Issuu on Google+

Aralık 2011 Yıl: 22 Sayı: 64

Vuslat bir başka bahara 08

gazete Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü süreli yayınıdır. Ücretsizdir.

Giriş, Gelişme, İşgal Tartışmalarla, protestolarla, sevenlerle, sevmeyenlerle sonunda Boğaziçi’nde de bir Starbucks açıldı. ELİF CANSU AKOĞUZ’un haberi 04’te

Shuttle kartları asım ayı başlarında uygulamaya giren sistem ile birçok öğrencinin sıklıkla kullandığı shuttle’lar artık kartlı sisteme sahip. MELİSA ATAY’ın haberi sayfa 7’de

İnşaat curcunası 18

KİTAP

MÜZİK

SİNEMA

vazgeçilmez

kampüs

hayvanları 16

ETKİNLİKLER

Hollywood’unefsanesi yaşlanmayan

SON JACK NICHOL

kültür sanat

serleri BÜMK Koro Kon

yine yeniden

Koroları’nın sevdiren BÜMK de koral müziği Koro Konserleri, bu yıl 26 olan 33 yıldır Boğaziçi’n çaplı etkinliği okuldaki en geniş herkese Korosu ile başlıyor. bu sene de okuldaki Aralık’ta Rock ilk eşliksiz Caz ve Bünyesinde Türkiye’nin sıra Klasik Müzik Korusu’nun yanı BÜMK, da bulunduran büyük Rock Korosu Korosu’yla topladığı geçen sene Caz da yükselen bu sene daha ilgiden sonra vermeye hazırlanıyor. beklentilere cevap kadrosu öğrencilerden bütün ellerinŞefi de dahil bizden seslerin oluşan bu korolar, imkanlarla de olsa- kısıtlı ini deki -kısmen re dönüşebileceğ ayına nasıl profesyonelle Konserleri, Mayıs gösteriyor. Koro hem kampüste hem kadar aralıklarla sürecek. Ve her sene de kampüs dışında

ARALIK AYI BÜMK

ETKİNLİK LİSTESİ

8 Aralık > John Lennon 13 Aralık > Jam Sessions 15 Aralık > Rubato Konserleri 19-20 Aralık > Taşoda Konseri 21 Aralık > Kilyos Korolar Konseri 26 Aralık > Rock Korosu Korosu 28 Aralık > Klasik&Caz Konseri

RİMİZ HALA DİNLEDİKLE

Yabancı Rock You (1977) Queen – We Will (1965) The Beatles – Yesterday Spirit (1991) Like Teen Nirvana – Smells Religion (1991) R.E.M. – Losing My Touch This (1990) Can’t MC Hammer – U

. olduğu gibi bahsettirecek adından gururla

“Rubato” Hall Klasik en Albert Long daha Gelenekselleş yanına bir de Müzik Akşamları’nınklasikçiler eklemek genç amatör ruhlu, 15 Aralık gecesindeki senedir isterseniz BÜMK’ün kaçırmayın. 10 klasik Rubato etkinliğini geleceğin başarılı devam eden ve olacak sanatçıları müzik isimlerinden bize de bu isimlere etkinlik, ağırlayan bu imkânı sunuyor.” erkenden tanışma

ARALIK -OCAK AYI

Sanatçı Junior Boys Melis Danişmend Erik Truffaz Quartet BaBa ZuLa Capella Gabetta Kolektif İstanbul Oi Va Voi Russian Red Feridun Düzağaç Tom Vek

*En düşük fiyatlardır.

Boğaziçi’nin

Yerli (1996) Teoman – Papatya Barut (1992) Sertab Erener – Ateşle Oyunu (1993) Kenan Doğulu – Aşk (1996) Ahmet Kaya – Yakamoz – Sözlerimi Geri Bulutsuzluk Özlemi Alamam (1996)

ETKİNLİK LİSTESİ Mekan Tarih 14 Aralık 14 Aralık 16 Aralık 23 Aralık 23 Aralık 28 Aralık

7 Ocak 13 Ocak 14 Ocak 23 Ocak

Salon İKSV Beyoğlu Hayal Kahvesi Tamirane Babylon İş Sanat Kültür Merkezi Babylon Babylon garajistanbul Jolly Joker Ghetto

Ücret* 39.50 (Öğrenci) 28.50 45.00 39.00 22.50 (Öğrenci) 22.50 44.50 45.00 33.50 24.00

Kültür-Sanat eki içindedir

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ İŞLETME VE EKONOMİ KULÜBÜ


02 siyaset

Beklenen gazete! Dinamik Gazete ilk mutlu etti tabii, ancak hala sayısıyla okurlarıyla buhaber kaynaklarının luştuktan sonra, gelen kıtlığından söz edebilitepkileri beklemek riz. Akademik olsun, belki de en keyifsosyal olsun okuldaki li safhalarından birçok gelişmeden biriydi bu işin. İlk haberdar olmak başta, beklediğigerçekten çok zor. mizden daha fazla Kurumsal İletişim ilgi gördüğümüzü Direktörlüğü, bülten bile söyleyebilirim. kavramını okulda yerSanki okuldaki insanleştirmeye çalışıyor ama lar, “okul gazetesi” olarak onların bile olup bittikten bahsettiğimiz bu boşsonra haberlerinin GÖKHAN ER luğun doldurulmasını anca olduğu birçok gokhan.er@buik.net uzun zamandır beklietkinlikten söz etmek yorlardı. Kendilerinmümkün. Bültende den bahseden, study’lerde, kantinler“Geçtiğimiz ay gerçekleşen etkinlikde verilen ufak aralarda sayfalarına ler” kısmının olmasının en büyük kısaca göz gezdirebilecekleri Dinamik sebeplerinden bir tanesi bu belki de. Gazete’yi görmek hoşlarına gitmişti. Bu konuda daha ciddi bazı adımların İlk sayının olumlu bir algı bıraktığını atılması gerektiğinden bahsedebisöyleyebiliriz bu durumda. liriz. Neredeyse çoğu kulüpte olan Elbette tebriklerle birlikte tanıtım ya da paylaşma isteksizliği eleştirilerini de yönelttiler bizleise bir başka sorunumuz oldu iki sayı re. En çok aldığımız eleştirilerden boyunca. biri(beklemediğimiz bir eleştiri olduğunu söyleyemem) tuvalet fotoğEleştiriler adreslerine ne raflarının ön kapakta gösterilmesiykadar ulaştı? di. Belki de her gün gerçek hayatta Gazetenin bir önceki sayısında karşılaştıkları bu tuvalet manzaralagörmüş olabileceğiniz üzere amarının; çözüm olabilecek, ses getirebicımız, objektif bir şekilde haberleri lecek bir platformda dile getirilmesi, vermek iken , yaptığımız bazı hagöze sokulması(!) sadece onların berlerin birtakım kişilerin dikkatini değil, okuldaki yetkili insanların da çekmesi ve bu konularda düzeltici gözüne sokulması bizim hevesli olduadımlar atılması da amaçlarımız ğumuz bir meseleydi oysaki. arasındaydı. Bu konuda maalesef yeterince başarılı olunduğundan bahseİletişim Eksikliği demeyeceğim. Bunun sebebi, yazıları Eleştiriler sadece okuyuculardan üstüne alınan kimse olmadığı gibi, değil, okulun kurumlarından da geldi okulda henüz tam anlamıyla oturçok gecikmeden. Geçtiğimiz sayıda mamış olan “okul gazetesi” bilinci yer almayıp da bu sayıda kendileolabilir. Öğrencilerin sesine bir nebze rinden de bahsedilmesini isteyen olsun yer verebilen bu gazetenin, kurumlar, kulüpler bizimle bu talepbırakın okuldaki yetkilileri, öğrencilerini paylaştılar. Bilgi paylaşımının ler tarafından bile ne kadar ciddiye oldukça az ve sınırlı olduğu okulualındığını görmek henüz zor. Oysa muzda bu gelişmeler bizi oldukça medyanın gücü, her zaman olduğu gibi üniversitemizde de yadsınamayacak bir boyuttadır. Gazete çıktıktan sonraki hafta boyunca yemekhanelerden sorumlu şirket sahibi ve ÖFB sorumlusu Cemal Abi’den konularla ilgili görüşme talebi almış olsak da bunların devamı maalesef gelmemiştir. Sahibi Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü Adına ** Uğurcan Aksoy İlk sayı ve bu sayının hazırSorumlu Yazı İşleri Müdürü lanması sürecinde yukarıdaki Uğurcan Aksoy durumlardan söz ettikten sonra Genel Yayın Yönetmeni bu sayımızda da; elimizden Gökhan Er geldiğince herkesi kucaklaEditör maya çalıştığımız, tarafsızlığa Buse Aylan her zamankinden fazla önem Yazı ve Reklam İşleri Sorumluları Duru Öksüz, Kadir Aydın, Salmi Gambarova verdiğimiz, birbirinden önemli Yazı Kurulu ve güncel haberleri bulabileAli Yağız Kaçar, Baran Küçük, Burcu Mirkelam ceğiniz bir Dinamik Gazete Can Yılmaz, Deniz Yeşil, Duygu Söyler, vaadediyoruz sizlere. Sayının Elif Cansu Akoğuz, Melis Gerçeksi, Melisa Atay Özben Hafız, Übeyde Yetkin Girgin hazırlanmasında emeği geçen Görsel Danışman Editörüm Buse Aylan’a, Yazı Sertaç Bala ve Reklam İşleri Sorumlularım Matbaa Duru Öksüz, Kadir Aydın ve Müka Matbaacılık Reklamcılık Yayıncılık San. Ve Tic. Ltd. Şti. Salmi Gambarova’ya ve 2011Tel : 0212 54968 24 www.muka.com.tr 2012 Yönetim Kurulu arkadaşlaYayın Kurulu rımla birlikte gazetede yazıları ve Tolgacan Ceylan, Umut Can Kurt Barış Karahan, Ecenaz Özcengiz emeği bulunan tüm üyelerimize Ekin Akın, Gökhan Er, Nazım Sansar teşekkür ediyorum. Bu gazete süreli yerel yayındır.

Aynı

tas aynı

Artan terör olayları, gerilen dış ilişkiler, Van Depremi gibi önemli konuların tartışıldığı bu günlerde bile anayasa çalışmaları hala temel gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Seçim sürecindeki en önemli vaatlerden biri olarak göze çarpan “yeni anayasa” süreci, AKP’nin mutlak ve kimilerine göre şaşırtıcı zaferinin ardından konuşulan öncelikli meselelerden biriydi. Toplumun temeline inen ve bütününü kapsayan bir anayasa söylemiyle yola çıkan hükümet, medya aracılığıyla meclisteki ve meclis dışındaki bütün partilere ılımlı mesajlar göndererek süreci başlattı. Bugün ulaşılan noktaysa tartışmaları ve fikir ayrılıklarını beraberinde getiriyor. ANKET SONUÇLARI Yeni bir anayasanın gerekliliğine inanıyor musunuz?

%64

% 30 Hayır % 9.33 Diğer

% 60.66 Evet


ANAYASA

siyaset

BARAN KARACA baran.karaca@boun.edu.tr Bazı hukuk ve siyaset bilimciler; hükümet partisi politik anlamda bu kadar güçlüyken, toplum genelinde kuvvetli tabular yıkılmış, diyalog süreci başlamışken yeni bir anayasa için daha uygun bir zaman olamayacağını belirtiyor. Ancak meclisteki her partiden üçer üyenin katılımıyla Anayasa Komisyonu kurulup 15 maddelik çalışma düzeni açıklanınca, olumlu hava bir miktar dağıldı. Özellikle; � Maddelerin kabulünde oy çokluğu değil oy birliği aranması, � Bir parti komisyona katılmayı reddederse çalışmaların durması, � Komisyonda oluşturulacak bir anayasa metninin Meclis Anayasa Komisyonu’nda ve Genel Kurul’da değiştirilemeyecek oluşu şeklinde özetlenebilecek maddeler, ünlü anayasa hukukçusu ve siyaset bilimci Prof. Dr. Ergun Özbudun tarafından “Sanki anayasa yapılmasın diye konuldu.” yorumunun yapılmasına yol açtı. Uzlaşma Komisyonu için “ölü doğmuş bir komisyon” ifadesini kullanan Özbudun’un sözleri, kamuoyunda geniş yankı bulurken bastırılmış korkuların su yüzüne çıkmasına sebep oldu. Özellikle MHP ile BDP’nin ortak bir zeminde buluşması imkânsız olarak nitelendirilirken, anayasa çalışmalarının hukuksal bir süreçten çok siyasi strateji oyunlarına döndüğü ifade ediliyor. CHP ile AKP’nin zıt tavırları, Ak Parti’nin BDP’yi PKK’nın siyasi uzantısı olmakla suçlaması, açılım ve Öcalan konuları nedeniyle iyice gerilen MHP-AKP ilişkileri, komisyonun çalışmalarını zora sokacak diğer konu başlıkları olarak gösteriliyor. Fakat partiler arası çekişmelere rağmen oluşturulan alt komisyonların; siyasi partiler

ve anayasal kuruluşlar, meslek örgütleri, odalar ve sendikalar, sivil toplum örgütleri, vakıf, dernek ve cemaatlerle birlikte çalışacak, onlarla fikir alışverişinde bulunacak oluşu çok önemli bir ilerleme olarak yorumlanıyor. Toplum genelindeyse yeni anayasaya yönelik olumlu ve istekli bir hava var. Komisyon başkanı Cemil Çiçek’in yeni anayasanın toplumsal bir istek olduğunu belirten sözleri, oranı %70’in üzeri olarak açıklayan kamuoyu çalışmaları tarafından doğrulanıyor. BDP’nin özlük hakları talebi, CHP ve MHP’nin kırmızı çizgileri ve AKP’nin tartışılan tavırlarının çok ötesinde, ortak ve en büyük beklenti ise “demokratikleşme”. Yeni anayasanın, darbe anayasası olarak ifade edilen 1982 anayasasının etkilerini ortadan kaldırması, modern toplumun ihtiyaçlarını karşılayıp demokratik bir Türkiye’ye zemin hazırlaması hem bütün partilerin hem de toplumun genelinin en önemli arzusu. Abdullah Gül’ün Londra ziyareti öncesinde Esenboğa Havalimanı’nda kendisine yöneltilen “Toplumda yeni anayasa beklentisi çok güçlü? Bu dönemde yeni anayasa yapılabilecek mi?” sorusuna verdiği yanıt ise genel durumu özetler nitelikte: “Evet, çok büyük bir beklenti var. Herkes bu işe kendini şartlandırdı... Anayasa yapılmazsa büyük bir hayal kırıklığı olur. Yapılabilir aslında ben o kanaatteyim. Yeter ki siyasi çekişme olmasın. Ben onun için metod, usul vurgusu yapıyorum.”

G RÜŞLER Sizce Anayasa Komisyonu somut adımlar atabilecek mi? Neden? Cemre Antmen - Çeviribilim AKP, CHP ve BDP ile anlaşabilir. Bu yüzden temelde MHP’yi görüyorum. Özellikle BDP ile uzlaşma sağlamaları çok zor görünüyor. Yine de neo-liberalizm

bu dört partiyi aynı zeminde buluşturabilir. Bu da çözümü getirecektir. Canberk Demircan - Elektrik & Elektronik Mühendisliği Anayasa Komisyonu somut adımlar atamayacak, atarsa da bunlar çoğu kişinin istemediği adımlar olacaktır. Planlanan(!) ama gerçekleştirilemeyen bir darbe için insanlar mahpustaki 1000. gününü doldururken 80 darbesini yapan kişiler ve zihniyet yıllardır yargılanamıyor. Bu durumda Anayasa Komisyonu’ndan makul bir adım beklemek pek mantıklı değil. Yeni anayasa sürecinde hangi partiyi en kritik rolde görüyorsunuz? Neden? Kağan Güney - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler MHP’nin CHP ve AKP arasındaki tutumu kamuoyu oluşturmada ve karar sürecinde çok önemli. Meclis içi çoğunluğu oluşturmak için de MHP’nin desteğine ihtiyaç var. BDP ile aralarında ise mutlaka sürtüşme olacak. MHP’nin bu konudaki tavrı belirleyici olur. Kadir Altınok - İşletme Anayasayı kilitleyen en önemli mevzu olan Kürt meselesi ancak BDP’nin desteğiyle aşılabilir. Ama yine de en kilit rol CHP’ye düşüyor çünkü göründüğünden daha etkili bir parti. Devlet organları CHP ile aynı tepkileri veriyor. Ortaçağ Avrupası’nın Vatikan’ı gibi. Hitap ettiği kitlenin etkileyici ve engelleyici gücü çok yüksek. Okan Özdemir - Uluslararası Ticaret AKP’nin çoğunluğu sağlaması ve bütün fikirleri dinleyip birleştirici bir tutum ortaya koyması lazım. 12 Eylül referandumunda olduğu gibi “ben bilirim” mantığı ile iş yapılmamalı.

03


04 ekonomi

Gündemden Düşmeyen Mevzu:

STARBUCKS M. BUSE AYLAN buse.aylan@buik.net

Yeni Yıla Geri Sayım… 2011’i geride bırakıp yeni bir seneye girmemize çok az bir zaman kaldı. Yılbaşının yaklaştığını hatırlatan en güzel detaylar ise yeni yıl konseptiyle değişen caddeler, sokaklar, mağazalar... Yavaş yavaş ışıklanmaya, kırmızılarla, çam ağaçlarıyla süslenmeye başlıyor her yer. Bir de kar yağsa tam yılbaşı manzarasına bürünmüş olacağız. Fakat mevsim değişiklikleri nedeniyle, bu konuda hiç umut yok gibi görünüyor. Aynı zamanda, dönemin sonuna ve hemen ardından gelen yoğun finallere de yaklaşıyoruz. “Daha dün başlamışız gibi, ne çabuk geçti.” diye düşünenlerden biriyim ben de. Her dönem, bir öncekinden daha hızlı geçiyor sanki. 2012’ye girmek için geri sayım başlamışken “2011’de neler olup bitti?” diye düşününce, baya hareketli bir sene geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Dünyaya baktığımızda; Japonya’da meydana gelen deprem ve nükleer felaketten Orta Doğu’daki Arap Baharı’na, Avrupa’daki ekonomik krizden İngiliz Kraliyet Düğünü’ne, Steve Jobs ve Amy Winehouse’un ölümünden Usame Bin Ladin’in öldürülmesine kadar birbirinden çeşitli konular ve daha fazlası dünya gündemini belirledi. Türkiye’de ise; 12 Haziran’daki seçimlerden futboldaki şike iddialarına, Van Depremi’nden Avrupa Kupası elemelerindeki ve Eurovision’daki hayal kırıklıklarına, Voleybol Milli Takımı’nın başarılarından Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da Bir Zamanlar Anadolu’da filmi ile aldığı “Jüri Büyük Ödülü”ne kadar birçok konuyla meşgul olduk 2011 yılında. Yeri geldi üzüldük, yeri geldi mutlu olduk. Herkes için farklı duyguların bir arada yaşandığı bir sene oldu. Dinamik Gazete’nin 2. sayısında neler var? Dinamik Gazete’nin 2. sayısında yine Boğaziçi’nden ve dünyadan ilginizi çekecek, farklı birçok konu sunmaya çalıştık sizlere. Okulun gündemini uzun süredir meşgul eden ve okuldaki mevcudiyeti ile ilgili farklı fikirlerin bulunduğu Starbucks, Türkiye’deki yeni anayasa çalışmaları, tansiyonun sık sık yükseldiği Suriye, okuldaki son yeniliklerden shuttle kartları, okulda son hız devam eden inşaat çalışmaları, Avrupa Kupası elemelerindeki hezimet, bir Hollywood efsanesi olan Jack Nicholson, Boğaziçi’nin ayrılmaz parçası kedileri, bitmeyen yazı dizisi TK kitapları, okulun çeşitli kulüplerinden merakla beklediğiniz gelişmeler, haberler ve daha fazlası yeni sayıda okurlarını bekliyor. Yeni senenin ilk sayısında görüşmek üzere… Herkese mutlu, huzurlu ve eğlenceli yeni yıllar!

