneyi diğerinin içine ilave etmişim saati kaçırıcam telaşıyla. Daha iki kere kullanmıştım, çöpe gitti sonra. Peki Burcu hanım sonuç 12 gün sonra anlaşılıyor. Bu 12 gün nasıl geçti sizin için? Çok zordu, 2 denemede de aynı heyecanı hissettim. Hiç birşey farketmiyor. Çok yoruyor insanı o bekleyiş ama sonucuna değiyor tabi. İkinci denemede yerimden hiç kalkmadan sürekli dinlendim desem yeridir. Annem gelip ilgilendi benimle. Birde ilki olumsuz sonuçlanınca hani ilkinde yapma-

14

dıklarımı bunda yapayım daha iyi olur diye düşünüyor insan. Ama yinede çok sakindim. Hamile kaldığınızı öğrendiğinizde nasıl hissettiniz kendinizi? Nasıl mutlu olduğumu anlatamam. O anki mutluluk tarif edilemez. Muhteşem bir duygu. Ağlamaktan tepki veremedim duyduğumda. Sonra inanamadım, karnım büyüsün öyle inanıcam dedim, tabi ki inanıyorsun ama hep böyle içim kıpır kıpırdı, acaba bir sorun olur mu diye düşünüyordum, karnım büyümeye başladı yine aynı hissettim kendimi. Doğuma kadar o panik, o heyecan geçmedi. Hamilelik dönemi nasıl geçti peki? Çok rahat geçti, hiç sorun yaşamadım. Bir tek son anda bir şeker yükselmesi oldu ama çok moralimi bozmadım. 3 ay diyet yaptım diyabet yüzünden ama kontrol altına alındım hemen. Nurettin Bey’le çok rahatım ben. Konuşabiliyorum, ne dediğini anlıyorum. Önemli olan da bu zaten, güvenmek. Ben Nurettin Bey’i ilk gördüğümde güvendim, inandım. Bir lafı vardı onun “Beraber çıktık bu yola, beraber başaracağız” demişti bana. Öyle de oldu. O ne istediğini anlatabildi biz de ne istediğimizi anlatabildik. Huzurlu bir hamilelik dönemiydi. Yaşadıklarınızdan çevrenizdekiler haberdar mıydı? Yakınlarınızın yaklaşımı nasıl oldu? Tabi herkes biliyordu, hiç saklama gereği duymadım. Saklana-

cak bir şey olarak görmedim çünkü. Hatta başlangıçta onlar teşvik ettiler tüp bebek konusunda. Herkes destek oldu. Biz eşimle 11 yılda konuşmadığımız kadar ayrıntılı ve çok konuştuk bu tedavi süresince. Hiç bu kadar detaylı konuşmamıştık. Tamam bir sorun vardı, onda yada bende ama ikimizin çocuğu olmuyordu. Hiç yıpratmadık birbirimizi. Hayat müşterek, beraber yaşadık her zorluğu. Berre’nin annesi olmak nasıl hissettiriyor size kendinizi? Bilmiyorum herkesin evladı kendine özel geliyordur. Ama işte uğraşlarla elde edilince şimdi çok garip geliyor bana. Her hareketi ilgimi çekiyor. Çok şanslı hissediyorum kendimi. Müthiş bir heyecan Berre’nin annesi olmak. İrenbe ne ifade ediyor bu öyküde? İrenbe benim hayallerimin gerçekleştiği yer. Hepsinden, tüm çalışanlarımızdan ayrı ayrı ilgi gördüm. Hepsini çok seviyorum, bir süre sonra çoğuyla arkadaş gibi olduk zaten. Hepsine çok teşekkür ediyorum ayrı ayrı, kızımı bana verdikleri için. Burcu Hanım son olarak bebek sahibi olmak isteyen ailelere ne söylemek istersiniz? Hiç vakit kaybetmesinler, denesinler, sorunu bilmiyorlarsa, yeni evlilerse bile mutlaka doktor kontrolüne gitsinler. Bir sorun varsa bunu bilerek hareket etsinler. Umutsuz davranmasınlar, olumlu düşünsünler. Olumlu düşünmenin insana olumlu döndüğüne inanıyorum. Umutlarını kırmasınlar.

15

GEBELİK Op. Dr. Soner Recai Öner Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı drsro@hotmail.com

gerekliyse, anne ve babanın durumuna göre nadir izlenebilen bazı hastalıkların tanısına yönelik tetkikler yapılır. Bebekteki hastalık veya sorunların araştırılmasına yönelik de bazı tarama testleri vardır. Bunlar ikili, üçlü, dörtlü test, ilk üç ay testi, genetik amaçlı ultrasonografi, bebek ve annenin damar yapısını ve kan akımı özelliklerini değerlendiren Doppler Ultrasonografi yöntemleridir. Son yıllarda anne, baba ve doktorları çok meşgul eden ve popüler olan Down Sendromu taraması, değerlendirme aşamasında hastalarımızın kafalarını oldukça karıştırmaktadır. Her şeyden önce tarama testinin ne olduğu bilinmelidir. Tarama testleri, çoğunlukla kesin tanı koydurmayan, ancak hastalıktan kuvvetli bir şekilde şüphelenilmesini sağlayan, tüm topluma uygulanabilecek ucuz ve basit testlerdir. Genellikle toplumda çok fazla görülen, maddi ve manevi olarak kişileri olumsuz yönde etkileyen, tanıda gecikildiğinde veya önceden tanı konulmadığında hastalanan kişiye çok ızdırap veren, sağlık bütçesine önemli yük getiren hastalıklar taranmaktadır.

Down Sendromu ve İlk 3 Ay Tarama Testi Sağlıklı bir bebek sahibi olmak için gebelik sürecinden önce başlayan bir takip en idealidir.

Gebelik, her aile için son derece mutlu ve bir o kadar da merak ve keyif dolu, bazen de telaşlı geçen bir dönemdir. Telaşlı dönem, genellikle tarama testlerinin sonuçlarının doktorla konuşulup kararların verildiği zamandır. Sağlıklı bir bebek sahibi olmak için gebelik sürecinden önce başlayan bir takip en idealidir. Bebeklerinin olmasını isteyen anne - baba adayı, öncelikle kendilerine, güvendikleri bir doktor seçmelidirler. Doktorlarıyla tüm merak ettikleri konuları hiç çekinmeden ve sıkılmadan konuşup tartışabilmelidirler. Unutmayın ki doktor, sizin sorunlarınıza çözüm bulan, kendi branşı olsun olmasın her konuda size yol göstermeye çalışan bir mesleğe sahiptir ve mesleğinin gereklerini her koşulda yerine getirmeye çalışır. Gebelik süresince anne ve bebeğin sağlığını kontrol etmek amacıyla bir seri test uygulanmaktadır. Bunlar arasında annenin ve ileride bebeğin sağlığını etkileyebilecek bazı hastalıkların araştırılmasına yönelik testler vardır. Örnek olarak, annede guatr, şeker hastalığı, bazı kan hastalıkları, enfeksiyonlar ve

16

Doğum hekimliğinde de bir genetik hastalık olan, zeka geriliği ve bazen de önemli iç organ anormallikleriyle kendini gösteren Down Sendromu için tarama testleri bulunmaktadır. İLK 3 AY TESTİ Down Sendromunda ve genel olarak bebeğe ait anormalliklerde amaç, tanının mümkün olanaklar çerçevesinde en erken gebelik haftasında konulması ve gerekenlerin yapılmasıdır. Bununla bağlantılı olarak daha çok ikili test olarak bilinen “İlk Üç ay” testi gebeliğin 11 ile 13 hafta 6 günü arasında yapılmaktadır. Down Sendromu hakkında yüksek bir tarama gücü sunan “İlk Üçay Testi”, aynı zamanda bu süre içinde belkemiği ve merkezi sinir sistemi, böbrek ve idrar yollarına ait anormallikler, bazı doğuştan kalp hastalıkları, kollar ve bacaklara ait anormallikler, karın ön duvarı ve bağırsaklara ait bazı hastalıklar, bunun yanısıra bir çok nadir görülen hastalığın şüpheli bulgularını da görmemizi sağlayan bir testtir. Bunların yanı sıra çoğul gebeliklerin tiplerini ayırdetmemizi sağlayan çok değerli bilgiler edinmemizi sağlar. İlk 3 ay testi nasıl yapılıyor?

Test sonrasında aynı gün anne kanından bebeğin ürettiği ve anne kanına geçen iki madde bakılır. Bütün bu veriler bir istatistik programından geçirilerek bize, Down Sendromunun gebeliğimizde görülme ihtimalinin ne olduğuna ait bir sonuç verir. Bu test ve diğer tarama testleri kesin tanı koydurmazlar, ihtimal bildiriler. Peki, kesin tanı koydurucu test yerine neden ihtimal bildiren test yapılmaktadır? Down Sendromu için kesin tanıya bebeğimizin hücrelerine ulaşmamızı sağlayan, bebeğin plasentasından biyopsi almak (korion villüs örneklemesi), bebeğin içindeki sudan örnek almak veya bebeğin göbek kordonundan kan örneği almak (kordosentez) ve gebelik haftasına göre hangi girişimi yaptıysak alınan materyalin genetik incelemesini yapmakla ulaşılır. Bu işlemlerden herhangi birini yaptığımızda ikiyüz bebekten birini (% 0,5) herhangi bir şekilde kaybetmekteyiz. Dolayısıyla testte çıkan ihtimali ve kesin tanı koydurucu testin bebek kayıp ihtimali hastamızla konuşulur, anne ve babanın kararı uygulanır. Burada anne ve babanın risk algılaması çok önemlidir. Doktorun görevi eğer major yapısal anormallikler veya belirteçler varsa girişimi önermek, bunlar yoksa hastanın verdiği karara uymaktır. Doktorlar ve anne-babalar arasında, hastalıklı bebek doğduğunda çıkan “bize Down Sendromu olduğu söylenmedi!” sürtüşmesi, testin tanı koydurucu özelliğinin olmamasının bilinmemesi nedeniyledir. Aslında yaşamımızın her dakikasında, bilinçaltımızda risk analizi yapıp kararlarımızı ona göre vermekteyiz. Karşıdan karşıya geçmeden önce, gelen arabanın hızı, uzaklığı, yolun genişliği ve yürüme hızımızın ne olduğu geçiş yapıp yapmama kararını bize verdirmektedir. Benzer şekilde, bir asansöre binerken de, taşıyacağı kişi sayısına bakmakta, fazla insan varsa binmemekteyiz. Risk gerçekleştiğinde, sonuçları hiç de iyi olmayan bu durumlarda nasıl karar veriyorsak, doktorumuzun yardımıyla da bebeğimiz konusunda ileri inceleme kararını vermek hiç de zor değildir. Tüm anne adaylarına sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

11 ile 13 hafta 6 günlük gebelik döneminde yapılmasına rağmen kafa kemiklerinin ve karın ön duvarındaki bazı gelişmelerin tamamlanmasının 12. haftayı bulması nedeniyle testi 12. haftadan itibaren yapmak tercih edilir. Testte; baş-popo uzunluğu, burun kemiğinde kemikleşmenin olup olmadığı, ensedeki şeffaf aralığın kalınlığı, kafa içi yapılar, kalpteki dört odacık görünümü, dakikadaki kalp atım sayısı, mide sıvısının varlığı ve yeri, göbek kordonunun çıkış noktasınde fıtıklaşma olup olmadığı ve içindeki damar sayısı, kol ve bacakların, el ve ayakların varlığı ve yapısı, bebeğin eşinin yerleşimi ve yapısı, son olarak da bebeğin içinde yüzdüğü sıvının miktarı incelenir. Bu incelemeler sırasında fetusun belirli bir pozisyonda olması ve ölçümlerin standartlara uygun olarak yapılması önemlidir.

Resim 1. Burun kemiği (nasal bone) ve Ense şeffaflığı ölçümü (nuchal translucency)

Resim 2. Baş - popo uzunluğu

17

Genel Sağlık

Kolesterol yüksekliğinin yol açtığı kalp krizi veya felç gibi hastalıklar kolesterolün damar duvarında birikmesiyle yıllar sonra ortaya çıkar. Bu nedenle 20 yaşın üzerindeki kişiler kan kolesterol düzeylerini ölçtürmeli ve önerilen yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalıdırlar.

Prof. Dr. Cahide Soydaş Çınar Kalp Damar Hastalıkları Uzmanı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı cahide.cinar@ege.edu.tr

olması hasta için önemli birer kardiyovasküler risk faktörüdür. Kolesterol bir yandan karaciğerde üretilirken, besinlerle de alınır. Et, süt ürünleri, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde kolesterol bulunur. Meyve, sebze ve tahıllarda ise bulunmaz.

Kolesterol bir yandan karaciğerde üretilirken, besinlerle de alınır. Et, süt ürünleri, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde kolesterol bulunur. Meyve, sebze ve tahıllarda ise bulunmaz.

KAN YAĞLARININ YÜKSEKLİĞİ (HİPERLİPİDEMİ) Hiperlipidemi; Açlık kan yağlarının (kolesterol, trigliserid gbi) yüksek olmasıdır. Kolesterol; Beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Kan kolesterol düzeyinin yüksek olması kalp damar hastalığı tehlikesini arttırır. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol var ise kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (arteriyoskleroz) yol açar. Damarlar tüm vücutta yaygın olarak bulunur ve organlara kan taşıyarak bunların görev yapmasını sağlar. Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Kolesterol karaciğerden hücrelere ve hücrelerden tekrar karaciğere kan yoluyla taşınır. Kolesterol ve diğer yağlar kanda

18

erimedikleri için lipoprotein denen paketler halinde taşınır. Bunlardan kolesterolü taşıyanlar iki cinstir; ilki kötü kolesterol olarak bilinen LDL-Kolesterol ve ikincisi de iyi kolesterol olarak bilinen HDL- Kolesteroldür. Hiperlipideminin önemi nedir? Dünya Sağlık Örgütü de kalp ve damar hastalıklarını birinci sırada yer alan ciddi bir insanlık sorunu olarak kabul etmiştir. Kalp ve damar hastalıkları; Türkiye’de de ölüm ve kalıcı sakatlıklara yol açan ve giderek artan en önemli sorunlardan birisidir. Türkiye’de 6 milyon kişide kan kolesterol düzeyi sınırda yüksek (200-239 mg/dl) ve 2 milyon kişide de yüksek (240 mg/ dl) olarak bulunmuştur. Total kolesterol % 240 mg üzernde ise risk % 200 mg altında olan hastaya göre 2 kat daha fazladır. Kalp ve damar hastalıklarını kolaylaştıran faktörlere kardiyovasküler risk faktörleri adı verilir. Kanda total kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması ve HDL-Kolesterolün düşük

