Page 1

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ SAYI 4 • EK‹M 2011

‹STANBUL SABAHATT‹N ZA‹M ÜN‹VERS‹TES‹

Bir Kampüs Üniversitesi

Bir Güzel ‹nsan

‹lim Yayma Vakf›

‹YEM

Prof. Dr. Ferruh Ertürk

Kur’an ve Tefsir Akademisi

‹lim Yayma E¤itim Merkezi


Baflkan’dan E¤itimin her kademesindeki kabiliyetli ö¤rencileri desteklemek, ilmi araflt›rmalar› teflvik etmek, neflriyatlar yapmak, ‹lmi çal›flmalar ile e¤itim ve kültür alan›nda araflt›rma ve gelifltirme faaliyetlerini yürütmek ana gayesiyle kurulan vakf›m›z, çal›flmalar›n› büyük bir samimiyet ve gayretle sürdürmektedir. Hizmet halkalar›m›za her geçen dönem yenilerini ekliyoruz. 1998 y›l›nda kurulan ‹rfan E¤itim Kurumlar›m›z yeni aç›lan birimleriyle hizmetlerini art›rmakta, anaokullar›, ilkö¤retim okulu ve Anadolu lisesiyle nitelikli insan yetifltirme hedefimizde önemli görevler ifa etmektedir. Resmi olarak 2010 y›l›nda kurulan ‹stanbul Sabahattin Zaim Üniversitemiz 2011-2012 E¤itim ve ö¤retim döneminde ö¤renci kabulüyle yüksekö¤retimdeki seçkin yerini alm›flt›r. Bu müstesna kurumumuzdan mezun edece¤imiz her bak›mdan donan›ml› gençlerimiz, yaflad›¤›m›z gezegende e¤itim, kültür, ekonomi, siyaset, sanat, teknoloji vb alanlar›nda önemli görev ve sorumluluklar üstleneceklerdir. ‹lim Yayma Vakf› Kur’an ve Tefsir Akademisi bu y›l “Osmanl› Toplumunda Kur'an Kültürü ve Tefsir Çal›flmalar›” konusunu iflleyerek akademik çal›flmalar›n›n dördüncüsünü icra etmifltir. Çal›flmaya özgün tebli¤leriyle kat›lan genç akademisyenlerimizin gayretleri takdire flayand›r. Elinizde bulunan Vak›f bültenimizin 4. say›s›nda, an›lan çal›flmalarla birlikte her kademede yönetici ve çal›flanlar›m›z›n, gönüllülerimizin çok de¤erli emekleriyle icra edilen seminerler, konferanslar, geziler, yar›flmalar, sosyal ve kültürel etkinliklerden genifl bir özet sunuyoruz. Ayr›ca önceki say›lar›m›zda oldu¤u gibi bu say›m›zda da yükseklisans ve doktora ö¤rencilerimizin de¤erli çal›flmalar›n› “Vâk›f” ad› alt›ndaki bölümümüzde sizlere takdim ediyoruz. Vak›f kurucular›m›zdan ve destek verenlerimizden ahirete irtihal etmifl olanlar› rahmetle, yak›nlar›n› ve sevenlerini minnet ve flükranla yad ediyoruz. Çal›flmalar›m›za eme¤i geçen tüm dostlar›m›za teflekkürlerimizi arz ediyor, ilgi, alaka ve dualar›n›n devam›n› bekledi¤imizi ifade ediyoruz. Gayret bizden, Tevfik Allah’tand›r.

BAfiKANDAN

Mustafa U⁄UR Mütevelli Heyeti Baflkan›

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

01


‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ SAYI 4 • EK‹M 2011

‹STANBUL SABAHATT‹N ZA‹M ÜN‹VERS‹TES‹

Bir Kampüs Üniversitesi

Bu Say›m›zda

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

Say›: 4 • Ekim 2011 ‹L‹M YAYMA VAKFI ADINA SAH‹B‹

Mustafa U¤ur Bir Güzel ‹nsan

‹lim Yayma Vakf›

‹YEM

Prof. Dr. Ferruh Ertürk

Kur’an ve Tefsir Akademisi

‹lim Yayma E¤itim Merkezi

YAZI ‹fiLER‹ MÜDÜRÜ

Ömer Ayd›n

03

fieyh Ebu’l-Vefa Külliyesi

06

Vakf›m›z›n 40. Genel Kurulu

ED‹TÖRLER

Engin Y›lmaz Osman Acun

09

Prof. Dr. Ferruh Ertürk

11

‹rfan E¤itim Kurumlar›

14

‹stanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi

YAYIN KURULU

Engin Y›lmaz Nurullah Bayhan Adem Yavuz Abdullah T›rabzon Mustafa Göksal Muhammed Göçgün Abit Balin YAPIM

Tasvir Tan›t›m

19

‹bnülemin Mahmud Kemal ‹nal

22

Yurt Faaliyetleri

25

(0212) 211 11 25 SANAT YÖNETMEN‹

Adem Do¤an BASKI

ADA OFSET

Gezi Faaliyetleri

26

Umre Ziyareti

28

Mezunlar Buluflmas› Pilav Günü ve ‹ftar

32

Kur’an ve Tefsir Akademisi

36

‹YEM

39

Korkut Özal

42

Makaleler

YAZIfiMA ADRES‹

Vefa, Cemal Yener Tosyal› Cd. Akifpafla Sk. No: 6 34134 Fatih - ‹stanbul Tel: 0212 511 22 90 Faks: 0212 511 22 91 bulten@iyv.org.tr www.iyv.org.tr 6 ayda bir yay›nlan›r. Kaynak gösterilerek iktibas yap›labilir.

ÜCRETS‹ZD‹R YAYINLANAN YAZILARIN SORUMLULU⁄U YAZARINA A‹TT‹R.


Tarihi Eserlerimiz

Dr. Fatih Köse

fieyh Ebu’l-Vefa ve Külliyesi fieyh Ebu’l-Vefa ve Külliyesi

Külliye Fatih ‹lçesi’nde, Vefa’da, Hac› Kad›n Mahallesi’nde, Vefa Caddesi, Vefa Türbesi Soka¤› ve Darülhadis Soka¤›’n›n çevreledi¤i arsa üzerinde bulunmaktad›r. II. Mehmed (Fatih) 881/1476 y›l›nda, fieyh Vefa ad›na bir cami ve yan›nda da bir çifte hamam yapt›rm›flt›. Caminin fieyh Vefa ve derviflleri taraf›ndan ayn› zamanda tevhidhane olarak kullan›ld›¤› düflünülmektedir. II. Bayezid döneminde bizzat sultan taraf›ndan medrese, dervifl hücreleri, mutfak ve

kütüphane eklenmifl böylece buras› tam teflekküllü bir külliye haline gelmifltir. fieyh Vefa Külliyesi, tarikat faaliyetinin fonksiyon flemas›n›n esas›n› oluflturdu¤u bir tür “tarikat külliyesi” niteli¤indedir. Külliyede, caminin girifl kap›s› üzerinde, medrese duvar›nda, türbede ve hazire duvar›nda olmak üzere 4 adet infla, tamir ve tecdid (yenileme) kitabesi bulunmaktad›r. Hazirede ise 472 adet mezar tafl› kitabesi bulunmaktad›r. Medresenin do¤u kanad› tamamen ortadan kalkm›flt›r. Bat› kanad›n›n bitiminde, üzerinde ebced hesab›yla 1197/1783-84 tarihini veren bir kitabesi bulunan kap› bulunmaktad›r. Mermer zemin üzerine celisülüs hatla yaz›lm›fl olan kitabede flu sat›rlar yaz›l›d›r: “ Hazret-i fieyh Vefâ mürflid-i ashâb-› safâ

TAR‹H‹ ESERLER‹M‹Z

fi

eyh Vefa (ö. 896/1491), Âlim, flair ve büyük bir evliyad›r. Zeynîye tarikat›n›n fleyhi olup, aslen Konya’l›d›r. ‹smi Mustafa bin Ahmed’dir. Lakab› Muslihiddin olup, “fieyh Vefa”, “Ebu’l-Vefa”, “‹bnü’l-Vefâ”, “‹bn Vefâ” ve “Vefâzâde” isimleriyle tan›nm›flt›r.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

03


Hâce-i Fatîh iken yani o zât-› yektâ Sevk idüb Fatihi bu camii ve bu hankah› Eylemifller o zaman himmet ile tarh u binâ Hücreler olmufl iken suhte-i ihrak yine Himmet-i fiâh Hân Hamîd ile oldu ihyâ Düfltü dört beytle târîh Refîâ el-hak Ne güzel medrese hem tekye-i erbâb-› Vefâ” Bu kitabeden anlafl›ld›¤›na göre buradaki hankah odalar› yanm›fl ve Sultan I. Abdülhamid taraf›ndan ihyâ edilmifltir.

Cami fieyh Vefa Camii, “Hakan camileri” diye tabir olunan camilerdendir. Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481), 1476’da infla edilmifltir. Cami 1171/1757 tarihinde tamir görmüfltür. fiair Derûnî’ye ait tarih k›tas› flöyledir: “Bu dergâh-› muallâ fieyh Vefâ-i kutb-i âzamd›r Ziyâret idene itâ ider rütbe-i ulyâ Derûnî âfl›k-› sâd›k dedi tâmîrine târîh ‹bâdetgâh-› uflflâka yap›ld› camî’i zîbâ” fieyh Vefa Camii ve türbesi 1327/1909 y›l› yang›n›nda harap olmufltu ve Cami 1912’de “mail-i inhidam” oldu¤u gerekçesiyle yani y›k›lmaya yüz tuttu¤u için yeniden infla edilmek üzere y›kt›r›lm›flt›r. Fakat araya

I. Dünya Savafl› girdi¤i için yeniden yapt›r›lamam›flt›r. 1950’lere kadar caminin temelleri ve enkaz›, mermer minber vs. duruyordu. Eski resimleri ve plan› mevcuttu. Günümüzdeki cami 1994’de vak›flar taraf›ndan asl›na uygun biçimde yeniden infla edilmifl ve ibadete aç›lm›flt›r. fieyh Vefa Cami, mihrap önü yar›m kubbe ile örtülü camiler grubuna girmektedir. Cami dikdörtgen planl› olup almafl›k duvarl›d›r yani duvarlar iki tu¤la ve bir tafl s›ras›yla örülmüfltür. Cami büyük bir kubbe ve yanlar›nda iki küçük kubbe ile örtülüdür. Mihrap ve minber mermerden yap›lm›flt›r. Fatih Vakfiyesi’ne göre hatibe ve imama günlük 5’er, befl haf›zdan reislerine 3, di¤erlerine 2’fler, muarrife 2, kandilciye 2, ya¤ ve haz›r için 1 dirhem tahsis edilmiflti.

Çilehane Çile, Farsça k›rk anlam›na gelen çihil’den düzenlenmifl bir terimdir. Bir fleyh nezaretinde dervifl, karanl›k bir hücrede yaln›z bafl›na k›rk gün süre ile az uyumak, az yemek, az içmek ve mümkün mertebe sürekli ibadetle meflgul olur ki bu olaya çile denir. Tasavvufta çile, k›rk gündür. Çileye, Arapça olarak erbain de denilmektedir. Hemen her tekkede, eskiden bu ifl için bir veya birkaç hücre bulunurdu.

TAR‹H‹ ESERLER‹M‹Z

fieyh Ebu Vefa’n›n çilehanesine gelince buras› camitevhidhanenin mihrap ç›k›nt›s›na bitiflik olan ve kap› niteli¤inde oldu¤u anlafl›lan mihraptan geçilen bir bölümdü. ‹çeriden 2,50x2,70 metre boyutlar›nda, alçak tavanl› küçük bir hücredir. Kaba yontulu küfeki tafl› ile örülmüfl duvarlar› üstte bir s›ra kirpi saçak ile son bulmaktad›r. Kuzey duvar›nda kap›, bat› ve do¤u duvarlar›n›n ise güney köflelerinde 50 cm eninde ufak birer pencere bulunmaktad›r. Bu çilehane,

04

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


külliyeden günümüze ulaflan orijinal bölümlerden biridir. Çilehanenin önünde, fieyh Vefâ’n›n efsanelere konu olan kedisinin kabir tafl› oldu¤u söylenen kitabesiz siyah bir tafl bulunmaktad›r.

Türbe ve Hazire Türbe caminin güney köflesindedir. 1491’de fieyh Vefa’n›n vefat›ndan sonra kabri üstüne türbe infla edilmifl, türbenin çevresi zamanla büyük bir hazireye dönüflmüfltür. Türbe basit çat›l› bir binad›r. 8.30 m. x 8.30 m. ölçülerinde kare planl›d›r. Duvarlar› üç tu¤la ile bir kesme tafltan yap›lm›fl ve sekiz pencere ile ayd›nlat›lm›flt›r. Duvarlar 80 cm. kal›nl›¤›ndad›r. Türbenin içinde befl sanduka bulunmaktad›r. Hazirede âlim, devlet adam›, flâir ve hoca gibi birçok önemli zâta ait kabir bulunmaktad›r. Hazirede, Zeynî mezar tafl› ve baflka yerlerden getirilmifl devflirme mezar tafllar›na da rastlamak mümkündür. Hazirede üç adet ketebeli (hattat imzas› tafl›yan) mezar tafl› bulunmaktad›r. Türbenin tarih k›tas› Farsça olup yay kemerli girifl kap›s› üzerinde bulunmaktad›r. Bu kitabeden anlafl›ld›¤›na göre, fieyh Vefa’n›n ölüm tarihi 1491 y›l›na rastlamaktad›r. Kitabe metni flöyledir:

Türbe, ziyarete aç›kt›r. Onar›m› 1968, 1979, 1996 y›llar›nda aral›klarla yap›lm›flt›r. Onar›m› Türbeleri Koruma ve Yaflatma Derne¤i taraf›ndan yap›lm›fl ve 1997 y›l›nda ziyarete aç›lm›flt›r. Bugün bak›ml› ve iyi durumdad›r.

“‹n fiem-i firuz harem-i kâbe-i esrar Bi güzaflt ez-an pel ke güzel kert geh ü meh Hahiki bidani sefer-i fieyh Vefa ra Deryab zi tarih “ila rahmeti rabbih” Sene 896” Anlam›: S›rlar kâbesinin harimini parlatan o çera¤ küçük ve büyü¤ün geçti¤i köprüden geçti. fieyh Vefa’n›n ölüm tarihini “‹la rahmeti rabbih” de bul. fieyh Vefa Türbesi’nin niyaz penceresindeki levhada flunlar yaz›l›d›r: “Muktedâ-y› ehli mânâ Muslihiddin Ebü’l-Vefâ A’yün-› uflflâka hâk-i merkâd›d›r tûtiyâ”

Eski kitabenin alt›na, yeni harflerle, üzerinde “fieyh Ebü’l-Vefâ Hazretleri Türbesi” yaz›l› yeni bir mermer kitabe konulmufltur. Türbede bulunan sandukalar›n üstü yeflil örtülerle tefrifl edilmifl olup, flâhide bafllar›na yeflil destarl› kavuklar konulmufltur. Sandukalar ve etraf›ndaki parmakl›klar sonradan yap›lm›flt›r ve s›radand›r.

26 Nisan 2008 Tarihli foto¤raf› (Belki de y›k›lmadan önceki son foto¤raf›). Fatih Köse arflivi.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

TAR‹H‹ ESERLER‹M‹Z

Anlam›: Muslihiddin Ebü’l-Vefâ mâna ehlinin, evliyân›n uydu¤u kimsedir. Mezar›n›n topra¤›, âfl›klar›n gözlerine sürmedir.

05


‹L‹M YAYMA VAKFI

Ola¤an Genel 40.40.Ola¤an GenelKurulumuz Kurulum ‹lim Yayma Vakf› 40. Ola¤an Genel Kurul Toplant›s› 05. 03. 2011 Cumartesi günü Vakf›n ‹stanbul Vefa’daki genel merkez binas›nda yap›ld›. Toplant› vakf›n kuruluflundan bu güne kadar eme¤i geçenlere teflekkür, ahirete irtihal etmifl olanlara rahmet, hayatta olanlara ise s›hhat ve afiyet içinde uzun ömür temennileriyle bafllad›. Verilen önergeyle vak›f üyesi Kültür Eski Bakan› ‹smail Kahraman oy birli¤iyle divan baflkanl›¤›na seçildi. Divan›n teflekkülünü müteakip Mütevelli Heyet Baflkan› Mustafa U¤ur ‹lim Yayma Vakf›’n›n 2010 y›l› faaliyet raporunu sundu.

“ 06

Baflkan U¤ur konuflmas›nda geçmifl dönemlerde oldu¤u gibi bu dönemde de Vakf›n, kurulufl gayesine uygun olarak çal›flmalar yapt›¤›n›, baflar›l› lisans, yükseklisans ve doktora ö¤rencilerinin desteklendi¤ini, en büyük gider kalemlerinin burs ödemeleri ve inflaat faaliyetleri oldu¤unu ifade etti. Daha önceki dönemlerde kurulmas› planlanan vak›f üniversitesinin bu döneme nasip oldu¤unu, kurulufl için gerekli izinlerin al›nd›¤›n›, kampüs oluflturabilmek için Küçükçekmece ilçesinde büyük bir arazinin üniversiteye tahsis edildi¤ini, 2011-2012 e¤itim ö¤retim döneminde ö¤renci kabulüne bafllanaca¤›n› söyledi.

Baflkan U¤ur konuflmas›nda geçmifl dönemlerde oldu¤u gibi bu dönemde de Vakf›n, kurulufl gayesine uygun olarak çal›flmalar yapt›¤›n›, baflar›l› lisans, yükseklisans ve doktora ö¤rencilerinin desteklendi¤ini, en büyük gider kalemlerinin burs ödemeleri ve inflaat faaliyetleri oldu¤unu ifade etti.

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


Baflkan Mustafa U¤ur konuflmas›nda; burs hizmetleri, faaliyetlerini 2008 y›l›ndan bu yana sürdüren Kur’an ve Tefsir Akademisinin çal›flmalar›, vak›f merkezinin hemen karfl›s›nda bulunan Recai Mehmed Efendi S›byan Mektebi’nin kütüphane yapmak üzere Vak›flar Bölge Müdürlü¤ü taraf›ndan ‹lim Yayma Vakf›’na tahsisi, master ve doktora ö¤rencilerine hizmet veren misafirhanenin çal›flmalar›, Yüksek Ö¤renim Yurdunun yapm›fl oldu¤u çal›flmalar, Özel ‹rfan E¤itim Kurumlar›’n›n e¤itim faaliyetleriyle ilgili kat›l›mc›lara genifl bilgiler sundu. Baflkan’›n konuflmas›ndan sonra kürsüye gelen Mütevelli Heyet Üyesi Fehmi Çelikkol 2010 y›l› gelir-gider tablosu ve murak›p raporlar›n›, mali müflavir Bilal Duman ise 2011 y›l muhammen bütçesini sundu.

‹lim Yayma Vakf› Mütevelli Heyeti Baflkan› Mustafa U¤ur

Tahmini bütçenin müzakere edilerek kabulünün ard›ndan Vak›f Senedi’nin baz› maddelerinde yap›lan de¤ifliklikler oy birli¤iyle kabul edildi. Vak›f Senedi gere¤i müddeti biten mütevelli heyet üyelerinin yerine seçim yap›ld›. Yap›lan seçim sonucunda Sabri Özpala, Mehmet Y›ld›z, Adnan Çelik, ‹smail Adak, ‹smail Kahraman ve Nurettin Keleflo¤lu mütevelli heyet üyeliklerine oy birli¤iyle seçildiler. Dilek ve temenni konuflmalar›yla sona eren 40. Ola¤an Genel Kurul toplant›s›n› müteakip seçilen mütevelli heyet üyeleri bir araya gelerek görev paylafl›m›n› afla¤›daki flekilde gerçeklefltirdiler. Baflkan : Mustafa U⁄UR Baflkan Vekili: Mehmet YILDIZ Genel Sekreter : Fehmi ÇEL‹KKOL Veznedar : Sabri ÖZPALA Muhasip : Nurettin KELEfiO⁄LU Üye : Sabahattin KIRKAN Üye : Kahraman EMM‹O⁄LU Üye : Yücel ÇEL‹KB‹LEK Üye : M. Mehdi SUNGUR Üye : ‹smail ADAK Üye : Mehmet KÖSE Üye : Kerim GÜNGEN Üye : Adnan ÇEL‹K Üye : Mehmet B‹LG‹NO⁄LU Üye : ‹smail KAHRAMAN

Genel Kurul Divan Üyeleri ‹smail Kahraman, Ahmet Akça, Yurdakul Da¤o¤lu Nurettin Keleflo¤lu

Genel Kurul

Nice 40. Y›llara

Genel Kurul


Dualar›m›zla...

Baflbakan›m›z ayn› zamanda ‹lim Yayma Vakf›’m›z›n kurucu üyesi Say›n Recep Tayyip Erdo¤an’›n sayg›de¤er anneleri Tenzile Erdo¤an Han›mefendi’nin Rahmet-i Rahman’a kavuflmas› nedeniyle merhumeye Allah’tan rahmet, Say›n Baflbakan’a baflsa¤l›¤› dileriz.

Mekân› Cennet Olsun... ‹L‹M YAYMA VAKFI MÜTEVELL‹ HEYET‹


Bir Güzel ‹nsan

Furkan Korkmaz

Prof. Dr. Ferruh Ertürk Prof. Dr. Ferruh Ertürk

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

B‹R GÜZEL ‹NSAN

‹lim Yayma Vakf›’nca kurulan Sabahattin Zaim Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Dr. Adem Esen hocam›z›n bir röpotaj›nda kendisine yöneltilen Sabahattin Zaim hocam›zla ilgili soruya verdi¤i cevab› hat›rl›yoruz. “Sabahattin Zaim hocam›z›n felsefesi; bilimde en iyi olal›m,güzel olal›m.” ‘Bilimde en iyi olmak, güzel insan olmak’ Bu felsefe üzerinde düflünüldügünde tan›yanlar›n ‘Sabahattin Zaim hocam›z sanki Ferruh hocam›z› tarif etmifl’ diyeceklerini tahmin edebiliyoruz. Alan›nda en iyiler aras›nda olan Ferruh hocam›z, insanl›k noktas›nda da güzel insan s›fat›n›n yak›flt›g› nadir insanlardand›.

“Seni Unutmayaca¤›z güzel insan”

09


Hayat› 1949 y›l›nda Ankara'da dünyaya gelen hocam›z ilk, orta ve lise tahsilini Ankara Maarif Koleji’nde tamamlad›. 1971 y›l›nda Orta Do¤u Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisli¤i Bölümü'nü bitirdikten sonra1974'de ayn› bölümde Master derecesini ald›.1977 y›l›nda ABD'nin Iowa State Üniversitesinde Kimya Mühendisli¤i Bölümünde Doktora unvan›n› ald›.Ayn› y›l ‹stanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisli¤i Bölümüne girerek Dr. Asistan olarak göreve bafllad›.1982'de ayn› üniversitede Doçent unvan›n› ald›. 1982 - 1989 y›llar› aras›nda Cidde King Abdülaziz Üniversitesi'nde ö¤retim üyesi olarak çal›flt›. 1989'da Türkiye'ye döndükten sonra 1989 - 1990 y›llar› aras›nda TÜB‹TAK Marmara Araflt›rma Merkezi'nde Kimya Mühendisli¤i Bölüm Baflkan› olarak çal›flt›. 1990 y›l›nda Y›ld›z Teknik Üniversitesi'ne girdi.1991 y›l›nda profesör kadrosuna atand›. Vefat edene kadar ayn› Üniversitenin Çevre Mühendisli¤i Bölümü'nde Bölüm Baflkan› olarak görev yapt›. 24 A¤ustos 2011 tarihinde kutlu ay›m›z Ramazan-› fierifte ebedi istiratgâh›na göç etti.

Ferruh hocam›z›n ard›ndan… Birebir röportaj niteli¤inde sayabilece¤imiz bu bölümü hocam›z›n vefat›ndan sonra internet ortam›nda arz edilmifl yorumlardan oluflturduk. Gelin hocam›z› dostlar›ndan, sevdiklerinden, yetifltirdi¤i ö¤rencilerden dinleyelim. “1997 y›l›nda YTÜ'ye geldi¤im ilk günlerde karfl›laflt›¤›m her anda bende tarifsiz duygular uyand›ran dikkatimi her zaman onda yo¤unlaflt›rd›¤›m bir hocayd› Ferruh Hoca. Ayn› mahallede oturduk, çok selamlaflt›k ama nedendir, ben de bilmiyorum flimdi, pek sohbet etmedik. Ancak ona karfl› sessiz ama derin bir muhabbetim oldu. Ölüm haberini ald›¤›mda bunu daha bir derinden hissettim. Rabbim rahmetini esirgemez ‹nflaallah. Mekan› cennet olsun”.

B‹R GÜZEL ‹NSAN

“Sayg› de¤er Hocam, Türkiyenin alan›nda en iyi, Avrupada hat›r› say›l›r hava kirli¤i profesörlerindendi. yapt›¤› araflt›rmalar ve haz›rlad›¤› bilimsel makalelerin yan› s›ra insanl›¤›, k›s›k bak›fl› ve tok sesiyle ö¤rencileri için bir babadan farks›zd› mekan›n›z cennet olsun. biz size e¤er var ise hakk›m›z› helal ettik umuyorum

10

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

ki siz de bizlerin üzerinde olan haklar›n›z› helal etmiflsinizdir. Her zaman sevgi ve sayg› ile an›lacaks›n›z”... “Can›m Hocam, dünya tatl›s› bir insand›. Allah rahmet eylesin. Yoklu¤una nas›l al›flaca¤›m bilemiyorum. Allah sab›r versin ailesine, biz ö¤rencilerine ve tüm sevenlerine”. “Kendisi Bölüm Baflkan› olmas›na ra¤men her zaman kap›s› aç›k dururdu. Mütevaz›yd›. Makam koltu¤u çok rahat olacak ki ona oturmay›p daha s›radan bir koltu¤a oturmay› tercih etmekteydi. Makam koltu¤u ise beni ilk gün götürüp oturttu¤u o odadayd›. Hâlâ, kendi oturmay›p beni oturttu¤u o koltu¤a otururum”. “Bir müslümanda olmas› gereken özellikleri tafl›rd›. Güleryüzlüydü. Yüzünde tebessüm hiç eksik olmazd›. Hoflgörülüydü. Hilm sahibiydi. K›zard›, azarlard›, sar› zarflar ile savunma isterdi ama çabuk unuturdu. Hiç birfley olmam›fl gibi devam ederdi. Cömertti. ‹kram eder, yedirirdi. Samimiydi. Cana yak›nd›. Selam verir, hâl hat›r sorard›. Mütevaz›yd›. Profesör olmas›na ra¤men muhatab›na kendisini tan›t›rken sadece “Ben Ferruh” derdi. Her seviyeden, her kesimden insanla rahatça konuflurdu. Gösterifli sevmezdi. Konumuna göre flaflaal› giyinip gezmezdi. Çal›flkand›. Sabah servisle gelir; akflam ise servisten sonraya kal›r, çal›fl›rd›”. “‹flinin ehli, alan›nda Türkiye çap›nda parmakla gösterilen türden. Kalp ve kafa harmonisinin pek latif bir temsilcisi. Tevazu ve nezaket abidesi. Sahnesiz adam. fiimdiden çok özledik”.


E¤itim

Özel ‹rfan E¤itim Kurumlar› Özel ‹rfan E¤itim Kurumlar› Mülkü imar eden ilimdir amma Ona ruh vermeye IRFAN gerekir.

‹nsanl›¤›n önderi der ki ‘Hiçbir anne baba evlad›na güzel e¤itimden daha de¤erli bir miras b›rakamaz.’ Asil geçmiflimize lay›k ayd›nl›k bir gelece¤e ulaflmak e¤itime yapaca¤›m›z yat›r›mla mümkün olacakt›r.

ÖZEL ‹RFAN E⁄‹T‹M KURUMLARI

Özel ‹rfan E¤itim Kurumlar› en de¤erli yat›r›m›n insana yap›lan yat›r›m oldu¤u bilinciyle 1951 y›l›ndan beri ülke irfan›na çok büyük katk›lar sa¤layan ‹lim Yayma Vakf› taraf›ndan 1998 y›l›nda kurulmufltur. Misyonumuz; De¤erlerimizle donanan, modernli¤i kuflanan ve iki dünyay› imara odaklanm›fl bir ‹RFAN NESL‹ yetifltirmektir. ‹rfan E¤itim Kurumlar› Anaokullar›-‹lkö¤retimAnadolu Lisesi olarak faaliyet göstermektedir.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

11


N‹Ç‹N ‹RFAN • Çocuklar›m›z› kuflatan sevgi, sayg›, ilgi atmosferi • Veli beklentilerini aflan hizmet anlay›fl› • Ö¤rencilerimizi de¤erlerimizle donatan güçlü okul kültürü • Her ö¤renciyi yetene¤i do¤rultusunda en üst baflar› seviyesine ulaflt›rmay› hedefleyen akademik yaklafl›m • ‹rfan SBS ve YGS-LYS haz›rl›k sistemi • Okul saatleri d›fl›nda hayata haz›rlay›c› özel e¤itim hizmetleri • Modern teknolojik donan›m • Baflar›y› ödüllendiren burs ve ücret politikas› • Veli, ö¤retmen ve çal›flanlar için sürekli e¤itim programlar›

Cengiz Topel’deki Ümraniye ‹rfan Anaokulumuz hizmetinizde.

0-6 yafl aras› çocuklarda e¤itimin telafisi sonradan mümkün de¤ildir.

OKUL ÖNCES‹ E⁄‹T‹M 0-6 yafl aras› ö¤renciler kabul edilir. Ö¤rencilerimize Drama, bilgisayar, resim, müzik, jimnastik, folklor ve de¤erler e¤itimi etkinlikleri dersleri branfl ö¤retmenleri taraf›ndan verilir. Ayr›ca; • Proje tabanl› e¤itim • Geçmiflten günümüze kültürümüz • Her ay aile kat›l›ml› bir proje • Etkinliklerle de¤erler e¤itimi.

‹RFANDA ‹LKÖ⁄RET‹M

ÖZEL ‹RFAN E⁄‹T‹M KURUMLARI

1.,2. ve 3. s›n›flarda bilgisayar, resim, müzik, beden e¤itimi, de¤erler e¤itimi, drama derslerinde; 4.s›n›ftan itibaren tüm derslerde branfl ö¤retmenleri görevlendirilir. A¤›rl›kl› yabanc› dil e¤itimi ‹ngilizce, 4.,5.,6.,7.,8. s›n›flarda ikinci yabanc› dil olarak Almanca dersleri verilir. Birebir e¤itim, grup çal›flmas› ve etüt çal›flmalar› haz›rlan›r.

12

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


‹RFAN DA ANADOLU L‹SES‹ • Anadolu lisemize SBS puanlar›na göre ö¤renci kabul edilir. • Ö¤renciler baflar›lar›n›n yan›nda ahlaki yönleri ile de de¤erlendirilir. • Ö¤rencilerimizi üniversite ile birlikte hayata da haz›rlama anlay›fl› ile e¤itim yap›l›r. Giriflimcilik, temel yaflam becerileri, liderlik ve evrensellik konular›nda gençlerimizi bilgilendirmekteyiz. • Yabanc› dil ‹ngilizce ve Almanca’d›r. • SBS de baflar›l› ö¤rencilerimize bursluluk f›rsat› da sunuyoruz. ‹rfan’da e¤itim ortamlar› renklerin, flekillerin ve mekânlar›n insan üzerindeki etkileri ele al›narak düzenlenir. Bütün derslikler bilgisayar ve ak›ll› tahta ile donat›lm›flt›r. Bilgisayar, fen bilgisi, fizik, kimya ve biyoloji laboratuarlar›m›z modern teknoloji ile donat›lm›flt›r. Müzik, görsel sanatlar ve di¤er sanatsal etkinlikler için atölyeler, gösteri ve sunumlar için 350 kiflilik konferans salonumuz mevcuttur.

Çekmeköy - Ümraniye MADENC‹LER’de 2012 - 2013 e¤itim - ö¤retim y›l›nda ‹RFAN KOLEJ‹ hizmete girecektir.

2010 - 2011 e¤itim döneminde

SBS ve Üniversite SBS de 500 tam puan ile ö¤rencimiz Faruk Emre Yaz›c› Türkiye birincisi oldu.

Kurumlar›’n›n 14. senesine yak›fl›r sonuçlar elde edildi.

2010 - 2011 e¤itim ö¤retim y›l›nda 22 mezun, 2011 LYS’de %96 yerlefltirme baflar›s› 4 T›p, 7 Mühendislik, 2 Uluslararas› iliflkiler 1 Hukuk, 1 Fizyoterapi, 3 ‹ngilizce iflletme 3 Fen - edebiyat

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

ÖZEL ‹RFAN E⁄‹T‹M KURUMLARI

‹rfan E¤itim

13


Aç›l›fl› Baflbakan Recep Tayyip Erdo¤an taraf›ndan yap›lan

14

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


Üniversitemiz, ‹stanbul'un yeni ve h›zla geliflen, modern yaflam alanlar›ndan biri olan Halkal› / Küçükçekmece'de 327 dönüm arazi üzerinde kurulmufltur. Yerleflke içerisinde; fakülteler, laboratuarlar, konferans salonlar›, basketbol - voleybol sahalar›, spor salonu, tenis kortlar›, kondisyon salonu, kafeterya ve restoranlar yer almaktad›r.

