Page 1


2

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

3


4

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

5


Kapak Abdullah Yıldız

İSLÂM BİRLİĞİ

-yapay siyasi ve coğrafi engellere rağmen-

O

smanlı Devleti’nin uluslararası siyaset sahnesinden tasfiye edilmesine kadar Halifelik makamının manevî şemsiyesi altında büyük oranda birliğini sürdürebilen İslâm ümmeti, Hilafetin ilgası ile birlikte artık tek merkezden yönlendirilme imkânını kaybetti. Osmanlı coğrafyası, Birinci Dünya Savaşı sonrasında sömürgeciler arasında paylaşıldı; ümmeti oluşturan topluluklar arasına yapay devletler girdi, sun’î’/yapay sınırlar çizildi, psikolojik engeller örüldü ve giderek “ümmet bilinci” aşındı... “Birinci paylaşım”la tatmin olmayan Batılı sömürgecilerin başlattığı İkinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan yeni dengeler, sömürgeleştirilen ülkelere “kontrollü bağımsızlık” verilmesini icbar etti…

6

DERGiSi

İttihad-ı İslâm Özlemi ve İdeâli Sömürgecilerden kurtulduktan sonra işbirlikçi “yerli sömürge rejimlerinin” zulüm ve baskı çemberinde ezilen ümmet, bütün bu olumsuz şartlara ve parçalayıcı ulusçu akımlara rağmen birlik ve kardeşlik duygularını, “ittihâd-ı İslâm” özlemini hep diri tuttu. Dominique Sourdel’in dediği gibi, Osmanlı sonrasında Ortadoğu’da kurulan devletler, Hilafetin ve‘pan-İslamizm’in parçalanmasını ifade ediyordu; ancak, İslâm’ın sosyal ve siyasal dayanışma duygusunu ortadan kaldırmak imkânsızdı.1 Hişam Cuayyıt da; geniş İslam coğrafyasındaki her bir bölgenin İslâm’ı yaşama tarzının farklı olmasına ve hatta aynı dili konuşan Arap ülkeleri arasında gözle görülür bir birlik 1  Dominique Sourdel, İslam, 1985-İstanbul, çev: Davut Dursun, İlim yay., s.124-125

kurulamamasına rağmen, kadim ümmet anlayışına karşılık gelen bütüncül bir İslâm idealinin varlığını hep koruduğunu söyler. Ve… Filistin sorunu, Arap dünyasındaki birlik çabalarının fitilini ateşleyen bir unsur oluverir.2 Nitekim halkı Müslüman devletlerin bir araya gelme çabaları, 1967 Arap-İsrail Savaşı sonunda Kudüs’ün işgali ve 1969’da Mescid-i Aksa’nın yakılma girişimi ile hız kazanır. Müslüman ülkelerin en geniş çaplı ve canlı kuruluşu olan İslâm Konferansı Örgütü(İKÖ) işte bu olaya tepki olarak doğar. Ondan önce de Arap Birliği(1944), Türkiye-İran-Pakistan ekonomik işbirliği(RCD-1964) gibi pek çok girişim sözkonusudur. Bütün Müslüman ülkeleri içine alan 2  Hişam Cuayyıt, Avrupa ve İslâm,1995İstanbul, çev: Kemal Kahraman vd., İz yay., s.190-195


