Issuu on Google+

v.26

14 Kasım 2011

Uzun bir aradan sonra haftalık anarşist yayın Kıyamet’i kaldığı yerden devam ettirelim dedik. Bu sayıyı, yani 26. sayıyı, şu sıralar yeşil anarşist ilkelerinden ötürü Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda baskı altına alındığı ve yetersiz beslenmeye mahkum edildiği için 4 Kasım’dan bu yana açlık grevi eyleminde olan sevgili yoldaşımız Osman Evcan’a ithaf ediyoruz.

Osman şu sıralar devletin yüksek güvenlikli zindanlarında yegane direniş araçlarından biri olan açlıkla boğuşurken boğazlarımızdan lokmalar geçmiyor ve yataklarımızda rahat uyuyamıyoruz. Biliyoruz ki, Osman bu mücadeleyi sadece kendi keyfi için değil, et endüstrisinin katlettiği hayvanların yaşadıklarını bildiği ve beslenme biçimiyle bu zulme ortak olmayı reddettiği için veriyor. Osman’ın mücadelesi aynı zamanda, bizim dışarıda verdiğimiz hayvan özgürlüğü mücadelesinin bir parçasıdır. Bu durumda Osman çifte bir mücadelenin içerisinde bizler tarafından yanlız bırakılamaz. Osman’ın anarşist dostları ve yoldaşları olarak her nerede olursa olsun onun, ailesinin ve sevdiklerinin çığlığını duyurmamız ve taleplerinin derhal karşılanması için devletin baskı ve işkence aygıtlarına her anlamda baskı uygulamamız gerekiyor.

Osman’ın açlık grevine başlamasından bu yana İstanbul ve Eskişehir’de eylemler gerçekleştirildi. Osman’ın durumuyla ilgili basında ve kamuoyunda çeşitli duyurular yapıldı. İstanbul ve Eskişehir’in ardından önümüzdeki hafta İzmir ve Bursa’daki yoldaşlardan da bir dayanışma eylemi gerçekleştirilecek. Özellikle 23 Kasım Çarşamba günü için küresel ölçekte tüm yoldaşlarımızı Türk devletine baskı uygulamaları için dayanışma eylemleri çağrısı gönderildi. İngilizce, Almanca, Yunanca, Fransızca ve Belarusça dayanışma metinleri dünyanın bir çok yerindeki yoldaşlara iletildi. Çeşitli ülkelerden bu konuda yanıtlar geldi. 23 Kasım’da Osman Evcan’ın ve bir çok politik tutsağın T.C. zindanlarında gördükleri zulüm ve işkenceyi görünür kılmak sokaklara çıkmalı ve bir şeyler yapmalıyız. İstanbul’da, Eskişehir’de, İzmir’de, Oregon’da Berlin’de, Atina’da ve heryerde kalbi Osman’ın direnişiyle birlikte atan tüm yoldaşlarımızı dayanışma eylemlerini güçlü kılmaya ve kendi cephelerinden mücadele ve dayanışma anlayışıyla eylemler örgütlemeye çağırıyoruz. Osman Evcan’la dayanışma kampanyası adresi:

www.os m anay em ek.tumb l r . c o m

4 Kasım’dan bu yana açlık grevinde olan anarşist Osman Evcan’la dayanışmak için küresel eylem çağrısı Osman Evcan Kimdir?

Sevgili dostlar ve yoldaşlar, Bu çağrımız, Türkiye Cumhuriyeti zindanlarında yaşam savaşı veren vegan anarşist Osman Evcan içindir. 20 yıllık tutukluluğunun son 4 yılını Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda geçiren Osman Evcan, tüm girişimlere rağmen bugüne kadar hapishane yönetiminin, hakkı olan besinleri kendisine vermemesi üzerine 7 gündür açlık grevinde. Bizler, Osman’ın yoldaşları olarak dünya çapındaki tüm yoldaşlarımızı 23 Kasım Çarşamba günü Osman’ı Türkiye Cumhuriyeti’nin baskı aygıtlarına karşı verdiği mücadelede yanlız bırakmayıp her yerde eyleme geçmeye çağırıyoruz. OSMAN EVCAN’A DERHAL VEGAN YEMEK! ZİNDANLAR YIKILSIN! VEGAN ANARŞİST OSMAN EVCAN’A ÖZGÜRLÜK! Osman’ın anarşist arkadaşları İstanbul (09.11.2011) - Yeryüzüne Özgürlük Derneği, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde Osman Evcan’ın açlık grevinin 6. gününde konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, cezaevi yönetiminin Osman’ın taleplerini derhal karşılaması gerektiğini ve Evcan nezdinde tüm politik tutsaklarla dayanıştıklarını belirttiler. Basın açıklamasının ardından katılımcılar, Galatasaray Lisesi önünde toplanarak hayvan maskeleri ve pankartlarla Taksim Tramvay durağına kadar “Osman Evcan’a Vegan Yemek”, “Osman Evcan’a Özgürlük”, sloganlarıyla bir yürüş gerçekleştirdiler.

Eskişehir (12.11.2011) - Bir grup anarşist Osman Evcan ve bütün politik tutsaklara destek eylemi gerçekleştirdi. Eylemciler adına basın açıklamasını okuyan Mert Sagit, Kırıkkale F tipi yüksek güvenlikli cezaevi idaresinin Osman Evcan’a yaptığı zulmü ve hayvana, doğaya, kadına, sömürge altındaki halklara tüm ötekileştirilenlere uygulanan baskı zulüm ve tahakküme dikkat çekti. Grup Osman Evcan’a vegan yemek, insana hayvana yeryüzüne özgürlük, bütün politik tutsaklara özgürlük, “Osman Evcan’a özgürlük” sloganları attı.

