__MAIN_TEXT__

Page 1

MİMARİ, İÇ MİMARİ, SANAT VE DOĞAL TAŞ DERGİSİ ARCHITECTURE, INTERIOR DESIGN, ART AND NATURAL STONE MAGAZINE

EYLÜL-EKİM 2018 / SEPTEMBER-OCTOBER 2018

Pantera Bianca from our own quarry. Available in blocks and slabs.

TAŞ İMPARATORLUĞUNDA TARİH DEDEKTİFLİĞİ: MÜZE-SALON VE ÖĞRETTİKLERİ AN HISTORICAL INVESTIGATION IN A STONE EMPIRE: MUZE-SALON AND ITS DOCTRINES ASLI ÖZBAY İLE SÖYLEŞİ / INTERVIEW WITH ASLI OZBAY 900 STRADELLA SAOTA BRITISH AMERICAN TOBACCO TÜRKİYE GENEL MÜDÜRLÜĞÜ / BRITISH AMERICAN TOBACCO TURKEY HEADQUARTERS PENTOLINA BIASOL XYZ LOUNGE DIDIER FIÚZA FAUSTINO 4. İstanbul Tasarım Bienali üzerine Jan Boelen ile söyleşi An Intervi ew with Jan Boelen on the 4th Istanbul Design Biennial CIRCLE OLUŞUMU ÜZERİNE SELÇUK AVCI İLE SÖYLEŞİ INTERVIEW WITH SELÇUK AVCI ON THE “CIRCLE” FORMATION CONTEMPORARY ISTANBUL 2018 Antalya Yöresel Ürünler Pazarı WAF 2018’de Finalist Oldu / ANTALYA LOCAL PRODUCTS BAZAAR BECOMES A FINALIST IN WAF 2018 temmermarble.com


7.

Doğal Taş Tasarım Yarışması 2018

İLK ÜÇE GİREN TÜRK ÖĞRENCİLERE, T.C. EKONOMİ BAKANLIĞI YURT DIŞI TASARIM EĞİTİM BURSU!

ödül

SON törenİ

BAŞVURU 16 Kasım 2018

TARİHİ 24 AĞUSTOS merkezİ 2018

halİç kongre

DETAYLI BİLGİ VE BAŞVURU İÇİN

RE

C

A

I

dogaltastasarimyarismasi.com

T BAKAN

L

7ž5.è<(&80+85è<(7è 7è&$5(7%$.$1/,Ü,


52 BAŞLARKEN / INTRODUCTION EDİTÖRDEN / Editorial • 05 HABERLER / NEWS • 06 CONTEMPORARY İSTANBUL’UN 13.’SÜ GERÇEKLEŞTİ / THE 13th EDITION OF CONTEMPORARY ISTANBUL COMES TO AN END • 28 Mithat Şen Art On İstanbul Galeri / Gallery Art On Istanbul •32 4. İSTANBUL TASARIM BİENALİ “OKULLAR OKULU” BAŞLIĞIYLA AÇILDI / 4th ISTANBUL DESIGN BIENNIAL OPENS WITH THE THEME “A SCHOOL OF SCHOOLS” • 34 BİRLEŞİK KRALLIK MİMARLIK ENSTİTÜSÜ (RIBA), ULUSLARARASI MİMARLIK ÖDÜLÜ 2018 İÇİN FİNALE KALAN 4 YAPIYI DUYURDU / ROYAL INSTITUTE OF BRITISH ARCHITECTS (RIBA) ANNOUNCED THE 4 FINALISTS OF THE RIBA INTERNATIONAL PRIZE 2018 • 40 Antalya Yöresel Ürünler Pazarı, WAF 2018’de Finalist Oldu! / ANTALYA LOCAL PRODUCTS BAZAAR BECOMES A FINALIST IN WAF 2018! • 46

32

Mad World • 50

40 50

MİMARİ / ARCHITECTURE KAPAK KONUSU / COVER STORY: TAŞ İMPARATORLUĞUNDA TARİH DEDEKTİFLİĞİ: MÜZE-SALON VE ÖĞRETTİKLERİ / AN HISTORICAL INVESTIGATION IN A STONE EMPIRE: MÜZE-SALON AND ITS DOCTRINES • 52 ASLI ÖZBAY İLE SÖYLEŞİ / INTERVIEW WITH ASLI OZBAY • 62 900 STRADELLA SAOTA • 68 İç Mİmarlık / Interior Design

68

82

BRITISH AMERICAN TOBACCO TÜRKİYE GENEL MÜDÜRLÜĞÜ-BAKIRKÜRE MİMARLIK / BRITISH AMERICAN TOBACCO TURKEY HEADQUARTERS-BAKIRKÜRE ARCHITECTS • 76 LOREAK WOMEN FLAGSHIP STORE PENSANDO EN BLANCO •82 PENTOLINA BIASOL •86 XYZ LOUNGE - DIDIER FIÚZA FAUSTINO •92 ZUMA YOO MİMARLIK - YOO ARCHITECTURE •100 SANAT / ART ALTI MEKÂN, ALTI TEMA, ALTI HAFTA, 100’DEN FAZLA KATILIMCI İLE 4. İSTANBUL TASARIM BİENALİ

76 86

100

OKULLAR OKULU BAŞLIĞI İLE HER ZAMAN ÇOK TARTIŞILAN TASARIM EĞİTİMİ KONUSUNA MI EĞİLİYOR? / SPREADING OVER SIX VENUES, SIX THEMES AND SIX WEEKS WITH MORE THAN 100 PARTICIPANTS, IS THE 4th ISTANBUL DESIGN BIENNIAL GRAVITATING TOWARDS THE MUCH-DEBATED DESIGN EDUCATION ISSUE WITH THE THEME “A SCHOOL OF SCHOOLS”? • 106 “THECIRCLE” OLUŞUMU ÜZERİNE SÖYLEŞİ / INTERVIEW ON THE “CIRCLE” FORMATION • 112

92


editörden

başkan mesajı message from the chairmen

editorial

Sevgili Natura okuyucuları,

Aydın Dinçer Yönetim Kurulu Başkanı / Board Chairman

Mevsimler dönüşüyor, yaşam alanları farklılaşıyor, doğa bize paha biçilemez güzellikte armağanlar sunuyor. Bu armağanlardan birisi de bizim ilgi alanımız olan doğal taş. Bu farkındalıkla Natura ile doğal taşın kullanıldığı her mecrayı takip ettiğimiz bir sayımızda daha karşınızda olmaktan mutluluk duyuyoruz.

Natura Yayın Kurulu Başkanı ve İstanbul Maden İhracatçılar Birliği adına Yönetim Kurulu Başkanı Chairman of Editorial Comittee and İstanbul Mineral Exporters Association, Aydın Dinçer

Doğal taşın projelerle buluşmasından ortaya çıkan tasarımların yanı sıra ülkemizdeki doğal taş rezervlerini konu aldığımız araştırmalara ve yaşam alanlarındaki uygulama tekniğine yer verilen projeleri bu sayımızda da detaylarıyla inceledik.

Genel Koordinatör General Coordinator Bülent Tatlıcan bulent@krmedya.com

Öte yandan sürdürülebilir bir ekonomi için ülkemizdeki kaynakların zengin çeşitliliğini ve geniş uygulama alanlarını mimarlarla buluşturmak ve Turkish Stones mottosunu tüm dünyada tanıtmak amacıyla hareket ettiğimizin bir kez daha altını çizmek isterim. Doğal taşın önemini, özelliklerini ve çok daha fazlasını siz okuyucularımızla buluşturduğumuz Natura ile mimarinin tüm dinamizmini sayfalarına taşıdığımız yeni sayımızı keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum. Bir sonraki sayımızda tekrar görüşmek üzere. İyi okumalar. Dear readers of Natura, Seasons are transforming, living spaces are becoming distinctive and nature is offering us invaluable gifts. One of these gifts is natural stone, which is our main area of interest. With this awareness in mind, we are pleased to salute you with yet another issue of Natura, through which we pursue every medium featuring the use of natural stones. In this issue, in addition to designs that sprang to life through the juxtaposition of projects and natural stones, we once again thoroughly examined various research on the natural stone reserves of our country, along with projects including different implementation techniques in living spaces. On the other hand, I would like to reiterate that with our objective for a sustainable economy, we are moving forward to present architects with the rich diversity of our country’s resources and their wide range of implementation areas, while also promoting the Turkish Stones motto in the entire world. I believe that you will enjoy this new issue of Natura Magazine, where we feature all the dynamism of architecture and present you with the importance, properties and further qualities of natural stone. See you again in the next issue. I wish you all a happy reading.

natura | 4

Yayın Kurulu Editorial Commitee Aydın Dinçer Rüstem Çetinkaya Hasan Hüsnü Ayvacı

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Editor in Chief Mehmet Nur Ulaş mehmet@krmedya.com

Eylül çok güzel ve hızlı başladı. Okulların açılması ve tatil dönüşü rehavetin kalkması,sanat oluşumlarının artmasıyla izlenecek birçok iyi etkinliği beraberinde getirdi. Mimarlık Bienali, 4.İstanbul Tasarım Bienali, Contemporary Istanbul Çağdaş Sanat Fuarı gibi pek çok etkinliği izleyip derledik sizler için. Doğal taşın kullanıldığı her mecrayı takip edip pozitif anlamda değerlendiriyoruz. Bu minvalde İMİB’in gerek Natura ve Turkish Stones yayınları gerekse Doğal Taş Tasarım Yarışması başlığı ile geleneksel hale getirdiği yarışmalar ile mermerin tanıtımını yapmakta epeyce yol kat ettiğini söyleyebiliriz. Elbette mermerin tanıtımı ile birlikte kullanım yerlerini anlatmak için Natura Dergisi, her sayısında ülkemizdeki doğal taş rezervini, zenginliğini ve uygulama tekniklerindeki yenilikler ile mermerde oluşacak sayısız yenilikleri ile anlatmaya çalışıyor. Bu bağlamda çok sayıda mermer çeşidine ve uygulama tekniğine yer verilen projeler yayınlıyoruz. Böylece mimarlar ve iç mimarlar seçeneklerini de görmüş oluyor. Trend olan mermerden ziyade her tür mermere yer verme gayretimiz bu amaçla sürmüş oluyor. Sadece trend olan bir mermer ismi kullanmıyor olmamımızın sebebi de, her üreticinin kendi mermer plakasına farklı isim vermesinden kaynaklanıyor. Mimar ve içmimar veya son kullanıcı genelde mermeri çok tanımadığı için tasarım aşamasında her zaman kullanmaya sadık kalarak seçtiği mermerler ile projelerini çözme yoluna gidiyorlardı. Çünkü yeni kullandığı mermerin uzun vadede nasıl bir duruma geleceği gibi bir risk almak istemiyordu. Örneğin, çoğu mimarımızın tutkulu bir şekilde iç mekânlarda Marmara mermeri, Burdur Beji kullandıklarını, dış mekânlarda ise sadece traverten kullandıklarını söyleyebiliriz. Oysa Natura ve daha birçok etkinlik ile bu sınırlandırılmış potansiyeli aştığımızı, bir farkındalık yaratmak için bu yolda çaba gösterdiğimizi söyleyebiliriz. Yayınlarımızda yerelliğe yer vermemizin bir önemli katkısı da, bilinçli mimarın, büyük şehirler dışında, trendden ziyade yerel olana önem vererek hareket etmesi olabilir. Yapıyı tasarladıkları bölgede çıkan doğal taş ve çeşitlerinin kullanılması uygulama, sürdürülebilirlik, ülke ekonomisine katkı gibi birçok konuyu da beraberinde getirerek en uygun mermerin seçilmesini sağlayacaktır. Yine özellikle bu tür örnekleri de sayfalarımıza taşıyoruz. Bu sayımızdaki kapak konumuz böyle seçildi. Ayrıca iyi iç mimarlık örnekleri ile yine yerli tasarımın feyz alacağı yabancı projelere yer verdik. Doğal taşın önemini, özelliklerini ve dahası güzelliğini anlatmak üzere İMİB desteği ile hazırlanan tasarım ve mimarlık dergisi Natura’da her sayı doğal taşın kullanıldığı iyi projeleri sunmaktayız. İzini sürdüğümüz mimarlık ve sanat ürünleri; yerellik ile modernliğin buluştuğu, zanaatkârlığın estetik ile birleştiği örnekler taşımaktalar. İyi mimarlık örneklerini huzurlarınıza getirmek konusundaki ısrarımızı yineleyip, yeni sayıda görüşmek üzere diyelim. Mimarinin dünyayı güzelleştirme çabasına destek olmak dileğiyle…

Yayın Direktörü Editorial Director Heval Zeliha Yüksel Üçok yzeliha@yahoo.com Konular Editörü Features Editor Selin Biçer Yardımcı Editör Associate Editor Yağmur Yıldırım Tasarım / Design Kare Tasarım Zeynep Karakoyun Tercüme / Translation Yiğit Dilbaz Yönetim / Management Kare Tasarım Arabayolu Cad. No:11/A Tarabya/ Sarıyer- İstanbul 0212 262 07 66 www.krmedya.com Reklam / Advertisement Şener Sabırlı reklam@krmedya.com Baskı / Publishing Özlem Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd. Şti. Maltepe Mahallesi, Litros Yolu Sk. 2. Matbaacılar Sitesi D:2BB4, 34010 Zeytinburnu/İstanbul Bize ulaşın / Contact us www.naturadergi.com info@krmedya.com İMİB iletişim / IMIB Contact Ayşe Nur Döğme aysenur.dogme@immib.org.tr Can Erdem Kaya erdem.kaya@immib.org.tr

Söz uçar, yazı kalır… The month of September has started with great pace and prolificacy. The start of the new school year, the abandoning of post-vacation lethargy, and the increased number of art formations have brought along various successful events to keep track of. We have followed and compiled many events such as the Architecture Biennale, the 4th Istanbul Design Biennial and Contemporary Istanbul, the contemporary art fair. We are following and positively evaluating every medium in which natural stone is used. In this direction, we can easily say that Istanbul Mineral Exporters’ Association (İMİB) has come a long way in terms of promoting Mimar / Architect, Heval Zeliha Yüksel Üçok marble through Natura Magazine and Turkish Stones publications, in addition to competitions that it has traditionilized under the title of Natural Stone Design Competition. Needless to say, Natura Magazine endeavors in every issue to demonstrate our country’s natural stone reserves, their richness and countless innovations to be made for marble through innovations in implementation techniques, in order to promote this material and show its areas of use. In this context, we are featuring projects that embody a large number of marble types and implementation techniques. Therefore architects and interior architects get to see their options. In line with this purpose, we also continue our efforts to feature all kinds of marbles rather than solely the trending types. The reason behind why we don’t use a trending marble title is due to the fact that every manufacturer entitles their marble slabs differently. Since the architect, interior architect or the end user usually did not know much about marble, they tended to plan their projects through marbles to which they always remained loyal in the designing phase. Because they didn’t want to risk the process in terms of the future condition of the new marble that they opted for. To illustrate, we can say that many of our architects passionately opt for Marmara marble and Burdur Beige for interiors, and solely travertine for outdoor spaces. Whereas with Natura Magazine and many other events, we could say that we are going beyond this limited potential and making efforts in this direction to raise awareness. Yet another important contribution of featuring indigenousness in our publications could be linked to conscious architects who carry out their practices outside the large cities by emphasizing the local instead of trending products. The use of natural stones and their different types quarried from the region in which they design the structure, will bring along various important factors such as implementation, sustainability and contribution to national economy, allowing the most suitable marble selection. We are particularly featuring these kinds of examples. This is also the basis on which we have chosen our cover story for this issue. In addition to this, we have further featured international projects that have the potential of fostering inspiration for domestic design through successful interior architecture examples. We are featuring outstanding projects involving the use of natural stones in every issue of Natura, an architecture magazine compiled with the support of IMIB, in order to introduce the importance, property and further the beauty of natural stone. The architectural and artistic works that we trace, embrace the examples where the local meets with the modern, and the craftsmanship with the aesthetics. We restate the persistance we have on introducing the finest examples of architecture and say, “See you in the next issue”. Hoping to support the effort to glorify the world through architecture... Verba volant, scripta manent... natura | 5


haberler | news

EVRENİN TİTREŞEN IŞIKLARI THE UNIVERSE FLICKERS SALT Beyoğlu’nun sonbahar sergisi “Evrenin Titreşen Işıkları”, 12 Eylül-30 Aralık tarihleri arasında ziyarete açık. Hakikatin temsilleri, dilin sınırları, bilgi üretimi ve aktarımının her yönden sınandığı bu değişken zamanlarda olup bitenler nasıl kayda geçirilmelidir? Cixin Liu’nin 2014’te İngilizce’ye The Three-Body Problem adıyla çevrilen meşhur bilim kurgu romanındaki bir bölümden adını alan Evrenin Titreşen Işıkları, insanın dünyayı kavrayışındaki dönüşümlere istinaden tarih ve geleceğin yeniden yapılandırılması fikrine dayanır. Mantık zemini sallanmaya başladığında bireyin korunaklı alanlarını istikrarsızlaştırmanın, idrak sınırlarını zorlamanın, kendine dair algısını sarsmanın olası yollarını araştırır. Anna Boghiguian, Rana Hamadeh, Navine G. KhanDossos ve Merve Ünsal’ın SALT Beyoğlu’nu çıkış noktası alarak yapıyı harekete geçiren işleri, hiçbir zaman tam manasıyla anlaşılamayan ve kifayetsiz “şimdi” algısını sorgulamaya aracıdır. Sanatçıların üretimleri, bilginin uç noktalarını, tanıklık ve deneyimin aldatıcı yanını ve tarihin nasıl yozlaştırılabildiğini tartışmaya açar. Eleştirel feminizm ve queer kuramından etkilenen pratikleri, politik temsiliyetçiliğin kapsam ve yararlarını sorunsallaştırır. Boghiguian’ın çizim ve resimleri, konu ettiği öznelerin içinde bulunduğu jeopolitik koşulların hayatlarına etkisini yansıtır. Sanatçı eski uygarlıklar, mitler, edebiyat, özellikle de şiirle ilişkilendirdiği görüntüleriyle yabancılaşma hâllerini anlatır. Hamadeh, uzun süreli bir projesi kapsamında tanıklık olgusunu irdelediği operamsı işiyle yurttaşlık merkezli yaklaşımı kesintiye uğratmaya çalışır. KhanDossos, 2011’de SALT Beyoğlu’na dönüşen Siniossoglou Apartmanı’nın 150 yıllık geçmişine bakar. Sanatçının sergi mekânlarına uyguladığı duvar resmi, yapının cadde kotunda dükkân, üst kotlarda konutları barındıran özgün kullanımını anımsatır. Tavan süslemelerine gönderme yapan fırça izleri, özel mülkün en az kamusal mekân kadar bir suç ya da olay mahalli olabileceğine işaret eder. Mimari yapılardan anlatıcılar yaratarak kullanıcıları işgalciye çeviren Ünsal, “her şeyi duyup gören bir röntgenci” olarak eşikten adım atmanın ve hem gerçekte hem de mecazen içeride olmanın anlamını inceler. Evrenin Titreşen Işıkları uyruk, egemenlik, toplumsal cinsiyet, akrabalık ve teknoloji kavramlarının yeniden tariflendiği zamanlar için bir gelecek tahayyül etmeyi amaçlar. SALT Beyoğlu’na yayılan dört ayrı konumlama, duyarlılıkları tetiklerken beden ve zihnin alışkanlıklarını şaşırtan bir ortam oluşturur. Bu işler, sergilenen bir dizi sanat nesnesinden ziyade mekânsal müdahale ve hatta klasik sergileme biçimlerine karşı birer performatif iddia niteliğindedir. The Universe Flickers, the autumn exhibition of SALT Beyoğlu, is open between September 12th and December 30th. How do you create a record or generate matter in transitory times when the very limits of language, registers, and representation of truth are severely tested? Borrowing its title from a chapter of Cixin Liu’s well-known science fiction novel’s English edition The Three-Body Problem (2014), The Universe Flickers takes on the idea of reconfiguration of history and future. When the book’s protagonist, seeing a set of numbers counting down before his eyes, proves that the universe was flickering, he transcends the limits of human experience and tests his understandings of the world. The exhibition delves into the possible ways of destabilizing our containment fields, our zones of comprehension, and the way in which one interprets the self within, when our earthly sense comes loose. Taking SALT Beyoğlu as a departure point, Anna Boghiguian, Rana Hamadeh, Navine G. Khan-Dossos, and Merve Ünsal tackle the unknowable and the inadequate image we have of the present with works stretching into, occupying, and animating the building. The artists address the measures of our knowledge, the infidelity of testimony, as well as the corruptibility of history. Their practices, which are often influenced by the intellectual and critical impulses of feminism and queer theory, trouble the capacities and the limits of political representationalism. Boghiguian’s drawings and paintings operate as reflections on the geopolitical conditions in which her subjects live. Her images link antiquity, literature, myth, and poetry as she intends to describe the conditions of our current alienation. Hamadeh’s work is part of a long-term operatic project investigating the notion of testimonial in an attempt to disrupt the centrality of citizenship. Khan-Dossos responds to the 150 year-long history of Siniossoglou Apartment, today SALT Beyoğlu, by a mural painting reminding the building’s original use of space as retail on street level and domestic residences on its upper floors. Referencing the existing ceiling paintings, the artist’s light wash monochromatic mural proposes that the private domain can be just as much a place of crime or incident as the public space. Ünsal negotiates the thresholds of dwellings through positioning them in stark dualities, always in relation to herself as an aural and visual voyeur. By creating protagonists of architectural buildings, human subjects become occupiers, while the artist extrapolates on that position of being “inside,” literally and metaphorically. The Universe Flickers aims to invent and name the future that is to come in times when the definitions of subjecthood, sovereignty, gender, kinship, and technology are being recomposed. Spreading across SALT Beyoğlu, the four positions proposed by artists produce a series of complex affects while triggering sensibilities, which effect both habits of the body as well as the habits of the mind. Instead of de-facto series of art objects on show, the works are spatial interventions, even performative challenges to classic dynamics of exhibition display.

natura | 6

haberler | news

SPACE GRAPH Versus Art Project, Alper Derinboğaz’ın 19 Eylül-13 Ekim tarihleri arasında Space Graph isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Space Graph, zaman ve mekân kavramları arasındaki bilimsel ilişkiyi mimarlık üzerinden değerlendiriyor. Güncel fizik yaklaşımları tarafından bir bütün olarak ele alınan zaman-mekân olgusu, sergide mimari düzlemde tek kavram olarak inceleniyor. Sergi Space Graph performansından, VR yerleştirmesinden ve birçok metal strüktürden oluşuyor. İnsan etkinliğinin küresel jeolojide ciddi değişikliklere sebep olduğunu gözlemlediğimiz ve yaşamakta olduğumuz bu evre “Büyük Hızlanma” adıyla anılıyor. İnsan, teknoloji adı altında yaşamımızın parçası haline gelen araçların artan kullanımıyla doğanın ölümünü hızlandırırken, genetik manipülasyonlara sebep oluyor. Artık hafıza ve arşiv, farklı anlamlar ifade ederken, zaman ölçeklenmesi de aynı şekilde deformasyona uğruyor. İşte tüm bu değişiklik ve yapı bozulmaları "zaman-mekan" kavramları arasındaki ilişkiyi daha geniş bir perspektiften inceleme ihtiyacı doğuruyor. Sergiye ismini veren Space Graph bölümü, canlı ve yapay doğanın mekân üretme yeteneklerini sorguluyor. İnsanın farklı bir rol üstlenerek yarattığı ileri düzey endüstriyel robot ve yapay zeka oluşumları günümüzde yapay doğa ve yapay canlılık üretiyor. İnsandan daha üstün olarak tasarlanan bu tedirgin edici endüstriyel tasarım ürünlerinin ürününün "insan" ile karşılaşması ve kurduğu diyaloğu inceleyen Alper Derinboğaz, bu bölümde yer verdiği robotik bir kolun aktif olarak yörünge yaratma mekanizmasını ve ritmsel olarak arka plana yansıtılan bir farklı evren imkânını sergiliyor. Bu bağlamda Space Graph ile zaman-mekân bütünlüğü araştırılmış oluyor. Serginin diğer bir bölümü olan Plates, evrenin bir parçası olarak, coğrafyaya insan merkezli bakmak yerine, doğa kavramını yeniden değerlendirebilmeyi amaçlıyor. Alper Derinboğaz, bu çalışmasında jeolojiyi oluşturan tektonik güçleri anlayıp onları madde düzeyindeki simülasyonlar üzerinden canlandırma denemesi yapıyor. Serginin bir başka bölümü olan Pasaj, mekân kelimesinin etimolojik kökenini oluşturan “aralık-boşluk” kavramından yola çıkarak, evrende boşluk olarak tanımladığımız olgunun aslında çok küçük ölçekte kuantum köpüğü denen lifli bir doku olarak tanımlanmasını konu ediniyor. Alper Derinboğaz’ın Refik Anadol ile işbirliği içinde hazırladığı yerleştirmede, çok küçük ölçekli boşluk kavramını deneyimleyebilmek için insan boyutunu da bir o kadar küçültüyor. Sergiyi, elemanların oluşturduğu mekân ve deneyimlediğimiz zaman arasında bir bütünlük ve süreklilik araştırması olarak tanımlayan Alper Derinboğaz, izleyiciyi kavramlar arasındaki ilişkiyi gözlemleyeceği bir deney alanına davet ediyor. Between September 19 – October 13, Versus Art Project hosts the solo exhibition entitled Space Graph by Alper Derinboğaz. Space Graph evaluates the scientific relation between space and time concepts through architecture. Tackled holistically through approaches found in modern physics, the space-time phenomenon in the exhibition is examined over an architectural platform as a singular concept. The exhibition consists of a Space Graph performance, a VR installation and many metal structures. This period in which we live and observe that the human activity is causing severe changes in global geology is known by the name of “Great Acceleration”. While human beings are destroying the nature at an accelerating rate with an increasing number of tools that became a vital part of our lives under the name of technology, they are also causing genetic manipulations. Today, memory and archive mean different things, while time scaling is being deformed in the same way. All of these changes and structural distortions call for an examination aiming at the relation between ‘space-time’ through a broader perspective. The Space Graph section, which gives the exhibition its title, examines the space generating skills of living and artificial nature. The advanced industrial robots and artificial intelligence formations created by humans who undertook a different role, currently generate artificial nature and artificial life. Investigating the dialogue and encounter between ‘humans’ and the output of these worrying industrial design products, which were designed to be superior to human beings, Alper Derinboğaz in this section presents a robotic arm and its mechanism for actively creating orbits, along with a different possibility of a universe, which is rhythmically projected as a backdrop. In this context, Space Graph also explores the integrity of space-time. Another section of the exhibition, Plates aims to re-evaluate the concept of nature as part of the universe rather than looking at geography from a human-centered perspective. In this study, Alper Derinboğaz endeavors to understand the tectonic forces that form geology, trying to animate them through matter-level simulations. Yet another section of the exhibition, Passage sets out from the concept of “gap-void”, which constitutes the etymological origin of space (spatium in Latin, espace in French), tackling the fact that what we call “void” in the universe is actually defined at a tiny scale as quantum foam, a fibrous tissue. The installation, which is created by Alper Derinboğaz in cooperation with Refik Anadol, minimizes the human scale in order to experience the concept of void at a very small scale. Alper Derinboğaz defines the exhibition as an exploration of integrity and continuity between the space created by elements and the time that we experience, inviting the audience to a testing area to observe the relationship in between concepts.

natura | 7


haberler | news

haberler | news

GÜNEŞLENME SÜRESİ SUNSHINE DURATION

LEYLA GENCER: PRİMADONNA VE YALNIZLIK LEYLA GENCER: PRIMADONNA AND LONELINESS

Mimar ve endüstri ürünleri tasarımcısı Cansu Pelin İşbilen'in İzmir Mimarlık Merkezi'nde gösterime sunulan “Güneşlenme Süresi” adlı sergisi, 7 Ekim’e kadar ziyarete açık olacak. Serginin afiş tasarımını da yapan Emre Yıldız, sergiden şöyle söz ediyor: “Kamusal alanın sona erip özel alanın başladığı, birbirinden ayrı şekillerde tanımlanmış bu iki bölgenin üst üste binip yeni ara alanlar ortaya koyduğu farklı durum ve dinamikleri kovalayan Cansu Pelin İşbilen, Güneşlenme Süresi’nde ‘bireylerin egemenlik alanları’ olarak adlandırılan çerçevede, kullanım pratikleri ile tanım değiştiren mekânların altını çiziyor. ‘Kent bireylerden oluşur. Bireylerin özel alanları vardır. Oysa kent kamusaldır.’ Bu çelişkili tanımlar yeni bir coğrafya ve kültürle tanışırken, yarı-kamusal ve yarı-özel alanların arayışı ile sokak ölçeğinde daha da belirginleşiyor. Hollanda’da, yedi aylık sürede farklı kentlerde geçirdiği gündelik yaşamının bir parçası olarak izlenimlerini kayıt altına alan İşbilen, kentlilerin kendilerini estetik bir işgal ile kamuya sergilediği sokak mobilyalarını mercek altına tutuyor. Tamamen öznel bakış açısıyla, gözün gördüğü perspektiften, gün içerisinde karşılaştığı haliyle izleyiciye sunulan bu bireysel oturaklar, biçimsel olarak Becher’lerin su kuleleri gibi ‘düz’ bir estetik anlayışı ile tam karşıdan, tarafsız ve fotoğrafçının duygusal yorumundan yoksun bir şekilde ele alınmış bir anlatıya göz kırpıyorlar. İnsan faktörünü de figüratif anlamda kadrajdan çıkartan seri, fotoğrafçının aksine fotoğrafla belgeleme pratiğini kişiselleştiren yaklaşımı ile izleyiciyi tamamen işle baş başa bırakıyor; kişinin obje ile kişisel ilişki kurabileceği bir tanıklık yaratıyor.”

20. yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında gösterilen Leyla Gencer, vefatının onuncu yıldönümünde özel bir sergiyle anılıyor. Küratörlüğünü Prof. Yekta Kara’nın üstlendiği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen “Leyla Gencer: Primadonna ve Yalnızlık” başlıklı sergi, Gencer’in kişisel eşyalarından özel bir seçkiyi, yaşamının farklı kesitlerinden kayıtlarla bir arada izleyiciye sunuyor. Sergi, 10 Ekim’e dek Borusan Müzik Evi’nde ziyaret edilebilecek. Sergi, büyük soprano Leyla Gencer’in yaşamına samimi bir bakış sunarken sanatçının incelikli, duygu dolu kişiliğine saygı duruşunda bulunuyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen Prof. Yekta Kara, 35 yıl süreyle İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde sırasıyla solist sanatçı, müdür ve genel sanat yönetmeni ve başrejisör olarak çalıştı. Halen MSGSÜ Devlet Konservatuvarı Opera Anasanat Dalı’nda eğitmenlik görevini yürüten Kara, Leyla Gencer’le birlikte de çalıştı. Leyla Gencer opera sanatçılığının sadece ses ve teknikten ibaret olmadığını kanıtlayan; kendine özgü yorumları, üstün oyunculuğu, hayat verdiği karakterlere kattığı farklı boyutlarla seyircide hayranlık uyandıran bir sanatçıydı. Araştırmacı kişiliğiyle arşivlerde sıkışıp kalmış birçok operayı bulan ve yeniden yorumlayıp tiyatroların repertuvarlarına kazandıran Leyla Gencer, gençlere ışık tutan bir isimdi. Prof. Yekta Kara, bu sergide Avrupa sahnelerini fetheden, klasik müziğin mabedi sayılan La Scala Tiyatrosu’nda 25 yıl boyunca primadonna olarak sahneye çıkan soprano Leyla Gencer’in sanatına olan adanmışlığına dikkat çekiyor.

Cansu Pelin İşbilen, 1988 Manisa doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde lisans ve İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nde yüksek lisans eğitimi aldı. Üniversite hayatı boyunca mimarlık, tasarım ve güzel sanatları kapsayan çeşitli çalışmalara katıldı, kültürlerarası değişimi hedefleyen çeşitli AB projelerinde katılımcı ve kolaylaştırıcı olarak yer aldı. Profesyonel anlamda, mimarlık ve tasarımın sosyal boyutuna yönelik olarak disiplinler arası projelerin farklı aşamalarında çalıştı. 2015 yılından beri İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Tarih Projesi kapsamında görev almaktadır. The exhibition entitled “Sunshine Duration” by architect and industrial product designer Cansu Pelin İşbilen, is open for visitors at Izmir Centre for Architecture until October 7. Emre Yıldız, who also undertook the poster design of the exhibition, talks about the exhibition as follows: “Pursuing the different situations and dynamics where public space ends and private space starts, where these two areas that are defined in seperate ways overlap to reveal new intermediary spaces, Cansu Pelin İşbilen’s Sunshine Duration underlines spaces that alter its definitions through practices of use, in a framework entitled the ‘sovereignty spaces of individuals’. ‘The city consists of individuals. Individuals have personal spaces. However, cities are public.’ While these contradictory definitions encounter with a new geography and culture, it becomes even more self-evident at street scale with the search for semi-public and semiprivate spaces. Keeping track of her impressions as part of her daily life in different cities of the Netherlands during a seven-month period, İşbilen scrutinizes street furnitures, through which urbanites expose themselves with an aesthetic occupation. These individual seating units, which are presented to the viewer from a purely subjective perspective, within the reach of the eye, through their daily positions; wink at a frontal and impartial narrative that lacks the emotional interpretation of the photographer, having a ‘straightforward’ aesthetic perception that is morphologically reminiscent of the water towers of the Bechers. Removing human factor from the frame in a figurative sense, the series leaves the audience completely alone with the work through an approach that personalizes the practice of documenting through photograph instead of the photographer, creating a witnessing where the individual is able to establish a personal relationship with the object.” Cansu Pelin İşbilen was born in 1988 in Manisa. She received her bachelor’s degree from Dokuz Eylül University, Department of Architecture and her MSc. degree from Istanbul Technical University, Department of Industrial Product Design. Throughout her university years, she participated in various studies including architecture, design and fine arts, and she also undertook the role of participant and facilitator in various EU projects aiming at cross-cultural exchange. Professionally, she worked in different stages of interdisciplinary projects related to the social aspect of architecture and design. Since 2015, she has been working in the framework of Izmir Metropolitan Municipality, Izmir History Project.

natura | 8

9. Leyla Gencer Şan Yarışması Finali 23 Eylül’de Başlıyor

İKSV, ayrıca, Borusan Sanat ve La Scala Tiyatrosu Akademisi işbirliğinde, Leyla Gencer Şan Yarışması’nın dokuzuncusunu 23–28 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da düzenliyor. 9. Leyla Gencer Şan Yarışması final serisinde, Uzakdoğu'dan Amerika'ya 15 ülkeden, aralarında Türkiye’den de 14 sanatçının bulunduğu toplam 44 şancı yarışacak. 28 Eylül Cuma akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda şef Pietro Mianiti yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde gerçekleştirilecek final galasında ödüller sahiplerini bulacak. İstanbul Devlet Opera ve Balesi eski Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni, MSGSÜ Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Rejisör Prof. Yekta Kara’nın da üyeleri arasında yer aldığı jürinin başkanlığını ünlü bariton Renato Bruson üstleniyor. Yarışmanın jürisinde ayrıca Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Sanat Direktörü, Sürekli Şefi ve Viyana Devlet Operası'nın düzenli konuk şeflerinden Sascha Goetzel, İngiliz Kraliyet Operası Jette Parker Genç Sanatçılar Programı Sanat Direktörü David Gowland, La Scala Tiyatrosu Cast Direktörü Toni Gradsack, Deutsche Oper Berlin Opera Direktörü Christoph Seuferle ve Valle d’Itria Festivali Sanat Direktörü Alberto Triola da yer alıyor. Leyla Gencer, recognized as one of the most prominent opera artists of the 20th century, is being commemorated with a special exhibition on her tenth anniversary of death. Curated by Prof. Yekta Kara and organized by Istanbul Foundation for Culture and Arts, the exhibition entitled “Leyla Gencer: Primadonna and Loneliness” presents the audience with a special selection of Gencer’s personal belongings, along with recordings from different periods of her life. The exhibition can be seen at Borusan Music House until October 10. The exhibition pays homage to the sophisticated and emotional personality of Leyla Gencer, while presenting a sincere insight to the life of the great soprano. Prof. Yekta Kara, the curator of the exhibition, has worked in Istanbul State Opera and Ballet for 35 years as a soloist, director and general art director, and head stage director, respectively. Having had the opportunity to work with Leyla Gencer, Kara is currently working as an instructor at the Opera Department of the State Conservatory of Mimar Sinan Fine Arts University (MSGSÜ). Leyla Gencer proved that the art of opera is not only about voice and technique, evoking admiration in the audience with her unique interpretations, outstanding acting and the different dimensions she introduced to the characters that she was playing. Thanks to her investigative personality, she found and reinterpreted many operas that were lying dormant in archives and she introduced them to the repertoires of theaters as a role model who guided young people. In this exhibition, Prof. Yekta Kara draws attention to soprano Leyla Gencer’s dedication to her artistic life, who conquered European stages and performed as a primadonna for 25 years at the La Scala Theater, recognized as the sanctuary of classical music. The 9th Leyla Gencer Voice Competition Finals Starts on September 23 Istanbul Foundation for Culture and Arts also organizes the ninth edition of Leyla Gencer Voice Competition in cooperation with Borusan Sanat and the La Scala Theater Academy, between September 23-28 in İstanbul. The final series of the 9th Leyla Gencer Voice Competition gives place to a total of 44 singers from 15 countries, from the Far East to the US, in addition to 14 artists from Turkey. The awards will be presented at the final gala event to be held in company with Borusan Istanbul Philharmonic Orchestra with Pietro Mianiti as the chief conductor, at the Lütfi Kırdar International Convention and Exhibition Hall on Friday, September 28. Headed by renowned baritone Renato Bruson, the jury of the competition includes Stage Director Prof. Yekta Kara , the former Manager and General Arts Director of Istanbul State Opera and Ballet, and instructor at the State Conservatory of Mimar Sinan Fine Arts University. The jury also includes Sascha Goetzel, the Art Director and Resident Conductor of Borusan Istanbul Philharmonic Orchestra and one of the Resident Guest Conductors of the Vienna State Opera, David Gowland, the Art Director of the Jette Parker Young Artists Programme of the Royal Opera House, Toni Gradscak, the Cast Director of the La Scala Theater, Christoph Seuferle, the Opera Director of Deutsche Oper Berlin, and Alberta Triola, the Art Director of Valle d’Itria Festival.

natura | 9


haberler | news

İMPARATORLUKLAR ÖNCESİ EMPIRES AGO Anna Laudel Contemporary, büyük ölçekli yerleştirmeleri ve alışılmadık mozaikleri ile bilinen İtalyan sanatçı Daniele Sigalot’un “İmparatorluklar Öncesi” başlıklı sergisine 13 Eylül - 26 Ekim tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Farklı materyalleri ve disiplinlerarası teknikleri yenilikçi kullanımıyla tanınan Sigalot, “İmparatorluklar Öncesi”nde yakın zaman çalışmalarının yanı sıra İstanbul’da bu sergi için özel olarak ürettiği yeni işlerini sergiliyor. Sanatsal üretiminin imzası olarak kabul edilen, kağıt algısı yaratan alüminyumdan yapılmış uçak enstalasyonları ile tanınan Sigalot, çalışmalarında gerçek-imge arasındaki zıtlığı yansıtmayı amaçlıyor ve kullandığı malzeme algısı ile onların orijinal halleri arasındaki çelişki üzerine odaklanıyor. Sanatçı zıtlıklar, ironi, yabancılaşma, kelimelerin ve materyallerin barındırdığı farklı anlamları araştırarak, zamanımızın duygularını yansıtan, sürprizli işler üretiyor. “İmparatorluklar Öncesi”, ilhamını Roma ve Osmanlı İmparatorlukları’ndan alıyor. Roma doğumlu olan Sigalot, imparatorluğun efsanesi altında yaşayan bu şehirde büyüdü ve Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul üzerindeki etkisinin Roma’daki deneyimine çok benzediğini düşünüyor: Her iki şehir de bir zamanlar çok güçlü olan imparatorlukların başkentleri idi ve iki imparatorluk da uzun zaman önce yok olmuş olmalarına rağmen Türkler de İtalyanlar da hala imparatorluklarıyla gurur duymakta. Bu sergi için paslanmaz çelik üzerine işlenmiş, ayna efekti yaratan İstanbul ve Roma haritaları serisini sunan sanatçı çalışmasını şu şekilde açıklıyor: “Geçmişin bu büyük yankısını hem güzel hem de hüzünlü buluyorum. Gerçek şu ki, o ihtişamlı günler artık çok uzakta ve hala geçmişin bir parçasıymış gibi hissetmek bana mantıklı gelmiyor. Bu karmaşık duyguların çelişkisini seviyorum. Bu sergi için İstanbul haritaları serisi üretiyorum, haritalar, günümüz ve eski İstanbul’un farklı ve önemli alanlarının sadık bir temsili olacak. Şehir, zamanla büyüyerek değişiyor ve insanların şehre bakarak kendi yansımalarını, yaşadıkları yerin eski ve şimdiki ihtişamını görmelerini istiyorum. Kentlerin bizi nasıl şekillendirdiği ile ilgileniyorum ve eserlerimin tam olarak bu fikri yansıtmalarını hedefliyorum. Gelin ve İstanbul’un sizi nasıl şekillendirdiğini görün!” İki aydır İstanbul’da sergi için üretimlerini geçici atölyesinde gerçekleştiren Sigalot, tamamını burada ürettiği ve sergide yer alan büyük ölçekli yerleştirmelerinden biri olan “Olabilecekken Olmayan Her Şey Şimdi Oldu” isimli çalışmasını ilk kez sergiliyor. Sanatçı çalışmasını, kötü fikirleri iyiye dönüştüren bir “günahlarından arınma” süreci olarak tanımlıyor. Sergi kapsamında ayrıca sanatçının yakın zamanda ürettiği işler yer alıyor. Sigalot’un dünyaca tanınan, paslanmaz çelik ve paslı demirden oluşan 140 uçaklı yerleştirmesi; “Yeter” isimli, yerleştirmelerin de resimler gibi zamana meydan okuyabileceklerini gösteren, tam olarak 1000 sene sürecek olan geri sayım sayacı. “İmparatorluklar Öncesi”, kartondan alüminyuma, mozaikten dijital gösterimlere, çizimden resme, geniş bir yelpazede malzeme ve benzersiz teknik kullanımıyla, Sigalot’un günümüzün zıt duygularını yansıtan 30’dan fazla çalışmasını bir araya getiriyor.

haberler | news

FİLMEKİMİ BAŞLIYOR FİLMEKİMİ STARTS Filmekimi, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl Birlikte Güzel işbirliğiyle 5-14 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. İstanbul ile birlikte Ankara ve İzmir’de de sinemaseverlerle buluşacak 17. Filmekimi’nin biletleri 29 Eylül Cumartesi günü satışa çıkıyor. Sonbaharın en beğenilen sinema aktivitesi Filmekimi, her yıl olduğu gibi, dünya festivallerinde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ve izleyicilerin ilgisini çekmiş ve merakla beklenen yeni yapımları içeren programıyla Ekim ayının en çok konuşulan sinema etkinliği olacak. Filmekimi, Birlikte Güzel işbirliğiyle, 5-14 Ekim tarihlerinde İstanbul’da 10 gün sürecek bir maratonun yanı sıra 12-16 Ekim’de Ankara’da, 19-23 Ekim’de ise İzmir’de sinemaseverlere yılın en iyi ve en güncel filmlerini sunmaya devam edecek. Filmekimi bu yıl 48 filmlik zengin programının yanı sıra, afişleriyle ve kampanyasıyla da dikkat çekiyor. Muhabbet tarafından hazırlanan kampanya ve afişlerin temasını oluşturan “bureklamarağmen”, reklam klişelerini kullanarak sanat festivali reklamlarının doğasını alt üst ediyor; seyircinin tutkusuna ve festivalin gücüne tutunarak bambaşka bir kampanya yaratıyor. Klişelerle dolu kuru gürültülü bu reklama rağmen geliyorsan sen gerçek bir sinemaseversin, diyerek kitleyi onurlandırıyor. Sinemaseverler Filmekimi’ni İstanbul Beyoğlu’nda Atlas Sineması, Beyoğlu Sineması,

Between September 13 – October 26, Anna Laudel Contemporary hosts the exhibition entitled “Empires Ago” by the Italian artist Daniele Sigalot, renowned for his large-scale installations and unconventional mosaics. Recognized by his innovative use of different materials and interdisciplinary techniques, Sigalot in “Empires Ago” exhibits his new works that have been produced in İstanbul specifically for this exhibition, along with his most recent works. Known for his aircraft installations made of aluminum yet give the sensation of paper, deemed as the trademark of his artistic works, Sigalot in his works aims to reflect the contrast between reality-imagery and focuses on the ambiguity between the perception of the used material and their real nature. The artist investigates contradictions, irony, alienation, and the different meanings of words and materials, creating works full of surprises which also reflect the emotions of our time. “Empires Ago” takes inspiration from the Roman and the Ottoman Empires. Born in Rome, Sigalot grew up in a city that still lives under the legend of the Empire and he thinks that the impact of the Ottoman Empire on İstanbul is similar to his experience in Rome: both cities were the capitals of empires which were once very powerful and even though they were disappeared long time ago, Turks and Italians still take pride in their empires. Presenting a series of maps of İstanbul and Rome, which are engraved on stainless steel with a mirror effect, the artist explains his work as follows: “I find this big echo of the past to be both beautiful and sad. The truth is that those glorious days are now too far behind and I find no logic in feeling that we are still a part of that past. I love the contradiction of these mixed feelings. I am producing a series of İstanbul maps for this exhibition, and these maps will be a faithful representation of the different and important areas of both current and ancient İstanbul. The city has been growing and changing over time and I want people to look into the city and see their own reflection in it, along with its ancient and present glory. I am interested in how cities shape who we are and I aim for my works to reflect this very idea. Come and see how İstanbul shapes who you are!” Sigalot has been working for the exhibition from his temporary studio in İstanbul for the last two months and he will present his work entitled “Everything That Could Have Been but Wasn’t, Now Is”, one of his large-scale installations featured in the exhibition that have been completely produced here to be exhibited for the first time. The artist defines his work as a “redemption” process that turns bad ideas into good ones. The exhibition also features recent works of the artist. Sigalot’s world-renowned installation with 140 planes made from stainless steel and rusty iron, “Enough” is a countdown timer that will last exactly 1000 years, showing that installations can also challenge time, just as much as paintings. With a wide range of materials ranging from cardboard to aluminum, mosaic to digital displays, drawing to painting, “Empires Ago” brings together more than 30 artworks of Sigalot with his unqiue technique reflecting today’s contradictory emotions.

natura | 10

Nişantaşı’nda Cinemaximum City’s ve Kadıköy’de Rexx Sineması’nda, Ankara’da Cinemaximum Cepa, İzmir’de Cinemaximum Konak Pier’de takip edebilecek.

