Page 1

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK Ücretsizdir!

2 Kasım 2010 Salı / Sayı 4 / Haftalık

G

eçtiğimiz Cumartesi günü başlayan Kitap Fuarında standını bizlerle paylaşan Altıkırkbeş Yayınlarına ve Oregon Üniversitesi öğrencilerinin yayınladığı bir radyoda her Salı Anarşi Radyo adlı bir program yapan ve 12 Ekim’de yaptığı programda (bu adresten dinleyebilirsiniz: http://www.archive.org/details/AnarchyRadio10-12-2010) Türkçe konuşan dinleyicilerine Yeryüzüne Özgürlük bültenini tanıtan ABD’li anarko-primitivist yazar/aktivist John Zerzan’a buradan teşekkürlerimizi iletiyoruz. - Filistin, Aşkım Benim - Alfredo Maria Bonanno, 3 vakte yayınlanıyor. Baskı ve tüm kitabın dağıtımından önce okumak isterseniz www. internationala.org adresinden okuyabilirsiniz. Baskıyla birlikte, internetten de tüm kitaba kendi istediğiniz gibi basabileceğiniz, PDF ve DOC formatlarında ulaşabileceksiniz.

- Gazi mahallesinde geçtiğimiz hafta Pazar gecesi Kramp’lı aktivistler öğrencilere haftayı bir sürpriz yaparak başlattı. Bir lise ve 2 ilkokulda türk bayralarını indirip ‘Bayraklara değil özgürlüğe ihtiyacımız var!’ uyarısını içeren yazılamalar yaptılar. Bayrakları çöp konteynerında bulan okul yönetimi bayrakları çöpten alıp tekrar asmak zorunda kaldı.

- Van’ın Bostaniçi Beldesi’nde bulunan bir baz istasyonu radyasyon yaydığı gerekçesiyle molotoflanarak kullanılamaz hale getirildi. - 292.haftası giren Cumartesi Annelerinin eylemi bu hafta 19 yıl önce gözaltına alındıktan sonra kaybolan Hüseyin Toroman’ın annesini ağırladı. Devamı 6. sayfada >>>

TEŞEKKÜRLER…*

T

opraklarınız üzerinde yaşamamıza izin verdiğiniz için, istediğiniz her vakit işgal edebilirsiniz hayatlarımızı. Karnımızı doyurduğunuz için, çocuk yapmamıza izin verdiğiniz için, yediğimiz öğünlere, ev içi düzenimize fazlaca karışmadığınız için, aramızdaki serkeşleri bir bir faili meçhuller içerisinde buluşturduğunuz için, hantal bir özgürlükle mutlu olabilmeyi öğrettiğiniz için, tamahkârlığımızın kefaletini züğürtlükle ödettiğiniz için, yanı başımızdaki komşunun külüne muhtaç edip, paylaşmayı öğrettiğiniz için, metalarla arzularımızı tımar ettiğiniz için, bozguncu iç seslerimizi yeni dünya düzeni ile susturduğunuz için, türettiğiniz savaşlarda bizi ölümle muhatap olacak kadar hissiz gördüğünüz için, rant kapılarınızla açtığınız iş imkanları için, ocağımızın ortasında büyüyüp yeşeren hormonlu medya tekelleriniz için, çevre kongreleriniz için, tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu tasarılarınız için, hayata dönüş operasyonlarınız için, orantılı güçle “terbiye” ettiğiniz vücutlar için, barajlarınız için, yasalarınız için, raporlarınız için, geçmişte, bugünde yaşattıklarınız için… Teşekkürler! Gözünüz doysun, size her şey helali hoş olsun… *“Seattle’da 1999’un 28 Kasım’ından 3 Aralık’a uzanan fırtınalı günlerde ve daha sonra İsviçre’de Davos, Washington, Philadelphia, Los Angeles ve Prag’da tanık olduğumuz şey,

Amerika’da ve dünya çapında yeni bir radikal hareketin çiçek aşısı; delişmen, anarşik, enternasyonalist, bilgili ve kimi yönlerden geçmiş onyıllardaki benzer kitlesel patlamalardan daha yaratıcı ve esnek bir hareketin yükselişiydi.”(1) İşte bu hareketin devamı olan Los Angeles ayağı Ölüm Cezası Karşıtlarının, Çelik ve Liman İşçilerinin, Radikal Yeşillerin, Nader Yanlılarının, Evsizlerin Savunucularının (…) yaratıcı protestolarına tanıklık ediyordu. Fabrika tarımını protesto etmek isteyen bir grup, otelin önüne bir kamyon dolusu domuz pisliği boşaltmıştı. Gay ve lezbiyen protestocular, kitlesel bir öpüşme eylemi düzenlemişlerdi. Ama bu zirvenin esas zıpır eylemine vesile olan, demokrat İspanyol asıllı Amerikalıların oylarını çekmek isteyen yetkililerin Rudy Gandara ve Chicano müzik grubu Chizmosos’u davet etmeleriydi. Bundan sonrası Rudy’nin hınzır hikâyesi. “Çalmamı istedikleri

Pachucos Mambo’yla açılışı yaptım, sonra kesip Pelon’a geçtim, ardından Cuca Rachas… Gloria, Cannibal ve Noam Chomsky’yle birlikte Zapatistalar yararına yaptığımız CD’deki parçamız “Thank You”. Sözleri William Burroughs’un aynı isimli, ahlaki vaaz düşmanı müstehcen bir şiirinden uyarlama. Acımasız güç ve yozlaşmayla kirletilmiş bir kıta için teşekkürler. Mutfaklarınızdaki ve fabrikalarınızdaki işler için, Tahıllarınız ve kibar coplarınızı yediğimiz için, Çimlerinizi kestiğimiz, vitrinlerinizi parlattığımız ve kıçlarınızı öptüğümüz için… Ama o kadar uzun sürmeyecekti, en azından o gece için. Yapımcı ellerini sallıyor, kesmem için bağırıyordu. Bende ona sırtımı döndüm, altın ve yeşil renkli Virgin de Guadeloupe banda gömleğimi giyip Birleşik Tarım İşçileri yazılı bandımı taktım. Sonunda yapımcı ses kontrolünü ele geçirdi ve mikrofonum sustu.”(2) İşte o susturulan mikrofonun Türkiye ayağından teşekkürlerimizi sunduk, sunmaya da devam edeceğiz. Filiz Gazi 1- Alexander Cockburn, Jeffrey St. Clair, Seattle “Dünyayı Sarsan 5 Gün”, Yetkin Başkavak (çev.), 1. Basım, İstanbul: Agora Yayınları, 2003, s. 1