LDL-Kolesterol (kötü) kanda yüksek ise damarların iç yüzüne yapışıp, buralarda plaklar oluşturur ve üzerinde oluşan çatlaklarda oluşan pıhtılarla da damarlar tıkanır. Damar sertliği olarak bilinen bu hastalıkta, tıkanıklık kalp damarlarında olmuş ise kalp krizine, beyin damarlarında olmuş ise felce, böbrek damarlarında ise böbrek hastalıklarına, yüksek tansiyona neden olur. Kan yağları yüksek olan hastaların (hiperlipidemili) LDL-Kolesterol seviyelerini bilmeleri gerekir. LDLKolesterolde istenen hedef hastanın Karoner Damar Hastalığı (KAH) veya ona eşdeğer hastalıklarının bulunması ve kalp damar hastalığı olmayanlarda bunun 10 yıl içerisinde gelişme riskinin hesaplanmasına göre değişir. Kolesterol düzeyine göre ilaç tedavisine karar verilirken, kişide damar hastalığı bulunup bulunmaması veya hastalık riskini arttırıcı diğer faktörlerin olup olmaması önem taşır. Örneğin başka risk faktörü olmayan, iyi kolesterolü de yüksek olan menopoz öncesi bir kadında total kolesterol % 230 mg/d’lık bir düzey risk oluşturmazken, kalp krizi geçirmiş 55 yaşındaki bir kadında aynı düzey kolesterol düşürücü ilaç tedavisi başlanmasını gerektirebilir. Kolesterol yüksekliğinin yol açtığı kalp krizi veya felç gibi hastalıklar kolesterolün damar duvarında birikmesiyle yıllar sonra ortaya çıkar. Bu nedenle 20 yaşın üzerindeki kişiler kan kolesterol düzeylerini ölçtürmeli ve önerilen yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalıdırlar. Özellikle anne, baba veya kardeşlerinde erken yaşta kalp hastalığı olduğu bilinen kişiler ve şeker hastaları mutlaka kan kolesterollerini ölçtürmeli ve gereken önlemleri almalıdırlar. HDL-Kolesterol (İyi Kolesterol) ise damar duvarında kolesterolün birikimini önler. HDL-Kolesterolü yüksek olan kişilerde, kalp hastalığının daha az olduğu gösterilmiştir. Türk Kardiyoloji Derneği’nin yapmış olduğu araştırmalarda Türk

toplumunda HDL-Kolesterol değerinin düşük olduğu gösterilmiştir. Sigara içme ve şişmanlık iyi kolesterolü düşürürken, düzenli egzersiz ise yükseltir. HDL düzeyi % 60 mg veya üzerinde de kalp hastalığına karşı korur iken % 40 mg altında ise hastalık için major bir risk oluşturur. Düşük HDL-Kolesterol değerlerinde (% 40 mg altında), özellikle de kalp damar hastalığı var ise tedavi önerilir. Trigliserid, kolesterol gibi hem vücutta yapılır hem de besinlerle alınır. Kandaki ölçülen düzeyi yüksek olanlarda kalp hastalığı daha sık bulunmuştur. Kalp damar hastalıklarına yol açan diğer risk faktörleri • Yaş ve Cinsiyet (erkeklerde 45 yaşın üzerinde, kadınlarda 55 yaşın üzerinde), • Aile hikayesi: Birinci derecedeki yakınlarda (anne, baba kardeş gibi) kalp hastalığı olanlarda, • Sigara içenlerde, • Tansiyon yüksekliği (140/90 mm Hg’nın üzerinde olması) bulunanlarda, • Şeker hastalığında, • Hareketsiz yaşayanlarda, • Şişmanlıkta, özellikle vücuttaki yağın daha çok karın bölgesinde toplanması kalp hastalığı riskini arttırır. Bel çevresinin erkeklerde 102 cm’den, kadınlarda 88 cm’den fazla olması riski yükseltir. Yukarıda belirtilen bu risk faktörleri bulunan kişilerde; kanda kolesterol veya trigliserid yüksekliği de varsa kalp hastalığı riski de katlanarak artar. Bütün bu risk faktörleri arasından sadece klasik kardiyovasküler risk faktörlerinin; sigara içmek, hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği ve şeker hastalığının bulunması kalp damar hastalıklarının % 80-90’dan daha fazlasından sorumludur. Kan yağlarının yüksek olması genellikle bir belirti vermez, fakat kalp damarlarının hastalık riskini artırır. Yani kalp kasını besleyen kalp damarlarında kalınlaşma ve sertleşme oluşturarak göğüs ağrısına (angina pektoris) veya kalp krizine neden olabilir. Kan yağları nasıl normal sınırlara düşer? Diyet, fazla kiloları vermek, ekzersiz yapmak ve gevşeme tekniklerinin (meditasyon gibi) olumlu etkileri vardır. Kan yağlarının düşürülmesi ile koroner kalp damar hastalığı ve inme (beyin damar hastalığı ile oluşan felç) riski de azalır. Kalp veya beyin damarlarında hastalık geçirilmiş olsa bile kan yağlarını düşüren ilaçlar gene önemli yararlar sağlayacaktır. Koroner kalp hastalık (KKH) riskine eşdeğer durumlar nelerdir? Bu grup hastalar; Diyabet hastalığı (Tip 1 veya 2), Semptomlu boyun damarı hastalığı, bacak damarında daralmaya bağlı yürürken ağrı, karındaki aort damarında genişlemesi, kalp damar hastalıklı hastalar gibi benzer şekilde hastalık riskine sahiptirler. Lipid tarama testi erkeklerde 35 kadınlarda ise 45 yaşında

19

başlatılmalıdır. Kalp damar hastalık riski olanlarda saptanan anormal değerler için tedavi başlanır. Diyabetiklerde, ailesinde kalp damar hastalıkları olanlarda (Erkek <50Y , Kadın <60Y), ailede hiperlipidemi öyküsü olanlarda veya çok sayıda KKH risk faktörleri (sigara , hipertansiyon) olan erkeklerde 20-35 kadınlarda 20-45 yaşlarında başlanır. 9-12 saatlik açlık (su hariç) sonrası kan alınır. Test sabahı ilaçlarını su ile alabilir. Testten önceki akşam, fazla yağlı yenilmemeli, alkol alınmamalı ve ciddi spor yapılmamalıdır. Tarama testi için uygun aralık her 5 yılda bir olabilir. Yüksek normal lipid seviyeleri için daha kısa, normal veya düşük riskli kişiler için daha uzun aralıklar önerilir. Daha önce hiç tarama yapılmayan yaşlı hastalarda tarama uygun olabilir. Tekrarı daha az önemlidir, çünkü lipid seviyesinin 65 yaşından sonra artması çok düşük bir olasılıktır. Tedavi kararı sadece lipid seviyesine göre değil Kalp hastalığının tüm risklerine göre verilir. Tedaviye yaklaşım Genellikle total kolesterolden ziyade tedavi kararı HDL ve LDL Kolesterol seviyesine göre verilir. Tablo 1 1. Koroner damar hastalığı (KAH) olanlar: KAH geçiren, ilave diğer risk faktörleri az olan kişilerde hedef LDL % 100 mg altında olmalıdır. Eğer bu değerin üzerinde ise; yaşam şekli değişkliği ve ilaç tedavisi önerilir. KAH‘na ek olarak birden fazla önemli risk faktörü bulunanlarda (diyabetik veya sigara içmek gibi) hedef LDL % 70-80 mg altına kadar düşürülmelidir. 2. Kalp damar hastalığı olmayanlarda tedavi: Hiperlipideminin ciddiyeti ve diğer kardiyak risk faktörlerinin varlığı tedavide belirleyici olur. Gelecek 10 yılda kalp hastalığı geçirme riski hesaplanmalıdır. • Hesaplanan 10 yıllık risk %10-20 olanlarda, hedef LDL Kolesterol % 130 mg altında, KAH için 2 veya daha fazla risk faktörü olanlarda, % 130 mg üzerinde ise yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisi önerilir. • Hesaplanan 10 yıllık risk % 10’dan az olanlarda, KAH için 2 veya daha fazla risk faktörü var ise; LDL % 130 mg altında olmalıdır. Eğer üzerinde ise; yaşam tarzı değişikliği, % 160 mg üzerinde ise de ilaç tedavisi başlanır. • KAH için 0-1 risk faktörü olanlarda ise, hedef LDL % 160 mg altında olmalı, % 160 mg üzerine bulunduğunda yaşam tarzı değişikliği , % 190 mg üzeride ise o zaman ilaç tedavisi başlanır. Trigliserid yüksekliğinde tedavi Normali < % 150 mg olup, • SINIRDA YÜKSEK % 150-199 • YÜKSEK % 200-499 • ÇOK YÜKSEK > % 500 mg Trigliserid yüksekliğinde, % 500 mg üzerinde ise, Yüksek LDL veya düşük HDL var ise,

20

Balık yağı; trigliserid seviyesini düşürür, fakat LDL kolesterolü yükseltebilir. Haftada en az 2 kez balık yenilmesi KAH riskini azaltır. Ailede KAH var ise, İlave diğer KAH risk faktörleri var ise; ilaç tedavisine başlanır. Tedavi seçenekleri Yaşam tarzı değişikliği veya ilaç tedavisi veya her ikisi birlikte düşünülür. Yüksek LDL olan tüm hastalar günlük yaşam alışkanlıklarında değiklik yapmaya başlamalıdırlar. Eğer LDL istenilen hedefin altında ise, gene sağlıklı kalp diyeti önerilmektedir. Diyette doymuş yağın (sıklıkla hayvansal yağlar ) tüketiminde azalma, fazla kilolu kişilerde zayıflama, aerobik ekzersiz ve plant stanol/steroller önerilir. Sık olarak kullanılan ilaçlardan statinler; LDL Kolesterolu düşürmede en güçlü, KAH’nı, kalp krizini, inme ve ölümü önlemede ise en etkili ilaç grubudur ( atorvastatin, simvastatin, rosuvastatin, pravastatin, fluvastatin gibi). Vücutta kolesterol sentezini ve kanda artan LDL ’i % 20-60 kadar azaltırlar. Ayrıca trigliseridleri azaltıp HDL artırırlar, sonuçta KAH riskini azaltırlar. Nadiren kas veya karaciğer üzerine yan etkileri görülebilir. Diğer ilaç grupları ise, fibratlar, ezetimib, nikotinik asid olarak sayılabilir. Beslenme Balık yağı; trigliserid seviyesini düşürür, fakat LDL kolesterolü yükseltebilir. Haftada en az 2 kez balık yenilmesi KAH riskini azaltır. Balık yağı, yüksek trigliseridi olanlarda önerilir, dozu kişiye göre ayarlanır. Yan etkisi vitamin E düzeyini azaltabilir, bulantı, gaz ve diyare (ishal) görülebilir. Soya proteini; isoflavin içerir ve östrojene benzer etkisi vardır. Yüksek soya proteinli diyet ile, total kolesterol, LDL ve trigliserid düzeyi hafifçe düşebilir, HDL yükselebilir. Fakat soya proteinin normal proteinin yerini alması ve isoflavin preparatlarının kolesterolü düşürmek için kullanılması önerilmez. Soya veya ürünleri (tofu, soya yağı, soya burgeri) lipid ve kalp damar hastalıkları üzerine yararlı etkiye sahiptir. Bitkisel stanol ve steroller; kolesterolün barsaklardan emilimini önlerler. Doğal olarak bazı meyve, sebze, bitkisel yağlar, kabuklu çerez, kurubaklagiller de bulunur. Ayrıca bazı margarinlerde (benecol gibi) ve hazır portakal sularında bulunur. Önerilen dozlarda kullanıldığında total ve LDLKolesterolü düşürürler, fakat koroner kalp hatalığını azalttığı henüz gösterilmemiştir. Kalp hastalığından koruyucu diyet hakkında öneriler • Fazla kilo var ise, toplam kalori alımının azaltılıp hareketlerin arttırılması ile kilo verilmesi önemlidir. Kilo artışı koles-

• •

• •

terol yükseltici bir faktördür. Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir. Tavuk, hindi ve balık eti, koyun ve sığır etine tercih edilmelidir. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama tercih edilmelidir. Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir. Tahıl, sebze ve meyve; yağdan fakir vitamin ve posadan zengin olup tüketimleri artırılmalıdır. Eriyebilen posa (yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek gibi) kolesterolü düşürür. Erimeyen posanın ise (kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları gibi) bağırsakların normal çalışmasına katkıları vardır. Az yağlı veya yağsız sütten hazırlanan ürünler tercih edilmelidir. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir, kaşar peyniri, yoğurtta doymuş yağ oranı yüksektir. Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir.

Kolesterolü düşürmek için diyet dışındaki öneriler: • Sigara, kolesterolün damar duvarında birikmesine ve biriken yağ plaklarının zamanla damarı tıkamasına neden olduğundan bırakılmalıdır. Ayrıca sigara, kandaki iyi kolesterol düzeyini de azaltır. • Fiziksel aktivitenin arttırılması da kötü kolesterolün düşmesine, iyi kolesterolün yükselmesine yol açar. Günlük en az 30 dakika sürecek yürüyüş kalp hastalığı riskinizi azaltacaktır. • Az miktarda alınan alkolün iyi kolesterol düzeyini yükselttiği çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Ancak bu şekilde yükseltilen iyi kolesterolün kalp damar hastalığından koruyucu etkisi bilinmediğinden ve alkolün diğer zararlı etkileri nedeniyle kalp hastalığından korunmada alkol kullanımı önerilmez.

Tedavi ne kadar devam etmelidir: Kolesterol yüksekliği, genellikle yaşam tarzı ve yanlış beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkmış olduğundan, doğru beslenme ve diğer yaşam tarzı değişiklikleri çocukluk yaşlarından başlayarak uygulanmalı ve yaşam boyu sürmelidir. Böylece kalp hastalığı sorunu bu şekilde durdurulabilir. Diyet ve diğer yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kolesterol düzeyleri istenen düzeylere indirilemezse verilen ilaçların kullanılması gerekir. Kalp damar hastalığı veya felç geçirmiş veya çok sayıda risk faktörü olup hasta olma tehlikesi yüksek olanlar, kolesterol veya trigliserid istenen düzeylere düşürülemezse, ilaçları yaşam boyu kullanarak kalp hastalığı risklerini azaltabilirler veya mevcut hastalığın tekrarlamasını önleyebilirler. Özetle; kan yağlarının yüksekliğinin tedavisi yaşam boyu sürer. İlaçlar hızla düşürmesine rağmen, yaşam şekli değişikliğinin etkisi 6-12 ayda ortaya çıkar. Tedavi bırakıldığında ise lipidler tekrar yükselir. Diyette önerilen değişiklikler • Doymuş yağ (hayvansal yağ) ve kolesterolden az diyet, • Alınan alkol miktarını azaltmak (günde erkekte 2, kadında 1 birim/kadeh içkiden fazla değil) veya kaldırmak, • Meyve , sebze, baklagil gibi posadan zengin gıdayı artırmak, • Diyabetik iseniz sıkı kan şekeri kontrolü • Yaşam şeklinde değişiklikler, • Fazla kilo var ise kilo vermek, sigarayı bırakmak, düzenli ekzersiz yapmak, Yüksel kan yağlarının yükselmesini önlemek için ise; 20 yaşından itibaren total kolesterol, HDL, LDL ve Trigliserid için düzenli olarak testler her 5 yılda bir yapılmalıdır. Sonuç olarak: Gelişmiş ülkelerde erkek ve kadında ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sırada olmakla birlikte, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık gibi sorunların düzeltilmesi ile bu ölümler önlenebilir veya geciktirilebilir.

LDL DÜZEYİNE GÖRE ÖNERİLEN TEDAVİ Hesaplanan Risk

Tedavi ile Hedeflenen LDL Kolesterol Düzeyi

> % 20 Çok yüksek riskli

• %100 mg altında, • Eğer; KAH’ na ilaveten; Diyabet hastalığı, göğüs ağrısı, metbolik sendrom, veya sigara var ise % 70 mg altında olmalı.

% 10 - % 20 Orta derece yüksek riskli

% 130 mg altında

≥ % 130 mg: diyet ve ilaç. % 100 - 129 mg: ilaç (isteğe bağlı)

< % 10 Orta derece risk

% 130 mg altında

≥ 130: diyet. ≥ 160: ilaç

Düşük risk

% 160 mg altında

≥ 160: diyet. ≥ 190: ilaç. 160 - 189: ilaç (isteğe bağlı)

KAH: Kroner damar hastalığı KAYNAKLAR; Circulation 2002 106:3143, Circulation 2004 110:227, Arh Intern Med 2007:167:346

Hastanın LDL Düzeyi ≥ %100 mg ise; diyet ve ilaç

21

SAĞLIK

Meme kanserinde alternatif tedavi metodları Ozon terapi (oksijen tedavisi), Fitoterapi (Bitkisel Tedavi), Natürel (Doğal) Tedaviler, Vitamin-Mineral ve Preparatlar olarak sıralayabiliriz.

Dr. Murat BAŞ R. Onkolojisi Uzmanı drmuratbas@ttnet.net.tr

Faydalı vitamin ve mineraller

MEME KANSERİNDE ALTERNATİF TEDAVİ YAKLAŞIMLARI Klasik tıbbi tedavilere ilave olarak, alternatif tedaviler “mutlaka klasik tedavilerden önce başlamalı” ve klasik tedavilerle eş zamanlı olarak sürdürülmelidir.

