Page 1

Y I L : 4 S AY I : 2 3 K I Ş 2 0 0 8 - 0 9

Mutlu Yıllar! Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), 2009 yılını, Galileo Galilei’nin teleskopla yaptığı ilk gökyüzü gözleminin 400. yıldönümü olması nedeniyle Dünya Astronomi Yılı ilan etti. UNESCO bu çağrıya ortak oldu ve Birleşmiş Milletler, 2009 yılını Dünya Astronomi Yılı olarak kabul etti.


Gerçek Bilime Dayanır

Bırakın Embriyo Seçsin!

Lif eGl obal the art medıa company

Türkiye Tek Yetkilisi:

www.pmgrouponline.com


İRENBE DERGİ | SAYI 23 | KIŞ 2008 - 2009 ÖZEL İRENBE KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM DAL MERKEZİ - TÜP BEBEK MERKEZİ'NİN HAZIRLADIĞI BİR DERGİDİR. www.irenbe.com | www.kadinvegebelik.org

İMTİYAZ SAHİBİ

DANIŞMA KURULU

ABONE SORUMLUSU

PROF. DR. NURETTİN DEMİR ndemir@irenbe.com

PROF. DR. METE AKİSU UZ. DR. FATİH AKMAN PROF. DR. M. HALİT ANDAÇ PROF. DR. H. UĞUR BABUÇCU DOÇ. DR. ALİ BALOĞLU DR. MURAT BAŞ PROF. DR. BAHATTİN CANBEYLİ OP. DR İLGÜN CANBEYLİ PROF. DR. M. ŞEREFETTİN CANDA PROF. DR. TÜLAY CANDA PROF. DR. ERDOĞAN ÇETİNGÜL UZ. DR. HÜSEYİN DAMAR PROF. DR. ÖMER DİNÇER UZ. DR. ERDAL DUMAN PROF. DR. YAKUP ERATA PROF. DR. DERYA ERÇAL OP. DR. TUNCAY FİLİZ OP. DR. OSMAN GÜNGÖR UZ. DR. UĞUR GÜRGAN BİYOLOG ESEN FATMA KABADAYI OP. DR. ALAATTİN KAÇAR DOÇ. DR. HASAN KAFALI UZ. EMB. FÜSUN KARAARSLAN PROF. DR. MERAL KOYUNCUOĞLU UZ. DR. DEMET KUMOVA OP. DR. SEFA KURT PROF. DR. NİLGÜN KÜLTÜRSAY PROF. DR. AHMET MADEN OP. DR. AYDIN MEVSİM OP. DR. SONER RECAİ ÖNER OP. DR. A. SEÇKİN ÖNOĞLU Y. HEMŞ. İPEK ÖNTÜRKLER PROF. DR. ATA ÖNVURAL OP. DR. AYŞE ÖZBAKKALOĞLU UZ. DR. MERT ÖZBAKKALOĞLU PROF. DR. HASAN ÖZKAN PROF. DR. FERDA ÖZKINAY PROF. DR. CİHANGİR ÖZKINAY UZ. DR. ÜLKÜMEN RODOPLU OP. DR. SALİH SADIK OP. DR. M. AKİF ŞANLI UZ. DR. TUĞRUL ŞAHBAZ PROF. DR. EROL TAVMERGEN OP. DR. CÜNEYT TUĞRUL DOÇ. DR. TURAN UÇKUN OP. DR. SELDA UYSAL OP. DR. ERDAL YERMEZ

GÖNÜL AYRAN gayran@irenbe.com

YAYIN YÖNETMENİ HAMZA ÖZ hamza@aynareklam.com

YAZI İŞLERİ SORUMLUSU GÜVEN BERKEM gberkem@irenbe.com

SORUMLU MÜDÜR NURTEN GEBOLOĞLU ngebol@irenbe.com

KOORDİNATÖR OP. DR. BÜLENT URAN bulent_uran@yahoo.com

YAYIN KURULU OP. DR. DİLEK ASLAN DOÇ .DR. GÜVEN ASLAN DİŞ HEKİMİ AHMET CESUR PROF. DR. ESEN DEMİR PROF. DR. ŞADAN GÖKOVALI DİŞ HEKİMİ ÖZLEM KEKEÇ BİYOLOG ZERRİN SERTKAYA OP. DR. ARAL ÖZBAL OP. DR. GÜLNAZ ŞAHİN

EDİTORYAL ÜRETİM VE YAPIM AYNA REKLAM LTD. ŞTİ CUMHURİYET BULVARI NO: 175/5 ALSANCAK İZMİR TEL: 0232 464 39 32 - 464 25 29 FAKS: 0232 463 69 31 www.aynareklam.com | info@aynareklam.com

BASKI KBA OFSET VE REKLAM HİZMETLERİ FATİH CADDESİ 301 SOKAK NO:26 ÇAMDİBİ BORNOVA İZMİR TEL: 0232 435 00 18

YAYIN TÜRÜ YAYGIN SÜRELİ YAYIN

BASKI TARİHİ 05.01.2009

YASAL HAKLAR İRENBE DERGİSİ'NDE YER ALAN YAZI VE RESİMLERDEN KAYNAK GÖSTERİLEREK ALINTI YAPILABİLİR. YAYINLANAN YAZILARIN SORUMLULUĞU YAZARINA AİTTİR.

İRENBE KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM DAL MERKEZİ - TÜP BEBEK MERKEZİ TALATPAŞA BULVARI 1436 SOKAK NO: 6 ALSANCAK İZMİR TEL: 0232 464 58 88 FAKS: 0232 464 58 89 GSM: 0533 466 29 20 | 0532 755 43 33


İÇİNDEKİLER

6

Çocuk Sağlığı:

9

Gebelik ve Kadın Sağlığı:

Kreşe Başlayan Çocukların Sağlığı Uz. Dr. Hale Yener

Hamilelik Dönemi ve Hamilelikte Pilates Uygulaması Uz. Fizyoterapist Emrah Kurtoğlu, Psikolog Nezahat Bedir

Gebelik ve Kadın Sağlığı: Gebelikte Beslenme Op. Dr. Soner Recai Öner

Tüp Bebek: 2019 yılında tüp bebek tedavisi nasıl olmalı? Op. Dr. Dilek Aslan

21

Tüp Bebek:

24

Başarı Öyküsü:

Biyolog Zerrin Sertkaya

"2008 yılında anne olmaya ne dersin?" Şimdi 2008 ve anneyim... Aliye Hastan

Vajinismus Op. Dr. Aral Özbal

Alternatif Tıp: Hipnoz Op. Dr. Bülent Uran

2

18

İrenbe Laboratuvarında Yeni Soluk

Kadın Sağlığı:

36 38

14

Diş Sağlığı: Diş Renklenmeleri Dr. Çiğdem Atalayın, Prof. Dr. Hüseyin Tezel

Yazı Dizisi: Sinsi Yara: Sigara Dişhekimi Özlem Kekeç

28 32


EDİTÖR

Yeni yıl hediyesi sağlıklı yaşam... Her yıl, yılbaşı yaklaşırken, evlerde, iş yerlerinde, şehirlerde bir hareketlilik başlar… İş yerlerinde kuralar çekilir. Kişiler eşleştirilir, birbirine yılbaşı hediyesi alınsın diye… Düşünceler uçuşur, ne yapsak ne alsak da yeni yılda sevdiklerimizi mutlu etsek diye... E-postalar hazırlanır, kartlar bastırılır, mesajlar yazılır yeni yılda yeni umutlar, yeni mutluluklar dilemek için. Mağazalar, marketler kampanyalar düzenlerler cirolarını, hedeflerini tutturmak için… Piyangolar düzenleyip, çekilişler yaparlar. Fabrikalar, büyük şirketler küresel ekonomik krizi bahane ederek binlerce işçiyi bir gecede sokak ortasına bırakırken; nice genç işsiz, bir umutla, yeni bir heyecanla bakar gelecek yıla, bir iş bulabilmek için… Öyle bir çoğunluk var ki bir dilim ekmek, bir kaşık sıcak aş arar çöplüklerde, sokaklarda, aşevlerinde, yeni bir yıla girip girmediğini bilmeden. Politikacılar, siyasiler büyük umutlarla, seçmenlerine, siyasi önderlerine ulaşmaya çalışır, yönetici, muhtar, meclis üyesi, belediye başkanı olabilmek için. Bilimsel teknoloji devleri yeni inovasyonlarını, yeni buluşlarını sunmak telaşındadırlar. İnternet dünyasında daha etkin daha hızlı yollar ararlar. Web.01'den web.02'ye geçmek, daha yeni yollar bulabilmek için, G3'lerin reklamlarını yaparlar. Atom, atom altı, kuantum fiziği, kuantum düşüncesi,

Prof. Dr. Nurettin Demir ndemir@irenbe.com

sonsuzluk derken 2009 yılına ulaştığımızda 150 yıl geçmiş Darwin'den, evrim teorisinden… 40 yıl önce, Apollo 11 ile atmosferi delip geçen, aya ilk ayak basan Armstrong'dan sonra büyümüş atmosferdeki delik. Hızla artmış insan nüfusu, ısıtmış dünyayı, değiştirmiş iklimi. Nereden nereye geldik değil mi sevgili okurlar? Ben, bu kadar karmaşa, olumsuzluk içinde, umut bolluğunda “çözüm içimizde, yaşama sevinci ve enerjisi içinizde” diyorum. Başarı, mutluluk insanın kendisinde. Her gün az da olsa kendinize zaman ayırın, bir spor yapın. İster odanızda, ister sokaklarda, meydanlarda koşun, yürüyün. İster dağlarda, ister spor salonlarında hareket edin. Spor yaptıkça hastalıklar azalır, umutlar artar. Ben de dostlarıma, siz okurlarımıza, sevdiklerimize, tüm insanlığa yeni yılda en büyük hediye, sağlıklı yaşam diliyorum. Bu duygularla, yeni yılda, yeni bir ekip ile Ayna Reklam Ajansı'yla dergimizin yeni bir sayısıyla karşınızdayız. Beğeniyle okuyacağınız pek çok sağlık, sosyal ve bilimsel içerikli yazılarımız var. Op. Dr. Bülent Uran'ın “Hipnozla Tedavi” yazısı, Op. Dr. Soner Recai Öner'in “Gebelikte Beslenme”, İrenbe Embriyoloji Laboratuvarımızın başarılı yöneticisi Zerrin Sertkaya'nın “İrenbe Laboratuvarlarında yeni soluk”, yine İrenbe'den Op. Dr. Dilek Aslan'ın “2019 yılında tüp bebek tedavisi nasıl olmalı?” yazılarını severek okuyacaksınız. Yeni yılda yeni sayılarda ve yeni etkinliklerde buluşmak dileklerimizle...

3


4


5


ÇOCUK SAĞLIĞI Uz. Dr. Hale Yener Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı - İrenbe hyener@irenbe.com

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÇOCUK GELİŞİMİNE KATKISI ARTIK TARTIŞMASIZ KABUL EDİLMEKTEDİR. ÇOCUĞUN ALGILAMA VE ÖĞRENME YETENEĞİ BU DÖNEMDE ÇOK YÜKSEKTİR. SOSYAL YAŞAMA ADAPTASYON DA BU DÖNEMDE GERÇEKLEŞİR. ÇOCUKLARDA 4-5 YAŞLARINDA ARKADAŞLARIYLA OYUN OYNAMA İHTİYACI VARDIR. OYUN ÇOCUKLARIN EN İYİ ÖĞRENME YÖNTEMLERİNDEN BİRİDİR.

Kreşe Başlayan Çocukların Sağlığı Okul öncesi eğitimin çocuk gelişimine katkısı artık tartışmasız kabul edilmektedir. Çocuğun algılama ve öğrenme yeteneği bu dönemde çok yüksektir. Sosyal yaşama adaptasyon da bu dönemde gerçekleşir. Çocuklarda 4-5 yaşlarında arkadaşlarıyla oyun oynama ihtiyacı vardır. Oyun çocukların en iyi öğrenme yöntemlerinden biridir. Okula Uyum Evde tüm ihtiyaçları karşılanan korunup kollanan çocuk okulla birlikte tek başına sorunlarla baş etmeyi öğrenecektir. Bazı kurallara uymayı, yemek yeme, tuvalete gitme gibi ihtiyaçlarını kendi başına halletmeyi öğrenir. Ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun her çocukta bu yabancı ortama uyum güçlükleri yaşanabilir. Bu süreçte anne babanın ve öğretmenlerin yaklaşımı çok önemlidir. Ebeveynlerin korku ve endişelerinin çocuğa yansıması, çocuğun anne babadan ayrı kaldığında başına bir şeyler ge-

6

lebileceği korkusunu yaşamasına, anne babanın kendisini terk edeceği korkusu okul fobisi gelişmesine neden olabilir. Anne babanın sakin ve sabırlı bir şekilde davranması, çocuğun duygu ve düşüncelerini anlayıp çocuğun anlayabileceği bir dille, okula niçin gittiğini anlatması yararlı olacaktır. Okul fobisi yaşayan çocuklarda baş ve karın ağrısı, bulantı, altını ıslatma gibi sorunlar olabilir. Bu çocuklara anlayışla yaklaşmak gerekir, kızmak ve zorlamak çözüm getirmez. Gerekirse bir psikologtan yardım alınabilir. Enfeksiyonlar Çocukların kalabalık ortama girmesi ile enfeksiyonların görülme sıklığı genellikle artar. Solunum yolu enfeksiyonları genellikle öksürük ve hapşırıkla havaya karışan damlacıklarla bulaşır. Bu nedenle hasta çocuklar okula gönderilmemeli, uygun olduğunda açık havada vakit geçirmeleri sağlanmalı, kreşin odalarını havalandırmaya özen gösteril-


melidir. Eller de hastalık bulaşmasında önemli bir faktördür. Çocuklara da el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hastalıklardan korunmak için aşılar öncelikle yapılmalıdır. Rutin aşı takvimi dışında pnömokok ve grip aşıları önerilir. Pnömokok aşısı genellikle zatürre aşısı olarak bilinir; pnömokok adlı bakteri çocuklarda solunum yolları enfeksiyonları, orta kulak enfeksiyonu, menenjit gibi hastalıklara neden olabilir, 2 yaş altındaki bebeklerde ağır hastalıklara neden olabilir. Son 3 yıldır ülkemizde de aşısı bulunmaktadır. Aşı 2 aydan büyük bebeklere yapılabilir. 9 yaşına kadar uygulanabilir. ÇOCUKLARIN KALABALIK ORTAMA GİRMESİ İLE ENFEKSİYONLARIN GÖRÜLME SIKLIĞI GENELLİKLE ARTAR. SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI GENELLİKLE ÖKSÜRÜK VE HAPŞIRIKLA HAVAYA KARIŞAN DAMLACIKLARLA BULAŞIR.

Grip aşısı 6 aydan büyük bebeklere yapılabilir. Özellikle risk grubundaki çocuklara yapılması önerilir. Risk grubu astım, kalp hastalığı veya diyabet gibi kronik hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi bozukluğu olanlar, uzun süreli aspirin kullananlardır. Çocuklar ve 65 yaş üzerindekilere de rutin uygulama önerilmektedir. ABD gibi bazı ülkelerde rutin aşı takvimine alınmıştır. Bunun dışında suçiçeği, hepatit A gibi bulaşıcı hastalıklara karşı da aşılama önerilir. Bu aşılar henüz Sağlık Bakanlığı'nın aşı takvimine girmemiştir. Suçiçeği vücutta vezikül

denen su dolu döküntüleriyle seyreden kaşıntıya neden olan bir hastalıktır. Bulaşıcılığı çok yüksektir. Nadir de olsa ağır komplikasyonlara yol açabilir. Hepatit A ise bulaşıcı sarılık olarak bilinen virüstür. Daha çok tuvaletlerden ve iyi yıkanmamış ve pişmemiş yiyeceklerden bulaşır. Kronikleşme olmasa da bazı çocuklarda ölümcül olabilecek kadar ağır seyredebilir. Suçiçeği ve hepatit A aşıları 1 yaşından sonra yapılabilir, uygulama yaşı için üst sınır yoktur. Beslenme Büyüme ve gelişmenin devam ettiği bu yaşlarda beslenmenin de dengeli bir şekilde olması sağlanmalıdır.. Çocuklar bu yaşlarda abur-cubur diyebileceğimiz şeker, çikolata, cips gibi yiyeceklere ve fast-food gıdalara eğilimlidir. Fazla kalorili ve tuzlu olabilen bu yiyecekler çocuklarda ileriki yaşlarda obezite, hipertansiyon gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Katkı maddesi içeren yiyecek ve içeceklerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Kolalı ve gazlı içecekler kalsiyum emilimini engellediği için kemik gelişimini olumsuz etkiler. Süt, yoğurt, ayran peynir gibi kalsiyum içeren besinler gün içinde çocuğa sunulmalıdır, günde 2 bardak süt ve eşdeğeri gıdalar alması önerilir. Protein kaynağı olarak yumurta, tavuk, kırmızı et

7


BÜYÜME VE GELİŞMENİN DEVAM ETTİĞİ BU YAŞLARDA BESLENMENİN DE DENGELİ BİR ŞEKİLDE OLMASI SAĞLANMALIDIR... ÇOCUKLAR BU YAŞLARDA ABUR-CUBUR DİYEBİLECEĞİMİZ ŞEKER, ÇİKOLATA, CİPS GİBİ YİYECEKLERE VE FAST-FOOD GIDALARA EĞİLİMLİDİR. FAZLA KALORİLİ VE TUZLU OLABİLEN BU YİYECEKLER ÇOCUKLARDA İLERİKİ YAŞLARDA OBEZİTE, HİPERTANSİYON GİBİ OLUMSUZ SONUÇLARA YOL AÇABİLİR. KATKI MADDESİ İÇEREN YİYECEK VE İÇECEKLERDEN MÜMKÜN OLDUĞUNCA KAÇINILMALIDIR. ve balık, bitkisel proteinlerden ise baklagil grubu 1 porsiyon verilmelidir. Karbonhidratlar da enerji kaynağı olarak gereklidir. Öğünlerde ekmek, pilav, makarna gibi besinler çocuğun ihtiyacını karşılayacak miktarda verilir. Şeker, çikolata gibi çabuk emilen şekerler yerine nişasta (pirinç, patates) ve tahıl gru-

8

bundan alınan karbonhidratlar daha yararlıdır. Kurutulmuş meyveler de ara öğünlerde verilebilir. Sebze ve meyve yeme alışkanlığı çocuklara kazandırılmalıdır. Vitamin kaynağı olması nedeniyle ara öğünlerde meyve veya meyve suları, öğünlerde 1 kez sebze veya salata verilmesi önerilir. Badem, ceviz, fındık gibi çerezler, omega 3 yağ asitleri içermektedir. Günde birkaç tane verilmelidir. Yemeklerde yağ olarak zeytinyağı ve diğer sıvı yağlar kullanılabilir, tereyağ A ve D vitaminlerinden zengindir, kahvaltı da bir miktar verilmesi önerilmektedir. Çocuklara özellikle kahvaltı olmak üzere öğün alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çocuğun arkadaşlarıyla aynı sofrada yemek yemesi, yemeğin aynı zamanda sosyal bir ortam olduğunu öğretir. Bu yaşlarda doğru beslenme alışkanlığı kazanan çocuk bunu ileriki yaşlarında da devam ettirecektir. Çocuklarımızın sağlıklı ve mutlu bireyler olması dileğiyle.