(1)

(2)

2- A.g.e. s. 96

1


Gayriresmi Örgütlenme Alfredo M. Bonano

Ö

ncelikle gayriresmi anarşist örgütlenme ile anarşist sentez örgütlenmesinin ayrımını yapalım. Bu ayrım hatırı sayılır derecede açıklığa kavuşacaktır. Anarşist sentez örgütlenmesi nedir? Periyodik kongrelerle sona eren grup veya kişilerin aşağı yukarı sürekli ilişkide olmalarına dayanan bir örgütlenmedir. Bu açık toplantılarda, temel teorik analizler tartışılır, bir program hazırlanır ve sosyal alana bir dizi müdahaleyi içeren görevler paylaşılır. Örgüt bu nedenle kendisini, bir referans noktası olarak, sınıf çatışması gerçekliğinde devam eden mücadeleleri birleştirmeye muktedir bir birim gibi kurar. Bu örgütlenme modeli içerisindeki çeşitli topluluklar farklı mücadelelere (teker teker yoldaşlar yada grup olarak) müdahil olurlar ve son kongrede karar verildiği üzere, birinci şahıs olarak müdahil olmakla, bir bütün olarak örgütün teorik ve somut yönelimini göz ardı etmeden katkı sağlarlar. Bu tür örgütler kendilerini tamamen geliştirdiklerinde (İspanya 1936’da olduğu gibi), tehlikeli şekilde bir partiye benzemeye başlarlar. Sentez kontole dönüşür. Elbette, gevşeklik anlarında, bu çapraşıklık daha az görünürdür ve hatta bir saldırı olarak görülebilir, ancak diğer zamanlarda bunun sebebinin daha açık olduğu anlaşılır.

otonom olamayacağı açıktır. Mücadele koşullarına gerçekten uyum sağlayamaz ve diğer devrimci kuvvetlerle net bir plan dahilinde etkin biçimde iş birliği yapamaz. Herşey hem sentezin ideolojik süzgecinden geçmek zorundadır hem de kongrede daha önce onaylanmış koşullara riayet etmek zorundadır. Her daim burada göründüğü kadar katı olmayan bu durum, sentez örgütlerin, riske girmemeyi önererek, ileriye doğru herhangi bir adımın atılmasını, fazla açık herhangi bir hedefi ya da tehlikeli olabilecek herhangi bir aracı önlemek için entrikalara başvurarak mücadeleleri vasat bir seviyeye götürme eğilimlerini taşımaktadır. Örneğin, böyle bir örgütlenmeye üye bir grup (sentez örgütlenmesine üye, ama her zaman anarşist ve spesifik) baskıya karşı mücadele eden bir yapıya sadık kalmıştır, kongrede kabaca kabul edilmiş olan analizin ışığında bu yapı tarafından tasarlanmış eylemler üzerinde düşünmeye zorlanacaktır. Yapı hem ya analizleri kabul edecektir ya sentez örgütlenmesine üye olan grup işbirliğini kesecek (şayet bir azınlıksa) ya da mücadelenin farklı metotlarını uygulamaya koyanları ihraç edecektir (aslında, kesin bir talep olmasa bile). Bazı insanlar hoşlanmayabilir ancak bu tam da bu gibi örgütlenmelerin işleyiş biçimidir.

Özet olarak, sentez örgütlenmesinde (her zaman spesifik ve anarşist), bir uzmanlar çekirdeği hem teorik hem de ideolojik düzeyde öneriler geliştirir ve bu öneriler periyodik kongrede mümkün olduğu kadar kabataslak kararlaştırılan programa uyarlanır. Bu programın değişmesi önemli olabilir (ne de olsa, anarşistler bir şeylere körü körüne bağlılığı asla kabul etmeyeceklerdir), ancak bu gerçekleştiğinde daha önce karar verilen çizgiye mümkün olan en kısa zaman içinde dönmeye özen gösterilir. Bu örgütlenmenin projesi, o yüzden çeşitli alanlarda varolmaktır: antimilitarizm, nükleer güç, sendikalar, hapishaneler, ekoloji, yaşam alanlarına müdahil olma, işsizlik, okullar vs. Bu varoluş, hem diğer yoldaşlar veya örgütlenmeler (anarşistler veya olmayanlar) tarafından yürütülen müdahalelere katılım hem de doğrudan müdahale yoluyla gerçekleşir. Mücadeleyi sentez projesi içerisine taşımayı amaçlıyan bir katılımın

Birisi kendisine dünya üzerindeki sentez örgütlenmelerinine üye olan grubun tasarrufunun tanım gereği neden baskı yapılarına ve sosyal konsensüse karşı olası eylemlere katılan diğerlerinden daha dikkatli ve geri olmak zorunda olduğunu sorabilir. Bunun sebebi ne? Cevabı basittir. Daha önce görmüş olduğumuz periyodik kongrede doruğa ulaşan spesifik anarşist sentez örgütlenmesi, kendi temel amacı olarak sayıca artmıştır. Büyümek zorunda olan faal bir güce ihtiyaç duyar. Tamamen sınırsız değil ama hemen hemen sınırsız olan. Tersi durumda, tek bir referans noktasında senteze giderek, ne çeşitli mücadelelere katılma kapasitesi olacaktır ne de kendi ilkesel görevini yerine getiremeyecektir. Şimdi, asıl amacı üyelerinin artması olan bir örgüt, dini yayma çalışmasını ve çoğulculuğu garanti altına alacağı araçlar kullanmak zorundadır. Herhangi bir sorunla ilgili net bir pozisyon alamaz, ancak her zaman, daha az sayıda insanı hoşnutsuz eden ve çoğunluk için