Cilt tümörleri hariç, meme kanseri, kadınlarda görülen en yaygın tümördür. Nadiren erkeklerde görülürse de, 30 yaş üzerindeki her kadının korkulu rüyasıdır. Maalesef son yıllarda meme kanseri, artık daha genç yaşlarda görülmeye başlamıştır. Yaş, ailesinde kanser (özellikle meme kanseri) olanlar, sigara ve alkol tüketimi, daha önce radyasyona maruz kalanlar (göğüs bölgesinde), menapoza girmiş kadınlar, şişmanlık meme kanseri açısından riskli olan olgulardır. Ama en önemlisi kadınlık hormonu olan “östrogen”in, yaşamdaki seviyesinin seyridir. Kan östrogen seviyesi yüksek olanlarda tümörün nüksü, tedaviye direnç (yanıtsızlık) ve ölüm olasılığı daha yüksektir. Tümör dokusunda östrogen reseptörü pozitif (+) tespit edilenlerde, tedaviye yanıt oranı daha yüksektir. Meme kanseri, tümörün evresine göre tedavi edilir. Ancak, tıbbı otoriteler ve onkologlarca, meme kanserinin standart bir tedavi protokolü sağlanamamıştır. Klasik tıbbi tedavilerde ekol farklılıkları vardır. Sadece cerrahide bile, tümör tespit edilmişken, “meme koruyucu” yaklaşımdan, kanser oluşmamış ama kanser oluşma riski olan memenin tümüyle alınmasına kadar farklılıklar içeren yaklaşımlar mevcuttur. Meme kanserinin klasik tıbbi tedavisi mutlaka “multidisipliner” yani farklı branşların birlikte tedavi planlaması yapması şeklinde olmalıdır. Hangi tedavinin hangi sırada yapılacağına birlikte karar verilmelidir. Her ne kadar bilimsel “metaanaliz” adı verilen çalışmalarda, meme kanserli hastaların sağ kalımında (yaşam süresi) tedavi edilemeyenlerle kıyaslandığında, herhangi bir fark tespit edilememiş ise de, bazı meme kanserli hastalarda klasik tıbbi tedavilerin doğru planlanarak uygulanmasından yanayım. Klasik tıbbi tedavilere ilave olarak, alternatif tedaviler “mutlaka klasik tedavilerden önce başlamalı” ve klasik tedavilerle eş zamanlı olarak sürdürülmelidir.

22

Coenzyme 910 (120 mg/gün) / 3 kez-gün, Calcium-glucanate (500-1000 mg/gün) / 3 kez-gün, Vitamin A (25.000 ıu/day), Vitamin E (800 ıu/day), Vitamin C (250-5000 2 kez-gün), Selenium (200-400 microgram/day) ve Bromelain 500 mg. Faydalı bitkiler Astragalus; P53 cevabıyla kanser yayılımını durdurur. Maitake; tümör gelişimini yavaşlatır, immün sistemi sitümile eder. Milkthistle (Silymarin); kanser hücreleri üzerindeki östrogen reseptörlerini bağlar. Mistletoe (Loranthus ya da Mulberry); immün sistemin baskılanmasını engelleyerek kemoterapiye destek olarak kullanılır. Quercetin; çok ilaçlı tedaviye dirençli meme kanserli hastalarda, kanser hücrelerinin ölümünü hızlandırır. Resveratrol (Siyah üzüm şurubu); tümör gelişimine neden olan hücresel mekanizmaları durdurur. Soy isoflavone; kanser hücrelerindeki östrogeni bloke eder, p21 genini aktive eder. St. John’s Worth (Sarı Kantaron); kanser hücrelerinin komşu dokulara yayılımını engeller. Turmeric (Curcumin Tablet); P53 genini aktive eder, kanseri aktive eden diğer genleri ise baskılar. Vitex; meme kanseri hücrelerinin gelişimini inhibe edebilir. Alnoni; bağışıklık sistemini güçlendirir, kemo ve radyoterapinin etkilerini azaltır. Sakıncalı bitkiler Bu bitkiler arasında; Cordyceps, Dan shen, Fennel, Licorice ve Peoni bulunur. Faydalı bitkisel karışımlar • GLA (Sibirya Sedir Yağı); Sibirya ormanlarında yetişen sedir çamlarından elde edilir, GLA oranı en yüksek bitkisel karışımdır. İçinde A, E, C vitamini; selenium ve çinko minerali vardır. Meme kanserinde en yaygın kullanılan tamoksifen’in etkinliğini arttırır. • Cinnamon twig ve poria pill; geleneksel bir Çin bitkisel karışımı olup, overler üzerinden etkisini göstererek kandaki östrogen miktarını azaltır. • Dong Quai ve Peony Powder; geleneksel bir Çin karşımı olup, östrogen üretimini azaltması etkisinden faydalanılır. Geniş bir kullanım alanı vardır. Tamokisfen’in etkisini arttırır. • Essiac ve Hoxsey; kanser hücrelerinin aktivasyonunu azaltan uzun süreli kullanılan bir Amerikan karışımıdır. Kemoterapiye bağlı yan etkileri, özellikle lökosit (beyaz hücre) eksikliğinde bütün kan hücrelerinin üretimini uyararak yardımcı olur. • Two-Cured Decoction, geleneksel bir Çin bitkisel karışımıdır. Meme kanserli hücrelerde östrogen seviyesini azaltır; geleneksel kullanımında kanser hücrelerinin akciğere yayılımını durdurduğu düşünülmektedir. Ateşli durumlarda bu bileşik asla kullanılmamalıdır.

Dikkat edilmesi gereken noktalar • Vücuttaki yağ dokusunun azaltılması için egzersiz yapılmalı ve beslenmedeki yağın azaltılmasına dikkat edilmelidir. Bunun için de mümkünse kırmızı et, tereyağı ve margarinli yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Özellikle menapoza girmiş kadınların dikkat etmesi gerekir. Kanserden korunmak için Omega 3 yağ asidi mutlaka alınmalıdır. Mümkünse beyaz et, özellikle balık yenmelidir. Zeytinyağı kontrollü bir biçimde yenilebilir. • Vejetaryen bir beslenmeye geçilmelidir. Mevsimlik sebze ve meyvelerin yenilmesine turfanda sera sebze ve meyvelerden ise kaçınmaya azami dikkat gösterilmelidir. Beta-carotene içeren sebzeler ve meyveler yenilmelidir. (Meme kanserli kadınların kanında beta-carotene seviyelerinin düşük olduğu görülmüştür.) En etkili ve en güvenilir beta-carotene seviyelerinin sağlanması; koyu yeşil, sarı ya da turuncu sebzelerin günlük alınmasıyla mümkündür. Brokoli mutlaka yenmelidir. Brokoli, sulphoraphane içerir. Bu madde karsinojenik toksinleri elimine etmeye yardımcı olur. Günlük olarak alınmalıdır; meme kanseri hücrelerin gelişimini uyaran ve östrogen bağlayan bir etki gösterir. Kızarmış ve kömürde pişmiş yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Tatlı ve hormon içeren maddelerin kullanımı asgari seviyeye düşürülmelidir. Çünkü insülin hormonunun yükselmesine neden olan yüksek kan şekeri seviyesi, meme kanseri hücrelerinin gelişimini hızlandırır. Doğal şekerler az miktarda da olsa yenilebilir. • D vitaminin meme kanserli hücrelerin, normal sağlıklı hücrelere dönüştürmeye yardım ettiğine dair kanıtlar mevcuttur. Bu nedenle bir miktar güneşe maruz kalmak faydalı olacaktır. Hazır vitamin Depreparatlarının hiçbir faydası yoktur. • C, A ve E vitaminlerinin ilave olarak alınması faydalı olabilir. Lifli yiyecekler yenmelidir. Lifler bağırsak hareketlerini hızlandırır; kabızlığa engel olarak toksinlerin emilimini azaltır. Normal beslenme diyetinde soğan ve sarımsak mutlaka olmalıdır. Günde en az 2,5-3 litre sıvı alınmalıdır. Gazlı ve asitli içeceklerden kaçınılmalıdır. Gevşeme teknikleri (meditasyon, masaj, çok sıcak olmayan banyolar, ozon sauna) fayda sağlayacaktır. • Sigara ve diğer toksik maddelerin alımından kaçınılmalıdır. Demir içeren bileşiklerin alımından uzak durulmalıdır, çünkü demir tümör gelişimini hızlandırabilir. Folik asidin hiçbir faydalı etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Ancak alkol alanlarda folik asit eklenebilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta ise; meme kanserinde alternatif tedavi, klasik tedavileri de bilen bir onkolog gözetiminde yapılmalıdır.

23

PSİKOLOJİ

Başlangıçta, evlendiği erkek hakkında bildiği birkaç şey varmış, ama daha sonra öğrendiklerinin, öğrenmeyi bile asla istemeyeceği şeyler olduğunu iyice anlamış.

Nilgün Çalık Psikolojik Danışman nil_gunce@hotmail.com

Şakiron, bir kara büyücüymüş aslında. Ailesi ve tüm sülalesi de kara büyücülerle doluymuş. O’na sorulsaymış, kara büyücü olmayı istemezmiş, ama bu onların ailesinde bir gelenekmiş. Kara büyücülük nesilden nesile aktarılırmış. Onlar; yaptıkları kara büyülerde, büyülerin en güçlüsünü; “sözleri” kullanıyorlarmış. Doğru zamanda, doğru yerde söylenen sözün, o zihne bir tohum gibi ekildiğini ve gittikçe büyüdüğünü çok iyi biliyorlarmış. Aslında Şakiron, ailesinden daha farklıymış. Bazen beyaz büyücü yönü yüzeye çıkar, ama kara büyücüler bunu fark eder etmez, hemen etkisiz hale getirirlermiş. Şakiron, başka bir mesleği olsun istermiş hep. Ama ailesi tarafından güçlü bir kara büyüyle cezalandırılmaktan korktuğu için mesleğine devam etmiş. Evlendikten bir yıl sonra Çimdırella ve Şakiron’un bir kız çocukları dünyaya gelmiş. Doğumunun şerefine bir davet düzenlemişler. Tüm aile büyükleri davette hazırmış. Tüm hazırlıklar yapılmış ve davet başlamak üzereymiş. Unutulduğu için davete çağrılmayan bir tek kişi varmış. O da sülalenin en güçlü Baş Kara Büyücüsüymüş.

Masal yazarak iyileşmek Kendinle yüzleşmeden sorunlarından kurtulamazsın. Kendinle yüzleşmenin birçok yolu vardır. Bu yollardan eğlenceli bir tanesi, geçmişinizi masallaştırmaktır. Buna bir örnek olarak, Psikolog Danışman Nilgün Çalık’ın masalını sunuyoruz.

UYUYAN GÜZEL Bir zamanlar uzak ülkelerin birinde, Çimdırella adında bir kadın ve Şakiron adında bir erkek yaşarmış. Gel zaman git zaman, yolları bir yerlerde kesişmiş. Birbirlerini çok sevmemişler ama herkes günün birinde evlendiği için onlar da evlenmişler. Çimdırella, evlenmenin ne demek olduğunu henüz bilmiyormuş. Ona “yaşın geldi, geçiyor, artık evlenmelisin” demişler. O da, çaresiz razı olmuş. Şakiron’unsa, hayatını düzene sokacak, yemeğini pişirecek, yaşadığı evi temizleyecek, sesini çıkarmadan her istediğini yapacak bir kadına ihtiyacı varmış.

üvey anne… Babası, üvey annesiyle evlendikten bir süre sonra, yaşadıkları küçük köylerinden, büyük bir kente göç etmişler ailecek. Bu büyük kent Çimdırella’ya, yabancı ve korkutucu gelmiş. Üstelik taşınır taşınmaz, babası onu henüz yeni tanıştığı, varlıklı bir ailenin yanına hizmetçi olarak vermiş. Küçük kızın artık sığınabileceği bir ailesi bile yokmuş. Evlenme zamanı gelinceye kadar bu ailenin yanında, çocukluğunu bilmeden, evin tüm sorumluluğunu üstlenerek yaşamış.

Çimdırella için, evleninceye kadar hayat böyle geçmiş. Artık evlilik zamanı yaklaşmaya başlamış. Evleneceği erkek hakkınÇimdırella’nın, “benim” diyebileceği bir hayatı, bir evi, bir ai- da henüz hiçbir şey bilmiyormuş ve çok korkuyormuş Çimlesi olmamış hiç. Hayatta hep yapayalnız kalmış. Küçük yaşta dırella. Vazgeçmek istediği halde yapamıyormuş bir türlü. annesini kaybetmiş. Ardından çok sevdiği küçük kardeşini... “Hayır” demeye cesaret edemiyormuş. Çünkü ona çok güçlü Babası hemen bir üvey anne getirmiş başına. Onu istemeyen bir kara büyü yapılmış. Büyünün adı; “başka seçeneğin yok” ve bu konuda da babasını çok iyi ikna edebilen kötü kalpli bir büyüsüymüş.

24

Unutulduğu için çok sinirlenen büyücü, tam o sırada lanetler yağdırarak gelmiş. Çimdırella ve Şakiron’u cezalandırmak istemiş ve yeni doğmuş bebeklerine en güçlü kara büyüsünü yapmış: “Hayatı mutsuzlukla geçsin, kafasında sürekli kendisini eleştiren cezalandıran, yargılayan bir sesi duyarak yaşamaya devam etsin. Yaptığı hiçbir şeyden mutlu olmasın, hep yanlış adımlar atsın, kendisine zarar verip, çok büyük pişmanlıklar yaşasın, utanç duygusu içini kemirsin” demiş ve ortadan kaybolmuş. Göklerdeki Beyaz Büyücü, olan biteni izliyormuş. Olanlardan çok etkilenmiş ve onlara gerçekleri anlatmak için, yeryüzüne inmeye karar vermiş. Tam o sırada her yer aydınlanmış. Mis gibi çiçek kokuları etrafı sarmış. Gökyüzü gökkuşağının yedi rengine boyanmış. Baş Beyaz Büyücü yeryüzüne inmiş. Sevgi dolu gülümsemesiyle, sözlerine başlamış: “Baş kara büyücünün yaptığı büyü, çok güçlü bir büyü ama çözümsüz değil. Kızınızın çocukluğu, gençliği, belki yetişkinliğinin bir dönemi bu büyünün etkisiyle geçecek. Bu süreler içinde hep uykuda olacak, gerçek potansiyelini görmeden, yaşayacak. Ama bir gün uyanmak isterse gerçekten uyanacak. Bir gün hepiniz uyanacaksınız, size verilen ve güçlü olmak için elinizde sıkı sıkı tuttuğunuz kara büyülerin sizi nasıl da güçsüz bıraktığını, aslında içinizde güçlü bir iyilik potansiyeli olduğunu anlayacaksınız. Umarım çok geç olmadan anlar ve hayatın tadını iyiliklerle çıkarmanın ne harika olduğunu hissedebilirsiniz. Neye inanmayı seçersek gerçeğimiz o olur. Bu güçlü büyüyü bozmak, kişinin kendi bilinçli çabası ve sorumluluğu eline almasıyla mümkün... Ama şimdilik şunları söyleyebilirim: Kızınız, gücü eline alabilirse, dirençlerini kırabilirse,

25

ve boyaları kullanarak tasarlayabiliyormuş. Ama okumayıyazmayı, matematiği en geç Uyuyan Güzel öğrenmiş. Ara sıra gösterdiği atak davranışları desteklenmemiş. “Sen sus! Otur yerine!” dermiş öğretmeni. “Geri zekalı” demeyi de hiç ihmal etmezmiş. Okuma-yazmayı sökme dönemi tam bir işkence gibi geçmiş, Uyuyan Güzel için. Evde sürekli babasından azar işitirmiş. “Yine sökemedi, herkes söktü, bizimki hala heceliyor” “Hala mı heceliyorsun geri zekalı!” benzeri cümlelerin ardından, sanki bu cümleler kafasına iyice yerleşsin, sağlamlaşsın diye, her cümlesini Uyuyan Güzel’in kafasına vurarak tekrarlarmış babası.