PİLATES, DOĞUM ÖNCESİ, SIRASI VE SONRASINDA KADINI GÜÇLENDİREN, DOĞUMA HAZIRLAYAN VE DOĞUM SONRASI ESKİ FORMUNA HIZLI BİR ŞEKİLDE DÖNMESİNİ SAĞLAYAN SİSTEMDİR.

Hamilelik Dönemi ve Hamilelikte Pilates Uygulaması GEBELİK ve KADIN SAĞLIĞI Uz. Fizyoterapist Emrah Kurtoğlu Psikolog Nezahat Bedir Psikolog & Yaşam Koçu Pınar Ersöz

Annelik aslında oldukça kendine has ve özel bir durumdur yani her anne adayı, içinde bulunduğu koşullara bağlı olarak bu olayı diğerlerinden daha farklı bir şekilde yaşar. Ama yine de bazı değişimler vardır ki bunlar normal seyreden tüm hamileliklerde benzer şekilde yaşanırlar. Annenin yaşayacağı fiziksel ve psikolojik değişimler hakkında önceden bilgi edinmesi ise hamileliğe daha bilinçli ve pozitif yaklaşmasını sağlar. İlk üç ay Hamileliğin ilk üç ayı genelde kendisini daha çok fiziksel değişimlerle belli eder; geciken adet dönemi, pozitif çıkan hamilelik testi, yorgunluk mide bulantısı ve diğerleri... Duygusal durum ise genelde çok büyük bir değişiklik göstermez. Ama yine de durumunu dikkatli gözleyen bir anne adayı hormonal değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan inişli çıkışlı ruh halini atlamaz. Hamilelikte önemli rol oynayan başlıca iki hormon östrojen ve progesterondur. Kadının ruh hali bu hormonlara bağlı olarak büyük sevinç ve üzüntü halleri arasında gidip gelebilir. Küçücük bir neden onun gözyaşlarına boğulmasına yol açarken birdenbire niçin olduğunu bilmediği bir mutluluk

9


PİLATESİN BEŞ TEMEL FELSEFESİ VARDIR. BUNLAR; KONSANTRASYON, NEFES, KUVVET, HAREKET AKIŞI VE GEVŞEMEDİR. bile hissedebilir. Bu durum onun için olduğu kadar eşi için de zor ve kafa karıştırıcıdır. Bütün bunları yaşayan baba adayı kesin bir çözüm sağlamasının mümkün olmadığını bildiği için genelde durumu görmezden gelme yolunu seçer. Oysa tam o sıralarda sürekli olarak ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyan anne adayı kendisini duygusal açıdan boşlukta hissedebilir. Bu durumun hamilelik dönemi için çok normal olduğunu bilen çiftlerse hazırlıklı olmanın rahatlığıyla bu dönemi daha rahat ve sorunsuz geçirirler. Hamilelik planlı bir şekilde gerçekleştirilmiş ve çift uzun zamandır bu anı bekliyor olabilir; ama bu etkenler bile anne adayının bazı endişeleri hiç yaşamayacağı anlamına gelmez. Bu endişelerin başında anne adayının her şeye rağmen zamanlamanın doğru olup olmadığına dair kararsızlığı gelebilir. Özellikle kariyer yapan ve iyi bir çalışma hayatı olan kadınlar, hamilelik ve bebekle birlikte bu alandaki hedeflerinin gerçekleştirilmeden kalabileceğinden çok korkarlar. Tabi her şeyin yolunda gidip gitmeyeceğine dair endişeler de hamilelik döneminde en yoğun yaşanan sıkıntılardandır. Bebeğin ilk kalp atışlarını-yaklaşık 6-12. haftaya kadarduyana kadar bu durumun gerçekliğini tam olarak kavrayamayan anne, bundan sonra gerçekten içinde bir bebek olduğuna inanır ve endişeleri daha yoğun olarak hissetmeye başlar. İkinci üç ay İkinci üç ayın ilkiyle kıyaslandığında çok daha sakin geçtiğini söylemek mümkün. Bu dönemde mide bulantısı gibi sıkıntılar kaybolur, düşük riski ise çok azalır. İkinci üç ayın en önemli özelliği artık bebeğin hareketlerinin hissediliyor olmasıdır. Bebeğinin hareketlerini hissetmek anne adayı için eşsiz bir tecrübedir. Artık bebeğinin gerçek bir kişi olarak kabul eder ve heyecanı doruk noktasına ulaşır. Bazı kadınlar bu heyecanla birlikte kendilerini çok enerjik ve mutlu hissederler. Çoğu kadın hamile kıyafetleri giymeye bu dönemde başlar. Hamilelik, doğum ve bebeklerle daha çok ilgilenme, hamilelik seminerlerine katılma, bu konularla ilgili kitaplar alma yine bu dönemde yaşanır. Son üç ay Hamileliğinin son üç ayına giren anne adayı artık bebeğine kavuşmak için iyice sabırsızlanmaya başlar. Tabi bu arada

10

artık iyice belirginleşen karnının keyfini de sürer; kalabalık yerlere girdiğinde ona gösterilen ilgi, oturması için uzatılan iskemleler, paketlerini taşımak için yardım teklifinde bulunanlar onu çok mutlu eder. Hatta bu dönemde gerçekten yardıma ihtiyacı olmasa bile birçok kadın durumunun ayrıcalığını biraz kullanmaktan kendisini alamaz. Hamileliğin son haftalarına giren anne adayının psikolojik sıkıntı ve korkuları, fiziksel sıkıntılarının da yoğunlaşmasıyla birlikte iyice artar. Rahat bir pozisyon bulamadığı için uykusuz kalır. Ağırlaşan vücudu kendisini çirkin bulmasına yol açabilir. Ve eşinin onu artık hiç çekici bulmadığına inanır. Erkekler bu duruma olan eşlerine bu hislerinin yersiz olduğunu anlatmak amacıyla ilgi göstermelidir. Hamileliğinin son günlerini yaşayan bir kadına eşi tarafından gösterilecek ilgi onun moral düzeyinin yüksek olmasını sağlayacaktır. Anne adayı bir yandan hamilelikle ilgili sıkıntılarının bitmesini istemekte ama bunun belki de daha zor bir dönemin başlangıcı olduğunu bildiği için çelişen sıkıntılar yaşamaktadır. Ayrıca doğum da onun için başlı başına büyük bir olaydır ve öncesinde korkular yaşaması son derece normaldir. Eşinin ve çevresinin desteği bu dönemi rahat geçirmesi açısından oldukça gereklidir.


Hamilelik korkuları Hamilelik sırasında yoğun bir korku hissetmek o kadar yaygın bir durumdur ki bunu hamileliğin semptomları arasında saymak yersiz olmaz. Hemen hemen her anne adayı hamileliği ve doğumu sırasında bir şeylerin ters gitmesinden endişe duyar. Bu durumun yaygın olduğunu bilmek tabii ki korkuların geçmesi için fayda sağlamayacaktır. Bu durumda anne adayının yapacağı en akıllıca iş çevresindekilerin sorularına, tavsiyelerine ve yorumlarına kulak asmadan sadece doktorunu dinlemek olmalıdır. Çünkü niyetleri hiç de kötü olmasa bile çevredekilerin yapacağı yorum ve tavsiyeler hamilenin yersiz yere endişeler kapılmasına yol açabilir. Hamilelikte pilates Hamilelikte yapılan egzersizlerin oldukça önemli bir yeri bulunmaktadır. Hamilelik durumunda pilates kişide belli amaçlara yönelik yapılabilir. Bunlar; Hamilelik boyunca annenin bedensel uygunluğunu korumak. Anne adayının doğum sırasında ortaya çıkabilecek ağrı ve korkusunu azaltmak. Doğum sonu normale dönüşü kısaltmak üzere doğum öncesi - doğum sonrası egzersizler ile kas tonusu, kalp damar sistemi uyumu ve anne adayının kendine güvenini sağlamaktır Neden hamilelikte pilates? Pilates, doğum öncesi, sırası ve sonrasında kadını güçlendiren, doğuma hazırlayan ve doğum sonrası eski formuna hızlı bir şekilde dönmesini sağlayan sistemdir. Pilates, özellikle bel ve karın kaslarını çalıştırarak omurgayı rahatlatır. Böylece güçlenen kaslar, ağırlığı paylaşarak omurgaya destek olurlar. Pilatesin 5 temel felsefesi vardır. Bunlar: Konsantrasyon, nefes, kuvvet, hareket akışı ve gevşemedir. Pilateste yapılan esneme egzersizleri, kasılmaları rahatlatıp, tutulma ve ağrıları azaltır. Nefes egzersizleri, karın içi basıncın artması ile diyaframa kasının, göğüslerin büyümesi, göğüs ve sırt kaslarının kısalması ve hormon etkisiyle zayıflayan göğüs kaslarının kuvvetlenmesini sağlarken; normal doğuma iyi bir hazırlıktır. Aynı zamanda, egzersizler; hem doğum esnasında annenin daha rahat olmasını hem de güçlenen rahim kasları doğum sonrasında rahmin kendini daha çabuk toplamasını ve cinsel hayatın normale dönmesini sağlar. Ayrıca, el ve ayak bileklerindeki ve bacaklardaki ödemin atılmasına, şişliklerin inerek derinin rahatlamasına neye olduğu kadar bebeğe de yararlı olduğunu ortaya koydu. Kansas City Üniversitesi'nden Dr. Linda E. May ve ekibi tarafından yapılan çalışmanın sonuçlarına göre; hamilelik süresince egzersiz yapan annelerin bebeklerinin otonom

11


Anne olacağınızı öğrendiğiniz andan itibaren hep bebeğinizi düşünüyorsunuz. Belki de çoğu zaman onun sağlığı ile ilgili endişelere kapılıyorsunuz. Oysa hamilelik akıllara takılan birçok soru genellikle önemsiz bir endişeden öteye gitmiyor. "Evhamlı bir insan olduğumu itiraf ediyorum. Ancak, hamile kaldığımı öğrendikten sonra bu durumum çok daha ciddileşti. Kahve içmeyi bıraktım. Mikrodalga fırın çalışırken mutfaktan çıktım. Bilgisayar karşısında çok fazla vakit geçirmemek için yazılarımı elle yazmaya çalıştım. Özellikle 5. aydan sonra çevremdeki şaşkın bakışları arasında gün geçtikçe beter bir hal aldım." fonksiyonları, yapmayanlara göre daha iyi çalışıyor. Otonom sinir sistemi; vücuttaki kalp atışı, tansiyon, nefes alma oranı ve iç organların fonksiyonları gibi istem dışı faaliyetleri kontrol ediyor. ve kan dolaşımının hızlanmasına yardımcı olur. Amerika'da yapılan bir araştırma; hamilelikte yapılan egzersizlerin, anneye olduğu kadar bebeğe de yararlı olduğunu ortaya koydu. Kansas City Üniversitesi'nden Dr. Linda E. May ve ekibi tarafından yapılan çalışmanın sonuçlarına göre; hamilelik süresince egzersiz yapan annelerin bebeklerinin otonom fonksiyonları, yapmayanlara göre daha iyi çalışıyor. Otonom sinir sistemi; vücuttaki kalp atışı, tansiyon, nefes alma oranı ve iç organların fonksiyonları gibi istem dışı faaliyetleri kontrol ediyor. Hamilelikte pilates uygulamasına ne zaman başlanmalı? Hamilelerde pilates, gebeliğin ortalama 12.-16. haftasında başlanmalı ve haftada 1 kez düzenli olarak doğuma kadar devam edilmelidir. Genellikle bu eğitim 4-12 kişilik gebe toplulukları ile yapılmaktadır. Hamilelere son öneriler Hamilelikte gereksiz endişeye son verin.

Yoksa siz de bu ve buna benzer endişeler içinde misiniz? Ancak, şunu bilmelisiniz ki; sağlınızı düşünmek iyi olmakla beraber her şeyi bu kadar sorun yapmanız kesinlikle doğru değil. İşte anne adaylarını en fazla endişelendiren 10 nokta... Yüzme, yürüyüş, basit jimnastik hareketleri uygun egzersizler olarak kabul ediliyor. Ancak gebelik öncesi hiç egzersiz yapmamış bir kadınsanız, bu dönemde egzersiz, uzman eşliğinde ve bir program dahilinde olmalıdır. Bununla birlikte özellikle hamilelere yönelik olan kurslarda öğretilen hareketler anne ve bebek sağlığı açısından önem taşıyor. Hamilelikte göz yaşlarına boğulmayın Aileye yeni bir bireyin katılacağı haberi başta anne adayı olmak üzere herkesi tarifsiz bir sevince boğuyor. Özellikle gelen konuk “ilk” ise, bu sevinç bir kat daha artar. Ancak anne adayları bu dönemde bedenlerindeki ve duygularındaki değişimin etkisinde kalarak, zaman zaman fazla hassas davranıyorlar... Hamilelik, bir kadın için hayatının en önemli dönemlerinden biri. Bu dönemde tüm kadınlar fiziksel olduğu kadar, duygusal bir etki içine de giriyorlar. Hamilelikte duygusal gelişim aslında kadının anne olacağı haberini almasıyla başlıyor. Bu dönemde anne adayının kendisine en çok sorduğu soru "Bu bebek için hazır mıyım?". Gebelik döneminde anne adayı sadece bebeği dünyaya getirmekle ilgili kaygıları taşıyor, aynı zamanda dünyaya getirdiği çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiğini, bunun için gerekli enerji ve ekonomik düzeye sahip olup olmadığını da düşünüyor. Hamile kadın hassastır! Bebek bekleyen kadınların çoğu, vücutlarındaki değişimin de etkisiyle normal zamanda belki de hiç üzerinde durulmayacak kadar basit bir konuyu büyütebilir, üzülmeyi gerektirmeyen bir olayda gözyaşı dökebilirler.. Bu dönemde gebeler, kendilerinde oluşan bu değişikliğin her ne kadar farkında olsalar da, bir türlü kendilerine engel olamıyorlar. Giderek vücudunun şekil değiştirdiğini gören gebe kadın,

12


G E N TA N G E N E T İ K

kendini önceleri bu yeni haliyle benimsemekte zorluk çekiyor, eski haline hiç dönemeyeceğini düşünerek endişe duyuyor. Böyle bir zamanda eşlerinin ya da çevrelerindeki insanların kendisini çok çirkin bulduğunu bile düşünerek yersiz kuruntulara kapılıyor. Dolayısıyla hamile kadının arkadaşlarına, ailesine ve en önemlisi eşine önemli görevler düşüyor. Burada asıl sözümüz beylere! Gebelik döneminin her safhasında, eşinize destek olmayı unutmayın! Aşırı duygusallığa karşı önlemler Anne adayının öncelikle kendisini meşgul edecek aktiviteleri olmalı. Eğer çalışıyorsa, doktorunun izin verdiği süreye kadar çalışmasını devam etmesinde yarar var. Bunun dışında yorucu olmayan, doktorunun izin verdiği sosyal aktivitelere katılmak, resim yapmak ya da el işleriyle uğraşmak gibi hobileri olması son derece faydalı. Doğum anını daha rahat geçirmek için gebelik kurslarına katılarak bilgi almak ve yapılan fiziksel egzersizlerle doğuma hazırlanmak da anne adayının kendisini daha iyi ve güçlü hissetmesini sağlıyor. Böylece anne adayının doğuma karşı korkusu azalıyor.

T A N I

M E R K E Z İ

Doğum Öncesi Sitogenetik Tanı Doğum Sonrası Sitogenetik Tanı Lösemilerde Sitogenetik Tanı Floresan İn Situ Hibridizasyon (FISH) * Hızlı Doğum Öncesi Tanı (FISH/PCR) * Lösemilerde Füzyon Gen * Mikrodelesyon Analizi Y Kromozom Mikrodelesyon Analizi Moleküler Genetik Tanı Testleri Genetik Danışma

Anne adayı bu dönemde hissettiği sıkıntıları ailesine ve kendisinden önce doğum yapmış, bu konuda deneyim sahibi arkadaşlarına açmaktan çekinmemeli. Sıkıntıları paylaşmak, dertleşmek ve yaşanan yoğun duyguların normal olduğunu görmek, anne adayını rahatlatıyor. Doğuma yaklaştıkça bu konuyla ilgili kitaplar okumak ve bu çok özel ana hazırlanmak önemli. Ayrıca gebe kadın doktoruyla da konuşarak, doğum anında yaşayacaklarının aslında hiç de endişe edilir türden duygular olmadığını anlayabilir. Sonuç olarak unutmayın ki aslında doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır!

Şair Eşref Bulvarı No: 65 Gündeniz Apt. Kat:1 Daire: 2 Alsancak / İzmir Tel: 0232 463 82 87 / 465 00 19 Faks: 0232 463 64 82 13 www.gentan.com


GEBELİK ve KADIN SAĞLIĞI Op. Dr. Soner Recai Öner Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı drsro@hotmail.com

SU, ANNENİN VE HER YAŞTAKİ KADININ EN KIYMETLİ İÇECEĞİDİR. GEBELİK SIRASINDA ARTAN İDRAR YOLU ENFEKSİYONU, HIZLANAN METABOLİZMANIN DÜZENLENMESİ BEBEĞİN ANNEDEN BESİN ALMASINI KOLAYLAŞTIRMASI AÇISINDAN MEVSİMİNE GÖRE 8-10 BARDAK KADAR GÜNE YAYILMIŞ BİR ŞEKİLDE SU İÇİLMESİ ANNE VE KADIN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ BİR NOKTADIR.