Tartışmalarla, protestolarla, sevenlerle, sevmeyenlerle sonunda Boğaziçi’nde de bir Starbucks açıldı. Açılmasıyla birlikte de kahvelerinden çok, öğrencilerin Starbucks’a yaklaşımları ve yapılan eylemlerle konuşulur oldu. Peki, hem genel anlamda hem de okulumuzda, Starbucks’ı bu kadar kutuplaşma yaşanan bir tartışma konusuna ve kimileri için bir kapitalizm ve sömürü sembolüne çeviren etken neydi?

Okulumuz Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü hocalarından Murat Akan’ın gözünden

Starbucks

Starbucks’ın kapitalist sistemin bir parçası olduğu yadsınamaz bir gerçek. Ancak bu gerçek, Starbucks’ı bütün kapitalist sistemin ve sistemle bağlantılı sorunların günah keçisi yapmaya yeter mi? Starbucks, politikası gereği sorumluluk sahibi bir imaj çizmeye büyük önem göstermekte. AIDS, doğal afetler, geri dönüşüm, eğitim gibi pek çok alanda sosyal sorumluluk

kampanyaları yürüten Starbucks, aynı zamanda üretici haklarını korumaya yönelik FairTrade (Adil Ticaret) etiketli ürünlerin dünya piyasasındaki en büyük alıcısı konumunda. Bu durum Starbucks’a, hiçbir sorumluluk üstlenmeyen kimi şirketlere göre daha temiz bir imaj çizse de, Starbucks da her büyük şirket gibi bazı politikaları ile ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Rakiplerinin kiracı oldukları yerleşimleri satın alıp zarar etmelerine karşın bilinçli olarak işlettikleri, gerekli izinleri almadan yeni şubeler açtıkları, bu ve benzeri yollarla sektörde bir tekel oluşturmaya

Starbucks size nasıl bir anlam ifade ediyor? Ne gibi çağrışımlarda bulunuyor? Starbucks’ın birden çok çağrışımı var benim için. Birincisi “büyük sermaye” olması. Kampüsümüzdeki son gelişmelerde bunun örneğini görebiliriz. Bir sürü ufak işletmeci vardı, onlar yok artık, Starbucks var. Starbucks merak ediliyorsa üretim sürecini anlatan ve kahvenin önümüze gelişini anlatan bir belgesel var, Siyah Altın adında. Burada, kahve üretim sürecinin Afrika’da nasıl bir sömürü mekanizması ile işlediği, üreticinin hiçbir şey almadığı gibi önemli noktalar var. Kahve endüstrisi hem ekonomide hem de siyasi ekonomide çok araştırılan ve çalışılan bir konu. Sadece bu değil, kahveye has başka bir konu da var. Kahve aynı zamanda

geç kapitalizm zamanının bir tüketim aracı çünkü aynı zamanda başka tüketim alanları açan bir ürün. Starbucks aynı zamanda jantrifikasyon (kentsoylulaştırma) diye tanımlayacağımız bir sürecin parçası. Eskiden basit bir ahşap sandalyede oturup çay içerken, şimdi kadife koltuklarda oturup çay içiyoruz. Daha soyut bir yerden bakarsan aslında içtiğimiz ürün çay olsun, kahve olsun bizim sosyalleşirken tükettiğimiz bir içecek. Ancak şu anda çayın yerini filtre kahve almış durumda, oturduğumuz yer değişmiş durumda ve o sohbet sırasında içtiğimiz şeye verdiğimiz para da değişmiş durumda. Eskiden aşağı yukarı 50 kuruşa, 1 liraya çay içebilirken simdi gittiğin yere göre 5 liraya falan bir kahve içebiliyorsun. Başka bir soyutlama seviyesinden

ELİF CANSU AKOĞUZ cansu.akoguz@boun.edu.tr


ekonomi çalıştıkları, firma hakkındaki iddialardan yalnızca birkaçı. Son yıllarda Starbucks’a yönelik gündemde en çok yer bulan eleştiri ise Etiyopyalı kahve üreticileri ile yaşanan anlaşmazlıklar hakkında. 2005 yılında Etiyopya Hükümeti, ülkede üretilen kahve çekirdeklerinin isimlerinin tescilli markalar olması için Birleşmiş Milletler Ulusal Kahve Birliği’ne başvurdu. Oxfam tarafından, başvurunun kabul edilmemesi için birliği yönlendirmeye çalışmakla suçlanan Starbucks, suçlamaları reddetti. Birlik ise kararın sebebini, “önerinin kahve ticaretindeki stabiliteyi bozarak hem tüketicileri hem de üreticileri olumsuz etkileyecek olması” olarak açıkladı. Başvuru kabul edilseydi, ülkenin %80’inin günlük iki dolardan az kazandığı Etiyopya’da, çiftçilerin pastadan nispeten daha büyük ve adil bir pay alması sağlanacaktı. 2007 yılına dek süren tartışmalar, STK’ların da baskısıyla Starbucks ve çiftçi kooperatifleri arasında sağlanan bir anlaşma ile son buldu. Elbette, Boğaziçi Starbucks’a gösterilen tepkinin tek sebebi şirketin genel

duruşu değil. Günlerdir süren Starbucks işgalini gerçekleştiren öğrenciler, başlıca sorunun ‘öğrencilerin okulla ilgili karar alınma sürecine dahil edilmemesi ve okulda ucuz ve kaliteli yemek seçenekleri bulunmaması’ olduğunu belirtiyorlar. Haftalardır süren eylemlerin ardından işgal edilen Starbucks’ta yemekten temizliğe her şey işbirliği ile yapılırken, bir yandan da belgeseller izleniyor, tartışmalar yapılıyor. Hatta bazı akademisyenler derslerini Starbucks’ta veriyor. Kimi STKlar ve sanatçılardan da destek gören eylem, ulusal medyada da yer buldu. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tereza Varnalı’da yakın zamanda öğrencileri dinlemek üzere Starbucks’a geldi ve bir temsilciyle konuşmak istedi. Ancak öğrenciler temsilci seçmeyi reddedip toplu halde tartışmakta, Prof. Dr. Tereza Varnalı da destekçi gibi algılanmamak için Starbucks’a girmemekte ısrar edince, çare açık havada, toplu halde konuşmakta bulundu. Yalnız Starbucks değil, ucuz ve kaliteli yemek sorunundan, okulda ulaşımın, transkript ve öğrenci belgesinin üc retli olmasına kadar pek çok konu

ANKET SONUÇLARI Çarşı kantine Starbucks açılmasını destekliyor musunuz?

% 38.66 Evet

% 52 Hayır

% 10 Diğer

ele alındı. Ancak bu görüşmenin ardından da rektörlük Starbucks’ın akıbetine dair net bir açıklama yapmadı. Starbucks ise resmi bir açıklama ile konunun öğrenciler ve üniversite arasında olduğunu, müşterilerinin hizmet alma özgürlüklerini gözetmek kaydıyla, öğrencilerin isteklerini dile getirmelerine haklarına saygı duyduklarını belirttiler. İşgal altındaki Starbucks’tan alışveriş yapan öğrenciler ise bir süprizle karşılaştılar. Starbucks işgal süresince müşterilerine ücretsiz kahve sunmaya başladı. Yaşananlar göz önüne alındığında Starbucks, rektörlük ve öğrenciler üçgenindeki tartışma uzun süre daha Boğaziçili gündemini meşgul edecek gibi görünmekte.

G RÜŞLER Okulda Starbucks açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Onur Güngör - Bilgisayar Mühendisliği (Doktora Öğrencisi) Burası bir üniversite ve elbette ki ihtiyaçlarımızın karşılanması gerekiyor. Bunun için emperyalizmin simgesi olmuş bir şirketin kampüste var olmasına gerek yok. Starbucks’ın var olması üniversite mekânının değişimidir. Kampüste öğrenciler istedikleri mekânları kuramıyorlar. Mesela, Orta Kantin eskiden duvarlarını doldurabildiğimiz her anlamda öğrenciye açık bir mekândı. Şimdi bir kafeden farksız. Starbucks’ın da yarattığı etki benzer. Öğrenci değil birer müşteriye dönüştürülüyoruz. Bu hizmeti frenchise şubelere ihtiyaç duymadan üniversite kendisi de verebilir. Bu bir adım, bu şekilde yavaş yavaş piyasacı bir kurum olmaya yaklaşıyoruz. Bu yüzden Starbucks’ın açılmasını desteklemiyorum. Çağla İshakoğlu - İşletme Okulda Starbucks açılması, bu okulda okuyan biri olarak benim hoşuma gitmedi. Normalde Starbucks’ı ders çalışmak için tercih ettiğim halde, okula açılan Starbucks, bana okulda zaten kısıtlı olan yemek yeme alanını tamamen “boşa harcama” şeklin-

dikkati çeken, kampüste bulunduğu konumundan dolayı öğrencilerin bir araya geldiği mekânlardan olan merkezi bir yerin Starbucks’a verilmiş olması. Starbucks hem fiyat itibari ile hem tarzı itibari ile herkesin rahat girebileceği bir yer değil. Peki, sizce sorun Starbukcs’ın bir devlet üniversitesinde açılmış olması mı yoksa genel olarak Starbukcs mı? Şu anda bizim kampüsümüzde zaten bir kahveci vardı, iki oldu, üç oldu ve çayhane kalmadı. Kahvenin ve mekânlarının monopolisine doğru bir gidişat belirdi. Liberal bir gelişim değil bu. Liberalizm’de her şeyden biraz olması lazım, doğru değil mi? Bazı alternatifler ortadan kalktı. Bence oradaki küçük kahveci her yere

yeterdi. Ben de bazen kahve içiyorum çok yorgun derse gireceğimde. Orası yetiyordu, burada söz konusu olan devlet üniversitesi ya da özel üniversite değil ürün, büyük sermaye ve onlara verilen koskoca mekânlar. Bu okulun en büyük ve en güzel özelliği-tabii bu devlet üniversitesi olmasından kaynaklanıyor—Türkiye’nin her yerinden ve dışından öğrenciler olması. Üniversite, öğrenci için sadece derslikler değil, aynı zamanda yeni bir ortama, farklılıkların zengin olduğu kamusal bir alana alışma süreci, insanlar bu ortamda konuşmaya tam alışmaya çalışıyorlar, alışmışlar; bir kentsoylulaştırma, kamusal mekânı sınıfsallaştırma süreciyle, Starbucksla karşılaşıyorlar. Üzerine üstlük, kampüsümüzde açık bir ucuz ve kaliteli yemek ihtiyacı varken.

Starbucks’ın açılması, seçeneklerin azaltılması öğrenciler arasında bir gruplaşmaya ve farklı aidiyetler oluşmasına neden olur mu? Tabii öğretim üyeleri için de geçerli bu. Starbucks gibi şirketler sadece var olan talebe cevap vermek için gelmiyorlar, talep yaratmaya geliyorlar. Öğrenci ve öğretim üyelerinin genelinin buna nasıl cevap vereceğini bilmiyoruz daha. Şu andaki gidişat beraber oturulabilecek mekânların azalmasına doğru... Zaten jantrifikasyon diye söylediğim süreçle; aynı şeylerin, aynı “form” ların daha yüksek komodifikasyon seviyesinde, daha yüksek paralarla tüketilmesi ve ekonomik sınıf alanların ayrılmasından bahsediyorum.

05

de geldi. Devlet okulu olduğu için okulun açıkçası daha az maddi, daha çok öğrenci odaklı bir karar almasını beklerdim ancak “Starbucks” örneği, okulun bu yaklaşımından uzaklaştığını gösteriyor. Orası bana kalırsa öğrencilerin ihtiyaçlarını, en azından “çoğunluğun” ihtiyaçlarını giderecek bir yer haline getirilebilirdi. Tuna Kırbalı - Moleküler Biyoloji ve Genetik Bence asıl tepki gösterilmesi gereken Güney’e Starbucks açılması değil, bugüne kadar okulda Starbucks olmayışıdır. Kaliteli bir ürün ve güzel bir ortam sunan bu markanın Boğaziçi Üniversitesi Kampüsü’nde yer alması gayet olumlu bir gelişme. Starbucks’ı bir ideolojinin simgesi olarak değil kaliteli hizmet veren bir marka olarak görmek gerektiğine inanıyorum. Okulumuzda yapılan Starbucks karşıtı protestolar hakkında ne düşünüyorsunuz? Başak Palabıyık - İşletme Her alışveriş merkezinde, her caddede, İstanbul’un her yerinde Starbucks’lar var. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bunlardan sadece biri. Eğer bir tehlike varsa, gözümüzün önüne kadar gelmesini beklememeliyiz. Protestolar yanlış değil, zamanlaması yanlış. Oğuz Bertal Aydın - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Özgürlük ninnilerinin söylendiği bir Boğaziçi diskurunun tam ortasında, biz öğrencilerin evimizden daha fazla vakit geçirdiğimiz yerleşkemizde, herhangi bir fikrimiz alınmadan böyle bir dönüşüme maruz bırakılmamız kabul edilemezdir. Zenginliğin, gösterişin, caka satmaların ve hoyratça yapılan tüketicilik kültürünün kurumsallaşmasını evimizde istemiyoruz. Sıtarbaks bizim pisuvarımıza izmarit atmıştır, bize de onların kül tablasına işemek düşüyor ama öyle yapmayacağız. Biz Sıtarbaksı bile sevebiliyoruz, güzel bir şey olmasa da en azından bir ihtimal.

Peki, kampüse Starbucks açılmasının nedeni ekonomik midir? O konuda bir bilgim yok. Eylemlerden haberiniz vardır büyük ihtimalle... Görüyorum kampüste geçerken. İlginç, ben Starbucks’ı hep derslerimde tüketim kültüründeki değişikler konusunu tartışırken bireylerin üzerindeki ve kamusal alandaki sermayenin anti-demokratik baskısına örnek gösteriyordum, çünkü çok hızlı piyasalara giren, hızlı alışkanlıkları değiştiren, mekânı sınıfsallaştıran bir kahveci. Kampüsümüze Starbucks açıldığını bilmiyordum. Düşünsenize sadece kampüsümüze değil. Kadıköy, Beşiktaş, siz sayın, her taraf Starbucks oluyor.


06 dünya

Arap Baharı’nın Son Durağı DURU ÖKSÜZ

duru.oksuz@buik.net

Vicdanense olmaz, paraylaysa tamam!

SURİYE

1963’ten beri Baas rejimi ve 1970’ten beri Esed ailesi tarafından yönetilen Suriye’nin Devlet Başkanı BeşşarEsed, güvenlik güçlerinin gösterilerini ve isyancıları engelleyemiyor. Akıllara “Arap Baharı’nın son durağı Suriye mi?” sorusu geliyor.

YETKİN GİRGİN yetkin.girgin@boun.edu.tr 17 Aralık 2010 tarihinde Tunuslu Muhammed Bouazizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan Arap Baharı ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin antidemokratik iktidarlarının çeşitli sıkıntılarla karşılaşacağı tahmin ediliyordu. Bu zorluklar, bazı iktidarların düşmesine bile neden oldu. Tunus, Mısır ve Libya’da iktidarlar devrilip geçici hükümetler kuruldu. Hatta Libya eski lideri Muammer Kaddafi, kızgın bir kalabalık tarafından linç edildi. Arap Baharı’nın adresi bu kez Suriye gibi duruyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nden ayrılarak Fransız mandası altına giren Suriye, ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1946 yılı Nisan ayında parlamenter bir Cumhuriyet olarak bağımsızlığını kazanmıştır. Bu tarihten Hafız Esed’in iktidara geldiği 1971 yılına kadar Suriye’de bir dizi askeri darbe olmuştur. Hafız Esed ise Suriye’de otokratik Baas rejimini kurmuştur. Bu nedenle Suriye’de, demokratik haklar ve sivil demokrasi pek gelişme imkanı bulamamıştır. Kırk yılı aşkın süredir Esed ailesi tarafından yönetilen Suriye’nin, Arap Baharı’ndan etkilenmesi

ve protestoların başlaması doğal görülebilir. Suriye yönetimi ve Esed, reform ve demokratik seçimlere hazırlanarak kızgın halkı sakinleştirmek yerine uluslararası kamuoyunun ve komşusu Türkiye’nin tepkisini çekecek şekilde geniş çaplı askeri operasyonlar başlattı. Hatta bu operasyonlar, tüm İslam dünyası için çok önemli bir yeri olan Ramazan ayı boyunca bile devam etti. Suriye ordusunun operasyonları ile ölenlerin sayısının 2.600, yaralı sayısının ise çok daha fazla olduğu düşünülüyor. Suriye iktidarının bu eylemlerine karşılık ordudan ayrılan subaylar, Albay Riyad el-Esed önderliğinde Özgür Suriye Ordusu’nu ve geçici askeri konseyi kurdular. Özgür Suriye Ordusu, geçtiğimiz günlerde Şam’da Baas Partisi binasına ve çeşitli stratejik askeri birimlere saldırılar gerçekleştirdiler. El-Esed, Türkiye’de güvenli bir yerde bulunuyor. Suriye’deki halk ayaklanması karşısında Türkiye’nin sessiz kalması beklenemezdi. Hatta şu anda Hatay’da, Suriye’den kaçan mültecilerin ikamet ettiği, geçtiğimiz yaz Angelina Jolie’nin de ziyaret ettiği bir kamp bile var. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, her fırsatta Suriye yönetimi ve Esed’e çok sert çağrılarda bulunuyor. Uzun süren reform çağrılarının (BM

ve Davutoğlu’nun çağrıları) Esed yönetimince karşılıksız bırakılması ve Esed yönetiminin somut bir adım atmaması sebebiyle kulislerde askeri müdahale ve tampon bölge ihtimalleri konuşuluyor. Öte yandan, Avrupa ve Türkiye’nin aksine İran ve Rusya, Esed’e reform için şans verilmesinden yana. Rusya devlet yetkilileri, Suriye ile var olan silah anlaşmalarını iptal etmeyeceğini açıkladı ve Medvedev, Suriye’ye Rusya’dan devlet başkanı düzeyinde ilk ziyareti gerçekleştirerek bir bakıma dünyaya mesaj verdi. İranlı yetkililer ise Türkiye’nin sadece Suriye halkını desteklemesinin, Yemen ve Bahreyn olaylarına kayıtsız kalışının manidar olduğunu belirttiler. Uluslararası alanda ise Suriye���ye tepkiler artıyor. Arap Birliği, Suriye’ye mali ambargoyu başlattı. Türkiye’de ise Bakan Binali Yıldırım, bu ambargoya destek verilebileceği yönünde açıklamalarda bulundu. BM İnsan Hakları Konseyi’nde, Suriye güvenlik güçlerinin “açık ve sistematik ihlallerde bulunduğu, bunların insanlığa karşı suç kategorisine sokulabileceği” yönünde karar çıktı. Öte yandan Rusya bu kararı Suriye’nin iç işlerine müdahale olarak değerlendirdi. Bu kadar belirsiz bir ortamda Suriye’nin geleceğini kestirmek pek kolay gözükmüyor. Şimdilik isyancıların mı, yoksa Esed’in mi kazanacağı belirsiz. Her dakika yeni bir olayın yaşandığı Suriye’de neler olacağını zaman gösterecek.