içindeki olumsuz sesleri dinlememeyi, sadece izlemeyi başarabilirse, hayatını artık uykuda geçirmekten de kurtulacak. Defalarca ama defalarca uyanması için ona uyarılar gelecek, umarım bunlardan birini fark etmeyi başarır. Uyuyan Güzel olarak hayatına devam edip etmemek tamamen onun seçimi.” demiş. “Dilerim bu gün burada yaşananlar hepiniz için bir ders olur. Ama şunu unutmayın, yüzde yüz sorumluluk almayan kişi, tam olarak uyanmış sayılmaz.” diyerek, tekrar gökyüzüne yükselmiş. Davet sırasında yaşananların etkisiyle, Çimdırella ve Şakiron, kızlarına “Uyuyan Güzel” adını vermişler. Şakiron, o gün Baş Beyaz Büyücünün sözlerinden çok etkilenmiş. Her şeyi göze alarak, kara büyücülük mesleğinden istifa etmiş. Böylece aradan birkaç yıl geçmiş. Uyuyan Güzel, üç-dört yaşlarına geldiğinde kalemi kağıdı eline alır almaz resim yapmaya başlamış. Annesi bunu fark ettiğinde, ona resim yapması için renk renk boya kalemleri almış. Uyuyan Güzel, resim yapmayı o kadar çok seviyormuş ki, bıkmadan usanmadan rengârenk resimler yapar dururmuş. Mutsuz bir çocukluk geçirmiş Uyuyan Güzel. Sadece resim yaparken mutluymuş. Annesi onu hiç kucağına alıp, öpüp koklamazmış. Babası zaten hiç ilgilenmez, ilgilenmediği gibi zehir saçan ağzını açıp, hakaretlerine başlarmış. Hiçbir zaman onaylayıcı, destekleyici, sevecen sözcükler söylemez, artık kara büyücülükten istifa etmiş olmasına rağmen, eski mesleki alışkanlıklarıyla, kötü sözlerin tohumunu zihnine ekmeye devam edermiş. “Yapamazsın” “beceriksizsin” “yakışıyor mu sana öyle davranmak! Ayıp!” “Aptal” “Geri zekalı seni” “Resim karın doyurmaz, fen kafasına sahip olmalı insan” Uyuyan Güzel, “bende bir eksiklik var! ben diğer çocuklar gibi değilim, aptalım, beceriksizim” dermiş içinden. Resim yeteneği olduğunu bile kabul edemezmiş. Annesinden ve babasından resimleriyle ilgili hiç övgü almasa da resim yapmaya devam edermiş. Annesi, “kızım sessizce oturuyor, kendi kendine uğraşıyor, beni hiç üzmüyor” dermiş. Okula başladığında, her şeyi tüm arkadaşlarından daha geç öğrenmiş. Oysa daha okula gitmeden, tüm renklerin adını biliyor, güzel resimler yapıyor, renk uyumuna dikkat ediyor, kendi oyuncaklarını; kağıtlardan, kartonlardan, yapıştırıcı

26

Yıllar böyle akıp geçmeye devam etmiş. Uyuyan Güzel on yaşına geldiğinde babası hastalanmış. O çok güvendiği ve inandığı kara büyücüler ve dönemin önemli hekimleri çare bulamamışlar hastalığına. Kara büyülerle taşlaşmış kalbi, artık daha fazla dayanamamış. Şakiron, iki yıl kadar hasta yatmış. Uyuyan Güzel, babasının hastalığına üzülmüyormuş. Onu asıl üzen; hiçbir zaman onun sevgisini hissedememesiymiş. Babası, hastalığının son zamanlarına kadar, sözleriyle zehir saçmaya devam etmiş. Ta ki, öleceğini artık gerçekten anlayana kadar… Bir gün babası, yatağında ölümü beklerken, Uyuyan Güzeli yanına çağırmış ve ilk kez gerçekten sevgiyle kızının elini tutmuş. Avucunun içinde sımsıkı tuttuğu elini öpmüş. Bir süre öyle durup, ağlamış Şakiron. Pişmanlık içinde… Sanki “beni affet kızım” der gibi bakıyormuş. Uyuyan Güzel, manzara karşısında neye uğradığını şaşırmış. Ölüm zamanı yaklaşana kadar görmediği şefkati, sevgiyi o anda babasının gözlerinde görmüş. Hep başka çocukların babalarıyla olan ilişkilerine özenirmiş. Hiç de büyük bir kayıp gibi gelmiyormuş Uyuyan Güzele babasının ölümü. Başkaları, bir insanın babasını kaybetmesinin ne kadar acı verici olduğunu bildikleri için, Uyuyan Güzele şefkatle yaklaşıp, onu teselli etmeye çalışıyorlarmış. Ama bilmiyorlarmış, Uyuyan Güzel, aslında hiçbir zaman olmayan babası için ağlıyormuş. Aradan yıllar geçmiş. Bilinçsizce yapılmış seçimlerden duyulan pişmanlık, suçluluk duygularıyla, kayıplarla… Hep bir şeylerin eksikliğini duyuyormuş, ama tarif edemiyormuş. Mutlu olmak istiyormuş, huzurlu ve rahat olmak istiyormuş, kendisini neyin bu kadar mutsuz ettiğini de anlayamıyormuş. Başka insanlara verilip de ondan esirgenen neymiş? Hep güzel hayaller kurarak, kendisini gerçekten sevebilecek bir prens düşleyerek, bir sürü prensle, bir sürü ilişki yaşamış. Evlenip, mutlu bir yuva kurmayı, iyi bir anne olmayı hayal etmiş. Ama kendisini sevmeyi öğrenmeden, bir başkasının O’nu gerçekten sevemeyeceğini, aradığı sevgiyi, dışarıda bulamayacağını bilmiyormuş o zamanlarda… Uyuyan Güzel için hayat, artık iyice çekilmez olmaya başlamış. Derin bir acı çekiyor ve bu acıdan kurtulmak için çabalayıp duruyormuş. Ama bir gün çektiği acıların içinde kaybolmuş. Çaresizlik içinde günlerce ağlamış. Artık yanında kimseyi istemiyormuş. Sadece yalnız kalmak ve ağlamak istiyormuş.

“Bir çıkış yolu olmalı” diyormuş kendi kendine. Ve günlerden sonra nihayet çıkış yolu görünmüş. Neye ağladığını bilemeden, günlerce döktüğü gözyaşlarıyla, içinin yıkandığını ve o korkunç kara bulutlarının dağılmaya başladığını fark etmiş. Karabulutların ardında saklanan güneş, yüzünü göstermeye ve içini ısıtmaya başlamış. Belki de hayatında ilk kez içsel gücünü fark etmiş, Uyuyan Güzel. Tüm hayatını gözden geçirmiş o noktada. İçinde, her şeye rağmen onu ayakta tutan gücü hissedebiliyormuş artık. Varlığının derinlerinden, onu gelişmeye, değişmeye çağıran gücün sesine kulak vermiş ve sesin O’nu çağırdığı yöne doğru gitmiş. İşte o günlerde, dönemin ünlü beyaz büyücülerinden birinin kapısını çalmış. Yolu göstermesi için ondan yardım istemiş. “Bana yardım et. Nedir beni böyle umutsuz, mutsuz, çaresiz, perişan yapan, hayatımı bu kadar anlamsız ve boş kılan? Kendimi iyi hissetmiyorum, sanki ben, ben değilim” demiş. Ünlü beyaz büyücü; “Tüm cevaplar sende! Birazdan gerçek uykuyla tanışacaksın, aslında biz buna gerçek uyanma diyoruz; farkındalık diyoruz” demiş. Ve sihirli değneğiyle dokunur dokunmaz, Uyuyan Güzel, daha derin… daha derin… bir uykuya dalmış. Uykusunda, doğduğu ilk günlere gitmiş. Aslında o güne kadar hiç bu denli uyanık hissetmemiş kendisini. Her şey öyle parlak ve canlıymış ki, derinden hissediyor, sesleri tüm berraklığıyla duyabiliyormuş. Geçmişte bir günün içindeymiş. Beşiğinde, gözlerini dünyaya yeni açmış bir bebek olmuş bir anda. Gökyüzünün, gökkuşağının yedi rengine boyandığını görmüş. Derin bir nefes almış, mis gibi çiçek kokularını içine çekmiş. Göklerden inen beyaz büyücünün sözlerindeki sevgiyi derinden hissediyormuş. “Yaşama Evet!” demiş yürekten. “Şimdi sorumluluğu ele alma, zihnimi kara büyülerden temizleme ve kara büyücüleri affetme zamanı. Zihnimi kendi seçtiğim yeni ve güzel sözlerin, beyaz büyülerin ışığıyla aydınlatma zamanı” İçinde hissettiği yeni, yepyeni bir yaşam gücünün enerjisiyle, bir gün, hep bildiği ama gitmeye cesaret edemediği bir mahalleyi ziyaret etmeye karar vermiş. Orada, kendileriyle yüzleşme cesaretini gösterip, gerçek potansiyellerini değerlendirerek, insanlığa yararlı olmayı amaç edinmiş, harika insanlar yaşarmış. “Ben de bu mahallede yaşamak istiyorum” demiş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş ve nihayet ulaşmış, güzel insanların yaşadığı, bu küçük şirin mahalleye… Parlak bir ışık gözlerini kamaştırmış önce. Göğsünde tanıdık bir acıyı hissetmiş yeniden. Nefes almakta zorlanmış. Korkmuş, oradan bir an önce kaçmak istemiş. Ama kaçmamış. Onu orada tutan, uyanmak isteyen, değişime açık, içsel gücünü fark etmiş yeniden. “Sorumluluk kimdeyse, güç ondadır. Yarattığım hayatın sorumlusu benim ve hayatımı istediğim yönde değiştirebilirim.” diyerek, çok sevdiği bu mahalleye taşınmış. Ve hayatının sonuna kadar, bu mahallede, insanlığa yararlı olmanın huzurunu duyarak, sevecen ve aydınlık bir beyaz büyücü olarak yaşamış.

27

İLK YARDIM Dr. Hasan Hüseyin TOKGÖZ AKS 110 İzmir İtfaiye Daire Başkanlığı İlkyardım Eğitmeni AKADEMİ Acil Durum Merkezi İlkyardım Eğitmeni

Yaşam bulguları olmayan (solunumu olmayan, hareketsiz olarak yatan) bir bebekle (O-12 ay) karşılaştığımızda ne yapmalıyız? Öncelikle bebeğin bilinç durumunu, ayak topuğundan hafifçe vurarak değerlendirmeliyiz. Bebeğin bilincinin olmadığını tespit ettiğimiz o an; yanımızda başka biri varsa hemen 112’yi aratmalıyız. Yalnız olduğumuzda ise vakit geçirmeksizin bebeğe ilk yardım uygulamaya başlamalıyız. Bebeğin başını, hafifçe geriye ve çenesini de öne yukarıya doğru getirerek (boynunu incitmemeye dikkat ederek) baş çene pozisyonu vermeliyiz. Bu yöntemle bebeğin soluk yolunun açıklığını sağlamış oluruz. Baş çene pozisyonu verdiğimizde bebeğin ağız içini gözle kontrol ederiz. Sadece gözle görülen bir yabancı cisim gördüğümüzde çıkartmaya çalışırız. Asla gözümüzle görmediğimiz yabancı cisimleri çıkartmaya çalışmamalıyız.

Bebeğin bilincinin olmadığını tespit ettiğimiz o an; yanımızda başka biri varsa hemen 112’yi aratmalıyız. Yalnız olduğumuzda ise vakit geçirmeksizin bebeğe ilk yardım uygulamaya başlamalıyız.

kurtarıcı 5 nefes verilir. Yanaklarımızı havayla doldurarak, bebeğin ağız ve burnunu ağzımızla kapatacak şekilde 5 kere hayat kurtarıcı nefes verilir. Verdiğimiz her solukta bebeğin göğüs kafesinin yükseldiğini gözlemlemeliyiz. Her verdiğimiz nefesten sonra bir saniye bekleyerek, verilen nefesin geriye çıkışını sağlarız. Daha sonra Temel Yaşam Desteği’nin bir diğer aşaması olan göğüs kompresyonuna geçeriz. Bebeklere (0-12 ay) 30 göğüs kompresyonu uygulanır. Bir elin orta ve yüzük parmağı, bebeğin iki meme başından bir hat çekilerek göğüs merkezine yerleştirilir. Göğüs kafesi, göğüs yüksekliğinin 1/3’ü kadar basınç uygulanarak çöktürülür. Dakikada 100 kez olacak şekilde bası uygulanır. 30 adet göğüs kompresyonunun ardından bu kez 2 soluk veririz. Daha sonra 30 göğüs kompresyonu ve 2 soluk verilerek 2 dakika kadar Temel Yaşam Desteği’ne devam ederiz. 2 dakika süresince uyguladığımız Temel Yaşam Desteği sonunda ilk başta da uyguladığımız “Bak, Dinle, Hisset” yöntemiyle bebeğin solunumunu tekrar değerlendiririz. Bebeğin solumaya başladığına karar verirsek, bebeği kucağımızda yana yatırırız. Eğer bebeğin solunumu geriye dönmediyse ve hâlâ cevap yok ise, Temel Yaşam Desteği’ni 30 göğüs kompresyonu ve 2 soluk verme şeklinde Acil Ambulans Servisi olay yerine gelene kadar sürdürmeliyiz.

Bir sonraki aşama, “Bak, Dinle, Hisset” yöntemiyle, 5-10 saniye bebeği gözlemleriz. (Kulağımızla bebeğin soluğunu dinlemek, elimizle göğüs hareketini hissetmek ve gözümüzle göğüs hareketini görmek). “Bak, Dinle, Hisset” yöntemiyle solunumu değerlendirilen bebeğin, solunumunun olmadığına karar verdiğimizde, Temel Yaşam Desteği’nin bir diğer aşamasına geçeriz. Bebeğe hayat

Bebeklerde (0-12 ay) “Temel Yaşam Desteği” Uygulamalarında Yenilikler 28

29

Alternatif Tıp; HİPNOZ Op. Dr. Bülent Uran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı bulent_uran@yahoo.com

Uzun zamandır hipnoterapi ile hasta tedavi etme uğraşısı içindeyim. Her çalışmamda biraz daha öğreniyorum. Ama artık kesin olarak biliyorum ki, sorun ne olursa olsun, bu sorunu başlatan etken, bilinçaltında yerleşmiş olumsuz duygular. İyileşmek için hastalık yaratan duygu ve bu duyguların ürettiği otomatik düşünceleri bilinçaltından temizlemek gerekiyor. Bilinçaltından duyguları temizlemek için hipnoz ve EFT, NLP benzeri yöntemleri kullanıyorum. Hakkıyla ve sonuna kadar uygulandığı zaman elde edilen sonuç tam anlamıyla şaşırtıcı. Ben bile bazen şaşırıyorum. Duyguların çok azı gerçekçidir Olumsuz duyguların çok azı gerçekten üretilmesi gereken duygulardır. Örneğin kişinin bir deprem anında korkması son derece doğaldır. Yani buradaki duygu gerçekçi bir nedene dayanmaktadır. Ya da bir kişinin nedensiz bir fiziksel saldırısına uğradıysanız ve kaçamıyorsanız onunla savaşmak için öfkelenmeniz son derece doğaldır. Öfke size savaşma gücü verecektir. Ya da bir kişiye hak etmediği bir davranışta bulundunuz. Suçluluk hissetmeniz doğaldır. Bu size sizin insan olduğunuzu ve yanlış yapabileceğinizi, hatalarınızdan ders almanızı hatırlatan bir duygudur. Bedende tüm duygular kısa ömürlüdür ancak.. Kişiler yaşama bakış alışkanlıklarına göre bu tip duyguları bedeninde tutarlar ya da temizlerler. Amaçlı olarak üretilmiş duygular amacını tamamlarsa, bedende birikmez ve sorun yaratmaz. Yani korkup kaçtıysan, kurtulduysan, savaştıysan ya da karşındakini sindirdiysen, vicdan muhasebeni yapıp kendinin hata yaptığını kabul ettiysen, duygu birikmez. Yani tüm duyguların bedendeki ömrü kısa sürelidir. Ancak duyguyu yaşamaya direnmezsen. Eğer duyguları yok sayıp hissetmekten kaçınırsan duygular bedende bir enerji olarak birikir. Ama bu enerji bedenin normal akan enerjisini tıkayan bir enerjidir.

Hastalık yaratan, hayatımızı zehir eden

gereksiz kavramlar...