GEBELİKTE BESLENME Gebelik testi veya yapılan ultrasonla hamile olduğunu anlayan her anne adayının duyduğu mutluluktan sonra aklına gelen ilk şey genellikle “nasıl beslenmeliyim” sorusu olmaktadır.. Yazılı veya görsel bir çok kaynakta hamilelik sürecindeki beslenme üzerine bolca tablolar ve gram-miligram ölçüsü içeren çoğu zaman da anne adayını şaşırtan, bazen de acaba doğruyu yapıyor muyum diye aşırı endişeye kapılmasına neden olan bilgiler verilmektedir. Aslında anne adaylarının bu konuda çok fazla endişe etmelerine gerek yoktur. Gebelik sırasındaki beslenme belirli bazı konulara dikkat edildikten sonra anne adayının günlük yaşamında büyük değişiklikler oluşturmaz. İlk üç ayda neler yemeliyim? Gebeliğin ilk üç ayı, anne ve bebeğin birbirleriyle tanıştığı, bir uyumun oluştuğu dönemdir. Bu dönemde bulantı,

14

halsizlik, iştahsızlık ve bazı besinlere karşı tahammülsüzlük olabilmektedir. Bu dönemde anne adayı kaçınılması gereken yiyecekleri bilmeli ve bunlardan uzak durmalıdır. Çay, kahve, sigara, yapay yiyecekler gebeliğin hiçbir döneminde alınmamalıdır. Karaciğer ve aşırı havuç, alınması içerdikleri yüksek düzeyde A vitamini nedeniyle, kaçınılması gereken yiyeceklerdir. Karaciğer ayda bir kez yenilebilir. Havuç da haftada 1-2 kezden fazla alınmamalıdır. Bu dönemde anne, şayet bulantıları varsa, azar azar sık sık yemeli, yediği yiyecekler soğuk veya sıcak olmalı, sulu ve ılık yiyeceklerden, bulantısını arttırması nedeniyle kaçınmalıdır. Peynir, ekmek, meyve, kuruyemiş, sütlü dondurma, özellikle Orta ve Kuzey Avrupa'da da çok popüler bir halk yiyeceği olarak yenilen zencefilli kurabiye gibi yiyecekler bulantısı olan anneyi oldukça rahatlatmaktadır. Sabah uyanıp yataktan kalkmadan bir parça ekmek yiyip 15-20 dakika sonra kalkmak sabah bulantılarına iyi gelir. Gebelikten 1-3 ay


öncesinden başlanmak üzere, ilk üç ayda, ek vitamin olarak 0.4 mg folik asit, belkemiği açıklıklarının azaltılması açısından kullanılması gereken bir ilaçtır. Sonraki gebelik döneminde nelere dikkat etmeliyim? İlk üç ay bittikten sonra bebek hızlı bir büyüme sürecine girer ve ek besinlere gereksinim duymaya başlar. Bunlar arasında et, süt, yumurta gibi proteinli, sebze, meyve gibi vitaminli, kuru baklagiller ve unlu gıdalar gibi lif, karbonhidrat, vitamin ve kalori açısından zengin gıdalara yönelmelidir. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeğinin yanı sıra, üç ara öğünle, anne adayı düzenli ve öğün atlamadan yemeklerini yemelidir. Ek olarak demir ilacı alınması çoğunlukla gereklidir. Vejetaryenlik gibi ekstrem yemek alışkanlığına sahip olmayan kadınlarda ek vitaminlere genellikle gerek yoktur. Kahvaltıda ne yemeliyim? Sabah kahvaltısı, bir bardak süt ve/veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyu, bir dilim tam undan yapılmış ekmek mevsimine göre salatalık, domates, yeşillik, her gün veya günaşırı olmak üzere, iyi pişmiş yumurta, bir-iki kibrit kutusu kadar peynir veya lor şeklinde olabilir. Bu yiyeceklerden lor ve peynirde yüksek oranda protein ve kalsiyum vardır. Yumurta keza birçok vitamin ve protein içerir. Yumurta lop olarak tek başına veya yeşillik ve salatanın içinde, lor veya peynirle çok az yağla birlikte tavada pişirilerek yenebilir. Anne adayı yiyeceklerin formlarını değiştirerek yemekten bıktığı veya sevmediği şeyleri yemeyi zevkli hale getirebilir. Süt bazen bağırsaktaki bir enzimin olmaması nedeniyle hayli ağrılı bağırsak spazmları, gaz ve ishale sebep olabilir. Bu takdirde piyasada satılan laktozsuz sütler kullanılabileceği gibi, yoğurt veya peynir olarak da yenilebilir. Süt bazen anne adayları tarafından sevilmeyebilir. Sütü çok az miktarda Türk kahvesi veya kakao ile ve az miktarda şekerle tatlandırarak veya sıcak-soğuk, şekerli-şekersiz içmek, kullanılmasını sağlamak açısından faydalıdır. Tatlandırıcıların bazıları gerektiğinde gebelikte kullanılabilirse de ana davranış olarak tüm kimyasal madde içeren gıdalardan kaçınmak uygun olur. Süt günde iki su bardağı kadar içilmeli mutlaka pastörize veya kutu sütü olarak alınmalı, açıkta uygunsuz koşullarda satılan sütlerden kaçınılmalıdır. Öğle ve akşam yemekleri nasıl olmalı? Genellikle öğle ve akşam yemekleri yiyecek türlerinin seçimi açısından aynıdır. Anneler yemeklerini değişik şekillerde yaparak sofralarını renklendirmelidirler. Çorbalar mümkün olduğunca ev yapımı olmalı, az tuz

içermeli, tarhana gibi yüksek protein ve kalsiyum içeren yapıda, az yağlı olmalıdır. Çorba içerken kendimizi ekmeğe kaptırmamaya dikkat etmeliyiz. Taze olmayan ve kızartılmamış bir dilim ekmek öğünlerde bulunmalıdır. Taze veya kızartılmış ekmek lezzetlidir ve çok yenilir. Kaçınılmalıdır. Kırmızı et kıyma, lop et formunda, köfte, sebzeli yemek, makarna vb. içerisinde yenilebilir. Etler pişerken pembe yerleri kalmamalı, kararacak şekilde aşırı pişmemelidir. Öğün başına 2-3 köfte miktarı kadar et yemek uygun olur. Sebzeli yemeklerde fazla yağ tüketmemek için ev hanımlarının çok iyi bildiği gibi, yemeği ekstra yağ koymadan ”çiğden” yapmak iyi olur. Etin içerdiği yağ yemeğe, aynen yağlı yapıldığındaki lezzeti verecektir. Etlerin iyi bilinen yerlerden alınmış olması gerekir. Et ürünlerinden (salam, sucuk, sosis vb.) içerdikleri koruyucu maddeler ve aşırı yağdan dolayı kaçınılması iyi olur. Haftada 1-2 öğün beyaz et de pişirme koşullarına uygun formlarda yenmelidir. Haftada ikiyle üç öğün balık yenmesi, omega 3 ve diğer vitaminler açısından gereklidir. Balıklar, yöresel küçük balıklardan seçilmeli, iyi pişmiş olarak yenmelidir. Büyük ve etçil balıklardan, içerdikleri civa gibi ağır metallerden dolayı kaçınılmalıdır. Dil, kefal, hamsi, sardalya, tekir, barbun, mezgit, mercan gibi balıklar zevkle yenebilir. Hamsi, sardalya gibi tümüyle yenen balıkların içerdiği kalsiyum çok miktardadır ve kadın yaşamının her döneminde çok kıymetli yiyeceklerdir. Sebzeleri, mümkün olduğunca, içerdikleri vitaminlerin bozulmasını önlemek için uzun süre pişirmekten kaçınmalıdır. Çiğ yenen sebze ve yeşillikler bol suda, iyice yıkanmalı ve o şekilde yenmelidir. Anne adayının her öğününde

15


taze sebzeler veya yeşilliklerin olması onu her yönden çok rahatlatacaktır. Cild-saç güzelliği, kabızlıktan korunma, vitamin mineral ve lif gereksiniminin sağlanması mümkün olacaktır. Salatalar çukur bir kasede sunulmalı sosunda aşırı tuz ve yağ olmamalıdır. En iyisi limon veya sirke, 1-2 tatlı kaşığı halis zeytinyağıyla çırpılıp salataya konmalı ve iyice karıştırarak salatanın her yerine ulaşması sağlanmalıdır. Böylelikle bol yağ konmuş salatanın aşırı kalorisinden kurtulur ve aynı lezzete sahip oluruz. Yeşillikler büyükçe parçalar halinde çok zedelenmeden parçalanmalıdır. Bol salata anne adayı için çok sağlıklı bir yiyecektir. Makarna ve pilav gibi nişastalı gıdalar az miktarda yenmeli, hızlı kilo alımı varsa aynı öğündeki yenmesi gereken bir dilim ekmekle yer değiştirmelidir. Kuru baklagiller de haftanın birkaç öğünü içinde yerini almalıdır. Su, annenin ve her yaştaki kadının en kıymetli içeceğidir. Gebelik sırasında artan idrar yolu enfeksiyonu, hızlanan metabolizmanın düzenlenmesi, bebeğin anneden besin almasını kolaylaştırması açısından mevsimine göre 8-10 bardak kadar güne yayılmış bir şekilde su içilmesi anne ve kadın sağlığı için önemli bir noktadır. Ara öğünler nasıl olmalı? Sabah-öğle, öğle-akşam yemekleri arasında ve akşam yemeğinden 1-2 saat sonra alınacak birer hafif öğün, bebeğin ihtiyaçlarının karşılanması için önemlidir. Ara öğünlerde anne adayının bir elma ağırlığında herhangi bir meyve yemeleri hem vitamin-mineral takviyesi, hem de içerdiği lifli gıdaların bağırsakları rahatlatıcı etkisi açısından çok yararlı olmaktadır. Bu öğünde günlük alınması gereken sütün bir bardağı da içilebilir. Akşam yemeği sonrası atıştırma ihtiyacı da böylelikle karşılanmış olur. Gece hemen uyku öncesi yenen yiyecekler anne adayında oluşabilecek reflü şikayetlerini arttırabilir. Bu nedenle yatmadan iki saat öncesinden itibaren özellikle yakınması olan anne adayları herhangi bir şey yiyip içmemelidirler. Çok şey söylememize rağmen, yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gebelik sırasında beslenmenin uygulanamaz veya uygulaması zor bir durum olmadığı, aksine gayet zevkli ve keyifli bir uğraş olduğu görülmektedir. Akdeniz tipi mutfak kültürü dikkat edilirse gebelikteki beslenmenin gereklerini oldukça yüksek oranda karşılamaktadır. Siz siz olun, bu dönemde fırsat varken eşinizden nadir bulunan meyveleri istemekte tereddüt etmeyin! Onlar da severek isteklerinizi yerine getireceklerdir! Sevgi ve saygılarla, mutlu, keyifli bir gebelik süreci dilerim.

16

DR. ERDAL DUMAN İç Hastalıkları - Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Kadrolu, deneyimli beslenme uzmanları ile birlikte obezite, diyabet takipleri Gebelikte endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları izlemi Tiroid / Guatr hastalıkları Osteoporoz Polikistik over sendromu ve diğer endokrinolojik hastalıkların takibi

MUAYENEHANE Şair Eşref Bulvarı 65-10 Alsancak / İzmir Tel: 0 232 464 29 32 - 463 25 02 www.erdalduman.com


AKLINIZDA BULUNSUN

Balık nasıl alınır ve saklanır? Yapacağınız balık yemeğin lezzetli ve sağlıklı olması için balığın alınmasının ve saklanmasının çok iyi bilinmesi gerekir, çünkü kırmızı etlerde olduğu gibi uzun süre dinlendirilmeye ve terbiyeye gelmez. Tazeyken veya tazeliğini korurken tüketilmesi gereklidir. Bu nedenle dondurulacak balığın da satın alınırken taze olması gerekir. Taze balığın görünüşü son derece canlı olur. Taze balık ile bayat balığı aşağıdaki farklılıkları ile anlayabiliriz. 1. Taze balığın gözleri parlak ve dışa bombeli olur. Balık tazeliğini yitirmeye başlayınca gözleri buğulanmaya başlar ve daha sonra içeri çöker. 2. Taze balığın derisi gergin ve parlak olur. Pulsuz balıklarda bayatlamaya başladıkça derisinin parlaklığı azalır ve özellikle karın tarafında buruşmalar meydana gelir. Taze balığa parmakla dokununca meydana gelen çukurluk anında düzelir. Oysa ki bayatlamış balıklarda bu iz kalır. Balığın parlaklığıyla yetinmemek gerekir. Çünkü tezgahtaki balıklara devamlı su serpildiği için parlak görünebilirler. 3. Taze balığı başından tutup kaldırınca kuyruğu aynen tepsideki gibi dimdik kalkar. Halbuki bayat balığı bu şekilde kaldırınca kuyruk kısmı aşağı doğru sarkar. 4. Taze balığın solungaçları canlı kırmızı olur. Balık bayatladıkça bu renk değişir. Ancak bazı balıkçıların solungaçları kırmızı mürekkep ile boyadıklarını belirtmek lazım. Solungaçlardan aşağı doğru akan kırmızı sıvıyı çok kişi kan zannederse de aslında bu mürekkeptir. Böyle bir aldatmacaya başvuran tezgahtan kesinlikle balık alınmamalıdır. 5. Taze balık hemen hemen kokusuzdur. Bayatlamaya başlayınca asit kokusu yaymaya başlarlar. 6. Pullu balıkların pulları tazeyken vücuda sıkıca yapışıktır. Elimizi kafadan kuyruğa doğru sürtünce pulların gelmemesi gerekir. Balığın alınması kadar saklanması da çok önemlidir. Balıklar genelde oda sıcaklığında(20oC) 20 saat süre ile tazeliklerinden bir şey kaybetmeden durabilirler. Bu kış ayları için geçerli olup yaz aylarında klimasız ortamlarda bu süre oldukça kısalır. Eğer bu süre 20 saati geçecekse muhakkak temizlenip buzdolabına konulmalıdır. Buzdolabının +5oC'lık

hacminde 3 gün, tek yıldızlı buzdolaplarının buzluklarında ki, buranın sıcaklığı 0 ila 5oC arasındadır, 14 gün saklanabilir. Daha uzun süreli saklamalar muhakkak üç yıldızlı buzdolaplarının 18oC'lık "deep-freeze"lerinde veya bağımsız "deep-freeze"lerde yapılmalıdır. "Deep-freeze"lerde saklama süreleri hamsi, sardalya gibi küçük balıklar için 3 ay, 3 ila 4 adedi bir kilo gelen çipura, lüfer gibi balıklar için 5 ila 6 ay. Beheri 1 kilodan büyük balıklar için ise 6 ila 8 aydır. 25oC'lık "deep-freeze"lerde ise bu süre yaklaşık %50 artar. Balıkların dondurulmadan önce temizlenmesi gerektiğini belirtmiştik. Ancak hamsi, sardalya ve gümüş gibi balıklar bunun istisnasıdır. Bu balıkların temizlenmeden saklanması gerekir. Dondurduğunuz balıkları çözdüğünüz taktirde tekrar dondurmamalısınız bakteri üremesi açısından sakıncalı olabilir. Bu nedenle donduracağınız balıkları aile nüfusunuza göre iki veya üç kişilik porsiyonları içeren öğünlere bölerek dondurmak yukarıdaki problemin halli için tavsiye edilir. Balığı dondurmadan önce porsiyonlara bölüp alüminyum folyo veya asetat ile ambalajlamalı, ve üzerine balığın cinsini, dondurulduğu tarihi içeren bir etiket (sticker) yapıştırmalısınız. Ambalajları önce buzdolabının 0 ila +5oC'lık bölümünce birkaç saat soğutmalı, bilahare derin dondurucuya koymalısınız. Bu işlem esnasında derin dondurucunuzu "şoklama" konumuna getirmelisiniz. Balığı çözeceğiniz zaman ise, iri balıkları buzdolabının normal kısmına alıp bir gün dinlendirerek çözebilirsiniz. Haşlanmış küçük karidesleri ise hemen sıcak suya atabilirsiniz. Balıkları dondurmadan önce hafifçe tuzlamakta yarar vardır. Eti diriliğini muhafaza eder.

17


TÜP BEBEK Op. Dr. Dilek Aslan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Tüp Bebek Direktörü / İrenbe daslan@irenbe.com

2019 yılında tüp bebek tedavisi nasıl olmalı? İlk uygulandığı ve başarılı olduğu tarih olan 1978'den günümüze tüp bebek tedavisinde çok olumlu gelişmeler yaşanmıştır. İlk uygulama yıllarında başarı oranları kısıtlı olan bu yöntemle günümüzde %40-45 klinik gebelik ve %25-30 eve bebek götürme oranlarına ulaşılmıştır. Her yıl başarı oranları %2-5 artmaktadır. Ancak bu oranlar biz tüp bebek uzmanlarını ve bu tedaviye maddi ve manevi emek veren çiftleri hala yeterince mutlu etmemektedir. Gebelik oranlarının en az %80-90 olması hayaliyle araştırmalar hızla devam etmektedir. İrenbe Tüp Bebek merkezinde geçtiğimiz 6 ayın istatistikî klinik gebelik oranının %50'nin üzerinde olması bizi çok mutlu etmektedir. Ancak hedefimiz bu oranı her geçen ay daha yükseklere çıkarmaktır. Tüp bebek yöntemi ile gebelik şansı ne olmalıdır? Şu an ütopik gibi görünse de %100 başarı asıl hedef olmalıdır. En azından embriyo transferine ulaşabilmiş olgu-

18

larda tutunması kesin gözüyle bakılan embriyoların doğrulukla tespit edilebilmesi ve çoğul gebeliğe yer bırakmayacak şekilde tek bir embriyonun bunu başarması gerekmektedir. Endometrium'un (rahim duvarı) bu sağlıklı ve tutunmaya hazır embriyoya açık olduğu transfer anını belirleyebilmek için de bir yol olmalı. Tüp bebek yöntemi nasıl uygulanmaktadır? Embriyo, döllenmiş yumurtaya verilen isimdir. Yumurtlama tedavisine başlanır, 3-4 günde bir ultrason ve kan tahlili ile ilaç dozları ayarlanır, follikül çapları 2 cm'e yaklaşınca yumurtlama tetiklenir (çatlatılır) ve 32-36 saat içinde vajinal yoldan ultrason eşliğinde uygulanan ince bir iğne yardımıyla yumurtalar toplanır, bir tüpün içinde embriyoloğun ellerine teslim edilir. Bu nedenle tüp bebek adını alan bu yöntemde yumurta ile sperm ya tüpün içinde kendi kendilerine birleşmeleri için bekletilerek (klasik tüp bebek) veya spermin yumurtanın içine direk enjeksiyonu (mikroenjek-


siyon) ile dölleme yapılır. Döllenmiş yumurta, 16., 24., 36., 48. saatlerde kontrol edilerek embriyo gelişimi takip edilir. Çoğul gebelik oranı % 5' in altında olmalı. Bugünkü bilgi birikimimize dayanarak en iyi embriyoyu seçerek gebelik oluşturmaya gayret ediyoruz. Bu hem gebelik şansını arttırmak hem de çoğul gebelik oranını azaltmak için gereklidir. Ya tutmazsa diye 4-5 tane embriyoyu rastgele yerleştirmek hem bilim dışı hem de çoğul gebelik açısından son derece riskli bir yaklaşımdır. En ''İYİ'' embriyoyu belirlemek için neler yapılmaktadır? Artık embriyoları oldukça yakından tanıyoruz. Şekil, büyüklük, içerdiği hücre sayısı, parçacık sayısı, erken bölünme, hızlı ve sürekli ileriye doğru gelişme, çekirdek ve çekirdekçiklerin görünümü ve konumu gibi özelliklerine bakıp en iyi embriyoyu seçmeye çalışıyoruz. Ancak bu yöntemler yeterli olmamalı ki %100 gebelik oranı elde edemiyoruz. Bu sorunu aşmak için yani tutunması kaçınılmaz olan en iyi embriyoyu belirlemek için çok ciddi araştırmalar sürüyor. Daha keskin olmalı. Daha başarılı olmalı. Embriyonun içinde yaşadığı kültür damlasının içeriğine bakarak ve moleküler özelliklerine dayanarak geliştirilmeye çalışılan yeni metotlar son derece umut verici ancak henüz deneysel aşamadadır. Yakın zamanda uygulamaya girmesini dört gözle bekliyoruz. O ana kadar elimizdeki en iyi yöntem şekil (morfoloji) değerlendirmesi olmaya devam etmektedir. Embriyonun en iyisini seçmek yeterli midir? Ne yazık ki hayır. Çünkü bu işin bir de rahim duvarı tarafı var. Endometriyum da embriyoyu kabul etmeye hazır olmalı. Tutunma (implantasyon) olayının moleküler belirteçleri tespit edilmeye başlandı. Yakında size en uygun transfer 'dakikasını' belirlemek mümkün olacak. Bir 'TUTUNMA PENCERESİ' deyimi kullanılmaktadır. Rahim duvarının embriyoları kabul etmeye hazır olduğu bir zaman aralığı vardır. Bunun öncesinde veya sonrasında en iyi embriyoyu yerleştirseniz de sonuç alamazsınız. Oysa bu pencerenin açık olduğu zamanda transfer yaparsanız gebelik şansı artacaktır. İşte umut verici bir başka araştırma alanı da tutunma penceresinin açık olduğu zamanı belirlemeye yarayan testlerin, göstergelerin belirlenmesidir.