O rg a n i z e d b y I s t a n b u l F o u n d a t i o n f o r C u l t u r e a n d A r t s ( İ K S V ), t h i s ye a r ’s F i l m e k i m i w i l l b e h e l d i n c o o p e r a t i o n w i t h B i r l i k t e G ü z e l , b e t we e n O c t o b e r 5 -14 . I n a d d i t i o n t o İ s t a n b u l , t h e 17 t h e d i t i o n o f F i l m e k i m i w i l l c o m e t o g e t h e r w i t h t h e f i l m l o ve r s o f A n k a r a a n d İ z m i r a s we l l a n d t h e t i c ke t s w i l l b e o n s a l e o n S a t u r d ay, S e p t e m b e r 2 9. S t a n d i ng o u t a s t h e m o s t f avo r a b l e c i n e m a a c t i v i t y o f a u t u m n , F i l m e k i m i , j u s t a s i n p r e v i o u s ye a r s , w i l l b e c o m e t h e m o s t p o p u l a r c i n e m a e ve n t o f O c t o b e r a l o ng w i t h i t s p r o g r a m m e f e a t u r i ng n e w a n d h ig h l y- a n t i c i p a t e d p r o d u c t i o n s t h a t h ave b e e n s c r e e n e d , a w a r d e d a n d c a p t u r e d t h e a t t e n t i o n s o f c r i t i c s a n d a u d i e n c e a t wo r l d f e s t i v a l s . I n c o o p e r a t i o n w i t h B i r l i k t e G ü z e l , F i l m e k i m i w i l l c a r r y o u t a 10 - d ay m a r a t h o n i n İ s t a n b u l b e t we e n O c t o b e r 5 -14 , a n d l a t e r t r ave l t o A n k a r a b e t we e n O c t o b e r 12-16 a n d t o İ z m i r b e t we e n O c t o b e r 19 -2 3, p r e s e n t i ng t h e m o s t r e c e n t a n d s u c c e s s f u l f i l m s o f t h e ye a r t o t h e f i l m l o ve r s . I n a d d i t i o n t o t h i s ye a r ’s r i c h p r o g r a m m e f e a t u r i ng 4 8 f i l m s , F i l m e k i m i a l s o a t t r a c t s a t t e n t i o n w i t h i t s p o s t e r s a n d c a m p a ig n . C o n s t i t u t i ng t h e m a i n t h e m e o f t h e c a m p a ig n s a n d p o s t e r s c r e a t e d b y M u h a b b e t , “b u r e k l a m a r a ğ m e n” (d e s p i t e t h i s a d ) p l ay s h avo c w i t h a r t f e s t i v a l a d ve r t i s e m e n t s b y u s i ng a d ve r t i s i ng c l i c h e s , p r e s e n t i ng a c o m p l e t e l y u n i q u e c a m p a ig n b y h o l d i ng o n t o b o t h t h e p a s s i o n o f t h e a u d i e n c e a n d t h e p o we r o f t h e f e s t i v a l . I f yo u a r e s t i l l a t t e n d i ng t h e f e s t i v a l d e s p i t e t h i s c l i c h e a n d n o n s e n s e a d ve r t i s e m e n t , t h e n yo u ’r e a t r u e c i n e p h i l e , s t a t e s t h e c a m p a ig n , t h e r e b y h o n o r i ng t h e a u d i e n c e . F i l m l o ve r s c a n a t t e n d F i l m e k i m i i n A t l a s a n d B e yo ğ l u c i n e m a s i n B e yo ğ l u , C i n e m a x i m u m C i t y ’s i n N i ş a n t a ş ı a n d R e x x c i n e m a i n K a d ı kö y, İ s t a n b u l , a l o ng w i t h C i n e m a x i m u m C e p a i n A n k a r a a n d C i n e m a x i m u m K o n a k P i e r i n İ z m i r.

natura | 11


haberler | news

haberler | news

YAŞANABİLİR ŞEHİRLER SEMPOZYUMU LIVABLE CITIES SYMPOSIUM

MEKAN 2018 / İÇ MİMARLIK ÖĞRENCİLERİ ULUSAL BİTİRME PROJESİ YARIŞMASI

WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler tarafından altıncısı düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu ile sürdürülebilir kentleşme ve ulaşım alanında çalışan farklı disiplinler ve kurumlar bir araya getirilerek, farklı illerden gelen karar verici ve uygulayıcılara daha sürdürülebilir ve yaşanabilir kentler inşa etme sürecinde destek verilmesi amaçlanıyor. WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler, 2013 yılından beri her yıl düzenlediği bu etkinlikte Türkiye’den ve dünyadan davet ettiği konuşmacılar ile başarılı projeleri paylaşmayı, uygulanabilir çözümler sunmayı ve kent yöneticilerinin “herkes için yaşanabilir şehirler” yaklaşımıyla projelerini geliştirmelerine katkı sağlamayı hedefliyor. Geçtiğimiz yıllarda imzalanan Paris Anlaşması, Kentsel Gündem, Brasilia Yol Güvenliği Deklarasyonu ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nin asıl tarafı ülkeler gibi görünse de, bu anlaşmaların gereği olan uygulamaları şehirler şimdiden hayata geçirmeye başladı. “Ölçeği Büyüt” teması ile hazırlanan sempozyum programında yükselen şehirler, herkes için hareketlilik, hayat kurtaran yol güvenliği yaklaşımları ve karbon emisyonlarının azaltılması konularına değinilecek. Sempozyuma bu yıl Türkiye’den ve dünyadan alanında uzman 25 konuşmacı katlacak. Dört oturumda gerçekleşecek etkinlikte konuşmacılar; kentlerin gelişimi, yol güvenliği, karbon emisyonunun azaltılması ve hareketlilik konularını kapsayan iyi uygulama örneklerini sunarken, bu uygulamaların etkisinin ve ölçeğinin nasıl büyütüleceğine dair görüşlerini de paylaşacak.

İstanbul Kültür Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü, Mekan 2018 / İç Mimarlık Öğrencileri Ulusal Bitirme Projesi Yarışması'nı düzenliyor. Proje teslim tarihi 1 Ekim olan yarışmanın sonuçları 17 Ekim’de ilan edilecek.

İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde 24 Ekim günü gerçekleşecek olan 6. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu'na yerel ve merkezi yönetimler, üniversiteler, özel sektör, uluslararası kuruluşlar ve STK’lardan temsilcilerin katılımı bekleniyor. Organized for its sixth edition this year by World Resources Institute (WRI) Turkey Sustainable Cities, the Livable Cities Symposium aims to bring together different disciplines and institutions operating in the field of sustainable urbanization and transportation, supporting decision makers and practitioners coming from different cities throughout the process of building more sustainable and livable cities. Organized annually since 2013, WRI Turkey Sustainable Cities with this event aims to share successful projects through keynote speakers participating from Turkey and abroad, present feasible solutions and contribute to the development of projects carried out by urban managers with the “livable cities for all” approach. Signed by many countries in recent years, the Paris Agreement, The New Urban Agenda, Brasilia Declaration on Road Safety and EU Sustainable Development Goals give the impression that these agreements are signed at government level, in fact, cities have already begun to implement these policies, which are required by these agreements. Prepared by the theme “Scale It Up”, the symposium programme will address the issues of rising cities, mobility for all, road safety approaches that save lives and mitigation of carbon emissions. This year’s symposium will host 25 expert speakers from Turkey and abroad. In this event that spreads over four sessions, keynote speakers will present successful implementation examples pertaining to the development of cities, road safety, mitigation of carbon emissions and mobility, while also sharing their thoughts on the impact of these implementations and how to scale them up. The 6th Livable Cities Symposium, which will be held on October 24 at the Istanbul Technical University, Süleyman Demirel Cultural Center, is expecting representatives from local and centralized administrations, universities, private sector, international organizations and NGOs.

TERRA Huri Kiriş’in Terra başlıklı solo sergisi 11 Ekim’de izleyiciyle buluşuyor. Kiriş’in son dönem işlerinden oluşan serginin odağında insanın dünyayla/toprakla kurduğu mülkiyet ilişkisi, bu çarpık ilişkinin başlattığı ve insanlığı artık topyekün bir yıkımın eşiğine getirmiş olan şiddet döngüsünden çıkma arzusu var. Sergide, kentsel yaşam alanları, bu alanları insanlarla paylaşan hayvanlar, hayvanların kendi yaşam alanlarını yaratıcı biçimlerde dönüştürme ve şiddet döngüsünden çıkma becerisi de dokunaklı bir karşıt-imge olarak yer alıyor. Huri Kiriş için resimlerine bakmak, karamsarlık değil farkındalık ve değişim vaat eden bir deneyim: “Hayvan ve insanın dünyaya ve toprağa yaşamsal bağımlılığına, bu köklü ihtiyaç ilişkisinin hayvan ve insanın dünyaya bağlanışında ne kadar farklı biçimler alabildiğine, yalnızca bu farkı idrak etmenin bile insanlık için hayati önem taşıdığına bu oldukça karanlık eşikten bakan resimlerde topyekün yıkım yine de insanlık için kaçınılmaz bir son değil, insanca bilemeyişlerden ve doyumsuzluktan beslenen bir tehlike.” Sergi 11 Ekim-7 Kasım tarihleri arasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire KSM Tek Kubbe Salonu’nda. Huri Kiriş’s solo exhibition “Terra” opens to the public on October 11th. Terra explores the distorted human relation to the earth as property and the desire to escape the related cycle of violence that has brought humankind to the brink of destruction. Looking through actual images of destruction, it also studies urban habitats and the animals that share these spaces with humans and their ability to transform their habitats into creative forms, transcending the cycle of human violence in vivid contrast. These paintings look at how animals and humans depend on the earth, studying the many different forms that are born of this deeply rooted relationship. For Kiriş, her paintings are not pessimistic; they offer an experience that promises awareness and change: “Highlighting the vital need for humankind to see difference through this dark threshold, the works suggest that complete destruction is not a fatal end but rather a danger fed by human ignorance and its insatiable desire”. The exhibition will be held at Mimar Sinan Fine Arts University Tophane-i Amire CAC Single Dome Hall from the 11th of October to the 7 th of November.

natura | 12

MEKAN 2018 / NATIONAL INTERIOR DESIGN STUDENTS GRADUATION PROJECT COMPETITION Amaç

İstanbul Kültür Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü tarafından beşincisi düzenlenen İç Mimarlık Öğrencileri Ulusal Bitirme Projesi Yarışması'nın amacı; İç Mimarlık / İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri öğrencilerini ortak bir etkileşim platformunda buluşturmak ve yapıcı bir rekabet ortamı yaratmaktır. Bu amaç doğrultusunda genç iç mimar adaylarını hem mesleki ortama tanıtmak hem de vizyoner bir kişiliğe sahip olabilmeleri konusunda fırsat sunmak ve iç mimarlık eğitiminde yarışma kültürünün oluşmasına katkı sağlamak hedeflenmektedir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki İç Mimarlık / İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümü öğrencilerinin bitirme projeleri ile katıldıkları, her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen yarışmanın İç Mimarlık / İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümleri öğrencileri arasında tasarım odaklı düşünme ve ifade etme konusunda farkındalık oluşturarak, iletişim ve etkileşim ortamı yaratacağı, yeni fikirlerin oluşumuna katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bunun yanı sıra katılan projeler yarışma kitabına dönüştürülerek iç mimarlık eğitiminde bitirme projeleri alanında kalıcı bir bellek oluşumuna katkı sağlanmaktadır.

Katılım

Türkiye ve KKTC Üniversitelerinin İç Mimarlık / İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümlerinde lisans eğitimi gören öğrenciler 2017-2018 Güz, Bahar veya Yaz döneminde hazırladıkları bitirme / diploma projeleriyle yarışmaya katılabilirler.

Danışman Jüri Üyeleri

Erhan Güzel (Prof.Dr., İKÜ Rektoru) Mehmet Şener Küçükdoğu (Prof.Dr., İKU Mimarlık Fak.) Neslihan Dostoğlu (Prof.Dr., İKÜ Mimarlık Fak. Dekanı) Timur Ergün (Alligator Boya Pazarlama Yöneticisi ) Hasan Alpay Gülten (İç Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı)

Asli Jüri Üyeleri

Gülay Usta (Prof.Dr., İstanbul Kultur Universitesi) Burçin Cem Arabacıoğlu (Prof.Dr., Mimar Sinan Guzel Sanatlar Universitesi) Rana Kutlu (Doç.Dr., İstanbul Kültür Üniversitesi) Ervin Garip (Doç.Dr., İstanbul Kültür Üniversitesi) Atilla Kuzu (İç Mimar, Zoom TPU) Gönül Ardal (İç Mimar, Gönye Proje Tasarım) Yalın Tan (İç Mimar, YalınTan+Partners)

Istanbul Kültür University (İKÜ), Department of Interior Architecture and Environmental Design is organizing Mekan 2018 / National Interior Design Students Graduation Project Competition. The project submission date is October 1, and the results of the competition will be announced on October 17.

Objective

Organized by Istanbul Kültür University, Department of Interior Architecture and Environmental Design for its fifth edition this year, the National Interior Design Students Graduation Project Competition aims to bring together the students of Interior Architecture / Interior Architecture and Environmental Design in a collaborative interaction platform and create a constructive competition environment. In line with this objective, it is aspired to introduce young interior architect candidates to the professional scene, provide them an opportunity to develop a visionary personality, and contribute to the foundation of a competition culture in the frame of interior architecture education. Welcoming students from Interior Architecture / Interior Architecture and Environmental Design Departments in Turkey and Northern Cyprus to participate in the annual event with their graudation projects, the competition is expected to raise awareness among the students of Interior Architecture / Interior Architecture and Environmental Design in respect to design-oriented thinking and expressing, thus creating a platform of communication and interaction, further contributing to the production of new ideas. Additionally, the participating projects will be published into a competition book, thereby contributing to the formation of a permanent memory in terms of graduation projects in interior architecture education.

Participation

Undergraduate students studying in Interior Architecture / Interior Architecture and Environmental Design Departments of Universities in Turkey and Turkish Republic of Northern Cyprus, can participate in the competition with their graudation / diploma projects prepared in Fall, Spring or Summer terms of the 2017-2018 educational year. Advisory Jury Members Erhan Güzel (Prof., PhD, Rector of İKÜ) Mehmet Şener Küçükdoğu (Prof., PhD, Faculty of Architecture, İKÜ) Neslihan Dostoğlu (Prof., PhD, Dean of Faculty of Architecture, İKÜ) Timur Ergün (Alligator Boya Marketing Director) Hasan Alpay Gülten (President of the Istanbul Branch of Chamber of Interior Architects)

Regular Jury Members

Gülay Usta (Prof., PhD, İKÜ) Burçin Cem Arabacıoğlu (Prof., PhD, Mimar Sinan Fine Arts University) Rana Kutlu (Assoc. Prof., İKÜ) Ervin Garip (Assoc. Prof., Istanbul Technical University) Atilla Kuzu (Interior Architect, Zoom TPU) Gönül Ardal (Interior Architect, Gönye Project Design) Yalın Tan (Interior Architect, Yalın Tan+Partners) natura | 13


haberler | news

Kentsel Morfoloji Sempozyumu Urban Morphology Symposium Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı’nın ikinci sempozyumu, 31 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleşecek. İkinci Kentsel Morfoloji Sempozyumu’nda, “değişim” olgusunun kent, mekân ve biçim üzerindeki etkilerinin farklı ölçek, tarihsel süreç ve yaklaşımlar doğrultusunda irdelenmesi ve Türkiye’de / dünyada yer alan, farklı dinamikler doğrultusunda değişim süreci geçiren kentlerin morfolojik yapıları üzerinden bir tartışma geliştirilmesi hedefleniyor. Elde edilecek sonuçların kentlerin nitelik kazanmasına yönelik planlama ve tasarım politikalarının geliştirilmesine katkı sağlaması, geliştirilecek tartışma ile yalnızca yerel düzeyde değil uluslararası düzeyde de kentsel morfoloji alanına katkı sağlanması amaçlanıyor. Sempozyum teması “DeğişKent”, şöyle açıklanıyor:

Değişen Kent, Mekân ve Biçim

Genel anlamda biçimler ve biçimlerin oluşturduğu bileşenlerin incelendiği bilim dalı olarak tanımlanan “morfoloji”, kent çalışmalarında önemli bir araştırma alanı olarak karşımıza çıkmakta ve fiziksel çevreye ait tüm doku elemanlarının (binalar, yapı adaları, sokak dokuları, vb.) sosyo-mekânsal parametreler çerçevesinde oluşum ve değişim süreçlerini analiz etmektedir. “Kent Morfolojisi” adı altında özelleşen bu bilim dalı, yukarıda belirtilen parametreler doğrultusunda şehirleri birer “kentsel yaşam alanı" (urban habitat) olarak ele almakta ve değerlendirmektedir. İnsanların yerleşik hayata geçmesi ile birlikte ortaya çıkan kent kavramı; geçmişten günümüze farklı kırılma noktaları yaşayarak değişim ve/veya dönüşümler geçirmiştir. Bu bağlamda kent morfologları zaman içinde kültür ve gelenekler ile yönetilen ve sosyo-ekonomik güçler ile biçimlenen kentlerin evrim süreçlerini, bileşenlerine ayrılarak ve bileşenlerini tanımlayarak analiz etmişlerdir. Kent morfolojisi bilim dalı fiziksel ve sosyo-mekânsal ölçütler neticesinde ortaya çıkan değişim ve dönüşüm süreçlerini farklı ekoller, kuramlar ve teknikler perspektifinde incelemeyi hedeflemiş ve zamanla şehir planlama - mimarlık - kentsel tasarım bilimlerinin ortak temel çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Kentsel mekânların organizasyonu, kent bileşenlerinin tanımlanması, kentsel stratejilerin, farklı ölçeklerde yapılacak kentsel müdahalelerin ve tasarım ilkelerinin belirlenmesi, tarihsel süreçteki değişimlerin irdelenmesi gibi farklı araştırma, inceleme ve tartışma konuları; kendi kavram dizini ve yazınını üreten ve böylece özgün bir araştırma alanı olan “Kent Morfolojisi bilimi” kapsamında yer almaktadır. Küresel ölçekte morfoloji çalışmaları ve mimarlık, kentsel tasarım, planlama, tarih, coğrafya gibi disiplinlerin bir araya gelmesi ile oluşturulan ve uluslararası bir kuruluş olan ISUF (International Seminar on Urban Form) ile etkin ilişkiler geliştirmeyi amaçlayan Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı, ülkemizde bu konuda yapılan çalışmaların derinleştirilmesi ve paylaşımı için ortak bir platform oluşturmaktadır. İlki Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı tarafından 2015 yılında gerçekleştirilen, temel yaklaşım ve tekniklerin tartışıldığı Birinci Kentsel Morfoloji Sempozyumu’nun ardından 2018 yılında gerçekleştirilecek ikinci ayağında, “değişim” olgusu ve “değişen kent, mekân ve biçim” teması çerçevesinde kentlerin değişen ve/veya başkalaşan morfolojik yapılarının fiziksel ve sosyo-mekânsal çözümlemelerine yer verilecektir. Morfolojik değişim, eski çağlardan günümüze tüm kentlerin çeşitli dinamikler doğrultusunda yaşadığı veya yaşamakta olduğu bir süreç iken, son dönemlerde planlama ve tasarım alanlarında ortaya çıkan yeni eğilimler, yaklaşımlar ve uygulamalar neticesinde farklı ve radikal boyutlar da kazanmıştır. Dolayısıyla, kent morfolojisi alanında “değişim” olgusunun bir paradigma haline gelmesi, ölçekler arası değişim sürecinin kent dokusu üzerindeki etkileri, sosyo-ekonomik, kültürel veya politik değişimlerin yansımaları, yeni yaklaşımlar ve yöntemler gibi güncel konular da kent morfolojisi araştırma alanında yeni alt başlıklar oluşturmaktadır.

Sempozyum Temaları

Morfolojik yapı değişimi: Kuram ve teknikler Kentsel morfoloji ve planlama/mimarlık/tasarım Morfoloji okulları, analiz teknikleri ve sayısal yöntemler Kent formunda tarihsel değişimler Kent yapısında üst ölçekli değişimler Kentsel büyüme ve çeper kuşaklar Kırsal tipoloji ve değişen morfolojik yapısı Kentsel dönüşüm ve yenileme Değişim ve toplum, aktörler ve yönetim Kamusal alan ve mekânın sosyal kullanımı Kentsel morfoloji ve mekânsal algı Teknolojik yenilikler ve morfolojik değişimler Savaş ve afet sonrası kent formunda değişim The second symposium of Turkish Network of Urban Morphology will be hosted by Istanbul Technical University between October 31-November 2. The second Urban Morphology Symposium aims to scrutinize the impact of the “change” phenomenon on space and form through different scales, historical processes and approaches, while also sparking a debate with the morphological structures of the cities of Turkey and abroad, which have metamorphosed as a result of different dynamics. It is aimed with the obtained results to contribute to the development of planning and design policies of cities to gain qualification, and with the developed debate to contribute to the field of urban morphology not only on a national scale but also on an international scale. “MetamorphoCity”, the theme of the symposium, is described as follows:

Changing City, Space and Form

Generally defined as a branch of science in which forms and the components created by these forms are examined, “morphology” is a significant field of research in terms of urban studies, analyzing the formation and transformation processes of all of the textural components (buildings, city blocks, street textures, etc.) related to physical environment in the frame of socio-spatial parameters. Privatized under the name “Urban Morphology”, this branch of science tackles and evaluates cities as “urban habitats” in line with the above-mentioned parameters. Sprung to life after humans adopted a sedentary life, the notion of city has undergone changes and/or transformations over time through different breaking points. In this context, urban morphologists have analyzed the evolutionary processes of cities, which were ruled in the course of time by culture and traditions, and shaped by socio-economic powers, by decomposing them and later defining their components. The science of urban morphology aimed to explore the processes of change and transformation as a result of physical and socio-spatial criteria from the perspective of different schools, theories and techniques, and over time, it has become one of the common principal research areas of urban planning – architecture – urban design branches. Different subjects of research and debate such as organizing urban spaces, defining urban components, specifying urban strategies, interventions to be made on different scales and design principles, along with scrutinizing transformations in historical process, all fall within the scope of the “Science of Urban Morphology”, natura | 14

haberler | news

which produces its own glossary and concept, resulting in a unique field of research. Turkish Network of Urban Morphology aims to develop instrumental relations with International Seminar on Urban Form (ISUF), an international organization formed by the coalescence of morphological studies on global scale with various disciplines such as architecture, urban design, planning, history and geography, creating a common platform to share and deepen the studies carried out on this subject in our country. Following the first edition held in 2015 by Turkish Network of Urban Morphology, where principal approaches and techniques were discussed, the second edition of Urban Morphology Symposium to be held in 2018 will give place to the physical and socio-spatial analysis of changing and/or metamorphosing structures of cities in the scope of the phenomenon of “change” and the theme “changing city, space and form”. While morphological change has been a process which all cities have experienced or are experiencing through various dynamics since ancient times, lately, it has taken on different and radical dimensions as a result of new trends, approaches and implementations that arose in the fields of planning and design. Therefore, contemporary topics such as the phenomenon of “change” turning into a paradigm in the field of urban morphology, the effects of cross-scale exchange process on urban texture, the reflections of socio-economic, cultural and political changes, new approaches and methods, all create new subtopics in the field of research related to urban morphology.

Themes of the Symposium

Changing morphological structure: theory and techniques Urban morphology and planning/architecture/design Schools of urban morphology, methods of morphological analysis and quantitative analysis Historical changes in the urban form Macro scale changes in the urban structure Urban growth and fringe belts Rural typology and its changing morphological structure Urban transformation and renewal Change and society, actors and administration Public space and social use of space Urban morphology and spatial perception Technological innovations and morphological changes Post-war and post-disaster changes in urban form

PROCE’18 PROJE GELİŞTİRME YARIŞMASI PROCE’ 18 PROJECT DEVELOPMENT COMPETITION Türkiye'nin ilk gayrimenkul geliştirme konulu vaka analizi yarışması olan ve Boğaziçi Üniversitesi Yapı Kulübü (BÜYAP) tarafından düzenlenen ProCE yarışması, bu yıl üçüncü kez gerçekleşiyor. Son başvuru tarihi 15 Ekim olan yarışma takımlarının, 19-20-21 Ekim tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi'ne gelerek seminerlere katılmaları bekleniyor. 25 Kasım’daki Civil Career etkinliğinde ilk 3'e giren takımlar için ödül töreni gerçekleşecek. Yarışmacıların görevi, onlara verilen hayali parayla, belirtilen arazi üzerinde, çalıştıkları şirketin yeni yatırımını belirlemek ve bunu şirketin sahibi olan jüri üyelerine sunmak.

Aşamalar

1. aşamada yarışmacılar takımlarını oluşturup başvurularını yaptıktan sonra projelerini hazırlarken onlara yol gösterecek olan seminerlere katılmak için Boğaziçi Üniversitesi'ne gelirler. Sektörünün önde gelenleri tarafından verilecek 2 günlük seminerler dizisinin ardından takımlar, Boğaziçi Üniversitesi'nden ayrılır. Takım arkadaşlarıyla beraber projelerini geliştirmeleri için önlerinde 30 günlük süreleri vardır. Yarışmacılara bu süreçte rehberlik etmesi için ULI tarafından, lider gayrimenkul firmalarında çalışan kişilerden oluşan ve her gruptan belirli sayıda soru yanıtlayacak sektörel bir danışma heyeti ayarlanacaktır. 2. aşamada bir aylık süreçte projelerini oluşturan takımlar, sunumlarını ve hazırladıkları posteri göndererek ön eleme aşamasına katılır. Projeler, Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinden oluşan jüri tarafından değerlendirilecektir. 3. aşama ön elemeden bir hafta sonradır. Seçilen 5 takım en az 2 üyesiyle Boğaziçi Üniversitesi'ne gelerek, projelerinin geliştirilmiş halini sponsor firmaların üst düzey çalışan ve yöneticilerinden oluşan final jürisine sunar. Organized by Boğaziçi University Construction Club (BÜYAP) as one of Turkey’s first case analysis competition with the theme of real estate development, the ProCE competition is being carried out for the third time this year. October 15 is the deadline for the competition teams, which are expected to attend seminars in Boğaziçi University on October 19-20-21. An award ceremony will be organized for the top 3 teams at the Civil Career event on November 25. The assignment of the competitors is to determine a new investment plan for the company they work for on a specified land, with the imaginary money they have received, and later to present this plan to the jury members, who are the owners of the company.

Stages In the first stage, after setting up their teams and submitting their applications, the competitiors arrive at Boğaziçi University to attend the seminars that will guide them through their project plans. Following a 2-day seminar series to be conducted by the leading actors of the industry, the teams leave Boğaziçi University. They have 30 days to develop their projects with their teammates. In order to guide the competitors during this process, ULI will organize an industrial advisory committee consisting of members working in leading real estate firms, answering a specific number of questions for each group. In the second stage, teams that have finalized their projects after a month, apply to the pre-selection stage by submitting their presentations and posters. These projects will be evaluated by a jury consisting of Boğaziçi University academicians. The third stage is one week after the pre-selection. The 5 chosen teams come to Boğaziçi University with at least 2 members and present the developed version of their projects to the final jury, consisting of senior employees and managers of the sponsoring companies.

natura | 15


haberler | news

FAHRELNİSSA ZEID, TUTKUYA ÖVGÜ FAHRELNISSA ZEID, ODE TO PASSION Dirimar t, Fahrelnissa Zeid sergisine ev sahipliği yapıyor. 4 Ka sım’a kadar sürecek sergi, sanatçının özel koleksiyonlardan derlenen, ba zıları 2017’de Tate Modern ve Deut sche Bank KunstHalle’de gerçekleştirilen retrospektif te sergilenmiş olan eserlerinden bir seçkiyi bir araya getiriyor. Dirimar t’ın ulusal ve uluslarara sı plat formlarda temsil et tiği sanatçının ailesi ve Türkiye’deki koleksiyonerlerin işbirliğiyle düzenlenen sergi, Fahrelnissa Zeid’in kırk yılı a şkın bir süre boyunca üret tiği farklı dönemlere ait yağlıboya resimlerinden örnekler sunuyor. Sergiye paralel olarak, Adila Laïdi-Hanieh’in kaleme aldığı Fahrelnissa Zeid: İç Dünyaların Ressamı adlı biyografinin Türkçe çevirisi RES Yayınları tarafından yayımlanıyor. Sergi, sanatçının 1940 – 80 yılları ara sına yayılan, minyatür kurgusunu çağrıştıran figüratif kompozisyonlarıyla erken dönemine; vitray yüzeylerini anımsatan geometrik ve lirik soyutlamacı çalışmalarıyla olgunluk dönemine ve por treye yoğunla şarak psikolojik anlatıyı ön plana çıkardığı geç dönemine ait eserlerini kapsıyor. İstanbul, Londra, Paris, Amman gibi şehirlerde ya şamını sürdüren Zeid, sanatında bu şehirlerin ve sanat or tamlarının etkilerini yansıtır. Sanatçının çalışmalarını İstanbul’da sürdürdüğü (1929 – 46) dönemde iç mekânlar kompleks birer resme dönüşür. Batı ve Doğu medeniyetlerinden ögelerin biraradalığının yansıtıldığı bu resimler bize, Zeid’in ya şadığı çevre hakkında bilgi vermenin yanı sıra, sonradan sayesinde adını duyuracağı soyut kompozisyonlarına giden adımların ipuçlarını da sunar. Sanatçının bu döneme ait eserlerinden Türk Hamamı (1943), Ingres ba şta olmak üzere Fransız or yantalistlere göndermeler yaparken, mavi bir vahada gruplar halinde toplanmış nü figürler ressamın bakışlarından habersiz, objeleşmiş duruşlarıyla Batılı tuval resminin kalıplarını yeniden yorumlar. Ressam özgüveninin oluştuğunu belir t tiği Londra ve Paris yıllarında (1946 –75), bu iki şehirde ve New York’ta aç tığı sergilerle çağda şı olduğu ressamların soyut sanat tar tışmalarına dâhil olur ve modern ressam kimliğini geliştirir. Bu tar tışmaların aktif bir katılımcısı olduğunu gösterir şekilde sava ş sonra sı Parisi’nde yeşeren Salon de Nouvelles Realités’nin kabul gören sanatçıları ara sına girer. Bizans, İslam ve Batı Avrupa etkileriyle inşa et tiği kendine özgü resim dili, tek üsluba indirgenemeyecek ve doğrusal bir zamansallıkla anla şılamayacak kadar katmanlı bir yapı gösterir. Fahrelnissa’nın 1980 tarihli Geçmişten Biri ba şlıklı otopor tresiyle ilgili beyanı bu tavrını güzel açıklar: resmi yaparken farkında olmadan or taya çıkan ellerin Fars, elbisenin Bizans, yüzün Girit, gözlerin de or yantal izler barındırma sının, kendisinin dör t uygarlığın mira slarını ta şıdığının göstergesi olduğunu söyler. Soyut çalışmalarında figüratif resimden uzakla şmış olsa da, bu tavrı resimdeki insani ve doğal unsurların dışlanma sı anlamına gelmez. Sergide yer alan Atomun ve Nebati Hayatın Parçalanışı (1962) isimli eser bu yakla şımın göstergesi olan kaleydoskopik bir etkiye sahip büyük ölçekli bir çalışma sıdır. Sanatçı, Emir Zeid’in vefatından sonra, 1975’te Amman’a gider. Burada kurduğu enstitüde ya şamının sonuna kadar kadın sanatçılara ücret siz dersler verir, resim yapar, Ürdün ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde sergiler açar. Fahrelnissa Zeid’in eserleri, hayatında olduğu gibi vefatından sonraki yıllarda da uluslarara sı müze ve sanat kurumlarında sergilenmeye devam etmektedir. FAHRELNISSA ZEID (d. 1901, İstanbul, ö. 1991, Amman) eğitimini İstanbul’da Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nde aldı, 1924 yılında Paris’te Académie Ranson, Atelier Bissière’de devam et ti. Sanat kariyeri boyunca Avrupa, ABD ve Or tadoğu’da elliye yakın sergiye ve bienale katıldı. Zeid’in resimleri Paris Modern Sanat Müzesi, New York, Cincinnati, Edinburgh ve Pit t sburgh’daki müzeler, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, İstanbul Modern, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Mathaf: Arap Modern Sanat Müzesi de dâhil olmak üzere birçok müze ve özel koleksiyonda yer almaktadır. Belli ba şlı kişisel ve karma sergileri şunlardır: Fahrelnissa Zeid, İstanbul Modern; Tate Modern, Londra; Deut sche Bank KunstHalle, Berlin (2017); Colori, GA M, Torino (2017); Post War: Ar t Between the Pacific and the Atlantic 1945- 65, Haus der Kunst, Münih (2016); The Pa st, the Present, the Possible, 12th Sharjah Biennial, Sharjah (2015); Tuzlu Su, 14. İstanbul Bienali (2015); Istanbul Modern – Bahrain, Bahrain National Museum (2013); Forever Now: Five Anecdotes from the Permanent Collec tion, Arab Museum of Modern Ar t, Doha (2012); Yeni Yapıtlar Yeni Ufuklar, İstanbul Modern (20 09); Istanbul Next Wave, Mar tin Gropius Bau, Berlin (20 09); Fahrelnissa ve Nejad: Gökkuşağında İki Kuşak, İstanbul Modern (20 06); The Centenar y of Fahrelnissa Zeid, Darat al Funun, Amman (20 01); Türkiye Cumhuriyet Merkez Banka sı Sanat Galerisi, Ankara (20 01); Üçü Bir Arada: Fahrelnissa- Aliye-Füreya, Yapı Kredi Ka zım Ta şkent Sanat Galerisi, İstanbul (20 01); Arab Women Ar tist s, Boston, Atlanta, Miami; National Museum of Women in the Ar t s, Wa shing ton, D.C. (1994); Retrospec tive, Royal Cultural Center, Amman (1983); Galerie Aujourd’hui, Palais des Beaux-Ar t s, Brüksel (1956); Recent Paintings by Fahrelnissa Zeid, Institue of Contemporar y Ar t s, Londra (1954); Fahr-El Nissa Zeid, Peintures Récentes, Galerie Dina Vier y, Paris (1953); Salon des Réalités Nouvelles, Paris (1951); Fahrelnissa Zeid, Hugo Galler y, New York (1950); Fahr-El-Nissa Zeid, Galerie Colet te Allendy, Paris (1949); Fahrunissa Zeid, Gimpel Fils, Londra (1948); Fahr-El-Nissa, St. George’s Galler y, Londra (1948); Kişisel Sergi, Ralli Apar tmanı, İstanbul (1945); 9., 11., 12. ve 14. d Grubu sergileri, İstanbul (1941– 46).

natura | 16

haberler | news

Dirimar t host s Fahrelnissa Zeid’s solo exhibition until November 4th. The exhibition brings together works compiled from private collec tions, some of which were displayed at the retrospec tive exhibitions held at Tate Modern and Deut sche Bank KunstHalle in 2017. The exhibition organized in cooperation with the collec tors in Turkey and ar tist ’s estate, who is represented by the galler y in national and international plat forms, exemplifies her oil paintings from dif ferent periods of her career spanning over more than for t y years. Concurrently with the exhibition, Turkish translation of her biography titled Fahrelnissa Zeid: Painter of Inner Worlds, writ ten by Adila Laïdi-Hanieh, is published by RES Publications. The exhibition includes works bet ween 1940 – 8 0: figurative compositions from her early period, reminiscent of miniature paintings; geometrical and lyrical abstrac tionist works from her maturit y period; por trait s focusing on psychological narration from her late period. Having lived in dif ferent cities including London, Paris, and Amman, Fahrelnissa Zeid’s ar tistic prac tice reflec t s influences of these cities and their ar t worlds. Interiors from her Istanbul period (1929 – 46) are transformed into complex paintings. Reflec ting the coexistence of element s from Ea stern and Western civilizations, these paintings not only give insight into the environment she lived in, but also give hint s of her steps towards her abstrac t compositions, which made her voice heard in the following years. Turkish Bath (1943) from this period, referring to French orientalist s, especially Ingres, reinterpret s pat terns of Western painting, with the use of nude figures having an objec tified look seeming unaware of the ar tist ’s glance, and depic ted a s groups gathered in a blue oa sis. During the period she lived in London and Paris (1946 –75), which she refers a s the years when she established her ar tistic self-confidence and developed an identit y a s a modern ar tist, Zeid joined the abstrac t ar t discussions among her contemporaries thanks to exhibitions she opened in these t wo cities and New York. She wa s included among prestigious ar tist s of Salon de Nouvelles Realités flourished in post-war Paris, which is also an indication of how ac tively she pariticipated in the discussions. Her distinc tive painting st yle shaped by the influences of Byzantine, Islamic, and Western European culture ha s a multi-layered charac teristic that cannot be defined with only one ar tistic st yle and explained with linear temporalit y. Zeid’s statement on her self-por trait titled Someone From the Pa st (198 0) explains this ar tistic at titude well: she states that the hand is Persian, the dress is Byzantine, the face is Cretan, and the eyes are Oriental, all emerged by themselves a s she wa s painting, indicating the fac t that she carries the legacy of these four civilizations. Even though she moved away from figurative painting towards the abstrac t, this at titude does not exac tly mean she excluded humanistic and natural element s. The large-scaled kaleidoscopic work titled Break of the Atom and Vegetal Life (1962) to be seen at the exhibition is an indicator of her approach. Af ter the death of Emir Zeid, in 1975, the ar tist moves to Amman. She gives free lec tures to woman ar tist s at the institute she founded, paint s, and opens exhibitions in Jordan and European cities for the rest of her life. A s in her life, Fahrelnissa Zeid’s works are being exhibited at international museums and institutions since her decea se. FAHRELNISSA ZEID (b. 19 01, Istanbul, d. 1991, Amman) studied at the Academy of Fine Ar t s) in Istanbul, and in 1924, she continued her education at Académie Ranson, Atelier Bissière in Paris. She par ticipated in approximately fif t y exhibitions and biennials in the United States, Europe, and the Middle Ea st through her ar tistic career. Her works are included in several private and public collec tions such a s Paris Museum of Modern Ar t, museums in New York, Cincinnati, Edinburgh, and Pit t sburgh, Istanbul Museum of Painting and Sculpture, Istanbul Modern, Ankara Museum of Anatolian Civilizations, Mathaf: Arab Museum of Modern Ar t. Her solo and group exhibitions include Fahrelnissa Zeid, Istanbul Modern; Tate Modern, London; Deut sche Bank KunstHalle, Berlin (2017); Colori, GA M, Turin (2017); Post War: Ar t Bet ween the Pacific and the Atlantic 1945 - 65, Haus der Kunst, Munich (2016); The Pa st, the Present, the Possible, 12th Sharjah Biennial, Sharjah (2015); Salt Water, 14th Istanbul Biennial (2015); Istanbul Modern−Bahrain, Bahrain National Museum (2013); Forever Now: Five Anecdotes from the Permanent Collec tion, Arab Museum of Modern Ar t, Doha (2012); New Works, New Horizons, Istanbul Modern (20 0 9); Istanbul Next Wave, Mar tin Gropius Bau, Berlin (20 0 9); Fahrelnissa and Nejad: Two Generations of the Rainbow, Istanbul Modern (20 0 6); The Centenar y of Fahrelnissa Zeid, Darat al Funun, Amman (20 01); Türkiye Cumhuriyet Merkez Banka sı Sanat Galerisi, Ankara (20 01); Fahrelnissa-AliyeFüreya: The Three of Them, Yapı Kredi Ka zım Ta şkent Sanat Galerisi, Istanbul (20 01); Arab Women Ar tist s, Boston, Atlanta, Miami; National Museum of Women in the Ar t s, Wa shing ton, D.C. (1994); Retrospec tive, Royal Cultural Center, Amman (1983); Galerie Aujourd’hui, Palais des Beaux-Ar t s, Brussels (1956); Recent Paintings by Fahrelnissa Zeid, Institue of Contemporar y Ar t s, London (1954); Fahr-El Nissa Zeid, Peintures Récentes, Galerie Dina Vier y, Paris (1953); Salon des Réalités Nouvelles, Paris (1951); Fahrelnissa Zeid, Hugo Galler y, New York (1950); Fahr-El-Nissa Zeid, Galerie Colet te Allendy, Paris (1949); Fahrunissa Zeid, Gimpel Fils, London (1948); Fahr-El-Nissa, St. George’s Galler y, London (1948); Solo Exhibition, Ralli Apar tmanı, Istanbul (1945); 9th, 11th, 12th, and 14th d Group exhibitions, Istanbul (1941- 46).

natura | 17


haberler | news

GALATASARAY LİSESİ’NİN 150. YILINDA İKİ SERGİ TWO EXHIBITIONS ON THE 150th ANNIVERSARY OF GALATASARAY HIGH SCHOOL Suna ve İnan Kıraç Vak f ı’nın kültür sanat a lanında fa a liyet gös teren iki kardeş kur umu Pera Müzesi ve İs t anbul Ara ş t ır ma lar ı Ens t itüsü, Ga lat a saray Lisesi’nin kur uluşunun 15 0. yılı kapsa mında iki ayr ı sergiyi sanat ve t ar ih meraklılar ıyla buluş tur uyor. Pera Müzesi’ndeki “Mek tep Meydan Ga lat a saray” sergisi Ga lat a saray Lisesi’nin yer i, işlevi, t ar ihi ve mekânıyla ilişkilenen güncel yap ıt lar ı bir araya get ir ir ken, İs t anbul Ara ş t ır ma lar ı Ens t itüsü’ndeki “Bat ıya Aç ılan Pencere: Ga lat a saray Lisesi’nin 15 0 Yılı (18 6 8 -2018)” sergisi mek tebin 18 6 8 ’den bu yana süren nitelikli insan yet iş t ir me viz yonundan kesit ler sunan kapsa mlı bir ar şivi gün yüzüne ç ıkar t ıyor. 14 Eylül - 25 Ka sım t ar ihler i ara sında izleyiciyle buluş an sergi, Ga lat a saray Lisesi’nin t ar ihi ve mekânıyla ilişkilenen yap ıt lar ı bir araya get ir ir ken, 15 0 yıldır kente mâ l olan kur uma güncel sanatç ılar ın bakı ş ını yansıt ıyor. Pera Müzesi’nin kardeş kur umu İs t anbul Ara ş t ır ma lar ı Ens t itüsü’ndeki “Bat ıya Aç ılan Pencere: Ga lat a saray Lisesi’nin 15 0 Yılı” ba şlıklı ar şiv sergisi ise, mek tebin 18 6 8 ’den bu yana süren nitelikli insan yet iş t ir me viz yonundan kesit ler içer iyor. “Mek tep Meydan Ga lat a saray” sergisi, kur uluşunun 15 0. yılında bir eğ it im kur umu ve haf ıza mekânı olarak Ga lat a saray Lisesi’ne, yap ısından işlevine, mekânından kent içindeki konumuna güncel bir per spek t if ten bakıyor. Sergi, binanın köklü geçmişine ve okul va s f ına referansla isim bulur ken, Tür kiye’nin sos yopolit ik belleğ ine yer leşmiş ka musa l a lanlardan bir i olan Galat a saray Meydanı ile ilişkisine de at ıf t a bulunuyor. Çoğu sergiye özel ve yeni üret ilen resim, heykel, yer leş t ir me, fotoğraf, video, ses ve per for mans gibi far klı mecra lardan yap ıt lar ı bir araya get iren serginin küratörlüğünü Çelenk Bafra üs t leniyor. Sergide A li Ka zma , Antonio Cosent ino, Bar ı ş Gök tür k, bir iken (Melis Tezkan ve Okan Ur un), Burak Delier, Cema l Emden, Elvan A lpay, Ha san Deniz, Hera Büyük t a ş ç ıyan, Vahit Tuna’nın ç a lı şma lar ı yer a lıyor. İs t anbul Ara ş t ır malar ı Ens t itüsü’nde aynı gün ziyarete aç ılan ve küratör lüğünü İz zeddin Ça lı şlar ’ın yap t ığ ı “Bat ıya Aç ılan Pencere: Ga lat a saray Lisesi’nin 15 0 Yılı” sergisi ise çeşit li kur umsa l ve özel kolek siyonlardan der lenen fotoğraf, f ilm, efemera ve obje gibi or ijina l ma lzemeler ek seninde mek tebin t ar ihsel öyküsünü mercek a lt ına a lıyor.