2

kabuledilebilir olduğu anlaşılan politik bir yol olarak, orta yolu bulur. Özellikle baskı ve hapishane gibi bazı sorunlarla ilgili doğru pozisyon, çoğu zaman en tehlikelisidir ve hiçbir grup, grubun diğer üyeleriyle başta hem fikir olmadan üye oldukları örgütlenmeyi riske atamaz. Ancak bu sadece kongrede olur veya en azından olağanüstü bir toplantıda olur ve bizler biliyoruz ki; böyle durumlarda her zaman en ılımlı fikir hakim gelir, elbette en gelişmişi değil. Öyleyse, kaçınılmaz olarak, sınıf mücadelesinin özüne ulaşan güncel mücadelelerdeki sentez örgütlenmesinin varlığı, bir frene ve kontrole dönüşmektedir (çoğu zaman istemsiz, ancak bu halen bir kontrol sorunudur). Gayriresmi örgütlenme böyle sorunlar arz etmiyor. Kendilerini gayriresmi bir projelendirmecilik içerisinde gören ilgi grupları ve yoldaşlar kesinlikle kongrede kararlaştırılmış olan bir programa sadık kalmayarak eylemde biraraya gelirler. Projeyi kendi analiz ve eylemlerinde kendileri gerçekleştirirler. Kongreler ve benzerleriyle alakası olmadığından, bir şeyleri çabuklaştırmak için yapılan bir dizi toplantı veya bildiri arada sırada da olsa bir referans noktası olabilir. Kendilerini gayriresmi bir örgütlenmede gerçekleştiren yoldaşlar otomatik olarak o örgütlenmenin bir parçasıdırlar. Diğer yoldaşlarla ilişkilerini bir bildiri veya başka araçlarla korurlar, ama daha önemlisi, bunu zaman zaman gerçekleşen çeşitli eylemlere, gösterilere, mücadelelere vs. katılarak yaparlar. Asıl doğrulama ve analiz o yüzden mücadele anlarında cereyan eder. Bunlarla başlamak, daha sonra başka bir şeye dönüşerek teorik doğrulamanın anları olabilecektir. Gayriresmi bir örgütlenmede bir sentez sorunu yoktur. Birbirinden farklı olan tüm konumlarda var olma arzusu yoktur. Hatta mücadeleyi önceden kabul görmüş bir programın derinliklerine çeken bir projenin formüle edilmesine dair hiçbir arzusu yoktur. Sabit olan tek referans noktası isyancı metotlardır: başka deyişle mücadelenin öz-örgütlenmesi, daimi çatışmacılık ve saldırıdır. AnarchIsmo Insurrezionalista. EdIzIonI AnarchIsmo, “I libri di Anarchismo” 10. sayıdan... Haziran 1999


Fransa - Birinci perde bitti ama sahne kapandı mı?

F

ransada emeklilik reformuna karşı hareketin karşısında topyekun bur juva basını ( bu terimle basının sadece burjuvaziye hizmet etmesini değil bizzat onun malı olmasını da işaret ediyorum.) grev, blokaj, sabotaj eylemleri karşısında sadece sağır sultanı oynamakla kalmadı kamuoyunu yanıltmaya, aldatmaya yalan haberlerle daha çok kendini satmaya çalıştı. Kamuoyu araştırmaları her ne kadar reform karşıtı hareketin meşruiyetine tanıklık ediyor gibi gözüktülerse de, gerçekte bu puanları çok matah bir şeymiş gibi gözümüze sokan burjuva basını toplumsal sistemin meşruiyetinin yeniden üretilmesinden başka bir şeyi hedefleyemez. Sınıf mücadeleleri egemenlerin oy oyunlarının gerçekleştiriği areneda gerçekleşmez. 8 yürüyüş günü boyunca ,polisin insan haklarinin olmadığı iddia edilen ülkelerde uygulamaları aratmayacak baskılarına rağmen 3,5 milyon insanin sokaklara dökülmesi, hükümet için bir şeyi değiştirmedi. Grev dalgası büyüdükçe ve hareket toplumun değişik katmanlarını yayılmaya başladıkça: üniversiteler kapatıldı, öğrencilerin binalara girmesini engellemek için güvenlik şirketler ya da polis kondu kapılara, liselileleri polisler karşıladı okullarda. Grev gözcülerine, blokajcı işçilere toplum polisi yollandı, ordu çöplerin toplanması, sokakların temizlenmesi için kullanıldı, kararnamelerle dayalı olarak işçiler zorla çalıştırıldı,

Patronlar tek .bir dilden anlar; grev, blokaj, sabotaj..

faşistler şehrimizi kasörlerden koruyacağız diye sokağa çıkarıldı. Protestolar, grevler, blokajlar sabotajlar sürerken yasa onaylandı. Öte yandan değişik iş kollarında sendika temsilcilerinin hükümranlığına karşı işçilerin doğrudan karar alma ve uygulamasına dayalı ve değişik meslek gruplarını içeren genel kurullar yaygınlaştı. Otonom medya mücadele haberlerini yaygınlaştırmak, grevcilerle dayanışmayı genişletmek için çok önemli çabalar harcadı. Otonom dayanışma kasaları oluşturuldu. Emekçilerin burjuvazıye karşı savaşımında kuşa çevrilen grev hakkıyla yetinemeyeceği mücadelenin ister istemez topyekün ekonominin akışın durdurulmasına yönelmesi gerektiği fikri ve bunu gerçekleştirmeye yönelik eylemler yaygınlaştı. Gelecek bunda! Birinci perde bitti ama sahne kapandı mı?

- Fransa’da liseli öğrencilerin emeklilik reformunu protesto için 12 Eylem’de başlattıkları gösteriler sırasında bugüne kadar 2 bin 554 kişi sorgulandı. - Lille bölgesinde bulunan France 3 Nord Pas-de-Calais anteninin bir tomar fiber optik kablosu kesilerek vandalist bir saldırının dolaylı bir kubanı oldu. Yayının gelmesi öğleni buldu. - Paris'te bulunan Ekonomi Bakanlığı karanlığa gömüldü. Yetkililer bu elektrik kesintisinin "grevci yetkili insanların" kasten yaptığı bir eylem olduğunu söylüyorlar. - Saint-Etienne du Rouvray bir süpermarket kundaklanarak tamamen tahrip edildi. - Aynı gün Saint-Maurice-de-Beynost'da bir DİA süpermarket kundaklandı.