30

Bir kişi korktuğunu veya kızdığını fark ederse genelde bu duyguyu yaşatıp akıtabilir. Hipnoz seansları sırasında bu birikmiş duyguları açığa çıkarmak için bu duyguların biriktiği olayların bilinçaltında yeniden canlandırılması gerekir. Buna regresyon diyoruz. Amaç olayı yaşarken duyguyu hissetmek ve boşaltmaktır. Birçok değişik olay olumsuz duygu birikmesine neden olur. Benim gözlemlerime göre biriken duyguların çok büyük çoğunluğu bilinçaltına şu ya da bu şekilde yerleşmiş bazı kavramlara dayanır. Bu kavramlar öyle bir güç kazanır ki kişilerin hatta toplumların tüm davranışını etkiler hale gelir. Ama bu kavramların

büyük çoğunluğu anlamsızdır. Doğal, fiziksel, fizyolojik veya bilimsel gerçeklerle hiçbir bağlantısı yoktur. Hayali bir üretmedir. Ne ölçülebilir, ne tartılabilir ne de bir işe yarar. Tek yaptıkları insanların insanlarla olan iletişimlerini bozmaktır. İnsanların hayatlarını zehir etmektir. İnsanın neyi niçin yaptığını sorgulamadan bir robot gibi yaşamasına neden olmaktır. Hangi hastalıkla uğraşırsam uğraşayım sorunun özü gidip bu kavramlara takılıyor. Bu kavramlar üretiyor olumsuz düşünceleri ve bu düşünceler bağlı duyguları. Nedir bu kavramlar? Temel bir kavram var. Değerli hissetmek. Birçok gereksiz kavram bu kavramdan üretiliyor. Örneğin, ilgi görmek, sevilmek, anlaşılmak, hissettiklerinin hissedilmesi gibi. Bu kavramlar bazı inançları da yerleştiriyor. Yine sorgulanmayan ve peşinen kabul edilen. Güvenmek gibi, söz vermek ve verdiğin söze bağlı kalmak gibi. Ve tüm bunlardan, içeriği hiçbir şekilde tanımlanmamış bazı üst değerler türüyor. Onur, gurur, namus gibi. Bir insan neden değerli hissetmek ister? Neden değer verildiğini anlamak ister? Neden tüm yaşamını başka insanların kendisine değer vermesi üzerine kurgular? Çünkü şu ya da bu nedenlerle bilinçaltında değersizlik kavramı yerleşmiştir. Değersizlik bir kavramdır. His değildir. Hisler bu kavramın başkaları tarafından fark edildiğine kanaat getirildiği zaman oluşur. Bilinçaltı yaşamın ilk yallarında oluşur. Doğuştan gelen insani özümüz dışında değerimizi belirleyen hiçbir bilgi yoktur. Ya da değerli hissetmek gibi bir kavramda yoktur. Sadece riskli durumlar ve risksiz durumlar vardır. Eğer risk olarak algıladığı bir durumda bu riskli durumu hak ettiği gibi algılama alırsa hemen buna göre programlanmaya başlar. Bir bardak suyu devirdiği için “aptal çocuk” diye bağırılırsa hemen programlanma başlar. Ha ben farklıyım. Ben diğer insanlar gibi değilim. Bu bardağı devirmemem gerekiyordu. Ama aptal olduğum için devirdim. Demek ki hep devireceğim. Ama buda tehlikeli, baksana saldırı var. O halde bardaklardan uzak dur. Ve bir daha bardağı eline aldığında eli titremeye başlar ve yine devrilir. “ zaten senin gibi aptaldan başka ne beklenir ki.” Böylece bilinçaltı inanç güçlenmeye başlar. Bu ve buna benzer telkinler, kısa zamanda değersizlik kavramını yerleştirir. Bir kez bilinçaltı içinde bulunduğu fiziksel bedenin değersiz olduğuna kanaat getirdiyse artık bu onun için değişmez bir kuraldır. Saçın rengi gibi bir şeydir. Yani bu kavramı yaratan bilinçaltı duygular temizlenmeden değersizlik kavramı ortadan kalkmaz. Bilinçaltı bu inanca sahip olduktan sonra artık bu değersizliği gizlemek zorundadır. Neden değersizlik gizlenmek zorundadır? Çünkü bu kavramın bilinçaltında çözümlenmesi farklıdır. Değersizliğin bilinçaltındaki anlamı yetersizliktir. Daha doğrusu yetersiz olduğu durumlar yüzüne çarpıldığı ve onaylanmadığı için değersiz “hissetmeye” başlamıştır bilinçaltı. Bu inanca göre artık mevcut yetenekleri ve gücü, yaşamını özgürce sürdürmeye yeterli değildir.

31

Amaçlı olarak üretilmiş duygular amacını tamamlarsa, bedende birikmez ve sorun yaratmaz. Yani korkup kaçtıysan, kurtulduysan, savaştıysan ya da karşındakini sindirdiysen, vicdan muhasebeni yapıp kendinin hata yaptığını kabul ettiysen, duygu birikmez. Yani tüm duyguların bedendeki ömrü kısa sürelidir. Bilinçaltı aygıtı, tüm canlıların yaşamasını ve evrimleşmesini sağlayan bir mekanizmadır. Bilinçaltı vahşi ormanı bilir. Doğayı bilir. Doğal güçleri bilir. Eğer doğada güçsüzsen yaşayamazsın. Ama bilinçaltının asli görevi yaşatmaktır. Böyle bir mevcut bilgi varsa, yani yetersizim, güçsüzüm bilgisi varsa, o zaman esas iş bunu gizlemek olacaktır. Dediğim gibi çünkü artık bu kavram değişmezdir. Bilinçaltına bir inanç yerleştikten sonra artık bu değişmez bir doğrudur. Sorgulanmaz, yargılanmaz. Temel amaç bunu gizlemektir. Değer ölçümünü yükseltmek değildir. Bu öyle bir gizlemedir ki kişinin kendisinden bile gizler. Kişiler çoğu davranışın ardında bu yetersizlik kavramının olduğunu bilemez. Bilemez ama tüm yaşamını değer satın alma üzerine kurgular. Kişi değer verilmesi gerektiğine inanmıştır. Bunun iyi hissetmek için gerekli olduğuna öyle bir inanmıştır ki bunu sorgulamaz. Bilinçaltı bunu sorgulatmaz. Bilinçaltı kişiyi değerli “hissetmeye” yöneltir. Çünkü bilinçaltının derdi başkadır. Eğer bir insanın, ya da insanların kendisine değer verdiğini kabul ederse, o insanlardan bir tehlike gelmez. Ama değer vermiyorsa, ya da değersiz “hissettirecek” davranışlarda bulunuyorlarsa, bu insanlar peşinen tehlikelidir. Bir insan size değer verici bir davranışta bulunmamışsa, bilinçaltı bunu sizin değersiz olduğunuzu anlamış olarak yorumlar. O zaman tehlike başlamıştır. Vahşi ormandadır artık bilinçaltı. Artık o değer vermeyen kişi, her an size atlayacak ve etinizi parçalamaya başlayacaktır. İşte bu durumda duygu üretimi başlar. Eğer değer vermeyen kişi gerçekten güçlüyse o zaman en kestirme yok kaçıp kurtulmaktır. Sosyal fobi, öz güvensizlik, panik atak vs gibi tanımlamalarla ifade edilen durumların temel nedeni, bu kaçma isteğidir. Bu kaçma isteğinin halk arasında bilinen ismi utangaçlıktır. Evet, gerçekten de değersizlik kavramının ürettiği duygu, utançtır. Fark edilme korkusu. Değersizliğinin fark edilmiş olması ya da. Utanç iki amaca da hizmet eder. Hem fark edileceğini anladığı anda ortaya çıkar hem de fark edildiğini anladığı anda. Eğer değer vermeyen kişi güçsüzse farklı bir mekanizma işler. Bu durumda öfke ve saldırganlık başlar. Örneğin, değersizlik kavramıyla bulaşmış bir babanın çocuğunun, babanın sözünü dinlemediğini varsayalım. Baba otomatik olarak öfkelenir. Çünkü bilinçaltı kodları böyle programlıdır. Çocuğun sözünü

32

dinlemiyorsa seni saymıyordur. Saymıyorsa değer vermiyordur. O zaman tehlikelidir. Güçsüz birisi nasıl tehlikeli olabilir? Çocuk güçsüz olsa da babanın değersizliğini “güya” fark etmiştir ve bunu diğerlerine de fark ettirme tehlikesi vardır. O halde, tez başı ezile! Bir daha böyle bir davranışta bulunmasına izin verilmeye! Bu yazıyı okuyan birçok anne ve babanın şu anda bilinçaltlarının titreştiğini ve itiraz ettiğini duyar gibiyim. Bu saçmalık diyorsunuz. Bizler, çocuğumuzun iyi bir insan olması için böyle davranıyoruz diyorsunuz. Palavra. Derdiniz çocuğunuzun sizi saymasıdır. Size değer vermesidir. Başkalarının çocuğunuzun size değer verdiğini fark etmesidir. Tabiî ki sözüm çocuklarına bilinçsizce öfkelenen, bağıran, tokatlayan annelere, babalara. Değerli olma paradoksu Bu aşamada insan zihnindeki ama genel olarak bilinçaltındaki paradoksu fark etmenizi istiyorum. Değersizlik kavramını içselleştirmiş bir kişi bunun farkında olmadan değer arar durur. Bu değer arama değişik kavramlar şeklinde kendisini gizler. Sevilip sevilmediğini test eder. İlgi görüp görmediğini ya da takdir edilip edilmediğini. Anlaşılmak ister. Hissettiklerinin hissedilmesini ister. Beklentilerinin karşılanmasını ister. Tüm bu arzularının gerçekleşip gerçekleşmediği, tamamen kişinin kendi bilinçaltında yerleşmiş inanç ve kalıplara göre değerlendirilir. Bir davranış, bir söz bu beklentiyi karşılıyorsa olumlu bir çentik atılır. Karşılamıyorsa olumsuz. Bu çentiklerin, saf gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. Gerçekten seviliyor mudur? Gerçekten değer verilmiş midir? Gerçekten anlaşılmış mıdır? Gerçekten hissettikleri hissedilmiş midir?

Bunları gerçek olarak bilme şansına hiçbir zaman sahip değildir. Doğrudan bu kavramları ölçen aletimiz ya da ölçüm kriterlerimiz yoktur. Bir insanın kanındaki şekeri ölçebiliriz. Kan basıncını ölçebiliriz. Kalbindeki elektriksel bozuklukları ölçebiliriz. Ama gerçekten bedenine karşıdan bulaşmış değeri, ilgiyi, anlaşılırlık düzeyini ya da sevgiyi doğrudan ölçen hiçbir cihaz yoktur. Ama bilinçaltı kişinin bunları fark etmesini istemez. Onu bu kavramlardan uzak tutar. Bunun içinde iyi hissettirme aldatmacasını kullanır. Yani değer verildiğine kanaat getirdiği anda iyi hissettirir. Bu durumda bir sorgulama yapılmaz. Kişi sahte bir inanç yaşar. Zanneder ki, değer verildikçe içindeki değer artıyor. Ama bilinçaltındaki inanç değişmez. Bilinçaltını esas derdi değeri arttırmak değil, değersizliği fark ettirmemektir. Ona göre birisi size “değer veriyorsa” o zaman sizdeki değersizliği fark etmiyor demektir. Yani o kişi için ekstra tedbir almaya gerek yoktur. Hatta ona bağlanabilirsiniz. Onu kaybetmemek için gayret gösterirsiniz. Bu nedenle sahte ihtiyaç duygusunu bile fark etmezsiniz. Artık tek inanç değer verilmeye ihtiyacınız olduğudur. Sevilmeye ihtiyacınız olduğudur. Anlaşılmaya ihtiyacınız olduğudur. Beklentilerinizin karşılanmasına ihtiyacınız olduğudur.

Çoğu kişisel gelişim kitapları, psikolojik tedavi süreçleri vs bu sorunla başa çıkmanın yolu olarak, kişinin kendisinde olumlamalar yapmasını ister. Ben değerliyim vs gibi. Bu bir kandırmacadır. İçerde sımsıkı, taş gibi utanç duygusuna bağlı program işlerken, bu olumlamalar dökülmekte olan sıvanın üzerine yaldızlı boya sürmeye benzer. Kısa sürede sıva dökülür, boyada dökülür. Sıvanın dökülürken boyanın duvarda kalacağını düşünmek safdilliktir. Bu nedenle de, değer arama ihtiyacı bir türlü bitmez. Gerçekten kendisine değer verildiği zaman, bedende gerçekçi bir şeyler değişiyor olsa, o zaman bir süre sonra eksikliğin dolması gerekir. Ve bu ihtiyacın ortadan kalkması gerekir. Ama değer almak, biraz benzin almak gibidir. Depo kısa sürede boşalır. Çünkü bilinçaltının gerçeği, deponun boş olduğudur. Yani bende herkes kadar değerliyim demekle işin içinden çıkamazsınız. Bilinçaltına bunu yediremezsiniz. Çünkü böyle bir gerçeklik yoktur. Yani değerli olma kriterleri ya da özellikleri diye bir şey yoktur. Sadece insan olma kriterleri vardır. Bir insanın değerini ölçen bir alet yoktur. O zaman ben değerliyim diye haykırmak çok anlamsızdır.

Bu dertten kurtulmanın daha kestirme yolu vardır. Farklı tip düşünce modelini benimBu yazıyı okuyan birçok anne ve İhtiyaç dediğimiz zaman, yasemek. Gereksiz kavramları babanın şu anda bilinçaltlarının şamak için şart olan şeyleri zihinsel sözlüğümüzden çıanlamamız gerekir. Su, ekkarmak. Klasik düşünce tartitreştiğini ve itiraz ettiğini duyar gibimek, hava, barınak, para gibi. zımız, dual düşünce tarzıdır. yim. Bu saçmalık diyorsunuz. Bizler, Diğer şeylere olan ihtiyaç Yani, ak-kara tarzı zıtlıklara çocuğumuzun iyi bir insan olması için duygusu sahte bir duygudur. göre düşünürüz. Eğer değerAma bilinçaltı bunun fark li değilsek değersizizdir. Bir böyle davranıyoruz diyorsunuz. Palavra. edilmesini istemez. Bu tip insan güvenilir değilse güveDerdiniz çocuğunuzun sizi saymasıdır. düşüncelerden rahatsız olur. nilmezdir. Bir insanı ya seSize değer vermesidir. Başkalarının Çünkü o zaman, fark edileversin ya sevmezsin gibi. İşte ceğini ve zarar göreceğine bu tip düşünce tarzı, hastalık çocuğunuzun size değer verdiğini fark inanmıştır. Bilinçaltı mantık üreten bir düşünce tarzıdır. etmesidir. yürütemez. Onun kendi ilişHalbuki, iyileştiren düşünce kiler sistemi vardır. Sadece tarzı, “ne o ne de bu” şeklinilişki kurar ve ona göre progde bir düşünce tarzıdır. Yani ramı işletir. Mantık, bilincin işi olmalıdır. Ama kişi bilinçli ne değerliyim ne de değersiz. Ne sevmek zorundayım ne de olarak düşünme gücünü unutmuş olabilir. Gerçekte bilinçli sevmemek. Ne güvenmek zorundayım, ne de güvenmemek. düşünme gücü kaybolmaz. Sadece farkındalıktan uzaklaşır. Bu tip bir düşünce tarzı yerleşmeye başladıktan sonra, bu kavKişi bilinçaltında yerleşmiş bu gereksiz kavramların dayattığı ramlar yavaş yavaş zihinsel sözlüğünüzü terk etmeye başlar. çerçevede akıl yürütür, mantık kurar ve bunu bilinci zanneSözlükten çıkmaya başlayınca bilinçaltı şaşırmaya başlar. Hala, der. Bu sahte bir bilinçtir. o sıkı sıkı tutmaya çalıştığı değersizlik kavramı, artık bir saDeğersizlik “duygusu” sahte bir duygudur. vunma üretememektedir. O zaman yavaş yavaş gücünü kaybeder. Ve bu gereksiz programı bilinçaltından temizlemek Gerçek bir duygu değildir. Bu nedenle buna kavram diyorum. kolaylaşır. Bazen bu temizlik kendiliğinden olur, ama çoğu zaGerçek duygu utanç duymaktır. Ama kişi kendi bile bunu man, yine de bilinçaltı tekniklerle çalışma yapmak gerekir. Bu kabul etmez. Bu utanç duygusunu da gizlemek için çabalar. tekniklerle, bu programı yerleştirmiş olaylar bulunur, duygusu Duygularını belli etmeyen bir kimliğe bürünebilir. Böylece boşaltılır ve program kalıcı olarak hafızadan silinir. bu iki mekanizma, yani hem değersizlik kavramının ürettiği duygular hem de bu duyguları gizleme çabası sonuçta beden- Yani bu bela kavramlardan kurtulmanın tek çaresi bu kavde bu olumsuz duyguların birer abse odağı gibi birikmelerine ramları unutmaktır. Yoksa ben değerliyim dedikçe, bilinçaltı neden olur. İçerde biriken cerahat değildir, ama tamamen pis içerden size “nanik” yapar. Yemezler der. Ben gerçeği biliyobir enerjidir. Kişinin yaşamını yiyen bitiren bir enerjidir. Ger- rum der. çekten hastalık üreten bir enerjidir.