yaşanmaktadır. Yumurtlama arttırıcı (ovulasyon indüksiyonu) ilaçlar, yumurta koruyucu ve erken çatlamayı önleyici ilaçlarla birlikte kullanılmaktadır. Kısa protokol, uzun protokol, antagonist protokolü, doğal siklus vb. her tedavi protokolünde hasta açısından en kısası 8 gün süren ilaç tedavi dönemi gereklidir. İlaçsız tüp bebek neden yapılamıyor? Doğal bir adet döneminde ilaçsız tüp bebek yapılabilir ancak %30' dan fazla oranda erken çatlama ihtimali (LH kaçağı) ortaya çıkmakta ve gebelik şansı %10' un altında olmaktadır. Doğal siklusun biraz ilaç tedavisi ile desteklendiği durumda da gebelik oranları %10 civarındadır. Onla da olmuyor onsuz da... İlaçsız tüp bebek adıyla popüler olan bir diğer yöntemde (IVM), yumurtaların hiç ilaç kullanmadan alınıp laboratuvarda olgunlaştırılması hedeflenmiştir. Özellikle polikistik over sendromlu hastalar için uygun olduğu düşünülen bu yöntemle gebelik oranları ne yazık ki hayal kırıklığı yaratmıştır. Üstelik elde edilen yumurtaların olgunlaştırılamaması da söz konusu olabilmekte, bütün emekler boşa gitmektedir. Bu nedenle ortalama 5-15 yumurta alınacak şekilde yumurtlama arttırıcı ilaçlar kullanılması gerekmektedir. Ayrıca bu yumurtaların eşzamanlı büyümesi ve vakitsiz çatlamaması için de GnRH analog veya antagonistlerinin kullanılması kaçınılmazdır. Uzun protokolde bir önceki adet döneminin ikinci yarısından başlayarak her gün cilt altı enjeksiyonu veya burun spreyi ile baskılama yapılmaktadır. Yumurtlama uyarıcı ilaçların da kullanılması gerektiğini hesaba eklersek toplam ilaç tedavisi süresi 3-4 haftayı bulmaktadır. Uygun durumlarda tedavi süresini ve enjeksiyon sayısını azaltmak için antagonist protokolü seçi-

Az ilaçla çok başarı elde edilmeli. Risk ve yan etki olmamalı. Kısa sürmeli. Bir yolu olmalı. Hali hazırda tüp bebek tedavisi için bir ilaç tedavi dönemi

19


lebilir. Bu durumda 8-12 günde ilaç tedavisi sona ermektedir. Yine de her gün en az 2 enjeksiyon yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Hastalara DOST ilaçlarla minimal tedavi Günümüzde ''Hasta Dostu'' tedavi seçenekleri tercih edilmektedir. Özellikle minimal uyarma ya da yumuşak protokol adıyla en düşük dozda en kısa süre ilaç kullanımı tercih edilmektedir. Kişinin kendi kendine kısa bir eğitimle ve cilt altına uygulayabildiği iyi geliştirilmiş yeni enjeksiyonlarla tedavi uyumu ve başarısı artmıştır. İlaç uygulamaları ve etkinliklerinde mutluluk verici gelişmeler yaşanmıştır. Yine de geçmişe oranla çok kolaylaşmış olsa da günümüzde ilaç tedavisi hala zahmetli ve idealden uzaktır. Tek doz ilaçla tüp bebek yapılsa... Geliştirilmeye çalışılan bir ilaç tedavisi formu var ki hayali bile çok güzel. Tek defa enjeksiyonla hem yumurtlama artacak, hem erken çatlamayacak, hem de yetersiz yumurtlama cevabı veya aşırı cevap olmadan kişiye en uygun doz tek defada uygulanabilecek. Kulağa hoş geliyor doğrusu. Tüm bu amaçları tek uygulama ile başarmak için belki de akıllı molekül içeren bir ilaç kullanılmalı ve bu rekombinant/nano teknoloji ile geliştirilerek sunulmalı.

2019 yılı için hedef ne olmalı Tüp Bebek tedavisi geçmişe oranla çok daha kolay ve etkin uygulanmakla birlikte, lüks sayılmayacak yeniliklerle 2019 yılında hedefimiz %100 sağlıklı tek gebelik olmaya devam edecektir.

20


İrenbe Laboratuvarlarında Yeni Soluk TÜP BEBEK Biyolog Zerrin Sertkaya Tüp Bebek Labrotuvar Sorumlusu İrenbe zbayav@irenbe.com

Yardımla Üreme Laboratuvarı insan gamet ve embriyoları-nın çalışıldığı ortamdır. Bu nedenle laboratuvarın kurulması, bakım ve çalıştırılması çok dikkat ve titizlikle yapılmalıdır. İnfertil çift bu laboratuvardaki işlemlerden maddi ve manevi yarar sağlayacağı gibi, büyük zararlara da uğrayabilir. Uygulamaların ilk hedefi çifte zarar vermemek daha sonraki de en fazla yararı sağlamak olmalıdır. Laboratuvarın en uygun çalıştırılması için gerekenler, tüm dünyada yapılan araştırmalar ve yılların getirdiği tecrübeler sonucu belirlenmiştir. Fakat asla unutulmaması gereken konu uygun laboratuvarın tedavinin tümüne katkısının olmasıdır. İşlemler ne kadar başarılı ve personel ne kadar yetenekli olursa olsun, uygun olmayan koşullardaki bir laboratuvarın başarısı uygun olana göre hep düşük olacaktır. Yardımla üreme laboratuvarının başarısında kuruluş, işletilmesinin yanı sıra işini çok iyi ve büyük bir titizlikle yapan çalışanlarda büyük önem taşımaktadır. IVF laboratuvarında aydınlatma, ısıtma, havalandırma, elektrik, gaz sistemi yeterli ve güvenli olmalıdır. Elektrik kesintilerine karşı laboratuvarın prizleri mutlaka kesintisiz güç kaynağı (Uninterrupted Power Supply, UPS) ile desteklenmelidir. CO2 ve O2 tüpleri kurallara uygun olarak güvenli bir çalışma ortamı sağlanması amacıyla laboratuvar dışına yerleştirilmelidir. Embriyoların ve gametlerin saklandığı inkübatörlerin sabitlenmesi ve olası sarsıntıda büyük hacimli malzemelerin birbirlerine çarpma olasılıklarını azaltacak biçimde yerleştirilmesi gerekmektedir. Laboratuvar ekipmanlarının yerleşimi de oldukça önem taşımaktadır. Gerek kaza riski açısından gerekse inkübatördeki havanın laminar kabinle etkileşime girmeyecek şekilde

21


konumlanması gerekmektedir. İdeal olarak laboratuvar bitişik iki oda olmalıdır. Yumurtaların toplama odasına (Oocyte Pick-up, OPU) yakın olan embriyo ve oosit işlemleri için diğeri ise androloji ve kriyo işlemlerine ayrılmalıdır. Kriyo ünitesinin cihaz ve tankları ile androloji odasının bir köşesine konumlanması yeterlidir. Laboratuvar ve OPU odasının zemini düz ve duvarları mümkün olduğunca az sayıda ve yuvarlak köşeli olmalıdır. Bunun nedeni ise girintili çıkıntılı alanların toz tutma eğiliminde olması ve temizlenmesinin zorluğudur. Zemin ve duvarlar antibakteriyel ve antistatik malzemelerle hazırlanmalıdır. IVF laboratuvarında hava kalitesinin kontrolü en önemli kalite kontrol parametrelerinden birisidir. Laboratuarda bakteri, partikül, toz, uçucu organik ve inorganik maddelerin yüksek miktarlarda bulunması halinde fertilizasyon oranlarının ve embriyonel gelişimin bozulduğu, yapılan birçok çalışmada gözlenmiştir. Laboratuvar ve yumurta toplama odasının havalandırılması için HEPA filtreler kullanılmalı ve çevresel koşullara göre uygun aralıklarla değiştirilmelidir. Laboratuvarın ne kadar aydınlık olması ile ilgili değişik görüşler bulunmaktadır. Aydınlatma gün ışığı veren lambalarla yapılmalıdır. Bu durumda bile gamet ve embriyoların inkübatör dışına alındığı hallerde uygulanan işlemleri riske sokmayacak kadar karartma uygulanabilir. IVF laboratuvarında pencere bulunması dezavantajlı bir durumdur. Gerek ışığın içeri girmesi gerekse dezenfeksiyonu riske sokması açısından istenmeyen bir durumdur. Duvarla kapatılması ya da film kaplanması gerekmektedir. Değerli İrenbe Dergisi okurlarımız, İrenbe ailesine yaklaşık 10 ay önce katıldım. Bu sımsıcacık ortamda yeni düzenlemelere giderek sizlere yeni bir tüp bebek (IVF) laboratuvarı oluşturmaya çalıştık. Laboratuvarımızdaki yeni düzenlemelerle sizlerin hizmetinize her türlü otokontrolü sağlanan tüm bakım ve kalibrasyonları titizlikle takip edilen, laboratuvar akreditasyonu için uluslararası standartlarda dökümantasyon ve istatistikleri olan teknolojik her türlü alt yapıya sahip bir laboratuvar ortamı hazırladık. Tüm bu çabaların karşılığını yüksek gebelik ve implantasyon, canlı doğum oranlarıyla alıyoruz.

22


23


BAŞARI ÖYKÜSÜ

"2008 yılında anne olmaya ne dersin?" Şimdi 2008 ve anneyim... RÖPORTAJ Nurten Geboloğlu ngebol@irenbe.com

Sezen Özyıldız sezen@aynareklam.com

Aliye Hastan ve Yalçın Bey 6 yıl önce evlenmiş… Uzun ve zorlu bir mücadele sonrası Tüp Bebek yöntemi ile bebek sahibi olmuşlar… Aliye Hanım'ın diğer annelerden farkı, mesleği nedeniyle üç yıl İrenbe Tüp Bebek Ünitesi'nde Laboratuvar teknisyeni olarak çalışmış olması. Aliye Hanım, o günleri anlatırken kelimelerin boğazına dizildiğini, gözlerinin dolduğunu ve Deniz'i kucağına aldığındaki mutluluğu görülmeye değerdi. Sizi tanıyabilir miyiz? 26 yaşındayım. Laboratuvar teknisyeni olarak bir kamu Hastanesinde çalışmaktayım, 6 yıllık evliyiz. Bildiğim kadarıyla siz daha önce İrenbe'de çalışıyormuşsunuz. Evet, 5 yıl İrenbe'de, Tüp Bebek Ünitesi'nde laboratuvar teknisyeni olarak çalıştım, daha sonra devlet memuriyeti nedeniyle ayrıldım.

24


BAŞARI ÖYKÜSÜ Çocuk sahibi olmak için doktora ne zaman başvurdunuz? Ben ve eşim evlenmeden önce, normal şartlarda bebek sahibi olamayacağımızı biliyorduk… Nasıl? Düğünümüze kısa bir zaman kalmışken, şiddetli karın ağrısı şikayetiyle başvurduğumuz acil serviste, over kisti rüptürü tanısıyla hemen ameliyata alındım. Ameliyat sonucu doktorum kistin patladığını, tüplerde tıkanmaya sebep olduğunu ve derece 4 endometriosiz olduğumu bu nedenle doğal yollardan bebek sahibi olamayacağımı, hatta tüp bebek yöntemiyle bile fazla şansım olmadığını söyledi. Peki, İrenbe'ye gelmeden önce tedavi gördünüz mü? Hayır. İrenbe'ye geldikten sonraki tedavi süreciniz nasıl başladı? İrenbe'de çalışmaya başladığımda yeni evliydik ve o dönemlerde bebek sahibi olmayı düşünmüyorduk. Daha sonradan, benim öykümü bilen Dr. Dilek Hanım'ın teşvikiyle bu konu üzerinde düşünmeye başladık ve 2004 senesinin haziran ayında bir tüp bebek denememiz oldu, ama sonuç alamadık. Daha sonra bir sene kadar ara verdik ve yeniden denedik. İkinci denemede de sonuç alamadık. Daha sonra da kullanılmak üzere dondurulan embriyolar çözüldü ancak yaşamadılar. Üçüncü denememizde yumurta döllendiği halde, sıvı oluştuğundan, transfer etmenin bir anlamı olmayacağı, o sıvıyla embriyoların yaşamayacağı gerekçesiyle işlem yarım kaldı. Embriyolar yine donduruldu. O sırada Dr. Dilek Hanım, laparoskopi ameliyatı yapalım dedi ve bu ameliyatı Op. Dr. Ahmet Seçlin Önoğlu ile birlikte yapmak istediğini söyledi. Ben tedavim süresince her şeyi Dr. Dilek Hanım'a bıraktım çünkü ona çok güveniyordum. O arada atamam olduğu için İrenbe'den ayrılmıştım. Laparoskopiden sonra 2007 Nisan ayında Dr. Dilek Hanım, ''Haydi Aliye, 2008 yılında anne olmaya ne dersin?'' dedi. Çok umutluydu, bana hep moral verdi, onun bu pozitifliği bana güç verdi ve tekrar tüp bebek tedavisine başladık... Şimdi 2008 ve ben gerçekten anneyim. Bu süre içersinde neler yaşadınız? İrenbe'de çalışıyor olmanız, tüp bebeğin tüm yönlerini biliyor olmanız size ne gibi duygular hissettirdi? Yaşım geçmeden imkânım varken deneyebildiğim kadar

25


BAŞARI ÖYKÜSÜ deneyeyim ki ilerki yaşlarda sonuç olumsuz bile olsa geriye dönüp baktığımda pişmanlık duymamak için sonuna kadar gitmeliyim diye düşünüyordum. İrenbe'de çalışıyor olmak, işin içinde olmak farklıydı. Tüm aşamalardan haberdar oluyorsunuz. Kan değerlerimin ve iğnelerimin dozları bile ne durumda olduğumu söylüyordu. İster istemez konunun tüm ayrıntılarını biliyor olmam stresimi arttırıyordu. Tahlil sonucumu birlikte değerlendiriyorduk, ilaç dozuna beraber karar veriyorduk. Ben tüp bebek laboratuvarında çalışmaya başlamadan önce, İrenbe Kan Alma Bölümü'nde çalışıyordum. Tedavi için gelen hastalarla bire bir kalıyorduk... Yaşadıkları aşamaları biliyordum, onlarla hep konuşuyorduk, moral veriyorduk. Bence işin içinde olup da, aynı işlemler kendine yapıldığında daha zorlanıyorsun. Örneğin, son denememde artık İrenbe'de çalışmıyordum. Hormon testi yapılacağı bir gün, hadi çalıştığım yerde yaptırıp sonucu Dr. Dilek Hanım'a bildiririm dedim. Testimi yaptırdım, değer beklenenden çok

düşük çıktı, bir anormallik var dedim, düşük çıkmaması gerekiyordu, panik oldum. Hemen Dr. Dilek Hanım'ı aradım, bir yanlışlık olabileceğini tekrar edilmesini söyledi. Hemen İrenbe'ye giderek yeniden yaptırdım, sonuç istediğimiz gibi çıktı. Bu test sonucu çok önemliydi çünkü sonuçlara göre ilaç dozlarımız ayarlanıyordu. Yakınlarınızın yaşadıklarınıza yaklaşımı nasıl oldu? Bu süre içerisinde hiç umutsuzluğa kapıldınız mı? Çevremdeki herkes çok olumlu yaklaştı bu çabalarımıza. Hatta ilk başlarda tek umutsuz olan bendim diyebilirim. Eşim de son denemeye sıcak bakmamıştı. Üç deneme başarısız olduktan sonra, yaşanan duygusal yıkımlara bir yenisini eklemek istemiyordu. Ben de bir kez daha denemek istedim ve bu da benim için sonuncu denemeydi. Son denemenizde neler yaşadınız? Yumurta toplama,

26

transfer ve sonucu bekleme aşamalarını anlatır mısınız? Daha önce söylediğim gibi Dr. Dilek Hanım çok umutluydu, laparoskopi sonrası hemen tedaviye başladık, 2007 Ekim ayında yumurta toplama işlemi yapıldı ve 12 yumurta toplandı, daha sonra 8 tane döllendi ve 3 tane blastokist transfer yapıldı. Dr. Dilek Hanım, 2 tane transfer edelim dedi, çünkü blastokist, embriyoların laboratuvar ortamında gelebileceği son nokta ve tutunma şansı da, doğal olarak çoğul gebelik oranı da çok yüksek. Ben 3 blastokistte ısrar ettim. Transfer yapılmadan önce laboratuvarda embriyolarıma baktım, Embriyolog Füsun Hanım, ''Aliye bu sefer sona yaklaştık, içini ferah tut'' dedi. Füsun Hanım'ın bu konuda bana çok desteği oldu. Gerçi İrenbe'deki herkes bana çok yardımcı oluyordu. Bu aşamalarda da çalışmaya devam ettim, daha önceki denemelerimde genelde yatıyordum. Ama ben hep umutsuzdum, kendimi en kötüsüne hazırlıyordum.

Sonucu nasıl öğrendiniz? Neler yaşadınız? Transferden 10 gün sonra ilk sonuç belli oluyor, ben bir gün önceden Pazar günü kimseye söylemeden idrarda baktım, çok belirgin olmayan bir sonuç görünüyordu, eşime gösterdim, sanki var gibi geldi, ama emin değildik. Neyse pazartesi günü işe gittim hastanede kimse benim tüp bebek yaptırdığımı, sonucunu beklediğimi bilmiyorlardı. O gün de hastanede kanda BhCG gebelik testi kiti bittiği için testi orada değil de dışarıda bir laboratuvarda yaptırdım, cep telefonumun da şarjı bitmiş, İrenbe'den arıyorlarmış ulaşamıyorlarmış ve herhalde sonuç kötü olduğundan konuşmak istemediğim için telefonumu kapattığımı düşünmüşler. Sonuç 20 çıktı, düşük değer ama pozitif, bu değeri bulmam bile benim için mucize. Ancak ben umutlu değildim… Kimyasal gebelik diye düşündüm… Çünkü genelde 80-100 gibi değerlerde başlar gebelik. Ama dedim, ''benim için bu


BAŞARI ÖYKÜSÜ bile bir aşamadır, çünkü diğer denemelerde BhGC 2'den küçük çıkardı''. Bir bekleyiş başladı, gebelik testleri devam ediyordu. Annem her seferinde sorardı, kızım bu kez sevinebilir miyim artık diye; hayır anne derdim henüz değil. Gebelik kesesini ve kalp atışını görelim ondan sonra. Muayeneden sonra her şeyin yolunda olduğunu duyunca çok seviniyordum ama içim bir türlü rahat etmiyordu. Gebeliğimin 12. haftasını atlatalım 16. haftasını atlatalım derken, hep içimde bir kuşku vardı. Yani gebeliğim boyunca hiçbir zaman tamamıyla bitti diye düşünemedim. Belki de bu yüzden hamileliğimin tadını tam anlamıyla çıkaramadım. Dedim ne zaman Deniz'i kucağıma alacağım o zaman inanacağım gerçek olduğuna. Çünkü hamileliğin herhangi bir aşamasında yaşanabilen kayıpları ve bu kayıpların insanları ne kadar etkilediğini de gördüm. Hamilelik süreci nasıldı? Hiç zorluk çektiniz mi? Gebeliğim oldukça sorunlu geçti. İlk başlarda kanamalarım oldu biraz, yatmam gerekti. 10. haftaya kadar düşük tehditi

diyetini o anda anladım (gülüyor), anestezilik bir durum olduğunda sorulan bir soruydu bu. Hemen hastaneye gittik. Sezaryene aldılar. Çok güzel geçti. Deniz'i görünce her şeyin gerçek olduğunu anladım, çok mutlu oldum. Bunca yıllık bekleme sürecinden sonra anne oldunuz. Nasıl gidiyor annelik? Annelik çok güzel ve bir o kadar da zor. Dünyada kimseye karşı duyamayacağınız kadar büyük bir sevgi ve bu sevginin kelimelerle anlatılması mümkün değil. Kendinizden bile çok düşündüğünüz bir varlık. Daha fazlasını anlatmaya sözler yetmez. Bebek sahibi olmak isteyen ailelere neler önerirsiniz… Tüp Bebek tedavisi zorlu bir süreç ancak bu zorluk derecesi de insanın kendi elinde ve mutlu sonla bittiğinde geride hiçbir şey hatırlanmıyor. Bir, sıfırdan çok büyük bir rakam ve şans % 1 bile olsa denemeye değer. Her şey için çok teşekkür ederiz...