MANİSA ÇALDAĞI’ NDAKİ KATLİAMI DURDURUN! Tarım Cenneti Çaldağı’nı Asitle Yıkayacaklar! İkizdere Kurtuldu Sıra Çaldağ’ında!

İ

ngiliz maden şirketi Sardes, Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çal Dağı’nda nikel madeni çıkartmak için dünyada ve kendi ülkelerinde yasaklanan projelerini uygulamak için Türkiye’yi seçti! 2002 yılında Çal Dağı’nda 15 yıllığına maden işletme izni alan Sardes şirketi, mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararına rağmen çalışmalarına devam ediyor. Sardes’in bağlı olduğu projenin sahibi İngiliz European Nickel PLC şirketi, sülfürik asitle nikel çıkarma yöntemine daha deneme çalışmaları sırasında çevreye verdiği zararlar nedeniyle gittiği ülkelerin hükümet yetkilileri tarafından ellerindeki işletme izni ve ruhsatları iptal edilerek projeleri sonlandırılmıştır. Şirket kar ederken bedelini doğa ve insan ödüyor! İngiliz Sardes şirketi, Çal Dağı’nda bulunan nikeli açık havada sülfürik asitle çıkarabilmek için, önce bölgedeki 2 milyona yakın ağacı kesecek sonra dağları oyacak! Kapalı ortamda yapması gereken işlemleri açık havada yaparak dünyanın ikinci büyük sülfürik asit fabrikasını Türkiye’nin en verimli dünyanınsa yedinci büyük verimli tarım havzasının orta yerine kuracaklar. Havayı, toprağı, suları ve insaları asitle yıkayacaklar! Şirketin Genel Müdürü Simon Purkiss Başbakanla görüşüp yardım isteyerek, ilk kez kullanılacak bu teknolojiyi Türkiye’ye getireceklerini açıklarken, bölge halkını bekleyen kanser ve tarım arazilerinin yok olacağı ve kendi ülkelerinden kovuldukları gerçeğini açıklamadı! Şirketin Pilot Çalışması Sonucu: Bölge Halkı katliama hayır dedi ve Mahkeme yürütmeyi durdurdu, fakat doğa ve insan katliamı durmadı! Çıkartılan nikel madenini arı hale getirmek için sülfürik asit kullanan şirket, bölgede nasıl bir tahribat yaratacağını

görmek için Çal Dağ’ında pilot bir çalışma başlatmasıyla, bölgede bulunan bağların verimliliğinin düşmesine neden oldu. Böyle giderse Gediz’de yetişen ve dünyanın her yerine ihraç edilen Sultaniye üzümü, üzerine yağan asitler nedeniyle ihraç edilemeyecek! Yerel halk bu gelişmeler doğrultusunda, böyle bir işletmenin bölgedeki tüm canlılar için bir katliam demek olduğunu anlayarak işletmeye onay vermeyerek idare mahkemesine dava açtı. Mahkemenin halkı haklı bulmasına ve yürütmeyi durdurma kararı vermesine rağmen şirket çalışmalarına durmadan devam etmekte. Çal Dağı’nda yapılmaya çalışılan yeryüzüne karşı işlenen bir suçtur Sardes, madeni çıkarabilmek için bölgede köklü değişiklik yapmayı tasarlıyorlar. Örneğin; erozyon bölgesi olduğu için dikilen binlerce ağacı kesecekler. Kanuna göre orman arazisi olan bölgedeki ağaçların kesimi yasak, fakat söz konusu ağaçlar kanuna uymuyor diye ağaç statüsünde sayılmıyorlar. Bu da katliamın önünü açmış oluyor ve şirket yaklaşık 2 miyon ağacın kesilmesine neden olacak! Bölge halkı göç ettirilecek, doğal yaşam yok edilecek! 15 yıl boyunca Sülfürik asit için Gediz Nehri’nden günde 12.000 ton su çekilecek. Nehri sadece bir su kaynağı olarak gören maden şirketi, Akan Gediz Nehri akmaz hale gelirse bölgede tarım ve hayvancılıkla geçinen halkı göçe zorlayarak, diğer canlıların doğal yaşam alanlarının yok olmasına neden olacak. Nükleer Bombadan Beter! Sülfürik asit yöntemiyle 1913’te Lefke’de Kıbrıs Maden Şirketi, bakırı ayrıştırmak için açıkhavada sülfürik asit kullandı. Sonuç; bölgede muazzam bir çevre kirliliği yaratıldı. İki kilometrekarelik alan 100 kilometrekarelik bir alanı etkiledi. Bu madende çalışan insanların hepsi ve işletmenin etki alanında olan köylerde ölen insanların he-

men hepsinin kanserden öldüğü ortaya çıktı. Proje uygulandığı taktirde tehdit altında olan doğal alanlar: • Kızılçam Ormanı • Gediz Vadisi • 2 milyon ağaç yok olacak • Yer altı suları tükenecek • Yağan asit yağmuruyla hava, toprak, su kirlenecek ve insanlar kanser tehlikesiyle karşılacak • Bölge halkı göç edecek • Dünyanın en büyük ve verimli yedinci tarım havzası olan Gediz, uzmanların deyimiyle ‘açıkhava kimya işletmesi’ne dönecek! • Maden işletmesi için Bergama, Uşak Eşme’den sonra Etem çukurunda da madencilik ruhsatı alındı. İzmir’i besleyen ege suları 10-15 yıl sonra tükenecek ve İzmir susuzluk nedeniyle terk edilmek zorunda kalacak. • Ve 15 yıl sonra madenin işi bittiğinde, havza da bir otun bile bitmediği bir hal alacak! Son günlerde epeyce tartışılan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı” gibi yeni manevralarla sit alanları olarak bilinen doğal alanların katlini sermaye ve siyasal iktidarlar için daha da kolay hale getiren bu gibi yıkım projelerinin iptal edilmesi için gereken kamuoyunun yaratılması ve bu projelerin iptali için elimizden geleni yapacağız. Bu konuda hassas olan diğer tüm sosyal hareketlerle elinden geldiği ölçüde birlikte mücadele edeceğiz.