üniversitemiz ilk ö¤rencileriyle bulufltu.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

15


‹stanbul’daki E¤itim Yuvam›z

Sabahattin Zaim Üniversitesi ‹stanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi

Bir Kampüs Üniversitesi

E⁄‹T‹M YUVAMIZ

‹stanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, nitelikli bir akademik kadro ile ciddi e¤itim hizmeti sunmak ve ülkemizin e¤itimine katk› yapmak niyetiyle ‹L‹M YAYMA VAKFI taraf›ndan kurulmufltur. Ulusal ve uluslararas› ortamda kendini ispatlam›fl, son derece ciddi, deneyimli, donan›ml› akademisyenlerle e¤itim verecek olan ‹SZÜ, bu y›l 4 bölümde ald›¤› ilk ö¤rencileriyle bulufltu.

16

S›k› bir üniversite-sanayi ifl birli¤i ile ö¤rencilerine her türlü ifl çevresi ile dünyan›n köklü flirketlerini tan›malar› ve gelecekte ifl bulma konular›nda kendilerine

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

yard›mc› olmay› düflünen ‹SZÜ, kendi özgür düflüncelerinde akademik çal›flmaya yönelmek isteyenlere ciddi imkânlar sunmaya ve burslarla destek olmaya haz›r. Ayr›ca ö¤rencilerine okulda edindikleri teorik ve uygulamal› e¤itimi, ifl dünyas›nda kullanma imkan› sunmak için çeflitli iflbirlikleri yap›lmaktad›r. Tarihi mekânda ve do¤ayla iç içe bir e¤itim gerçeklefltirmenin yan›nda, uluslararas› üniversiteler ve ifl dünyas›yla bütünleflerek ve sosyal etkinlik çeflitlili¤iyle ‹stanbul’un merkezinde öncü bir üniversite olmak için çal›flmalar›m›z devam edecek.


AÇILAN FAKÜLTELER E¤itim Fakültesi • ‹ngilizce Ö¤retmenli¤i • Okul Öncesi Ö¤retmenli¤i • Rehberlik ve Psikolojik Dan›flmanl›k Enstitüler • Sosyal Bilimler Enstitüsü • Fen Bilimleri Enstitüsü

‹flletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi • ‹flletme (‹ngilizce) Mühendislik ve Do¤a Bilimleri Fakültesi • Bilgisayar Mühendisli¤i • G›da Mühendisli¤i

Hocalar›n hocas› Prof. Dr. Sabahattin Zaim (1926-2007), ömrünü “‹nsanlar›n en hay›rl›s› insanlara faydal› oland›r” esas›na dayanarak vakfeden, yetifltirdi¤i yüzlerce bilim adam› ve yay›mlanan bilimsel eserleriyle kendisi unutamayaca¤›m›z de¤erli bir bilim adam›d›r. Hayat› boyunca çeflitli üniversitelerde ö¤retim üyeli¤i ve dekanl›k yapm›flt›r. ‹ktisat alan›nda onlarca kitab› ve makalesi yay›mlanm›flt›r. Kendisinin de kurucu mütevelli heyeti üyeli¤i yapt›¤› ‹lim Yayma Vakf›’n›n kuruluflunu gerçeklefltirdi¤i üniversiteye, bir vefa örne¤i olarak “Sabahattin Zaim” ad› verilmifltir.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

E⁄‹T‹M YUVAMIZ

PROF. DR. SABAHATT‹N ZA‹M K‹MD‹R?

17


‹STANBUL SABAHATT‹N ZA‹M ÜN‹VERS‹TES‹ ‹LK Ö⁄RENC‹LER‹YLE BULUfiTU 1891 y›l›nda aç›lan ve ülkemizin modern anlamdaki ilk yüksek ö¤renim kurumlar›ndan biri olan Ziraat Mekteb-i Alisi olarak bilinen ‹lim Yayma Vakf› taraf›ndan kurulan ve Halkal›’daki tarihi binada e¤itime bafllayan ‹stanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, ilk ö¤rencileriyle bulufltu. ‹ngilizce Ö¤retmenli¤i, Bilgisayar Mühendisli¤i, G›da Mühendisli¤i ve ‹flletme bölümlerini tercih eden 210 ö¤rencisi ve nitelikli akademik kadrosu ile e¤itim hizmetine bafllayan üniversitedeki di¤er geliflmeler için üniversite rektörü say›n Prof. Dr. Adem Esen ile k›sa bir röportaj gerçeklefltirdik. • Hocam, üniversitenizin farkl›l›klar›yla bafllayal›m isterseniz? ‹SZÜ, 60 y›ll›k ‹lim Yayma kültürü ve bilgi birikiminden yararlanarak, ulusal ve uluslar aras› ortamda kendini ispatlam›fl, son derece ciddi, deneyimli, donan›ml› akademisyenlerle e¤itim verecektir. Uzun y›llar boyunca ‹stanbul Üniversitesi ve di¤er üniversitelerde binlerce ö¤renci yüzlerce ö¤retim üyesi, hatta siyasetçi, ifladam› yetifltiren merhum Prof. Dr. Sabahattin Zaim hocadan ismini alan üniversite yeni ”güzel insanlar” yetifltirmek için akademik bilgilerin yan› s›ra ö¤rencilerinin sosyal sorumluluk bilincini gelifltirmeyi amaçl›yor. • Yeni akademik y›la nas›l damgan›z› vuracaks›n›z? Tarih ve do¤ayla iç içe bir e¤itim anlay›fl›yla, gerçek bir kampüs ortam›nda, ö¤rencilerin her türlü ihtiyaçlar›na cevap verecek flekilde 2011-2012 E¤itim ö¤retim y›l›na kap›lar›n› açan ‹SZÜ, akademik aç›l›fl›n› uluslararas› bir sempozyumla pekifltirdi.

13-15 Ekim 2011 tarihleri aras›nda gerçeklefltirilen Uluslararas› Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu’na yurtiçi ve yurt d›fl›ndan bir çok akademisyen ifltirak etti. Sempozyumla birlikte kampüsün yer ald›¤› binalar, Mehmet Akif’in ö¤rencilik ve ö¤retmenlik yapt›¤› mekanlar oldu¤undan ayr›ca bir araflt›rma merkezi kuruldu. Bu merkezin amac›; ‹stiklal Marfl› flairimiz Mehmet Akif Ersoy’un hayat›, eserleri, fikirleri, çevresi ve etkileriyle ilgili çal›flmalar yapmak, yapt›rmak, bunlar› yay›nlamak, milli kültürümüze ve fikir hayat›m›za katk›da bulunarak, milli flairimizin toplum taraf›ndan daha fazla anlafl›l›p, benimsenmesini sa¤lamakt›r. • Yeni aç›lacak fakülte ve bölümleriniz hangileri olacak? Bu y›l dört bölümle akademik y›la bafllad›k. Bunlar; ‹flletme (‹ngilizce), ‹ngilizce Ö¤retmenli¤i, Bilgisayar Mühendisli¤i ve G›da Mühendisli¤i bölümleri oldu. Ayr›ca ek yerlefltirme döneminde Okul Öncesi E¤itim ve PDR bölümlerimiz de aç›lacak. Önümüzdeki y›l da en az 6 bölüm açmay› düflünüyoruz. Bölümlerin izinleri al›nd›. Akademik kadroyu tamamlamaya çal›fl›yoruz. Özellikle e¤itim fakültesi a¤›rl›kl› bölümleri tercih edece¤iz. ‹leriki y›llar için hukuk ve sa¤l›k bilimleri fakültelerini de açmak istiyoruz. • Teflekkürler, son olarak ilave etmek istedikleriniz? E¤itimin her kademesindeki baflar›l› ve imkan› olmayan binlerce ö¤renciye karfl›l›k gözetmeksizin nakdi ve ayni yard›mlar yapm›fl ‹L‹M YAYMA VAKFI taraf›ndan bu hizmetlerin daha da ileriye tafl›nmas› noktas›nda üniversitemiz verece¤i imkanlar›yla her iki ö¤renciden birini burslu okutmak amac›ndad›r. Bu sayede bugüne kadar binlerce bürokrat, akademisyen ve bilim insan›n›n yetiflmesine katk› sa¤layan vakf›m›z›n hizmetlerini yar›nlara tafl›yaca¤›z.


Yurdumuzun ‹sim Babas›

Adem Yavuz

‹bnulemin Mahmud Kemal ‹nal ‹SZÜ, SKS Sorumlusu

‹bnülemin Mahmud Kemal ‹nal (1871 - 1957)

‹bnülemin’in hayat› ve müstesna flahsiyeti etraf›nda yetiflti¤i devrin bütün hususiyetlerini görmek mümkündür. ‹lim, fazilet ve istikametiyle maruf, mütedeyyin ve afif bir babayla ismet ve nezahetle vas›fland›r›lan bir anneden dünyaya gelen ‹bnülemin; 17 Kas›m 1871’de so¤uk bir k›fl gecesi ‹stanbul’un Beyaz›t semtinde dünyaya gelmifltir. Babas›; Hazreti Hüseyin’in soyundan geldi¤i için “seyyid” ünvan›yla tan›nan ve sadrazam Yusuf Kamil paflan›n yirmi yedi y›l mühürdarl›¤›n› yapm›fl, Rumeli beylerbeyili¤i payesine sahip Mehmet Emin paflad›r. Ailenin bir kolu, yine baba taraf›ndan Buhara emirlerinden en eski ve soylu Türk ailelerinden Selcano¤ullar›na ç›kar. Annesi Hamide Nergis han›m ‹se Osmanl›’ya büyük vezirler yetifltirmifl Gökbeyli o¤lu ailesindendir. Çocukluk y›llar›n›n ço¤u zaman›n› Yûsuf Kâmil Pafla’n›n efli Zeynep Kâmil Han›m’›n kona¤›nda geçiren ‹bnülemin, ilk resmi e¤itimine Mercan A¤a S›byan Mektebi’nde bafllar ve 1885’te fieyhzade Rüfldiyesi’nden mezun olur. Bu resmî e¤itiminin yan›nda dönemin flartlar›na uygun olarak, küçük yaflta önce babas›ndan daha sonra da konaklar›na gelen döneminin ünlü simalar›ndan dersler al›r. ‹bnülemin Trabzonlu Hoca Hüsnü Efendi’den tefsir, hadis ve Fars edebiyat› okumufltur. Ayr›ca meflhur hattat Hasan Tahsin Efendi’den hüsn-ü hat meflk etmifl ve icazet alm›flt›r. Kozan’da bulunduklar› s›rada kardefli ile ald›klar› dersler ile hem Arap ve Fars edebiyat›ndaki birikimlerini art›rm›fl hem de Frans›zca’lar›n› gelifltirmifllerdir. Ayr›ca bu

ma amac›yla Medresetü’l-Hattâtîn’in kurulmas› yönünde ad›m atm›flt›r.

‹bnülemin 17 Kas›m 1889 tarihinde Bâb›âli’de Vilâyât-› Mümtâze Kalemi’nde stajer olarak meslek hayat›na bafllar ve böylece otuz üç y›l sürecek bürokrasi hayat›na da ad›m atar. ‹bnülemin 1908 y›l›nda Said Pafla taraf›ndan Sadâret Mektûbî Kalemi’ne müdür olarak tayin edilmifltir. Ancak Said Pafla sadrazaml›ktan ayr›l›nca Bâb›âli’deki ilk görev yerine, bu sefer müdür olarak gönderilmifltir. II. Meflrutiyet’ten sonra çeflitli komisyonlarda çal›flan ‹bnülemin, II. Abdülhamid’in tahtan indirilmesinin akabinde Y›ld›z Saray› evrak›n› inceleme ve düzenlemeyle görevlendirilmifltir. Burada mevcut dokümanlar üzerinde detayl› çal›flmalar yaparak araflt›rmac›lar›n kullanabilece¤i bir arfliv oluflturmufl ve bu arflivi flimdi Baflbakanl›k Osmanl› Arflivi ismini tafl›yan kuruma teslim etmifltir.

Hizmetlerinden dolay› kendisine üçüncü rütbeden Osmanl› niflan› verilir. Ayr›ca kurdu¤u müzeyi gezen Almanya ve Avusturya-Macaristan ‹mparatorlar› taraf›ndan yüksek rütbeden madalya ile ödüllendirilir. Yine Evkâf› Hümâyun Nezâreti’nin tarihi ve nâz›rlar›n›n hal tercümesine dair orijinal eserin ortaya ç›kmas›ndaki baflar›s›ndan dolay› kendisine ‹kinci rütbeden Mecîdî niflan› verilir.

Hayat›n›n devam eden y›llar›nda da ‹bnülemin çeflitli görevler üstlenir. Özellikle I.Cihan harbi y›llar›nda kültür ve medeniyeti ayakta tutabilmek ad›na ça¤dafl› münevverlerle birlikte çok gayret sarfederek pek çok çal›flma içinde bulunur. Birinci dünya savafl› ertesinde ‹stanbul’un iflgali s›ras›nda Frans›zlar taraf›ndan Said Halim Paflayla s›k görüfltü¤ü bahane edilerek evi talan edilir. Binlerce kitap, eski ve yeni gazete koleksiyonlar› ilgililerinden toplad›¤› eserler talan edilir. Üstad ‹bnülemin evinden ç›kar›l›fl›n› ve talan› flu beyitle ifade eder:

Yaflad›¤› dönemin seçkin simalar› aras›nda yer alan ‹bnülemin, özelikle de engin tecrübesi ve tarihî birikimiyle Osmanl› sadrazamlar› ve nâz›rlar›n görüfl alma ihtiyac› duydu¤u flahsiyetler aras›nda bulunmaktad›r. Nitekim o I. Dünya Savafl› sonras› bar›fl müzakerelerinde antlaflma esaslar›n›n belirlenmesi için kurulan ola¤anüstü komisyonda sadaret makam›n›n temsilcisi olarak görev yapm›flt›r. ‹bnülemin savafl sonras›nda Bâb›âli Müdevvenât-› Kanûniye ve devletin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi müdürlü¤ü görevlerini üstlendi. Bunun d›fl›nda da zaman için de çeflitli görevlerde bulundu. 1922 y›l›nda Bâb›âli’de en üst kademedeki vazifesi olan Dîvân-› Hümâyun beylikçili¤ine getirildi ise de Anadolu millî hareketine ba¤lanan Bâb›âli’nin la¤v› ile bu görevi sona erdi. 33 y›ll›k hizmeti sonunda kendisine mâzuliyet maafl› ba¤land›.

Daha sonra M. Fuad Köprülü onun, Vesâik-i Târihiye Tasnif Heyeti baflkanl›¤›na getirilmesine yard›mc› “Dar›m›zdan dur edüb berbad ü tarac etdiler oldu. 1924-1927 y›llar› aras›nda bu görevde bulundu. Hazreti Adem gibi cennetden ihraç etdiler 1923’te Târîh-i Osmânî EncüZevk-bahfla beyt-i Firdevside eylerken karar meni Üyeli¤i’ne 1925’te ise Bir temelsiz külbe-i ahzana muhtaç etdiler.” beflinci defa Evkâf-› ‹slâmiyye Müzesi baflkanl›¤›na seçildi. 1927’de Türk ve ‹slâm Eserleri Müzesi Sonras›nda vak›flara ait sanat eserlerini müdürlü¤üne tayin edildi. Bu görevinkoruma amac›yla Süleymaniye Camii den 1935 y›l›nda yafl haddinden dola‹maret içinde Evkâf-› ‹slâmiyye Müzey› emekliye ayr›ld›. Emeklili¤i-ni hemen si’ni kurmufltur (1914). Sanat faaliyettakip eden y›lda Prenses Hatice Abbas lerine de önem veren ‹bnülemin klasik Halim’in Kahire’den itibaren eflli¤inde sanatlar›n canlanmas› için çal›flmalar hac farîzas›n› yerine getirdi. yapm›fl özellikle de hat sanat›n› yaflat-

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

YURDUMUZUN ‹S‹M BABASI

Hayat›

arada resmî muâmelât usullerini ve kalem ifllerini ö¤renmifllerdir.

19


Hayat›n›n devam eden y›llar›nda ‹bnülemin, kendini ilmî çal›flmalara verdi. Yurt d›fl›ndaki ilmî kongrelere davet edildi ve çeflitli ilim cemiyetlerine üye oldu. Ancak o günün flartlar›nda ça¤r›ld›¤› baz› uluslararas› kongrelere maddî imkâns›zl›klardan dolay› kat›lamad›. Bu flekilde dolu dolu birhayat geçiren ‹bnülemin flahsi kütüphanesi ve kona¤›ndaki k›ymetli eserleri daha kendisi hayatta iken ‹stanbul Üniversitesi’ne, kona¤›n› ise ‹slâmî ilimlerde ö¤renim görenleri bar›nd›racak bir yurt olarak kullan›lmak flart›yla ‹bnülemin Mahmud Kemal ‹nal ve ‹lim Yayma Vakf›’na ba¤›fllad›. Seksen alt› y›ll›k bir ömrü ö¤renmek, araflt›rmak, yazmak ve memlekete hizmet vermekle geçiren ‹bnülemin 24 May›s 1957’de dünyaya veda etti. Onun cenazesi 27 May›s 1957 günü yak›n aile fertlerinin de yatt›¤› Merkez Efendi Kabristan›’na defnedildi.

Bas›n Hayat›na Girifl, ‹lk Yaz›lar› - ‹lk Eserleri ‹bnülemin’in bas›n hayat›na girifli gazete yaz›lar› ile gerçekleflmifltir. ‹lk matbu yaz›s› “Ömr-i Befler” adl› Tarîk gazetesindeki makalesidir (27 fiubat 1890). Bu makale ile bafllayan gazete yaz›lar› daha sonra devrin önemli bas›n organlar›nda devam etmifltir. Tarîk’in yan›nda Tercümân-› Hakîkat, Mürüvvet gibi gazetelerde de makaleleri yay›mlanm›flt›r. Yaz›lar›nda sosyal içerikli konulara a¤›rl›k veren ve bir çal›flma ahlâk›n› temellendirme amac›yla çeflitli makaleler kaleme alan ‹bnülemin bu yaz›lar›n› Sa’y-i Befler ad›yla bir araya getirmiflse de bast›ramam›flt›r.

YURDUMUZUN ‹S‹M BABASI

‹lk Eserleri de flunlard›r: Ravzatü’lKemâl, Ahlâk, Eser-i Kâmil Pafla, Hulâsa-i Ticaret, Feyz-i Cevâd

20

‹bnülemin ‹stanbul’daki gazetelerin yan›nda Selanik’teki yay›n organlar›na da yaz›lar göndermifltir. As›r gazetesi ve edebî nitelikteki Mütâlaa dergisi bunlar aras›ndad›r. Bunun yan›nda Mehmed Âkif gibi arkadafllar›yla beraber idaresini ele ald›¤› Resimli Gazete’de de makaleler yazm›flt›r. Eserlerinde sürükleyici ve baflar›l› bir anlat›m üslubuna sahip olan ‹bnülemin’nin ilk roman çal›flmas› Sabîh Târihe Müstenid Hikâye ad›n› tafl›r. Nâm›k Kemal’in Cezmi adl› eserini örnek alan bu eser tarihî bir romand›r.

Mütefekkirli¤i 1895 Aral›k ay›nda Tercümân-›

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

Hakîkat’te tekrar yazmaya bafllamakla ‹bnülemin yaz› hayat›nda yeni bir döneme de ad›m atm›flt›r. Bu dönemin ilk yaz›s› “‹slâmiyet, Marifet” makalesi ve daha sonra devam eden yaz›lar›yla o, ‹slâm’›n yüceli¤ini, ahlâkî, medenî ve insanî de¤erlerle anlatma misyonunu üstlenmifltir. Baflta Tercümân-› Hakîkat olmak üzere 1895-1900 y›llar› aras›nda çeflitli dergi ve gazetelerdeki yaz›lar›nda ‹bnülemin sürekli ‹slâm’›n ilerlemeye engel oldu¤u fleklindeki görüfllerin yanl›fll›¤›n› ortaya koymaktad›r. Yaz›lar›nda ‹slâm dini ve medeniyetinin yüceli¤ini çeflitli aç›lardan gözler önüne seren, dinde ak›l ve bilgiye verilen önemi vurgulayan ‹bnülemin dinimizin gerçeklerini ö¤retmenin, hakikati arayanlara yard›mc› olman›n farz derecesinde bir emir oldu¤u üzerinde de durmufltur. Ayr›ca Kur'ân› Kerîm’in asr›n ihtiyaçlar›n› karfl›layacak flekilde yeniden tefsir edilmesi gere¤ine dikkat çekmifl ve bir medeniyet felsefesinin temel esaslar›n› ortaya koymufltur. Türk medeniyetinin temel kayna¤›n›n din oldu¤unu ‹bnülemin flu cümleler ile ifade eder “Tarihin kesin delilleriyle ortaya koydu¤u ve ispat etti¤i hakikat befleriyetin tekamülü ve medeniyeti hakikiyenin vücut buluflunun ‹slamiyetin gelifliyle mümkün oldu¤udur ve ayr›ca Üstada göre geri kal›fl›n sebebi Din de¤il bilakis onun emir ve yasaklar›n› uygulayamamak ve do¤ru anlamamakt›r.” Ona göre “medeniyyet-i zâhire” (medeniyet-i kâzibe) ve “medeniyyeti sahîha” (medeniyet-i hakîka) yahut medeniyyet-i bât›na olmak üzere iki ayr› medeniyet vard›r. Medeniyyet-i zâhire, teknik ve sanayinin meydana getirdi¤i bir tak›m göz kamaflt›r›c› görünüflleri sergiler. Ancak bu medeniyyet, yüce ahlâkî de¤er ve faziletlerden mahrum olmas› sebebiyle asl›nda insan› kötülüklerden al›koyamamakta, insanlar aras›nda maddî refah seviyesinde uçurumlar görülmektedir. Medeniyyet-i sahîha ise din, ahlâk ve adalet gibi üstün de¤erler üzerine bina edilmifl, insano¤lunun saadet ve refah› için gerekli sebep ve flartlar› yerine getirmeyi kendine gaye edinmifl bir medeniyettir. Böyle bir medeniyetin temel kayna¤› dindir. ‹bnülemin bunu flu cümleler ile ifade etmifltir: “Tarihin kesin delillerle ortaya koydu¤u ve ispat etti¤i hakikat, befleriyetin tekâmülü ve medeniyyet-i hakîkiyyenin vücut buluflunun ‹slâmiyeti’in gelifliyle mümkün oldu¤udur.” ‹bnülemin bu temel prensip etraf›nda düflünce sistemini kurmakta ve bu

sistem içinde “hak ve hakikat ne ise onu göstermek” olarak tarif etti¤i “mârifet”e de sisteminde merkezî bir rol vermektedir. Onun düflüncesine göre ‹slâm dini mârifet ve fazilet üzerine bina edilmifltir. Dolay›s›yla mârifete itibar etmek ile dine uymak aras›nda herhangi bir çeliflki söz konusu de¤ildir. ‹slâm insana bilgiyi, ayd›nlanmay› ve çal›flmay› emreder. ‹nananlar ‹slâm’›n bu emrini yerine getirdikleri zaman fert ve toplumun saadetini sa¤lam›fllar, ihmal ettiklerinde ise gerilemifllerdir. O halde geri kalma dinimizden kaynaklanmay›p aksine onun emir ve hedeflerinden uzak kalman›n bir sonucudur. Yaz›lar›nda bu konudaki düflünceleri çeflitli flekillerde aç›klayan ‹bnülemin toplumun ›slah›na yönelik düflünce plan›nda aç›klamalar yapt›¤› gibi, pratik hayatta gördü¤ü yanl›fll›klara da dikkat çekmektedir. Meselâ o gün moda halini alan yabanc› mürebbiye tutma âdetinin mahzurlar›n› konu edinmesi böyle bir usulü benimsedi¤ini göstermektedir. II. Meflrutiyet devrine gelindi¤inde, ‹bnülemin mevcut düflünceleri içinde yeni bir fikir olarak ‹slâmiyet’in insan hürriyetine verdi¤i de¤ere dair de yaz›lar kaleme almaya bafllar. Ancak onun hürriyet kavram›na yaklafl›m› siyasî fikirlere de¤il, ahlâkî de¤erler, adalet ve insana sayg› anlay›fl›na dayanmaktad›r. ‹bnülemin bir düflünce adam› olarak bu konular hakk›nda fikir beyan etti¤i gibi, Arap ve ‹slâmî edebiyat›n Arap dili ile yaz›lm›fl baz› klasik eserleri üzerinde de¤erlendirmeler yapm›fl ayr›ca kültür ve edebiyat dili olarak Arapça’n›n gereklili¤i ve önemi üzerinde durmufltur. Asl›nda o yapt›¤› aç›klamalar ile bu konu etraf›nda cereyan edecek tart›flmalar›n da k a p › s › n › a r a l a m › fl o l m a k t a d › r . Bundan sonraki dönemde ‹slâm ilâhiyât›nda yetkin ilim adamlar›n›n yetiflti¤ini müflahede etti¤i için bir anlamda bu alandaki çal›flmalar› uzmanlar›na b›rakmay› ye¤leyen ‹bnülemin, kendini yaz› ve fikir hayat›n›n esas merkezini oluflturan, biyografi ve tarih çal›flmalar›na vermifltir. Ancak biyografi çal›flmalar›ndaki flöhreti onun mütefekkir kiflili¤ini gölgelemifl ve onun bu merkezdeki görüflleri daha sonraki araflt›rmac›lar›n ilgi oda¤›n› oluflturmam›flt›r. Halbuki gerek ‹slâmî gerekse kültürel nitelikteki çeflitli yaz›lar›yla ‹bnülemin genç yaflta büyük bir flöhrete ulaflm›fl, çeflitli meclislerde “edîb-i flehîr” unvan›yla an›lm›flt›r.


‹bnülemin cemiyet hayat›nda büyük ve h›zl› de¤iflimlerin yafland›¤› bir dönemde bulunmufl, pek çok tan›nm›fl sima ile tan›flm›fl ve onlar›n birer birer dünyadan ayr›ld›klar›na flahit olmufltur. Bu durum onu biyografi dolay›s›yla da tarih alan›na yöneltmifltir. 1891’de yay›nlad›¤› Eser-i Kâmil Pafla isimli küçük kitab› bu yönelimin ilk iflareti say›labilir. 1897 y›l›nda tertibine bafllad›¤› “Hutût› Meflâhir Mecmuas›” ile bu taraf› iyiden iyiye kendini göstermeye bafllar. Bu hacimli deftere döneminin tan›nm›fl flahsiyetlerinden el yaz›lar› ile duygu ve düflüncelerini ifade eden baz› fleyler yazmalar›n› ister. Birkaç sene sonrada yaz›lar› olan bu flahsiyetlerden kendi resimleriyle birlikte özgeçmifllerini yaz›p vermelerini talep eder. Bütün hayat›n› memlekete faydal› olmak için geçiren nev-i flahs›na münhas›r bu mümtaz flahsiyeti en iyi ifade eden söz Yahya Kemal’in ilk m›sras›n› yaz›p Süleyman Nazifin tamamlad›¤› meflhur beyittir. Hezar g›bta o devr-i kadim efendisine Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine Hayat felsefesi “nef’-i nâs ile hayrü’nnâs” olmak (baflkalar›na yararl› olarak insanlar›n hay›rl›s› saf›na yükselmek) ilkesi ile flekillenen ‹bnülemin’in, bu temel yaklafl›m› biyografi yaz›c›l›¤›nda etkili olmufltur. Toplumun seçkin flahsiyetlerinin hayat hikayelerini yazmakla hem onlar›n unutulup gitmemesi, hay›rla yad edilmesi hem de gelecek nesillerin onlar› tan›y›p, örnek alma imkan›n› sa¤lam›fl olmaktad›r. ‹bnülemin biyografi yazman›n gereklili¤ini etik aç›dan ele alarak incelemifl ve bu noktadaki zaaflar›m›za dikkat çekmifltir. Hatta o bu konuyu sadece ahlakî bir sorumluluk fleklinde de¤il millî bir misyon olarak de¤erlendirmektedir. Bu düflüncelerini flu cümlelerle ifade eder: “Mârifet ve sanat sahiplerini aramak ve bulmak, isimlerini ve eserlerini evlâd-› vatana bildirmek hususundaki ihmal ve tefleyyübümüz ve mârifet ehline revâ gördü¤ümüz kadirnâflinasl›k ve kay›ts›zl›k muhabbeti vataniye ile asla telif kabul etmez.” ‹bnülemin titiz bir araflt›rmac› olarak güvenilir bilgilere eriflebilmek için elinden gelen bütün gayreti sarfetmifl, bazen küçük bir bilgiyi edinmek için uzak beldeler ile çeflitli yaz›flmalarda bulunmaktan kaç›nmam›flt›r.

Sanat ve edebiyat tarihimize kazand›rd›¤› eserler flunlard›r. Hersekli Ârif Hikmet Bey, Kâmilü’lKemâl, Nûrü’l-Kemâl, ‹zzü’l-Kemâl, Kemâlü’l-‹smet Kemâlü’l-kiyâse fî keflfi’ssiyâse, Kâmil Pafla’n›n Sadâreti ve Konak Meselesi, Kemâlü’s-Safvet, Gelenbevî, fieyhülislâm Yahyâ Divan› ve Mukaddimesi, Hersekli Ârif Hikmet Bey Divan› ve Mukaddimesi, Leskofçal› Galib Bey Divan› ve Mukaddimesi, Evkâf-› Hümâyun Nezâretinin Terâcimi Ahvâli, Menâk›b-› Hünerverân, Tuhfei HattâtînTürklerin, Arap Harflerini Tanzim ve ‹hya Etmek Suretile ‹lme ve Medeniyete Hizmetleri, Son As›r Türk fiairleri, Osmanl› Devrinde Son Sadrazamlar, Son Hattatlar Hofl Sadâ Son As›r Türk Musikiflinaslar›

Tarihî yönü ‹bnülemin ilmî ve eserleriyle büyük bir flahsiyet oldu¤u gibi tarihî hüviyeti bak›m›ndan da müstesna bir kifliliktir. Onun kona¤›ndaki mûsiki meclisleri, müellif hatt› tek yazma nüshalar, nadide eserler içeren zengin kütüphanesi, Türk güzel sanatlar›ndan bir tarih bar›nd›ran müzelik de¤erdeki koleksiyon ve eflyalar› bu kiflili¤ini yans›tmaktad›r. Yine onun giyiminde ve davran›fllar›nda bütün bir mâzi görgü ve terbiyesini devam ettiren kendine özgü duruflu, her fleyin de¤iflti¤i, kökünden kopup uzaklaflt›¤› bir ça¤ içinde kendi bafl›na bir dünya olarak kalm›fl bir flahsiyet oldu¤unu gösterir. Çocuklu¤unda içine girdi¤i büyüklerin meclislerinde kazan›lm›fl bir gelenekle kona¤›nda elli y›l› aflk›n bir süre devam ettirdi¤i meclisleri de bu seçkin kiflili¤in bir göstergesidir. Onun kona¤›, tarihe intikal etmekte olan bir kültürün, edebiyattan tasavvufa, hattan mûsikiye, siyasî geçmiflimize mal olmufl sima ve vak’alara kadar her türlü bahsin konufluldu¤u son sohbetlere flahit olmufl, klasik Türk mûsikisinin ayakta kal›fl›na yüksek seviyede bir bar›nak olarak hizmet etmifl, unutulmaz fas›llar görmüfl, ilim ve sanat çevresinden seçkin simalar›n her hafta uzun geceler etraf›nda bulufltu¤u son ocak halini alm›flt›r. Son olarak Üstad’›n aksayan her fleyi görmedeki mahareti üzerine bir anekdotla yaz›m›z› tamamlayal›m: “Kazaen biri elini burnuna götürdü ve kendisi taraf›ndan görüldü iflte o zaman “Efendi zat-› aliniz galiba silk-i celil-i askeriyenin topçuyan s›n›f›ndans›n›z. Durmadan gülle imal ediyorsunuz. Ay›pt›r! Çekin elinizi burnunuzdan Efendi” diye azarlay›verirdi. Ahmet Hamdi Tanp›nar›n ifadesiyle

de bir çeflit “cihan kaynanas›” idi. Bütün bu faaliyetlerin etraf›nda döndü¤ü merkezî bir flahsiyet, bir ilim ve kültür adam› olan ‹bnülemin Türk kültür tarihinde yerini alm›fl bulunmaktad›r.

Vasiyeti Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillah aklen bedenen kemali afiyette oldu¤um halde, Medeni Kanunun ahkam›na tevfikan, hiçbir kimseden korkmadan ve hiçbir kimsenin cebrine tabi olmadan son arzular›m mezkur kanunun 478’inci maddesi mucibince, ‹stanbul’da Mercan mahallesinde Mühürdar Emin Pafla soka¤›ndaki kona¤›mda 1955 Haziran’›n›n 23’üncü günü kendi elimle yaz›yorum. Kendime kimseyi mirasç› nasb etmeyerek tasarruf nisab›na taallluk eden hakk›m› tamamen muhafaza ediyorum. Esasen mahfuz hisseli mirasç›m bulunmad›¤›ndan kanunen haiz oldu¤um mutlak selahiyete binaen terekemin tamam› üzerinde tasarruf ederek metrukat›m bervechi ati umuru hayriyeye tahsis ve arzular›m› ve vasiyetlerimi bu vesikada tadat ve ifltira ediyorum. Müstakilen maliki bulundu¤um ‹stanbul’da Mercan’da Mühürdar Emin Pafla Soka¤›ndaki yeni: 13 ve eski: 8 numaral› kona¤›n müfltemilat›n› afla¤›da gösterilen maksada ve gayeye tespit etti¤im kay›d ve flardlar dairesinde tahsis ederek (‹bnülemin Mahmud Kemal)ad›yla hükm-i flahsiyete haiz Medeni Kanunun 437. Maddesinin bahfletmifl oldu¤u selahiyete müstenid ölüme ba¤l› tasarruf yoluyla yani ölümden sonra muzaf olarak vasiyet suretiyle vakfettim. fiöyle ki: “‹bnülemin Mahmud Kemal Yurdu” nam›yla yad olunmak ve halihaz›rda mamur olarak muhafaza edilmek suretiyle halen ‹stanbul’da hali faaliyette bulunan ‹mam Hatip Mektebinin tesisindeki gayeye ve maksada tahsis olunmufldur. Bu yurdda kalacak talebe ile ‹stanbul’daki üniversitelerde Dini ‹slam’›n feraizine itina ve riayet ile iftihar eden mütedeyyin ve müstehak talebe için yurt olarak kullan›lacakt›r. (Vasiyetin asl› “Hofl Sada” adl› eserde bulunmaktad›r. Bu vasiyetin sadece bir k›sm›d›r).