Askerlik, Türk erkeklerinin anlata anlata bitiremedikleri anılarını biriktirdikleri yegâne yerdir. Erkek egemen Türk ailelerinin en büyük gurur kaynağıdır, gitmesi ayrı dönmesi ayrı şölenlerle kutlanır. Bu, aslına bakarsanız tabiri caizse daha yoğurttan ağzı yanmayanların tarafı... Oğlunun dönüşünü; kutlama evi ile değil, cenaze evi ile değiştiren annenin, kucağında çocuğuyla kocasının tabutuna bakan eşin askerliği ise bambaşka. Ölüm paralı değil. Şehit haberleri zengin fakir diye ayrılmaz ya da ayrılmazdı desek daha doğru şu an. Hükümetin, seçim döneminden beri hatta daha öncesinden ağzına doladığı “bedelli askerlik” geçtiğimiz haftalarda açıklandı. 30.000 TL’ye evden askerlik… Yanlış mı? Hayır! Daha önce de yapılan bir uygulama. Belki bu kadar radikal bir değişiklikle, bu kadar pahalı miktarlarla değil ama alışık olduğumuz bir kavram. Neden mi rahatsız etti? Şu yüzden; Savunma Bakanı bedelli askerlikle paralel zamanlarda tartışılmaya başlanan vicdani ret için şunları söyledi: “Vicdani ret gündemimizde değil! Türkiye’de zorunlu askerlik var, olacak. Hiçbir sıkıntı da yok!” Bu sözlerin aksine Türkiye’de zorunlu askerlik yok ama sıkıntı var. Hükümetin anlamadığı ya da anlamasının işine gelmediği çok önemli bir nokta mevcut bedelli askerlikte, özellikle de bu son düzenleme ile hiç askere gitmeyecekler için. Bu parayı ödeyenler zaten vicdanen askerliği reddediyorlar. %63.4’ünün zorunlu olmasa bile askerlik yapmaya gönüllü olduğu, askerliğin bir vatan borcu olarak kabul edildiği bir toplumda parasıyla bu “görevden” muaf sayılanlar vicdanen askerliğini yapmış olduğu rahatlığına mı erişecek? Hayır. Sadece paralarının sesi ile devlete “Ben sizin zorunlu koştuğunuz askerliği reddediyorum!” diyebilecek imkana sahip olacak. Aynı hakka sahip olamayan ise paşa paşa gidecek kışlaya, alacak eline silahını, vicdanen sindiremediği bir “görevi” yapacak. Yasa tasarısı mecliste tartışılırken Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun bir yorumu var: “Bunun [yasanın] adını paralı vicdani ret koymak mümkündür.” Aslında bedelli yasasının tam adı bu, şu anda! Paran yoksa vicdanın sesine de ihtiyacın yok çünkü o sesin kimse için bir değeri yok. Bunlar daha bedellinin hayata geçmeden önceki kısmı. Geçince başka başka sorunlar da tartışılmaya başlanacak çünkü ne zaman bir asker şehit olacak, o zaman herkes sormaya başlayacak. Eşitsizlik daha nerelere yayılacak, devlet aldığı vergilerden başka nerelere koşacak fazladan kâr için? O şehit olan askerin cenazesinde ağlayan çocukların, annelerin, babaların nasıl gözünün içine bakacak bakanlar? Bir yerde insanlar ölürken, attıkları her adımda bir sonrakini görememe korkusuyla yaşarken, diğer yanda bedelli parasının bir kısmını kredi ile ödeyenler aylık taksitleri bekleyecekler. Belki de en tezadı şu ki, bunun ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu bilse de çoğu kişi; onlarca asker şehit olurken dekontunu askerlik şubesine götürecek, akşam haberlerinde çıkan şehit cenazelerine içi burkulacak ve tek bir tuş ile parasıyla reddettiği vicdan azabından kurtulacak.


bilim teknoloji

07

Shuttle Kartları MELİSA ATAY melisa.atay@boun.edu.tr Üniversitemizde kampüsler arası ulaşım shuttle’lar ile sağlanıyor. Shuttle’lar; Kuzey Kampüs ve Güney Kampüs arasında ring halinde, Hisar Kampüs ve Güney Kampüs arasında da saatte 2 tane olmak üzere hareket ediyor. Uçaksavar Kampüsü’nden Güney Kampüs’e 8:45-8:50 arasında shuttle kullanmak da mümkün. Birçok öğrencinin sıklıkla kullandığı shuttle’lar artık kartlı sisteme sahip. Kartlı sistem hem öğrencileri bozuk para aramaktan, hem de şoförleri para üstü vermekten kurtarıyor. Özellikle Kuzey Kampüs ve Güney Kampüs arasında ring halinde olan shuttle’ların sirkülasyonu artık çok daha hızlı. Kartlar 5 TL karşılığında 10’ar binişlik olarak shuttle’lardan temin ediliyor. Kart bedeli 1.5 TL ve her basım -önceden de olduğu gibi- 35 kuruş. Sistem şu anda kart değiş tokuşuyla ilerliyor. Kartınızın bakiyesi bittiğinde kartın yenisini 3.5 TL’ye alıyorsunuz. Fakat kartların kullanımı yaygınlaştığında dolum makineleri aracılığıyla onları doldurmak da mümkün olacak. Henüz reklamı yapılmadığından pek bilinmese de shuttle’lara kart sisteminin gelişi Garanti sponsorluğunda gerçekleşti. Bu yüzden Garanti Bankası’nın Trink özel-

likli kartları da shuttle’larda geçerli. Okulumuzun shuttle şöförlerinden Zafer Tosun ve Caner Elçi, öğrenciler bu sisteme ne kadar çabuk alışırsa ulaşımın o kadar kolay olacağını söylüyor. Bunun yanı sıra kartlar yaygın olarak kullanılıp doldurulmaya başlandığında yüksek miktarda yapılan yüklemelerde promosyonlar olabileceğini de belirtiyor. Shuttle kartlarının bazı avantajları olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak

kimi öğrenciler uygulamayı gerekli ve yeterli bulmuyorlar. Shuttle’ların ücretsiz olmasını ve bu ücretin okul tarafından ödenmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu ücretin, harç paralarının biraz yükseltilmesiyle karşılanabileceğini düşünen öğrenciler de var. Bu görüşteki öğrenciler shuttle’lara her binişlerinde ücret ödemek yerine bunun harçlara yapılabilecek ufak bir zamla karşılanmasını istiyorlar.

MELİSA ATAY melisa.atay@boun.edu.tr

“Bir fark yaratsak yeter, Türkiye’ye Değer” sloganıyla sosyal sorumluluk projeleri hayata geçiren Türk Telekom, bu kapsamda Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji Laboratuvarı (GETEM) işbirliğiyle gerçekleştirdiği Telefon Kütüphanesi projesini 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde Boğaziçi’nde tanıttı. Yüzlerce sesli kitabın görme engelli insanlara ücretsiz olarak sunulduğu uygulama, 0 800 219 91 91 numaralı telefon üzerinden hizmet veriyor. Hizmetten faydalanmak isteyenler, görme engelli olduklarına dair bir raporla GETEM’e başvurarak şifre alabiliyor ve aldıkları şifreyle 200’den fazla sesli kitaba ücretsiz olarak erişebiliyorlar. Boğaziçi’nde oldukça aktif bir şekilde çalışmalarına devam eden, görme engelli bütün öğrencilerin yardımına koşan GETEM bu proje sayesinde kampüs dışında da herkese fayda sağlama yolunda emin adımlar ile ilerliyor.

Filtrelendik

Kitaplar görme engelliler için konuşuyor

22 Ağustos 2011’de uygulanması planlanmış olan, 22 Şubat 2011 tarihinde yayınlandığından beri birçok tepkiyle karşılaşan “Güvenli İnternet Uygulaması”, 22 Kasım 2011 itibariyle hayatımızda. Uygulamanın esas amacının, çocukları ve aileleri internetteki zararlı içeriklerden korumak olduğu belirtiliyor. Bu uygulama zorunlu değil ancak kullanıcılar, tercihleri dâhilinde ücretsiz olarak “Çocuk Profili ve Aile Profili” olmak üzere iki farklı profilden birini seçebiliyorlar. Güvenli İnternet Hizmeti’ni almaya karar veren kullanıcılar için hangi sitelerin en-

gelli olacağına Çocuk ve Aile Profil Kriterleri Çalışma Kurulu karar veriyor. Bu kurulda 11 uzman bulunuyor. Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan 3, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan 2, İnternet Kurulu’nun Sivil Toplum Temsilciği’nden 2, Türkiye Dijital Oyun Federasyonu’ndan 1 ve son olarak kurul tarafından seçilen psikoloji, pedagoji, sosyoloji ve hukuk gibi alanlarda uzman 3 üyeden oluşuyor. Profillerden herhangi biri seçildiğinde, bu kurulun belirlediği adresler dışındaki web sitelerine erişim sağlanamıyor. Çocuk Profili’ni seçenler sadece eğitim, bankacılık, alışveriş, müzik, oyun, haber, e-mail, kamu siteleri, özel şirketler ve e-devlet gibi sitelere erişebiliyorlar. Aile Profili seçildiğinde ise bunlardan

ANKET SONUÇLARI 22 Kasım tarihinden itibaren uygulamaya koyulan İnternet filtresini gerekli buluyor musunuz?

% 72 %64 Evet

% 21.33 Hayır % 6.66 Diğer

ANKET SONUÇLARI Shuttle’larda başlayan lart sistemini gerekli buluyor musunuz?” %38 Evet

%62 Hayır

farklı olarak çeşitli forum ve paylaşım sitelerine erişmek mümkün. Bu profilleri tercih etmeyenler ise Standart Profil adı altında, interneti şu anki koşullarda kullanmaya devam ediyorlar. İleride, istenen profili cep telefonlarına uygulamak da mümkün olacak. İstendiği takdirde operatörler veya servis sağlayıcılarıyla irtibata geçip bu profillerden birine geçiş yapılabilecek. Bir kesim, uygulamayı yararlı buluyor. Diğer bir kesim ise uygulamanın özgürlükleri sınırlandırdığını söyleyerek buna karşı çıkıyor. Ülkemizde 10.000’den fazla yasaklı site bulunduğundan, bunun gereksiz olduğunu düşünenler de var. Uygulamaya çeşitli tepkiler gelmeye devam ediyor. “İnternetime Dokunma!” sloganıyla yapılan yürüyüşler, sosyal ağlarda oluşturulan sayfalar ve birçok kişi tarafından sözlüklerde açılan başlıkların yanında son tepki de AB’den “uygulamanın elektronik ortamda insanların özgürlüğünü kısıtladığı” yönünde geldi. İnternetin böylesine yaygın bir şekilde kullanıldığı, sosyal ağların, forumların ve çeşitli web sitelerinin hayatımızın birer parçası olduğu bir çağda bu uygulamaya tepkiler gelmeye devam edeceğe benziyor.


08 spor

Mağara Araştırma Kulübü iki yeni rekora imza attı Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK), iki yeni rekora daha imza attı. Türkiye’nin en derin ilk 10 mağarasından birinci sırada yer alan EGMA Düdeni ile (-1429 metre) üçüncü sırada yer alan Çukurpınar Düdeni’nin (-1196 metre ) keşiflerini de yapmış olan ve başarılı ekspedisyon çalışmaları bulunan BÜMAK, bu sene 23 kişilik ekip ile Kayseri ili Soğanlı Dağı’nda bulunan ve en derin dokuzuncu mağara olan Çem Düdeni’nin keşfini yaparak -605 metreye ulaştılar. Bununla beraber, Çem Düdeni içinde yer alan 277 metrelik ikinci “en uzun tek iniş”i de bularak 2011 yaz ekspedisyonunu iki yeni rekor ile kapattılar.

Fall Games’te heyecan bitmiyor Spor Kurulu’nun sonbahar turnuvası “Fall Games” çerçevesinde bu sene de 5 branşta müsabakalar yapılacaktır. Kasım ayında başlayan ve Aralık ayının ortasına kadar devam edecek olan 5 haftalık turnuvada futbol, basketbol, voleybol, tenis ve masa tenisi branşları yer almaktadır. Şampiyonların ödüle doyacağı Fall Games’te bu sene ödüller arasında formalar, aylık kombineler ve Hillside cityclub freepass’ler bulunuyor.

Snow Break 2012’ye az kala! Boğaziçi Üniversitesi’nin Geleneksel Kış Festivali snow break’e çok az kaldı. Kalite, doyasıya spor ve sınırsız eğlenceyi bir araya getiren Snow Break, bu sene Türkiye’nin en önemli kayak merkezi olan Uludağ’daki Monte Bala Hotel’de. Boğaziçi’ne özel fiyatlar ve promosyonların olduğu Snow Break 12-16 Şubat arasında yapılacak. Daha detaylı bilgi için Spor Kurulu sitesini kullanabilirsiniz.

2011 spor ödülleri anketi başladı! Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen etkinlik çerçevesinde Boğaziçili öğrenciler spor ödülleri için tercihlerini yapacak. 2011 yılının en iyi sporcularının, spor yazarlarının, takımlarının, spor programlarının, antrenörlerinin belirleneceği anketlerde sizler de olmak istiyorsanız, Spor Kurulu’nun sitesinden seçimlerinizi yapabilirsiniz. Spor Ödülleri, 22 Aralık Perşembe günü Garanti Kültür Merkezi’nde yapılacak organizasyonla sahiplerini bulacak.

Vuslat bir başka

bahara…

Geride kalan 10 yılda, 2002’deki dünya üçüncülüğünün mirasıyla idare etmeye çalışan Türk futbolunda, vuslat yine bir başka bahara kaldı. Başarıyı kovalarken başarısızlığa sürüklenen milli takımımız halkı mutlu edemedi. MELİS GERÇEKSİ melis.gerceksi@boun.edu.tr Fatih Terim’li dönemin sonunda, ismi ve kariyeri Terim’i aratmayacak nitelikte bir teknik adamın peşine düşen Türk futbolunun patronları, aranan kanı “Guus Hiddink” olarak belirledi. Hiddink, bugüne dek omzuna taktığı başarı apoletleriyle, Terim sonrası dönemde kimsenin “hayır” diyemeyeceği bir isimdi. Aslında, yıllar önce bir dönem Fenerbahçe’yi de çalıştırmış ve hatta o günlerde birinci lige yeni çıkmış Aydınspor’a, Fenerbahçe stadında 6-1 yenilen sarı lacivertli takımın bu maçta başında olma şanssızlığını da yaşamıştı. Bundan sonraki süreçte ise Hollandalı teknik adamın kariyeri hep başarılarla dolu. PSV Eindhoven ve Chelsea gibi kulüp takımlarının yanı sıra Avustralya, Güney Kore ve Rusya milli takımlarının kartvizitlerinde de hep Hiddink’li başarıların imzası yer almakta. Fatih Terim gibi bir ismi görevden aldıktan sonra, yerine en az onun kadar önemli bir ismi getirme konusunda kendisini sorumlu hisseden Futbol Federasyonu yöneticileri, milli takımı yılda 8 milyon euro’ya Hiddink ve ekibine teslim etti. Hedef, 2012 yazında Polonya ve Ukrayna’nın ev sahipliği yapacağı Avrupa Futbol Şampiyonası’ydı. Fatih Terim’le yarı finale kadar çıkılan

2008 Avrupa Şampiyonası sonrası, Güney Afrika’daki Dünya Kupası’nı beklenmedik şekilde ıskalayan milli takımın, Hiddink ile 2012 hedefine rahat ulaşacağı düşünülüyordu. Daha önce de kısa bir Türkiye tecrübesi yaşayan; ancak Türk futbolcusunun adeta “farklı DNA’ya sahip, değişik bir karakter” olduğunu bu kez de göz ardı eden Hiddink, ikinci Türkiye macerasında da ay yıldızlı forma için acı bir hatıra olmaktan öteye gidemedi. Milli takımda görev yaptığı süre içerisinde Türkiye’de oturmadığı ve sadece maç dönemleri öncesi kısa süreliğine ülkemize gelip gittiği yolundaki iddialarla gündeme geldi Hiddink. Türk futboluna yeni yetenekler kazandırmak yerine; duygu ve düşünce bazında inişe geçmiş, coşku ve iştahını kaybetmiş eski yıldızlarla yola devam etme ısrarını sürdürmekle suçlandı Hollandalı çalıştırıcı. Hiddink döneminde bir arpa boyu yol gidemediğimiz, futbol otoriteleri tarafından sıklıkla tartışıldı ve tartışılmakta. Guus Hiddink döneminin sadece saha içi başarısızlıklarla hatırlanmayacağı görüşü yaygın. Bu dönem aynı zamanda birçok futbol otoritesi tarafından, milli takım futbolcularının tarihte ilk kez “kulüpçülük psikolojisiyle” yuhalandığı ve seyircilerin milli maçlara ay yıldızlı forma yerine, tuttukları takımların formalarıyla geldikleri bir dönem olarak

tasvir ediliyor Türk futbolunun kaptan köşkünde artık genç bir Türk teknik adam var, Abdullah Avcı. Son yıllarda Türkiye’nin yetiştirdiği birkaç parlak isimden biri olan Avcı’nın, en azından Hiddink döneminde düşüşe geçen “milli takımı sahiplenme” algısını yeniden canlandırması bekleniyor. Görünen o ki, şu an Türk futbolunun öncelikli ihtiyacı işte bu noktada odaklanıyor.