02.11.2010

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ www.yeryuzuneozgurluk.blogspot.com yeryuzuneozgurluk@gmail.com

3


BİR İKONA OLARAK TV VE İKONAKLASTİK BİR HAREKET OLARAK TV KIRICILIĞI

G

ünümüzde, tarihin diğer çağlarındaki hakim ve insanları ajite eden kavram olan dinden çok daha etkin ve genişleme alanına sahip bir kavramla karşı karşıyayız; Televizyon veya kısaca TV. Tv, bir vericiden elektromanyetik dalga hâlinde yayınlanan görüntü ve seslerin, ekranlı ve hoparlörlü elektronik alıcılar sayesinde yeniden görüntü ve sese çevrilmesini sağlayan haber iletme sistemidir. Egemen sınıfların kitleler üzerinde sosyo- ekonomik hakimiyetlerini sağlamak ve pekiştirmek üzere kullandıkları ideolojik bir saldırı biçimidir. Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince gör- anlamındaki visio sözcüklerinden, 20. yüzyıl başlarında türetilmiş ve uzaktan görmek anlamına gelen bir sözcüktür. Türk Dil Kurumu tarafından televizyon sözcüğüne karşılık olarak göreç sözcüğü türetilmiştir. Daha sonraları izleç, uzakgör ve bakaç kelimeleri de televizyon yerine önerilmiştir ama Türk Dil Kurumu' nun türettiği bu kelimeler fazla benimsenmemiştir. Ancak tüm adlardan da anlayacağımız gibi gerçekte o bizi yalnızca kendimizden uzaklaştırır. İşte Guy Debord’un Gösteri Toplumu: ”Modern üretim koşullarının egemen olduğu toplumlarda yaşam, uçsuz bucaksız bir gösteriler yığını olarak sunulur. Doğrudan yaşanmış olan her şey, gerileyerek bir temsile dönüşmüş durumdadır. Yaşamın her açsından ayrılan görüntüler, yaşamın bütünlüğünün artık geri getirilemediği ortak bir akımın içinde kaybolup gider. Gerçeğin parçalanmıs görünümleri...kendilerini sadece izlenebilecek müstakil bir sahte dünya olarak yeni bir bütünlük içinde yeniden gruplar. Dünya görüntülerinin özelleşmesi özerkliğini kazanmış görüntülerin dünyasına yayılır; bu dünyada hilekarlar bile aldanır.”

4

Kimse , onu üreten fabrikalar olmasa ve insanlar üze-

rinde manüplasyon yaratma arzusu olmasa ,oturup evinde televizyon yapma ihtiyacı duymaz. Bu anlamda televizyon medyadan ayrı zararsız bir makine olarak değerlendirilemez. O bizi hipnotize eden en düşük güvenilirlikli medya aracıdır. Ardından da gazete, radyo, reklam panoları, süpermarketler,cep telefonları ve interneti sayabiliriz.Fakat hiçbiri onun kadar anti-interaktif değildir. Kendinize ait bir internet sitesi yada blog açıp fikirlerini paylaşabilseniz de tv de bunu yapamazsınız. Şüphesiz ki bu “ Kill your tv “ bilgisayar ve interneti olumlar anlamına kesinlikle gelmez. Hayır! Ancak önce en düşük güvenirlilikli olandan başlamalıyız ki öldürmeye iğdiş edilmiş beyinlerimiz kendine gelsin;

eğriyi doğruyu kendi duyarlılığıyla görebilsin. Televizyonunu öldürmüş kişi sinemalarda verilen reklamlara gözlerini kapar, bakkala gittiğinde açık tv’ ye kafasını çevirir,hiç bir şey yapamıyor ve tv açıksa, izlemeden, başka yerde küfreder kapitalizme, facebook’ ta ve diğer “ sosyal paylaşım sitelerinde “ atılan tv görüntülerini açmaz, paylaşmaz, metro beklerken duvarlara yerleştirilmiş ekranları izlemez. Günü geldiğinde bilgisayarı da bekleyen son bu olacak aynı saatler ,cep telefonları, arabalar gibi… Otoritenin insanlar arasındaki ilişkilerin yapıtaşına evrildiği yaşadığımız zamanda,gücü elinde tutanların bir ikonası olarak televizyon,tıpkı ikona kırıcıların gerçekliğin tazahü-


rü olduğunu reddettikleri ikonalar gibi parçalanmalı ve gerçek özgürleştirilmelidir. 25. kareler, subliminal mesajlarla da, görsel ve işitsel ileti gönderebilmenin tüm olanaklarıyla gündelik hayatlarımıza saldıran, bize cinsel rollerimizden onları nasıl icra edeceğimize kadar model alma yoluyla gösteren, tüketim terörüne sevk eden, kitleler arasında düşmanlık tohumları eken, sınıflar yaratan bu aygıt izleyenler açısından popüler tabirle bir aptal kutusu olsa dahi, onu yöneten sınıfların elinde tıpkı izleyenlerin elindeki kumandaya dönmekte, izleyenlerse istenilen görüntülerin aksettirildiği ekranlara dönüştürülmektedir. Provokasyon aracı olan televizyon insan yaşamının doğallığını ortadan kaldırır.John Zerzan’ın da dediği gibi;”Makine hissetmez. Asla acıkmaz. Asla susamaz ve asla uykusu gelmez. Asla korkmaz, mutlu olmaz ya da üzülmez. Tanıma göre makine ölüdür ve makineler üzerine kurulu bir toplum da ölüdür.” Son 8 yıldır tv izlememek bana hiçbirşey kaybettirmedi.Aksine ondan koparak zenginleşti dünyam.İlk televizyonumu 5 yaşındayken,annemle babamın, beni, çalışmak için evde yalnız bıraktığı o çok sıkıcı dönemde sürekli açıp kapayarak ,oyun oynarken yaktım.( “ Çocuklar bizden daha aydınlanmış.” diyen Osho’ ya katılmamak elde mi?:) ) Siz medyayı takip etmeseniz de korkmayın, biri gelir anlatır ne olmuş ne bitmiş, kitaplar var onca,okuyarak daha uygun bilgi ve fikirlere ulaşabilirsiniz.Ya da çok merak ediyorsanız haberleri ki genellikle haberler için izlendiği iddia edilir,neden gidip bakmazsınız olay yerinde durumlara.? Belgesellerde unutulur vahşi dünya. Kaçınız ara sıra bahçeye inip izliyor karıncaları? Televizyon bağımlılığı, bir fiziksel bağımlılık değil dense de sonuçları fiziksel bağımlılıkla parelellik gösterir. Öforik, etkisi nedeniyle televizyon izlemenin kişinin yaşamında önemli bir yer tutmasını ifade eden bir rahatsızlıktır. Etkisi uyuşturucu madde ve kumar bağımlılığına benzer bir seyir gösterir. Kendilerini