YURDUMUZUN ‹S‹M BABASI

Hal terceme ve Tarih Yaz›c›l›¤›

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

21


Yurdumuz

‹smail Özdemir

Yurt Faaliyetleri Yurt Faaliyetleri

Mahmut Toptafl, Bir Ayet Bir Hadis Sohbeti

‹lim Yayma Vakfı Yüksek Tahsil Talebe Yurdumuz, ö¤rencilere kaliteli bir barınma hizmeti sunmaktadır. Bunun yanında yıl boyunca gençlerimizin tarihi, kültürel, sosyal ve ‹slami alanlarda yetiflmelerine ve geliflmelerine özel önem vermektedir. Bu maksatla alanında yetiflmifl bilim adamlarımızdan, ehliyetli hocalarımızdan, basın yayın, sanat ve edebiyat dünyamızın seçkin temsilcilerinden ve akademisyenlerden oluflan dostlarımız gençlerimize uzmanlık alanlarıyla ilgili konferans ve seminerler verdiler. Konferanscılarımız;

Seminercilerimiz; Prof. Süleyman Özdemir, Yard. Doç. Bekir Tank, Y›lmaz Y›ld›z, Ümit - Gökhan Canpolat, Ahmet Örs, Cebrail Uçur, Caner Rüzgâr ve Nam›k Ayan, Prof. Bedri Gencer, Doç. Dr. Rahim Acar, Ali Baktur, Prof. Hüseyin Sar›o¤lu, Prof. Reflat Öngören, Abdurrahman Aslan, Dr. Yunus Köro¤lu, Prof. Mümtaz'er Türköne, Doç. Ekrem Demirli, Prof. Recep fientürk, Dr. Yalç›n Çetinkaya, Süleyman Ergüner, Doç. H›z›r Murat Köse kat›ld›. Alt› hafta süren Perflembe sohbetlerinin konuflmac›s› Dr. Necdet Y›lmaz Hoca’n›n sohbetlerini her hafta yaklafl›k 50 ö¤renci takip etti.

YURT FAAL‹YETLER‹

Gemi ‹nflaat› ve Mak. Müh. / MBA Mustafa Göksal, Dr. Senai Demirci, ‹SZÜ Rektörü Prof. Dr. Adem Esen, 2010 - 2011 ö¤retim sezonunda yurdumuzda bulunan Gazeteci - Yazar Fikri Akyüz, Mahmut Toptafl Hoca, 7 kulüp faal bir flekilde çal›flt› ve güzel çal›flmalar Yay›nc› - Yazar fieref Akbaba, ‹HH Derne¤i’den ortaya koydular. Vefa Mehmet Kocao¤lu, Editör - Yay›n Yönetmeni 1. Spor Kulübü: ‹lim Yayma ve Yazar As›m Gültekin, Yrd. Doç. Dr. Yüzme, Futbol, Satranç, Bekir Tank, Nurettin Y›ld›z Hoca, Prof. Lisans yurdunda 2. Kitap Kulübü: Dr. Ahmet fi‹Mfi‹RG‹L, Yazar Nazmi 2011-2012 ö¤retim Haftan›n kitab›, Kitap Fuar› Taha K›l›nç, Prof. Dr. Alâeddin Yavasça, 3. Sinema Kulübü: ‹HH Baflkan› Bülent YILDIRIM. sezonu ö¤renci temsilcisi Film ve Belgesel, Slâyt seçimiyle bafllad›. 287 ö¤4. Gezi Kulübü: Mahmut Toptafl Hoca’n›n her Sal› ‹stanbul, Anadolu ve yurtd›fl› gezisi rencinin kat›l›m›yla gerçeklegünü gerçeklefltirdi¤i, sure ve hadis 5. Sa¤l›k Kulübü: yorumlamalar› yapt›¤› Sal› sohbetleflen seçimde Ahmet TÜRKER Kan ba¤›fl›, sa¤l›k taramas›, Yeflilay rini her hafta ortalama 45 ö¤renci sigara b›rakma, yaz›l› belgeler ö¤renci temsilcisi seçildi. Yurtakip etti. 19 hafta süren sohbetler 6. Kültür - Edebiyat Kulübü: nezdinde namaz sureleri ve hadisler da yeni gelen ö¤rencilere Bilgi yar›flmas›, y›ll›k haz›rlanmas›, hakk›nda konuflularak ö¤rencilere yönelik hofl geldiniz anket, dergi bu konularda bilgi verildi. 7. Müzik Kulübü: Yurdumuzda bulunan toplam 8 bölüm program›na 85 Meflk geceleri, s›la geceleri, mezuniyet kendi içerisinde 22 adet bölüm semineryeni ö¤renci gecesi gösterisi, CRR konserleri. leri gerçekleflti. Hukuk, iktisat, siyasal bilim-

22

kat›ld›. ler, e¤itim, sa¤l›k, eczac›l›k, iletiflim ve mühen‹SMEK’in yurdumuz bünyesinde açt›¤› diksiyon, dislik bölümlerinden akademisyenlerin kat›ld›¤› ebru, Osmanl›ca, ney, ba¤lama kurslar›na kat›lan bölüm seminerlerinde ö¤renciler kendi bölümleri ö¤rencilerimiz sertifika almaya hak kazand›. hakk›nda detayl› bilgi edinme imkân› buldular.

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


Necdet Y›lmaz; Tasavvuf Sohbeti

Süleyman Ergüner; Ney ve Musiki

Prof. Recep fientürk; Aç›k Medeniyet

Y›lmaz Y›ld›z; Türkiye’de Medya

Fikri Akyüz; Gazeteci - Yazar

fieref Akbaba

As›m Gütekin; Korku ‹mparatorlu¤u

Doç. H. Murat Köse; Klasik ‹slam Düflüncesinde Siyaset

Prof. Adem Esen, ‹SZÜ Rektörü • ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

YURT FAAL‹YETLER‹

Vak›f Gn. Md. ‹smet A¤an; Hoflgeldiniz Program›

23


Ahmet Örs; ‹lim Yayma’da Ö¤renci Olmak

Yrd. Doç. Bekir Tank; Foto¤raflarla Afganistan

Nurettin Y›ld›z; Namaz›n Önemi

Mustafa Göksal; Aliya ‹zzet Begoviç Konferans›

Dr. Senai Demirci

YURT FAAL‹YETLER‹

Prof. Cevat Akflit; Kutlu Do¤um Haftas›

24

Prof. Ahmet fiimflirligil; Kanuni’yi Do¤ru Anlamak ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

Taha K›l›nç; Ortado¤u’daki Geliflmeler

Alâeddin Yavaflça

Bülent Y›ld›r›m; Mavi Marmara


Gezi Faaliyetleri

Furkan Korkmaz - Vedat Bal›kç›

Mesleki ve Kültürel Geziler Mesleki ve Kültürel Geziler

‹lmi yaymay› kendine görev edinmifl Vakf›m›z, ö¤rencilerinin ayn› zamanda sosyal - kültürel geliflimine de önem vermektedir. Bu minvalde lisans yurdumuzda bulunan Gezi Kulübü çal›flmalar›, bu çal›flmalardan bir tanesi olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Osmanl› Devleti’ne baflkentlik yapm›fl, medeniyetin befli¤i konumunda olan ‹stanbul’un anlafl›lmas›n› önemseyen Vakf›m›z Gezi Kulübü arac›l›¤›yla ‹stanbul’u ö¤rencilerine tan›tmaktad›r. Her y›l ‹stanbul içi geziler düzenleyen Gezi Kulübümüz ayn› zamanda flehir d›fl› geziler ve Mühendislik Bölümü ile birlikte flehir içi ve flehir d›fl› teknik geziler düzenlemektedir.

2010 - 2011 döneminde ‹stanbul içi yapt›¤›m›z geziler: • VEFA - SÜLEYMAN‹YE • FAT‹H - ZEYREK • BÂYEZÎD - LALEL‹ VE ÇEVRES‹ • D‹VANYOLU - SULTANAHMET VE ÇEVRES‹ • YEN‹ CAM‹‹ - EM‹NÖNÜ VE ÇEVRES‹

Fatih - Zeyrek

• ED‹RNEKAPI VE ÇEVRES‹: • KADIRGA VE ÇEVRES‹ • FENER - BALAT VE ÇEVRES‹ • TOPKAPI SURLARI VE ÇEVRES‹ • YED‹KULE - SAMATYA VE ÇEVRES‹ • GALATA VE ÇEVRES‹ • ORTAKÖY VE ÇEVRES‹ • ÜSKÜDAR VE ÇEVRES‹

Çanakkale

• EYÜP SULTAN VE ÇEVRES‹ • BEYLERBEY‹ - ÇENGELKÖY VE ÇEVRES‹ • BO⁄AZDA TEKNE GEZ‹S‹

‹stanbul içi gezilerimizden FatihZeyrek gezimizi k›saca tan›yal›m; THY Teknik A.fi.

TOYOTA

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

GEZ‹ FAAL‹YETLER‹

Rehberimiz Dr. Fatih Köse ile bir Pazar günü saat 13:30 da yurt kantinin de bafllayan gezimiz, Mehmet Emin Tokadî Türbesi, Zenbilli Ali Efendi Türbesi ve S›byan Mektebi, Pantokrator Manast›r› (Zeyrek Camii), Pantepoptes manast›r› (Eski ‹maret Camii), Sanki Yedim Camii, Fatih Külliyesi, K›ztafl›, Amcazade Hüseyin Pafla Medresesi, DülgerzadeCamii, Millet Kütüphanesi’nin gezilmesi ve ‘Day›n›n Yeri’ adl› çay bahçesinde içilen çaylar ile sonlanm›flt›r.

25


Dini Ziyaret

Umre Umre

Nurullah Seven ‹stanbul Üniversitesi ‹lahiyat Fakültesi

25 Nisan günü sabaha karfl› bafllad› kutsal topraklara yolculu¤umuz. Tüm arkadafl›lar›m›z u¤urlamak için d›flar›dayd›. Helalleflmeler, dua istemeler. Bir nevi dünyadan ayr›l›fl›m›z›n provas›yd›. Tüm sevenlerle helalleflilmifl, beyaz elbiselerimizi giymifl halde yola koyulduk. Sabah namaz›m›z› havaliman›nda k›ld›ktan sonra uça¤›m›z havaland›. 3 saat 20 dakika süren ‹stanbul - Cidde uçak yolculu¤umuz saat 9 da son buldu. S›cak ama bunalt›c› olmayan bir hava karfl›lad› bizi Cidde'de. Saat 11'de otobüsümüzle Medine'ye do¤ru yola ç›kt›k Genifl düzlükler ve genifl yollar. Yolda; subhanallah, allahuekber gibi tabelalar›n oluflu bize Allah'› zikretmeyi hat›rlat›yordu. 15.30 gibi Medine s›n›rlar›na salavatlar, telbiyeler eflli¤inde girdik. 15 dakika sonra da otelimize ulaflt›k. ‹kindi namaz›na U¤ur Abi ve birkaç arkadafl Mescidi Nebevi'ye yetifltik. Serin beyaz mermerlerin üzerinde k›ld›k namaz›m›z›. Alemlere rahmet olarak gönderilen kutlu peygamberin kabrinin bulundu¤u mescid. Burada k›l›nan namaz yirmiyedi bin kat daha faziletli. 2 gün serbestiz. ‹stedi¤imiz kadar hasret giderebiliriz. Zaten topu topu dört gün kalacakt›k. Otele sadece yemek yemeye u¤ruyor onun haricinde vaktimizi Mescid-i Nebevi'de geçiriyorduk. ‹kindi namaz›n›n ard›ndan peygamberimizi, Hz. Ebubekir'i ve Hz.Ömer'i selamlad›k. Akflam namaz› yaklaflt›¤›nda insanlar›n ak›n ak›n Mescid'e ilerleyifllerini görmek muhteflem.

UMRE

Burada gördü¤üm ‹slam toplumuydu. ‹nsanlar›n birbirine hoflgörüsü en üst noktadayd›. Geceyi Mescid-i Nebevi'de geçirdikten sonra saat 11.30' daki Necdet Hoca'n›n sohbeti için herkes otel-

26

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


Perflembe günü 10.30 da ihraml› bir flekilde bizi Mekke'ye götürecek otobüsümüze bindik. Hz. Peygamberin misafirli¤inden Allah'›n misafiri olmaya gidiyorduk. Salavatlarla Medine'den ç›kt›ktan sonra Zülhuleyfe'de ihram namaz›m›z› k›ld›k, umreye niyetlendik. Telbiyelerle Mekke'deki otelimize 17.40 ta ulaflt›k. Otelin servisiyle topluca Mescid-i Haram'a gittik. Akflam namaz›m›z› d›flar›da k›ld›k. Mescid-i Haram'a girmek için birinci kap›ya gittik. Y›llard›r namazda yöneldi¤imiz yeri, Kabe'yi gördük. Çok flükür. Tavaf› hep beraber dualarla yapt›ktan sonra yats› ezan› okundu. Hemen namaza durduk ki tam da Hacerül Esved'in karfl›s›nday›z. Yats›y› k›ld›ktan sonra tavaf namaz›m›z› k›ld›k. Ard›ndan birlikte say'›m›z› yapt›k. T›rafl olmam›zla birlikte umremizi tamamlam›fl olduk. Otele dönüp biraz dinlendikten sonra gece servis olmad›¤› için bir kaç arkadaflla yürüyerek Mescid-i Haram'a gittik. Buras› Medine'den daha s›cakt›. Mescid-i Haram'da uyumay› düflünüyordum ama Kabe'nin güzelli¤ine dayanamay›p tavaf yapt›k. Hicri ‹smail'de, Makam-› ‹brahim'de namaz k›ld›k. Sabah namaz›n› da k›ld›ktan sonra otele gidip ö¤le namaz›na kadar dinlendik. Cuma namaz› için tekrar Kabe'deyiz. 2. katta. 20. dk. l›k bir hutbeden sonra cumam›z› k›ld›k. Pazar sabah› 7.30 da Hudeybiye gezisi yap›ld›. Ayr›ca ikinci umre yapmak isteyenler de geziye ihramlar›yla kat›ld›lar. Sonras›nda tekrar Kabe. Hacerül Esved'e ulaflmal›yd›k. Öpmek istiyorduk. Hz. Peygamber öptü¤ü için. Hacerül Esved'in önündeki izdiham korkutucuydu. Korkutucuydu ama o izdihamda herkes birbirini incitmemeye özen gösteriyordu. Herkes birbirine gülümsüyordu. Nihayet ulaflt›k. Öptük. 40 - 45 dk. sürmüfltü ulaflmam›z.

‹kindi ve akflam namazlar›m›z› ilk saflarda k›ld›k. Tavaf yapt›k tekrar. Bir tavaf ortalama 15-20 dk. sürüyordu. Koflarak 10 dakika. Fakat koflmak sadece umre tavaf›n›n ilk üç flaft›nda gerekiyor. Grup olarak tavaf yapan üç ülke var; ‹ran, Endonezya ve Türkiye. Sabah namaz›m›z› da k›ld›ktan sonra otele gittik. 7.30 daki gezi için. ‹lk önce Hz. Muhammed'in hicret ederken Hz. Ebubekir'le müflriklerden gizlendi¤i Sevr Ma¤aras›. Mekke'ye 5 km. uzakl›kta. Daha sonra Arafat Meydan›'na gittik. Hac'da burada vakfe yapmak farz. Dünyan›n en büyük 10 mescidi aras›nda olan Mescid-i Nemira burada. Arafat'tan sonra Hz. Adem'le Hz. Havva'n›n bulufltu¤u yer oldu¤u rivayet edilen Cebelürrahme tepesine ç›kt›k. Nur Da¤›'n›n yan›ndan geçtik. Cin Mescid'ini, fiecere Mescidi'ni, Cennetül Mualla'y› gördük. Ö¤len namaz› için tekrar Mescid-i Haram'day›z.

Geceyi Kabe'de geçirdik. Pazartesi günü ö¤len namaz›ndan sonra veda tavaf›m›z› yapt›k. Ayr›lma vakti gelmiflti. Üzgündük. Tekrar buralar› görmek için dua ediyorduk. 16.00'da otobüsümüz bizi Cidde Havaalan›'na getirdi. Saat 23.30’da havalanan uça¤›m›z sal› günü 03.00'de Atatürk Havaalan›'na indi. 8 günlük umre program›m›z son buldu. Sabah 5 de nihayet yurdumuzdayd›k. Umreciler için program düzenlendi¤ini kantin cam›ndaki ilandan ö¤rendik. Böyle güzel bir imkan sundu¤u için ‹lim Yayma Vakf›’na teflekkür ediyoruz.

UMRE

lin yemekhanesinde topland›. Sohbetten sonra Mescid-i Nebevi'ye gittik. Necdet Hoca'dan Mescidi Nebevi'nin avlusunu çevreleyen yeflil demirlerin peygamberimiz dönemindeki Medine s›n›rlar›n› gösterdi¤ini ö¤rendik. Namazdan sonra Necdet hoca önderli¤inde Medine Araflt›rma Merkezi'nde Medine'nin tarihine iliflkin önemli fleyler ö¤rendik. Çarflamba sabah› gezimiz bafllad›. Önce Uhud'da Uhud fiehitli¤i’ni, ard›ndan restorasyonunu Ömer Kirazo¤lu'nun yapt›¤› K›bleteyn(iki k›bleli) Mescid'ini, Hendek Savafl›'n›n yap›ld›¤› yeri, yol üzerinde Abdulhamid'in yapt›rd›¤› tren istasyonunu, Kuba Mescid'ini gezdikten sonra tekrar otelimize döndük. ‹kindiden sonra buluflup Cennetül Baki mezarl›¤›na gidildi.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

27


Vefa ‹lim ve Kültür Derne¤i •

Vefa ‹lim ve Kültür Derne¤i ‹lim Yayma Ruhu ve Mezunlar Buluflmas›

Yaslasam bafl›m› tatl› hat›ralara Bilmem ki vuslat hangi rüyada Küllenen sevgin dönüfltü ummana Hasretin gönlümde dermans›z yara Gönüller fethettin sen ‹L‹M YAYMA

28

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


olgulard›r. Atalar›m›z›n veciz sözü “fierefül mekan bilmekin” (mekan› flereflendiren insanlar›n kendileridir) mensuplar›m›z için de geçerlidir. 1950’li y›llardan beri bu ülke ve insanl›k için de¤erler yetifltiren ‹lim

Yayma camias›n›n önemli bir nüvesidir Vefa Yurdu. Bilim, edebiyat, sanat ve siyaset dünyas›na binlerce nitelikli ve ahlakl› flahsiyet kazand›rm›flt›r. Hay›r sahibi, gönül ehli büyüklerimizin açm›fl oldu¤u bu 盤›r gelece¤imize ›fl›k tutmaktad›r. Ürkütücü metropol flehir ‹stanbul’un üniversitelerini kazanan baflar›l› Anadolu gençlerinin s›¤›nd›¤› emin bir liman olmufltur ‹lim Yayma. Üniversiteye ilk ad›mla bafllayan bu tan›flma yeni ufuklar›n, farkl›

dünyalar›n kap›lar›n› aralam›flt›r. Türkiye’nin hatta Osmanl› co¤rafyas›n›n çeflitli bölgelerinden gelen bu ö¤renciler bu çat› alt›nda ilimle, irfanla yo¤rulurken samimi kardefllik iklimini oluflturmufllard›r.

VEFADER

1973 y›l›nda hay›rsever büyüklerimiz taraf›ndan kurulan ‹lim Yayma Vakf› ‹bnü’l Emin Mahmut Kemal ‹nal Yüksek Tahsil Talebe Yurdu binlerce Anadolu gencine ev sahipli¤i yapm›flt›r. Ekmekçizade Medresesi ile bütünleflmifl yurdumuz, tarihi Vefa semtinin an›tlaflm›fl yap›tlar›ndand›r. Ancak bu tafl duvarlar›, binalar› de¤erli k›lan; yetiflmesine olanak sa¤lad›¤› nitelikli, donan›ml› insanlar ve toplumun geliflmesine sa¤lad›¤› de¤erler ve

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

29


Paylaflt›kça artan sevgiler kal›c› dostluklara dönüflmüfl; hayat›n bu en güzel ça¤›nda duygular, fikirler, bilgiler ve hayaller paylafl›lm›fl, yar›na dair türküler söylenmifltir. En önemlisi bunlar Biz’e dönüflmüfltür.

Ve gün gelir fakülteler baflar›yla bitirilir, diplomalar al›n›r - bu arada belirtmek gerekirse her ‹lim Yaymal›’n›n diplomas› çifttir, ikinci diploma ‹lim Yayma diplomas›d›r -

ve edinilen bilgilerin ve kazan›mlar›n memleketin ve insanl›¤›n hizmetine sunma zaman› gelir. Elleri nas›rl›, aksakall›, yemenili Anadolu insanlar›n›n çocuklar› bu ülkeye, bu medeniyete ve tüm insanl›¤a hizmet etmek için hay›r dolu yar›fla bafllarlar. Sadece yapt›klar›ndan de¤il, yapabilecekken yapamad›klar›n›n sorumlulu¤unu da duyarak ayd›nl›k gelece¤in inflas›na katk› sunarlar. Fakülte y›llar›nda paylafl›lm›fl dostluklar bazen yüz yüze görüflmelerle bazen de gönüllerde devam eder. Kimi zaman unutulmalar, kopukluklar yaflan›r. Ama içten içe devam eden ö¤rencilik y›llar›n›n hasreti, an›larda canlanmas› herkesi hüzne bo¤ar, yüre¤ini s›zlat›r. ‹flte bu s›z› hareket getirir. 1973’den beri yaflanan bu süreç baz› arkadafllar› harekete geçirir. 1 Ocak 2005 günü ‹lim Yayma Vakf› Misafirhanesi’nde buluflan mezunlar aram›zdaki dostluk ba¤›n›n artarak devam etmesi, iflbirli¤i ve iletiflimin artt›r›lmas›, ac›n›n ve sevincin birlikte paylafl›lmas›n› sa¤lamak için Mezunlar Komisyonu’nu oluflturmufllard›r.

VEFADER

Ve gün gelir fakülteler baflar›yla bitirilir. Elleri nas›rl›, aksakall›, yemenili Anadolu insanlar›n›n çocuklar› bu ülkeye, bu medeniyete ve tüm insanl›¤a hizmet etmek için hay›r dolu yar›fla bafllarlar.

30

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


Bu komisyon yurdun kuruluflundan 33 y›l sonra Vak›f Mütevelli Heyetinin deste¤iyle 5 Haziran 2005 Pazar günü ilk Pilav Günü’nü düzenlemifltir. Ilg›t ›lg›t esen yaz melteminin yürekleri serinletti¤i, hasret ateflini biraz dindirdi¤i müstesna bir yaz günü ‹lim Yaymal› dostlar bu özlemle bulufltu. Namütenahi sevginin dostlu¤un ve kardeflli¤in s›cakl›¤› bizleri bir kez daha ›s›tt›. Yeniden yafland› güzel y›llar›n ac› tatl› hat›ralar›, anlar›. Pilavlar, tatl›lar yenildi, çaylar içildi. Pilav bu güzel günün buluflma bahanesiydi. Daha keskin bak›fllarla arand› gönlümüzde yeri ayr› olanlar. Haller hat›ralar soruldu. Evlilikler, yeni görevler kutland›, tebrik edildi.

27 May›s 2012 Pazar buluflmas›nda görüflmek dile¤iyle...

Tabi hayatta sevinç ve mutlulu¤un yan›nda ölüm ve ayr›l›k da vard›. Aram›zdan güzel atlara binip ayr›lan insanlar› da and›k, kendilerine Allah’tan (cc) rahmet diledik. Vefan›n ve dostlu¤un, karfl›l›ks›z sevmenin en güzel örne¤i yaflat›ld›. Vefa’n›n sadece ‹stanbul’da bir semt olmad›¤› gösterildi bu kirli ça¤a inat. Ve yine ayr›l›k vakti... Dostlara selamlar söylendi, kucaklan›larak birer birer ayr›ld› dostlar bu nostaljik mekandan, ama hep tekrardan hat›rlat›ld›.

Dostluk; günah olmayacak kadar masum Köle olmayacak kadar özgür Unutulmayacak kadar derin Tek bafl›na yaflanamayacak kadar zordur. Her Daim VEFA…

VEFADER

Her Ramazan ay›nda mezunlar iftar›nda ve her May›s ay›n›n son pazar› ‹lim Yaymal›lar Buluflmas›nda birlikte pilava kafl›k sallamaya sözler verildi.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

31


Söylefli

Osman Acun

Kuran ve Tefsir Akademisi Kur’an ve Tefsir Akademisi

‹lim Yayma Vakf› Kur’an ve Tefsir Akademisi Baflkan›, ‹stanbul Üniversitesi ‹lahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim dal› ö¤retim üyesi Doç. Dr. Bilal Gökk›r’la Akademi’yi konufltuk.

Say›n hocam Kur’an ve Tefsir Akademisi fikri ne zaman ve nerede do¤du?

SÖYLEfi‹

Gerek yurtd›fl›nda gerekse yurtiçinde bir akademisyen olarak kat›ld›¤›m›z bilimsel toplant›lardan edinilen tecrübeyle bir k›s›m olumlu ve olumsuz yönler gözlemledik. Özellikle ülkemizde en belirgin olan iki eksi¤imizin oldu¤unu fark ettik: birincisi yeni yetiflen genç akademisyenlerimizin bilimsel toplant›lara daha az teflvik ediliyor olmas› önemli bir eksi¤imizdir. ‹kincisi de her alan›n kendi akademik çemberinde daral›p kalmas› disiplinleraras› yaklafl›m ve çal›flmalar›n yeterli olmamas›d›r. Biz Kur’an ve Tefsir Akademisi ile bu boflluklar› doldurma çabas›nda olduk ve ilk olarak projeyi 2007 y›l›nda arkadafllar›m›zla tart›flmaya bafllad›k. Akademinin ilk oluflumunda eme¤i olanlar olarak flahs›m, Doç. Dr. Necmettin Gökk›r ve Dr. Necdet Y›lmaz ile birlikte yapt›¤›m›z ilk istiflareler sonucunda yola ç›kt›k ard›ndan ekibimize baflka isimler de ekleyerek ilk program›m›z› 2-6 A¤ustos 2008 tarihinde gerçeklefltirdik.

32

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

‹lim Yayma Vakfı, Kur’an ve Tefsir alanında akademik çalıflmalar yürüten genç akademisyenlerin yaptıkları çalıflmaları desteklemek ve her kademeden ö¤retim üyelerini bir araya getirerek ilim adamları arasında bilgi alıfl-veriflini sa¤lamak maksadıyla yaklaflık befl yıldır Kur’an ve Tefsir Akademisi adıyla bir çalıflma yürütmektedir. Henüz akademik kariyerlerinin baflında olan doktora ö¤rencilerine ufuk kazandırmayı ve akademisyenler arasında tecrübe paylaflımını kolaylafltırmayı hedefleyen Akademi, genç akademisyenlerle tecrübeli akademisyenleri bir araya getiren bir proje niteli¤i taflımaktadır. Üstelik bu çalıflmaların fikir ürünleri kitap olarak Kur’an ve Tefsir arafltırmacılarının istifadesine sunulmaktadır.

Akademi’nin ana hedefi nedir? Bafllarken kendimize iki önemli hedef belirledik. Birinci hedefimiz, Türkiye'de Kur'an ve Tefsir ilmi üzerine araflt›rmalar yapan genç akademisyenlerin akademik çal›flmalar›n› teflvik ve desteklemek; onlar› alan›n öne ç›km›fl tecrübeli isimleri ile bir araya getirip bilgi ve tecrübe aktar›m›n› sa¤lamakt›r. Bu nedenle doktoras›n› yapmakta olan veya henüz tamamlam›fl bulunan akademisyenlerimize programlar›m›zda öncelik verdi¤imiz görülür. Dolay›s›yla Kur’an ve Tefsir Akademisi, Türkiye’de Kur’an ve Tefsir üzerine yap›lan akademik çal›flmalar› konu edinmifl olup bu alanda çal›flan akademisyenleri bir araya getirerek bilgi ve tecrübe paylafl›m›n› kolaylaflt›rmay› hedeflemektedir. ‹kinci olarak program›m›z› bir Anabilim dal› s›n›rlar›na s›k›flt›rmadan interdisipliner bir çal›flma olmas›n› gaye edindik. Mukaddes kitab›m›z Kur’an’›n ve Kur’an kültürümüzün ve Tefsir literatürümüzün tabir yerindeyse yapay akademik bir bilim dal› s›n›rlar›n›n


çok fevkinde oldu¤u malumdur. Bu nedenle projemizi biz sadece Tefsir Anabilimdal› ya da ilahiyat bilimleri ile s›n›rl› tutmad›k. Çal›flmalar›m›za kat›lmak ve katk›da bulunmak isteyen edebiyat, sosyoloji, din felsefesi ve Türk dili alanlar›ndan de¤erli araflt›rmac›lar›m›za da tebli¤leriyle katk›da bulunmak üzere kap›lar›m›z› açt›k ve hakikaten önemli katk›lar sa¤lad›klar›n› da gördük. Kat›l›mc› profilimize bakarsan›z genç akademisyenler ve disiplinleraras› yaklafl›m gayelerimizi gerçeklefltirme çabam›z› görürsünüz.

Hocam biraz da okuyucular›m›za kendine has özellikleri oldu¤unu gözlemledi¤imiz Akademi’nin çal›flma flekli ve programlar›n iflleyifliyle ilgili bilgi verebilir misiniz? Genelde bir sonraki program›n bafll›¤›n› belirledikten sonra ilanlar›m›z› tüm ilahiyat fakültelerine ve sosyal bilimler enstitülerine göndermeye çal›fl›yoruz. Ama en önemli vas›ta olarak internet üzerinden ilanlar› geciktirmeden duyuruyoruz. Müracaatlar, önce özet al›narak ön elemeden geçirilmekte ve hakemlere gönderilmek flart›yla tebli¤ler istenmekte; iki hakemin olurundan geçen tebli¤ler programa al›nmaktad›r. Tebli¤ kabulünde ana bafll›kla ilintili olmas› ve tebli¤in akademik ve özgün olmas› temel flart olarak görülmektedir. Kat›l›mlar›n prensip olarak genelde tebli¤li olmas›na dikkat ettik. Bir k›s›m programlar›m›zda müzakereci de ald›k. Programlar›m›z ilk gün d›flar›ya aç›k protokol, aç›fl konuflmalar› panel ve konferanslardan oluflmaktad›r. Ard›ndan müteakip dört gün ise sadece kat›l›mc›lar›n oldu¤u yuvarlak masam›zda tebli¤lerimizi genifl biçimde ele al›p tart›flmaktay›z.

Programımızı yer olarak ‹lim Yayma Vakfı Misafirhanemizde icra ediyoruz. Program için bu binamızda akademisyenlerimizle bir nevi akademik kampa baflka bir ifade ile akademik inzivaya çekiliyoruz. Misafirhanemizin mütevazi ortamı içinde hocalarımız ve genç akademisyenlerimiz ile birlikte sadece gündüzleri yuvarlak masada de¤il aynı zamanda akflamları da sohbet ve çay ortamlarında bir araya gelerek hem ilmi münazaralarımıza devam ediyoruz ve hem de befl günlük de olsa bir nevi ustaçırak münasebeti içinde akademik üslup ve adab teatisinde bulunuyoruz.

Burada flunu özellikle belirtmekte fayda mülahaza ediyorum. Gerek ülkemizde gerek dünyada yayg›n olarak gerçeklefltirilen sempozyumlar faydadan hali de¤ilse de kal›c› neticeler b›rakma bak›m›ndan bizim yapt›¤›m›z türden atölye çal›flmalar› kadar verimli olmamaktad›r. Bugün gelinen noktada dünyada atölye çal›flmalar›n›n yayg›nlaflt›¤›n› ve daha fazla verim al›nd›¤›n› söyleyebiliriz. Özellikle bizim çal›flmam›z da genç akademisyenlere yönelik “okul” olma çabam›z› buna eklerseniz yap›lan bu çal›flman›n uzun soluklu bir proje olarak ehemmiyeti daha da anlafl›lacakt›r. Az önce de ifade etti¤im gibi program›m›z› ‹lim Yayma Vakf› Misafirhanemizin mütevazi ortam›nda akademik kamp ve inziva içinde icra ediyoruz. Bu da tabii olarak akademisyenlerimizin hemhal olmalar›na, tan›fl›p kaynaflmalar›na ve karfl›l›kl› akademik üslup ve adab teatisinde bulunmalar›na vesile olmaktad›r ki flahsen ben bunun bile bafll› bafl›na çok önemli bir kazan›m oldu¤u kanaatindeyim. Vakf›m›z himayesinde neflvü nema bulan bu Kur’an ve Tefsir hizmeti gelenekselleflti¤inde ümidim o ki uzun vade de kendi çap›nda önemli hizmetler verecektir.