G RÜŞLER Bu kadar tepki almasına rağmen siz, Guus Hiddink’in kalmasını doğru bulur muydunuz? Mustafa Sağlam - Turizm İşletmeciliği Hayır, Guus Hiddink’in takımdan gönderilmesi son derece doğru bir karardı. Bir antrenörün başarısız sonuçlar alması gayet doğal ve tahammül edilebilecek bir durumdur. Ancak her maç öncesinde ve sonrasında rakip takımı övüyor, kendi takımınızı maça ortak olamayacak düzeyde görüyor ve bunu basın karşında ifade ediyorsanız, takımda kalmayı bekleyemezsiniz. Bu tarz, takımın motivasyonunu kıran açıklamaların yanı sıra Hiddink’in kadro seçimleri ve maç esnasında yaptığı değişiklikler de çoğu zaman yanlıştı bana göre. Ahmet Turan Arslan- Türk Dili ve Edebiyatı Guus Hiddink; futbolda ruh, cesaret vb. gibi takımı ateşleyecek unsurlardan yoksundu. Futbol bilgisi, başarıları üzerine olumsuz şeyler söylemek güçtür ancak her ülkenin farklı bir futbol anlayışı vardır. Türk Milli Takımı’nın futbol anlayışı Hiddink’in felsefesiyle çok uyuşmuyordu. Çünkü Türkler, futbolu


spor

09

ANKET SONUÇLARI Abdullah Avcı’nın milli takımın başına getirilmesini doğru buluyor musunuz? %28.66

Hayır

%53.33

Evet %18

Diğer

kalbe dayandırıyordu. Bu yüzden takımın başına Türk futbolunun bir çocuğu olan Abdullah Avcı’nın getirilmesi çok yerinde bir karardır. Şeyda Baş - İngilizce Öğretmenliği Doğru bulmazdım. Türkiye’nin futbol konusunda Arap ülkelerinden bir önceki durak olarak kullanılması sona ermeli. Özellikle yabancı teknik direktör ve oyuncuların takımlarına neredeyse hiçbir şey vermemeleri çok acı. Bunun önemli bir sebebi, verilen garanti

paralar tabii. Bu durumun bir an önce bitirilmesi gerek. En büyük çözümse yerli teknik direktör. Abdullah Avcı’nın geç de olsa takımın başına getirilmesi gelecek için umut verici. Mili takımın Avrupa Şampiyonası’na gitmemesinde antrenör başarısızlığının dışında ne gibi sebepler vardır? Can Yaman - Turizm İşletmeciliği Türk Milli Takımı’nın düzeyini, Türkiye

Süper Ligi’nde oynanan futbolun kalitesi fazlasıyla etkiliyor. Süper Lig’deki futbolun yeterince hızlı olmaması, sertlik düzeyindeki artış, hakemlerin sertliğe prim tanıması, kamuoyunda oluşan sonuca yönelik eleştiri anlayışları milli takımın iskeletini oluşturan oyuncuların futbol mantalitelerini etkiliyor. Hırvatistan’a 0-3 kaybedilen maçta da gördük ki Türkiye’deki futbollarıyla yıldız kabul edilen birçok oyuncu, kafasız tavuklar gibi sağdan sola koşuşturuyorlardı.

Yeni Jenerasyon Bankacılık’ın mucidi Aktif Bank, müterilerini ubeye gitmek zorunda bırakmadan oldukları yerde ürün ve hizmetleriyle buluturuyor.

444 30 50

aktifbank.com.tr

Osman Cüre -Elektrik & Elektronik Mühendisliği Mücadeleci ruhumuz yalnızca büyük turnuvalarda ortaya çıkıyor. Eleme maçlarında veya zayıf takımlara karşı oynarken motive olamıyoruz. Antrenör konusunda çok istikrarsızız, anlık başarıya endeksli bir ülkeyiz. Böyle olunca bir sistem oturtamıyoruz. Son eleme maçlarında takımı sırtlayabilecek kilit oyuncularımız da formsuz olunca yenilgi kaçınılmaz oldu haliyle.


10 sağlık

Bürem’le danışmanlık süreci ÖZBEN HAFIZ ozben.hafiz@boun.edu.tr Bürem, okulumuzun psikolojik danışmanlık hizmeti veren önemli bir parçası. 20 seneye yakın süredir de Boğaziçi’nde hizmet vermekte ve burada sözünü ettiğimiz tamamıyla profesyonel bir hizmet. Destek almak isteyen tüm öğrencilere kapıları açık durumda. Çalışma saatleriyse 09:00-17:00 arası. Öncelikle, burası yapılandırılmış bir kurum ve izlemeniz gereken belli prosedürler var. Başvuruda bulunmak istiyorsanız, yüz yüze temasa geçmeniz gerekiyor. Başvurunuz sırasında bir form dolduruyorsunuz ve yarım saatlik bir ön görüşme için randevu alıyorsunuz. Bu kadar sistematik bir işleyişin olmasının amacı, daha kapsamlı ve daha verimli bir ortam sağlayabilmek. Bunun sonucunda hem bilinçli bir yardımlaşma söz konusu oluyor, hem de gereken net müdahale sağlanabiliyor. Tabii, bireysel danışmanlık hizmetinden ya da grup çalışmalarından herhangi birini seçebilirsiniz, bu tamamen sizin tercihi-

nize bağlı olarak gelişiyor. Bireysel hizmet alanlar ya da grup çalışmalarına katılanlar konuyla ilgili ne düşünüyor? Bunun yanında, öğrencilerimiz konuya nasıl bir bakış açısıyla yaklaşıyorlar? Genel algı, geri dönüşlerin tatmin edici olduğu yönünde. Katılma talebinde bulunanların bu kadar yoğunlukta olması önemli bir gösterge. Profesyonel bir destek almanın yanında samimi bir atmosferle karşılaşmak, çalışanlar ve katılımcılar açısından sorunsuz bir işleyişin yürümesini sağlıyor. Bunaldığımız ya da yardıma ihtiyaç duyduğumuz anlarda en azından bizi dinleyip bize gülümseyecek birilerini aramamız doğal bir süreç. İşte bu anlamda Bürem, herkes için her zaman fonksiyonel bir özellik taşıyor. Önemli bir noktaya değinmek gerekirse, kurum gizlilik politikasıyla çalışmakta ve bu da öğrencilerin güven dolu bir seçim yapmasını sağlamakta. Kilyos’ta Yaratıcı Drama Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Merkezi, Bürem Kilyos’ta önemli bir aktivite gerçekleştiriyor: yaratıcı drama atölyesi. Sadece Kilyos

Kilyos’ta

Salgın ÖZBEN HAFIZ ozben.hafiz@boun.edu.tr Son haftalarda Kilyos’ta önemli bir salgın tehlikesi baş gösterdi. Bulantı, kusma ve ishal şikâyetiyle revire başvuran 50’ye yakın öğrenci, bağırsak enfeksiyonu teşhisiyle tedavi altına alındı. Şimdilik çok ağır sonuçlar doğurmamış olsa da öğrenciler böyle bir durumun varlığından fazlasıyla tedirginlik duymakta. Salgının kaynağıyla ilgili bazı şüpheler bulunuyor. Zehirlenmenin, öğrenciler tarafından yaygın olarak kullanılan bir su markasından kaynaklandığı düşünülmüş. Fakat daha sonra hem hastaların içtikleri suların, hem de yediklerinin farklı olduğu tespit edilmiş. Zehirlenen öğrencilerden biri olan hazırlık öğrencisi Melisa Atay’dan konu ile ilgili aldığımız bilgiler doğrultusunda, iki gün boyunca mide bulantısından dolayı hiçbir şey yiyemediğini ve aynı problemi birçok arkadaşının da yaşadığını öğrendik. Sulardan ve yemeklerden örnek alınarak analize yollanmış durumda, doktorlar enfeksiyon olabileceğine dair şüphe içinde. Şu an Halk Sağlığı Merkezi’ne durum bildirilmiş bulunuyor. Hem şebeke sularının hem de markalı suların yetkililer

tarafından analiz edilmesi bekleniyor. Kilyos’ta kalanların birçoğu diken üstünde ve neye güveneceklerini bilemez durumdalar. Üniversite yönetiminin bu konuya bir an önce çözüm bulmasını temenni ediyoruz.

için geçerli olan bu grup çalışması, hazırlık öğrencilerinin okula daha rahat alışması amacıyla oluşturulmuş. Bir dönemlik bir oluşum ve dönem ortasında başvurma olanağınız bulunmamakta. Çalışmalarda böylesine programlı bir yol izlenmesi, grupların daha öznel bir yapı kazanmasını sağlıyor. Paylaşımlarınız size ve sizin grubunuza ait. Pek de değişiklik göstermeyen bir grupla başladığınız yerden devam ediyorsunuz.

Ve son olarak, şu aralar ana kampüste hâlihazırda bir grup çalışması bulunmamakta. Fakat kurum, gelen talepleri değerlendirme yöntemini kullanıyor. Buna bağlı olarak da yeni bir grup açılabiliyor. Etkili iletişimin sağlanması için çeşitli programlar, seminerler düzenleniyor. Mesela, hazırlıklara yönelik sınav kaygısını önlemek üzere seminerler düzenlenmiş ama tabii bunların hepsi öğrencilere ve onların katılımına bağlı.


KİTAP

MÜZİK

SİNEMA

ETKİNLİKLER

Hollywood’un yaşlanmayan efsanesi

JACK NICHOLSON

kültür sanat

BÜMK Koro Konserleri

yine yeniden 33 yıldır Boğaziçi’nde koral müziği sevdiren BÜMK Koroları’nın okuldaki en geniş çaplı etkinliği olan Koro Konserleri, bu yıl 26 Aralık’ta Rock Korosu ile başlıyor. Bünyesinde Türkiye’nin ilk eşliksiz Caz Korusu’nun yanı sıra Klasik Müzik ve Rock Korosu da bulunduran BÜMK, geçen sene Caz Korosu’yla topladığı büyük ilgiden sonra bu sene daha da yükselen beklentilere cevap vermeye hazırlanıyor. Şefi de dahil bütün kadrosu öğrencilerden oluşan bu korolar, bizden seslerin ellerindeki -kısmen de olsa- kısıtlı imkanlarla nasıl profesyonellere dönüşebileceğini gösteriyor. Koro Konserleri, Mayıs ayına kadar aralıklarla hem kampüste hem de kampüs dışında sürecek. Ve her sene

ARALIK AYI BÜMK ETKİNLİK LİSTESİ 8 Aralık > John Lennon 13 Aralık > Jam Sessions 15 Aralık > Rubato 19-20 Aralık > Taşoda Konserleri 21 Aralık > Kilyos Korolar Konseri 26 Aralık > Rock Korosu Konseri 28 Aralık > Klasik&Caz Korosu Konseri

olduğu gibi bu sene de okuldaki herkese adından gururla bahsettirecek. “Rubato” Gelenekselleşen Albert Long Hall Klasik Müzik Akşamları’nın yanına bir de daha amatör ruhlu, genç klasikçiler eklemek isterseniz BÜMK’ün 15 Aralık gecesindeki Rubato etkinliğini kaçırmayın. 10 senedir devam eden ve geleceğin başarılı klasik müzik isimlerinden olacak sanatçıları ağırlayan bu etkinlik, bize de bu isimlere erkenden tanışma imkânı sunuyor.”

ARALIK -OCAK AYI ETKİNLİK LİSTESİ

Sanatçı Junior Boys Melis Danişmend Erik Truffaz Quartet BaBa ZuLa Capella Gabetta Kolektif İstanbul Oi Va Voi Russian Red Feridun Düzağaç Tom Vek *En düşük fiyatlardır.

Tarih 14 Aralık 14 Aralık 16 Aralık 23 Aralık 23 Aralık 28 Aralık 7 Ocak 13 Ocak 14 Ocak 23 Ocak

HALA DİNLEDİKLERİMİZ

Yabancı Queen – We Will Rock You (1977) The Beatles – Yesterday (1965) Nirvana – Smells Like Teen Spirit (1991) R.E.M. – Losing My Religion (1991) MC Hammer – U Can’t Touch This (1990)

Yerli Teoman – Papatya (1996) Sertab Erener – Ateşle Barut (1992) Kenan Doğulu – Aşk Oyunu (1993) Ahmet Kaya – Yakamoz (1996) Bulutsuzluk Özlemi – Sözlerimi Geri Alamam (1996)

Mekan Ücret* Salon İKSV 39.50 (Öğrenci) Beyoğlu Hayal Kahvesi 28.50 Tamirane 45.00 Babylon 39.00 İş Sanat Kültür Merkezi 22.50 (Öğrenci) Babylon 22.50 Babylon 44.50 garajistanbul 45.00 Jolly Joker 33.50 Ghetto 24.00


12 kitap YENİ ÇIKANLAR

Ayaklı kitaplar da var! ELİF CANSU AKOĞUZ cansu.akoguz@buik.edu.tr Dikkat! Bugünlerde her an bir banka, bir tren garına ya da bir kafenin koltuğuna rastgele bırakılmış Bookcrossing etiketli kitaplarla karşılaşabilirsiniz. Etikette yazılı kodu www.bookcrossing.com adresine girerseniz, 132 ülkede elden ele seyahat eden sekiz milyondan fazla kitabın ve yaklaşık bir milyon kitapseverin macerasına siz de ortak olmuş olacaksınız. Türkiye’de henüz yeni yeni tanınmaya başlayan Bookcrossing, kitaplarla duygusal bağlar kuran ve hayatını etkileyen kitapları etra-

fındakilerle paylaşmak isteyen kitapseverler için oluşturulmuş farklı bir proje. Bookcrossing basitçe, dünyayı dev bir kütüphaneye dönüştürme projesi olarak tanımlanıyor. Nisan 2001’de Ron&Kaori Hornbaker ve Bruce&Heather Pedersen tarafından başlatılan oluşuma katılmak için siteye üye olduktan sonra paylaşmak istediğiniz kitabınızı seçip etiketlemeniz ve kitabı siteye kaydettirmeniz yeterli. Sonra sıra işin en eğlenceli kısmına geliyor, artık kitabınızı -proje gönüllülerinin deyimiyle- doğaya salma zamanı. Yani kitabınızı bir başka kitapseverle buluşabileceği bir mekâna bırakacaksınız. Çok geçmeden kitabınız şanslı kişinin eline geçecek ve belki de hiç tanımadığınız bir

Kediler Güzel Uyanır Yekta Kopan Can Yayınları

insanın hayatında önemli bir yer tutacak. Zamanı geldiğindeyse bir başkasıyla buluşmak için tekrar doğaya salınıp yollara düşecek. Üstelik kitabı bulanlar etiketteki açıklamayı okuyup ID numarasını siteye girerek kitabı bulduklarını bildirdiklerinden kitabınızın seyahatini izleyebilir, aynı zamanda siteden hangi kitapların dolaşımda olduğunu ve nerelere bırakılmış olduklarını takip ederek istediğiniz kitapları yakalamak için “ava” bile çıkabilirsiniz. Siz de zihninizi kurcalayan düşünceleri ve sizi etkileyen hikayeleri paylaşmanın alışılmadık bir yolu olan Bookcrossing ile tanışmak isterseniz, detaylı bilgi almak ve projeye katılmak için www.bookcrossing. com’u ziyaret edebilirsiniz.

Canım Erdalım Sevgili Babacım Can Dündar Can Yayınları

Kelebekler ve İnsanlar Üstün Dökmen Remzi Kitabevi

TK* Kitapları İncelemesi

Ben Sana Mecburum ALİ YAĞIZ KAÇAR yagiz.kacar@boun.edu.tr Ne maddi ne de manevi hiçbir kaygının olmadığı bir dönemde oluşmuş bir kitap Ben Sana Mecburum. Kendisinin de söylediği gibi; özgürlükçü düşüncelerinden ötürü herkesten uzaklaştığı, Mavi Akımı’nın yerini çoktan İkinci Yeni çılgınlığının almış olduğu bir dönemin katıksız kitabı bu. Belki de en güzel şiir kitabı Atilla İlhan’ın. Yazıp yazıp bir dosya içinde biriktirdiğini söylediği bu şiirleri; sosyalist olmanın, İstanbul sevdasının, memleket sevdasının, gezip gördüğü yerlerin anılarının ve hepsine olan aşkının en saf, en temiz hali. Ellerin kara sanatı, yazının sebepsiz ortaya çıkması ve beni hayran bırakan bu duyguyu oluşturması sonsuz kılıyor bu kitabı. Kitap, konularına göre bir kaç bölümden oluşuyor. Siyasi tutkularını, imkânsız aşklarını, hayal kırıklıklarını, ölenleri ve geriye kalanları anlatıyor bu bölümlerde. Özellikle oluşturulmuş bir kitap değil ya,

kendi harmonisinde birleşiyor şiirler, hiçbir alakası olmayan konular küçük imgelerle birleşip bir bütün haline geliyor. İstanbul, İzmir ve Paris arasındaki hayatı boyunca gelip giden uzun yolculukları yansıyor şiirlerine, İstanbul ile doğuyor kitap, İzmir anıları ile yaşayıp Paris günlerinin karmaşası ile yaşlanıyor, umutsuzluğa düşüyor sonra. Kendini anlatıyor ama ismini bilmediği, mavi gözlerine vurulduğu bir kadını, dudakları korkudan suskun kalmış bir adamı, ne vakit bir yaşamak düşünse mecbur olduğu kadını düşünen bir aşığı, adadıkları adına büyümüş küçük adamları, ciddiyeti masumiyetini öldürmüş bir kadını yani bizi anlatıyor gözünden ve ekliyor kendini söyler gibi: “Özgür olmadı mı insan yaşamıyor, boylu boyunca viyolonsel yalnızlığı.” Erzincan Tren İstasyonu’nda “Hürriyet ve İstiklal Benim Karakterimdir” şiiri ile bitiriyor kitabı, gözü bir adamı ararken geçmişten. “Bir gece sabaha karşı, dehşetini birden kaybedecek gelmeyişin Islığımın tadında bir değişme İç çatışmalarımda büsbütün başka bir tutum, büsbütün başka kıvılcımlar Ve en padişah korkulara direnebilen yepyeni bir Mustafa Kemal anlayışı”

