Issuu on Google+

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK Ücretsizdir!

26 Ekim 2010 Salı / Sayı 3 / Haftalık

Tatile rağmen emeklilik reformuna karşı hareket sürüyor. Fransa'da bir çok şehirde emeklilik reformuna karşı harekette önemli bir rol oynayan liselerin tatile girmesine rağmen, ücretliler mücadeleye devam ediyor. Bir çok işyeri blokaj altında ve grevler sürüyor.

G

eçen hafta,saldırgan burjuva hükümeti, bir zamanların Fransız aristokrasisini aratmayacak bir şekilde sadece halkın çağrısına sağır kalmakla yetinmedi genel bir iç savaş provası içerisinde demokrasinin sonsuz nimmetlerine inanan emekçilere, gençlere terör uyguladı. Yarım akıllı, terbiyesiz ne yaptığını bilmez olarak değerlendirilen liseliler bu terörden en büyük payı aldı. Burjuva polisi ve jandarması savaş durumlarında uygulanabilecek yaptırımlara başvurmakta tereddüt etmedi. Bir bölüm grevcide kendi yasalarını tanımayanlara karşı büyüyen öfke daha radikal doğrudan eylem biçimlerine başvurmaktan başka bir çarenin olmadığı fikrini geliştiriyor. Büyük bir bölümse bir yandan burjuvazinin sahip oldukları haklara yani Avrupa’yı dünyanın önemli bir kesimine karşı Avrupa yapan “yüksek yaşam seviyesini “ kaybetmek istemezken, burjuvaziyle çatışmasının resmi çerçevenin yani demokrasi konsesüsünün dışına taşmasını istemiyor. Her türlü çoşkuyu ve taşkınlığı, bu hü-

www.kozmikova.com

- Dört Greenpeace aktivisti İngiltere Hazine Binasına tırmanarak bakanın yeşil bir yatırım bankası açmasını talep eden bir pankart açtı. Bu hareket bir çok biçimde tuhaftır, çünkü Greenpeace endüstrilerin en sahte çevrecisi olan yatırım bankacılığının kenarında duruyor. Yeşil Banka teklifi, Greenpeace’in bu senenin başlarında Kuzey Ormanlarının satışında Kanada’daki İlk Uluslar gruplarını

kümetin işine yarar telaşıyla değerlendiriyor. Fransa’da ne zaman polisle, jardarmayla çatışmalar keskinleşse ne zaman mağaza vitrinleri, otobüs, tramvay durakları, telefon kabinleri yıkılmaya kırılmaya başlasa hem toplumsal hareketin içinde yer alan önemli bir kesim hem toplumsal hareketi destekleyenlerin büyük bir bölümü, burjuva basınının yaygarasından şiddetli bir şekıilde etkileniyor. Bir sözcük sıklıkla duyulmaya başlanıyor. KASÖR (casseur fransızca yazılışıyla): kırıcı. Bir sözcük bazen bir çok şeyi ifade edebilir, bir çok şey demeye gelir. Herkes için başka bir anlam içerir. Fransa’da hükümet adamları ne zaman bu sözcüğü kullanmaya başlasalar daima bir dış düşmana Fransiz toplumunun dışında bu topluma yabancı dolayısıyla da toplumsal harekete de yabancı bir gruba gönderme yaparlar. Sağcı, solcu aşırı solcu siyasi parti temsilcilerinin, sendika sözcülerinin, bazı Maoist, Troçkist, Leninist vb. hatta anarşist grupların « kasör » sözcüğüyle aynı şeye işaret etmeleri nadir bir şey değildir.