1959 yılı Samsun doğumlu Osman Evcan, 1992 yılında sol örgüt üyeliği ve gasp suçlamalarıyla 30 yıla mahkum edilmiş, Nevşehir, Zonguldak, Haymana, Ordu, Giresun, Amasya, Gaziantep, Kahramanmaraş, Aydın, Ankara ve en son Kırıkkale cezaevlerinde kalmıştır. 8 senedir yeşil anarşist, hayvan özgürlükçü ve vegan/vejetaryen fikirleri benimsemiş ve o zamandan bu yana anarşist kişi ve gruplarla temas halinde olmuştur. Osman bize gönderdiği mektupta şöyle diyordu: “Ben uzunca bir süredir cezaevindeyim. 20 yıla giriş yapmış oldum. Sosyalist, sol bir bir örgütten yargılanıp müebbet hapis cezası aldım. İçeride bu örgütten koptum ve Anarşist düşüncelere yöneldim. Yaklaşık olarak 10 yıldır eko-anarşizmi benimsemiş oldum. Son 8 yıldır da veg-anarşist (vegan) bir yaşam içerisinde bulunmaktayım.” Osman Evcan dört duvar arasında olsa bile sadece hayvanların yaşadığı zulümlere karşı değil, toplumsal alanda yaşanan zulümlere karşı da mücadele vermektedir. 26-29 Eylül 2011 tarihleri arasında Balıkesir’de tutuklu bulunan Vicdani Retci İnan Süver’in cezaevinde gördüğü baskı ve işkenceyi protesto etmek için 3 günlük açlık grevi yapmış ve Kırıkkale F tipi cezaevi idaresi tarafından 1 ay süre ile kültürel ve spor etkinliklerine katılmaktan alıkoyma cezası almıştır. Osman en kötü ihtimalle 2022’de aramızda olacak. Bu yüzden onu yaşadığı zindanda yalnız bırakmayalım. Osman’a destek için ona mektup yazın: Osman Evcan, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Oda B-8, Hacıbey Mah. 71480 Hacılar, Kırıkkale Önemli Not: Yolladığınız mektupların içine kullanılmamış posta pulu koyarsanız Osman’ın size göndereceği mektuplar için masraf yapmasına gerek kalmaz.

1


Kamusal Alan ve Refüj

Filiz Gazi

K

nut Hamsun’un “Açlık”ı “Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gidemediği o garip şehir…” diye başlar. Bir kentte yaşamak, yaşayabilmek acı ve mutluluk arasında gidip gelen tutkulu aşklar gibidir. Ne terk edebilirsiniz ne de onunla yekten mutlu olmayı başarabilirsiniz. Kentle kurulan ilişkinin niteliğini belirleyen ise sınıfsal farklılıklardır. Orta sınıf kentle “düzeyli” bir ilişki kurar. Rutin olan üzerinde kurulan hâkimiyet hiçbir sürprize açık değildir. Tekdüzeliğe olan alışkanlık adını zamanla huzur olarak değiştirir. Yoksulun ilişkisi ise bitti bitecek heyecanının doruğunda yaşandığı aşklar gibidir. Daha maceracı, sürükleyici, tutkulu, yıpratıcı. Orta sınıf kent olanaklarıyla yan yana olmayı sever. Kentli imajın ona herkesten çok yakıştığını düşünür. Hiç sinemaya gitmese de yakınlarda bir yerlerde sinema olduğunu, sinemaya gidebilme olanağının olduğunu bilmesi yeterlidir. Bilmem kaç m2’lik evinin dışında onu bekleyen “şeylerin” olduğunu bilmesi ruhunu tok tutar. O ruh tokluluğunun aç gözlülüğe dönüşmesinin hikâyesi monotonluğun zihnini küçük küçük lokmalarla yemesinden, biteviye dejavu hissinden, bitmek bilmeyen rekabet ilişkilerinden, neyin savaşında olduğunu bilmediği ama adına hep yenilgi dediği kent hastalıklarının semptomlarından ileri gelmiştir. Tüm bunları söyledikten sonra bırakıp gitmek mi! Yaşanılacak boşluğu tahmin bile edemezsiniz. Kentlerin bir diğer çekiciliği de istenilen an kalabalığa dâhil olunabilmesindendir. Yani bilirsiniz ki dışarıya adımınızı attığınız an birçok hayat göreceksiniz. Kimi şükrettirecektir halinize, kimi bozguna uğratacaktır varlığınızı. Kastım sadece sınıfsal farklılık değil. Olmadık zamanda duyduğunuz kahkaha, sırnaşıklığı gözünüze batan bir çift, salına salına kaldırımda yürürken sizi çabuk yürümeye davet eden bir ses… (Kentli olmanın ilk beş kuralından biridir, çabuk olmak.) Trafik, banka kuyruğu, bekleme odaları, randevu saatleri, nezaket kurallarıydı derken bir bakmışsınız ki “kentli” olmanın gün içerisindeki etaplarını hayatın “ta kendisi” olarak görmeye başlamışsınız. O “hayatın ta kendisi” yoksuluna, zenginine bakmaz. Herkesi yeterli olabildiği ölçüde kurallarına davet eder. Denetleyen ve denetlenen arasındaki silik çizginin sebebi budur. Her an herkes polisiniz olabilir, her an herkesin polisi olabilirsiniz. İşte bu her an “otorite” olabilme ihtimaliniz bile kent sevdanızın sürmesine yeter. “Lütfen sıraya girer misiniz!, Cep telefonunuzu kapatır mısınız!, Söylediklerinize dikkat eder misiniz!, Danışma, ücretlidir efendim!” gibi duyduğunuz her had bildirme, görgü kurallarına buyur etme cümleleri bunun kanıtıdır. Pozisyonunuzu alırsınız ve bir kentliye yakışanı yaparsınız. Yapamıyorsanız, beceremiyorsanız mühim değil. Kent sevdanızı sürdürecek kadar cebiniz dolu değilse, ezelden şehirli olma alamet-i farikalarını öğrenememişseniz veyahut öğrendiğiniz halde üzerinize yakıştıramamışsanız kentin varsılları, vandalları izaha sokar hayatlarınızı. Kolayca izaha sokulan hayatları izah etmek zor. Örneğin kentteki suç oranı “Kent ve Kentlilik” üzerine yapılan tumturaklı konuşmaların tıkandığı yerlerden biridir. Ucunun varsıllara, efendilere dokunacağı her açıklama “gönüllü” vazgeçer imâsından, aklın yolu bir tavrından. “Olmasa” adlı belgeselimde Eren Keskin akademik konuşmaların hedef şaşırtan analizlerine karşılık basitçe şunları söylemişti: “Tabii mesela kapkaç deyip hemen içinden çıkabilirsiniz. Kapkaç çok yoğun İstanbul’da ama neden yoğun? Aç kalan insan suça itiliyor. Yani aslında İstanbul bence Türkiye’de yaşanan sorunların bileşkesini de gösteren bir şehir. Bu Kürt sorununu da, zorunlu göçü de, kadına yönelik şiddeti de, çocukların zorla çalıştırılmasını da içinde barındırıyor.”