vardı. Ondan sonra 22. haftaya kadar çok iyiydi. 22. haftada erken doğum riski başladı. Ve izne ayrıldım. Ondan sonrası evde dinlenerek, aslında üç günde bir İrenbe'ye gelerek geçti (gülüyor). Çok kansızlık yaşadım, sık sık serum takviyesi aldım. İpek Hemşire'nin bana bu dönemde kaç tane serum taktığını hatırlamıyorum ama onların tatlı dili güler yüzü her şeye değiyordu. Sanki kontrole değil de onlarla görüşmeye gidiyordum. İpek'e buradan çok teşekkür etmek istiyorum bana gerek tedavi aşamasında gerek hamileliğim süresince çok yardımcı oldu, her konuda desteğimdi. Normal şartlarda doğuma 3 hafta kadar vardı ancak o sabah hafif bir sancıyla uyandım. Pek üzerinde durmadım ancak sancılar devam etti ve İrenbe'yi aramaya karar verdim. Hemen ardından Dr. Dilek Hanım beni aradı ve hemen gelmemi istedi. Doğuma gider gibi çıkmadık evden. İrenbe' ye geldiğimizde Dr. Dilek Hanım hemen beni muayene etti ve en son ne zaman bir şey yediğimi sordu. Durumun cid-

27


KADIN SAĞLIĞI Op. Dr. Aral Özbal Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı İrenbe aozbal@irenbe.com

VAJİNİSMUS Eşler arasında çok büyük bir sorun olan vajinismus , fiziksel bir sorun olmamasına rağmen kadının korku ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi, verememesidir. Vajina girişini çevreleyen kasların istem dışı olarak kasılarak cinsel birleşmenin acılı olması ya da birleşmenin gerçekleşememesidir. Vajina girişini çevreleyen baskın kas grubu "Pubik Kaslar" olarak adlandırılır, bunlar düz kas grubudur ve refleks olarak çalışırlar. Vajinismusta yaşanan kasılma istem dışıdır ve asla kadının kendi kontrolünde değildir. Eğer kişi kasların kasılmasından ötürü acısız cinsel birleşme yaşayamıyorsa bu durum vajinismus olarak nitelendirilir. Soruna neden olan etkenler çoğunlukla genç kızlık yıllarından itibaren cinsellik ve kızlık zarı hakkında bilinç altına yerleşmiş yanlış bilgiler; cinsel eğitim eksikliği, yaşanmış kötü cinsel tecrübeler, toplumsal baskılar gibi oldukça geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Pubik kasların kasılması kişinin isteği dışında gerçekleşmektedir, kişi her ne kadar uyanık olsa da durum bilinç dışı meydana gelir. Bu istem dışı kasılmaların bir çok nedeni olabilmektedir, genellikle fiziksel ve duygusal faktörlerin birleşmesi sonucu oluşmaktadır. Bu kasılmalar aslında vücudun kendini korumaya yönelik bir savunmasıdır. Vajinismusun nedenlerini, sonuçlarını ve nasıl tedavi edileceğini bilmemek, çiftlerin hayal kırıklıkları yaşamalarına neden olur ve her iki tarafı da psikolojik ve fiziksel olarak yıpratır. (Alttaki resim: A. Normal anatomik duruş hali B. Vajinismusta görülen Pubokoksigeus (PC) kasının kasılmasını göstermektedir.)

Vajinismus ne zaman açığa çıkar? Vajinismus, ilk cinsel ilişki girişimi sırasında, jinekolojik muayene sırasında ya da tampon kullanma girişimi sırasında ortaya çıkabilmektedir. Pubik kaslar kasılarak vajinanın açılmasını engeller ve cinsel birleşmenin gerçekleşememesine neden olurlar. Kasılma oluşursa cinsel birleşme ya imkansız hale gelir ya da şiddetli acı oluşur. Genellikle vajinal bölgeye müdahale sona erdiğinde kaslar rahatlar ve normale döner.

28

Vajinismus hastası çoğu kadın ilişkiye girememekten ötürü yoğun utanç duygusu hisseder ve sıkıntılarını paylaşmak istemezler. Durumu başkalarına anlatamamak onları rahatsız edebilmektedir.


Vajinismus yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır ve kadından kadına farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı kadınlar jinekolojik muayeneyi tamamlayabilmekte ya da tampon kullanabilmekte iken cinsel ilişkiyi gerçekleştirememektedir. Bazı kadınlarda ise ilişki gerçekleşmekte fakat aşırı miktarda acı oluşmaktadır. Diğer bir grupta ise hiçbir vajinal müdahale gerçekleşememektedir. Kadının kendini en fazla yalnız ve güvensiz hissettiği bir durumdur vajinismus. Ne yaparsa yapsın asla bu durumdan kurtulamayacağına inanmış ve kendisini diğer kadınlardan hep ayrı görmüştür, herkesin çok rahatlıkla yaptığı şeyi o bir türlü yapamıyordur. Eşi de için için karısı tarafından sevilmediğini ve kabul edilmediğini düşünüyordur. Çoğu kadın için vajina kaslarının istem dışı, bilinçsizce kasılması bir sürpriz olur. Kadın cinsel istek duyduğu halde ilişki gerçekleşmez. Bu reaksiyonun temelinde değişik, yanlış ve sağlıksız cinsel mesajlar bilinçaltına yerleşerek, vajina çevresindeki kaslarının refleks olarak kasılmasını sağlar. Bu mesajların kaynağı ağrı korkusu, hamilelik korkusu, cinsel kötü kullanım (abuse), tıbbi veya fiziksel durumlar olduğu gibi aşırı heyecan, yetersiz seks eğitimi, aşırı tutucu veya dengesiz eğitim, evdeki şiddet ortamı, aile korkusu ya da güvensizlik gibi çok çeşitli nedenler de olabilir. Tanıda ve tedavide önemli olan nedir? Uygun tedavinin planlanması için, ağrılı ilişkiye neden olan diğer tıbbi ve fiziksel durumların ekarte edilmesi gerekir. Ağrılı cinsel birleşmeye neden olan bazı durumlar şöyle sıralanabilir: Vulvodiniya/vestibulodiniya, Pelvis iltihabı hastalıkları (PID), over kisti, mesane veya idrar yolları enfeksiyonları, vajina atrofisi, vajina kuruluğu, vajina prolapsusu, rigid veya kalın hymen, doğum travması, vulva kanseri, vajina enfeksiyonları, derideki hastalıklar (lichen skleroz, ekzema, sedef ), eklemleri tutan ve eklem hareketlerini kısıtlayan romatizma hastalıkları... Vajinismus tedavi yöntemleri nelerdir? • Hymenin alınması: Çoğu vajinismuslu kadınlar, kızlık zarlarını almakla sorunun üstesinden geleceklerini sanıyor veya yönlendiriliyorlar. Ancak kızlık zarının alınması ile sorun daha da artabilir. Çoğu zaman zarın alınması nedbe dokusu oluşmasına ve dolayısıyla daha çok ağrıya neden olur. Çok ender durumlarda rigid ve kalın himen varsa cerrahi olarak alınabilir. Ancak bu işlem vajinismusun iyileşeceği anlamına gelmez. • Psikoterapi: Gevşeme öğrenilmesi gereken bir beceridir. Gevşemeyi bilmeyen birine bunu söylemekle gevşeyemez. Bu nedenle psikoterapi tek başına etkin tedavi metodu değildir. Gevşemeyi bilmeyen birinde başaramama korkusu

anksiyeteye neden olur. Dolayısıyla kalp atışları artar, kaslar gerilir, solunum yüzeyselleşir ve tansiyonun yükselmesine neden olur. Vajinismus, pelvik tabanı kaslarının istem dışı kasılması sonucu oluştuğu için tedavide bu kasların gevşemesine yönelik olmalıdır. • Egzersizler : · Kegel egzersizleri: Pelvik tabanı (pubococcygeus) kaslarını güçlendirme ve kontrol etmeye yönelik egzersizlerdir. · Solunum egzersizleri: Solunumu kontrol etmeye yönelik egzersizlerdir. · Gevşeme egzersizleri: Tüm vücut kaslarında gevşemeyi öğrenmeye yönelik egzersizlerdir. • Botoks uygulanması: Chlostridium Botolinum adlı bakteriden elde edilen toksin olup enjekte edilen kaslarda kısmi felç oluşturarak gevşemeye neden olur. Botoks etkisini kas-sinir bileşkelerindeki kas kasılmasını sağlayan Asetilkolin maddesi üzerinden sağlar. Vajinismuslu kadınlarda genel anestezi altında yapılır. Etki süresi 2-6 aydır. Yan etki olarak idrar veya gaita kaçırması görülebilir. Etkisi ortadan kalktıktan sonra vajinismus tekrar oluşabilir • Vajinal Dilatatörler: Çeşitli ölçülerde vajinal dilatatörler kullanılarak kendi kendine eğitim ve gevşeme yöntemidir. Biofeedback tedavisi Elektrik stimulason-biofeedback, vajinismusta en etkin ağrısız, yan etkisi olmayan tedavi metodudur. Hastaların

29


yüzde 95'i 10-20 seans biofeedback tedavisi ile iyileşebiliyor. Diğer tedavi metotları veya ev egzersiz programları ile kombine edildiğinde tedavi süresi daha da azalır. Üstelik başarı oranı daha da artabilir. Bu metot ile gevşeme daha kısa sürede hastaya öğretilir. Elektrik stimülasyonu ile kaslar güçlendirilebilir. Ayrıca kullanılan diğer fizik tedavi aletleri ile kas spazmları çözülür ve ağrı kesici akımlarla oluşan ağrı giderilebilir. Tedavi seanslarında hasta, pelvik tabanı kasların nasıl kasılıp, nasıl gevşediğini monitörde görebilir veya kasılma sesini işitebilir. Böylece feedback yaparak kasılıp gevşeme kısa sürede öğrenilmektedir. Ayrıca tedavi seansları ilerledikçe gevşemede ne kadar başarılı olduklarını da fark edebilirler. Hipnoz Son yıllarda vajinismus tedavisinde hipnoz yani hipnoterapi de başarılı sonuçlar vermektedir. Hipnoz; kişinin bir profesyonel yardımıyla duygu, düşünce ve algılarını yeniden çerçeveleyerek davranışlarını değiştirdiği bir süreçtir. Hipnoz; bir uyku durumu değildir; aksine, kişinin bedeni ve ruhu üzerinde ne denli gücünün olduğunu keşfettiği bir farkındalıktır. Bilinç açık olduğu için hipnoza girildiğinde istemediğiniz bir şey size yaptırılamaz. Vajinismusta hipnoz tek başına yeterli değildir. Önemli olan hipnozu hipnoterapiye çevirmektir. Bunun için hipnoz altında verilen telkinler, zihinsel ve imgesel uygulamalar ile endişe, korku ve kaygılar ortadan kaldırılır. Böylece cinsel ilişkinin ağrı ve acı olmadan olabileceğine dair inanç artar. Bu bağlamda; hipnoterapi ile danışanların kendilerinin bile farkında olmayıp bilinç altına attıkları tüm olumsuz düşünceleri bir yerde su yüzüne çıkararak adeta bir "farkın-

30

dalık durumu" yaratılmakta ve bu sayede korku ve kaygıların azaltılması sağlanmaktadır. Hipnoterapi sırasında bilinç kaybı olmaz, aksine bilincin daha çok açılması durumu gerçekleşir ve hipnozdan çıkamamak gibi bir durum söz konusu değildir. Burada bilinmesi gereken nokta; medikal hipnozun asla tek başına bir tedavi şekli olmadığıdır. Hipnoz, uygulanan tedavi tekniklerinin etkisini ve hızını arttıran yardımcı bir unsurdur. Hipnoz ile değiştirilmiş bilinç hali oluşturulur, var olan zihnin dirençleri ortadan kaldırılır ve bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturulan imgeleme teknikleri ile sonuca varılır. Bilinçdışı olaylar çözülür, şartlı refleks ile cinsel birleşme öncesinde anahtar işaretlerle rahatça kullanabilen gevşeme teknikleri öğretilir, kasılma gevşemeyle yer değiştirilir, cinsel birleşme ile ilgili hayaller yaşatılır, ruhsal istek ve orgazma ulaşma konusunda çift eğitilir. Ürojinekolojik fizyoterapi Fizik tedavinin son zamanlarda gelişmekte olan dallarından biridir. Bu dalda pelvik tabanı kaslarının gevşekliği sonucu oluşan idrar kaçırmalarına (inkontinans), pelvik iltihabı hastalıkları, hamilelik öncesi ve sonrası oluşan kas güçsüzlükleri, vücut deformasyonlarını önleme-düzeltme ve oluşan ağrıları azaltmaya yönelik egzersiz ve fizik tedavi uygulamaları, doğum kusmalarını (Hiperemezis gravidarum) önleme, doğum esnasında ağrıları azaltmaya yönelik fizik tedavi yöntemleridir. Planlanan tedaviye eşlerin tam olarak katılımı ve karşılıklı anlayış içerisinde olmaları iyileşme sürecini kısaltacaktır. Vajinismus çözülemeyecek bir problem değildir.


YAŞAMA DAİR Deniz Mete Dergi Okuru

KUZUM İçimden bir parçasın sen. Dünyamın en cennet köşesi… İnsan olduğumu hissettiren ve her nefesimde yaşamaya devam ettiren. Dünyalar yıkılsa da üstüme ya da günler gecelere dönse içimde, bir dokunuşun yeter sızılarımı eritmeye… Kuzumsun sen… Benim olan benden olan… İçimdeki her şeyden ama sevginin tamamından bana verilen en büyük hediyesin. Kuzumsun… Hiç büyümeyen, hep aynı masumiyet ve saflıkta kalan yanımsın benim. Elle tutulamaz, koparılamaz bir bağ var senden bana. Gözlerindeki titremenin yüreğime sancılar saldığı bir bağ. Ne kadar uzak olsan bana o kadar sızlar içim. Hep yanımda ol, hep kokun burnumda olsun isterim. Kuzum… Ellerin sıcacık olsun her dokunuşumda. Gözlerin parlasın içimdeki sen gibi. Sakın ha ağlama. Boncuk boncuk düşerken gözyaşların yanaklarına bende fırtınalar kopar, yerle bir olur inan içimdeki bana ait dünya. Kıyamam gözlerinden dökülen nurlara. O nurlar ki benden, kanımdan parçadır sana. Sen ağlarsan ben azalırım kuzum. Sen gül ben çiçekler açayım. Hep gül, gözlerinden yaşlar akıncaya kadar. Ve akacaksa da yaşın sırf bu yüzden aksın kuzum. Günü gelip veda vaktim geldiğinde bu zamandan, sakın üzülmeyesin kuzum… Hep bir el değecek yüreğine. Hissedeceksin beni iliklerinde. Kan olacağım damarlarında akan. Hatta seninle beraber bakacağım aynadan sana… Seni bırakmam kuzum… Kendimi bırakırım sonsuz uçurumlara seni bir adım öteye bırakmam inan kuzum… Her güzel şeyi doyasıya yaşa kuzum... Mutluluk saçlarına takılmış sihirli bir çiçek gibi olsun hep, hiç solmasın. Yüreğimin atış sebebisin sen. Aşkların en büyüğü desem yetmez. Sığmaz içime bendeki sen… Ne gelirse gelsin senden. Kabulümdür kuzum… Hayat verdiğimsin, hayat verenimsin. Aldığım her nefesin öbür yarısı sensin. Sen benimsin ben de senin… Sen ki Tanrı'nın bana verdiği hayat tılsımımsın. Diyorum ya kuzumsun. Özgürlüğümsün benim. Sancağımsın gökyüzümde dalgalanan. Sonsuza kadar, ölümün bile benden ayıramayacağı parçamsın. Bağrımda yangınımsın, yangınlarımda yağmurum. Ben seninim sen ise KUZUMSUN…

31


Alternatif Tıp: HİPNOZ Op. Dr. Bülent Uran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı bulent_uran@yahoo.com www.hipnozmerkezi.com

HİPNOZLA TEDAVİ Merhaba, Ben Doktor Bülent Uran. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyım. Ama son yıllarda tüm zamanımı ve çalışmalarımı hastalıkların zihinsel iyileştirme teknikleriyle tedavisine adadım. Özellikle hipnozu çalışmalarımda yoğun bir şekilde kullanıyorum. Her hastalığın ardında bir zihinsel sorun mu yatar? Evet en olmadık şikayetlerde bile bilinçaltında bastırılmış bir duygu söz konusudur. Size bir örnek vereyim. Genç bir bayan hastam vardı. O zamanlar Fethiye'deydim ve bu tip teknikleri daha yeni kullanmaktaydım. Bu hastanın şikayeti idrar kesesinde sürekli ağrı hissetmekti. Çok sık idrara çıkıyordu. Her türlü tetkiki yapılmıştı ve çare bulunamamıştı. Benim hipnozla uğraştığımı duymuş ve son umut olarak bana başvurmuştu. Birazdan aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağım tekniklerimden birini ona uyguladım. Derin hipnoz hali yarattım ve bu sorunu yaratan bilinçaltı olayın canlanmasını sağladım. 3 yaşından 10 yaşına kadar amcasının tacizine uğradığı ortaya çıktı. Bu tip durumlarda bilinçaltında korku, öfke ve suçluluk gibi duygular sıkışıp kalır. Duygu boşaltma teknikleriyle duygularını boşalttım. Ve sadece 1 saatlik çalışma sonucunda yıllardır çare bulamadığı hastalığı ortadan kalktı, kayboldu. Bir daha da ortaya çıkmadı.