Programlar y›ll›k olarak m› icra ediliyor? Tarihleri belirlerken neye dikkat ediyorsunuz? Program›m›z› y›lda bir kez icra ediyoruz. Bafllang›çta yaz akademisi olarak tasarlad›¤›m›zdan dolay› tarih olarak prensipte Temmuz ve A¤ustos aylar› olarak kararlaflt›rd›k ve uygulad›k. Ancak son 2011 program›m›z› Ramazan münasebetiyle Eylül ay›nda yapt›k. Toplantımızdaki müzakereler göz önüne alınarak gelifltirilen tebli¤leri Vakfımız daha sonra kitap olarak bastırmakta ve ilgili akademisyenlere ulafltırmaktadır. Y›lda bir kez olan programlar›m›za ek olarak y›l içinde muhtelif zamanlarda akademik seminerler ve derslerle de hizmet etmek niyetindeyiz.

Akademi olarak flimdiye kadar kaç program icra ettiniz?

SÖYLEfi‹

Bugüne kadar toplamda dört program gerçeklefltirdik. Beflinci program›m›z için yak›nda ilana ç›kaca¤›z inflallah. ‹lk iki program›m›zda tefsirde usul ve yaklafl›mlar konusunu masaya yat›rd›k ki bu çal›flmalar›m›zda ‹lahiyat fakültelerimizde okutulan tefsir dersleri için önemli bafll›klar› tart›flt›k. Programda sunulan bu tebli¤leri tart›flma masas›nda b›rakmamaya gayret ettik. Bu nedenle tebli¤lerin makale halini almas› için editörler olarak bizler çal›flmalar›n müellifleri ile birlikte bu çal›flmalara son hallerini vererek gelifltirilmelerini sa¤lad›k. Nitekim 18-23 A¤ustos 2008 tarihinde gerçeklefltirdi¤imiz birinci program›m›z› Kuran ‹limleri ve Tefsir Usulü bafll›¤›yla 2009 y›l›nda yay›nlayarak, 10-14 A¤ustos 2009 tarihinde gerçeklefltirdi¤imiz ikinci program›m›z› ise Kur’an’a Yaklafl›mlar bafll›¤›yla 2010 y›l›nda yay›nlayarak akademisyenlerimizin

34

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

istifadesine arz ettik. 2010 ve 2011 y›llar›nda yapt›¤›m›z son iki çal›flmam›z ile ecdad›m›za bir vefa borcu olarak Kur’an ve Tefsir alan›nda kendi tarihsel birikimimizi ve Kur’an kültürümüzü gün yüzüne ç›karmak istedik. Her iki toplant›da da Osmanl› Toplumunda Kur’an Kültürü ve Tefsir Çal›flmalar› konusunu ele ald›k. Bu bafll›ktaki çal›flmam›z›n ilkini bu y›l (2011) yay›nlad›k ve akademisyenlerimize ulaflt›rd›k. Eylül 2011’ de yapt›¤›m›z ikinci toplant›m›z›n ürününü ise yay›na haz›rl›yoruz.

Yapt›¤›n›z son iki sempozyumla Osmanl› dönemini yeterince inceledi¤inizi düflünüyor musunuz? Osmanl› birikimini inceledi¤imiz her iki program›m›z da bize Osmanl› Tefsir birikimi üzerine akademik alanda yeterince çal›flma yap›lmad›¤›n› göstermifltir. Biz bu alanda yap›lacak çal›flmalar› programlar›m›z çerçevesinde desteklemeyi düflünüyoruz. Bu gayretlerimizin bizi önemli sonuçlara götürece¤ini ümit ediyoruz.

Yapt›¤›n›z tüm bu çal›flmalarla nas›l bir sonuç bekliyorsunuz? Öncelikle bu yay›nlar›m›z akademisyenlerin kullan›m› için kütüphanelere ve ilgili akademisyenlerin kendilerine iletilmektedir. Program›m›za her y›l yeni kat›l›m taleplerinin olmas› ülkenin her bir köflesinden kat›l›mc›lar›n olmas› sevindirici. Her alanda Kur’an ve Tefsir üzerine çal›flmalara hareketlilik kazand›raca¤›m›z› umuyoruz. Özellikle Osmanl› Kur’an Kültürü ve Tefsir birikimi üzerine yapt›¤›m›z çal›flmalarla akademisyenlerimizin bu birikimin kap›s›n› aralamas›na vesile olaca¤›m›z›


umuyoruz. Bizim çal›flmalar›m›zla baflta Osmanl› arflivleri olmak üzere, eski yazmalar ve kütüphaneler üzerine kaliteli çal›flmalar›n artaca¤›n› düflünüyoruz. Bunun da iflaretlerini ve hatta meyvelerini programlar›m›zda almaya bafllad›k.

Tefsir alan›nda ülkemizde ve ‹slâm dünyas›nda tart›flmal› ve aktüel

konularda çal›flmalar yapmay› planl›yor musunuz? Aç›kças› gündelik ve geçici popüler konulara girmeyi düflünmüyoruz. Kal›c› ve kültür miras›m›za hizmet edecek, ülkemize ve ülkemiz akademisine ve uluslar aras› birikimlere katk›da bulunacak çal›flmalar yapmak istiyoruz. Temel problemlerimizi çözmeye yönelik ve geçmifl birikimimizi gün yüzüne ç›karacak çal›flmalar planl›yoruz. Tam bu noktada vak›f yöneticilerinden beklentileriniz nelerdir? Biz vak›f yönetiminden gerekli deste¤i yeterince al›yoruz, bu konuda yap›lmas› gereken yap›lmaktad›r. Kendilerine teflekkür ediyoruz. Hocam biz de size teflekkür ediyor, baflar›lar diliyoruz.

Doç. Dr. Bilal Gökk›r kimdir? Bilal Gökk›r 1967 y›l›nda Nizip’te do¤du. 1986 y›l›nda ‹mam Hatip Lisesi’nden, 1990 y›l›nda Marmara Üniversitesi ‹lahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Ayn› Üniversitede 1993 Dinler Tarihi Anabilim Dal›nda Yüksek Lisans›n› tamamlad›. ‹ngiltere’de, Manchester Üniversitesi, Ortado¤u Araflt›rmalar› Bölümü’nde ikinci Yüksek Lisans›n› (MA 1996) ve ard›ndan da Doktoras›n› (PhD 2002) Bat› ‹slam Araflt›rmalar›nda Kur’an ve Tefsir Çal›flmalar› üzerine tamamlad›. 2002 - 2011 y›llar› aras›nda Isparta ‹lahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dal›nda görev yapt›. Tefsir Tarihi ve Tefsir Usûlü ile Bat› ‹slam Araflt›rmalar›’nda Kur’an alanlar›nda lisans ve lisanüstü düzeyde dersler verdi. 2010 y›l›nda bir y›l Manchester Üniversitesi’nde misafir ö¤retim üyesi olarak bulundu. 2011 y›l›nda ‹stanbul Üniversitesi ‹lahiyat Fakültesi’nde göreve bafllad›. Bilal Gökk›r’›n Kur’an ve Tefsir alanlar›nda ulusal ve uluslararas› yay›nlar› bulunmaktad›r. 2008 y›l›nda bir grup genç akademisyenle birlikte, ‹lim Yayma Vakf›, Kur’an ve Tefsir Akademisi programlar›n› bafllatt›. Evli ve dört çocuk babas›d›r. SÖYLEfi‹

‹stanbul Üniversitesi’nden, Marmara Üniversitesi, ‹zmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Samsun Ondokuzmay›s Üniversitesi, Kayseri Erciyes Üniversitesi, fi›rnak Üniversitesi, Bursa Uluda¤ Üniversitesi, Van Yüzüncüy›l Üniversitesi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Kilis 7 Aral›k Üniversitesi, Kütahya Dumlup›nar Üniversitesi, Konya Selçuk Üniversitesi’ne kadar uzanan genifl bir yelpaze içinde bir kat›l›mc› profilimiz bulunmaktad›r.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

35


Söylefli

‹lim Yayma E¤it ‹lim Deryas›n›n Mütevazi Liman› (‹YEM) Türkiye’de, Akademik alanda çal›flmalar yapan araflt›rmac›lar›n son zamanlarda ortak bir buluflma noktalar› var. Bu buluflma noktas› o kadar etkin ki, Türkiye’nin hemen hemen her Üniversitesinden hatta Yurtd›fl›ndan Türkiye’ye gelip Akademik araflt›rmalar yapan ‹lim Ehli, bafl› s›k›fl›nca ç›k›fl kap›s› olarak ‹YEM’i görüyor. ‹lim deryas›nda mütevaz› bir liman hizmeti sunan ‹YEM’i, Müdürü Dr. Abdullah T›rabzon beyefendi ile konufltuk.

Abdullah bey, ‹YEM’ in aç›l›m› nedir? -‹lim Yayma E¤itim Merkezi ‹lim Yayma E¤itim Merkezi yani ‹YEM’in kurulufl amac› nedir ve ne zaman kurulmufltur? -‹lim Yayma E¤itim Merkezi (‹YEM), Ortak paydas› “‹lim Yayma” olan, ‹lim Yayma Vakf› ile ‹lim Yayma Cemiyeti’nin imzalad›¤› bir protokolle hizmet vermeye bafllayan bir e¤itim merkezidir. 1997 y›l›nda; ‹lim Yayma Vakf› Genel Baflkan› Kemal Unak›tan ile ‹lim Yayma Cemiyeti Genel Baflkan› Hasan Sa¤lam Paflan›n imzalad›¤› protokolün içeri¤i flu flekildedir: “‹lim Yayma Cemiyeti, Burs ve Rehberlik konusunda Ortaö¤retim ve Lisans (Üniversite) seviyesindeki Ö¤rencilerin e¤itimine destek olacak, ‹lim Yayma Vakf› ise Lisansüstü çal›flmalar yapan araflt›rmac›lara hizmet edecektir”.

Peki, Abdullah Bey, elbette ki çok say›da kifli burs için müracaat ediyor. ‹lim Yayma E¤itim Merkezi kimlerin burs alaca¤›na nas›l karar veriyor? -Burslar için ‹lim Yayma E¤itim Merkezi De¤erlendirme Komisyonu vard›r. Bu komisyona ‹lim Yayma Vakf› Yönetim Kurulu Üyelerinden üç kifli ve yine ayn› flekilde ‹lim Yayma Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyelerinden de üç kifli kat›lmaktad›r. Burslar komisyon taraf›ndan yap›lan mülakatlar sonucunda belli olur. Bursu veren ‹lim Yayma Vakf›’d›r. Burs verilmesi uygun görülen ö¤rencilerin çal›flmalar›n›n takibini ve sekretaryas›n› ise ‹YEM olarak biz yapar›z. ‹lim Yayma E¤itim Merkezi arac›l›¤› ile verilen Lisansüstü E¤itim burslar›ndan kaç kifli, kaç ay süreyle yararlan›yor? - Her y›l yaklafl›k sene bafl› itibari ile 200 Yüksek Lisans ve 150 Doktora ö¤rencisine 10 ay devam eden burslar veriyoruz. Bu burslar›m›z daha önce 12 ay devam ediyordu. fiu anda 10 ay oldu. Fakat verilen miktar artt›r›ld›. Vakf›m›z bu konuda ad›na yak›fl›r bir destek sa¤lamaktayd›. Ancak son dönemde birçok vakf›n ve devletin vermifl oldu¤u burslar›n gerisinde kalm›flt›r. Bu nedenle bizde bu deste¤in günümüz flartlar›na uygun olarak düzeltilmesinin gereklili¤ine inan›yoruz. Çünkü insanlar ‹lim Yaymay› ilime giden ara bir kurulufl olarak görmekte. Bu da ‹lim Yayma’n›n misyonu gere¤i yapmas› gereken bir hizmettir.

SÖYLEfi‹

36

‹flte ‹YEM burada devreye giriyor. Yüksek Lisans ve Doktora burslar›n›n müracaat edildi¤i, müracaatlar›n de¤erlendirmesinin yap›ld›¤› ve burs verilmesi uygun görülen kiflilerin takibinin yap›ld›¤› bir kurum olarak hizmet veriyor.

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


‹YEM, sadece burs hizmeti ile yetinmiyor bildi¤imiz kadar›yla. Bunun d›fl›nda E¤itime ne gibi katk›lar›n›z oluyor? Yani sizi “‹lim Deryas›”nda bir liman k›lan baflka fleyler nelerdir?

‹YEM’in akademik dünyada tan›nmas›na büyük katk› sa¤lad›¤›n› söyledi¤iniz bu Yabanc› Dil kurslar› ile ilgili biraz daha ayr›nt›l› bilgi verebilir misiniz? -Bu çal›flmay› iki grupta toplayabiliriz. Birincisi 1997 - 1998 e¤itim ö¤retim y›l›ndan itibaren her y›l, ‹stanbul’daki ‹lim Yayma Vakf› ve ‹lim Yayma Cemiyeti yurtlar›nda kalan ö¤rencilere sene içi örgün ö¤retim gibi haftada 3 gün 3’er saat devam eden programlar düzenliyoruz. Her kurdan bir s›n›f oluflturuyoruz. Bunun sebebi de oluflan gruplar›, hedeflenen neticeye ulafl›ncaya kadar devam ettirebilmektir. Yani çok ö¤renci de¤il de az ö¤renci ama grubu sonuna kadar takip edebilecek ö¤rencilere, hizmet vermeye çal›fl›yoruz. ‹kincisi ise, ‹stanbul d›fl›ndan gelenlere yönelik programlar. Hem ‹lim Yayma Cemiyeti yurtlar›ndan hem de Türkiye’nin dört bir yan›ndaki Üniversitelerde akademik çal›flmalar yapan, ancak Yabanc› Dil engeline tak›lan araflt›rmac›lar›n bu problemini ortadan kald›rabilmeleri için düzenli olarak h›zland›r›lm›fl yaz programlar› düzenliyoruz..

Yaz programlar› dediniz. Bu program hakk›nda biraz daha detayl› bilgi alabilir miyiz? Çünkü bu konuda bilgi edinmek isteyen çok kifli olacakt›r? Bir de Abdullah Bey, Anadolu’dan geliyor dedi¤iniz ö¤renciler peki ‹stanbul’a geldiklerinde nerede kal›yorlar, bu konuda sizin bir hizmetiniz var m›? -Yaz programlar›n›n hedefi KPDS, ÜDS ve TOEFL seviyesinde üst düzey Yabanc› Dil seminerleri düzenleyerek, akademisyenlerin bu engellerini ortadan kald›rmalar›n› sa¤lamakt›r. Bu programlar yaz tatilinin oldu¤u Temmuz- A¤ustos aylar›nda yap›lmaktad›r. Program boyunca kat›l›mc›lar›, ‹lim Yayma Cemiyeti’nin uygun olan yurtlar›nda misafir ediyoruz. Gündüzleri merkezimizde hafta içi 5 gün 5’er saat bazen haftada 6 gün 5’er saatlik programlar düzenlemekteyiz. A¤ustos 2011 itibari ile 4000’in üzerinde ö¤renci ve akademisyen dil seminerlerimizden istifade etmifllerdir. Sene içi ve yaz programlar› bu say›ya dâhildir. Peki Abdullah bey, kurslar›n kalitesi noktas›nda bir k›yas yapacak olursak, piyasadaki kurslara nazaran ‹YEM’ in kalitesi nedir?

SÖYLEfi‹

-‹lim Yayma E¤itim Merkezi, Lisansüstü e¤itim görenlere sadece burs vermekle yetinmemektedir. Burs verdi¤i her ö¤rencinin çal›flmalar›n› takip etmekte ve gerekti¤i yerde çal›flmalar›n›n yay›mlanmas› hususunda arac›l›k yapmaktad›r. Ayr›ca çeflitli flekilde e¤itim deste¤i sa¤lamaktad›r. Bu desteklerden en önemlisi ve ‹YEM’in Akademik dünyada adeta bir marka olarak bilinmesini sa¤layan ö¤rencilerin, lisansüstü e¤itimlerini sürdürebilmeleri için çok önem arz eden Yabanc› Dil Seminerleridir. Türkiye’de maalesef Lisansüstü E¤itimde Yabanc› Dil büyük bir sorun teflkil etmektedir. Biz ‹YEM olarak ö¤rencilerimizin bu sorunu aflmalar›nda da en önemli destekçilerinden birisiyiz.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

37


Abdullah Bey çok teflekkür ediyoruz. ‹YEM’i daha yak›ndan tan›mam›za yard›mc› oldunuz. Söyleflimizi bitirmeden önce bu güzel e¤itim yuvas›n›n Müdürü olarak neler söylemek istersiniz? Bir bedenin iki parças› olarak düflündü¤üm Vak›f ve Cemiyet Yönetim kurullar›na ve ‹lmi Yaymaya gönül vermifl de¤erli ba¤›flç›lar›m›za, bugüne kadar bu çat› alt›nda hizmet alm›fl her ö¤renci ad›na teflekkür ediyorum. ‹lim Yayma yurtlar›ndaki yöneticilerimizden, gerek çal›flanlar›n› gerekse ö¤rencilerini ‹lim Yayma E¤itim Merkezine yönlendirilmeleri konusunda desteklerinin devam›n› bekliyoruz. ‹stanbul Teknik Üniversitesinden emekli olan ve halen orada hizmet eden çok k›ymetli, pedagojik anlamda ve alanlar›nda deneyimli ve kaliteli hocalarla çal›fl›yoruz. Bunlar s›radan kurslar›n istihdam etti¤i gibi hocalardan olmay›p kendi öz yeterlili¤ini ispat etmifl hocalard›r. KPDS, ÜDS noktas›nda ise piyasadaki di¤er kurumlardan farkl› bir noktaday›z. ‹yi hocalarla, do¤ru zamanlama ve düzenli seminerlerle verimli programlar düzenledik ve çok verimli sonuçlar ald›k. Nitekim birçok üniversiteden “Biz ‹YEM’e gitmeden ÜDS ve KPDS’yi halledemeyece¤iz.” Diye haberler gelmektedir. Bu tür haberler bizi ve kurumumuzu çok memnun etmektedir. ‹lim Yayma E¤itim Merkezi hangi dillerde ve hangi seviyede kurslar düzenliyor? fiu an itibari sabah program› olarak birer ‹ngilizce ve Almanca haz›rl›k s›n›f›, Akflam programlar›nda ise; Elementary, Pre Intermediate, Intermediate, Upper Intermediate, ve TOEFL olmak üzere 5 ayr› s›n›fta seminerlerimiz devam etmektedir. Ayr›ca her ÜDS/KPDS s›nav› öncesi bu programlar›m›z sürekli olarak yap›lmaktad›r. ÜDS s›nav› her Mart ve Ekim aylar›, KPDS s›nav› ise May›s ve Kas›m aylar› olmak üzere y›lda iki kere yap›lmaktad›r. Abdullah Bey, dil ö¤reniminde en çok flikayet edilen konulardan biriside kurslar›n yüksek fiyatlar talep etmesi. ‹lim Yayma E¤itim Merkezinde nas›l bir uygulama var? Buras› ticari amaçla kurulan bir kurum olmad›¤› için di¤er kurslardan fark›m›z sadece ö¤renciyi teflvik edici, ö¤renciyi ba¤lay›c› nitelikte bir kat›l›m ve devam sözleflmesi yap›lmaktad›r. ‹lim Yayma Vakf›, Misafirhane ve ‹bn’ül Emin Mahmut Kemal ‹nal Yurdunda kal›p seminerlere düzenli devam eden ve baflar›l› olan ö¤rencilerimize katk› sa¤lamaktad›r. ‹lim Yayma E¤itim Merkezinin gelecekle ilgili planlar› nelerdir?

SÖYLEfi‹

‹lim Yayma E¤itim Merkezi Akademik dil programlar› konusunda iddial› ve geliflip kendini yenilemeye aç›k bir kurumdur. ‹ngilizce ve Almanca programlar› periyodik ve düzenli olarak yap›lmaktad›r. Bunun yan›nda Arapça, Farsça, Frans›zca ve Boflnakça seminerleri de gelen talep do¤rultusunda düzenlenmektedir. Hatta Boflnakça program›n› ilk defa Türkiye’de düzenli bir program olarak bafllatan bir kurum olmufltuk. Bizden sonra bir tak›m belediyeler bizim çal›flt›¤›m›z hocalarla bu programlar› devam ettirmektedirler.

38

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

Merkezimiz 1997 y›l›nda sadece 2. katta bir odada hizmet verirken, 1998’ de iki katta hizmet vermeye bafllad›. Daha sonra Cemiyet ve Vakf›n gayretli giriflimleriyle buralar peyderpey sat›n al›nd›. ‹dari kat› ‹lim Yayma Cemiyeti kendi imkânlar›yla, girifl ve asma kat ise müflterek olarak sat›n al›narak ‹lim Yayma Vakf›na tahsis edildi. Buras› Vak›f ve Cemiyetin bir çat› alt›nda bulufltu¤u yer oldu¤undan bunun tabii sonucu olaraktan buradaki hizmetler iki kurumun deste¤i ile sürdürülmektedir. Önceki hizmetlerimiz mekân›n küçük oluflu sebebiyle daha dar daha k›s›tl› bir alanda sürdürülmekteydi. Cemiyetin çabalar›yla çat› kat›n›n düzenlenmesi, Vakf›n katk›s›yla da d›fl cephe yap›m›n›n tamamlanmas›ndan sonra hizmet alan›m›z ve kalitemiz büyük oranda geliflmifltir. Merkezimizde mevcut s›n›flara ek olarak çok amaçl› bir salonumuz; kantin, mescit ve oksijen deposu olarak kullan›lan güzel bir balkonumuz mevcuttur. Binam›z›n tadilat sonras› iç ve d›fl görüntüsü itibari ile gerçekten ilim yuvas›na yak›fl›r bir flekilde dizayn edilmifl olmas› buras› için rüyalar›m›n gerçekleflti¤inin bir göstergesidir. Bu da benim için ayr› bir huzur ve mutluluk kayna¤› olmufltur. Çünkü bu binan›n köhne halinden bu hallere gelifl aflamas›n› bizzat yaflayan kifli olarak, mütemadiyen takip ve taleplerimizin olumlu semeresini görme f›rsat›n› bana yaflatarak, flu anki haline gelmesinde katk›s› olan ‹lim Yayma Yöneticilerine, en kalbi duygular›mla flükranlar›m› sunar, daha nice binlerce ö¤renciye hizmet edebilmeyi ümit ederim. ‹lim Yayma E¤itim Merkezi (‹YEM) ad›na bir kez daha katk›s› olan herkese teflekkür ederim.

Abdullah TIRABZON kimdir? 1965 Hatay ili Hassa ilçesinde do¤du. Liseyi Hassa Lisesi’nde tamamlad›. 1994 y›l›nda Mekke Ümmü’l-Qura Üniversitesi, ‹slam Hukuku Bölümünü bitirdi. Hatay K›r›khan ‹mam Hatip Lisesi’nde sözleflmeli olarak k›sa bir süre ö¤retmenlik yapt›. 1995-1997 y›l›nda Van 100.Y›l Üniversitesinde Araflt›rma Görevlisi olarak yüksek lisans›n› tamamlad›. 1997 y›l›nda ‹lim Yayma E¤itim Merkezinde Yönetici olarak göreve bafllad›. O günden bugüne 14 y›ld›r ayn› yerde hizmetini sürdürmektedir. Uzun bir süreç olan doktora e¤itimini de tamamlayarak Aral›k 2010 y›l›nda ‹stanbul Üniversitesi ‹lahiyat Fakültesi ‹slam Hukuku bölümünde Yard›mc› Doçent olarak göreve bafllad›. Halen Ö¤retim üyeli¤inin yan›nda ‹lim Yayma Vakf›’n›n akademik dan›flmal›¤›n› sürdürmektedir.


Bir Portre

Ömer Solmaz

Korkut Özal Korkut Özal

Korkut Özal’›n Siyaset Hayat›na Bir Bak›fl

‹lim Yayma Vakf›’n›n ilk kurucular› aras›nda bulunan Korkut Özal akademik kimli¤inin de gerektirdi¤i flekilde yaflam› boyunca ilmi ve kültürel çal›flmalarla iç içe olmufl, aktif siyaset için de bulundu¤u y›llarda da bu alanlardaki gayretleri azami ölçüde desteklemeye çal›flm›flt›r.

Türkiye’de Müslümanlar›n siyaset sahnesine ilk defa aktif bir flekilde ç›kt›klar›, mevcut siyaset anlay›fllar›n›n d›fl›nda bir dil ve söylem gelifltirerek halk›n inanç ve düflüncelerine tercüman olma gayreti gösterdikleri, birbirinin varyant› olan iki partili iflleyifli bozarak uzun bir aradan sonra ‹slamc›l›¤› yeniden bir alternatif olarak gündeme getirdikleri tarih siyaset bilimcilerinin de aç›k ve net bir flekilde kabul ettikleri üzere Milli Nizam Partisi’nin kuruldu¤u 1969 senesidir. Dindarlar›n siyasetle iliflki kurmalar›nda akla gelen ilk figürlerden birisi Necmeddin Erbakan ise bir di¤eri de uzun y›llar boyunca çeflitli kademelerde devlet memurlu¤u yapt›ktan sonra Milli Görüfl içinden siyasete at›lan ve dindar kimli¤inden taviz vermeksizin uzun y›llar boyunca aktif bir siyasi aktör olmay› sürdüren Korkut Özal’d›r.

Korkut Özal’›n hayat›na göz at›ld›¤›nda dikkati çeken ilk nokta hareketli bir karaktere ve dolay›s›yla yaflant›ya sahip oldu¤udur. 29 May›s 1929'da, Malatya'da, Hafize ve Mehmet S›dd›k Özal'›n çocu¤u olarak dünyaya gelen Korkut Özal’›n do¤um yeri ve içinde yetiflti¤i flehrin kültürü de ‹slami hassasiyetlerin yo¤un oldu¤u, cemaatlerin aktif bir sosyolojik role sahip oldu¤u dindar bir kültürdür ve hayat›n›n tamam›nda belirleyici rol oynayacak kimli¤inin oluflmas›nda ailesinden edindiklerinin yan› s›ra içinde yetiflmifl oldu¤u bu ortam›n da ciddi bir etkisi vard›r. ‹stanbul Teknik Üniversitesi ‹nflaat Fakültesi'nden ‹nflaat Yüksek Mühendisi olarak mezun olmas›n›n ard›ndan Eylül 1951'den

B‹R PORTRE

Darbelerle kesilen uzun soluklu bir mücadele:

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

39


Mart 1961 tarihine kadar Devlet Su ‹fllerinde önce Malatya fiube Bafl Mühendisi ard›ndan Elaz›¤ Bölge Müdürü ve son olarak Genel Müdürlük ‹flletme Dairesi Reisi olarak hizmet veren Korkut Özal, 1956-57 y›llar›nda yüksek lisans›n› Amerika Birleflik Devletleri’nde tamamlad›. Ülkesine döndükten sonra 60-61 tarihlerinde Ortado¤u Teknik Üniversitesi'nde ögretim üyesi olarak akademisyenli¤e ad›m att›. Ayn› üniversitede 1962’de Asistan Profesör, 1965’te Asosyo Profesör oldu. Uzmanlaflt›¤› alanlarda dersler verdi ve muhtelif araflt›rmalar› yönetti. May›s 1967'de, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan›'n›n kendisine yapm›fl oldu¤u teklifi kabul ederek Türkiye Petrolleri Anonim Ortakl›¤› (TPAO) Genel Müdürü oldu. 12 Mart darbesinin ard›ndan bu makamdan ayr›lmak durumunda kalan Özal, ODTÜ'deki ögretim üyeli¤ine geri döndü.

B‹R PORTRE

Özal’›n siyasete at›lmas› da bu sürece rastlar. Bir yaz›s›nda “Fikir, inanç ve giriflim özgürlükleri baflta olmak üzere haberleflme, örgütlenme, özyönetim ve benzeri hak ve özgürlükler, insanlar›n evrensel de¤erleridir. ‹nsan her yönüyle hür olmal›; inand›¤›n› yaflayabilmeli, düflündü¤ünü söyleyebilmelidir” diyen Korkut Özal’›n bu ifadeleri kendi siyaset felsefesini de özetlemektedir. 1969’da kurulan ve ç›kartt›¤› 1 ba¤›ms›z milletvekili ile fazlas›yla ses getiren MNP’nin laiklik karfl›t› oldu¤u gerekçesiyle kapat›lmas›n›n ard›ndan ayn› kadrolar yaklafl›k 1,5 y›l sonra da, Milli Selamet Partisi ad›yla yeni bir parti kurdular. Korkut Özal bu yeni partinin aktif isimlerinden birisi olarak önce 1973 sonra da 1977 seçimlerinde iki defa üst üste Erzurum milletvekili seçildi. 12 Eylül 1980'e kadar devam eden aktif politika hayat›nda iki defa Tar›m ve bir defa da ‹çiflleri

40

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

Bakanl›¤› yapan Özal, 12 Mart da oldu¤u gibi 12 Eylül darbesi sonras›nda da yürütmekte oldu¤u vazifeden ayr›lmak zorunda kald›. Darbe sonras›nda ‹slam Bankac›l›¤›, uluslararas› petrol ticareti ve yurtd›fl› inflaat hizmetleri alanlar›nda faaliyet gösteren flirketlerin kurucusu ve üst yöneticisi olarak görev yapan Özal’›n a¤abeyi Turgut Özal'›n kurucusu ve lideri oldugu Anavatan Partisi 6 Kas›m 1983 genel seçimlerinde tek bafl›na iktidar oldu ve daha sonra cumhurbaflkanl›¤›na seçilecek olan Turgut Özal aktif siyasete at›lm›fl oldu. A¤abeyi ve Türkiye Cumhuriyeti 8. Cumhurbaskan› Turgut Özal'›n 1993’de vefat etmesinin ard›ndan siyasete geri dönen Korkut Özal 1995 seçimlerinde ‹stanbul 1. Bölgeden milletvekili seçildi. TBMM ‹çiflleri Komisyonu Baflkanl›¤› ve Avrupa Güvenlik ve ‹flbirli¤i Teflkilat› (AGIT) Türkiye Parlamento Grubu Baflkanl›¤› yapt›. ANAP'›n bafl›n› çekti¤i 55. hükümete güvenoyu veren Korkut Özal, Mesut Y›lmaz’›n Baflbakanl›k yapt›¤› bu hükümetin izledi¤i politikalar›n ANAP'›n Turgut Özal dönemindeki siyasetine tamamen ters bir yön kazand›¤›n› söyleyerek önce parti içinde bir mücadeleye giriflti, fakat bunun sonuçsuz kalmas› üzerine 1997’de ANAP’tan istifa etti. 28 Eylül 1997 günü toplanan Demokrat Parti Kongresi'nde bu partinin genel baflkanl›¤›na seçildi, 2001 senesinde ise bu görevden ayr›ld›. 1973 y›l›nda kurulan ‹lim Yayma Vakf›’n›n ilk kurucular› aras›nda bulunan Korkut Özal akademik kimli¤inin de gerektirdi¤i flekilde yaflam› boyunca ilmi ve kültürel çal›flmalarla iç içe olmufl, aktif siyaset içinde bulundu¤u y›llarda da bu alanlardaki gayretleri azami ölçüde desteklemeye çal›flm›flt›r. Korkut Özal’la ilgili daha ayr›nt›l› bilgi edinmek için, Turgut Özal’›n ölümüyle ilgili flüphelerinden Ak Parti’nin kurulufl y›llar›na, K›br›s Harekât› konusundaki düflüncelerinden yeni anayasa tart›flmalar›na hât›ralar›n› ve siyasi kanaatlerini bir bütün hâlinde okura sundu¤u Devlet S›rr› (Yak›n Plan yay›nlar›, 2010) adl› kitab›ndan faydalan›labilir.


Tarih

Emrah Dokuzlu

Kadim Koflmu Polanya

‹stanbul Üniversitesi, SBE, ‹slam Tarihi ve Sanatlar›

Unuttu¤umuz Kadim Komflu: POLONYA Türkiye’nin son on y›l içerisinde d›fl politikadaki s›rad›fl› aktifli¤i ve bu aktifli¤in temel paradigmas›n› oluflturan kültürel hinterlant ve stratejik derinlik söylemi flüphesiz tarihsel ba¤la kurulan iliflkilere de referansta bulunuyor. Tarihsel referanslar›n› sa¤lam zemine oturtup, geliflmeleri do¤ru okuyan bir Türkiye, kendi resmi s›n›rlar›n›n ötesindeki co¤rafyalara uzan›yor. Resmi oldu¤u kadar tarihsel co¤rafyas›n› da dikkate alan Türkiye’nin ilk hat›rlayaca¤› s›n›rdafllar›ndan birisidir Lehistan, nam-› cedidi ile Polonya. Her toplumda oldu¤u gibi, Türk toplumunun da zihninde bir tak›m ön kabuller vard›r di¤er milletler hakk›nda. Mesela Japonlar çok okur, Almanlar teknikte bir numarad›r, Pakistanl›lar kardefltir… Polonya dedi¤imizde ise ilkin nas›l bir tepki verece¤imiz konusunda ön kabulümüz yoktur genel olarak. Fakat tarihsel verilere bakt›¤›m›zda görüyoruz ki Fransa ile olan iliflkilerimizden çok daha kadim irtibat›m›z›n oldu¤u bir ülke; Lehistan...1 Lehler ile Osmanl›lar aras›ndaki ilk iliflkiler 1414 y›l›nda Lehler taraf›ndan Edirne’ye gönderilen bir elçi ile bafllar ve bundan sonra Osmanl›lar›n en fazla iliflkide oldu¤u devletlerden birisi olacakt›r Lehistan.2 Öyle ki 1795’te Lehistan dönemin üç büyük kara devleti taraf›ndan iflgal edildi¤inde bile (Avusturya, Prusya, Rusya) bu iflgali tan›maz Osmanl›. Sadrazam›n payitahttaki elçileri kabul etti¤i bir s›rada “Lehistan Sefiri nerede?” sorusunun cevab› “Lehistan Sefiri yolda, ancak yollardaki müflkülat yüzünden gecikmifltir” olmufltur tam yüz yirmi yedi y›l boyunca...