2

İstanbul Güzeltepe’de yüksek gerilim hatları altında yaşıyorsunuzdur örneğin. Çevrenizde onlarca insan kansere yakalanmıştır. Bazılarını da sokakta yürürken düşen kıvılcımlar yakmıştır. Yetkililere gidip demişsinizdir, “yer altından gitmez mi bu meret” diye. TEİAŞ’den (Türkiye Elektrik İletim A.Ş.) yetkili İbrahim Karakaş çıkmıştır karşınıza, demiştir ki: “Bütçemiz yetmez, hem siz merak etmeyin yüksek gerilim sağlığa o kadar da zararlı değil.” (1) Gel zaman git zaman mahallenize yakın bir yere KİPTAŞ’ın yaptığı Finanskent Sitesi kurulur. Sitenin üstünden geçen yüksek gerilim hatları yer altına alınır. Bütçenin oraya yeteceği tutar, yüksek gerilim hattı oraya zarar verecek olur. Şimdi gel de Finanskent komşularını düşman belleme. Psikolojide buna “Karşı Tepki Geliştirme” diyorlar sanırım. Devlet’e kızamıyorsan, “kıyak çekilmiş” komşuna öfkelen psikolojisi. Evet, “İstanbul Türkiye’de yaşanan sorunların bileşkesini de gösteren bir şehir.” Bu örnek “sosyal devletin”, sadece bir kesimle “sosyalleştiğinin” kanıtı. Arus Yumul İstanbul’daki mekânsal ayrışmayı, “kentin bölünmesi ve herkesin içine kapanıp, kendi yaşam tarzına, sınıfına ya da kimliğine uygun bir mahallenin içine hapsolması” diyerek anlatmıştı. Çağlar Keyder ise bu mekânsal ayrışmaya şöyle bir dip not eklemişti: “Diyelim ki belli bir gelir seviyesinde olan, belli bir eğitim görmüş, kendilerini belli toplumsal skalada belli bir yere yerleştiren insanların gidip kendilerini farklı bir yerde izole etme” kararlarının sadece kendilerini ilgilendirmediğini söylemişti. “Aynı zamanda çocuklarını da o kulelere hapsetmiş oluyorlar, belli okullara hapsetmiş oluyorlar. Sadece kendileri gibi düşünen, sadece kendileri gibi yaşayan insanların içine sokmuş oluyorlar.” Gaziosmanpaşa’da Avrupa Konutları geldi gözümün önüne. Mahalleli ile konutluları ayıran tek bir yol. Refüje çıkıp bir sağa bir sola baksanız; Nişantaşın’da Keriman Hanım’ı, Bağcılar’da Keriman teyze’yi, Etiler’de Sturbucks Cafe’yi, Nurtepe’de Munzur Cafe’yi, Ataköy’de orta sınıf grafitiyi, Gazi’de duvarları süsleyen isyan sloganlarını göreceksiniz. Arka mahallenin haylazlarının girebildikleri her delikte, Rezidans’ın ufaklıklarının alışveriş merkezlerinin oyun kodeslerinde olduğunu göreceksiniz. Rivayete göre tüm bu farklılıklar kamusal alanda kesişecekler. Yani sadece o refüjde.


Uluslararası Deri ve Kürk Fuarını Protesto Ediyoruz! (17-19 Ocak 2012)

O

cak ayında İstanbul’da 6.sı düzenlenecek olan ve küresel ölçekte her yıl milyonlarca hayvana deri ve kürkleri için zulüm uygulayan firmaların bir araya geleceği Uluslararası Deri ve Kürk Fuarının açıldığı gün orada olacağız ve bu zulüm endüstrisini protesto edeceğiz. Tüm hayvan hakları savunucularını, ekolojistleri ve insana-hayvana-doğaya yapılan tüm zulümlerin karşısında olan herkesi bu zulüm endüstrisini protesto etmek ve ne kadar zalim bir endüstrinin parçası olduklarını yüzlerine haykırmak için o gün orada buluşmaya davet ediyoruz... Tarih: 17 Ocak 2012 Salı Saat: 12:00 Yer: Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi E5 Karayolu Gürpınar Kavşağı, 34522, Beylikdüzü, Büyükçekmece İstanbul - Türkiye

Eskişehir'de kürk ve deri mağazalarına karşı eylem

27

Ekim gecesi Eskişehir'de bir grup anarşist, kürk ve deri dükkanlarının ortak oldukları suçu kendilerine hatırlatmak için "İnsana, Doğaya, Yeryüzüne Özgürlük", "Katilliğe Son Verin", "Tekrar Geleceğiz" ve "Son Kafes Kırılana Dek" ve çember içerisinde A yazılamaları yaptılar. Eylemci anarşistler, bunun yapılan son eylem olmayacağını, endüstriyel katiller doğaya, hayvana, yeryüzüne tecavüz edip kattlettikçe eylemlerini sürdüreceklerini ve eylemlerinin şiddetini arttıracaklarını açıkladılar. Eylem foto albümü http://imgur.com/a/59qVw#2 Kürk ve deri endüstrisi zulümdür... The Humane Society International’ ın verdiği bilgilere göre kürk ticaretine yılda 2 milyonun üzerinde kedi ve köpek kurban ediliyor. Kürkler için hammaddenin sağlandığı yerlerin başında Çin ve Doğu Asya’ nın bazı bölgeleri geliyor. Üreticiler kürkleri, giyim eşyası, aksesuar ve hediyelik eşyalarda kullanılmak üzere Avrupa’ ya pazarlıyorlar. Ürünlerin bazı kısımları kedi-köpek kürkü içerebildiği gibi tamamı bu hammadde ile yapılmış eşyalar da mevcut.