televizyon bağımlısı olarak tanımlayan kişilerle yapılan çalışmada, bu kişilerin çok daha kolay sıkıldıkları; kendilerini kontrol etme yeteneklerinin az olduğu ve dikkatlerinin çok kolay dağıldığı da gözlenmiştir. Yıllardır yapılan çalışmaların gösterdiği diğer sonuçlarsa, televizyonla çok fazla zaman geçirenlerin, hiç seyretmeyen ya da az seyredenlere oranla toplum içine daha az karıştıkları, sosyal etkinliklerinin daha az olduğu, fazla ya da hiç spor yapmadıkları, aşırı şişmanlığa daha yatkın olduklarıdır. Ayrıca elektromanyetik alan oluşturması sebebiyle vericilerinin canlılara zararları bulunmaktadır. İnternetin tvnin yerini aldığını iddia edenlere şunu hatırlatmak isterim; her geçen gün tv izlenme oranı artmaktadır dünyada yanında obeziteyle birlikte. Şimdi gelelim ikinci en düşük güvenilirlikli medya aracına: Gazete, haber, bilgi ve reklam içeren, genellikle düşük maliyetli kâğıt kullanılarak basılan ve dağıtımı yapılan bir yayım türüdür. Roma Senatosu'nca İ.Ö. 59 yılında 2.000 kopya olarak çıkarılıp imparatorluğun değişik köşelerine dağıtılan Acta Diurna’ dan süreli yayımlanan ilk gazeteler kabul edilen 17. yüzyılın başlarında Almanya'nın bazı kentlerinde ve Belçika'nın Anvers şehrinde basılan gazetelere, onlardan da Vekdyi-i Misriye' ye (1828'de Kahire'de yayınlanmaya başlayan ilk Türkçe gazete ) gazeteler dünyanın her yerinde iktidarın ve sermaye gruplarının sesi olmuşlardır. Gazete de, televizyon kanalları gibi medya denilen aygıtın kollarından birisidir. Televizyon ile arasındaki fark televizyonun sessel ve görüntüsel etkileşim avantajıdır. Gazete buna karşılık olarak dünyanın her yerinde insanlara verilen “okumanın iyi bir şey olduğu” mesajı üzerinden psikolojik çekim etkisine yaslanır. Bunun yanında kupon karşılığı verdiği televizyonlar, kitap adı verilen ama çoğunlukla güncelliğini yitirmiş seka artıkları ve hırdavat da cabası. Temelde üvey kardeş olsalar da işlevleri birdir; haber kisvesi altında tüketimi arttırmak, ajite etmek, bağlı bulundukları grupların haber-reklam

denilen ve halk nezdinde popülariteyi arttırarak şirket grubunun borsa değerini yükseltmek; hitap edilen kafa sayısına göre hükümetler nezdinde baskı oluşturmak, teşvik ve reklamlar almak… Kaynak ajanslar vardır. Bu kaynak ajanslardan gelen haberler haber editörleri tarafından farklı cümlelerle yeniden yazılır. Başka başka gazetelerde aynı haber farklı cümlelerle bile okunsa bu insanlarda hakikat duygusu yaratır. Üzerlerine gittikleri haberlerde bile manipülasyon vardır; bilinçli bir şekilde o kadar üzerine giderler ki insanlar durmaksızın aynı haberi farklı cümlelerle işitmekten bıkar, enformasyon kirliliği ile ilgi öldürüp konuya karşı kamuoyunu hissiz ve ilgisiz hale getirirler. Hayatın bedeli 30 kupon değildir, dünyada olup bitenler de bu ağaç katliamı ürünü kağıtlara para kazanmak, propaganda yapmak için bastıkları suya sabuna gelmez, hiçbir haber değeri taşımayan mahalle dedikodularından çok daha derindir. Yaşamın olmadığı, renklerin çekilerek hakim bir tek renkliliğe dönüştürüldüğü yerde çeşitlilik sözlüklerde kalmış, gündelik hayatta bir karşılığı olmayan bir sözcüğe, geri dönüşü olanaksız nostaljik bir tanıma dönüşür. Hayata dair tek kavram salt kameralara indirgenmemesi gereken, genel, insan algısını kontrole yönelik bir sistemi çağrıştıran ”Big brother is wathcing you ” ya dönüşür. Hayatın özerkliğinin ve çeşitliliğin devamı açısından gazetelerin bu dünyaya faydalı olmak istiyorlarsa yapacakları en iyi iş kapılarına kilit vurup tüm bu kağıt israfına ve insanları aptallaştırmaya bir son vermeleridir. Tüm tv’ler kırılmalı, tüm vericiler yıkılmalı, tüm stüdyolar da yakılmalıdır. Sen de bir ucundan başla haydi, öldür televizyonunu.

Başak ACAR www.basakacar.blogspot.com

5


- Van’ın Bostaniçi Beldesi’nde bulunan bir baz istasyonu radyasyon yaydığı gerekçesiyle molotoflanarak kullanılamaz hale getirildi.

- Rusya’daki Butovo ormanında kerestecilik yapan şirketin tekerlekli dozerleri bir ELF grubu tarafından ateşe verildi.

- T.C. devleti doğayı sömürme ve şirketlerin emrine verme sürecinde 1 adım geri 2 adım ileri atmayı planlıyor. İkizdere’nin SİT alanı olarak ilan edilmesi, Munzur’da ve Gümüşhane’nin Torul İlçesindeki HES ile ilgili yürütmenin durdurulması kararlarına karşın doğal SİT alanlarının statülerini kolaylıkla bitirilebilmesine ve tüm yetkinin hükümette birikmesine yol açacak olan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” tasarısı denen çevresel yıkım manifestosunu hayata geçirmeyi planlıyor.