Kasör sözcüğü onlar için, bu tipler bizden değiller anlamına gelir. «Kasör sözcüğü köklü Fransiz ırkçılığının nadide meyvelerinden biridir. Bu kasörlerin her şehirde kenar mahallelerden geldiğine inanılır. Genelde yabancıların yani göçmen nüfusun yoğunluklu olduğu banliyölerden, Fransa’nın içerisindeki dış düşmanının yatağından. Topyekün kurumsal yapılar için kasör sözcüğü toplumsal hareketin iplerini elden kaçırmaya ifade eder. Üstelik grevcilerin bu kırıcıların davrandıkları gibi davranma yani burjuvazının ilan ettiği savaşı kabul etme olasılığı onların en korktuğu seydir. 27 Ekim’de kabul edilmesi programlanan emeklilik reformunu bir oldu bittiye getirmeye çalışan hükümet , tatilden yararlanmak yasama takviminin hızlandırmak istiyor ama özellikle enerji ve taşıma sektöründe sendikalar önümüzdeki hafta içerisinde direnişi sürdürüyor. Yarın üniversite öğrencileri bütün Fransa çapında yürüyecekler, 6 Kasım için yine ülke çapında öngörülmüş yürüyüşten önce. Önümüzdeki Perşembe işçiler gene sokakta. Kim, 25.10.2010

UYGARLIĞA KARŞI İSYAN VE DİRENİŞ HABERLERİ desteklemekteki başarısızlığıyla benzerdir. - İkizdere Vadisi, Doğal SİT alanı ilan edilerek, bölgedeki eko-sistemi yok edeceği düşünülen 22 HES projesininden şimdilik vazgeçildi. - Hasankeyf Yaşatma Girişimi tarafından düzenlenen “Hasankeyf Dayanışma Kampı Etkinlikleri” kapsamında Ilısu Baraj sahasına giden şantiye yolu kamp nöbetçileri tarafından trafiğe kapatıldı. Demir kapıya kendini zincirlemek

isteyen Bergama Köylüleri Temsilcisi Oktar Konyar, polis tarafından gözaltına alınmak istendi. - Khimki tutsaklarından Maxim Solopov serbest... 28 Temmuz 2010 tarihinde 200’ün üzerinde genç anti-faşist ve anarşist, büyük şirketlerin çıkarlarına katledilen Moskova’daki Khimki Ormanını savunmak için belediye binasının önünde spontane gerçekleştirilen gösteri büyük bir kamuoyu desteği toplamıştı. Otoriteler buna bir baskı dalgasıyla karşılık vererek eylemden bir gün sonra, tanınan iki sosyal aktivist, Alexei Gaskarov ve Maxim Solopov’u tutuklamışlardı. 18 Ekim’de gerçekleşen duruşmada Khimki mahkemesi Maxim Solopov’u kasabayı terketmeme şartıyla serbest bıraktı. Alexei ise ha- s len içerde. 22 Ekim’de de Alexei Gaskarov serbest bırakıldı.

1


Doğanın iç dengesini anlatan ‘’büyük balık küçük balığı yutar’’ cümlesi insanlar tarafından doğaya ve hayvana karşı yapılan saldırıyı, işkenceyi ve katliamları doğanın dengesiymiş gibi gösterip meşrulaştırarak, insanı haklı çıkarma argümanının başında kullanılıyor maalesef. Endüstrinin olmadığı yüzyıllarda, insanların hayvanlara yaklaşımı sadece kendi gereksinimi karşılama amaçlı iken, endüstriyel topluma geçişle birlikte hayvanlar birer makinaya dönüştürülerek doğal ortamından uzak çimlere basmadan daracık kafeslerde ve birbirlerinin üzerine sıçarak sürekli et, süt, yumurta üretmeleri sağlanıyor. İşte bu endüstriyel sistem insan ile hayvan arasında büyük bir vahşet perdesinin açılmasına ve aynı zaman da ekosistemin bozulmasına yol açmıştır. KURBAN RİTÜELİ İnsanlar tarafından dini inançları gereği yapılan kurban bayramları aslında dünyanın dört bir yanında gerçekleşen katliam şölenleridir. İnsanların hayvanları inançları gereği öldürmesi gerektiğini yansıtan bilinç insanın hayvana yapmış olduğu zulmü örtbas etmeye çalışmaktadır. Yaratıcıya kurban edilen hayvanlar cani bir şekilde insanlar tarafından öldürülerek karşılıklı yardımlaşma duygusallığında insanlarla buluşmaktadır. Her yıl yapılan bu bayramlar endüstrinin yüzünü güldüren hayvan katliamlarından başka bir şey değildir

tuarları tarafından ‘insanların iyiliği’ için yapıldığı söylenerek meşrulaştırılıyor fakat, bu deneyler hayvanlara korkunç acılar çektirmekten ve yaban hayattan kopartılan hayvanlar yüzünden ekosistemin bozulmasına katkı sağlamaktan öteye gidemiyor. Bir çok bilim adamı bu deneylerin insanlar için hiçbir yararı olmadığını açıklarken pek çok firmanında artık ürünlerini hayvanlar üzerinde denemeyeceklerini açıkladığını görüyoruz.