haberler | news

A s t wo sis ter ins t itut ions of t he Suna a nd İna n K ıraç Foundat ion t hat op erate in t he f ield of culture a nd a r t s, Pera Museum a nd Is t a nbul Resea rch Ins t itute present a r t a nd his tor y ent husia s t s wit h t wo dif ferent exhibit ions in t he f ra me of t he 15 0 t h a nniver s a r y of Ga lat a s a ray H igh S cho ol’s foundat ion. W hile t he “S cho ol S qua re Ga lat a s a ray” exhibit ion at Pera Museum br ing s toget her contemp ora r y wor k s relate d to t he lo c at ion, f unc t ion, his tor y a nd venue of Ga lat a s a ray H igh S cho ol; Is t a nbul Resea rch Ins t itute’s “A W indow to t he Wes t : 15 0 Yea r s of t he Ga lat a s a ray Lycé e (18 6 8 -2018)” exhibit ion unea r t hs a comprehensive a rchive t hat present s glimpses f rom t he scho ol’s vision, since 18 6 8 , to t ra in qua lif ie d individua ls. Welcoming it s visitor s b et we en S eptemb er 14 – N ovemb er 25, t he exhibit ion a ssembles wor k s t hat a sso c iate wit h t he his tor y a nd venue of Ga lat a s a ray H igh S cho ol, a nd ref le c t s t he p er sp e c t ives of mo der n a r t is t s into t he ins t itut ion, which ha s b e en o ccupying a signif ic a nt place for t he c it y for 15 0 yea r s. A s Pera Museum’s sis ter ins t itut ion, Is t a nbul Resea rch Ins t itute hos t s a n a rchive exhibit ion t it le d “A W indow to t he Wes t : 15 0 Yea r s of t he Ga lat a s a ray Lycé e”, featur ing glimpses f rom t he scho ol’s vision, since 18 6 8 , to t ra in skille d individua ls. The “S cho ol S qua re Ga lat a s a ray” exhibit ion t ackles Ga lat a s a ray H igh S cho ol a s a n e duc at iona l ins t itut ion a nd memor y space on it s 15 0 t h a nniver s a r y of foundat ion, t a king a mo der n lo ok at it s s t r uc ture, f unc t ion, venue a nd t he p osit ion in t he c it y. W hile t he exhibit ion t a kes on t he na me in reference to t he building ’s well-ro ote d his tor y a nd it s cha rac ter a s a place of e duc at ion, it a lso references t he Ga lat a s a ray S qua re a s one of t he public spaces ro ote d in Tur key ’s so c iop olit ic a l memor y. Curate d by Çelenk Baf ra , t he exhibit ion gat her s wor k s f rom dif ferent me diums such a s pa int ing, sculpture, ins t a llat ion, photogra ph, vide o, audio a nd p er for ma nce, ma ny of which have b e en create d re cent ly a nd sp e c if ic a lly for t he o cc a sion. The exhibit ion features wor k s f rom A li K a zma , A ntonio Cosent ino, Ba r ı ş Gök tür k, bir iken (M elis Tezka n a nd O ka n Ur un), Bura k D elier, Cema l Emden, Elva n A lpay, Ha s a n D eniz, H era Büyük t a ş ç ıya n a nd Va hit Tuna . A s for t he “A W indow to t he Wes t : 15 0 Yea r s of t he Ga lat a s a ray Lycé e” exhibit ion, which is curate d by İz ze ddin Ç a l ı ş la r a nd launche d on t he s a me day at Is t a nbul Resea rch Ins t itute, it scr ut inizes t he his tor ic a l s tor y of t he scho ol a long t he a xis of or igina l mater ia ls such a s photogra phs, f ilms, ephemera a nd obje c t s, compile d f rom t he colle c t ions of ins t itut ions a nd pr ivate individua ls. A s a s t r uc ture dat ing back to 14 81 a nd put into ser vice a s a high scho ol by A b düla ziz on S eptemb er 1, 18 6 8 , by t he na me of t he M ek teb -i Sult â nî (Lycé e Imp ér ia l O t toma n de Ga lat a S era i), t he Ga lat a s a ray H igh S cho ol s t a nds for one of Tur key ’s mos t reput a ble e duc at iona l ins t itut ions a nd is def ine d a s t he count r y ’s f ir s t se cula r a nd Europ ea n integrate d public scho ol. In t he 19 t h centur y, t he s tudent s of t he M ek teb -i Sult â nî, who were t he children of fa milies ma ny of whom embrac ing t he mo der nizat ion movement , grew up in a n environment t hat wa s dif ferent f rom t he t radit iona l s t r uc ture, due to t he French e duc at ion t hey had re ceive d a nd t he scho ol b eing in Pera , a Wes ter nize d neighb or ho o d of t he c it y. Throughout it s 15 0 yea r s of his tor y, Ga lat a s a ray H igh S cho ol c a me to t he fore a s a n e duc at iona l ins t itut ion t hat t ra ine d qua lif ie d s tudent s for t he f ields of a r t , ac ademy, bureaucrac y, diplomac y a nd business. A pa r t f rom it s role of t ra ining s tudent s, t he ins t itut ion a lso o ccupie d a n undenia ble place in t he cultura l scene of t he c it y; it vir tua lly b e c a me a me et ing p oint for culture -a r t c irc les wit h numerous p er for ma nces, conferences, fes t iva ls a nd exhibit ions in t he f ields of dra ma , c inema , music , literature a nd visua l a r t s. Going public dur ing event s a nd exhibit ions, t he scho ol complex b ot h s t reng t hene d it s public it y a nd increa se d it s va lue t hrough t he cultura l her it age it had create d, not only in t he eyes of t he s tudent s or t he a lumni of t he scho ol, but a lso for t he ent ire c it y. In addit ion to t he va lue it adde d to t he c it y wit h it s cultura l her it age, t he squa re to which Ga lat a s a ray H igh S cho ol op ens it s do or s, a lso went b eyond b eing a mere scho ol squa re a nd t ra ns for me d into one of t he public spaces engrave d in t he colle c t ive memor y of t he count r y, wit nessing t he living memor y of t he so c iet y. The “S cho ol S qua re Ga lat a s a ray” exhibit ion c a n b e se en at Pera Museum unt il N ovemb er 25, 2018 , a nd “A W indow to t he Wes t : 15 0 Yea r s of t he Ga lat a s a ray Lycé e” exhibit ion c a n b e se en at Is t a nbul Resea rch Ins t itute unt il Febr ua r y 23, 2019.

Kökler i 14 81 yılına dayanan bir yap ı olan ve 1 Eylül 18 6 8 t ar ihinde Sult an Abdüla ziz t araf ından Mek teb -i Sult ani adıyla lise olarak hizmete sunulan Ga lat a saray Lisesi, Tür kiye’nin en it ibar lı eğ it im kur umlar ından bir i olmakla bir lik te ilk la ik ve Avr upa’ya entegre devlet okulu olarak nitelendir ilir. 19. yüz yılda çoğunluğu moder nleşme hareket ini benimseyen a ileler in çocuklar ı olan Mek teb -i Sult ânî öğrenciler i, a ldıklar ı Fransız eğ it imi nedeniyle ve okulun Pera gibi kent in Bat ılı maha llesinde bulunma sından dolayı gelenek sel yap ıdan far klı bir çevrede yet işir. Ga lat a saray Lisesi 15 0 yıllık t ar ihi boyunc a sanat , akademi, bürokra si, dip loma si ve iş dünya sına nitelikli öğrenciler yet iş t iren bir eğ it im kur umu olarak öne ç ıkar. Yap ının öğrenci yet iş t ir menin yanı sıra kent in kültür hayat ında yadsına ma z bir yer i oluşur ; t iyatro, sinema , müzik, edebiyat ve gör sel sanat lar a lanındaki sayısız gös ter i, konferans, fes t iva l ve sergiyle, kültür-sanat çevreler i için adet a bir buluşma nok t a sı ha line gelir. Sergi ve et kinliklerde ha lka aç ılan okul komplek si hem ka musa llığ ını sağ la mla ş t ır ır hem de yarat t ığ ı kültür mira sıyla sadece Ga lat a saraylılar için değ il tüm kent için değer ka zanır. Yarat t ığ ı kültür mira sıyla kente değer ka zandıran Ga lat a saray Lisesi’nin kap ılar ının aç ıldığ ı meydan, za manla okul meydanı olmanın çok ötesine geçerek, ülkenin toplumsa l belleğ ine yer leşmiş ka musa l a lanlar ından bir ine dönüşür, toplumun nabzını ve haf ıza sını tut ar. “Mek tep Meydan Ga lat a saray” sergisi 25 Ka sım 2018 ’e kadar Pera Müzesi’nde, “Bat ıya Aç ılan Pencere: Ga lat a saray Lisesi’nin 15 0 Yılı” sergisi 23 Şubat 2019 ’a kadar İs t anbul Ara ş t ır ma lar ı Ens t itüsü’nde ziyaret edilebilir. natura | 18

natura | 19


haberler | news

haberler | news

EQUAL SPACES: YARATICI / AKILLI / KAPSAYICI ŞEHİRLER EQUAL SPACES: CREATIVE / SMART / INCLUSIVE CITIES

Equal Spaces is a project about creative, smart and inclusive cities initiated by the Swedish Institute in Stockholm and the Consulate General of Sweden in

Equal Spaces, Swedish Institute ve İsveç Başkonsolosluğu’nun geliştirdiği yaratıcı, akıllı ve kapsayıcı şehirleşmeyi destekleyen bir proje. Şehir planlama, mimari, tasarım ve diğer yaratıcı alanları kapsayan, çok disiplinli bir proje olan Equal Spaces, İsveç’ten ve Türkiye’den partnerler ile yeni diyaloglar ve işbirlikleri oluşturma, bilgi transferi ve inovatif çözümler için ortak üretimler hedefliyor. Equal Spaces kapsamında 2018 yılı sonbaharında İstanbul ve İzmir şehirlerinde sergiler, atölyeler, laboratuvar çalışmaları, konuşmalar ve diğer katılımcı aktiviteleri içeren bir içerik planlandı. Proje bütünsel bir yaklaşım izleyerek, yaratıcı profesyoneller, kurumlar, öğrenciler, ticari kuruluşlar ve vatandaşları kapsayan şehirdeki farklı aktörleri bir araya getirerek yaşam kalitesini arttırma ve dolayısıyla toplum üzerinde olumlu bir etki oluşturmayı hedefliyor. Bu çalışma yaratıcı, akıllı ve kapsayıcı şehirler başlıkları altında şekillendiriliyor. Yaratıcı sektör gelişmeyi, inovasyonu ve kentsel alanlardaki kapsayıcı yaklaşımları destekliyor. “Yıkıcı düşünme” olarak tercüme edilebilecek “disruptive thinking” sayesinde yaşam kalitesini, sürdürülebilirliği ve sosyal bütünlüğü destekleyecek alternatif girişimcilik modelleri ortaya çıkıyor. Akıllı şehirler ise inovasyon ve dijitalleşme ile çevre ve iklim dostu teknolojiler sunuyor. Katılımcı bir şehir politikası izlemek ise insan kapitalinin daha iyi kullanılmasını ve daha demokratik sosyal platformlar oluşturmayı sağlıyor. Kapsayıcı şehirler başlığı altında erişilebilirlik, cinsiyet eşitliği, sosyal ve ekolojik sürdürülebilirlik konuları ele alınacak.

Within the scope of Equal Spaces, a series of activities including exhibitions, workshops, labs, talks and other participatory activities will take place in

“Equal Spaces” Etkinlik Serisi İstanbul 4. İstanbul Tasarım Bienali’nin bir parçası olarak İsveçli dokuma sanatçısı Emelie Röndahl, 21 Eylül’de SALT Galata’daki sergisine paralel olarak Google Weaving Stop-time Atölyesi’ni yürüttü. Atölye, dünyanın farklı şehirlerinden 20 dokuma sanatçısını bir araya getiren kolektif bir çalışmaya dayanıyor. Emelie Röndahl aynı zamanda 22 Eylül’de SALT Galata’da herkesin katılımına açık bir konuşma için Onkar Kular ile bir araya geldi. lapsis (Swedish Arts Grants Committee International Program for Visual and Applied Artists) tarafından organize edilen Urgent Pedagogies paneli, 4. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında 22 Eylül’de gerçekleşti. Urgent Pedagogies, istisna mekanları üzerinden öğrenmek ve unutmak temalarına odaklanıyor. Panel, Sepake Angiama, Markus Bader, Jan Boelen, Magnus Ericson, Joseph Grima, Sandi Hilal, Onkar Kular, Peter Lang, Tor Lindstrand, Pelin Tan ve Merve Gül Özokcu gibi farklı alanlardan fikir önderleri bir araya geldi. Social City projesi, “Patterns of the city” başlığı altında demokratik ve eşit mekânlar fikrini Türkiye’den ve İsveç’ten yaratıcı profilleri bir araya getirerek çok disiplinli bir anlayışla yansıtan uzun soluklu bir değişim programı. Social City kapsamında Ekim 2018’de herkesin katılımına açık bir sunum ve atölye gerçekleştirilecek. ArkDes, Swedish Centre for Architecture and Design ile Kasım ayı içerisinde 4. İstanbul Tasarım Binali kapanış etkinlikleri kapsamında bir seminer gerçekleştirilecek.

Istanbul. Through a transdisciplinary approach covering urban planning, architecture design and other creative areas, ‘Equal Spaces’ is aiming to inspire to new dialogues and collaborations, transfer of knowledge and co- creation of innovative solutions in cooperation with Swedish and Turkish partners. İstanbul and İzmir in the autumn of 2018. Through a holistic approach, the aim is to bring different actors of urban surroundings together – creative professionals, organizations, students businesses and citizens - in order to contribute to the quality of living and create a positive impact on the society. This will be realized under three topics; creative, smart and inclusive. Creativity triggers growth, innovation and inclusion in urban surroundings. Through disruptive thinking, alternative entrepreneurial models are developed which support well-being, sustainability and social cohesion whereas smart cities involve innovation, digitization, environmental and climate friendly technologies which support intelligent infrastructures. This promotes shared economy and thus self-sustaining communities. Through promoting engagement of diverse groups of citizens, inclusive urban surroundings make use of the human capital and create democratic social platforms. Accessibility, gender-equality, social and ecological sustainability are topics that will be discussed under the headline of inclusive cities.

Events as part of ‘Equal Spaces’ İstanbul As part of the 4th Istanbul Design Biennial, Swedish weaving artist Emelie Röndahl led a Google Weaving Stop-time Workshop connected to her exhibition at SALT Galata on September 21. The workshop is based on a collective work including 20 weavers from different parts of the world. Emelie Röndahl was also be in conversation with Onkar Kular for a public talk at SALT Galata on September 22. Urgent Pedagogies public talk was organized by Iaspis (Swedish Arts Grants Committee International Program for Visual and Applied Artists) on September 22 as part of the 4 th Istanbul Design Biennial. Urgent Pedagogies focuses on learning and unlearning through spaces of exception by bringing a diverse group of opinion leaders together: Sepake Angiama, Markus Bader, Jan Boelen, Magnus Ericson, Joseph Grima, Sandi Hilal, Onkar Kular, Peter Lang, Tor Lindstrand, Pelin Tan and Merve Gül Özokcu. The Social City project is a long term exchange between Turkish and Swedish creators, reflecting on the democratic and equal space idea with an interdisciplinary approach under the theme Patterns of the city. A workshop and public presentation will be held in Istanbul in October. A seminar with ArkDes, the Swedish Centre for Architecture and Design, will be organized as part of 4th Istanbul Design Biennial in Istanbul in connection with the closure of the Biennial in November.

İzmir Exhibitions, presentations, talks and gatherings will take place at the first week of October at İzmir Mimarlık Merkezi and the K2 gallery. Each exhibition is accompanied by panel talks bringing together professionals from both countries to trigger a creative dialogue around current challenges and opportunities. The Smart City and Woodland Sweden exhibitions will open on October 1, at İzmir Mimarlık Merkezi. The Smart City exhibition shows Swedish examples that strive to meet urban challenges in an efficient and sustainable way. Woodland Sweden is an exhibition which shows the rapid development in innovative contemporary architecture. The Aiming for Democratic Architecture exhibition will open on October 2 at K2. A Creative, Equal &amp; Smart City Pecha Kucha event will take place on October 3, bringing Swedish and Turkish representatives together to exchange knowledge and experience. As part of the National Architecture Week, İzmir Mimarlik Merkezi will host a Swedish guest speaker on October 6. Swedish and Turkish films connected to the Equal Spaces theme will be shown at İzmir Mimarlık Merkezi between October 9 - 16 and 23 - 30. A HackathonARKIMAGITON focusing on urban farming and urban gardening will take place on October 27-28.

İzmir Ekim ayının ilk haftasında İzmir Mimarlık Merkezi ve K2 Galeri’de sergiler, sunumlar, konuşmalar ve buluşmalar gerçekleşecek. Sergiler, her iki ülkeden profesyonelleri günümüzdeki zorluklar ve fırsatlar ile ilgili yaratıcı diyalogları teşvik etmek için bir araya getiriyor The Smart City ve Woodland Sweden sergileri 1 Ekim’de İzmir Mimarlık Merkezi’nde açılıyor. The Smart City sergisi İsveç’teki kentsel zorluklara sürdürülebilir ve etkili bir şekilde yanıt vermek ile ilgili örnekleri gösteriyor. Woodland Sweden ise inovatif çağdaş mimarlıktaki hızlı gelişmeleri sergiliyor olacak. Aiming for Democratic Architecture sergisi 2 Ekim’de İzmir’deki K2 Galeri’de açılıyor olacak. Creative, Equal &amp; Smart City başlıklı Pecha Kucha etkinliği, 3 Ekim’de İsveç’ten ve Türkiye’den yaratıcı profilleri bilgi ve deneyim değişimi etrafında bir araya getirecek. İzmir Mimarlik Merkezi, Ulusal Mimarlık Haftası kapsamında, 6 Ekim’den itibaren panellere ve 9 - 16 Ekim ve 23 - 30 Ekim tarihleri arasında Equal Spaces teması etrafında İsveç ve Türkiye’den film gösterimlerine ev sahipliği yapacak. Kentsel tarım ve kent bahçeciliği başlıklı Hackathon- ARKIMAGITON, 27-28 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek. natura | 20

natura | 21


haberler | news

ATİLLA YÜCEL YAŞAMINI YİTİRDİ ATİLLA YÜCEL PASSED AWAY Türkiye mimarlık düşüncesinin önemli isimlerinden, mimar ve akademisyen, MArS Mimarlar kurucusu Atilla Yücel, 21 Eylül 2018’de yaşamını yitirdi. MArS Mimarlar’ın son projelerinden, Uçhisar-Kapadokya’daki Ariana Sürdürülebilir Butik Otel’i Natura olarak Ocak-Şubat 2018 sayısında kapağımıza taşımıştık. Atilla Yücel için, 22 Eylül günü İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde bir tören düzenlendi. 1942 yılında İstanbul'da doğan Atilla Yücel, 1965 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi'nden yüksek mimar mühendis olarak mezun oldu. İTÜ dışında çeşitli Türk ve yabancı üniversitelerde ve programlarda konuk öğretim üyeliği dışında birçok konferansa katıldı ve jüri üyeliği yaptı. MO, UIA, UNESCO, CIB, AKAA, UNPD, UNCHS, CEAA, AIA gibi ulusal ve uluslararası bir dizi mesleki ve bilimsel kuruluş üyelikleri ve etkinliklerine katılan Atilla Yücel'in mimarlık kuramı, konut ve kent mekânı ile ilgili ulusal ve uluslararası araştırma ve yayınları bulunmaktadır. 1983'den beri önemli kesimi yayınlanmış konut, kamu yapıları, turizm, restorasyon, koruma proje ve uygulamaları olan Atilla Yücel tasarım etkinlikleri yanında İTÜ'de başladığı akademik çalışmalarını Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde de sürdürdü. One of the leading figures of Turkish architectural ideology and the founder of MArS Architects, the architect and academician Atilla Yücel passed away on September 21, 2018. As Natura Magazine, we have featured Ariana Sustainable Luxury Lodge in Uçhisar-Cappadocia, one of the latest projects of MArS Architects, as the cover story of our JanuaryFebruary 2018 issue. On September 22, a memorial service was organized for Atilla Yücel at Istanbul Technical University (ITU), Faculty of Architecture. Born in 1942 in İstanbul, Atilla Yücel graduated from ITU Faculty of Architecture in 1965, as an architectural engineer (MSc). In addition to ITU, he also worked as a guest lecturer in various universities and programs in Turkey and abroad, attended numerous conferences and served as a jury member. Having acted as a member and participant of a series of national and international professional and scientific organizations such as MO, UIA, UNESCO, CIB, AKAA, UNPD, UNCHS, CEAA and AIA, Atilla Yücel also has national and international research and publications related to architectural theory, housing and urban space. Having projects and implementations on housings, public buildings, tourism, restoration and conservation, many of which have been published since 1983, Atilla Yücel continued his academic studies that he started in ITU, at International Cyprus University and Istanbul Bilgi University, along with his design-related initiatives. natura | 22

Ariana Sürdürülebilir Butik Otel Ariana Sustainable Luxury Lodge


haberler | news

haberler | news

MARDİN KORUMA GÜZ KAMPI MARDİN FALL CONSERVATION CAMP Mardin’de 9-17 Eylül tarihleri arasında meslek yüksekokulu ve lisans öğrencileri için koruma kampı düzenlendi. Güz Kampı sırasında öğrenciler eski Mardin’de konakladı, kendi atölye çalışmalarını tamamladıktan sonra grup atölyelerine ya da arazi gezilerine katıldı. Güz Kampı’nın tamamını başarılı bir şekilde tamamlayan katılımcılara sertifika verilecek. Sertifika alanlar, Edinburgh’da düzenlenecek Liderlik Akademisi’ne başvurma şansı kazanacak. Koru-t a sar la-yap yakla şımını benimseyen bu kamp, kültürel mira sın korunma sında uygulama alanına yoğunla şıyor, t a sar ım ve inşa at geleneğinde yaparak düşünmeye odaklanıyor. Güz kampı, günümüzde üniversite ve meslek yük sekokulu mezunlar ının toplumdaki değişen rolü üzer ine eğiliyor. Sürdürülebilir bir yaklaşım olan t ar ihi zana atlar ve us t alığ ın devamlılığ ını ve doğru yöntemler le korunma sını vurguluyor. Ta şınır ve t a şınma z kültür mira slar ı üzer indeki bozulmalar ı anlayarak, özgün t a sar ıma ve gelenek sel üretim yöntemler ine sadık kalarak onarmayı prensip olarak benimsiyor. Koruma Güz Kampı, KORU (Kültürel Mirasın Korunmasında Kapasite Geliştirme) Projesi’nin bir parçasıdır. KORU Projesi, Kültürel Mirası Koruma Derneği ve Edinburgh World Heritage ortaklığında ve British Council Kültürel Koruma Fonu desteği ile gerçekleşmektedir. Koruma Güz Kampı grup atölyeleri, uygulama atölyeleri ve arazi gezilerinden oluşuyor. Kamp boyunca Mardin ve civarındaki miras alanları, taş ocakları, restorasyon şantiyeleri ziyaret edildi. Grup atölyeleri teorik sunumlar, tartışmalar, belgesel/film gösterimlerini içeriyor. Bunların bir kısmı kamuya açık olup katılımcılara Mardin sakinleri ile kaynaşma fırsatı sağlıyor. Sunumlar, alanlarında uzman koruma mimarları, restoratör ve arkeologlar tarafından yapılıyor. Grup atölyeleri, uygulama atölyeleri için temel oluşturuyor. Ayrıca katılımcılar, bir hafta boyunca ustalarla beraber mimari restorasyon, mobilya restorasyonu ve miras yorumlama atölyelerinin birinde çalıştı. Tüm uygulamalarda geleneksel malzeme ve teknikler kullanılarak, Mardin’in kültürel mirasının sürdürülebilir bir şekilde korunmasına etki edildi. Bu mirasın güncel bir şekilde anlaşılması, yorumlanması ve günümüze kazandırılmasına katkı sunulması hedeflendi.

natura | 24

The city of Mardin hosted a conservation camp between September 9 – 17, aiming at vocational school and undergraduate students. During the Fall Camp, students stayed in the old city and participated in group workshops or field trips after completing their own workshops. The Fall Camp will present a certificate to the participants who successfully complete the entire programme. These certificate holders will have the opportunity to apply to the Leadership Academy to be held in Edinburgh. Adopting a conserve-design-build approach, the camp centers upon the implementation field in conserving cultural heritage, while focusing on active thinking in the frame of design and construction tradition. The Fall Camp gravitates towards today’s university and vocational school graduates and their changing roles in society. It emphasizes historical crafts and the continuity of mastership as a sustainable approach, while stressing the need to protect them through accurate methods. The programme principally adopts restoration by adhering to original design and conventional production methods, after capturing the deformations to be found on movable and immovable cultural heritage. The Fall Conservation Camp is a sub organization of the KORU (Capacity Building in Cultural Heritage Protection) Project. The project is carried out by the Association for the Protection of Cultural Heritage together with Edinburgh World Heritage and it is supported by the British Council Cultural Protection Fund. The Fall Conservation Camp is comprised of group workshops, applied workshops and field trips. During the camp programme, participants will visit heritage sites, quarries and restoration areas. Group workshops include theoretical presentations, discussions and documentary/film screenings. Some of these events are open to public, thus providing participants an opportunity to come together with the residents of Mardin. The presentations are made by conservation architects, restorers and archaeologists who are all experts in their fields. These group workshops form a basis for applied workshops. Participants also worked with masters for a week in one of the workshops for architectural restoration, furniture restoration and heritage interpretation. They will influence the sustainable conservation of Mardin’s cultural heritage by using indigenous materials and techniques in all implementations. Therefore they aimed to contribute to the contemporary understanding, interpretation and reintegration of this heritage.

SNAIDERO MUTFAK'TAN YENİ TASARIMLAR NEW DESIGNS FROM SNAIDERO KITCHEN 25 yılı aşkın bir süredir Türkiye ithal hazır mutfak sektöründe hizmet veren Snaidero/ Modem AŞ , Pininfarina ,Massimo Losa Ghini ,Michele Marcon gibi dünyaca ünlü tasarımcıların hazırladığı yeni mutfak modelleriyle Kalamış’taki showroomlarını yenileyerek müşterilerinin beğenisine sundu. Trump Tower , Acar Blu , Metro City , Emaar Square, Torun Center ,Çamlıca’da Mesa, Kasaba Evleri, Next Level ve benzeri Türkiye’nin önde gelen projelerinde yer alan Snaidero Mutfak Genel Müdürü Cem Durlanık , sektörde yaşanan daralmaya rağmen özellikle toplu işlerde Snaidero markasının kazandırdığı prestij nedeniyle Türkiye’nin önde gelen firmalarının tercih sebebi olduklarını belirtti.

Operating in Turkey’s imported fittedkitchen sector for over 25 years, Snaidero/Modem Inc. has refurbished and reintroduced its showroom in Kalamış, showcasing new kitchen models prepared by world-renowned designers such as Pininfarina, Massimo Losa Ghini and Michele Marcon. Having participated in the leading projects of Turkey, including Trump Tower, Acar Blu, Metro City, Emaar Square, Torun Center, Mesa in Çamlıca, Kasaba Houses, Next Level, etc., Snaidero Kitchen’s General Manager Cem Durlanık stated that the Snaidero brand has become a go-to option for Turkey’s leading firms, thanks to the prestige that it brings to the table especially in mass projects, despite the economic shrinkage experienced throughout the sector.

natura | 25


haberler | news

haberler | news

CCA’DEN "GREYSTONE: TOOLS FOR UNDERSTANDING THE CITY" SERGİSİ

“GREYSTONE: TOOLS FOR UNDERSTANDING THE CITY” EXHIBITION BY CCA * Greystone: Feldispat ve ojit ya da kalsiyumdan oluşan gri renkli bir volkanik kaya çeşidi. *Greystone: A grey volcanic rock composed of feldspar and augite or hornblende. Selin Biçer Yüksek Mimar / M.Arch

The Canadian Centre for Architecture’un (CCA) sunduğu ve Phyllis Lambert’ın küratörlüğünü yaptığı “Greystone: Tools for Understanding the City” (Greystone: Kenti Anlamak için Kullanılan Araçlar) sergisi geçtiğimiz Mart ayında sona erdi. Greystone binalara karşı duyulan derin bağlılığın bir ifadesi olan bu sergi, 40 yılı aşkın süredir devam eden geniş bir araştırma projesinin ürünü ve bu binaların 17. - 20. yüzyıl arasındaki tarihini fotoğraf serileriyle ortaya koyuyor. Kent, zaman içinde şekillenirken oluşan jeolojik, topoğrafik, siyasi, kültürel ve etnik köken etkilerini yansıtıyor. 1973 – 1974 yılları arasında Montreal’in mahallelerinde Phyllis Lambert ve Richard Pare tarafından yapılan bir fotoğrafçılık misyonu olarak tasarlanan Greystone fotoğraf serisi kentin büyümesi, mimari anlatım ve bireyler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarıyor. Lambert, görsele odaklanan bir araştırma yaklaşımı olarak bu misyonu, “kent mirasının korunmasıyla ilgili artan endişeler için bir katalizör” olarak tanımladı. Montreal adası boyunca birleştirici bir his yaratan Greystone binalar, bu projenin kapsam ve taleplerinin ana nedenini oluşturdu. Bu proje ile Eski Montreal, özgün banliyöler ve mahalleler haritalandı. Kent dokusunu analiz etmenin olası yolları arasında tek bir malzeme üzerinde odaklanmak, çeşitli konulara ışık tuttu; başlangıçta işlevsel olan, Montreal gri renkli kireçtaşı binalar, diğer malzemelerle inşa edilenlerden farklı olarak, özel sembolik değerlere sahipti.

natura | 26

17. ve 18. yüzyıllarda kalın taş duvarlar saldırıya, ateşe ve soğuğa karşı koruma sağlarken 19. yüzyılda, Greystone binalar pragmatikten semboliğe doğru dönüşen bir rol üstlenerek siyaset, ticaret, kültürel kimlik, toplum ve insani amaçlardaki değişimleri yansıtan, birbirini izleyen, katmanlı maddi dönüşümler yoluyla gelişti. Siyah beyaz fotoğraflar sayesinde kentin topoğrafyasını, bina tarihlerini, binaların mimarlarını, bina sahiplerini ve bina sakinlerini anlamanın temeli olan haritalar genişletildi ve tamamlandı. Bu çalışmanın esasını oluşturan araştırma kaynakları arasında sigorta haritaları, tarihi şehir haritaları, kadastro planları, belediye vergi beyannameleri, şehir rehberleri, noter kayıtları ve özel gazeteleri içeren birincil belgeler yer alıyor. Bu sergi için yapılan ve sunulan araştırma, toplumsal bir kentsel değişim tarihinin oluşturulmasına neden oldu…

While thick stone walls provided protection against attack, fire and the cold in the 17th and 18th centuries, Greystone buildings undertook a role gravitating from pragmatic to symbolic through consecutive, layered material transformations, reflecting the changes in politics, trade, cultural identity, society and human ambition in the 19th century. Black and white photographs paved the way for expanding and complementing maps that are essential to understanding the city’s topography, as well as the dates, architects, owners and residents of the buildings. Among the sources of research forming the basis of this study are insurance atlases, historical city maps, cadastral plans, municipal tax assessment rolls, city guides, notarial records and primary documents that include private papers. The research conducted and presented for this exhibition led to forming a social history of urban transformation...

Presented by the Canadian Centre for Architecture (CCA) and curated by Phyllis Lambert, “Greystone: Tools for Understanding the City” exhibition came to an end in March this year. Paying homage to Greystone buildings, the exhibition stands for a product of vast research project proceeding for more than 40 years, revealing the history of these buildings from the 17th to the 20th centuries through photographic series. It reflects the effects of geology, topography, politics, culture and ethnicity while the city is being shaped over time. Organized as a photographic mission carried out by Phyllis Lambert and Richard Pare through the neighborhoods of Montreal from 1973 to 1974, the Greystone photographic series unearths the relationship between city growth, architectural expression and individuals. Lambert defines this mission, a research approach grounding on the visual, as a “catalyst for increased concerns about the conservation of the city’s heritage”. Creating a unifying sense across the island of Montreal, Greystone buildings formed the pivotal starting point of the scope and demanding aspects of the project. The project paved the way for mapping Old Montreal, original faubourgs and other neighborhoods. Among a plethora of ways to analyze city fabric, focusing on a single material shed light on a wide range of topics; originally functional, Montreal grey limestone buildings had unique symbolic value unlike those built with other materials.

natura | 27


haberler | news

CONTEMPORARY İSTANBUL’UN 13'ÜNCÜSÜ GERÇEKLEŞTİ THE 13th EDITION OF CONTEMPORARY ISTANBUL COMES TO AN END Yağmur Yıldırım Mimar / Architect

20-23 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen 13. Contemporary İstanbul fuarı, 54’ü yurtdışından toplam 83 galeriyi, 650’nin üzerinde sanatçıyı ve yaklaşık 2 bin eseri sanatseverler ile buluşturdu. Fuarı 74 binin üzerinde kişi ziyaret etti. Held between September 20-23, the 13th edition of Contemporary Istanbul Art Fair has presented art enthusiasts with nearly 2,000 works and more than 650 artists through a total of 83 galleries, 54 of which coming from abroad. The fair was visited by more than 74,000 visitors.

natura | 28

haberler | news Türkiye ve dünya çağdaş sanatının en önemli eserlerini bir mekânda buluşturarak İstanbul’u sanatın odağına alan 13. Contemporary İstanbul’a bu yıl, 22 ülkeden 83 galeri, 400’ü yabancı 650 sanatçı ile katıldı. Fuarda, çoğu Türkiye’den sanatseverle ilk kez buluşacak yaklaşık 2 bin eser sergilendi. Sanatseverler, bölge galerilerinin yanı sıra Avrupa, Amerika ve Asya’nın en önemli galerilerini, sanatçılarını ve koleksiyoncularını bir arada görebildiler.

Placing Istanbul at the center of art by gathering the most significant works of contemporary art from Turkey and abroad in a single venue, the 13th Contemporary Istanbul Art Fair this year has hosted 83 galleries from 22 countries with 650 artists, 400 of whom participating from abroad. The fair has showcased nearly two thousand works, many of which came together with the art enthusiasts of Turkey for the first time. In addition to regional galleries, art lovers also found the opportunity to see the most important galleries, artists and collectors of Europe, America and Asia.

Katılan galeriler

Participating Galleries

44A, İstanbul; 55 Bellechasse, Paris, Miami; AB Gallery, Seul; Almine Rech, Paris, Brüksel, Londra, New York; Andakulova Gallery, Dubai; Anemoi Art Gallery, Londra; Anna Laudel Contemporary, İstanbul; Antonio Colombo Arte Contemporanea, Milan; Archeus / Post Modern, Londra; Art On Istanbul, İstanbul; Artmedy, Vallauris; Atelier Rose & Gray, Manchester, Bozlu Art Project, İstanbul; C.A.M. Galeri, İstanbul; C24, New York; CA Contemporary, Viyana; Dirimart, İstanbul, Eduardo Secci Contemporary, Floransa; Efremidis Gallery, Berlin; Ethan Cohen, New York; Faur Zsofi, Budapeşte; Galeri 77, İstanbul; Galeri Baraz, Istanbul; Galeria Joan Gaspar, Barselona; Galeria Plan B, Cluj, Berlin; Galerie Alberta Pane, Paris,Venedik; Galerie Allen, Paris; Galerie Anne de Villepoix, Paris; Galerie Antoine Levi, Paris; Galerie Art Concept, Paris; Galerie Dix9, Paris; Galerie Jerome Poggi, Paris; Galerie Jocelyn Wolff, Paris; Galerie Laurent Godin, Paris; Galerie Loevenbruck, Paris; Galerie Michael Schultz, Berlin; Galerie Odile Ouizeman, Paris; Galerist, İstanbul; Galeri Binyıl, İstanbul; Galeri/Miz, İstanbul; Galeri Nev, İstanbul; Galeri Siyah Beyaz, Ankara; Galleria Continua, San Gimignano, Pekin, Les Moulins, Havana; Gallery Tableau, Seul; Gama Gallery, İstanbul; Gibbons & Nicholas, Dublin; Initio Fine Arts, Budapeşte, Londra; Isabel Croxatto Galeria, Santiago; Karavil Contemporary, Londra; Kranjčar Galerija, Zagreb; Krank Art Gallery, İstanbul; Lamb Arts, Londra; Liquid Art System, Capri, İstanbul; Mark Hachem, New York, Paris, Beyrut; Marlborough Gallery, New York, Londra, Madrid, Barselona; Martch Art Project, İstanbul; MFC-Michele Didier, Paris; Mixer, İstanbul; Mohsen Gallery, Tahran; NK Gallery, Anvers; Nosbaum Reding, Lüksemburg; Olcay Art, İstanbul; Öktem & Aykut, İstanbul; Perve Galeria, Lizbon; Pg Art Gallery, İstanbul; Pi Artworks, İstanbul, Londra; Pilot Galeri, İstanbul; Piramid Sanat, İstanbul; Project ArtBeat, Tiflis; RED art Istanbul, İstanbul; RH+ Art Project, İstanbul; Sanatorium, İstanbul;

44A Sanat Galerisi, Istanbul; 55 Bellechasse, Paris, Miami; AB Gallery, Seoul; Almine Rech Gallery, Paris, Brussels, London, New York; Andakulova Gallery, Dubai; Anemoi Art Gallery, London; Anna Laudel Contemporary, Istanbul; Antonio Colombo Arte Contemporanea, Milan; Archeus / Post- Modern, London; Art On Istanbul, Istanbul; Artmedy Gallery, Vallauris; Atelier Rose & Gray, Manchester, Bozlu Art Project, Istanbul; C.A.M. Galeri, Istanbul; C24 Gallery, New York; CA Contemporary, Vienna; Dirimart, Istanbul, Eduardo Secci Contemporary, Florence; Efremidis Gallery, Berlin; Ethan Cohen, New York; Faur Zsofi Gallery, Budapest; Galeri 77, Istanbul; Galeri Baraz, Istanbul; Galeria Joan Gaspar, Barcelona; Galeria Plan B, Cluj, Berlin; Galerie Alberta Pane, Paris,Venice; Galerie Allen, Paris; Galerie Anne de Villepoix, Paris; Galerie Antoine Levi, Paris; Galerie Art Concept, Paris; Galerie Dix9, Paris; Galerie Jerome Poggi, Paris; Galerie Jocelyn Wolff, Paris; Galerie Laurent Godin, Paris; Galerie Loevenbruck, Paris; Galerie Michael Schultz, Berlin; Galerie Odile Ouizeman, Paris; Galerist, Istanbul; Galeri Binyıl, Istanbul; Galeri/Miz, Istanbul; Galeri Nev, Istanbul; Galeri Siyah Beyaz, Ankara; Galleria Continua, San Gimignano, Beijing, Les Moulins, Habana; Gallery Tableau, Seoul; Gama Gallery, Istanbul; Gibbons & Nicholas, Dublin; Initio Fine Arts, Budapest, London; Isabel Croxatto Galeria, Santiago; Karavil Contemporary, London; Kranjčar Galerija, Zagreb; Krank Art Gallery, Istanbul; Lamb Arts, London; Liquid Art System, Capri, Istanbul; Mark Hachem, New York, Paris, Beirut; Marlborough Gallery, New York, London, Madrid, Barcelona; Martch Art Project, Istanbul; MFC-Michele Didier, Paris; Mixer, Istanbul; Mohsen Gallery, Tehran; NK Gallery, Antwerp; Nosbaum Reding, Luxembourg; Olcay Art, Istanbul; Öktem&Aykut, Istanbul; Perve Galeria, Lisbon; Pg Art Gallery, Istanbul; Pi Artworks, Istanbul, London; Pilot Galeri, Istanbul; Piramid Sanat, Istanbul; Project ArtBeat, Tbilisi; RED art Istanbul, Istanbul; RH+ Art Project, Istanbul; Sanatorium, Istanbul;

natura | 29


haberler | news

Sector 1, Bükreş; Sevil Dolmaci Art Gallery, İstanbul; SMAC, Cape Town, Johannesburg, Stellenbosch; The Hole, New York; Upstream Gallery, Amsterdam; Galeria Victor Lope Arte Contemporáneo, Barselona; Villa del Arte Galleries, Barselona; X-Ist, İstanbul; X-Pinky Lab, Berlin; Zilberman Gallery, İstanbul, Berlin; Zorzini F Gallery, Bükreş.

Yeni medya sanatı, “Plug-in”de

haberler | news

Sector 1 Gallery, Bucharest; Sevil Dolmacı Art Gallery, Istanbul; SMAC, Cape Town, Johannesburg, Stellenbosch; The Hole, New York; Upstream Gallery, Amsterdam; Galeria Victor Lope Arte Contemporáneo, Barcelona; Villa del Arte Galleries, Barcelona; X-Ist, Istanbul; X-Pinky, Berlin; Zilberman Gallery, Istanbul, Berlin; Zorzini F Gallery, Bucharest.

Bu yıl altıncı kez “Plug-in” bölümüne ev sahipliği yapan Contemporary İstanbul’un yeni medya sanatına ilgisi devam ediyor. Bu yıl “Extra/Ordinary – Olağan/Dışı” teması ile Ceren-Irmak Arkman’ın küratörlüğünde düzenlenen Plug-in’e katılan sanatçılar şunlar: Felix Luque Sanchez (İspanya), Lia (Avusturya), Joanie Lemercier (Fransa / Belçika), Can Büyükberber (Türkiye / ABD), Paul Myoda (ABD), 1024 (Fransa), Fernando Velazquez (Uruguay / Brezilya),Ursula Berlot (Slovenya), Jonathan Monaghan (ABD), Selçuk Artut (Türkiye), Mary Sibande (Güney Afrika), Sebastien Lacomblez (Belçika), James Clar (ABD), Ali Miharbi (Türkiye), Daniel Iregui (Kolombiya / Kanada).

New media art at “Plug-in”

Contemporary İstanbul cephesini, mimarlık fakültesi öğrencileri tasarladı Contemporary İstanbul, geçen sene olduğu gibi bu yıl da fuarın genel görsel planlamasını Tabanlıoğlu Mimarlık ile birlikte yaptı. Contemporary Istanbul ve Tabanlıoğlu Mimarlık’ın ortak projesi ile Contemporary Istanbul’un cephesini mimarlık öğrencileri tasarladı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mimarlık Fakültesi birinci sınıf öğrencileri arasında yapılan yarışmada 27 tasarım arasında birinci olan "Curvegami", Duran Ofset’in malzeme sponsorluğunda fuar boyunca Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nın cephesinde yer aldı.

Contemporary Istanbul’s facade has been designed by the students of faculty of architecture Just as in the previous edition, Contemporary Istanbul carried out the fair’s visual planning with Tabanlıoğlu Architects. With the joint project of Contemporary Istanbul and Tabanlıoğlu Architects, the facade of Contemporary Istanbul has been designed by architecture students. Taking the first place among 27 designs in a competition held between the freshmen students of Istanbul Technical University (İTÜ), Faculty of Architecture, the “Curvegami” has been displayed at the facade of Lütfi Kırdar International Convention and Exhibition Center during the fair, having Duran Ofset as the material sponsor.

CIF Dialogues

CIF Dialogues

Fuarın konferansı CIF Dialogues, Contemporary İstanbul’un temel elemanlarından birisi olarak on yılı aşkın süredir gerçekleşiyor. Bu yılki konferans geçen yıllardan farklı olarak, yeni Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı (ÇİV) tarafından ve Vanessa Arelle’nin danışmanlığında düzenlendi.

CIF Dialogues, the fair’s symposium, has been a key element of the Contemporary Istanbul program, having been held every year for over a decade. This year’s edition was the first event hosted by the new Contemporary Istanbul Art, Culture and Education Foundation, with consultation from Vanessa Arelle.

natura | 30

Contemporary Istanbul continues its interest in new media art in its 13th edition, hosting Plug-in for the sixth time. This year, based on the theme “Extra/Ordinary” and curated by Ceren-Irmak Arkman, Plug-in featured artists: Felix Luque Sanchez, Spain; Lia, Austria; Joanie Lemercier, France/ Belgium; Can Büyükberber, Turkey/USA; Paul Myoda, USA; 1024, France; Fernando Velazquez, Uruguay / Brazil; Ursula Berlot, Slovenia; Jonathan Monaghan, USA; Selçuk Artut, Turkey; Mary Sibande, South Africa; Sebastien Lacomblez, Belgium; James Clar, USA; Ali Miharbi, Turkey; Daniel Iregui, Colombia/Canada.