- Örebro’daki (İsveç) bir kürkçü dükkanına hayvan hakları savunucuları tarafından verilen 3 milyon kronluk hasarın adından dükkan kapandı.

- Mutaş İşçileri fabrikayı işgal etti. Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlü oldukları için 25 Temmuz günü işten atılan 25 işçi, sendikalı olarak işe geri dönmek için 2 ay önce fabrika önünde direnişe başlamıştı. İşgal sürerken yapılan görüşmeler sonrası kısmi anlaşmanın ardından işgal sona erdi.

- 22 Kürt genci daha bu hafta Vicdani Reddini açıkladı. - 22 Ekim’de açlık grevine başlayan İnan Süver, “kendi büyüklüğünde, cesur, kaçmayan farelerle dolu, kapısı penceresi olmayan Sibirya hücresine” konulmuştu. 27 Ekim akşamı İnan’la görüşen yönetim, O’nu derhal hastanaye sevk edip, istediği koğuşa verdi ve herkesle görüşebilecek. İnan bu düzeltmenin ardından açlık grevini bitirdi. Bu hafta bir grup anarşist İnan’ın koşullarını duyurmak ve “halkı askerlikten soğutmak” için Ege Üniversitesi’nde masa açıp bildiri dağıttılar. - Sinop’ta askeri araca uzun namlulu silahlarla açılan ateş sonucu ilk belirlemelere göre, 2 asker yaralandı. - Hakkari’de çıkan çatışmada yaşamını yitiren gerillanın ölümünü ve operasyonları protesto

6

- Endonezya polisinin Papua Toprakları Savunucuları adlı yerli topluluk güvenlik grubunun bir üyesini vurarak katletmesinin ardından, Batı Papua dağlık bölgesinde baskı ve korku havası yayılıyor.

eden yüzlerce kişi Cizre-İdil karayolunu trafiğe kapatarak polisle çatıştı. Hakkari’de ev baskınlarında gözaltına alınan 5 kişiden 4’ü tutuklandı. - PKK’nin ilan ettiği eylemsizliğin bilançosu: 80 operasyon, 900 gözaltı. Eylemsizlik sürecinde 80 kara operasyonu, 86 noktada orman yangını, 125 top saldırısı gerçekleşti, 29 gerilla ve 9 sivil hayatını kaybetti, 900’e yakın kişi gözaltına alındı. - Yunanistan’ın başkenti Atina’da Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile yabancı elçiliklere gönderilmek istenen bombalı paketlerden Meksika elçiliğine gönderilmek istenen paket posta dağıtım merkezinde patladı. Patlamada bir kadının hafif şekilde yaralandığı, olayla ilgili 22 ve 24 yaşlarındaki 2 kişinin tutuklandığı bildirildi. 22 yaşında olan şüphelinin Ateş Hücreleri Komplosu adlı şehir gerilla grubuna üye olmaktan arandığı söylendi. - 6 İngiliz SHAC (Stop Huntingdon Animal Cruelty) aktivisti Huntingdon Life Sciences’e karşı örgütledikleri kampanyada üstlendikleri rolleri nedeniyle mahkum edildiler. - 6 Kasım 2001 günü, hayvan kurtuluşu mücadelecisi ve eylemcisi Barry Horne yaptığı açlık grevinde karaciğer yetmezliği sebebiyle hayatını kaybetmişti. Barry Horne hayvan deneylerine karşı yaptığı kundaklama eylemleri ve kundakçılığa teşebbüsten dolayı 18 yıl hapis cezası almıştı.

- Berlin’in Kreuzberg semtindeki en eski infoshoplardan M99 Infoshop Neo-Nazi’ler tarafından kundaklandı. Aynı gece, aynı bölgede bir kaç solcu mekanın duvarlarına faşsit yazılamalar yapıldı. Kundaklamada kimse yaralanmadı ancak bir kat kullanılamaz hale geldi. - Bruges’te (Belçika) gardiyanlar grevdeyken bir mahkum tecrit hücresini ateşe verdi. Çıkan yangında hüxre tamamen yanarken, yandaki bir kaç hücre de hasar gördü. Tournai’de (Belçika) gardiyanların greve gitmesiyle tüm mahkumların aktiviteleri de durmuş oldu. Bunun üzerine ayaklanan mahkumlar ayaklanarak hapishaneye büyük hasar verdiler. - Madrid’de Şilili anarşist tutsaklarla dayanışmak için Santander bankasının şubesinin camları taş yağmuruna tutuldu.

- Taksim’de çevik kuvvet polisine yönelik bombalı saldırının bilançosu; 1 ölü, 15’i polis 32 yaralı. - İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son ulaşım zamlarının geri çekilmesini isteyen Halkevleri, Cevizlibağ metrobüs durağında bir parasız ulaşım eylemi yaptı. Yüzlerce kişi turnikelerden atlayarak metrobüse parasız bindi.


HİÇKİMSE DUYMAK İSTEMEYEN BİRİ KADAR SAĞIR OLAMAZ ÜÇ MAYMUN

“Görmedim, duymadım, bilmiyorum…” der aslında görür duyar ve biliriz olayın ya da olayların nasıl olduğunu. Yalnızca tercih eder ve savunuruz kendimizi dilimize doladığımız bu üçlemeyle. Bu savunma hali yaşamlarımız da öyle olgunlaşır ki bazılarımız da sürekli hale gelerek yaşam biçimi olmaya başlar.

O

ysa kendimizi koruma hamlesiyle yaptığımız bu davranış, bizi bazı durumlar da ateşe atmaktan geriye gidemeyerek tehlikeye de götürmektedir. Yaşadığımız durumlardan geri çekilerek ve kulaklarımızı tıkayarak yalnızca kendimiz için yaşadığımızı toplumdan soyutlandığımızı düşünmek bir yanılgıdan öte değildir. Herkesin duyduğunu duymazdan gelmek kendimiz için yarattığımız sağırlıktan ve aynı zaman da bizim süper egomuz dan başka bir şey değildir. Gerçek bir sağır olmadan yaşamın içinde sağırı oynamak bizim kişisel eksikliğimizi kendi içimizde bir başarı bir kazanım olarak değerlendirip duyan ama duymak istemeyen bir tercih yaptığımız

anlamına gelir. Sağırlığımızı tetikleyen şeyin açıklamasını tehlikeli şeylerle karşılaştığımızı ve buna karşı kendimizi savunduğumuza inandırsak da bu bir savunma hali olmaktan öte yaşamın zorluğuna karşı kaybetmeyi tercih eden biri olduğumuzu ifadeler.

durum bizim bir süre sonra yaşamın derinliklerinden başlayarak her şeye karşı yabancılaştığımızın kendimizi savunduğumuzu düşünürken savunamadığımız bir döngü içerisinde ilerleyen bir yola girerek yaşamlarımızı tehlikeye atan sürecin başlangıcı olabilir.