İKÖ ise, ancak 1969’da kurulur. 1972’de İKÖ bir Anayasa belirler ve amacını şöyle ifade eder: “Üye devletler arasında İslâmî dayanışmayı geliştirmek, ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel ve diğer alanlarda işbirliğini güçlendirmek.”3 Şartlar İslâm Birliği’ni Zaruri Kılıyor Bugün İslam toplumları, “ümmet bilinci”ne ve “İslâm kardeşliği”ne her zamankinden daha fazla muhtaçtırlar. Dünyada ve İslâm coğrafyasında yaşanan gelişmeler, Müslümanların birlik olmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu bağlamda 58 Müslüman ülkenin siyasi, ekonomik, kültürel ilişkilerini geliştirmede önemli bir zemin teşkil eden İslâm Konferansı Örgütü daha bir önem arzetmektedir. İslâm Konferansı Örgütü’nün (yeni adı: İslâm İşbirliği Teşkilatı-İİT) kuruluşunu tetikleyen Siyonist saldırganlık, bugün kan dökücülüğünde hiçbir sınır tanımamaktadır. Siyonizmin en büyük destekçisi ABD’nin Irak ve Afganistan işgalleri de İslâm Birliği’ni daha önemli ve acil hale getirmiş bulunmaktadır. Müslümanlar, ortak bilinç ve işbirliği için gerekli tarihi, psikolojik imkânlara ve güçlü fikri temellere sahiptirler. İslamiyet’in ilk asırlarında, vahyî ilkelere sarılan Müslümanların birbirlerine düşman kavimler halinde iken bir anda kardeş oluvermeleri, ilkel aşiret kültüründen hızla evrensel İslâm medeniyetine evrilmeleri ve çok kısa bir zaman sürecinde göz kamaştırıcı askerî, ekonomik, teknolojik, kültürel başarılar kazanmaları hatırlandığında, bugün “İslâm Birliği”nin çok daha kısa zamanda yeniden tesis edilebileceği görülecektir. Çağımızın yaygın iletişim imkânları da göz önüne alındığında, 3  Davut Dursun, İslâm Dünyasında Dayanışma Hareketleri, İstanbul, 1992, Ağaç Yay. s.91; www.mfa.gov.tr/turkce/IKO

bu birlik, sanılandan çok daha hızlı bir şekilde kuvveden fiile çıkacaktır, inşaallah. İslâm dünyasının geleceği üzerine kafa yoranlardan biri olan Prof.Dr. Ali Mazrui, bir parçalanmışlık hali yaşayan Müslümanların hızla homojenleştiğine dikkat çekiyor ve ilginç bir biçimde Batı’dan gelen iletişim teknolojisinin, Müslüman dünyadaki parçalanma sürecini yavaşlattığını belirtiyor: “Bugün Müslümanlar parçalanmış bir medeniyetin ortasında bulunuyorlar… Fazlasıyla parçalanmış bir medeniyet... Değerler sistemi, mesafelerden ve diğer güçlerin darbelerinden etkilenmiş. İşin garibi, parçalanmayı yavaşlatan faktörlerden biri, Batıdan gelen teknoloji ve yani Müslümanların birbirleriyle daha çok iletişim kurmalarını sağlayan alan. Batı, kendine rağmen, Müslüman medeniyetlerin parçalanmasını yavaşlattı. Tutarlılığımızı kaybetmememize yardım etti ve böylece biz de, Müslüman Birliği Organizasyonu’na, İslâm dünyasında bankalara, radyo istasyonlarına vb.ne sahip olduk ve Müslümanlar olarak birbirimize tesir etmeyi deneyebiliriz.”4 Nitekim 2011 yılına damgasını basan ve Tunus’tan Yemen’e ve Mısır ve Libya’dan Suriye’ye kadar Ortadoğu’nun büyük bölümünü etkileyen “Arap Baharı”nın yayılmasında Mazrui’nin dikkat çektiği iletişim teknolojisinin, özellikle de sosyal paylaşım sitelerinin payı yadsınamaz. Bu gelişme, siyasi ve coğrafi yapay sınırla(mala)rı berhava eden ve Müslüman fert ve toplulukları hiçbir engel tanımadan birbirleriyle buluşturuveren bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır. İslâm Birliği ve Türkiye 4  Prof.Dr. Ali Mazrui, “Küreselleşme ve İslâm Medeniyetinin Geleceği” (Konferans: 05.09.2002, Londra), Umran, Temmuz 2004.