Handan ALİ YAĞIZ KAÇAR yagiz.kacar@boun.edu.tr İlk basımı 1912 yılı olan Handan; Halide Edip Adıvar’ın kadın psikolojisini, evlilik, aşk kavramlarını ve bu kavramların bir kadının gözünden nasıl algılandığını tüm gerçekliği ile anlatan bir kitap. İlk

kadın romancılarımızdan olan Halide Edip, Handan romanını yazarken özellikle kendi yaşadığı ilişkileri temel alarak olayları gerçeğe yakın ve anlaşılabilir bir şekilde anlatmış. Handan; kültürlü, güzel, okumayı seven, insanları kolayca kendine bağlayabilen bir kadın fakat âşık olduğu kişiyi düşüncelerinin uyumsuzluğu nedeni ile

Hâlâ ız m ı r a l k u d u ok

Sinek Isırıklarının Müellifi Barış Bıçakçı İletişim Yayınevi

ethe Faust - Go ondon en - Jack L d E in t r a M nz Kafka Dava - Fra rman tleby - He Katip Bar Melville ntes ote - Cerva ij u Q n o D rge Orwell l 1984 - Geo lık - Gabrie ız ln a Y k Yüzyıllı rquez Garcia Ma yarlamaHamdi SaatlerisA - Ahmet Enstitü r ü Tanpına ı alar Atlas Puslu Kıt r a n yA İhsan Okta üler Tüm Öyk sıyanık ba Sait Faik A

yarı yolda bırakmış. Onu sadece kadın olarak gören başka bir adamla evlenmiş ve verdiği bu yanlış kararın suçluluğu içinde kendini yavaş yavaş yok eden bir kadın haline gelmiş. Elde olmayan nedenler yüzünden aşkı yanlış yerde bulmuş, duyguların kontrol edilemezliği karşısında yenik düşmüş, sonucunda da kendisini öldürmesine yol açan yanlış yollar seçmiş bir karakter Handan. Karmaşanın içinden kurtulup hayatı anlamlandırmaya çalışan Handan’ın çevresinde gelişen bu kitap; Handan, Nazım, Neriman ve Refik Cemal arasındaki küçük mektuplaşmalar halinde ilerliyor. Ağır diline rağmen özellikle duygusal

Militarist Modernleşme Murat Belge İletişim Yayınevi

Neslişah Murat Bardakçı Everest Yayınları

Erken Modern Avrupa’da Yoksulluk ve Sapkınlık Robert Jütte Boğaziçi Yayınevi

kitapları seven insanlar için çok güzel bir hal alıyor ve insana birçok duyguyu bir arada yaşatan bir karmaşanın içine sokuyor. Kadın haklarına ve toplumun biçtiği kadın haksızlığına, yirminci yüzyılın başlarının perspektifinden bakarken aslında gelinen yerin başlangıçtan ne kadar farklı olduğunu düşünmenize neden olacak ve kendi kendinize yeni sorular sormanızı gerektirecek özel bir kitap haline geliyor yavaş yavaş. Her alandaki haksızlıkların; farklılıkları kabul ederek, farklı olanları anlamaya ve onların gözleriyle bakmaya çalışarak çözüleceğine inanan herkesin okuması gereken bir eser.

*Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü 221 Kodlu Dersi


sinema

Vizyona

girecek filmler

Labirent

Yönetmen:Tolga Örnek Oyuncular:Meltem Cumbul, Timuçin Esen, Rıza Kocaoğlu Türü: Aksiyon, Suç Vizyona Giriş Tarihi:23.12.2011 İstanbul’da patlayan bir bombanın ardından yerli ve yabancı çok sayıda insanın hayatını kaybetmesiyle Labirent adlı bir operasyon başlatan ve yeni bir saldırıyı önlemek için çalışan Türk istihbaratının macerasını anlatan film, Türk-Alman ortak yapımı.

Ejderha Dövmeli Kız - The Girl with the Dragon Tattoo Yönetmen: David Fincher Oyuncular: Daniel Craig, Rooney Mara, Stellan Skarsgård Türü: Dram, Gerilim Vizyona Giriş Tarihi: 13.01.2012

Stieg Larsson tarafından yazılan ve dünya çapında büyük ilgi gören Millennium üçlemesinin ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kız’ın sinema uyarlamasında, gazeteci Mikael Blomkvist ve hacker Lisbeth Salander uzun süredir kayıp olan bir kadının gizemini çözmeye çalışırken karşılaştıkları sürprizlerle hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını keşfediyorlar. Sinema versiyonu da kitabı kadar iddialı olan yapım, kitabın fanları tarafından da merakla bekleniyor.

Çizmeli Kedi - Puss in Boots

Yönetmen: Chris Miller Seslendirenler: Antonio Banderas, Salma Hayek, Zach Galifianakis Türü: Animasyon, Macera, Komedi Vizyona Giriş Tarihi:13.01.2012 Çizmeli Kedi’nin bu seferki macerası Altın Yumurtlayan Kaz’ı çalmasıyla başlıyor. Komedi dolu hikayesine arkadaşlarını da dahil eden zeki kahramanımız, Antonio Banderas’ın sesiyle hayat buluyor. Shrek serisinde de göze çarpan bir karakter olan Çizmeli Kedi, bu filmiyle animasyon severlerin dikkatini çekecek.

Savaş Atı - War Horse

Yönetmen: Steven Spielberg Oyuncular: Jeremy Irvine, Emily Watson, David Thewlis Türü:Dram, Savaş Vizyona Giriş Tarihi:03.02.2012 I. Dünya Savaşı nedeniyle atı Joey siperlere gönderilen Albert, aralarında sıra dışı bir bağ olan dostunu bulmak için hayatının macerasına atılıyor. Michael Morpurgo’nun aynı adlı romanından uyarlanan film, savaş ve dram türlerinin karışımını sevenler tarafından beğenilecek bir yapım olarak görülüyor.

Miss Bala

Yönetmen: Gerardo Naranjo Oyuncular: Stephanie Sigman, Noe Hernandez, Irene Azuela Türü: Dram, Aksiyon Vizyona Giriş Tarihi: 03.02.2012 Hedefi, güzellik yarışmasında birinci olmak olan güzel ve hırslı Laura Guerrero, bir gece kulübünde işlenen bir cinayete tanık olduktan sonra, amacına ulaşmak için tek yolun uyuşturucu şebekesiyle işbirliği yapmak olduğunu anlıyor. Birçok festivalde de gösterilen ve beğeni toplayan Miss Bala, Meksika’nın Oscar için aday olarak seçtiği film olma özelliğini de taşıyor.

13

Hollywood’un yaşlanmayan efsanesi

JACK NICHOLSON Sivri zekası ve büyüleyici karizması ile Hollywood denilince akla ilk gelen isimlerden biri Jack Nicholson. Peki, anti-kahraman kavramını zihinlere kazıyan Jack Nicholson’ın hayatı hakkında ne kadar biliyoruz? Onu hep beyaz perdedeki halleriyle tanıyoruz ama Jack Nicholson’ın bilinmeyenleri de en az rolleri kadar ilginç. BURCU MİRKELAM burcu.mirkelam@boun.edu.tr Sivri zekası ve büyüleyici karizması ile Hollywood denilince akla ilk gelen isimlerden biri Jack Nicholson. Peki, anti-kahraman kavramını zihinlere kazıyan Jack Nicholson’ın hayatı hakkında ne kadar biliyoruz? Onu hep beyaz perdedeki halleriyle tanıyoruz ama Jack Nicholson’ın bilinmeyenleri de en az rolleri kadar ilginç. Jack Nicholson, Hollywood tarihindeki en yenilikçi isimlerden biri olarak görülüyor. Bunun nedeni ise yüzünü, mimiklerini, hatta kaşlarını konuşturmasıyla bilinen ünlü aktörün, Hollywood’daki “iyi kahramanlar sevilir” kalıbını yıkması. Kendisinin çok iyi bir kötü adam olduğunu, dayanılmaz karizması ve kurnazlığıyla kanıtlamış olan aktör, hafızalara kazınan Joker rolünde aslında kötü adamların da karizmatik ve sevilebilecek bir tarafının olduğunu izleyiciye gösteriyor; çünkü Nicholson, kötü adamı çok iyi oynamanın ve Joker’i kötü kahraman olarak göstermenin yanı sıra bu kötülüğün altındaki ruhsal bunalımı da ekrana çok güzel yansıtmıştı. Kendisi “cartoon” kültürünün içinde büyüdüğünden Joker rolünü hep oynamak istediğini belirten Nicholson, Joker rolü için “Benim için bir pop-art parçasıydı.” diyerek aslında 20. yüzyıldaki sanat çalışmalarının takipçisi olduğunu da gösteriyor. Biriktirdiği resimlerle oyunculuğunu besleyen aktörün, değeri 100 milyon doları aşan Picasso, Lempicka, Warhol koleksiyonu da bu durumda pek de sürpriz değil. Jack Nicholson, röportajlarında her zaman “Röportajlardan kaçınırım. Benim hakkımda ne kadar az şey bilinirse, o kadar iyi.” demişse de, Nicholson’ın oyunculuk hayatına dair detayları öğrendikçe insan daha çok öğrenmek istiyor.

Profesyonelliği ile hayranlık yaratan ve sete her zaman ezberini yaparak hazırlıklı gelen ünlü aktör, 2007’de The Bucket List filmi için kel oldu ve hastaneye gidip ölümle yüzleşen hastaları ziyaret ederek bu durumla nasıl baş ettiklerini inceledi. Böylece, oyunculuk ve rolü için gereken her şeyi yapabileceğini de göstermiş oldu. Bilindiği üzere Nicholson, oyunculuk kariyerine aslında biraz geç başlamış. 30’lu yaşlara geldiğinde meşhur olan aktör, filmlerinde genellikle karanlık ve nevrotik karakterlere bürünür. Kendisine, bu durumun psikolojisini etkileyip etkilemediği sorulduğunda ise “Bu sektörde çok uzun süredir bulunduğum için karakterlerin ruh hallerine fazlasıyla ‘bürünmüyorum’. Sadece kendi içimdeki duygu haznesinden gerekli olanı çıkarıyorum ve kullanıyorum.” diyor. Aslında oyunculuğun “psikoloğun koltuğundan daha iyi” olduğunu savunan Nicholson, “İçinizde biriktirdiğiniz tüm duyguları, acıyı, gerginliği oyunculuğunuza yansıtarak kendinizi özgürleştirebilirsiniz.” diyerek bunu kanıtlıyor. Nicholson’ın çektiği filmler arasında bazen uzun bir zaman aralığı olduğu gö-

Mithat Alam

Hisar Kısa Film

1 Aralık Perşembe - Saat: 18:00 Yeni Türkiye Kısa Filmleri Paneli Katılımcılar: Erol Mintaş, M. Cem Öztüfekçi, Serhat Karaaslan, Tuna Balkan

Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nin 2005 yılından beri sürdürdüğü ve yılın en iyi 10 filmini bir DVD’de toplayan Hisar Kısa Film Seçkisi’nde kısa filmiyle yer almak isteyenler, 2011 yapımı kısa filmlerini başvuru formuyla birlikte Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’ne elden ya da postayla iletebilirler. Başvuru formu ve başvuru koşulları için Mithat Alam Film Merkezi’nin web sayfasını (http://www.mafm.boun.edu.tr) ziyaret edebilir ya da 0212 359 46 77 - 78 numaralı telefonu arayabilirsiniz. Katılmak için son başvuru tarihi: 20 Ocak 2012.

Film Merkezi Aralık Programı

Aralık boyunca “Vizyon Görmemiş Filmler”, “Yeni Türkiye Kısa Filmleri” ve sinema yazarı Uğur Vardan’ın seçtiği “En İyi 5 Futbol Filmi” gösterilecektir. * Her Salı saat 17:30’da, konusunda deneyimli bir sinemacı kendi uzmanlık alanında, öğrencilerle bir atölye çalışması gerçekleştirecektir.

Seçkisi İçin Başvurlar Başladı!

rülür. Örneğin, Oscar ödülünü aldığı As Good As It Gets (1997) filminden sonraki ilk filmi The Pledge’i 2001’de çekmiştir. Jack Nicholson bu süreci şöyle değerlendiriyor: “Benim verdiğim bu uzun süreli aralar aslında kendimi keşfetmemi sağlıyor.” Üstelik, iyi bir senaryo olduğunda da kaç yaşında olursa olsun o rolü oynayacağını belirtiyor. Nicholson ile ilgili atlanamayacak son bir detay ise onun gözlükleri. Gözlüklerininin önemini “Ben gözlüklerim ile Jack Nicholson’ım, gözlüksüz ise şişman ve 70 yaşındayım.” şeklinde değerlendiriyor. Fotoğrafını çeken bir gazeteci ondan gözlüklerini çıkartmasını rica ettiğinde ise ona “Sen yenisin buralarda, değil mi ?” diyen Nicholson için gözlüklerinin ne kadar önemli olduğu aşikar. Hollywood’un karakter şemasına karizmatik anti-kahraman karakterini katan ve gelecek Hollywood nesilleri üzerinde çok etkili olan Jack Nicholson, 2000’li yıllarda daha çok dram ya da komedi gibi kendi tarzının biraz dışında karakterleri de oynayarak aslında sinemaya olan hakimiyetini yaşı kaç olursa olsun gösteriyor.

Hâlâ

izlemediniz mi 1- Nikita - La Femme Nikita (1990) 2- Forrest Gump (1994) 3- Babam ve Oğlum (2005) 4- Şeytanın Avukatı - The Devil’s Advocate (1997) 5- Roma Tatili - Roman Holiday (1953) 6- Geleceğe Dönüş - Back to the Future (1985) 7- Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) 8- Genç Kız ve Kral - Anna and the King (1999) 9- Grease (1978) 10- Ratatouille (2007)


14 etkinlikler Jurassic Land

SALMİ GAMBAROVA salmi.gambarova@buik.net

Yol Yorgunu Güvercin Mektup gibi şeylere ne zaman ne de heves kalmayan günümüzde acı bir gerçek var; kelimeler değersizce savruluyor, binlerce mesaj içerisinde binlercesi tüketiliyor. Mektupların nereden ve nasıl atıldığını dahi bilmeyen gençler var. Geçen dönem kapımın altında bulduğum zarf, taşıdığı kelimelerin ağırlığıyla eskimiş ve yol yorgunuydu. Açıldığı an beraberinde getirdiği kokuyla beni yazıldığı ana sürüklemişti ve arkadaşımın kalemiyle attığı her çizgide mutluluğu ve tedirginliği görebiliyordum. İşte budur gerçek duygular, gerçek dostluklar ve değer taşıyan kelimeler. Bir mesajla gelenler ne sizi o ana götürebilir, ne de size bir mektubun vaat ettiklerini verebilir. Elektrikler kesildiğinde herhalde en mutlu ben olurum çünkü hemen mumlar yakılır ve salonda sıcak bir aile ortamı oluşur. Yapacak hiçbir şey olmaz ve kendimi Jane Austen kitaplarının sayfalarında bulurum. Birkaç dakikalık bile olsa zamanda yolculuk yapmak güzel gelir bana. Mektuplar, benim için kültürel ve romantik unsurlar taşır. Ancak bu unsurlar teknolojiyle paralel gitmek için daha ne kadar çırpınabilir tahmin edemeyiz. Hayatı kolaylaştıralım derken basitleştirmemeye dikkat etmeliyiz oysa. Söylemek istediklerimiz belki daha geç ulaşır o kişiye, belki yolda kaybolur ama her kayboluşta, her geçen günle yoldaki mektubun değeri artar ve kelimeler daha tatlı gelir ulaştığında. Telefona gelen bir mesaj cevap almayabilir ama gönderilen bir mektuba cevap, uzun yollar kat edip mutlaka gelir, kelimelerin kıymeti artar. Saat kavramını bile alt üst edebilir mesajlar. Heyecan neredeyse sıfıra iner, saniyeler saatler gibi gelmez ve hemen arkasından bir mesaj daha atılır ulaşıp ulaşmadığıyla ilgili. Özlem zamanla tükenen bir his ama zaman verdik mi ki özlemeye, özlenmeye? Yaşadığımız dönemin, her şeyi “daha iyiye mi daha kötüye mi” götürdüğü sorusunu cevaplamak manevi değerlere kalır bu noktada. Elinden cep telefonları düşmeyen bizler, arkadaşlarımızla dışarı çıktığımızda bile bir “foursquare” check in’i için ya da bir “tweet” atmak için yine telefonumuza uzanırız. Gönül isterdi ki arkadaşlarımızla dışarı çıktığımızda nerede ne yaptığımızı diğerleriyle paylaşmak yerine o anı yaşayalım ama bugün karar versek bile, bir şeyleri değiştirmeyi yarın unuturuz. Şiirlere konu olan mektuplar, aşkın simgesidir bir araya toplanmış aşıkların kelimeleriyle. Gelmeyen mektuplar, yolda kaybolan mektuplar, gün saymalar, heyecanla beklemeler... O mektuplar mutlaka defterler arasında saklanmıştır ama bir mail ya da mesaj gibi şeylerin içerisindeki kelimeler havada kalır ve gelecekte eşyalarınızı karıştırırken aradan çıkacak mektuplar olmaz. Aynı şekilde insanlar da, değersizleşen kelimeler gibi davranışlarıyla ve tarzlarıyla mektupların “zamanından” geriye zarafet bırakmıyor adeta. Ancak kapının altından mektuplar gelmeye devam ettikçe umut var demektir.

Nefes kesen bir macera sunan Jurasic Land, Aralık ayı boyunca İstanbul Forum’da sizlerle. Laboratuvar, 6D sinema, Dinozor Müzesi, Show Garden ve eve götürebileceğiniz hatıralarla dolu hediye mağazası... Hepsini rehberler eşliğinde gezebilir ve edutainment konseptiyle yaratılan, unutamayacağınız bir Jurasic Land macerasına siz de katılabilirsiniz. Mekan ve Tarih: Forum İstanbul - Aralık ayı boyunca Ziyaret saatleri: Hafta içi 10:00-18:00 Hafta sonu 10:00-20:00 *Saat başı birer saatlik seanslarla Ücret: Tam: 29 TL Öğrenci: 21 TL

Çin Masalı Akrobasi Gösterisi

Efsanevi Çin Akrobasi Topluluğu tarafından sunulan göz alıcı, estetik, denge ve uyum artık Türkiye’de. Dünyayı gezen ve herkesi hayran bırakan bu topluluk, Aralık ayı boyunca Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ağırlanacak. Bir daha ne zaman gelecekleri belli olmayan akrobatları izleme fırsatı her kategorideki fiyatlarla sizleri bekliyor. Mekan ve Tarih: 9, 10, 11 Aralık - İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Salonu Ücret: 1. Kategori - 134.00 TL 2. Kategori - 89.00 TL 3. Kategori - 67.00 TL 4. Kategori - 56.00 TL 5. Kategori - 45.00 TL

Şems!.. Unutma!..