Ayrıca ne tıbbın ne de herhangi bir devlet mekanizmasının hiçbir zaman insan yaşamını düşünmediğini söylemek en gerçekçi cümlelerden biri olacaktır. HAYVAN TECAVÜZLERİ İnsanların sosyal ilişkilerinde de hayvanlar üzerindeki tahakkümleri devam etmektedir. Cinsel isteklerini hayvanlar üzerinde tatmin eden insanlar, aslında kapitalizmin insan yaşamını nasıl etkilediğini açıkça gözler önüne seriyor. İnsanların doğadan kopuş ve yabancılaşmasıyla başlayan uygarlık süreci, maalesef toplumdaki bireylerin birbirlerine karşı izole olmalarına neden olmuştur. Tecavüze uğrayan hayvanlar arasında olan köpeklerin arka bacaklarının kırılması ve iç organlarının parçalanması ise tecavüzün etik dışı boyutunu gözler önüne sermektedir. Ayrıca yapılan tecavüz/işkence sonrasında hayvanlar travmaya uğrayarak intihar bile etmektedirler.

HAYVAN DENEYLERİ İnsanların hayvanlar üzerinde kurmuş olduğu tahakküm sadece et endüstrisiyle de sınırlı kalmıyor, vahşet aynı zamanda hayvan deneyleriyle de devam etmektedir. Hayvan deneyleri; üniversiteler, hastaneler, tıp okulları, askeri üsler, tarımsal tesisler, ilaç firmaları, s çiftlikler ve ticari deney labora-

2

İnsanların hayvanlar üzerinde her türden kurduğu tahakküm ve bunu yaşamış olduğumuz sistemle benliğimizde olgunlaştırmamız, doğaya ve hayvanlara karşı ne kadar yabancılaştığının ve yeryüzünü nasıl cehenneme çevirdiğinin fotoğraflarıdır. Bu fotoğrafı görmemek ve insanın hayvanlara uyguladığı tahakkümüne karşı koymayı ve engellemeyi düşündüğümüz vakit en insani olanı düşündüğümüz vakittir. Savaş

BERKWEDAN JIYAN E

Endüstriyel Kapitalizmin Hayvanlar Üzerinde Uyguladığı ‘Tahakkümler’

“ZORLA ALABİLECEĞİN BİR HAKKIN, SANA VERİLMESİNE İZİN VERME’”

FRIEDRICH NIETZSCHE

TSK’nın Kürdistan kırsalındaki askeri saldırıları bu hafta da tüm şiddetiyle devam etti. Dersim İksor bölgesinde hava destekli saldırılar gerçekleşirken, Zaxo’da top atışları sebebiyle bir kişi yaralandı. Şemdinli’de ise sınır karakollarına yeni saldırılar için askeri sevkiyatlar yapıldı. Diyarbakır, Şırnak, Dağlıca ve Bingöl’de kapsamlı operasyonlar gerçekleştirildi. HPG gerillaları, kırsalda Türk ordusunun avcılığı kendilerine karşı bir silah olarak kullanığı gerekçesiyle avcılığı yasakladı. Kürt direnişçilere yönelik baskı ve tutuklama dalgası sürüyor. KCK davasında yargılanan 152 kişi arasından yine tahliye çıkmadı. Dersim’de çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG gerillası Cemil Nayman’ın cenaze töreni öncesinde, sivil giysilerle kitlenin arasına katılan ve göstericilere müdahale eden Mersin Emniyet Müdür Yardımcısı Anadolu Atayün ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Hikmet Bulak yaralandı. Adana’da yasadışı gösterilere katıldıkları gerekçesiyle 9’u çocuk 10 kişinin evlerine baskın düzenlenerek gözaltına alındı. Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde artan tecavüz olaylarını protesto eden kadınlara polis tazyikli su ve gaz bombası ile saldırdı. Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde artan tecavüz olaylarını protesto eden kadınlara polis tazyikli su ve gaz bombası ile saldırdı.