“Duyarlılıklar” temasına dayanan etkinlik, fuarın açılışından önce, 18 Eylül tarihinde The Sofa Hotel’de gerçekleşti. Oturumlarda tasarım, kültürel miras, teknoloji, inovasyon, sanat ve mimarlık ilişkisi gibi temalar ele alındı. CIF Dialogues 2018’in moderatör ve konuşmacıları şöyle: Igor Ramirez (Solar Magazine Editörü), Kristina Blahnik (Manolo Blahnik CEO), William Gilchrist (Stilist), Defne Koz (Koz-Susani Design Kurucu Ortağı), Bünyamin Aydın (Les Benjamins Kurucu ve Kreatif Direktörü), İsmail Hakkı Polat (Dijital Dönüşüm Derneği Kurucusu), Nicole Junkermann (Girişimci, Yatırımcı, NJF Capital Kurucusu), Güvenç Özel (Mimar, Araştırmacı, UCLA’de öğretim görevlisi), Tolga Ulutaş (Akbank, Direkt Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı), Suha Özkan (Mimar, Kurucu Başkan, Dünya Mimarlık Birliği Kurucu Başkanı), Frida Escobedo (Mimar, Serpentine Pavillion 2018 Tasarımcısı), Melkan Gürsel ( Mimar), Melisa Pezuk (DIFC Emlak Geliştirme Başkan Yardımcısı), Anissa Touati (Küratör), Alexander Schwarz (David Chipperfield Architects Berlin Ortağı), Prof. Hasan Bülent Kahraman (Netkent Akdeniz Araştırma ve Bilim Üniversitesi Rektörü), Philippe Van Cauteren (SMAK Sanat Yönetmeni), Michael Benson (Prix Pictet Direktörü, Photo London Kurucu Direktörü), Hakan Çarmıklı (Koleksiyoner, Çarmıklı Holding CEO), Charlotte Eyerman (Sanat Koleksiyonu Direktörü, Baş Küratör JPMorgan Chase Sanat Koleksiyonu), Ahu Büyükkuşoğlu Serter (Seri girişimci, yatırımcı, destekçi), Nizam Uddin (Mosaic-Halk Entegrasyonu Başkanı), Prof. Mehmet Toner (Biyomedikal Mühendis, Harvard-MIT Sağlık Bilimleri ve Teknoloji Bölümü), Eglantina Zingg (Proyecto Paz Latino America Kurucusu, BM Barış Elçisi, Aktris, Project Runway LA Sunucusu), Prenses Martha Louise (Yazar, Soulspring Kurucusu), Kim Polman (Reboot the Future Kurucusu).

Based on the theme of “Sensibilities”, it took place ahead of the opening of the fair on 18 September, at The Sofa Hotel. Sessions explored topics including design, heritage, technology, innovation, art and architecture. Moderators and guest speakers for CIF Dialogues 2018 include: Igor Ramirez, Editor, Solar Magazine; Kristina Blahnik, CEO, Manolo Blahnik; William Gilchrist, Stylist, UK; Defne Koz, Co-founder, Koz Susani Design; Bünyamin Aydın, Founder, Creative Director, Les Benjamins; Ismail Hakkı Polat, President, Digital Transformation Association; Nicole Junkermann, Entrepreneur, Investor, Founder of NJF Capital; Güvenç Özel, Architect, Artist, Researcher and Lecturer, UCLA; Tolga Ulutaş, EVP of Direct Banking, Akbank; Prof. Suha Özkan, Architect, Founding President of World Architecture Community; Frida Escobedo, Architect, Designer of Serpentine Pavilion 2018; Melkan Gursel, Architect; Melisa Pezuk, DIFC VP Property Development, Museums Dubai; Anissa Touati, Curator; Alexander Schwarz, Partner, David Chipperfield Architects Berlin; Prof. Hasan Bülent Kahraman, Rector of Netkent Research and Science University; Philippe Van Cauteren, Artistic Director, SMAK; Michael Benson, Director of Prix Pictet, Founding Director of Photo London; Hakan Çarmıklı, Collector, CEO of Çarmıklı Holding; Charlotte Eyerman, Director and Chief Curator, JPMorgan Chase Art Collection at JPMorgan Chase & Co.; Ahu Büyükkuşoglu Serter, Serial Entrepreneur, Investor, Enabler; Nizam Uddin, Senior Head of Mosaic and Community Integration; Prof. Mehmet Toner, Biomedical Engineer, Harvard-MIT Division of Health Sciences and Technology; Eglantina Zingg; Founder of Proyecto Paz Latino América; Princess Martha Louise of Norway, Author, Founder of Soulspring; and Kim Polman, Founder, Reboot the Future.

Murat Akagündüz, 18 Eylül – 4 Ekim

Murat Akagündüz, September 18 – October 4

Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı’nın yer verdiği bir diğer etkinlik olan Murat Akagündüz’ün sunumu da 19 Eylül-4 Ekim tarihleri arasında The Sofa Hotel Istanbul, Autograph Collection’da bulunan HallArts’da görülebilir. Sanatçı Kaf serisi resimlerinde, seriye ismini veren Kaf Dağı mitolojik bir anlatıyı öne çıkarırken, seriyi oluşturan her bir resim, ismini Google Earth üzerindeki enlem ve boylam koordinatlarından alıyor. Alp-Himalaya sıradağlarının üç kıtaya yayılan zirvelerini sunarken, elimize adeta Kaf Dağı’nın koordinatlarını tutuşturan Akagündüz, beyazın algıya meydan okuyan tek renkli tonlarının karşısına dijital haritanın matematik kesinliğini koyarak görsel temsiliyetin asgari koşullarını araştırıyor.

Standing out as another event featured by Contemporary Istanbul Art, Culture and Education Foundation, the special presentation of Murat Akagündüz can be seen at Hall Arts in The Sofa Hotel Istanbul, Autograph Collection, between September 18-October 4. In his paintings featured in Kaf series, named after Kaf Mountain, the artist highlights a mythological narrative, while each painting that composes the series takes its name from the latitude and longitude coordinates on Google Earth. Presenting the peaks of AlpineHimalayan ranges that spread over three continents, the artist virtually hands out the coordinates of Kaf Mountain, examining the minimum conditions of visual representation by placing the mathematical precision of digital mapping against the monochrome tones of white that challenges perception.

natura | 31


haberler | news

haberler | news

Mithat Şen Art On İstanbul Galeri / Gallery Art On Istanbul CONTEMPORARY İSTANBUL'DAN / FROM CONTEMPORARY ISTANBUL ‘lll. İstif” Serisinden Heykel 6 Sculpture from the Series “İsti lll.f” 6, 2018 Marmara mermeri / Marmara marble y/h 100 x u/l 94 x d/w 20 cm Ed. 7+1 ap

Mithat Şen, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin resim bölümünden 1981 yılında mezun oldu. İlk kişisel sergisini 1982 yılında Galata, İstanbul’da açtı. 1990 yılında gerçekleşen 44. Venedik Bienali’nde, Kemal Önsoy ile birlikte Türkiye’yi temsil eden sanatçı oldu. İşlerinde, kendine özgü tekniğini kullanarak gerçeklik ve sürrealizm arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Ona göre, insan bedeni tıpkı görsel elemanların genel özelliği gibi, bir bütün olarak görülebilir.

Mithat Şen graduated from the painting department of State Fine Arts Academy in 1981. He established his first solo exhibition in Galata, Istanbul in 1982. He represented Turkey with Kemal Önsoy in the 44th Venice Biennial which was held in 1990. In his works, he draws attention to the relationship between reality and surrealism by using his unique technique. According to him, the human body can be seen as a totality just like the general characteristic of visual elements. lll. İstif ” Serisinden heykel 4 4 From the Series “İstif lll”, 2018 Marmara mermeri / Marmara marble y/h 100 x u/l 100 x d/w 30 cm Ed. 7+1 ap

natura | 32

TÜRKİYE SANATININ ÖNDE GELEN İSİMLERİ GÖRSAV VE ŞİŞLİ BELEDİYESİ İLE CONTEMPORARY’DEYDİ CONTEMPORARY HOSTED PROMINENT FIGURES OF TURKISH ART WITH GÖRSAV AND ŞİŞLİ MUNICIPALITY Türkiye sanatının önde gelen isimlerinden Bubi, Hüsamettin Koçan, Erdinç Bakla ve Devrim Erbil’in eserleri Contemporary İstanbul’da Şişli Belediyesi ve Görsel Sanatlar Vakfı (GÖRSAV) standında sanatseverlerle buluştu. Alanda, seramik sanatçısı ve heykeltıraş Erdinç Bakla’nın “Anadolu Medeniyetleri” ve “Kadın” adlı serilerinden eserler sergilendi. Erdinç Bakla 1939’da Erzurum'da doğdu. 1962’de Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu Seramik Bölümü’nü bitirdi ve daha sonra aynı okulda asistanlığa başladı. Yurt içinde birçok kişisel sergi açan ve çeşitli karma sergilere katılan sanatçı, 1967’de Uluslararası Seramik Akademisi’nin İstanbul’da düzenlenen V. sergisinde onur diploması kazandı. Şimdiye kadar yurt içinde 24, yurt dışında 9 olmak üzere toplam 33 sergi açan Bakla, eserlerinde cam, mermer, polyester, bronz, pleksiglas ve fiberglas gibi malzemeler kullanıyor.

Hitit Operasından Sahne (AKM açılış yarışması heykel 2. ödülü) / Scene from the Hititte Opera (Atatürk Cultural Center opening competition, sculpture category 2nd prize)

Fırtına Tanrısı Tesup ve Vuruşema / Tesup the God of Storm and Vuruşema

Hitit Fırtına Tanrısı Tesup ve Arinna Şehrinin Güneş Tanrıçası / the Hititte God of Storm Tesup and the Goddess of Sun of the City of Arinna

The works of Bubi, Hüsamettin Koçan, Erdinç Bakla and Devrim Erbil, the prominent figures of Turkish art, have come together with art enthusiasts at the booth of Şişli Municipality and Visual Arts Foundation (GÖRSAV) at Contemporary Istanbul Fair. The booth showcased works from the “Anatolian Civilizations” and “Woman” series by ceramicist and sculptor Erdinç Bakla. Edinç Bakla was born in 1939 in Erzurum. He graduated from the Ceramics Department of State University of Applied Fine Arts and afterwards, he started to work as an assistant at the same university. Launching many solo exhibitions and participating in various group exhibitions at home, the artist received an honorary diploma in 1967 at the 5th exhibition of the International Academy of Ceramics that was held in İstanbul. Having opened a total of 33 exhibitions, 24 of which were at home and 9 of which were abroad, Bakla uses materials such as glass, marble, polyester, bronze, plexiglass and fiberglass in his works.

soldan sağa: Zafer Tanrıçası, Koruyucu Tanrı Zithariia, İyilik Tanrıçası Maliya / from left to right: The Goddess of Victory, Zithariia the Patron God, Maliya the Goddess of Beneficence

Göbeklitepe'nin 3 Kahramanına Anıt / Monument to the 3 Heroes of Göbeklitepe

natura | 33


haberler | news

haberler | news

4. İSTANBUL TASARIM BİENALİ “OKULLAR OKULU” BAŞLIĞIYLA AÇILDI 4th ISTANBUL DESIGN BIENNIAL OPENS WITH THE THEME “A SCHOOL OF SCHOOLS” Yağmur Yıldırım Mimar / Architect

6 hafta boyunca, 6 farklı mekânda, 200’ün üzerinde katılımcının tasarımdan gastronomiye, teknolojiden ekonomiye farklı alanlardan projeleri 4 Kasım’a kadar ücretsiz olarak görülebilir. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 4. İstanbul Tasarım Bienali, 22 Eylül Cumartesi günü kapılarını açtı. “Okullar Okulu” başlığı altında Jan Boelen küratörlüğünde düzenlenen bienal, 4 Kasım’a kadar öğrenmeyle ve tasarımla ilişkimizi sorgulayan pek çok proje ve etkinliğe ev sahipliği yapıyor. 4. İstanbul Tasarım Bienali, bu yıl da ücretsiz gezilebilir. Projects of over 200 participants, which pertain to different fields from design to gastronomy, technology to economy, can be seen free of charge during 6 weeks in 6 different venues until November 4. Organized by Istanbul Foundation for Culture and Arts (İKSV), the 4th Istanbul Design Biennial has opened its doors on Saturday, September 22. Curated by Jan Boelen under the theme “A School of Schools”, the biennial is hosting numerous projects and events that question our relation with learning and design, until November 4. Just as the previous editions, the 4th Istanbul Design Biennial can be visited free of admission charge.

Günümüzde öğrenmenin ne anlama geldiği, nasıl tasarlandığı ve tasarlanması gerektiği gibi sorular etrafında şekillenen 4. İstanbul Tasarım Bienali, Akbank Sanat, Yapı Kredi Kültür Sanat, Pera Müzesi, Arter, SALT Galata ve Studio-X Istanbul olmak üzere Beyoğlu’nda yer alan altı farklı mekâna yayılıyor. Sergilerin yanı sıra birçok etkinliğe de ev sahipliği yapacak bu mekânlar bienalde tasarımla etkileşim halindeki alanlardan birine odaklanan ayrı bir okula dönüşecek. Bienalde tasarım, mimari, biyoloji, sosyoloji, gastronomi, pedagoji, ekoloji, teknoloji ve ekonomi gibi pek çok farklı alandan, 6 kıtadan 200’ün üzerinde katılımcının sergi ve projeleri yer alıyor. Tasarım eğitiminin nasıl farklı olabileceği, eskiden ve yeniden neler öğrenilebileceği, gelenekselle teknolojinin nasıl bir araya geleceği, farklı ağlar içinde nasıl farklı üretetilebileceği ve nasıl alternatifler yaratılabileceği gibi soruları merkezine alan 4. İstanbul Tasarım Bienali’nde, haritalardan yiyeceklere, ölçüm birimlerinden zamana, el sanatlarından yapay zekâya, resimden uzay istasyonuna kadar tasarımı ve öğrenme biçimlerimizi farklı açılardan ele alan projeler yer alıyor. Okullar Okulu, bienal süresince düzenlenecek 100’ü aşkın söyleşi, performans, yüz yogası, blockchain atölyesi, koleksiyonerlik sohbeti, yemek atölyesi, kafe sohbeti, haritalama çalışması ve film programıyla eğitimi okulun ötesine taşıyarak tüm şehre yayıyor.

Grounding on questions such as what does learning mean in our time, how does it and how should it be designed, the 4th Istanbul Design Biennial spreads over six different venues in Beyoğlu, including Akbank Sanat, Yapı Kredi Culture and Arts Center, Pera Museum, Arter, SALT Galata and Studio-X Istanbul. During the biennial, these venues will host various events in addition to exhibitions, and transform into a separate school focusing on one of the fields that interact with design. The biennial features exhibitions and projects by 200 participants from 6 continents, with all coming from various backgrounds including design, architecture, biology, sociology, gastronomy, pedagogy, ecology, technology and economics. Centering upon different questions such as how can design education can be different, what can we learn from the old and the new, how can we juxtapose the traditional with the technological, how can we produce differently in different networks and how can we create alternatives, the 4th Istanbul Design Biennial features projects that tackle design and our learning methods from different perspectives, ranging from maps to foods, scaling units to time, crafts to artificial intelligence, and painting to space station. Along with more than 100 talks, performances, face yoga events, blockchain workshops, collector talks, cooking workshops, cafe talks, mapping activities and film screenings, A School of Schools carries education beyond school, spreading it over the entire city.

Okullar Okulu

A School of Schools

Altı mekân, altı okul

Six venues, six schools

“Okullar Okulu” ana başlığıyla gerçekleştirilen 4. İstanbul Tasarım Bienali, öğrenme için tasarım stratejileri ve tasarım stratejileri için öğrenmeden oluşan bir eğitim ağı oluşturuyor. Denenip onaylanmış tasarım ve eğitim modelleri, dünyanın daimi kriz hâlini ele almak için ihtiyacımız olan cevapları sunamıyor. Asırlık maddi bolluk ve bilgi kıtlığı mantığı tersine dönmüşken önceden hayal dahi edilemeyen karmaşıklıklara değinmek için yeni fikir ve bilgiler aranıyor. Zihinlerimiz, eğitim biçimlerimizi yönlendiren peşin hükümlü sonuçlardan kurtulmalı. Bilmemek, yeni bir şey öğrenmenin ilk adımı. Bienali yaklaşık 3 kilometrelik bir yürüyüş rotasına yayan Okullar Okulu, hepimizin içgüdüsel olarak bildiği bir şeyin altını çiziyor: Öğrenmek, tek bir binada öngörülen saatlerde gerçekleşen, önceden belirlenen etkileşimlerle sınırlı değil. Yeni fikirler her yerde, her zaman ortaya çıkabiliyor. Ailemizden, arkadaşlarımızdan, komşularımızdan ve yabancılardan bilgi ediniyoruz. İnşa edilmiş çevremizden ve onu yönlendirmek için geliştirdiğimiz araçlardan öğreniyoruz. Hepimiz bir okula dönmüş kentte öğrenicileriz; sokaklar birer koridor, kültür kurumları birer sınıf, depolanmış konular yerine de çokdisiplinli, karmaşık bir yapı mevcut: Bozum, Akışlar, Dünya, Ölçekler, Zaman ve Sindirim. Okullar Okulu cevaplar önermiyor. Önceden belirlenmiş sonuçlar oluşturmanın sınırlandırıcı yapısı olmaksızın olasılıkların araştırılıp önermelerin denenebileceği bir istisna mekânı sunuyor. Bienalin zamansal ve mekânsal sınırları; şüpheyi, merakı ve bakış açılarında değişimleri teşvik eden yeni fikirleri bir araya getirmek için, genişleyen çözümcülükle yüzleşerek esnetilirken, bu denli süreç odaklı bir yaklaşım bilginin üretildiği aktif bir bölge oluşturuyor. Ve Okullar Okulu soruyor: Ya günümüzde ihtiyaç duyduğumuz okul, sorgulamaya ve halletmeye dayalı kişisel bir tavırda gizliyse?

Akbank Sanat’ta Bozum Okulu, yeni yapılar oluşturmak için öncelikle var olanı bozarken, onun işlevini değiştirerek yeniden tasarlayan işlere ev sahipliği yapıyor. İnsanlar ve makineler arasındaki sürekli değişen karmaşık ilişkiyi araştıran okul, yeniliklerin esas itici gücünün insan yaratıcılığı olduğunun altını çiziyor.

The 4th Istanbul Design Biennial with the main title “A School of Schools”, is an educational web of design strategies for learning, and learning strategies for design. The answers we need to address the world’s constant sense of crisis are not being delivered by the tried-and-tested design and education models. With the age-old logic of material abundance and information scarcity inverted, we need new ideas and knowledge to address previously unimaginable complexities. Our minds must be liberated from the preconceived outcomes with which we have been schooled. Not knowing is the first step to learning something new. By spreading the biennial along a walking route of around 3 km, A School of Schools highlights what we all intuitively know: learning is not limited to a single building at stipulated times through predetermined interactions. New ideas happen anywhere, anytime. We gain knowledge from family, friends, neighbours and strangers. We are schooled by our built environment and the tools we have developed to navigate it. We are all learners in the city as school, with streets for corridors, cultural institutions for classrooms, and - instead of siloed subjects - multi-disciplinary complexities: Unmaking, Currents, Earth, Scales, Time and Digestion. A School of Schools does not prescribe answers. The biennial offers a space of exception in which possibilities can be studied and propositions tested without the restriction of generating predetermined outcomes. Such a process-oriented approach results in an active site for knowledge creation, while the temporal and spatial limits of the biennial are stretched by the educational web that spans an exhibition, a public programme, book, website and satellite events. Surfacing the expanded field of design, A School of Schools goes beyond pragmatic solutionism to constellate new ideas that can provoke doubt, curiosity and shifts in perspective. What if the school we need now is a personal attitude of questioning and figuring out?

At Akbank Sanat, Unmaking School interrogates the comp lex, ever- changing relationship bet ween humans and machines to empha size human creativit y a s a unique dynamo that dr ives innovation.

Fotoğraf / Photograph: Kayhan Kaygusuz natura | 34

natura | 35


haberler | news

haberler | news

Okulda yer alan projeler arasında, yapay zekâ ile kişilik kazandırılmış, kişisel gelişime açık bir avatar ile insanların emekten özgürleştiği bir geleceğin hayalini kuran bir yerleştirme yer alıyor.

Projec t s include an AI-personalised avat ar that c an be used for self-grow th and an ins t allation envisioning a future in which humans are liberated from labour.

Katılımcılar: Amandine David, Camilo Oliveira, Ersin Altın, Burçak Özlüdil, Augustus Wendell, Amy K. Hoover, FABB ve katkıda bulunanlar, Kerim Bayer, Martina Muzi, Matylda Krzykowski, Annika Frye ve öğrencileri, Nur Horsanalı, Ottonie von Roeder, Stigmergy•Family•Studio•, Studio Makkink & Bey ve katkıda bulunanlar.

Participants: Amandine David, Camilo Oliveira, Ersin Altın, Burçak Özlüdil, Augustus Wendell, Amy K. Hoover, FABB and contributors, Kerim Bayer, Martina Muzi, Matylda Krzykowski, Annika Frye and students, Nur Horsanalı, Ottonie von Roeder, Stigmergy•Family•Studio•, Studio Makkink & Bey and contributors.

Yapı Kredi Kültür Sanat’ta Akışlar Okulu suyun, kültürün, objelerin ve bilginin hem fiziki hem de dijital dünyada nasıl hareket ettiğini, etkileşime dayalı bir ağ oluşturmak için nasıl bir araya geldiğini inceliyor. Çoğunlukla görmezden gelinen veya fark edilmeyen sayısız bağlantı ve değişim ağını araştıran okulda, sokak dilinin aktarımını keşfetmek üzere İstanbul sokaklarında kaydedilen canlı bir radyo programı ve Suriye’yi terk edenlerin anlatılarından oluşan bir gezi rehberi gibi projelerle bu sistemler su yüzüne çıkıyor. Katılımcılar: åbäke, Aformal Academy ve ARK.WORLD, Ana Peñalba, CMP Office, Ebru Kurbak, Irene Posch, So Kanno, Hannah Perner-Wilson, Mika Satomi, Farzin Lotfi-Jam ve Mark Wasiuta, ONAGÖRE, Radioee.net ve Pub Radio, Studio Folder, Taeyoon Choi.

At Yapı Kredi Culture Centre, Currents School investigates the multitude of connections and networks of exchange that often exist unseen or unnoticed, with projects working to make these systems visible through methods such as a live radio programme recorded on the streets of Istanbul exploring how slang is transmitted, and a Syrian travel guide presenting narratives of those who have fled. Participants: åbäke, Aformal Academy ve ARK.WORLD, Ana Peñalba, CMP Office, Ebru Kurbak, Irene Posch, So Kanno, Hannah Perner-Wilson, Mika Satomi, Farzin Lotfi-Jam and Mark Wasiuta, ONAGÖRE, Radioee.net and Pub Radio, Studio Folder, Taeyoon Choi

Pera Müzesi’nde Ölçekler Okulu kurulu normları, standartları ve değerleri sorguya açıyor; değer olgusunu nümerik veya finansal terimlerle ölçmenin abesliği ve aleladeliğinin altını çiziyor. Bu okul, değer bildiren her türlü kurumsallaşmış normu sorgulayarak yeniden tasarlayan, standartların ve değerlerin değişkenliğini araştırıyor. Burada sergilenen projeler arasında standart kabul ettiğimiz ölçü birimleri ile güzellik ve güveni ölçmeyi deneyen bir yerleştirme ile piksel ve vektörlerin devrinde santimetre veya inç gibi ölçü birimlerinin hâlâ tedavülde olup olmadığı sorusunu soran bir çalışma da yer alıyor. Katılımcılar: AATB, Ali Murat Cengiz, Alix Gallet, Aslı Çiçek, Bogomir Doringer, Bora Hong, Broomberg&Chanarin, Can Altay, Cansu Cürgen & Avşar Gürpınar, ECAL X MACGUFFIN MAGAZINE, Fictional Journal Collective, Jamie Allen, Judith Seng, Juliette Pépin, Legrand Jäger, Lukas Wegwerth, Mark Henning, Noortje van Eekelen, Pınar Yoldaş, Possible Bodies Collective, SCN, Selim Süme, Unfold.

At Pera Museum, Scales School interrogates established norms, standards and values, such as quantifying value in numeric and monetar y terms, to highlight their absurdity and arbitrariness. One installation explores whether our standards of per fection are cultural or biological as designer babies become a conceivable reality, while another asks if centimetres and inches are obsolete as measuring units in the age of pixels and vectors. Participants: AATB, Ali Murat Cengiz, Alix Gallet, Aslı Çiçek, Bogomir Doringer, Bora Hong, Broomberg&Chanarin, Can Altay, Cansu Cürgen & Avşar Gürpınar, ECAL X MACGUFFIN MAGAZINE, Fictional Journal Collective, Jamie Allen, Judith Seng, Juliette Pépin, Legrand Jäger, Lukas Wegwerth, Mark Henning, Noortje van Eekelen, Pınar Yoldaş, Possible Bodies Collective, SCN, Selim Süme, Unfold.

Arter’de Dünya Okulu, kapitalist büyümeyi gezegenin doğal kaynaklarının önüne koyan anlayışı sorguluyor ve tersine çeviriyor. Doğada çözülemeyen plastiklerin yerini alma potansiyeli taşıyan algler yetiştiren veya azgelişmiş ülkelerdeki su kıtlığının sonuçlarını araştıran projelerle bu okul, daha yaşanılır gelecek alternatifleri öneriyor. Katılımcılar: Andrea Karch, ARVID & MARIE, Atelier Luma Algae Lab, Cihad Caner, Demystification Committee, Design Displacement Group, Disarming Design from Palestine, Fahmy Shahin, Human Rights Foundation, Janna Ullrich, João Roxo, Lukas Engelhardt, Mary Ponomareva, Meeus van Dis, N55, Navine G. KhanDossos, New South (Maya Nemeta, Meriem Chabani), Nina Wiesnagrotzki, Sissel Marie Tonn, SO? Mimarlık ve katkıda bulunanlar, SulSolSal, Tattfoo Studio, Theo Deutinger, Thomas Pausz.

At Arter, Earth School questions and subverts the prioritisation of capitalist growth over the planet’s natural resources to suggest an alternative – less fatalistic – future, with projects harnessing algae’s potential to replace non-biodegradable plastics, and investigating the impact of water shortages in underdeveloped countries. Participants: Andrea Karch, ARVID & MARIE, Atelier Luma Algae Lab, Cihad Caner, Demystification Committee, Design Displacement Group, Disarming Design from Palestine, Fahmy Shahin, Human Rights Foundation, Janna Ullrich, João Roxo, Lukas Engelhardt, Mary Ponomareva, Meeus van Dis, N55, Navine G. Khan-Dossos, New South (Maya Nemeta, Meriem Chabani), Nina Wiesnagrotzki, Sissel Marie Tonn, SO? Mimarlık and contributors, SulSolSal, Tattfoo Studio, Theo Deutinger, Thomas Pausz.

SALT Galata’da Zaman Okulu, hayatımızı yeniden tasarlayan teknolojinin bizi zamanın kendisinden koparışının hikâyesini anlatıyor. Giderek standartlaşan sistemlerin hakimiyetine giren bir dünyada zamanı manipüle etmenin olanaklarını sunarak şimdi, şu anda ve burada olmanın yollarına bakan okulda, farklı zaman dilimlerinde yaşayan 20 el dokumacısını bir araya getiren katılımcı bir proje, dikkatini bedenlerimize çeviren bir saat ve katılımcıları durmaya, dinlenmeye ve uyumaya çağıran bir video enstalasyonu gibi işlerle tasarımcılar, alternatif zaman anlayışları öneriyor. Katılımcılar: Commonplace Studio, Jesse Howard ve Tim Knapen, Danilo Correale, Ecole Mondiale, Emelie Röndahl ve katkıda bulunanlar, Helga Schmid, Nelly Ben Hayoun, Teis De Greve.

At SALT Galata, Time School offers possibilities for manipulating time in a world increasingly dictated by standardized systems, in order to be more present, right here, right now. From a participatory project involving 20 hand-weavers in different time-zones and a clock that re-centres attention to our bodies, to a video installation that encourages participants to stop, rest and sleep, designers demonstrate alternative understandings of time. Participants: Commonplace Studio, Jesse Howard and Tim Knapen, Danilo Correale, Ecole Mondiale, Emelie Röndahl and contributors, Helga Schmid, Nelly Ben Hayoun, Teis De Greve.

natura | 36

Ana Penalba, fotoğraf / Photograph: Kayhan Kaygusuz

Fotoğraf / Photograph: İlgin Era slan Yanma z

Peter Zin, fotoğraf / photograph: Kayhan Kaygusuz

Atelier Luma Deniz Yosunlar ı Laboratuvar ı / Atelier Luma Algae Lab, fotoğraf / photograph: Kayhan Kaygusuz

FABB, fotoğraf / photograph: Kayhan Kaygusuz

natura | 37


haberler | news

haberler | news

Studio-X Istanbul’da Sindirim Okulu, yemek kültürü ve geleneklerini, gıda tedarik zincirindeki farklı aktörler arasındaki ilişkileri ve çevresel etkileri sorguluyor. Odağını bir biliş alanı olarak beyinden bağırsaklara kaydırarak yerli kültürel bilgiyi yeniden keşfediyor; yaşamaya ve öğrenmeye dair toplumsal ve somut yaklaşımların önemini vurguluyor. Bu okulda yer alan projelerden biri Endonezya’nın geleneksel ilaçlarına bir keşif sunarken bir diğeri, pazaryerinin önemini toplumsal, kültürel ve antropolojik açıdan araştırıyor. Katılımcılar: EAT ART collective, Bakudapan, Carlos Monleón, Chick Strand, Gamze Gündüz, Güher Tan, Tangör Tan, Gökhan Mura, Jenna Sutela, Lifepatch, Lorenzo Cirrincione, Jennifer Teets, Lorena Ancona, Mae-ling Lokko, Nana Ofori-Atta Ayim ve Selassie Ataditka, Gustavo Crembil, Pedro Neves Marques, Peter Zin.

At Studio-X Istanbul, Digestion School redirects focus from the brain to the gut as a site of cognition, to rediscover indigenous cultural knowledge and emphasize the importance of communal and embodied approaches to living and learning. Projects include an exploration into traditional medicines from Indonesia, and a study on the social, cultural and anthropological significance of the marketplace. Participants: EAT ART collective, Bakudapan, Carlos Monleón, Chick Strand, Gamze Gündüz, Güher Tan, Tangör Tan, Gökhan Mura, Jenna Sutela, Lifepatch, Lorenzo Cirrincione, Jennifer Teets, Lorena Ancona, Mae-ling Lokko, Nana Ofori-Atta Ayim and Selassie Ataditka, Gustavo Crembil, Pedro Neves Marques, Peter Zin.

İstanbul Tasarım Bienali sergi tasarımı

Istanbul Design Biennial exhibition design

Kamusal program

Public programme

Bienal yayınları

Biennial publications

4. İstanbul Tasarım Bienali’nin sergi malzemeleri ve senografisi mimar Aslı Çiçek ve ürün tasarımcısı Lukas Wegwerth’in işbirliğiyle üretildi ve kuruldu. Wegwerth’in III+1 adlı kolay kurulabilen sistemi ve Çiçek’in sergi tasarımındaki engin deneyiminden faydalanan bienal senografisi, birbirinden farklı altı mekâna yayılacak ve bienale ev sahipliği yapacak bu alanları bir araya getirecek.

CMP Of fice, fotoğraf / photograph: Kayhan Kaygusuz 4. İstanbul Tasarım Bienali’nin basın toplantısı 20 Eylül Perşembe sabahı Yapı Kredi Kültür Sanat’ta gerçekleştirildi. Basın toplantısında İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı’nın yanı sıra, 4. İstanbul Tasarım Bienali küratörü Jan Boelen, yardımcı küratörler Vera Sacchetti ve Nadine Botha ile İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova birer konuşma yaptı. Basın toplantısındaki konuşmasında bienalin Okullar Okulu temasının çıkış noktasını ve bienalin yapısını anlatan küratör Jan Boelen, “Tasarım bienalini Okullar Okulu olarak adlandırarak geleneksel ‘kurum olarak okul’ çağrışımının ötesine geçmeyi hedefledik. Her şey ve her yer bir okul olabilir; tasarım ile girdiğimiz en ufak etkileşim bile pedagojiktir. Bauhaus’tan 99 yıl sonra tasarım disiplini ve dünya çok farklı bir yerde olmasına rağmen tasarım eğitimi büyük ölçüde aynı kaldı. Yine de eğitimin, deneylere ve yeni fikirlerin denenip sınanabildiği istisna alanlarına imkân veren bir geleneği hep vardı. Bir bienal bu alanların da ötesine geçebilir mi? Okullar Okulu yaratıcı üretimi, sürdürülebilir işbirliklerini ve sosyal bağlar kurmayı cesaretlendiren bir dizi dinamik öğrenme formatı önererek kendini gösteriyor. Tasarımı ve tasarlamaktan öğrenmeyi bir pedagoji olarak ele alıyoruz. Tasarım, eğitim ve tasarım eğitimi hakkında bir tartışma başlatmak istiyoruz. Bienalin cevaplar sunmaktan ziyade sorulara yol açmasını istiyoruz. Bu da hepimize, kendi eğitimimizin aktörü olma sorumluluğunu yüklüyor,” dedi. Toplantıda ayrıca moda tasarımcısı Vivien Tauchman, katılımcılarının da birer parçası olduğu deneysel bir egzersiz gerçekleştirdi.

natura | 38

The press conference of the 4th Istanbul Design Biennial was held on Thursday, 20 September at Yapı Kredi Culture Centre with the participation of the 4th Istanbul Design Biennial curator Jan Boelen and associate curators Vera Sacchetti and Nadine Botha, İKSV Chairman Bülent Eczacıbaşı, along with Istanbul Design Biennial Director Deniz Ova. “By naming the design biennial A School of Schools”, curator Jan Boelen explained, “we sought to go beyond the traditional ‘school-as-institution’ connotation. Everything and everywhere is a school, and every single interaction we have with design is pedagogical. Ninety-nine years after the Bauhaus, the design discipline and the world are very different places, while design education has mostly remained the same. And yet, education traditionally allowed for spaces of exception where experimentation and new ideas can be tried and tested. Can a biennial emulate these spaces? A School of Schools manifests as a set of dynamic learning formats encouraging creative production, sustainable collaboration, and social connection. We are interested in design as pedagogy and in what can we learn from design and designing. We would like to start a discussion on design, education and design education. We would like it to generate more questions than answers. This places the responsibility on each of us to become agents of our own education.” The press conference was followed by the experiential performance by designer and researcher, Vivien Tauchman.

Altı hafta sürecek sergilerinin yanı sıra, kamusal programıyla da 4. İstanbul Tasarım Bienali, öğrenmeyi sınıfın duvarları arasından sokağa taşıyarak şehre yayacak. Ziyaretçiler alt ı haf t a sürecek bienal kapsamında ik tisat t ar ihçisi Şevket Pamuk’la bir lik te Türkiye’nin sanayileşme t ar ihi ile t a sar ım t ar ihinin ilişkisini kurac ak; yüz yoga sı atölyesine kat ılac ak; kat ılımcılar ın ağ yapılar ı ve dinamikler i ile ç alışan ç ağda ş sanatçı Burak Ar ıkan’la bir lik te blockchain metodunu uygulamayı ve Endonez ya’nın gelenek sel jamu ç ayını yapmayı öğrenecek; ünlü sanatçı ve t a sar ımcı Ar ik Lev y’nin hayat ını dinleyecek; mimar i, sanat, bilim ve teknoloji alanlar ından uzmanlar la gelecek te ya şam t ar zlar ı ve alanlar ının na sıl olac ağ ı üzer ine t ar t ışmalara dâhil olac ak; günlük hayat t a iç tiğimiz içecekler üzer inden bir kafede sohbet edecek; Sotheby’s ve antika uzmanı Yük sek Mühendis Ar i İs t anbulluoğlu ile t a sar ım kolek siyoner liği üzer ine düşünecek; çeşitli filmlerden sahneler izleyerek t a sar ım ve sinema ilişkisi üzer ine konuşac ak; akademis yen Bahar Emgin’le 1950’lerde Amer ika t araf ından kurulan “Türk Küçük Sanatlar ını Geliş tirme Ofisi” üzer inden endüs tr iyel t a sar ımın Türkiye’deki hikâyesinin izini sürecek.

4. İstanbul Tasarım Bienali’ne bu sene üç ayrı kitap eşlik ediyor. Bienal kapsamında, Okullar Okulu ana başlığına temas eden makaleler, bienal katılımcılarıyla yapılan röportajlar ve Naho Kubota’nın Türkiye’deki beş farklı mimarlık fakültesinde çektiği fotoğrafların yer aldığı Öğrenme Biçimi Olarak Tasarım: Okullar Okulu Okumaları ve Okullar Okulu katılımcıları ve projeleriyle ilgili bilgilere yer veren, bienal etkinliklerini gerçek bir ajanda formatında listeleyen Okullar Okulu Ajandası yayımlanıyor. Bienale eşlik edecek bir başka yayın da Bernard Van Leer Vakfı’nın desteğiyle, Yekta Kopan’ın yazıp Burcu Ural Kopan’la birlikte tasarladığı ve illüstrasyonları Ada Tuncer tarafından hazırlanan “UZUN, KOCAMAN, ÇOK!” adlı çocuk kitabı olacak. “UZUN, KOCAMAN, ÇOK!”, Ekim ayından itibaren, İstanbul Tasarım Bienali sergi mekânlarından ücretsiz olarak dağıtılacak.

The exhibition furniture and scenography for the 4th Istanbul Design Biennial is developed as a collaboration between architect Aslı Çiçek and product designer Lukas Wegwerth. Using Wegwerth’s open-source system III+1 and Çicek’s vast experience in exhibition design, the scenography of the biennial is extended over six diverse venues, bringing them together as they play host to the biennial’s main exhibition.

Alongside the six-week-long exhibition, the 4th Istanbul Design Biennial presents an ambitious public programme which will take learning outside the walls of the classroom into the streets, and spread it throughout the city. Within the scope of the biennial, visitors will establish the relationship of design history with the history of Turkey's industrialisation with the economic historian Şevket Pamuk; attend a facial yoga workshop; learn how to apply the blockchain method with the contemporary artist Burak Arıkan, who works with the network structures and dynamics of the participants; learn how to make Indonesia's traditional jamu tea; hear the famous artist and designer Arik Levy's life; participate in discussions about how future lifestyles and areas will turn out with experts from the fields of architecture, art, science and technology; chat in a cafe through the drinks we consume in daily life; consider collecting design with Sotheby’s and antique expert and engineer Ari İstanbulluoğlu; talk about the relationship between design and cinema by watching scenes from various films; and trace the story of the industrial design in Turkey with academician Bahar Emgin through "Development Office of Small Turkish Art", which was founded during the 1950s in the United States.

The 4th Istanbul Design Biennial is accompanied by three different books this year. The biennial publications include; various articles coming into contact with the A School of Schools main theme; interviews conducted with the biennial participants; a publication titled Design As Learning: A School of Schools Reader, which features photographs taken by Naho Kubota in five different architecture faculties of Turkey; along with the A School of Schools Agenda, which gives insights on the A School of Schools participants and their projects, further compiling all of the events of the biennial through a virtual agenda format. Yet another publication accompanying the biennial is the children’s book titled “LONG, HUGE, PLENTY!”, written by Yekta Kopan, co-designed by Yekta Kopan and Burcu Ural Kopan and illustrated by Ada Tuncer, with the support of the Bernard Van Leer Foundation. Starting from October, “LONG, HUGE, PLENTY!” will be handed out free of charge in the exhibition venues of the Istanbul Design Biennial. natura | 39


haberler | news

BİRLEŞİK KRALLIK MİMARLIK ENSTİTÜSÜ (RIBA), ULUSLARARASI MİMARLIK ÖDÜLÜ 2018 İÇİN FİNALE KALAN 4 YAPIYI DUYURDU ROYAL INSTITUTE OF BRITISH ARCHITECTS (RIBA) ANNOUNCED THE 4 FINALISTS OF THE RIBA INTERNATIONAL PRIZE 2018

haberler | news Çocuk Köyü, Rosenbaum + Aleph Zero, Fotoğraf: Leonardo Finotti Children Village, Rosenbaum + Aleph Zero, Photograph by Leonardo Finotti

Yağmur Yıldırım Mimar / Architect

Orta Avrupa Üniversitesi - İlk aşama, O'Donnell + Tuomey, Fotoğraf: Tam Bujnovszky Central European University - Phase 1, O'Donnell + Tuomey, Photograph by Tam Bujnovszky

RIBA Uluslararası Mimarlık Ödülü 2018’de finale kalan son dört yapı açıklandı. İki yılda bir verilen prestijli ödül, dünya çapında öne çıkan ve ilham verici yapıları ödüllendirerek uluslararası mimari yeteneği kutluyor. Finale kalan son dört yapı şöyle: Orta Avrupa Üniversitesi (Central European University) , Budapeşte, O’Donnell +Tuomey Hareketli farklı alanlar yaratarak, eski binalar ve avlularla bağ kuran, Budapeşte’nin kalbinde yeni bir üniversite kampüsü. Çocuk Köyü (Children Village) , Brezilya, Aleph Zero + Rosenbaum Kırsal alanda çiftlik çalışanlarının çocuklarına eğitim ve konaklama imkanı sağlayan, Amazonkıyılarında yeni bir yatılı okul.

natura | 40

The four buildings in the running for the RIBA International Prize 2018 are announced. The prestigious prize, awarded every two years, rewards the most inspirational and significant new buildings across the globe and celebrates international architectural talent. The shortlist for the RIBA International Prize 2018 is: Central European University (Phase 1), Budapest, by O’Donnell + Tuomey A new university campus in the heart of Budapest that successfully links old buildings and courtyards to create vibrant new spaces. Children Village, Brazil, by Aleph Zero + Rosenbaum A new boarding school on the edge of the Amazon offering education and accommodation to the children of rural farm workers.

Toho Gakuen Müzik Okulu (Toho Gakuen School of Music), Tokyo, Nikken Sekkei Müzisyenlerin izole bir halde pratik yapmak yerine görsel olarak bağlantıda kalabilecekleri şekilde tasarlanmış usta bir müzik okulu.

Toho Gakuen School of Music, Tokyo, by Nikken Sekkei A new virtuoso music school designed to visually connect, rather than isolate, practising musicians.

Dikey Orman (Vertical Forest), Milano, Boeri Studio Sürdürülebilir konutlarda yeni bir standart oluşturmak için tasarlanan, ağaçların ve insanların bir arada var olduğu, Milano’da bulunan, iki konut kulenin ikincisi.

Il Bosco Verticale (Vertical Forest), Milan, by Boeri Studio The second of two residential towers in Milan in which trees and humans coexist, designed to set a new standard in sustainable housing.

16 ülkeden, 20 seçkin projenin bulunduğu adaylar arasından, titiz bir karar verme sürecini takiben, finale kalan bu 4 yapı seçildi. Finale kalan yapılar son olarak, tanınmış Amerikalı mimarlık ofisi Diller Scodifio + Renfro ortağı Elizabeth Diller’ ın başkanlığını yaptığı, seçkin jüri üyeleri, Rural Urban Framework’ün kurucu ortağı Joshua Bolchover, Gabinete de Arquitectura ortağı Gloria Cabral, Feilden Clegg Bradley Studios ortağı Peter Clegg ve SANAA kurucu ortağı Kazuyo Sejima'nın oluşturduğu büyük jüri tarafından tarafından değerlendirilecek.