Zengin kostümleri, çok değerli isimleri, büyüleyici müziği ve sahne dekorasyonuyla tiyatro severler için ziyafet tadında bir oyun. Aralık ayında sadece üç gün sahnelenecek bu oyun, Mevlana’nın ruh ikizinin cinayetini ve sonrasında altı kişinin arasında geçenleri ele alıyor. Özen Yula tarafından yazılan bu oyun, aynı zamanda CEF Tiyatro’nun bünyesinde tiyatro severlerle buluşacak. Oyuncular: YetkinDikiciler, TeomanKumbaracıbaşı, SinanTuzcu, SemaKeçik, BesteBereket, Jehan Barbur Mekan ve Tarih: 12 Aralık 2011 - KKM Gazanfer Özcan Sahnesi 19 Aralık 2011 - Kadıköy Halk Eğitim Merkezi 20 Aralık 2011 - Sabancı Gösteri Merkezi Ücret: Tam: 20 TL Öğrenci: 15 TL

Dans Etmek Ya Da

17. yüzyılda Roman bir dansçının, bir aileden çocuklarını satın almasıyla başlayan hikaye dans performansıyla anlatılmakta. Küçük yaşta dans yeteneği olduğunu keşfeden dansçı küçük çocuğu eğitir ve meşhur eder. Sonrasında bu çocuğun kız olduğu ortaya çıkar. Hikaye ilk kez 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenmişti ve şimdi de Salon İKSV’de izleyicilerle buluşacak. Mekan ve Tarih: 12,19 Aralık 2011Salon İKSV Ücret: 1. Kategori - Masa: 22:50 TL 2. Kategori - Öğrenci: 17:00 TL

Başka Dünyalar Sergisi

“Belki hayatta olmaz ama sanatta olur...” sözüyle yola çıkan bu sergi, başka yerde bir arada göremeyeceğimiz farklı sanatsal anlayışları ve paralel evrenleri bir araya getiriyor. Çok farklı eserleri görebileceğiniz sergide, sanatçıların ortak yönleri yerine ayrışmaları ortaya çıkarılıyor. Sanatçıların tek ortak yönleri ise resim. Farklı konseptiyle kaçırmamanız gereken zengin bir sergi. Mekan ve Tarih: Sanat Akmerkez 07.01.2012’ye kadar ziyaret edebilirsiniz.

Cam

Boşanmak üzere olan bir kadının yaşadıklarını alışılmadık bir şekilde anlatan ve ekranlarda sık sık gördüğümüz değerli isimlerin de yer aldığı bu tiyatro oyunu, tiyatro severlerin izlemesi gerekenler listesinde. Bir resim atölyesinde geçen Cam, kadının sosyal konumunu ve anlık kararların insanları sürüklediği durumları ele alıyor. Camın açılmasıyla beraber gelen değişikliklerle ve kaderin farklı yönlere sürüklemesiyle izleyicileri düşündüren bir oyun. Oyuncular: Deniz Çakır, Mete Horozoğlu, Dolunay Soysert, Bülent Alkış, Selen Uçer Mekan ve Tarih: 7 Aralık 2011 - Sabancı Gözteri Merkezi 11 Aralık 2011 - KKM Gazanfer Özcan Sahnesi 17 Aralık 2011 - Caddebostan Kültür Merkezi 22 Aralık 2011 - Profilo Kültür Merkezi Büyük Salon 26 Aralık 2011 - Yunus Emre Büyük Salon Ücret: Tam: 45 TL Öğrenci: 35 TL

Hayatta Mısın?

“Yaşamak kendi hayatımızın üzerinde karar verebilmektir ve diğer türlü özgür değilizdir.” der sanatçı. Zombileşen hayat tarzının sorgulandığı bu sergide amaç, varoluşsal soruların sorulması. Hayatın temposunda herkes gibi kaybolanların ziyaret etmesi gereken sergilerden. Mekan ve Tarih: Asfalt Art Gallery 15.01.2012’ye kadar ziyaret edebilirsiniz


mekan

15

Fotokopi mi lazım? DENİZ YEŞİL deniz.yesil@boun.edu.tr Fotokopi, üniversite öğrencilerinin vazgeçilmez ihtiyaçlarından yalnızca birisi. Sizin için okul içindeki ve etrafındaki fotokopicilerden beşini inceledik. DURAK COPY Durak Copy, 1986 yılından beri Meşhur Rumeli Hisar Börekçisi’nin yanında hizmet vermekte. Fotokopi ve çıktı alma merkezi denebilecek Durak Copy, öğrencilerin en çok tercih ettiği fotokopicilerin başında geliyor. Burada, ayda ortalama kırk ton kâğıt kullanılıyor. Önemli bir bilgi verelim: Boş yere harcanan veya yanlış basılan kâğıtlar da Sarıyer Belediyesi’ne teslim ediliyor ve geri dönüşüme katkıda bulunuluyor. Durak Copy, fotokopi ve print hizmetlerinin dışında geniş bir kırtasiye yelpazesine de sahip. Durak Copy, aynı zamanda bir DHL Kargo şubesi. Eğer yurtdışına bir kargo yollayacaksanız, Durak Copy bunun için gayet uygun fiyatlar sunacaktır. Çalışma günleri: Her gün. Fiyatlar: Fotokopi: 5 kuruş, Siyah-Beyaz Çıktı:5 kuruş, Renkli Çıktı:45 kuruş KAMPÜS COPY 2008 yılında kapılarını açan Kampüs Copy, şu anda öğrencilerin uğrak fotokopicilerinden biri. Sıcakkanlılığı ve öğrencilerle yaptığı sohbetlerle herkesin sevgisini kazanan Ergin Ağabey, Nafi Baba Camii’nin altındaki küçücük dükkânına rağmen fotokopinin yanına kırtasiye kısmını da eklemeyi başarmış. Kırtasiyeyle ilgili hemen her şeyi bulabileceğiniz Kampüs Copy’de, ayda yaklaşık sekiz ton kâğıt kullanılıyor. Burada, ders notları ve sınav arşivlerine de kolayca ulaşabilirsiniz. İlginç bir bilgi de verelim: Kampüs Copy, BUSOS’un düzenlediği Çocuk Şenliği’nin geçmiş senelerde sponsorluğunu yapmış. Çalışma günleri: Her gün. Fiyatlar: Fotokopi: 5 kuruş, Siyah-Beyaz Çıktı:5 kuruş, Renkli Çıktı:50 kuruş APTULLAH KURAN KÜTÜPHANESİ FOTOKOPİ ODASI Kuzey Kampüs’teki Aptullah Kuran Kütüphanesi’nde girişte ve ikinci katta fotokopi hizmeti mevcut. Kütüphane girişinin hemen sağında ve süreli yayınlar bölümünün içinde yer alıyorlar. Giriş katındaki fotokopi

odasında aynı zamanda çıktı almak da mümkün. 2007 yılından beri Doğa Kırtasiye’nin çalıştırdığı fotokopi odasında, bir ayda yaklaşık yedi buçuk ton kâğıt kullanılıyor ve artık kâğıtlar için bir geri dönüşüm sepeti mevcut. Özellikle New Hall’ün hizmete girmesinden sonra günün büyük kısmını yoğun geçiren fotokopi odası, Hisarüstü’nde en geç kapanan fotokopici olma özelliğini taşıyor. Öğrenciler saat 22.00’ye kadar buradan yararlanabiliyorlar. Çalışma Günleri: Hafta içi ve Pazar. Fiyatlar: Fotokopi: 5 kuruş, SiyahBeyaz Çıktı:5 kuruş

NAZAR COPY

HİSAR COPY Eskilerin “Caniklioğlu” olarak hatırlayacağı ve hizmet verdikleri 21 yıl boyunca birkaç kez daha isim değiştiren Hisar Copy, Boğaziçi Üniversitesi İETT durağının hemen yanında bulunuyor. Hisar Copy, fotokopi ve çıktı hizmetlerine ek olarak kırtasiye bölümünü de genişletiyor ve çok yakında zengin ve çeşitli bir kırtasiye olarak da öğrencilerin hizmetinde olacak. Burada aylık ortalama otuz beş ton kâğıt kullanılıyor. Hocaların da çoğu zaman ders notları için tercih ettikleri Hisar Copy, aynı zamanda fotokopi makinesi bayiliği de yapmakta. Yurtdışı kargo hizmeti bulunan Hisar Copy’den, FedEx aracılığıyla Avrupa ve ABD’ye kargolarınızı gönderebilirsiniz. Çalışma günleri: Hafta içi. Fiyatlar: Fotokopi: 5 kuruş, Siyah-Beyaz Çıktı:5 kuruş, Renkli Çıktı:50 kuruş

APTULLAH KURAN KÜTÜPHANESİ

KAMPÜS COPY

NAZAR COPY Nazar Copy, Güney Kampüs’te öğrencilerin kampüs içindeki kırtasiye ve fotokopi ihtiyaçlarını gidermek için 1992 yılında açıldı. 1. Erkek Yurdu’nun altında bulunan Çarşı Kantin’deki yerlerini tadilat dolayısıyla geçici olarak terk eden Nazar Copy, tekrar eski yerine kavuştu. Tadilat dolayısıyla öğrencilerin bulmakta zorlandığı Nazar Copy, Starbucks’ın hemen yanındaki yeni yerinde önceki haline nazaran daha geniş ve modern bir kırtasiye hizmeti sunuyor. Derslerin çoğunluğunun Kuzey Kampüs’te olmasının kar oranlarını azalttığından şikayetçiler ve kampüs içerisindeki copy’lerin daha pahalı olacağı algısından da rahatsızlar. Firmalara perakende kırtasiye hizmeti de sunan Nazar Copy’de, bir ayda 20 ton kâğıt tüketiliyor. Nazar Copy, TNT Kargo ile yurtdışı kargo hizmeti de sunmakta. Çalışma günleri: Pazar hariç her gün. Fiyatlar: Fiyatlar: Fotokopi: 5 kuruş, Siyah-Beyaz Çıktı:5 kuruş, Renkli Çıktı:35 kuruş

ANKET SONUÇLARI Okul etrafında fotokopi ve çıktı almak için hangi mekanı tercih ediyorsunuz? % 16.66

Hisar Copy

% 36.66

Durak Copy

% 8.66

Aptullah Kuran Kütüphanesi

%6

Diğer

% 9.33

Nazar Copy

% 14

Kampüs Copy

% 8.66

Günel Copy


16 çevre

Boğaziçi’nin vazgeçilmez kampüs hayvanları Boğaziçi Üniversitesi; sadece farklı görüşlerden ve kesimlerden insanların değil, bitkilerin ve hayvanların da sevgi ve saygı gördüğü bir okul olma ayrıcalığını taşıyor. Kampüslerin hemen her yerine yayılmış olan okul hayvanlarının korunması ve insanlarla aynı yaşam alanını paylaşmalarından kaynaklı, zaman zaman yaşanan sıkıntıların giderilmesi ise hayati bir öneme sahip.

DUYGU SÖYLER duygu.soyler@boun.edu.tr Kapısından girdiğiniz anda eşsiz manzarası ve tarihi dokusunun yanında yeşil doğası ve çoğu zaman birbirleriyle dostça yaşayan kedileri ve köpekleriyle Boğaziçi Üniversitesi, birlikte yaşamanın güzelliğini gözler önüne seriyor. Baktığınız hemen her yerde gözünüze çarpan bu canlıların bakımı, korunması ve öğrencilerle olan ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürümesi de elbette özel bir emek istiyor. Okulda hayvanların bakımıyla ilgilenen birçok gönüllü öğretim üyesi var. Ancak, anlık sıkıntıların giderilmesinden öte, tamamının sürekli olarak korunması için belirli oluşumlara ve kalıcı çözümlere ihtiyaç var. Tam da bu amaçla, bir grup öğretim üyesi tarafından kurulan HAYAT Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği, 11. yılını tamamlamak üzere. Okuldaki hayvanların beslenmesi, aşılanması, kısırlaştırılması ve ihtiyaçları olan sevgiyi görmeleri için ellerinden geleni yaptıklarını belirten Hayat Derneği’nin kurucularından Doç. Dr. Yağmur

Denizhan, bu konuda öğrencilerin de desteğine ihtiyaç duyduklarını söyledi. Hayvanlarla arası iyi olmayan, aynı ortamda bulunmak istemeyen öğrencilerin yanında okulda birçok hayvansever öğrenci de var. Ancak, onları bir çatı altında toplayacak, kampüsümüzün doğal hayatının devamı için çalışmalarını sağlayacak herhangi bir oluşum yok. Bu amaçla toplanıp bir girişimde bulunmaları halinde kendilerine destek vermekten ve onlarla birlikte çalışmaktan büyük bir mutluluk duyacaklarını belirten değerli hocamız, hayvanların bakımı dışında hayvanseverlik bilincinin geliştirilip yayılması adına da öğrencilerin önemli bir sorumluluğu olduğu görüşünde. Hayvanların kötü muamele görmesini engellemek, -sevmese bile- her bilinçli Boğaziçi öğrencisinin görevi. Gönüllülerin şikayetçi olduğu bir başka durum ise “nasılsa bakılıyor” düşüncesiyle okula dışarıdan kedi ve köpek getirilmesi. Sayılarını kontrol altında tutmak amacıyla var olan hayvanlar kısırlaştırılıyorken, kontrolsüz bir şekilde insanların bıraktığı kedi ve köpekler ciddi bir sıkıntı yaratmakta. Öğrencilerin birçoğunda var olan

kanının aksine okul, bütçesinden hayvanların bakımı için herhangi bir pay ayırmıyor. Tamamıyla gönüllülük esasıyla yürütülen çalışmaların ise ciddi bir maliyeti var. İnsanların bu konuda daha duyarlı olmaları gerektiği, üzerinde durulan noktalardan birisi. Tüm bunların dışında, öğrencilerin okuldaki hayvanlarla, özellikle kedi yoğunluğuyla ilgili ne düşündüğü sorusu var ve bu noktada öğrenciler arasında çok farklı görüşler mevcut. Artık okul adıyla özdeşleşmiş, sembolleşmiş olan Boğaziçi kedilerini çok seven öğrencilerin yanında, onları özellikle kantinlerde ve yemekhanelerde görmekten ciddi bir rahatsızlık duyanlar da var. Hayvanlardan korkan ya da yemeğini paylaşmak istemeyen öğrenciler, kedilerin ısrarcı tutumları karşısında zaman zaman zor dakikalar yaşıyor. Beslenmeleri ile ilgili faaliyetlerin desteklenip geliştirilmesi, bu konu için de önerilen çözümler arasında.

G RÜŞLER Okulumuzdaki kedi yoğunluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elif Kaya - Matematik Ben insanları kucağında bir kediyle ders çalışırken ya da yemeklerini onlarla paylaşırken görünce çok mutlu oluyorum. Okulumuzun vazgeçilmez bir parçası onlar. Kesinlikle rahatsız değilim ancak rahatsız olan insanların var olduğunu bilmek beni çok üzüyor. Berkay Tuna - Makine Mühendisliği Kediler çok beslenildiği ve sevildiği için okulumuzda yoğunlar. Kedi popülasyonun yer yer insan popülasyonundan fazla olması ve kantinlerde, amfilerde, umumi tuvaletlerde gördükleri insanları hunharca kovmaları, onların çantalarına hapşırmaları endişe verici. Zaman içinde alışacağımızı umuyor, kedilerin de uzlaşma payı bırakmasını temenni ediyorum. İrem Demirci - Kimya Mühendisliği Bu okula gelene kadar kedi korkum hayatımı bu kadar etkilemiyordu çünkü en azından yemek yiyebileceğim, oturacağım yerleri kendim seçiyordum. Ne yazık ki kampüste kedile-


çevre

17

KADİR AYDIN

kadir.aydin@buik.net

Boğaz’da vicdan silüeti

rin olmadığı bir yer bulma şansım olmuyor. Her yerdeler ve ben onlarla aynı ortamda bulunamıyorum. Evet, sevimli ve masum canlılar olabilirler ama bu üstesinden gelemediğim bir korku ve her yere yayılmış olmaları beni çok zor durumda bırakıyor. Cemre Çiçek - İngilizce Öğretmenliği Doğal bir ortam sağlıyorlar, dinleniyorum. Ders aralarında gidip seviyorum. Güney Kampüs’ü, Güney Kampüs yapıyorlar. Tişörtlerde bile varlar, simge haline geldiler artık. Okul hayvanlarıyla ilgili öğrencilerin çalışabileceği gönüllü bir oluşum olsa, buna dâhil olmak ister miydiniz? Tuğba Tütüncü - Turizm İşletmeciliği Evet, dâhil olmak isterdim. Okulda kullanılmayan bir bölümün, bir odanın belki veteriner kliniği olması gerektiğini düşünüyorum. Okulumuzda çok fazla kedi ve köpek var. Eğer onlara burada yaşama hakkı veriyorsak gerekeni yapmalıyız.