İstanbul Çekmeköy’de bir astsubaya ait olduğu belirtilen sivil araç ateşe verildi. Türk ordusu Kutu Deresi’ni bombaladı. Hozat, Pülümür ve Nazimiye kırsalında da operasyon başlatıldı. İzmir’de Kürt Vicdani Ret Hareketi üyesi 10 kişi daha askere gitmeyeceklerini belirterek, vicdani ret kararlarını açıkladı.

İzmir’in Gaziemir Ilçesi’nde Polis Lojmanları’na ses bombası atıldı. Amed’deki AKP Diyarbakır Bağlar İlçe Başkanlığı’na ses bombası atıldı.

İran’da bir Kürt tutuklu, gördüğü işkenceler nedeniyle hayatını kaybetti. Ağrı’nın Doğubayazıt İlçesi kırsalında askeri birlikleri operasyon başlattı.


Bütün ve Parça Alfredo M. Bonano

T

oplumun karşıt sınıflara bölünmüş olduğu gerçeğinde herhangi bir şüphe olamaz. Sömürüyü tatbik edenler ve buna maruz kalanlar arasındaki fark, radikal ve uzlaştırılamazdır. Elbette ki, her iki sınıfa katılımın çeşitli düzeyleri vardır. Sadece egemenler değil, aynı zamanda sömürüye maruz kalanlar da bunun sürmesine ne kadar rıza gösterdiklerine göre, değişken derecelerde bundan sorumludurlar. Lakin, burada bizi ilgilendiren, bir bütün olarak ezilenler ve bir parça ya da aynı olan belirli bir azınlık arasındaki ilişkidir. Bu sadece bir tanımlama meselesi değildir. Birçok kafa karışıklığı, kavramların yanlış kullanımından veya belirli bir davranışı ümit etmekten ya da böyle yapmak için herhangi bir dayanağı olmadan cereyan eden olaylardan doğar. “BİR BÜTÜN OLARAK SÖMÜRÜLENLER”in belli bir kimliği yoktur. Çoğu zaman sanayi proleteryası olarak görülerek, çiftlik emekçilerini ve ‘lümpen proleterya’ olarak bilinen işsiz tabakayı da kapsarlar.

örgütlenmenin ve bunu ele geçirmek için çeşitli parçalar tarafından boşa çıkarılan girişimlerin fışkırmaları mevcuttur. Aslında, birlikçi bilinç geçicidir ve kısa vadeli çıkarlarla sınırlıdır. BELİRLİ AZINLIK, ezilenlerin bir parçasıdır ve bu bütün içerisinde çeşitli türleri vardır. Bazılarının etnik kökenleri vardır. Örneğin, Amerika’daki siyahlar, egemen sınıf içerisinde sözcüleri olmalarına rağmen, büyük ölçüde ezilenlerden oluşmaktadır ve belirli bir azınlığı teşkil ederler. Aynısı, farklı karakteristikleri olan İrlandalılar, Basklar, Korsikalılar, Filistinliler vs. için de geçerlidir. Başka zamanlarda azınlığın, kadınlar meselesindeki gibi cinsiyete dair kökenleri de vardır. Başka zamanlarda da yine eşcinseller meselesinde olduğu gibi egemen ahlak kodlarına doğru belli bir tavra tekabül eder. Bu azınlıklar, kendilerini yöneten sınıfın empoze ettiği ve ezilenlerin geri kalanı tarafından kabul edilmiş olan seçici mekanizmalar yoluyla tanımlarlar.