UNUTTU⁄UMUZ KAD‹M KOMfiU: POLONYA

X. yüzy›lda Balt›k denizinin alt›nda, Slav ›rklar›n›n

42

zamanla birleflmesi ile oluflur Lehistan. 963 y›l›nda kesin olarak devletleflen Lehistan’›n ilk lideri Mieszko’dur. H›ristiyanl›¤a geçiflle (967’den itibaren) ilgili bilgiler net de¤ildir. Bunda Mieszko’nun karar›n›n etkili oldu¤u düflünülüyor, fakat tercihin Ortodokslu¤u seçen Slavlar›n aksine Roma yönünde kullan›lmas›, Lehistan’›n gelecek bin y›ldaki iliflkilerinde (özellikle Rusya ile) etkili olacakt›r.3 Böylece Slav fakat Ortodoks de¤il, Roma-Cermen havzas›na dahil olan Katolik bir Lehistan resmi ç›kacakt›r ortaya. Tarihi süreç içerisinde Osmanl›lar, Avusturyal›lar, Almanlar ve güç kazanmaya bafllayan Ruslar aras›nda kalan Leh’ler 1683 y›l›ndan sonra Türk korkusunun ortadan kalkmas›yla, siyasi varolufl sebebini yitirir. Avrupa’n›n Türk korkusundan ar›nmas›yla, Lehistan’›n Avrupa haritas›ndan silinmesi paralellik gösterir. 1683’te Türklerin geri çekilmesi, Lehistan co¤rafyas›n› sadece büyük oyunun hamle alan› haline getirmemifl, ayn› zamanda ülke olarak varolmalar›n› imkans›z hale getirmifltir. Jan Sobieski Katolikli¤i kurtarmak ad›na Osmanl›ya yapt›¤› hamleyi, k›sa süre sonra ülkesinin Avrupa haritas›ndan silinerek ödeyece¤ini nas›l bilebilirdi? Kald› ki bu istila ortak kültür havzas›na sahip dindafllar› taraf›ndan yap›lacakt› ve bu ard› ard›na üç kez tekrarlanacak olan bir süreçti, ikinci dünya savafl›ndan sonra Polonya’n›n yeniden kurulmas›na kadar. Almanlar ve Ruslardan öylesine çekmifltir ki Lehler, sizden gördü¤ümüzü Osmanl›dan görmedik demek istercesine bir atasözü oluflmufltur kültürlerinde; Türk atlar› Vistül nehrinden su içmeden

1 Kanuni Sultan Süleyman zaman›nda her iki hükümdar›n ölümüne kadar geçerli olan “Ebedi Bar›fl” antlaflmas› imzalanm›flt›r (Ocak 1533).Böylece Polonya Fransa’dan çok daha önce Osmanl› Devletinde önemsenen ve bir tak›m ayr›cal›klar tan›nan devlet haline gelmifltir. Konuyla ilgili detayl› bilgi için bak›n›z: Türkiye Diyanet Vakf›, ‹slam Ansiklopedisi, “Polonya” Maddesi, C.32, S.312 2 1414'te Macar Kral› Sigismund'un Leh kral›na gönderdi¤i bir rica mektubu, Polonya-Lituanya Krall›¤› ile Osmanl› ‹mparatorlu¤u aras›ndaki iliflkilerin yeni bir dönemini bafllatt›. Söz konusu mektupta Sigismund, Osmanl›lar karfl›s›nda Lehistan kral›ndan yard›m istiyordu. Jagiello askeri katk› yerine Sultan I. Mehmet Çelebi'ye Skarbek z Gory (Gura'l› S›karbek) ve Grzegorz Ormianin (Ermeni Gregor) adlar›nda iki sefir gönderdi. Bu ilk sefaret, Osmanl› ‹mparatorlu¤u ile Lehistan-Lituanya Krall›¤› aras›ndaki resmi iliflkilerin bafllang›c› olarak düflünülebilir. Konuyla ilgili: Patrycja Özcan, Polonya Cumhuriyeti Büyükelçili¤i, Ankara:http://www.ankara.polemb.net/index.php?document=98&PHPSESSID=95c35a8a55e60b8b52dbc735ef1736c2 3 Türkiye Diyanet Vakf›, ‹slam Ansiklopedisi, “Polonya” Maddesi, C.32, S.309

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


1795’te Lehistan’›n iflgal edilmesinin ard›ndan, Osmanl›-Lehistan iliflkileri de ilk y›llar›n tersine, müttefik olma yolunda ilerlemifltir. Bu konuya geçmeden önce Cemil Meriç’in bu ülke ile ilgili yazd›klar›na yer verelim; “Polonya’da neler oluyor? Dava, talihsiz bir kavmin çilesine e¤ilmek, tarihin derinliklerinden ibret dersleri ç›karmak de¤il, Sovyet Rusya’n›n dillere destan makyevelizmini bir kere daha yermek. Oysa Polonya meselesi Osmanl› tarihçilerini s›k s›k u¤raflt›ran bir konu. Lehistan niçin ve ne zamandan beri Polonya olmufl? Merak eden yok. Polonezköy’ün nefis piliçleri Polonya’n›n çileli tarihinden daha çok ilgi uyand›r›yor. Oysa bu talihsiz ülkenin insanlar› düflünce hayat›m›zda da silinmez izler b›rakm›fl. Mustafa Celaleddin 1848 ihtilaline kat›ld›¤› için vatan›n› b›rakmak zorunda kalan Polonya asillerinden Constantin Bergenski’dir. Bu zat 1828’de Kleszov’da do¤mufl ve civardaki papaz mektebinde tahsil görmüfltür. Polonya ‹stiklal savafllar›nda baflar› kazanamay›nca birkaç vatandafl› ile Türkiye’ye s›¤›nm›fl, yüzbafl› olarak Osmanl› ordusuna girmifl, harita flubesine memur edilmifl, ‹slamiyet’i kabul etmifl, fieyhülislam kendisine Mustafa Celaleddin ad›n› vermifl…1875’de Karada¤ savafllar›nda yaralanarak ölmüfl. Celaleddin Pafla’n›n ünlü eseri “Eski Türkler” ( Les Anciens Turcs). Pafla eski Yunan ve Latin kaynaklar›na dayanarak ilkça¤ kavimleri aras›nda Türklerin çok genifl bir yeri oldu¤unu iddia eder, söylediklerine delil olarak da Heredot, Strabon, Thukidides v.b. gibi klasik tarihçilerin eserlerini gösterir. Önemli olan nokta, içlerinde do¤ru taraflar› olan bu filolojik fantezilerin çevrildi¤i hedef, yani Türklerin kendi kendilerini küçük görmemeleri, büyük bir kavimler ailesinden gelmifl olduklar›n› hat›rlatmas›yd›. Nitekim Mustafa Celaleddin’in bu tezi sonraki nesillerde de tutundu ve ard›ndan gidenler oldu.”5 Cemil Meriç’in belirtti¤i gibi, Osmanl›ya s›¤›nan ve gelen birçok Leh buray› öz vatan› gibi sevmifl ve benimsemifltir. Bunlardan bir di¤eri olan Kascielski

‹slamiyet’i kabul etmifl ve Sefer Pafla ad›yla K›r›m Savafl›na kat›lm›flt›r.6 Osmanl› Devletinde görev alan Lehler aras›nda askerlik d›fl›nda siyasi ve idari alanda da görev yapanlar olmufltur. Örne¤in yukar›da Cemil Meriç’in bahsetmifl oldu¤u Mustafa Celaleddin Pafla’n›n o¤lu Enver Pafla da uluslar aras› siyasi ihtilaflar›n çözülmesinde görev alm›fl ve bunda baflar›l› olmufl kiflilerdendi.7 Bir baflka Leh, Bilinski Müslüman olunca, Sadeddin Nihat Pafla ad›n› alm›flt›r. Türk hizmetinde iyi bir isim yapan Pafla’n›n o¤lu Alfred Rüstem veya Ahmet Rüstem Bey, Osmanl› ‹mparatorlu¤unun son elçilerindendi. Paris’te ve Washington’da elçilik müsteflarl›¤› yapm›fl sonras›nda da elçilik görevini yürütmüfltür. Milli mücadele davas›na kat›l›p, Sivas Kongresi dolay›s›yla Anadolu’ya geçerek, Mustafa Kemal’in yan›nda yer alm›flt›r. Son Osmanl› Meclisine Ankara Mebusu seçilerek ‹stanbul’a gelmifl, daha sonra ilk Türkiye Millet Meclisine kat›lm›flt›r. 1920 tarihinde milletvekilli¤inden istifa etmifl, Atatürk’ten hakaret gördü¤ü iddias› ile Ankara’dan ayr›l›p Avrupa’ya gitmifltir.1862 y›l›nda do¤an Alfred Rüstem Bey 1935 y›l›nda vefat etmifltir. Washington elçili¤i s›ras›nda Müslüman olmufltur. Baz› tarihçiler Ahmet Rüstem Bey’i, ‹talyan kökenli ünlü Osmanl› elçilerinden Rüstem Pafla’n›n O¤lu san›rlar. Bu tamamen yanl›flt›r. Ahmet Rüstem Bey, Lehistanl› (Bilinski) Sadettin Nihat Pafla’n›n o¤ludur.8 Osmanl›ya iltica eden Lehler aras›nda diplomasi ve protokol alan›nda genifl bilgileri bulunan iki kardefl de vard›r; Mehmet ve Ahmet Bey. Lehistan’da kulland›klar› soyisimleri Polaweski idi. Bu iki kardefl Damat Fethi Pafla’n›n Paris’e elçi giderken hizmetinde bulunmufllard›r.9 Osmanl›ya s›¤›nan Lehler aras›nda hem yazar hem de üst düzey askeri görevlerde bulunanlar olmufltur. Örne¤in, yazar olan Michal Czajkowski Lehistan’da 1830 Kas›m ayaklanmas›na kat›lm›fl Czartoryski' nin diplomatik ajan› olarak, Roma ve Balkanlarda bulunmufl, daha sonrada ‹stanbul'a gelmifltir.

4 Sözün farkl› versiyonlar› da vard›r. Örne¤in; Türk atlar› Vistül nehrinden su içmeden bize adalet yüzü yoktur… 5 Cemil Meriç, Kültürden ‹rfana, S.325-326, ‹nsan Yay›nlar›, 1986. Ayr›ca Cemil Meriç’in iflaret etti¤i konu ile ilgili bak›n›z: Hilmi Ziya Ülken “Türkiye’de Ça¤dafl düflünce Tarihi, Ülken Yay›nlar›, ‹stanbul 1960. 6 ‹rfan Ünver Nasratt›no¤lu, Dünkü ve Bugünkü Polonya Gezi Notlar›, S.109, Sistem Ofset Matbaas›, Ankara 1987. 7 A.g.e, S.108 8 A.g.e, S.110 9 A.g.e, S.112

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

UNUTTU⁄UMUZ KAD‹M KOMfiU: POLONYA

Polonya rahat yüzü görmez!4

43


1850'de Müslüman olup Mehmet Sad›k ad›n› alm›flt›r. Czartoryski ile ba¤›n› koparmaks›z›n, Osmanl› askeri hizmetinde çal›flm›flt›r. Türk topraklar›ndaki Polonya Lejyonunun kurucular›ndand›r.10 Osmanl›ya sadece diplomasi ve askeri alanda de¤il, sanat ve musiki alanlar›nda da ciddi katk›lar sa¤lam›fl Lehler vard›r. Bu isimlerin bafl›nda flüphesiz ki Wojciech Bobowski gelmektedir. Wojciech Bobowski Leh as›ll› olup, K›r›m Hanl›¤› ordusu taraf›ndan bir savaflta esir al›nm›flt›r. Edirne Saray›nda bir süre tutulup misafir edildikten sonra, ‹stanbul’a Topkap› saray›na gönderilmifl ve Müslüman olduktan sonra Santuri Ali Ufki Bey ad›n› alm›flt›r. Hali haz›rda bu isimle birçok bestesi mevcuttur ki bunlardan en meflhur olan› “Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan” isimli, Güftesi Sultan III. Murad Han’a ait olan ilahidir. Enderun’da e¤itim gördü¤ü gibi görev de yapm›flt›r. ‹stanbul’a gelmesinden sonra çeflitli Türk sazlar›n› ve bilhassa Santuru iyi derecede çalmay› ö¤rendi¤i için “Santuri” ismiyle an›lm›fl ve kendisine ayr›ca “Bey” unvan› verilmifltir.11 Yüksek nota bilgisinden dolay› da duydu¤u flark›lar› arflivlemifltir. Böylece Türk musikisinin baz› eserlerini kaybolmaktan kurtarm›flt›r. Eserlerinde kendisinden daima “Ali Ufki Bey” olarak bahsetmektedir. Eski Yunanca, Latince, Lehçe, Farsça ve daha birçok dil bildi¤i rivayet edilir. Bir dönem tercüme faaliyetlerinde de bulunmufltur. Albertus Bobovius ismiyle Kitab-› Mukaddesi Osmanl› Türkçesine çeviren ilk kifli olarak bilinir ve iddiaya göre günümüzdeki ‹ncil tercümeleri bu tercümeyi esas al›rlar. Bobowski’nin ”Mecmua-i Saz ü Söz” adl› bir musiki kitab› vard›r ki bu eser Türk musikisinin 17.yüzy›l ve öncesine ›fl›k tutar. Ayr›ca Osmanl›’da Saray hayat›n› anlatt›¤› “Topkap› Saray›nda Yaflam” isimli bir eser kaleme alm›flt›r.12 Rivayete göre 1685 y›l›nda vefat etmifltir. ‹stanbul’da yaflayan Kazimir Rubolowski de tan›nm›fl

bir ressamd›r. II. Dünya savafl›nda Polonya’n›n iflgali üzerine Türkiye’ye s›¤›nm›fl daha sonra Türkiye Cumhuriyeti vatandafll›¤›na geçmifltir. Prof. Rubolowski ‹talya, Fransa, ‹sviçre ve Amerika’da y›llarca sanat›n› sürdürmüfltür.13 Osmanl›da görev yapm›fl olan ve arflivlere girmeyen daha birçok Leh oldu¤u tahmin edilmektedir. Her iki ülkenin arflivinde kay›tl› olanlar da ciddi bir çal›flmaya tabi tutulup tamam›yla ortaya ç›kart›lmam›flt›r ne yaz›k ki. Oysa Lehistan, Osmanl› tarih yaz›m› için kilit ülkelerden biridir. Bu konuyla ilgili bir tak›m çal›flmalar olsa da yeterli de¤ildir. Örne¤in Osmanl›-Lehistan diplomatik ve siyasi iliflkilerini hem Osmanl› ve Leh hem de di¤er bat› dillerini kullanarak ele alan çal›flmalar Dariusz Kolodziejczyk14 taraf›ndan ortaya konulsa da bu çal›flmalar daha çok 17.yüzy›l›n sonuna kadard›r. Dolay›s›yla 18.ve 20. Yüzy›llar aras›ndaki Türk-Leh iliflkileri ayd›nlat›lmay› beklemektedir.15 Uzun y›llar birlikte yaflaman›n vermifl oldu¤u etkiyle, Polonya kültüründe Türklere ait birçok unsur da göze çarpmaktad›r. Örne¤in erken dönem Polonyas›nda Leh soylular› aras›nda Osmanl› tarz› giyinmenin moda oldu¤u bilinmektedir. Bununla birlikte “köflk (kiosk), torba, haraç (haracz)” gibi Türkçeden Lehçeye geçmifl kelimeler mevcut. Türk dili gerek günümüz gerekse erken dönem Polonyas›nda ilgilenilen dillerin bafl›nda gelmektedir. Frans›z as›ll› Polonyal› Fraciszek Meninski (1623-1698) 1681 y›l›nda “Thesaurus linguarum orientalium turcicae, arabicae, persicae” isimli sözlü¤ü yay›nlam›flt›r.16 Ayr›ca II. Viyana kuflatmas›n›n komutan› ve ayn› zamanda Leh kral› olan Jan Sobieski Türkçe bilmektedir.17 Günümüzde ise Krakov, Varflova, Poznan gibi Polonyan›n en önemli flehirlerindeki üniversitelerde Türkoloji bölümleri mevcut olup, bu bölümlerde

UNUTTU⁄UMUZ KAD‹M KOMfiU: POLONYA

10 Seda Köycü Arslantekin, Adam Miczkiewicz ve ‹stanbul, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Co¤rafya Fakültesi Dergisi, 45,2 (2005), S.6

44

11 http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Ufk%C3%AE_Bey 12 Konuyla ilgili detayl› bilgi için bak›n›z: Topkap› Saray›nda Yaflam, Albertus Bobovius ya da Santuri Ali Ufki Bey’in An›lar›, Santuri Ali Ufki Bey, Kitap Yay›nevi, 2002 13 A.g.e,S.114 14 Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15-18th Century), An Annotated Edition of Ahdnames and Other Documents, Dariusz Kolodziejczyk, Brill, Leiden, Boston, Köln, 2000 15 Konuyla ilgili “Lehistan’dan Polonya’ya: Polonya Tarihyaz›m›nda Türkler ve Türkiye”, Hacer Topaktafl, Literatür Dergisi, 15.say›, s.537-590 16 Bu sözlük günümüzde t›pk›bas›m olarak Simurg Kitabevi taraf›ndan yay›nlanm›flt›r. 17 Hacer Topaktafl, Polonya’ya: Polonya Tarih yaz›m›nda Türkler ve Türkiye”, Literatür Dergisi, 15.say›, s.540

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


Türk dili ve edebiyat›, Türk tarihi, Türk lehçeleri üzerine çal›flmalar yap›lmaktad›r. Osmanl›-Leh iliflkilerinde öne ç›kan isimlerden birisi olarak, Lehlerin milli flairi olan Adam Mickiewicz’i zikretmek gerekir. Hayat›n› ülkesinin ba¤›ms›zl›¤›na adayan Mickiewicz, “Ballady i Romanse”( Baladlar ve Romanslar) isimli çal›flmas›yla Leh edebiyat›nda Romantizm döneminin bafllat›c›s› say›l›r. Lehistan’›n iflgal alt›nda oldu¤u s›rada ortaya ç›kan romantizm ak›m›n›n en temel özelli¤i silahl› mücadele ile ba¤›ms›zl›¤a kavuflma vurgusudur. Mickiewicz de eserlerinde “Mesihçilik” düflüncesiyle milletinin ba¤›ms›zl›k savafllar›na destek vermektedir. Ona göre ülkesi savaflarak ba¤›ms›zl›¤›na kavuflacak ve böylece iflgal alt›ndaki di¤er milletlere örnek oluflturarak bir kurtar›c›, bir Mesih olacakt›r. Fakat, Mickiewicz sadece eserleriyle ülkesinin ba¤›ms›zl›k hareketine destek vermez, ayn› zamanda bir tak›m misyonlar üstlenir. fiair, 1855 y›l›nda göçmen olarak yaflad›¤› Paris’ten Fransa E¤itim Bakanl›¤›n›n bilimsel bir görevlendirmesiyle ‹stanbul’a gelir. Oysa flairin ‹stanbul’a gelifl amac› farkl›d›r. 4 Ekim 1853’te bafllayan Fransa ve ‹ngiltere’nin Rusya’ya karfl› Osmanl›y› destekledi¤i K›r›m Savafl› topraklar› Rusya taraf›ndan iflgal edilmifl olan Lehler için de bir f›rsat olur. Ortak düflman Ruslara karfl› Lehler Osmanl›yla birlikte savaflarak ba¤›ms›zl›klar›n› kazanmaya çal›flacaklard›r. Bu sebeple baflkent ‹stanbul’da bu konuyla ilgili çal›flmalar yapan Polonya fiark Ajans› ve Türk topraklar›nda bir Polonya askeri birli¤i bulunur. fiairin ‹stanbul’daki gizli misyonu, bu askeri birlik ile ba¤lant›ya geçmek ve Osmanl› yönetimindeki bu Leh birli¤inin Türk topraklar›ndaki konumunu güçlendirmektir.

kazan›rlar, II. Dünya savafl›nda tekrar iflgale u¤rarlar fakat savafl›n sonunda Polonya ba¤›ms›z bir devlet olarak yeniden kurulur. Polonya ve Türkiye, bir zamanlar s›n›rdafl olan iki ülke iken günümüzde birbirinden hayli uzaklaflm›fl bir görüntü çizse de, tarihsel iliflkiler ayd›nlat›ld›kça her iki ülkenin ortak miras› daha fazla gün yüzüne ç›kacak ve bu iki ülkenin ismi gelecek y›llarda daha s›k an›lacakt›r. KAYNAKÇA -ARSLANTEK‹N Seda Köycü, Adam Mickiewicz ve ‹stanbul, Ankara Dil ve Tarih-Co¤rafya Fakültesi Dergisi 45, 2, 2005 -KOLODZIEJCZYK Dariusz, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15-18th Century), An Annotated Edition of Ahdnames and Other Documents, Brill, Leiden, Boston, Köln, 2000 -NASRATTINO⁄LU ‹rfan Ünver, Dünkü ve Bugünkü Polonya, Gezi Notlar›, Sistem Ofset Matbaas›, Ankara, 1987 -MER‹Ç Cemil, Kültürden ‹rfana, ‹nsan Yay›nlar›, 1986 -TOPAKTAfi Hacer, Polonya’ya: Polonya Tarih yaz›m›nda Türkler ve Türkiye”, Literatür Dergisi, 15.say›, 2011 -TÜRK‹YE D‹YANET VAKFI, ‹slam Ansiklopedisi “Polonya” maddesi, C.32 -WECLAWOWICZ Grzegorz, Contemporary Poland, Space and Society, UCL Press, 1996 -Online: . ”Ali Ufki Bey” maddesi 14.10.2011 tarihinde görüldü.

Bir ay ‹stanbul’da yaflayan flair, bir rivayete göre koleraya tutularak, bir rivayete göre muhalifleri taraf›ndan öldürülerek yaflam›n› yitirmifltir. Hayat›n›n son bir ay›n› ‹stanbul’da geçiren ve burada hayata veda eden Lehlerin milli flairi ad›na ‹stanbul’da bir müze de mevcuttur.

UNUTTU⁄UMUZ KAD‹M KOMfiU: POLONYA

Lehler I.Dünya savafl›ndan sonra ba¤›ms›zl›klar›n›

18 Seda Köycü Arslantekin, Adam Miczkiewicz ve ‹stanbul, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Co¤rafya Fakültesi Dergisi, 45,2 (2005), S.2

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

45


Edebiyat

Habil Sa¤lam

Rasim Özdenören

‹stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Rasim Özdenören

Rasim Özdenören Öyküsünün Dayanaklar›: Çözülme, Tasavvuf, Ölüm Abdullah Uçman, 1973 y›l›nda yay›nlanan “‹kinci Yeni Çevresinde ‹lk Denemeler” bafll›kl› yaz›s›nda, modern bir Bat› felsefesi olan varoluflçuluk ekseninde flekillenen ‹kinci Yeni ak›m›n›n öykücülerinden kabul edilen Demir Özlü, Erdal Öz, Orhan Duru, Adnan Özyalç›ner ve Ferit Edgü gibi isimlere üç isim de kendisi ekler: (Hastalar ve Ifl›klar’da yer alan, klasik “hikâye” türüne uymayan mensur fliir görünümündeki yedi öyküsüyle) Rasim Özdenören, Cahit Zarifo¤lu ve Durali Y›lmaz. Uçman, Rasim Özdenören’in bu yeni öykü denemelerinde ele ald›¤› kahramanlar›n “genellikle tedirgin, çevresiyle uyuflamayan; fakat dirençli, birfleyler yapmak, birfleyleri düzeltmek isteyen” insanlar oldu¤unu söyleyerek; bunal›ml›, mutsuz, ruh dünyalar›ndaki karmafl›k problemlerle bo¤uflan bu kiflilerin baflrolde oldu¤u öyküleri, “çevreyle uyuflamayan kiflilerin bunal›mlar›n›n d›fla vurulmas›” fleklinde tan›mlanan egzistansiyalizmle ve onun edebiyat›m›zdaki yans›mas› olan ‹kinci Yeni ile iliflkilendirir.1

Farkl› Ortakl›klar Rasim Özdenören’i Bat› kültürüyle hemhal olmufl ‹kinci Yeni öykücülerinden kesin olarak ay›ran en önemli mesele yerliliktir. Sezai Karakoç da, Özdenören’in ilk öyküleri üzerine yazd›¤› bir yaz›da bunu vurguluyarak, Hastalar ve Ifl›klar’›n “kendine gerçekçi ad›n› veren, bol örnekli, çok propagandal›, röpörtaj benzeri bir öz tafl›yan, san'at kat›na bir türlü varamam›fl ‹kinci Yeni hikâyecili¤inin, bir türlü yerleflememifl, yabanc›l›ktan kurtulamam›fl varoluflçu hikâyecili¤inin gelip de t›kand›¤›, söndü¤ü, son

s›n›rlar›na var›p ufukta netliklerini kaybettikleri bir dönemde” yay›nland›¤›n› söylemifltir.2 “Yabanc›l›ktan kurtulamam›fl varoluflçu hikâyecilili¤i” ve “san’at kat›na bir türlü varamam›fl ‹kinci Yeni hikâyecili¤i” gibi ifadelerle niteledi¤i öykü ak›m›n›n temsilcilerinin tamam›na yak›n›, Sezai Karakoç’a göre, Bat›l›lar›n kendi toplumsal belleklerinden ve düflünsel miraslar›ndan besleyip yine Bat›l› bir sorunsal› ele alarak türettikleri varoluflçuluk felsefesini oldu¤u gibi Türkçe edebiyatta uygulamaya giriflmifl, bu da ister istemez, kendi toplumuna ve de¤erler dizgesine yabanc› bir edebiyatç› profili ortaya ç›karm›flt›r. Rasim Özdenören bu noktada sa¤c›/muhafazakâr bir dünya görüflüne sahip olmas›ndan da kaynaklanan bir yerlilikle ötekilerden ayr›larak, varoluflçulu¤un iflledi¤i konular› daha “yerli” bir yaklafl›mla ele alm›flt›r. Varoluflçuluk eksenli yeni edebiyat anlay›fl›yla beraber, idealize edilmifl kahramanlar›n yerine bunal›mlar› olan, kafa kar›fl›kl›lar› yaflayan kifliler hikaye ve romanlar›n öznesi olmaya bafllam›flt›r. Bu anlay›fl›n revaçta oldu¤u y›llarda ilk öyküsünü3 yay›nlayan Rasim Özdenören de bu türden kiflileri tahkiye etmifl; fakat, Ebubekir Ero¤lu’nun da söyledi¤i gibi varoluflçu yazarlara öykünerek yarat›lan kifliler ve olaylar, toplumsal belle¤e ve yaflay›fla denk düflmeyen ithal bir edebî anlay›flla de¤il, buradaki sorunu, bunal›m›, çözülmeyi yaflayan kiflileri anlat›lar›n›n merkezine yerlefltirerek yapm›flt›r bunu.4 “Halk›n içinden ç›km›fl bir yazar olarak halk›n hikâyesini, ac›lar›n›, halk›n diliyle anlatmas›”, köye ve köylüye önce Kemalist, sonra sosyalist bir gözle bakan edebiyatç›lar›n aksine halk›n yaflay›fl›na son derece “realist bir tav›rla”

RAS‹M ÖZDENÖREN

1 Abdullah Uçman, “Hikayemizde Geliflim”, Edebiyat dergisi, Kas›m, 1973.

46

2 Sezai Karakoç, Sütun I, Dirilifl Yay›nlar›, ‹stanbul, 1969, s. 168. Karakoç, Hastalar ve Ifl›klar’a iliflkin bu yaz›s›n›n bir baflka yerinde ise flöyle der: “Bu hikayeler, sanki bütünüyle bir pani¤in roman›d›r. Tarih miras›n›n çökertti¤i bir evin, bir insan›n kader trajedisidir. Bir ruh yaralan›fl›n›n, tarihin karanl›k bask›s› alt›nda, metafizik bir varolufl bunal›m›na ç›k›fl›n›n hikayesi. Hastalar ve Ifl›klar, Türk hikayecili¤inde, toplumumuzun derinli¤indeki tarihi-metafizik ac›y› yans›tan, yeni bir yön ve alan gösteren, önemli bir hamledir.” 3 “Akarsu”, Varl›k dergisi, Ocak 1957. 4 Ebubekir Ero¤lu, “Portre ‹çin Bir Katk›”, Rasim Özdenören – Ifl›yan Kelimeler, Kaknüs y., ‹stanbul, 2007, s.23.

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


yaklaflmas› k›sa sürede olumlu tepkiler almas›n› sa¤lam›flt›r.5 ‹kinci hikaye kitab› Çözülme, ad›ndan da anlafl›laca¤› üzere, ailedeki ve bireyin dünyas›nda da¤›lmay› anlat›r. Öyküler 1970’li y›llar›n ürünleridir. Yazar, Çözülme’de yap› itibariyle yeni bir bafllang›ç yapar. Öykülerin genifl bir zaman ve mekân dilimine yay›lmas›, öykünün alan›n›n genifllemesini de sa¤lar. Sosyal olaylar daha belirginleflir. Bir bireyi veya beni ilgilendiren olaylar içten d›fla do¤ru aç›l›r. Necip Faz›l'›n Ruh Burkuntular›ndan Hikâyeler'ini ça¤r›flt›rmakla birlikte ondan daha derin ve temalar›n daha çok farkl›laflt›¤› bir kitapt›r. Çözülme’de yer alan “Aile” adl› öyküyü bu ba¤lamda anmak gerekir. “Aile”, modernitenin çözdü¤ü, çökertti¤i geleneksel ailenin yavafl yavafl yok oluflunu anlatan trajik bir öykü olarak Türkçe edebiyat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Mehmet Kaplan bu öykü için yapt›¤› tahlilde Rasim Özdenören’in zaman› kullan›fl›na dikkat çekerek, yafll›lar›n yaflad›¤› bir Anadolu evinin yavafl yavafl çöküflünü anlat›rken, zaman›n y›k›c›l›¤›n› okura hissettirmesinin önemini vurgular. Modern dönemde zaman art›k çürütücü ve y›k›c›d›r. Öykünün son cümleleri h›zla de¤iflen dünyan›n uza¤›nda bir kasabada, zaman›n ve zaman›n getirdi¤i de¤iflimin y›k›c›l›¤›na tan›k olan bir evi, aileyi ve kufla¤› tasvir eder: “...bir pencere kenar›na oturmufl iki dost, h›zla da¤›lmaya, çözülmeye bafllayan bir fleylerden konuflmakta, uzak bir fleyler gerçekleflmekte, gecenin çukurlar›nda büyümüfl bir kufl bir çat›n›n üstünden süzülmekte, bir bak›fl incelmekte, çözülen, gevfleyen, da¤›lan bir fleyin nas›l ayakta tutulaca¤› bilinmemekte, ahflap bir ev bir zaman parças›nda eriye eriye yitmekte, teslim olmaktad›r.”

Öyküleri Do¤uran Ruh ve Koflullar Özdenören modern hayat içindeki insan›n bunal›mlar›n›, mutsuzluklar›n› çözmek için tasavvufu koyar önümüze, beflinci kitab› Denize Aç›lan Kap›’da.6 Tabii tasavvufun zihin kurucu/k›r›c› bir unsur olarak onun denemelerinde de karfl›m›za ç›kt›¤›n› sadece bu öykü kitab›yla s›n›rl› olmad›¤›n› da ifade etmemiz gerekir. Kitap, Özdenören’in beflinci öykü kitab› ve

bu kitab›yla 1984 y›l›nda Türkiye Yazarlar Birli¤i Y›l›n Hikayecisi Ödülü'ne lay›k görülmüfl. Yazar, oynanmaktan çok okunmak için yaz›ld›¤›n› belirtti¤i iki oyunu da kitaba alm›fl: “Kap›y› Vuran Kim” ve “Beklenen”. Bu metinleri de, öykü okur gibi okuyabiliyoruz. Bunlar d›fl›nda kitapta sekiz öykü yer al›yor. “Ocak”, “Sabah›n Seher Vaktinde Aman”, “Bir Adam”, “Karfl›laflma”, “O Zaman”, “‹t”, “Öteki” ve “Çekirgeler”. Bu kitab›n ilk olarak yay›mland›¤› dönem de kitab›n dünyas›n› ve tabii tasavvuf önerisini anlamak bak›m›ndan ihmal edilmemelidir. Rasim Özdenören’in öykü yaz›m›na bir süre ara verdi¤i ya da seyreltti¤i bir dönemden sonra, Akabe yay›nlar›n›n hikaye dizisinden ç›kard›¤›, Kas›m 1983 tarihli kitap, öykü maceras›nda tematik ve dilsel aç›dan bir farkl›laflmay› iflaret eder. O y›llarda tasavvuf konulu tart›flmalar özellikle Mavera dergisi ekolünü çok derinden etkilemektedir.