33

DİŞ SAĞLIĞI Dt. Çiğdem Atalayın Ege Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi dtcatalayin@gmail.com

Yaşlanma, aşınma, pigmentasyon gibi çeşitli nedenlerle, diş renginde zamanla koyulaşma olmaktadır. Fizyolojik olan bu olguların dışında, dişlerde dışsal (external) ve içsel (internal) nedenlerle de renklenmeler oluşabilmektedir. 2 Dışsal renklenmeler; • Sigara, puro, pipo, tütün • Kola, çay, kahve ve şarap • Kırmızıbiber, safran gibi baharatlar • Vişne, karadut • Gıda maddeleri ve ilaçlar • Sanayide kullanılan bazı maddeler • Uzun süre klorheksidin gargara kullanımı nedeniyle oluşan renklenmeler ve ağız hijyeni iyi olmayan bireylerde görülen renklenmelerdir. 3,4

DİŞ RENKLENMELERİ Tetrasiklin plasental bariyeri aşabilir ve gebeliğin 4. ayında kalsifiye olmaya başlayan süt dişlerini etkileyebilir. Daimi dişlerin kalsifikasyonu ise, doğumdan kısa bir süre sonra başlar ve 8 yaşına kadar sürer. Bu nedenle dişlerde renklenmeyi önlemek amacıyla hamile ve emziren kadınlarda ve 7-13 yaş grubuna kadar olan çocuklarda, zorunlu kalmadıkça tetrasiklin kullanılmamalıdır. Günümüzde hastaların artan ilgisi, istekleri ve dental firmaların ürünlerindeki gelişmeler ile yenilikler doğrultusunda estetik amaçlı uygulamalar, diş hekimleri açısından vazgeçilmez hale gelmiştir. Estetik bir gülüş için dişlerin şekli ve rengi önem taşımaktadır. Diş hekimliğinde, çeşitli tedavi yöntemleri sayesinde her türlü renk, şekil ve konum bozuklukları düzeltilebilmektedir. Bu yöntemler arasında, çeşitli nedenlerle oluşan diş renklenmelerinin tedavisinde uygulanan diş beyazlatma teknikleri, önemli bir yere sahiptir. Diş rengini etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır. Dişin en dış tabakasını oluşturan mine, süt dişlerinde mavi-beyaz, daimi dişlerde sarı-beyaz ve gri-beyaz tonlarındadır. Mine tabakası ile örtülü dişler, alttaki dentin dokusunun rengini yansıtır. Dentin, genellikle sarı rengin tonlarında açık, yani soluk sarı renktedir. Dişin asıl rengini verir. Ancak mine dokusu oldukça ince ve mineralize ise bu renk belirgindir. 1 Alt dişler özellikle ön bölgede üst dişlere göre daha beyazdır, ayrıca süt dişleri de daimi dişlere göre daha beyazdır.

34

Sigara, puro, pipo gibi tütün ürünleri dişlerde yeşilimsi kahve ile siyah arasında bir renklenmeye neden olur. Kola, çay, kahve ve şarap gibi içecekler, içerdikleri maddeler nedeniyle, fırçalama gibi işlemlerle uzaklaştırılması pek mümkün olmayan inatçı renklenmelere neden olur. Kırmızıbiber, safran gibi baharatlar, vişne ve karadut ise, dişlerde mor-siyah renklenme oluşturur. Besin ve ilaçlardan alınan demir (Fe) kahverengi, sanayide kullanılan nikel (Ni) yeşil, bakır (Cu) ise kahverengi renklenmeye neden olur. Klorheksidin içeren gargaraların uzun süreli kullanımı da sarı-kahverengi renklenmelere neden olur. Ağız hijyeni iyi olmayan bireylerde de, diş yüzeyinde biriken bakteri plağının bakterilerce boyanması ile portakal rengi renklenme görülebilir. Dışsal renklenmeler beyazlatma tedavilerine olumlu yanıt verirler, ancak hastanın renklenmeye neden olan ajandan uzaklaşması, tedavinin başarısı için büyük önem taşımaktadır. İçsel renklenmeler; • Tetrasiklin • Florozis • Çeşitli hastalıklar (Amelogenezis imperfekta, Dentinogenezis imperfekta, Okronozis, Porfiri, Hemolitik anemi, Thalassemia) • Dişe bağlı lokal nedenler (pulpa nekrozu, pulpa içi kanamalar) • Dental materyallerin neden olduğu renklenmelerdir. 3,5 Tetrasiklin geniş spektrumlu bir antibiyotik olup, 1948’de kullanılmaya başlamıştır. 1960 yılında ise dişlerde renklenmeye neden olduğu belirlenmiştir. Tetrasiklin grubu antibiyotikler, verilen ilacın dozuna, süresine, verilme zamanına ve ilacın tipine bağlı olarak sarı, kahverengi ve gri tonlarda, bantlaşma şeklinde renklenmeye neden olur. Tetrasiklin plasental bariyeri aşabilir ve gebeliğin 4. ayında kalsifiye olmaya başlayan süt dişlerini etkileyebilir. Daimi dişlerin kalsifikasyonu ise, doğumdan kısa bir süre sonra başlar ve 8 yaşına kadar sürer. Bu nedenle dişlerde renklenmeyi önlemek amacıyla hamile ve emziren kadınlarda ve 7-13 yaş grubuna kadar olan çocuklarda, zorunlu kalmadıkça tetrasiklin kullanılmamalıdır. 3,6

Florozis, mine renklenmelerinin en çok görülen nedenlerindendir. İçme sularında flor oranının 1 ppm’den fazla olduğu bölgelerde, bireylerde florozis görülür. Renklenme, vakanın şiddetine göre opak noktalardan, sarı-kahverengi şeritlere kadar değişebilir. Florozisin şiddeti, alınan flor oranı ile ilişkili olarak artar. Renklenme dişlerde simetrik olarak görülür. Ülkemizde önceden belirlenmiş floroz bölgeleri; Isparta, Havza, Vezirköprü-Samsun ve Doğu Beyazıt-Ağrı’dır. Tetrasiklin renklenmeleri ve florozis olgularında beyazlatma tedavileri tek başına yeterli olmaz, ancak diğer tedavi yöntemleri ile birlikte kombine olarak uygulanabilir. Amelogenezis imperfekta ve dentinogenezis imperfekta, mine ve dentin dokusunu etkileyen, genetik geçişli gelişimsel hastalıklardır. Bu hastalıklarda dişlerde sarı-kahverengi renklenme mevcuttur, ancak yapısal bir bozukluk da söz konusu olduğundan beyazlatma tedavisi uygulanmaz, diğer tedavi seçeneklerine başvurulur. Okronozis adı verilen metabolizma bozukluğunda, daimi dişlerde kahverengi, porfiri adı verilen hastalıkta ise, daha çok süt dişlerinde kırmızı-kahverengi renklenme oluşur. Bu tür renklenmeler de beyazlatma tedavilerine yanıt vermez. Hemolitik anemilerde, doğum sırasında kalsifiye olmuş dişlerde yeşilimsi mavi, mavimsi siyah ve koyu kahverengi renklenme olur. Tedaviye yanıt vermezler. Aslında çocuk büyüdükçe renk kaybolduğundan tedaviye gerek yoktur. Dişlerde travma sonucu oluşan pulpa içi kanamalar, başlangıçta pembe renginde olan, daha sonra kırmızı-kahverengine dönen renklenmelere neden olur. Dişin canlılığını kaybetmesi ile meydana gelen pulpa nekrozunda ise kahverengi veya siyah renklenme söz konusudur. Ayrıca, restorasyon materyallerinden amalgam da, içeriğindeki cıva ve gümüşe bağlı olarak gri-siyah renklenmeye neden olur. Metalik bileşenlerin neden olduğu renklenmeler, beyazlatma tedavilerine iyi yanıt vermez. KAYNAKLAR 1. Cengiz T. Endodonti, İzmir, 1979, 7,47. 2. Watts A, Addy M. Tooth discoloration and staining: a review of literature. British Dent Journal 2001;190:309-316. 3. Alaçam T, Uzel İ, Alaçam A, Aydın M. Endodonti. Ankara, 2000;583-606. 4. Joiner A, Jones NM, Raven SJ. Investigation of factors influencing stain formation utilizing an in situ model. Advances in Dental Research 1995;9:471-476. 5. Ten Bosch JJ, Coops JC. Tooth color and reflectance as related to light scattering and enamel hardness. J Dent Res 1995;74:374-380. 6. Önal B. Restoratif Dişhekimliğinde Maddeler Bilgisi ve Uygulamaları, İzmir, 2004, 227-264. 7. Goldstein RE, Garber DA. Complete Dental Bleaching. Quintessence Boks. Hong Kong. 1995.

35

GENEL SAĞLIK

Yaşanılan ve kullanılan her yerin temizliğe ihtiyacı vardır. Temizlik, kişi ya da kişilerin isteklerine göre belirli zaman aralıkları ile yapılır. Hepimizin bildiği gibi temizlik bir takım temizlik malzemeleri kullanılarak yapılır. Bulaşık, çamaşır, lavabo, mobilya, halı, çaydanlık gibi eşyaları temizleyen maddeler olduğu gibi, temizlik işi yapan, bulaşık ve çamaşır makinesi gibi cihazları da temizleyen malzemeler vardır. Kısaca piyasada her şeyi temizleyen bir madde vardır. Öyle olunca, bu sektör çok önemli rant halini almıştır. Rant büyük olunca, sevgili okurlar, suistimaller kuraldışı ve yasadışı işler de büyük oluyor.

Op. Dr. Erdal Yermez Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı eyermez@hotmail.com

Gazetelerde gün geçmesin ki, çamaşır suyunu içen çocuklardan, yanlışlıkla içilen tarım ilaçlarından bahsedilmesin! Lüks lokantalarda içme suyu yerine “klorak” içip hesabı öbür tarafta vermekte zorunda olanlar gibi birçok örnekler, medyada sık karşılaştığımız haberler değil mi? Nasıl mı oluyor bunlar? Çok basit bir yanlışlıkla, ama nasıl? Bile bile ve göre göre. Peki o zaman bu yanlışa, “yanlışlık” denir mi?

Zehİrleyen Temİzlİk Çevremizde, farkında bile olmadığımız birtakım gariplikler vardır. Bunlar hayatımızın bir parçası olmuşlardır. İşte, bu garip olaylar çoğu kez hayatımızı, kimliğimizi, yaşamımızı hatta dünyamızı değiştirirken, biz inatla alışkanlıklarımızdan ödün vermeden yaşamaya devam ederiz. Daha da ilginci ise, “garip” olan “garip” olarak görülmez; bu da ortaya her zaman “çok daha garip” bir durum çıkarır. Bunlar neler derseniz, saymakla bitmez ki, bazılarından bahsedelim isterseniz.

anlarlar ve öndeki arabada bulunan hıyar çeşitlerini anlamak için tartışırlarken, aynı eylemi kağıt ya da çekirdekle arkadan gelen arabaya yaparlar. Bu sıradan ve doğal işler, böyle sürer gider. Böylelikle, doğadan hiç kaybolmayan, plastik, naylon benzeri bir sürü çer-çöp çevremizi doldurur; bizler ölüp bu fani dünyayı terk edip toprak olduğumuzda bile adımıza yakışır bir iz bu dünyaya ve çevreye bırakmış oluruz. Garip ama gerçek değil mi?

En sevdiğimiz iş arabamızı temiz tutmaktır, çok kolaydır her zaman, her yerde hatta hareket halinde bile yapabiliriz. Gereken tek şey arabada yediğimiz, içtiğimiz şeylerin artığını dışarı atmaktır. Çok klas bir hareketle camı açar, o an soyulan ve kokuları henüz rüzgâra karışmakta olan salatalığın kabuklarını bir arkadan gelen arabanın camına doğru savururuz. Arkadan gelen ve arabanın içinde bulunan şahıslar da, işte o an, öndeki arabanın içinde bol miktarda “hıyar” olduğunu hemen

Kırmızıda geçer, yeşilde dururuz. Bunu yapmayan birini bulursak kızarız, arabada ceple konuşur, yandaki sürücü uyarırsa telepati gücü ile ona ulaşır, duygularımızı ona iletiriz, memnun olmazsa yol ortasında durur, diğer sürücülerin de teşvik ve tezahüratları ile fiziksel olarak karşılıklı rahatlarız. Daha birçok örnek verebiliriz, ama bu örneklerden biri var ki çok acı, hem vicdan sınırlarını zorluyor, hem de sağlık açısından çok ciddi sorunlar yaratıyor.

36

lokantalarda içme suyu yerine “klorak” içip hesabı öbür tarafta vermek zorunda olanlar gibi birçok örnekler, medyada sık karşılaştığımız haberler değil mi? Nasıl mı oluyor bunlar? Çok basit bir yanlışlıkla, ama nasıl? Bile bile ve göre göre. Peki o zaman bu yanlışa, “yanlışlık” denir mi? Denmezse ne denir? Siz söyleyin, ben ne denmesi gerektiğini bulamadım.

Bunların bu şekilde satıldığını bilenler, denetleyenler, satıcılar ve evine götürenler hepiniz suçlusunuz. Hepiniz bu yanlışın bence “katliamın” sorumlususunuz. Çünkü en mükemmel insan bile hata yapar, her zaman ”hatasız kul olmaz” diyoruz ve Bulaşık deterjanları, çamaşır suları ve tüm temizlik malze- bu sözün cazibesi ile avunuyoruz ama neden bilerek, görerek melerin kendine özgü bir kabı ve bu kabın da bir şekli ve bir yanlış yapıyoruz, masum insanları ve çocuklarımızı zehirliyorengi vardır. Bakınca hemen anlaşılır, bunun içinde temizlik ruz. Siz hiç bunları içenlerin başına gelenleri gördünüz mü ya malzemesi var denir; ya da tarımda bitkileri ve ağaçları ilaçla- da bire bir bu acıyı yaşamış bir anne ile konuştunuz mu? Eğer ma için kullanılacak maddelerin konduğu kabın kendine özgü bilginiz olsaydı inanın, açıkta hiçbir ürünü almaz, biraz daha bir yapısı vardır ve bakınca fazla para verip kapalı temizlik hemen anlarsınız, çünmalzemeleri alırdınız. Üstelik kü üzerinde kocaman bir İşte bu albenili içme ve meyve suyu bu yanlışı yapanları uyarırdıkuru kafa resmi vardır ve kaplarına temizlik maddeleri dol- nız. siz de hemen bu zehirden durulursa ne olur? Tarım ilaçları Temizlik malzemeleri, asit ve uzak duralım dersiniz. bu kaplara doldurulursa ne olur? baz olmak üzere bir takım yaBunların yanı sıra, günlük kıcı ve yıkıcı kimyasallar içerir. Ya da bu işten kimler kazanır, kim- Kimyasallar hayatımızın bir parçası olinsanda özellikle muş, çoğu kez yanımızdan ler zarar eder? mukoza denen, yemek boruayırmadığımız içme ve su, nefes borusu gibi organlameyve sularımız vardır. Bu tip içeceklerin kendine özgü özel rı kaplayan dokuya aşırı zarar verirler. Şimdi düşünün, içme kapları vardır. Kapları, içinde bulunan maddenin cazibesini suyu şişesine konmuş bir çamaşır suyunu ve evin 4 ya da 5 daha iyi ifade edebilsin ve daha çok içilsin, tüketilsin diye se- yaşındaki çocuğunu... Susamış bir anında bunu içiyor! Sonrası vimli şekil ve renklerde olur. Bazıları cam, bazıları ise plastik bir facia ve bitip tükenmek bilmeyen trajediler zinciri. Çünkü olur ama hepsinin albenisi, mükemmeldir. bir tedavisi yok gibi, yıllarca sürecek bir tedavi ve o çocuğun yaşarken cehennemi görmesi... İşte bu albenili içme ve meyve suyu kaplarına temizlik maddeleri doldurulursa ne olur? Tarım ilaçları bu kaplara dolduru- İnanın hiç abartmıyorum; böylesi bir kaza sonucu tüm sindilursa ne olur? Ya da bu işten kimler kazanır, kimler zarar eder? rim sistemi ve nefes borusu büyük zarar görecek, yemek boİşte yazımın konusu bu soruların cevapları, bunları sormak rusu işe yaramaz hale gelecek. Şanslı ise kalın barsaklarından için niye bu kadar yazı yazmak zorunda kaldım, çünkü haya- ona yemek borusu yapılacak ve sayısız ameliyatlar olacak. Üç tımızın bir parçası olmuş yanlışlığı garipliği anlatmak çok zor kuruş ucuza alınan malzeme sonucu oluşan kazayı düzeltmek da onun için. için trilyonluk ameliyatlar, daha filizlenmekte iken kavrulan yaşamlar, değer mi sizce? Bence değmez. Açıkta, hiç temizlik malzemesi aldınız mı? Bunlar, diğer kapalı şişeli olanlardan daha ucuzdur, renkleri de çok güzeldir, Sağlınızın en değerli hazineniz olduğunu hiç unutmayın. Lütkokuları ise baştan çıkarıcı, etkinlikleri ise gizemlidir. Peki bu fen sağlığınızı ucuza feda etmeyin. ucuz temizlik (!) maddeleri, hangi kaba konup elinize tutuşturulur, hiç dikkat ettiniz mi? Normal içme sularının şişelerine, kola petlerine, meyve suyu kaplarına, evet aynen böyle! Yani içi temizlik malzemesi, kabı ise su. Daha da ilginci ne biliyor musunuz? Satıcı büyük bir aymazlık içinde şişenin ya da naylon pedin üzerindeki albenili etiketi çıkartma zahmetine de girmemiştir. Bu etiketin üzerinde ise tüm albenisi ile “….. su, ….. cola, ……..suyu” yazar; biz de daha büyük bir aymazlıkla üç kuruş ucuz aldığımız bu zehiri eve “afiyet olsun” dedirtmek için götürürüz. Bakın yanlış yazmadım, amaç temizlik ama ortaya çıkan “afiyet olsun” ve sönen hayatlar hem de bu sönen hayatların birçoğu yeni filizlenmekte küçük hayatlar, çocuklar… Gazetelerde gün geçmesin ki, çamaşır suyunu içen çocuklardan, yanlışlıkla içilen tarım ilaçlarından bahsedilmesin! Lüks