muhafaza etmeye yetecek kadar sabit kalmaya meyil gösterir. Kültürel ozmos (geçişim), düşmanın, azınlığın davranışları üzerindeki kontrolünü garanti etmeye ve olası ‘sapkın’ talepleri bertaraf etmeye yeterli olarak minimumda tutulur. DEVRİMCİ HAREKET - bu bahsettiğimiz manada bir azınlık değildir. Aktif bir azınlıktır ve aslında spesifiktir de. Çoğu zaman peşpeşe iki düzlemde eyleme hazırlanmak için birlikçi zeminin ötesine geçen kendi farkındalık düzeyiyle karakterize edilmektedir: parti (veya niceliksel düzlem) ve sosyal (veya öz-örgütsel) düzlem. Devrimci hareket genellikle tüm bu üç seviyeyi (birlik, parti ve öz-örgütlenme) içerir ve bunlar çoğu kez net ayrımların görülmesini zorlaştıracak kadar iç içedir. Tanım gereği devrimci farkındalığın üçüncü ve en yüksek seviyelerini savunan anarşistler bile, eleştirelliğin neredeyse her zaman üstün gelmesine ve mücadelenin düzeltilmiş olmasına rağmen, birlikçi ve parti zeminlerini onaylamakta başarısız olmamışlardır.

Alt kademeli büro çalışanlarının yanı sıra geçici işçiler ve hizmet sektöründekiler (ulaşım, ticaret, değiş-tokuş, okullar, kültür endüstrisi) de bu bütünü oluşturmaktadır.

Gerçek şu ki, devrimci hareket, toplum - üretici güçler, sınıf tertibi, vs.-- içerisinde sürekli meydana gelen sosyal ve kültürel değişimlerin kısmi olarak doğrudan ve dolaylı sonucudur.

Karakteristikleri son derece akışkandır ve hiçbir şekilde devrimci eylemin amaçları için bir referans noktası olamazlar.

BELİRLİ BİR ANARŞİST ÖRGÜTLENME - sendikaları (ve anarko-sendikalizmi) ve partileri bir kenara koyarsak, üçüncü spesifik çözüm olarak kalır: bunlar anarşist grup ya da çeşitli grupların koordinasyonudur.

Azımsanmayacak bir parçasını, başka bir ifadeyle, geriye kalanlar için bir referans noktasını teşkil eden kesin bir sınıf tanımı mümkün değildir. Bunu yapmaya yönelik herhangi bir girişim, çoğu zaman partiden ve niceliksel illüzyondan (yani proleteryaya öncülük eden sanayi işçileri veya devrimin güçlerine öncülük eden lümpen proleterya) kaynaklanan şahsi bir politik önyargıya dayanır. Mevzu bahis bütünün egemen karakteristiği, kendisinin birlikçi bilincidir. Bu, kendisini hem düzene sokar hem de kısıtlar. Uzun bir dönem boyunca bu bütünde, diğerleri arasında etkiye sahip olan öz-

Bunlar: belirli bir kültür (çoğunlukla alt-kültür olarak anılan); üretim sürecine boyun eğme; daha alt seviyelerdeki sosyal örgütlenmelerde oldukça büyük bir varlık; profesyonel sektörlerde, medyada ve y��ksek öğretimde epeyce kısıtlı bir varoluş; getto duyarlılığı ve benzerleridir. Bu tür bir azınlığın, yüksek veya düşük sosyal tabakada daha az hareket kabiliyeti vardır. Bu da büsbütün sabit kalmaya veya en azından belli bir dengeyi

Bu, getirmeye çalıştığımız sosyal değişiklikler için gerekli olan fikir ve eylemin yaygınlaştırılması için temel bir araç haline gelir: sömürüye dayalı bugünün düzeninin nihai yıkımı. O zaman, spesifik bir örgütün devrimci hareketin; o nedenle de bir bütün olarak ezilenlerin bir parçası olduğunu görebiliriz. Egemen sınıfın bir parçası olmuş olan unsurlar, kendisi ve kendi bilinç düzeyi sayesinde, kendi kökenlerini bırakıp sınıf düşmanına karşı ezilenlerin mücadelesine katılabilirler. INSURRECTION DERGİSİNİN 2. SAYISINDAN, 1984

s3


Uygarlığa Karşı Derleme v.2 Çıktı! 30 Ekim - 7 Kasım arası İstanbul TÜYAP Kitap Fuarında, 2. Salon 308 numaralı Altıkırkbeş standındayız!