Varolufl Meseleleri Varoluflçulu¤un, insan›n yeryüzündeki çaresizli¤ine, yabanc›l›¤›na dair söylemleriyle ba¤lant›l› olan ana temalar›ndan biri de ölümdür. Dünyayla uyuflamayan, varoluflsal problemlere sahip roman ya da öykü kiflilerinin dünyayla ba¤lant›lar›n› tamamen kesen bir olgu olarak ölüm, varoluflçu edebiyat aç›s›ndan son derece önemlidir. Kahramanlar içinde bulunduklar› ç›kmazdan onlar› kurtaracak yegane yol olarak gördükleri ölümü s›kl›kla tercih ederler. Ölüm, Rasim Özdenören’in öyküsünde dünyayla ve yaflamla ba¤lant›n›n kesilmesinin çarp›c›l›¤›n› ve ölümün ötesine iliflkin müteflabih alan›n bilinmezli¤i karfl›s›nda insan›n acziyetini a盤a ç›karan bir olgu olarak karfl›m›za ç›kar. Yazar›n ilk kitab› Hastalar ve Ifl›klar’da yer alan “Çocuk” adl› öyküde ölümün ne oldu¤unu bilmeyen bir çocu¤un, babas›n›n ölümü üzerinden ölüm olgusuyla tan›flmas› anlat›l›r. Bu öyküde, babas›n›n “büyük, eski, kara kunduralar›”na aya¤› tak›lan çocu¤un babas›n›n yoklu¤unu ve bir daha gelmeyece¤ini fark etmesi, yeryüzündeki varoluflunu ilk kez sorgulamas›na yol açar: “Birden gördü kunduralar› ve iflte o zaman çok iyi tan›d›¤› korku, içinden bir demirci balyozu

5 Abdullah Uçman, “Romanc›y› Müjdeleyen Bir Hikâye: Çözülme”, Hareket Dergisi, 85-86, Ocak-fiubat 1973. Sad›k Yals›zuçanlar ise Özdenören gerçekçili¤i

6 Denize Aç›lan Kap›'daki denizin, do¤rudan tasavvufi bir imge oldu¤u belirtilmelidir. Hat›rlanaca¤› üzere Özdenören’in baz› öykü kitaplar› içindeki bir öykünün ad›n› tafl›r. Baz›lar› da kitab›n içindeki öykülerin ad›ndan farkl›, hepsini birden kapsay›c› bir baflka ad› tafl›r. Denize Aç›lan Kap›’n›n ad›na, içindekilerde rastlamay›z. Yazar, öykü bafll›klar›ndan birini de¤il, do¤rudan, metinlerin bütünsel olarak ima etti¤i bir bafll›k kullanm›flt›r.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

RAS‹M ÖZDENÖREN

hakk›nda flunlar› ifade eder: “O'nun, toplumcu gerçekçilerden daha sahih ve çarp›c› olan gerçekçili¤i, resmetti¤i insanlar› ruhlar›ndan kavramas› ve dilinin evrensel nitelik tafl›mas›, fark›nda olunmaks›z›n, modern Türkiye anlat›c›lar›n› etkilemifl, anlat›n›n kendi özgül dünyas›n›n içten ve a¤›r a¤›r dönüflmesine yol açm›flt›r. Özdenören, bu yönüyle, modern Türkiye öykücülü¤ünde, yaklaflt›¤› en noktasal ve yerel olguyu bile, evrensel bir sorun olarak ve evrensel bir dil dünyas› içinde aktarabilen seçkin yazarlar aras›nda yer almaktad›r.” Rasim Özdenören – Ifl›yan Kelimeler, Kaknüs y., ‹stanbul, 2007.

47


gibi aya¤a kalkt›. Arkas›ndan itiliyormuflças›na koflarak ç›kt› merdivenleri. Kap›y› h›zla aç›p çarparak kapatt› ve yata¤a att› kendisini. (Babas›).” Baban›n ölümüne dair bir üzüntüden çok insan›n ölümlülü¤üne iliflkin bilgiyle tan›flman›n korkusuyla çocuk, “Ölü baba’n›n ne oldu¤unu bildi¤i halde bunun ne oldu¤unu bir kez de annesine sorar. Ama annesi cevap vermez. Art›k çocuk ölü baban›n ac› çekmek oldu¤unu kavram›flt›r.”7 Dünyan›n bitimlili¤ine ve insan›n buradaki rolünün belirsizli¤ine iliflkin temalar›n Rasim Özdenören taraf›ndan s›kl›kla kullan›lmas›n› sadece “varoluflçulu¤un konu kal›plar›ndan etkilemek” fleklinde de¤erlendirmek haks›zl›k olur. Dönemsel bir etkileflimle birlikte, ele ald›¤› “çözülme” ve “modern dünyada savrulan birey” meselelerini iflleyen bir baflka düflünüfle yak›nlaflmadan söz etmek daha isabetli olacakt›r. Varoluflçularla tasavvufçular›n insan› ve dünyay› anlamland›rma bak›m›ndan birçok noktada kesifltiklerini kabul edecek olursak, öykülerde tasavvufun ve varoluflçu temalar›n ifllenifl biçimlerini daha kapsaml› bir flekilde ele alma imkân›na ulafl›r›z.

RAS‹M ÖZDENÖREN

Çözülme, ölüm ve tasavvuf Rasim Özdenören öyküsünün merkezinde duran meseleler. Bu üç olguyu “Aile”, “Çocuk” ve Denize Aç›lan Kap›’da yer alan öyküleri anarak somutlamaya çal›flt›k fakat Özdenören öyküsünün dayana¤› olan bu üç temel meselenin teker teker incelenmesi ve öykü çözümlemeleri yap›larak üzerinde durulmas› gerekiyor. Öyküde, modern dünyada ne yapaca¤›n› bilemeyen insan›n yalpalay›fl›n› tahkiye etmek için kullan›lan bu temalar üzerinde Necip Tosun daha genifl ve ayr›nt›l› bir biçimde durmuflsa da, Türk Öykücülü¤ünde Rasim Özdenören bafll›kl› çal›flma, sözünü etti¤imiz düflünsel akrabal›klar› ba¤lant›land›ran bir yaklafl›m sunmamaktad›r.

48

7 Necip Tosun, Türk Öykücülü¤ünde Rasim Özdenören, s. 67, ‹z y., ‹stanbul, 1996.

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


Hukuk

Ar. Gör. Abdülkadir Y›ld›z

Hukukun ‹nflas›nda Hukukun ‹nflas›nda Paradigman›n Tesisi

Ülkemizde anayasa ve hayat›n her alan›n› düzenleyen birçok kanunla ilgili tart›flmalar gündemdeki s›cakl›¤›n› sürekli koruyan konular›n bafl›nda gelmektedir. Toplumun her alan›na müdahale eden hukukun, sistemin temelini teflkil etmesinden dolay› bu alandaki bir aksakl›k en belirgin memnuniyetsizli¤in do¤mas›na sebep olmaktad›r. Kanunlar›n da anayasaya uygun olmas› gereklili¤inden yola ç›k›ld›¤›nda, asl›nda temel problemin anayasayla kurulan hukuksal ve kurumsal yap›dan ileri geldi¤i ifade edilebilecektir. Hukukun inflas›, bizatihi hukuk normlar›n›n bireye güven vermesinin yan›nda yine bu normlar›n herkesi ba¤lamas› ve herkese uygulanmas› suretiyle yani hukukun üstünlü¤ünün sa¤lanmas›yla mümkündür. Dolay›s›yla hukukun üstünlü¤ünün teorik ve pratikte gerçeklefltirilmesi, hukuk güvenli¤ini tam olarak sa¤layacakt›r. Hukukun üstünlü¤ünün tesisi devletin tüm erklerinin yarg› ile ba¤lanmas›n› gerektirir. Yani hukuk devletinin en önemli gere¤i bu flekilde, erklerin hukuk denetimine tabi olmas›yla mümkün olacakt›r. Tabii hukuk aç›s›ndan yap›lacak bir de¤erlendirme ›fl›¤›nda, erklerin ba¤l› oldu¤u hukuk sisteminin de esas itibariyle hukukun temel gayesi olan adaleti sa¤lamak amac›na münhas›r olmas› gereklili¤idir. Erklerin hukukla ba¤l›l›¤› ayn› zamanda erklerin ba¤›ms›zl›¤›yla, yani kuvvetlerin ayr›l›¤›yla da desteklenmedikçe bir anlam ifade etmeyecektir. Bu da yarg›n›n yasama ve yürütmenin müdahalesinden masuniyetinin yan›nda, yarg›n›n yine yüksek yarg›n›n bask›s›ndan da kurtar›lmas›yla söz konusu olacakt›r.

Hukukun üstünlü¤ü ve yarg›n›n ba¤›ms›zl›¤›nda bafl aktör hukuksal sistemin tercihindeki isabetle do¤ru orant›l›d›r. Hukukun tespitinde tabii hukuk paralelinde bir tercih gerçek manada hukuka güveni sa¤lamas›n›n yan›nda hukukun üstünlü¤ünü ve yarg›n›n ba¤›ms›zl›¤›n› da sa¤layacak en temel unsurdur.

Paradigman›n Tesisi: Tabii Hukuk Tanzimat’tan itibaren genel e¤ilim Bat› kanunlar›n›n iktibas› fleklinde bir dönüflüme u¤ram›flt›r. Bu manada hukukun oluflumu Bat› kanunlar›n›n ya bizzat tercümesi suretiyle ya da bunlar›n›n içeri¤inde küçük de¤ifliklikler yap›lmas› suretiyle sa¤lanm›flt›r. Böylelikle Bat›l›laflma hukuksal ve kurumsal alanda tam olarak tesis edilirken, bunun toplum nazar›nda da k›l›k k›yafetin ötesinde benimsetilme çabas›, hukuki alan›n tesisiyle üstten inmeci flekilde gerçekleflti. Buradaki temel paradoks ise modernli¤in ve huzurun kayna¤› olarak benimsenen sistemin çeflitli sebepler dolay›s›yla bizde, Bat›’daki sistemin sa¤lad›¤› anlay›fl› asgari düzeyde olsun getirememifl olmas›d›r. Bunda “bizim özel flartlar›m›z›n” Bat›’daki sistemi aynen devflirmeye elveriflli olmad›¤› ifade edilmifltir. Bu ise aynen al›nmas› durumunda dahi problem oluflturacak sistemi tamam›yla çetrefil bir hale dönüfltürmüfl ve bir zulüm vas›tas› haline getirmifltir. Esas olarak temel alg›ya ve genel yap›ya ayk›r› olan hukuki nizam sonunda birçok yerinden patlak vermifl ve halk›n hukuka olan güvenini sarsm›flt›r. Hâlbuki hukukun üstünlü¤ü bizatihi halk›n yasama ve yürütmeden çok yarg› erkine güvenini sa¤lamal›d›r. Bu durumda hukukun inflas›nda paradigman›n tesisi; hukukun üstünlü¤ünün yarg›çlar devletine dönüfltürülmesiyle de¤il, halk›n temel hak ve özgürlükler aç›s›ndan hukuka güveninin tam olarak sa¤lanmas›yla mümkün olacakt›r. Hukuka güvenin iki temel sacaya¤› ise hukukun uygulanmas›nda tereddüt olmamas› yani hukukun herkesi ba¤lamas›

• ‹L‹M YAYMA VAKFI

HUKUKUN ‹NfiASINDA PARAD‹GMANIN TES‹S‹

Girifl

K›r›kkale Üniversitesi


ve herkesi ba¤layan hukukun bizatihi kendi bafl›na güvenilir olmas› yani adaleti tesis etmesi, dolay›s›yla zulme u¤rayan› teskin etmesiyle mümkün olacakt›r. fiu halde anayasan›n gerçek manada toplum sözleflmesi mahiyetinde olmas› gerekir. Böylelikle halk›n yabanc› olmad›¤› ve yap›m sürecinde çeflitli flekillerde içerisinde yer ald›¤› yani benimseyece¤i bir anayasa ortaya konulabilir. Bu anayasan›n temel haklar› ve adaleti dolay›s›yla merkezine insan› koydu¤u ölçüde tabii hukuka uygun bir anayasa oldu¤u söylenebilecektir.

Hukukun Üstünlü¤ü Anlay›fl›

HUKUKUN ‹NfiASINDA PARAD‹GMANIN TES‹S‹

Hukukun üstünlü¤ü anlay›fl› temel olarak hukukun tüm erkleri ba¤lamas› suretiyle hukuk devleti ilkesinin bir türünün ifadesi iken; di¤er yandan devletin üstün tutuldu¤u ve bireye karfl› korunmas› halinin dönüflümü suretiyle devletin amac›n›n insan olarak belirlenmesinin yan›nda, insana göre haz›rlanan hukuk kapsam›nda insan›n özgürleflmesinin önündeki engellerin kald›r›lmas›d›r. fiu halde hukukun üstünlü¤ü hukuk devleti ilkesini sa¤lamaya matuf olmakla, polis devletinin z›dd›n› ifade etmektedir. Bütün bunlardan hukukun üstünlü¤ünü erkler aras›nda makam›n ileri getirdi¤i bir durum olarak flah›slar›n üstünlü¤ü ve dolay›s›yla yukarda bahsedilen yarg›çlar hükümetinin belirtisi olarak de¤il, yarg›n›n bizzat hukukla ba¤l› olmas›n›n yan›nda yasama ve yürütmenin de hukuki denetiminin mümkün olmas›yla aç›klamak gerekir. Zaten yasama ve yürütmenin yarg›sal denetimi bu aç›dan hukuk devletinin bir gere¤i olarak kabul edilmektedir. Anayasam›z›n 2. Maddesinde de yer alan hukuk devleti ilkesi, özünde do¤al olarak eflitsiz durumda bulunan bireyin devlete karfl› korunmas›n› ifade eder Serap Yaz›c›, “Ulus Devletten Ulusüstü Devlete Geçiflte Hukuk Devleti”, AÜHFD, C.54, S.4, ss.77- 118, 2005, s.79.. Bu noktada as›l problem ise devletin hukuk normlar›yla s›n›rland›r›lmas›n›n biçimsel aç›dan hukuk devletini karfl›lamas› ve fakat içeriksel olarak bireye gerçek manada hukuk güvenli¤ini sa¤layabildi¤inin sorgulanmas›n›n karfl›s›nda; pozitif hukukun d›fl›nda bir hukuk devleti alg›s›n›n keyfili¤e yol açmas› endiflesi ile birlikte seyretmektedir. fiöyle ki biçimsel olarak sa¤lanan hukuk devleti ilkesinin kanun devletinden öteye geçememesi ihtimali Yaz›c›, s.80. ile bunun karfl›s›nda pozitif hukukun üstünde bir tabii hukuk alg›s›n›n keyfili¤e yol açmas› Gülriz Uygur, “Adalet ve Hukuk Devleti”, AÜHFD, C.53, S.3, ss.29- 38, 2004, s.33- 35. ihtimali birlikte de¤erlendirilmelidir. Bu noktada problemin hukuk güvenli¤inde dü¤ümlendi¤ini söylemek mümkündür. Bahsedildi¤i flekilde hukuk devleti ilkesinin kanun devletinin ötesinde sa¤lanmas›,

‹L‹M BÜLTEN‹ YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ • 49 50

hukukun inflas›nda tespit edilecek pozitif hukuk sisteminin bizatihi bireye sa¤layaca¤› güvenle do¤ru orant›l›d›r.

Yarg›n›n Ba¤›ms›zl›¤› Yarg›n›n ba¤›ms›zl›¤› Türkiye’de özellikle demokratik tercihlerin iktidardaki belirginli¤inin yo¤un oldu¤u dönemlerde, depolitizasyon politikalar›yla da yak›ndan irtibatl› olmak suretiyle, yarg›n›n yaln›zca yasama ve yürütmenin etkisinden kurtar›lmas› olarak yorumlanm›flt›r Osman CAN, Darbe Yarg›s›n›n Sonu, Timafl, ‹stanbul; 1. Bask›, 2010, s.37- 39. Ayr›ca Mustafa fientop, Anayasalarda ve De¤ifliklik Önerilerinde AYM VE HSYK, S.23, Seta Analiz, Ankara; Haziran 2010, s.35.. Hâlbuki yarg›n›n yasama ve yürütmeden belli aç›lardan ba¤›ms›zl›¤›, özellikle oluflumu bak›m›ndan ise irtibat›n›n soyutlanamazl›¤›na karfl›n, yarg›n›n ba¤›ms›zl›¤›n›n bu aç›dan dillendirilmesi genel olarak yarg›n›n di¤er erklerin üstünde ve bu arada kendi içerisinde de hegomonik bir yap›n›n do¤mas›na sebebiyet vermifltir. Bu aç›dan yarg›n›n ba¤›ms›zl›¤›n›n yasama, yürütme ve bununla birlikte kendi içerisinde yarg›yla da birlikte düflünülmesi gerekmektedir.

Sonuç 12 Eylül 2010 anayasa de¤iflikli¤i referandumu Türkiye’de yeni bir anayasa yap›m› için önemli bir aflamay› ifade etmifltir. Esas itibariyle yarg›sal alandaki de¤ifliklikler; parti kapatma ve buna paralel olarak siyaset yap›lmas› suretiyle ortaya konulacak yeni bir anayasan›n önündeki önemli engelleri ortadan kald›rm›flt›r. ‹flte bu aflamada, yap›lacak yeni anayasan›n hak ve adalet temelli olmas› yani tabii hukuku referans almas› suretiyle halk için ve halk›n de¤er yarg›lar›n› kapsay›c›, halk› kucaklay›c› bir flekilde ortaya konulmas› son derecede önemlidir.

Kaynakça CAN, Osman, Darbe Yarg›s›n›n Sonu, 1. Bask›, ‹stanbul; Timafl, 2010 KAfiIKÇI, Osman, ‹slam ve Osmanl› Hukukunda Mecelle, ‹stanbul; OSAV, 1997 fiENTOP, Mustafa, Anayasalarda ve De¤ifliklik Önerilerinde AYM VE HSYK, S.23, Seta Analiz, Ankara; Haziran 2010 UYGUR, Gülriz, “Adalet ve Hukuk Devleti”, AÜHFD, C.53, S.3, ss.29- 38, 2004 YAZICI, Serap “Ulus Devletten Ulusüstü Devlete Geçiflte Hukuk Devleti”, AÜHFD, C.54, S.4, ss.77- 118, 20


Bilge Kral

Mustafa Göksal

Gemi ‹nflaat› ve Mak. Müh./MBA

Aliya ‹zzetbegoviç ve Üçü Aliya ‹zzetbegoviç ve Üçüncü Yol Manevras› Üzerine Mülahazalar -I- Üçüncü Yol “Bana göre üç dünya görüflü vard›r: ‹dealist, materyalist ve ‹slami dünya görüflleri. ‹nsan›n beden ve ruh denen iki unsurdan yarat›ld›¤› genel kabul gören bir ifadedir. ‹nsan için önce: ‘Hayat›m› nas›l sürdürebilirim?’ sorusu, sonra da: ‘Hayat›m› neden sürdürmeliyim?’ sorusu gelir. Bu sorular ütopya ve drama aras›ndaki çat›flman›n da özünü olufltururlar. Ütopya bireyi, drama ise ahlak› tan›maz. Asl›nda bu ikilem bütün insanl›k tarihine damgas›n› vurmufltur. Fakat bu iki e¤ilim ancak ‹slam’da uzlaflma zemini bulmufltur. ‹slam bu iki kutup aras›nda insan f›trat›n›n denge durumuna tekabül eden bir sentez, bir üçüncü yoldur.” Aliya ‹zzetbegoviç ‹slam’› tan›mlarken di¤er oluflumlar›n üzerinde, ‹slam’a bir fark›ndal›k katarak “Üçüncü Yol” kavram›n› kullanmaktad›r. Üçüncü Yol, bireyin mevcut kavramlar üzerinden hayat›n› flekillendirmesinden çok inanc›n›n yaflam›na hâkim olma sürecini ifade etmektedir. Üçüncü yol Aliya’n›n gözünden ‹slam Dini olarak alg›lanmaktad›r. Bat› medeniyeti ile Do¤u medeniyeti aras›nda s›k›fl›p kalan Bosna Halk›, Aliya’n›n oluflturdu¤u paradigma ile kendi yap›land›rmas›n› tamamlamaya çal›flm›fl ve Avrupa üzerinde meflruiyetini sa¤lam›flt›r. Ne bir Do¤ulu olmufl, ne de bir Bat›l› gibi hareket etmifltir. Kendi insan›n medeniyetini Üçüncü Yol kavram› ile oluflturmufltur Aliya ‹zzetbegoviç.

“Savafl öncesi y›llarda sosyalizm ve kapitalizm gibi ideolojiler her tarafa hâkimdi. Müslüman

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

AL‹YA ‹ZZETBEGOV‹Ç

Bosna Hersek Halk›n›n ‹slam’› ve Müslümanl›¤› benimseyiflindeki izledi¤i rotay› Aliya’n›n flu sözleri net bir flekilde ifade etmektedir:

51


‹slam, savafltan sonra Bosna Halk›n› Aliya’n›n öngördü¤ü flekilde harmanlam›flt›. Boflnaklar›n birço¤unun Üçüncü Yol’u tercih etmesindeki en büyük etmenlerden birisinin Aliya’n›n sergiledi¤i tutum oldu¤u aflikârd›. Üçüncü Yol Bosna halk›na ba¤›ms›zl›kla birlikte kendi öz medeniyetini oluflturma f›rsat›n› da sa¤lam›flt›. Uygarl›klar›n oluflturdu¤u kültürü ‹slam Medeniyetinin etkisi ile flekillendirme olana¤› sa¤lanm›flt›. Üçüncü Yol, Aliya ‹zzetbegoviç’in Boflnaklara b›rakt›¤› bir miras de¤il, hat›rlatt›¤› evrensel bir de¤erdi.

siyasetçiler, ayd›nlar ve akademisyenler, kendilerini ya sol ya da sa¤ görüfllere yamamaya çal›fl›yorlard›. Kimisi “‹slam Sosyalizmi” isimli kitaplar yazarken, kimisi de ‹slam’›n sa¤c› ve milliyetçi oldu¤unu savunuyordu. Bu dönemde Aliya adeta flöyle diyordu: “Hay›r, biz ne do¤uluyuz ne de bat›l›y›z, biz farkl›y›z biz Müslüman’›z1.” Bosnal›lar kendilerini herhangi bir pusulan›n uç noktalar› olarak görmektense bir Üçüncü Yol’u tercih ettiklerini dile getiriyorlard›. ‹slam teslimiyetin ad› olarak bu kadar bariz bir flekilde dile getiriliyordu. ‹slam insan›n ahlakl› bir flekilde yaflant›s›n› sürdürebilmesi için olabilecek biricik de¤erdir. Özgürlü¤ün tam manada yaflanmas›na sebep teflkil eden, güzel ve asil olan her fleyin ad› ‹slam’d›r. Aliya Üçüncü Yol kavram›n› Müslüman kiflili¤inin yan› s›ra münevver bir bak›fl aç›s› ile ele almaktad›r.

-II- Elefltiri ve Öngörü Aliya ‹zzetbegoviç, tan›mlad›¤› üç dünya görüflünden ‹dealizm ile ilgili düflüncelerini Üçüncü Yol olan ‹slamiyet ile birlefltirerek Boflnak Medeniyetini oluflturma yönünde önemli bir ad›m atm›flt›. Aliya’n›n Bosna Hersek Savafl›’nda göstermifl oldu¤u özveri ve kararl›l›¤› Bosna Halk›n›n birço¤unun ba¤›ms›zl›k ad›na kenetlemesini sa¤lam›flt›.

AL‹YA ‹ZZETBEGOV‹Ç

Burada flu kritik sorular› sorabiliriz: “Seçilen yol olan ‹slam, Bosna Halk›n› Aliya’n›n inand›¤› hedefe götürebilmifl miydi? Hedeflerden çok yaln›zca savafl zamanlar›nda tutunacak tek dal olarak m› görülmüfltü?”

52

1 Kaynak: Prof. Dr. Recep fientürk, 2010 Aç›k Medeniyet, Timafl Yay›nlar›

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

Kültürler aras› farkl›l›klar arz eden din kavram› Aliya’n›n tan›mlad›¤› ‹slam’da farkl›l›k arz etmemifl miydi? Boflnaklar ile dünyan›n herhangi bir yerindeki bir Müslüman bireyin alg›lad›¤› din kavram› ayn› olabilir miydi? Aliya’n›n Üçüncü Yol’u yaln›zca Boflnak halk üzerinde mi etkili idi? Bu ve bunun benzeri sorulara verilecek cevaplar ne olabilirdi? Kültürleri oluflturan uygarl›klar›n yaflad›klar› din o toplumun medeniyetini, medeni olabilmesinin en büyük göstergesi olarak gösterilebilir. Aliya’n›n ifade etti¤i Üçüncü Yol dünyan›n neresinde olursa olsun, hangi zaman diliminde, hangi mekânda dile getirilirse getirilsin, daima evrenselli¤ini koruyan ve farkl› alg›lamalara yer vermeyen bir kavram olarak kalacakt›r. ‹dealizm ve materyalizm gibi görüfller k›sa vadede insanl›¤›n ç›karlar› do¤rultusunda oluflturulan ak›mlar oldu¤undan, hükümleri yenilenen paradigmalarda geçersiz olacakt›r. ‹nan›fl›n gayesi olan teslimiyet yaln›zca Üçüncü Yol’da, ‹slamiyet’tedir. Üçüncü Yol bu anlamda içinde özgürlü¤ü bar›nd›ran yegâne de¤er olarak kalacakt›r.


Osmanl› Hukuku

Ar. Gör. Muhammed Göçgün

Tanzimat Sonras› Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Tanzimat Sonras› Osmanl› Hukukunda Rüflvet Suçu

Tanzimat Dönemi Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nda y›llardan beri var olan ve üzerinde sürekli tart›fl›lan güç kaybetmenin engellenmesi ve imparatorlu¤un tekrar eski günlerine dönebilmesi amac›yla gerçeklefltirilmek istenen de¤iflim hareketlerinin, yeniliklerin, ça¤dafllaflman›n(!) bafllat›ld›¤› dönemdir. De¤iflikliklerin niteliklerine ve içeriklerine bakt›¤›m›zda ise bu yenileflme çabas›n›n yabanc› devletler taraf›ndan desteklenmifl oldu¤unu ve yap›lacak yeniliklerin Bat› kaynakl› olmas› gerekti¤ine dair fikrin a¤›r basm›fl oldu¤unu görebiliriz. Bat›l› devletlerin destekleriyle beraber, kuflkusuz dönemin kendi medeniyet birikiminden rahats›z olan ve Bat›y› geliflmifl ve ileri bir medeniyet olarak telakki eden bir k›s›m ayd›n da bu de¤iflikliklere öncülük etmifllerdir. Bu hem iç hem d›fl destekli reform çabalar›n›n sonucunda birçok alanda yap›lan de¤ifliklikler pek tabi ki hukuk alan›nda da etkisini göstermifl ve günümüz seküler hukuk sisteminin temellerinin at›ld›¤› bir kanunlaflt›rma hareketi ortaya ç›km›flt›r. Ceza hukuku da gerek insan hak ve hürriyetleriyle olan yak›n iliflkisi hem de günlük hayata do¤rudan etki eden bir hukuk sistemati¤i oldu¤u için Tanzimat döneminde ceza hukuku alan›nda önemli say›lacak ölçüde yeni düzenlemelere gidilmifltir. Bu dönemde ç›kar›lm›fl olan 1840 tarihli kanunname, Tanzimat sonras› ç›kar›lm›fl ilk ceza kanunu olmakla birlikte bunun ard›ndan 1851 y›l›nda bu kanunun eksikliklerini gidermek amac›yla da bir ceza kanunnamesi ç›kar›lm›flt›r. Bu kanunlar›n en önemli özelli¤i günümüz anayasa ve ceza hukukunda da korunmakta olan birçok hakk›n bu kanunda da tan›n›yor olmas›d›r. Isahat Ferman›’n›n da etkisiyle Frans›z Ceza Kanunu’nun çevirisi olarak 1858 tarihli Ceza Kanunname-i Humayun ise Bat›l› ve laik hukuk sistemine geçiflte önemli bir basamak olmas›n›n bir sonucu olarak günümüz ceza kanunlar›na yak›n

hükümler içermektedir. Kamu görevlilerinin belirli bir menfaat karfl›l›¤›nda görevlerini yerine getirmeleri ya da getirmemeleri olarak tan›mlayabilece¤imiz ve çal›flmam›z›n da konusu olan rüflvet suçu, Osmanl›’da devlet dairelerinde özellikle son dönemde yayg›nlaflm›fl olmas› ve toplumun adaletli bir flekilde yönetilip idarenin iflleyiflinin aksat›lmamas› aç›s›ndan son derece önemli oldu¤u için Tanzimat sonras› ç›kar›lan her üç ceza kanununda da düzenlenmifltir. Biz de çal›flmam›zda 1840, 1851 ve 1858 tarihli ceza kanunlardaki bu düzenlemeleri madde metinlerini aç›klamak suretiyle incelemifl bulunuyoruz. Madde metinlerini günümüz Türkçesi’ne çevirirken Ahmet Gökcen’in yüksek lisans tezi olan “Tanzimat Dönemi Ceza Kanunlar› ve Bu kanunlardaki Ceza Müeyyideleri” isimli eserini esas ald›¤›m›z› belirtmek isteriz.

1. Kavram Olarak Rüflvet Rüflvet, Arapça as›ll› bir kelime olup, sözlük anlam› itibariyle “vazifeli bir kimsenin elindeki imkanlar› para veya mal karfl›l›¤›nda kötüye kullanmas›, bu flekilde verilip al›nan para ve mal” manas›na gelmektedir.1 Genifl anlam›yla ele al›nd›¤›nda, rüflvet, kamu görevlileri d›fl›ndaki özel sektör çal›flanlar›n›n da iflledikleri fiilleri kapsamaktad›r. Halk aras›nda rüflvet bu genifl anlam›yla bil inmekte ve kullan›lmaktad›r. Ancak rüflvet, hukuken dar anlamda kullan›ld›¤› için kamu görevlisinin rüflvet almas›n› ifade etmektedir.2 Rüflvet suçunun doktrinde de¤iflik hukuki tan›mlar› yap›lm›flt›r. ERMAN-ÖZEK’e göre, “ memurun, kendi görevine giren bir tasarruf veya ifllem sebebiyle, bir kimseden verilmesi gerekmeyen bir karfl›l›k kabul etmesine yol açan bir anlaflma”3; GÖZÜBÜYÜK’e göre ise, ”memur veya memur say›lan bir kimsenin kanun ve nizam gere¤ince yapmaya mecbur oldu¤u fleyi yapmak veya yapmamaya mecbur oldu¤u fleyi yapmamak için ald›¤› veya baflkas›na ald›rd›¤› para

1 Raflit Gürbüz, Türk Ceza Hukukunda Rüflvet Suçu, Yay›nlanmam›fl Yüksek Lisans Tezi, ‹stanbul, 2006 s. 3. 2 Ahmet Mumcu, Osmanl› Devletinde Rüflvet, 3. Bask›. ‹stanbul, ‹nk›lap Kitabevi, 2005 s. 11. 3 Sahir Erman, Çetin Özek. Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kamu ‹daresine Karfl› ‹fllenen Suçlar. ‹stanbul Ifl›k Matbaac›l›k, 1992. S.88.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

TANZ‹MAT SONRASI OSMANLI HUKUKUNDA RÜfiVET SUÇU

Girifl

53


veya temin etti¤i sair menfaatler”4; ARTUK-GÖKCENYEN‹DÜNYA ise rüflveti; ”kamu görevlisinin icbar veya ikna tarz›nda bir hareketi olmaks›z›n görevinin gereklerine ayk›r› olarak bir ifli yapmas› veya yapmamas› için vard›¤› anlaflma sonucunda yarar sa¤lamas›” olarak tan›mlam›flt›r5. 5237 say›l› ise yeni Türk Ceza Kanunu ise rüflveti 252. maddenin 3. f›kras›nda flu flekilde tan›mlam›flt›r: “Rüflvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine ayk›r› olarak bir ifli yapmas› veya yapmamas› için kifliyle vard›¤› anlaflma çerçevesinde bir yarar sa¤lamas›d›r”. Böylelikle kanunumuz, rüflvet suçlar›n›n yaln›z kamu görevlileri taraf›ndan ifllenebilece¤ini düzenlemifl, özel sektör çal›flanlar›n›n yarar sa¤lamas›n› rüflvet olarak kabul etmemifltir. Rüflvet suçu uygulamada Yarg›tay Ceza Genel Kurulunun karar›6 ile flu flekilde tan›mlanm›flt›r. “Ceza tatbikat›nda memur say›lan bir kimsenin görevine giren bir ifl için kendi taraf›ndan icbar, ikna veya i¤fal fleklinde bir hareket olmaks›z›n, kanunen yapmaya mecbur oldu¤u fleyi yapmak veya yapmamak, yapmamaya mecbur oldu¤u fleyi yapmamak veya yapmak için kanunen verilmesi gerekmeyen bir mal veya herhangi bir menfaat sa¤lamas› yahut para veya menfaat hakk›nda taahhüt veya teminat kabul etmesidir7.”

2. Suçun 1840 Tarihli Kanunnamede Düzenlenifli 1840 (1256) tarili Ceza Kanunnamesi’nin rüflvet suçu 5. fasl›ndaki 1-7. maddelerde düzenlenmifl ve fakat bu kanunda rüflvetin tan›m›n› yap›lmay›p, suçu iflleyenlere verilecek cezalar gösterilmifltir8. Maddesinde9

TANZ‹MAT SONRASI OSMANLI HUKUKUNDA RÜfiVET SUÇU

5. fasl›n 1. uleman›n, memurlar›n, askeri personelin di¤er tüm devlet görevlilerinin kendilerine yetecek kadar maafl ald›klar›ndan dolay› rüflvete tevessül ve teflebbüs etmemeleri gerekti¤i hükme ba¤lanm›flt›r.