İsveç - 3 kazı makinesi ateşe verildi 7 Kasım gecesi Örebro’daki Ladugardsangen’de 3 kazı makinasının camlarını kırıp araçları 2 patlayıcı maddeyle ateşe verdik. Bu eylemi 3 sebepten yaptık: 1- Bu cehennem makineleri tarafından öldürülen BÜTÜN hayvanlar adına yaptık -yılanlar, karıncalar, salyangozlar ve diğer bütün canlılar için. 2- Yaban hayvanaların yaşam alanlarından geçen bir yol inşa ediyorlar. Çalıları ve ormanı silip süpürmekle kalmıyorlar, toprak altında unutulan hayatı da eziyorlar.

Hayvanlar geniş gruplar halinde kürk çiftliklerinde üretiliyorlar. Çiftliklerin en çok bulunduğu yer soğukta tüy örtüsünün daha sert büyüdüğü Kuzey Çin. Hayvanlar özellikle kürk yapısının sert olmasını sağlamak amacıyla kışın başından itibaren tahammül edilemez soğuk ortamlarda hapsedilmekteler. Üreticilerin en çok ticaretini yaptığı canlılar ise kısa tüylü kediler ve Alman çoban köpekleri. "Kürk ve deri endüstrisinde bir kaç zenginin kibrini okşamak için her yıl milyonlarca kedi ve köpeğin yanında çakal, vaşak, karakulak, leopar, keseli sıçan, kunduz, misk faresi, su samuru, rakun, fok gibi evcil olmayan birçok hayvan, tuzaklar ve çiftliklere tıkılmak suretiyle boyun kırma, kesme, tel ile boğma, asma, vajinadan elektrik verme, belkemiği ve boyun kırma, kimyasalla zehirleme gibi zalim süreçlerden geçirilerek katlediliyor. Endüstrinin yıkımı sadece hayvanlarla sınırlı değil atıklar yoluyla suyu ve çevreyi de ciddi derecede tehdit etmektedir."

3- Bu eylemi ayrıca eğer hiçbir şey yapmazsak bu yolda ölecek olan hayvanlar için de yaptık- ayrıca yolların katkıda bulunduğu küresel ısınmanın sebep olduğu total ızdıraplar adına da. Bu eylem yaşamak ve kitlesel yıkım makineleri tarafından yok edilmek istemeyen herkes içindir. Bütün canlılar için. ALF İsveç

İsveç - Hayvan deneycisinin arabasına boya atıldı 4 Kasım Perşembe günü Astra Zeneca yönetim kurulundan birisinin daha evine uğradık, arabasına boya attık, kırmızıyla boyadık ve oradan ayrıldık.

Kanada - ALF katil kürkçü dükkanına saldırdı 19 Ekim günü Howe ve Pender caddeleri köşesindeki hayvan katilleri Snowflake kürkleri vahşi hayata ve onun ekosistemlerine karşı işledikleri suçları sprey boyayla boyanarak hatırladılar. Her yıl binlerce hayvanı esir edip işkence ettikçe, tecavüz edip onları katlettikçe biz de size saldırmak için hep orada olacağız. HER KAFES BOŞALANA DEK. ALF

3


Siz “ulusal birlik” dersiniz. Biz “yağma” deriz...

Atina’da Robin Hood'lar yeniden sahnede 3

Kasım'da anarşist yoldaşlar Atina'nın Zografou varoşlarındaki bir süpermarketi yağmalayıp, malzemeleri yakındaki bir halk pazarında dağıttılar. Yaklaşık 15 gün önce Patras’ta ortaya çıkan yağmacılar yine benzer şekilde bir süpermarketi yağmalamış ve halka açık bir alanda kamulaştırılan malları dağıtmışlardı. Aylardır krizle boğuşan Yunanistan’da şu sıralar tüm oklar hükümeti gösteriyor. Yunanistan halkı yaşanan krizden doğal olarak hükümeti sorumlu tutuyor. Reformist ve devlet yanlısı muhalefet hükümete karşı öfkenin kapitalizme karşı bir toplumsal devrime dönüşeceği korkusuyla devlet ve polisle el ele vermiş, anarşistleri ve devrimcileri saf dışı bırakmak isterken, anarşistler krizin kapitalizmin kendisi olduğunun bilincinde yoksul ve fakirleştirilmiş halkın doğrudan eylemini harekete geçirmeye çalışıyor. Devlet ve devlet destekli muhalefet, yoksulluğa karşı yağma girişimlerini birer suç eylemi olarak yaftalarken, artan krizle eş güdümlü olarak yağmalamalar artacak gibi görünüyor.

Eylem sırasında dağıtılan metin:

Kendimizi kandırmayı bırakalım. Hilebazlar ve altın çocuklara dair kolaylıkla yutulabilen retoriğin arkasında, kötü Almanlar ve -genelde ve soyut olarak- merhametsiz pazarlar, ebedi sömürülmemizi ve ve patronlar kliği tara-

fından bizim ürettiğimiz zenginliğin yağmalanmasını gizler. Ve yaşamlarımıza hükmettikleri sürece, bizim değerlerimizi düşürmeye devam edecekler ve kendi çıkarlarını için bizi ortadan kaldıracakları apaçık ortadadır. Ve ardarda yediğimiz darbeler onların kendi birleşmiş sınıf çıkarlarına hizmet etmek içindir. Aynı zamanda, otoritelerini muhafaza etmek için korku salıyorlar: polisin arttırılması, göçmenlerin peşine düşülmesi, barınakların kaldırılması, ırkçılığın ve milliyetçiliğin lifting teşvik edilmesi.