The four buildings have been selected following a rigorous judging process, from a long list of 20 exceptional new projects in 16 countries. The shortlist will now be finally judged by a distinguished Grand Jury chaired by Elizabeth Diller, partner of acclaimed US firm, Diller Scofidio + Renfro and including Joshua Bolchover , Co-Founding Director of Rural Urban Framework; Gloria Cabral , Partner of Gabinete de Arquitectura; Peter Clegg , Senior Partner of Feilden Clegg Bradley Studios and Kazuyo Sejima , Founding Partner of SANAA.

natura | 41


haberler | news

RIBA Başkanı Ben Derbyshire’ın yorumu: “Gerçekten başarılı bir yapının işareti, onun yerel bağlamına ve insanlara yaptığı olumlu katkıdır. Bu dört projenin tamamı vizyoner, yenilikçi düşünceleriyle uygulama mükemmelliklerini ortaya koymakta ve tasarlandıkları toplulukları olumlu yönde etkilemektedir. Bu dört bina farklı zaman dilimlerinde ve kıtalarda yer almalarına rağmen, tüm mükemmel mimariler gibi ortak özellikleri paylaşıyorlar, özellikle de yerel çevrelerine olan duyarlılıkları ve onları kullanacak insanların özel ihtiyaçlarına verdikleri cevaplar ile. Bu dört projeden üçünün, gençlerin yaşamaları, öğrenmeleri ve potansiyellerini gerçekleştirmeleri için yenilikçi ve ilham verici alanlar sağlayan eğitim yapıları olmasından mutluluk duyuyorum. Dördüncü plan ise kentsel konutların yoğun olduğu yerlerin yeşillendirilmesi konusunda başka şehirlere de ilham veren cesur bir yaklaşım. Yılın sonuna doğru seçkin jüri heyeti tarafından hangi binanın kazanan olarak seçileceğini görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.”

haberler | news

RIBA President Ben Derbyshire said: “The marker of a truly successful building is the positive contribution it makes to its local context and people. All four of these projects thoroughly demonstrates visionary, innovative thinking and excellence of execution, and positively impacts the communities they have been designed for. Whilst these four buildings are in different time zones and continents, like all great architecture they share common qualities, of particular note is their sensitivity to their local environment and their responsiveness to the particular needs of the people that will use them. I am pleased that three of the four projects are education buildings, providing innovative and inspiring spaces for young people to live, learn and achieve their potential. The fourth scheme is a bold approach to the greening of high density urban housing that is already inspiring other cities. I look forward to seeing which building the distinguished Grand Jury selects as the winner later this year.”

RIBA Uluslararası Mimarlık Ödülü 2018’de finale kalan dört yapı hakkında detaylar şöyle:

Details of the four buildings shortlisted for the RIBA International Prize 2018 are:

Orta Avrupa Üniversitesi (Central European University) - İlk aşama Orta Avrupa Üniversitesi’nin büyük geliştirme planının bir parçası olarak, mimarlar Budapeşte’nin kalbinde bir caddeye kireçtaşı kaplı bir yapı eklediler. Şehrin benzersiz yörüngesini çizen yeni tasarım, içsel bir dizi alanlar ve rotalar yaratacak birkaç tarihi binayı ve avluyu ustaca bir araya getiriyor.

Central European University - Phase 1 As part of a major redevelopment of the Central European University, the architects have added a new limestone-clad building to a street in the heart of Budapest. Drawing on the city’s unique vernacular, the new design skilfully knits together several historical buildings and courtyards to create an internal sequence of spaces and routes.

natura | 42

Proje, şehir içi kampüsüne toplam 35.000 m²'lik yeni bir kütüphane, oditoryum, öğretim ve öğrenim olanaklarıyla dolu çalışma odaları ve kafeyle dolu bir alan kazandırıyor. İrlandalı mimarlık ofisi O'Donnell+Tuomey'den Shelia O’Donnell ve John Tuomey’in yorumları: “Üniversite ’nin RIBA Uluslararası Mimarlık Ödülü için finale kalmasına çok sevindik. Bu bizim için çok özel bir proje oldu. Liberal fikirli bir üniversite için açık bir kampüs olan bu proje bizi, Budapeşte’nin mimari, kültürel ve kentsel biçimine doğru bir keşif yolculuğuna çıkardı. Bu da bizi tasarım sürecinde kendimizi şehir yetkilileriyle bazen sempatik bazen de çekişmeli bir tartışma ortamında bulmamıza sebep oldu. Yapının bağlamına uymasını isterken bir yandan da dikkat çekmesini istedik. Şimdi yapıldığı haliyle, yaygın olarak kabul edildiğini ve eski kentin yeni bir parçası olarak anlaşıldığını görüyoruz.”

The project brings a total of 35,000 sqm of new space to the innercity campus, and consists of a new library, an auditorium, teaching and learning facilities, study rooms, and a café. Irish architects Sheila O’Donnell and John Tuomey of O'Donnell + Tuomey said: “We are delighted to see the CEU on the shortlist for the RIBA International Prize. This has been a special project for us. An open campus for a liberal-minded university, the project took us on a journey of discovery into the architectural, cultural and urban morphology of Budapest, involving us in sometimes sympathetic, sometimes controversial discussions with the city authorities during the design process. We wanted the building to fit into its context, but to fit in by standing out. Now that its built, the project seems to be widely accepted and well understood as belonging to its place, a new part of the old city.”

Çocuk Köyü (Children Village) Amazon’un çevresinde kırsal bir alanda bulunan Çocuk Köyü, Canuanã Okulu’ndaki 540 ortaöğretim öğrencisi için yatılı konaklama imkanı sağlıyor. Büyük ölçüde yerel kaynaklı kerestenin kullanıldığı projede Brezilyalı mimarlar, siteyi çevreleyen bol doğal kaynaklardan yenilikçi bir şekilde yararlandı ve böylece hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirlik desteklenmiş oldu. Öğrencilerin yaşam kalitesini iyileştirmek ve okulla aralarındaki bağı geliştirmek için onlarla birlikte, yurtlardan okuma alanlarına, balkonlardan hamaklara varan çeşitlilikte etkileşim alanları tasarlandı. Çocuk Köyü, doğal kaynaklar açısından zengin ancak eğitim olanaklarının fakir olduğu bir bölgede mimarinin kullanıcılarını ve çevredeki topluluğu nasıl teşvik edebileceğinin bir örneğidir. Brezilyalı mimarlık şirketi Aleph Zero’dan Gustavo Utrabo ve Pedro Duschenes’ın yorumları: “Dünyanın önde gelen mimari kurumlarından biri tarafından tanınmak, işin tutarlılığını ortaya koyuyor ve yerel durumla derinden bağlantılı, mevcut politik, ekonomik ve sosyal değişimlerin geniş yelpazede yankılanarak ortaya çıkardığı konuları gösteriyor.”

Children Village Children Village, located in a rural area on the outskirts of the Amazon, provides boarding accommodation for 540 senior school children at the Canuanã School. Largely made from locally-sourced timber, the Brazilian architects exploited the abundant natural resources surrounding the site in an innovative way, thus promoting both economic and environmental sustainability. A variety of interacting spaces – from dormitories and reading spaces to balconies and hammocks – were designed together with the students in order to improve their quality of life and refine the bond between them and the school. Children Village is an exemplar of how architecture can stimulate its users, as well as the surrounding community, in a region rich in natural resources but poor in educational opportunities. Gustavo Utrabo and Pedro Duschenes from Brazilian architecture practice Aleph Zero said: “To be recognized by one of the leading architectural associations in the world reveals the work’s coherence and indicates that the issues raised, while deeply linked to the local situation, reverberate with a broad spectrum of current political, economic and social challenges.”

Toho Gakuen Müzik Okulu (Toho Gakuen School of Music) Toho Gakuen Müzik Okulu, Tokyo’nun banliyölerinde bulunan ünlü bir müzik kolejidir. Bu yeni açık plan kampüsü, doğal ışık bulunmayan bir koridor boyunca geleneksel hücresel uygulama odalarına sahip olan alandaki eski bir binanın yerini aldı. Buna karşılık, bu usta mimari parçası, dış mekânlara maruz kalma sayesinde bağımsız öğretim alanları, düzenli ortak alanlar ve bol doğal ışık ile neredeyse köy benzeri bir niteliğe sahiptir. İdeal akustik ortamı sağlamak şartından yola çıkan Japon mimarlar, her ders odasının her bir enstrümanın gerektirdiği bir orana ve büyüklüğe sahip olmasını sağlamış ve odaları akustik bölünme sağlamak için bir boşluk -koridor gibi- ile düzenlemişlerdir. Sonuç olarak, koridorda her odadan gelen müzik duyulabilir, ancak odalarda sessizlik vardır. Japon mimarlık ofisi NIKKEN SEKKEI’den Tomo Yamanashi’nin yorumu: “Toho Gakuen Müzik Okulu, RIBA Uluslararası Mimarlık Ödülleri 2018’de finale kaldı. Bu proje, standart müzik okullarında görülen ders odalarının kasvetli iç koridorlar boyunca yerleştirildiği tipik modelden uzaklaşmayı amaçladı. Çok çeşitli parametrelerin örtüşmesinden yeni bir doğal manzara yaratma iddiamızın - belki de sayısal tasarım kullanmaya Japonlara özgü bir yaklaşım - Birleşik Krallık'ta nasıl değerlendirildiğini görmeyi dört gözle bekliyoruz.”

Toho Gakuen School of Music Toho Gakuen School of Music is a famous music college in the suburbs of Tokyo. This new open-plan campus replaced an earlier building on the site, which had a conventional arrangement of cellular practice rooms along a corridor with no natural light. Conversely, this virtuoso piece of architecture has an almost village-like quality with independent teaching spaces, neat communal spaces, and lots of natural light thanks to exposure to the exterior. Guided by the imperative of optimum acoustics, the Japanese architects have ensured that each lesson room has a proportion and size requested by each instrument, and is arranged with a void space in between, such as a corridor, to provide acoustic separation. As a result, music from each room can be heard in the corridor, but in the rooms there is silence. Tomo Yamanashi of Japanese architecture practice NIKKEN SEKKEI said: “We are greatly honoured that Toho Gakuen Music School has been shortlisted for the 2018 RIBA International Awards. The work aimed at breaking away from the typical model that can be seen in standard music schools, where lesson rooms are placed along gloomy internal corridors. We are looking forward to seeing how our challenge of creating a new natural scenery from the overlapping of many kinds of parameters – perhaps a very Japanese approach to using computational design – is evaluated in the UK.” natura | 43


haberler | news

Dikey Orman, Boeri Studio, Fotoğraf: Giovanni Nardi / Vertical Forest, Boeri Studio, Photograph by Giovanni Nardi.

Dikey Orman (Vertical Forest) Dikey Orman, ağaçların ve insanların bir arada var olabileceği, yüksek binalara yeni bir yaklaşımı yansıtan Milano’daki iki konut kulesinin ikincisidir. Proje, yaklaşık 17.000 ağaç, çalı ve bitkiyle yeşillendirilen, 80 m ve 112 m'lik iki kuleden oluşmaktadır. Bu da 20.000 m²'lik orman ve bitki örtüsüne eşdeğerdir. Kentsel ağaçlandırma projesi olan Dikey Orman, geniş çaplı çevresel faydalara sahiptir. Sadece şehrin flora ve faunasını yeniden üreterek biyoçeşitliliği arttırmakla kalmaz, aynı zamanda ince partikülleri filtrelemek ve hava kalitesini iyileştirmek için kendi mikro iklimini yaratır. Yapı aynı zamanda kentsel genişlemeyi kontrol etmek için, her kulenin tek aile evlerinin ve binaların yaklaşık 50.000 m²'lik eşdeğer alanı içerdiği akıllı bir çözüm sunmaktadır. İtalyan mimarlık ofisi Boeri Studio'dan Stefano Boeri, Gianandrea Barreca ve Giovanni La Varra'nın yorumları şu şekilde:“RIBA Uluslararası Mimarlık Ödülü 2018’de finale kaldığımız için çok heyecanlıyız. RIBA, binaları teknolojik yenilikleri, sosyal değerleri ve estetik özellikleri ile değerlendirmektedir. Dikey Orman’ın bu değerleri yansıttığı görüldüğü için memnunuz. Tamamlanmasından bu yana, Milano Dikey Orman, dünyadaki pek çok yapı için, yaşayan doğaya ev sahipliği yapan bina cepheleri konusunda bir prototip haline geldi. Dünyanın dört bir yanındaki mimarların ve mühendislerin, iklim değişikliği zorluğunun farkına vardıkları ve geleceğin kentini yaratmak için radikal olarak yeni ve sürdürülebilir bir kentsel mimari modelini benimsedikleri için mutluyuz.”

Vertical forest ( Il Bosco Verticale ) Vertical forest is the second of two residential towers in Milan representing a new approach to high rise buildings in which trees and humans coexist. The project consists of two towers of 80 m and 112 m, planted with almost 17,000 trees, shrubs and plants. This provides the equivalent greenery of 20,000 sqm of forest and undergrowth. A project of urban reforestation, Vertical Forest has wide-reaching environmental benefits. Not only does it increase biodiversity by repopulating the city’s flora and fauna, but it even creates its own microclimate to filter fine particles and improve air quality. The building also presents a smart solution to control urban expansion, with each tower constituting the equivalent of a peripheral area of single family houses and buildings of around 50,000 m2. Stefano Boeri, Gianandrea Barreca, Giovanni La Varra of Italian architecture practice Boeri Studio said: “ We are thrilled to have been shortlisted for RIBA International Prize 2018. The RIBA judges buildings on their technological innovation and social value as well as by aesthetic qualities, and we are delighted that Vertical Forest is seen to represent these values. Since its completion, the Milan Vertical Forest has become the prototype for numerous buildings around the world that now host living natüre on their façades. We are happy that architects and engineers all over the world are recognising the challenge of climate change and embracing a radically new and sustainable model of urban architecture to create the city of the future.”

Kasım 2018'de duyurulacak olan RIBA Uluslararası Mimarlık Ödülü 2018, tasarım mükemmelliği ve mimari tutkusuyla örnek teşkil ederek anlamlı bir sosyal etki yaratmış bir yapıya verilecek. 2016 yılında, RIBA Uluslararası Mimarlık Ödülü, Lima, Peru'daki seçkin üniversite binası UTEC (Universidad de Ingeniería y Tecnología) için Grafton Architects’e verilmişti.

Announced in late November 2018, the 2018 RIBA International Prize will be awarded to a building that exemplifies design excellence, architectural ambition and delivers meaningful social impact. The prize is open to any qualified architect in the world, for a building of any size, type or budget. In 2016, the inaugural RIBA International Prize was awarded to Grafton Architects for their outstanding university building, UTEC (Universidad de Ingeniería y Tecnología) in Lima, Peru.

natura | 44


haberler | news

Antalya Yöresel Ürünler Pazarı, WAF 2018’de Finalist Oldu!

ANTALYA LOCAL PRODUCTS BAZAAR BECOMES A FINALIST IN WAF 2018! Heval Zeliha Yüksel Mimar / Architect

İstanbul ve Houston (ABD) kentlerindeki ofislerinde yer alan profesyonel kadrolarıyla ulusal ve uluslararası ölçekte nitelikli projelere imza atan PDG Mimarlar ve Antepe tarafından Antalya Büyükşehir Belediyesi için tasarlanan Antalya Yöresel Ürünler Pazarı, World ARCHITECTURE FESTIVAL 2018’de “Ticari Karma Kullanım – Gelecek Projeler” kategorisinde başvuran birçok projeyi geride bırakarak finalist oldu. Designed for Antalya Metropolitan Municipality by PDG Architects and Antepe, which realizes qualified projects on national and international scale with its professional team in Istanbul and Houston (US) offices, Antalya Local Products Bazaar has outperformed numerous projects and become a finalist in the “Commercial Mixed-Use – Future Projects” category of the World Architecture Festival 2018.

natura | 46

haberler | news

Projelerini sahip olduğu tüm potansiyelleri sorgulayarak yenilikçi bir bakış açısıyla ele alan Mimar Cengiz Gültek ve Mimar Murat Şahin liderliğindeki PDG Mimarlar ve Antepe tarafından Antalya Büyükşehir Belediyesi için tasarlanan Antalya Yöresel Ürünler Pazarı, mimarlık dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen World Architecture Festival’da finale kalma başarısını gösterdi. Antalya Yöresel Ürünler Pazarı, 28 – 30 Kasım 2018 tarihleri arasında Amsterdam’da gerçekleşecek festivalde “Ticari Karma Kullanım – Gelecek Projeler” kategorisinde jüri karşısında yarışacak. Antalya’da 3.200 m²’lik bir alana yerleşen, organik ürün üreticilerinin desteklenmesi ve ürünlerinin ilk elden halka ulaştırılması açılarından Türkiye için ilk olacak bir örnek teşkil eden pazar tasarımı, tıpkı bölgenin sıradağlarla çevrelenmiş doğal yapısını anımsatan organik formlu yekpare çatı örtüsü ile dikkat çekiyor. Organik formu ve her köşesinden erişime izin veren yapısıyla Antalya Yöresel Ürünler Pazarı, iç mekânda birbirine açılan sokaklar ve büyük ortak meydanlarla kurgulanmış. Klasik pazar anlayışının ötesinde tüm kullanımı tek çatı altında toplayan proje, çatı örtüsüyle yarattığı korunaklı alanda her mevsim sağlıklı bir kullanıma olanak veren bir kurguda tasarlanmış.

Designed for Antalya Metropolitan Municipality by PDG Architects and Antepe, led by Architect Cengiz Gültek and Architect Murat Şahin, who tackle their projects through an innovative perspective that questions all the potential they hold, Antalya Local Products Bazaar has become short-listed in World Architecture Festival, which is considered as one of the most prestigious award programmes of the architecture world. Antalya Local Products Bazaar will compete in presence of the jury in the “Commercial Mixed-Use – Future Projects” category of the festival, which will take place in Amsterdam between November 28 – 30, 2018. Settled in an area of 3,200 sqm in Antalya as the first example in Turkey in terms of supporting organic product suppliers and delivering their products to public at first hand, the bazaar design attracts attention with its organic-shaped monolithic roofing, reminiscent of the region’s natural formation surrounded by mountain ranges. With its organic shape and its structure that allows access from every corner, Antalya Local Products Bazaar is planned over large public squares and interior streets opening out to each other. Gathering all functions under a single roof, beyond a traditional bazaar approach, the project features a design scheme that allows healthy use in every season owing to the sheltered area created by the roofing system. natura | 47


haberler | news

haberler | news

Projede organik gıda ürünlerinin yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerine ait yöresel tekstil ürünlerinin de satışlarına yer verileceğini belir ten PDG Mimarlar, bu pa zarda 5-20 m² arasında değişen boyutlarıyla 76 adet dükkân bulunacağını iletiyor. Her dükkâna özel depo, özel ürünler için soğuk hava depoları gibi birimler tasarlanırken ziyaretçiler için or tak meydanlarda yeme-içme alanları ve yönetim birimleri konumlandırılmış.

PDG Mimarlar Hakkında: Mimar Cengiz Gültek ve Mimar Murat Şahin tarafından 2015 yılında kurulan PDG Mimarlar, İstanbul ve Houston (ABD)‘deki ofislerinde yer alan profesyonel ve dinamik kadrolarıyla ulusal ve uluslararası ölçekte, nitelikli projelere imza atmaktadır. Kentsel tasarım, karma kullanım, konut, ticaret, eğitim, ofis, konaklama konularında geniş bir yelpazede proje üreten PDG Mimarlar, projelerini; potansiyeli ortaya çıkaran, tasarım ve kuram ilişkisini göz önünde tutan, yenilikçi bir bakış açısının öncülüğünde tasarımlamaktalar. PDG Mimarlar, mesleki değerlere saygılı, doğal çevrenin tasarımla ilişkisini gözeten, kullanıcının önceliklerini göz önünde bulunduran, tasarım sürecinde de diyaloga önem vererek, ürünü ortaya çıkaran projeleri hayata geçiriyor.

natura | 48

PDG Architects stated that besides organic food products, the project will also feature local textile products from different regions of Turkey, in addition to 76 stores with each having different footprints ranging between 5 to 20 sqm. While each store is provided with units such as private depots and cold storage depots for special products, there are also food&beverage areas and administration units in public squares for the visitors.

About PDG Architects: Founded in 2015 by Architect Cengiz Gültek and Architect Murat Şahin, PDG Architects realizes qualified projects on national and international scale with its professional and dynamic team in Istanbul and Houston (US) offices. Executing projects in a wide range of fields including urban design, mixed-use, housing, commerce, education, office and accomodation, PDG Architects designs its projects under the guidance of an innovative perspective that unveils potential and foregrounds the relation between design and theory. PDG Architects realizes projects that respect professional values, pursue the relation between design and natural environment, consider the priorities of the user, and emphasize dialogue during the design process in order to unveil the product.

natura | 49


haberler | news

haberler | news

Mad World Bozlu Art Project her yaz gerçekleştirdiği konulu karma sergilerine bu yıl küratörlüğünü Oğuz Erten’in yaptığı “Mad World” isimli sergi ile devam etti. Bozlu Art Project continued its themed group exhibitions that are held every summer with an exhibition entitled “Mad World”, curated by Oğuz Erten this year. Heval Zeliha Yüksel Mimar / Architect

Bozlu Art Project Nişantaşı galerisinde Oğuz Erten’in küratörlüğünde gerçekleştirilen “Mad World” sergisinde Ali Alışır, Sinan Demirtaş, Server Demirtaş, Çağatay Odabaş, İlgen Arzık, Meliha Sözeri, Gamze Taşdan, Semih Zeki, Murat Germen, Burcu Aksoy, Kazım Karakaya ve Evren Erol’un durup günü ve geleceği düşünmeye odaklanan yapıtlarına yer verildi. Tasarımcı ve fotoğraf sanatçısı Burcu Aksoy’un iki adet fotoğraf baskı - diasec işi ile katıldı. “Erasmus’un Deliliğe Övgü isimli klasikleşmiş yapıtı deliliğin bir toplum için ne kadar gerekli bir unsur olduğunu ortaya koyar ve delilerin varlığıyla akıllı olduğumuzu fark ettiğimizi söyler. İnsanoğlunun bin yıllar içinde ortaya koyduğu, geçmişin ütopyası günümüz medeniyeti, akıl üzerine inşa edilmesine karşın bugün birçok noktadan çatırdıyor. Delilik adeta hızla yayılan bir salgın hastalığa dönüşüyor. Toplumun en alt katmanından en üst katmanına hemen hemen herkes birbirine daha deli olduğunu kanıtlarcasına eylemlerde bulunuyor. Bir çığ gibi çoğalan bu sorunlar akla bir soruyu getiriyor, peki ya toplum delirirse?!

natura | 50

Seri / the series: Series 37 - Endogenous II Eser / work: SAAT 11:23 / 11:23 AM

Held at Bozlu Art Project, Nişantaşı Gallery, with Oğuz Erten as the curator, “Mad World” exhibition featured works from Ali Alışır, Sinan Demirtaş, Server Demirtaş, Çağatay Odabaş, İlgen Arzık, Meliha Sözeri, Gamze Taşdan, Semih Zeki, Murat Germen, Burcu Aksoy, Kazım Karakaya and Evren Erol, with a particular focus on meditating upon our day and our future after taking a deep breath.

Her geçen gün ağırlığını ve yoğunluğunu arttıran bu his artık gazetelerin üçüncü sayfasından çıkıp gündemi meşgul eden tüm haberlere ve satır aralarına yayılmakta, gün içinde tanık olduğumuz cinnet vakalarıyla karşılığını bulmakta. Günlük hayatta temas ettiğimiz gerçek olamayacak kadar tuhaf; fakat tekrarlandığı ölçüde sıradanlaşan olaylar zinciri dünyayı yönetenler bazında da bir farklılık göstermiyor. Twitter yolu ile savaş başlatıp bitirmekten, nükleer füze denemeleri yapmaya, siber savaşlardan petrol savaşlarına, doğanın ve insanın sömürüsünü meşrulaştırmaktan, ırkçılığı körüklemeye kadar uzanan bir denge kaybı yaşıyor dünya. Geçmişte kralların, imparatorların, yöneticilerin soytarıları, delileri varken dünya bu günlerde hızla bir delirium içine girerek daha da kaotik yönetimlere evriliyor.

This feeling that increases its presence and intensity with each passing day, ceases to be third page news and is now spreading among all the news and between the lines that occupy the agenda, corresponding with the cases of insanity which we witness during the day. The chain of events that we encounter in our daily lives, which are too bizarre to be true yet highly casual due to their reoccurence, does not vary on the basis of those who rule the world. The world is experiencing a loss of balance, ranging from starting and ending wars via Twitter to performing nuclear missile tests, cyber warfare to oil wars, and justifying the exploitation of nature and mankind to fueling racism. While kings, emperors and rulers had goliards and mad people serving them in the past, now the world is rapidly shifting into a state of delirium, evolving into even more chaotic administrations.

Erasmus bugün ya şadıklarımızı yüzlerce yıl öncesinde ya zd ı k l a r ı i l e ö n g ö r s e d e dü nya g i t t iğ i n o k t ay ı g ö rm e k t e n ç o k u z a k : 'A k l ı y l a y ü k s e l e n i n s a n , k e n d i e s e ri olan, ama bir süre sonra kontrolünü yitirdiği resmî aklın güdümünde yava ş yava ş ağır ta şları sır tlanmaya ba şlar ve sonunda inşa et tiği zindanına çoğu kez küçük b i r p e n c e r e a ç m a y ı b i l e u n u t u r.' A c a b a s o n d ö n e m d e ya şadıklarımız insanlığın kurduğu medeniyetin zindan günleri mi?

Even though Erasmus foresaw what we experience today through his writings hundreds of years ago, the world is far removed from realizing the point to which it has evolved: “The humans, advancing by means of their mind, start to take the heavy stones on their back slowly under the guidance of the formal mind, to which they cause, however, with respect to which they have lost the control, and finally, they often forget to open a small window in the dungeon that they have built.”1 I wonder whether those that we have experienced in recent times represent the dungeon days of the civilization built by the mankind?

Görmezden gelinen, hoş görülen, ciddiye alınmayacak delice davranışlar artık yeni çağımız için geçerli değil. Çünkü toplumun deliliğinden bahsediyoruz. Düşünmeliyiz hem de delicesine.” Oğuz Erten [1] Desiderius Erasmus; Deliliğe Övgü, İstanbul 2007, s. 9.

The crazy behaviors, which are ignored and welcomed, and which will not be taken seriously, are no longer valid for our new age. Because we are talking about the madness of society. Therefore we must think, and think madly.” Oğuz Erten [1]Desiderius Erasmus: In Praise of Folly, Istanbul 2007, p. 9.

Seri / the series: Series 36 - Fregoli Syndrom Eser / work: SAAT 23:11 / 23:11 PM

The designer and photograph artist Burcu Aksoy participated in the event with two photoprint –diasec works. In Praise of Folly, the classic work of Desiderius Erasmus, unveils how necessary folly is to the society, stating that we realize our intelligence through the existence of mad people. Today’s civilization as an utopia of the past, which humanity has created over thousands of years, is currently crumbling in many aspects even though it was initially built on reason. Folly is virtually transforming into a fast-spreading epidemic. Almost everyone from the bottom to the top layer of society acts as though they are trying to prove that they are madder than each other. This avalanche of problems brings a question to minds: what if the society goes mad?!

natura | 51


kapak konusu | cover story

kapak konusu | cover story

TAŞ İMPARATORLUĞUNDA TARİH DEDEKTİFLİĞİ:

MÜZE-SALON VE ÖĞRETTİKLERİ

AN HISTORICAL INVESTIGATION IN A STONE EMPIRE: MÜZE-SALON AND ITS DOCTRINES

ASLI ÖZBAY

“Salonun zemininde kullanılan ‘Konya Siyahı’, yine bölgenin ocaklarından çıkan, içinde zarif beyaz damarları olan, zemindeki cam döşemelerde sergilenen yer altı kanallarını ortaya çıkarmayı da sağlayan bir mermer türü.” "Also quarried from the region and used for the floorings of the salon, ‘Konya Black’ is a marble having decorous white veins, revealing the underground canals that are exhibited through the glass pavements on the floor." Selin Biçer Yüksek Mimar / M.Arch

natura | 52

natura | 53


kapak konusu | cover story

kapak konusu | cover story

“Süit odaların banyolarında kullanılan ‘Sivas Traverteni’ ise baskın sarı tonları ve farklı kesim yöntemleriyle elde edilen doğal dokuların tablo niteliğinde yüzeyler sunduğu renk ve dokusuyla, dekorasyonun ana elemanlarından biri haline geliyor.” "While the ‘Sivas Travertine’, used for the bathrooms of suite rooms, becomes one of the pivotal elements of decoration with its dominant yellow shades, and its colors and textures where natural textures obtained from different cutting methods offer picturesque surfaces."

Mimar Aslı Özbay Müze Salon projesini şu şekilde açıklıyor: “Bir köy düşünün… Hem yerin altına oyulmuş mağara mahalleler içinde hem de yerüstüne yapılmış taş odalarda, kaç binyıl geriye gittiğini bilemediğiniz eskilikte bir yaşam öyküsünün sırlarını saklıyor olsun. Köyün yer üstündeki tarihi evleri, 1970'lerden itibaren, bizzat o dönemin köylüleri eliyle taş taş yıkılıp harabeye döndürülmüş ve molozların altında yok olmaya terkedilmiş olsun. Bir adam, 1990'larda ucu bucağı belirsiz bir restorasyon macerasına atılıp yerin altındaki antik yerleşimin odak binalarını birer birer or taya çıkarmaya ba şlayana kadar, ayaklarımızın altında ne tür bir hazinenin gömülü olduğundan kimsenin haberi bile olmasın…* natura | 54

Architect Aslı Özbay explains the Müze Salon project as follows: “Picture a village... A village that keeps the secret of an history of which you cannot have a grasp how many millenia does it date back, both in cave cities that had been carved underground and in stone rooms that had been built above ground. A village where the historic houses above the ground had been demolished and dilapidated by the hands of none other than its residents, who had abandoned them under debris by the early 1970s. A man who embarked on an immense journey of restoration in the 1990s to unearth one by one the focal buildings pertaining to the ancient settlements underground, thus letting unaware people know of what kind of a treasure lies beneath our feet...* natura | 55


kapak konusu | cover story

Köyün adı Uçhisar. Nevşehir’e bağlı muhteşem Kapadokya köylerinin, bugün en popüler hale gelenlerinden biri… Kapadokya’nın en yüksek kaya tepesinin önce içine, sonra yamaçlarına kurulmuş; Helen, Roma, Bizans, Selçuk - Beylikler, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerine ev sahipliği yapmış; Kapadokya’ya özgü yeraltı ve yerüstü yaşam alanlarıyla örülü mistik yaşam öyküsünün keşfedilmesini hala bekleyen, güzeller güzeli bir köy. Uçhisar’ın son sürprizi, 2015’de, Aşağı Mahalle parsellerinden birinin zemini altında saklanan tarihi bir sırrın ortaya çıkması oldu: Sökülerek harap edildiğini düşündüğümüz iki taş ev kalıntısının izlerini sürerken çamura saplanan traktörün altından bulduğumuz kayaoyma kanallar, yıkılan evlerden çok önce orada varolmuş antik bir endüstriyel yapıdan geriye kalanları gün yüzüne çıkardı. Bir ‘Bezirhane’nin (keten tohumundan yağ üretilen antik bir endüstri tesisinin) kalıntılarını bulmuştuk. Bezir yağı, elektrik öncesi dönemde evleri aydınlatan kandiller için yakıt, ahşapların böceklenmeye karşı yalıtım malzemesi, hayvanlara ilaç gibi bir dizi önemli amaca hizmet eden değerli bir yağ idi. Her köyde birkaç bezirhane olduğunu ve içinde öküzlerle, katırlarla değirmenler döndürülen bu üretimhanelerin, dönemin en iri mekânlarından olduklarını biliyorduk. Bazı köylerde birden fazla bezirhane olduğunu da biliyorduk ama Uçhisar’ın bu noktasında bir bezirhane olacağını kimse hayal bile edemezdi… Sürpriz bezirhanenin kayaoyma zemin bölümleri yerin altında gömülü kaldığı için çok iyi korunmuştu. Ama kaya çatısı, kim bilir kaçıncı yüzyılda yıkılarak atölyenin sonunu getirmişti. Fotoğraflara ve temel izlerine bakarak detay keşfi yapmaya çalıştığımız iki ev ise bezirhane yıkıldıktan sonra, onun arsası üzerine yapılmış geç dönem köy evleriydi aslında… 2014’de başladığımız proje, ilk haliyle yıkılmış iki geleneksel konutun dokuya yeniden kazandırılmasını amaçlıyordu. Kentsel sit alanı içindeki harap bir mahallenin neredeyse tamamını yeni bir işlevle ayağa kaldıran 'Argos in Cappadocia’ otelin yeni odalarını içine yerleştireceğimiz konutları, doku morfolojisi içinde projelendirmeye çalışıyorduk. Ama yerin altından çıkan yeni bezirhane bilgisi, hacim olarak çok büyük ve bütünlüklü kullanılması gereken bir mekânı tanımlıyordu. Diğer yandan, bu tarihi bilginin herkesle paylaşılması ve köyün tarihine yeni girdi olacak mekân izlerinin araştırmacılarca rahat izlenebilmesi önemliydi. Bu gelişmeler projeye yeni bir yön verdi ve böylece yapım macerası 3 yıla yayılıp projesi 4 kez revizyona uğrayan yapı kompleksi, 2017 sonunda tamamlandı.

natura | 56

kapak konusu | cover story

The aforementioned village is Uçhisar. Currently one of the most popular among the magnificent Cappadocia villages of Nevşehir... Initially built into and then around the slopes of Cappadocia’s highest rocky peak, the village was a home to Hellenistic, Roman, Byzantine, Seljukian – Beyliks (Principalities), Ottoman and Republican periods. It is a pure beauty that still awaits a discovery aiming at its mystical history surrounded by underground and aboveground living spaces indigenous to Cappadocia. The latest surprise of Uçhisar was in 2015 when an historical mystery that was hidden under the ground of one of the lots of Aşağı Mahalle (Lower Neighborhood) was unraveled: while we were tracing the remains of two possibly dilapidated stone houses, we discovered carved rock canals under a tractor stuck in the muddle, thus unearthing what had remained from an ancient industrial building that was already there way before the demolished houses. We had found the remains of a “Bezirhane” (an ancient industrial plant/press in which oil is produced from linseed). Linseed oil was invaluable for it served a number of significant purposes, such as fuel for oil lamps illuminating houses during the preelectric period, insulation material preventing woods from becoming bug-infested, and medicine for animals. We already knew that there were a couple of these plants in every village with oxes and mules driving mills, and they were the biggest production plants of the period. We were also aware that there were more than one plant in some villages but no one could ever imagine that the furthermost point of Uçhisar was a home to one of these plants... The carved rock ground of this unlookedfor plant was well-preserved because it had remained under the ground. However, the rocky roof had been demolished in god knows which century, tolling the death kneel for the plant. The two houses of which we were trying to explore the details by looking at photographs and traces of their foundations, were in fact the later-era village houses that were built on the lot of the plant after it had been demolished... The project that we have started in 2014 was aiming to reintroduce two initially-demolished traditional dwellings into the texture. In ‘argos in Cappadocia’ hotel, which revitalized almost the entirety of a dilapidated neighborhood in an urban archaeological site, we were endeavoring for a plan where the dwellings embodying the new rooms would conform with the texture morphology. However, the unearthed new plant was defining a space that was enormous in volume, which required an integrated usage. On the other hand, it was important to share this historical information with everyone and provide a comfortable roadmap for researchers to follow the traces of this space as a new input regarding the history of the village. These developments introduced a new direction to the project and therefore the building complex of which the construction journey spanned over 3 years with 4 project revisions was completed in the late 2017.

Projenin isim babası, Argos’un kurucusu Gökşin Ilıcalı oldu: Mekânı ‘Müze-Salon’ diye isimlendirdik. Müze-Salon, zemin katta bezirhanenin değirmen yatakları ve katır kanallarının çelik-cam döşemeler ardında sergilendiği çok amaçlı bir salon ile sergileme ve servis ünitelerini barındırıyor. Üst katta ise, yıkılan konutların doku içindeki morfolojisini canlandıran iki süit oda yer alıyor. Bezirhane mekânını örten taş-tonoz, ‘geleneksele göz kırpan’ ama bölge için yeni ve alışılmışın ötesinde büyük bir mimari eleman. Tonoz-tavan, akslar arasında 10,5 metre açıklığında bir alanı geçiyor ve Kapadokya’nın geleneksel kaburga-tonoz örgü sisteminin detaylarını kullanıyor. Ancak hem boyutları hem de basık formu ile gelenekselin dışına çıkıyor. Bölgenin tanıdık tüf taşlarından İncesu grisi ile örülen tonoz kendini taşıyor. Tonoz üzerindeki odanın yükünü taşımaya destek olmak üzere tasarlanan çelik sistem, taş kabuk ile birlikte çalışıyor. Çelik sistemin olanak sağladığı kemer koltuklarındaki boşlukların içinden mekanik tesisatın kanalları ve boruları geçiyor. Yapı kompleksinin bezirhane bölümünü kaplayan taş yüzeylerde tasarlanan doku ise, bu hacimde ‘farklı’ bir mekân olduğunun ipuçlarını veriyor kullanıcılara. Bezirhane dışında kalan ve eski konut yapılarını canlandıran bölümlerde ise, geleneksel taş duvar örgü tekniği kullanılıyor ve bu alanlarda eskiden de barınma-konaklama amaçlı işlevler olduğunun izleri sürdürülüyor. The project is titled by the founder of Argos, Gökşin Ilıcalı; we have named it ‘Müze-Salon’. Müze-Salon features a multi-purpose hall on the ground floor where the mill fields and mule paths are showcased through steel-glass pavements, in addition to exhibition and service units. Two suite rooms that revitalize the morphology of demolished dwellings in the texture are located on the upper floor. The stone-vault that envelops the space of the plant, serves the region as a new and unconventionally large architectural element that ‘subtly refers to traditionality’. It spans over an area of 10.5 meters between the axes, using the details of the traditional ribbed vault pattern system that is indigenous to Cappadocia. Although it goes beyond traditionality both with its size and lowered form. Clad in İncesu gray, one of the familiar tuff stones of the region, the vault supports itself. The steel system that was designed to bear the load of the room above the vault, functions together with the stone shell. The ducts and pipes of the mechanical installation pass through the gaps in the haunch, which is provided by the steel system. The texture that was designed for the stone surfaces covering the plant section of the building complex, cues the users in to the fact that this volume embodies a ‘different’ space. Traditional stone wall bonding technique is used for the sections that revitalize the ancient dwelling types outside the plant and these areas also reflect that they were once home to certain purposes pertaining to sheltering-accomodation.

natura | 57


kapak konusu | cover story

kapak konusu | cover story

Taşlar: Devetüyü Tüf Taşı: Kapadokya Sarı Taş, Ürgüp İncesu Grisi: Gözde Mermer, Nevşehir Karaman Gümüşü ve Konya Karası: Taşanlar Mermer, Ürgüp Sivas Traverteni ve traverten tezgâh işleri: Baycanlar Mermer, Kırşehir Stones: Light Brown Tuff: Cappadocian Yellow Stone, Ürgüp İncesu Gray: Gözde Marble, Nevşehir Karaman Silver and Konya Black: Taşanlar Marble, Ürgüp Sivas Travertine and travertine bench works: Baycanlar Marble, Kırşehir

Müze-Salon’da doğal ta ş, sadece ta şıyıcı bir ana yapı elemanı olmanın ötesine geçerek, farklı doku denemelerinin yan yana oluşturduğu yüzey gerilimlerine imkân tanıyan bir dekoratif malzemeye de dönüşüyor. İncesu grisi, gerek bezirhane iç mekânındaki ‘külüklenmiş’ (bölgeye özgü geleneksel bir taraklama yöntemi) dokusuyla gerekse dış cephedeki pürüzsüz yüzeyiyle, izleyenlerin dokunarak anlamaya çalıştıkları bir merak unsuru. Zemin kat tuvaletlerindeki tasarımlarda birkaç farklı yüzey dokusunun bir arada kullanıldığı İncesu ta şı, mimariye sunduğu olanakların zenginliğini gözler önüne seriyor. Salonun zemininde kullanılan ‘Konya Siyahı’, yine bölgenin ocaklarından çıkan, içinde zarif beyaz damarları olan, zemindeki cam döşemelerde sergilenen yer altı kanallarını or taya çıkarmayı da sağlayan bir mermer türü. Mutfak duvarlarında ve yerlerinde kullandığımız mermer ise yine bölgeden çıkıyor: ‘Karaman Gümüşü’ denilen, içindeki sarı ve gri lekelerle, Kapadokya sarı tüfüne çok yakışan, endüstriyel mutfak çeliklerini ağırba şlı tonlarıyla ‘ehlileştiren’ bir karakteri var. Süit odaların banyolarında kullanılan ‘Sivas Traver teni’ ise baskın sarı tonları ve farklı kesim yöntemleriyle elde edilen doğal dokuların tablo niteliğinde yüzeyler sunduğu renk ve dokusuyla, dekorasyonun ana elemanlarından biri haline geliyor. natura | 58

“Mutfak duvarlarında ve yerlerinde kullandığımız mermer ise yine bölgeden çıkıyor: ‘Karaman Gümüşü’ denilen, içindeki sarı ve gri lekelerle, Kapadokya sarı tüfüne çok yakışan, endüstriyel mutfak çeliklerini ağırbaşlı tonlarıyla ‘ehlileştiren’ bir karakteri var.” "The marble that we use on the kitchen walls and floors, is also quarried from the region. Entitled ‘Karaman Silver’, this marble is a perfect match for the Cappadocian yellow tuff with its yellow and gray spots inside, and it has a character that ‘tames’ the industrial kitchen steels owing to its austere hues."

Natural stone in Müze-Salon project goes beyond being a mere structural element, transforming into a decorative material allowing surface tensions created by the sequence of different texture experiments. İncesu gray is truly an element of curiosity both with its special texture created by the traditional dredging method (külükleme) found in the interiors of the plant, and with its rubbed surface at the facade, leading the visitors to touch and feel it to understand it better. Used together with a couple of different surface textures for the design of ground floor restrooms, İncesu stone reveals the richness of the opportunities that it provides for architecture. Also quarried from the region and used for the floorings of the salon, ‘Konya Black’ is a marble having decorous white veins, revealing the underground canals that are exhibited through the glass pavements on the floor. The marble that we use on the kitchen walls and floors, is also quarried from the region. Entitled ‘Karaman Silver’, this marble is a perfect match for the Cappadocian yellow tuff with its yellow and gray spots inside, and it has a character that ‘tames’ the industrial kitchen steels owing to its austere hues. While the ‘Sivas Travertine’, used for the bathrooms of suite rooms, becomes one of the pivotal elements of decoration with its dominant yellow shades, and its colors and textures where natural textures obtained from different cutting methods offer picturesque surfaces. natura | 59


kapak konusu | cover story

kapak konusu | cover story

Kapadokya – deyim yerindeyse – bir taş imparatorluğu: Doğal taşın olabilecek en ilham verici formlarda mucizevi bir dizi tasarıma dönüştüğü bu olağanüstü coğrafyada, bu malzemeyi mimaride nasıl kullanacağınızın kararı sorumluluk, bilgi ve özen gerektiriyor. Müze-Salon projesi, sadece tarihi bir alanı korumacanlandırma hedefiyle sınırlı kalmayıp, yapının asal elemanlarından olan doğal taşa başrol sunan bir tasarım anlayışıyla projelendirildi. Müze-Salon ve Süitler bu sene, her biri bağımsız jüriler tarafından belirlenen Mimarlar Odası Ulusal Mimarlık Ödülü’ne (Koruma-Yapı dalı), 2018 Turgut Cansever Yapı Ödülü’ne ve 2017 Türkiye Mimarlık Yıllığı'na girmeye layık görüldü. Bize böyle bir deneyimi yaşama ve bu yapıyı gerçekleştirme imkânı sağlayan Argos Turizm yönetimine içtenlikle teşekkür ederiz.”

Cappadocia – as the phrase goes – is a stone empire: it requires responsibility, experience and elaboration to use this material in architecture in this magnificent geography, where natural stone transforms into a series of miraculous designs with the most inspiring forms. Müze-Salon project goes beyond the objective of conserving-revitalizing an historical site, adopting a design understanding where natural stone, as one of the primary building elements, takes the lead. This year, Müze-Salon and Suites received the National Architecture Award by the Chamber of Architects of Turkey (Conservation-Building category) and 2018 Turgut Cansever Building Award, and it was also deemed worthy of entering the 2017 Architecture Yearbook of Turkey. We hereby would like to sincerely thank the management staff of Argos Tourism for providing us with an opportunity to have such an experience and further bring this structure to life.”

* 1996 yılında hayatında ilk kez Kapadok ya’ya tatile giden ve kısa bir süre sonra gönlünü kaptırdığı Uçhisar’a restorasyonlar yolu ile turizm yatırımı yapmaya ba şlayan Gök şin Ilıcalı, sürprizlerin ilkiyle daha ba şlangıç ta karşıla şır: argos in Cappadocia otelin ilk bölümünü oluş turan parselin temizliği sırasında, tesadüfen yer altından or taya çıkan mağara kilise ile büyüyen bu olağan dışı yatırım öyküsü, bugün 22. yılını doldurmak üzere olan bir koruma-dönüşüm macerasının da temellerini atar.

*Gökşin Ilıcalı, who for the first time in his life went to Cappadocia for a vacation in 1996 and later started to make tourism investments through restorations for Uçhisar after falling in love with the place; encounters the first of many surprises in the beginning of the journey. This extraordinary investment story that was expanded during the cleaning of the lot that constitutes the first section of the argos in Cappadocia hotel, when a cave church was accidentally unearthed from underground, lays the foundations of a conservation-transformation journey that is about the celebrate its 22th anniversary.