54

2. maddede ise bu hükme uymay›p rüflvet alanlara verilecek ceza gösterilmifltir. Buna göre, 1. maddeye ayk›r› davranmak suretiyle rüflvet alanlar›n, ald›klar› miktar beytülmale aktar›lmak üzere kendilerinden

al›nacakt›r. Bununla birlikte mürtefli, yani rüflvet alan kiflinin rütbesi al›narak veya düflürülerek devlet hizmetindeki görevinden, bir daha istihdam edilmemek üzere azil ve ihraç edilmek suretiyle üç y›ll›¤›na kürek cezas›na mahkum edilecektir. Kanunnamenin 3. maddesinde kamu hizmetinde bulunmayan kiflilerin de rüflvet suçunun faili olabilecekleri öngörülürken10 4. madde, rüflvet veren kifliye de (rafli) rüflvet alan kifli hakk›nda verilecek cezan›n ayn›yla uygulanaca¤› hakk›ndad›r. 5. maddede zorla rüflvet veren kifliye ihbar yükümlülü¤ü getirildi¤ini görmekteyiz11. Bu maddeye göre, rüflvet veren kiflinin kendi iste¤iyle de¤il, aksine mürteflinin zoru ve korkutmas›yla rüflvet vermifl oldu¤u durumlarda, vermifl oldu¤u miktar›n kendisine geri verilecek; ancak bu durumda zorla rüflvet vermifl olan kiflinin durumu derhal ilgili makama bildirmezse kendisi de sorumlu tutulacak ve 1 sene müddetle sürgün edilecektir. Son olarak, 6. maddede verilmesi mutad olan baz› hediyelerin kabulü için de mutlaka padiflah›n onay›n›n gerekli oldu¤u belirtilirken; 7. madde, dü¤ünlerde ve di¤er merasimlerde dostane iliflkiler münasebetiyle verilmesi adet olmufl hediyelerin çeflidi ve miktar›n›n ayr› bir kanunla düzenlenece¤ini ve bu s›n›rlar›n da afl›lamayaca¤›n› vurgulam›flt›r. Belirtmemiz gerekir ki, 6. ve 7. maddelerdeki hükümlere ayk›r›l›¤›n herhangi bir müeyyideye ba¤lanmam›fl olmas›, kanunnamede yer alan eksikliklerden birisi olarak de¤erlendirmelere sebebiyet vermifltir12.

3. Suçun 1851 Tarihli Kanunnamede Düzenlenifli 1840 tarihli Ceza Kanununun eksikliklerini tamamlamak üzere13 yay›nlanan 14 Tem-muz 1851 (1267) tarihli Kanun-u Cedit’in üçüncü fasl›n›n 8. ve 9. maddelerinde rüflvet suçuna iliflkin hükümler yer almaktad›r. Bu kanunname genel olarak 1840 tarihli kanunnameye paralel hükümler getirmifl olsa da bar›nd›rd›¤› birtak›m farkl›l›klar da mevcuttur.

4.Abdullah Pulat Gözübüyük, Alman, Frans›z, ‹sviçre ve ‹talyan Ceza Kanunlar› i le Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Aç›klamas›, (Hususi K›s›m - Cürümler), C. III, 3. Bask›, Ankara Kazanc› Yay›nevi, s. 104. 5 Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A. Caner Yenidünya. Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bask›. Ankara, Turhan Yay. 2006 s. 625. 6 Bkz. YCGK 19.10.1987 tarihli, 205/462 no.lu karar› 7 Gürbüz, s. 5. 8 Gürbüz, s. 19. 9 Çal›flmam›zda, kanun maddelerinin günümüz Türkçesi’ne aktar›lmas›nda, Ahmet Gökcen’in “Tanzimat Dönemi Osmanl› Ceza Kanunlar› ve Bu Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri” isimli eserinin 126-251. Sayfalar›ndaki “Ekler” bölümünden yararlan›lm›flt›r. 10 Alptekin Küçükince, Rüflvet Suçu. Yay›nlanmam›fl Yüksek Lisans Tezi, ‹stanbul, 2007, s. 37. 11 Ahmet Mumcu, Osmanl› Devletinde Rüflvet, 3. Bask›. ‹stanbul, ‹nk›lap Kitabevi, 2005 s. 278–280. 12 Artuk - Gökcen - Yenidünya, s. 111.. 13 Gürbüz, s.20.

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •


9. madde ise rüflvet alan (mürtefli) ve rüflvet veren (rafli) kifli hakk›nda ayn› cezan›n uygulanaca¤›n› düzenlemifltir. Bunun yan›nda, rafli e¤er kendi menfaatini düflünerek de¤il de mürteflinin zoru ve korkutmas› sonucu rüflvet vermifl olursa, bu durumu ispat etti¤i takdirde vermifl oldu¤u rüflvet miktar› taraf›na iade edilecektir. Maddenin devam›nda ise verilmesi mutad olan resmi makamlara verilecek baz› hediyelerin de padiflah›n izni dahilinde kabul edilmesi gerekti¤i bildirilerek dostane iliflkilere istinaden verilecek hediyelerin de kanunda belirtilen s›n›r› aflmamas› gerekti¤i vurgulanm›flt›r.

durumlarda da o mal›n gerçek de¤eriyle sat›ld›¤› de¤er aras›ndaki fark da rüflvet olacakt›r. Bunun yan›nda dü¤ünlerde ve di¤er toplant›larda gerek erkek gerekse de kad›n hizmetçilere verilen adi bahflifller müstesna olmak üzere ayakbast› paras› ismiyle ya da di¤er isimler alt›nda verilecek hediyeler de rüflvet olacakt›r. Buna ra¤men ihtiyaç sahiplerinin ihtiyac›n› karfl›lamak amac›yla sadaka olarak verilen ve dostlar aras›nda muhabbet maksad›yla verilen yiyecek, içecek, meyve vs. cinsinden fleyler ile muhtaçlara, hak sahiplerine ve hizmetlilere iyi niyetle verilecek fleyler rüflvet olarak de¤erlendirilmeyecektir. 67. maddenin son cümlesinde ise gerek do¤rudan do¤ruya bizzat, gerekse araya vas›ta koyarak rüflvet alana mürtefli, rüflvet verene rafli ve buna arac› olana ise raifl denilece¤i bildirilmifltir. 68. maddede ise rüflvet alan›n, kim olursa olsun ve hangi memuriyete mensup bulunursa bulunsun alm›fl oldu¤u miktar›n kendinden geri al›naca¤› ve bu miktar›n bir misli de ceza olarak al›nd›ktan sonra e¤er bu suçu ilk defa iflliyorsa süreli olarak kalebentlik cezas› verilece¤i ve 6 seneli¤ine sürgün edilece¤i düzenlenmifltir. 70. maddede ise rüflvet veren kifli için de ayn› cezan›n uygulanaca¤› belirtilmektedir.

1810 tarihli Frans›z Ceza Kanunu’nun tercümesi olarak meydana getirilen15 1858 (1274) tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu’nun 1’inci bab›n›n 3’üncü fasl›n›n 67-81. maddeleri rüflvet suçlar›na ayr›lm›flt›r.

Kanunnamenin 71. maddesinde devlet görevlisi olmayanlar hakk›nda da rüflvet hükümlerinin uygulanaca¤› belirtilmektedir. 72. maddede ise rüflvet alan kiflinin kad›n olmas› ve bu durumdan kocas›n›n da haberi oldu¤u ispat edilerek ortaya kondu¤u takdirde al›nm›fl olunan rüflvetin kendilerinden iki kat olarak tahsil edilece¤i ve haklar›nda 68. maddedeki, mürtefliye verilen cezalar›n tatbik olunaca¤› hüküm alt›na al›nmaktad›r. E¤er rüflvet veren kad›n›n kocas› yoksa veyahut kocas› olmakla beraber kar›s›n›n rüflvet ald›¤›ndan haberi yoksa ve suç r›zas› dahilinde gerçekleflmiyorsa sadece al›nan rüflvet kadar miktar›n geri al›naca¤› ve kad›n hakk›nda bir sene hapis cezas› verilece¤i bildirilmektedir. Bununla beraber 73. maddede rüflvet alan kad›n (rafliye) ve rüflvete arac›l›k eden kad›n (raifle) için de erkekler için uygulanacak hükümlerin uygulanaca¤› hükmü mevcuttur.

Kanunnamenin 67. maddesinde rüflvetin tan›m› yap›lmakta ve kiflinin amac›n›, arzusu-nu gerçeklefltirmek için her ne ad alt›nda olursa olsun al›p verdi¤i her fley rüflvet olarak tan›mlanmaktad›r. Yine ayn› maddede bir mal›n kendi de¤erinden fahifl miktarda düflük fiyata ya da fazlaya sat›ld›¤›

74. ve 75. maddeler suçun mükerrer ifllenifliyle alakal› hükümleri ihtiva etmektedir. Buna göre, bir kifli önceden ifllemifl oldu¤u rüflvet suçunun cezas›n› çektikten sonra tekrar ayn› suçu ifllemesi halinde alm›fl oldu¤u rüflvet kendisinden iki kat olarak al›nacak ve befl seneden az olmamak üzere kalebentlik cezas›

Görüldü¤ü gibi 1851 tarihli kanunnamedeki hükümlerin birço¤u 1840 tarihli metinle ayn› düzenlemeleri havidir. Bununla birlikte önceki kanunnamedeki “üç sene kürek cezas›” yerine “flahs›na göre tedip k›l›na” hükmü getirilmifltir. Böylece cezalar›n kanunili¤i prensibi-ne ayk›r› olacak flekilde rüflvet suçunda uygulanacak cezan›n cins ve miktar›n›n tayini hususu hakimin takdirine b›rak›lm›flt›r14. Son olarak, kendisinden cebren rüflvet al›nan kimsenin ihbar yükümlülü¤ü de kald›r›lm›flt›r.

4. Suçun 1858 Tarihli Kanunnamede Düzenlenifli

14 Gökcen, Ahmet, Tanzimat Dönemi Osmanl› Ceza Kanunlar› ve Bu Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri. ‹stanbul 1989. s. 112-113. 15 Küçükince, s. 37.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

TANZ‹MAT SONRASI OSMANLI HUKUKUNDA RÜfiVET SUÇU

Kanunnamenin 8. maddesinde rüflvet suçunun kanunen ve dinen yasak oldu¤u hat›rla-t›larak bu suça kimsenin cesaret etmemesi gerekti¤i belirtilmektedir. Maddeye göre, bir kimse bu suçu iflledi¤i takdirde suçun konusu olan mebla¤a beytülmale aktar›lmak üzere el konula-cakt›r. Bunun yan› s›ra, failin rütbesi geri al›narak veya tenzil edilerek devlet hizmetindeki görevinden bir daha istihdam edilmemek üzere azil ve ihraç edilecek ve verilecek cezas› flah-s›na göre belirlenecektir. Ve e¤er rüflvet alan kifli kamu hizmetinde görevli kiflilerden de¤ilse suçu iflledikten sonra kendisine devlet kademesinde görev verilmeyecektir.

55


ile müebbeten memuriyetten men cezas› birlikte hükmolunacakt›r. Ayr›ca mükerrer olan rafli ve raifl için de befl seneden az olmamak kofluluyla kalebentlik ve müebbeten memuriyetten men cezas› birlikte uygulanacakt›r. 76. maddeye göre rüflvet suçunun oluflmas› için mutlaka herhangi bir fleyin al›n›p verilmesi gerekli olmay›p senet, tahvil ya da rüflvet anlaflmas›n›n oldu¤u durumlarda da rüflvet suçunun oluflaca¤› ve bu durumlarda ceza olarak al›nacak rüflvet miktar› rafliden ve bunun bir misli kadar da mürtefliden al›nacakt›r. 77. maddede ise bir kiflinin mal, can ve namus gibi meflru menfaatlerini korumak ad›na rüflvet vermek zorunda kal›p da durumu hükümete bildirirse rüflvet olarak verdi¤i tutar kendisine geri verilecektir. Bu durumda rüflveti alm›fl kifli hakk›nda mürtefli hükümleri uygulanacakt›r. Buna karfl›l›k zorla rüflvet vermek durumunda kalan flah›s, durumu yetkili makamlara bildirmeyip de durum baflkalar› taraf›ndan duyuldu¤u takdirde rafli gibi cezaland›r›lacakt›r. Kanunun 78. maddesi ise, bir kiflinin görülecek ve yap›lmas› gereken bir ifli olup da bu ifli yapmakla görevli memurun rüflvet istedi¤i durumlarda kendisinden rüflvet istenilen kifli durumu ihbar ve ispat etti¤i takdirde, ifli görüldükten sonra rüflvet olarak istenilen tutar›n kendisine mükafat olarak verilece¤i ve rüflvet isteyen kifli hakk›nda mürtefli hükümleri uygulanaca¤› hakk›ndad›r.

TANZ‹MAT SONRASI OSMANLI HUKUKUNDA RÜfiVET SUÇU

Her ne surette olursa olsun kendisine rüflvet verilen kiflinin, gerek o rüflveti almadan önce gerekse ald›ktan sonra olay›n baflkalar› taraf›ndan duyulmamas› flart›yla, iki ay içinde yetkili mercilere durumu bildirirse o kifli hakk›nda cezaya hükmolunmayaca¤›, 79. Maddenin getirdi¤i bir düzenlemedir. Yine ayn› maddede, e¤er rüflvet teklif edilmifl fakat para henüz al›nmam›fl ise, rüflvete konu olan miktar ceza olarak rüflveti teklif eden kifliden al›narak o kifli hakk›nda raflilere uygulanacak di¤er hükümlerin de uygulanaca¤› belirtilmifltir.

56

Son olarak kanunun 81. maddesinde, bir kifliye bir cinayet ifllemesi maksad›yla rüflvet verildi¤i durumlarda, bu suç rüflvet suçunun getirdi¤i cezalardan daha a¤›r bir cezay› gerektirdi¤i takdirde mürtefliden (cinayeti iflleyenden) ald›¤› para geri al›narak rafli, varsa raifl ve mürtefli hakk›nda bu Ceza Kanunname-i Humayunu’ndaki cinayet iflleyen, iflleten ve cinayete arac› olan kifliler hakk›nda uygulanacak cezalar›n tatbik olunaca¤› belirtilmifltir.

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

Sonuç Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun eski gücünü kaybedip gerilemeye bafllad›¤› dönemlerde, bu gerileyiflin bir nedeni olarak gösterilen devlet dairelerindeki usulsüzlükler, adam kay›rmalar ve çeflitli adaletsizlikler, ç›kar›lan ceza kanunlar›nda rüflvetle alakal› hükümlerin düzenlenmesinde bir etken olmufltur. 1840 tarihli Ceza Kanunnamesi’nde uleman›n, askerlerin ve di¤er tüm devlet memurlar›n›n kendilerine yetecek kadar maafl ald›klar›ndan dolay› rüflvete yeltenmemeleri gerekti¤i vurgulanm›fl, sonraki maddelerde ise kamu görevlisi olmayanlar›n da rüflvet suçunun faili olabilece¤i düzenlenmifltir. 1851 tarihli Ceza Kanunnamesi ise 1840 tarihli kanunnamenin eksiklerini gidermek amac›yla ç›kar›lan ve rüflvetin hem dinen hem de kanunen yasak oldu¤unu belirtmek suretiyle “antilaik” karaktere sahip bir düzenleme olup bu kanunname ayr›ca rüflvet suçunda rüflvet verene (rafli) de rüflvet alan (mürtefli) gibi cezaland›rmada bulunulaca¤› hükmünü ihtiva etmektedir. Frans›z Ceza Kanunu’nun tercümesi olan 1858 tarihli Ceza Kannunname-i Hümayun ise rüflvet suçuyla alakal› önceki kanunlara nazaran daha genifl düzenlemeler içeren bir kanunnamedir. Bu kannunamede rüflvet suçu iflleyen evli ve bekar bayanlara, suçu birden fazla iflleyen kiflilere, suçu bir cinayet ifllenmesi maksad›yla iflleyen kiflilere, rüflvete arac› olanlara, vs. verilecek müeyyideler düzenlenerek konuya daha genifl bir perspektiften yaklafl›lm›flt›r. Bununla birlikte, her üç ceza kanununda da rüflvet alan, rüflvet veren ve rüflvete arac›l›k eden (raifl) kifliler hakk›nda memuriyetten müebbeten men, rütbelerin tenzili ve iptali, sürgün, kalebentlik ve hapis cezas› gibi cezalar›n öngörülmüfl olmas›n›n oldukça kuvvetli yapt›r›mlar oldu¤unu göz önünde bulundurursak, kanun koyucunun rüflvet suçunun önüne geçilmesi gerekti¤i hususunda ciddi bir iradeyi ortaya koydu¤unu anlayabiliriz. Son olarak, çal›flmam›zda incelemeye çal›flt›¤›m›z kanuni düzenlemelerin gerek ‹slam hukuku, gerek 765 say›l› TCK, gerekse de 5237 say›l› YTCK ile örtüfltürülebilecek yanlar› olmakla birlikte, Tanzimat Dönemi’nin kendine has özelliklerinin etkisi sonucu, genel olarak acele ve üzerinde çok düflünülmeden ç›kar›lm›fl kanunlarda düzenlendikleri için ya eksiklerin sonradan giderilmesi yoluna gidilmifl ya da içerdikleri hükümlerden baz›lar› elefltirilere konu olmaktan kurtulamam›flt›r.


Kitap Serisi

‹smail Özdemir

Arap Gözüyle Osm Marmara Üniversitesi ‹letiflim Fak. Radyo Sinema Televizyon

Arap Gözüyle Osmanl›

‹nsan›m›z›n ve insanl›¤›n bafl›n› a¤r›tm›fl bu mesele dilden baflka aram›zda çok fazla bir fark›n olmad›¤› Arap uluslar›yla olan münasebetimize a¤›r bir darbe vurmufltur. Vurulan bu darbenin sonucunda milyonlarca insan büyük ac›lar ve s›k›nt›lar çekmifl, o co¤rafyada do¤an ve do¤acak olan bebeklerde her fleyden bihaber ac›n›n ve gözyafl›n›n hâkimiyetinde büyüyorlar. Ders kitaplar›nda y›llard›r “arkadan vurulduk” deyimiyle lanse edilen Araplar için o kadar çirkin söz üretilmifl ki bunlar da meseleye farkl› bir boyut kazand›r›yor. “Araplar arkam›zdan vurdu” sözünün gerçekli¤i y›llard›r tart›fl›lan bir konu. Bu tart›flmalara Klasik Yay›nlar› “Arap Gözüyle Osmanl›” serisiyle bambaflka bir seyir kazand›r›yor. Seri dokuz kitaptan olufluyor, 1. Dünya savafl›n› ve Osmanl›’n›n parçalan›fl›n› görmüfl dönemin önemli insanlar›n›n hat›ralar›ndan olufluyor. 2005 y›l›nda bafllayan bu seride bulunan tüm kitaplar›n orijinal dili Arapça ve T ü r k ç e ’ y e t e r c ü m e e d i l m i fl . Kitaplardan bahsedecek olursak; ‹lk kitap, Beyrut’ta belediye baflkanl›¤› ve Osmanl› Meclis-i Mebusan›’nda Beyrut mebuslu¤u yapm›fl Selim Ali Selim’e ait. Arap milliyetçili¤inin geliflim aflamas›nda bulunmufl ve gerek ‹ttihatç›larla ve gerekse Avrupal›larla olan münasebetlere bizzat tan›kl›k etmifl ve bunlarla ilgili önemli bilgiler vermektedir. ‹kinci kitap, fiekib Aslan’a ait. fiekib Aslan; Lübnanl› ve Arap ayd›n›d›r. Osmanl› birli¤ine önem veren düflünceleri mevcuttur. Enver pafla ile yak›n iliflkileri vard›r. Osmanl›’n›n son dönemini anlatm›flt›r hat›ralar›nda. Üçüncü kitap fiaml› bir gazeteci olan Muhammed Kürt Ali’ye ait. Küçük yafllarda gazetecili¤e bafllam›fl, uzun y›llar Kahire’de bulunmufl. Cemal Pafla ile yak›ndan tan›flan ve Osmanl›’n›n son dönemini iyi analiz eden bir gazeteci ve fikir adam›d›r. Milliyetçili¤e mutlak surette karfl› ç›kmaktad›r.

Dördüncü kitap, Ürdün Kral› Abdullah’a ait. Osmanl›’ya isyan eden fierif Hüseyin’in ve Osmanl›’n›n son meclisinde Mekke mebuslu¤u yapm›flt›r. ‹syan sürecinde babas›n›n ‹ngilizlerle olan iletiflimini sa¤lam›flt›r. Osmanl›’n›n Arap dünyas›ndaki son saatlerini ve isyan›n ayr›nt›lar›n› anlatmaktad›r. Beflinci Kitap, Cemaleddin Afgani’ye aittir. Beyrutlu bir Arap olan Muhammed Mahzumi taraf›ndan Afgani’nin ömrünün son befl y›l›nda derlenmifltir. Afgani’nin modern anlamda ‹slam düflüncesi üzerinden yaflad›¤› döneme dair önemli bilgiler vermekte. Alt›nc› kitap, Filistin mücadelesinin önemli savunucular›ndan birisi olan ‹zzet Derveze’ye ait. Bir Arap milliyetçisi olan Derveze o günkü Filistin hakk›nda ve Türk- Arap iliflkileri hakk›nda önemli bilgiler veriyor. Yedinci kitap, Suriyeli gazeteci ve fikir adam› Muhammed Reflit R›za’ya ait. Yapm›fl oldu¤u Suriye, ‹stanbul, Hicaz ve Hindistan gezilerinde tutmufl oldu¤u notlar› yaz›ya aktarm›fl, özellikle Haflimi isyan ve sonras›nda yaflananlarla ilgili önemli bilgiler vermekte. Sekizinci kitap, M›s›r milliyetçisi olan Muhammed Ferid’e aittir. El Hizbu’l Vatani’nin baflkan› olan Ferid’in Enver pafla ile yak›n iliflkileri vard›r. Osmanl›’n›n son dönemindeki M›s›r’› anlat›r. Özellikle günümüzde M›s›r’da yaflanan de¤iflimler sonras› okunmas› gereken bir kitapt›r. Dokuzuncu kitap, isyanc› Araplar›n kumandanl›¤›n› yapm›fl Osmanl› Harbiyesi’nde binbafl› rütbesiyle görev yapm›fl Cafer El Askeri’ye ait. Askeri’nin kitab› seri içinde göze çarpanlardan bir tanesi hem savafl›n içinde olmas› hem de savafl sonras›ndaki yaflant›s›yla ilgili o döneme dair güzel tahliller yapmakta ve bak›fl aç›m›za de¤ifliklik getirebilmektedir. Arap isyan›yla alakal› yanl›fl bilgiler ve sadece birkaç Arap kabilesinin yapm›fl oldu¤u isyan tüm Arap alemine aksettirelemez, bunu zaten mant›k kabul etmez. Bu hat›ratlar o günleri birinci a¤›zdan gerçekçi bir flekilde anlatmaktad›r. Bu serideki kitaplarda, cesareti, piflmanl›¤›, gözyafl›n› ve acizli¤i göreceksiniz.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

ARAP GÖZÜYLE OSMANLI

Araplar›n 1. Dünya savafl›nda Osmanl›’y› arkadan vurdu¤u ve Osmanl›’n›n çöküflünde pay sahibi olduklar› görüflü pek çok insan›m›zda hâkimdir. Bunun temeline dayand›r›lan olgu ise 18. yy. bafllar›nda filizlenen ve ne yaz›k ki kendisine ilerleyen dönemlerde büyük taraftar kitleleri bulan “milliyetçilik” ak›m›d›r.

57


Yay›n Analiz

Mesut Bostan ‹stanbul Üniversitesi SBE Sosyoloji

Tanzimat Dönemi Bat›l›laflmas› Literatürünün Süreli Yay›nlar Aç›s›ndan De¤erlendirilmesi

TANZ‹MAT DÖNEM‹NDE BATILILAfiMA

Tanzimat Dönemi

58

Bat›l›laflma ifadesi, Türkiye’de Bat›l› toplumsal ve iktisadi kurumlar›n, daha genel planda kültür unsurlar›n›n ve en genifl manada ise Bat›l› düflünüfl flekillerinin edinilmesini öngören siyasetin ad›d›r. Bat›l›laflma siyaseti temel olarak Türkiye’nin Bat› ile iliflkilerinin paradigmas›n›n de¤iflmesi anlam›na gelir. Türkiye’nin oluflumunu yani Türkiye Cumhuriyeti ile nihayete eren süreci anlamak için Türklerin Anadolu’ya geldikleri zamanki flartlar› düflünmek gerekir. Türklerin Anadolu’ya ak›nlar›n›n alt›nda temel muharrik “gaza” düflüncesidir. Türkiye’nin Bat› ile iliflkileri de bu kurulufl dönemine kadar geri götürülebilir. ‹slam’›n kurucu özelli¤i Bat› ile iliflkilerde “dini koruma refleksi” olarak kendini gösterir. Bu korumac› siyaset dolay›s›yla Bat› ile olan etkileflim daha çok maddi alanla s›n›rl› kalm›flt›r. Ateflli silahlar›n kullan›m› örne¤in benimsenip gelifltirilebiliyordu. Ancak kültür alan›nda böyle bir etkileflim söz konusu de¤ildi. Türkiye’nin oluflumuna katk›da bulunan bir di¤er unsur da Bernard Lewis’in tabiriyle “mahalli unsur”du. Bizans’›n toprak rejimi, mimarisi ve devlet örgütlenmesi Osmanl›ya aktar›l›yordu. Kültürün daha bir çok alan› da bu etkileflime dahildi. Buradaki mahalli unsur, toplumsal altyap›daki süreklili¤i ifade edecek flekilde anlafl›labilir. Haçl› seferleri ve Akdeniz ticareti yoluyla Bat›l› devletler ile kurulan iliflki ise bu tarz bir etkileflimi içermiyordu. Bunun alt›nda da Anadolu’nun toplumsal yap›s› ile Bat›l›lar›n toplumsal yap›lar› aras›ndaki farkl›l›¤›n yatt›¤› düflünülebilir. Mahalli unsurun Bat› etkisine olan muhalefeti “Latin serpufluna yerine Türk sar›¤› görmeyi ye¤lemek” ifadesi üzerinden anlafl›labilir. Bu manada Türkiye’nin Bat›yla iliflkisi Bat›l›laflma siyasetinin izlenmeye bafllad›¤› 19. yüzy›la kadar daha çok çat›flma fleklinde olagelmifltir. Bat›n›n askeri üstünlü¤ü ele geçirmeye bafllamas› ile Bat›ya karfl› olan tutum de¤iflmeye bafllar. Yine askeri kurumlar ve silah teknolojisi öncelikli olarak ilginin yo¤unlaflt›¤› alanlard›r. Lale devrinde ise

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

Bat›n›n ulaflt›¤› refah sayesinde gelifltirdi¤i kültür ortam› ilginin oda¤›na yerleflir. Önceki dönemin çat›flmac› siyasetini hala benimseyen gruplar taraf›ndan bu ilk Bat›l›laflma hareketleri tepkiyle karfl›lan›r. Frans›z devrimi ile ilk defa Bat›n›n entelektüel ve düflünsel planda Bat›n›n etkisi hissedilir. Tanzimat Bat›l›laflma siyasetinin somut varl›k kazanmas›n› ifade eder. II. Abdülhamit döneminin e¤itim baflta olmak üzere Bat› kurumlar›n›n yayg›n bir flekilde kabulüne flahit olunur. II. Meflrutiyet dönemi ise Bat›l› siyasi fikir ak›mlar›n›n taraftar bulup etkili olduklar› bir zaman dilimidir. Cumhuriyet’in siyasi düflünce gelene¤i bu dönemde oluflmufltur. Bu bak›mdan Cumhuriyet dönemi Türk düflüncesini anlaman›n yolu Bat›l›laflma siyasetini ve bu siyaseti oluflturan düflünce gelene¤ini anlamakla olur. Yine 60’lardaki kalk›nmac›l›k tart›flmalar›n›, 80’lerden günümüze uzanan demokratikleflme tart›flmalar›n› Bat›l›laflma siyasetinin uzant›lar› olarak görmek mümkündür. Partiler üstü bir siyasi program ve uzun soluklu bir devlet politikas› olarak yürütülen Avrupa Birli¤i süreci ise Bat›l›laflma siyasetinin en somut ve en güncel halini teflkil eder. Bu yüzden günümüz Türkiye’sinin sorunlar›n› anlaman›n ve çözmenin yolu Bat›l›laflmay› do¤uran flartlar› anlamaktan geçer. Bat›l›laflman›n alg›lan›fl› dönem dönem farkl›l›k arz eder. Bu farkl› anlay›fllar Bat›l›laflma mefhumunu ifade etmek için farkl› kavramlar›n kullan›lmas›na sebep olur. Türkiye’nin Bat› ile iliflkisinin hangi mecrada yürüdü¤üne, hangi veçhelerinin önemsedi¤ine göre olaya dönem dönem Bat›l›laflma, ça¤dafllaflma, sekülerleflme, modernleflme gibi isimler verilir. Azgeliflmifllik gibi ifadeler ise bu Türkiye’nin özgül tecrübesini ifade etmek için kullan›l›r. Bat›l›laflma ifadesi bu kavramsal tart›flmalar için bir üst bafll›k, bir bilimsel referans noktas› olarak al›nabilir. Konu üzerine geliflen literatür Bat›l› düflüncenin al›mlan›fl› nokta-i nazar›ndan ortak bir kapsamda de¤erlendirilebilir.


Bu literatür çal›flmas›nda, Türkiye’de Tanzimat’tan ‹kinci Meflrutiyete kadarki dönemde Bat›l›laflma ve Bat›l› düflüncenin al›mlan›fl› üzerine yaz›lm›fl eserlerin bir kaynakças› ç›kar›lmaya çal›fl›ld›. ‹lk olarak bu konuya dair temel akademik kaynaklar k›sa de¤erlendirmeler yoluyla tan›t›ld› ve eksik yönleri belirtildi. Elefltirilerde kullan›lan k›staslar, eserin düflünce tarihine verdi¤i önem ve süreli yay›nlar› kaynak olarak kullan›p kullanmad›¤› idi. Devam›nda ise modernleflme, bat›l›laflma, ça¤dafllaflma gibi kavramlar etraf›nda görüfl bildiren, bu konuda araflt›rmada bulunan, yap›lan araflt›rmalar ›fl›¤›nda düflünce gelifltiren eserler bir kaynakça fleklinde s›raland›. Burada da akademik kaynaklara öncelik verildi ancak akademik araflt›rmalara kaynakl›k eden düflünce kitaplar›na da yer verildi. • Tanzimat I: Yüzüncü Y›ldönümü Münasebetiyle, Ankara: Maarif Vekaleti, 1940. Bu derleme Cumhuriyet döneminde Tanzimat hakk›nda yap›lm›fl ilk çal›flmad›r. O zamana dek Osmanl› modernleflmesi Cumhuriyet modernleflmesinin olmam›fl bir öncülü addediliyordu. Bu yüzden de Cumhuriyete dek modernleflme hamleleri ihmal ediliyordu. Bu kitab›n yay›nland›¤›

tarih olan 1940’tan itibaren bu anlay›fl de¤iflmeye bafllar. Bu çal›flmada dönemin entelektüellerinin Tanzimat ile bir çeflit hesaplaflma içine girdikleri düflünülebilir. Derlemenin yazarlar› aras›nda Hilmi Ziya Ülken, Ömer Lütfi Barkan, Ziyaeddin Fahri F›nd›ko¤lu gibi ünlü akademisyenler bulunuyor. Tanzimat I, 1940’lar›n Tanzimat’a bak›fl› ile flimdiki bak›fl aras›ndaki fark› görmek için çok yararl› bir kaynakt›r. Bu çal›flmada daha çok 1908 öncesi geliflmeler ele al›nm›flt›r. Günümüzde Türk modernleflmesi üzerine yaz›lanlar daha çok 1908 ve sonras›na odakland›¤› için bu tarihten öncesini ele alan bu çal›flma ayr›ca önem arz ediyor. Kitab›n eksiklikleri ise ço¤unlukla kendi alan›ndaki ilk çal›flma olmas›ndan kaynaklan›yor. Yetmifl senelik süre zarf›nda oluflan bilgi birikimi, arflivlerin ve bas›n yay›n organlar›n›n daha kolay ulafl›labilir olmas› ve arflivlerin aç›lmas› kitab›n ele ald›¤› dönemin tekrar ve ayr›nt›l› bir flekilde ele al›nmas›n› gerekli k›l›yor. Ayr›ca dönemin zihniyetini ve siyasetini yans›tan bak›fl aç›s› bütün yaz›lara sinmifl durumdad›r. Bu da Tanzimat hareketlerini Cumhuriyet dolay›m›nda düflünmek durumunu ortaya ç›kar›yor. Çal›flman›n zaaflar›ndan biri de budur. Bu yüzden Tanzimat’› kendi flartlar› içerisinde özerk olarak de¤erlendirmek bir di¤er gereklilik olarak say›labilir. • Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin do¤uflu, trc. Metin K›ratl›, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2000. Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Do¤uflu kitab›nda üç temel unsurdan bahsediyor. Bunlar ‹slam, Türklük ve karmafl›k bir niteli¤e sahip olan mahalli unsurdur.(s. 3) Lewis, Modern Türkiye’nin oluflumunda Bat›n›n etkisini dördüncü bir unsur olarak sonradan ekler. Bat› uygarl›¤›n›n baflka her yerde oldu¤u gibi Türkiye’de de mevcut düzene karfl› y›k›c› bir darbe indirdi¤ini söyler.(s. 16) Buna göre Bat›l›laflma ilk üç unsuru afl›nd›ran bir unsurdur. Kitab›n konusu da bu afl›nma sürecidir. Lewis, bunu Türkiye’ye has bir tecrübe olarak ele al›r. Konu dolay›s›yla Türk modernleflmesinde Türklük vurgusunun silinmesine gelir. Modern Türkiye’nin Do¤uflu ile bu paradoks ilk defa kavramsal düzeyde incelenmifltir. Ama öte yandan Lewis’in 1950’ye kadarki süreci ele ald›¤› bu kitap, Bat›l›laflman›n hakim ve tek etkin unsur oldu¤u varsay›m›na sahiptir. Bu yüzden de Türk modernleflmesindeki otantik unsurlar›n Bat›l›laflmaya nas›l tepki verdiklerini anlatmada zafiyet gösterir.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

TANZ‹MAT DÖNEM‹NDE BATILILAfiMA

Türk modernleflmesi olarak da nitelenen bu Bat›l›laflma süreci hakk›nda yap›lan araflt›rmalar daha çok siyasi tarih ve iktisadi geliflim konular› üzerine olmufltur. Gerçekten de Bat›l›laflma siyasetinin temel motivasyonu en bafl›ndan beri askeri ve siyasidir. Bat›n›n üstünlü¤üne karfl› onun silah›yla silahlanmak fleklinde adland›r›labilecek bir strateji geçerlidir. ‹ktisadi aç›dan bat›n›n üretim biçimlerini edinmek ve refah standard›na ortak olmak da ikincil bir amaç olarak yer alm›flt›r. Buna ra¤men Bat›l›laflma olay›n›n daha çok düflünce plan›nda ve kültür düzeyinde kald›¤› görülmektedir. Bat›n›n kendi iç çeliflkilerine dair gelifltirdi¤i çözümler Türkiye’de kendilerine taraftar bulmufltur. Ama Türkiye’nin kendi flartlar›ndan do¤an sorunlar için bir düflünce zemini oluflturulamam›flt›r. Düflünce düzeyindeki etkilenmelerin ise bir tarihi ç›kar›lamam›flt›r. Bu konudaki çal›flmalar nadir olmakla birlikte kulland›klar› kaynaklar da s›n›rl›d›r. Bat›l›laflman›n anlafl›labilmesi için Bat›l› düflüncenin Türkiye’deki serüveninin bilinmesi gerekmektedir. Farkl› dönemlerde benzer konular hiç daha önce tart›fl›lmam›fl gibi yeniden gündeme gelmektedir. Bu bak›mdan Bat›l› düflüncenin Türk entelijansiyas› taraf›ndan nas›l karfl›land›¤› ayr›nt›l› bir flekilde çal›fl›lmal›d›r.