ANKET SONUÇLARI Okuldaki hayvan(kedi, köpek…) sayısının fazlalığı size rahatsız ediyor mu? % 46.66 Evet

% 45.33 Hayır %8 Diğer

Boğaziçi Üniversitesi’ne gelmeden önce mazisinin derin, mezhebinin geniş olduğu hakkında içerisine güzellemelerin de yerleştirildiği söylemleri biliyordum. Bütün fiilleri hissederek yaşadığınız müthiş manzarasını, yürürken güven dolu bakışlarla sizlere gülümseyen Güney Meydan’daki binalarını da biliyordum. En önemlisi özgürlüklerle dolu bir üniversite yaşamı vaat ettiğini ve yaşattığını duyuyordum, “bilmiyordum” ama. Hissetmek için, bilmek için yollara düştüm. ÖSYM’ye selam çakarak kampüsten girişi yaptım. Özgürlük kelimesi denilince bir tuhaf olurum hep. Zihnimde var olan yerleşik imgelerden sıyrılmanın yollarını ararım. Haklar kazanımı, bir şeyi yapmama dair otoriterlerce verilen lütuf, başkalarının sınırlarına müdahale etmediğim müddetçe yapabileceğim “şeyler” gibi ‘belirlenmiş’ ifadeler vardı aklımda. Özgürlük bu kadar mükemmel bir şey ise ‘başka’ bir şey olmalıydı, bir gizemi bulunmalıydı, bilinmezi oynamalıydı. Özgürlüğü sonsuz bir boşluk gibi hissetme süreci başladı, mevcut şıklar üzerinden seçimlerden sonsuz çeşitlilikteki şıklara doğru akıntı oluştu, belirsizliğin keyfi aslında çaktırmadan özgürlüğü hissettirdi. Kısıtlanmışlıklar üzerinden ‘alınmış’ haklarla özgür olunmuyordu, bunu öğrenmeye çalıştım. Boğaziçi Üniversitesi’nin mutlak bir özgürlük alanı olduğuna dair beklentim -yukarıda dediklerimle ilişkilendirirsem- yoktu, dar alanda kısa karşılaştırmalarla tatmin oluyordum: “Diğer üniversitelere göre bayağı ileride ama.” Neticesinde burası bir “okul” ve idealar dünyasında gezinirken tercihlerimiz doğrultusunda sistemin rayına oturttuğu bir ilim ve irfan yuvası. Üniversitede ilk gözüme çarpan nokta faşizmin ve totalitarizmin her türlüsüne karşı makaleler verilmesi ve çalışmalar yapılması. Bu heyecan verici bir durumdu. Kulüplerin çeşitliliği ve bütün ‘unutulmuş seslerin’ bir şeyler yapma uğraşı heyecana takdiri koymuştu. Güney Meydan’da bağırası geliyordu insanın: “Burası Boğaziçi, burada her şey gerçek” diye. Hemen rehavetten çıkıp toparlanmak gerekti, çünkü elimizde ve yüreğimizde zaferlerden ziyade umut vardı. Boğaziçi’nde okumak bir şekilde daha güzel, daha çekici. Özgürlüğü hissetme konusunda daha çok yolumuz var ancak bir şekilde süreci hızlandırabiliriz. Birbirimize kuru bir saygı duymanın yerine birbirimizin söylemlerini “anlayıp ve hissedip” saygı duymayı ikili ilişkilerimizin merkezine oturtarak belki de. Boğaziçi’nde yaşam � Kurtlar Vadisi sözü vardı, bilirsiniz. “İki kişinin bildiği sır değil.” türünden. Boğaziçi Üniversitesi’nde bunu yaşarsınız, o kadar geniş bir network var ki herkes herkesin arkadaşı. Burada sosyalleşmeyi sağlayan araç: dedikodu. Evet, gülümsediğinizin farkındayım ama sizlerin yakın arkadaşlarınızın da yakın arkadaşları var. � Yoğun sınav temposunun arasına heyecanlar katmak için güzel yerler var okulda, bunlardan birinin çok bilinmediğini düşünüyorum: kütüphanenin altındaki audiovisual. Mithat Alam’ın gölgesinde kalmış biraz. Sıcak bir ortamı ve küçümsenmeyecek derecede film arşiviyle gayet ideal. Uğramanızı tavsiye ederim. � Varoluşsal triplere sahipseniz, sabahları petekte bir çay içmek iyi gelebilir. Mesafe algısını hissedip, kitap okuyup, üstüne bir de sigara içebilirsiniz. Güzel, güzel, çok güzel.


18 çevre CAN YILMAZ can.yilmazı@boun.edu.tr Son günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nin başta öğretim üyeleri ve öğrencileri olmak üzere, herkesin gündemi kampüslerde devam eden inşaatlar. Kimi zaman gürültüsü nedeniyle ders yapılamayan, kimi zaman etrafa yayılan çamurları ve kapanan yolları yüzünden bina çevresinde bile yürümeyi zorlaştıran inşaatlarda neler yapılıyor? Ne zaman bitecek? Görünümü nasıl olacak? Bunlara ek olarak neden tarihi Amerikan yapıları estetik kaygısı taşırken, yeni Türk yapıları aynı kaygıları taşıyamıyor? Şu an faaliyetlerin hangi aşamada olduğunu teker teker incelemek gerekirse: Güney Kampüs: Fen-Edebiyat Fakültesi; öncelikle tuvaletler, ofisler ve çatı dâhil olmak üzere baştan aşağı restore ediliyor, pencere doğramaları yapılıyor. Bunlar yapılırken tarihi dokusuna zarar gelmeyeceğine ise kesin gözüyle bakılıyor. Bunun yanında Güney Kampüs’teki bir başka önemli çalışma ise trafolarla ilgili. Şu anki haliyle Güney Kampüs’ün elektrik enerjisini karşılayamayan altyapısının ve trafo merkezinin güçlendirme çalışmaları sonucu kampüsteki elektrik kesintilerinin en aza indirilmesi amaçlanıyor. Kuzey Kampüs: Kare Blok’un iç cephesinde aşınan kolonların onarımı ve sıva tamirleri yapıldı. Buna ek olarak dış cephe kaplamasının sonuna gelindi. Ayrıca Kare Blok’ta çatı arasında öğretim üyelerine tahsis edilecek olan ofislerin yapımı devam ediyor. Son olarak Kare Blok’ta yapılan en önemli çalışmalardan biri de binada yer alan laboratuvarların yenilenmesi ve ek laboratuvarların yapılması. Bir başka tartışılan konu, inşaatı devam eden ETA binası ve çıkılan ilave kat. Okuldaki öğrenci sayısının her geçen gün arttığı, beş-altı öğretim üyesinin aynı ofisi kullandığı ve Kuzey Kampüs’te yeni bir bina için yer olmadığı düşünülürse, bu katın derslik ve ofislere ayrılacağını şimdiden söylemek mümkün. Bunlara ek olarak ETA/B Blok’ta ise yeni bir Ar-Ge laboratuarının müjdesi veriliyor. Hisar Kampüs: Hisar Kampüs ise su damlatan dam başta olmak üzere, ufak tadilatlarla kışa hazırlanıyor. Kandilli Kampüsü: Feza Gürsey Enstitüsü’nün ve Yönetim Binası’nın bakım ve onarım çalışmaları sürüyor. Kilyos Kampüsü: Özellikle Kilyos Yurdu’nda kalan öğrencileri en çok mutlu edecek haber ise ihalesi geçtiğimiz günlerde yapılan 500 kişilik yeni bir spor salonunun yapımına en geç önümüzdeki ay başlanacak olması. Bütün bu inşaatların büyük çoğunluğunun da artık sonuna gelindi. 15.01.2012 tarihinde bitmesi beklenen inşaatların son halinin geçen senelere nazaran daha iyi olacağı şüphesiz. Fakat olaya mimari estetik açısından bakarsak, Kuzey Kampüs’teki binaların Güney Kampüs’teki Albert Long Hall’ü, FenEdebiyat Fakültesi’ni aratacağı şüphesiz. Bunun nedenlerini sıralamak gerekirse, ilk sırada tahmin de edilebileceği gibi maddi sıkıntı ve yapı işlerine ayrılan ödenek geliyor. Güney Kampüs’teki gibi kullanışlı olan, aynı zamanda estetik olarak da görenleri hayran bırakan binalar yapmak bu paralarla pek müm-

İnşaat curcunası Bugünlerde okulun büyük bir bölümünde hummalı bir çalışma… Dersler erteleniyor, yollar kapanıyor, inşaatlar hala devam ediyor. Bu süreç daha ne kadar devam edecek? Daha da önemlisi bu çalışmalar ne için?

kün gözükmüyor. Anayasanın 4734 sayılı kanununda yer alan “Kamu ihalelerinde verilen en ucuz teklif, en avantajlı teklif sayılır.” ibaresi de düşük maliyetli yapılara yönelinilmesindeki en önemli etken. Bir diğer önemli neden ise zamana karşı yarış ve sene başında kurumlara verilen bütçelerin sene sonuna kadar kullanılmasının mecbur tutulması. Bunun gibi sebepler binalar arasındaki estetik açıdan farklar oluşmasına neden oluyor.

G RÜŞLER Okulda yapılan inşaatların gerekliliğine inanıyor musunuz? Emre Aydın - Makine Mühendisliği Kesinlikle. Bir bina için bakım ve yalıtım çok önemli şeyler. Fakat bu binaların en çok kullanıldığı ve öğrencilerin en yoğun olduğu zamanlarda yapılması gerçekten rahatsız edici. Eğer yazın yani okulun daha az yoğun ve günlerin daha uzun olduğu zamanlar yapılsaydı, daha iyi olurdu. Zuhal Çelebi - Psikoloji Değişiklik her zaman gereklidir, ihtiyaç duyulur ama bu inşaat sürecinin bu kadar uzun tutulması şaşırtıcı geliyor. Okuldaki 3. yılım ve 3 yıldır da devam eden bir süreç, öncesini bilemiyorum. Öğrencilerle iç içe yaşayan inşaat işçilerinin tutumundan bahsetmiyorum bile. Öğrencileri huzursuz ederek düzeltilmeye çalışılan binaların hayrını kim görecek merak uyandırıyor açıkçası. Buğra Kurban - Kimya Öğretmenliği İnşaat kelimesi üzerinden anlatılmak istenene bağlı olarak konuşacak olursak, yapılan elbette sadece inşaat ise binalarla ilgili özelikle Kare Blok’ta dış kısımda bir çalışma yapılması gayet mantıklı karşılanabilir. Ancak bu çalışmaların ders yılının yoğun dönemlerinde ve genelde yoğun öğrenci bulunan kampüste ve ders saatinde yapılması büyük bir planlama hatası ya da düşüncesizliktir. Yapılan bu çalışmaların yanında binaların iç düzenlemeleri ile ilgili ve kampüste yeşil alanlarla ilgili de çalışma yapılması gayet doğru olacaktır. Kuzey kampüsteki binaları genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Dilara Özkan - Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık Kuzey Kampüs’teki yapılardan sadece New Hall’den hoşnutum, Kare Blok’un içi güzel de dış görünüşü hiç esnetik değil, YD’nin de sınıf ortamı kötü, Kuzey Park da güzel bir derslik şimdi. Kuzey deyince kütüphaneyi es geçmemek lazım, hem dışı hem içi ayrı güzel, en işlevsel bina orası benim gözümde. İsmail Emre Erol - İnşaat Mühendisliği Öncelikle Kuzey Kampüs’teki binaların özenle yapılmış olduğuna inanmıyorum. Çünkü okuldaki restorasyonlar bitmek bilmiyor. Eğer binalar yapılırken bütün ayrıntılar düşünülerek yapılsaydı, restorasyonlara gerek kalmayacaktı. Restorasyonlar için harcanan paralar yerine öğrencilere daha iyi hizmet sunulabilirdi. Ayrıca Kuzey Kampüs’teki hiçbir binanın estetik olduğunu düşünmüyorum.


gurbet

19

Sosyal devlet ve estetiğin diyarı İsveç’teyken... MERİÇ AYDIN meric.aydin@boun.edu.tr İlk olarak L’aubergeEspagnole (İspanyol Pansiyonu) filmini izleyip, “Erasmus Barselona’da yapılmalı” fikriyle yola çıkıp, kendimi filmi izledikten 2 yıl sonra kışın soğuğunda İsveç’e, Göteborg’a giderken buldum. Döndükten sonra “İyi ki de böyle olmuş.” diyorum. Nedenlerini anlatmak için ilk olarak İsveç’in kendine has özelliklerinden bahsedip kendi Erasmus’umun acısı ve tatlısı ile devam ettikten sonra, Erasmus’un herkese tavsiye ettiğim bir tecrübe olduğu sonucuna varacağım ve gitmek arzusunda olanların ruhsal anlamda destekçisi olacağım. İsveç; Pazar sabahları parklarda erkeklerin bebek arabası sürdüğü, kadınların taksi şoförü olduğunu gördüğünüz, parlamentosunda %40 üye bulunduran, eşitlikçi ve orta sınıfın en fazla popülasyonu içerdiği kategorik eşitsizliklerin (özellikle toplumsal cinsiyet konusundaki eşitsizliklerin) en az, kişisel özgürlüklerin en çok olduğu, ezber bozan, şanslı ve parmakla gösterilen ülkelerden. Yani hem gayri safi milli hasıla yüksek hem de olabildiğince eşit dağıtılmış ama vatandaşlar arasında, göçmenler arasında değil. Ayrıca, tramvaylarda gay ve lezbiyen çiftler idealde olmaları gerektiği gibi son derece rahatlar. Engelliler için de hayat kolaylaştırıcı pek çok alternatif hizmet var. Son olarak, masalardaki tuzluktan ucuz salaş bir lokantadaki sandalyeye kadar her şey zevkli. Tabii bu noktada karşı tez olarak belirtilebilir ki İsveç; jeopolitik anlamda İskandinavya adı verilen bölgede bulunan, karlı ve kimsenin üstünde hak talep etmediği, nüfusu İstanbul’dan az (9 milyon) olan bir yaşam alanı. İnsanlarının güzelliği de zamanında 1920’lerdeki çoğu toplumun yaptığı gibi ulus devlet yaratım sürecinin bir parçası olan “mükem-

mel”, sarışın, mavi gözlü kişiler yaratmanın devlet politikası haline geldiği bir dönem geçirmiş olmaları ile açıklanabilir durumda ne yazık ki. Fakat neticede IKEA mantığı ile de hepimizin hatırlayacağı üzere İsveç; herkesin kendi işini yaptığı ve içinde dolayısıyla bir işçi sınıfı özelliği barındırdığı, temizlikçi ya da bakıcı tutmadığı, kendi içindeki Sami azınlığının haklarını koruyan, yeni anayasal kararların sağlıklı bir şekilde alınabildiği, gerçek anlamda özgürlükler ülkesi sürecinde. Herkese Göteborg’u ve İsveç’i tavsiye ederim. Sosyal adalet konularına ek olarak gece hayatı da ayrıca tatlı, meraklanmayın, valinin konağı da güzel. Zorluklarından başlamak gerekirse, ilk olarak kaldığım yerin temizlik sorunları vardı ama elbette ki bu Göteborg şehrinin Olofshöjd Kampüsü, dolayısıyla oraya denk geleninizle ayrı bir dertleşiriz. Başka zorluklar ise genel olarak dilini bilmediğiniz bir ülkede alışveriş, ev eşyaları gibi mevzularla çeşitlenebilir. Fakat yeterince iyi bir İngilizce ve metropoliten tecrübesi ile üstesinden gelinebilecek ve neticede gelecek için de yararlı tecrübelere dönüşecek zorluklar bunlar. Güzellikleri ise herkesin birbiriyle tanışmak istediği, yardımcı olduğu ve birbirinden öğrenmeyi amaçladığı çok kültürlü bir ortam içerisinde kendinizi bulduğunuz ve ESN gibi diğer organizasyonların size yaptığı kültürel aktivite ve partiler. Bize Göteborg Valisi yemek vermişti mesela. Bu Erasmus meselesi emin olun ki siyasetçiler tarafından da sandığınızdan daha çok önemseniyor. Siz parti yapıyor-

sunuz ve sonucunda ülkeler “Bizim Dönenlere çağrım şu: Kendim de gençlerimiz birbirini tanıyor.” deyip Erasmus’tan döndükten sonra sürecin size kokteyller veriyorlar. (Bir örneği devam etmesini sürekli arzuladığım de, geçen dönem Erasmus öğrencileriiçin, içinde bulduğum ESN Boğaziçi ne Ortaköy’de Egemen Bağış’ın verdiği Kulübü’müze gelmeniz. Erasmus’tan bir kokteyl.) Aileniz “Bizimki yurtdışı yeni dönmüşler dışında, gidecek olan gördü.” diyor. Diğerleri gözünde de ve isteyen, ilgilenen herkesi bekliyoruz. market ruhlu code_117x150.pdf 1 24.10.2011 13:33 cesur ve özgür bir maceraperest Süreci Boğaziçi’nde sürdürün ya da oluveriyorsunuz. Herkes mutlu yani. başlatın…


20 umumi

Dünya ne zaman güzeldi?

Statik OĞUZ BERTAL AYDIN

demedim mi yıkmak kolay, yapmak zor – demedim mi gönül bir dağ, çıkmak zor –demedim mi Gencebay

bertal.aydin@boun.edu.tr

Her yüzyıl bir dahi yaratır ve bu şu an beni hiç ilgilendirmiyor; ama her yüzyıl on yıllardan oluşur. beni ilgilendiren. 80’ler, 90’lar ve biz. televizyon kumandasını kullanamayan babaannem, ebeveynlerimle birlikte salonda televizyon izliyor. “zaping” isimli manevralarından ötürü salonun hava sahasına giremiyorum. O ayrı. Bir de 2000’ler. 31 Aralık 1999 gece yarısı belleğime kazınmış. kuzenimle birlikte terastaki Amerikan salatası ile kadayıfı hedef seçmişiz. aramızda kriptolojik konuşmalar geçiyor. “Hadi Kaddafi’ye saldıralım”, “Amerika’ya saldıralım” diyoruz. 90’ların kaosundan, devlet şiddetinden, baskıdan, televizyondaki terörden, enflasyondan, ANAP’tan “sağ” çıkabilmişiz. zihnimde hala canavar olarak beliren, koca kafalı, bıyıkları tarifsiz yayılan ilkokul müdürümü ve bizi ikinci sınıfta bırakıp giden o kadını unutmuyorum –bu yazıyı yazmak için on sene mi bekledim? buna mecburdu. zaman süreksiz mi? on yıl, on yıldır. ingilizce düşündüğümü zannedeceksin? Kitabı kâğıdıyla okumuşuz, silgilerimiz olmuş. sayfalara dokunmuşuz ve gözümüz yorulmaya başlamış. tozsuz kütüphaneler kurulmuş yan sekmede. biraz simultane zaman ve mekan yok gibidir. bir yan sekme bir yan sekme daha. aynı anda düzinelerce sekme açan insanlar türedi. kafaları dolu. hep meşguller. ödetmeli olarak kaydederler rehbere, işte esnedikçe esnerler. hep açken senle buluşurlar. salata gibi muhabbet ederler. zamandan tasarruf için seninle yemekte sosyalleşirler. esnektirler. bu türdeki erkeklerin %25’i gizli nerd, kalan kısmının %75’i ise keşfedilmeyi bekliyordur. bu türdeki kadınların sadece %49’uaşktırveya terlemeden çok çekicilerdir (oldudabitti). otobüs beklerken “poğaça-kahvaltısı” yapıp, bir yerlere giderken yol üzerindeki işlerini hallederler, tuvaletteyken okurlar, ders çalışırken müzik dinleyip aynı anda kahve içip burunlarını karıştırırlar, araba sürerken telefonla konuşurlar. Esnek, uyum sağlayan, seçici-unutkan olmak; neo-sosyal yapının füzyon halinde bizi hayatta tutabilir. temennim o.