KÜNYE Konum: Uçhisar, Nevşehir İşveren: Argos Turizm Mimari Proje ve Uygulama: Argos Yapı Proje: Aslı Özbay Proje ve Uygulama Ekibi: Hakan Mahiroğlu, Ayşe İpek Aysu, Coline Gauthier, Pınar Girgin ve Valeska Wegner Proje ve Uygulama Tarihi: 2014 - 2017 Taş Yapı Ustaları: Hasan Baş (Ustabaşı), Mahmut Tekin, Muzaffer Ayan, Yavuz Bahçeli, Yusuf Eroğlu ve İbrahim Korkut Ahşap Ustaları: Ali Güneş, Adnan Günhor, Selami Uçar ve Kemal Balaban Demir İşleri: Mehmet Tuluay Çelik-Betonarme: Şükrü Yıldız ve Mustafa Keyif (SOM) Mekanik Proje: Cihan Ayana (MITSUBISHI) Elektrik Proje: Sabri Pehlivan ve Tamer Benli (MARKAS) Katkıda Bulunanlar: Mete Buyurgan (Statik Koordinasyon), Hakan Çelik (Mekanik Koordinasyon), Sarp Turhan (Süit Odalar - Dekorasyon) ve Hasan Erzurum (Cam Döşemeler) Fotoğraflar: Yerçekimi (Orhan Kolukısa)

Credıts “Müze-Salon’da doğal taş, sadece taşıyıcı bir ana yapı elemanı olmanın ötesine geçerek, farklı doku denemelerinin yanyana oluşturduğu yüzey gerilimlerine imkân tanıyan bir dekoratif malzemeye de dönüşüyor. İncesu grisi, gerek bezirhane iç mekânındaki ‘külüklenmiş’ (bölgeye özgü geleneksel bir taraklama yöntemi) dokusuyla gerekse dış cephedeki pürüzsüz yüzeyiyle, izleyenlerin dokunarak anlamaya çalıştıkları bir merak unsuru. Zemin kat tuvaletlerindeki tasarımlarda birkaç farklı yüzey dokusunun bir arada kullanıldığı İncesu taşı, mimariye sunduğu olanakların zenginliğini gözler önüne seriyor.” "Natural stone in Müze-Salon project goes beyond being a mere structural element, transforming into a decorative material allowing surface tensions created by the sequence of different texture experiments. İncesu gray is truly an element of curiosity both with its special texture created by the traditional dredging method (külükleme) found in the interiors of the plant, and with its rubbed surface at the facade, leading the visitors to touch and feel it to understand it better. Used together with a couple of different surface textures for the design of ground floor restrooms, İncesu stone reveals the richness of the opportunities that it provides for architecture."

natura | 60

Location: Uçhisar, Nevşehir Client: Argos Tourism Architectural Project and Implementation: Argos Yapı Project: Aslı Özbay Project and Implementation Team: Hakan Mahiroğlu, Ayşe İpek Aysu, Coline Gauthier, Pınar Girgin and Valeska Wegner Project and Implementation: 2014 – 2017 Stonemasons: Hasan Baş (Master builder), Mahmut Tekin, Muzaffer Ayan, Yavuz Bahçeli, Yusuf Eroğlu and İbrahim Korkut Wooderworkers: Ali Güneş, Adnan Günhor, Selami Uçar and Kemal Balaban Metal Works: Mehmet Tuluay Steel-Reinforced Concrete Works: Şükrü Yıldız and Mustafa Keyif (SOM) Mechanical Project: Cihan Ayana (MITSUBISHI) Electricity Project: Sabri Pehlivan and Tamer Benli (MARKAS) Contributors: Mete Buyurgan (Static Coordination), Hakan Çelik (Mechanical Coordination), Sarp Turhan (Suite Rooms – Decoration) and Hasan Erzurum (Glass Pavements) Photographs: Yerçekimi (Orhan Kolukısa)

“Kapadokya – deyim yerindeyse – bir taş imparatorluğu: Doğal taşın olabilecek en ilham verici formlarda mucizevi bir dizi tasarıma dönüştüğü bu olağanüstü coğrafyada, bu malzemeyi mimaride nasıl kullanacağınızın kararı, sorumluluk, bilgi ve özen gerektiriyor. Müze-Salon projesi, sadece tarihi bir alanı koruma-canlandırma hedefiyle sınırlı kalmayıp, yapının asal elemanlarından olan doğal taşa başrol sunan bir tasarım anlayışıyla projelendirildi.” "Cappadocia – as the phrase goes – is a stone empire: It requires responsibility, experience and elaboration to use this material in architecture in this magnificent geography, where natural stone transforms into a series of miraculous designs with the most inspiring forms. Müze-Salon project goes beyond the objective of conserving-revitalizing an historical site, adopting a design understanding where natural stone, as one of the primary building elements, takes the lead."

natura | 61


kapak konusu | cover story

kapak konusu | cover story

Ekip, yola Cansever ofisinde yetişmiş bir genç mimar olan Serkan Bayram ile başladı. Turgut Bey ilk 8-9 yıl boyunca ekibe danışman olarak rehberlik etti. H at ı r l at m a k i y i o l a b i l i r ; Tu rg u t C a n s eve r, m i m a r ı n t o p l u m a ve t a r i h i d e ğ e r l e r e s ayg ı l ı, s o r u m l u b i r t avr ı o l m a s ı g e r e k t iğ i n i, k i b i r ü r ü nü i ş l e r l e uğ r a ş m a n ı n m i m a r l ı k i ç i n b i r g af l e t o l duğ u nu va ze d e r d i. “ V i rt ü öz i t e” (a r t i s t l i k) p e ş i n d e k i m i m a r i ya k l a ş ı m l a r da n ha z ze t m e zd i. “ Ye r” ve “ke nt s e l d o ku” (n i t e l i k l i o l a n ş e h i r d e n b a h s e d i y o r u z , e l b e t t e) ç o k ö n c e l i k l i v e ö n e m l i d i r. B u n l a r ı n m i m a r t a r a f ı n d a n i y i a n l a ş ı l m a s ı v e u y u m g ö s t e r i l m e s i “ i b a d e t ” d e r e c e s i n d e d e ğ e rl i d i r. Ö z e l l i k l e t a r i h i ç e v r e d e “s a yg ı l ı o l m a” k a v ramının içeriğini teva zu, geleneksel dokuya uyum ve mekânın özgün karak ter ini / yer in r uhunu ko r u y a c a k b i r t a s a r ı m a n l a y ı ş ı t a r i f l e r. Ye r e l d e i k l i m , y ö n v e m a l z e m e k u l l a n ı m ı d a ç o k ö n e m l i d i r. Ya p ı malzemesi olabildiğince bölgenin içinden-yakınından kullanılmalı, pa sif enerji prensipleri ta sarıma y a n s ı m a l ı d ı r. Ya p ı ö y l e t a s a r l a n m a l ı d ı r k i , s a n k i h e p o r a d a y m ı ş h i s s i n i v e r m e l i d i r. . . Atölye Argos ve Argos Yapı elinden çıkan projeler ve yapılar, hâlâ bu prensipler akılda tutularak tasarlanıyor ve uygulanıyor. Kapadokya'da uzun yıllardır inceltme imkânı bulduğumuz bu deneyimi, bugünlerde Ege kıyılarında ve daha doğudaki coğrafyalarda çalışmakta olduğumuz projelere de yansıtıyoruz. Bodrum ve Hasankeyf, son aylarda öncelikli uğra şı alanlarımız haline geldi.

Okuyucularımızın sizi tanıması için, bize Argos Yapı'dan bahseder misiniz? Argos Yapı bünyesine nasıl dâhil oldunuz? Argos Yapı, “Argos in Cappadocia” isimli otelimizin projelendirilmesi ve uygulanması amacı ile, Gökşin Ilıcalı isimli bir girişimci/ yatırımcı tarafından kurulmuş bir şirket. Ayrıca Atölye Argos isimli bir de kardeş şirketimiz var. Gökşin Ilıcalı tarihe, mimarlığa, müziğe ve kültürel derinliği olan hemen her şeye merakı olan, çok özgün bir kişi ve becerikli bir iş adamı. Kalite konusunda saplantı düzeyinde duyarlı... Gökşin Ilıcalı ile 2008 yılı sonunda, bir röportaj vesilesiyle tanıştık. Ben o sırada, 6-7 yıldır Kapadokya'da TH-İDİL Mimarlık ofisi adına çalışmaktaydım zaten. Gökşin Bey’in daveti üzerine 2010'da Argos Yapı'da birlikte çalışmaya başladık. Önce danışmanlık kapsamında daha hafif yoğunluklu bir statüde başlamıştı çalışmalarımız, ama kısa bir süre sonra, tam zamanlı olarak işin başında durmamı gerektiren bir formata büründü. Argos için 2010 yılından bu yana, birlikte hem tasarlayıp projelendiriyor hem de uygulama yapıyoruz.

For our readers to know you better, could you please tell us about Argos Yapı? How did you get involved in the body of Argos Yapı? Argos Yapı is a company that was established by entrepreneur/investor Gökşin Ilıcalı, aiming to conceptualize and realize our hotel project entitled “Argos in Cappadocia”. We also have sister company named "Atölye Argos". Gökşan Ilıcalı is a very unique person and a talented businessman who is interested in history, architecture, music and pretty much anything that has cultural depth. He is almost obsessively sensitive about quality... I met Gökşan Ilıcalı in late 2008 during an interview. At the time, I had been working in Cappadocia for 6-7 years in the body of TH-İDİL Architecture office. Upon the invitation of Mr. Ilıcalı, we started to work together in Argos Yapı in 2010. At first, our studies spanned over a less intensive status in the frame of consulting, but after a short period of time, they turned into a more intensive format that required me to take care of the business as a full-time job. Since 2010, we have been designing, conceptualizing and realizing projects together for Argos Yapı.

Argos Yapı'nın Uçhisar'da sürdürdüğü mimari faaliyetlerde yaklaşımı nedir? Yerellik, kullanıcı dostu olma ve çevresel sürdürülebilirlik kavramları üzerine Argos Yapı'nın tutumunu açıklayabilir misiniz? Argos Yapı, mesleki gelişimine Turgut Cansever etkisi / öğretisi ile başlamış bir ofis. Gökşin Bey, 90'lı yılların ortasında işe yeni başladıklarında Turgut Bey ile tanıştı. Onu tanıyıp anladıkça yaklaşımlarını içtenlikle kabullenip benimsedi.

What is the approach of Argos Yapı regarding architectural activities that it carries out in Uçhisar? Could you please explain the position of Argos Yapı on the concepts of locality, user-friendliness and environmental sustainability? Argos Yapı is an office that initiated its professional development through the contributions/teachings of Turgut Cansever. Mr. Ilıcalı met with Mr. Cansever in the mid-90s when they have started working. As he got to know him, he sincerely accepted and embraced his approaches.

natura | 62

The team started its journey with Serkan Bayram, a young architect trained in the office of Cansever. Mr. Cansever guided the team for the first 8-9 years as a consultant. It may be beneficiary to remind; Turgut Cansever advised that an architect should adopt a respectful and responsible approach towards society and historical values, and engaging in works that are the products of arrogance was an act of negligance for architecture. He didn’t really appreaciate architectural approaches aspiring after “virtuosity”. “Place” and “urban texture” (obviously we are talking about a qualified city) are of capital priority and significance. It is valuable at a “worshiping” level for the architects to understand and adapt to these notions. The scope of the concept of “being respectful”, especially in historical environments, is defined by humility, harmony with the traditional context and a design understanding that conserves the authentic character and the essence of the space. In a local context; climate, direction and material use are also very important. The building material should be selected from within or around the region as much as possible to reflect passive energy principles to the design. The building must be designed in such a way that evokes a feeling that it was already there all along... The projects of Atölye Argos and Argos Yapı are still designed and realized with these principles in mind. We are also reflecting this experience, which we have found the opportunity to explore for many years in Cappadocia, to projects that we are currently working on in the Aegean coast and in farther east geographies. In recent months, Bodrum and Hasankeyf have become our primary fields of occupation. natura | 63


kapak konusu | cover story

kapak konusu | cover story

Kapadokya mimarisi hakkında bilgi verir misiniz? Kapadokya, çok geniş bir bölge; Nevşehir diye biliniyor genellikle, ama Kayseri, Aksaray, Niğde, Konya, Kırşehir'de birçok köy evi de “damardan” Kapadokya karakteri taşıyor. Ve biz milletçe çok az şey biliyoruz bu muazzam değerimiz hakkında. Özellikle sivil mimarlık üzerine derinleşmiş araştırma ve yayınların azlığı utanç verici... Oysa tüm Kapadokya'da yerin altındaki muhteşem mağara mekânlardan başlayıp yer üstündeki kübik oluşumlarla gelişen çok zengin bir yerleşkeler topluluğu söz konusu. Yer altına oyularak oluşturulmuş ilk yaşam ünitelerinin ne kadar eskiye gittiği hâlâ tartışma konusu olsa da kanımca 2000 yılı var. Yerin üstündeki kâgir kübik dokuların oluşumu ise 16-17. yüzyıldan sonra başlıyor. Derinlemesine incelendiğinde, her biri farklı karakterler gösteren yüzlerce köy evinden birçoğu hızla yok oluyor ve biz daha hiçbirini doku ölçeğinde doğru dürüst belgeleyip üzerinde ciddiyetle çalışmış değiliz...

Could you please inform us about the Cappadocian architecture? Cappadocia is a very large region; it is generally known as Nevşehir but many village houses in Kayseri, Aksaray, Niğde, Konya and Kırşehir also carry an “intrinsic” Cappadocian character. And we as the whole nation know very little about this great value. The lack of in-depth research and publications on civil architecture is especially disgraceful... Whereas Cappadocia has a very rich group of settlements starting from the breathtaking underground caves to develop cubic formations above ground. Even though there are still debates on how far the first living units that had been carved underground dates back, I think it is approximately 2,000 years. As for the cubic masonry textures above ground, it is estimated that they had been formed after the 16th-17th century. When examined in detail, we see that many of the hundreds of village houses each with different characters are disappearing at a rapid rate and we haven’t even properly documented them at texture scale or worked on them in a serious manner...

Ben 2002'den bu yana, bölgenin çok farklı köylerinde, çok sayıda konutun rölöve ve restorasyonu ile uğraşma şansına sahip oldum. Argos sayesinde, 2010'dan beri hazırladığım projelerin uygulamalarını da yapar hale geldim. Dolayısıyla, oldukça derinlemesine ve özgün bir deneyim edindiğimi söyleyebilirim. Her köyde ele aldığım bina, öncelikle o yerleşimin topoğrafik yapısına ve elbette sosyo-kültürel arka planına göre çok farklı değerler seriyor insanın önüne. Bunlardan öğrenecek çok şey var hepimiz için... Bu nedenle, tüm akademisyen arkadaşlarımı ısrarla bu alana odaklamaya çalışıyorum ki, elimizdeki kaynaklar zenginleşsin ve bu olağanüstü zenginlikteki değer daha yaygın bilinir hale gelsin.

Since 2002, I have had the opportunity to work on surveying and restoration practices regarding numerous dwellings in quite different villages of the region. Thanks to Argos, I have also become competent enough to realize the projects that I have been preparing since 2010. Therefore I can say that I gained a quite in-depth and unique experience. The buildings that I tackle in every village, reveal very different values depending on the topographic structure of the settlement and of course, the sociocultural background. We have a lot to learn from here... For this reason, I am tenaciously trying to guide all my academician friends to focus on this field so that our current resources foster and this value of magnificent richness becomes more widespread.

natura | 64

Son dönemde olmazsa olmaz diye tabir edeceğiniz ürünler neler? Son projelerinizde hangi malzeme ve teknolojilere öncelik verdiniz? Kapadokya'da doğal taş, vazgeçilmezimiz. Bölge taşı olan “volkanik tüf” isimli taşı kullanıyoruz ağırlıkla. Bu taş çok gözenekli, dolayısıyla ısı yalıtım değeri çok yüksek bir malzeme. Geniş bir renk yelpazesi var ve farklı mukavemet değerleri taşıyor. Ama doğal taş malzeme çimento bağlayıcı ile kullanıldığında yalıtım değeri çok düşüyor. Dolayısıyla, uygulamalarda detay geliştirmek gerekiyor. Dekorasyonda traverteni çok sık kullanıyoruz. Travertenin doğal dokusunu vurgulayan tasarımlar yapmayı seviyoruz. Zaman zaman, yine yakın çevreden çıkan mermer malzeme de tercihlerimiz arasına girebiliyor. Elbette projenin gerektirdiği durumlarda betonarme ve çelik teknolojilerini kullandığımız da oluyor. Mesela, Müze-Salon projesinde karma bir sistemle tasarladık projeyi. Yine geleneksel dokunun önemli taşıyıcı malzemelerinden biri olan ahşabı da sıkça kullanıyoruz projelerimizde… Dergimiz doğal taş ağırlıklı olduğu için genelde sorduğumuz bir soru var: Ülkemiz mermer kaynakları açısından çok zengin. Bu değerli malzemenin yeterince kullanıldığını ve yerel olana kıymet verildiğini düşünüyor musunuz? Mermerin çok kullanıldığını biliyorum. Ama "yerel olana değer vermek" farklı bir bilinç. Bu bilince sahip olduğumuzu ve bunu değer lendirecek t asar ımlar la uğra şılan yeter li sayıda ve nitelik te iş olduğunu sanmıyorum. Ama bu bir is t atis tik konusu elbet te, yanlış bir şey söylüyor olmak da is temem. Bunu siz daha iyi izliyorsunuzdur…

Which products do you consider indispensable lately? Which materials and technologies did you prioritize in your latest projects? For Cappadocia, natural stone is our sine qua non. We are predominantly using “volcanic tuff”, which is a stone indigenous to the region. This stone is very porous, therefore it has a high level of heat insulation. It has a broad range of colors with different levels of strength. Although when natural stone materials are used together with cement, their insulating values decrease a lot. Therefore it is necessary to improve detailing in the scope of implementations. In the frame of decoration, we frequently use travertine. We enjoy carrying out designs that emphasize the natural texture of travertine. At times, we opt for marble materials that are quarried from the immediate region. Of course, there are times when we use concrete and steel technologies if the project requires us to. For example, in our Müze-Salon (Museum-Hall) project, we designed the project through a mixed system. We are also frequently using wood as one of the important load-bearing materials of traditional texture... For our magazine is focusing on natural stones, we have a question that we like to ask frequently: our country is significantly rich in terms of marble resources. Do you think that this precious material is being used often and does the local get appreciated enough? I know for a fact that marble is frequently opted for. Although “appreciating the local” is a whole nother awareness. I believe that we are neither conscious of this awareness nor there are works that have enough quantity or quality with accurate designs to make the most of this awareness. But of course, it is a matter of statistics. I don’t want to say something wrong. I believe you are following this subject better than I do...

natura | 65


kapak konusu | cover story

kapak konusu | cover story

Bildiğimiz kadarıyla Argos Yapı çalıştığı ekiplere çok değer veren bir kuruluş. Bu tutumu bizim için değerlendirir misiniz? Argos Yapı, ülkede çok fazla örneği olmayan bir şirket: Bir kere 20 yıldan uzun süredir çok özel bir yerde (Kapadokya) ve bir ihtisas alanında (restorasyon) proje ve uygulama yapıyoruz - ki bu süreklilik başlı başına bir olaydır. İkinci olarak da, bu işi Kapadokya gibi çok özel karakteri olan özgün bir bölgede yapıyoruz... Geleneksel yapım yöntemleri ile ve restorasyon ağırlıklı çalıştığımız için, hem işin projelendirme faslında hem de taş-ahşapdemir ustalığı gerektiren uygulama faslında "okul gibi" çalışılan bir tür misyonun sürükleyicisi haline geldi şirketlerimiz. Atölye Argos, "Kapadokya'da rölöve almayı, çizmeyi beceren" ve bunu restitüsyon/restorasyon projelerine taşıyabilen mimar ve restorasyon teknikerleri yetiştiren bir ofise dönüştü... Mimarlık eğitiminde restorasyon konusu ve alanı zaten fazlasıyla üstünkörü geçiştiriliyor. Yü k s e k l i s a n s dü ze y i n d e ve r i l e n e ğ i t i m t e k n i k l e r i b i l e, Kapadokya'daki ölçüm-çizim-belgeleme kalitesini s a ğ l a m aya ye t e r l i o l m u yo r. B u nu ye r i n d e, d e n ey i m l e ö ğ r e n m e k ve öğ r e tm e k g e r e k i yo r. B u yo l l a ve u zu n y ı l l a r a yay ı l a n d e n ey i m l e, At ö l ye'd e n ye t i ş e n ç o k s ay ı d a m i m a r ve t e k n i ke r a r k ada ş ı m ı z o l du b ug ü n e k a d a r. Taş işçiliği ise başlı başına bir zanaat alanı ve Argos Yapı bu açıdan da bir okul oldu. Bölgede çalışıp da Argos tezgâhından geçmemiş az taş ustası vardır. Ahşap ustalarımız, demircilerimiz ve hatta elektrik ve sıhhi-mekanik tesisat alanında çalışmış teknikerlerimiz için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. İnsan yetiştirme konusunda bu kadar ciddi bir zaman ve emek verince, yetişmiş olan, özellikle hala yanınızda olan ekiplerinize olan saygı ve sevginiz de ona göre oluyor. Hepsi çok kıymetlilerimizdir…

As far as we know, Argos Yapı is an establishment that highly values the teams it works with. Could you please evaluate this approach for us? Argos Yapı stands for a company that does not have much similarities with others in our country: first of all, we have been carrying out projects and implementations for over 20 years. I think this continuity speaks for itself. Secondly, we are carrying out these activities in Cappadocia, a unique region having a highly special character... As we are working predominantly on restoration and traditional building methods, our company became a pioneer of some kind of a mission, where a “schoollike” work is performed both in the designing and in the implementation phase, which requires mastership in stone-wood-iron materials. As for Atölye Argos, it has transformed into an office that trains architects and restoration technicians who are able to “survey and draw in Cappadocia” and carry them into restitution/restoration projects... The restoration topic and field is already treated superficially in architecture education. Even the education techniques that are provided at an MA level is most of the time not enough to meet the surveying-drawing-documenting quality of Cappadocia. It is necessary to learn and teach it on site with the required level of experience. In this way and with many years of experience, we had many architects and technicians who have been trained in the body of the Studio until today. Stonemasonry is in and of itself a field of a field of craftsmanship and Argos Yapı has also served as a school in this respect. There are few stonemasons who worked in the region yet didn’t work on the counters of Argos. We can say the same things about our woodworkers, smiths and even the technicians who have worked in the field of electricity and sanitary-mechanical installation. When you devote such a long time and labor into training people, your love and respect towards these people, especially towards the teams that are still working with you, get fostered in the same magnitude. They are all very precious for us...

Verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz…

Thank you very much for all the valuable information you have provided...

natura | 66

natura | 67


proje | project

proje | project

900

STRADELLA

SAOTA

Projede kullanılan renk paleti, cesur kütleleri ve mimariyi karakterize eden net doğrusal biçimlere karşı, sıcak ve doğal tonları dengeliyor. Fransız kireçtaşı ve beyaz sıva duvarların zarif bir tuvali, bronz alüminyum gölgelikler ve açık gri pencere çerçeveleri ile iç ve dış mekânlarda canlandırıldı. Gri doğrama işleri ve kapılar, yaşama mekânları boyunca kullanılan kireçtaşı zemin karolarını ve yatak odalarındaki meşe döşemeyi tamamlıyor… The color palette used in the project balances warm and natural hues against the daring masses and crisp linear forms that characterize the architecture. A refined canvas of French limestone and white plaster walls is revitalized both indoors and outdoors by bronze aluminum shades and light gray WINDOW frames. Gray woodwoorks and doors complement limestone floor tiles used throughout the living spaces and the oak flooring in the bedrooms...

Selin Biçer Yüksek Mimar / M.Arch

natura | 68

natura | 69


proje | project

900 Stradella, 1970'li yıllarda Bel Air’de denize doğru uzanan bir yamaca yapılmış evin yeniden biçim verilme projesi ve aynı zamanda da Los Angeles’ta SAOTA’nın tasarladığı ilk iş olma özelliğini taşıyor. Bu proje ile geleneksel bir tadilatın ötesine geçen SAOTA mevcut evi, en üst düzeyde işlev gören ve Kaliforniya Modernizmi geleneğinde yeni bir çağdaş estetik kuran bir konuta dönüştürdü. Arazinin ve konutun özgün yerleşimi mahremiyet sağlamak ve Los Angeles havzasının muhteşem manzarasını yakalama amacıyla iyi planlanmıştı. Ancak işverenin yapının özgün İspanyol tarzı mimarisinin tüm izlerinin silinmesini talep etmesi sonucunda SAOTA, mevcut yapıyı iskeletine kadar sökmeye, dik açılı Modernist görünümünü en üst düzeye çıkarmaya, gereken yerlerde yapıyı güçlendirmeye ve yapıyı genişleterek manzaraya açılan ve ışığın daha fazla alınmasını sağlayan büyük açıklıklar oluşturmaya karar verdi. Dış mekânın içeriye davet edilmesi fikriyle yola çıkan SAOTA bu projede mekân planlamasından cephe tasarımına, peyzaj düzenlemesinden aydınlatma, pencere konfigürasyonu ve gölgeleme detaylarına kadar bu bilinçli tasarım kararlarını aldı. Ormanlık bir yamaçta yer alan bu projede, konumun yarattığı doğal etki evin girişini işaret eden yeşil bir avluyla tamamlandı. Giriş cephesi bir heykel kompozisyonu olarak yeniden şekillendirildi. Büyük bir payanda evi tepeye bağlarken sağır doğal taş kaplı duvarlar, dikey açıklıklarla bütünleşerek görüşün evin içine kadar ulaşmasını sağlıyor. Giriş lobisinden, evin ana kütlesine doğru oyulmuş asimetrik bir geçit, büyük odanın yüksek tavanları ile çerçevelenen şehir merkezi siluetinin ortaya çıkmasını kasıtlı olarak geciktiriyor. Girişteki ağır formlar, tepenin içine tutturulduğu için, üzerinde dikey olarak asılı olan, kent örgüsüne hizalanan ve manzarayı çerçeveleyen daha hafif bir yapıya yol açtığı için bilinçli bir geçiş oluşturuyor. natura | 70

proje | project

900 Stradella is a remodeling project of a house that was built in the 1970s on a promontory in Bel Air and it also stands out as SAOTA’s first completed project in Los Angeles. Going beyond a traditional remodel with this project, SAOTA has transformed the existing house into a home that operates at the maximum level and establishes a new contemporary aesthetic in the tradition of Californian Modernism. The original settlement of site and dwelling were well planned to ensure privacy and capture the magnificent view over the Los Angeles basin. However, upon the client’s demand to eliminate all traces of the original Spanish style architecture, SAOTA decided to strip the existing structure back to its skeleton, maximize the right-angled Modernist outlook, reinforce the structure where necessary and create wide openings that extend the structure to overlook the vista and draw more sunlight. Setting out with the idea of inviting the outside in, SAOTA has made informed design decisions ranging from space planning to facade design, landscape organization to lighting, and window configuration to shading details. Positioned in a wooded hillside, the project’s natural effect created by its location is culminated in a green courtyard, signaling the entrance of the house. The entrance facade is reshaped as a sculptural composition. A massive buttress connects the house to the hillside, while blank, natural stone-clad walls coalesce with the vertical openings, ensuring the eye to reach all the way into the house. From the entrance lobby, an asymmetrical passage carved through the main block of the house intentionally delays the unraveling of the skyline, framed by the high ceilings of the great room. There is an informed transition as the heavy forms of the entrance, anchored into the hillside, pave the way for a lighter structure hanging vertically over it, aligning to the city grid and framing the vista. natura | 71


proje | project

Kaliforniya’daki Modernizmin ütopik örneklerinden the Case Study Houses’a gönderme yapan bu yaklaşım, kent yaşamının özünü yakalamayı amaçlayan yeniden düzenlenmiş zemin kat planının gözenekli doğasına, modern aile yaşamına uygun şekilde evin çeşitli işlevlerini birbirine bağlayan, aydınlık, ferah ve açık iç mekânlara yansıyor. Mümkün olan her yerde duvarlar, geniş açıklıklar ile değiştirildi. Ana yatak odaları ve banyolar, ışıltılı gece siluetinin üzerinde asılı dış teraslara açılmak üzere yeniden tasarlandı. Tasarım yaklaşımı için ana kriter olarak belirlenen yemyeşil ormanlık alan, manzarayı canlandırmak adına yeni bir havuz ve lineer çiçeklikler sayesinde evin içinden yeniden yapılandırılan ön terasa akıyor. Yeni bir doğrusal örtü, arazinin genişliğini güçlendiriyor, iç yaşam alanlarının doğal uzantılarını yaratıyor, evin çeşitli işlevleri arasındaki akışı iyileştiriyor ve açık havada yemek yeme ve dinlenme için rahat alanlar sağlıyor. Bu ikonik, 40 metre uzunluğundaki gölgelik Koenig’in Stahl House projesini anımsatan şekilde ince yapısı sayesinde harika mavi gökyüzü ve palmiye ağaçlarının etrafında kasıtlı bir çerçeve çiziyor. Eski konutun yeniden şekillendirilmiş unsurlarına yeni bir uyum sağlıyor ve arazinin kuzeyinde yeni bir yemek kanadı kazandırıyor. Bu ek, özgün çıkış yolunu köprüler ve yeni bir motorsiklet alanını mülkün arkasına daha düşük bir seviyede tanımlıyor. Birinci kattaki ana yaşam alanlarının aydınlık ve açık kalmasını sağlayan mekânlar olan yeni bir spor salonu ve spa, kiler ve personel alanları ise bodrum katında bulunuyor. Projede kullanılan renk paleti, cesur kütleleri ve mimariyi karakterize eden net doğrusal biçimlere karşı, sıcak ve doğal tonları dengeliyor. Fransız kireçtaşı ve beyaz sıva duvarların zarif bir tuvali, bronz alüminyum gölgelikler ve açık gri pencere çerçeveleri ile iç ve dış mekânlarda canlandırıldı. Gri doğrama işleri ve kapılar, yaşama mekânları boyunca kullanılan kireçtaşı zemin karolarını ve yatak odalarındaki meşe döşemeyi tamamlıyor. Özenle tasarlanmış aydınlatma elemanları mimariyi vurguluyor ve doğrudan açık alanlara bir samimiyet duygusu sağlayarak mobilya düzenlerine doğrudan cevap veriyor. Gizli armatürler ve gizli düzenler rahat bir gece ortamı yaratıyor ve parıltılı Los Angeles silueti cazibesini korumaya devam ediyor…

natura | 72

proje | project

Refering to the Case Study Houses, one of the utopian examples of Californian Modernism, this approach is reflected in the porous nature of the floorplan, which is reorganized to capture the essence of the urban life, with radiant, spacious and open interior spaces that connect the various functions of the house in accordance with a modern family life. Walls were replaced by wide openings where possible. Main bedrooms and bathrooms were redesigned to open onto external terraces suspended over the glittering night skyline. The lush wooded terrain, designated as the main design criterion, flows from within the house to the front terrace, which was reconfigured with a new pool and linear planters in order to invigorate the view. A new linear canopy reinforces the width of the site, creating natural extensions of interior living spaces, improving the flow between the various functions of the house, and presenting comfortable spaces for outdoor dining and lounging. This iconic 40m long canopy draws an intentional frame around the beautiful blue sky and palm trees, owing to its skinny structure that reminds of Koenig’s Stahl House. It offers a new unity with the remodeled elements of the former dwelling and presents a new dining wing to the north of the site. This addition bridges the original exit road and defines a new motor court to the rear side of the property at a lower level. Ensuring the main living spaces at the first floor to remain radiant and open, a new gym and spa, along with a cellar and staff spaces are all positioned in the basement level. The color palette used in the project balances warm and natural hues against the daring masses and crisp linear forms that characterize the architecture. A refined canvas of French limestone and white plaster walls is revitalized both indoors and outdoors by bronze aluminum shades and light gray window frames. Gray woodwoorks and doors complement limestone floor tiles used throughout the living spaces and the oak flooring in the bedrooms. Meticulously designed lighting elements emphasize the architecture and responds directly to furniture layouts by providing open spaces with a sense of intimacy. Concealed fixtures and hidden layouts create a cozy night-time atmosphere and the glittering Los Angeles skyline continues to remain the star attraction...

natura | 73


proje | project

proje | project

KÜNYE Proje Yeri: Bel-Air, Los Angeles Mimari Tasarım: SAOTA Proje Mimarları: Mark Bullivant ve Tom Burbidge Projenin Bitiş Tarihi: 2017 Arsa Alanı: 3.769 m² Proje Alanı: 1.234 m² İnşaat Ruhsatı Mimarı: CM Peck Geliştirme Yöneticileri: PLUS Development Ana Yüklenici: Gordon Gibson Construction Statik Proje: JLA Structural Engineers Aracı Firma: Bond St Partners Aydınlatma Danışmanı: Oculus Light Studio Peyzaj Tasarımı: Fiore Peyzaj Design İç Mekân Tasarımı: MINOTTI Los Angeles Sanat Çalışması: Creative Art Partners Fotoğraflar: Adam Letch

Credıts Project Location: Bel-Air, Los Angeles Architectural Design: SAOTA Project Architects: Mark Bullivant and Tom Burbidge Year of Completion: 2017 Land Area: 3,769 sqm Project Area: 1,234 sqm Architect of Record: CM Peck Development Managers: PLUS Development Prime Contractor: Gordon Gibson Construction Static Project: JLA Structural Engineers Brokering Company: Bond St Partners Lighting Consultant: Oculus Light Studio Landscape Design: Fiore Landscape Design Interior Design: MINOTTI Los Angeles Art Works: Creative Art Partners Photographs: Adam Letch

natura | 74

natura | 75


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

BRITISH AMERICAN TOBACCO TÜRKİYE GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BAKIRKÜRE MİMARLIK

BRITISH AMERICAN TOBACCO TURKEY HEADQUARTERS BAKIRKÜRE ARCHITECTS İSTANBUL'DAKİ OFİS PROJESİ, GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE 2018 EUROPEAN PROPERTY ÖDÜLLERİNİN "OFİS İÇ MEKÂNI" KATEGORİSİNDE ÖDÜL KAZANDI. THE OFFICE PROJECT IN ISTANBUL HAS WON AN AWARD IN THE "OFFICE INTERIOR" CATEGORY IN THE 2018 EUROPEAN PROPERTY AWARDS IN RECENT DAYS. Yağmur Yıldırım Mimar / Architect

natura | 76

natura | 77


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

İstanbul’un en önemli iş merkezlerinden birinde yer alan Orjin Maslak’ın dokuz ve onuncu katlarına ta şınma kararı alan BAT ekibi ile öncelikle bir atölye organize edildi. Bu atölye çalışmasının verilerinden yola çıkılarak oluşturulan projede çalışanların talepleri, ihtiyaçları üzerine bir tasarım şeması çıkarıldı, verilen tüm kararlara bu beklentiler işlendi. Hiyerarşi yerine sosyalliğin, durağan bir oturma düzeni yerine hareketin temellendirildiği sosyal bir ofis tasarlandı.

First and foremost, a workshop has been organized with BAT crew, who have decided to move to the ninth and tenth floor of Orjin Maslak, located in one of the most important business districts of İstanbul. Setting out with the data acquired from this workshop, the project gave way to a design scheme regarding the demands and needs of the personnel, further processing these expectations into all of the decisions. Therefore a ‘Social Office’ has been designed based on social interaction and dynamism instead of hierarchy and a stationary seating arrangement.

Toplamda 4.260 m² alana sahip iki kat birbirine, giriş ve resepsiyona yakınlık esas alınarak döşemede açılan boşluk sayesinde fonksiyonel ve modern bir merdiven ile bağlandı. Yaş ortalaması oldukça genç ve enerjisi yüksek BAT ekibi için hareket temelli çalışma sisteminin kurgulandı. Departmanların birbirleri ile olan ilişkileri gözetilerek bir sirkülasyon haritası oluşturuldu. Çalışma birimleri, sosyal alanlar, toplantı mekanları bu haritada homojen ve herkesin kullanım ve ulaşımına kolay noktalarda hayat buldu. Sosyal ve çalışma alanları birbirinin işlevini destekler nitelikte yaratıldı. Projenin en hareketli noktaları ise her biri birbirinden farklı konsepte sahip kitchenetteler ve fonksiyonel, renkli yemekhane oldu. Yemekhane alanı tüm gün boyu kullanılabilecek şekilde, toplantı, dinlenme gibi birçok farklı işlevi içinde barındıran geniş ve ferah bir alan yaratıldı.

The two floors having a total area of 4,500 sqm have been connected by a functional and modern staircase owing to the gap between the floors, grounding on the proximity to the entrance and reception. For young and dynamic BAT crew, a movement-based working system has been designed. Additionally, a circulation map has been formed with regards to the interaction between all departments. With this map, working units, social areas and meeting halls have sprung to life in homogenous and accessible spots. Social areas and working areas have been designed in a way that supports the functions of one another. Having completely different concepts, kitchenettes and a functional and colorful cafeteria stood up as the most dynamic spots of the project. The cafeteria has been designed in a way that can be used all day long as a wide and spacious place that embodies various different functions such as meeting and recreation.

natura | 78

natura | 79


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

Açık ofislerde sıradanlaşan, tekdüze 6’lı çalışma istasyonu düzeni yerine şaşırtmalı bir yerleşim planı yapıldı, çalışanların bir araya gelerek pop-up toplantılar, küçük kahve molalarına olanak sağlayan birbirinden farklı sosyal alanlar çalışma istasyonlarının arasına serpiştirildi.

Rather than adopting a uniform sestet working arrangement, which became monotonous in open offices, the project included a distinguished layout, interspersing different social areas among working areas so that employees can get together to have pop-up meetings or short coffee breaks.

Kurumun genç ve dinamik kimliğini yansıtan renk kararları, grafik tasarımı, iletişim mesajları ile her bir çizgi projenin kimliğini yansıttı. Proje içerisindeki yönlendirmeler farklı yüzeylerde yer alan grafikler, gerek zeminde gerekse tavanda devamlılığını sürdüren aydınlatma elemanlarının hareketliliği ile sağlandı.

Highlighting the young and dynamic identity of the company, every single line of design including color decisions, graphic designs and communication messages has reflected the project identity. The visual guidance of the project has been achieved by various illustrations on different surfaces and the dynamic lighting elements both on floors and ceilings.

Günün ve firmanın ihtiyaçlarına yanıt veren, modern, sıcak, zamansız mimari kararlar ve bu kararları destekleyen malzeme seçimleri ile bir bütün meydana getirildi. Doğal ışık, yeşil doku, sentetik zemin, cam, mermer ve ahşabın bir araya gelişi ile doğaya entegre bir tasarım üç ay gibi kısa bir sürede yeni kullanıcıları ile buluştu.

Responding to the needs of the company and our time; the modern, warm and timeless architectural decisions have merged with complementary material selections to ultimately create a whole. The juxtaposition of natural lighting, green texture, synthetic flooring, glass, marble and wood, paved the way for a nature integrated design to come into service in only three months.

natura | 80

KÜNYE Mimar: Gürhan Bakırküre Proje Ekibi: Doruk Soyal, Nur Sarıbal , Esra Saklı, Semih Yılmaz Şantiye Ekibi: Bülent Atılgan, Hami Çorakçı, Çağan Geçdoğan, Çağrı Dolapçı, Yasin Şen, Fatih Emre Erol Proje Yeri: Maslak, İstanbul, Türkiye İşveren: British American Tobacco Türkiye Yüklenici: Bakırküre Mimarlık Yapı Tipi: Ofis / İç Mimari Tasarım, Projelendirme ve Uygulama Proje Tarihi: 2017 İnşaat Alanı: 4.260 m²

Credıts Architect: Gürhan Bakırküre Project Team: Doruk Soyal, Nur Sarıbal, Esra Saklı, Semih Yılmaz Construction Site Team: Bülent Atılgan, Hami Çorakçı, Çağan Geçdoğan, Çağrı Dolapçı, Yasin Şen, Fatih Emre Erol Project Location: Maslak, İstanbul, Turkey Client: British American Tobacco Turkey Contractor: Bakırküre Architects Project Type: Office / Interior Architectural Design, Planning and Implementation Project Year: 2017 Construction Area: 4,260 sqm

natura | 81


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

LOREAK WOMEN FLAGSHIP STORE

PENSANDO EN BLANCO Selin Biçer Yüksek Mimar / M.Arch

natura | 82

natura | 83


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

GSPublisherVersion 0.0.100.100

N SCALE 1:100

Yeni ismiyle Loreak® markası, yeni yaratıcı ve sanatsal yönlerini tanıtma amacıyla Avrupa'da yeni mağazalar açıyor. Bu dönüşüm yeni marka imajı, kurumsal imaj ile yeni iç mekân tasarımlarını kapsıyor ve tüm bu tasarımlar Pensando en blanco™ tarafından yönetiliyor. Dinamik bir görünüme sahip olan mağazalar öne çıkan bir rol üstleniyor. San Sebastián'da açılan Loreak®’ın yeni kadın giyim mağazası iki katlı ve 270 m²'lik bir alana oturuyor. Bu mekân çevre aydınlatmasının beyaz duvarların hacmini sınırladığı, tekil bir doku ile işlenen dikey çizgiler barındırıyor. Doğal taş, ahşap ve seramik gibi değerli malzemelerle yapılmış mobilyalar, basit strüktürlere sahip çarpıcı bir çizgiyi izliyor. Buna karşılık, giysi koleksiyonları için yeni yollar ve düzenlemeler oluşturuyorlar ve bu şekilde, boşluk dinamik hale gelip sürekli hareket halinde kalıyor. Aperture™ sloganı altındaki Markina mermeri ve onun ocağıyla ilgili olan bir imaj projesinin ürünü olan yaklaşık 2 ton ağırlığındaki taşlar, çekim ve kampanya görüntülerinin yanı sıra yeni mağazaların dekorasyonu için de kullanıldı. Bu parçaların biçimleri, her bir kampanyanın grafik ögeleri ve giysilerine göre sürekli olarak değişiyor. Bu parçalar, aynı Markina mermerinden yapılmış ve yüzey bitirmeleri, detaylar ve pahlar konusunda hassas davranılmış olan mağazanın diğer mobilyalarıyla destekleniyor. Mobilyaların inşası, markanın yeni mekânlarına ve ihtiyaçlarına göre uyarlanabilmeleri için hassas bir şekilde yapıldı. Ahşap ve mermer gibi malzemelerden oluşan mobilya parçalarının mağazalara sofistike ve dikkatli bir karakter kazandırması hedeflendi… natura | 84

The brand Loreak®, with its new name, is opening up new shops in Europe aiming to introduce its new ways of being creative and artistic. This reconversion includes new brand image, corporate image and new interior designs, which are all directed by Pensando en blanco™. Having a dynamic appearance, the shops undertake a prominent role. Loreak®’s new women’s shop, which was launched in San Sebastián, sits on a 270-square meter space with two floors. This space features vertical lines treated with a singular texture, where the perimeter lighting demarcates the volume of white walls. The furnitures made with precious materials such as natural stone, wood and ceramic, follows a striking line with simple structures. In turn, they create new routes and arrangements for clothing collections, therefore the space becomes dynamic with constant movement. An image project related to the Markina marble, under the Aperture™ motto, and its quarry, gave way to stones having approximately two tonnes of weight, which are used for shoots and campaign images, as well as the decoration of new shops. The forms of these chunks constantly change depending on the graphic elements and garments of each campaign. These chunks are made of the same Markina marble and they are supported by the shop’s other furnitures, which underwent a meticulous process in terms of surface finishings, details and curvatures. The furnitures are built through a delicate process so that they could adapt to the brand’s new spaces and requirements. It was aimed with the furniture pieces made of wood and marble to attribute a sophisticated and punctilious character to the shops...

KÜNYE

GSPublisherVersion 0.0.100.100

N SCALE 1:100

GSPublisherVersion 0.0.100.100

GSPublisherVersion 0.0.100.100

İç Mekân Tasarımı: Pensando en blanco Tasarım ve Uygulama Yönetimi: Aurora P. Santamaria Sanat ve Kreatif Yönetimi: Pensando en blanco - Borja Garmendia İç Mekân Tasarım Asistanı: Maite Basterra Aydınlatma Tasarımı: Islada Lighting Vitrin Tasarım Yönetimi: Jon Ander Beloki Toplam Alan: 270 m² İşveren: Loreak © İç Mekân Tasarımı Fotoğrafları: Iker Basterretxea © Vitrin Fotoğrafları: Pablo Axpe

Credıts Interior Design: Pensando en blanco Design and Site Management: Aurora P. Santamaria Art and Creative Direction: Pensando en blanco – Borja Garmendia Interior Design Assistant: Maite Basterra Lighting Design: Islada Lighting Window Display Management: Jon Ander Beloki Total Area: 270 sqm Client: Loreak © Interior Design Photographs: Iker Basterretxea © Display Photographs: Pablo Axpe

natura | 85

N

SCALE


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

PENTOLINA BIASOL Melbourne stilini Roma’nın Avrupai karakteriyle birleştirmek için ayrıntılı olarak tasarlanan PENTOLINA'NIN tasarımında malzeme ve renk önemli bir rol oynuyor. Önlenemez yemek arzusunu pekiştirme amacıyla bar tabureleri ve tavanlarda koyu şarap rengi ve Roma'nın pembe granitini çağrıştırması için gül renkli mermer tabla kullanıldı. Dökme mozaik yer döşemeleri 16. yüzyıl İtalyası’nın mimari ve tasarım alışkanlığının bir yansıması olarak kullanılırken tarak kabuğu şeklinde süslenmiş Tazmanya meşesi kaplama bronz ve pirinç metal aksan ile barın ön tarafına karizmatik bir sıcaklık katıyor… Material and color play an important role in the design of Pentolina, which was thoroughly designed to juxtapose Melbourne’s style with the European character of Rome. The bar stools and ceilings are deep burgundy to inspire irrepressible food cravings, and marble bar is rose-colored to evoke Rome’s pink granite. While terrazzo floors are used as a reflection of the architecture and design approach of the 16th-century Italy, the scalloped Tasmanian oak attributes a charismatic warmth to the bar front with metallic accents of bronze and brass coating...