32

Gerçekten böyle mucizevi iyileşmeler mümkün müdür? 30 yıllık doktorum. Mesleğimde çoğu hasta ve hastalık karşısında çaresiz hissettim. İlaçlar fayda etmedi. Bu nedenle dahiliye ihtisasından bile istifa ettim. Tam bir çaresizlik vardı dahiliye hastalarında. Tıpta bir sorun iyileşmezse buna kronik denir. Bu sorunun bir anlamda ömür boyu süreceğini ifade eder. Yani beden kendini iyileştiremeyecek demektir. Ben de buna inanmıştım. Hipnozla tanışana dek. Ondan sonra hayatım değişti. Her sorunun zihinsel güçle iyileşeceğine inanmaya ve şahit olmaya başladım. Günümüz tıbbı bu sorunların ancak ilaçla belli ölçüde kontrol altında tutmaya çalışır. Yani iyileşmez gözüyle bakar. Beden kendini iyileştiremez diye düşünür. Ama bedenin kendisini iyileştireceğine inanırsanız bir boyut üste geçmişsiniz demektir. Tıbbın alternatif yöntemler dediği yöntemlerle tanıştığınız zaman bu iyileşmelere şahit olmaya başlarsınız. Tüm alternatif yöntemler hipnoz, EFT, NLP, akupunktur, enerji iyileştirmeleri bedenin kendisini iyileştireceği inancına dayanır. Bedenin enerji akışını düzene koyarsanız beden kendini iyileştirir. Ama iyileştiren enerji tıkanırsa hastalık denilen bozukluklar ortaya çıkmaya


başlar. Tüm bu teknikler bedenin enerjisini düzenler. Birçok iyileştirme tekniği var. Örneğin A.B.D de ürolog olan Eric Robbins Pranic iyileştirme denilen teknikle her gün birçok hastayı iyileştirmektedir. Beden kendisini nasıl iyileştireceğini bilmektedir. Salamender denilen hayvanlarda yapılan bir deney bunu çok iyi ortaya koyar. Kuyruğu ve bacağı kesilen salamenderlerde kuyruk yeniden üremeye başladığı anda bu yeni hücreleri bacağa yerleştirilince bacakta da iyileşme olmaktadır. Yani kuyruk hücreleri bacak hücrelerine değişir. Aynı şekilde bacak hücrelerini kuyruğa yerleştirilirse kuyruk olarak üremektedir. Açıklama? Büyük olasılıkla bir enerji kalıbı mevcuttur. Ve bu kalıp hücreleri uygun şekilde yönlendirmektir. İyileşmenin nerede duracağını da çok iyi bilmektedir. Bedende bir yara oluştuğu zaman yara iyileşince bu iyileşme eylemi durur. Aşırıya kaçmaz. Bedenin enerji düzeninin ne bozar? Duygular. Bedende birikmiş duygular. Stres ve diğer duygular beyinde değildir. Bedende özellikle kaslarda birikir. Tüm organların düz kaslarında birikirler ve kaslarda gerginlik yaratırlar. Nefes alma kaslarında birikirse nefes darlığı ortaya çıkar. Bağırsak kaslarında birikirlerse bağırsak sorunları ortaya çıkar. Boyun kasları baş ağrısına neden olur.

liğinden iyileşen ya da yavaş ilerleyen kanser hastalarını incelemiştir. Hepsinde ortak olan nokta kanserlerine içlerindeki bir çatışmayı yansıttığı gözüyle bakan kişiler olduğunu bulmuştur. Bu çatışmaları çözmek için uğraşanlar kanserlerini iyileştirmişlerdir. Dr. Paul Goodwin olumsuz duyguların sinir sisteminde işlevsel sınırlamalar yaptığını ileri sürer. Nasıl olurda yedi günde bir tamamen yenilenen mide hücreleri bir ülseri iyileştiremez? Bu durumda tüm ülserlerin yedi günde kendiliğinden iyileşmesi gerekir. İyileşemez çünkü o bölgenin enerjisi iyileşmeye katılamaz. Duyguların etkilerini iki ana bölümde inceleyebiliriz. Birincisi basit, günlük travmalardır. Dıştan bakıldığında çok önemsiz gibi görülür. Ama yaşayan insan için yaşadığı dönemde ağır etki yaratır. Özellikle çocukluk döneminde. İkinci gurup ise ağır diyeceğimiz travmalardır. Şoklar, kayıplar, ayrılıklar, tacizler gibi. Bu travmalar bilinçaltımızda anılar olarak depolanır. Bazı araştırıcılar bilinçaltı yerine hücresel düzeyden bahsetmektedir. Çoğu anıları bilinçli olarak hatırlar ve bunlarla ilgili sorunları fazla sıkıntı yaşamadan çözümleriz. Ama acılı olanların hatırlanmasına bilinçaltı direnir. Yani sanki içerde sıkıştırır. Bu sıkışma düz kaslarda gerginliğe neden olur. Çünkü sıkışan sadece anı değildir. Anıyla beraber bu anının yarattığı duygudur.

Daha da birikmeye devam ederse organların çalışması bozulmaya başlar. Bunu keşfetmek için doktor olmaya gerek yok. En son kızdığınız zamanı ve o anlarda bedeninizde nerede ne hissettiğinizi hatırlayın. Düz kaslar otomatik çalışan kaslardır. Bilinçdışı çalışırlar. Yani isteyerek bağırsakların çalışmasını durduramazsınız. Başa giden damarların düz kasları kasıldığında migren ortaya çıkar. Bu düz kasları gevşeten ilaçlar geçici olarak ağrıyı ortadan kaldırır. Ama esas neden ortadan kalkmadığından bir süre sonra ağrı yeniden başlar. Soluk borusunun kasları sürekli kasılmaya başlarsa astım ortaya çıkar. Bu kasları gevşeten ilaçlar astımı geçici olarak önler. Ama esas neden bedende durdukça astım tekrarlamaya mahkumdur. Bağırsak kaslarındaki kasılmalar gaz, ishal, kabızlık, şişkinlik gibi yakınmalara neden olur. Buna irritabl bağırsak hastalığı denir. Amerika'daki iş kayıplarına ikinci sırada bu sorun sorumludur. Duygular ve içsel iyileşme yeteneğimiz. Bedende biriken duygular aynı zamanda bağışıklık sistemini de etkiler. Birçok araştırma stresin bağışıklık sistemini baskıladığını göstermiştir. Bernie Siege,l kendi-

33


Bu sıkışmış duyguları bilinçli aklımızla bulup çıkarmamız mümkün değildir. Çoğu kişi bu tip duygular taşıdığının bile farkında değildir. Ben kendim bile bu guruptandım. Ama bir arkadaşımla kendi üzerimde yaptığım çalışmalarda ne kadar çok duygunun bedenimde olduğunu görünce, bu işlerle uğraşan biri olmama rağmen şaşırdım. Ki ben fiziksel olarak sorunu olan bir kişi de değilim. Fiziksel sorunu ya da hastalığı olan kişilerde birikmiş duygular çok daha yoğun ve çok daha derinlerdedir. Hastalıklar bir yerde bu sıkışmış enerjilerin habercileridir. Tüm birikmiş duygular ve travmatik anılar bedenin enerji akışını bozarlar. İyileşme gücünü engellerler. Stres altındaki kişilerde yara iyileşmesinin geciktiği çok bilinen bir durumdur. İlginç olan şudur. Beden bu kadar yoğun enerjiyi bilinçaltında ya da bedende gizlemek için çok yoğun enerji harcar. Bu nedenle de hastalar kendilerini hep yorgun ve enerjisiz hissederler. Bu enerji eksikliği kronik yorgunluk, kas ağrıları, kimyasal maddelere hassasiyet olarak kendini gösterir. Bu tipte sorunu olan birçok hastamda duygular temizlendikten sonra enerjileri yerine gelmiştir.

göre. Bilinç duygu üretildiğini fark etmez bile. Bu sıkışmalar biriktikçe beden bunlara dayanamaz ve hastalıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyon, astım, bağırsak sorunları, baş ağrıları gibi. Hatta soğuk algınlığına yakalanmak gibi. Hastalıklardan iyileşmede güçlük çekmek gibi. Çünkü bu işlere harcanacak enerji duyguları tutmakla meşguldür. Nefes darlığı çeken bir hastam vardı. Ne zaman stresi artsa nefes alamayacak gibi hissediyordu. Yılda 3-4 kez boğaz iltihabı geçiriyordu. Sesi bile çıkmıyordu bu zamanlarda. Hipnozda nefesini daraltan, boğazını sıkan bu duyguya neden olan olaya gitmesini istedim bilinçaltından. 6 aylık bebekliği canlandı zihninde. Gece yarısı ağlıyor. Babası geliyor, kucağına alıyor. Fakat ağlaması tam kesilmiyor. Babası sonunda sinirleniyor ve sert bir şekilde beşiğe bebeği atıyor. Bebeğin bilinçaltı bu durumu kaydediyor. Demek ki diyor korku ya da öfke gibi duyguları göstermemek gerekiyor. Hipnoz sırasında sakladığı öfkeyi boşaltmasını istedim. Kızdı, bağırdı, öfkeyi boşalttı. Sonra babasının aslında ona zarar vermek istemediğini anladı. Bilinçaltı duygularını ifade etmenin tehlikeli olmadığını öğrendi. O zamandan beride boğaz sorunları kalmadı. Artık soğuk algınlığı bile yaşamıyor. Artık duygularını sağlıklı bir şekilde yaşıyor ve ifade ediyor. Bu bir teori değil. İnsanlar duygularını biriktirdiği zaman neler olduğu ve boşalttığı zamanda nasıl iyileştiklerini gösteren çok güzel bir çalışma var. Türkçe'de de kitapları olan Dr. John Sarno (Zihin-Beden Reçetesi, Goa Yayınları) kaseklem ağrılarında duygusal yükün etkisini göstermiştir. Sorunu yaratan olumsuz duygulara neden olan olayları yaşamak değildir. Esas sorun bu duyguları yaşayamamızdır, yani yaşamaya bedenimizin direnmesidir. Ünlü Psikolog Gay Hendricks'in dediği gibi. “Tüm duygular nazik ve kısa ömürlüdür aslında, ancak biz onları hissetmeye direnmezsek.”

Bilinçaltının derdi nedir ki bu duyguları sıkı sıkı saklar? Bilinçaltının esas görevi çocuğu büyürken aile içinde emniyette ve güvende tutmaktır. Ama çoğu zaman ailede öyle olaylar olur ki çocuk bilinçaltı duyguları gizlemenin daha emniyetli olduğuna karar verir. Kızdığımız zaman kızılmışızdır. Ağladığımız zaman eleştirilmişizdir. Yaptıklarımızdan suçlu ilan edilmişizdir. Bilinçaltı da duyguları göstermenin pek hayra alamet olmadığına karar vermiş ve bastırmaya başlamıştır. Ama yaşam olayları, sen eski duyguları göstermesen de, bastırsan da, hep yeni duygu üretir. Ama bilinçaltı hazırlıklıdır. Duygu üretildiği anda sıkıştırır, bir yerlere paketler. Duyguları hissetmek ve ifade etmek tehlikelidir çünkü ona

34

Dr. Sarno'nun akademik çalışmalarında hastaların %88'i kas iskelet sorunlarından kurtulmuştur. %10'u da bayağı iyileşmiştir. Hastaların çoğu onun yöntemiyle tanışmadan önce 20-30 yıl ağrı çekiyorlardı. Çoğu bel kas ameliyatları olmuştu ama yine iyileşememişti. Sarno'nun yöntemi basitti. Hastalarından şunu yapmalarını istemişti. Ne zaman ağrıları ortaya çıkarsa kendilerine “acaba neye kızgınım ya da ne hakkında kaygılıyım” diye soracaklardı. Bu duyguyu bulunca tam olarak hissetmeleri gerekiyordu. Asla eski yerine itmek yoktu. Amaç yargılamadan hislerini hissetmekten ibaretti. Basit gibi görünse de yıllarca duyguyu bastıran ve yok sayan bu insanlar için bunu öğrenmek uzun bir öğrenme eylemini gerektiriyordu. Bu zor bir uğraş olabilir. Bir terapist gerektirebilir. Ama uzun yılların birikmiş olumsuz enerjisinin boşaltmak için gereklidir. İyileşme başka türlü sağlanamaz.


Hızlı İyileşme Teknikleri Artık bu duygusal sorunları temizleyecek, hem de hızla temizleyecek çok iyi iyileştirme tekniklerine sahibiz. Bedenin enerji dengelerini basit tekniklerle değiştirmek mümkün. Olumsuz duygular bedenin enerji dengesini bozar. Bu dengeyi oluşturmak mümkündür. Bu tekniklerden en çok bilineni parmak uçlarıyla belli enerji noktalarına dokunmaktır (EFT). Ama bu arada duygu yaratan olaya odaklanmak gerekir. Benzer işi hipnozla da başarmak mümkündür. Bu olayların neden olduğu duygular bu sayede bedenden boşalır. Başlangıçta bedeninin neresinde ve hangi şiddette duygu hissettiğini sorarım hastalara. Çoğunlukla göğüs, boğaz ya da karında hissedilir. Sonra biraz çalışma yapar duyguları boşaltırız. Eğer tam boşalma olursa bedendeki o his kaybolur. Sonuç genellikle kalıcıdır. EFT ile kısa sürede çok etkin sonuçlar almak mümkündür. Çoğu zaman çok acı veren olaylar çok derinlerde gizlidir. Kişiler bilinçli olarak bunu unutmuştur. Birçok iyileşemeyen hastalıkta bastırılmış öfke vardır. Hasta kişi içinde öfke barındırdığının farkında bile değildir. Bu bastırılmış duygulara ancak hipnoz sayesinde ulaşırız. Hipnoz sözü insanları korkutur. Bir sihir var zannederler. Ama hiçbir insan hangi durumda olursa olsun iradesi dışında bir şey yapmaya zorlanamaz. Hipnoz olmak için bile bilincin rızası ve izni gereklidir. Bu derindeki olayları ortaya çıkarmak için derin hipnoz hali gereklidir. Derin hipnoz halinde regresyon dediğimiz olay oluşur. Regresyon geçmişte bastırılmış kalmış duygusal olayların yeniden zihinde canlanmasıdır. Bu tip çalışmayı yapmak için sistematik bir yaklaşım şarttır. Bu yaklaşımı sağlayan dünyadaki en iyi sistemlerden biri 5-PATH sistemidir. Bunu Türkiye'de eğitimini birçok uygulayıcıya öğrettim ve öğretmeye devam ediyorum. Derin hipnoz haline somnanbulizm deriz. Somnanbulistik hal için bilincin kritikal faktörünü baypas etmek gerekir. Böylece derin trans hali oluşur. Bu derin trans halinde regresyon oluşması çok kolaydır. Böylece bastırılmış duygular açığa çıkar ve boşaltılır. Standart psikoterapiyle yıllar alacak tedavileri bu yöntemle birkaç saatte çözmek mümkündür. Ben kendi pratiğimde yüzlerce vakada bunu bizzat gözlemledim. Duygusal soruna yol açan ilk olayı bulmak gerekir. Bu da ancak regresyonla mümkündür. Bu ilk olay bazen anne karnında oluşmuştur. Bazen de doğum esnasında. Bunun kayıtları bilinçaltında mevcut bekler. Korkular boşalır. Öfkeler boşalır. Aflar gerçekleşir. Kişinin tüm yaşama ve kendine bakışında derin değişiklikler oluşur. Bu değişiklikler fiziksel bozukluğu ya da hastalığı da ortadan kaldırır. Sanki bir mucize oluşur. Ama bu yöntemlerle çalışanlar için ortada mucize falan yoktur. Sadece beklenen sonuç elde edilmiştir.


DİŞ RENKLENMELERİ DİŞ SAĞLIĞI Dr. Çiğdem ATALAYIN Prof. Dr. Hüseyin TEZEL Ege Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi Diş Hast. ve Ted. AD, Konservatif Diş Tedavisi BD dtcatalayin@gmail.com

Beyazlatma tedavilerinde fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşan diş renklenmeleri çeşitli yöntemlerle ve çeşitli kimyasal ajanlar kullanılarak giderilir. Beyazlatma tedavileri çoğunlukla patolojik veya yaşa bağlı renklenmelerin giderilmesi ve hasta tarafından beğenilmeyen diş renginin değiştirilmesi amacıyla uygulanır. Beyazlatma tedavileri bazı koşullarda uygulanamamaktadır: • Sistemik hastalığa sahip bireylerde • Peroksit alerjisi olanlarda • Laktasyon ve hamilelikte • Okronozis, Thalassemia, Eritroblastozis fötalis gibi hastalıklara sahip bireylerde • 10-14 yaş altındaki çocuklarda • Süt dişlerinde • Alkol ve sigara bağımlılarında • Şiddetli dişeti hastalığı olanlarda • Renklenme ile birlikte diğer diş patolojilerinin (şekil anomalileri, yaygın çürükler, abrazyon, derin hipoplastik çukurlar, sensitif dişler) olduğu durumlarda

36


• Dentin ve sementin ekspoze olduğu durumlarda • Temporomandibuler eklem problemi olanlarda.2,3 Beyazlatma tedavilerinde en doğru yaklaşım renklenmenin nedeninin belirlenmesidir. Başarılı bir tanı doğru bir tedavi planlamasını sağlar. Hekim renklenmenin özelliğine göre uygulayacağı beyazlatma tekniği belirler, renklenmenin şiddetine göre de tedavi süresini ayarlar.1 Diş hekimliğinde diş beyazlatma tedavileri vital ve devital beyazlatma olmak üzere iki şekilde uygulanmaktadır.3 Devital beyazlatma, kanal tedavili tek dişe yönelik uygulanan beyazlatma tekniğidir, vital beyazlatma tekniklerinde ise tüm dişlerin ağartılması söz konusudur. Vital beyazlatma teknikleri, ofiste beyazlatma (office bleaching) ve evde beyazlatma (home bleaching) olarak sınıflandırılmaktadır. Buna ek olarak piyasada evde beyazlatma tekniklerine benzer şekilde uygulanan ürünler de mevcuttur. Bunlar herhangi bir kozmetik ürün gibi doğrudan tüketici tarafından alınan ve diş hekimi denetimi olmadan kullanılan ürünlerdir. Pek çok ülkede satışı yasaklanmasına rağmen (1991'de Food and Drug Administration, FDA tarafından ilaç kategorisine alınmıştır) bu ürünler ucuz oluşları nedeniyle ve çarpıcı reklamlar sayesinde kimi zaman hastalar tarafından tercih edilebilmektedir. Bu ürünlerin diş hekimi onayı ve denetimi olmaksızın kullanılmaması gerekir. Aksi halde bu tür ürünlerin kontrolsüz kullanımı ile diş sert dokuları ve çevre yumuşak dokular zarar görebilir. Piyasada çeşitli beyazlatıcı diş macunları da mevcuttur. Bunlar diğer

diş macunlarından farklı olarak düşük oranda peroksitler (%0.1-2.5 oranında hidrojen peroksit, kalsiyum peroksit, sodyum perkarbonat, magnezyum peroksit) içerirler. Beyazlatma tedavilerinde tamamlayıcı veya yardımcı ajan olarak çoğu zaman hekim tarafından önerilirler. Bazı 'beyazlatıcı diş pastası' olarak bilinen ürünler ise peroksit yerine bir tür beyaz boya maddesi olan titanyum dioksit içerir. Bunlar dişleri beyazlatmaya katkıda bulunmaz, sadece beyaza boyar. Estetik bir gülüş için beyaz dişlerin oldukça önemli olduğu açık bir gerçektir. Dental firmalar hekimlerin kullanımına hazır pek çok beyazlatma ajanı üretmiş ve piyasaya sürmüştür. Hastalar diş beyazlatmanın mutlaka hekim kontrolünde uygulanması gereken bir tedavi olduğunun bilincinde olmalıdır, çünkü ancak bu şekilde renklenmenin nedeni doğru bir şekilde belirlenir, uygun beyazlatma tekniği seçilir ve olası yan etki ve zararlar önlenerek başarılı bir tedavi sağlanabilir.

KAYNAKLAR 1. Alaçam T., Uzel İ., Alaçam A., Aydın M. Endodonti. Ankara, 2000; 583-606. 2. Önal B. Restoratif Diş hekimliğinde Maddeler Bilgisi ve Uygulamaları, İzmir, 2004, 227-264. 3. Goldstein RE., Garber DA. Complete Dental Bleaching. Quintessence Boks. Hong Kong. 1995.