Aylaklığa son. Yaşamlarımızı ele geçirelim. Ezilen sınıfın beklentisi ne hayatta kalma savaşı ne de teslimiyet ve feragat durumuna sıkışmaktır. Bu beklenti şu an da ve şimdi büyük ve küçük inkar ve mücadele anlarında ortaya çıkar. Patronlarla gerçekleşen gündelik mücadelelerde ve genel grevlerde; gösterilerde, halk toplantılarında ve karşılıklı yardımlaşma yapılarında; kamu binalarının, okul ve üniversitelerin işgallerinde; polislere karşı öfkede ve baskıya karşı dayanışmada; kapitalist-devlet hedeflerine karşı saldırgan eylemlerde; elektrik faturalarından yol ücretlerine, ücretlerin reddedildiği hareketlerde; süpermarketlerin kolektif olarak yağmalanmasında ve kamusal alanlarda dağıtılmasında. Kolektif gücümüzü kullanalım. Toplumsal ve bireysel özgürleşme planını örelim. Patronlara savaş! Herkes Genel Greve!

İstanbul’un 6 semtinde kurban ve homofobi karşıtı yazılamalar

Geçtiğimiz ay Rusya’da sosyal savaş

Bingöl’de HES inşaatına 2. baskın

Anarşistler kurban katliamı günlerinin 2. gününde İstanbul’un Çıksalın, Eyüp, Fatih, Halıcıoğlu, Kasımpaşa ve Okmeydanı semtlerinde kurban, din, devlet ve homofobi karşıtı yazılamalar gerçekleştirdiler.

Anarşist gerilla ekibi Troitsk’da (Moskova) park halinde polis araçlarına saldırdılar. İki araç tahrip edildi. Bildirimizden bir bölüm:

ingöl’ün Karlıova ilçesi Devecik köyünde özel bir şirkete ait Hidroelektrik Santrali (HES) inşaatını basan gerillalar iş makinelerini ateşe verdi. Alınan bilgilere göre, gece saatlerinde Karlıova ilçesi Devecik köyü bölgesinde yapımı devam eden HES inşaatını basan HPG gerillaları, işçileri bir araya topladıktan sonra iş makinelerini ateşe vererek bölgeden ayrıldı. Olayın duyulması ardından bölgede operasyon başlatıldı.

Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi’nin de eylem çağrısı yaptığı kurban günlerinde çeşitli bölgelerden kurban katliamına sessiz kalınmadığına ve kalınmayacağına dair sesler yükseldi. Eylemci anarşistler, kurban zulmüne karşı çıkan herkesi kana bulanmış inançları ve katletmenin kutsallığına hipnotize edilmiş algıları kırmak ve hayvanların özgürleşmesi için facebook’ta beğenmenin ötesinde ellerinden ne geliyorsa yapmaya çağırdılar.

4

“Kaluzhskoe otobanından baktığınızda Troitsk kasabası polis karakolunun kale gibi sağlam bir polis binası olduğunu görürsünüz. Giriş antitank savunma silahıyla bloke edilmiş; yüksek çelik duvarın üstünde dikenli teller… Devletin bütün kurumlarında olduğu gibi katı ve tehditkar dış cephesi içindeki kokuşmuşluğu ve gereksizliği gizliyor. Silahlı polis çetesinin arkasında, güvenliksiz bir devriye aracının park edildiğini gördük. Gördüğümüz kadarıyla burası Yasaların cesur Bekçilerinin alkol aldıkları mekandı. Sarhoş aynasızlar eve gider gitmez - en az iki aracı ciddi derecede hasar bırakacak şekilde ateşe verdik”.

Gerillalar hafriyat kamyonlarını yaktı Doğubayazıt ilçesi ile Van ili arasındaki yolu yapan ve Erzurum’da faaliyet gösteren bir firmaya ait olduğu öğrenilen 11 hafriyat kamyonu benzin istasyonu bahçesinde gerillalar tarafından ateşe verildi. Yangından sonra 11 kamyon tamamen kullanılmaz hale geldi.


Gıcır gıcır sol: Post-yapısalcı anarşistler

M

arksizmin ve Anarşizmin yöntemleri sorgulanmaya başlandığından beri yeni sol kavramı da buna bağlı olarak gerek Marksistler tarafından gerekse anarşistler tarafından sık sık dile getirilen bir söylem haline geldi. Postyapısalcı anarşizm de bu söylem içinde kendine yer edinen düşüncelerden biri.

Meriç Karaçalı

Burdan yola çıkarak kendi entelektüel dünyalarından ‘’Yeni sol Yeni sol’’ diye haykırıyorlar. Oysa anarşist olduğunu iddia eden post-yapısalcılar anarşinin yalın isyanını anlayabilmiş olsalardı o ‘’derin’’ felsefi dilleriyle anarşinin yöntemlerini mantıklı bir şekilde eleştirebilirlerdi. Son olarak anarşizmi bireysel isyana indirip örgütlenmeyi bir otorite olarak gören ve paranoyaklık düzeyinde her şeyi otorite olarak damgalayan post-yapısalcıların dili hakkında bir şey daha söylemek istiyorum. Sık sık otoriteyi, tahakkümü irdelemeye ve onun derinliklerine inmeye çalışıyorlar ancak bunu yaparken kullandıkları dilin nasıl bir bilgi iktidarı yarattıklarının farkındalar mı? Her türlü iktidarı eleştirirken bizzat kendileri elit ve son derece ‘’derin!’’ felsefi bir dil kullanarak anarşinin özünü kitlelerden uzaklaştırmıyorlar mı?

Marksizmi bir kenara koyarsak anarşizmin geçmişteki yöntem ve deneyimlerine eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmakta hiçbir sorun yok. Değişen Dünya’da faşizme ve kapitalizme karşı verilen mücadelede yeni yöntemler bulmak yeni yollar aramak kuşkusuz anarşizmin kendi yapısının bir gereğidir. Postyapısalcı anarşistler eğer salt anarşizmin yöntemleri ve taktikleri üzerine eleştirel bir yaklaşımda bulunsalardı bu konuda onlara hiçbir itirazım olmazdı. Ancak bu ‘’pek’’ bilgili postyapısalcı anarşistler anarşizmin yöntemleri ile anarşizmin özünü birbirine eş tutarak konuyu ele almaya çalışıyorlar. Elbette anarşizmin talepleri ile yöntemleri arasında sıkı bir bağ olduğunu inkar etmiyorum ancak anarşizmin talepleri yöntemlerinden bağımsız olarak ortada durmaktadır. Bu talep son derece yalın bir şekilde kendini göstermektedir.