Selin Biçer Yüksek Mimar / M.Arch

natura | 86

natura | 87


iç mimarlık | interior design

Pentolina, Little Collins Caddesi’nde açılan yeni bir İtalyan lokantası ve Biasol’un tasarladığı bu mekân İtalya'nın yiyecek, tasarım ve iyi bir marka yaratma tutkusunu yakalayarak Melbourne'un misafirperver estetiği ile birleştiriyor. Biasol, Roma’nın zengin kültüründen ilham aldı ve iç mekânı tasarlarken binanın mevcut dokusunun, tarihi Roma kalıntılarının ve tipik İtalyan makarna barlarının bilgilerini kullandı. Yüzyıllık bir binanın yenilenmesi sırasında el yapımı eski beton duvarlar ortaya çıktı ve tarihi Roma yollarının taş cephelerini öne çıkaran, dokulu bir zemin sağlayacak şekilde işlendi. Melbourne stilini Roma’nın Avrupai karakteriyle birleştirmek için ayrıntılı olarak düşünülmüş Pentolina'nın tasarımında malzeme ve renk önemli bir rol oynuyor. Önlenemez yemek arzusunu pekiştirme amacıyla bar tabureleri ve tavanlarda koyu şarap rengi ve Roma'nın pembe granitini çağrıştırması için gül renkli mermer tabla kullanıldı. Dökme mozaik yer döşemeleri 16. yüzyıl İtalyası’nın mimari ve tasarım alışkanlığının bir yansıması olarak kullanılırken tarak kabuğu şeklinde süslenmiş Tazmanya meşesi kaplama bronz ve pirinç metal aksan ile barın ön tarafına karizmatik bir sıcaklık katıyor. Biasol, iş ve iç mekân arasında daha güçlü bir bağlantı kurmak için Pentolina’nın marka kimliğini de tasarladı. Tasarlanan serbest tipografide ise, el yapımı makarnadan ve (tabağı ekmekle sıyırma anlamına gelen) “facciamo la scarpetta” deyiminden ilham alındı… natura | 88

iç mimarlık | interior design

Pentolina is a new Italian restaurant recently opened on Little Collins Street. Designed by Biasol, this space captures Italy’s passion for food, design and creating a good brand, merging it with Melbourne’s hospitality aesthetic. Biasol took inspiration from Rome’s rich culture and designed the interior space using the building’s existing fabric, historic Roman ruins and typical Italian pasta bars. The renovation of a century-old building revealed old hand-rendered concrete walls and they have been further retreated to provide a textured backdrop highlighting the stone facades of historic Roman laneways. Material and color play an important role in the design of Pentolina, which was thoroughly designed to juxtapose Melbourne’s style with the European character of Rome. The bar stools and ceilings are deep burgundy to inspire irrepressible food cravings, and marble bar is rose-colored to evoke Rome’s pink granite. While terrazzo floors are used as a reflection of the architecture and design approach of the 16th-century Italy, the scalloped Tasmanian oak attributes a charismatic warmth to the bar front with metallic accents of bronze and brass coating. In order to establish a more powerful connection between the business and interior space, Biasol also designed Pentolina’s brand identity. The free typography is inspired by handmade pasta and the Italian expression “facciamo la scarpetta”, which means mopping up the plate with bread... natura | 89


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

Pentolina Section Elevation

Pentolina Section Elevation — Bar

Pentolina Floorplan

KÜNYE Projenin Yeri: Melbourne Mimarlık Ofisi: Biasol Projenin Bitiş Tarihi: Haziran 2018 Proje Alanı: 122 m2 Ana Yüklenici: RCON Shopfitters Mühendislik Projeleri: Vert Engineering / DPC Engineering Aydınlatma Projesi: Sphera Lighting / Anaesthetic Fotoğraflar: Jack Lovel

Çift kavisli bir mermer tezgâh, eski tip makarna barlarının nostaljisini çağrıştırıyor ve lokantanın en önemli işlevlerini birleştiriyor…

Credıts The double-curved marble counter evokes the nostalgia of old-school pasta bars and connects the most important features of the restaurant...

Scale 1:100 0m

natura | 90

5m

Project Location: Melbourne Architecture Office: Biasol Project Completion Date: June, 2018 Project Area: 122 sqm Prime Contractor: RCON Shopfitters Engineering Projects: Vert Engineering / DPC Engineering Lighting Project: Sphera Ligthing / Anaesthetic Photographs: Jack Lovel

natura | 91


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

XYZ LOUNGE -

DIDIER FIÚZA FAUSTINO

Mermer, sıva, kumaş gibi kullanılan tüm malzemeler, merkezde yer alan barda karşılaşmalar için bir sahne oluşturuyor ve tenlerin duyusallığına hitap eden bir zarfı şekillendiriyor… All the used materials such as marble, stucco and fabric, create a stage for encounters to be made in this in-between space, and shape an envelope that appeals to physical sensuality...

Selin Biçer Yüksek Mimar / M.Arch

natura | 92

natura | 93


iç mimarlık | interior design

Zebrastraat Kültür Merkezi’nin ziyaretçileri için bir buluşma ve değişim noktası olan XYZ Lounge,sosyal ve cinsiyet kimliklerinin öne çıktığı günümüzde samimiyet ve fiziksel dürtülere göre hareket etme eylemlerini sorguluyor. Tarafsız ve duyusal, sosyal işaretçilerden arındırılmış ve tekil bir kimliğe indirgenmemiş bir ara mekân elde etmek amaçlandı. XYZ Lounge, geçiciliğin ertelendiği bir yakınlaşma ve karşılıklı etkileşme alanı olarak tasarlandı. Fiziksel yörüngelere ve belirli bir erotizm biçimine olanak sağlayan bu mekânın merkezindeki bar, kullanıcıların toplandığı ve yayıldığı bir bağlantı ve ayrılma elemanı olarak kullanılan bir boşluğa dönüşüyor. Mermer, sıva, kumaş gibi kullanılan tüm malzemeler, bu boşlukta karşılaşmalar için bir sahne oluşturuyor ve tenlerin duyusallığına hitap eden bir zarfı şekillendiriyor. XYZ Lounge, bilimkurgusal bir romantizmi ifade ederken aynı zamanda da kullanıcıları tanıdık ve bilinmeyen başka bir yere götürüyor. 360m²’lik alana sahip XYZ Lounge'a yapılan mimari müdahale, kamusal alanların kullanımını ve hacimlerini (konferans salonları ve toplantı salonlarına giden giriş holünü, orta nefi ve barı, yan mekânları ve asma platformları) yeniden tanımlamayı amaçlıyor. Yere özel üretilmiş metalik çerçeve, duvarları ve tavanları desteklemek için yeni bir mekânsal taslak oluşturuyor. XYZ Lounge DJ için ayrılmış kısım ile kokteyller ve akşam partileri için bir projeksiyon perdesinin bulunduğu sol taraftaki açık alan, orta nefin yanında yer alan bitişik bar ve terasa erişimi olan sağ taraftaki daha küçük bir açık alandan oluşuyor. Mekânda özel olarak tasarlanmış sabit mermer elemanlar (tezgâh, adalar ve asma lambalar), yüksek masa ve sandalyeler (cilalanmış çelik borular, mermer yüzeyler, deri koltuklar) ve bir dizi polipropilen malzemeden döner kalıplama yöntemiyle üretilmiş bir dizi koltuk bulunuyor…

natura | 94

iç mimarlık | interior design

Functioning as a meeting and exchange point for the visitors of Zebrastraat Culture Center, XYZ Lounge questions the contemporary notions of geniality and physicality during a time where social and gender identities are upsurged. In this context, it was aimed to create a neutral and sensual intermediate space which is free from social markers without boiling down to a singular identity. XYZ Lounge is designed as a space for convergence and interaction where temporality is suspended. It stands out as a space that allows physical trajectories and a certain form of eroticism, at the center of which the bar turns into an in-between space used as a spot of connection and disconnection, where users come together and circulate. All the used materials such as marble, stucco and fabric, create a stage for encounters to be made in this in-between space, and shape an envelope that appeals to physical sensuality. The XYZ Lounge expresses a science fictional romanticism, while at the same time taking users to an unknown yet familiar place. The architectural intervention made for the XYZ Lounge, having a surface area of 360 sqm, aims to redefine the use and the volumes of public spaces (entrance hall, central nave and bar, lateral spaces and mezzanine platforms leading to conference halls and meeting rooms). A custom-made metallic frame creates a new spatial draft to support the walls and ceilings. The XYZ Lounge is comprised of an area segregated for the DJ and an open space on the left side featuring a projection screen for cocktails and evening parties; an adjacent bar near the central nave and a smaller open space on the right side with an access to the terrace. The space features custom-made furnitures such as fixed elements made of marble (counter, islands and pendant lights), high tables and chairs (varnished steel tubes, marble surfaces, leather seats) and a series of rotomoulded seats made of polypropylene...

natura | 95


iç mimarlık | interior design

natura | 96

iç mimarlık | interior design

natura | 97


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

KÜNYE

natura | 98

Projenin Mimarı: Didier Fiuza Faustino İşveren: Zebrastraat Cultural Center Projenin Yeri: Gent, Belçika Proje Müdürü: Pascal Mazoyer Stüdyo Yöneticisi: Marie-Hélène Fabre Stajyer: Elia Molinaro Mobilya Tasarım Danışmanı: Christophe Dubois Mekanik Çalışmalar ve Proje Danışmanı: Philippe Smith Toplam Alan: 360 m² Proje Tarihi: 2018

Credıts Project Architect: Didier Fiuza Faustino Client: Zebrastraat Cultural Center Project Location: Ghent, Belgium Project Manager: Pascal Mazoyer Studio Manager: Marie-Hélène Fabre Intern: Elia Molinaro Furniture Design Consultant: Christophe Dubois Mechanical Studies and Project Consultant: Philippe Smith Total Area: 360 sqm Project Year: 2018

natura | 99


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

ZUMA

YOO MİMARLIK YOO ARCHITECTURE Lavabo için kullanılacak doğal taşı bulmak için Türkiye’nin çeşitli yerlerinde arayışlara başlandı. Bucak tarafında bulunup çıkarıldıktan sonra üretimi gerçekleştirildi… Finding the suitable natural stone to be used for the basin called for various research in different parts of Turkey. The production has been carried out after it was finally found and quarried in the Bucak region...

Selin Biçer Yüksek Mimar / M.Arch

natura | 100

natura | 101


iç mimarlık | interior design

iç mimarlık | interior design

Doğal taş: Tan brown granit Ocak: Bucak Natural stone: Tan brown granite Quarry: Bucak

Zuma’nın İstinye Park’ta gerçekleşen projesinin uygulama ve şantiye süreçleri Yoo Mimarlık tarafından üstlenildi. Uygulamanın yanı sıra tasarım firması, Zuma'nın küresel merkezi, Türkiye’deki üreticiler gibi pek çok paydaş arasındaki koordinasyon da Yoo Mimarlık tarafından sağlandı. Keşifler yapıldıktan, rölöveler hazırlandıktan ve plan çıkarıldıktan sonra ise tasarım ofisi ile bir atölye gerçekleştirildi. Bu atölye sırasında, Türkiye’den ve yurtdışından getirilen çeşitli numuneler üzerinden projede kullanılacak malzemeler hakkında kararlar verildi. Bir tür Hint granitinden kumlama yöntemi ile elde edilen “carving granite” mekânın kimliğini yansıtmakta önemli rol sahibi oldu. Bu malzemenin Türkiye’de muadilinin olmaması ve yalnızca Çin’de üretilmesi tedarik ve zamanlama açısından zorlayıcıydı. Yoo Mimarlık, 1 ay boyunca neredeyse 7/24 gerçekleştirilen AR-GE çalışmaları sonucunda, mühendislerle birlikte bir makine üretti. Normal koşullarda el ile yapılan kumlama tekniğinin yerine CNC teknolojisi, gelişmiş kompresör ve kum geri dönüşüm sistemleri kullanıldı. Granit bloklardan oluşan taş kolonlar, İspanya’dan gelen ustalarca patlatma yöntemiyle parçalandı, statik işlemleri yapıldı ve hepsi yerlerine özenle yerleştirildi. Ayrıca mekânın masaları Tayland’da yetişen özel bir ağaç türünün Türkiye’ye ithal edilmesi ve tasarımcının yönlendirmeleri doğrultusunda üretilmesiyle ortaya çıktı. Yine mekânda dikkatleri çeken kütük oturmalar, DJ kabini, ortak masalar, resepsiyon masası için gerekli malzeme Afrika’dan temin edildi. natura | 102

Yoo Architecture undertook the implementation and construction site phases of Zuma’s project in İstinye Park. In addition to implementation, Yoo Architecture also coordinated the process between numerous shareholders such as the design firm, Zuma’s global headquarters and manufacturers in Turkey. The measured drawings have been prepared following site inspections and a workshop has been organized with the design office after surveying. This workshop gave way to decisions about materials to be used in the project through various samples acquired from Turkey and abroad. Generated from a kind of Indian granite through sandblasting method, the “carving granite” played an essential role in reflecting the identity of the space. The lack of substitutes of this material in Turkey and the sole manufacturer being in China, were quite challenging in terms of supply and timing. After having carried out R&D studies 24/7 for a month, Yoo Architecture has produced a machine together with engineers. The sandblasting technique, which is normally applied manually, was replaced by CNC technology, advanced compressors and sand recycling systems. Comprised of granite blocks, the stone columns have been crushed, undergone static process and meticulously replaced by stonemasons coming from Spain. The tables featured inside the space are a result of importing an indigenous tree that grows in Thailand to Turkey and further producing it through the guidance of the designer. The necessary materials to produce log seatings, DJ booth, shared tables and reception desk, which attract attention all across the space, were obtained from Africa. natura | 103


iç mimarlık | interior design

Lavabo için kullanılacak doğal taşı bulmak için Türkiye’nin çeşitli yerlerinde arayışlara başlandı. Bucak tarafında bulunup çıkarıldıktan sonra üretimi gerçekleştirildi. 3-6 metrelik bambular yaş halde Türkiye’ye ithal edildi ve mekânın duvarları bu malzemeyle kaplandı. İlk yapıldığında yaş olarak bırakılan bambular, mekânla beraber yaşadı ve zamanla gerçek rengini aldı. Mekânda bulunan iki adet şarap kavının aynı zamanda şarapları sergilemek içinde kullanılması ve bu alanların şarapları korumak için devamlı aynı ısıda durması gerekiyordu. Tamamen cam ve profillerden oluşan ve toplam 3.0 0 0 adet şarabı saklama kapasitesi bulunan bu kavların işlevsel olarak kusursuz olmasını sağlamak için gerekli teknolojiler uygulandı. Zuma’nın atmosferini oluşturan aydınlatmalar için özel mercekler kullanıldı. Aydınlatma tasarımcısı, otomasyoncu, elektrik mühendisi ve mimarlar bu a şamada birlikte çalıştı. Süreç boyunca yapılan tüm yıkım, ağır çelik konstrüksiyon ve mutfak imalatları, mobilya ve malzeme tedarikleri gibi tüm işler Yoo Mimarlık tarafından gerçekleştirildi. Farklı ülkelerde ekipler kurup koordine ederek, yeni üretim yolları keşfederek, çeşitli malzemeler için doğada arayışa çıkarak ve uzun AR-GE süreçleri sonunda Zuma Restaurant vaktinde ve eksiksiz şekilde teslim edildi. Yoo Mimarlık ziyaretçilerine bir mekânın ötesinde büyülü bir dünya sunmak için yola çıkan Zuma için kurulan hayalleri gerçeğe dönüştürdükleri için mutlu olduklarını ifade ediyor... natura | 104

iç mimarlık | interior design

Finding the suitable natural stone to be used for the basin called for various research in different parts of Turkey. The production has been carried out after it was finally found and quarried in the Bucak region. The unseasoned bamboos with 3 to 6 meters in height have been imported to Turkey and used for covering the walls of the space. Initially left unseasoned, these bamboos have grown together with the space, acquiring their true colors over time. Two wine cellars in the space required to be used for displaying wines and these areas needed to be kept constantly at the same temperature to preserve these bottles. Comprised entirely of glass and several profiles with a total storage capacity of 3,000 bottles, these cellars embodied necessary technologies to ensure a flawless functionality. Special lenses were used for lighting elements, which create Zuma’s prevalent atmosphere. This phase gave place to a collaborative work between lighting designers, automators, electrical engineers and architects. Throughout the process, all of the works such as demolition, heavy steel construction and culinary productions, and furniture and material supply were carried out by Yoo Architecture. As a result of setting up and coordinating teams in different countries, exploring new ways of production, organizing nature tours for various materials and carrying out extensive R&D studies, Zuma Restaurant has been delivered on schedule without any flaws. Yoo Architecture express their happiness for making the dreams come true for Zuma, which set out to present its visitors with a magical world beyond a space...

KÜNYE Mimari Tasarım: Studio Glitt Uygulama Projesi: Yoo Mimarlık İşveren: Zuma Restaurant Lokasyon: İstinye Park Avm, İstanbul Proje Yılı: 2015 Uygulama Süreci: 2016 Toplam İnşaat Alanı: 1.200 m² Fotoğraflar: Ömer Uzun

Credıts Architectural Design: Studio Glitt Implementation Project: Yoo Architecture Client: Zuma Restaurant Location: İstinye Park Mall, İstanbul Project Year: 2015 Implementation Process: 2016 Total Construction Area: 1,200 sqm Photographs: Ömer Uzun

natura | 105


sanat | art

ALTI MEKÂN, ALTI TEMA, ALTI HAFTA, 100’DEN FAZLA KATILIMCI İLE 4. İSTANBUL TASARIM BİENALİ OKULLAR OKULU BAŞLIĞI İLE HER ZAMAN ÇOK TARTIŞILAN TASARIM EĞİTİMİ KONUSUNA MI EĞİLİYOR? SPREADING OVER SIX VENUES, SIX THEMES AND SIX WEEKS WITH MORE THAN 100 PARTICIPANTS, IS THE 4th ISTANBUL DESIGN BIENNIAL GRAVITATING TOWARDS THE MUCH-DEBATED DESIGN EDUCATION ISSUE WITH THE THEME “A SCHOOL OF SCHOOLS”? Heval Zeliha Yüksel Mimar / Architect

sanat | art

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından VitrA sponsorluğunda düzenlenen 4. İstanbul Tasarım Bienali, Okullar Okulu ana başlığıyla, Jan Boelen küratörlüğünde, 22 Eylül-4 Kasım 2018 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Bienal, tasarımı bir öğrenme biçimi olarak farklı açılardan ele alıyor. Ücretsiz olarak gezilebilecek 4. İstanbul Tasarım Bienali sergisi, Akbank Sanat, Yapı Kredi Kültür Sanat, Pera Müzesi, Arter, SALT Galata ve Studio-X Istanbul’da yer alıyor. “Okullar Okulu” başlığıyla hazırlanan 4. İstanbul Tasarım Bienali, Türkiye’den ve yurtdışından farklı yaş ve disiplinlerden katılımcıları sürece dahil ederek eski bilgiyle yeni bilgiyi, akademiyle amatör ruhu, profesyonel bilgiyle kişisel tecrübeyi bir arada sunuyor. Tasarım eğitimi üzerine eleştirel bir platform oluşturmayı vaad eden Okullar Okulu, güncel ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmeler ışığında gelecek senaryolarını tartışmaya açmayı hedefliyor. Farklı öğrenme yöntemleri aracılığıyla yaratıcı üretim ve sürdürülebilir işbirlikleri için zemin hazırlayan bienal, birlikte düşünmek, paylaşmak ve üretmek için ortam sağlayarak toplumsal bağın güçlenmesine katkıda bulunmayı hedefliyor. 4. İstanbul Tasarım Bienali, sergiye olduğu kadar projelerinin sergi öncesi hazırlık süreci ve sergi sonrası devamlılığına, sonuca olduğu kadar sürece de odaklanan programıyla, bienallerin geleneksel zaman ve mekân sınırlarının dışına çıkıyor. Belçika’nın Hasselt kentindeki Z33 Güncel Sanat Evi ve Fransa’nın Arles kentindeki deneysel tasarım laboratuvarı atelier LUMA’nın sanat direktörlüğünün yanı sıra Eindhoven Tasarım Okulu’nun Sosyal Tasarım Yüksek Lisans Programı'nın yönetimini de yürüten Jan Boelen’in küratörlüğünde düzenlenen bienalde, Vera Sacchetti yardımcı küratör, Nadine Botha asistan küratör olarak görev alıyor. Okullar Okulu katılımcıları, açık çağrıya 41 ülkeden cevap veren 700’ün üzerinde başvuru arasından seçildi. Altı hafta boyunca birçok projeye ve etkinliğe ev sahipliği yapacak 4. İstanbul Tasarım Bienali, Beyoğlu’nda altı mekâna yayılacak. Her bir mekân, Okullar Okulu başlığı altında birleşen altı okulundan birine odaklanıyor. Bienal vesilesi ile Jan Boelen ile bir söyleşi gerçekleştirdik: Organized by Istanbul Foundation for Culture and Arts (İKSV) and sponsored by VitrA, the 4th Istanbul Design Biennial takes place between September 22 – November 4, 2018 with Jan Boelen as the curator and A School of Schools as the main theme. The biennial tackles design as a learning method from different perspectives. The free-entry 4th Istanbul Design Biennial exhibition spreads over Akbank Sanat, Yapı Kredi Culture and Arts Center, Pera Museum, Arter, SALT Galata and Studio-X Istanbul. Having the theme “A School of Schools”, the 4th Istanbul Design Biennial incorporates into the process the participants from different ages and disciplines both from Turkey and abroad, presenting the old data with the new, academy with amateur spirit, and professional knowledge with personal experience. With a commitment to create a critical platform on design education, A School of Schools aims to open future scenarios to debate in the light of up-to-date economical, social, cultural and technological developments. Paving the way for creative productions and sustainable collaborations through different learning methods, the biennial aims to contribute to the strengthening of social connection by providing a platform for collaborative thinking, sharing and producing. With its programme focusing on the process as far as the outcome, and the exhibition preparation process and postexhibition continuity as much as the exhibition itself, the 4th Istanbul Design Biennial goes beyond the traditional space-time boundaries of biennials. Curated by Jan Boelen, the head of the Master department of Social Design at Design Academy Eindhoven, and the artistic director of both the Z33 House for Contemporary Art in Hasselt, Belgium and atelier LUMA, an experimental laboratory for design in Arles, France; the biennial welcomes Vera Sacchetti as co-curator and Nadine Botha as assistant curator. A school of Schools participants were selected among over 700 applications from 41 countries, with all submitting to the open call. The 4th Istanbul Design Biennial, which will host various projects and events for six weeks, will spread over six different venues in Beyoğlu. Each venue will focus on one of the six schools that are gathered under the main theme entitled “A School of Schools”. On the occasion of the biennial, we made an interview with Jan Boelen:

natura | 106

4. İstanbul Tasarım Bienali üzerine Jan Boelen ile söyleşi An Interview with Jan Boelen on the 4th Istanbul Design Biennial “Okullar Okulu” ana başlığı nasıl ve neden doğdu? Okullar Okulu bir öğrenme yöntemi olarak tasarıma ve bir tasarım yöntemi olarak öğrenmeye odaklanan bir bienal. Bauhaus Okulu’ndan tam 99 yıl sonra, tasarım disipliniyle dünyanın geri kalanı arasında büyük farklar olmasına rağmen tasarım eğitiminin büyük ölçüde aynı kaldığını fark etmemizin ardından, bienalin teması hayata geçmiş oldu. Peki, böyle bir şey nasıl mümkün olabiliyor? Bauhaus’tan Black Mountain College’a, Global Tools’tan Sigma Group’a kadar uzanan alternatif tasarım eğitim girişimleri, deneyler ve yeni bilgiler üzerine sürekli cesur alanlar yarattılar. Bu girişimler yalnızca tasarımın sınırlarını genişletmekle, bu sınırlara meydan okumakla veya onları zorlamakla kalmadı, aynı zamanda genel eğitim ve öğrenme kavramlarına da yardımcı oldular. Sadece tasarımla ilgilenmeyen bu deneylerin birçoğu, aynı zamanda yaşamanın, çalışmanın ve hem birbirimizle hem de kendimizle bağ kurabilmenin alternatif yollarını da test etti. Bu süreç odaklı deneyimsel araştırmalar aracılığıyla yeni manifestolar, anlamlar ve tasarım önerileri de su yüzüne çıkmış oldu. 4. İstanbul Tasarım Bienali ile, aynı özellikte istisnai alanlar yaratmak adına gerekli şartları bir araya getirmeyi amaçladık. Bu bağlamda yeni bilgiler edinmeyi, uygulanan sistemlerde alternatif yollar aramayı ve radikal bir çeşitlilik üzerinden tasarım disiplininin sınırlarını zorlamayı amaçlıyoruz.

Concerning the main theme, how and why was it born? A School of Schools is a biennial about design as learning, as learning as design. The theme was born out of the realization that, 99 years af ter the Bauhaus, the design discipline and the world are ver y dif ferent places, but design education has mostly remained the same. How can that be? Alternative design education initiatives have consistently provided a brave space for experimentation and new knowledge, from the Bauhaus to Black Mountain College, and from Global Tools to the Sigma Group. These initiatives have not only helped to evolve, challenge and push the boundaries of design, but also of education and learning in general. Not only concerned with design, many of these experiments have also tested alternative ways of living, working, and connecting with each other and ourselves. Through this process-based experiential research, new manifestations, meanings, and implications of design have sur faced. With the 4th Istanbul Design Biennial, we sought to bring together the conditions to create the same kinds of spaces of exception. We aim for the creation of new knowledge, to search for alternatives to implemented systems, and with radical diversity, to push the boundaries of the design discipline.

İstanbul Tasarım Bienali neler katıyor sizce tasarım dünyasına? İstanbul Tasarım Bienali kendisini, geçmiş senelerdeki etkinliklerinden günümüze kadar uzanan bir süre boyunca, alanı üzerine eleştirel düşünmeye imkân sağlayan bir platform olarak konumlandırdı. Bu da bienali tasarım dünyasının en deneysel etkinliklerinden biri yaparken aynı zamanda deneyler yapma ve böyle etkinliklerin çıtayı ne kadar yükseltebileceğini görebilme adına da önemli bir platform sunuyor. 4. İstanbul Tasarım Bienali için, bu deney yolunu izlemeye devam etmeyi, önem taşıyan bir tema seçmeyi ve bienal formatını yeniden yaratmayı amaçladık.

What kind of contributions do you think does the Istanbul Design Biennial make to the design world? Over the course of its previous editions, the Istanbul Design Biennial has already positioned itself as an open field for critical reflection on the field. This makes it one of the most experimental events in the design world, and a prime arena for experimentation and for raising the ante on what these kinds of events can be. For the 4th Istanbul Design Biennial, we aimed to continue on this track of experimentation, choosing a pressing theme and also seeking to reinvent the biennial format itself.

natura | 107


sanat | art

Nasıl bir platform olmayı amaçlıyor? 4. İstanbul Tasarım Bienali ile tasarım eğitimi ve bu eğitimin beraberinde getirdiği değişim ihtiyacı üzerine dünya çapında bir tartışma başlatmayı amaçlıyoruz. Bu tabii ki tasarım alanının gösterdiği değişimle de bağlantılı bir konu. Tartışmanın İstanbul’da başlayıp gelecekte de devam etmesini umuyoruz.

sanat | art

What kind of a platform does it aim to become? The 4th Istanbul Design Biennial aims to start a global discussion on design education, and on the need for it to change. This is of course connected to how the design field is changing as well. We hope the discussion can start in Istanbul and continue for the times to come.

Geçen yıllarda yapılmış İstanbul Tasarım Biennalleri'nden ne tür farklılıklar söz konusu? Nasıl bir yaklaşım var bu kez diğerlerinden farklı olarak? Eğitim temalı mı? 4. İstanbul Tasarım Bienali ile önceki etkinliklerin bize bıraktığı mirastan değerli bilgiler edinerek ona katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Dünyanın en yeni tasarım etkinliklerinden biri olan etkinlik, tasarım üzerine eleştirel düşünmeye olanak sağlayan merkezi bir alan olarak konumlanmış durumda. Bu da tasarım disiplininin ve aynı zamanda tasarım eğitiminin üretilmesi ve yaygınlaştırılması konularını sorgulamamızı sağlıyor. Bunun dışında bienal formatını yeniden oluşturarak araştırma, deneme ve öğrenme için üretken ve süreç odaklı bir platform önermeye çalıştık. Bienal öğrenme eylemini şehrin dört bir yanına taşırken aynı zamanda bu eylemden de bir şeyler öğreniyor. Bu da bienalin karakterini ortaya koyan altı mekânın yer aldığı “yayılan” bir modele işaret ediyor. Yerleşik ve saygın kültürel kurumların içerisinde konumlandırılan bu altı mekânın her biri, Beyoğlu’nun ana arterlerinden biri olan İstiklal Caddesi aracılığıyla birbirine bağlanıyor.

How does it distinguish itself from the previous editions of Istanbul Design Biennials that were held in recent years? What kind of an approach will be shown this year when compared to others? Is it based on an educational theme? The 4th Istanbul Design Biennial builds on the legacy of – and learns from – all of the biennial’s previous editions. In its existence as one of the youngest design events in the world, the design biennial has positioned itself as a prime space for critical reflection on design. This allows us to question the ver y production and replication of the design discipline, and also of design education. We’ve also sought to reinvent the biennial format, proposing a productive, process-oriented platform for research, experimentation and learning. The biennial brings learning to the city, and learns from it as well. This means a “distributed” model in which the biennial manifests in six venues – all of them pre-existing and reputed cultural institutions – all connected by one of the main ar teries of Beyoglu, Istiklal Caddesi.

Eindhoven Tasarım Okulu’nun Sosyal Tasarım Yüksek Lisans Programı’nın yönetimini de yürütüyorsunuz. Bu bağlamda, Jan Boelen’in küratöryel pratiğinin en önemli özellikleri nelerdir? Küratöryel projeler, bir şüphe kırıntısından başlayarak devam eder. 4. İstanbul Tasarım Bienali’nde ise baskın olan şüphe tasarımın kendisine yönelikti: “Tasarımın kendisini nasıl yeniden tasarlayabiliriz?” Doğal olarak bu soruyu, tasarım eğitiminin bu amaç doğrultusunda nasıl bir rolü olduğu sorusu takip etti. Bu sorgulama ve araştırma süreci, 4. İstanbul Tasarım Bienali için küratöryel pratiğimin başlangıcına işaret ediyor.

You are also undertaking the management of Social Design MA program of Design Academy Eindhoven. In this context, what are the most essential features of Jan Boelen’s curatorial practice? The curatorial project starts from a doubt. In the case of the 4th Istanbul Design Biennial, the pressing doubt was about design itself. How can we redesign design itself? Naturally, the follow up question was how can design education play a role in this purpose. This questioning, this investigation, was at the start of the curatorial process for the 4th Istanbul Design Biennial.

Küratöryel bir çalışma ortaya koyarken öncelikle nelere dikkat eder, nelere özen gösterir, nasıl bir çalışma disiplini vardır? Okullar Okulu’nun araştırma süreci, İstanbul’a ve İzmir, İznik, Bozüyük ve Eskişehir gibi Türkiye’nin diğer şehirlerine yaptığımız bir dizi araştırma gezisi ile başladı. Bu geziler yaklaşımımızı şekillendirmek, küratöryel çalışma sistemimizi tanımlamak ve bienalin gerçekleştiği bağlamdan bir şeyler öğrenebilmek için büyük önem arz ediyordu. Tasarımcı Nur Horsanalı’nın, İstanbul’un sokaklarında yer alan hızlı ve pragmatik üretim yöntemlerini araştıran Halletmek adlı projesi, şehri ve içinde yaşayanları incelerken aynı zamanda her ikisinden de bir şeyler öğrenebilmesi açısından bizim için oldukça ilgi çekiciydi. Bilgi Üniversitesi mezunu olan Nur Horsanalı, projesinde sınırlı kaynaklara aldırış etmeden anlık ve sezgisel yöntemler kullanarak, insanların gündelik sorunlara ve ihtiyaçlara ne gibi çözümler ürettiğini inceliyor. Peki onlardan bir şeyler öğrenebilir miyiz? Bu bağlam çerçevesinde Nur Horsanalı’nın projesinin de yer alacağı 4. İstanbul Tasarım Bienali’ni hazırlarken bunlar gibi yaklaşımlar bulmayı ve bunları geliştirmeyi amaçladık.

When carrying out a curatorial work: Which aspects does he pay attention to? What does he elaborate on? What kind of a work discipline does he embrace? he research process for A School of Schools started with a series of research trips to Istanbul and other cities in Turkey, namely Izmir, Iznik, Bozüyük, and Eskisehir. These visits were crucial to frame our approach and define our curatorial framework, and to learn from the context where the biennial takes place. A project like designer Nur Horsanali’s Halletmek, which investigates fast and pragmatic production methods found in the streets of Istanbul, was extremely interesting for us in the way she investigates the city and those who inhabit it, to then learn from both. Horsanali is a Bilgi University graduate, and her project explores how people find solutions to daily problems and needs, using instantaneous and intuitive ways despite limited resources. Can we learn from them? These are the kinds of approaches we nurtured and looked for when making the 4th Istanbul Design Biennial, in the context of which Horsanali’s project will also be presented.

natura | 108

Tasarım eğitiminin sorgulandığı bir dönemde tasarım eğitimine dair fikirlerinizi öğrenebilir miyiz? Tasarım eğitimi konusunu ele alırken, öğrenmenin sadece okul alanlarında gerçekleştiği fikrini aşmamız gerekiyor. An itibariyle öğrenme eylemi okul sıralarından web tarayıcılarına, telefonunuzdan gerçekleştirdiğiniz kişisel bir aramadan salonda binlerce kişiyle bir arada bulunduğunuz büyük konferanslara kadar birçok mekâna ve mecraya yayılmış durumda. Öğrenme, hem edilgen hem de etken ve hem bağlı hem de bağımsız bir eylemdir ve tasarım alanının başarısını sürdürmesinde mutlak olan sayılı yollardan birini temsil eder. Şüphesiz, bienal de hem kendi içerisinde hem de hayata geçme aşamalarında başlı başına bir öğrenme sürecine işaret ediyor.

In a period in which design education is being questioned, could you please share your opinions on design education? When considering the theme of design education, we must transcend the notion that learning only takes place within school spaces. Learning is now distributed across spaces and dimensions: from the school desk to the web browser, from an individual search query on your phone to a large conference where you sit with thousands of others in an auditorium. Learning is both passive and active, engaged and detached; and, in some ways, it presents one of the only ways for the design field to continue to thrive. The biennial, of course, is in itself and its making also a learning process.

Altı hafta boyunca birçok projeye ve etkinliğe ev sahipliği yapacak 4. İstanbul Tasarım Bienali, Beyoğlu’nda altı mekâna yayılacak. Her bir mekân, “Okullar Okulu” ana başlığı altında birleşen altı okulundan birine odaklanacak. Altı mekân ve o mekânlarda yer alan yaklaşımlara dair neler söylenebilir? Bu altı başlık nasıl doğdu ve neleri içeriyor? Bienalde yer alan temalar, tasarımın etkisi olduğu birçok alanı temsil ediyor ve ziyaretçilere tasarımın kapsamının ne kadar geniş olabileceğini göstermeyi amaçlıyor. Genişletilen bu tasarım kavramı, bienal için önemli bir noktaya işaret ediyor. Sergi süresince ziyaretçilerin beğenisine sunulacak birçok projede ve altı haftalık bienal programı boyunca düzenlenecek çeşitli etkinliklerde ve atölyelerde bu kavramın etkilerini görmek mümkün olacak.

The 4th Istanbul Design Biennial, which will host various projects and events for six weeks, will spread over six different venues in Beyoğlu. Each venue will focus on one of the six schools that are gathered under the main theme entitled “A School of Schools”. What can you say about these six venues and the different approaches that are featured in these spaces? How did these six themes spring to life and what do they encapsulate? The themes presented in the biennial are representative of many fields that design has an impact on today, and they aim to show visitors just how wide the scope of design can be. This expanded notion of design is something central to the biennial, and will be visible in the many projects on display in the exhibition, and the various events and workshops throughout the six weeks of the biennial.

Okullar Okulu teması İstanbul’dan besleniyor ve İstanbul tarafından tanımlanıyor. Bienal mekâna özgü bir karaktere sahip ve başka bir yerde böyle bir etkiye sahip olamazdı. Bu bienal yerel araştırmalardan doğdu ve hem İstanbul için hem de İstanbul ile hayata geçti. Bu etki yalnızca sunuluş biçiminde, gerçekleştiği mekânlarda veya yapım sürecinde kurulan işbirliklerinde değil, aynı zamanda katılımcılarımızın şehirle ve kültürel bağlamla kurduğu etkileşimde ve bu etkileşime birbirinden farklı yollarla cevap arama biçimlerinde bariz bir şekilde görülebilir.

Istanbul informs and defines A School of Schools. This biennial is sitespecific, and would not have happened this way anywhere else. It is a biennial born out of local research, and made for and with Istanbul. This is apparent not only in the way it is presented, the venues where it takes place, the collaborations that have been formed in the making of the biennial, but also in the way that our participants have interacted with the city and the cultural context, and responded to it in a variety of ways.

Bienaller sadece katılımcılar arasında değil, aynı zamanda gerçekleştikleri mekânlar ile daha güçlü ilişkiler ve bağlantılar kuran etkinlikler haline dönüşmelidir. Bu fikir yalnızca projeler ve seçilen katılımcılar çerçevesinde değil, aynı zamanda bienalin gerçekleşeceği, İstanbul’da bulunan yerleşik ve prestijli kültürel kurumların ev sahipliği yaptığı mekânlar bağlamında da uzun süredir aklımızdaydı.

Biennials should become events that create stronger networks and connections, not only between participants, but also with the place where they occur. This has also been on our minds, not only with the projects and participants selected but also with the venues where the biennial will take place, which are all existing and prestigious cultural institutions in Istanbul.

Akbank Sanat’ta yer alacak “Unmaking School” (Bozum Okulu), insanın durdurulamayan yaratıcı içgüdüsünü; üretimde inovasyonu besleyen, iş hayatının geleceğini yeniden tanımlayan ve şehirlerimizle kurduğumuz bağlantıları yeniden şekillendiren pedagojik bir dinamo olarak inceliyor. Yapı Kredi Kültür Sanat’ta görülebilecek “Currents School” (Akışlar Okulu) ise, yeni teknolojileri ve sistemleri eleştirel bir açıdan incelemek adına akışları, bağlantıları, yayılmaları ve bilgi ile özne arasındaki dijital, analog, soyut ve yerleşik hiyerarşileri keşfe çıkacak.

At Akbank Sanat, the Unmaking School emphasizes the irrepressible human instinct to be creative as a pedagogical dynamo that drives innovation in production, redefines the future of work, and reframes our engagement with our cities; at Yapı Kredi Culture Centre, the Currents School explores flows, networks, distribution, and hierarchies of information and subjects, both digital and analogue, abstract and embodied, to critically examine new technology and systems.

Pera Müzesi’nde yer alacak “Scales School” (Ölçekler Okulu) sosyal, ekonomik ve entelektüel uzlaşmalarda gösterdiğimiz taraflılığı ve varsayımları vurgulamak adına sınıflandırmaların, ölçümlerin, kurumsallaşmış norm, standart ve değerlerin değişkenliğini araştırıyor. Arter’de yer alacak “Earth School” (Dünya Okulu) insanlar ve gezegen arasındaki pedagojik ilişkinin yeniden tanımlanmak zorunda kaldığı günümüzde doğa, felaket ve evrim gibi kavramların ne anlama geldiğini sorguluyor.

At Pera Museum, the Scales School investigates the fluidity of taxonomies, quantifications, and institutionalised norms, standards and values to highlight biases and assumptions in our social, economic and intellectual agreements; at Ar ter, the Ear th School asks what is natural, what is disaster, and what is evolution when the planet and human are forced to renegotiate their pedagogical relationship.

SALT Galata’da yer alacak “Time School” (Zaman Okulu) hiper hız ve ivmelenme gibi konulardan derin zamanın genişlemesine uzanan bir yolculuk gerçekleştiriyor; daimî paradoksal bakış açılarından ve bunları yöneten nesnelerden, birbirleriyle çatışan geçmiş anıları ve tartışmaya açık gelecekleri öğreniyor.

At SALT Ga lat a, the Time School travels from hyper-speed and accelerat ion into the expansiveness of deep t ime, learning about contes ted pa s t s and speculat ive futures from paradoxic a l durat iona l per spec t ives and the objec t s that dic t ate them; natura | 109


sanat | art

Studio-X İstanbul’da yer alacak “Digestion School” (Sindirim Okulu) ise metabolik sistemler, tüketim alışkanlıkları, kültürel âdetler ve gıda altyapısı gibi konulara odaklanarak döngüsel eğitimin ve hayat boyu öğrenmenin nasıl mümkün olabileceğini sorguluyor.

at Studio-X Istanbul, the Digestion School learns from metabolic systems, patterns of consumption, cultural rituals, and food infrastructure to consider how circular education and lifelong learning manifest.

100 katılımcı var. Nelere göre seçildiler? Bienal projelerinin oluşum aşamalarında kurulan sayısız bağlantıları göz önünde bulundurursak, bienalde 100’den fazla katılımcı olduğunu söyleyebiliriz. Bu katılımcıların çoğu, geçtiğimiz yılın son döneminde yaptığımız ve 700’ü aşkın başvuru alan açık çağrı üzerinden bize ulaştı. Başvurular, “öğreniciler” ve “okullar” isimlerini taşıyan iki kategori üzerinden gerçekleşti. Bunu yapmamızın amacı, bienal kapsamındaki katılım türlerini genişleterek etkinliği farklı seviyelere çıkartmaktı. Bienal’de sunacağınız veya geliştireceğiniz bir projeniz ya da “okulunuz” olmasa bile bienalden mahrum kalmamanız gerekiyordu. Bienaller gösterimler veya ilgi çekici işler için bir sahne olmamalı. Biz de bu yüzden “öğrenicilere” ve en başından beri amaçladığımız bilgi alışverişine dahil olmak isteyen katılımcılara kapılarımızı açtık.

There are 100 participants. Upon which criteria were they selected? If you consider the many networks that were created in the making of the biennial projects, you could say that he biennial has more than 100 participants. Most of them came to us through the open call that we had at the end of last year, which had more than 700 applications. You could apply as a “learner” or a “school”, in what was an attempt to expand the kinds of participation in the biennial to different levels. Even if you did not have a “school”, or a project, to develop or present in the biennial, you didn’t need to be excluded from it. A biennial cannot be merely a stage for projection and spotlight. Therefore, we opened the door to “learners”, or participants that want to engage in the exchanges of knowledge that we seek to create.

Bienalin dikkat çeken yapıtları neler? Farklı, özel, geniş katılımlı olanlar sizce hangileri? Bienal kapsamında sunulan projeler, tasarımın pragmatik ve çözüm odaklı bir alandan, kapsamı genişletilmiş bir disipline nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Bu disiplinde yer alan çıktılar, son derece önemli (günümüz dünyasını oluşturmada ve değişimi etkilemedeki rolünün fazlasıyla farkında olan), bağıntısal (sosyal, katılımcı, sistemsel düşünmeden beslenen) ve hatta spekülatif (mevcut sosyal, teknolojik ve bilimsel hedefleri ve bunların gelecek etkilerini araştıran) konumlara kadar genişleyebiliyor. Tüm projeler, eşzamanlı bir şekilde, bu disiplinin geleceği açısından önemli olduğunu düşündüğümüz bir tasarım yaklaşımı sergiliyor.

What are the striking works that are featured in the frame of the biennial? Which of these do you think are different, special and well-attended? Projects presented in the biennial show how design has expanded from a pragmatic, solution-oriented field to an expanded discipline where outputs can extend to positions that are critical (deeply aware of its role in constructing the world of today and striving to affect change), relational (social, participatory, rooted in systems thinking) or even speculative (exploring current social, technological and scientific trajectories and their future impact). Simultaneously, all projects are demonstrative of a design approach that we consider important for the future of the discipline.