Haziran 2004’te İstanbul’da yapılan 31. İslâm Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu’nun İKÖ/İİT Genel Sekreterliği’ne seçilmesi ile Türkiye İKÖ’de etkin bir rol üstlenmiştir. Türkiye’nin taşıdığı tarihi misyon ve son yıllarda İslâm dünyası ile kurduğu samimi ilişkiler, bugün İslâm dünyası üzerindeki birleştirici rolünü daha bir öne çıkarmış ve oldukça etkin hale getirmiştir. ABD’nin Irak’a saldırmak için Türkiye topraklarını kullanmasına izin vermeyi öngören Tezkere’nin TBMM’de reddedilmesi ile başlayan ve Siyonist devlet terörü karşısındaki kararlı tavrını simgeleyen “Van-minüt” çıkışı ile devam eden süreç, Türkiye’yi bir anda İslâm dünyasının liderliğine taşımıştır. İslâm ülkeleri ile ilişkilerde bugün gelinen sevindirici nokta, elbette geçmişteki çok ciddi emeklerin ürünüdür. Burada, merhum Necmeddin Erbakan’ın mimarlığını yaptığı D-8 Projesi’nin İslâm birliği çabalarına nasıl bir ivme kazandırdığı mutlaka hatırlanmalıdır. Ümmete umut ve heyecan, şer güçlere ise korku ve endişe veren bu gelişmenin Erbakan’ın siyasi hayatına mal olduğu da unutulmamalıdır. Erbakan Hoca, İKÖ’nün (İİT) İslâm dünyasını derleyip toparlayan etkin bir kuruluş olamadığını görünce, D-8’leri geliştirmiş ve D-8’lerin etkinlik prensibi üzerine kurulması gerektiğini söylemiştir: “D-8 Grubunun en önemli ilkesi ‘etkinlik’ olmalıdır. Gerek gelişme yolundaki ülkelere yürek vermek bakımından, gerek ileri düzeydeki sanayi ülkeleri tarafından ciddiye alınabilmemiz için, etkin bir varlık göstermemiz şarttır. İşte grubumuzun küçük olması, bir kısmımızın tam bir piyasa ekonomisi şartları içinde hızlı bir kalkınma performansı göstermesi, bir kısmımızın zengin kaynaklara sahip bulunmaları, etkin sonuçlar ŞUBAT 2012 / 283

7


Erbakan Hoca’nın formülasyonu ile, D-8’lerin kuracağı Yeni Dünyanın prensipleri şunlardır:

Savaş değil, barış. Gerginlik değil, diyalog. Sömürü değil, işbirliği. Çifte standart değil, adalet. Kibir-tekebbür değil, eşitlik. Bir arada, hakka riayet ederek yaşamak.

elde etmek için var olması gereken temel şartları teşkil etmektedir.”5 Erbakan’ın dikkat çektiği nokta oldukça önemlidir. Ekonomide, bilim ve teknolojide gerektiği yere gelemeyen ve yığınla sorunla boğuşan Müslüman ülkelerin etkin bir birliktelik kurmadan uluslararası güçlerle mücadele etmeleri ve uluslararası politikaları etkileyebilmeleri nasıl mümkün olacaktır? Bunun için Erbakan Hoca, ‘emperyalizme ve 21. yüzyıl haçlı savaşlarına karşı 800 milyon insanla karşı çıkmaktan’ söz etmiş; böylece D-8’lerin maddi ve demografik potansiyeline işaret etmiştir. Ancak bundan daha önemlisi de, Hak ve hakikatten yana olmaktır. Erbakan devamla der ki: “En büyük güç haklı olmaktır. Bugün, şu Birleşmiş Milletler Teşkilatında 5 ülkenin veto hakkı var; bu çelişki değil mi... Bu, elli sene öncenin dünyası; bu dünya böyle yürümez. Şimdi, bütün dünyanın hepsi haklı bir dünya istiyor; herkes elli yıl sonra dünyayı yeniden kurmak istiyor. Bu, herkesin temennisidir…” Erbakan Hoca’nın formülasyonu ile, D-8’lerin kuracağı Yeni Dünyanın prensipleri şunlardır: Savaş değil, barış. Gerginlik değil, 5  Bülent Alan, D-8 Yeni Bir Dünya, Yörünge yay., s. 194.