Burada çok açık bir çelişki var. Aslında çelişki demek doğru değil. Burada toplumsal statülerinden elit çevrelerinden asla vazgeçemeyecek son derece(!) entelektüel salon anarşistlerinin bir iki yüzlülüğü söz konusu.

Anarşizmin saf isyanı ve bu isyana bağlı özgürlük ve eşitlik tutkusu insanlığın içinde her zaman bulunmuştur ve bulunmaya da devam edecektir.

Bu ikiyüzlülüğe, bilgi iktidarına ve sözde isyana karşı anarşinin özünü tekrar hatırlamalı ve isyanı en yalın şekliyle ortaya koymalıyız. Bakunin’in dediği gibi;

“Pek’’ bilgili postyapısalcı anarşistler ise anarşizmin yöntemlerine getirdikleri eleştiri üzerinden anarşizmin özünü yeniden yorumlamaya çalışıyorlar ve adeta yeni bir anarşist öz yaratmaya çalışıyorlar. Çünkü bu son derece bilgili anarşistler anarşinin özünün yalınlığını kabul etmek istemiyorlar.

“Gerçek” bir teori değildir, bir eylemdir, hayatın kendisidir.’’

Son derece yalın bir dille ifade edilebilecek bir düşünceyi birçok felsefi ve siyasi terimlerle boğmuyorlar mı?

Bırakalım onlar yeni sol yaratsın... Bizler var olan tüm iktidarları saf isyan ile yıkalım!

Brüksel - İki polis karakoluna ve bir araba galerisine saldırı

Anarşistler Yunanistan’da Türk Başkonsolosluğu’na molotof attı

Finlandiya’da polis karakoluna saldırı

Anderlecht’teki iki polis karakoluna geçen haftalarda saldırılarda bulunuldu. Polisin “yüksek derecede hassas bölge” olarak tanımladığı bu gibi olaylara dair herhangi bir açıklama yapmazken, bazı kanallardan haberler gelmeye devam ediyor. Anderlecht’in en büyük ve daimi olarak açık ve nöbetçisi olan polis karakollarından birisine, “carabine à plombs” (tüfek) ile saldırıldı. Kurşunlar karakolun yirmi camını da kırdı. İçeride bulunan polislerden yaralanan olmadı. Aynı gece Anderlecht’te bir oto galeriye el bombası atıldı. Aynı hafta, başka bir polis karakoluna taşlı saldırıda bulunuldu. Polisin tek açıklaması “en azından genelde olduğu gibi daha fazla araba kundaklama olayı görmüyoruz” oldu.

Yunanistan’ın Selanik kentinde Türk Başkonsolosluğu binası önünde bulunan polis kulübesine molotofkokteylli saldırı düzenlendi.

Pazar günü Kerava polis merkezine molotofla saldırdık. Ana kapısına ve park girişine toplamda 6 molotof kokteyli attık. Karakolun camlarını kırmadık çünkü molotofla polisleri korkutarak tutuklanma riskini azaltmış olduk. Doğanın, hayvanların ve tüm yaşamın sömürülmesine karşı ve devlet aygıtının sürdürülmesine hizmet eden polisin baskısına karşı eylemek istedik.

Yunan medyası, Selanik’te Agiyu Dimitriyu caddesinde Atatürk’ün doğduğu evin de bulunduğu konsolosluk binasının önündeki polis kulübesi ile yine aynı bölgede bulunan bir polis otobüsüne, saat 03.00 sularında yüzleri maskeli anarşistler tarafından molotofkokteylleri atıldığını duyurdu. Haberde, saldırıda sırasında bir Yunan polisinin elinden yaralandığı kaydedildi.

Meksika - CCF/FAI anarşist tutsaklarla dayanışmak için Wal-Mart’ı kundakladı

Benzer düşünen kundakçılara ve karşı çıkanlara, Ateş Hücreleri İttifakı - Meksika / Enformel Anarşist Efederasyon’dan dördüncü bildiri : www.goo.gl/1W67P

5


Tutsak Dayanışması: Özgürlüğün Ruhu

Çeviri: Ex-Trip

Dünya Özgürlük Tutsakları Dayanışma Ağı (ELP) Tarafından Hazırlanmıştır. “ Geçmişte yaşadığımız deneyimlerin hepsi çok zorluydu; ancak tanımadığımız kişilerden gelen ve bizlere güç veren kelimelerle ve onların akıllıca fikirleriyle herşey daha kolay oldu” (İsviçreli eski bir hayvan hakları tutsağının günlüğünden)

Ö

zgürlüğün Ruhu Kasım 2011 sayısına hoşgeldiniz. ELP’nin bu ay sizlere güzel haberleri var. Meksika’lı eko-tutsaklar Fermín GóMez Trejo ve Abraham López Martínez, Toprak Kurtuluş Cephesi tarzı eylem yapmaktan dolayı yattıkları cezaevinden serbest bırakıldılar. Ayrıca İngiliz hayvan hakları aktivistleri Natasha Avery ve Greg Avery; 9 yıl hüküm giydikleri Huntington Life Sciences’e karşı eylemlerin kampanyalarını yapmaktan dolayı yattıkları cezaevinden serbest bırakıldılar.

Ayrıca, Amerika’da Ekim 2011’de bir kürk hayvanları çiftliği yakınlarında yakalanan ve hayvanları çiftlikten salmak da dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla tutuklanan Victor Van Orden ve Kellie Marshall adlı aktivistler de kefaletle serbest bırakıldı. ELP olarak elimizdeki tutsak listesinin azalmasına seviniyoruz.Ancak dünyanın her yerinde adını bilmediğimiz veya çok tanınmayan aktivistlerin de çeşitli suçlardan cezaevlerine düştüğünü de biliyoruz. Ancak bu arkadaşlarla ilgili haberleri de paylaşarak ve yayarak, en azından tutsak olarak geçirecekleri yıllarında onlara destek olmamız da çok önemli. (ELP Türkiye’nin notu: Arkadaşlar şu anda da HES mücadelelerinden dolayı bazı aktivistler cezaevlerinde yada yargılanıyorlar.