59


Lewis, mahalli unsuru anlat›rken Türklerin Avrupa ile etkilefliminin öteden beri var oldu¤unu söylüyor. Ayr›ca bunun önemli boyutlarda oldu¤unu belirtiyor.(s. 6-7) Bu etkinin çokças› gözden kaç›r›ld›¤› tespitini yap›yor.(s. 43) Bat›l›laflma ifadesi bu iliflkinin fark› bir boyutunu ifade ediyor. Bu k›r›lman›n somut referans noktas› olarak ele al›nan Tanzimat ferman› bir siyaset de¤ifliminin ifadesidir. Lewis, ondokuzuncu yüzy›ldan önce bat› etkisinin daha çok maddi kapsamla s›n›rl› oldu¤unu söylüyor.(s. 7) Buna göre ondokuzuncu yüzy›ldan itibaren ortaya ç›kan Bat›l›laflma olay›n›n ay›r›c› vasf› kültür alan›nda bir etkileflimi içermesidir. Lewis’in kitab›n›n iki bölümünden biri bu kültürel de¤iflmeye odaklan›r. Kültür odakl› Türk modernleflmesi okumas› halen elefltirilmifl ve afl›lm›fl de¤ildir. Ama öte yandan Lewis’in ele ald›¤› olgulardan pek az› do¤rudan düflünceyle ilgilidir. Bat›l› düflüncenin nas›l karfl›land›¤› ne flekilde kabul ya da reddedildi¤i konusu cevaps›z kalmaktad›r. Lewis, entelektüel plandaki etkileflime dair nadiren yorum yapar. Lewis’in tespitlerinden biri Frans›z devriminin Türkiye’deki ilk bat›l› entelektüel etki olmas›d›r. Bunu da Frans›z devriminin din d›fl› hatta din karfl›t› saiklarla yap›lm›fl olmas›yla aç›klar. Müslüman bir toplum için H›ristiyan olmayan hatta H›ristiyanl›k karfl›t› olan bu entelektüel birikim daha kabul edilebilirdir.(s. 95) Lewis’in bu yorumu Bat›l› düflüncenin reddedilmesinde dini koruma refleksini ortaya koymas› aç›s›ndan önemlidir. Ama Frans›z devriminin din d›fl›l›¤› ve Türklerin bu düflünceyi din d›fl› olmas› hasebiyle kabule meyyal olmalar› tart›flmaya aç›k önermelerdir. Frans›z devrimin etkisini de¤iflen siyasetle aç›klamak daha makul olur. Dini koruma refleksi form de¤ifltirmifl, devleti koruma refleksi haline gelmifltir. Bunda da devletin zaman içinde gücünü yitirmesi etkendir. Bu maada Lewis’in düflünce plan›ndaki etkileflime dair yapt›¤› de¤erlendirmeler de yeniden araflt›r›lmaya muhtaçt›r.

TANZ‹MAT DÖNEM‹NDE BATILILAfiMA

• Niyazi Berkes, Türkiye'de Ça¤dafllaflma, ‹stanbul: Yap› Kredi Yay›nlar›, 2005.

60

Niyazi Berkes, bu kitapta tarihsel olaylar› Cumhuriyet’e geliflin ön koflullar› olarak oynad›klar› roller aç›s›ndan de¤erlendirmifltir.(s. 13) Yine kitab›n önsözünde kendisine yöneltilen bir teleolojik okuma elefltirisinden bahseder. Demokrat partinin iktidara geliflini kastederek bir “geriye dönüfl” çabas› oldu¤unu söyler. Ama kendi düflüncesine olan inanc›n› dillendirmekle yetinir.(s. 14) Bu noktada Berkes’in ça¤dafllaflma fleklinde isimlendirdi¤i Türk

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

modernleflmesini Cumhuriyet’le sonuçlanan bir süreç olarak gören anlay›fl getirilen elefltirilere ra¤men halen belirli bir aç›klay›c›l›¤a sahiptir. Ayr›ca kültür merkezli bir çözümleme olmas› aç›s›ndan kendisinden sonra gelen çal›flmalardan daha geliflkindir. Bu yüzden de Türkiye’deki düflünce tarihi çal›flmalar› için temel bir baflvuru kayna¤› olma özelli¤ini koruyor. Berkes’in çal›flmas›n›n kaynaklar› aras›nda elçi ve seyyah günlükleri yer al›yor. Bunlar Osmanl› devletinin nas›l Bat›l›laflt›¤›na dair Bat›l› gözünden de¤erlendirmelerdir. Ayr›ca kanunnameler de bir di¤er kaynak türünü oluflturuyor. Bunlar için de yap›lan icraatlar›n temellendirmesi amac› güdüldü¤ünden hem Osmanl› devlet anlay›fl›n›n bak›fl aç›s›na sahip olduklar› hem de Bat›l› kaynaklar› görünmez k›ld›klar› tespiti yap›labilir. Berkes, bas›n organlar›na Lewis gibi meslektafllar›ndan daha çok baflvuruyor. Bu noktada da yine Berkes’in paradigmas›na yöneltilen elefltiri do¤rultusunda seçmeci bir araflt›rma yapt›¤› tespiti yap›labilir. Yani Bat›l› düflüncenin nas›l kabul edildi¤ini Berkes’in araflt›rmas›ndan ç›karabiliriz. Ama Bat›l› düflünceye yönelik tepkileri ve reddedifl örneklerini aramak için bu çal›flma çok da yararl› olmayacakt›r. • Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluflumu, çev. Yavuz Alagon, ‹stanbul: Sarmal Yay›nevi, 1995. Feroz Ahmad, kitab›nda 80 sonras› genel e¤ilimi yans›tacak flekilde Türk modernleflmesini bir süreklilik içerisinde okumaya çal›fl›yor. Buna göre Osmanl› ‹mparatorlu¤undan Türkiye Cumhuriyet’ine aktar›lan en güçlü kurumun ordu oldu¤u önermesinde bulunuyor. Böyle bir bak›fl aç›s›n›n oluflmas›nda 80 darbesiyle birlikte ordunun siyasi alana müdahalesinin art›k somut ve düzenli bir mahiyet kazanmas› da etkilidir. Türk modernleflmesini sadece siyasi ve ekonomik sebepler üzerinden düflünmenin kültürel de¤iflmeleri anlamak yolunda zaaflara u¤rayaca¤› aç›kt›r. Öte yandan güncel siyasetin ve e¤ilimlerin ›fl›¤›nda tarih olaylar›na bakman›n ayr›ca bir zaaf oluflturdu¤u da söylenmelidir. Modern Türkiye’nin Oluflumu, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluflturan flartlar› araflt›r›yor. Bunun için de bir süreklili¤in izini sürüyor. Ancak geriye do¤ru uzat›lan çerçeve 1908 ile s›n›rl› kal›yor. Daha öncesi “Osmanl› Miras›” adl› bölümde özetleniyor. 1908-1923 dönemi Cumhuriyet fikriyat›n›n olufltu¤u bir nevi kuluçka dönemi farz ediliyor. Buradan Osmanl› modernleflmesi üzerine bir bak›fl gelifltirilmedi¤i ç›kar›labilir. 24 sayfal›k “Osmanl› Miras›” bölümü Türk


• fierif Mardin, Türk modernleflmesi: Makaleler: IV, ‹stanbul: ‹letiflim Yay›nlar›, 1991. fierif Mardin’in Türk modernleflmesi üzerine makalelerinin derlenmesinden oluflan bu kitap konu hakk›nda bir perspektif öneren en güncel kaynak olma özelli¤i tafl›yor. Kitab›n ilk bölümü modernleflme üzerine makalelerden olufluyor. Bu bölüm 246 sayfa uzunlu¤unda. ‹kinci bölüm ise ba¤›ms›z makalelerden olufluyor. Bunlar daha çok 50’li 60’l› y›llara ait güncel sorunlara yönelik denebilecek makaleler. ‹lk bölümdeki makalelerden ilki Bat›c›l›k serüveninin genel bir anlat›m› fleklindedir. fierif Mardin Bat›c›l›¤› bir kültür siyaseti olarak ele al›yor. Bu bak›mdan kendinden önceki Türk Modernleflmesi klasiklerinden Lewis ve Berkes’in kitaplar›n› kaynak olarak almas› manidar. ‹ktisat ve siyaset merkezli Türk modernleflmesi okumalar›na karfl› kültür merkezli bir okumay› temel ald›¤›m›zda Mardin’i Lewis ve Berkes’ten sonra üçüncü halka olarak ekleyebiliriz. Böyle bir okuman›n Türkiye’de düflünce plan›ndaki geliflmeleri takip etmede daha yararl› olacakt›r. “Tanzimat’tan Sonra Afl›r› Bat›l›laflma” ve “19. Yüzy›lda Düflünce Ak›mlar› ve Osmanl› Devleti” makaleleri ise ilgili dönemlerin düflünce tarihini ç›karmak konusunda bir çaban›n ürünü. fierif Mardin’in yararland›¤› kaynaklar aras›nda edebiyat eserleri de bulunuyor. Bu da onun modernleflmeyi ve Bat›l› düflüncenin Türkiye’de nas›l karfl›land›¤›n› anlamak için kullan›labilecek daha genifl bir havzaya sahip oldu¤u anlam›na geliyor. Bir eksiklik olarak süreli yay›nlar dillendirilebilir. Süreli yay›nlar kaynaklar aras›nda yer al›yor olsa da buna yönelik genifl kapsaml› bir çal›flma yap›lmad›¤› tespiti yap›lmal›d›r. • Erik Jan Zürcher, Modernleflen Türkiye'nin Tarihi, ‹stanbul: ‹letiflim Yay›nlar›, 2009. Modernleflen Türkiye'nin Tarihi üç k›s›mdan olufluyor. Kitapta, onsekizinci yüzy›l›n sonundan 1980’e dek tarihsel süreç anlat›l›yor. II. Meflrutiyet’e kadar olan bölüm 120 sayfa. Bu bölümde daha çok o zaman kadar yaz›lm›fl genel kaynaklar kullan›l›yor. Ayr›ca

bas›n üzerine bir araflt›rma yap›lmam›fl. Kaynaklar aras›nda dönemin bas›n organlar› da yer alm›yor. Zürcher, Osmanl› ‹mparatorlu¤u üzerindeki Avrupa etkisinin üç alanda hissedildi¤ini söylüyor. Bunlar ekonomi, d›fl politika ve ideolojidir.(s. 14-15) ‹deolojiden kas›t da asl›nda milliyetçilik, liberalizm gibi siyasi düflünce ak›mlar›d›r. Zürcher, kitab›n temel eksenini aç›klarken yine bu üç alan› say›yor. Ama burada ele almad›¤› bir alan olarak sanattan (mimari, edebiyat, görüntü sanatlar›, müzik) da bahsediyor. Ele almay›fl›na mazaret olarak kendi yetersizli¤ini ifade ediyor.(s. 20) Burada bir nokta havada kal›yor. Zürcher’in sanat bafll›¤› alt›nda toplad›¤› alanlarda Avrupa etkisinin var olup olmad›¤› aç›k de¤il. Ayr›ca ideoloji bafll›¤›na girmeyen yani siyaset d›fl›ndaki düflünce ak›mlar›n›n etkisi de hesaba kat›lmam›fl. Buradan kitab›n daha çok siyaset ve ekonomi ekseninde bir okuma önerdi¤ini, düflünce tarihini ihmal etti¤ini ç›karabiliriz. • Mümtaz Turhan, Kültür de¤iflmeleri, ‹stanbul:Milli E¤itim Bas›mevi, 1969. Mümtaz Turhan’›n bu çal›flmas› kültürel de¤iflim üzerine kavramsal ve pratik bölümler içeren bir kitapt›r. Pratik yan› Turhan’›n doktora tezine yani köy ba¤lam›nda kültürel de¤iflimin izlendi¤i bir araflt›rmaya dayan›r. Bu bölüm daha çok antropolojik bir yönteme sahiptir. Bu aç›dan düflünce plan›ndaki etkileflimler ihmal edilmifltir. Kitab›n teorik k›sm› ise kültürel de¤iflimleri kavramsal olarak aç›klamak üzerine kurulmufltur. Bunun için de maddi kültür ve manevi kültür gibi ayr›mlar üzerinden kültürel de¤iflmeler hakk›nda teorik bir tart›flma yürütülüyor. Kitab›n VI. ve VII. bölümleri Bat›l›laflma üzerinedir. Bu bölümler 120 sayfal›k bir toplama ulafl›yor. Kitab›n kaynaklar› aras›nda daha önceden ele ald›¤›m›z çal›flmalarda da yer alan temel kaynaklar yer al›yor. Turhan’›n kitab›nda herhangi bir bas›n kayna¤›na referans verilmiyor. • Stanford J. Shaw and Ezel Kural Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Cambridge: Cambridge University Press, 1988. Üç ciltten oluflan bu kitab›n ikinci cildi 1808-1975 aras› zaman dilimini ele al›yor. Tanzimat’tan II. Meflrutiyet’e kadar süren dönem ise 227 sayfada ele al›n›yor. Siyasi olaylar öncelikli olmak üzere iktisadi olaylara ve entelektüel ba¤lama de¤iniliyor. Ama düflünce tarihçili¤i aç›s›ndan zay›f görünüyor. Süreli yay›nlara yap›lan at›flar s›n›rl›. Daha çok arfliv

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

TANZ‹MAT DÖNEM‹NDE BATILILAfiMA

modernleflmesi üzerine olan genel referans kitaplar›n› ve klasik siyaset felsefesi metinlerindeki Türkler hakk›ndaki bölümlerini kaynak olarak kullan›yor. Bat›l›laflma üzerine ve bunun kültür ve düflünce alan›ndaki etkileri üzerine ne Osmanl› dönemi ne de Cumhuriyet dönemi için bir çözümleme çabas›na giriflilmiyor.

61


belgelerine dayan›larak yaz›lm›fl bir eser. • Stefanos Yerasimos, Azgeliflmifllik Sürecinde Türkiye, trc. Babür Kuzucu, ‹stanbul: Gözlem Yay›nlar›, 1980. Stefanos Yerasimos, Türk modernleflmesini bir evrim süreci içerisinde de¤erlendiriyor. Az geliflmifllik teflhisi etraf›nda tarihi olaylar aç›klan›yor. Kitap üç ciltten olufluyor. Bunlardan ikincisi Tanzimat’tan I. Dünya savafl›na kadar olan dönemi ele al›yor. Kitab›n paradigmas› uyar›nca daha çok iktisadi ve siyasi olaylara odaklan›l›yor. Emperyalizmin nüfuz edifli bafll›¤› alt›ndaki bölümlerden biri kültürel ba¤lama de¤iniyor. Ama bu bölüm sadece yedi sayfa uzunlu¤unda ve yaln›zca misyoner faaliyetleri konu al›yor. Düflünce tarihine neredeyse hiç girilmiyor. Süreli yay›nlar üzerinden bir takip de söz konusu de¤il. • Halil ‹nalc›k, Osman Okyar, Türkiye'nin sosyal ve ekonomik tarihi 1071-1920, Ankara: Meteksan Limited, 1980. Daha çok toplumsal ve iktisadi içerikli makalelerden oluflan bu derlemede “The Tulip Age and Definitions of ‘Westernization’” (Lale devri ve Bat›l›laflman tan›mlar›) ad›nda bir makale de yer al›yor. Ama ele ald›¤› dönem ve kulland›¤› kaynaklar bak›m›ndan bizim kapsam›m›z d›fl›nda kal›yor. • Carter Vaughn Findley, Osmanl› Devletinde Bürokratik Reform, ‹stanbul: ‹z Yay›nc›l›k, 1994. Carter Findley’in bu kitab› Osmanl› ‹mparatorlu¤unun son dönemini Bab›ali’yi merkeze alarak inceliyor. Tanzimat ve Meflrutiyet dönemini orijinal kaynaklardan hareketle inceleyen bu kitab›n önemi Tanzimat’a uygulay›c›lar›n›n bak›fl aç›s›yla yaklaflmak imkan› sunmas›d›r. Dönemin bürokratik yap›lanmas› kitapta yine bürokratik metinlerin yani kanunlar ve devlet yaz›flmalar›n›n ›fl›¤›nda ayd›nlat›lmaya çal›fl›l›yor. Bu bak›mdan Bat›l›laflma olay›na devlet örgütlenmesi aç›s›ndan bir bak›fl gelifltirdi¤i söylenebilir. Düflünce tarihçili¤i aç›s›nda da devlet kurumlar›n›n söylemlerine dair bir bilgi sa¤l›yor. Süreli yay›nlar kitab›n kaynaklar› aras›nda yer alm›yor.

TANZ‹MAT DÖNEM‹NDE BATILILAfiMA

• ‹lber Ortayl›, ‹mparatorlu¤un En Uzun Yüzy›l›, ‹stanbul: Hil Yay›n, 1983.

62

‹lber Ortayl›’n›n bu kitab› Osmanl› modernleflmesini siyasi tarih ve devletin politikalar› dolay›m›nda de¤erlendiren bir eser. Modernleflmenin Bat›l›laflma ya da yozlaflma gibi ifadelerden öte bir vak›a oldu¤u

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

kitab›n önermelerinden biridir. Ortayl›, bu bak›mdan Osmanl› modernleflmesini uluslararas› siyasi dengelerin bir sonucu olarak zorunlu bir süreç olarak görüyor. Düflünce plan›ndaki etkiler kitab›n öncelikle gözetti¤i fleyler de¤il. Zaten yazar önsözde kendi çal›flmas›n› önceleyen di¤er kitaplar› sayarken konuyu Osmanl› ‹mparatorlu¤unun siyasal modernleflmesi olarak tespit ediyor. Süreli yay›nlar da yine bu siyasi okumay› besledi¤i ölçüde kullan›lm›fl. • Sina Akflin (Haz.), Türkiye Tarihi, ‹stanbul: Cem Yay›nlar›, 1995. Befl ciltten oluflan bu eserin ciltlerinden üçüncüsü 1600-1908 aral›¤›n› konu al›yor. Her dönem için siyasi, iktisadi tarih ve düflünce tarihi bölümleri mevcut. Üçüncü cildin düflünce tarihi bölümünü Sina Akflin kaleme alm›fl. Bu bölümde Tanzimat dönemi düflünürleri tan›t›lm›fl. 20 sayfal›k bu bölümün 480 sayfal›k cilt toplam› göze al›nd›¤›nda zay›f kald›¤› söylenebilir. Düflünürler hakk›nda verilen bilgiler de daha çok biyografik ve bibliyografik mahiyet gösteriyor. Düflünce tarihçili¤i aç›s›ndan yetersiz olan bu genel ve k›sa notlar, ancak girifl düzeyinde okuyucuya yönelik bir yarar sa¤layabilir. Ayr›ca bu bölümün kaynakças› 17 kitaptan olufluyor ve bunlar›n aras›nda da herhangi bir süreli yay›n bulunmuyor. • Tar›k Zafer Tunaya, Türkiye Siyasi Hayat›nda Bat›l›laflma Hareketleri, ‹stanbul: Arba Yay›nlar›, 1996. Tar›k Zafer Tunaya’n›n bu kitab› Bat›l›laflma Hareketleri üzerine Rockefeller Vakf›n›n iste¤i üzerine yaz›lmas› planlanan bir makaleden yola ç›k›larak haz›rlan›yor. Osmanl› ve Cumhuriyet dönemleri ayr› ayr› iflleniyor. Ama Tunaya’n›n ünlü önermesi “‹kinci meflrutiyet bir siyasi laboratuard›r” ›fl›¤›nda de¤erlendirildi¤inde bu bölümlemenin aradaki ba¤lar› yok saymad›¤› söylenebilir. Tunaya, ikinci meflrutiyeti merkeze alarak Cumhuriyet dönemini ve Bat›l›laflmas›n› de¤erlendirmenin temel referans› haline gelmifltir. Bu katk›s› yine Feroz Ahmad ve Zürcher’in okumalar›yla birlikte düflünülebilir. Bu üç isim Türk modernleflmesini iktisadi ve siyasi bir temel geliflme ve onun etkileri olarak de¤erlendirmek konusunda benzer tav›rlara sahiptirler. Bu yüzden de temel bir zaaf olarak düflüncenin geliflimini ve kültürel de¤iflmeyi ›skalamak bu tarz bir bak›fl aç›s› için tespit edilebilir.


Balkanlar

Nedim Emin

Üsküp’ü Okumak

‹stanbul Üniversitesi SBE Tarih

Üsküp’ü Okumak

Bir yan›m ‹stanbul, bir yan›m Bursa, Çeflmeler, kubbeler, kervansaraylar ‹nsan bir de vatan›n sevdal›s› olursa A¤lar Üsküp’te çaresiz sabaha kadar. Y. Bülent Bakiler

Üsküp’ün hayat serüveni bilinen kay›tlara göre Dardanlar (m.ö 3. yy.) ile bafllar. Daha sonra da Makedonyal›lar (m.ö 4. yy. Büyük ‹skender dönemi) buraya gelirler. Akabinde Roma ve onun devam› olan Bizans (ya da Do¤u Roma m.s. 1-12. yy.) Üsküp’ün sahibi olur. Bu flehir S›rp ve Bulgar yerel beylerinin de (12-14. yy.) elinde olur bir dönem. Tüm bu evrelerde Üsküp bir uç karakolu, imparatorluklar›n geçifl noktas› ya da daha geç dönemlerde yerel beylerin çat›flma alan› halindedir. Buraya gelen imparatorluklar Üsküp’ü kendi aynalar›nda görmezler. Lakin Üsküp’ün bu makus talihi 1391’de büyük bir k›r›lma an› yaflar. Bu tarihte Yi¤it Pafla ordusuyla Üsküp’e girerken yerel halk flehrin yak›l›p y›k›laca¤›n› zanneder. Oysa Yi¤it Pafla fethi tamamlad›ktan sonra Üsküple önce tan›fl›r sonra da bu flehri kendi eviymifl gibi imar etmeye bafllar. Bizans’a ait eserleri bile y›kmaz. Hatta onlar› harabe halinde bile b›rakmay›p,

onar›r ve kendi yorumunu katarak tamir eder. Zira Yi¤it Pafla bir eserin ölü bir kal›nt›dan çok, sayg›n bir flekilde yaflamas›n› isteyen bir zihniyetin evlâd›d›r. Yi¤it Pafla ve ondan sonra gelen tüm Osmanl› yöneticileri flehrin çehresiyle birlikte özüne ve gönlüne hitab eder. Di¤er tüm Osmanl› uç beyleri gibi Yi¤it Pafla da önceki dönemlerden miras kalan ötekilikten kurtar›p gerçek anlamda flehri sahiplenir. Böylece yerli halk ve Anadolu’dan gelen yeni sakinleri ile flehir çok renkli bir benlik kazan›r. Üsküp art›k tam anlam›yla flehirdir. Bu flehir 1391 tarihinden sonra cami, han, hamam, medrese, kervansaray, bedesten, çarfl›, taflköprü ve di¤er eserleri ile mekân bak›m›ndan coflar. Üsküp’ün imar› tamamland›ktan sonra Yi¤it Pafla’›n torunu ‹sa Bey, dedesinden ve babas› ‹shak Bey’den çok fley ö¤renmifl olmal› ki Saraybosna fethini baflar›yla tamamlar ve ecdâd›n›n izinden giderek Saraybosna flehrini kurar. Bu anlamda Saraybosna Üsküp’e kan ba¤›yla gerçek manada kardefl flehir olur. Üsküp’ün ruhuna temâs edip o ruha mâna katan en önemli mekânlar “Üsküp’ün flirin camileri” olur. ‹shakiye Camii, ‹sa Bey Camii, Sultan II. Murat Camii, Mustafa Pafla camii flehrin çekirde¤ini oluflturur adeta. Zira bunlar›n etraf›nda kurulan çarfl› ve mahalleler flehri hem fizikî hem de manevî bir bütünlü¤e kavuflturur. Geleneksel ‹slam mimârisinde oldu¤u gibi Üsküp’te de cami merkezî bir konumdad›r. Cami, etraf›ndaki tüm di¤er mekanlar ile yak›n olup oluflturdu¤u mimarî uslubuyla, flehrin sakinlerinin varl›k tasavvurunu bir foto¤raf gibi sunar. Öte yandan Osmanl› devrinde medreseleriyle ün kazanmaya bafllayan Üsküp, önceleri sadece askerlerin ÜSKÜP’Ü OKUMAK

Balkanlar’›n en özel flehirlerinden biri olan Üsküp’ün sokaklar›nda dolafl›rken ço¤u zaman bu flehir ile yeterince samimiyet kuramamaktan flikayetçiyim. Bu flehri flehir k›lan her mekân› tan›mak ve bu mekânlar› dinlemek, anlamak kolay de¤il elbette. “fiehri tan›mak insan› tan›mak gibidir” diyor flair. ‹nsanda oldu¤u gibi flehir de s›rlar›n› kolayca iffla etmez. Onun tafl›n›, topra¤›n›, insan›n› bilmek yetmez, ruhunu idrak etmek laz›m. Bu ruhun derinliklerine ise, o flehirde yaflayarak de¤il bizatihi flehri yaflayarak nüfuz etmek mümkün olur. fiehri yaflamak, yani Üsküp’ü “Üsküp” k›lan tüm de¤erleri bilmek ve idrak etmek. Sadece mekânlara bakmak yetmez, o mekânlara mana veren unsurlar›n yekünü okunup, anlafl›ld›¤›nda Üsküp ile tan›flmak mümkün olur.

• ‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹

63


ve komutanlar›n u¤rad›¤› bir flehirken, Osmanl›’ya dahil olduktan sonra “makkar-› ulema” makam›na eriflir. Osmanl› devrinde Üsküp’te infla edilen ‹shakiye, ‹sa Bey ve Sultan II. Murat medreselerine Osmanl› ilmiyesinin tan›nm›fl müderrisleri teflrif eder. Bu müderrisler aras›nda, Taflköprülüzâde(Osmanl›’n›n tan›nm›fl müderris ve müelliflerinden), Kemalpaflâzade(bu vazifesinden bir süre sonra fieyhülislam olacakt›r), Hasan Çelebi (bu vazifesinden bir süre sonra ‹stanbul kad›s› olacakt›r), ‹shak Çelebi (bu vazifesinden bir süre sonra fiam kad›s› olacakt›r) vs. gibi çok önemli alimler de görev yapm›fllard›r. Ayr›ca Üsküp’te kad›l›k yapan ve tezkire sahibi olan fiair Afl›k Çelebi’yi de unutmamak gerekir. Bunun d›fl›nda Üsküp’te çok say›da ulema, udeba, meflayih ve evliya türbelerinin mevcudiyetinden birçok kaynak bahseder. Osmanl› devrinde ticarî anlamda da Üsküp müthifl bir canl›l›k kazan›r. Yollar yeniden yap›l›p, çarfl›, kervansaray, han ve bedestenler ile ticaret için tüm olumlu flartlar vücuda getirilir. Çarfl› Üsküp’te ticarî ve sosyal hayat›n kalbidir. fiehrin tam ortas›nda kurulan Üsküp Çarfl›s› din, kültür, milliyet fark› tan›madan halk› buluflturur. Çarfl›n›n etraf›nda teflekkül eden mahalleler Müslüman mahallesi, Yahudi mahallesi, Hristiyan mahallesi diye ayr›d›r ancak bu mahallelerin aras›nda nefret de¤il adalet duvar› vard›r. Tafl köprüsü ve Burmal› Camii’nden ayr› bahsetmek laz›m. Bu iki yap› birbirine o kadar yak›fl›r ki Vardar nehri sanki bu yap›lar›n zerafetinin daha muayyen bir flekilde görünmesi için akar. Birbirine çok ba¤l›d›rlar ama bir gün ayr› kalacaklar› hiç ak›llar›na gelmez. (1925’te S›rp-H›rvat-Sloven Krall›¤› taraf›ndan y›k›lan Burmal› Camii günümüzde mevcut de¤ildir) 1689’da Üsküp Avusturyal› kumandan Picolomini taraf›ndan yak›l›r. Bu dönemde Üsküp’ün çehresi deyim yerindeyse mahv olur. Bundan sonra iki yüzy›l Üsküp eskisi kadar rahat de¤ildir ama zaman›n merhametine s›¤›n›r. Oysa bu süreçten sonra çete ve eflkiyalar da¤larda hareketlenmektedirler. Üsküp’ün ise korku girer art›k gözüne. Kanunî Sultan Süleyman’›n “sonsuz devlet” rüyas› y›k›lacak m›? sorusunu sorar ve cevab›ndan ürker Üsküp.

ÜSKÜP’Ü OKUMAK

Üsküp’ün kötü rüyalar› s›klaflmaya bafllam›flt›r. ‹nanmak istemez ama o rüyalar yavafl yavafl hakikate bürünür. Devlet-i Âliye Üsküp’e “elveda” demeye haz›rlan›r. Önce Üsküp’ün kardefl flehirleri ve en sonunda da Üsküp kopar babas›n›n kuca¤›ndan.

64

‹L‹M YAYMA VAKFI BÜLTEN‹ •

O kadar hüzünlü, o kadar hicranl›d›r ki art›k Üsküp, kelimeler kifayetsiz. Öyle ki bu kederiyle Yahya Kemal’i do¤urur, Üsküp. Ve onu ‹stanbul’a babas›na gönderir. Yahya Kemal’in diliyle, kalemiyle ‹stanbul’da Üsküp konuflur, dile gelir. Baba da üzgündür, o¤ul da. Ama hayat devam eder, etmelidir. Art›k yaln›z yaflamaya karar k›lm›flt›r Üsküp ve mücadele etmeye. Babas›ndan kalan miras ile devam etmek durumundad›r. Fakat Üsküp münevverleri pes etmek niyetinde de¤ildir. Ataullah Efendi (20. yüzy›l) tüm tehlikelere ra¤men Meddah medresesini canl› tutmay› baflar›r. Ard›ndan Ata Efendi’nin talebesi fiair ve mütefekkir Fettah Efendi tüm talebe ve arkadafllar›yla Üsküp’te Osmanl› ilmiyesinin nefesi olur. Bu zincirin son halkas› Hfz. ‹dris Efendi ile tamamlan›r. Her taraf tarumar olurken Üsküp ayakta kal›r. Baz› camîler, hanlar, hamamlar y›k›l›r ama zihinler y›k›lmaz. Bu zihinler, de¤iflik rejimlerin Osmanl› eserlerine tahammül edemedi¤i dönemlerde bile birçok Osmanl› eserini mücadeleyle ayakta tutar. Üsküp’ü bilen, ruhununun derinliklerini idrak edenlerin zihni bu flekilde Üsküp’ün tüm unsur-lar›yla bir Osmanl› flehri olarak kalmas›n› sa¤lar. Bu serüvenin bir sonu var m› veyahut tüm bu olanlardan sonra bugün Üsküp hala yafl›yor mu? Metnin bafl›na dönmem gerekecek herhalde. fiehir insan gibidir. Anlafl›ld›kça, idrak edildikçe yaflar. Çünkü ‹nsan›n flehre muamelesi flehri idrak kapasitesiyle orant›l›d›r. Bugün Üsküp’teki eserleri yapt›ran, onlara anlam veren ya da flehre anlam katan Yi¤it Paflalar›, ‹sa Beyleri, Afl›k Çelebileri, Yahya Kemalleri, Ata Efendileri ne kadar tan›yorsak, Üsküp flehrini o kadar idrak edebiliyor ve flehre o kadar hayat verebiliyoruz.

Profile for İlim Yayma Vakfı

İlim Yayma Vakfı Bülteni 4  

İlim Yayma Vakfı Bülteni 4

İlim Yayma Vakfı Bülteni 4  

İlim Yayma Vakfı Bülteni 4

Advertisement