8

DERGiSi

diyalog. Sömürü değil, işbirliği. Çifte standart değil, adalet. Kibir-tekebbür değil, eşitlik. Bir arada, hakka riayet ederek yaşamak.6 Erbakan Hükümetinin 28 Şubat 1997 darbesi ile yıkılmasının belirleyici sebeplerinden biri olan D-8 Projesi, sonraki yıllarda düşük performansla da olsa sürdürülmüş ve Türkiye’nin Haziran 2004’te İKÖ liderliğini almasına zemin hazırlamıştır. Bir zamanlar İslâm dünyasından neredeyse kopmuş olan Türkiye, şu an “İslâm Birliği”nin tesisinde en etkin rol oynayabilecek ülke konumundadır. Evet, Türkiye Müslümanları, İslâm birliğinin yeniden canlanıp dünyada ağırlığını hissettirmesinde etkin bir öncü rol üstlenmek zorundadırlar. Kadîm İslam medeniyetinin oluşumuna asırlar boyu katkıda bulunmuş, öncülük etmiş bir tarihi birikimin mirasçıları bunu başarabilirler. “İslâm Birliği”ne Doğru... Batılı sömürgecilerin ve özellikle ABD-İsrail ikilisinin Müslümanları paramparça etmeye yönelik etnik ve mezhebi kavgaları ha bire körüklediği ve İslâm dünyasını daha fazla kontrol altına almak için yeni yeni sinsi planlar-projeler geliştirdiği bir süreçte özellikle ümmet bilincini öncelememiz ve İslâm Birliği 6  A.g.e., s. 177.

ideâlini diri tutmamız gerekiyor. Ne kadar imkânsız, ne kadar uzak görünürse görünsün, bir müslüman, bir mümin olarak, ümmet ve vahdet düşüncesinin zedelenmesine asla müsaade etmemeliyiz. Yeryüzünde iki tane Müslüman kalsa, onlar bir “ümmet”tir; hatta bir tek Müslüman kalsa bile, o dahi -tıpkı Hz. İbrahim gibi- ‘tek başına bir ümmet’tir (Nahl 16/120). Kur’ân-ı Kerîm, “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; ma’rûfu emreder, münkerden sakındırır ve Allah’a iman edersiniz” buyurarak (Âl-i İmran 3/110) değişmez misyonumuzu belirler. Ve Kur’ân, “Sadece müminler kardeştir” buyurur (Hucurat 49/10). Tevhid akidesine inanan; hayatlarının bütün alanlarını Allah’ın koyduğu ilkelere göre belirleyen müminler kardeştir ve birlik olmak zorundadır. Muvahhid müminler vahdet halinde olurlar. Onların ittihadı ile ümmet-i vahide teşekkül eder. Müslümanların İslam Birliğini kurmaları farzdır. Onların vahdetini hiçbir coğrafi ve siyasi sınır/lama engelleyemez. Namazlarında beş vakit aynı kıbleye dönen; tevhid-i kıble eden müminler olarak hiçbir yapay engelin vahdetimizi bozmasına asla izin veremeyiz. Son yıllardaki gelişmeler ve özellikle “Arap Baharı” ile özgürlük ve birlik özlemlerini siyasi ve coğrafi sınır tanımadan kanları pahasına haykıran Müslüman toplumların diriliş aktivitesi, İslâm Birliği’nin önündeki her türlü engeli ortadan kaldırmaya yetecek güçtedir. İlginç bir örnek vermek gerekirse; Tunus ve Libya’daki zalim ve işbirlikçi seküler rejimler yıkıldıktan sonar bu iki ülkenin birleşmesi yeniden gündeme gelmiştir. İnanıyoruz ki bunu diğerleri izleyecektir. Son söz: Müslümanlar, İttihad-ı İslâm özlemlerine kavuşmaya her zamankinden daha yakındırlar.