Bir diğer konu da Amerika’da yıllardır cezaevinde yatan ünlü bir mahkumla ilgili. Bu kadın mahkum adının açıklanmasını artık mücadele ile ilişkisini kestiğini ve eskiden yaptıklarını artık benimsemediğinden dolayı istemiyor.Ancak bizler bu arkadaşımızın, yanındaki insanların isimlerini vermediğinden dolayı, hala mücadelenin bir parçası olduğunu düşünüyoruz.Bu arkadaşımız da cezası bitmesine rağmen, çeşitli sebeplerden ötürü yeniden mahkum edilerek cezaevine konuldu. Biz de ELP olarak bir kampanya başlattık ve bu Anonim Amerikalı’ya “Dear Friend” (sevgili arkadaşım) şeklinde destek mektupları göndereceğiz. Sizler de bu arkadaşımıza olan mesajlarınızı elp4321@hotmail.com adresine yollarsanız, bizler de yolladığınız mesajları çıktılarını alarak ona iletmeye gönüllü olan arkadaşları vasıtasıyla kendisine ileteceğiz. Not: İngilizcesi olmayan arkadaşlarımız yesilanarsi@yahoo.com adresine mesajlarını türkçe olarak iletebilirler. Unutmayalım ki bültenimizde yer alan her tutsak ünlü veya çok tanınmış kişiler değil. Bu nedenle nerede olursa olsun, hangi dilde olursa olsun tüm tutsaklar bizim desteğimizi ve destek mektuplarımızı hakediyorlar. Bu nedenle tüm dünyada ve tüm dillerde tutsak arkadaşlarımızla dayanışalım ve Doğa Ana’nın Savunmasında Uzlaşma Yok! Diye Haykıralım... Son olarak da Facebook sayfamız da birkaç defa kapatıldıktan sonra yeniden aktif hale geldi. Facebook’ta arama sayfasına Earth Liberation Prisoners yazarak arama yaptığınızda sayfamızı bulabilir ve dünyadaki tüm tutsakların listesine ulaşabilirsiniz.

Eğer listedeki tutsaklardan birisinin özgür kaldığından,cezasının belli olduğundan,yeni suçlamayla karşılaştığından haberdar olursanız bizimle acil olarak iletişime geçin ki biz de listemizi güncel tutalım.

ŞİDDET İLE İLGİLİ AÇIKLAMA Bu bültende bulunan mahkum listesindeki bazı kişiler fiziksel saldırı ve cinayet gibi eylemlerde bulunmuştur. ‘Özgürlüğün Ruhu’ şiddeti mazur görmez. Ancak bizler aynı zamanda da sansüre ve kişilerin savunduğu düşüncelerini açıklamasının engellenmesine de karşıyız. DÜNYA ÖZGÜRLÜK TUTSAKLARI (ELP) DAYANIŞMA AĞI KİMDİR? ELP, 1993 yılında İngiltere’de kurulan ve cezaevinde bulunan doğa savunma tutsaklarıyla dayanışmak için kurulmuş uluslararası bir ağdır.: Bizler tutsakları bazı yerel listeler yayınlayarak aşağıdaki şekilde desteklemekteyiz: -Özgürlüğün Ruhu; ELP’nin uluslararası tutsak listelerini e-mail yoluyla yaydığı bir bültendir. Urgent ELP! Bülteni ;yeni tutuklanmış doğa savunma tutsaklarının isim ve adreslerini anında yayınlamak amacıyla kullandığımız bültenin adıdır. On-Line haber bültenleri ELP ‘nin tutsak listeleri,haberler ve ELP ile ilgili bilgileri yayınladığı birçok web sitesi ve haber grubu vardır. Detaylı bilgi için: ELP4321@hotmail.com

Doğa Savunma Mahkumları

Hayvan Kurtuluşu Mahkumları

ANTI-FA Tutsakları

Ali Alishah, Ron Barwick Minimum Security Prison, PO Box 24, Lindisfarne, Australia 7015, Australia. Tazmanya ormanlarını savunmaktan dolayı tutsak durumda.

Gavin Medd-Hall A3624AD, HMP Coldingley, Shaftesbury Road, Bisley, Woking, Surrey GU24 9EX, England. Huntingdon Life Sciences’e karşı komplo kurmak ve şantaj yapmaktan dolayı 8 yıla mahkum edildi. (Gavin vegan bir mahkum)

Aleksey Bychin, FBU OIK-2 IK-7 otryad No. 12, ul. Karnallitovaya d. 98, g. Solikamsk Permskiy Kray, 618545 Russia. Neo-nazilere karşı kendisini savunmaktan dolayı 5 yıla mahkum edildi.

Grant Barnes #137563, San Carlos Correctional Facility, PO Box 3, Pueblo, CO 81002, USA. Arazi araçlarına kundaklama yaptığı iddiasıyla 12 yıla mahkum edildi. Ayrıca yanan tüm araçlara ELF (Toprak Kurtuluş Cephesi) harflerini yazdığı iddia ediliyor. (Grant Barnes vegan bir mahkum) Tim DeChristopher, #16156-081, FCI Herlon, Federal Correctional Institute, PO Box 800, Herlong, CA 96113, USA. Petrol ve gaz firmalarına toprak satışı için açılan bir ihalede sahte teklifler vermekten dolayı 2 yıla mahkum oldu.

6

Sarah Whitehead, A8369CE, HMP Downview, Sutton Lane, Surrey, SM2 5PD, England. HLS’ye karşı kampanya yürütmekten dolayı 6 yıla mahkum oldu. Daha önce de bir yavru köpeği korkunç bir ortamdan kurtardığı ve ev hayvanı üreten bir firmadan 100 hayvanı kurtarmaktan dolayı mahkum olmuştur. (Sarah vegan bir mahkum) Justin Solondz - Detaylar Doğa Savunma Mahkumları Sayfasında.

Rinat Sultanov, FBU IZ-47\4, ul. Lebedeva d. 39, 195009 Saint-Petersburg Russia. Neonazilerle kavga etmekten dolayı 2 yıla mahkum edildi.. (Rint vejetaryen bir mahkum)

Listenin tamamını şu linklerden görebilirsiniz: www.internationala.info www.goo.gl/rEO4X www.bit.ly/ve83lX

Kasım 2011

Kasım 2011

Finlandiyalı bir eko-aktivist’de, geçen yıl bir kürk dükkanını kundaklamaktan dolayı aldığı 3 yıllık mahkumiyete karşı Yüksek Mahkeme’de açtığı davayı kazandı ve mahkumiyeti iptal edildi.