37

YAŞAMA DAİR

Eğitim Uzmanı var mı? Olması yeterli değil, kesinlikle bireysel derslere girmesi şart. Çünkü kurumlarda genellikle daha düşük ücretlere çalıştırdıkları için lisede çocuk gelişiminde okuyanlar çalıştırılıyor. Oysa bu bir uzmanlık işidir, bunu sakın unutmayın.

Aynur SAYIL Yaşamdan aynursayil@hotmail.com

Sonra, dersi mutlaka izleyin. Grup eğitimi uygun bulunursa,

Çevremiz çok yabancı OTİZMe ama son yıllarda basında, televizyonda yetersiz de olsa bu konuya değiniliyor. Ailelerin çocuklarının 1,5-2 yaş dönemini iyi gözlemlemelerinin gerektiğini söylemek istiyorum. gruptaki çocukların sizin çocuğunuza uygun olması lazım. Daha ağır özellikler gösteren çocuklarla bir arada kesinlikle grup eğitimine katılmamalı, çünkü o dönemlerde taklit yetenekleri çok güçlü olduğundan bazı otizme has hareketleri benimseyip taklit ediyorlar, ama zaten yatkınlık olduğu içinde sorunlar yaratabiliyor. Özellikle 3-4-5 yaşlar Özel Eğitimde çok önemli. Tüm dünyada otistik bir çocuğun Özel Eğitiminin 120 ders olması önerilirken, devletimiz bunun ancak 7 dersini karşılıyor. Olanağı olanlar paraya endeksli bu süreçte daha fazla yolu daha hızlı alabiliyor, ya olanağı olmayan çoğunluk?

Dipsiz bir kuyu...

OTİZM

Otizmle mücadele işlevini yerine getiren ODER ve Tohum Vakfı’nın internet sitelerinden ayrıntılı bilgiler alabileceğinizi eklemek istiyorum.

Bir önceki (17-18.) sayıda, 10 yıldır ailece içinde yol aldığımız “zorlu yolculuğu” merkeze alan bir giriş yazısıyla tanışmıştık. Bu yolculuğun bu denli uzun süreceğini başlangıçta hiç de kestirememiştik. Şimdi ise nerden başlayacağımı bilemiyorum. Yaşadıklarımızı mı anlatsam; duygularımızı, şaşkınlıklarımızı, verdiğimiz mücadeleyi mi, yoksa tedavileri mi anlatsam, inanın bilemiyorum. Geride bıraktığımız 10 yılda neler yaşadık, ne zorlukları aştık; ailece verdiğimiz mücadeleleri, başımıza gelen engelleri düşünüyorum da 100 yıl geçmiş gibi geliyor!

bakıp kalıyordu, biz seslendiğimizde tepki vermiyordu, Sürekli müzik kanallarını izlemek istiyordu. Engin diye seslendiğimiz zaman duymuyormuş gibi hiç tepki vermiyordu. Biz neler olduğunu anlamaya çalışırken 6-7 ay geçti. 2 yaşında Çocuk Psikiyatri uzmanından randevu aldık. Gözlemleri sonucunda doktor, “Şüphelerim var ama daha çok çocukluk depresyonu gibi görünüyor. OTİZM özellikleri çok az da olsa var, ama kesin bir şey söylemem için erken” dedi ve bizi özel eğitime yönlendirdi. İşte bizim için zorlu mücadele başlamıştı.

Evet, türkçesi; Yaygın Gelişimsel Bozukluk olan OTİZM’i öğrendik. Bu süre zarfında çevremizde hemen hemen hiç bilinmeyen, anlaşılamayan bir boşluk...

O gün için farkında değildik bu kadar yıpranacağımızı. En iyisini aramaya, oğlumuzu bu durumdan kurtarmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyorduk. Araştırmalarımızı ve okuduklarımızı göz önünde bulundurarak özel eğitim merkezlerini araştırıyor, ama hiçbirini yeterli bulmuyorduk. Çünkü maalesef özel eğitim merkezleri dışarıdan görüldüğü gibi değil. Düşünün, Engin 10 yıldır eğitime devam ediyor, biz hâlâ en iyisini bulma mücadelesi içindeyiz. Acaba sırf ticaret bakımdan bu işi yapmayan bir yer var mı diye. Sizden ricam, Engin’de olduğu gibi basit de olsa bebeğinizde değişmeler varsa hemen psikiyatriste götürmeniz! Çünkü otizmde erken teşhis çok önemli. Gerekli görülüp de özel eğitim alması gerekiyorsa lütfen şunlara dikkat edin. Gittiğiniz kurumda Özel

Çevremiz çok yabancı OTİZM’e ama son yıllarda basında, televizyonda yetersiz de olsa bu konuya değiniliyor. Ailelerin çocuklarının 1,5-2 yaş dönemini iyi gözlemlemelerinin gerektiğini söylemek istiyorum. Bizim 17 yaşında bir de kızımız var. Engin’in ablası, Engin bebeklik döneminde aynı ablasının gösterdiği gelişmeleri gösterdi, her şey tıpatıp aynıydı. İlk kelimelere 10 aylıkken çıktı, 13 aylıkken yürüdü, çok sempatik, çok huzurlu, güleç bir bebekti, aynı ablası gibi. Gariplikler 18 aylıkken başladı. Yüzü donuklaştı, konuşma durdu, belirli bir noktaya

38

Yazımı; bugüne kadar beni ayakta tutan, bana güç veren sözlerimle bitirmek istiyorum.”Her şeye rağmen hayat yaşamaya değer”. Gelecek sayıda buluşmak üzere...

39

Fotoğraf; Nurten Geboloğlu ngebol@irenbe.com

Nilay Anıl Demiroğlu nilayanil@hotmail.com

İrenbe ailesine yeni katılan Bade nasılda mutlu kızlarla...

7. İrenbe Çocuk Şenliği Geçtiğimiz bahar aylarında düzenlenen ve büyük bir coşku ile yaşanan Özel İrenbe Tüp Bebek Merkezi’nin geleneksel “İrenbe Çocuk Şenliği”ni anmadan geçmek olmaz! İzmir Soyer Kültür Sanat Fabrikası’nda gerçekleştirilen ve bu yıl yedincisi düzenlenen şenliğe, yaklaşık 2 bin kişi katıldı. İrenbe Tüp Bebek Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nurettin Demir, İrenbe bebeklerinin aileleriyle birlikte bu mutluluğu yaşamalarının çok sevindirici olduğunu söyledi. 25 yıldır kadın sağlığı alanında hizmet verdiklerini vurgulayan Demir, ilk doğan bebeklerin bugün anne veya anne adayı olarak şenliğe katıldığını ifade etti. İrenbe Tüp Bebek Merkezi olarak 45 bine yakın hastaları olduğunu da ifade eden Demir, 10 bin civarında da bebekleri olduğunu söyledi.

40

Alper, Azra Cesur kardeşler boyama yapıyorlar...

Prof. Dr. Nurettin Demir ayrıca, İrenbe ailesinin her yıl giderek büyümesini görmenin sevindirici bir olay olduğunu vurgulayarak, “Sağlıklı nesiller dünyaya getirmek ve bu alanda hizmet vermek her aydının birinci görevi olmalı. Biz de böyle bir hizmeti anne ve babalara sunmaktan dolayı çok mutluyuz. Bu şenlikte dünyaya getirdiğimiz çocukların büyüdüklerini görmek, onlarla bu güzel bahar havasında eğlenmek ise çok güzel bir duygu. Amacımız sadece Ege Bölgesine değil tüm Türkiye’ye hizmet etmek. Tüm çalışmalarımız bunun için” dedi. İrenbe Tüp Bebek Merkezi’nde doğan çocukların ve ailelerinin katıldığı şenlik kapsamında, tiyatro gösterileri, yemek, oyun, dans, yarışma ve benzeri etkinliklerle aileler, doyasıya eğlenerek baharın coşku ve sevincini yaşayıp paylaştılar.

Kızlar Balon Kapma Yarışmasında...

Deniz Duru Duysak, kendisini dünyaya getiren Refik amcası ile...

41

İrenbe çocukları sahnede 10.yıl marşı söylüyor...

Nehir Dıravacı emekleme yarışmasına hazırlanıyor... Ege Üniversitesi Çocuk Halk Dans grubu efelerin efesi ile şenliği coşturdu...

Teletubbies

Defne ile Pamukprenses

Park Sport Dans Grubundan Roman Dansı..

Melisa ve Cansın Rahmani kardeşler annelerine alıp gelmişler...

Dr. Aral Özbal kızı Lara

8. İrenbe Çocuk şenliğinde buluşmak dileğiyle...

42

Alexsandra ailesiyle...

43

KISA KISA...

Daha sonra topluca 78’liler orman alanını ziyaret eden 78 mezunları temsil fidan dikimini gerçekleştirdiler.

Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi

Bavyera Eyaleti Başbakanı Günther Beckstein ziyareti..

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 78 Mezunları Ormanı

Tatil için İzmir’e gelen Bavyera Eyaleti Başbakanı Günther Beckstein, ilk özel Tüp bebek merkezi olan İrenbe Tüp Bebek Merkezi’ni ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi aldı.

Geçtiğimiz günlerde, Ege Orman Vakfı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 1978 mezunları bir araya gelerek “Ege Tıp 78’liler ormanı” oluşturdular.

Tüp bebek alanında İzmir’in gösterdiği gelişmeyi hayranlıkla izlediğini belirten, Türk kültürü ve misafirperverliğine övgüler yağdıran Beckstein, “İzmir’e çok sayıda Alman’ın tüp bebek için geldiğini biliyorum. Bundan sonra bu sayının daha da artması şaşırtıcı olmaz. Çünkü insanlar en iyi hizmetin en az maliyetle verildiği yerleri tercih ederler” şeklinde konuştu. Sağlık sektöründe Türkiye ile Almanya’nın işbirliği ve karşılıklı bilgi alışverişini sürdürmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Beckstein, “İzmir tıp alanında teknik açıdan müthiş bir ilerleme içinde. Tüp bebek konusundaki başarıları da bunu kanıtlıyor. Bu yöntemle çocuk sahibi olmak için İzmir’i seçen birçok Alman tanıyorum” dedi.

Dergimiz yazarlarından Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz Dr Yılmaz Bay ve Prof Dr Esen Demir yönetimindeki 91 mezun, İzmir’e olan borçlarını İzmir’in yeşillenmesine katkıda bulunarak ödediklerini söylediler. Mezunlar Ege Orman Vakfına 36.000 ytl Bağış yaparak 12.000 ağaçtan oluşturulan Ege Tıp 78’liler ormanını Bornova’dan Karşıyaka ya giden çevre yolu üzerindeki büyük tünelin Bornova ağzının hemen üzerindeki tepelerde, İzmir’in her tarafından görülebilen Bornova Laka erozyon sahasında 150.000 metrekarelik bir alanda oluşturuldu.

16 Haziran 2008 tarihinde yapılan açılış töreninde konuşma yapan Ege Orman Vakfı Gen. md. Metin Gençol 78’lilere teşekkür ederek Bornova Laka İrenbe Yönetim Kurulu Başkanı Prof Dr deresi mevkiinde yapılan bu ormanın Nurettin Demir, Günther Beckstein’e diğer gruplara da örnek olmasını istedi. Ressam Şevkat İşleyenin yaptığı bir tab- Ayrıca törende konuşma yapan Dr. Yıllo hediye etti. maz Bay büyük şair Nazım Hikmet’in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” sözünü hayata geçirdiklerini ve bu ormanla 78’lilerin toprağın derinliklerine kök salıp, başını bulutlara uzatarak İzmir’i tepeden gören bu yamaçlarda artık sonsuza kadar yaşayacağını belirtti. Bağışların 12.000 fidanla kalmayacağını, bunu daha da arttırmak için çalışmaların devam ettiğini sözlerine ekledi.

Bilgi ve iletişim teknolojileri konusunda gençlerin kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik olarak Habitat için Gençlik Derneği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Microsoft ortaklığında “Türkiye’de e-Yönetişimin Gelişimi için Gençlerin Yetkin Kılınması” Projesi geliştirilmiştir. “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” adıyla da bilinen bu proje Türkiye Yerel Gündem 21 Programı kapsamında oluşturulan yerel gençlik meclislerinin ve illerdeki özellikle sosyal imkanları kısıtlı gençlerin bilgisayar okuryazarlığı becerisi kazanmasına yönelik olarak hayata geçirilmiştir.

Mart 2005 tarihinde uygulanmaya başlanan proje kapsamında, gönüllü akran eğiticileri takımı ile sosyal imkanları kısıtlı 15 - 25 yaş grubundaki 100.000 gence temel bilgisayar eğitimi verilmesi hedeflenmiş ve genç kadınların eğitiminin önemi vurgulanmıştır. Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi halen 51 ildeki 424 genç gönüllü eğitmeni ile 17.000’den fazla gence bilgisayar okuryazarlığı eğitimleri ulaştırmıştır. Akran eğiticileri tarafından verilen bilgisayar okuryazarlığı eğitimleri katılımcılarının %58’ini genç kadınlar, %42’sini genç erkekler oluşturmaktadır; katılımcıların yaş ortalaması 19’dur. Projemiz yararlanıcıları arasında dezavantajlı gençlerin yanı sıra çocuklar, kadınlar ve engelliler, kamu personelleri,

muhtarlar, esnaflar, imamlar da bulunmaktadır. Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi’nin sürdürülebilir kalkınmaya yönelik etkisini ölçmek amacı ile sosyal etki araştırması yürütülmektedir. Projede karşılaşılan başarı öyküleri de www.buseninhikayen.com adresli sitede tanıtılmakta, başarılı hikayeler filmleştirilmektedir.

...KISA KISA

Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi Koordinatörü Habitat için Gençlik Derneği Genel Sekreteri ve Özel İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi İstanbul temsilcisi Başak Saral’dır.