37


Sinsi Yara: SİGARA YAZI DİZİSİ Diş Hekimi Özlem Kekeç ozkekec@gmail.com

38

Şimdilerde televizyonda yayınlanan eski filmlerde bulanık minik karelerin ardına gizleniyor. Oysa bir dönem Hollywood filmlerinde yardımcı oyuncu kadar rol alırdı sigara. Daha sonraları pek çok sigara markası sportif ya da kültürel faaliyetlere sağladıkları sponsorluklar, şemsiyeden bardağa dek üzerinde yer aldıkları objelerle akıllara kazındı. 1999 yılı Mayıs ayında Cenevre'de, 50 ülke tarafından imzalanan “Tütün Kontrolü Taslak Anlaşması”, Dünya Sağlık Örgütü'nün tütün kullanımını engelleme girişimlerine destek veren ilk uluslararası anlaşma oldu. Buna rağmen çok büyük bir hacme sahip olan tütün endüstrisi dünyanın en büyük endüstrilerinden biri olmayı sürdürüyor. ABD, Kanada ya da Avrupa Birliği üyesi kimi ülkelerde devlet bu dev endüstriyi kırmış durumda ve her geçen gün sigarayı bırakanların sayısı artmakta. Bu ülkelerde yasaklanan sigara reklamları ve aleyhlerine açılan yüksek tazminatlı davalar sigara üreticilerini yıldırmaya devam ediyor. Tüm bu sebepler tütün şirketlerini gelişmekte olan ülkelere yöneltiyor. Çünkü gelişmekte olan ülkelerde kanunlar yetersiz ve olan kanunlar da gelişmiş ülkelerde uygulandığı gibi uygulanmıyor. Dolayısıyla sigara firmaları bu


ülkelerde yeni tiryaki bulmakta hiç zorlanmıyor. Asya kıtasının nüfusu tüm dünya nüfusunun %60'ını oluşturuyor ve tütün endüstrisini yeni tüketici arayışında kendine çekiyor. Uygar dünyanın tütünle tanışması Amerika'nın keşfiyle başlar. Oysa Amerika kıtasının yerli halkı yüzyıllar önce tütünü bulmuş ve o tarihte kullanır durumdaydı. Gemicilerin kolaylıkla alıştığı tütün, 16. Yüzyılın başlarında Avrupa'ya götürülerek orada ekilmeye başlandı ve tütün kullanma alışkanlığı kısa sürede Avrupa'ya yayıldı. Amerika yerlilerinin bu "büyük" keşfinin uygar dünyayı tutsak etmesi de böyle başladı. 1980'lerin başında dünyada tütün ekili alanların toplamı 4-4,5 milyon hektara ulaşmış; toplam üretim ise 1982 yılında 6,5 milyon tonu bulmuştu. Anadolu'ya ise ilk kez 17. yüzyıl başında Avrupa'dan gelen tütün toplum içinde yaygın bir kullanım alanı buldu. 17. yüzyılın sonlarında ülkede tütün üretimine izin verildi. 1990-1995 yılları arasında iki yabancı markalı sigara fabrikası faaliyete geçti. Son 10 yılda ülkemizde, 1 trilyon 224 milyar 100 milyon adet sigara üretildi. 1998 yılında 123

Rakamlarla sigara • Dünyada en çok sigara tüketen ülke, erkek nüfusunun %60'ının, kadınların ise %8'inin sigara içtiği Çin. Ülkede toplam 385 milyon sigara tiryakisi yaşıyor. • Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) verdiği rakamlara göre dünyada her on üç saniyede bir kişi sigara yüzünden hayatını kaybediyor. • Yıllık sigara üretiminden dünyada yaşayan her kişiye yaklaşık 1000 paket düşüyor. Bu da toplam 6 trilyon paket sigara yapıyor! • 1974-1994 arasında gelişmiş ülkelerde sigara tüketimi %10 azalırken, az gelişmiş ülkelerde %67 artış gösterdi. • 1960-1985 yıllarını kapsayan bir araştırmaya göre dünyada sigara tüketimi her yıl % 2.1 oranında arttı. Bu oran dünya nüfusunun artış hızından fazladır. • Sigara dumanı 3.900'ün üzerinde kimyasal madde içermektedir. • Sigaranın tüm kanserlerin % 30'uyla ilişkili olduğu belirtilmektedir. Dünyada hızla artan akciğer kanserinin % 80-90' ından sigara sorumludur.

milyar adet olan yıllık sigara üretimi, 2007 yılında 125,9 milyar adede ulaştı. Devletin resmi verilerine göre, ekonomik kriz yıllarında sigara tüketimi azalacağına arttı, ucuz fiyatlı sigaralar talep gördü. Resmi verilere göre, 2007 yılı itibariyle ülkede kişi başına yıllık 1,523 adet, bir başka ifadeyle 76,1 paket sigara içildi. "Sinsi Yara: SİGARA" yazımıza, gelecek sayılarda da devam edeceğiz.

39


Biofiziksel etki gösteren tamamlayıcı bir tıp yöntemi

BİOREZONANS BİOREZONANS Dr. Melis Ergi Alsancak Biorezonans m.ergi@yahoo.com.tr

İnsanoğlu vücudun, dokuların, hücrelerin yapısını en ince submikroskobik detaylarına kadar araştırdı. Bugün durmaksızın vücutta olagelen sayısız biyokimyasal reaksiyon biliyoruz. Bilim adamlarınca bu reaksiyonların nasıl koordine edildiğine dair sorunun sorulması şaşırtıcı bir şekilde uzun sürdü! Bu yöndeki araştırmaların ilk merkezi eski Sovyetler Birliği’ydi. 1922 yılında A.GURWİTSCH “mitogenetik ışınım”ı buldu. Gözlemlediği şey, büyüyen bir soğan kökünün başka bir kökteki hücre bölünümü hızını anlamlı bir şekilde artırdığıydı. Bu gözlem Biyo-İnformasyon’un büyülü dünyasına açılan ilk pencereydi. 1930'larda yine bir Rus bilim adamı LAKHOVSKY, ilk olarak biyolojik informasyon aktarımında elektromanyetik rezonans bağlantısına dikkat çekti. 30 yıl kadar sonra batı dünyasının fizikçileri de yaşayan sistemlerde biyofiziksel etkileri yeniden araştırmaya başladılar. 1964'te Amerika’da bu konuya ait “Manyetik Alanların Biyolojik Etkileri” adlı ilk kitap yayınlandı. (BARNOTHY) Gene Amerika’da 1970'de biyofizikçi A.S.PRESMAN “Elektromanyetik Alanlar ve Yaşam” adlı kitabını yayınladı.

40


1981'de V.P. KAZNACHEYEV ve V.P. MICHAILOVA “Hücrelerarası Etkileşimde Ultra Zayıf Işınım” adlı kitabı çalışmalarının bir özeti olarak yayınladılar. Hücre ve organlardaki biyofiziksel bilginin aktarımı, alınması ve depolanmasıyla ilgili kesin ve temellendirici araştırmalar yapıldı, elektromanyetik hücre içi ve hücreler arası etkileşimin varlığı kanıtlandı. Bu çalışmalarla yaşamın anlaşılmasının “sadece metabolizma fonksiyonlarıyla (enerji ve madde alışverişi ile) değil, özellikle canlı sistemlerdeki bilgi aktarımının analiziyle mümkün olabileceği” ilk kez açıkça gösterilmiş oldu. Almanya’da ise 1970'lerden beri fizikçi F.A.POPP yoğun olarak ve başarıyla yaşayan sistemlerdeki bilgi aktarımı fenomenleriyle ile uğraşmaktaydı. Hücre içindeki ve hücreler arası bilgi aktarımının fotonlarca yapıldığını kanıtlamayı başarmıştı. Bu ışığı aşırı derecede güçlendiren teknikle POPP sadece yaşayan sistemlerde foton ışınımının varolduğunu değil, yaşayan organizmalardaki tüm biyokimyasal reaksiyonların ultra zayıf elektromanyetik ışınımlarca yönetilip düzenlendiğini de kanıtladı. Çin akupunkturunun büyüleyici bilgi hazinesi, fonksiyonel bağlantıların ustaca gözlemlenmesi sonucunda oluşmuş etkileyici bir örnektir. Doğu Asya felsefesi, bilgeliği ve sabrı sayesinde yüzyıllarca süren deneyimler sonucunda organizmadaki enerji akışları ve bağlantıları hakkında şaşırtıcı bilgi düzeyine ulaşmıştır. 1950’lerin başlarında Fransa’d a R.de la FUYE, J.E.H.NIBOYET, Almanya’d a W.SCHMIDT Çin akupunkturunun temellerini modern elektronikle birleştirmeyi düşündüler. Klasik akupunktur noktalarını elektriksel olarak ölçmekle işe başladılar. Elektroakupunkturun prensibi kabaca organizmanın zayıf

elektrik akımına karşı verdiği tepkinin belli akupunktur noktalarında ölçülmesine dayanmaktadır. VOLL, belli noktalarla belli organ ve organ sistemleri arasında bağlantılar olduğunu kanıtladı. “Elektriksel olarak önemli cilt noktalarındaki patolojik yanıt sinyallerinin, organ, sistem yada alt sistemlerdeki patolojilerle korelasyon gösterdiği” anlaşıldı. (SCHMITZ-HARBAUER) Elektroakupunktur deneyim ve bilgileri bazında, tedavi konusundaki en büyük katkıyı alman hekim FRANZ MORELL yapmıştır. Kendi de elektroakupunktur uygulayıcılarından olan MORELL, biyofiziksel titreşim bilgisinin hastalıklarda etkili olduğunu düşündü ve “Hastalık, organizmanın titreşim yapısındaki uyumsuz titreşimlerin ağır bastığı bir dengesizlik durumudur” diye formüle etti. Onun dahice ve çığır açan fikri, hastanın kendi titreşim spektrumunu tedavide kullanmaktı. Biorezonans cihazı böylece doğdu. Bunun için, hastada etkin elektromanyetik sinyaller elektrodlar aracılığıyla ölçülüp, elektronik bir cihazda modifiye edilir ve etkin tedavi titreşimi olarak tekrar hastaya geri gönderilir. Biyolojik sinyallerin hastadan tedavi cihazına ve ordan tekrar hastaya iletilmesi normal elektroteknikte olduğu gibi kablolar üzerinden sağlanır. Hastanın titreşim örneği, elektronik bir “ayna devresi”yle ters ayna görüntüsüne çevrilir, takiben duruma göre güçlendirilir, zayıflatılır, teker teker bazı frekanslar çıkarılır vb. Tüm bu fiziksel eylemler boyunca vucudun spesifik dalga karakteristiğine - titreşim spektrumunun esas fizik koduna - asla dokunulmaz. Hastanın titreşim sistemi kendi koduyla karşı karşıya getirilerek buna tepki vermesi beklenir. Titreşim bilgisi hastanın kendinden kaynaklandığı

41


için, bilinen hiç bir tedavi biçiminde olmadığı kadar sistemle uyumludur. Bu tedavi biçiminde yeni olan şey, vücuda ait sinyallerin başka her hangi bir enerji ya da kimyasal madde vb. eklenmeksizin kullanımıdır. Cihaz hastadan aldığı bilgiyi depolamaz, hastanın titreşimleri cihaz içinde tedavi titreşimlerine dönüştürülür. Bu tedavi titreşimleri organizmada kendini hasta titreşimlerinde değişme olarak gösterir-organizmada etkisini hemen göstererek hastanın dalga paternini değiştirir. Bunun sonucunda tedavi kendini bu yeni başlattığı duruma adapte eder. Hasta ve tedavi cihazı beraber mükemmel bir sibernetik döngü oluşturur. Biyorezonans tedavisi, hastanın “Kendi titreşimleriyle tedavi edilmesi” yöntemi, otomatikman evrensel olarak uygulanabilir bir tedavi biçimidir. Endikasyon spektrumu kullanma alanı - tedavi edilebilecek akut ya da kronik, organik ya da fonksiyonel, başlangıç ya da ilerlemiş safhadaki tüm hastalık ve bozuklukları kapsar. Aslında hasta bir dereceye kadar kendi kendini tedavi eder. Ayrıca her biyorezonans tedavisi sadece varolan hastalığı tedavi etmekle kalmaz, gelecek için de koruyucu olur. Yani bağışıklık sistemini bütünüyle destekler.

BİCOM 2000 - allerjik hastalıklar başta olmak üzere, obesite, bel ve boyun fıtıkları, migren ve ağrı tedavisi, hormonal düzensizlikler, kronik yorgunluk ve konsantrasyon problemleri (erişkinler ve sınava hazırlanan gençler için), akut ve kronik enfeksiyonlarda, kısırlıkta, lupus, MS gibi oto immün hastalıklarda ve sigaradan kurtulma amaçlı, ayrıca detoks programları ile bir tamamlayıcı tıp yöntemi olarak başarıyla uygulanmaktadır. BİCOM 2000 cihazı Almanya'da üretilmiş olup, sağlık bakanlığından onaylı tıbbi cihaz statüsündedir. Yıllardır Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde, Kanada, Çin başta olmak üzere Dünyanın pekçok ülkesinde kullanılmaktadır. Sağlık olsun" diyemeyeceğimiz tek şey sağlıktır! Vücudumuz, çalışma sistemi ve tasarımıyla olağanüstü bir mekanizmadır. Biorezonans ise vücudumuzun hastalıklara karşı savaşımında güçlü bir müttefiktir.

Kaynak: Dr Henecke‘nin “Alerji ve Biorezonans” isimli kitabından yararlanılmıştır.

Alsancak Biorezonans Merkezi'nde biorezonans cihazı -

etkin tıp reklam gelecek

42


KISA KISA ve eşi Prof. Dr. Esen Demir, Demokrasi Kültürü, Barış ve Başarı Ödüllerini, Milliyet Ege'den Çağlayan Bilge'nin elinden aldılar.

şıldı. 1490 katılımcıyla önemli bir doktor kesimine hitap eden kongre, gerek yurt içinden gerekse yurt dışından, konusunda uzman 30'dan fazla bilim insanının katkılarıyla son derece başarılı ve doyurucu oldu.

Duayenlerimizden,

İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nden, Tüp Bebek Direktörü Op. Dr. Dilek Aslan'ın da konuşmacı olarak katıldığı kongrede bilimsel konuların yanı sıra sektörün ve klinisyenlerin sorunları da enine boyuna tartışıldı.

Prof. Dr. Mustafa Eminoğlu'nu kaybettik… USADEM 10. Yılını Kutladı... USADEM (Uluslararası Stratejik Araştırma Danışma ve Eğitim Merkezi Platformu) kuruluşunun 10. yılını "USADEM 10.YIL DEMOKR ASİ KÜLTÜRÜ BARIŞ ve BAŞARI ÖDÜLLERİ" vererek kutladı. 20 Eylül 2008 günü DEÜ Sabancı Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle ödüller eşli olarak sahiplerine verildi. Ödül alan başarı insanları şunlar: Op. Dr. İsmail Baloğlu ve eşi Gabrielle Baloğlu, Prof. Dr. Ali Barutçu ve eşi Nurşen Barutçu, Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Namık Çevik ve eşi Prof. Dr. Necla Çevik, Prof. Dr. Nurettin Demir ve eşi Prof. Dr. Esen Demir, Prof. Dr. İsa Durmaz ve eşi Prof. Dr. Berrin Durmaz, Can Dündar, Can Kakmacı ve eşi Emel Kakmacı, Prof. Dr. Süleyman Kaynak ve eşi Op. Dr. Tülin Kaynak, Prof. Dr. Erol Mavi ve eşi Armağan Mavi, Durdu Özbolat ve eşi Elif Özbolat, Fikri Sağlar ve eşi Serap Sağlar, Prof. Dr. Burhan Şenatalar, Prof. Dr. Orhan Süren ve eşi Prof. Dr. Türkan Süren, Prof. Dr. Emin Taşkıran ve eşi Uz. Dr. Dilek Taşkıran, Nurtaç Timur ve eşi Elif Timur, Hüseyin Ülger ve eşi Gülay Ülger. USADEM bu yılki etkinliklerinde alışıla gelmiş olanın dışına çıktı "her başarılı insanın yanında, ona destek olan akıllı bir eş vardır" anlayışıyla ödülleri eşlerle birlikte dağıttı. İrenbe'nin kurucularından Prof. Dr. Nurettin Demir

Özel Gazi Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı, Ege Sağlık Kuruluşları Derneği Eski Başkanı, Kadın Hastalıkları ve Doğum camiasının duayenlerinden Prof. Dr. Mustafa Eminoğlu, 21 Eylül 2008 tarihinde, tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Türk Jinekoloji Obstetri Derneği İzmir Şubesi, Eylül ayındaki ilk aylık konferansını, hocamızın anısına düzenledi ve oturum başkanı olarak, rahmetli hocamızı görevlendirdi. İrenbe Dergisi'nin 19. sayısında, Duayenler Köşesi'nde, özel bir röportajı yayınlanan hocamıza Allah'tan Rahmet diler, anısının önünde saygı ile eğiliriz.

İnfertilite alanında en güncel konuların sunulduğu kongrede en önemli konulardan biri de kanser olup kemoterapi veya radyoterapi almak zorunda kalan ancak doğurganlığını kaybetmek istemeyen kadınlardaki tedavi seçeneklerinin durumuydu. Dr. Joshua Johnson, yakın gelecekte kanser hastaları için yeni tedavi yöntemleriyle çocuk doğurma endişesinin ortadan kalkabileceği sinyallerini ortaya koydu. Kök hücre çalışmalarına tıbbın birçok alanında olduğu gibi infertilite alanında da umut bağlanmaktadır. Bilindiği gibi günümüzde sperm üretimi olmayan birçok erkek hasta tüp bebek yöntemlerinden yararlanamamaktadır. Oysa embriyonik kök hücrelerden sperm yapılabilmesi durumunda çocuk sahibi olamayan bu kişilere yeni bir tedavi seçeneği sağlanabilecektir. Deneysel çalışmalarda sperm yapılabildiğini gösteren Dr. Karim Nayernia herkesin heyecanlanmasına neden oldu.

3. Üreme Endokrinolojisi ve İnfertilite Derneği Kongresi

Almanya'da Türk Alman

yapıldı.

Tıp Günleri Kutlandı

Üreme Endokrinolojisi ve İnfertilite Derneği Kongresi, 15-19 Ekim tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildi. Üçüncü kez düzenlenen kongrede, üreme endokrinolojisi alanında ve yardımcı üreme teknikleri konusunda dünyadaki tüm yeni gelişmeler tartı-

Alman Türk Tabipler Birliği Bavyera Şubesi 29 Kasım 2008 tarihinde, Nürnberg'te, “Osteoporoz” konulu bir günlük bilimsel toplantı düzenledi. Kongrenin yapıldığı Cumartesi akşamı görkemli bir balo ile Türk Alman Tıp Günleri kutlandı.

43


KISA KISA

Nürnberg Başkonsolosu M. Selim Kartal Himayesindeki baloya, pek çok Alman ve Türk hekim, siyaset ve devlet adamı katıldı. Baloda, Bavyera Eyalet Eski Başbakanı Günter Beckstein, Bavyera Sağlık Bakanı Markus Söder ile Münih Başkonsolosu Ali Rıfat Köksal, Nürnberg Başkonsolosu M. Selim Kartal, gecenin renkli simalarındandı. Türkiye'den, K.Maraş Milletvekili Durdu Özbolat, Prof. Dr. Veli Lök, Antalya Üniversitesi Eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet R. Aktekin ile İrenbe Y.K. Başkanı Prof. Dr. Nurettin Demir ve eşi Prof. Dr. Esen Demir de baloya katıldılar. Alman Türk Tabipler Birliği ve Kongre Başkanı Op. Dr. İsmail Baloğlu ve eşi Gabrielle Baloğlu, hem kongre hem de baloda konuklarını en iyi şekilde ağırladılar.

Yıllardır hayalini kurduğumuz projeyi hayata geçirdik. Kitap, müzik, film ve bilgisayar oyunlarını içeren geniş ürün yelpazemizle “ARMA kültür&sanat” adıyla okurlara ve sanatseverlere kapılarımızı açıyoruz.