Bu arkadaşlarla ilgili haberleri bizlere ulaştırırsanız, bizler de bu arkadaşların durumunu ELP vasıtasıyla dünyaya ulaştırabiliriz)


Kara Çığlık

T

epeden tırnağa siyahlar içindeyim. Zamanın kayboluş evreninde olmayan yerdeyim. Hükmün ve mülkün yokluğunda varlığa duran boşluğun rahmindeyim. Karanlığımda oluşun sancısını duyuyorum. Bu hiçlikte benliğimi yarattım. Hayatı var eden hayata sürgün veriyorum işte. Efil efil saçlarımı okşayan sahra rüzgarına aşkla doğdum. Ben karayım, kapkara. Adım, tenim, ruhum öfkemin rengine çalar. Gördüklerimin yasını tutuyorum. Az gelişmiş bedenimin enkazını sürüyorum burada. Bana bunu yapanlara bir taş savurmak istiyorum. Cesetleşen ellerime güç yetiremiyorum. Elimden gelen yalnızca yerde duran şu taşı kımıldatmak. Onu sımsıkı avuçlamaya duyduğum açlığı bilemezsiniz. Aslında biliyorsunuz açlığımı. Buna sebep olanları da. Yerinden oynayan şu taşla yer yerinden oynasın istiyorum içinden deniz geçen şehirde. Tanrıların adımlarını işitiyorum sokaklarınızda gezinen. Ekmeği-

Düş Peşinde

mi çalanların şimdi bana ekmek satmaya uğraştıklarını görüyorum. Az gelişmişliğime çare arayanların buna sebep olduklarını en iyi ben biliyorum. Eşyayla zinadan peyda katillerimin soluğunu duyuyorum, az gelişmiş bedenimin üstünde ve salyalarının kokularıyla birlikte. Çalınacak bir şey kalmadı burada. Ne ki tanrılar doymadı. Elimden gelen yalnızca yerde duran şu taşı kımıldatmak. Burada olanları hatırladıkça kumpasa gelmeyeceğinizi biliyorum ve orada yer yerinden oynasın istiyorum.

Oysa ben adsız ve sınırsız bir karanlığın koynunda var ettim beni. Bundan ki karayım. Tepeden tırnağa isyanlar içindeyim. Tanrılar yine gelecek, yeni bir seferin arefesindeler. En gelişmişleri yanıbaşınıza dek sokulacak. Bu sefalette beni doyuran aşıma yoldaş ettiğim kînim. Şimdi onu armağan ediyorum size. Elimden gelen yalnızca yerde duran şu taşı kımıldatmak. Orada yer yerinden oynasın istiyorum. Ben karayım, afrikayım. Öç istiyorum.

Antilopların yanında ve bereketli kırların genişliğinde koşarken ayaklarıma prangalarını taktılar. Onlardan önce, tıpkı en önce gibi zamansız ve yersiz ve mülksüz yaşadım. Bana ve toprağa isim koyup, hudutlara hapsettiler ad verip. Ülkeler ve ‘halk’lar tezgahladılar, bayraklar imal ettiler boyalı bezlerden. Sadakat istediler bunlara, üstüne el koyulan kitaplardan uydurma sözler eşliğinde.

7


www.internationala.info

D

aha önce de söyledik şimdi de söylüyoruz. Aforum sitesi başladığından bu yana gündelik hayatta bizi hapsettikleri simülatif iletişim kültürü içerisinde yıkıcı-kötücül amaçlarla varolmuş ve yeryüzünde gerçekleşen her türlü yıkıcı, arıza ve kriminal kalkışmadan olabildiğince aktarım yaparak hakim kültürün sosyal medya aracılığıyla kitleleri sürüklemeye çalıştığı uysal muhalefet foseptiğine karşı yasa dışılığa ve kriminalleşmeye teşvik etmeyi kendine rol biçmiştir.

Elbette ki sosyal patlamaları, isyancı saldırıları belirleyecek olan insanların bön bön bilgisayar ekranlarından okudukları isyan ve direniş haberleri değildir ancak Aforum bir işe yarıyorsa eğer o da bu sosyal savaşta yanlız olmadığımız gerçeğinin görünür kılınmasıdır. Bu gerçeğin bilincinde olmanın hücrelere tıkılmış, sürek avlarında peşine düşülmüş, uysal eylem bataklığına gömülmüş veya henüz militan mücadele için kendisini güçlü hissetmeyen bütün özgürlük savaşçılarının motivasyonu için zaruri olduğu ortadadır.

www.anonymouse.org www.aniscartujo.com www.filtersneak.com www.slyuser.com www.vtunnel.com

iletişim/contact:

http://w w w.issuu.com/internationala audioslave@riseup.net

kIyamet

http://w w w.internationala.info/index.php/kutuphane/dergi.html

internet üzerinden oku/read online:

8

Yeni alan adı www.internationala.info yayına devam ederken, eskisine (www.internationala.org) misak-ı milli sınırları içerisinde hapsolmuşlar için bazı alternatif yollarla kullanılır kıldık. Aşağıdaki “http tunneling” siteleriyle internationala.org’a ulaşabilmek mümkün.

by Stephanie McMillan

Min imum G üvenl i k

indir/download:

Aforum bu doğrultuda yıkıcı bir medya olarak kendisini bir türlü var etmeye çalışmıştır.Bunu bir nebze de olsa becermiş olmalıyız ki, cumhuriyetin sanal muhafızları Aforum’a erişimi engellemiştir. Bu yüzden gerekli mercilere protesto faksı çekecek, “medyamızı geri istiyoruz” kampanyaları başlatacak değiliz. İçinde bulunduğumuz siber savaşın raconundan olduğunun farkında olarak elbette bizler de kendi savunma-saldırı taktiklerimizi geliştiriyoruz.


KIYAMET V26