Kapak

Adem Çatak*

Kardeşlik ve Kardeşliği Temin Eden Unsurlar 1. Kardeşlik Dinimiz İslam, bütün insanların aynı ana-babanın çocukları olduğunu ilan etmiştir. Bu tüm insanların kardeş olduklarının net bir şekilde ifade edilmesidir. “Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın…”1 Ayetten anlaşılacağı üzere Hz. Âdem tüm insanlığın babası, tüm insanlar da aynı ana-babanın çocuklarıdır. Bu durumun doğal sonucu olarak da tüm insanlar kardeştir. İslam dini bir yandan tüm insanların kardeş olduğunu ilan ederken diğer yandan da özelde aynı annebabadan olma anlamında bir kardeşlik hukukunu da tanımlar. “Mü’min kadınlara da söyle, … (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. … Zinetlerini, … yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından… başkalarına göstermesinler…”2 * Yrd. Doç Dr., Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Öğretim Üyesi. 1  A’râf suresi, 27. 2  Nûr suresi 31.

Görüldüğü gibi tüm insanların kardeş olması yanında ayrıca aynı anne-babanın evladı olmak bakımından da özel bir kardeşlik hukuku ortaya konulmuştur. Bu kardeşlik hukukunun üzerine mahremiyet ve miras gibi konular bina edilmiştir.

aynı dine inanan insanlar birbirleriyle kardeş ilan edilmiştir.

Dinimiz, insaniyet ailesine ait olmak bakımından umumi kardeşlik ve aynı anne-babanın evladı olmak bakımından da özel kardeşlik tanımları yanında din kardeşliği tanımını da getirmiştir. Buna göre

Anlaşılacağı üzere aynı ana-babanın evladı olmak bakımından kardeş olmanın yanında “aynı dinden olmak” da kardeşliği temin eden bir unsurdur. Buna göre bir Müslüman,

Kur’an’da, İslam’a inanan mü’minlerin kardeş olduğunu şu şekilde açıklanmıştır: “Mü’minler ancak kardeştirler…”3

3  Hucurât suresi, 10. ŞUBAT 2012 / 283

9


Kapak Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. (Şirktir.) O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi.”7 Görüleceği üzere Hz. Nuh’un iman etmemiş oğluyla bile herhangi bir akrabalık ilişkisi kalmamıştır. Buradan hareketle mü’minlerin iman etmeyenlerle herhangi bir şekilde kardeşliği veya akrabalığı söz konusu olamaz. iki farklı kardeş tanımıyla karşı karşıya kalmış durumdadır.4 Kur’an’da kafir ve münafıkların da kendi aralarında bir tür inanç kardeşliği tesis ettikleri ifade edilir: “Kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine, “Yemin ederiz ki, siz (Medine’den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz.” diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.”5 2. Din Kardeşliğini Temin Eden Unsurlar Din kardeşliğine iman kardeşliği de denir. Din kardeşliği, ruhların kardeşliğidir. Bu kardeşlik dünya ve ahirette devam eder. Şimdi din kardeşliğini temin eden unsurları tek tek inceleyelim: A. İman 4  Kur’an’da aynı anne-babadan olma anlamında kullanılan kardeş kavramı için bkz.: Nisâ, 12, 23; Yusuf, 59, 63, 65, 77; Meryem, 53; A’râf, 65, 73, 85 vd.; Din kardeşliği anlamında kullanılan kardeş kavramı için bkz.: Bakara, 178, 220; Hucurât, 10,12; Âl-i İmrân, 103; Hicr, 47; Tevbe, 11; Ahzab, 5; Haşr, 10 vd. 5  Haşr suresi, 11.