Dergisi olarak Türkiye'den Amerika'ya Tülin Su bebeğe ve ailesine, sevgilerimizi sunuyor ve uzun ömürler diliyoruz.

Kurumsal bir yapı içinde, İzmir'in ve ülkemizin kültür ve sanat hayatına katkıda bulunmayı, okurları yazarlarla, sanatseverleri sanatçılarla buluşturmayı hedefliyoruz. Amacımız, sadece kitap, CD, DVD, vb. satılan bir yer olmak değil, okurların, sanatseverlerin hoşça vakit geçirecekleri, sanatçılarla ve yazarlarla tanışacakları, sohbet edecekleri, sıcak, içten, sevgi dolu bir odak olmak… Bu sektörde son yıllarda satış uğruna göz ardı edilen kültür ve sanat içeriğinin yeniden doğal konumuna kavuşması için çaba harcamak...

İrenbe'ye İzmir Ticaret

"ARMA kültür&sanat"

İzmir Doğal Yaşam Parkı Hoş geldin Tülin Su

İrenbe Dergi yazarlarımızdan, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yılmaz Bay, geçtiğimiz günlerde dede oldu. Amerika'da yaşayan kızı Evren Bay Şengül, 3240 gram ağırlığında kız çocuğu dünyaya getirdi. Biz de İrenbe

Kordon'da Açıldı... Arma Kültür Sanat, basın açıklamasında şöyle diyor; “ARMA” İZMİR'İN KÜLTÜR VE SANAT YAŞAMINI RENKLENDİRECEK…

44

İrenbe, İzmir Ticaret Odası'nın 28 Ekim 2008 tarihinde düzenlediği, 2007 Yılı Vergilendirme Dönemi Ödül Töreni'nde, "İnsan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri grubu" adı altında, safi ticari kazanç bildirimine göre takdirname almaya hak kazanan firmalar arasında yer aldı.

Perakende satışın yanı sıra, çocuk edebiyatı yayıncılığının önde gelen kuruluşlarından, Bu Yayınevi'nin Ege Bölge Temsilciliğini de üstlendik. Toptan satış faaliyetlerimizi genişleterek sürdürmeyi planlıyoruz.

bebek…

ARMA Kültür&Sanat

Odası'ndan Takdirname

Sasalı'da Açıldı. Tropik iklim şartlarına uygun hayvanların barınması için hazırlanan ve sahip olduğu özelliklerle ziyaretçilere "yağmur ormanlarındaymış" hissi veren İzmir Doğal Yaşam Parkı'ndaki tropik merkez, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 2345 metrekare alanda kurulu merkezde sadece tropikal iklim şartlarına uyum gösteren hayvanların yaşayabilmesi için sıcaklık 29 derece, nem oranı yüzde 80 seviyesinde tutuluyor. Ziyaretçilerine "yağmur ormanlarında geziyormuş" hissini vermek amacıyla özel olarak hazırlanan merkezde sürüngen, maymun, papağan ve timsahın yanı sıra balık ve kuş türleri yer alıyor.


KISA KISA İzmir Doğal Yaşam Parkı yetkilileri, yurt dışından getirilen hayvanların da barındığı merkezin, Türkiye'de ilk olması nedeniyle ziyaretçilerin daha büyük ilgisiyle karşılaştığını belirtti. Her gün binlerce ziyaretçi Geçen ayın sonunda açılan İzmir Doğal Yaşam Parkı'nı, günde ortalama 40-45 bin kişi ziyaret ediyor. İlk 12 günde 300 bin kişinin ziyaret ettiği park, yurtiçi ve dışından İzmir'e gelen turistleri de ağırlıyor. Yoğunluk nedeniyle 600 araçlık otopark yetersiz kalıyor. Parkın çıkışından itibaren yol kenarı ve bisiklet yolu otopark olarak kullanılıyor. Şehrin çeşitli noktalarındaki ilanlardan Doğal Yaşam Parkı'nı duyduğunu, ailesiyle parkı ziyaret ettiğini kaydeden Ercan Ada, rehber ve yönlendirme levhası eksikliğinin sorunlara neden olduğunu ifade etti. Bu arada, bayram tatilinden sonra ziyaretçi sayısının azalmasını beklediklerini kaydeden İzmir Doğal Yaşam Parkı yetkilileri, 9 günlük tatildeki yoğunluk nedeniyle park dışında kokoreççiden gözlemeciye kadar birçok seyyar satıcının yer aldığı bir çeşit pazar oluştuğunu, bundan sonra zabıtanın çevredeki seyyar satıcılara izin vermeyeceğini bildirdi. Parkın özellikleri 425 dönüm arazide kurulu Doğal Yaşam Parkı'nda 120 türden 1500 hayvan yaşıyor. Toplam alanı 12 bin metrekare olan 27 hayvan barınağı, 10 bin metrekare gölet, 275 bin metrekare yeşil alanın yer aldığı parkta elektrikli otobüsle de gezilebiliyor. Büyük kediler, fil, maymun, ayı, kurt, tilki, kelaynak, papağan, yırtıcı kuşlar, deve ve geyik barınağının yer aldığı parkta çocukların at, tavşan, tavuk, kaz, köpek ve kedi gibi evcil hayvanlarla bir arada olabileceği çocuk hayvanat bahçesi yer alıyor. İzmir Doğal Yaşam Parkı'nın altyapısı 21 milyon YTL'ye mal oldu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir

O'nun bastığı ve basacağı her yerde biz varız PVC Yer Döşemeleri Lamine Parke Laminat Parke Yükseltilmiş Döşeme Alt Yapı Ürünleri Karo Halı Duvardan Duvara Halı

Şubesi eğitime yönelik projelerini kesintisiz uyguluyor… Geçtiğimiz yaz, yoğun göç alan bölgelerdeki öğrencileri sokağın olumsuz etkilerinden korumak, eğlenerek öğrenmelerini desteklemek amacıyla yaz etkinlikleri düzenlendi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, 2008-2009 öğretim yılında da bu okullar ve çevrelerinde projelerini sürdürmekte. Diğer Sivil Toplum Örgütleri ile başta İzmir Büyükşehir

1201/1 Sokak, No. 4 P. 28 Temsil Plaza İş Merkezi Yenişehir, İzmir Tel: +90 232 459 47 47 (Pbx) Faks: +90 232 457 63 20 e-posta: bilgi@ikizleryerdosemeleri.com 45 www.ikizleryerdosemeleri.com


KISA KISA Belediyesi olmak üzere diğer yerel yönetimlerin işbirliği içinde gerçekleştirilen projelerden biri Karşıyaka Gümüşpala'da 40 ilköğretim öğrencisini TEGV'in Çiğli Eğitim Parkı'nda sunduğu “Çok Yönlü Aktif Öğrenme” programından yararlandırılması. 8 hafta süren projede çocukların ulaşımı İzmir Büyükşehir Belediyesi, beslenmeleri ise; dernek gönüllülerince karşılanmakta. Proje, çocuklar ve ailelerinden büyük ilgi görmekte. Bölgedeki bir diğer proje, öğrenci velileri ve diğer kadınlara yönelik gerçekleştiriliyor. Eğitimde başarının bir ayağının da aile olduğunun bilinciyle. Ailenin temelini oluşturan, çocukların geleceğini belirleyen, kadınlara yönelik hazırlanmış bilgilendirme toplantılarının konularına gelen istekler doğrultusunda “Aile içi iletişim”, “Aile içi şiddet”, “Öfke ve öfke kontrolü”, “Kadın Hakları”, “Kadın ve Üreme Sağlığı” olarak saptanmakta. Bilgilendirme toplantıları bireysel ve kurumsal destek veren uzmanlar tarafından yapılmakta. Kadınlarımızın yoğun ilgi ve cesur katılımıyla gerçekleştirilen toplantılarda gereksinim duyulan konularda bilgilenmenin yanı sıra, sorunlar tartışılmakta ve farkındalık yaratılmakta. Dördüncüsü gerçekleşen bilgilendirme toplantısının konusu ise “Kadın ve Üreme Sağlığı”. Operatör Dr. Ahmet Refik Keleş'in uzman olarak katıldığı toplantı büyük ilgi gördü. Soru yanıt şeklindeki bölümler katılanlara büyük yarar sağladı.

İrenbe, 2009'u erken karşıladı… İrenbe Çalışanları ve İrenbe Dostları, 25 Aralık 2008, Perşembe gecesi “yeni yıla merhaba” kutlaması için, yaklaşık 76 kişi bir araya geldi. “İZMİR-A Restoran”da yapılan gecede, fasıllar, halaylar eşliğinde renkli görüntüler yer aldı… İrenbe çalışanları, yılbaşı çekilişi ile birbirlerine aldıları hediyelerin heyecanıyla, yeni dilekler ve yeni beklentilerin dile getirildiği gecede, pasta töreni ile 2009'a merhaba dedi.

46


KİTAP

HER GÜNE BİR MASAL Yapı Kredi Yayınları

ülkesinde olursa olsun, sevgi, özgürlük ve dayanışma içinde yaşanırsa kalıcı mutluluk sağlar.

sevgiyi, iyi niyetin önemini, kış mevsiminin güzelliklerini yeniden hatırlayacaksınız.

Özel olarak kısa masallardan hazırlanan derleme, eseri çocuklar için mükemmel bir uyku öncesi masal kitabına dönüştürüyor. Yatmadan önce anne baba tarafından çocuğa okunacak, o günün tarihini taşıyan masal bir zorunluluktan çok, anne baba ve çocuk arasında, günü noktalayan bir mutluluk kaynağı oluyor.

Bahar masallarıyla coşkunun, neşenin, aydınlığın, uzamaya başlayan günlerin, çiçeğe duran ağaçların, kuş cıvıltılarının haberini alacaksınız. Doğanın kış uykusundan uyandığını kavrayacaksınız.

Birinci baskısını bundan on yıl önce yapan Her Güne Bir Masal, bugün artık Türkiye'nin çocuk masal klasikleri arasında anılıyor. On yılda yapılan 26 baskı ve yüz bine yakın tirajla Türkiye'de en çok tanınan çocuk kitaplarının başında geliyor.

Resimleyen: Feridun Oral “Her Güne Bir Masal” isminden de anlaşılabileceği gibi, 365 masal içeriyor.

Kitaplar Tarık Demirkan tarafından özenle hazırlanmış, masallara can veren mükemmel desenler Feridun Oral tarafından çizilmiş.

Dünyanın dört bir köşesinde yaşayan halkların masalları, yerküreyi çocuğunuzun odasına getiriyor. Kitapta bir takvim gibi, her gün için, o güne özel olarak seçilmiş bir masal var. Her ayın ilk gününün masalı ise, minik saka kuşunun maceralarına ayrılmış. “Yavrukuş”un yaşadığı olaylarla aylar, ve o ayların özellikleri tanıtılıyor.

Masallarda hiç de eskimeyen insani değerlere vurgu yapılıyor ve çocuklara bu değerlerin kalıcılığını öğretiliyor. “Aydede”yi yakalamaya çalışan Eskimo'lardan; Güneşten ateşi insanlara taşıyan Kızılderililerden; Kanguruyla arkadaşı Devekuşunun arkadaşlığından; Özgürlük uğruna kurda rağmen dağa kaçan keçinin hüzünlü öyküsünden; evlatlarına nasihat eden yaşlı babadan, çocukların öğrenebileceği gerçek şu: Hayat, dünyanın hangi

Güz masallarıyla artık sona eren tatili anacak, tatlı bir koşuşturmayla yaklaşan okul döneminin, çalışmanın, sevginin ve emek vermenin güzelliğinin tadına varacaksınız. Bütün bunların anlatıldığı kitapların her biri konu aldığı mevsimi de tanıtıyor ve o mevsimde geçen heyecanlı maceralardan oluşuyor.

Derleyen Çeviren: Tarık Demirkan

Kitap dünyanın dört bir köşesinden, farklı kültürlerden özenle seçilen masallardan oluşmuş.

Yaz masallarıyla çalışmanın, emek vermenin, paylaşmanın, dostluğun önemini, doğanın değerini anımsayacaksınız.

ÇOK SATANLAR 1. Umut, Ayşe Kulin, Everest 2. Bab-ı Esrar, Ahmet Ümit, Doğan 3. Son Ada, Zülfü Livaneli, Remzi 4. Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk, İletişim

MEVSİM MASALLARI

5. Fikrimizin Rehberi, Erol Mütercimler, Alfa

Bahar Masalları, Yaz Masalları, Güz Masalları, Kış Masalları

6. Samsun'dan Önce Bilinmeyen 6 Ay İşgal, Hüzün, Hazırlık, Alev Coşkun, Cumhuriyet

Yapı Kredi Yayınları Derleyen Çeviren: Tarık Demirkan Resimleyen: Feridun Oral Dört kitaplık Mevsim Masalları serisi, her yaştan çocuğun ilgisini çekecek şekilde hazırlanmış; Kış Masallarında u zun ve soğuk kış ge celerinde çocuklarınızın içini ısıtacak, dostluğu,

7. Cahillikler Kitabı, John Lloyd-John Mıtchınson, NTV 8. Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı, Alain de Botton, Sel 9. Gizli Ajans, Alper Canıgüz, İletişim 10. Karagöz İle Boşverinbeni, Ferhan Şensoy, Ortaoyuncular Yakın Kitabevi'nden alınmıştır.

47


Hazırlayan - Özlem Kekeç Diş Hekimi ozkekec@gmail.com

BULMACA Soldan Sağa

1 2

3 4

1. Bulmacada fotoğrafı görülen, yet- 1 mişli yıllarda birbirinden başarılı 45'liklere imza atan, şimdilerde Issız 2 Adam filminde kullanılan “Anlamazdın” adlı şarkısıyla genç nesile de kendini 3 tanıtan, 46 yaşında kaybettiğimiz güzel 4 yorumcu - Ölümlü, gelip geçici. 2. Baryumun simgesi - Nemrut Dağı'nda yer 5 alan doğuya ve batıya bakan heykellerin ait olduğu krallık - Halk ağzında ilaç, 6 merhem. 3. Bir şeyin yere bakan yanı Güney Afrika'nın uluslar arası plaka imi 7 - Ey, ulan anlamlarına gelen kaba bir 8 ünlem - Bir nota. 4. Başkaları, herkes Rütbesiz asker. 5. Gazete, kitap, dergi 9 gibi yayınların bir basılışındaki baskı sayısı - Erkek deve - Müzikte bir nota. 6. 10 Eşi olmayan, yegane - İşaret, alamet. 7. Kısaca Avrupa Birliği - 1.65 cm değe- 11 rinde eski bir uzunluk ölçüsü - Uzak. 8. 12 Eksiksiz, kesintisiz - Bir haber ajansımızı simgeleyen harfler - İlgili. 9. İslam inan- 13 cına göre cennet ile cehennem arasında bir yer - Madenlerimizi araştırmakla gö- 14 revli kuruluşumuz - Bir soru eki - Kaynağı mitolojik çağlara dayanan kirişli bir 15 çalgı. 10. Hükümet işlerinden birini yönetmek için, genellikle milletvekilleri arasından, başbakan tarafından seçilerek cumhurbaşkanınca onaylandıktan sonra işbaşına getirilen yetkili - Güney Amerika kıtasında yer alan bir ülke. 11. Yılda iki kez gerçekleşen gece ile gündüzün eşit olması durumu - Meydana gelme, varlık kazanma - Beyaz. 12. Metal bir yüzeyi nikelle kaplama işi. - İtalya'nın Cremonia kasabasında yaşamış ve keman yapımında uzmanlaşmış ailenin ismi. 13. Bir ilgi eki - Kayak sporunda bayraklarla işaretlenmiş birtakım dönemeçlerden oluşan pist üzerinde yapılan bir yarış türü - Bir müzik aleti. 14. Sağlığı bozuk, rahatsız Kendini beğenme, büyüklenme - Yüce, yüksek anlamlarına gelen bir erkek ismi. 15. Kazakistan'ın başkenti ve ikinci büyük şehri - Eski dilde su - Lenf.

Yukarıdan Aşağıya 1. Bolu'nun 34 km güney batısında çam ve köknar ağaçlarının baskın olduğu bir tabiat parkı içinde yer alan göl - Eski Türk devletlerinde, özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi veya bağımsız olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir - İstek ya da gayret uyandırmak için kullanılan bir söz. 2. Köpek ve sığırlara yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek - Eski Türk destanlarında sözü edilen, Türklerin sürekli savaşa tutuştukları "köpek başlı insana benzer yaratıklar" - Adale. 3. Turpgillerden, yaprakları salata olarak yenen baharlı bir bitki - Lokomotif, vapur, fabrika gibi araçların makinesini işleten kimse. 4. Beyaz - Selüloz boyasıyla boyanmış ve selüloz verniğiyle dayanıklı hale getirilmiş örtücü, koruyucu katman - İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti - Uzaklık

5

6

7 8

9 10 11 12 13 14 15

belirten bir sözcük. 5. Doz ayarlama, doz düzeyi - Kimyada sodyumun simgesi - Eksik. 6. Ham maddeyi işleyip mal üretme, yapım - Ölüm cezası - Saçı olmayan. 7. Kısaca kilometre - Bir meyve - Ön çalışma, eskiz. 8. İsveç'in güney sahilinde bulunan büyük bir liman kenti - Halk ağzında kuşkusuz, elbette - Bilgin. 9. Üzümü, inciri ve turizmiyle öne çıkan coğrafi bölgemiz - Almanya'nın kuzeyinde yer alan bir kent Tohumundaki mumdan elde edilen yağı çok hassas makinelerin yağlanmasında kullanılabilecek kadar ince olan, uçak ve füze motorlarında, kozmetik sanayinde yüksek kalitesi sebebiyle tercih edilen, anavatanı Amerika ve Meksika olan bir çöl bitkisi. 10. Bir soru sözü - Eski dilde işler, işlemler - Bir nota. 11. Soluğunu içinde tutarak kendini zorlama - Kimyada radyumun simgesi. 12. Kimyada demirin simgesi - Eski Mısır'da bir tanrı - Eski dilde cehennem.13. Adaletle ilgili, tüzel Düşüncesizce her işe atılan, cüretkâr. 14. Eski dilde er - Evren - Kimyada lantanın sim1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 gesi.15. Yoksullara yiye- 1 G O R A N B R E G O V İ Ç M L A E T E N E İ M A 2 R P cek dağıtmak üzere ku- 3 Ö İ T İ S N A N E L İ rulmuş hayır evi - Ta- 4 N A B O L A N D R E N Y A nınmış bir otomobil fir- 56 AL OR RA K İ NE EL R Tİ N Dİ Kİ NA AS R masını simgeleyen harf- 7 N T E M İ S T E K Z E R ler - Eklem bacaklıların 8 D A L T I N T O P K A U ve kabukluların dış örtü- 109 İ Nİ MM EL A A Yİ OA K AL PI KA R Mİ MA sünü oluşturan, bazı 11 E C E A N A C A T A A M mantar ve likenlerde de 12 F E İ S Z I P R O L A S U Z İ D İ L A R A A İ T 13 rastlanan, dayanıklı ve 14 B A L A T A I R K A R N İ esnek organik madde. 15 U Z U N N A K İ L A M İ K Geçen Sayının Çözümü

48


TEŞEKKÜRLER İRENBE! Yaşamımın en keyifli zamanlarını geçirdiğim o muhteşem yerde, beni hayata hazırlayan, annemin ve benim sağlığımı titizlikle takip eden; aldığım ilk nefeste yanımda olan İRENBE'ye sonsuz teşekkürler... Özgür Öz 1.1.2009


İrenbe Dergi 23. Sayı  

İrenbe Dergi 23. Sayı

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you