Keleş tarafından Demir’e hediye edildi. Dr Dilek Aslan, İrenbe ekibi adına “Oluşturduğu bilimsel ve sosyal yardımlaşma duygusu, insan sevgisi, hekimlik sanatının ve ahlakın en üst düzeyde temsili ve yaydığı ışık nedeniyle sonsuz şükranlarını” dile getirdi.

Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi sınıf eğitimleri www.bilgitoplumu.net adresindeki ücretsiz online Avrupa Bilgisayar Yetkinliği Sertifikası ve güvenli internet eğitimleri ile desteklenmektedir. Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi 2005 yılında Birleşmiş Milletler tarafından, 2007 yılında ise Microsoft tarafından iyi uygulama örneği olarak gösterilmiş ve ödüllendirilmiştir. Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi’nin ulusal koordinasyonunu sağlamak, genç gönüllü eğitmenleri program ortakları ve bilişim dünyası ile buluşturmak amacı ile 30 Haziran 2008 - 3 Temmuz 2008 tarihlerinde İzmir Princess Otel’de projenin IV. Ulusal Koordinasyon Toplantısı düzenlendi. Türkiye’nin dört bir yanından 153 genç gönüllünün bir araya geldiği toplantıya İzmir Konak Gençlik Meclisi ev sahipliği yaptı. Microsoft, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Habitat için Gençlik Derneği ortaklığında 2005 yılından bugüne birçok başarıya imza atan Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi’nin IV. Genel Koordinasyon Toplantısı açılışı Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ, Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Yardımcısı Ulrica Richardson Kolinski, Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Cemal Akyel tarafından gerçekleştirildi. Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi IV. Ulusal Koordinasyon Toplantısı’nda gençlik ve bilişim haklarının proje kapsamında yaygınlaştırılması hedeflemiş ve bu konularda çalışma atölyeleri gerçekleştirilmiştir.

Prof. Dr. Nurettin Demir’e İrenbe Ailesi’nden Sürpriz Armağan… 04 Ağustos 2008, Pazartesi gecesi İrenbe ailesi Prof Dr Nurettin Demir’e sürpriz bir yemek düzenleyerek Demir’i şaşırttı. İrenbe’nin kurucularından Prof Dr Nurettin Demir 1983 yılında tek başına başlatmış olduğu Kadın Sağlığı hizmetinin 1992 yılında ekibini kurarak “İrenbe” adı altında kurumlaştı. Bugün 35 kişilik ekibiyle İzmir ve Ege Bölgesine Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Tedavi alanında hizmetlerini devam etmektedir. Bu yıl 25.yılını kutlayan Demir’e İrenbe ekibi, Demir tarafından yazılan ama yoğun iş temposu nedeniyle basımını gerçekleştiremediği “Gebelik Serüveni” kitabı yedi aylık gizli bir çalışma ile Piksel Studio ekibi ile birlikte basımını gerçekleştirdi. Kitabın basımı gerçekleştikten sonra İrenbe ekibi, Demir’in meslektaşlarını, hocalarını, dostlarını ve 25 yıl içersinde birlikte çalıştığı ekip arkadaşlarının sürpriz katılımları ile Tepekule’de bir yemek düzenledi. Demir, bu sürpriz yemek karşısında çok duygulandı. Yemekte Prof Dr Veli Lök, Prof Dr Mustafa Eminoğlu, Op Dr Bülent Uran konuşmaları sonrası, “Gebelik Serüveni” kitap, İrenbe kurucularından ve uzun yıllardır birlikte çalıştığı Op Dr Refik

Demir daha sonra konuşmasında, “ Kendisinin insanları çok sevdiğini ve hiçbir kimseyi bilerek kırmadığını, kötü insan olmadığını, insanları çevresel koşulların kötülüğe ittiğini düşündüğünü, şanssızlıkların ve olanaksızlıkların bir insanın yaşamında çok önemli sonuçları olduğuna inandığını. Biz doktorlar bu bilinçle hareket edip hastalarımıza sevgiyle yaklaştığımız oranda mesleğimizde büyüyebiliriz” diyerek 25 yıllık çalışma hayatının anılarından bahsederek herkese teşekkür etti.

Prof. Dr. Candeğer Yılmaz, Ege’nin ilk Kadın Rektörü Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır’ın yerine, üniversitede yapılan oylamada en çok oyu alan ve YÖK tarafından Cumhurbaşkanlığına gönderilen listede ilk sırada bulunan Prof. Dr. Candeğer Yılmaz atandı. Prof. Dr. Yılmaz, 53 yıllık geçmişi olan Ege Üniversitesi’nin ilk kadın rektörü oldu. .Sevincini eşi Prof. Dr. Rasih Yılmaz, kızları Senem ve Sena ile paylaşan Yılmaz, “Kalp hastalığım yok ama oylar sayılırken öldüm öldüm dirildim. “Çok mutluyum” dedi.

KİTAP...

cak bilgileri, size iletilenleri de karşılaştıracak şekilde düzenleyerek bir başvuru çizelgesi olarak sunmaya çalışıldı. Ülkemizdeki gebelerin beşte biri hiçbir sağlık hizmeti almaksızın doğum yapmaktadır. Ne ebe nede doktor yüzü görmemektedir. Dünya Sağlık Örgütü bir gebenin en az dört kez sağlık kontrolünden geçmesi gerektiğini söylemektedir. Bir gebenin en az ayda bir kez olmak üzere ya da daha sık sağlık hizmeti alması gerektiğine inanıyoruz.

“Gebelik Serüveni”

Sağlıklı nesiller ve mutlu aileler dolayısıyla sağlıklı toplumlar oluşturma çabalarına katkıda bulunabilmek en büyük kıvancımız olacaktır.

“Kadından Kentler”

Bilinçli bir gebelik için bilinmeMurathan Mungan’ın 16 kentte si gerekenler.. “Gebelik ve sağlık” kitapçığının hazırlan- geçen 16 hikâyeden oluşan yeni masında katkıda bulunan çalışma arka- kitabı. Yazar; Prof Dr Nurettin Demir İrenbe Yayınları 1.Baskı - Temmuz 2008 83 sayfa

Önsöz

daşlarım ve İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi ile Tüp Bebek Merkezi hekimleri Sayın Op Dr Refik Keleş, Op Dr Gülnaz Şahin ve Op Dr Dilek Aslan’a teşekkür etmekten büyük mutluluk duyarım.15.01.2005

Sağlıklı yaşam, sağlıklı beslenme, sağlıklı çevre ve mutluluk birbirlerini kar- Prof Dr Nurettin Demir şılıklı etkileyen kavramlardır. Sağlıklı ve “Özenli ve bilinçli bir hazırlıktan sonra mutlu olmak tüm canlıların, insanlığın çıkılan gebelik yolculuğunda, iyi çizilen hem hakkı hem de görevidir. Gebelik rotada, kaptan ve ekibinin, karşılaşacağı dönemi, başta kadın olmak üzere, tüm aile bireylerini etkileyen bir olaydır. Ka- zorlukları aşamaması diye bir şey söz dın yaşamında 2 yıllık bir süreci alacak konusu olamaz. Heyecanlı ve zevkli olan gebelik ve sonrası başta hormonal, bir deniz yolculuğunu sonlandırarak, fiziksel olmak üzere çevresel, psikolojik gemisini limana ulaştıran bir kaptanın ve sosyal değişimlere neden olur. Bu de- mutluluğuyla ve yeni tayfanızla birlikte ğişimden en çok etkilenen doğal olarak yeni yolculukların rotasını çizeceğiniz anne adayıdır. Daha sonra doğacak olan günleri düşleyeceksiniz.” bebek, baba adayı varsa evdeki diğer Bu kitabı yazan ve basıma hazırlayan ankardeşler ve ebeveynlerdir. Sağlıklı ne- cak yoğun çalışma temposu içinde basısiller gelecekte sağlıklı toplumların da mını daha sonraya bırakan Sayın Prof temelini oluşturacağından, toplumsal Dr Nurettin Demir’e, İRENBE ekibi olabir sorumluluk boyutunu da göz ardı rak bir 25. Yıl hediyesi vermek istedik ve etmemek gerekir. Bu nedenle öncesi ile birinci baskıyı sürpriz bir çalışma ile siz sonrası ile gebelik dönemi yaşamımızda okuyucuların beğenisine sunduk. çok önemli bir süreçtir. Kendisine, oluşturduğu bilimsel ve sosGebelik dönemini, öncesi ve sonrasına yal yardımlaşma duygusu, insan sevgisi, da değinerek, yoğun bir bilimselliğe de hekimlik sanatının ve ahlakının en üst kaçmadan sizlere sunmaya çalıştım. Bir düzeyde temsili ve yaydığı ışık nedeniygebelik döneminde yaşanan değişimlele sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. ri ve olayları, çözüm önerilerini gebelik haftası, gebelik ayı ya da üçer aylık dö- Değerli Hocamıza en derin saygılarınemlerde sundum. Sizlere yardımcı ola- mızla. . .

46

Yazar; Murathan Mungan Metris Yayıncılık 1.Baskı - Nisan 2008 296 sayfa

İçinde İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Ankara, Samsun, Sinop, Afyon/Denizli, Kırşehir, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Gümüşhane, Mersin, İstanbul gibi kentlerde geçen on altı öykü yer alıyor. Bu on altı kentte bir biçimde karşı karşıya gelen kadınlar, bu karşılaşmadan yaşamları için gereken bir şeyi öğrenip yollarına ve öykülerine devam ederler. YAZAR HAKKINDA İstanbul doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. İlkin çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları ve şiirleriyle görünen yazarın ilk kitabı 1980’de yayımlanan Mahmud ile Yezida’dır. Daha çok şiirleri, hikâyeleri, roman ve oyunlarıyla tanınan Murathan Mungan aynı zamanda radyo oyunu, film senaryosu ve şarkı sözü yazdı. 2007 yılını çok verimli geçiren yazar farklı türlerde beş kitap yayımladı: Kullanılmış Biletler (sinema yazıları), Kâğıt Taş Kumaş (oyun), Büyümenin Türkçe Tarihi (öykü seçkisi), Yedi Kapılı Kırk Oda (hikâye) ve Dağ (şiir).

47

BULMACA... Soldan sağa

1

Hazırlayan - Özlem Kekeç Diş Hekimi ozkekec@gmail.com

2

3

1. Çingeneler Zamanı, Arizona Rüyası 1 ve Yeraltı gibi ses getiren filmlerin müziklerini de yapmış olan, en son Can 2 Dündar’ın çektiği Atatürk’ün hayatını anlatan “Mustafa” adlı belgeselin mü- 3 ziklerini hazırlayan tanınmış Balkan besteci. 2. Eski bir siyasi partiyi simge- 4 leyen harfler - Bir nota - Plasenta, me5 şime - Dolaylı anlatım. 3. Halk ağzında köpek - Duman bulaşığı - İçinde nane 6 bulunan. 4. 4 Nisan 1953 tarihinde NATO tatbikatından dönen Dumlupı- 7 nar denizaltısıyla çarpışarak batmasına sebep olan İsveç bandıralı kuru yük 8 gemisi - Bir geyik cinsi - Bir bağlaç. 5. 9 Yumuşak, taze ve tuzsuz bir cins peynir - Tepkimeye girmeyen tüm kimyasal maddeler için kullanılan terim - Afyon 10 ilinin bir ilçesi. 6. Genellikle Güney 11 Doğu Asya’da palmiyenin şekerli suyu ve pirinç mayasından elde edilen roma 12 benzer bir içki - Vasıta - Eski dilde yankı. 7. Briçte sanzatu - İlaç, merhem - Di- 13 lek, arzu - Eski dilde altın. 8. Greyfurt meyvesinin diğer adı - Eski Mısır’da 14 yaşamsal enerjilerin tümünü simgeleyen harfler. 9. Yazım - Jüpiter’in uydula- 15 rından biri - Halk ağzında alıp götürme, kaçırma. 10. Felç, nüzul - Ayak basacak yer, pedal - İşaret, iz. 11. Kraliçe - Ana olarak, anaya uygun şekilde - Yemek, yiyecek. 12. Demirin simgesi - Duman kiri - Birdenbire fırlayan bir şeyin hareketi veya çıkardığı ses - Gerçek olmayan davranış, gösteriş. 13. Klasik Türk Müziğinde birleşik bir makam - İlgili, ilişik. 14. Motorlu araçlarda fren yapmayı sağlayan, tekerlek mili üzerine yerleştirilmiş yarım ay biçimindeki alet - Halk ağzında ezgi, nağme - Laboratuvarda damıtma işlerinde kullanılan, geniş karınlı, dar ve eğri boyunlu cam kap. 15. Kısa olmayan - Bir yerden alıp başka bir yere aktarma, taşıma - Hatay ilimizde bulunan Türkiye’nin en verimli ovalarından biri.

Yukarıdan Aşağıya

1. Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde yer alan, adı “yeşil ülke” anlamına gelen, büyük kısmı buz örtüsüyle kaplı Danimarka’ya bağlı ada - Uluslar arası İzmir Fuarı’nı simgeleyen harfler - Bir işaret sıfatı. 2. Müzik eserleri için belirtilen opus kelimesinin kısa yazılışı - Kalbin sol karıncığından çıkan ve vücuda temiz kan dağıtan büyük atardamar - Türk müziğinde keman, ney, tambur, klasik kemençe, ut, kanun, daire gibi çalgılardan ve okuyuculardan oluşan, fasıl yapan topluluk. 3. Aklama, temize çıkarma - Kamu - Büyük, yüce. 4. Viyola - Koyun, kuzu ve keçinin pişirilmiş başı - Anlayış, anlama yeteneği. 5. olumsuzluk veren eski bir önek - Lityumun simgesi - Maden Tetkik Arama enstitüsünün kısa yazılışı - Birleşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan hidrojenli birleşik, hamız. 6. Yardım ve yardım amacıyla toplanan para - Çok kısa zaman parçası - Dövüş sporlarında kuşak derecesi. 7. 1897 Türk Yunan Savaşında büyük yaralılıklar gösteren, 1908’ de Enver Bey

48

4

5

6

7

8

9 10 11 12 13 14 15

ve kendi kumandasındaki askerlerle birlikte Meşrutiyet’in ilanı için isyan edip dağa çıkan ve esrarengiz bir biçimde öldürülen halk kahramanı. 8. Steven Spielberg’in bir filmi - Bir akademik unvanın kısa yazılışı - Aklın egemenliğini, doğaya uygun yaşamayı, ruhun duyumsamazlığı ve dünya yurttaşlığı ülküsünü amaç edinen Kıbrıslı Zenon’un kurduğu öğreti. 9. Kuşaktan kuşağa ve hücreden hücreye geçen kalıtımsal öge - Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni kurarak ülkedeki krallık yönetimine son veren Yugoslav devlet ve siyaset adamı - Halk arasında gebre otu, deve dikeni gibi adları da olan, daha çok Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerlerde yetişen, özellikle son yıllarda ekonomik değeri yükselen çalımsı bitki. 10. On sayısının üleştirme sayı sıfatı - Sınırında dünyanın en yüksek dağı olan Everest bulunan, Orta Asya’da Çin ile Hindistan arasında yer alan ülke. 11. İtalya’nın kanallar ve gondollar kenti - Dikenli tohumları hayvanların kıllarına ve insanların giysilerine takılan bir yıllık otsu bir bitki. 12. Kedi, köpek gibi memeli hayvanların yavrusu - Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen bir ağacın çekirdeklerinin kavrulmasıyla elde edilen ve çikolatanın ana maddesi olan toz - Bir haber ajansını simgeleyen harfler. 13. Ciltte oluşan kahverengi küçük benekler - Kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında canlı ve hatta cansız nesnelere kötülük getirdiğine inanılan uğursuzluk, göz - Bir uyarıyı, bir tehlikeyi bildirmek için verilen işaret. 14. Arapça’da değerli taşlarla süslü bir tür taç anlamına gelen bir kadın ismi - Eski Yunan ve Roma’da yaşamı, töreleri taklit amacı güden komedi türü - Halk ağzında kayınbirader. 15. Eski dilde su - Beyaz Özellikle atlarda görülen ve insanlara da bulaşan ölümcül bir hayvan hastalığı - Çabuk davranan, çevik.

49


İrenbe Dergi 21-22