10

DERGiSi

Din kardeşliğini temin eden unsurların başında iman gelir. Aynı dine mensup olan Müslümanlar için Yüce Allah kardeş tanımlamasını yapmıştır: “Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”6 Görüleceği üzere ayette kardeşliğin iman ile bağlantısı açık bir şekilde ortaya konulmuştur. “İman etmiş olan kardeşlerimiz” ifadesinde imanın kardeşliğin tesisinde önemli bir unsur olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda mü’minlerle iman etmeyenler arasında kan bağı olsa bile herhangi bir akrabalık ilişkisinin bulunamayacağı da Ku’ran’da şu şekilde beyan buyrulmuştur: “Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. 6  Haşr suresi, 10. Muhacirlerin ve ensarın arkasından gelenler, kıyamete kadar gelip geçmekte olan mü’minlerdir.Ayette, ashab-ı kiramı hayırla yâd etmenin, onlara dil uzatmamanın ve kin beslememenin gerektiğine de işaret edilmektedir.

B. Muhabbet Kardeşliği temin eden unsurlardan biri de muhabbettir. Kur’an’da, Müslümanlar arasında içten bir muhabbetin bulunması gerektiği Muhacir ve Ensâr kardeşliği üzerinden ifade edilir: “Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar (Ensâr), hicret edenleri severler.”8 Muhabbet, kuru bir davadan ibaret değildir. Kardeşinin derdiyle dertlenip sıkıntısını paylaşmadan, kusurlarını affedip fedakarlık ve feragat göstermeden, gerçek manada muhabbetten söz edilemez. Bu itibarla din kardeşliği, sırf sözde kalıp icraata geçmeyen muhabbet iddialarıyla değil, fiilî ve müşahhas muhabbet tezâhürleriyle yaşanabilir.9 C. İtimat Kardeşliği temin eden unsurlardan biri de itimattır. Mü’minler birbirlerine itimat edip güvenirlerse kardeşlik kemâle erer. Aralarında itimat ve güven olmayan kişilerin kardeşliğinden söz edilemez. 7  Hûd suresi, 45-46. 8  Haşr suresi, 9. 9  Topbaş, Osman Nuri, “Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından -10- Kardeşlik,” Altınoluk, 2008 - Ağustos, Sayı: 270, s. 32.


Kur’an’da Peygamberimizin mü’minlere güvendiği/inandığı/ itimat ettiği haber verilmiş ve bu örneklikten hareketle mü’minlere birbirlerine itimat etmeleri salık verilmiştir. “Yine onlardan peygamberi inciten ve “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O (Peygamber), sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.”10 Din kardeşliğini temin sadedinde itimadın gerçekleşmesi, Müslümanların, kendilerine itimat edilecek emin kimseler olmalarına bağlıdır. D. Nasihat Etmek Din kardeşliğini temin eden hususlardan biri de kardeşlerin birbirlerine nasihat etmesidir. Aralarında doğruyu tavsiye ve yanlıştan ikaz bulunmayan kimselerin gerçek bir kardeşliği hayata geçirmeleri muhaldir. Hz. Peygamberimiz nasihat etmeyi, din kardeşliğini pekiştiren hususlardan biri olarak görür ve nasihat etmeyi Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları arasında sayar: “Bir Müslümanın, (diğer) Müslüman üzerindeki hakkı altıdır. (Resulullah’a): Ey Allah’ın resulü! Onlar nedir?’ diye soruldu. Resulullah (s.a.v): “Ona rastladığın zaman selam ver, seni (davete) çağırdığı zaman (davetine) katıl, senden nasihat istediği zaman ona nasihat et, aksırdığı zaman Allah’a hamdederse (Elhamdülillah derse), ona (‘yerhamukellah’ diye) dua et, has10  Tevbe suresi, 61.

talandığı zaman onu ziyarete git, öldüğü zaman (mezara konuluncaya kadar cenazesinin) arkasından git.” buyurdu.”11 E. Maddi ve Manevi Yardımlaşma Kardeşliği temin eden unsurlardan biri de yardımlaşmaktır. Müslümanlar maddi ve manevi her konuda yardımlaşarak kardeşliği yaşarlar. Kur’an-ı Kerim’de yardımlaşmanın Müslümanlar üzerine bir görev olduğu şu şekilde ifade edilmiştir: “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”12 Durumu iyi olan mü’minin, kendisine mürâcaat eden zor durumdaki din kardeşine yardımcı olması, dinî bir zorunluluktur: “…Allâh’ın sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsân et!..”13 Kuran’da maddi yardımlaşma kadar manevi yardımlaşmaya da işaret edilmiştir: “…İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”14 F. İsâr 11  12  13  14 

Müslim, Selâm 5. Enfâl suresi,72. Kasas suresi, 77. Mâide suresi, 2.