Bilinçaltımız da kazanım olarak değerlendirdiğimiz sağırlık durumu aslında benliğimiz de taşıdığımız kirli bir tercihtir. Bu tercih zaman zaman tercih edeni ve başkalarını zor duruma düşüren bir durum olsa da bugün değil ama yarın sağırlığının işe yarayacağını düşünerek duymak istemeyenin sağırlığına devam ettiği bir zırha bürünür. Bazen sağırlık zırhını giyinmek kazanca ulaştığımız hissini verir. Oysa yaşamda bizi sağır olmaya iten şeylerin üzerine gitmek ve duyduklarımıza tepki vermek en kazançlı yoldur. Unutmamak gerekir ki herkesin sağırlaştığı bir toplum da kendi sağırlığımızı saklayamaz hale gelerek sonu olmayan sürecin parçası olabilir yaşadığımız dünyanın istediği birbirlerine izole olmuş bireyler haline gelebiliriz. Bu

Yaşamlarımız da verilen kararları kendimizin veremediği başkalarının verdiği ve buna sağırlığımızla cevap verdiğimiz bir dünya da bir süre sonra gözlerimizi de kapayarak makineleşmeye kadar giden bir seviyede sadece emir edileni yapmakla kalabiliriz. Kendimiz için yarattığımız sağırlık bize ve başkalarına zarar vererek unuttuğumuz saklandığımız topluma en çok zarar veren birey haline geldiğimiz de duymak için çok geç olabilir. Hayatımız da karşılaştığımız her zorluğa karşı kendimizi sağırlaştırarak savunduğumuzu düşünürken aslında yenilgiyi kabullenen birisi olduğumuzun farkına varmamız gerekir.

Savaş

Celal Bayar Üniversitesi’nde Zulme Hayır! Yazılı basında, 21.10.2010 tarihinde “Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Labarotuvar Hayvanları Merkezi kuruluyor” içerikli bir haber yayımlanmıştır.

Y

eryüzüne Özgürlük Derneği, Celal Bayar Üniversitesi’nde açılması planlanan “Labarotuvar Hayvanları Merkezi”ne ve diğer üniversitelerde, özel işletmelerde yapılan hayvan deneylerine karşı olduğunu vurgulayarak şu açıklamada bulundu: “Dünyanın pek çok ülkesinde, artık etik bulunmadığı ve güvenilir netice vermediği için terkedilen hayvan deneyleri, Türkiye’de araştırma sektörüne her geçen gün bir yeni ‘işkencehane’ daha eklenerek ve ‘insanların iyiliği’ için yapıldığı ifade edilerek meşrulaştırılmakta fakat, bu deneyler hayvanlara korkunç acılar çektirmekte, ciddi anlamda hak ihlallerine sebep olmaktadır. Deneylerde kullanılan hayvanlar, hayatları boyunca küçücük, dar kafeslere hapsedilerek, en doğal hakları olan ya-

şam hakkı ellerinden alınarak deney süresi boyunca dayanılmaz ağrı, acı, stres ve korkuya maruz bırakılarak acı içinde öldürülmektedir. Bu hayvanlar, viviseksiyon kapsamında yakılıyor, boğuluyor, kanser ediliyor ve sonunda öldürülüyor. Bu zulüm, sözde ‘insan’ yararı için gerçekleştiriliyor. Bilimin abartarak övündüğü başarılar, insanlar ve hayvanlar için ne kadar faydalı olursa olsun -ki bu tartışılır-, bu zulüm hiçbir şekilde haklı çıkarılamaz; üstün başarılardan bahsedilecek olunsa bile deneylerde, araştırmalarda, eğitimde ve ürün testlerinde kullanılan hayvanların çektiği acının gerçekliği tartışılamaz. Hayatları insan eliyle daha baştan ‘değersiz’ kılınan hayvanların yaşadığı ızdırap, acı, eziyet nedeniyle ‘Hayvan Deneylerine Alternatif Metodlar’ üzerine yoğunlaşmak, tüm dünyada ve Türkiye’de etik bir zorunluluk haline gelmelidir. Sırf insan türüne mensup olmadıkları için hayvanlar üzerinde büyük bir rahatlıkla uygulanan bu zulme bir an önce son verilmeli ve büyük bir pazar olma yolunda ilerleyen bu kanlı, zalim sektör, insanın diğer türlere saygı duyma zorunluluğu açısından desteklenmemeli ve bitirilmelidir. Yeryüzüne Özgürlük Derneği, kendi kuruluş amacı ve ilkeleri doğrultusunda hayvanlara yapılan deneylerin her zaman karşısında olacaktır. Her fırsatta ve her alanda deney yapan kurum ve şirketlerin yaptıkları zulmü ve işkenceyi teşhir etmeye çaba gösterecektir.” 22.10.2010, Cuma

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ www.yeryuzuneozgurluk.blogspot.com yeryuzuneozgurluk@gmail.com

7


Minimum Güvenlik ( Stephanie McMillan’la)

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK’ü indirebileceğiniz internet adresleri: http://www.internationala.org/

(ilgili sayıların haberleri, indirme adresleri yayınlanmaktadır. sağ-üst köşede bulunan arama motoruna, “yeryüzüne özgürlük” yazarak ulaşabilirsiniz.)

http://www.archive.org/

(sitede bulunan sol-üst köşedeki arama motorundan, “yeryuzune ozgurluk” şeklinde aratmanız halinde, ilgili sonuçlar karşınıza çıkacaktır.)

İnternet üzerinden okumak için:

8

http://www.issuu.com/internationala http://www.scribd.com/aforum

Yeryüzüne Özgürlük V4  

Yeryüzüne Özgürlük / Haftalık

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you