Dünya tarihinin en güzel dönemi bulundu! 36 Katalan profesör ve 135 araştırma görevlisince gerçekleştirilen çalışmaDUYGU ÖZBAĞCI larda binlerce tarihi duygu.ozbagci@boun.edu.tr belge, politik kayıt ve sanat eserleri inceleme kapsamına alındı. İncelenen her bir belge-eser, o alanca uzman kişiler tarafından değerlendirildi ve bir puanlama sistemi oluşturuldu. Örneğin, Michelangelo’nun Davut’una sanat tarihçileri ve heykel sanatçılarından 1’den 100’e kadar bir puan vermeleri istendi. Bu uzmanlara, heykelin o dönem hakkında verdiği fikir ve hissiyat bağlamında, çirkinden güzele giden bir doğru orantı izlemeleri söylendi. Sonra bu rakamların aritmetik ortalamaları alındı ve Davut’a göre 1504 yılının dünyasının güzellik katsayısı 86 olarak bulundu. Aynı işlemi binlerce belge ve esere uygulayan araştırmacılar, tarihin her döneminin güzellik katsayısını hesapladılar. Bu hesaplamalarca 1000-1100 yılları, dünyanın en güzel tarihi olarak belirlendi. Yani anlıyoruz ki, Orta Çağ’ın o karanlık ve mutsuz dünyası meğerse şimdikinden daha güzelmiş. Bir diğer ilginç sonuç ise şu oldu; coğrafyaya yönelik araştırmalarda, Anadolu’nun en güzel zamanlarının istibdat dönemlerini ve darbe süreçlerini içeren yıllar olduğu belirlendi. Lale Devri sanatçılarından Nedim’in gazellerini inceleyen araştırmacıların; şarap, aşk ve güzellik dolu bir çağı çirkin olarak niteleyebilmeleri mümkün olamazdı herhalde. Aynı şekilde, cennetten arsaların kolaylıkla alınıp satıldığı bir dünyanın bugünden daha fazla umut içerdiği aşikâr. Görünür dünyadan, görünür hareket noktalarıyla yola çıkan bu araştırmacıların, bir yerden sonra görünmez olan gerçeklere istatistiki verilerle nasıl ulaştıklarını gördünüz sayın okuyucular. Söylenemeyen her şey, o dönemin gerçekliğinin aleyhinde bir delil olarak kullanılabiliyor. Yani, ne zaman ki seslerimiz duvarlarımızdan dışarı çıkamıyor, dünya daha güzel bir yer oluveriyor. Bu ve benzeri araştırmaların tekrarını öngörerek kendime bir görev biçiyorum. Belki bir araştırmacı bir gün bu gördüğünüz yazıyı puanlamaya çalışacaktır. Öyleyse kayıtlara geçsin, 2011 dünyası güzellikleri gölgelemeye yetecek kadar riyayla doludur!

Nasıl uyusam? Öğrencilik hayatının büyük problemlerinden biri uykudur. Ünlü filozof annem hafta sonları bu durumu “Akşam yatmayı bilmezsin, saCEM KOCABAŞA bah kalkmayı.” sözüyle cem.kocabasa@boun.edu.tr özetler. Açıkçası uyku, günün en sevdiğim aktivitesidir. Günün yorgunluğunu atmak, hayal kurmak için sıcak ve rahat bir yataktan daha güzel bir yer olamaz. Bu sebepten ötürüdür ki sabahları kalkmayı da kimse sevmez. Uyku çok güzel olmakla beraber naz yapmaktan da çekinmez. Zaman zaman yarım saat, bir saat, iki saat yatakta döner dururuz ve bir türlü uykuya dalamayız. Yaptığım küçük araştırmalar sonucunda, uykudan alacağınız verimi arttırmak için üç teknik buldum. Uyumadan önce rahatlayın. Bilgisayarın kapağını indirip ya da elinize telefonunuzu alıp yatağa

girmek yerine uykudan yarım saat önce her türlü teknolojik aleti bir kenara bırakıp ya bir kitap okuyun ya da birisiyle yüz yüze sohbet edin. Angry Birds oynamak bizi rahatlatıyor gibi gelse de beynimizi yoruyor. Uykuya dalmadan önce beynimizin dinlenmiş olması gerekiyor. Yataktan hemen kalkın. Genel kanı uyanmanın rahat olmadığı üzerine olduğu için yapacağınız en iyi şey süreci kısaltmaktır. Çünkü alarmınızı erteledikten beş dakika sonra veya onu takip eden beş dakika sonra kendinizi daha dinç hissetmeyeceksiniz. En iyisi hızlıca kalkıp biraz temiz hava almak. Ertesi gününüzü planlayın, zihninizi boşaltın. Çözmeniz gereken sorunlar varsa üstünden geçin veya ertesi gün için bir kağıda yazın. Gerginlik yaratacak düşünceler uyku kalitenizi düşürmekle kalmayıp kabus görmenize bile sebep olabilir ve inanın bana ertesi gün uyandığınızda kendiniz daha iyi hissetmeyeceksiniz, gerginliğiniz devam edecek.


eğlence

Boğaziçi

Tweet Bedelli askerlik çıktı, tamam. Peki, bedelsiz sivillik ne zaman çıkıyor? isjustfantasy- Duygu Özbağcı Hayret bugün halkla ilişkilerden mail gelmedi diyordum. Meğer spame düşmüş hepsi! hahah emreon-Emre Onar Verdiğim sözü tuttum ve an itibariyle Etiler Kapı’dan Garanti Extra Genc banka kartı göstererek giriş yaptım. tdipcin- Tuna Dipçin Titanik 3D gelecekmiş 2012’de. Kızın o tahta parçasını çocukla paylaşmayışına 3D sinirleneceğiz yani.. Gamzekantarcı- Gamze Kantarcıoğlu Okula açılan Starbucks’a köye hayrına yapılan çeşme muamelesi yapan insanlar var. cananelif- Canan Elif Kaplan Bütün kanallar Van için ortak yayın yaparken Show Tv’de muhteşem yüzyıl olması??! hzlll- Hazal Soğukpınar ‘Bilgi’ ve ‘fikir’in zayıflayacağı , ‘görüş’, ‘duygu’ ve ‘tecrübe’nin öncelikleneceği bir dönem. Gürültü ölmeyecek; dinlemeyi öğreneceğiz. cemberkaydin- Cem Berk Aydın Mülkiyet felsefem: “Samanlık sevişenindir”. sucukekmek- Fitah Tencur Bi konuda anlaşalım 24 saat seks konuştuğunuzda çok iyi seviştiğinize inanmıyoruz. mushroombrain- Büşra Mutlu hıncal uluç, bugün boğaziçililerin favorisi oldu. ama kendisi hala hıncal uluç. değişen bi şey yok. ilkayyasin- İlkay Yasin Çekin

21

Akademik Burç Teke ve Boğa burçları üniversitenin efendisidir. Lord of Drinks gibi. Uçan kuşu bilirler, seceresini. Başak kadınıyla erkeğiyle! Finallere abanırken baharın yeniden doğuş anlamına geldiğini unutabilir. Ama güz döneminde tam bir “aheng-i çalışmak-ı ders” olur. Yengeç erkeği her curve’lü sınavda doksanı çakar ama sessiz sedasız, bazıları yedi kere alarmı kapatırken o yine her sabah erkenden kalkar duşunu alır, portakal suyunu… şaka şaka ne portakalı! Akrep’ler daima alan dışıdır. Vakti zamanında katsayıdan en çok etkilenen onlar olmuştur. Yarına sosyoloji sınavının olduğu bir gece, onları geometri çözerken muhteşem üçlüyle birlikte basabilirsiniz. Balık ise erkeğini hiç görmediğim bir burçtur, hayal edebildiğim kadarıyla tedavisi yoktur, gözlerini bir kere kırptıklarında dördüncü sınıfa gelmiş olduklarını anlayıp staj kovalayan insanları usulca izlerler. Terazi’ler de finallerde kefesiz hüviyete bürünürler. Yükseleni olmaması gereken tek burçtur ve yükselenleri -Terazi bile olsa- hep dengelerini bozar. Ayrıca bu ay saatlerinizi Satürn’e göre kurunuz çünkü bu şirin gezegen çok eskiden toz bulutuydu ama şimdi bildiğin

Kökeni Robert Kolej’e dayanan Boğaziçi Üniversitesi’nin tarihinden efsane olmuş bilgiler... � 1903 yılında mezun olan Hüseyin Efendi (Hüseyin Pektaş) okulun ilk Türk mezunudur. Üstelik yabancı dil bilgisi nedeniyle Mudanya ve Lozan Antlaşmaları’nda tercümanlık da yapmıştır. � 1890 yılına kadar Robert Kolej’de öğrenim gören ve Prof. Grosvenor’un oğlu olan Gilbert, Alexander Graham Bell’in kızıyla evlendi. Sonrasında ise “Geographic” adlı derginin hazırlanmasına katkıda bulunan Gilbert, derginin adı “National Geographic” olduktan sonra da 50 seneye yakın editörlüğünü yaptı. � Fizik Bölümü’nden 1972 yılında yüksek şeref derecesiyle mezun olan Semih Koray, o yıl siyasi sebeplerden ötürü polis tarafından aranıyordu ve diploma töreni sonrasında kampüse gelen polisler tarafından tutuklandı. � Atlantik Okyanusu’nu uçakla geçen ilk pilot olan Charles Lindbergh’in annesi Evangeline Lindbergh 1928 yılında 1 seneliğine kimya öğretmenliği yapmak için okula geldi. � 27 Temmuz - 1 Ağustos 1868 tarihleri arasında ilk finaller yapıldı. 5 gün süren ve sabah 9’dan akşam 5’e kadar yapılan finallere sadece 2 kişi katıldı.

gezegen işte. Yer’e ve sakinlerine korku dolu anlar yaşatacağa benziyor ki bunlar; bilimum melankoli, içine kapanıklık, yalnızlık, uyumluluk eksikliği, geri çekilme, sınırlanmışlık vs. Aslan’lar ise yaparlar ya hakikaten. İhya olurlar, yırtıcıdırlar, asistan potansiyelleri vardır. Stres gibi hâllenirler ama stres değildir o; çünkü sivilceleri yoktur, tek tük işte. Aslında yönetilmesi en kolay burçtur, aynı zamanda yönetmeyi en çok seven burçtur. Aslan burcu bir ülkenin kendi kendisini yönetmesi demek değildir. Kova’lar ise kampüsün arıları gibidir. Ortadan kaybolurlarsa, kampüs hayatı kırk sekiz saat içinde son bulur. İkizler burcu ise bu yazıyı okurken Offenbach’tan Infernal Gallop’u dinliyordur. Yay’ın ise yarısı dert, diğer yarısı da dertten gelen huzurdur. Dedikoducudur ama dersi dinler. 2012, Çin Takvimi’nde Ejderha yılı olarak bekleniyor. Şans ve şanssızlık getirdiğine inanılıyor. Maya Takvimi’nde de sona geldik artık. Kargalar üçe, Mayalar iki bin on ikiye kadar sayabiliyor, galiba. Ha bir de kendisine yer veremediğimiz için Erol Büyükburç’tan özür dileriz.

RECEP


22 etkinlikler

Sektörün Duayenleriyle Finansa Farklı Bir Bakış Boğaziçi Üniversitesi’nde finans dünyasının kapılarını aralayan tek aktive olma özelliğini koruyan Finance Break, 6. yılında yine öğrencileri sektörün duayen isimleriyle buluşturmaya hazırlanıyor. İşletme ve Ekonomi Kulübü tarafından düzenlenen finans seminerleri, 12-22 Aralık tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü Natuk Birkan Binası’nda gerçekleşiyor. Bu yıl da Finance Break, Boğaziçi Üniversitesi’nin yanı sıra çeşitli üniversitelerden finans sektörüne ilgi duyan ve merak eden öğrencilere bu dünyanın önde gelen isimlerinin bilgi ve tecrübesi ışığında yeni bir bakış kazandırmaya devam ediyor. Önceki senelerde olduğu gibi bu sene de çarpıcı konuları ve konuşmacılarıyla şimdiden ilgileri üzerine çekiyor. Bu sene TEB, Aktifbank, Unilever sponsorluğunda gerçekleşecek ve Coca Cola’nın resmi içecek sponsoru olduğu Finance Break’te Yeni Jenerasyon Bankacılık, Kriz Sonrası Risk Yönetimi, Finansal İstikrar ve Para Politikaları, Proje Finansmanı gibi konularda Aktifbank Genel Müdürü Önder Halisdemir, CNBC-e Wall Street Muhabiri Selim Atalay, Unicredit CEO’su Kaan Başaran, Piyasa Gözetim ve Denetim Daire Başkanı Ethem Sancak ve daha birçok uzman isim finans alanında piyasaya yön veren fikirlerini

paylaşıyor olacaklar. � Günlük program bedeli 15 TL, tüm programa katılım bedeli 100 TL’dir. � 4 seminer ve 2 panele katılan

katılımcılara sertifika verilecektir. Forex Eğitimi’ne katılanlara Forex sertifikası verilecektir. � Etkinlik Türkçe gerçekleşecek ve katılım 150 kişi ile sınırlıdır.

Foreline

5. Sayısıyla Sizlerle Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü tarafından yayınlayan, öğrenciler tarafından büyük ilgi gören Foreline, 28 Kasım’dan itibaren yeni sayısıyla birlikte sizlerle. Yine ilgi çekici konu ve röportajların yer aldığı 5. sayıda farklı açılardan İstanbul inceleniyor. Terörü ekonomik yönüyle ele alan Foreline, “Kapitalizm çöküyor mu?” sorusu üzerinde yoğunlaşmamıza da yardımcı oluyor. Ayrıca global şirketlerin Türk yöneticileriyle yapılan röportajlarla İzzet Karaca, Ayşegül İldeniz, Ayşe Botan Berker gibi Ünlü isimleri görüşlerinden faydalanma fırsatı sunuyor. İş ve Ekonomi derginiz Foreline’ı İşletme ve Ekonomi Kulüp odasından temin edebilirsiniz.

� Seminerler 17:30’da başlayacaktır. � Başvurular ve daha detaylı bilgi için www.buik.boun.edu.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Boğaziçi Üniversitesi Yöneylem Araştırma Kulübü’nün “Okul 2011” Semineri 15-18 Aralık’ta Boğaziçi Üniversitesi Yöneylem Araştırma Kulübü (BÜYAK) tarafından düzenlenen “Okul 2011-Rekabet Kazandıran Hamleler” seminerleri 15-18 Aralık tarihleri arasında Güney Kampüs’te gerçekleştirilecektir. İş dünyasından konuşmacıların katılacağı organizasyon vaka analizi yarışması ile son bulacaktır.

2011 Yeni Düşler, Yenilikçi Düşünceler Proje Yarışması Ödül Töreni 22 Aralık’ta Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ve Sanayi ile İlişkiler Ofisi tarafından düzenlenen, Elginkan Vakfı’nın ana destekçisi olduğu “2011 Yeni Düşler, Yenilikçi

Düşünceler Proje Yarışması” 22 Aralık Perşembe günü Albert Long Hall’da yapılacaktır. Etkinlik hakkında daha fazla bilgi için: www. yd2yd.org


seri ilanlar

Staj Güncesi Staj yapma düşüncesi başta hep eğlenceli gelir. Öncelikle, arkanızın ne kadar sağlam olduğunu test etmenizi sağlar. Fazla tanıdığınız yoksa da üzülmeyin, kendi çabalarınızla ve Boğaziçili olmanın verdiği avantajla beleş işgücü kadrosunda yeriniz hazırdır. Aslında staj kavramı, içinde zorunluluğu barındırınca bu durum çok da eğlenceli gelmemeye başlar. Ne de olsa mecburi hizmet süresi 60 x 2 gün olunca gözünüzde büyür yaz. Ben geçtiğimiz yazın en sıcak günlerini Swissotel Bosphorus’un klimalı İnsan Kaynakları ofisinde geçirdim. Kariyerimde ilerlemek istediğim bir departmanda staj yapmanın mutluluğu ile 60 gün gidip geldim. Bir personelin işe alımından, gıdasına, cebinin tatmin edici oranda doldurulmasına, sağlığına, sigortasına, doğum gününe, işten ayrılmasına kadar her şeyiyle iç içe buldum kendimi. Personelin izin günlerinin sisteme girilmesi, raporların hazırlanması, bu raporların kontrolü ve bütçe hazırlama ile ilgili görevleri yerine getirdim. Bol bol CV inceledim ve “İşe alındınız!’’ müjdesinin yanında olumsuz cevaplar vermek zorunda da kaldım. İnsan Kaynakları’nda

çalışmanın en zevkli yanlarından biri ise bütün departmanlar ile her zaman iletişim halinde olunmasıdır ki bu da bir sürü imzalanacak belgenin durmadan getirilip götürülmesini gerektirir. Bu sayede benim de diğer departmanları tanıma fırsatım oldu ve diğer departmanlar hakkında da bilgi edindim. Her zaman personelin tarafını tutan, onların sadece dertlerini değil mutluluklarını da paylaşan ve hatta şirketin başarılarını personelle birlikte kutlayan, güler yüzlü, sürekli personelin motivasyonunu yüksek tutma delisi bir ekiple çalıştım. Kariyerimin başlangıç noktasındaki bu staj süreci bana hem tecrübe, hem de özgüven kattı. Mezun olduktan sonra neler yapabileceğim konusunda bana yol gösterici oldu. Ayrıca zorunlu staj hükmünü yemiş olan arkadaşlarım bilir, bu süreç sonunda yazılması gereken bir rapor vardır ki yazdığınız şeyler bünyenizde “Vay be, ben neymişim!’’ hissiyatı uyandırabilir.:)

Elif Ük elif.uk@boun.edu.tr Turizm İşletmeciliği - 3. sınıf Swissotel Bosphorus

2 + 1 Kombili Caddeye yakın Kiralık Daire 0535 327 77 77 Uçak Savar’da 2+1 deniz manzaralı Kiralık Daire 0535 327 77 77 1+1 okula 1 dakika mesafedeki evime ev arkadaşı arıyorum. 05057805434 Kaya Spor 2. el ev eşyaları alınır satılır. 0212 263 01 04, 0507 249 22 82, 0532 468 78 89 Satılık ev eşyaları: Yatak & baza – 250 TL Dolap &şifonyer – 250 TL 3 büyük halı, 2 masa, tek kişilik 4 koltuk vs. bulunmaktadır Fiyatlar konuşulur. 0555 850 12 19 Cami sokaktaki evimizde, 4. erkek Ev arkadaşı arıyoruz. Kira 300 TL + depozito 300 TL (Evde yatak, baza, dolap gibi ev eşyaları da satılmak üzere bulunmaktadır.) 0555 850 12 19 Washburn X Series siyah elektronik gitar, amfi ile beraber. 05388496489

Boğaziçi Üniversitesi’nin Tek Kampüs Gazetesi Dinamik Gazete’de Herhangi Bir İlanınızın Yer Almasını İstiyorsanız; dinamik@buik.net adresine veya 0212 359 68 14 numarasına ilanınızı bildirebilirsiniz.

23


C

M

Y

CM

MY

CY CMY

K


Dinamik Gazete 2. Sayı