Din kardeşliğini tesis eden unsurlardan biri de kardeşini kendi nefsine tercih etmektir. Kur’anî ifadesiyle isâr kardeşliğin kemâle ulaşmasında önemli bir husustur. Kur’an’da; “Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”15 buyrularak Ensârın son derece ihtiyaç ve yoksulluk içinde olsalar da malın muhacirlere verilmesini isteyerek kardeşlerini kendi nefislerine tercih ettikleri anlatılmıştır. Onların bu tercihi mala ihtiyaçları olmadıklarından değildir. Aksine bu tercihleri, mala ihtiyaçları olmasına rağmendir. Kendisi muhtaç olduğu halde başkasını, kendisine tercih edip üstün tutmak (îsâr) ahlâk ve faziletlerin en yücesidir.16 Bu noktada Yermuk savaşında şehit olan üç sahabinin son nefeslerinde bir tas suyu birbirlerine ikram etmeleri hadisesine işareten de olsa değinmeden geçemedik.17 15  Haşr suresi, 9. 16  Durmuş, Zülfikar, “Sosyal Dayanışmanın Sağlanmasında Kur’an’ın Öngördüğü İdeal Model: Îsâr,” Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, c. III (2003), Sayı: 1, ss. 17-27. 17  Hz. Huzeyfe (r.) şöyle anlatıyor: “Yermuk harbinde, yaralılar arasında kalan amcamın oğlunu aramak üzere savaş alanında geziyordum. Yanımda biraz su vardı. Hava da çok sıcaktı. Amcamın oğlunu buldum. Su isteyip istemediğini sordum. Başıyla isterim, dedi. Tam suyu içireceğim sırada öteden birisi, “Ah su”, diye inledi. Amcazâdem gitmemi ve suyu ona içirmemi işaret etti. Gittim, baktım ki Âsım’ın oğlu Hişâm. Tam ona su vereceğim sırada başka birisi “Su!” diye inledi. Hişam da suyu içmedi ve beni ona gönderdi. Arayıp buldum, fakat kendisine suyu ulaştırıncaya kadar o şehit olmuştu. Hemen Hişâm’ın yanına koştum, o da şehit olmuştu. Bari suyu amcamın oğluna içireyim diye ŞUBAT 2012 / 283

11


G. Dua Etmek Kardeşliğin kemâle ermesinde mühim unsurlardan biri de kardeşin din kardeşi için dua etmesidir. Kur’an’da Rabbimiz, Hz. Peygamberimiz’den mü’minlere dua etmesini istemiştir. “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”18 Bu durumu bilen ashab da Hz. Peygamberin duasını alabilmek için seferber olmuşlardır: “Bedevîlerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”19 Rabbimiz, Peygamber Efendimizden Müslümanlar için istiğfar dilemesini istemiştir: “Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.”20 Konu ile ilgili bir hadis-i şerifte Hz. Peygamberimiz; “Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek onun yanına gittim, fakat o da şehit olmuştu. Nihayet su elimde kaldı. Allah hepsine rahmet etsin.” Hâkim, Müstedrek, III, 270. 18  Tevbe suresi, 103. 19  Tevbe suresi,99. 20  Muhammed suresi, 19.