B

irincisi 2005 yılında yayınlanan uygarlık karşıtı anarşist fanzin, broşür, kitap ve videoları içeren çift DVD’lik Uygarlığa Karşı Derleme v.2 çıktı. Uygarlığa Karşı Derleme v.2 2005 yılında yayınlanan v.1’i de içeriyor. Derlemeyi, 30 Ekim - 7 Kasım (2010) tarihleri arasında gerçekleşecek olan İstanbul Kitap Fuarında 2. Salon 308. No’da bulunan Altıkırkbeş Yayınlarının standından edinebilirsiniz. Altıkırkbeş standından ayrıca Asiye, haftalık Yeryüzüne Özgürlük ve çeşitli broşür ve bildirileri hardcopy olarak edinebilirsiniz.

“Her birey gizli de olsa bir uygarlık düşmanıdır.” Sigmund Freud - Aksu Vadisini HES ile yok etmeye çalışan BORUSAN'ın peşini bırakmayacaklarını belirten eylemciler Borusan Quartet 1 KASIM saat 20:00’de Sureyya Operasında konser verirken bir eylem gerçekleştirecekler. - K.Maraş’ta gerçekleşen Enerji Forumunda “Termik santral istemiyoruz!” yazan bir pankart açan çevreci gençler görevliler tarafından apar topar dışarı çıkartıldılar. - Kocaeli’de pazar esnafı, pazar yerinin değiştirilmesine isyan etti, yolu trafiğe kapatarak eylem yaptı. Pazarcılar, polisin gaz bombası ile saldırması üzerine çöp konteynerlerini ateşe verdi. - Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi (BEDİ), 17

Ekim gecesi Habertürk Tv kanalında Ali Poyrazoğlu’nun sunduğu “Gölgede Muhabbet” adlı programda, “Fatmagülün suçu ne?” dizisindeki tecavüz sahnesini parodi olarak kullanmasını Habertürk binası önünde protesto etti. - Bireylikler’in 35. sayısı Kasım ayının ikinci haftasına kadar yayında! - Eylemlerinin 291. haftasında Cumartesi Anneleri bu hafta gözaltında sorgu sırasında işkence edilerek katledilen Düzgün Tekin için oturdular. - Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde tutsakların “kelepçe” uygulaması nedeniyle tedavileri yapılamıyor. Ufuk Keskin adlı tutuklunun Bolu F Tipi Cezaevi’ne sürgün edilmesini protesto eden 7 tutukluya “iletişim”, 2 kişiye de toplam 16 gün hücre cezası verildi. - Bursa’da maaşlarını düzenli alamadıkları için eylem yapan Uludağ Üniversitesi’nin

fakülte binalarında çalışan taşeron işçiler öğleden sonra maaşlarını aldılar. - İşşizliğe karşı yapılan bir eyleme katılan Mariano Ferreyra(23) isimli Arjantinli genç; işbirlikçi, çeteci sendika üyelerince katledildi. On binler Buenos Aires sokaklarını doldururken, bazı sendikalar genel grev çağrısı yaptı. - Gebze’de bulunan Mutaş Demir Çelik A.Ş.’de DİSK/BMİS’e örgütlendikleri için işlerinden atılan 7 işçinin direnişi bir aydır sürüyor. Sendikaya bağlı diğer işçiler direnişçi işçilere katılmasa da destek veriyorlar. - İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığı Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Üzülmez Müessese Müdürlüğü’ne ait maden ocağında çalışan 140 taşeron işçi iş bıraktı. - Meksika’da Çevik Kuvvet binası yanında bir patlama meydana geldi. Saldırıyı Acil Devrim için Práxedis - G. Guerrero Otonom Hücreleri tüm anarşist ve siyasi tutukluların serbest bırakılması için yaptığını açıkladı.

Minimum Güvenlik ( Stephanie McMillan’la)

s4


Yeryüzüne Özgürlük V3