Farklı öğrenme yöntemleri aracılığıyla yaratıcı üretim ve sürdürülebilir işbirlikleri için zemin hazırlayacak bienal, birlikte düşünmek, paylaşmak ve üretmek için ortam sağlayarak toplumsal bağın güçlenmesine katkıda bulunmayı hedefliyor. Bu hedefi hangi işler ile yapmayı hedefliyor özellikle? Bienalde yer alan tüm projeler bir şekilde bu amaca hizmet ediyor. Sizi de bienalin altı mekânını da gezerek bizzat bu işleri görmeye, onlarla bağ kurmaya, onlardan ve onlarla birlikte öğrenmeye davet ediyoruz.

The biennial, which will create a platform for creative productions and sustainable collaborations through different learning methods, aims to contribute to the strengthening of social ties by providing a medium for collaborative thinking, sharing and producing. With which works in particular does it aim to achieve this objective? All projects in the biennial work towards this objective in one way or another. We invite you to come and see them for yourself in the six venues of the biennial, and engage and learn from and with them as well.

natura | 110


sanat | art

sanat | art

"THECIRCLE" OLUŞUMU ÜZERİNE SÖYLEŞİ

INTERVIEW ON "THECIRCLE" FORMATION Heval Zeliha Yüksel Mimar / Architect

Son yıllarda sanat ve mimarlık iş birliklerini çokça duymaktayız. Yıllardır mimari projelerini sürdürürken sanatın her dalına yer vermeye çalışan Avcı ARCHITECTS artık "THECIRCLE" oluşumu ile bu düşüncesini her daim hayata geçirmeyi hedefliyor. THECIRCLE oluşumu ile ilgili Avcı Architects’ten Selçuk Avcı ile görüştük… In recent years, we have been hearing a lot of art and architecture collaborations. Avcı Architects, which has been for years endeavoring to give place to every branch of art while continuing its architectural projects, now aims to put this thought into effect for good with “TheCircle” formation. We have talked with Selçuk Avcı from Avcı Architects about TheCircle formation...

natura | 112

Öncelikle hayırlı olsun diyerek başlamak istiyorum. Nasıl bir oluşum "TheCircle"? Nasıl bir fikir ile ortaya çıktı? Okuyucularımıza biraz bu oluşumun felsefesini anlatabilir misiniz? “TheCircle” oluşumunu, 2018’in Haziran ayında kurduğumuz, mimarlık ve tasarım odaklı bir ortak çalışma alanı (co-working), işbirliği, öğrenme ve öğretme topluluğu olarak tanımlayabiliriz. Bu topluluk biz mimarlara, Avcı Architects olarak yürüttüğümüz projelerde bağımsız ortaklarla birlikte çalışabileceğimiz bir platform sağlıyor. Bağımsız olarak çalışmaya başlamak isteyen genç mimarlar için bir girişim (start-up) topluluğu görevi görüyor. Böylece bağımsızlıklarından ödün vermeden kendi mesleki uygulamalarını sürdürürken, bizlerle nispeten büyük ölçekli projelerde çalışma fırsatı elde ediyorlar. Ancak "co-working" bu oluşumun yalnızca belirli bir bölümünü temsil ediyor. Oluşum aynı zamanda sergi mekânı, işbirliği merkezi, etkinlik mekânı, üretim atölyesi, araştırma ve öğretim için akademik bir platform, müzik mekânı, yaşam ve iş ilişkileri için bütünsel bir uygulama alanı ve çok daha fazlası olma özelliğini taşıyor. First of all, I would like to start by congratulating you. What kind of a formation is “Circle”? With what kind of an idea has it sprung into life? Could you please explain the philosophy behind this formation to our readers? TheCircle is an architecture and design focussed coworking and collaboration / learning / teaching community, which we set up in June 2018. It provides us as architects with a platform through which we can co-work with independent partners on projects that we are doing as Avci Architects. It is a start-up community for younger architects who want to begin practicing independently. It provides the opportunity for them to work on relatively large projects with us while retaining their independence and at the same time developing their own practice independently. But co-working is only one aspect of this new formation. It is also an exhibition space, a collaborative hub, an event space, a makers lab, an academic platform for research and teaching, a place for music, a place for holistic practice of life/work relationships and so on.

Bu fikri nasıl bulduğumuz ise aslında uzun bir hikaye. TheCircle’ı kurma fikri bir süredir aklımızdaydı. SanjaJurca Avcı ve ben, Londra’da sanatçı ve mimar arkadaşlarımız tarafından kurulan "Salon d’Art” (Sanat Mekânı) oluşumunda yer aldıktan sonra, birçok açıdan bu oluşumun temelleri atılmış oldu. Lauren ve Ranko Bon, 1993 senesinde, sanatçıların, tasarımcıların, mimarların, yazarların ve düşünürlerin işlerini arkadaşlarıyla ve meslektaşlarıyla destek odaklı bir ortamda tartışabilecekleri Hereford Salon’u kurdu. Bu bağlamda Sanja 1994 yılında aktör Gina Landor ile "Space: Stage" (Mekân: Sahne) adlı tiyatro oyununu sergiledi. Bense 1996 senesinde, Slimbridge’de bulunan ve aynı yıl Royal Academy’de (Kraliyet Akademisi) sergilenen Wetlands Wildlife Conservation Centre (Sulak Alanlarda Yaban Hayatı Koruma Merkezi) için ürettiğim işi sergiledim. Bu format, 2012-2016 yılları arasında İstiklal Caddesi’ndeki eski ofisimizde yer verdiğimiz, sergilerden ve etkinliklerden oluşan "Dialogue" (Diyalog) serisine dönüştü. Bu dönemde stüdyolarımızı yaratıcı süreçlerini ortaya çıkarmak ve tartışmaya açmak isteyen sanatçılara açtık. Bu mekân, işleyen bir ofis mekânında görülebilecek tipik kısıtlamalara sahipti ve bu yüzden kolay bir şekilde sergi formatına geçme konusunda hep zorluk yaşadık. Ancak bu deneyim, aralarında İsmet Doğan, Gürsel Soyel ve Kemal Seyhan gibi değerli isimlerin de yer aldığı usta sanatçılarla tanışmamıza imkân tanıdı. Daha sonra 2017 yılında, mimarlar olarak çalışmalarımızı harekete geçiren bir ilham kaynağı olduğunu düşündüğümüz için, daha çok bu yönde çaba göstermemiz gerektiğini hissetmeye başladık. Bununla paralel olarak, daha esnek ve ilham verici bir ortamda hem bağımsız tasarımcılarla hem de mühendisler, grafik tasarımcılar ve sanatçılar gibi disiplinlerarası branşlarla işbirliği yapmanın her zaman gerekli olduğu, mimari yaratıcılık ve üretim süreciyle olan ilişkimizi çeşitlendirme ihtiyacı hissettik.

How it came to us is actually a long story. The idea for TheCircle has been in our minds for a while and in many ways its seeds were planted in London when Sanja Jurca Avcı and I became involved in the formation of a ‘Salon d’Art’ set up by artist and architect friends, Lauren and Ranko Bon, in 1993 called the Hereford Salon where artists, designers, architects, writers, thinkers could discuss their work in a supportive environment with friends and colleagues. In this context Sanja in 1994 presented a theatre piece called ‘Space: Stage’ with actor Gina Landor and I in 1996 exhibited my work for the Wetlands Wildlife Conservation Centre, in Slimbridge, which was also exhibited at the Royal Academy that year. This format lead to our ‘Dialogue’ series of exhibitions and events at our earlier office space in Istiklal, during 2012/16 where we opened up our studios to artists interested in revealing and discussing their creative processes. This space had the obvious constraints of a working office space, which we always found difficult to adapt easily to an exhibition format but this experience meant that we came in to contact with some great artists, amongst whom for me Ismet Doğan, Gürsel Soyel, and Kemal Seyhan were notable. Later in 2017 we began to feel the need to focus our efforts more and more in this direction as a source of inspiration to energise our own process as architects. At the same time we also felt the need to increase the opportunity to diversify our relationship with the process of architectural creativity and production where it is always necessary to collaborate with both independent designers and interdisciplinary branches such as engineers, graphic designers and artists, in an environment which is more flexible and more inspiring.


sanat | art

Bu işbirliklerinin kendi stüdyomuza yakın mesafelerde devam edebileceği, kendi projelerimizi daha etkili bir şekilde gerçekleştirebilmemize yardımcı olacak bir mekân yaratmak istedik. Kendi çalışmalarım için de bir ilham kaynağı olan, 1987’den bu yana yapmaya devam ettiğim öğretme sürecinden her ne kadar büyük keyif alsam da, kişilerin önde olduğu ve format ile zamanın başkalarının kaygıları ve programları tarafından yönlendirildiği mevcut kurumların (mimarlık okulları ve üniversiteler) veya konferansların parçası olarak bunu sürdürmek için giderek daha az zaman kaldığını fark ettim. Bu deneyimler, 2009-2012 yılları arasında Bilgi Üniversitesi’nden İhsan Bilgin, Nevzat Sayın, Han Tümertekin, Mehmet Kütükçüoğlu ve Can Çinici; 2014-2015 yılları arasında ise İTÜ’deki öğretmenlik görevim vesilesiyle Yüksel Demir gibi mimarlarla yakın ilişkiler kurmamı sağladı. Öğretim sürecinde yer almaya devam etmenin, eko-tasarım ve sürdürülebilirlik alanlarındaki artan bilgi birikimimi paylaşmanın, aynı zamanda bunları çeşitlendirerek Türkiye’de bazı şeyleri değiştirmeye önayak olabilecek daha sofistike ve zengin bir şey sunmanın benim için hâlâ oldukça gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda 90’lı yıllarda Londra’da bulunan Architectural Association bünyesinde öğretmenlikle geçen yıllarımın sanat, tarih, tasarım teorisi, teknoloji ve üretim eylemiyle tamamen iç içe geçmiş disiplinlerarası bir yaklaşımın sürece dâhil edildiği bir mimarlık öğretme yöntemi olarak, benim için önemli bir ilham kaynağı oluşturduğunu inkâr edemem. Bu yüzden bunu mevcut stüdyomuz kapsamında uygulamayı düşündük ancak hayalimde canlandırdığım mekânsal şablonu elde edemedik. Bu eğitsel planı uygulayabileceğimiz bir mekâna ihtiyacımız vardı. Aynı dönem zarfında, 2015’in sonlarına doğru, Urbanista’da uzun zamandır ortağım olan yakın arkadaşım Markus Lehto işbirlikçi topluluk oluşturma alanında yeni bir düşünce biçimi başlattı ve Arnavutköy’de JointIdea (Ortak Fikir) isimli bir ortak çalışma alanı yarattı. Kısa bir süre sonra Eda Çarmıklı da ortak olarak kendisine katıldı ve bütüncül çalışma ve yaşamaya dayalı özgün bir düşünsel sistemi de beraberinde getirdi. İçerik üreticisi olarak Life Works Labs’i yanına alan JointIdea, sanat ve müziği içerisinde barındırarak çok disiplinli bir yaklaşım üzerinden zenginleştirilen kişisel ve profesyonel gelişime yöneldi. Öte yandan Markus ile yeni çalışma biçimleri, “blockchain” (blok zinciri) gibi yeni teknolojilerin hayatımıza ve mesleğimize olan etkisi, sürdürülebilir toplum çevreleri ve permakültür gibi konularda iletişimimizi sürdürerek hayatımızı geleceğe uyumlu bir hale getirme fikrine odaklandık. An itibariyle üçüncü senesini kutlayan bu topluluk oluşturma projesinde gösterdiğimiz başarı, bizim için inkâr edemeyeceğimiz bir ilham kaynağı oldu ve biz de güçlü yönlerimizi bir araya getirerek daha çok tasarıma odaklanan bir şey yapmaya karar verdik.

natura | 114

sanat | art

We wanted to create a space where these collaborations could go on at close quarters to our own studio and help us to realise our own projects in a more effective way. I also personally realised that although I enjoy immensely the process of teaching as a source of inspiration for my own work, which I have been doing since 1987, there was less and less time to do this as a part of existing institutions, (that is universities and schools of architecture), or conferences where the subject matter and the format and timing is driven by others’ concerns and agendas. These experiences brought me in to close contact with architects like Ihsan Bilgin, Nevzat Sayın, Han Tümertekin, Mehmet Kutükçüoğlu, and Can Çinici, at Bilgi Üniversity in 2009/12, and Yüksel Demir at ITU in 2014/15 during my stints at teaching there. I still strongly feel the need to continue in the process of teaching and sharing my increasing knowledge in eco-design and sustainability but also to diversify it and offer some thing much more sophisticated and richer, and which can really begin to change things here in Turkey. I can not deny that in that sense my years of teaching at the Architectural Association in London during the 90’s has been an inspiration for me as a way of teaching architecture where an interdisciplinary approach fully engaged with art, history, design theory, technology and the act of making is combined in the process. So we thought about doing this in the context of our existing studio but it simply did not provide the spatial template that I had visualised in my mind. We needed a space that allowed for this educational agenda. At a similar time period during the lat ter end of 2015, my long time par tner in Urbanista and close friend Markus Lehto, began a new strain of thinking in the field of collaborative communit y making and set up the co-working space Joint Idea in Arnavutköy. He wa s soon joined by Eda Çarmıklı a s a par tner. She brought to the idea a special spiritual edge grounded in holistic working and living. The agenda of Joint Idea, with Life Works Labs a s a content driver, shif ted towards personal and professional development, enhanced by a multidisciplinar y approach that included ar t, and music. On the other hand our continuing dialogue with Markus on new ways of working, and the ef fec t of new technologies such a s ‘block chain’ on our lives and work, sustainable communit y environment s, permaculture, keep us engaged on the idea of future proofing our lives. The success of this communit y building ef for t, which is now in it s third year, wa s undeniably an inspiration, and we decided that we would do something together that would again pool in our diverse streng ths to make something that would focus more on design.

2017'nin sonlarına geldiğimizde, bir mimar olarak kendi kimliğimde bir değişim yaşamaya başladım. Bu da hem kendi stüdyomda hem de dışarıda insanlarla kurduğum ilişkilerde birey olarak nasıl çalıştığımı yeniden gözden geçirmemi gerekli kılıyordu. Sahip olduğumuz mekânın, bundan sonra nasıl bir yol izlemek istediğime işaret eden gelecek vizyonumla uyuşmadığını fark ettim ve böylece hayâl kurmaya başladım. Şaka yapmıyorum, kurduğum bu hayâlde gerçek anlamda bir “Çember” (Circle) gördüm. O zamanlar gördüğüm bu hayâlin sembolizm açısından ne anlama geldiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Aynı zamanda ileride bu hayâlin mekânı olacak, evimizden yalnızca yüz metre ileride heykeltraş Yunus Tonkuş’un atölyesinin bulunduğundan da haberim yoktu. Tasarlayacağımız mekânın “TheCircle” ismini taşıyacağını da hiç düşünmemiştim. Ancak tam altı ay sonra kendimizi bu mekânda otururken bulduk ve 1 Haziran tarihinde "ön" açılışımızı gerçekleştirdik. Felsefemiz samimiyet ve açıklık duygularından besleniyor. Bu felsefe aynı zamanda ortak çalışan kişilere hem kendilerini bireysel olarak daha iyi ifade edebilecekleri hem de bu topluluk üzerinden profesyonel ve özel hayatlarının potansiyelini geliştirebilecekleri bir platform sunarak, onları topluluğa davet etmemizin merkezinde yatan kapsayıcılık ilkesine dayanıyor. Açılışın çok iyi geçtiğini düşünüyorum. Siz gelen tepkileri nasıl buldunuz? Beni en çok şaşırtan gelişme arkadaşlarımın, mimarların ve sektörün gösterdiği büyük ilgi oldu. Yaptığımız şeyin özellikle sektördeki isimleri oldukça şaşırttığını ve mutlu ettiğini düşünüyorum. Bu arada isim vermeden açılış etkinliğimize destek veren herkese teşekkürlerimi iletiyorum. Çok kısa bir süre içerisinde gördük ki, katılım sağlayan herkes aydınlatmalarda, mobilyalarda ve banyolarda bize yardımcı olmaktan mutluluk duydu ve hatta boyalar bile sponsor desteği aldı. Aynı zamanda şunu fark ettik ki, birçok mimari mecra ve etkinlik organizatörü, bu mekânların potansiyelinin farkına vararak bu alanlarda etkinlik yapmayı düşünmeye başladı. Hatta Arkitera bu mekânda, Tuna Mobilya sponsorluğunda 31 Ağustos tarihinde gerçekleşen benzer bir etkinlik düzenledi. Avcı Architects arka planda TheCircle’ın ana sponsoru gibi işlerken mekân da bir röportaj stüdyosu gibi kullanıldı. Bahsi geçen "ön açılış" sürecinde başka etkinlikler oldu mu ve bu ortak çalışma alanı faaliyet göstermeye başladı mı? Evet, an itibariyle hem mekânı hem de kendimizi test ediyoruz ve Eylül ayındaki asıl büyük açılışa hazırlanıyoruz. Etkinlikler konusunda ise şu an ortağımız JointIdea’nın çevresinden birçok teklif alıyoruz ve bu işbirliği daha şimdiden iki taraf için de doğru bir tercih olduğunu kanıtlamış durumda. TheCircle bir anda, burada oldukça rahat hissedeceğini düşünen insanlar için olasılıkları arttırdı ve bu bağlamda etkinlik teklifleri gelmeye başladı.

Near the end of 2017, I personally began to experience a change in my self as an architect, which made it necessary to rethink how I work as an individual in my relationships with others, in my own studio as well as outside. I realised that the space we had just simply did not fit my future vision of how I wanted to go on, and so I began to form a dream. And I am not joking; there was literally a vision of a Circle. At the time I had no idea what the symbolism of this dream meant, neither did I know that I would find sculptor Yunus Tonkuş’s studio, only hundred metres away from our own house which would become the site of this dream. I did not imagine that the space we would create would be called TheCircle. But there it is, 6 months later we were sitting in the space and we had our ‘soft’ opening on the 1st of June. Our philosophy is driven by a sense of sincerity and openness, and inclusivity which invites collaborators to join the community to both express themselves better individually and to find a platform through which they can expand on the potentiality of their professional and personal lives through this gathering. I thought the opening was great, how did you find the response. Well what really surprised me was the immediate attention it got from friends, architects and the industry. I think especially with the industry they were very pleasantly surprised by what we did and by the way, without mentioning names, I would like to thank all those who sponsored our opening event. We found that within a very short time every one was happy to take part in helping us with the lighting, furniture, the bathrooms, and even the paint was sponsored. We also found that various architectural portals, and event organisers realised the potential of the spaces and immediately started thinking of doing some events there, and in fact, Arkitera already carried out one such event on the 31st of August, which was sponsored by Tuna Mobilya. The space was used as an interview studio with the back drop of Avcı Architects upstairs acting as the overall sponsor to TheCircle. Have there been any more events in this ‘soft-opening’ period and has the co-working space started to work? Yes, this is where we are testing the space and also testing ourselves, and preparing for the grand opening. In terms of events many are already coming in from our partner Joint Idea’s circle, and this collaboration is already proving itself to be the right choice for both of us. TheCircle has suddenly expanded the possibilities for many people who can see them selves feeling very comfortable here and events just began to be proposed.

natura | 115


sanat | art

sanat | art

Örnek vermem gerekirse, 11 Temmuz tarihinde, bir çocuk eğitim vakfı olan TOÇEV’in, masal yazarı ve anlatıcısı Arbil Çelen Yuca ve ressam Arden Oluk tarafından düzenlenen masal okuma etkinliğine ev sahipliği yaptık. Bunun yanı sıra, 21 Temmuz tarihinde senaryo doktoru, Akın Tek ile yazar atölyesi etkinliğimiz oldu. Ayrıca 25 Temmuz’da bir yardım derneği olan Tact Agora’nın ortak öğrenme gezileri üzerine odaklanan atölye etkinliğini ağırladık. Tüm bu etkinlikler bize böyle bir mekânı yönetmek için gereken farklı bakış açılarını gösteriyor. Bu arada siz de ne zaman isterseniz burada bir etkinlik düzenleyebilirsiniz... Ortak çalışma alanımız, mobilyaları mekâna taşıyabildiğimiz andan itibaren hayata geçti. Bu süreç beklediğimizden birkaç hafta daha uzun sürse de an itibariyle 8 kişi çalışmalarını burada gerçekleştiriyor ve 11 masa halen boş. Bağımsız ortağımız olan KayabayArchitects’ın kurucusu Özgür Kayabay, daha şimdiden Afrika’daki projelerimizde bizimle çalışmaya başladı bile ve bize göre bu ilişki zamanla birlikte gelişerek büyümeye devam edecek. Burada kendi işini yapmak isteyen işbirlikçi ortak çalışma arkadaşları aradığımızı da ayrıca belirtmek istiyorum. Örneğin, iç tasarım odaklı bir girişim bizi memnun eder. Aynı şekilde 3D grafikerleri veya Revit yazılımında uzman kişileri de ağırlamaktan memnuniyet duyarız. Farklı önerilere açığız.

For example on 11th of July we hosted TOÇEV a children’s education trust for a stor y telling event by stor y teller Arbil Çelen Yuca and painter Arden Oluk. We had a writer’s workshop event on 21st of July with Akın Tek who is a scenario doc tor! Also on 25th of July the charit y Tac t Agora did a workshop on their co-learning expeditions. All of these event s are teaching us a dif ferent a spec t of what it takes to run a space like this and have been ver y useful. You are also welcome to do an event here when ever you wish by the way… The co-working space started life as soon as we were able to get our furniture in to the space, which took a couple of weeks more, but as of now there are 8 people working from there and 11 desks are still free. But already our independent partner Özgür Kayabay as Kayabay Architects has started to work with us on our projects in Africa and we can see that this relationship will both last and grow as time goes on. We are on the look out, I should say, for collaborative coworkers who may want to set up shop here. For example an interior design lead start up would be welcome. A 3D visualiser and also Revit expert group would also be welcome. We are open to suggestions.

En basit tanımı ile böyle bir oluşumu nasıl tanımlıyorsunuz? Mütevelli olarak nitelendirdiğimiz kurucu üyelerden oluşan çekirdek bir grupla yaptığımız görüşmelerin ardından TheCircle ismine karar verildi. Ancak bu noktaya değinmeden önce bahsetmem gereken daha birçok kilit oyuncu var. Atölyemizi keşfettikten ve 2018 yılının başı itibariyle burada çalışmaya başladıktan sonra Markus bizi, atölyemizi ziyarete gelen mimar ve iç mimar Nurgül Türker ile tanıştırdı ve sanıyorum ki kendisi bu mekâna aşık oldu. Nurgül yakın bir zaman önce Hürriyet.com.tr’de de yayımlanan Tasarazzi isimli bir Youtube platformu kurdu. Bu platformla tasarımı, tasarım odaklı olmayan mecralara tanıtmayı amaçlıyor. Nurgül’ün Hürriyet.com.tr’de yayımladığı TheCircle açılış videosunu kısa bir aramayla bulabilirsiniz. Bunun dışında, fikirlerimizi şekillendirme sürecinin ilk safhalarında Markus bizi Dimitrios ile tanıştırdı. Kendisi müziğin hayatımıza olan iyileştirici gücüne odaklanan Music Medicine’in kurucusu olan bir müzisyen ve ses simyageridir. 11 Ağustos 2018 tarihinde TheCircle bünyesinde bir "Tibetan Gong Ses Banyosu" seansı yaptık ve oldukça başarılı bir etkinlik oldu. Bu ve benzeri etkinlikleri “@thecirclespace” isimli Facebook sayfamızdan takip edebilirsiniz. Ayrıca oluşumun web sitesine de thecircle-o.com adresinden ulaşabilirsiniz.

In its simplest definition, how would you describe TheCircle? How will it work? TheCircle was named after much dialogue between a core group of founder members whom we call our trustees. But there are more key characters to introduce before I go there. A f t e r we d i s c o ve r e d o u r s t u d i o, a n d s t a r t e d wo rk i ng f r o m t h e r e a t t h e b e g i n n i ng o f 2 0 18 , M a r k u s i n t r o d u c e d u s t o N u rg ü l Tü r ke r, w h o i s a n a r c h i t e c t / i n t e r i o r d e s ig n e r w h o c a m e t o o u r s t u d i o o n e d ay a n d I g u e s s f e l l i n l o ve w i t h t h e s p a c e . N u rg ü l r e c e n t l y s e t u p Ta s a r a z z i , w h i c h i s a Yo u t u b e b a s e d p l a t f o r m t h a t i s p u b l i s h e d a l s o o n H u r r i ye t . c o m .t r. H e r a i m i s t o b r i ng d e s ig n t o t h e n o n - d e s ig n p u b l i c . Yo u c a n s e e o p e n i ng T h e C i r c l e v i d e o w h i c h N u rg ü l p u b l i s h e d o n H u r r i ye t . c o m .t r i f yo u s e a r c h f o r i t . Also early on in the process of forming our ideas, Markus introduced us to Dimitrios Dermentzioglu, a sound alchemist and musician who set up Music Medicine, which focuses on the potential healing power of music in our lives. On 11th of August this year we hosted a session at TheCircle which was a highly successful event. This and other such events should be available to view on our facebook site which is called ‘@thecirclespace’. The web site is called thecircle-o.com.

natura | 116

Son olarak Sanja bu oluşuma Dilara Tekin Gezginti’yi dâhil etti. Kendisi şirketi olan Atölye Mil vasıtasıyla sergi tasarımı ve etkinlik planlama alanında faaliyet gösteriyor. Biz de kendisiyle 14 Eylül tarihinde açılacak olan ilk sergimiz için ortak çalışmalar yapmaya başladık. Dilara tüm sene devam edecek olan sergi programımızda bizimle işbirliği yapacak. Böylece daha emekleme döneminde olan TheCircle oluşumu, benzersiz yeteneklere sahip tüm bu isimler sayesinde büyük bir destek gördü. 2018 yazının başlarında, duruşumuzun ve ortak amacımızın ne olduğuyla ilgili yaptığımız görüşmelerin ardından da resmi olmayan ilk açılışımızı gerçekleştirdik. TheCircle ismi de ortak ilgi alanlarımıza duyduğumuz samimiyet, adanmışlık ve açıklık ilkelerinden geliyor. TheCircle tüm bu insanlar tarafından ortaklaşa bir şekilde yönetiliyor ve yakın "çemberimiz" de gündemin oluşturulmasında eşit söz hakkına sahip sekiz üyeden oluşuyor. TheCircle üyelik sistemiyle faaliyet gösteren bir oluşum olacak ve bu üyelere ortak çalışma ekibiyle yaratıcı etkileşimler kurma, topluluk çerçevesinde mimarlık ve tasarım uygulamalarını iyileştirme potansiyeli barındıran etkinlikler düzenleme ve tüm üyelerine kişisel ve profesyonel gelişim için çeşitli imkânlar yaratma amacıyla bir çalışma alanı oluşturacak.

Finally Sanja introduced in to the mix Dilara Tekin Gezginti who has been running exhibition design and event planning through her company Atölye Mil and we started to work collaboratively on our first exhibition coming up which will open on September the 14th. Dilara will be collaborating on our exhibition programme, which will be running through out the year. Thus the formation of TheCircle in its infancy period was supported by all of these characters each of which has a unique skill to offer, and it was informally incorporated during the early part of summer 2018 after a dialogue over what we stood for and what our joint purpose was. The name TheCircle came from this notion of an ethos of sincerity, passion and openness towards all our shared interests. TheCircle is managed collaboratively by all of these people, and the inner ‘circle’ currently has eight members who each have an equal say in the setting of its agenda. TheCircle will be a membership based community which will provide a resource for its members, whether as a place to work, to interact creatively with co-workers, organise and run events that contribute to the better practice of architecture and design in the community and to create opportunities for personal and professional growth to all of its members.

Yurtdışında benzer örnekleri var mıydı? Önceden izlediğiniz ve Türkiye’de kültüre hizmet eden bir mecra olması bakımından rol model aldığınız? Yurtdışında yaptığımız şeyle tamamen örtüşen bir model olup olmadığından pek emin değilim. Mimarlık odaklı çok fazla topluluk olduğunu sanmıyorum ancak Amerika’da şu an yapılanmakta olan birkaç topluluk olduğunu biliyorum. Belki de, bizim yaptığımız şey birçok benzer modelin bir bileşimi niteliğindedir. Bu da bizi göreceli olarak özgün kılıyor çünkü sadece mimarlığa değil, aynı zamanda mimarlığın özünde çok disiplinli bir sanat olduğunun farkında olarak kişisel ve profesyonel gelişime odaklanıyoruz. Bu çokdisiplinli yapının içerisinde sadece teknik tasarım değil, aynı zamanda tüm bakış açılarımıza işleyen bir sürdürülebilirlik felsefesi de yer alıyor. Bu fikirleri nasıl geliştireceğimizi ve şekillendireceğimizi düşünürken özellikle Londra’daki The Architecture Foundation (Mimarlık Vakfı) ve yine Londra’da bulunan mimarlık okulu Architectural Association benim adıma oldukça etkili bir rol oynadı. Ancak farklı bir açıdan baktığımda, Soho House’un da bir organizasyon olarak büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim çünkü onların da üyelikle işleyen, topluluklarına özel bir yaklaşımı var. Etkili olan bir başka mecra da daha önce belirttiğim, Londra’da kurucu üyeliğini yaptığımız Hereford Salon oldu. Bunların dışında çalışma alanınız için dakika başına ödeme yaptığınız Rusya merkezli ortak çalışma alanı Ziferblat’ı da oldukça ilgi çekici buluyoruz. Tasarım, mimarlık, sanat kavramlarının aslında birbirleri ile ne kadar kardeş olduğunu bilir, yaşar ve hissederiz. TheCircle bu disiplinleri bir araya getirmiş ve bunu amaçlamış görünüyor. Bunu nasıl başarmayı düşünüyor? Kısaca söylemek gerekirse, bunu tüm disiplinlerin bir şekilde hayatımızda var olmasını sağlayarak başarmayı düşünüyoruz. Esnek ve açık bir yapımız olduğundan farklı görüşlere açığız. Bu da yalnızca mimar olmanın ötesine geçerek kimliğimizi esnetmeyi mümkün kılıyor çünkü biz sadece mimar değiliz. Biz kendimizi daha çok düşüncenin ve etkileşimin tüm şartlarına ve etki alanlarına uyum sağlayabilen “Mekânsal Aktörler” olarak tanımlıyoruz. Fakat bu noktada şunu eklemeliyim ki, profesyonel girdilerin çokdisiplinli yapısı bir şey, geri kalan yaşam, büyüme ve zihin-sağlık gibi girdiler ise başka bir şey. Bu mekân, hafta içi bir ortak çalışma alanı olarak faaliyet gösterirken hafta sonları iste etkinlikler açısından daha esnek bir mekâna dönüşecek.

Were there any other similar examples abroad? Perhaps those you have been following for a long time and that you have seen as a role model in terms of a medium serving for culture in Turkey? I am not sure if there is an exact model of what we are doing abroad. I don’t know if there are too many architecture-focussed communities, but I know of a few coming up in the USA. Perhaps what we are doing is a composition of a number of similar models, which makes us relatively unique in the sense that our focus is not just architecture but the idea of personal and professional growth through an appreciation that architecture is a necessarily multidisciplinary art, which not only involves technical design but also a philosophy of sustainability that pervades all our perspectives. In thinking about how we develop the idea, The Architecture Foundation, and the Architectural Association in London have been particularly formative for me personally. But also at another level, Soho House as a members only organisation is also an influence, because it has a particular approach to its membership based community. At another level an influence is as I said Hereford Salon of which we were founder members in London. But one that we find quite interesting also is Ziferblat which is a Russian co-working space that works on the basis of paying for your space on a per minute basis. We always know, experience and feel that the notions of design, architecture and art are in fact deeply connected with each other. It seems like TheCircle has brought these disciplines together and embraced it as an objective. How does it think it can achieve this objective? Very simply by allowing all of these disciplines to be present in our lives in some way. We are flexible and open and therefore available to different ideas. That makes it possible for us to stretch our identity beyond that of a simple architect, because we are not simply architects. We define our selves more as ‘Spatial Agents’ who can adapt to all circumstances and all spheres of thinking and influence. But here I should add that the multidisciplinary nature of the professional inputs are one thing, other life / growth / mind-health inputs are another. The space will operate as a co-working area during the week but the evenings and weekends will be much more flexible in terms of events. natura | 117


sanat | art

sanat | art

Burada aynı zamanda yoga, meditasyon, bilinçli farkındalık, tiyatro, fotoğraf, dans, felsefe, yazarlık, aşçılık ve film atölyelerine de ev sahipliği yapacağız. Mekânımızın en mükemmel yönlerinden biri de burasının yaşadığımız büyük ve gürültülü şehrin koşuşturmasından kaçabileceğimiz bir sığınak olması. Avluya girdiğinizde adeta farklı bir dünyaya giriş yapmış oluyorsunuz. Dünya içinde dünya yaratan bu mekân, burada neler yapılabileceğini daha kapsamlı bir şekilde düşünmenize imkân sağlıyor. Örneğin, heykelli avlumuza açılan tam teşekküllü profesyonel mutfağımız; davetli yemek organizasyonları için kullanılan portatif mutfak olarak da tabir edebileceğimiz çeşitli aşçılık etkinlikleri için kullanılacak. Ayrıca avlumuzda bir pazar kurarak üyelerimizi düzenli olarak çiftliklerde yetişen ürünlerden almaya davet edeceğiz. Gelecek planları açısından kulağa şaşırtıcı gelebilir ancak bu tarz bir mekânda ve toplulukta her şey mümkün.

We will also host yoga, meditation, mindfulness, theatre, photography, dance, philosophy, writing, cooking and film workshops. One of the wonderful aspects of our space is that it is a haven, an escape from the hustle bustle of the great noisy city that we live in. Once you enter in to our courtyard you are entering in to a different world, a world within a world that makes it possible to think more widely about what can be done here. For example opening out to our sculpture courtyard, we have a fully functional professional kitchen which will be used to create culinary events, what you might call pop-up kitchens that can be used to organise invited food events. We are also thinking about creating a farmers market in the courtyard and inviting our members to regularly buy a supply of farm grown produce. It may sound surprisingly wide as an agenda but in a community and space of this kind any thing is possible.

Nasıl bir mekân kullanımınız var? Kimler kullanabilir bu mekânı? Üç farklı tipte ortak çalışma üyeliğimiz mevcut. Bağımsız bir mimar veya tasarımcı olarak bizim projelerimizde bizimle birlikte çalışmak isterseniz masanızı ve bilgisayarınızı ücretsiz olarak sağlıyoruz. Ancak bağımsız bir tasarımcı olarak kendi işinizi yapabileceğiniz sabit bir çalışma alanı isterseniz, onun için özel olarak ayrılmış bir mekânımız var. Ana mekânımızda sabahtan akşam saatlerine kadar esnek bir çalışma alanı sağlayan farklı seviyelerde bir dizi mekân sunuyoruz. Bunun haricinde ana mekânda bulunan kafeye veya dinlenme alanına uğramak isterseniz de böyle bir şansınız mevcut. Dakika başına kullanım gibi bir fikrimiz de var ancak detaylar yakın gelecekte netliğe kavuşacak. Bu ana mekân, oldukça geniş yelpazeli aktiviteler düzenleyebileceğimiz esnek bir alanı temsil ediyor. Bu alan, 50-100 kişi kapasiteli konferanslar, 30 kişilik yoga etkinlikleri veya 50 kişilik tasarım atölyeleri gibi farklı etkinliklere göre düzenlenebilecek. Burası hafta içi saat 18:00’den sonra, hafta sonları ise günlük olarak kiralanabilecek. Mekân, heykelli avlu ile destekleniyor. Bu avlu 100 kişiyi ağırlama kapasitesine sahip ve mutfağımız da 30 kişiye kadar hizmet verebiliyor. Mutfak aynı zamanda portatif aşçılık etkinlikleri için de kiralanabiliyor.

What kind of a space use do you have? Who are allowed to use this space? There are three types of co-working memberships. If you wish to work with us as an independent architect or designer on our projects we provide the desk and computer for free. However if you are an independent designer who needs a permanent desk space to do his/ her own work we have a separate space for that. In our main space we have a series of different degrees of space use which allows for flexible desk space from morning till evening, and it is possible also for you to come in for a very short touch down at the coffee bar, or the lounge area in the main space. We are thinking of a per minute use idea as well, which will become clear in the near future. The main space is the flexible use space in which we can hold a very wide range of activities, starting from a conference format for 50-100 people, to 30 people for a yoga event, or a say 50 people for a design workshop set up. This space can be hired on weekdays from 6pm onwards, and on weekends all day. This space is supported by the sculpture courtyard, which can host up to 100 people and the kitchen which can serve up to 30 people. The kitchen can be hired for pop up cooking events as well.

Bir sonraki serginiz ne zaman ve kimin? TheCircle’ın resmi açılışını 14 Eylül tarihinde gerçekleştireceğiz. Açılış sergisi Ljubljana'dan Joni Zakonşek'e ait ve “How is it to be a heart” (Kalp olmak nasıl bir his?) ismini taşıyor. Joni özel hayatında Budizm öğretilerini uyguluyor ve bu yüzden işlerinde çok keyif aldığımız derin ve ruhani bir karakter var. Bu işler sulu boya ve çayla boyama tekniğiyle pelur kağıda yapılmış bir seriden oluşuyor. Bu seride aynı zamanda sanatçının İstanbul’da bir Sufi komünüyle geçirdiği süre zarfında yaptığı sulu boya işler de yer alıyor.

When and by whom will be your next exhibition? We will be opening TheCircle formally on the 14th of September 2018. The opening exhibition is by Joni Zakonşek, from Ljubljana, and is called ‘How is it to be a hear t ’. Joni is a prac ticing Buddhist whose work ha s a deeply spiritual qualit y that we enjoy. It is a series of water colour and tea paintings on tissue paper a s well a s water colours which Zakonşek carried out over a period of time in Istanbul when she spent time with a Sufi communit y in Istanbul.

natura | 118

Mimarlık bu oluşumda nasıl bir güce sahip? Mimarlık mesleğini tanımlayan mimar terimini giderek daha da az düşünmeye başladım. Bu fikirden yola çıkarak on yıl önce Markus ile beraber Urbanista’yı kurduk. Urbanista sadece mimarın gözünden değil, aynı zamanda kullanıcılar, işletmeciler, yatırımcılar, sanatçılar, tarihçiler ve filozoflar bir başka deyişle, mimarlığı hayata geçiren bir dizi katılımcı aktörden gelen bakış açılarıyla birlikte bir mekanı "zihinde canlandırma" (envisioning) kavramını geliştirdi. Yakın bir zaman önce bu bağlamda düşünce biçimime büyük etkisi olan bir işle karşılaştım. "Spatial Agency: Other Ways of Doing Architecture" (Mekânsal Aktörler: Mimarlık Yapmanın Farklı Yolları) ismini taşıyan ve Nishat Awan, Tatjana Schneider ve Jeremy Till tarafından kaleme alınan bu kitabı bana, Architectural Association'da okuyan oğlum Altan söyledi. Yazarlar bu kitapta mimarlığın “bireysel bir kahraman olarak mimar figüründen uzaklaştığını ve bunu aktörlerin başkalarıyla ve başkaları adına eyleme geçtiği daha işbirlikçi bir yaklaşım ile değiştirdiğini” anlatıyorlar. O yüzden evet, profesyonel mesleğimin başlangıcı olarak mimarlığın üzerimde güçlü bir etkisi var ve bu etkinin TheCircle’ın belirgin özelliği olmasını istiyorum. Bunu yalnızca TheCircle’ın bizim “doğal” topluluğumuz olmasından ötürü değil, aynı zamanda mimarlığın sadece binalarla ilgili olmadığı, bir bütün olarak yaşamı ele aldığı ve her şeyi kapsadığı gerçeğini göz ardı edemeyeceğimiz için söylüyorum.

What sort of power does architecture have in this formation? I think of the architect less and less as the term that describes the profession of architecture. It is with this idea that Markus and I set up ten years ago Urbanista, which developed the notion of ‘Envisioning’ in space as an idea from not only the perspective of the architect but also the community of users, operators, financiers, artists, historians, and philosophers, in other words a participatory group of actors who make architecture happen. Also recently I have come in to contact with a work which is influential in my thinking in this sense, called ‘Spatial Agency: Other Ways of Doing Architecture’ co-authored by Nishat Awan, Tatjana Schneider, and Jeremy Till. Introduced to me by my son Altan who is also a student at the Architectural Association, here the authors describe how architecture has moved ‘away from the figure of the architect as individual hero, and replaces it with a much more collaborative approach in which agents act with, and on behalf of, others’. So yes architecture as my professional beginning has a strong influence and I want it to be a central aspect of TheCircle, not only because it is our ‘natural’ community, but in that same breath by saying that we can not exclude that fact that architecture is not only about buildings, it is about life as a whole and that encompasses everything.

Eklemek istedikleriniz? Aslında amaçlarımızın akademik yönünü burada biraz daha fazla vurgulamak istiyorum. Türkiye’nin mesleğe çeşitli açılardan bakılmasına olanak sağlayan akademik kurumlardan yoksun olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede mimarların aldığı eğitimin genel hatlarıyla bir iş kolu olduğunu ve bu eğitimin alanında yetkin düşünürler yetiştirmek yerine mimari teknisyenler yetiştirdiğine inanıyorum. Elbette buna pek çok istisna gösterebiliriz ancak sistemin kendisi 3-4 senelik kısa bir teknik eğitimin ardından sizi binaların dünyasına atmak ve mimarlık pratiğine başlamanızı sağlayacak şekilde tasarlandı. Bunun özünde yanlış olduğunu düşünüyorum. Mimarlık insanlara nasıl bina yapılacağını öğreten basit, teknik bir uğraş olarak görülmemeli. Bana kalırsa, mimarlık daha çok Da Vinci’nin Vitruvius Adamı'nda işaret edilen “Evrensel İnsan” ilkesine yakınlaşmalıdır. Bu insan bir mimar olmasa da önce sanatçı, daha sonra ise filozof, düşünür, matematikçi, sosyolog, çevrebilimci, tarihçi, fizikçi, mühendis, bilim insanı, işletme sahibi, yönetici, teknolojist ve hepsinden önemlisi, bir kâşiftir. Bu nedenle biz mimarlığı yalnızca 3 yıllık kısa bir eğitim olarak değil, düşünme ve uygulama boyutunda yaşam boyu süren bir gelişim süreci olarak görüyoruz. İngiltere’de bu eğitim en az 8 sene sürüyor! Şu an Bilgi Üniversitesi akademik programını yürüten Ece Çakır, bir süredir yakın tarihte duyurulacak olan bir akademik program üzerinde çalışıyor. Türkiye'den ve dünyadan ünlü mimarlar ile yukarıda belirttiğim tüm konulara değinen öğretme birimleriyle desteklenen uygulayıcılar tarafından verilecek "Ustalık Dersleri"nden (Master Classes) oluşan akademik bir program yaratacağız. Bu programda sürdürülebilirlik, tasarımda teknoloji, tasarım tarihi ve teorisi, tasarımda sanatın rolü, toplum için mimarlık, mimarlık sektörü ve ayrıca iş kurma ve yönetme konularında özel dersler yer alacak. Bu programı önümüzdeki haftalarda ve aylarda geliştirerek insanlara tanıtacağız. Özellikle yaşamları boyunca profesyonel gelişimlerini sürdürmek isteyen mezunlar ve uygulayıcılar (hâlihazırda ofislerde çalışan kişiler) için yararlı olacağını düşünüyorum.Bu adımın, mimarın salt teknisyen olduğu düşüncesini aşarak yeni bir “profesyonellik” fikri doğuracağını umuyorum.

Is there anything else you would like to add? Well yes, in fact I want to stress the academic side of our intentions here a little more. I believe that Turkey lacks the kind of academic institution, which provides a diversified look in to the profession. The education of architects in this country is by and large a business, and it is a business of training architectural technicians rather than thinkers in the field. There are of course many exceptions to this, but the system is designed to push you in to the world of buildings after a short 3 to 4 year technical course and allow you to start practicing architecture. I believe that this is fundamentally wrong. Architecture should not be seen as merely a technical endeavour to train people how to build. For me it should be more the idea of the Vitruvian ideal ‘Universal Man’ who is not an architect as such but an artist first and then a philosopher, a thinker, a mathematician, a sociologist, an ecologist, a historian, a physicist, and engineer, a scientist, a business owner, a manager, a technologist, and most of all an inventor. Therefore we see the training of an architect not only as an initial short 3 year course but a life time of development in thinking and practice. In the UK this period is at least 8 years! Ece Çakır who is currently running an academic programme in Bilgi, has been working on an academic programme which will be announced in the near future. We will be creating an academic programme of ‘Master Classes’, which will be taught by known Turkish and international architects, and practitioners who will be supported by modules of teaching on all of these subjects that I mentioned above. There will be specific courses on Sustainability, Technology in Design, Design Theory and History, the role of Art in Design, Community Architecture and the Business of Architecture or how to open and run a practice. We will be developing this programme over the coming weeks and months and will publicise it to the community. It will be available especially to graduates and practitioners, (people already working in offices) who want to continue their professional development through out their lives. My hope is that this will give rise to a new idea of ‘professionalism’, extending the notion of the architect beyond just a technician. natura | 119


Profile for İstanbul Maden İhracatçıları Birliği

NATURA EYLÜL - EKİM / SEPTEMBER - OCTOBER 2018  

NATURA EYLÜL - EKİM / SEPTEMBER - OCTOBER 2018  

Advertisement