12

DERGiSi

ona, “Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.” diye dua eder.”21 H. Hüsn-i zan Mü’minlerin kardeşliğini tesis eden bir diğer unsur da kardeşi hakkında hüsn-i zan beslemektir. Hüsn-i zan beslemenin gerekliliğini ifade sadedinde Rabbimiz: “O iftirayı (Hz. Aişe (r.anha)’ye atılan iftirayı) işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendileri (din kardeşleri) hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!”22 buyurmuştur. Ayette dikkat çeken husus şudur ki, Rabbimiz, mü’minlerin birbirlerine olan hüsn-i zannını, onların bizzat kendileri hakkındaki hüsn-i zannları olarak ifade edilmiş olmasıdır. Hüsn-i zannın tersi olan sû-i zan ise kardeşliği bozan unsurlardan biridir. Sû-i zannın kötülüğü hakkında Rabbimiz: “(Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz.”23 buyurmuştur. Müslüman, din kardeşinin bir hatasını/ayıbını görünce, ona hüsn-i zan etmeli, hayıra tevil etmeye çalışmalıdır. Onun hakkında hemen kötü düşünmeye başlamamalıdır. I. Gıyabında Savunmak Kardeşliği temin eden hususlardan biri de din kardeşini bulunmadığı ortamlarda savunmaktır. Hz. Peygamberimiz, mü’minin aynasıdır, 21  Müslim, Zikir 87, 88. 22  Nûr suresi, 12. 23  Fetih suresi, 12.

“Mü’min mü’min

mü’minin kardeşidir, (ihtiyaç duyduğunda) onun geçimini temin eder / zarardan-ziyandan korur ve arkasından da/gıyabında da elinden geldikçe onu savunur.”24 ve Yine Peygamberimiz, “Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.”25 buyurarak kardeşliği tesis eden bu durumun önemini izah etmiştir. İ. Derdiyle Dertlenmek Din kardeşliğini temin eden unsurlardan biri de kardeşinin derdiyle dertlenmektir. Kâmil mü’minler, din kardeşlerinin dertleriyle dertlenir ve ıstıraplarıyla muzdarip olurlar. Peygamber’imiz; “Mü’minler birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte ve korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğunda, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”26 buyurarak Müslümanların kendi aralarında tesis etmeleri gereken kardeşliğin derinlikli boyutuna dikkat çekmiştir. Yine Hz. Peygamber’imiz; “Komşusu açken tok yatan kimse mü’min değildir.”27 ve “Mü’minlerin dertleriyle dertlenmeyen, bizden değildir.”28 buyurmuştur. Cenab-ı Hak cümlemizi îman hassasiyetiyle din kardeşliğini yaşayıp yaşatan salih kullarından eylesin.

24  25  26  27  28 

Ebu Davud, Edeb, 49. Suyutî, Camiu’s-Sağir, hadis no: 8489. Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66. Hâkim, II, 15. Hâkim, IV, 352; Heysemî, I, 87)


Kapak

ŞUBAT 2012 / 283

13


14

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

15


Kapak

Oğuz Doğan

16

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

17


18

DERGiSi


Kapak

ŞUBAT 2012 / 283

19


20

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

21


22

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

23


Kapak

24

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

25


26

DERGiSi


Kapak

ŞUBAT 2012 / 283

27


28

DERGiSi


Kapak

ŞUBAT 2012 / 283

29


30

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

31


KAPAK

32

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

33


34

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

35


Hadis Ä°klimi Ahmet AÄ&#x;manvermez

a.agmanvermez@ilkadimdergisi.net

36

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

37


38

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

39


40

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

41


42

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

43


44

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

45


46

DERGiSi


ŞUBAT 2012 / 283

47


1

2

3

4

5

6

7

8

9

10 11 12 13 14 15

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

48

DERGiSi

1 R A M A Z A N

2 E Y E R N O

3 B E N İ A D E M

4 İ N A F

E L M M K O S A N A M Z A N A R A K Ş İ S T İ

5 6 Ü L A F İ A N İ Z İ B K A E D D E E T R S E K A

7 8 9 A H İ T A M M İ E T N A T S A M Y R A O İ N S İ R T A A A D T R M E T

10 R A T I P A K A B E E N

11 12 K N O L K T A N M E M E A Y N E T E O K

13 A L O

14 B E J

15 E Ş İ K

O T T İ K A Z İ K R H E R A M A S İ K E T A K M İ N E


İlkadım Dergisi Sayı: 283  

Şubat 2012 www.ilkadimdergisi.net